Site Haritası
ENGLISHDEUTSCH
LİNKLER
BÜLTEN ARŞİVİ
KİTAP ALIMI
HABER ARŞİVİ
DİN KARŞITI FELSEFELER
BİLİYOR MUYDUNUZ?
KUTSAL KİTAPLAR
- KURAN'IN ELEŞTİRİSİ
- TEVRAT'IN ELEŞTİRİSİ
- İNCİL'İN ELEŞTİRİSİ
VİDEOLAR
ARİF TEKİN
ÇEVİRİ ÇALIŞMALARIMIZ
ARAŞTIRMA DOSYALARI
SİZLERDEN GELENLER
Köşe Yazıları


Sitede Ara
Söyleşiler
Aralık ayı söylesi konugumuz Alevi bir ailede dogup büyümüs olan sitemiz katılımcısı Pervane…
TD: Merhaba.. Dinsel geçmisini anlatır mısın?
Pervane: Ben Alevi idim. Bugün geçerli olmasa da Alevi Aileler çocuklarına -baslangıçta birazda güvenlik kaygısıyla olsa gerek- inançsal hiçbir bilgiyi aktarmaz; çocuk ‘sırlar dünyası’nda büyür. Bir gariplik vardır; ergenlik çagında ancak tanısırsınız Alevilikle… Alevi, hayatının ilk dönemlerinde dini özgürlük ve hosgörü konusunda çok sanslıdır. Çünkü çocuk kutsaldır; evleninceye kadar da masum kabul edilir.
Benim dinle ilgili geçmisim de iste bu gizli boslukla basladı. Dine yönlendirici bir faktör olmayınca biraz da çocuksu bir çaresizlikle kendime bir kurtarıcı edinmistim. Bugün geriye baktıgımda aslında inanıs seklimin çevremdeki iki inancın özelliklerini tasıdıgını düsünüyorum.
“Kırgındım! Bir yabancılık duygusuyla aklıma ne geliyorsa didiklemeye basladım.”
Sayıları az da olsa Sünnilerle iç içe yasıyorduk. Bir yaratıcıya mutlak gereksinim oldugu fikrini onlardan, kutsalları ise Alevi olan aile çevremden almıstım. Bir süre bu iki mezhebin ögretileriyle avundum. Geçirdigim bir travma sonucu yaptıgım sorgulamalar ateist Pervane’nin özgürlüge ilk adımları olmustu.
Aleviligi arastırmaya elime geçen bir kitapla basladım. Bu kitap –sözde- bir bölgenin tarihi gerçekleri üzerine yazılmıstı ama tarihten çok Alevi yasam tarzına küfür maksatlıydı. Okudukça gözlerim büyüyor, büyüyen bu gözler ailem ile birlikte etrafımdaki diger Alevilerin yasamları üzerine odaklanıyordu? Acaba yazarın anlattıkları gerçekten yasanmıs mıydı? Yasam seklimizi belirleyen kaynak neydi? Kırgındım! Bir yabancılık duygusuyla aklıma ne geliyorsa didiklemeye basladım. Kitaptaki iddiaların kaynagındaydım; nasıl bir seydi bu Alevilik?
‘Sır’ sözcügü o kadar çok telaffuz ediliyordu ki “ortada büyük bir dolap dönüyor” diye süpheye düsmemek elde degildi. “Sırrını kimseye söyleme!” Söylenmemesi gereken sey neydi acaba? Dikkat kesilmistim.. Her konusmaya kulak kabartıyor, her ibadeti basından sonuna dek izliyordum. Dogada canlı, cansız ne varsa ona yönelip çare aramakla olusan Semah’ta nasıl bir kötülük gizliydi? Oysa bu insanlar saz çalıp, agıt yakıyordu sadece. Ve bu nasıl bir acı severlikti? Hasan’la Hüseyin’in maruz kaldıgı haksızlık ve iskence onlardan esirgenmis miydi?
“Ali her seydi; bütün evren bir kisinin bedeninde toplanmıstı…”
‘Kamil insan’ mertebesine ulasmak için eziyet çekilmesi gerekiyordu. Sabırlı olmanın geregi ve çekilen çilelerin karsılıgının bir gün mutlaka kisiye dönecegi inancı vardı. Bu nasıl, ne zaman ve nerede olacaktı? Iste bu tam bir muammaydı... ‘Cennet ve Cehennem’ sözcükleri hiç kullanılmıyordu. Sırat Köprüsü’nden geçis vardı ama amaç köprüyü geçmekti; gidilecek yerden bahsedilmiyordu…
Çevremdeki birçok kisi Arapça okuma-yazma biliyordu ama Kuran sadece agır bir hastalık döneminde veya cenaze varsa okunuyordu. Kuran’da bahsi geçen konular anlatıldıgında “Bu kitapta Ali nerede?” ile baslayan sorularıma bu yaslı amcalar agız birligi etmisçesine “Gerçek Kuran bu degildir!” cevabını veriyorlardı.
