Orijinalini görmek için tıklayınız : AHMET KAYA SEVER MİSİNİZ?
aspartam
10-11-2005, 14:32
Birer birer, biner biner ölürüz
Yana yana, döne döne geliriz
Biz dostu’da düşmanıda bilriz
Vurulup düşenler darda kalmasın
Çünkü isyan bayrağıdır böğrüme saplanan sancı
Çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum
Ve kederin
Ve solgun yüzlü işçilerin üzerine
Dağ başlarının hırçınlığı savruluyor benden
Çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin
Çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak
Miting afişleri cesur pankartlar
Ve binlerce militan
Derin denizlerin aydınlığı
Zorlu sabahlar
Gökyüzü ve lale
Sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata
Çünkü ben sevdigim kızı
Yaşamak gibi halkım gibi sevdiğim kızı ki şiirini yazamayan
Ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi
Binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi
Zincire vurulan
Şavaşlara yollanan
Vergilere bağlanan halkım gibi
Felç olmuş yalnızlıklara bırakarak
Büyük acıların ve göz yaşlarının içine bırakarak
Şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı
Devrim türkülerini
Ve baş kaldırmayı öğreten dudaklarını
Bir kere olsun öpmeden
Bir kere olsun tutamadan kaygısızca
Serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini
Hatta boynunu ve ayak bileklerini
Bilemeden , Bilemeden, Bilemeden
Vurdum yüreğimi şanlı kavgaya
Barışın ve özgürlügün dağlarına yürüyorum işte
Yiğitsen uslandır beni
Ey yasakların, kahpeliğin
Ve soygunların koruyucusu
Türkü çağıran kızlarımı sustur
Ve kahraman oğullarımı mezar kaza kaza kederli, kızgın
Tohum serpe serpe hünerli
Ve sömürüle sömürüle bomboş
Ve açlığın ve zulmün izlerini
Derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
Naçaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
Mavzerlere sarılan ellerimi
Zincirlere vur gücün yeterse
Ama adına yaşamak dersen
Re-zil-ce
Çatlayan tomurcuğun
Doğan çocugunü çığlığını duymadan
Gül benizli sevgilinin
Titreyen gögüslerini öpmeden doyasıya
Korka korka, yana yana
Hergün biraz daha derinden
Hergün biraz daha kapkara duyarak ölümü
Aç ve arkasız
Köpekleşerek yaşamak dersen
Bu yürek
Çat diye çatlasın be
Kirsiz passız
Arı duru özümüz
Namussuza kanlı hançer sözümüz
Çok uzaktır dostlar bizim yolumuz
Durana yürüyene bin selam olsun.
Gel gelelim parlayan güneşi
Emekçi kalkların
Kahraman halkların güneşini
Şehvetle içine dolduran toprak
Şimdi sımsıcak şimdi ulaşılmaz
Şimdi olgun meyvalarla dolu
Bahar bahçelerini sarmaktadır dünyaya
Ve gülbenizli sevgilinin dudaklarında hayat
Bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır
Bıçak kemiğe dayandıgı
Ok yaydan fırladığı için degil
Bu bezirgan saltanatı
Bu zulüm bitsin diye
Ağaran günler için
Yeni bir dünya uğruna
Yüzlerinde cesaretin onuru
Ve imanlı gücü döğüşen dünyanın
Ve ölüme
Gülerek koşan genç savaşçıların
Albayrakları dalgalansın
Dalgalansın, dalgalansın
Kinle boğuşan yorgun yüregi
Aydınlansın diye anamın
Dişleri sökülmüş kederli ağzı
Ağlamaya hazır gözleri
Safrası, ve sonsuz dağları eriten sabrı
Merhameti
Yani bir bütün halinde insanlığımız
Yunsun arısın diye durgun pınarlarda
Alınterinin namusu kurtulsun diye
Kurtulsun diye sıcak somun
Acı soğan ve çiçekli basmalar
Ahdettik, vefaettik
Kelle koyduk
Ölen ölür dostlar
Düşmanlar heyy
Kalan sağlar...
aspartam
10-11-2005, 15:22
Ölüm her aklına geldiğinde
Ah edip vah edip inleme
Bu halinle tanrıyı incitmiş olacaksın
Ecel kapını çaldığı zaman
Evi telaşa verme
O geldiği zaman
Sen gitmiş olacaksın
aspartam
10-11-2005, 15:24
An gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski, o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet.
şarkılar susar heves kalmaz
şataraban ölür.
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar, tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür.
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan.
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı' nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar Baki
çeşmelerden akar Sinan
an gelir
La İlahe İllallah
Kanuni Süleyman ölür.
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa korkudan ölür
tahrip gücü yüksek
saatli bir bombadır patlar
an gelir
Attila İlhan ölür.
Ben ne kürdüm ne de solcu...
O yüzden ASLA ahmet kaya itini sevmem.
atilla ilhan da bu devletin içide büyüyen vatan hainidir.
gebertemedim.
ben ona yanıyom.
ben anlının ortasına mermiyi çakamadan zıbardı şu ahmet kürdü.... ben ona yanıyom.
militanmış....
peh...
çık dağa da ananınkini gösterelim sana.
burada militanlık taslamak kolay.
yaz çiz sil boya....
oh ne ala...
burada ölmek de rahat
acı çekmek de.
ben TÜRK'üm. Ateistim.
Ateist olmam solcu olmamı gerektirmez.
Gerektirir diyen de salaktır.
Küçükken çok aç kaldım... itildim... horlandım...
