Orijinalini görmek için tıklayınız : AB - TÜRBAN - ERDOĞAN
Bu konu hakkında ki görüşlerimi kıymetli yorumlarınızdan sonra okuyabilirsiniz. Altta ki linklerde konuyla ilgili haberler vardır.
.
http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/subat/09/p03.html
http://www.haberturk.com/news/202447.html
http://www.cumok.org/html/dizi/alisirmen.html
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=142792
http://www.ntvmsnbc.com/news/347481.asp
http://www.sabah.com.tr/2005/07/07/siy101.html
http://www.sabah.com.tr/2005/02/07/siy101.html
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=157289
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=63387&Categoryid=4&wid=2
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tbmm_basin_aciklamalari_sd.aciklama?p1=24702
http://www.pressturk.com/detay.asp?ID=1242
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) büyük dairesi tarafından temyiz başvurusu reddedilen Leyla Şahin, “AİHM, önceden kafalarında oluşturduğu karar için beni figüran olarak kullanmıştır. Hukuku birtakım siyasi hesaplara kurban etmiştir” dedi. 11 Kasım 2005
İşinize gelince AİHM de Türkiye yi dava edin, Davayı Kaybedincede çamuru Avrupaya atın.
Baykal: Türban konusu 'zina' gibi olmasın
CHP lideri Deniz Baykal, başörtüsü tartışmasının yeniden gündeme getirilmesinin AB ile ilişki kurma aşamasında ters etki yaratacağını söyledi. Partisinin Meclis Grup toplantısında Başbakan Die Welt'te Erdoğan'a atfen yayınlanan başörtüsüyle ilgili sözleri hatırlatan Baykal, "Başbakan'ın din adına konuşmaya ne hakkı var? Kur'an'ı yorumlamak Başbakan'ın işi mi? Bir Başbakan'ın çıkıp 'Kızım ve eşim inançlı müslümanlardır' demesini yadırgıyoruz" diye tepki gösterdi. Baykal, "Başbakan bunları söyleyerek Türkiye'yi nereye götürmek istiyor?" diye sorunca CHP grubundan "Şeriata" sesleri yükseldi. Baykal bunun üzerine, "Başbakan Türkiye'yi hiç bir yere götüremeyecek ama ortalığı karıştıracak" dedi. Türkiye'nin şartlarının başörtüsü tartışmasına uygun olmadığını, AB ile ilişki kurma aşamasında tam tersine bir arayışın tahrik edildiğini savunan Baykal, "Umarım bu yapay gündem değiştirme politikası olarak kalır. Ciddi tartışma ortamına gidilirse, iktidar beklediği tablonun tam tersi bir durumla karşılaşır. Zina tartışmasında yaşanan durum burada bir kez daha yaşanır" diye konuştu.
DENIZ BAYKAL GERÇEKDEN BUKADARMI SALAK YA ? KISKANCINDAN ADAM NELER YAZACAGINI SASIRDI... BIR BASBAKAN DININI SAVUNAMAZMI ? BAK BAK BASBAKAN DIN ADINA KONUSAMAZMIS ... SEN TÜRBAN YASAGINDAN SONRA DIN ADINA KONUSMAYIDA YASAKLARSIN ...
Başbakan, Danimarka'da, "8 yıldır üniversitelerde başörtüsü özgürlüğü insanların elinden alınıyor. Bu konuda mahkemenin söz söyleme hakkı yok. Dinin ulemasına sormak lazım. Ulema ne diyorsa o olmalıdır"
-15 Kasım Kopenhag-
Osmanlıda Şeyhülislam, Sadrazamdan sonra en yüksek vazifeye sahiptir. Fetva verme yetkisi vardır. Bırakın dini devlet yönetiminde bile söz sahibidir. Başbakanın sözleri bana bu makamı hatırlatıyor.
Yukarıda Kİ sözleri tv de kendi ağzından şöyle devam ediyordu, " Bu O ülkede geçerli olan ulema Hristiyansa hristiyan, Museviyse musevi o dinin ulemasına sorulmalıdır."
Önce kendi ülkenin hak ve hukukunu hiçe sayarak Avrupadan medet umacaksın. Sonrada onların verdiği karara kızıp, Din ulemalarınıza sorun diyeceksin. Ülkendeki "türban özgürlüğü" kararını hıristiyan din ulemasına bırakacaksın.
İçimden çok ağır konuşmak ve hakaret etmek geliyor ama bulunduğu makama olan saygımdan dolayı susuyorum.
