Orijinalini görmek için tıklayınız : Esir Amerika Yerlilerinden Öğreneceklerimiz
mehmetsalih
06-06-2009, 20:44
Kızılderililer yani Amerika yerlilerinden öğreneceğimiz çok şey vardır. Onlar Dünya'nın öbür ucunda olmalarına rağmen ''ALLAH iNANCI'' ''TEK TANRI İNANCI'' ve Tevhit İnancını birkaç küçük sapmayla koruyabilmişlerdir. Hatta bir Kızılderili reis Amerika Beyazlarına (Hristiyanlara) derki biz Tek Yaratıcıya İnanırız oysa siz Üç Tanrıya inanırsınız. ve Amerika Yerlileri çok farlı Felsefeye sahiptirler. Doğaya çok saygılı ve kendilerine özgü adetleri, inançları ve öğretileri vardır. Mi taku oyasin (Kızılderili Hikmetleri) Kitabından birkaç söz bu Kültürü tanıtacak niteliktedir.
Biz kilise istemiyoruz. Bize orada yaratıcı üzerine münakaşa etmeyi öğretecekler. Tıpkı katolikler ve protestanlar gibi. Bazen birbirimizle dünya meseleleri üzerine kavga eder, çekişebiliriz. Fakat asla yaratıcı üzerine münakaşa yapmayız. Biz bunu istemiyoruz. Hinmaton Yalatkik, Nez Perce kabilesi
Arkamda yürüme, öncün olmayabilirim, önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece eşit oluruz. Atasözü, Ute kabilesi
Bütün kuşlara yuva yapmayı Yaratıcı öğretti ama yine de her yuva birbirinden farklıdır. Atasözü, Duwamish kabilesi
Sırtımda bu ağır yükü çocukluğumdan beri taşıdım. Nihayet birgün beyazlarla mücadele edemeyeceğimizi anladım. Bizler geyik gibiydik, onlar bozayı gibi. Bizim küçük bir memleketimiz vardı. Onların ülkesi genişti. Biz Büyük Ruh'un bizim için yarattığı şeylerden hoşnut idik. Onlar değildi, uygun bulmazlarsa ırmakları, dağları bile değiştiriyorlardı. Okanicon, Delawara kabilesi
Bize rehberlik eden bir beyaz adam vardı, o kadar pinti idi ki cebinde keten bir bez parçası taşıyordu. İçine sümkürüyordu. Burnundan kıymetli bir şey çıkacak da ziyan olacak korkusu içindeydi. Anonim
Bizi kınıyorsunuz, diyorsunuz ki bizim memleketimiz sizin yeryüzü cenneti dediğiniz Fransa'nızın tam tersi bir yer, cehennem. Eğer öyleyse neden o cenneti terkettiniz? Karılarınızı, çocuklarınızı, akrabalarınızı, arkadaşlarınızı bıraktınız da buraya geldiniz?
Mic Mac Kabile Reisi
Beyaz adama bir iyilik yaptığın zaman onu aklıyla beğenip diliyle tasdik eder. Kızılderiliye iyilik yaptığında onu kalbinde hisseder, kalbin de dili yoktur. Atasözü (kabilesi bilinmiyor)
en azından bir dini kabul etmiyorlar,bir tanrıya inanmak ya da inanmamak neyi değiştirir?
dinin olmadığını bilmek yeterli...
gerisi boş bir çuval
mehmetsalih
06-06-2009, 20:58
Selam,
bir tanrıya inanmak ya da inanmamak neyi değiştirir? -Hayko-
İslam Dini Fıtrat yani Yaratılış ve İnsan Fıtratını uyandıran bir Dindir. Tabu veya Dogma değildir. Amaçlanan zaten İBRAHİMİ bir Din veya Düşünce oluşturmaktır. HANİF BİR MÜSLÜMAN. Tanrı eksenli bir Din. Din tanıma bağlıdır...
Sevgi...
