Sosyal Siteler

Facebook GrubumuzYoutube Kanalımız

Bilim ve Gelecek

Bilim Ve Gelecek Dergisi Online Aboneliği

Sitede Ara

 

Söyleşiler

Ender Helvacıoğlu İle Yapılan Söyleşi
Yayınlanma: 14 Nisan, 2009

 Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu
 
 
 T.D: Türkiye gibi bir ülkede bir bilim dergisinin -hem de emekten ve emekçiden yana olan bir derginin- genel yayın yönetmenisiniz. Sizce böyle bir görev ne anlam taşıyor?
 
 E.H: Biz hem emekten hem de bilimden yana olunabileceğini göstermeye çalışıyoruz. Dahası, emekten yana olmadan gerçek bilimden yana olunamayacağını göstermeye çalışıyoruz. Günümüzde gerek dünyada gerekse ülkemizde bilim etkinliği dar bir tünelden geçiyor. Tünelin sonundaki ışığı görüyoruz, ama o ışığa ulaşmak için zorlu bir yol olduğunu da biliyoruz. Günümüzde bilim, felsefesinden ve halktan koparıldı. Sistemin yüksek katlarında, bilim felsefesinden, dünyaya ait bütünsel bakış açısından koparıldı, tamamen sermayenin hizmetine sokuldu ve araçlaştırıldı, teknolojiye indirgendi. Emekçi kitleler ise kopkoyu bir cehalete, dinsel dogmaların, her türden hurafe ve safsatanın ağına terk edildi. Amacımız bu sürece önce göğüs germek, sonra tersine çevirmek.
 
 Bilim ve Gelecek, bilim ile toplum arasında bir köprü işlevi görmeyi hedefliyor. Amacımız bilimi hapsolduğu fildişi kulelerden çıkarmak ve toplumsallaştırmak. Bu aşamada, bilimi, bilimsel düşünceyi halka götürebilecek olan öncüleri, emekten yana bilimcileri bilinçlendirmek ve yetiştirmek gibi bir görevi görüyor dergimiz. Bu önemli bir görevdir ve henüz işin başında olduğumuzu da biliyoruz.
 
 T.D: Son beş sene baz alındığında “akıllı tasarım” safsatasının ulaştığı boyutlar konusunda neler söyleyebilirsiniz? Sizce halk bilime ve bilimsel düşünceye ne ölçüde değer vermektedir?
 
 E.H: “Akıllı Tasarım” sıradan bir fikir akımı değil. Sistemin hakim sınıflarının din ile bilimi uzlaştırma projesinin bir yansıması. “Bilimsel bir din” yaratmaya çalışıyorlar. Sistem bilimi de dini de araçlaştırmış ve bu iki araçtan da vazgeçemez. Dolayısıyla ikisini uzlaştırmaya çalışıyor; böyle bir sentez peşinde. “Akıllı Tasarım”, klasik dinsel düşünüşten farklı olarak, bilim sosu sürülmüş bir din olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle daha da tehlikeli. “Akıllı Tasarım” türünden safsatalar, bilim etkinliğinin felsefesinden koparılarak teknolojiye indirgendiği bir ortamda etkin olabiliyor.
 Öte yandan, bilimin artık öyle büyük bir itibarı var ki, dinsel düşünceleri bile bilim sosu eşliğinde sunabiliyorlar. Buradan sorunuzun ikinci bölümüne geçeyim. Halk aslında bilime büyük bir değer biçiyor. Fakat bilim halkın yaşamına teknoloji olarak yansıyor. Sistem halkı bilimsel düşünceden uzak tutmaya özel bir önem veriyor. Bilim, düşüncesinden kopartılarak halka sunuluyor. Dolayısıyla halk, bilimsel düşünceden, bilimsel refleksten hayli uzak. Ama bu halkın suçu değil. İbrahim Tatlıses’in dediği gibi: “Urfa’da Oxford vardı da okumadık mı!” Bilimsel düşünceyi halk kabul etmiyor ve dışlıyor değil; hakim sistem ona bilimsel düşünceyi yasaklıyor.
 Bilimin özgürleşmesi ile halkı özgürleşmesi bugün aynı mücadelenin iki parçası.
 