Ama asla vatanıma ihaneti zerre kadar düşünmedim. Biliyorumki; aç kalmak başka vatana ihanet ve dağa çıkıp askerime kurşun atmak bambaşka.
Ben kendi askerime kurşun sıkacak kadar hain değilim.
O kadar alçak değilim.
Kendi yediğim çanağa s..çacak kadar şerefsiz değilim.
Ben bu vatanın her karış toprağı için ölürüm.
ahmet kaya ekmek yediği çanağa s...çmış bir köpektir.
bu devlete zeval veren, yük olan herkes AŞAĞILIKTIR.
ne alevi yobazlarını severim ne de sunni.
Ne hristiyanını tutarım ne de yahudisini. Çünkü ben ATEİSTİM.
Ateizm sol hegomonyasındaki bir dünya anlayışı değildir.
Ateizm vatan hainliği değildir.
Ateizmi bir partiye mal etmek veya bir siyasal otoriteye bağlamak yanlıştır.
Bu yanlış o kadar büyüktürki; islamiyetin bir zamanlar refah partisine bağlanması kadar saçmalıklar içerir.
Ateizm ne A partisine mensuptur ne de B partisine.
Siyasal bakış açısı ile dine olan bakış arasında en küçük bir paralellik yoktur.
Ateizme siyasal temel kuranlar veya kurmaya çalışanlar nafile bir uğraş içindeler.
Ben ve benim gibi gerçek ATEİSTLER var oldukça asla buna izin vermeyeceğiz.
Ateizmi yeni öğrenmiyoruz. Kimse çocuk kandırmaya kalkmasın.
Her zaman eleştirdiğimiz islami yobazlar gibi ateizmi siyasallaştırmak kısırlaştırmaktır. Ateizmi anlamamış olmaktır.
Bunu bile bile siyasallaşması yönünde çalışma yapanlar ARD NİYETLİLER dir.
Turan Dursun ne vatan hainidir ne de devletinin askerine kurşun atmış biridir.
Turan DURSUN gibi dümdüz Ateist olmak bence ateizmi doğru algılamaktır.
Aksi hata olur.
aspartam
10-11-2005, 16:43
Al işte bir faşo daha.Yaw bunların nesli tükenmemişmiydi?
Neyse şarkıları konuşturmaya devam edelim.
Sivastopol önunde yatan gemiler
Atar da nizam topunu yer gök iniler
Yardımcıdır bize kırklar yediler
Amanda padişahım izin ver bize
İzinde vermez isen dök bizi denize
Sivastopol önünde yıkık minare
Düşman dediğin de gelmez imane
Erenler geliyor bize imdade
Amanda padişahım izin ver bize
İzinde vermez isen dök bizi denize
aspartam
10-11-2005, 16:46
KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
Kollumu salladım toplar oynadı
Karataş içinden çete kaynadı
Yaşasın Urfalılar teslim olmadı
De yürüyü yürü kumandalarım yürü
Kumandanlar gidiyor dönmüyor geri
De yürüyü yürü kahramanlarım yürü
Kahramanlar gidiyor dönmüyor geri.
Tıfıldır hastahane karşı karşı
Gavur Fransız’ ın bomba atışı
Urfa çetelerinin şaha kalkışı
De yürüyü yürü kumandalarım yürü
Kumandanlar gidiyor dönmüyor geri
De yürüyü yürü kahramanlarım yürü
Kahramanlar gidiyor dönmüyor geri.
aspartam dangalağı VATANPERVERLİK faşoluksa ben faşoların KRALIYIM.
Sen komançi olduğunu itiraf derken rahatsın da ben niye vatarperver olduğumu belirtmiyeyim???
Sen askerine kurşun sıkmış bir fikrin arkasından yürürken rahatsın da ben niye vatanperverlik yaparken utanayım veya sıkılayım.???
Sen kendi ekmek yediği çanağa s..çmış birinin adını allayıp pullayıp anarken ben niye Yüce Türk Milletinin Önderlerinden bahsederken rahatsız olayım???
senin gibilerin stalin bozmalarına tapması beni hiç mi hiç şaşırtmıyor.
dağa çıkacakmış da falan filan...
çık da dağı bir tarafına so..... yım.
Gece Silah Sesleri Deli eder Bir Ülkücü daha gider Yiğitliği Irkındandır Bu akan İlk Kanıdır ve HER ÜLKÜCÜ BİR MİLİTANDIR
SİZ EKMEĞİNİZİ YEDİĞİNİZ KABA S...MAK İÇİN MİLİTANSANIZ BİZDE VATANIMIZ İÇİN MİLİTANIZ!!!
AHMET KAYAYI SEVMİYORUM...
İmza: Şaman Türk!
aspartam
05-12-2005, 00:48
Hadee lannn lol
Suffiyun
06-12-2005, 00:09
Öncelikle forum kalitesini seviyeli konuşmalardan göstermiş onu belirteyim.
Üzüldüğüm iki nokta var, 1.si : Milliyetçilik faşizme kaçarsa çok tehlikelidir,hoş de değildir.Ülkücülük ile karışmasın,ülkücülük iki temele dayanır : 1-İslamcılık 2-Milliyetçilik
Vatanımı seviyorum,kürdü de seviyorum.Ama zulmedeni sevmiyorum.
Türk bayrağındaki hilalin manasını kısaca özetleyelim.