Mehmet Salih'in yazdıkları külliyen yalandır. Kendisi yalan söylüyor demiyorum ama gerçek dışıdır ve çarpıtmadır. O da bunları okumuş ve sarılmış.
Her şeyden evvel kızılderili kabilelerinde beyazlar gelmeden evvel bir Büyük Ruh, bir de küçük ruh inancı vardı. Bu büyük Ruh ise Malenezyalıların manasına benzerdi, herşeyin içinde olan gizemli güç.
Beyazlar ayak bastıgında bir kızılderili beyaz albaya şöyle diyordu. "Evet Büyük Ruh yaratmıştır ama o çok önceydi, şimdi çoktan ölmüş olmalı"
Böyle bir anlayış tanrı ile özdeş olabilir mi.
Ayrıca kızılderili kabileleri ile ilgili araştırmalarda bu kabilelerin dini ayinlerinin sadece ölüler kültü ile ilgili oldugu da saptanmıştır. ( Bknz. Morgan Eski Toplum)
Kızılderililerde herhangi bir ahret inancı yoktur. Öldükten sonra ceza ya da mükafat yoktur. Yerliler ölünün arkasından 10 gün yas tutarlar. Bu öbür tarafa gidiş sürecidir. 11 gün ise bayram yaparlar.
Bu varlıgı ise tek tanrı olarak adlandırmak, kasıtlı deiglse bile cahilliktir.
saygılarımla
mehmetsalih
06-06-2009, 21:27
Selam,
Dilaver biraz insaflı olaya yaklaşmanız sanırım uygun olur. Kızılderililer Bizim algıladığımız ve Bildiğimiz Tanrılara veya Tanrıya İnanmayabilirler. Bu Ortadoğu Dinlerinde de Farklılık arz ediyor. Fakat tamamıyla bizden farklı bir hayata sahip olan bu Milletin Tanrıya farklı bakması çok önemli değildir. RUH bu RUHA yaratıcı derler. Oblara göre tanrı Ceheneme veya Cennete atmaz bu doğru fakat ölüm ötesinde Atalarının Ruhları Torunlarına intikal eder diye bir İnan. var onlarda. ve Kızılderililer Yaratıcıya inaırlar.
Sevgi...
Apache Yaratılış Öyküsü, avcı mitoslarından tarım mitoslarına geçişin
bariz ve çarpıcı bir örnegidir :
Başlangıçta, dünyanın şimdi durdugu yerde hiç bir şey yoktu. Yalnızca Karanlık, su ve kasırga vardı. Yalnızca Hatchinler mevcuttu.Issız bir yerdi. Balık yoktu, canlı yaratık yoktu. Fakat bütün Hatchinler başından beri buradaydılar. Herşeyin kendisinden yaratıldıgı maddeye sahiptiler. Önce dünyayı yaptılar, yeraltıyla birlikte sonra gökyüzünü. Dünyayı canlı bir kadın biçiminde yaptılar ve ona Anne dediler. Gökyüzünü erkek biçiminde yaptılar ve ona Baba dediler. Erkegin yüzü yere, kadının yüzü göge dönüktü. Erkek babamız ve kadın annemizdir.
İçlerinden en güçlü olan Kara Hatchin çamurdan bir hayvan yaptı ve onunla konştu. Dört ayagının üzerinde nasıl yürüyecegini bana göster dedi ve o da yürüdü. Hatchin çok iyi dedi, seni görebiliyorum. Sonra " fakat sen yalnızsın. Gövdenden başkalarının çıkmasını saglayacagım" dedi. Sonra o tek gövdeden her türlü hayvan ortaya çıktı. Kara Hatchin'in gücü vardı ne isterse yapabilirdi. O zamanlar bütün hayvanlar konuşabilirlerdi ve Jiracilla Apache dilini konuşurlardı.