 T.D: Hemen her kesimden Harun Yahya’ya yönelik ciddi bir tepki var. Bu durum HY’nın kişiliği ve eylemlerinden mi kaynaklanıyor yoksa ‘yaratılış savı’nın topluma ve eğitim sistemimize zorla kabul ettirilmeye çalışılmasından mı?
 
 E.H: Harun Yahya tam bir şarlatan; bilimsel açıdan ciddiye alınabilecek hiçbir yanı yok. Ama dinin bilim etkinliğinin içine sızdırılmasının bir aracı olarak kullanılıyor. Arkasındaki muazzam mali destek sayesinde halk içinde etkili olduğunu görmek ve bu nedenle ciddiye almak gerekiyor. Kişiliği ve faaliyetleriyle verdiği profille, klasik dinci kesimler de dahil, topluma pek sempatik geldiğini sanmıyorum. Ama yine de etkinliği ciddiye alınmalı ve mücadele edilmeli.
 
 “Yaratılış savı”nın eğitim müfredatına sokulmaya çalışılması ise HarunYahya’nın faaliyetlerini aşan bir sorun. Bizzat gerici hükümetin bir uygulaması. Öte yandan Türkiye’nin ciddi bir laik-Aydınlanmacı birikimi var. Bu tür uygulamalar tepki çekecektir doğal olarak. Bu tepkiler, gericiliğin mızrak ucu gibi olan Harun Yahya’ya da yönelecektir.
 
 T.D: Tubitak’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nde Darwin’i sansürlemesini ve sonra da geri adım atmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
 E.H: Bilimsel açıdan tam bir skandal! TÜBİTAK devletin ülkedeki tüm bilim etkinliğini düzenleyen kurumu. Bilim ve Teknik, bu kurumun resmi bilim dergisi. 42 yıldır yayınlanan bu dergi tüm milli eğitim kurumlarına, gençlere tavsiye ediliyor. Yani devletin bilimselliğe en fazla dikkat etmesi gereken kurumu ve dergisi. Öte yandan Evrim Kuramı, tüm dünyadaki bilim çevrelerince kabul görmek bir yana, benimsenmeden artık bilim yapılamayacağı söylenen bir bilimsel kuram. Dahası 2009, Darwin’in doğumunun 200. yılı, ünlü eseri Türlerin Kökeni’nin yayınlanmasının da 150. yılı olması dolayısıyla “Darwin Yılı” ilan edilmiş. Tüm dünyada Darwin anılıyor ve Evrim Kuramı tartışılıyor. Düşünebiliyor musunuz, böyle bir durumda Türkiye’nin resmi bilim kurumunun resmi bilim dergisi Darwin’e ve Evrim Kuramı’na sansür uyguluyor. Tam bir skandal! Türkiye bilimini küçük düşürücü, aşağılayıcı bir gerici uygulama. Bu uygulamayı yapanların o mevkilerde (TÜBİTAK yöneticiliği vb.) bir saniye bile duramamaları gerek.
 
 Politik açıdan ise, AKP’nin giderek “devletleşmesi”nin nelere yol açabileceğinin de çarpıcı bir göstergesi. Politik bir iktidar, kendi çıkarları gereği, bilime müdahale ediyor. Bu, Engizisyon çağına geri dönmek anlamına gelir. Galileo’nun teleskopundan gördüğü gerçekleri mi kabul edeceksiniz, kutsal kitabın yazdıklarını mı? Gerçeği mi, dogmaları mı? AKP iktidarının TÜBİTAK’ı gerçeği yok sayıyor. TÜBİTAK yönetiminin, Engizisyon mahkemesinden bir farkı kalmamıştır artık!
 