Burkay alıntına gelince,
Deniz Baykal, Gazi Mustafa Kemal'in halk koltuğunda oturmayı hakketmeyen bir isimdir.
BİR BAŞBAKAN ÖNCE DİNİNİ ÜYESİ OLMADIĞI BİR
BİRLİĞİN MAHKEMESİNE SONRADA DAHA ELİM VE DAHA VAHİM
OLARAK O ÜLKENİN DİNİ ULEMASINA, "O NEDERSE O OLMALIDIR."
DİYEREK TESLİM EDİYORSA DEĞİL DİNİNİ SAVUNMAYA O
KOLTUKTA BİR DAKİKA BİLE OTURMAYA HAKKI YOKTUR.
"Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriye'tini tekeffül etmek demektir. Ona göre düzeltiniz."
G.M.K.A
Gazi Mustafa Kemal, AB- Türban-Erdoğan zihniyeti üçgeninde gelişen olaylara şahit olsaydı ne söylerdi merak ediyorum. Altta yer alan sözlerden çok daha sert olacağı muhakkaktır.
"Uygar olmayan insanlar, uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar." (1925)
"Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ve meczuplar ülkesi olamaz. En gerçek, en doğru tarikat uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve gereklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir."
''Gerçi fikirleri güdenler belirli bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar. Bu katiyyen bir vehimdir, zandır. İlerleme yolumuzun üstüne düşmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik vadisinde duracak, değiliz. Dünya müthiş bir cereyanla ilerliyor. Biz bu ahengin dışında kalabilir miyiz?'' (2.12.1923)
aspartam
18-11-2005, 10:45
Erdoğan ' ulemanın görüşü alınmalıydı' dedi ya; ' kökten İslam karşıtı cephe' seçkinleri için akan sular duruverdi: - Bu söylem din devleti özlemini yansıtıyor! İttifak firesiz! Doğuşu, duruşu ve duyuşu itibariyle kökten İslam karşıtı olup özel gerekçelerle iktidara destek veren seçkinler de hiç tereddütsüz saldırıya geçti. Bunların kimi AB muhabbeti, kimi maddi beklentileri için sürdürdükleri iktidar yandaşlığını bir kalemde kenara bırakıp ' ne uleması' diye veryansın ediyorlar. Üstelik de ' Erdoğan'ı kızdırıyoruz, dümenimize taş konmasın' diye bir kaygıları da yok. Böyle bir fırsat çıktı diye keskince kökten İslam karşıtlığı zehrini salgılarlar, ertesi sabah da iktidar kapısına damlayıp pişkince yetim hakkından haraç talep ederler! Hep de veren el bulurlar! Özellikle ' İslam karşıtlığı' diyorum! Zira Erdoğan'ın sözlerine tepki gösterenlerin pek azı samimi bir laiklik kaygısı içindedir! Büyük çoğunluk ya siyaseten Erdoğan'ın hiç de iyi seçilmemiş kelimelerini istismar etmektedir veya ruhundaki kökten İslam nefretini kusmak için ' fırsat bu fırsat' diye saldırmaktadır. Gerçekte Erdoğan'ın niyeti neydi, ne söylemek istemişti? Sırf hakikati öğrenmek isteyen varsa Başbakanın bu sözleri hangi ruh haliyle söylediğine ilişkin güvenilir bir rapor sunabilirim. Neden bu kadar kesin konuşabiliyorum? Hem de meseleyi değil Erdoğan'la, kendisine yakın kişilerden hiçbiriyle görüşmeden nasıl?.. Erdoğan'ın Müslümanlığı hissedişini, yaşamaya çalışma tarzını biliyor, başörtüsü meselesi ile ilgili ruh halini seziyorum. Siyasetçi olarak şu veya bu konuda nefsinin ona neler yaptırdığını izlerken, başörtü mağduru bir baba ve bir insan olarak neler hissettiğini de kendi yüreğimde okuyabiliyorum. Bunları sadece ben mi yapabiliyorum? Elbette hayır! Kendisini doğru anlayabilecek başka kimesneler de vardır amma onlar Erdoğan'ın camiasından, partisinden, makamından, imkanlarından ve rızasından (!?) müstağni değillerdir! Fakirinse Erdoğan'ı memnun etmek gibi bir derdim yok. Onun için Allah'ın izniyle bakışımın adaletinden emin olarak kaydedeyim ki Başbakan ' ulemanın görüşü alınmalıydı' derken kafasının köşesinden dahi bir tür ' fetva' önerisi geçirmiş değildir. AİHM'nin fikrimce de asla hukuki olmayan kararı asabını bozduğu için kastını doğru kelimelerle ifade edememiştir. Söylemek istediği şudur: 'Kişinin