Devletleri temsil eden renk ve sekli özellestirilmis millî alamet. Arapça raye ve liva kelimelerinin karsiligi olan bayrak ve sancak, umumiyetle dikdörtgen biçiminde ve kumastan yapilir. Bayrak bir milletin varliginin ve bagimsizliginin sembolü, tarihinin hatirasidir. Degeri; pamuk, atlas ve ipekten yapilmasina bagli olmayip, temsil ettigi milletin kiymeti ile ölçülür. Devletin hakimiyetini, bagimsizligini ve serefini temsil ettigi için bayraga saygi gösterilir. Çok eski zamanlarda kurulan devletler ve kavimler, bayrak veya bayraga benzeyen semboller kullandilar. Islam tarihinde ise hicretin birinci yilindan itibaren bayrak kullanilmaya baslandi. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hicretin birinci senesinde Sam'dan dönmekte olan Kureys kervanina karsi gönderdigi hazret-i Hamza komutasindaki otuz kisilik kuvvete bayrak seklindeki sembolü ilk defa kendi elleriyle bir mizragin ucuna beyaz bir bez baglayarak askerlerden Ebü Mersed'in eline verdi. Liva-ül-Beyda ismiyle anilan bu bayrak, Hayber gazasina kadar kullanildi. Hayber'den sonra Raye denilen siyah bir bayrak kullanildi. Dört halîfe devri, Emevîler, Abbasîler, Endülüs Emevîleri zamanlarinda da çesitli renk ve sekilde bayraklar kullanildi.
Türklerin ilk kullandiklari bayragin rengi ve sekli hakkinda kesin bir malumat yoktur. Ancak Orta Asya tarihi hakkindaki bilgilere dayanarak Islamiyet'ten önceki Türklerde Tug adi verilen bayrak veya sembollerin kullanildigi bir gerçektir. Siyahtan kirmiziya kadar; mavi, sari, yesit, beyaz gibi çesitli renklerde semboller kullanmis olan eski Türkler, bir mizragin ucuna bagladiklari, umumiyetle ipekten yapilmis bu alametlere batrak, badruk, bayrak gibi isimler verdiler. Dokuzuncu asirdan Itibaren kitleler halinde müslümanligi kabul eden Türkler de çesitli bayraklar kullandilar. Bu bayraktaki en büyük özellik, Islamî motif ve unsurlarin ön plana geçmesiyle birlikte, millî motif ve sembollere de yer verilmesi idi. Ilk müslüman Türk devletlerinden olan Gaznelilerin bayraklarinda, yesil zemin üzerinde beyaz hilal ve kus resimleri vardi. Karahanlilarin bayraklarinda al renk üzerinde dokuz tug resmi bulunuyordu. Diger müslüman Türk devletleri de çesitli renk ve sekilde bayraklar kullandilar. Büyük Selçuklu Devleti'nin ilk yillarinda mavi zemin üstüne beyaz çift kartal sembolü ve siyah çizgili gerilmis yay ve ok resimleri varken, daha sonra siyah renkli bayrak kullandilar. Bu bayrak Anadolu Selçuklulari tarafindan da benimsenmisti. Selçuklularda hanedan rengi olarak kabul edilen al renkti bayraklar da vardi. Haçli seferlerine kahramanca gögüs geren Selahaddîn-I Eyyübî'nin bayragi san renkli olup, üzerinde hilal bulunuyordu. Bu sekil hem bu devletin bayragi, hem de Avrupalilar tarafindan Islamiyetin sembolü olarak kabul edilmistir.
Osmanlilar zamaninda da çesitli renk ve sekillerde bayraklar kullanildi. Osmanlilarda bayrak; padisahi, dolayisiyle devleti temsil ederdi. Zira padisah, devleti temsil etmekteydi Padisah bayrak ve sancaklarim, Emîr-i Alem denilen pasa Ile bunun maiyyetindeki saltanat sancaklanyla mehterhane takimim ihtiva eden bölükler tasirdi. Ayrica her ocagin, her birligin hatta her ortanin (taburun) ayri sancagi vardi. Sancaklar da çesitli renklerde kullanilmistir. Yesil ve kirmizi renklerin hakim oldugu bayrak ve sancaklarda, Osmanogullarinin hanedan rengi kirmizi daha dogrusu al idi. Al renk, dogrudan dogruya Osmanogullarini Isaret ederdi. Sultanlar yani padisah kizlari bile beyaz renkte degil al renkte gelinlik giyerlerdi. Padisahin yorgani, çarsafi, yastigi al renkteydi. Al renk esasinda Selçuklularda da hanedan rengi olarak kabul ediliyordu. Osmanogullari, Selçukogullarinin mesru varisleri olarak bu rengi devralmislardir. Bu husus al renge tamamen bir millî karakter vermistir ki, bugün de devam etmektedir. Selçuklular da bu rengi selefleri olan Karahanlilardan almislardi. Kirmiziyi süsleyen ayin mensei ise destanlar dönemine kadar dayanir. Yildiz ise daha sonraki devirlerde konulmustur.