 AKP’nin atadığı TÜBİTAK yönetiminin pek fazla geri adım attığını sanmıyorum. Sadece gelen tepkiler yüzünden sorunun üstünü kapamaya çalışıyorlar. Skandalı, iç süreçlerden kaynaklanan bir teknik aksaklık olarak sunmaya çalışıyorlar. Ama mızrak çuvala sığmıyor. TÜBİTAK’ın ve dergisi Bilim ve Teknik’in artık bilim ve araştırma kavramlarıyla bir ilgisi kalmamıştır.
 
  T.D: Din-tanrı ikilemi özellikle internet camiasında son yıllarda çokça sorgulanır oldu. Sadece bizim gibi sitelerde değil pek çok farklı sitede de din/tanrı/ateizm konulu forumlara rast gelmek mümkün. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
 E.H: Bu bütün dünyada tartışılan bir konu. Türkiye’de ise özellikle tartışılıyor. Bilindiği gibi laiklik, dincilik, türban, mahalle baskısı gibi konular Türkiye siyaset arenasının da başat tartışma konuları arasında yer aldı. Dinciliğin (İslamcılığın) yükselişi, bilimin alanına girmeye çalışması, ister istemez bir tepki yaratıyor ve teorik düzlemde de bu tür tartışmalar yoğunlaşıyor.
 
 Bilimin içine sızılmaya ve “bilimsel bir din” yaratılmaya çalışılırsa, bilim de yanıtını verecektir. Bir anlamda bu tartışmayı tetikleyenler dincilerin kendisi oldu. Tanrıyı bilim alanına sokmaya çalışırsanız, onu tartışılır kılarsınız. Çünkü bilim böyle bir alan. Hiçbir şeyin mutlak kabul edilmediği, tartışılır olduğu, dogmalara kapalı, ucu açık bir alan. Bilimin sadece üç kitabı yok! Yaratılışçılığı “akıllı tasarım” gibi biçimlerle bilimin alanına sokmaya çalışırsanız bilim de doğal olarak der ki: “Hoş geldiniz. Ama önce deneylerinizi, gözlemlerinizi, tezinizi destekleyen olguları, kanıtlarınızı sunun. Bizde işler böyle yürür.” Böylece “yaratıcı” da bilimsel bir tartışma konusu haline gelir. Sanırım bu iş Tanrı’nın da canını sıkıyordur!
 
 T.D: Bilim ve Gelecek Dergisi’nin 61 sayısında ‘devlet dini’ ve ‘halk dini’ şeklinde bir ayrıma gitmiştiniz. Halkın inancını serbestçe yaşaması-yaşayabilmesi bizim açımızdan da önemli bir tespit. Bu bağlamda Diyanet ve işlevini değerlendirebilir misiniz?
 
 E.H: Egemenlerin dini ile halkın inançları ayrımının yapılmasını, Sol’un dine yönelik geliştireceği yaklaşımlar için önemli olduğunu düşünüyorum.
 
 Kurumsal bir yapı olarak dinler, uygarlık ile, yani insan topluluklarının karşıt sınıflara bölünmesi ile ortaya çıktı. Devlet, ordu ve din, bütün bunlar, aynı toplumsal koşulların ürünüdür ve “uygarlık paketi”nin farklı işlevleri üstlenmiş mekanizmalarıdır. Nasıl devlet yönetim tekeli, ordu silah tekeli demekse, din de inanç tekeli demektir. Din, bir düzen getirdi. Halkın inançlarını soyutladı, düzenledi, kurumsallaştırdı. Ama aynı zamanda bir yabancılaştırma da getirdi. Halk. İnançlarına yabancılaştı. İnancı kendisinin olmaktan çıktı, kendisine dikte edilir oldu. Neye inanacağı din adamları (egemenler) tarafından tespit edilir oldu. Din, düzenlenmiş, kurumsallaştırılmış inançtır; ama aynı zamanda yabancılaştırılmış inançtır.
 
