PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ALLAH AKILLA Bilinir


ReS
13-12-2004, 12:54
eski hasretruzgari geri geldiMerhabalar
Allah i anlamak;

Oturduğunuz yerden şöyle bir etrafınıza bakın. Bulunduğunuz odadaki herşeyin "yapılmış" olduğunu göreceksiniz. Duvarlar, döşemeler, tavan, oturduğunuz sandalye, elinizde tuttuğunuz kitap, masanın üstünde duran bir bardak; sayılamayacak kadar çok detay... Tek bir tanesi dahi kendi başına oluşup odanıza gelmedi. En basit görünen bir halı saçağını bile uğraşıp yapan biri vardır; o saçak oraya kendi kararıyla, tesadüfen gelip yerleşmemiştir.

Eline bir kitap alan insan da, onun bir yazar tarafından belli bir amaç çerçevesinde yazıldığını bilir. Bu kitabın tesadüfen ortaya çıktığı aklının ucundan dahi geçmez. Aynı şekilde, bir heykele bakan insan, onun bir sanatçı tarafından yapıldığından hiçbir şüphe duymaz. Bırakın sayısız sanat eserinin kendi kendine oluştuğunu düşünmek, üst üste duran iki-üç tuğlayı bile mutlaka planlı bir hareketle o şekle getiren biri olduğunu kimse inkar etmez. Dolayısıyla küçük ya da büyük, düzen olan her yerde, mutlaka bu düzenin bir kurucusunun ve koruyucusunun olması gerekir. Bir gün birisi çıkıp, ham demir ve kömürün tesadüfen çeliği, çeliğin tesadüfen Eyfel Kulesi''ni oluşturduğunu iddia etse, bu kişinin ve ona inananların akıllarından şüphe edilmez mi?

Allah''ı inkar etmenin tek yöntemi olan evrim teorisinin iddiası da bundan daha farklı değildir. Evrime göre inorganik moleküller tesadüfen aminoasitleri, aminoasitler tesadüfen proteinleri, proteinler de yine tesadüfen canlıları oluşturur. Oysa, canlılığın tesadüfen kendiliğinden oluşması ihtimali, Eyfel Kulesi''nin aynı şekilde oluşmasından çok çok daha düşük bir ihtimaldir. Çünkü en basit bir hücre bile insan yapımı herhangi birşeyden çok daha karmaşıktır.

Doğadaki olağanüstü uyum çıplak gözle dahi açıkça görülürken, bu dengenin tesadüfen veya başıboş meydana geldiği nasıl düşünülebilir? Ayrı ayrı her noktasının, Yaratan''ın varlığını delillendirdiği kainatın, kendi kendine var olduğunu söylemek, olabilecek en mantıksız iddiadır.

Bedenimizden başlayıp, akıl almaz büyüklükteki evrenin en uç noktalarına kadar var olan dengenin de bir sahibi olmalıdır. Peki kimdir bu herşeyi ince ince düzenleyip meydana getiren Yaratıcı?

O, evrenin içindeki herhangi bir maddesel varlık olamaz. Çünkü O, tüm evrenden önce var olan ve tüm evreni sonradan yaratmış bir irade olmalıdır. Herşeyin kendisinden varlık bulduğu, ama kendi varlığı ezeli ve ebedi olan Yüce Yaratan....

Varlığını akıl yoluyla bulduğumuz Yaratan''ı bizlere tanıtan dindir. O''nun bize din yoluyla ulaştırdığı bilgiye göre O, gökleri ve yeri yoktan var eden, Rahman ve Rahim olan Allah''tır.

İnsanların çoğu ise bu gerçekten habersiz yaşarlar. Oysa bu gerçeği kavrayabilecek mantığa sahiptirler. Bir manzara resmini gördüklerinde, ilk önce onun kimin tarafından yapıldığını öğrenmek isterler. Daha sonra da, sanatçıyı ortaya çıkardığı eserden dolayı uzun uzun takdir ederler. Fakat başlarını çevirdikleri her yerde o resmin sayısız gerçeğiyle karşılaştıkları halde, tüm bu güzelliklerin tek sahibi olan Allah''ın varlığını gözardı ederler. Oysa O''nun varlığını anlamak için uzun bir araştırmaya gerek yoktur. Öyle ki, insan doğduğu andan itibaren tek bir odada bile yaşasa, sadece o odada var olan sayısız delil Allah''ın varlığını kavramak için yeterlidir.

İnsanın sahip olduğu beden, ciltler dolusu ansiklopediye bile sığmayacak kadar çok yaratılış delili ile doludur. Vicdan kullanarak sadece birkaç dakika düşünmek bile, Allah''ın varlığını anlamak için yeterlidir. Var olan düzen Allah tarafından korunmakta ve O''nun tarafından devam ettirilmektedir.

Düşünülmesi gereken yalnız insan bedeni değildir. Dünya üzerinde her milimetrekarede, insanın gördüğü veya göremediği bir yaşam hüküm sürmektedir. Tek hücreli organizmalardan bitkilere, böceklerden deniz hayvanlarına, kuşlardan sürüngenlere kadar tüm canlılar, dünya üzerini tamamen kaplamışlardır. Elinize bir avuç toprak alıp incelediğinizde, içinde birbirinden tamamen farklı özelliklere sahip çeşit çeşit canlı olduğunu keşfedebilirsiniz. Aynı şey soluduğunuz hava için de geçerlidir. Hatta derinizin üzerinde belki de ismini hiç duymadığınız canlılar yaşam sürmektedirler. Tüm canlıların bağırsaklarında sindirim yapmalarını sağlayan milyonlarca bakteri veya tek hücreli canlı yaşamaktadır. Aynı şekilde dünyadaki hayvan nüfusu, insan nüfusunun kat kat üzerindedir. Bir de bunlara bitki dünyasını eklersek; anlarız ki dünya üzerinde hayat olmayan boş bir alan yoktur. Milyonlarca kilometrekarelik geniş bir alanı kaplayan bu canlıların her birinin kendilerine ait vücut sistemleri, yaşantıları, yeryüzündeki dengeye katkıları gibi sayısız özellikleri vardır. Tüm bunların sebepsiz, amaçsız ve tesadüfen var olduklarını iddia etmek ise akla aykırı, saçma bir hezeyandan başka bir şey değildir. Zira hiçbir canlı kendi kararıyla ve çabasıyla yeryüzüne gelmemiştir. Hiçbir tesadüf de bu kadar kompleks sistemler oluşturamaz.

Tüm bu delillerin bizi götürdüğü nokta ise evrenin belli bir "bilinç" ile hareket ettiğidir. Peki bu bilincin kaynağı nedir? Elbette evrendeki canlı veya cansız varlıklar değildir; uyumu düzenleyen ve düzeni koruyan onlar olamaz. Allah''ın varlığı ve büyüklüğü kainattaki sayısız delille kendini gösterir. Aslında bu açık gerçeği vicdanen kabul etmeyecek olan tek bir insan bile yoktur. Ancak Kuran''da da bildirildiği gibi, insanların çoğu "vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla" bunu inkar ederler. (Neml Suresi, 14)

ReS
13-12-2004, 13:26
BİLİMSEL GERÇEKLER VE KURAN MUCİZESİ

Kuran 14 asır evvel Allah tarafından yeryüzüne indirilmiştir. Kuran bir bilim kitabı değildir. Ancak içeriğinde birtakım bilimsel açıklamalar yer alır. Bu açıklamalar, hiçbir zaman modern bilimin bulgularıyla çelişmemiştir. Aksine, ancak 20. yy. teknolojisiyle keşfedilen bazı gerçekler, 14 yüzyıl evvel Kuran tarafından bildirilmiştir. Bu da bize, Kuran''ın Allah''ın varlığını bildiren en önemli delillerden biri olduğunu, açıkça gösterir.