Ali her seydi; bütün evren bir kisinin bedeninde toplanmıstı. Bütün hikayeler onun gücünü anlatarak baslamıs, haksızlıklar karsısındaki sabrı ve dogru durusuyla devam etmis, gözyaslarıyla da bitmisti. Bu hikayeler nereden alınmıstı? Anlatıcılar Muhammed ve Ali’yle birlikte mi yasamıstı?
Büyüklerimden biri elime bir ‘buyruk’ tutusturdu. Türkçe ilk baskısı sandıktan çıkarılmıstı. Bu kitabı okumakta zorlanıyordum; tam Türkçe degildi! Bir kaç sayfadan sonra kitapta anlatılanların ne kadar çok eklenti yapılarak halka nakledildigini anladım. Bir Ali’den ‘bin Ali’ serisi üretilmisti.
‘Pir’ gelip “Allah Allah! Ya Muhammed; ya Ali!” nidaları esliginde halkı mistik bir havaya büründürüyor; gittiginde hayat sanki normale dönüyordu. Benim için Pir’in varlıgı-yoklugu çok önemli degildi. Dogayla bas basa, birbirimize yetiyorduk…
Karanlık korkusu beni mesgul eden konulardan biriydi. Güne yeni baslarken günesi görmek büyük bir mutluluk kaynagıydı. Sabahları dogan güne yüz dönülüp dua edilirdi. “Isıgını üzerimizden eksiltme; bizi aydınlıgından mahrum bırakma!” diye… Hele Ay ve Günes tutulmaklarındaki törenler muhtesem gösterilere dönüsürdü. “Günes darda; Ay sıkıstırılmıs bizden destek bekliyor!” Bu tapımdaki bütünlük ve alıs-veris çok sevimliydi. Roller degisebiliyor, birkaç saat önce yardıma çagrılanın yardımcısı bu defa sen olabiliyordun. Ilginin çogu göge yönelikti; var olan her sey canlıydı! Silahlar gökyüzüne sıkılır; yakarıslarla kurbanlar kesilirdi. Keyifliydi…
"Budist Ögretileri kaynagından bihaber “Ali’ninki” diye aktarılıyordu.”
Alevi bazen akan bir suyla, bazen bir kayayla, bazen bir agaçla sürekli konusarak dertlesir; sıkıntılarının duyulduguna emin bir sekilde ibadette bulunurdu. Evde baska, dogada baska tapınma sekilleri vardı. Evde Ali, dısarıda evren... Ortada duyacak kimse yokken bu yakarıs niyeydi? Nihayetinde “medet” diye imdada çagrılan Ali insandı ve ölmüstü; bir ölü nasıl imdada yetisebilirdi? Günesin kulakları var mıydı? Yüz sürülen kaya nasıl bir yardımda bulunabilirdi? Bazen bir kus insan donuna bürünüyor, bazen bir geyik evliya oluyordu. Bir de hayali kahramanlarımız vardı. Sıklıkla anılan ‘Hızır Aleyhisselam’ gelip elimizden tutacaktı. Kamil insan olabilmek için çok yardıma ihtiyacımız vardı. ‘Gerçegin sırrına ermek’ için insani zaaflardan sakınmak, hedefe odaklanmak elbette zordu. “Islamiyet’le Aleviligin koptugu nokta tam olarak burada” diye düsünüyordum; “Bir olmak, yaratılısın sırrını çözebilmek için yaratan olmak….” O seviyeye ulasmak için yasam süresinin yetersizligi karsısında bir sansın daha bulunması rahatlatıcı bir durumdu.
Öldükten sonra dünyaya bir daha gelinecek, tekrar denenecekti. Bazen eski Yunan Tanrıları’nın maceraları evliya mucizeleri olarak, bazı Budist Ögretileri de kaynagından bihaber Arabistan Çölü’nde yasamıs “Ali’ninki” diye bize aktarılıyordu.
Ne yana dönsem bir kutsala rastlıyordum. Bu karmasada hangisi biz idik veya nerede bulusmustuk; baslama çizgisi neresiydi? Bütün evreni dolasıp geri dönen gezgin bir topluluk sanki karsımda duruyordu. Alevi Yasam’ın sırrını çözmek için var olan tüm yol seçeneklerine basvurmustum.