 Diyanet türü kurumlar, bu süreç içinde yaratılmış araçlardandır. Tabii eskiden çok daha baskıcı, dikte edici, tekelleştirici kurumlar vardı. Diyanet bu kurumların bir kalıntısıdır. Sosyolojik olarak bu tür kurumları böyle değerlendiriyorum. Politik anlamda ise Diyanet türü kurumları (inanç tekeli yaratmanın aracı olan tüm kurumları), sistemin ve mevcut iktidarın ilericiliği-gericiliğine göre somut olarak değerlendirmek gerek. Bugün Türkiye’deki hakim sistemin hiçbir ilerici yönü kalmamış, çürümüş ve kokuşmuştur; doğal olarak sistemin bir aracı olan Diyanet de öyle.
 
 Sözünü ettiğiniz yazıda egemenlerin dini - halkın inançları ayrımını, halkın inançlarını özgürce yaşayabilmesi noktasına vurgu yapmak için irdelemedim. Bu da önemli tabii, ama esas amacım bilimin toplumsallaşması, halkın laikleşmesi ve bunun büyük bir zemininin olduğunu göstermekti.
 
  T.D: “Turan Dursun” değerlendirmenizle ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
 
 E.H: Üzerine sayfalar dolusu yazı yazılabilir, ama kısaca belirteyim. Bir kere Turan Dursun bir Aydınlanma kahramanıdır. Korkmadan, çekinmeden, dinsel dogmaların, her türlü hurafe ve safsatanın üzerine gitti. Bizzat bu dogmalar-safsatalar dünyasının içinden gelen ve kendi iç dinamiği ile onları aşan, dolayısıyla o dünyayı çok iyi tanıyan bir insan olduğu için -örneğin bizim gibi dışardan konuşanlara oranla- çok daha etkili oldu. O, örümcek ağları içinde yetişmiş bir gencin bu ağları nasıl parçalayabileceğinin ve giderek bir Aydınlanma öncüsüne dönüşebileceğinin somut bir kanıtıydı. Turan Dursun tam bir savaşçıydı. Bu nedenle egemenler açısından çok tehlikeliydi ve bedenen ortadan kaldırıldı.
 
 İkinci olarak Turan Dursun, din olgusuna toplumcu açıdan yaklaşım konusunda -benim inceleyebildiklerim arasında- Türkiye’nin yakın tarihindeki en önde gelen iki düşünürden biridir (diğeri Dr. Hikmet Kıvılcımlı). Farklı yöntemler kullanmışlar, dolayısıyla farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir ama bence birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ortak noktaları, egemenlerin dinini acımasızca eleştirmeleri ve halkın zorla değil, aşağıdan yukarıya, içerden ve dostça yaklaşarak nasıl dönüştürülebileceğinin teorik ipuçlarını sunmalarıdır.
 
 Kıvılcımlı bir sosyalistti ve diyalektik materyalist yöntemi bu alana çok parlak bir biçimde uygulamıştır. Dursun’u ise “sosyalizmle temas etmiş bir Aydınlanmacı”, “sosyalizan bir Voltaire” olarak tanımlamak doğru olur. Kıvılcımlı işin sosyolojik yönüne yoğunlaşmış ve din olgusunu anlamaya çalışmıştı. Turan Dursun daha çok düşünsel düzlemde keskin eleştiriler getirdi egemenlerin dinine. Bu konuda daha ayrıntılı bir inceleme yapmayı önemli buluyor ve istiyorum. İki düşünürden de bugün için öğreneceğimiz çok şey var.
 