Dünyanın yaratıcısı Kara Hatchin elini kaldırdı ve avucuna bir damla yagmur düştü. Bunu toprakla karıştırıp çamur yaptı. Bu çamurdan kuş yaptı. " Bu kanatlarla nasıl uçacaksın bana göster" dedi. Çamur kuş oldu ve uçtu. " Çok iyi " dedi Kara Hatchin, bununla dört ayaklı arasındaki fark hoşuna gitti." Fakat arkadaşlara gereksinmen var sanırım" dedi. Sonra kuşu aldı ve onu saat yönüne hızla çevirdi.Kuşun başı döndü ve başı dönen biri gibi çok şekil gördü. Her türlü kuşu, kartallar, şahinler ve küçük kuşları gördü ve kendisine geldiginde bu kuşların hepsi gerçekten oradaydılar. Ve kuşlar havayı severler, yükseklerde yaşarlar, pek yere inmezler çünkü ilk kuşun yaratıldıgı çamuru yapan damla gökyüzünden düşmüştü.
Ve işte bütün kuşlar yaratıcıları Kara Hatchin'e gelerek sordular " Ne yiyecegiz" Yaratıcı elini dört bir yana kaldırdı ve çok fazla gücü oldugu için her türlü tohum eline düştü ve o da onları dagıttı. Kuşlar tohumları yemeye gittiler ama hepsi böceklere, solucanlara ve çekirgelere dönüştü ve her yana hareket edip sıçramaya başladılar. Kuşlar önce onları yakalayamadı. Hatchin kuşları kışkırtmak istiyordu, "Ah evet, şu sinekleri, çekirgeleri yakalam zor, ama siz yapabilirsiniz". Onlar da çevredeki çekirgelerin, böceklerin peşine düştüler ve bugün de bunu yapmalarının nedeni budur.
Bütün kuşlar ve hayvanlar Kara Hatchin'e gelerek arkadaş istediklerini söylediler, insanı istiyorlardı. " Sen her zaman bizimle olmayacaksın" dediler. O da "Sanırım bu dogru. Belki bir gün kimsenin beni göremeyecegi bir yere giderim" dedi. Böylece onlara her yandan malzeme getirmelerini söyledi. Her türlü bitkiden tohum getirdiler, kırmızı boya, beyaz çamur, beyaz taş, kara kehribar, firuze, kırmızı taş, opal, denizkulagı ve çeşitli degerli taşlar eklediler. Bunları Kara Hatchin'in önüne koyunca, onlara çekilmelerini söyledi. Önce doguya, sonra güneye, sonra batıya, sonra kuzeye döndü. Çiçek tozlarından topraga, aynı kendine benzeyen bir şeklin dış hatlarını çizdi. Sonra degerli taşları ve öbür nesneleri bu şeklin içine yerleştirdi ve onlar et ve kemik oldular. Damarlar firuzeden, kan kırmızı boyadan, deri mercandan, kemikler beyza kayadan, tırnaklar Meksika opalinden,gözbebekleri kara kehribardan, gözlerin beyazları denizkulagından, kemik ilikleri beyaz çamurdan ve dişler opaldendi. Kara bir bulut alarak ondan da saç yaptı. Yaşlandıgımızda bu beyaz bulut olur.
Hatchin bu şeklin içine rüzgar yolladı ve onu canlandırdı. Parmaklarınızın ucundaki yuvarlak çizgiler yaradılış anındaki rüzgarın yönünü gösterirler. Ve insan ölünce rüzgar ayak tabanlarından çıkıp onu terk eder ; ayak tabanlarındaki çizgiler içerdeki rüzgarın yolunu gösterir. İnsan yüzüstü kolları yana açılmış yatıyordu; kuşlar bakmaya çalıştılar fakat Kara Hatchin izin vermedi. Artık insan canlanıyordu. İnsan kollarına dayanıp kalkarken Hatchin çok heyecanlanan kuşlara " Bakmayın" dedi. Kuşların ve hayvanların çok bakmak istediklerinden dolayı bugün insanlar çok meraklıdırlar.