Anlatılan Alevilik, yasanan Alevilik, yasatılması için dayatılan Alevilik; üçü bir arada… Anlatılan ve dayatılan arasında sıkısan, olumsuzu redde yönelik direngen yasam….
TD: Bir inanç biçimi olarak ele alındıgında Aleviligi bir din, bir afyon olarak nitelendirebilir miyiz?
Pervane: “Alevilik din midir, dinler toplulugumudur?” diye soruldugunda cevabim “dinlerin kaynasması” olurdu. Bir yandan da “kırk din bir araya gelmis; yine de insanoglunun merakına çare olamamıs” diye düsünüyorum. Aleviligin Islam’a bakan tarafı afyondur aslında.. Diger dinlerden toplanan tarafı da yeterince batıl… Bir sekildeki dinler karısımı günümüz baskın dinlerinin olumsuzlarını tasıyor. Din emir olmaktan ziyade kendiliginden edinilen görev niteliginde; yasamı düzenleyici kurallar dinden çok iyi ve kötünün sonuç seçmeleri…
“Din üzerinden rant Alevilerin de yabancı oldugu bir konu degildir.”
Alevi yalnızdır; kurallarda dayatma yoktur! Seçimlerinin sorumlusu kendisi ve ailesidir. Çıkmaz bir çaba, bir dönüstür. Tabi ki tarihi organize iktidar oyunlarıyla donatılınca Alevinin ince noktası yakalanmıs ve dinsel beklentilerinin resmi olarak karsısına ‘Ali Tablosu’ konmustur. Çünkü Alevi’nin ulasmak istedigi nokta tabloda özenle resmedilen ‘Ali Modeli’dir. Ali ‘öz’e ulasan kisidir… Insanüstü özelliktedir. Sesli söylemeye cesaret edilmese de Ali ‘tanrı’dır; mesafeyi kaldırmıs ve ‘bir’ olmustur; izi sürülmelidir!...
Ulasılmak istenene gidis yollarından bir digeri yine Ali’nin köklerinden destek almak ve bunları rehber edinmektir. Ali’nin tüten ocagı Pir, Dede, Mürsit gibi Aleviligin ticari kısmıdır. Hizmet karsılıgında bir bedel söz konusudur. Babadan ogula geçen mucize dolu yalanları “ceddim adına” diyerek tezgâha seren bu sahıslar bu dinin uyutan faktörü olmaya günümüzde de devam ediyor. Yani din üzerinden rant Alevilerin de yabancı oldukları bir konu degildir. Bu insanların meslegi Cem’de yönetmenliktir. Verdikleri hizmetin faturasını kendilerini kutsal kabul ettirerek topluma ödetmeleri benim Aleviligi terk etme nedenlerimden biridir.
TD: Alevi ve Sünni Inancı karsılastırdın mı; bugünkü bakıs açınla neler söyleyebilirsin. ?
Pervane: Sünni inancı ayrıntısını pek bilmememe ragmen zamanla ögrendigim bir konu. Ailemize bu inançtan katılımlar oldu. Ama ben bu iki inancın benzer tarafını bulabilmis degilim.
“Namaz kılan birini ilk görüsümde hayâl kırıklıgı yasamıstım!”
Alevilik çok sesli, görüntülü bir inançtır. Sünnilik’te görüntü yok. Alevilikteki “Benim Kâbem insandır” sözü bu görüntü ihtiyacından geliyor diye düsünüyorum. Alevi günün 24 saatinde her an ibadete hazırdır. Sünni ise ibadet etmek için hazırlık yapmak zorundadır. Alevi inancı ‘alıs’tır. Hareketli ve sabırsızdır; hak talebidir, coskuludur! Yalnızken bile yakarısı seslidir. Günah kavramı siliktir. Insan yücedir. Tanrı üzerinde odaklanılmaz! Alevi, korkusunun nedenini insanoglunun çözemedigi doga olaylarında arar.
Namaz kılan birini ilk görüsümde hayâl kırıklıgı yasamıstım! “Bu kadar mı; iki egil-kalk, bitti” diye düsünmüstüm. Oysa Alevi’nin trans için zamana ihtiyacı vardır. Bir tek Kurban Bayramı ve kurban kesme kısmında benzerlik bulabilmistim. Bu benzerlik de zaten Islamiyet öncesine aitti. Bununla birlikte Ali bu kadar baskın bir kisilik, esi Fatma ise adının dısında ünsüzdü. Alevi ve Sünni Kadın’ın konumu arasındaki fark da çok belirgindi.