 Turan Dursun ile daha önce çalıştığım bazı yayınlarda (Saçak, 2000’e Doğru, Teori) mesai arkadaşlığım da oldu. Onun bir “genç arkadaşı ve öğrencisi” olmaktan büyük gurur duyuyorum. Kendisini bir kez daha saygıyla anarım bu vesileyle...

-

Anket

Bu ayın Dünya Emekçi Kadınlar Gününü içerdigi göz önüne alındığında, sizce İslam'da kadın-erkek haklar bakımından eşit midir?

 a) Evet, İslam'da kadın ile erkek eşit haklara sahiptirler.
 b) Evet, İslam din olarak kadın ve erkeğe eşit hak vermiştir, ama uygulama erkek egemenliği doğrultusunda gelişmiştir.
 c) Hayır, İslam'da kadın-erkek eşitliği yoktur. Ve zaten kadınla erkeğin eşit haklara sahip olması uygun olmaz.
 d) Hayır, İslam'da kadın-erkek eşitliği yoktur. Dolayısı ile İslam, ana öğretilerinden vazgeçmeden modernize edilmelidir.
 e) Hayır, yoktur. Çünkü İslam, 1400 yıl öncesinin Arap örf-adetlerinden çıkma, evrenselliği olmayan, insan ürünü bir öğretidir.
 f) Hiçbiri

Sonuçlar

Oturum Paneli

Kullanıcı adı:
Şifre:
Beni Hatırla

Üye değil misiniz?
Kayıt Olun!

Şifrenizi mi Unuttunuz?

Sitemizden Haberler

Yeni YouTube Kanalımız ve Video Bölümümüz
Yayınlanma: 15 Şubat, 2010

Değerli TD Sitesi Üyeleri ve Okurları,

uzun bir aradan sonra tekrar faaliyetlerine başlayan sitemizin Video Çalışma Grubu, ilk iş olarak daha önce hazırlanmış olan toplam 27 çalışmayı iki ayrı platformda toparlamış ve ilginize sunmuş bulunmaktadır.

Videolarımızı TD Sitesinin YouTube Kanalında izleyebilirsiniz.

Yanısıra bütün videolarımız, (daha düşük çözünürlükte) Ana Sayfamızın Video Bölümünde de yer almaktadır.

Devamı...




Prof. İlhan Arsel'i Kaybettik
Yayınlanma: 9 Şubat, 2010

Değerli hocamız Prof. İlhan Arsel'i 7 şubat 2010 pazar günü kaybettik.

1921 yılında doğan İlhan Arsel akademisyen, öğretim görevlisi ve yazardı. Turan Dursun'un yakın dostu da olan İlhan Arsel özellikle İslam dinini ve semavi dinleri eleştiren kitapları ile tanındı.

Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

İlhan Arsel Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1942 yılında aynı fakültede doçent ve profesör oldu. Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doktorasını yaptıktan sonra, otuz yıldan fazla bir süre boyunca üniversite öğretim üyeliğinde bulundu; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde "Anayasa Hukuku" dersleri verdi. 27 Mayıs Darbesi'nin ardından yeni bir anayasa tasarısı hazırlamakla görevli on kişilik İstanbul Komisyonu'na, ve daha sonra Kurucu Meclis Öntasarısı'nı oluşturan beş kişilik komisyona üye şeçildi. 1966 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu'na Kontenjan Senatörü olarak atandı. Daha sonra tekrar üniversiteye döndü. 1971 yılında, merkezi New York'ta bulunan "Inter-University Associate" kuruluşuna danışman ve araştırmacı olarak alındı ve bu kuruluşun kronolojik yorum esasına göre yayınladığı "Constitutions of the Countries of the World" (Dünya Ülkeleri Anayasaları) adlı 14 ciltlik yapıtın "Türkiye" ve "Belçika" bölümlerini (1971 yılı itibariyle) hazırladı. 1975 yılında, ders vermekte bulunduğu Ankara Polis Enstitüsü'nden istifa etti. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden de istifa etti. Bu tarihten itibaren araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etti.