Osmanlilarin ilk bayragi, Anadolu Selçuklu hükümdari Giyaseddîn Mes'üd tarafindan Osman Bey'e gönderilen hediyeler arasindaki beyaz renkli bayrak idi. On dördüncü asirdan itibaren çesitli renk ve sekilde bayraklar kullanildi. Kamüs-ül-a'lam'da bildirildigine göre, Osmanli sancaginin rengini ve (bugünkü ayyildizli Türk bayraginin) seklini tayin eden, sultan birinci Murad ve Yildirim Bayezîd Handevirlerinde yasayan Tîmürtas Pasa'dir. Bu asirda Osmanli donanmasinda ve azap Kit'alarinda kirmizi; yeniçeri kit'alarinda beyaz bayraklar kullanildigi, Fatih Sultan Mehmed Han' in muasiri olan tarihçi Türsün Bey'in ifadelerinden anlasilmaktadir. On besinci asirda Osmanlilarin kirmizi bayraklar kullandiklari, Asikpasazade'nin Alasehir'de dokunan bir nevî al kumastan bayrak ve hil'at yapildigi hakkindaki kaydinda yer almaktadir. Muhtelif kaynaklarin incelenmesinden anlasildigina göre, Osmanlilar kurulustan Itibaren diger islam ve Türk devletlerinde oldugu gibi, çesitli bayraklar kullandilar. On besinci asirda padisaha aid sancaklardan baska çesitli askerî birliklere ve büyük devlet adamlarina, beylerbeyi, sancakbeyi, donanma kumandani ve reisleriyle azap ocaklari na ve ticaret gemilerine mahsus türlü renklerde bayrak ve sancaklar vardi. Bu bayraklarin ve sancaklarin üzerinde muhtelif sekil ve yazilar bulunurdu. Yeniçeri ocaginin muhtelif ortalarinin (tabur) kendileri ne mahsus nisanlari vardi. Kislalarin kapilarina asilan ortalarin bayraklarina bu alametler naksedilirdi. Bu asirda yeniçerilere ak, sipahîlere kirmizi, silahdar bölügüne san, orta ve asagi bölüklere alaca renkli olarak verilen bayraklar bu birliklere verilen sancak mahiyetinde idi. Çünkü Osman Gazi'den Itibaren Kanunî devri de dahil olmak üzere padisahlara mahsus olan bayrak beyaz renkli idi. Yavuz Sultan Selîm Han'in Çaldiran ve Misir seferlerinde, otaginin önüne hakimiyet alameti olan beyaz ve kirmizi renkli bayraklar dikilmisdi. Ayrica Yavuz Sultan Selim Han zamaninda, bugün Topkapi Sarayi mukaddes emanetler dairesinde bulunan, Peygamber efendimize satlallahü aleyhi ve sellem aid olan Sancak-i serîf Osmanlilara geçti. Çok büyük hürmet ve ihtimam gösterilerek asirlardir muhafaza edilen Sancak-i serif kilif içinde bulundurulur, asla açilmazdi. Sefer-i hümayunlarda padisahlar beraberlerinde götürürlerdi. Halifelik alametlerinden biri olan Sancak-i serif, devleti son derece tehdîd eden hallerde ve isyanlarda padisahin emriyle çikarilir, millet, asilere karsi Sancak-i serifin altinda toplanmaya çagrilirdi. Bu suretle millet birlik içinde hareket ederek isyani bastirirdi.
Yavuz Sultan Selim zamaninda Çaldiran seferinde ilk defa olarak kullanilan yesil renkli bayrak, bu devirden sonra da hemen her zaman sik sik kutlanilmistir. Osmanlilarin, hilafeti de haiz olduklarini göstermek ve Peygamber efendimizin mesru halefleri olduklarini belli etmek için kullandiklari yesil renkli sancak, Barbaros Hayreddîn Pasa ve Utuç Ali Reis'in donanmalarinda da kullanildi. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mensüb oldugu Hasimîlere aid olan yesil renkli sancak, sultan birinci Mahmüd Han devrinde donanmanin bayragi kabul edildi.
Kanunî Sultan Süleyman Han devrinde de beyaz, alaca, kirmizi ve san bayraklara siyah ve yesil renkliler de ilave edildi. Dogrudan dogruya padisahin hassa kuvvetini teskil eden kapikulu ocaklarinin tasidiklari bayraklar, umumiyetle saltanat sancaklari sayilirdi. Macaristan seferine çikan ve orduya kumandan tayin edilen sadrazam Ibrahim Pasa' ya; beyaz, yesil ve sari renkte üç sancakla iki kirmizi, iki de alaca bayrak verilmesi bu hususu isbat etmektedir. Toprakli süvarinin yukansi yesil, asagisi kirmizi renkte olmak üzere iki renkli bayragi vardi.
Osmanli ordusunda oldugu gibi, donanmasinda da türlü renk ve sekillerde bayraklar kullanildi. On besinci asirda genellikle kirmizi renkli bayraklar kullanildigi halde on altinci asirda kumandana mahsus bayragin yesil, derya beylerinin ise beyaz, kirmizi, sari, sarikirmizi, ufkî çizgili alaca bayraklar kullandiklari görülmektedir. Bu asirda ticaret gemilerinin beyaz bayraklar tasidiklari da bazi kaynaklardan anlasilmaktadir. Daha sonraki asirlarda da kapdan pasalara mahsus olan bayrak yesil idi. Gemi sancaklarinda en ziyade kirmizi (al) renk kullanilmakla beraber, yesil bayraklar da çöktü. Bunlarin kimlere aid oldugu üzerlerindeki sekillerden anlasilirdi. Sultan birinci Mahmüd Han devrinden sonra donanmada daha çok yesil sancaklar kullanilmaya baslandi.