TD: Alevi Toplumları arasında görüs ayrılıkları var: “Islam’ın bir koluyuz” diyenler; “Gerçek Islam biziz” diyenler ve “Islam’la alâkamız yok” diyenler. Dogrusu nedir ve niçin böyledir?
“Ne indirilen kitap, ne Muhammed, ne de Cebrail onların ilgi alanına giriyordu.”
Pervane: Aleviler arasında bu görüs ayrılıkları en yogun dönemini yasıyor. Aslında Alevileri bu ayrılık noktasına getiren sürece bakmak lazım. Geçmisimde ülkenin farklı yörelerinde bulunan Aleviler’in zaman zaman bir araya geldiklerinde ne konustukları meraklarımdan biriydi. “Allah sözcügünü kullanamayan bu insanlara neler oldu böyle?” diye düsünmeden edemiyorum. Alevilerin Islam’ı yüceltmek veya alasagı etmek gibi bir konuları hiç olmamıstı. Islam diniyle sadece Ali ve evlatlarının hareketlerinden dolayı ilgiliydiler. Ne indirilen kitap, ne Muhammed, ne Cebrail onların ilgi alanına giriyordu.
Anlatılan (Alevi Diyaneti) Alevi Yasam’a etki eden sey Ali’nin akrabaları ve akrabalık baglarının günümüzde nasıl ‘leh’te kullanılabilecegi ve “gerçek Müslüman bizleriz” teziyle iktidara yaranarak yer edinme çabası… Aleviler’in sözcüsü rolüne soyunan ve din üzerinden kazanım hedefleyen zihniyet ile ülkede Alevilikle karıstırılan Şiilik... “Islam’ın bir kolu oldukları” iddiasını Alevi’nin önüne sunan tabi ki devlet ve Şii Model’den yola çıkarak ‘Alevileri Sünnilestirme’ çalısmalarında sabırsızlık gösteren digerleri! “Islam’la alâkamız yok” diyenler de bu iki etki arasında bocalayan sıradan Alevi Vatandaslar ile sorgulayan Alevi Nüfusu…
“Bektasi’nin esegini bile yanlıslıkla camiye sokan Aleviler, kendileri o kapıdan nasıl girip çıkacaklar”
TD: Şu anki devlet yönetimi Aleviligi -gönülsüzce de olsa- Islam’ın bir kolu olarak kabul ediyor. Alevi Vatandaslar için son dönemde gelistirilen projelerden biri de ‘Cami altı Cem Evi’! Bu konuda ne düsünüyorsun? Aleviler Cem Evi’nin üst katta olmasını ister miydi? Bunun için bir girisimleri olabilir mi?
Pervane: Şu anki devlet yönetiminin modeli Şii olmamıs olsaydı eminim ki Alevilik bu kadar sesli dile getirilemezdi. Devletin kendisi de bir ‘Şii-Alevi Karmasası’ içerisindedir zaten. Gönülsüzlügünün kaynagında da hayal kırıklıkları yatmaktadır. ‘Alevi’ diye Şii’yi tarif ederken Alevilere eglence kaynagı oldugunu belirtmek isterim.
Aleviler kendileri için gelistirilen projelerin kendileri adına yapılmıs oldugu hissinden uzaklar. ‘Cami altı Cem Evi’ konusunda tüm Aleviler adına konusuyormusum sonucu çıkarılmasın. Ama Aleviler’in Cami’ye kırgınlıkları sadece anlatıldıgı gibi ‘tarihi Ali cinayeti’yle ilgili degildir. Günlük yasamda bu ibadethane yetkilileri tarafından ciddi bir sekilde incitilerek horlanmıslardır. Alevi Cenazesi’nin –mecburen- Cami tarafından kaldırma ihtiyacı karsısında saygısızca ve acısına bakılmaksızın maruz kaldıgı saldırılar düsünüldügünde demek istedigim anlasılacaktır. Cem Evleri’ne duyulan yogun istek de zaten Cami tarafından sürekli dıslanan Aleviler’in ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Bir yandan da bu ‘Cami altı Cem Evi’ birlikteliginin sonuçlarına merak duyanlardan biriyim. Bektasi fıkralarında Bektasi’nin esegini bile yanlıslıkla camiye sokan Aleviler, kendileri o kapıdan nasıl girip çıkacaklardır; sopa yiyerek mi?
Cem Evi’nin üst katta olması talebi süreç için biraz uçuk bir varsayım. Aleviler aynı çatı altında olmayı benimseyebilecekler mi? Sünniler’in bu hosgörüsü samimi mi? Önce bunların sonuçlarını görmek lazım...