KURAN GÖZÜYLE EVRENE BAKIŞ

EVRENİN VAROLUŞU

Kuran-ı Kerim''de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:

O gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır... (En''am Suresi, 101)

Kuran''da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Bugün astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. "Büyük Patlama", orijinal adıyla "Big Bang" teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Büyük Patlama teorisi bugün evrenin varoluşu ve başlangıcı konusunda bütün bilim çevreleri tarafından ortak kabul gören yegane bilimsel açıklamadır.

Big Bang''den önce madde diye bir şey yoktur. Maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı, tamamen metafizik olarak tanımlanabilecek bir yokluk ortamında madde, enerji ve zaman yaratılmıştır. Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek, Kuran''da bize 1400 yıl önceden haber verilmektedir.

Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim''de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:

Biz göğü ''büyük bir kudretle'' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

Ayette geçen "gök" kelimesi Kuran''ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Burada da bu anlamda kullanılmıştır. Yani Kuran''da, evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran''da bildirilenle aynıdır.

Yüzyılımızın başlarına dek bilim dünyasında hakim olan tek görüş, "evrenin durağan bir yapıya sahip olduğu ve sonsuzdan beri süregeldiği" şeklindeydi. Ancak, günümüz teknolojisi sayesinde gerçekleştirilen araştırma, gözlem ve hesaplamalar evrenin bir başlangıcı olduğunu ve sürekli olarak "genişlediğini" ortaya koydu.

Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, bu yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar.

Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.

Ancak bu gerçek, henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken, Kuran''da asırlar önce açıklanmıştı. Çünkü Kuran, tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah''ın sözüdür.


"GÖKLERLE YERİN" BİRBİRİNDEN AYRILMASI

Göklerin yaratılışı konusundan bahseden bir başka ayet ise şöyledir:

O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen "ratk" kelimesi, Arapça sözlüklerde "birbiriyle içiçe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık" ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil "ratk" halindeki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapça''da bu fiille ifade edilir.

Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik yani "ratk" durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi "fatk" fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang''in ilk anını hatırladığımızda, tek bir noktanın evrenin tüm maddesini içerdiğini görüyoruz. Yani herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler ve yer" bile bu noktanın içinde, "ratk" halindeler. Ardından bu nokta şiddetle patlıyor ve bu yolla maddeler "fatk" oluyorlar…

Ayette geçen ifadeleri bilimsel bulgularla karşılaştırdığımızda tam bir uyum içinde olduklarını görüyoruz. 14 asır önce haber verilmiş olan bu bulguların bilimsel olarak ortaya konması ise ancak 20. yüzyılda mümkün olmuştur.


YÖRÜNGELER

Kuran''da Güneş ve Ay''dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu şöyle vurgulanır:

Geceyi, gündüzü, Güneş''i ve Ay''ı yaratan O''dur; her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. (Enbiya Suresi, 33)

Güneş''in sabit olmadığı, belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:

Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilenin (Allah''ın) takdiridir. (Yasin Suresi, 38)

Kuran''da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720 bin km.''lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş''in günde 17 milyon 280 bin km. yol katettiğini gösterir. Güneş''le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler. Ayrıca, evrendeki tüm yıldızlar da buna benzer planlı bir harekete sahiptirler.

Tüm evrenin bu şekilde yörüngelerle donatılmış olduğu, yine Kuran''da şöyle haber verilmiştir:

Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış'' göğe andolsun. (Zariyat Suresi, 7)

Evrende yaklaşık 200 milyar galaksi mevcuttur ve her galakside ortalama 200 milyar yıldız bulunur. Bu yıldızların pek çoğunun gezegenleri, bu gezegenlerin de uyduları vardır. Tüm bu gök cisimleri çok ince hesaplarla saptanmış yörüngelere sahiptir. Ve milyonlarca yıldır her biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz bir uyum ve düzen içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek çok kuyruklu yıldız da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede yüzüp gider.

Evrendeki yörüngeler sadece gök cisimlerine ait değildir. Galaksiler de şaşırtıcı hızlarla planlı ve hesaplı yörüngeler üzerinde hareket ederler. Bu hareketleri esnasında hiçbir gök cismi bir diğeriyle çarpışmaz, yolları kesişmez.

Elbette, Kuran''ın indirildiği dönemde insanlık, günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca kilometre uzaklara dek gözlemleyecek teleskoplara, gelişmiş gözlem teknolojilerine, modern fizik ve astronomi bilgilerine sahip değildi. Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği gibi, "özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" olduğunu, o dönemde bilimsel olarak tespit edebilmek imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan Kuran-ı Kerim''de bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü Kuran, Allah''ın sözüdür.


DÜNYA''NIN YUVARLAKLIĞI

Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de geceninüstüne sarıp örtüyor... (Zümer Suresi, 5)

Kuran''ın evreni tanıtan ayetlerinde kullanılan ifadeler oldukça dikkat çekicidir. Üstteki ayette "sarıp örtmek" olarak tercüme edilen Arapça kelime "tekvir"dir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı, "yuvarlak bir şeyin üzerine bir cisim sarmak"tır. (Örneğin Arapça sözlüklerde "başa sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için bu kelime kullanılır).

Ayette, gecenin ve gündüzün birbirlerinin üzerlerini sarıp-örtmeleri (tekvir etmeleri) konusunda verilen bilgi, aynı zamanda Dünya''nın biçimi konusunda kesin bir bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya''nın yuvarlak olması durumunda bu ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen Kuran''da Dünya''nın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.

Unutmamak gerekir ki, o dönemdeki astronomi anlayışı Dünya''yı daha farklı algılıyordu. O dönemde Dünya''nın düz bir satıh olduğu düşünülüyordu ve tüm bilimsel hesap ve açıklamalar da buna göre yapılıyordu. Kuran ayetleri ise bize henüz bu yüzyılda öğrendiğimiz bilgileri vermektedir. Kuran Allah''ın sözü olduğu için evreni tarif ederken olabilecek en doğru kelimeler kullanılmıştır.


KORUNMUŞ TAVAN

Kuran''da Allah, gökyüzünün ilginç bir özelliğine şöyle dikkat çeker:

Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çevirmektedirler. (Enbiya Suresi, 32)

Ayette belirtilen gökyüzünün bu özelliği, 20. yüzyıldaki bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Yerküremizi çepeçevre kuşatan atmosfer, canlılığın devamı için son derece hayati işlevleri yerine getirir. Dünyaya doğru yaklaşan irili ufaklı pek çok gök taşını eriterek yok eder ve bunların yeryüzüne düşerek canlılara büyük zararlar vermesini engeller.

Atmosfer, bunun yanısıra, uzaydan gelen ve canlılar için zararlı olan ışınları da filtre eder. İşin ilginç olan yanı, atmosferin sadece zararsız orandaki ışınları, yani görünür ışık, kızıl ötesi ışınlar ve radyo dalgalarını geçirmesidir. Bunların tümü yaşam için gerekli ışınlardır. Örneğin atmosfer tarafından belirli oranda geçmesine izin verilen ultraviyole ışınları, bitkilerin fotosentez yapmaları ve dolayısıyla tüm canlıların hayatta kalmaları açısından büyük önem taşır. Güneş tarafından yayılan şiddetli ultraviyole ışınlarının büyük bölümü, atmosferin ozon tabakasında süzülür ve Dünya yüzeyine yaşam için gerekli olan az bir kısmı ulaşır.

Atmosferin koruyucu özelliği bunlarla da kalmaz. Dünya, uzayın ortalama eksi 270 derecelik dondurucu soğuğundan yine atmosfer sayesinde korunur.

Dünya''yı zararlı etkilerden koruyan, yalnızca atmosfer değildir. Atmosferin yanısıra "Van Allen Kuşakları" denilen ve Dünya''nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka da, gezegenimize gelen zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş''ten ve diğer yıldızlardan sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle Güneş''te sık sık meydana gelen ve "parlama" adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları olmasa, Dünya''daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir.

Van Allen Kuşakları''nın yaşamımız açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır:

Dünya, Güneş Sistemi''ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı Dünya''da hayat mümkün olmazdı. Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden oluşan diğer tek gezegen Merkür''dür. Fakat bu manyetik alanın gücü Dünya''nınkinden 100 kat daha azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya''ya özeldir.40

Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima''ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km. üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2500° C''ye yükselmiştir.

Kısacası, Dünya''nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan ve dış tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. İşte Dünya göğünün bu koruyucu kalkan özelliği yüzyıllar öncesinden Kuran''da bizlere Allah tarafından bildirilmiştir.


DAĞLARIN GÖREVİ

Kuran''da dağların önemli bir jeolojik işlevine dikkat çekilmektedir:

Yeryüzünde, onları sarsıntıya uğratır diye, sabit dağlar yarattık... (Enbiya Suresi, 31)

Dikkat edilirse ayette, dağların yeryüzündeki sarsıntıları önleyici bir özelliğinin olduğu haber verilmektedir.

Kuran''ın indirildiği dönemde hiçbir insan tarafından bilinmeyen bu gerçek, günümüzde modern jeolojinin bulguları sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Bu bulgulara göre, dağlar, yeryüzü kabuğunu oluşturan çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana gelir.

İki tabaka çarpıştığı zaman daha dayanıklı olanı ötekinin altına girer. Üstte kalan tabaka kıvrılarak yükselir ve dağları meydana getirir. Altta kalan tabaka ise yeraltında ilerleyerek aşağıya doğru derin bir uzantı meydana getirir. Yani dağların yeryüzünde gördüğümüz kütleleri kadar, yeraltına doğru ilerleyen derin uzantıları da vardır. Bilimsel bir kaynakta dağların bu yapısı şöyle tarif edilir:

Kıtaların daha kalın olduğu dağlık bölgelerde yerkabuğu mantoya derinlemesine saplanır.41

Bir ayette, dağların bu işlevine, "kazık" benzetmesi yapılarak şöyle işaret edilir:

Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık? (Nebe Suresi, 6-7)

Bu özellikleri sayesinde dağlar, yeryüzü tabakalarının birleşim noktalarında yer üstüne ve yeraltına doğru uzanarak bu tabakaları birbirine perçinler. Bu şekilde, yerkabuğunu sabitleyerek mağma tabakası üzerinde ya da kendi tabakaları arasında kaymasını engeller. Kısacası dağları, tahtaları birarada tutan çivilere benzetebiliriz.

Dağların bu sabitleyici özelliği bilimsel literatürde "izostasi" terimiyle tanımlanır. İzostasi''nin kelime anlamı şöyledir:

İzostasi: ... Jeolojide, dağların Dünya yüzeyinin altında oluşturdukları yerçekimsel kuvvet sayesinde yerkabuğunun genel dengesinin sağlanması.42

Görüldüğü gibi, modern jeolojik ve sismik araştırmalar sonucunda keşfedilen dağların çok hayati bir işlevi, yüzyıllar önce indirilmiş olan Kuran-ı Kerim''de Allah''ın yaratmasındaki üstün hikmete bir örnek olarak verilmiştir. Bir başka ayette şöyle buyrulur:

... Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı... (Lokman Suresi, 10)


DEMİRDEKİ SIR

Demir, Kuran''da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran''ın "Hadid", yani "Demir" adlı suresinde şöyle buyrulur:

... Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik... (Hadid Suresi, 25)

Ayette, demir için özel olarak kullanılan "indirme" kelimesi, mecazi olarak insanların hizmetine verilme anlamında düşünülebilir. Fakat kelimenin, "gökten fiziksel olarak indirme" şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında, ayetin çok önemli bir bilimsel mucize içerdiği görülmektedir.

Çünkü modern astronomik bulgular, Dünyamız''daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

Evrende ağır metaller, büyük yıldızların çekirdeklerinde üretilir. Güneş Sistemimiz ise demir elementini kendi bünyesinde üretebilecek bir yapıya sahip değildir. Demir ancak Güneş''ten çok daha büyük yıldızlarda birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Bu patlama sonucu, içinde demir bulunan gök taşları uzaya dağılır ve bir gök cisminin çekimine yakalanıp çarpana kadar boşlukta dolaşır.

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi demir madeni Dünya''da oluşmamış, gök taşları vasıtasıyla süpernovalardan taşınarak, aynen ayette bildirildiği şekilde "dünyaya indirilmiştir". Bilginin Kuran''ın indirilmiş olduğu 7. yüzyılda bilimsel olarak tespit edilemeyeceği ise açıktır. Ancak bu gerçek, herşeyi sonsuz bilgisiyle kuşatan Allah''ın sözü olan Kuran''da yer almaktadır.

Bunun yanısıra içinde demirden bahsedilen Hadid Suresi''nin 25. ayeti oldukça ilginç iki matematiksel şifre içermektedir:

"El-Hadid" Kuran''ın 57. suresidir. "El hadid" kelimesinin Arapça''daki sayısal değeri, yani ebcedi hesaplandığında karşımıza çıkan rakam da aynıdır: 57

Sadece "hadid" kelimesinin sayısal değeri 26''dır. 26 sayısı ise demirin atom numarasıdır.


YAĞMURLAR

Yağmur Dünya üzerindeki hayatın devamı için gerçekten en önemli faktörlerden birisidir. Bir bölgedeki canlılığın devamı için de yağmur şarttır. Kuran, insan dahil tüm canlılar için bu denli önem taşıyan yağmurlardan çeşitli ayetlerde sözeder. Dahası, yağmurların oluşumu, miktarları ve etkileri konusunda önemli bilgiler verir. Yine o dönemin insanları tarafından asla bilinemeyecek olan bu bilgiler, bizlere Kuran''ın ilahi bir söz olduğunu gösterirler.

Şimdi Kuran''ın yağmurla ilgili söz konusu bilgilerini sırayla inceleyelim.


YAĞMURDAKİ ÖLÇÜ

Kuran''da yağmur hakkında verilen bir diğer bilgi ise, yağmurun belli bir ölçü ile indirildiğidir. Zuhruf Suresi''nde şöyle buyrulur:

Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi ''diriltti (ve her yanına hayat) yaydı''; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız. (Zuhruf Suresi, 11)

Yağmurdaki bu ölçü de, yine çağımızdaki araştırmalarla tespit edilmiştir. Ölçümlere göre, yeryüzünde bir saniyede 16 milyon ton su buharlaşmaktadır. Bir yılda bu miktar 505 trilyon tona ulaşır. Bu, aynı zamanda bir yılda Dünya''ya yağan yağmur miktarıdır. Yani su, sürekli bir denge içinde, "bir ölçüye göre" dönüp durmaktadır. Yeryüzündeki hayatın devamı da, bu su döngüsü sayesinde sağlanır. İnsan sahip olduğu tüm teknolojik imkanları kullansa dahi bu döngüyü asla yapay olarak gerçekleştiremez.

Eğer bu miktarda en küçük bir değişiklik bile olsa, kısa bir zaman sonra büyük bir ekolojik dengesizlik ortaya çıkacak ve bu da hayatın sonunu getirecektir. Fakat hiçbir zaman böyle olmaz; yağmur, Kuran''da bildirildiği gibi, yeryüzüne her sene aynı miktarda inmeye devam eder.


YAĞMURUN OLUŞUMU

Yağmurun nasıl oluştuğu uzun süre insanlar için bir sırdı. Ancak hava radarlarının keşfedilmesinden sonra, yağmurun hangi evrelerden geçerek oluştuğu kesinlik kazandı.

Buna göre, yağmur üç evreden geçerek oluşur: Önce rüzgar yoluyla yağmurun "hammaddesi" havalanır. Ardından bulutlar meydana gelir ve en son olarak da yağmur damlacıkları ortaya çıkar.

Kuran''da yağmurun oluşumu ile ilgili aktarılanlar ise, tam da bu süreçlerden söz etmektedirler. Bir ayette bu oluşum hakkında şöyle bir bilgi verilir:

Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler. (Rum Suresi, 48)

Şimdi ayette ifade edilen üç evreyi teknik olarak inceleyelim.

1. EVRE: "Allah rüzgarları gönderir..."

Okyanuslardaki köpüklenme ile oluşan sayısız hava kabarcığı sürekli ortaya çıkmakta ve su zerreleri sürekli olarak gökyüzüne fırlamaktadır. Tuzca zengin olan bu zerreler daha sonra rüzgarlarla taşınır ve atmosferde yukarılara doğru yol alırlar. Aerosol adı verilen bu küçük parçacıklar "su tuzağı" adı verilen bir mekanizmayla yine denizlerden yükselen su buharını kendi çevrelerinde minik damlalar halinde toplayarak bulut damlalarını oluştururlar.

2. EVRE: "...böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar..."

Tuz kristallerinin ya da havadaki toz zerrelerinin etrafında yoğunlaşan su buharı sayesinde bulutlar oluşur. Bunların içindeki su damlacıkları çok küçük olduklarından (0.01 ile 0.02 mm çapında) havada asılı kalırlar ve göğe yayılırlar. Böylece gök bulutlarla kaplanır.

3. EVRE: "...nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün."

Tuz kristallerinin ve toz zerreciklerinin etrafında biraraya gelen su parçacıkları iyice yoğunlaşarak yağmur damlalarını oluştururlar. Böylece havadan daha ağır bir konuma gelen damlalar buluttan ayrılarak yağmur biçiminde yere düşmeye başlarlar.

Görüldüğü gibi yağmurun oluşumundaki her aşama, Kuran ayetlerinde bildirilmektedir. Üstelik bu aşamalar doğru sıralama ile açıklanmıştır. Dünyadaki birçok doğal olayda olduğu gibi, bunda da Allah en doğru açıklamayı yapmakta, üstelik bu açıklamayı keşfedilişinden asırlar önce Kuran''la insanlara duyurmaktadır.

Yağmurun oluşumu ile ilgili olarak başka bir ayette şu bilgiler verilmektedir:

Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)

Bulut tipleri üzerinde araştırma yapan bilim adamları yağmurun oluşumu ile ilgili şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşmışlardır. Yağmur bulutları belirli bir sistem ve aşamalar dahilinde oluşmakta ve şekillenmektedir. Yağmur bulutlarından biri olan cumulonimbus türü bulutların oluşum aşamaları bilimsel olarak şöyledir:

1. AŞAMA, Sürülme: Bulutlar rüzgarlar tarafından bulundukları yerden itilirler yani sürülür.

2. AŞAMA, Birleşme: Rüzgar tarafından itilen bu küçük boyuttaki bulutlar (cumulus) sürüklendikleri yerde birleşip yeni büyük bulutları oluşturur.43

3. AŞAMA, Yığılma: Küçük bulutlar birleştikten sonra büyük bulutun içindeki çekiş kuvveti yukarı doğru artar. Bulutun merkezindeki yukarı çekiş kuvveti kenarlardaki çekişten daha güçlüdür. Bu yukarı çekişler bulutun gövdesinin dikey olarak büyümesine neden olur. Böylece bulutlar yukarıya doğru genişleyerek üst üste yığılmış olur. Bu, dikey olarak büyümüş bulutun gövdesinin atmosferin daha serin yerlerine doğru uzamasına neden olur. İşte bu noktada atmosferin serin bölgelerinde bulutta su ve dolu damlaları büyümeye başlar.

Bu aşamaların sonucunda, su ve dolu damlaları -yukarı çekiş gücünün onları destekleyemeyeceği kadar- ağırlaştıkları zaman da bulutlardan yağmur, dolu vs. şeklinde düşmeye başlarlar.44

Unutmamak gerekir ki meteorologlar bulut oluşumu, yapısı ve fonksiyonu ile ilgili detayları gelişmiş ekipmanlar (uçak, uydu, bilgisayar vs.) kullanarak yakın zamanda öğrenmişlerdir. Görülen odur ki, Allah bu ayetlerinde de bize 1400 sene öncesinde bilinmesi mümkün olmayan bir bilgi vermiştir.


DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI

Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran''ın Rahman Suresi''nde şöyle bildirilir:

Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)

Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller.45

Elbette ki işin asıl mucizevi olan yanı, insanların, ne fizikten, ne yüzey geriliminden, ne de okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran''da bildirilmiş olmasıdır.


İNSANIN DOĞUMU

Kuran''da insanlar imana çağırılırken oldukça farklı konulardan bahsedilir. Allah, kimi zaman gökleri, kimi zaman yeryüzünü, bazen hayvanları ve bitkileri insana delil gösterir. Yine birçok ayette insanın bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl yeryüzüne geldiği, hangi aşamalardan geçtiği ve temel maddesinin ne olduğu sık sık hatırlatılır. Örneğin bir ayette şöyle denir:

Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)

İnsanın yaratılışı ve bunun mucizevi özelliği, daha pek çok ayette vurgulanır. Ancak bu vurgular arasında öyle bilgiler vardır ki, bunlar 7. yüzyılda yaşayan insanların asla bilemeyeceği detaylardır. İşte bunlardan bazıları:

1) İnsan, meni sıvısının tamamından değil, aksine çok küçük bir parçasından (spermadan) yaratılır.

2) Bebeğin cinsiyetini erkek belirler.

3) İnsan embriyosu ana rahmine adeta bir sülük gibi yapışır.

4) İnsan ana rahminde üç karanlık bölge içinde gelişir.

Kuran''ın indirildiği yüzyılda da insanlar elbette doğumun temel maddesinin cinsel ilişki sonrasında erkekten gelen meni ile ilgili olduğunu biliyorlardı. Çocuğun ortalama 9 ayda doğduğu da rahatlıkla gözlemlenen, bilmek için araştırma gerektirmeyen bir konu idi. Ancak yukarıda sıraladığımız bilgiler o devrin insanının bilgi seviyesinin çok üstündeydi. Bunlar, ancak 20. yüzyıl bilimi tarafından keşfedildi.

Şimdi bu bilgileri sırasıyla inceleyelim.


MENİDEN BİR DAMLA

Cinsel birleşme sırasında erkekten bir kerede ortalama 250 milyon sperm atılır. Spermler yumurtaya varana kadar annenin vücudunda zorlu bir yolculuk geçirirler. Bu yolculukta 250 milyon spermin ancak bin kadarı yumurtaya ulaşmayı başarır. Beş dakika sonra sona erecek yarışın sonunda yarım tuz tanesi büyüklüğündeki yumurta, spermlerden yalnızca birini kabul edecektir. Yani insanın özü, meninin tamamı değil, ondan küçük bir parçadır. Kuran''da bu gerçek şöyle açıklanmıştır:

İnsan, ''kendi başına ve sorumsuz'' bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? (Kıyamet Suresi, 36-37)

Dikkat edilirse Kuran''da, insanın meninin tamamından değil, onun içinden alınan küçük bir parçadan yapıldığı haber verilmektedir! Bu ifadedeki özel vurgunun, ancak modern bilim tarafından keşfedilen bir gerçeği açıklaması ise, ifadenin İlahi kaynaklı bir bilgi olduğunun delilidir.


MENİDEKİ KARIŞIM

Meni olarak adlandırılan ve spermleri taşıyan besleyici sıvı, sadece spermlerden oluşmaz. Aksine meni, birbirinden farklı sıvıların karışımından oluşur. Bu sıvıların, görevleri arasında; spermin gerek duyduğu enerjiyi karşılayacak olan şekeri bulundurmak, baz özelliğiyle ana rahminin girişindeki asitleri nötralize etmek, spermin hareket edeceği kaygan ortamı sağlamak sayılabilir.

Ne ilginçtir ki, Kuran''da meniden söz edilirken, modern bilimin ortaya çıkardığı bu gerçeğe de işaret edilmekte ve meni "karmakarışık" bir sıvı olarak tarif edilmektedir:

Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)

Bir başka ayette ise yine meninin karışım olduğuna işaret edilir, insanın ise bu karışımın "özünden" yaratıldığı vurgulanır:

Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden, basbayağı bir sudan yapmıştır. (Secde Suresi, 7-8)

Burada "öz" diye çevrilen Arapça "sulala" kelimesi, öz ya da bir şeyin en iyi kısmı demektir. Hangi şekilde alınırsa alınsın "bir bütünün bir kısmı" anlamına gelir. Bu durum, Kuran''ın, insanın yaratılışını en ince detayına kadar bilen bir İrade''nin sözü olduğunu açıkça göstermektedir. Bu İrade, insanı yaratmış olan Allah''a aittir.


BEBEĞİN CİNSİYETİ

Yakın bir zamana kadar, insanlar, bebeğin cinsiyetinin anne hücreleri tarafından belirlendiğini sanıyorlardı. Ya da en azından, anne ve babadan gelen hücrelerin birlikte cinsiyet belirledikleri zannediliyordu. Ancak Kuran''da bu konuda farklı bir bilgi verilmiş ve erkeklik ve dişiliğin, "rahime dökülen meniden" yaratıldığı bildirilmiştir:

Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O''dur. Bir damla sudan (döl yatağına meni düküldüğü zaman. (Necm Suresi, 45-46)

Kuran''da verilen bu bilginin doğruluğu, genetik ve mikrobiyoloji bilimlerinin gelişmesiyle birlikte bilimsel olarak da ispatlandı. Cinsiyetin tümüyle erkekten gelen sperm hücreleri tarafından belirlendiği, kadının ise bu işte hiçbir rolünün olmadığı anlaşıldı.

Cinsiyet belirlenmesindeki etken, kromozomlardır. İnsan yapısını belirleyen 46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet kromozomu olarak adlandırılır. Bu iki kromozom erkekte XY, kadında ise XX olarak tanımlanır. Bunun sebebi söz konusu kromozomların bu harflere benzemesidir. Y kromozomu erkeklik, X kromozomu ise kadınlık genlerini taşır.

Bir insanın oluşması, erkek ve kadında çiftler halinde yer alan bu kromozomların birer tanesinin birleşmesi ile başlar. Kadında yumurtlama sırasında ikiye ayrılan eşey hücresinin her iki parçası da X kromozomu taşır. Oysa erkekte ikiye ayrılan eşey hücresi, X ve Y kromozomları içeren iki farklı sperm meydana getirir. Kadında bulunan X kromozomu, eğer erkekteki X kromozomunu içeren spermle birleşirse doğacak bebek kız olacaktır. Eğer Y kromozomu içeren spermle birleşirse, bu kez doğacak çocuk erkek olur.

Yani doğacak çocuğun cinsiyeti, erkekteki kromozomlardan hangisinin kadının yumurtasıyla birleşeceğine bağlıdır.

Kuşkusuz genetik bilimi ortaya çıkıncaya dek, yani 20. yüzyıla kadar bunların hiçbiri bilinmiyordu. Aksine pek çok kültürde, doğacak çocuğun cinsiyetinin kadın bedeni tarafından belirlendiği inancı yaygındı. Hatta bu nedenle kız çocuk doğuran kadınlar kınanırdı.

Oysa Kuran''da, insanlara genlerin keşfinden 13 yüzyıl önce bu batıl inanışı reddeden bir bilgi verilmiş, cinsiyetin kökeninin kadın değil, erkekten gelen meni olduğu bildirilmiştir.


RAHİME ASILIP TUTULAN "ALAK"


Bir et parçası görünümüyle rahme asılıp tutunmuş zigot.
Kuran''ın insanın oluşumu hakkında verdiği bilgileri incelemeye devam ettiğimizde, yine çok önemli bazı bilimsel mucizelerle karşılaşırız.

Erkekten gelen sperm ve kadındaki yumurta birleştiğinde, doğacak bebeğin ilk özü de oluşmuş olur. Biyolojide "zigot" olarak tanımlanan bu tek hücre, hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek küçük bir "et parçası" haline gelecektir.

Ancak zigot bu büyümesini boşlukta gerçekleştirmez. Rahim duvarına asılıp tutunur. Sahip olduğu uzantılar sayesinde toprağa yerleşen kökler gibi, buraya yapışır. Bu bağ sayesinde de, gelişimi için ihtiyaç duyduğu maddeleri annenin vücudundan emebilir.46

İşte burada çok önemli bir Kuran mucizesi ortaya çıkmaktadır. Allah Kuran''da, anne rahmine tutunarak gelişmeye başlayan zigottan söz ederken, "alak" kelimesini kullanmaktadır:

Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir "alak"tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. (Alak Suresi, 1-3)

"Alak" kelimesinin Arapça''daki anlamı ise, "bir yere asılıp tutunan şey" demektir. Hatta kelime asıl olarak deriye yapışarak oradan kan emen sülükler için kullanılır.