başını siyasi veya ideolojik gerekçe ile mi, yoksa salt inancının gereği olarak mı örttüğünü yargı bilemez. Bu bilirkişi meselesidir.' Aynı şeyi yüz kere de ben söyledim ama hiç de aklımın köşesinden din devleti geçmedi. AİHM bilirkişi kullanmadığı için kararı hukuki değildir. Bizim medyamız pek yansıtmadı ama bu kararı saçma bulan batılı hukukçular da az değil! Mesele, dininin kendisine ' başını örteceksin' dediğine inanan, devletinin de ' açacaksın' diye dayattığını gören kadınımızın çaresizliğidir. Böyle bir olayda yasak koymayı çözüm sayan ve hele ' sorun kapanmıştır' diyen kafa, merkep yüküyle hukuk kitabı ezberlese de hukuk insanı olamaz, hatta insan olamaz! ' Yasağı kaldırmak şu sakıncaları doğurabilir' demen başka! ' Yasakladım ve sorun bitti' dediğin zaman milyonlarca başörtü mağdurunu insan saymadığın için sen insan olamazsın! Bu tartışmada en çok, zekasına saygı duyduğum Baykal'a üzüldüm. Cin gibi biliyor ki Erdoğan din devleti özlemiyle bu lafı etmedi. Ayrıca Baykal başını örten kızın yaşadığı açmazı da çok iyi biliyor. Böyle bir konuda Erdoğan'ın o sözünü taktik bir coşkuyla çekiştirip fırtına üretme çabasına nasıl tenezzül eder? Oysa kendi siyasi çizgisince Erdoğan'ın bu gafı ile dalgasını geçip gidebilirdi. O zaman belki başbakan bu tür dikkatsiz söylemlerden kaçınmak için daha titiz davranabilirdi. İş köpürtülünce kökten karşı cephe duygusu iki taraf için de tırmanıyor. Denecek ki: - Siyaset böyle, kızıştıracaksın, yıpratacaksın.. Evet ama ucu dine dokunan veya dokunduğu sanılan her tartışma ülkeyi ve vatandaşı daha da devletsizleştiriyor. Dindar veya dinsiz, bütünlük derdi olan bunu anlar.
Ömer Lütfi METE
Bu forumun başlığına AB-TÜRBAN-ERDOĞAN yazmıştım. Yazımda türbana karşı olduğum hakkıda bir tek cümle bulamazsınız. Konuda bu değildi zaten… Eleştirilmesi gereken bir konu varsa o da başbakanın olaya yaklaşım tarzıdır. Erdoğanı bu sözlerinden dolayı ağır bir şekilde eleştirenlerin tamamına yakınının üniversitelerde türbana karşı olmaları gerçeği başbakanın olaylara yaklaşım tarzını ve söylediklerini değiştirmez.
Denilebilir ki Başbakan kısıtlanıyor. Ordu engelliyor. Cumhurbaşkanı engelliyor. Yök engelliyor. Yargıtay engelliyor. Başbakanda açık ara iktidarda olmasına rağmen bu konuda halkın kendisine vermiş olduğu yetkiyi kullamamıyor. Eyvallah derim.
Başbakanın kurmayları, Türban sorununu AB ' ye devrederek hem yukardaki güç odaklarının şimşeklerini üstüne çekmeden ekarte edecek hemde gelen olumlu kararla tabanının beklentisini gerçekleştirmiş olacaktı... Oldurmadılar. Aslında olacakken olmadı yani planlama doğruydu aslında ve AB zaten tam üye olarak kabul etmeyeceği Türkiye’nin laik yapısını bozmak için temyize red vermeyecekti...Ama ne olduysa Paris'ten sonra oldu ve Türkiye aleyhine verecekleri kararın AB ülkeleri içinde bir örnek teşkil etme durumunu hatırlayarak bu kararı, Vatikan ve Amerikan baskısına rağmen veremediler. Erdoğanın AB’ den yediği bu tokat sinirlerini çok bozdu ve neticesinde ulema ile ilgili malum sözlerini sarfederek tepkisini dile getirdi…
Peki şimdi ne olacak? Erdoğanın orta vadeli çözüm sunan B planı devreye girecek. Bu plana göre, YÖK kadrosu usulca tasviye edilecek. Bu konuda gerekli çalışmalara başladılar. Bu ilk adım…2007 Mayısta Devlet Bakanı Mehmet Aydın yada Meclis Başkanı Bülent Arınç Cumhurbaşkanı olacak.. 2007 Kasımda genel seçim yapılacak. Büyük olasılıkla Ak parti az farklada olsa tekrar sandıktan birinci parti olarak çıkacak. DYP Meclise girecek. Ak parti gerekirse DYP ile koalisyon kurarak hükümeti kuracak. AB reformlarına hız verilecek. MGK nın siyasi yetkileri kesilmeye devam edilecek. Gerekirse referanduma gidilerek türban yasallaşacak.