Kalyonlarin kiç sancaklari yesil oldugu gibi, amirallere mahsus forslar da yesil zemin üzerinde zülfikar ve hilal sekillerini ihtiva ederdi. Sultan üçüncü Selîm Han zamaninda ordu ve donanmada yapilan yeni düzenlemeler esnasinda bayraklar üzerindeki hilal sekline, sekiz köseli yildiz ilave edildi. Bayrak mes'elesinin muayyen esaslara baglandigi bu devirde, büyük gemilerin muhtelif direklerine çekilecek bayraklar tesbit edildi. Padisaha mahsus gemiye (taht gemisi) çekilecek kirmizi sancagin üstünde sultan üçüncü Selim Han'in tugrasi vardi. Ticaret gemilerinin tasidigi bayraklarin renk ve sekillerinin tesbit edildigi bu dönemde, Cezayir beylerbey inin, üst kösesinde beyaz renkte sarikli bir insan basi bulunan kirmizi bayragi vardi. Bu dönemde kumandan forslari yesit olup, beylerbeylige aid ticaret gemilerinin bayragi; yesil, beyaz, kirmizi üç ufkî parçadan meydana gelmisdi. Tunus ve Cezayir ticaret gemileri ortasi yesil olmak üzere iki mavi, iki kirmizi, bes ufkî parçadan meydana gelen bayraklar tasiyordu, Trablus beylerbeyi île istanbul limanina mahsus sancak, üç hilalli olup yesildi. Sultan üçüncü Selîm Han devrinde kurulan Nizam-i cedîd ordusu kit'alari için ihdas edilen, ortasina sari. sirma ile bir hilal, yahut ortadaki hilalden baska dört kösesine de hilaller islenmis kirmizi veya fes rengi bayraklar kullanildi.
Sultan ikinci Mahmod Han zamaninda da bayrak sekilleri hemen hemen ayniyle devam etti. Ancak bu devirde kalelere ve hükümet binalarina ayyildizli al sancak çekildigi görülmektedir. Yeniçeri ocaginin kaldirîlmasi üzerine bunlara aid hususî bayraklarin kullanilmasina son verildi. Yeniçeriler arasinda çok yayilmis olan yeniçeriligi ve bektasiligi hatirlatan bir takim kelimelerle birlikte bayrak kelimesinin kullanilmasi da yasak edildi. Bunun yerine sancak kelimesinin kullanilmasi için her tarafa emirler verildi.
Yeniçerilerin son zamanlarinda daha ziyade kirmizi renkte, üzerinde beyaz bir pençe, bir zülfikar ve bir daire sekli bulunan çatal uçlu bayraktar kullanildi.
Sultan ikinci Mahmüd Han tarafindan kurulan Asakir-i Mansüre-i Muhammediyye'ye mahsus olarak üzerinde kelime-i sehadet veya fetih ayetleri bulunan siyah bayraklar yapildi. Siyah rengin tercihi Peygamber efendimizin Ukab adli meshur siyah sancaginin rengini taklid etmek maksadiyladir.
Ikinci mesrutiyetin îlanina kadar orduda üzerinde ayetler yazili ve hükümdarlarin ortasi tugrali armalarini tasiyan sirma saçakli çesitli alay sancaktan kullanildi ve ondan sonra da bu adet devam etti. Bu sancaklarin rengi umumiyetle kirmizi idi.
Kirmizi zemin üzerine hilal ve yildiz bulunan bayrak, Osmanlilarda Ilk defa 1793'de devletin resmî bayragi olarak kabul edildi. Ancak bu bayraktaki yildiz, sekiz köseli idi. Bu bayrak Osmanli Devleti'nin resmi ve umumî sembolü olarak kullanildi Sultan birinci Abdülmecîd Han zamaninda 1842'de yildizin bes köseli olmasi kararlastirildi ve Osmanli bayraginin sekli kesinlesti. Bu devirde padisaha aid tugrali sancaktan baska hükümdarin gemileri ziyaretinde kullanilan, ortasinda günes ve dört kösesinde de sualar bulunan bir sancak daha vardi. Kapdan pasaya mahsus sancakta; bir hilal ile sekiz köseli yildiz mevcutlu. Osmanli hakimiyetinde bulunan, Tunus, Eflak, Bogdan beyleri île Sirp prensliginin özet bayraklarinda, Osmanli bayraginin kirmizi rengiyle birlikte mavi, beyaz, san gibi mahallî renkler de kullanilirdi. Tunus beyinin sancaginin, ortasinda kirmizi zemin üzerindeki bir beyaz daire içinde kirmizi hilal ve yildiz sekli mevcuddu. Sirp, Eflak ve Bogdan beylerbeyleriyle Sisam adasina aid hususî bayraklarin üst köselerinde, Osmanli hakimiyetinin sembolü olmak üzere, kirmizi zemin üzerinde beyaz üç yildiz bulunan sari Eflak bayragi Ile mavi Bogdan bayraginda, birincisinde çifte kartal, ikincisinde de bir öküz baci mevcuddu.
Sultan Abdülazîz Han zamanindan baslayarak, padisahlara mahsus kirmizi renkli bayraklarin ortasindaki tugralarin beyaz renkte sekiz suali bir günes içinde alinmasi adet oldu. Sonradan bu bayragin rengi visne çürügü olarak degistirildi ve saltanat sancagi kabul edilen bu bayrak, saltanatin kaldinîmasina kadar devam etti.
Sultan ikinci Abdülhamîd Han zamaninda Cuma namazi münasebetiyle yapilan selamlik resminde hilafete mahsus bir bayrak kullanilirdi. Bu, kirmizi atlas zemin üzerine etrafi beyaz kitapdan ile islenmis dört köse bir çerçeve içinde; bir tarafinda Fetih süresi, diger tarafta ise günes resmi bulunan sirma saçakli ve ucu hilalli bir sancakli.