Hatchin insana otur dedi ve ona konuşmayı, gülmeyi, bagırmayı, yürümeyi, koşmayı ögretti. Kuşlar olanları görünce bir ötüş koyverdiler, şimdi kuşluk zamanı yaptıkları gibi.
Hayvanlar insanın arkadaşa gereksinimi oldugunu düşündüler ve Kara Hatchin insanı uyuttu. İnsan gözleri kapanmaya başladıgında düş görmeye başladı. Birinin bir kızın yanında oturdugunu gördü. Uyandıgında yanında bir kadın oturuyordu. Onunla konuştu, o da konuştu. O güldü, o da güldü. "Kalkalım " dedi, birlikte kalktılar." Yürüyelim" dedi ve ona ilk dört adımını attırdı, sag, sol, sag, sol. " KOş" dedi birlikte koştular. Ve kuşlar yeniden ötüşmeye başladılar; ikisinin hoş bir müzigi oldu ve yalnızlık duymadılar.
Bütün bunlar dünyanın şimdi bizim yaşadıgımız yerinde olmadı; aşşagıda, topragın rahminde oldu. Karanlıktı ve o zaman ne güneş ne ay vardı. Ak ve Kara Hactcin çantalarından küçük bir güneş ve küçük bir ay çıkardılar, onları büyüttüler ve gökyüzüne yolladılar. Işıklar saçarak biri kuzeye biri güneye gitti. Bu halk-hayvanlar, kuşlar ve insanlar- araında büyük heyecan yarattı. Fakat o zaman bir çok şaman vardı, herşey üstünde güç sahibi oldugunu iddia eden kadın, erkek bir çok şaman. Bunlar güneşin kuzeyden güneye gittigini gördüler ve konuşmaya başladılar.
Biri "güneşi ben yaptım" dedi öteki "Hayır ben" kavgaya başladılar. Hactcin onlara böyle konuşmamalarını emretti fakat bu tür iddialara ve kavgalara devam ettiler. Biri" Güneşi başaşşagı çevireyim, gece olmasın. Ama yok bırakayım gitsin. Dinlenip uyuyacak zamana gereksinmemiz var" derken bir başkası " Aydan kurtulmak gerek, gece ışıga gereksinmemiz yok" diye konuşuyordu. Fakat güneş ikinci gün dogdu ve kuşlarla hayvanlar sevindi. Ertesi gün aynısı oldu. Dördüncü günün öglesi oldugunda şamanlar, Hactcin'in söalerine karşı konuşmayı sürdürdüler ve tutulma oldu. Güneş baş aşşagı bir çukura girdi ve ay da onu izledi. Bugün bu tutulmaların olması bu nedenden.
Hactcinlerin biri şamanlara " Tamam, gücünüz oldugunu söylüyordunuz, şimdi güneşi geri getirin " dedi.
Hepsi sıraya girdiler. Birinde şamanlar, bir başkasında bütün kuşlar ve hayvanlar vardı. Şamanlar şarkılar söylemeye, ayinler yapmaya başladılar. Bildikleri her şeyi ortaya döktüler. Bazıları oturup şarkı söylüyor, sonra yalnız dışarı çıkan gözlerini bırakarak topragın içinde kayboluyor ve gene geri geliyordu. Ama bütün bunlar güneşi yerine getirmedi. Yalnızca güçleri oldugunu göstermeye yaradı. Bazıları ok yutuyori midelerinden çıkarıyordu. Bazıları tüy, bazıları bütün bir ladin agacını yutuyor ve tekrar tükürüp çıkarıyordu. Ama güneş ve ay hala ortada yoktu.
Sonra ak Hactcin " Hepiniz büyük işler beceriyorsunuz ama güneşi geri getireceginiz yok. Zamanınız doldu" dedi. Kuşlara ve hayvanlara döndü, " şimdi sıra sizde"
Hepsi kayınbiraderlermiş gibi birbirleriyle nazik nazik konuşmaya başladılar fakat Hactcin " Birbirinizle kibarca konuşmaktan daha çok şeyler yapmalısınız. Gücünüzü kullanın da güneşi getirin" dedi.