İmam hatipler ve meslek lisesi yasası çıkacak.. ( Ruhban okulunun tekrar açılması buna zemin oluşturacak.) Bunlar tayyibin kurmaylarının planı ama evdeki hesap çarşıya uymuyor. Yukardaki planlarında sadece kağıt üzerinde kalması doğal. Keza CHP böyle bir durumda topluca meclisten çekilmeyi dahi düşünüyor. MGK seyirci kalmaz. Bu da meşruiyet ve anayasa tartışmalarını ön plana çıkarır ve ortalık iyice karışır.
Ömer Lütfi METE ye AÇIK MEKTUP!
Ömer Lütfi METE nin Altta yer alan yazısını okuyunca ne kadar çapsız bir kalem olduğunu bir kez daha anladım. Tayyipçisin anladıkda Topbaş Tayyibin adamı olan Başkan Vekili İdris Güllüce’yi (Tayibbin has adamlarından) Göztepe parkına camii, 3. ve 4. köprü, Dubai kazıkları gibi, projelerde kendini by pass ettiği için 8 Kasımda görevden aldı. Yazmış olduğun, Dubai kazıkları Erdoğanın bizzat kendi çabaları sonucunda projelendirilerek Topbaşın önüne koyulmuştur. Minareyi çalan kılıfı elbette hazırlıyor. Senin gibiler de kılıf geçirildikten sonra bu kazıkları birilerine sokma görevini üstleniyor. Ama şunuda bilki bu burgulu kazıklar bir gün yanlış yere soktuğun o delikten çıkıp sizin doğru yerlerinize girecektir. İşte o zaman kanayan vicdanlar değil başka yerler olur. Kırkyılda bir doğru bir şey yazmışsın onunda sorumlusunu yanlış yerde aramışsın Ömer bey… Bazı arkadaşlarda seni adam yerine koyup türbanla ilgili yazını buraya copy past yapmışlar…
Dubai kazıkları vicdan kanatırken
Sahur vakti, bir televizyon programının tekrar yayınında İstanbul şehremini Kadri Toptaş'ı dinliyorum, gözlerim açık.. Konu Burgulu Dubai Kazıkları ..
Ayrıntıya hacet yok; Kadri Toptaş gerçekten acınacak durumda kalıyor.
Kim bu kazıkları izah etmek ve kerametlerini ballandırarak anlatmak görevini Toptaş'a yıkmışsa herhalde siyasetin canına okumak istemiş olmalı.
Program boyunca hemen hiçbir soruya tatmin edici cevap veremeyen mimar başkan yalnızca ' vizyon sakızı' çiğneyip duruyor.
Eğer Burgulu Dubai Kazıkları'nın İstanbul'a ve ruhumuza çakılmasını sorgulayıp kararlaştıracak nihai bir akil adamlar heyeti söz konusu olsa ve bana da aleyhte bir rapor ısmarlansa sadece iki cümle yazardım:
- Bu kazıkların İstanbul'a ihanet olduğunu belgelemek için size Murat Birsel'in programındaki Kadri Toptaş'ın söylediklerini takdim ederim. Sayın başkanın bu kazıkları savunması, gerçekte savunulmazlıklarının belgeleri olarak akıl sahipleri için yeter de artar bile!