1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafindan saltanatin kaldirilarak, hilafet makami ihdas edilmesi üzerine halîfeye mahsus olarak, yesil zemin ortasinda sekiz suali beyaz bir günes içindeki kirmizi zeminde beyaz ay yildizi ihtiva eden bir sancak kabul edildi ve saltanata mahsus bayrak kaldirildi. Lakin daha önceki millî bayrak muhafaza edildi. Cumhuriyet idaresinin kurulmasindan ve halifeligin kaldirilmasindan sonra 25 Tesrin-i Evvel 1925'de bir sancak talimatnamesi çikari larak, harb ve ticaret gemileri hakkinda muayyen esaslar kabul olundu. Bu talimatname millî bayragin seklini tesbit etmekle beraber, daha ziyade donanmanin ihtiyaçlarina göre yapildigindan, az çok hususî bir mahiyet arz ediyordu Bunun üzerine 29 Mayis 1936 tarih ve 2994 sayili kanunla Türk bayraginin sekli ve ölçüleri kesin bir sekilde tesbit edildi. 28 Temmuz 1937 tarih ve 2/7175 sayili kararnameye ilisik 45 maddelik bir tüzük (Türk bayragi nizamnamesi) ile de Türk bayraginin kullanilisi nizam altina alindi.
Osmanlilar döneminde, devleti, hanedani, milletin hükümranligim temsil eden bayrak kesin olarak kutsal sayilirdi. Yere düsürmemek, düsmana birakmamak, manevi haysiyetine dokunacak bir duruma sokmamak için ölüm dahil her türlü fedakarlik göze alinirdi. Bayrak ve sancagina hakaret ettirmek en büyük milli serefsizlik olarak kabul edilirdi. Bayraga hakaret, padisaha hakaret suçu ile ayni derecede tutulurdu. Bayragin kutsalligi muharebe meydaninda en yüksek mertebesini bulur, bayragi düsürmemek için nice vezirlerin en küçük bir tereddüd göstermeden sehîdligi göze aldiklari ve ard arda sehîd olduklari görülürdü. Zîra bayragin düsmesi hezîmete ugrama ve maglüb olma alameti idi.
Kimse türkçülük adı altında türklüğü yerler altına atmasın,eskiden Türkçülük Allah(c.c) rızası için yapılırdı şimdi....Hepiniz iyi güzel insanlarsınız lakin bu küfretme hakaret etme nereden çıkıyor,diyorsunuz ki din kuralı olduğu için değil etik değer olduğu için bunları yapmayız,yapmayın o zaman.
Şair diyor ki;
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
Toprak,toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
Ben de diyorum ki;
Benim vatanımın sınırları Kars'tan başlayıp Edirne'de bitmez...
Hazerimin hürriyet hürriyet diye çalkalandığı kıyılarda başlar,
Ta Viyana'da biter.
Bu Aras çoştukça,Tuna,Bolga taşdıkça,
Benim al yıldızlı bayrağım dalgalandıkça,
Benim şiirlerim okunacak,
Benim türkülerim söylenecek...
Sormayın kimlerdenem,haralıyam a dostlar...
Gönülden fırtınalı,boralıyam a dostlar...
Kızıl,kızıl bir kurşun aldı yaralıyam a dostlar...
Bu şarkılar,bu türküler,Türk'ü çağırır türküler...
Yaşar gökte ülküler...
Allahû Akber...Allahû Akber...
Selametle kalınız...Türk,tarihini bilmeden,soyunu bilmeden özünü bilmeden türk olamaz.Atasını reddeten soyunu bulamaz.Batının ışığına kapılan,bir aydınlık düşünceye takılan,sana sözüm sana,Fatih'in gözleri yaşlı...Yaşadığın İstanbul'u Rasul(s.a.v) dedi diye o almıştı...
Selametle kalınız.
aspartam
06-12-2005, 00:50
İnsan it derken biraz aynaya bakarda konuşur di mi? :D
:D Muhahahaha
Şu an İnternet cafedeyiz arkadaşlarada okuttum gülmekten kırılıyorlar Aynaya bak diyene bak ulan amele kürt senmi diyorsun o lafı muhahaha :D
Sen hiç aynaya bakmadınmı ezik herif amele maymnun seni tipiniz aynı gavatlara benziyor hemde eksiksiz bir tane şekilli kürt çıkmazmı be hepsi şekilsiz birde yazmış aynaya bak diye gülme krizine girdim ya :D
Neyse bu maymun kendi kendini batırmış...
Diğer arkadaşada şunu belirteyim Ben Ülkücüyüm Hemde Şamanım asıl senden ülkücü felan olmaz Arap Milliyetçisisin sen
Suffiyun
06-12-2005, 18:01
:) 1- Ben türküm,milliyetçiliği de Ayetler ölçüsünde yaşamaya gayret gösteriyorum,faşizm yapmıyorum.
2-Siz neyin ülkücüsüsünüz,gerçi bugün herkes ülkücüyüm diyor.
Başbuğ Türkeş Nakşibendi idi,onun zamanında ocaklardan araba kaldırılırdı tevbe almak için,Osman Öztunç vurma kırma sonra önce Allah(c.c)'a kul olalım der,Sefai aynısını der,Mustafa Yıldızdoğan Sevgi Allah(c.c)'a der,Ahmet Şafak bir yanım Ali bir yanım Osman der,siz ne diyorsunuz ülkücü olarak?
İlkel kavimlerde, görülen, ruhlarla insanlar arasında aracılık yaptığı ve hastaları iyileştirme gücüne sahip olduğu kabul edilen şamanlar çevresinde yoğunlaşan inanç sistemi.
Şaman, büyücü ve sihirbaz anlamlarına gelir. Şaman kelimesinin kaynağı hususunda farklı görüşler vardır. Kelimenin aslen Mançuca ya da Moğolca olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, Sanskritçe'den geldiğini de kabul edenler vardır. Türk kavimleri şamanlara genellikle Kam demektedirler. Kalmuklar erkek şamanlara Bö, Böge; Kırgız-Kazaklar ise Bakşı, Baksı derler.