Şansını ilk çekirge deneyecekti. Elini dört yönde ileri dogru uzattı ve geri çektiginde elinde ekmek vardı. Geyik elini dört yönde ileri dogru uzattı ve geri çektiginde elinde aviize agacı meyvası vardı. Ayı aynı yolla yabani kiraz, domuz kabuksuz yemişler, sincap çilek, hindi mısır üretti ve hepsi böyle şeyler yaptı. Hactcin'in bu armaganlardan hoşnut olmasına ragmen güneş ve ay hala ortalarda yoktu.
Böylelikle Hactcinler kendileri bir şeyler yapmaya başladılar. Dört yönden dört renkli gök gürültüleri gönderdiler ve bu gürlemeler yagmur boşanan dört renkli bulut getirdi. Sonra insanların ürettigi bitkiler dikilirken ortalıgı güzelleştirmek için gökkuşagı yaptılar. Hactcinler bir sıra halinde boyalı kumlardan dört küçük renkli tümsek yaptılar ve tohumları bunların içine koydular. Kuşlar ve hayvanlar şarkılar söyledi ve tümsekler büyümeye, tohumlar fışkırmaya, renkli dört tümsek toprakla karışıp dag haline gelmeye başladı, yükseldikçe yükseldi.
Hactcinler büyülerinde özellikle başarılı olan on iki şaman seçtiler ve altısını baştan aşşagı maviye boyadılar; bunlar yaz mevsimini temsil ediyorlardı. altısını da beyaza boyadılar, kışı temsil ediyorlardı. Onlara Tsanati adını verdiler. Jicarilla Apaçelerinin Tsanati dans derneginin kökeni budur. Bundan sonra Hactcinler altı soytarı yaptılar, onları beyaza boyayarak, biri yüzlerinde, iri gögüslerinde, biri kollarının üst, öteki alt bölümlerinde dört yatay kara çizgi çektiler. Sonra Tsanati ve soytarılar dagı büyütmek için insanların dansına karıştılar.
-----------------------
Bak mehmet salih
Bu mitos tam da geçiş mitosu. Bak bakalım senin tek tanrın buna uyuyor mu.
BUndan daha öncekileri de yazacagım .. Bu tarımcı topluma geçiş mitosudur. Ama daha sonra yazacagım, bak bakalım orada tanrı var mı.
saygılarımla
mehmetsalih
06-06-2009, 21:55
Selam,
Dilaver, Öncelikle bu Efsaneyi veya Halk Öyküsünü bilmiyorum. Ama bunun gibi birçok Efsane vardır. Bu Hikayeye dahi bakarsak ''Önceleri Su, kasırga ve karanlık varmış'' ve kendini yaratan Madde sözkonusu. Be bu Yaratıcıyı veya Tanrıyı devre dışı bırakacak diye bir şartda göremedim. Madde hemen hemen bütün İlahıyatçılara göre kendisini inşa edebilir. Ama Maddenin var olması Maddeden bağımsız bir Ruhu (veya Tanrıyı) var edecek bir durumda sözkonusu değildir. Farklı kaynaklardan okumuz olmalıyızki senin anlatığın şu olay:
"Evet Büyük Ruh yaratmıştır ama o çok önceydi, şimdi çoktan ölmüş olmalı"
Fakat asla yaratıcı üzerine münakaşa yapmayız. Biz bunu istemiyoruz. Hinmaton Yalatkik, Nez Perce kabilesi
Kızılderili'lerin bir Büyük Güce, ruha, Yaratıcıya inandıkları genel bir bakışa tabi tutulduğunda anlaşılır. Başka bilgileride Yazacağını söylemişsin beklerim. Kaynak konusunda sıkıntı çekiyorum dğrusu...
Sevgi...
mehmet salih
Eski toplum hakkında hiç bir şey bilmedigin için böyle düşünmen normal. İlkel insanlarad 2 ya da üç tür ruh anlayışı vardı. Örnegin eski mısırlılarada ka, ba ve insan.