 

Devamı...




Soner Yalçın ve Naima Dursun Haberi
Yayınlanma: 22 Ocak, 2010

17.01.2010 Tarihinde Hürriyet gazetesinde Soner Yalçın imzalı yazıda Naima Dursun'un intiharı

konu edinilmiştir.

Baştan aşağı duyarlı vicdan sahibi bir gazetecilik örneği verilen yazıda muhtemelen bir dizgi hatası

nedeniyle Naima Dursun'un ölüm tarihi Turan Dursun'un katledilişinden 20 yıl sonra olarak gösterilmiştir.

Naima Dursun'un canına kıyması 2004 yılında gerçekleşmiştir. Yani olay yeni değildir.

Sitemize gelen başsağlığı dilekleri üzerine bu açıklama zorunlu hale gelmiştir. Sayın Soner Yalçın'ın da  

bu hatayı düzelteceğine inanıyoruz.

Saygılarımızla....





Mucize Yalanları Sitemiz Yayına Başladı
Yayınlanma: 10 Ocak, 2010

Değerli Turan Dursun Sitesi Üyeleri ve Okurları,

Hurafelere, batıl inançlara ve dogmalara karşı aklın, bilimin ve sağduyunun sesini gürleştirmek adına, katkıda bulunmaya çalıştığımız aydınlık mücadelesinde Turan Dursun Sitesi olarak bir önemli projeyi daha hayata geçirmiş bulunmaktayız:

MucizeYalanları.com adlı yeni Sitemiz bugün yayın hayatına başlamıştır.

Sahte bir bilimsellik maskesiyle, Kuran'da bilimsel mucizeler bulma girişimi son yıllarda, özellikle internet ortamında gittikçe yaygınlaşmış ve birçok inanırın adeta itikadi dayanak noktası haline gelmiştir.

Harun Yahya, Ömer Çelakıl ve diğerleri gibi baş mucizecilerin iddialarına, derli toplu, kapsamlı ve somut yanıtlar sunacak olan Mucize Yalanları Sitemizin internet ortamında önemli bir boşluğu kapatacağını düşünüyoruz.

Bugün doğumunu kutladığımız sitemiz, sürekli yenilenecek, geliştirilecek ve yeni mucize reddiyeleriyle genişletilecektir.

Bu süreçte hepinizin ilgi ve katkılarını da bekliyoruz. Yeni Sitemizdeki mucize reddiyelerinin altındaki linkten forumumuzda somut metinle ilgili açılmış olan başlığa ulaşabilir, görüşlerinizi, sorularınızı, eleştiri ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Projenin başlangıcından bu güne kadarki süreçte katkılarını esirgemeyen tüm arkadaşlarımıza ve Mucize Yalanları Çalışma Grubuna teşekkür ederiz..




Harun Yahya'nın Sitemiz Aleyhinde Açtığı Dava Red Edildi
Yayınlanma: 24 Kasım, 2009

Harun Yahya'nın geçtiğimiz yıl sitemiz aleyhinde açtığı dava bugün sonuçlandı.

İstanbul'da süren duruşmanın bugünkü son celsesinde hakim red kararı verdi.

Harun Yahya olarak da anılan Adnan Oktar evrim teorisi aleyhindeki yayınları ve sık sık hakkında açılan davalarla biliniyor.

Harun Yahya, sitemizin forum bölümlerinde kendisine hakaret edildiğini iddia ediyor ve manevi tazminat talep ediyordu.





Yazar Arif Tekin Sitemizde
Yayınlanma: 17 Kasım, 2009

Araştırmacı Yazar Arif Tekin 18 Kasım 2009 tarihinde itibaren sitemizde yazmaya başlayacak.

"Kur'an'ın Kökeni", "Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları", "Sumerler'den İslam'a Kutsal Kitaplar ve Dinler", "Kur'an'da Allah" kitaplarının yazarı olan Arif Tekin site ana sayfamızda bulunan Yazar Köşesi'nde yazmaya başlayacak.