Nice zamandır particilik ve yerel yöneticilik yapmasına rağmen Toptaş siyasetin pişkin bir ustası haline gelemediği için kendisine verilen kazık savunuculuk görevini yürütmekte çok zorlandı. Belli ki mimar olarak da içine sindiremediği bir işi sadece siyasi hiyerarşi gereği savunmak zorunda! Gerçi sayın Toptaş meramını anlatma becerisi bakımından zaten pek parlak bir siyasetçi değil ama bu sefer ' kalbiyle mutmain' olmadığı bir konuyu sırf ' sadakat' gereği savunduğu için büsbütün bocalıyordu. O kadar ki, programda yöneltilen sorular karşısında ' evet, haklısınız o bölge bu iki kazığı kaldırmaz ama' diye başladığı cümlelerle çaresizliğini itiraf ediyordu. Bunun gibi, ortasında ' ama' denilerek savunmaya geçilen kabuller batağında zavallı Başkan kendisinin de inanmadığı mucizevi altyapı hamlelerinden söz ederken yüzü ve gözleri ile ağzından çıkanları yalanlar gibiydi. Hele, Burgulu Dubai Kazıkları sayesinde şehrin o bölgesinde yetersiz olan altyapının kendileri tarafından mükemmelleştirileceğini söylerken yüzünden uzaklaştıramadığı çaresizlik ifadesi yürek yakıcıydı.
Siyaset böyle bir şey işte; gün gelir en sadık adamınıza bile zulmetmek durumunda kalabilirsiniz.
Toptaş'a olan buydu.
Eğer başkanı bu programda öylesine çaresiz görmeseydim Burgulu Dubai Kazıkları konusuna ikinci defa değinmeye niyetim yoktu. Kısa süre önce ' gökdelen birinciliği' gibi ilkel bir yarışa konu olduğu için tartıştığım bu kazıkları tekrar gündemime sokan Toptaş'tır. Bu yatırımı savunurken aslında işin savunulmazlığını kanıtlamaktan öteye gidemeyen başkan dikkatimi derinleştirmemi zorunlu kıldı. Böylece konuyu biraz daha derince kurcalama ihtiyacı duydum. Ayrıntılar sütunuma sığmayacağı için kanaatimi özetleyebilirim:
- Bu kazıklar bir gün muhakkak Yüce Divan konusu olacak!
Tabii Yüce Divan konusu olmak gerçekten hesap vermek anlamı taşımıyor.
Ne oraya giden herkes gerçekten suçlu, ne de oradan ' aklanmış' çıkan herkes halk vicdanında masum; o ayrı fasıl! Türkiye, minareyi yürütüp kılıfa sokmanın ve delil karartmanın merkez üssü! Ancak, Burgulu Dubai Kazıkları dikilip de ayakta kaldıkları sürece vicdanlara ağır ve uzun gölgeler düşürmeye devam edeceklerdir. Dünya durdukça da bu işte helali haramla karıştıranların nesilleri bedel ödeyeceklerdir.
Şu an bir tek Allah'ın müteahhidi bu kazıklarla ilgili paylaşımı adil bulmuyor! Hiçbir hesap adamı bu arsanın gerçek hayatta ' yüzde yirmisi belediyeye, yüzde sekseni girişimciye' gelecek şekilde paylaşılacağına inanmıyor.
Ayrıca bu yatırımın Türkiye'ye para getirmeyeceği, aksine Türkiye'den Dubai'ye büyük karlar götüreceği iki kere ikinin dört ettiğinden daha kesin iken tam aksini söylemenin ' Dört Kitap'ta bile yeri yoktur.
' Minareyi çalan kılıfını hazırlar' demişler ama ' Dubai Kazıkları' öyle uzun ve derin ki gecenin karanlığında bile gölgeleri vicdanlara vurup kanatmaya devam edecektir.
İstanbul şehremini Kadri Toptaş'ı dinliyorum, bahtım kapalı..
Mutezile
20-11-2005, 16:59
Başörtüsü yasaklanması İması son derece isabetsiz bir tercih olmuş. Türban Yasağı ise son derece isabetli ve yerindedir.
Yazma, yemenni, Tülbentle, eşarp ile baş bağlama ise yüzyıllardır Anadolunun her köşesinde çoğumuzun anasının anneannesinin İnancı gereği yaptığı bir tercihtir. GATA Komutanının kendi ağzından teyidle-hasta ziyaretine gelen t e k bir başörtülü kadına olumsuz bir söz söylenmemiştir. Türkiye'de bir başörtüsü sorunu olmamıştır-olamaz da..
Burka, Kara Çarşaf, Türban, Sıkmabaş, Yaşmak gibi örtünme metodolojisinin siyasi angajman, misyon ifadeleri olduğu ortada iken bir ''Başörtüsü sorunundan'' bahsetmek çok ilginçtir.