Ölüm ve yaşam onlarda birdi. Bu konuya burada girmek istemiyorum fakat daha sonra sana avcı mitosu da aktaracagım. Demin aktardıgım tarıma geçitir. Yani tanrıya geçiş. Ama gene orada tanrı yoktur. Seminollerde bu büyük nine dir.
Crow kızılderilerinde ise karga ile kartaldır. Neyse daha sonra yazacagım bunları. Şimdi sen radyoyu dinle ve relax. :popcorn:
saygılarımla
Akhenaton
06-06-2009, 22:08
Aslında bu konu gerek ateistlerin gerekse teistlerin kavrayamadığı konuların başında gelir.Her iki düşman grup taraftasının düşüncelerinin çıkış noktası yunan sistematiği olduğu için ana-erkil ve ata-erkil inanışı kavrayamazlar.
Ateistlerimiz bu noktada Herodot hurafelerini düşüncelerine baz alarak ana-erkilliği kadın egemen toplum olarak söylem yapar.
Teistlerimiz ise süreç içinde değişen tanrı kavramını dikkate almadan kendinden önceki sistemleri ateistlerle kolkola girerek çoklu tanrıcı olarak söylem yapar.
Hermes derki ;
Yukarıdakiler neyse aşağıdakilerde o dur.
İşte işin derinliği burdadır.Fakat ezoterizmin derinliklerine inmeden bu kelimeyi ne teistler nede ateistler anlar.
Bir gün silahı elime alıcam ve bunları öğreticem size .:boink:
mehmetsalih
06-06-2009, 22:12
Selam,
Ahke sen çoktan silahı eline almışsında haberin yokmuş. Ama bize doğrultacağın zaman gelmemiş olabilir. Silahlahların geliştiklerini unutma.
Sevgi...
Bir gün silahı elime alıcam ve bunları öğreticem size
Akhenaton her iletinde bunları yazacagına anaerki başlıgında bize bunları ögretsene. Ama bugün degil, bugün sana cevap yetiştiremem. Ama yaz ve biz de ögrenelim.
saygılarımla
Şimdi bir de daha tarımı bilmeyen avcı bir kabilenin mitine göz atalım, bakalım orada tanrıya ilişkin bir şey var mı :
Kuzeyli Arandalıların Bandikut ( Avusturalyaya özgü böcek ve ot yiyen bir hayvan ) Toteminden, başlangıçta her şey karanlıktı diye dinliyoruz : Gece dünyayı aşılmaz bir karanlıkla sarmıştı. Ve Bandikutların atası, adı Korora'ydı, sonsuz gecede İlbalintja suyunun dibinde uyuyordu. Henüz su yoktu. Üstündeki toprak kıpkırmızıydı ve bir çok ot büyümüştü. Üstünde kocaman kutsal bir direk sallanıyordu. Direk çiçek tarlalarının ortasından çıkmıştı. Kökünde Korora vardı, göklerin tavanına varmak ister gibi yukarlara uzanıyordu. Canlı bir yaratıktı, insan derisi gibi yumuşak bir deri ile kaplıydı. Korora'nın başı bu kocoman sallanan diregin kökündeydi ve başlangıçtan beri orada yatıyordu.
Fakat Korora düşünüyordu; istek ve arzuları zihnini doldurmuştu. Sonra göbek ve koltuk altlarından Bandikutlar çıkmaya başladı. Yukardaki çimeni yarıp ortaya çıktılar. Şafak sökmeye başlamıştı. Güneş doguyordu. Ve Bandikutların atası da dogruldu, kendisini saran kabugu kırdı ve arkasında İlbalintja suyu olarak kalacak bir delik açarak ortaya çıktı. Delik hanımeli tomurcuklarının tatlı, koyu renkli suyuyla doldu.