Sayın Arif Tekin'e teklifimize olumlu yanıt verdiği için teşekkür ediyor ve site yönetimi adına hoş geldiniz diyoruz.

Konuyla ilgili forum başlığımız aşağıdaki linktedir:

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=14718

Arif Tekin Kimdir?

Diyarbakır ili, Kulp ilçesi Akdoruk (Gavgas) Köyü'nde doğdu...

 

Devamı...




Ekim 2009 Ayın Makalesi Yarışması Sonucu
Yayınlanma: 12 Kasım, 2009

Turan Dursun Sitesi Forumları Ekim 2009 En İyi Makale Ödülü "Allah varlığını kesin olarak bildirseydi imtihanın anlamı kalmazdı'' Argümanı" adlı forum yazısına verilmiştir.

Birinci olan makale Dinlerden Özgürlük Grubu (DÖG) forumunda yapılan oylama sonucu belli oldu.

Söz konusu makaleye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.turandursun.com/forumlar/...53&postcount=1

Makalenin yazarı olan ulpian'ı tebrik eder katkılarının devamını dileriz.




İngilizce Sitemiz Yayınına Başladı
Yayınlanma: 28 Eylül, 2009

Sitemizin İngilizce versiyonu turandursun.net bugün yayınına başladı.

İngilizce sayfalarımız daha önce sitemizde alt sayfalar olarak yer alıyordu. Dolayısıyla yabancı ziyaretçilerimizi önce Türkçe sayfalar karşılıyordu. Yeni sitemiz giriş sayfasından itibaren tamamen İngilizce. Yakın bir zamanda Almanca sayfalarımız da turandursun.net'e aktarılacak.

Turan Dursun Sitesi'nin dışa açılımında önemli bir adım olan turandursun.net sayesinde yabancı dostlarımızla daha sıkı bir ilişki ummaktayız. 





Bu Akşam Haberturk TV Kanalında Evrim Teorisi tartışması
Yayınlanma: 14 Ağustos, 2009

Bu akşam (14 ağustos 2009 cuma) Habertürk tv. kanalında saat 21.00 civarlarında evrim teorisi konulu bir tartışma programı yapılacak. Programa sitemizde köşe yazarlığı da yapan Bilim ve Gelecek Dergisi'nin yönetmeni Ender Helvacıoğlu'nun yanısıra  Yard. Doç. Dr. Hasan Aydın ve Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy katılacaklar.

Sitemizde programla ilgili bir forum başlığı da açılmıştır:

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?goto=newpost&t=11868





Tarihsel Gerçekler Işığında Çağrı Filmi
Yayınlanma: 2 Ağustos, 2009

Sitemizin Video Çalışma Grubu, Çağrı filminin eleştirel değerlendirmesi üzerine olan video belgesel çalışmasını tamamlayarak yayına soktu. Otuz üç dakikalık belgeselimizi Video sayfamızdan izleyebilir veya bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Devamı...




2 Temmuz Özel Duyurumuz
Yayınlanma: 8 Temmuz, 2009

2 Temmuz Madımak Katliamı Turan Dursun Sitesi Özel  Bülteni olarak geniş kesimlere duyuruldu.

“Allah’ın emirlerini yerine getirmek için ciddiyetle gayret et; gevşeklik gösterme! Müslümanları öldürenleri ele geçirirsen onları başkalarına ibret olacak şekilde öldürerek öçlerini al! Şayet Allah sana zafer nasip ederse onları (mürtedleri) ateşte yak!

Tarihçi Taberî'ye göre bu emir Buzâha Savaşı sonrası komutan Hâlid’e, Ebubekr tarafından verilmiş...
Taberî, Halid'in bu emri canla başla yerine getirdiğini anlatır...

Devamı...




Sonraki sayfa >>