TD: 10 Yıl öncesine kadar Türkiye'de Alevi olmak çok zordu. Sünni Toplum onları -siyasi yapılarıyla da iliskilendirerek- “Kızılbas” diye tanımlar ve etik olmayan bir tarzda elestirirdi. Bunun yükünü çektin mi? Sence su an durum neden farklı? ‘Güner Ümit’ olayı gerçekler açısından etkili oldu mu?
“Bunları duyunca diger suçlamalar iltifat gibi gelmisti. Alevilere “dinsiz” diyorlardı. Ben zaten dinsizdim!”
Pervane: Türkiye’de Alevi olmak için çok saglam sinirlere sahip olmak gerek. “15 yasında bir genç kızı babasıyla aynı yataga sokabilecek bir yalan”a düsüncesinde izin veren insanlarla aynı havayı solumak nasıl bir seydir varın sizler düsünün!
Bu ülkede yasayan herkes Alevilerle ilgili bilinçaltındaki bu soruna cevap alıyordu ama nedense ikna olamıyordu yada olmak istemiyordu. En çok da insanlıktan dem vuranların samimiyeti ilerletince bunu sormaları düsündürüyordu beni; kapasite bu kadardı! Hiçbir zaman cevaplamayı kendime vazife edinmedim. Bunları duyunca diger suçlamalar iltifat gibi gelmisti. Alevilere “dinsiz” diyorlardı. Ben zaten dinsizdim!…
Şu anki durumun farklılıgına gelince.. Belirttiginiz tarihlerde Aleviler üzerinde çok ince bir çalısma baslatılmıstı. O dönemde ‘basın’a yansıması mümkün olmayan seylere tanık oldum.
Bölgemdeki Alevi Köyleri’nde ilkokul çagındaki çocuklar yatılı okula yerlestirilmek bahanesiyle toplanarak farklı illerdeki okullara dagıtıldı ve aileleriyle bagları kesildi. Döndüklerinde manzara içler acısıydı. Çocuklar birer ‘küçük imam’ olmustu. Bir sonraki yıl kimse çocugunu göndermeyince ‘badem bıyıklı müftü’ köylerimizi dolasmaya basladı. ‘Pala Aleviler’in bıyıklarına söz dokundurdugunda aldıgı tepkilerden ürkmüs olacak ki ziyaretleri seyreklesti. Bu arada Alevi Köyleri’ndeki Sünni Aileler için ‘Cami insaatları’ hızlanmaya basladı. Ve sonunda 90’lı yıllara gelindi; Fetullah Gülen’in Alevi hayranlıgı, hayranlıktan da öte Alevileri Sünnilestirme saplantısı. Alevi Belediyeler’e bagıslar, kurban gönderme jestleri vs…
Güner Ümit ayrı bir sızı oldu Aleviler’in yüreginde. Alevi-Sünni Evlilikleri’nin son bulmasına bu programın sebep olduguna bizzat sahit oldum. Güner Ümit olayı ‘Susurluk Kazası’ gibiydi. Ilk defa Aleviler’in yarasına bu kadar yüksek sesli dokunulmustu. Tabii Sünni süpheciler de bu sesten feyz alarak merak dozunu arttırmıslardı. Güner Ümit olayını Aleviler için talihsizlik olarak görmüyorum. Ama bu sekilde sese dönüsmesi yanlıstı, üzüntü vericiydi. Bir yalan kendini imha etmisti; saskındım!
TD: Çogunlugu Sünni Türkiye Toplumu her ne kadar Alevileri sevmez -veya eskiden sevmez- idiyse de onların çok saygılı, sevgili, iyilikten yana ve misafirperver oldugunu düsünmekte. Aleviler gerçekten böyle midir?
Pervane: Aleviligin -‘kent dini’nden uzak olma kaynaklı olsa gerek- küçük alanlardaki yasanımı daha kendine özgüdür. Alevi seçimini iyilikten yana yapmıstır hep. Bu konuda genelleme abartılı olmaz diye düsünüyorum çürükler saglamların çoklugundan arada kaynayabiliyor. Sonsuz hosgörü dayanaklı “Karsındaki ne olursa olsun sen dogru insan ol!” ögretisi Hıristiyan kaynaklıdır. Alevi’nin misafirperverligi sadece dıs konuklar için degil, kapı komsusu için de aynı inceliktedir.
TD: ‘Türkiye Alevileri’nin kâbesi Hacı Bektas mıdır? Her sene burayı ziyaret etmelerinin sebebi ruhsal arınma mıdır?