Ben izmirliyim. Orada doğup büyüdüm. Yaşlı nine ve teyzelerimizin nerede ise tamamı başörtülü idi. Aralarında t e k b i r tane türbanlı; sıkmabaşlı görmedim. Hala Yaşlı teyze ve nineler görürüm, bu türban - sıkmabaş Riya'sından uzak durmayı p e k a l a becermişlerdir.
70'li Yılların sonuna doğru Milli Görüş denen zırvanın Sn Necmeddin'de filizlenmesi akabinde türban-sıkmabaş-yaşmak kendini bu Zihniyetin temsilcisi-misyon taşıyıcısı olar-ak ortaya koymuştur.
Türban-Sıkmabaş Mitinginde:''7.4 yetmedi mi?" diye pankart açan kız, bunu sadece Türban için söylemiştir.'' Siyasi angajman-misyon nedir apaçık ortadadır.
AİHM'nin de zaten işaret ettiği bundan başka bir şey değildir.
(Başka bir sitede astığım yazımdan-MuTeZiLe)
Teşekkürler Mutezile,
Anlattığın olayı kabaca bilmekle beraber, Nüansın açılımına bu kadar vakıf
değildim. Aydınlatmış oldun.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3545596.asp?m=1&gid=69
Emel Abidin Algan, yaklaşık 30 yıl kullandığı türbanını çıkardı. Ancak Emel Abidin’in verdiği bu bireysel karar, örtünmekten vazgeçen diğer kadınların aldığı karardan farklı bir anlam taşıyordu. Türkiye siyasetine de uzun yıllar etki eden Milli Görüş Teşkilatlarının kurucusu Yusuf Zeynel Abidin’in kızı olan Emel Abidin Algan, aynı zamanda kadın hakları konusundaki çalışmalarıyla da tanınıyor.
Türbanı çıkardıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?
İlk tepkiler doğal olarak kendi ailemden geldi. Eşim çok şüpheyle yaklaştı ve bu değişimin benim ahiret hayatımda ne kadar kötü sonuçlar doğuracağı yönünde fantazileri var. Ama ben kafamdaki ‘Allah’ anlayışını değiştirdiğim ve ‘ceza veren Allah’ı artık kabul etmediğim için beni etkilemeye çalışmasını sabırla karşılıyorum. Ben artık kendimi Müslüman olarak gösterme gerekliliğini duymuyorum. Ben başımı açmakla ne kendime ne de başkasına zarar veriyorum.
aspartam
21-11-2005, 12:39
Ben türbana karşıyım.Çünkü türban Kur'anda geçen humar (başörtüsü) kelimesini karşılamamaktadır.Türban yanılmıyorsam fransızcadan geçen bir kelimedir.Türban kulaklar gözükecek şekilde sadece saçları örten bir örtüdür.Halbuki humar (baş örtüsü) boyun da dahil başın tamamını (yüz hariç,yüz kişinin tanınması için kendiliğinden görünen kısımdır.) örten giysidir.Bu yüzden türbana hayır,Başörtüsüne evet.
http://saglik.tr.net/genel_saglik_or.shtml
Mutezile
28-11-2005, 10:09
Ben türbana karşıyım.Çünkü türban Kur'anda geçen humar (başörtüsü) kelimesini karşılamamaktadır.Türban yanılmıyorsam fransızcadan geçen bir kelimedir.Türban kulaklar gözükecek şekilde sadece saçları örten bir örtüdür.Halbuki humar (baş örtüsü) boyun da dahil başın tamamını (yüz hariç,yüz kişinin tanınması için kendiliğinden görünen kısımdır.) örten giysidir.Bu yüzden türbana hayır,Başörtüsüne evet. (aspartam).
Senin Humardan anladığın yüz hariç omuz üzerindeki her noktanın özellikle kulakların ve boynun kapanmasıdır. Zira Ku'ranın böyle emrettiğini söylüyorsun. Kulakların görülmesinde nasıl bir problem varsayılmış olabilir. Ne dersin?
Merhabalar Mutezile, Bence soruna en güzel cevap;
Duymadım, Görmedim, Bilmiyorum. :D
aspartam
29-11-2005, 10:12
Ben kulaklardan tahrik oluyorum abi. :)
Bendede el fetişizmi var görünce eline vermek istiyorum güzel elli hatunların... Eldiven giyseler sorun kalkacak ortadan. :D Ya da beni tedavi edebilecek bir psikolog varsa telefonunu iletin allah rızası için ama kadın olmasın hem tahrik olabilir hem de utanırım. :oops: