Site Haritası
ENGLISHDEUTSCH
LİNKLER
BÜLTEN ARŞİVİ
KİTAP ALIMI
HABER ARŞİVİ
DİN KARŞITI FELSEFELER
BİLİYOR MUYDUNUZ?
KUTSAL KİTAPLAR
- KURAN'IN ELEŞTİRİSİ
- TEVRAT'IN ELEŞTİRİSİ
- İNCİL'İN ELEŞTİRİSİ
VİDEOLAR
ARİF TEKİN
ÇEVİRİ ÇALIŞMALARIMIZ
ARAŞTIRMA DOSYALARI
SİZLERDEN GELENLER
Köşe Yazıları


Sitede Ara
Söyleşiler
İtiraf..
Merhabalar,
Gerçekleri görmek ve bunları açıklamak ‘kâfirlik’se ben kafirim!
Yazdıklarımın hepsini okuma metaneti gösterirseniz memnun olurum. Sebebini okudukça anlayacağınızdan eminim. Özellikle “Ben Allah’ın hizbiyim (taraftarıyım) ve ceyşiyim (askeriyim)” diyen insanlar iyi okusun…
İsmim E., Erzurumluyum, 38 yaşındayım. Akademik bir şahsiyet değilim; liseyi zar zor bitirdim.
Bir zamanlar mehdinin sağ koluydum. Öyle ki ondan hiç bir şüphe duymuyordum. Hattâ gerektiğinde bunu kanıtlamaya da hazırdım.
1986 Senesine kadar mahalle camilerindeki ‘Kuran kursu öğretileri’ ile Müslümanlığın gerektirdiği her ibadeti yapıp sevap -yani artı puan- almaya zorlandım. Buna 10 yaşından itibaren 30 gün Ramazan orucu da dahildi.
O zamanlar lise 2. sınıftaydım. Sigara içiyor ve alkol kullanıyordum; yani “Günah” denen ‘eksi puanlar hanesi’ni dolduruyordum. Aynı kafa yapısına sahip arkadaşlarla üniversite hayali taşımamıza rağmen serserilikten geri durmuyorduk.
1992’de bir kavgada vurulup ölüm tehlikesi atlatınca o arkadaş çevresinden ayrıldım ve kendimi tanrıya adamaya karar verdim.1993’te tarikatlara girdim. Nakşi olup hafi (sessiz) zikir ve hatme (belirli sayıda taşlarla yapılan ibadet) yaptım; Kadiri olup cehri (sesli) zikir halkalarına katıldım; Rufai olup zikirlerde narlı şiş yaladım; Mevlevi olup sema (kendi etrafında dönme) zikri yaptım; hak aşığı olup beyitler yazdım…
13 Senelik tarikat hayatımın 12 senesini tek bir şeyhe bağlı olarak ve bunun 10 senesini de memleketimden uzak, farklı illerdeki dergâhlarda hizmet vererek geçirdim. Bulunduğum tarikatın bütün hizmetlerinde görev üstlendim. Sonunda da icazetle ‘zakirlik’ (dergah ve zikir yönetimi) unvanı aldım. Daha sonra vekil yetkisiyle bir şehre ‘manevi vali’ olarak atandım.
Bunları yaparken zamana bağlı olarak kafamdaki bazı sorulara cevaplar bulmaya çalışıyordum:
“Tanrının kâinatı ve bizleri yaratma sebebi nedir?”
“İnsanların ve cinlerin kulluk için yaratılması…”
“Tanrının kullara ihtiyacı var mı? Eğer yoksa yaratılışın sebebi nedir?”
“İhtiyacı yoktur; sebep de imtihandır…”
“İmtihanın sonucunu bilen tanrı bize bir şey ispat etmek zorunda mıdır? Değilse bunun sebebi nedir?”
“Değildir.. Sebebi tercihinin böyle olmasıdır; yani sır..."
“Tanrı, Muhammedi sevip ona aşık olmaya ihtiyaç duyar mı?”
“Duymaz.. Sebep tanrının Muhammed’de kendini görmesi dolayısıyla kendine aşık olmasıdır.”
“Tanrının kendine aşık olması ne kadar mantıklıdır ve kâinatın yaratılma sebebini tam olarak açıklar mı? Bu ‘kendine aşk’ durumu bir acziyet doğurmaz mı?
“Acziyet doğurmaz. Tüm bunlara sebep hepsinin kendi tercihi olmasıdır; yani sır… (Ne kadar da ‘sır’ yüklü, değil mi?) İşte bu sır ancak tasavvuftaki ‘vahdet-i vücut’ olgusuyla açıklanabilir. ‘Vahdet-i vücut’ta kâinat tanrının bir parçasıdır fakat bu sır sadece zatının olduğu yerde saklıdır. (Muhyiddin-i Arabi örneği)"
“Tanrının zatı bu vücuda hakim midir ve vücudunun bir parçası olan kâinata bu şekli vermesinin sebebi nedir?
“Tanrının zatı vücudun her zerresine hakimdir. Kâinatın bu şekli kendi tercihidir; bu sırrı tanrıdan başkası bilemez.”
Oysa ‘En-el Hak’ (“Ben hakkım” – Hallac-ı Mansur örneği) veya Fenafillah (“Allah da fani” yani onun vahdetinde yok olup belirli bir sırra vakıf olmak- Mevlana: “Men gönüller Kâbesiyem”, Beyazidi Bistami: “Ben kendimi bütün noksanlıklardan tenzih ederim”) makamına erdiğini zanneden peygamber ve veliler dahi bu sırrı tam olarak bilemez; Muhammed de dahil… Miraçta dahi tanrıyı görmüş değildir. Nedense saygı duyduğumuz bütün peygamberler de ‘Ben-i İsrail’ soyundandır.
Aslında düşünen her insan bu veya benzeri soruları sorar kendine. En önemlisi, kişi kafasını kaldırıp yaşadığı düzeni analiz edince bütün sistemin aklın yönlendirmesiyle işlediğini, hiçbir ilahi gücün olmadığını ve tüm bu inanışların toplumların sevk ve idaresi için bir araç olduğunu rahatlıkla görür.
Bu sözleri söylemek benim en tabii hakkım. Çünkü gençliğimi –güya- yere göğe sığmayıp kulun kalbine sığan tanrıyı bulma uğruna harcadım. Tabiî ki ben de bu soruları o zaman mensup olduğum tarikat şeyhine özel olarak defalarca sordum. Hepimizin medyadan ve kitaplarından çok iyi tanıdığı, kendini mehdi kabul edip de bunu açıkça söylemeye cesareti olmayan H.Y. lâkaplı şahıs gibi şeyhim de kendini saklıyordu. Bana hep “Sağ kolum” derdi ve ben de bundan büyük bir haz alırdım.
Zihnimdeki soruların yönlendirmesiyle ona “Allah’ın var olduğuna inanmadığımı” ve “Şayet varlığını ispatlayabilecekse bunun vaktinin gelmiş olduğunu” söyledim. Beni sabır, hizmet, teslimiyet, kalp gözünün açılması gibi olgular ya da Yunus Emre hikâyeleriyle kandıramayacağını biliyordu. Bu sebeple bana bu konuyu cevaplayamayacağını bildirdi. Bunun üzerine 2006 yılı Haziranı’nda oradan ayrılarak gerçek hayata döndüm ve sanki yeniden doğdum. Çünkü bu şahıs bizlere yıllarca velilerin, peygamberlerin, Muhammed’in halâ yaşadığını; onları görmenin ancak manâ aleminde mümkün olduğunu; kendisinin görebildiğini ve bunun kalp gözünün açılmasıyla mümkünleştiğini; kölenin efendisine teslim olduğu gibi teslim olmamız halinde onları görebileceğimizi anlatıyordu. Daha da ileri giderek Allah’ı gördüğünü ve kendisine bağlanmayan, malını ve canını ve feda etmeyenlerin sonsuza kadar bundan mahrum olacağını iddia ediyordu.
1991 Senesinde İstanbul’da iken hukukçu bir arkadaşım Turan Dursun’dan ve Muhammed’in cinsel hayatından bahseden bir kitap göstermişti bana. Bu durum beni fazlasıyla üzmüştü. O zamanlar tanrıdan bu tür insanlarla mücadele edebilmek için yardım isteyip ağlamıştım. Görüyor ve anlıyorum ki inancımın gözyaşları benim 15 senemi boşa götürmüş.
Ne yazık ki insanların bu ağır inançsal ve psikolojik baskıdan sıyrılıp uyanması çok zor. İnanıyorum ki ancak cesaret ve kararlılıkla girişilecek mücadele uyuyanları gerçeğe uyandıracaktır.