Pervane: Hacı Bektas olayı ‘Alevileri bir kalıba sokma çabası’ndan baska bir sey degildir. “Alevilikte dinsel seyahat”; ilginç dogrusu… Alevi onaylanmak için böyle inançlara sahiptir. Bu tür bir ihtiyaç için kalkıp Hacı Bektas’a gitmesine gerek yoktur. Alevi’nin tüm alıs-verisi bu dünyayladır. Bu sebeple zaman zaman kendini test etme ihtiyacı duyar. Bunun için de bulundugu mekânda kendine bu sınavı sonuçlandıracak donanımı çok kolay edinir. Bu bazen bir pınar olur, bazen de magaradaki tas. Çünkü Alevi nereye gidecegi konusunda bilgi sahibi degildir.
“Bizim pınar bayagı bir hosgörülüydü; kurumak için Hitler veya Saddam’ın gelip su içmesini bekliyordu sanırım…”
Seçimlerinde dogru yolda olduguna dair onaya ihtiyacı vardır; bunun için o tasın içinden geçebilirse dogru yolda oldugunun kanıtı olarak rahatlar. Kötüleri ayıklamak için kötü insana engel iyinin geçisine izin veren magaradaki delikten baska –sözde- kötü bir insanın içmek için egildiginde kuruyan pınarlar vardır bu inançta. Bizim köyde de vardı. Her nedense ben kuruduguna hiç sahit olmamıstım. Bizim pınar bayagı bir hosgörülüydü; kuruması için Hitler veya Saddam’ın gelip su içmesini bekliyordu sanırım…
TD: Kürt olanlar dısındaki Aleviler Atatürk’ü niçin bu kadar hiddetle savunurlar? Bu bir sıgınma veya tutunacak dal olabilir mi?
Pervane: Geçmiste Kürt Aleviler de Atatürk’ü hiddetle savunanlar arasındaydı. Bizim evimizde de Ali’nin resminin yanında Atatürk’ün resmi vardı. Kürt Aleviler zamanla degisime ugradı. Irk, Aleviler’de ayrıstırıcı bir etken degildi. Aleviler’e Atatürk’ün ‘Selanik Tahtacıları’ndan oldugu bilgisi iletilmis; onlar da Alevi baglarından dolayı Atatürk’ü sevmisti. Atatürk’ün Aleviler’e kayıtsızlıgının sebebini onun etrafındaki komutanların kendisini yanlıs bilgilendirmesi olarak görüyorlardı.
TD: Seni Ateizm’e yönelten ne oldu.?
Pervane: Sanırım “Aleviligin içinde Ateizm de var!” dersem tepki alacagım ama ben böyle hissediyorum. Bugün Alevilikle ilgili bir ‘ululama’ kampanyası var. Nihayetinde ilk elden dönüsüyoruz. Düsünmeyen insan yönlendirilmeye muhtaçtır. “Önümüzde duran sepetin içinde baska neler var?” diye merak duymadıgımızda birileri kendi seçimini elimize tutusturuyor. Alevilikte de durum farklı degildir. Alevi din ile ‘yas’ken fazla egilmediginden sepetteki seçimini kendi eliyle yapacak cesareti edinmede diger dinlere mensup bireylerden daha sanslıdır.
“Ailem bütün aykırılıga ragmen hep yanımdaydı”
TD: Dinlerden özgür olmayı seçtikten sonra yakın çevren ve ailen ile çatısma yasadın mı?
Pervane: Dinlerden özgürlügü seçmis olmama yakın çevremden çok ‘Ocak’ mensubu kisiler tarafından tepki gösterildi. “Yüzyıllardır neslimiz dinsizlikle ve sapkınlıkla suçlanıyor. Biz dinsiz degiliz! Müslümanlıgı en iyi biz biliriz. Onlar peygamberimizin ve evlatlarının düsmanı! Sen kandırılmıssın; aklına sokulan düsünceler onların oyunu.. Büyüklerini dinle” gibi suçlamala ve telkinlerde bulundular. Ben bunlara “Alevi Yobazları” diyorum. Bunun dısında Alevi oldugunu yeni ögrendigim kisilere yüksek sesle “Ateist’im” diyebiliyorum. Böyle durumlarda çok az sitemle karsılastım simdiye kadar.
Ailem ise bütün aykırılıga ragmen hep yanımdaydı. Dinin gerekliligi hakkında kararsızdılar. Alıskanlıklar degisime karsı istikrarsız direndi. Büyük yastakileri fazla yormamaya özen gösterdim; gençlerde aynı özene sahip oldugum söylenemez…
TDS: Sitemize nasıl eristin ve neler bekliyorsun?