On üçüncü yüzyılda Avrupalı gezginlerin Mançu-Tunguz halklarından duydukları şaman kelimesi daha sonra Sibirya sihirbazlarına verilen bir isim olarak yaygınlaşmıştır. Şamanizm ise, genellikle Sibirya kavimlerinin din; inançlarını ve bu inançlara bağlı olarak dinî merasimlerini ifade eden bir terim olup, Kuzey Asya halkları arasında yaygın olan şaman kelimesi etrafında kurulan, çoğunlukla dinî karaktere sahip inançları ve bir takım faaliyetleri ifade için kullanılır. Çok geniş bir alana yayılan şamanlık, Türk Moğol eski kültür tarihinde önemli bir yer tutar.
Şaman, anlamı bakımından büyücü rahip demektir. Bu bakımdan şamanizmin bir din olmadığı ileri sürülmüştür. Çünkü şamanizmde, en geniş çerçevesiyle bir dinde bulunması gereken bir din kurucusu, kutsal kitap veya kitapları, inanç esasları, ibadetleri ve cemaat gibi net özellikleri yoktur. Onun için şamanizm, bir çeşit sihirbazlık ve büyücülük şeklinde, yaygın bir tarzda ortaya çıkan ve pek çok yerde görülen sihrî bir olay olarak görülmek de istenmiştir.
Şamanizm'de şaman, babadan oğula geçmek suretiyle din adamı olur. Şaman, mesleği ile ilgili bilgileri, yaşlı şamandan ders almak suretiyle elde eder. Şamanlar, genellikle gelecekten haber vermek, büyü ve efsûn yapmak, ruhlara kurban sunmak gibi işler yaparlar. Şamanda irsî ve marazî bazı özelliklerin bulunduğu iddia edildiği gibi, aksine olarak, ruhlar tarafından şamanlığa davet edildiğine inanılan bu kimseye Sibirya kavimleri arasında korku ile karışık bir saygı gösterildiği de bilinir. Özel kabiliyetleri sayesinde tabiat üstü kuvvetlerle temas kurduğu kabul edildiğinden ona, mensup olduğu bey veya oymağın koruyucusu gözüyle de bakılır. Nitekim, ilk şamanın ortaya çıkışına dair efsanelerde, ruhlarla münasebette bulunduğuna inanılan şamanın, üstün kabiliyetleri ve farklı bir yaratılışı bulunduğu kabul edilir (M.E.B İslâm Ansiklopedisi, XI, 312). Keza, şamanlar genellikle zeki ve şair tabiatlı kimselerdir. Âyin sırasında yoğun bir vecd içinde kendinden geçip gök ve yeraltı dünyalarında gördüğü garip varlıkları, acaip hadiseleri detaylarıyla anlatırlar, ayılınca da bir şey hatırlamazlar (A. İnan, Şamanizm, Ankara, 87 vd)
Bir şamanın gökteki iyi ruhlarla yeraltındaki kötü ruhlara hakim olduğu ve onlarla ilişki kurduğuna inanılan toplumlar görüldüğü gibi, bu iki işin, ak ve kara denen iki ayrı şaman tarafından üstlenildiği toplumlar da görülür.
Şamanın çeşitli bölgelere ve zamanlara göre değişen bir kıyafeti vardır. Meselâ; genellikle bir cübbe veya hırka, başa takılan bir serpuş veya maskeye benzer bir şey, eldiven ve yüksek konçlu ayakkabı, bazı aksesuarlarla beraber, şamanların kıyafetini oluşturur. Şamanların kullandığı, çeşitli hayvan derilerinden yapılmış, üzerine gök ve yeraltı ruhları ile ilgili semboller yapılmış bir de şaman davulu vardır.
Şamanın Görevleri
Şamanizm'de şamanın çok değişik görevleri vardır. Kehanette bulunmak, büyü ve efsûn yapmak, kurban kesmek ve özellikle de ruhlarla temasa geçerek çözümü mümkün fakat zor olan işleri yapmak şamanın başlıca görevleridir. Ölünün ruhunu öbür dünyaya göndermek, av avlamakta şanssızlığı ortadan kaldırmak ve ağır hastalıkları tedavi etmek de onun görevleri arasında yer alır.
Şamanizm'de Bazı Görüşler ve Âdetler
Aslında şamanlığa bağlı kavimler, çok çeşitli din ve kültürlerin tesiri altında kaldıkları için, onların ortak bazı telâkkilerini tesbit etmek güçtür. Bununla beraber efsane ve masallarına dayanarak şamanistlerin kâinatı; gök, yeryüzü ve yeraltı diye üçe ayırdıkları, bunlardan yukarıda iyi ruhların, ortada yani yeryüzünde insanların ve aşağı dünyada ise kötü ruhların yaşadığına inandıkları söylenebilir. Tanrı ve en büyük semavî ruh, semanın en üst tabakasında bulunan insan şeklinde bir varlık olarak tasavvur edilmiştir. Gökte yaşadığına inanılan bu en büyük ruh, insanları ovaları, ateşi, yeri, güneşi, ay'ı, yıldızları, yaratmış, kâinatın nizamını sağlamıştır. Yine şamanist kavimlere göre, gökte ve yerde meydana gelen çeşitli tabiat olayları, birtakım ruh ve tanrıların eseri idi. Hastalık gibi ölüm de, onlara göre, kötü ruhların bir eseri sayılıyordu. Ölen kişi için yas tutma ve ölüyü defnetme ile ilgili bir çok âdetleri ve merasimleri vardı. Şamanist telakkilerde kâinatın yaratılışına, insanın var edilişine ve dünyanın sonuna dair de pek çok efsaneye rastlamak mümkündür.