Bandikut ata şimdi acıkmıştı çünkü büyü gövdesini terk etmişti. Başı dönüyordu, yavaşça göz kapaklarını kırpıştırarak gözlerini biraz açtı ve başı dönerek çevresini yokladı. Çevresinde hareket eden bir sürü Bandikut gördü. İkisini yakalayıp güneşin parmaklarını ateş olarak kullanarak güneşin dogdugu yerin yakınındaki beyaz-sıcak kumda pişirdi.,
Akşam yaklaştı. Güneş yüzünü saç şeritlerinden peçeyle ve gövdesini saç şeritlerinden askıyla kapadı, gözden kayboldu. Karora aklı bir yardımcı eşe takılı, kolları iki yana açık, uykuya daldı.
Uyurken koltugunun altından çurunga biçiminde bir şey çıktı. İnsan şeklini aldı ve bir gecede genç, yetişkin bir adam boyunda büyüdü. Karora kolunda agır bir şeyin baskısını hissederek uyandı ve yanında yatan ilk dogan oglunu gördü. Başı babasının omuzunda yatıyordu.
Şafak söktü, Karora kalktı ve yüksek sesle ortalıgı inleterek bagırdı. O zaman ogul canlandı, kalktı, babasının çevresinde tören dansı yaptı. Babası kan ve tüylerle yapılmış törensel desenlerle süslü oturuyordu. Ogul yarı uykulu oldugundan sendeledi, tökezlendi fakat baba gövdesine ve gögsüne şiddetli bir sarsıntı verdi ve ogul ellerini onun üstüne koydu. Ve bu yapılınca tören bitmiş oldu. (J. Campbell İlkel Mitoloji sf 120)
Tarımı bilmeyen ve henüz oturmuş bir şeflik sistemine sahip olmayan hangi avcı ve toplayıcı kabileye bakarsanız bakın, orada ne tanrıyı bulabilirsiniz be de tek tanrıyı. Görüldügü gibi yukarıda aktardıgım mitosta tamamen totemci gelenekler hakimdir ve hayvan atadan olan insan figürü hakimdir.
Şayet mehmet salih, bana bu tür tek bir örmek bulabilirsen benim de görüşlerimi ciddi bir biçimde sınama imkanum dogar.
saygılarımla
Kim bu hermes?
Gök yüzündekileri ne zaman görmüşte yer yüzündekilerle kıyaslıyor?
Amerikan yerlilerinin zorla asimilasyon olması durumunda bazı yerli önde gelenler,şu anlamlı mesajları vermişlerdir.
Ki bunlar barbar ve medeniyetten haberi olmayan kişiler olarak gösterilmiştir,oysa bu sözleri söyleyenlerin gayet bilinçli ve düşünebilen insanlar oldukları bellidir.
1)Kendisini zorla hristiyan yapmak isteyen papaza önde gelen bir yerlinin sözü:
SİZİN KENDİNİZİN ÖLDÜRDÜĞÜ BİR TANRIYAMI İNANMAMI BEKLİYORSUNUZ,BUNU ASLA KABUL EDEMEM...
2)HRİSTİYANLAR BU DİYARLARA GELDİKLERİNDE ONLARIN ELLERİNDE İNCİL BİZİM ELİMİZDE DE BEREKETLİ TOPRAKLAR VARDI.
SONRA BİZE İNCİLİ ÖĞRETİP,GÖZLERİMİZİ KAPAYARAK DUALAR ETMEMİZİ ÖĞRETTİLER.
GÖZLERİMİ AÇTIĞIMIZDA İSE İNCİL BİZİM ELLERİMİZDE,TOPRAKLARIMIZ İSE ONLARIN ELLERİNDEYDİ.
Saygılarımla...
mehmetsalih
08-06-2009, 18:23
Selam,
2)HRİSTİYANLAR BU DİYARLARA GELDİKLERİNDE ONLARIN ELLERİNDE İNCİL BİZİM ELİMİZDE DE BEREKETLİ TOPRAKLAR VARDI. -Nogada-
Yanılmıyorsam tabi bu Afrikalılar tarafından söylenmemiş miydi?
Sevgi...