Şimdiye kadar sanal bir dünya için gençliğimi verdim; şimdiden sonra da gerçekler için mücadeleye hazırım.
Saygılarımla… -
Anket
SonuçlarOturum Paneli
Sitemizden Haberler
Değerli TD Sitesi Üyeleri ve Okurları,
uzun bir aradan sonra tekrar faaliyetlerine başlayan sitemizin Video Çalışma Grubu, ilk iş olarak daha önce hazırlanmış olan toplam 27 çalışmayı iki ayrı platformda toparlamış ve ilginize sunmuş bulunmaktadır.
Videolarımızı TD Sitesinin YouTube Kanalında izleyebilirsiniz.
Yanısıra bütün videolarımız, (daha düşük çözünürlükte) Ana Sayfamızın Video Bölümünde de yer almaktadır.
Değerli hocamız Prof. İlhan Arsel'i 7 şubat 2010 pazar günü kaybettik.
1921 yılında doğan İlhan Arsel akademisyen, öğretim görevlisi ve yazardı. Turan Dursun'un yakın dostu da olan İlhan Arsel özellikle İslam dinini ve semavi dinleri eleştiren kitapları ile tanındı.
Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
İlhan Arsel Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1942 yılında aynı fakültede doçent ve profesör oldu. Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doktorasını yaptıktan sonra, otuz yıldan fazla bir süre boyunca üniversite öğretim üyeliğinde bulundu; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde "Anayasa Hukuku" dersleri verdi. 27 Mayıs Darbesi'nin ardından yeni bir anayasa tasarısı hazırlamakla görevli on kişilik İstanbul Komisyonu'na, ve daha sonra Kurucu Meclis Öntasarısı'nı oluşturan beş kişilik komisyona üye şeçildi. 1966 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu'na Kontenjan Senatörü olarak atandı. Daha sonra tekrar üniversiteye döndü. 1971 yılında, merkezi New York'ta bulunan "Inter-University Associate" kuruluşuna danışman ve araştırmacı olarak alındı ve bu kuruluşun kronolojik yorum esasına göre yayınladığı "Constitutions of the Countries of the World" (Dünya Ülkeleri Anayasaları) adlı 14 ciltlik yapıtın "Türkiye" ve "Belçika" bölümlerini (1971 yılı itibariyle) hazırladı. 1975 yılında, ders vermekte bulunduğu Ankara Polis Enstitüsü'nden istifa etti. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden de istifa etti. Bu tarihten itibaren araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etti.
17.01.2010 Tarihinde Hürriyet gazetesinde Soner Yalçın imzalı yazıda Naima Dursun'un intiharı
konu edinilmiştir.
Baştan aşağı duyarlı vicdan sahibi bir gazetecilik örneği verilen yazıda muhtemelen bir dizgi hatası
nedeniyle Naima Dursun'un ölüm tarihi Turan Dursun'un katledilişinden 20 yıl sonra olarak gösterilmiştir.
Naima Dursun'un canına kıyması 2004 yılında gerçekleşmiştir. Yani olay yeni değildir.
Sitemize gelen başsağlığı dilekleri üzerine bu açıklama zorunlu hale gelmiştir. Sayın Soner Yalçın'ın da
bu hatayı düzelteceğine inanıyoruz.
Saygılarımızla....
Hurafelere, batıl inançlara ve dogmalara karşı aklın, bilimin ve sağduyunun sesini gürleştirmek adına, katkıda bulunmaya çalıştığımız aydınlık mücadelesinde Turan Dursun Sitesi olarak bir önemli projeyi daha hayata geçirmiş bulunmaktayız:
MucizeYalanları.com adlı yeni Sitemiz bugün yayın hayatına başlamıştır.
Sahte bir bilimsellik maskesiyle, Kuran'da bilimsel mucizeler bulma girişimi son yıllarda, özellikle internet ortamında gittikçe yaygınlaşmış ve birçok inanırın adeta itikadi dayanak noktası haline gelmiştir.
Harun Yahya, Ömer Çelakıl ve diğerleri gibi baş mucizecilerin iddialarına, derli toplu, kapsamlı ve somut yanıtlar sunacak olan Mucize Yalanları Sitemizin internet ortamında önemli bir boşluğu kapatacağını düşünüyoruz.
Bugün doğumunu kutladığımız sitemiz, sürekli yenilenecek, geliştirilecek ve yeni mucize reddiyeleriyle genişletilecektir.
Bu süreçte hepinizin ilgi ve katkılarını da bekliyoruz. Yeni Sitemizdeki mucize reddiyelerinin altındaki linkten forumumuzda somut metinle ilgili açılmış olan başlığa ulaşabilir, görüşlerinizi, sorularınızı, eleştiri ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Projenin başlangıcından bu güne kadarki süreçte katkılarını esirgemeyen tüm arkadaşlarımıza ve Mucize Yalanları Çalışma Grubuna teşekkür ederiz..
Harun Yahya'nın geçtiğimiz yıl sitemiz aleyhinde açtığı dava bugün sonuçlandı.
İstanbul'da süren duruşmanın bugünkü son celsesinde hakim red kararı verdi.
Harun Yahya olarak da anılan Adnan Oktar evrim teorisi aleyhindeki yayınları ve sık sık hakkında açılan davalarla biliniyor.
Harun Yahya, sitemizin forum bölümlerinde kendisine hakaret edildiğini iddia ediyor ve manevi tazminat talep ediyordu.
Araştırmacı Yazar Arif Tekin 18 Kasım 2009 tarihinde itibaren sitemizde yazmaya başlayacak.
"Kur'an'ın Kökeni", "Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları", "Sumerler'den İslam'a Kutsal Kitaplar ve Dinler", "Kur'an'da Allah" kitaplarının yazarı olan Arif Tekin site ana sayfamızda bulunan Yazar Köşesi'nde yazmaya başlayacak.
Sayın Arif Tekin'e teklifimize olumlu yanıt verdiği için teşekkür ediyor ve site yönetimi adına hoş geldiniz diyoruz.
Konuyla ilgili forum başlığımız aşağıdaki linktedir:
http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=14718
Arif Tekin Kimdir?
Diyarbakır ili, Kulp ilçesi Akdoruk (Gavgas) Köyü'nde doğdu...
Birinci olan makale Dinlerden Özgürlük Grubu (DÖG) forumunda yapılan oylama sonucu belli oldu.
Söz konusu makaleye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.turandursun.com/forumlar/...53&postcount=1
Makalenin yazarı olan ulpian'ı tebrik eder katkılarının devamını dileriz.
Sitemizin İngilizce versiyonu turandursun.net bugün yayınına başladı.
İngilizce sayfalarımız daha önce sitemizde alt sayfalar olarak yer alıyordu. Dolayısıyla yabancı ziyaretçilerimizi önce Türkçe sayfalar karşılıyordu. Yeni sitemiz giriş sayfasından itibaren tamamen İngilizce. Yakın bir zamanda Almanca sayfalarımız da turandursun.net'e aktarılacak.
Turan Dursun Sitesi'nin dışa açılımında önemli bir adım olan turandursun.net sayesinde yabancı dostlarımızla daha sıkı bir ilişki ummaktayız.
Bu akşam (14 ağustos 2009 cuma) Habertürk tv. kanalında saat 21.00 civarlarında evrim teorisi konulu bir tartışma programı yapılacak. Programa sitemizde köşe yazarlığı da yapan Bilim ve Gelecek Dergisi'nin yönetmeni Ender Helvacıoğlu'nun yanısıra Yard. Doç. Dr. Hasan Aydın ve Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy katılacaklar.
Sitemizde programla ilgili bir forum başlığı da açılmıştır:
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?goto=newpost&t=11868
2 Temmuz Madımak Katliamı Turan Dursun Sitesi Özel Bülteni olarak geniş kesimlere duyuruldu.
“Allah’ın emirlerini yerine getirmek için ciddiyetle gayret et; gevşeklik gösterme! Müslümanları öldürenleri ele geçirirsen onları başkalarına ibret olacak şekilde öldürerek öçlerini al! Şayet Allah sana zafer nasip ederse onları (mürtedleri) ateşte yak!”
Tarihçi Taberî'ye göre bu emir Buzâha Savaşı sonrası komutan Hâlid’e, Ebubekr tarafından verilmiş...
Taberî, Halid'in bu emri canla başla yerine getirdiğini anlatır...
| Sonraki sayfa >> |
Yurttan ve Dünyadan Haberler
Devamı...
72 kez okundu - Yorum oku / Yorum yaz (0)