Pervane: Inanç ve inançsızlık arasında gel-git içinde olan bir arkadasımla konusurken ona Süleyman’ın sarkılarından bahsetmis, bir de kaynak kitap adı vermistim. Daha sonra “Bakalım nette bu konuyla ilgili neler var?” diye arastırırken site ilk sayfada karsıma çıktı. Ilk incelemelerimde -forumdaki inançlı sayısının yogunlugundan olsa gerek- tam olarak benimseyemedim. Sonu gelmez tebligci yazıları sıkıcıydı. Sonra baktım bayagı aklı basında üyeler de var. Bir süre okudum. Önce erkeklere özel bir site gibi algıladım ve bir zaman izleyicisi oldum sadece.
Turan Dursun Sitesi’nin ülke insanına katkısının devam etmesini, bu farklı durusun bir gün düsünce ve yazıdan çıkıp sese dönüsmesini ve öncü olmasını ümit ediyorum…
TDS: Tesekkürler!... -
Anket
SonuçlarOturum Paneli
Sitemizden Haberler
Değerli TD Sitesi Üyeleri ve Okurları,
uzun bir aradan sonra tekrar faaliyetlerine başlayan sitemizin Video Çalışma Grubu, ilk iş olarak daha önce hazırlanmış olan toplam 27 çalışmayı iki ayrı platformda toparlamış ve ilginize sunmuş bulunmaktadır.
Videolarımızı TD Sitesinin YouTube Kanalında izleyebilirsiniz.
Yanısıra bütün videolarımız, (daha düşük çözünürlükte) Ana Sayfamızın Video Bölümünde de yer almaktadır.
Değerli hocamız Prof. İlhan Arsel'i 7 şubat 2010 pazar günü kaybettik.
1921 yılında doğan İlhan Arsel akademisyen, öğretim görevlisi ve yazardı. Turan Dursun'un yakın dostu da olan İlhan Arsel özellikle İslam dinini ve semavi dinleri eleştiren kitapları ile tanındı.
Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
İlhan Arsel Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1942 yılında aynı fakültede doçent ve profesör oldu. Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doktorasını yaptıktan sonra, otuz yıldan fazla bir süre boyunca üniversite öğretim üyeliğinde bulundu; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde "Anayasa Hukuku" dersleri verdi. 27 Mayıs Darbesi'nin ardından yeni bir anayasa tasarısı hazırlamakla görevli on kişilik İstanbul Komisyonu'na, ve daha sonra Kurucu Meclis Öntasarısı'nı oluşturan beş kişilik komisyona üye şeçildi. 1966 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu'na Kontenjan Senatörü olarak atandı. Daha sonra tekrar üniversiteye döndü. 1971 yılında, merkezi New York'ta bulunan "Inter-University Associate" kuruluşuna danışman ve araştırmacı olarak alındı ve bu kuruluşun kronolojik yorum esasına göre yayınladığı "Constitutions of the Countries of the World" (Dünya Ülkeleri Anayasaları) adlı 14 ciltlik yapıtın "Türkiye" ve "Belçika" bölümlerini (1971 yılı itibariyle) hazırladı. 1975 yılında, ders vermekte bulunduğu Ankara Polis Enstitüsü'nden istifa etti. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden de istifa etti. Bu tarihten itibaren araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etti.
17.01.2010 Tarihinde Hürriyet gazetesinde Soner Yalçın imzalı yazıda Naima Dursun'un intiharı
konu edinilmiştir.
Baştan aşağı duyarlı vicdan sahibi bir gazetecilik örneği verilen yazıda muhtemelen bir dizgi hatası
nedeniyle Naima Dursun'un ölüm tarihi Turan Dursun'un katledilişinden 20 yıl sonra olarak gösterilmiştir.
Naima Dursun'un canına kıyması 2004 yılında gerçekleşmiştir. Yani olay yeni değildir.
Sitemize gelen başsağlığı dilekleri üzerine bu açıklama zorunlu hale gelmiştir. Sayın Soner Yalçın'ın da
bu hatayı düzelteceğine inanıyoruz.
Saygılarımızla....
Hurafelere, batıl inançlara ve dogmalara karşı aklın, bilimin ve sağduyunun sesini gürleştirmek adına, katkıda bulunmaya çalıştığımız aydınlık mücadelesinde Turan Dursun Sitesi olarak bir önemli projeyi daha hayata geçirmiş bulunmaktayız:
MucizeYalanları.com adlı yeni Sitemiz bugün yayın hayatına başlamıştır.
Sahte bir bilimsellik maskesiyle, Kuran'da bilimsel mucizeler bulma girişimi son yıllarda, özellikle internet ortamında gittikçe yaygınlaşmış ve birçok inanırın adeta itikadi dayanak noktası haline gelmiştir.
Harun Yahya, Ömer Çelakıl ve diğerleri gibi baş mucizecilerin iddialarına, derli toplu, kapsamlı ve somut yanıtlar sunacak olan Mucize Yalanları Sitemizin internet ortamında önemli bir boşluğu kapatacağını düşünüyoruz.
Bugün doğumunu kutladığımız sitemiz, sürekli yenilenecek, geliştirilecek ve yeni mucize reddiyeleriyle genişletilecektir.
Bu süreçte hepinizin ilgi ve katkılarını da bekliyoruz. Yeni Sitemizdeki mucize reddiyelerinin altındaki linkten forumumuzda somut metinle ilgili açılmış olan başlığa ulaşabilir, görüşlerinizi, sorularınızı, eleştiri ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Projenin başlangıcından bu güne kadarki süreçte katkılarını esirgemeyen tüm arkadaşlarımıza ve Mucize Yalanları Çalışma Grubuna teşekkür ederiz..
Harun Yahya'nın geçtiğimiz yıl sitemiz aleyhinde açtığı dava bugün sonuçlandı.
İstanbul'da süren duruşmanın bugünkü son celsesinde hakim red kararı verdi.
Harun Yahya olarak da anılan Adnan Oktar evrim teorisi aleyhindeki yayınları ve sık sık hakkında açılan davalarla biliniyor.
Harun Yahya, sitemizin forum bölümlerinde kendisine hakaret edildiğini iddia ediyor ve manevi tazminat talep ediyordu.
Araştırmacı Yazar Arif Tekin 18 Kasım 2009 tarihinde itibaren sitemizde yazmaya başlayacak.
"Kur'an'ın Kökeni", "Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları", "Sumerler'den İslam'a Kutsal Kitaplar ve Dinler", "Kur'an'da Allah" kitaplarının yazarı olan Arif Tekin site ana sayfamızda bulunan Yazar Köşesi'nde yazmaya başlayacak.
Sayın Arif Tekin'e teklifimize olumlu yanıt verdiği için teşekkür ediyor ve site yönetimi adına hoş geldiniz diyoruz.
Konuyla ilgili forum başlığımız aşağıdaki linktedir:
http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=14718
Arif Tekin Kimdir?
Diyarbakır ili, Kulp ilçesi Akdoruk (Gavgas) Köyü'nde doğdu...
Birinci olan makale Dinlerden Özgürlük Grubu (DÖG) forumunda yapılan oylama sonucu belli oldu.
Söz konusu makaleye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.turandursun.com/forumlar/...53&postcount=1
Makalenin yazarı olan ulpian'ı tebrik eder katkılarının devamını dileriz.
Sitemizin İngilizce versiyonu turandursun.net bugün yayınına başladı.
İngilizce sayfalarımız daha önce sitemizde alt sayfalar olarak yer alıyordu. Dolayısıyla yabancı ziyaretçilerimizi önce Türkçe sayfalar karşılıyordu. Yeni sitemiz giriş sayfasından itibaren tamamen İngilizce. Yakın bir zamanda Almanca sayfalarımız da turandursun.net'e aktarılacak.
Turan Dursun Sitesi'nin dışa açılımında önemli bir adım olan turandursun.net sayesinde yabancı dostlarımızla daha sıkı bir ilişki ummaktayız.
Bu akşam (14 ağustos 2009 cuma) Habertürk tv. kanalında saat 21.00 civarlarında evrim teorisi konulu bir tartışma programı yapılacak. Programa sitemizde köşe yazarlığı da yapan Bilim ve Gelecek Dergisi'nin yönetmeni Ender Helvacıoğlu'nun yanısıra Yard. Doç. Dr. Hasan Aydın ve Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy katılacaklar.
Sitemizde programla ilgili bir forum başlığı da açılmıştır:
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?goto=newpost&t=11868
2 Temmuz Madımak Katliamı Turan Dursun Sitesi Özel Bülteni olarak geniş kesimlere duyuruldu.
“Allah’ın emirlerini yerine getirmek için ciddiyetle gayret et; gevşeklik gösterme! Müslümanları öldürenleri ele geçirirsen onları başkalarına ibret olacak şekilde öldürerek öçlerini al! Şayet Allah sana zafer nasip ederse onları (mürtedleri) ateşte yak!”
Tarihçi Taberî'ye göre bu emir Buzâha Savaşı sonrası komutan Hâlid’e, Ebubekr tarafından verilmiş...
Taberî, Halid'in bu emri canla başla yerine getirdiğini anlatır...
| Sonraki sayfa >> |
Yurttan ve Dünyadan Haberler
Devamı...
72 kez okundu - Yorum oku / Yorum yaz (0)