Necip TAYLAN
anlatıldığına göre Yaradan'ı insan olarak tasvir eden bir inanış sapkın değil midir,
Selametle kalınız.
aspartam
06-12-2005, 21:34
Oğlum siz hem itsiniz hemde samansınız saman.Sizden bi bok olmaz. lol
Sen sus kürt Herif Kürtlerle Konuşmuyorum Böyle öğrendim onlar pis kokarlar..
Diğer Arkadaş Senin Başbuğuna Ülkücülüğü kim öğretmiş bakalım öğren ondan sonra gel.
Hüseyin Nihal ATSIZ Türk Ülküsü.
Gerçek Ülkücü Araz Elses Değerli Sanatçımız Derki Gökte Tanrı Yerde Biz...
Asıl senden Ülkücü değil Tüpçü bile olamaz Arabın Kırması Ülkücü Türkiye Cumhriyetine Bağlıdır Şeyhle Şuhla İşi olmaz
Siz 1970 lerde ortaya çıktığınızda Ülkücüler Yani Türkçüler her zaman vardı Alparslan Türkeş sizin gibi Arapları Kominzme karşı kullanmak için aramıza aldı kendinizi sonra bir nimet saydınız. Oyüzden asıl o lafı ben diyeceğim Bu aralar Arapçı Pisliklerde Ülkücüyüm diye geziyor.
Suffiyun
07-12-2005, 18:26
:) Ben ülkücü olduğumu iddia etmedim,bugün senin düşündeki insanlar bile ülkücülüğü sahiplenirken bunu demek de çok doğru değil,yazık...Vatan önceden Allah(c.c) aşkıyla savunulurdu,şimdi biri bana geçmiş diyor ki şudur budur,kardeşim herne isen ister ülkücü ister komunist siyasetten hiç hoşlanmam ama şunu belirteyim,önce ülkücüyüm dediğin kurumun ana sayfasına bak www.ulkuocaklari.org.tr bak orada Samanizm kitabı değil Kuran-ı Kerim Meali var,laf laf...Ülkücüymüş,sen neyin ülkücüsüsün ülkücüyüm diyorsun ama ülkücülüğü kuranlar İslamiyet uğrunda savundular bu Vatan'ı,Nihal Atsız'ı örnek vermişsin çok tanıyorsun galiba önce Bozkurtlar,Deli Kurt,Ruh Adam kitaplarını oku orada geçen kavramları anlatılan İslami hadiseleri anla,sonra birşeyler söylemeye çalış olur mu,
Herşeye bir gariplik sokuyor insanoğlu bugün biri gidiyor İslam'da şu vardır diyor biri gidiyor ülkücülüğü şamanizmle bağdaştırıyor hey akıllı arkadaşım senin gittiğin konserlerde tekbir Allahû Akber diye bağırmıyorlar galiba,nerenin neyin ülkücülüğü ise bu,garip...
http://www.otuken.net/arsiv/php-res/abide-i_hurriyet.jpg
İstanbul inledi: ''Ya Allah Bismillah, Allahu Ekber'', ''Ülkücü hareket engellenemez'', ''Tayyip şaşırma, sabrımızı taşırma'', ''Bozkurt Denktaş''...
www.otuken.net
En ilginci de neyi savunuyorsan,alakası yok savunduğun şeyle içinde bulunduğunu söylediğin oluşumun.
Şamanizmde de mi böyle yapılıyor yoksa,
http://www.haber7.com/images/haber/7187.jpg
Selametle kalınız.
Sniper sen problemli bir kişiliksin..az anlayan çok konuşan şeriatçı müsfetteleriyle aranda bir atomun yarı çapı kadar mesafe kalmış !
Slogan atıp tepki üreterek insanlarda hiçlik duygusu uyandırıyorsun.
senin gibi kişilikler onların işine gelir..senin ateizmine de ne diyeyim;
olsan ne olur..olmasan ne olur ?
her şeyi birbirine karıştırıyorsun..saçmalıyorsun.
Suffiyun denen zavallı arap sen Nihal Atsızın o 4 tan romanını okusan zaten öyle salak saçma yazılar yazmazdı. Ben islam düşmanı değilim insanlar dini inancında Özgürlerdir bu arada Şu an Ülkücülük Ülkü ocaklarının Mhpnin yada Ötüken Netin tekelinde değil bende Açarım ötüken.com diye olur biter nedir bu araplarla Kürtlerden çektiğimiz anlamadım
Bu arada iyi bildin aynısı şamanimzdede yapılıyor ama Türkeş Müslüman değil diye bir şey idda etmedimki senin gibi arapçı değildi dedim.
Suffiyun
08-12-2005, 13:41
Peki Allah(c.c) razı olsun ama şu an sen bana saygı göstermiyorsun örneğin,ben türküm kardeşim.Hiçbir kavmi faşizm derecesinde savunmam inşaAllah,Türk'üm ve vatanımı seviyorum.İslamiyet'in milliyetçiliği esaslarında elbet,ben sana neden şamansın demedim,sadece Neden Nihal Atsız Hoca'yı ya da ülkücülüğü Şamanizm le bağdaştırıyorsun dedim,demek istedim,anlamaya çalışmak gerek...
Ayrıca hakaret etmenize hacet yok,insan gibi konuşabiliriz.
Selametle kalınız.
aspartam
09-12-2005, 00:20
Oğlum sap geldiniz şaman gidiyorsunuz. :D
Oğlum sap geldiniz şaman gidiyorsunuz. :D
sende kürt;(mağara adamına verilen ad) geldin kürt gidiyorsun yoruma gerek yok