Kuşkusuz, anne karnında gelişmekte olan zigotu bu özelliğiyle tarif eden bir kelime kullanılması, Kuran''ın Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirildiğini bir kez daha ispatlamaktadır.


KEMİKLERİN KASLA SARILMASI

Kuran ayetlerinde haber verilen bir diğer önemli bilgi ise, insanın anne rahmindeki oluşum aşamalarıdır. Ayetlerde, anne karnında önce kemiklerin oluştuğu, daha sonra ise kasların ortaya çıkarak bu kemikleri sardığı haber verilmektedir:

Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) olarak yarattık; ardından o alak''ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Müminun Suresi, 14)

Anne karnındaki gelişimi inceleyen bilim dalı embriyolojidir. Ve embriyoloji alanında, yakın zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya çıkarak geliştikleri sanılmıştır. Bu yüzden bazı kimseler uzun bir süre bu ayetlerin bilime ters düştüğünü iddia etmiştir. Ancak gelişen teknoloji sayesinde yapılan daha ileri mikroskobik incelemeler, Kuran''da bildirilenlerin eksiksiz bir şekilde doğru olduğunu ortaya koymuştur.

Bu mikroskobik incelemeler göstermektedir ki, anne karnında, tam ayetlerde tarif edildiği gibi bir gelişme gerçekleşir. Önce embriyodaki kıkırdak doku kemikleşir. Daha sonra ise kas hücreleri kemiklerin etrafındaki dokudan seçilerek biraraya gelir ve bu kemikleri sarar.

Bu durum, "Developing Human" yani "Gelişen İnsan" adlı bilimsel bir yayında şöyle tarif edilmektedir:

6. haftada kıkırdaklaşmanın devamı olarak ilk kemikleşme köprücük kemiğinde ortaya çıkar. 7. hafta sonunda uzun kemiklerde de kemikleşme başlamıştır. Kemikler oluşmaya devam ederken kas hücreleri kemiği çevreleyen dokudan seçilerek kas kitlesini meydana getirirler. Kas dokusu bu şekilde kemiğin etrafında ön ve arka kas gruplarına ayrışır.47

Kısacası insanın Kuran''da tarif edilen oluşum aşamaları, modern embriyolojinin bulgularıyla tam bir uyum içindedir.


BEBEĞİN RAHİMDEKİ ÜÇ EVRESİ

Kuran''da insanın anne karnında üç aşamalı bir yaratılışla yaratıldığı bildirilmektedir:

... Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O''nundur. O''ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz? (Zümer Suresi, 6)

Dikkat edilirse, ayette, insanın anne karnında, birinden diğerine farklılaşan üç ayrı evrede meydana geldiğine işaret edilmektedir.

Gerçekten de bugün modern biyoloji, bebeğin anne karnındaki embriyolojik gelişiminin üç farklı devrede gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bugün tıp fakültelerinde ders kitabı olarak okutulan bütün embiriyoloji kitaplarında bu konu en temel bilgiler arasında yer alır. Örneğin, embriyoloji hakkında temel başvuru kitaplarından biri olan "Basic Human Embryology" isimli kaynakta bu gerçek şöyle ifade edilmektedir:

Rahimdeki hayat 3 EVREDEN oluşur; preembriyonik (ilk 2,5 hafta), embriyonik (8. haftanın sonuna kadar), ve fetal (8. haftadan doğuma kadar).48.

Tıp dilinde "trimester" yani "üç dönem" olarak da tanımlanan bu evreler bebeğin farklı gelişim aşamalarını içerir. Bu üç gelişim safhasının belli başlı özellikleri kısaca şöyledir:

- Preembriyonik evre:

Yaygın olarak "1. trimester" olarak anılan bu ilk evrede zigot bölünerek çoğalır, bir hücre kitlesi haline geldikten sonra kendini rahim duvarına gömer. Hücreler çoğalmaya devam ederken 3 tabaka halinde organize olurlar.

- Embriyonik evre:

"2. trimester" olarak da tanımlanan ikinci evre toplam 5,5 hafta sürer ve bu süre boyunca canlı "embriyo" olarak adlandırılır. Bu evrede hücre tabakalarından bedenin temel organ ve sistemleri ortaya çıkar.

- Fetal evre:

Gebeliğin "3. trimesteri" olarak adlandırılan döneme girildiğinde embriyo artık "fetus" diye adlandırılır. Bu dönem gebeliğin sekizinci haftasından itibaren başlar ve doğuma dek sürer. Bir önceki dönemden ayırt edici özelliği fetusun yüzü, elleri ve ayaklarıyla belirgin, insan dış görünümüne sahip bir canlı olmasıdır. Dönemin başında 3 cm. boyunda olmasına rağmen tüm organları ortaya çıkmıştır. Bu dönem 30 hafta kadar sürer ve gelişme doğum haftasına kadar devam eder.

Anne rahmindeki gelişim ile ilgili bu bilgiler, ancak modern teknolojik aletlerle yapılan gözlemler sayesinde elde edilmiştir. Ancak görüldüğü gibi bu bilgiler de, diğer pek çok bilimsel gerçek gibi, mucizevi bir biçimde Kuran ayetlerinde haber verilmiştir. İnsanlığın tıbbi konularda hiçbir detaylı bilgiye sahip olmadığı bir dönemde, Kuran''da bu derece ayrıntılı ve doğru bilgiler verilmiş olması, elbette Kuran''ın insan sözü değil, Allah Kelamı olduğunun açık bir delilidir.


PARMAK İZİ

Kuran''da, insanları ölümden sonra diriltmenin Allah için çok kolay olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak uçlarına dikkat çekilir:

Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi, 4)

Resimde farklı kişilere ait, farklı parmak izleri görülüyor.

Ayette parmak uçlarının vurgulanması, son derece hikmetlidir. Çünkü tüm insanların parmak izi, tamamen kendilerine özeldir. Şu an Dünya üzerinde yaşayan her insanın parmak izi birbirinden farklıdır. Dahası, tarih boyunca yaşamış insanlarınki de birbirinden farklıdır.

İşte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli bir "kimlik kartı" sayılmakta ve tüm dünyada bu amaçla kullanılmaktadır.

Ancak önemli olan, parmak izinin özelliğinin ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilmiş olmasıdır. Ondan önce, insanlar parmak izini hiçbir özelliği ve anlamı olmayan çizgiler olarak görmüştür. Fakat Kuran''da, o dönemde kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak izleri vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çağımızda fark edilen önemine dikkat çekilmektedir.
__________________________________________________ ____________________________________________Kaynak : www.harunyahya.org

İnsanlar hakkında ALLAH’tan (c.c.) kork. Fakat ALLAH (c.c.) hakkında insanlardan korkma.
Said b. Amir (r.a.)

quixsoul
14-12-2004, 15:58
Gördümde bu kadar saptırılmış açıklamalar görmedim.Turan dursun bile bazen abarttığı ve alakasız şeyler çıkardığı görülebiliyor(kitabının hepsini okumasamda) ancak bu kadar da kel alakaya maydanoz yaptığını hiç bir kitap da görmedim.

1)-O gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır

Gözle görülen yer ve gök hakkında dünyadan başka gözlemlerimiz olmadığında bu konuda tam açıklama getiremeyiz.Ancak söz konusu örneksiz yaratma kuranın hiç bir mucizesini göstermez.Çünkü yaratmak zaten örneksiz bir oluşumdur.Picassonun çoğu hayal tabloları örneksiz ve eşi benzeri yoktur.Bu onun resimdeki yaratıcılığını gösterir.

2)-Biz göğü ''büyük bir kudretle'' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.


Burda mükemmel bir saptırma ve alakasız bir kanıya varmışsın.Gök derken aslında bunu söyledi diye başlayn cümleler her yere çekilebilir.Zaten ilk cümlende saptığın için geri kalan cümleler ne olursa olsun cuk diye oturur kalıba.Allah ayetlerinde göğü yerin üzerinde tuttuğunu söylemiştir.Buradaki gök evren olarak düşünülürse eğer evrenin alt ve üst kavramsızlığına meydan okuu bu ifade.Allah açıkça indirdi ise ayetleri gök derkende bildiğimiz gökden bahsetmiştir.



3)-O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?

Buradada evren ve uzay ifadeleri olmadığı halde konu yine o köşeye çekilmiş.Bilimsel teoriler evrenin oluşumunda hiç bir zaman kesin bulgulara ve sonuçlara rastlamadı.Sö konusu yapılan deneyleri %100 gerçek gibi kabul edip forumun diğer başlıklarındaki kurana ters düşen teorileri reddetmek ne derece tarafsız bir bakış tartışılır.

Bu ayetde gök insanların gördüğü mavi yada beyaz gökyüzüdür.Tabi o dönemler insanlar gökyüzü hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadıklarından göğü yer gibi bir tabaka sanıyorlardı.Bu yüzden ayetlerde gökyüzü ile yer yüzü bitişikken göğün sonradan yukarı çıkarak yada yerin aşşağıya inerek ayrıldığını belirtmektedir.Şüphesiz ki bu kör cahilleri uyutmak için güzel bir yöntemdir.

4)-Geceyi, gündüzü, Güneş''i ve Ay''ı yaratan O''dur; her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.
Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilenin (Allah''ın) takdiridir. (Yasin Suresi 38)

Gerçektende ayetlerde güneş ve ay yörüngelerde olduğunu söylenmiştir.Ancak söz konusu güneş sistemindne mi yoksa gökyüzünde birbirini takip eden güneş ve ayın görünen hareketlerindne mi bahsedilmiş bunu anlamak zor.Çünkü güneş sisteminde bir çok gezegne olduğu halde sadece ay ve güneşden bashetmek yetersiz bir bilgi.

İnsanlar o dönemlerdede güneş saatlerindne faydalandığına göre güneşin yörüngeye doğru gittiklerini biliyordu.Yani doğudan başlayan ve batıda biten bir görünen yörünge.İşte ifade:
Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru

Karar yerine doğru gitmek burada çok büyük ihtimal batı yörüngesidir.Çünkü sistemde güneş belirli bir karar yerine değil durmaksızın hiç bir yeri hedef almadan dönmektedir.Gökyüzüne bakarak güneşin gittiğini sanan insanoğlu aslında dünyanın dönmesiniden başka bir şey görmemektedir.


5)-Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış'' göğe andolsun. (Zariyat Suresi, 7)

Yine yetersiz bir bilgi.Çünkü göğe baktığımızdada güneş ve ayın bir yönden bir yöne akıp gittiği görülüyor.Güneş sistemindede bu böyle.Ancak ikisi arasındaki farkı gezegenler ifadesiyle anlayabilirdik.Lakin böyle ifadeler olmadığı gibi

Yaşar nuri nin çevirilerinde söz konusu ayet
7. Yemin olsun o ahenkli yollar taşıyan göğe,
olarak açıklanmış.Bilmiyorum kimin o meal.


6)-Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de geceninüstüne sarıp örtüyor... (Zümer Suresi, 5)

Çok komik ve cahil bir anlatımlı ayet.Ancak durum bu iken buradan dünya yuvarlaklığını çıkarmak dahada komik.Söz konusu Allah gece ve gündüzün nasıl ilerlediği yazmış ve çok yanılmıştır.

OLAY BASİT BİR DÜNYA OYUNUDUR.DÜNYA KENDİ ETRAFINDA DÖNÜYOR.SADECE BU.

Araplara sor bakalım
bir yuvarlak nesnenin üzerine cisim sarmak
bir üçgen nesnenin üzerine cisim sarmak
bir kare nesnenin üzerine cisim sarmak
bir piramit nesnenin üzerine cisim sarmak

aynı ifadelerdemi yoksa farklı ifadelerdemiymiş ?

Gece ve gündüz bir tabirdir.Burada bir madde yada nesne gibi gösterilmiş.Ancak tartışılması gereken bu iken söz konusu açıklama saptırılmış ve sarmak eyleminden yuvarlak ifadesi getirilmiş.Açıklamada ondan daha komik, çünkü sarmak eylemindeki nesne burada gündüz ve gece olarak söylenmiş.Aynı yanlış açıklamalardada gündeme getirilmiş.


7)-Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çevirmektedirler. (Enbiya Suresi, 32)

Yorum insanları koruduğu gösteren bir tavan üzerine yapılmıştır.Ancak ayetde korunan tavan dan bahsedilmektedir.Yani açıklamarda eylemi yapan "koruyan tavan" , oysa eyetde eylemin uygulandığı "korunmuş tavan".Diğer cümelerinde başlangıç saplarına uyup öylece gitmiştir.



8)-Yeryüzünde, onları sarsıntıya uğratır diye, sabit dağlar yarattık... (Enbiya Suresi, 31)

Ayet açık ve net "dağları sabit yarattık ki sarsılmayınız" Burada insanları sarmasın diye Allah dağları sabit yarattığını söylemekte.Ancak açıklamaua bakıyorsunuz dağların sarsıntılarla oluştuğunu yazıyor.İyide.. Ayetde dağların sarsıntıya uğramamak için değil insanların sarsıntıya uğramamaları için sabit yaratıldğını söylüyor.Anlam olarak çok fazla saptırılmış söz konusu açıklama.

Harun yahyayı tebrik ediyorum.Burada çok güzel bir kuran çelişkisi yakalamış(farkında olmadan). Bir ayetde dağların oynadığı söylenmekte idi şimdi dağlar sabit.Bu konuyu ilerde farklı başlıkda ele alacağım.




9)-Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık? (Nebe Suresi, 6-7)
Açıklama son derece bilgisizce yapılmış.İzostasi dağların kütle olarak yerdeki diğer toprak parçalarını dengeleyici bir vazifede olduğunu gösterir.Durum bu iken dağın altında hiç bir perçinleyici özellik yoktur.Dağ tek başına bir nesne değildir.

Hal böyle olsa bile ne alak dedirten gene açıklamalar yapılmış.sadece kazık ve döşek den bunlar çıkartılırsa.Kuranda geçen taşdan da beşiktaş çıkarmak hiçde saptırma olmaz.Eğer dağların dengeleyici özelliğini söylemek isteseydi sözde yaratıcı mutlaka söylerdi.Kazık nesneleri
-deler
-dik tutar
-dengeler
-kırar
-parçalar
-böler
-sabitler
-yerin dibine sokar

yaparda yapar..Bende o zaman diyorumki bu ayete göre "dağlar altdaki toprakları kazık vazifesiyle ikiye böler ve yerin dibine sokar"
---------------

Çok fazla yazdı olduğundan diğer saptırılmış ayetleride yazacağım.

14-12-2004, 18:15
Kopyala yapistir.Olmadimi?Bi daha yapistir.Bende yapistirayim.Herkes yapistirsin.Oh ne guzel.
Kendi dusuncelerinizi yazamazsaniz tartisamazsinizda.
Baska yerlerlerden alinti yapabilirsiniz fakat bu alinti sayfalar dolusu oldumu kimse okumaz.Ben sahsen okumadim.

oguz
14-12-2004, 18:45
Bu zirvalari her zemine getirip yapistiryorlar, her yerde kafalarina vura vura bunlar sahtekarlik urunu iddialardir deniliyor.

Ama helal olsun yilmiyorlar...

Biz de yilmayalim, Ateistforum''da verilen cevaplari kafalara vuralim...

Yukaridaki sahtekarliklarin tamamina verilmis cevaplar asagidaki link''de, dileyen gidip okuyabilir... Ozellikle bu yazilari buraya getirmis olan "res" gitsin okusun;

http://www.ateizm.org/nuke_portal_folder/forums/index.php?showtopic=996

reel
14-12-2004, 22:43
Arkadaşım düşüncelerini yaa copy pastlar okunmuyor..Okunmazda..

Oğuz denen ,mahlukatı -garibin stesi gezildi ..Cehl kokan şevenist yazılardan başka bir şey yok........!!!

oguz
15-12-2004, 02:25
""Arkadaşım düşüncelerini yaa copy pastlar okunmuyor..Okunmazda.. ""

Cumlenin muhtesemligi bakiniz...

Hehhh hehh hehhh

"copy pastlar" degi past, pasta.... Hehhh ehh heee.

Hele su cumleye bakin;

""Oğuz denen ,mahlukatı -garibin stesi gezildi ..Cehl kokan şevenist yazılardan başka bir şey yok""

Neresinden tutem? Saş kalip bakem mi?

Ulan yazmayi bilmeyen adam, gitmis koskoca siteyi okumusta ahkam kesiyor...

kehhh kehhh kehhhh

Henna
15-12-2004, 02:36
Cumlenin muhtesemligi bakiniz...

(Yoksa "cumlenin muhtesemligine bakiniz" mi demeye calisiyordun?????)


"copy pastlar" degi past, pasta.... Hehhh ehh heee.


(copy pastlar degi???? dedigi mi yoksa???)


Ulan yazmayi bilmeyen adam, gitmis koskoca siteyi okumusta ahkam kesiyor...

("okumus da" demeye calisiyorsun sanirim???????????????)
[/quote]

15-12-2004, 09:20
("okumus da" demeye calisiyorsun sanirim???????????????)

Bence okumusta daha iyi olabilil.Benim yazdiklalim dahha dudgun olmis saniyom.Teklal konuyu ildelemicem.Sonla alkadaslal kizabilillel. :wink:

ReS
15-12-2004, 13:15
quixsoul a ve bir takim gruba

bunlari okurken astronomi ve fizik hakkinda bir sey bilmediginiz belli oluyor bilgisizliginizi sadece kehhkehh keh gulerek bile belli ediyorsunuz,bu gulmelerin anlami sizin cevaplarda sIkistiginiz ve bizi kucuk dusurmeye calistiginiz anlamina gelir.ama basaramayacaksiniz,sozu uzatmadan sadece bir sozunuze aciklama getirecegim,umarim bu size yeter.

2)-Biz göğü ''büyük bir kudretle'' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.


Burda mükemmel bir saptırma ve alakasız bir kanıya varmışsın.Gök derken aslında bunu söyledi diye başlayn cümleler her yere çekilebilir.Zaten ilk cümlende saptığın için geri kalan cümleler ne olursa olsun cuk diye oturur kalıba.Allah ayetlerinde göğü yerin üzerinde tuttuğunu söylemiştir.Buradaki gök evren olarak düşünülürse eğer evrenin alt ve üst kavramsızlığına meydan okuu bu ifade.Allah açıkça indirdi ise ayetleri gök derkende bildiğimiz gökden bahsetmiştir.

bakin kuranin her ama her ayetin de acik ve gorulur bilgiler oldugu gibi burada var.

Bilim adamlari ( Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre), 20. yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar.

Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri sayılmaktadır.
Kaynak:http://www.time.com/time/time100/scientist/profile/hubble.html
kuran ayetinde de bu bilakis vurgulanmistir(hemde 1400 yildan fazla bir sure once)
digerlerine de cevaplar verirdim ama malum, arkadaslar hem uzun yazilardan hoslanmiyorlar hem daha cevap verecegim baska konular var.

Biz göğü ''büyük bir kudretle'' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

oguz
15-12-2004, 13:24
Lan soytari;

bize astronomi ogretmeye kalkmadan once Ayet''in anlaminin tahrif edilip edilmedigine bak... Harun Yahya kopyacisi yobaz...

Ac bir Kuran tercumesi ve Ayetin anlaminin;

Biz göğü ''büyük bir kudretle'' bina ettik ve şüphesiz biz geniş kudret sahibiyiz.

oldugunu ogren. Sonra Harun Yahya denen sahtekar hakkinda konusuruz...

reel
15-12-2004, 14:57
Demekki yazmaya dikkat etmeyecek kadar boktan bir site..3-5 ateist soytarısı yan yana gelmiş ,eleştri yapıyor..Biraz bilimsellik olsa gam yemezdim..Din bilgisi yok arapca yok ,genel kültür çat pat,bilimse değerleri kullana bilme ,tam bir sıfır..EEEEE daha nediyiim..!

Bir haci''niz var..Oda keser gibi her veride kendine yontacak bir şey buluyor..Buluyorda teknik bir dayanakta oluşturuyor.. :D .



Özeli tüzeli karıştırdın çok ayıp ettin.Özel özelde kalır :? .......Tüzele açılmazz!



inşaallah anlamışsındır..Verilmek isteneni!!

:o :o
Zannetmiyorum!


O admlar o iste çok gitmeez..

ReS
15-12-2004, 15:13
oguz ,
oncelikle sana ayetlerin hic birinin degismedigini, sadece sizin uydurma ve icine bir seyler eklediginizi, onunlada yalanlama propagandasiona gittiginizi soylerim.ayrica yobaz diyorsan hakli olabilirsin,cunku ben sizin gibi batiya bakipta gomlek degistiri gibi, inanc,kiz arkadas ve moda degistirmem.benim aslim ne ise modam ve inancim odur.

Harun yahya ya gelince biz dogru fikir ilim bilim nerede olursa olsun aliriz.yazarinin ismi fark etmez,eger sizin agzinizi tikiyorsa o zaten yeterlidir. caresizlik icin de kivranan zavalli.

ayetleride dikkatlice okumayi unutma!!quixsoul bile anlamis bu hala karbondioksit cikariyor valla

babana da soyle, sana buyuk bir nazar boncugu alsin!malum nazar mazar deger.

oguz
16-12-2004, 16:51
""oguz ,
oncelikle sana ayetlerin hic birinin degismedigini, sadece sizin uydurma ve icine bir seyler eklediginizi, onunlada yalanlama propagandasiona gittiginizi soylerim.""

Yahu sen hem yobaz, hem de cahilsin. Ustelik dinini bile tam olarak bilmiyorsun. Seyim hiyar diyene eline tuz alip kostururyorsun. Cocugum sizi kandiriyorlar, yalanlari gercekmis gibi yutturuyorlar... Uyanin, dogru soyleyenleri yalanci olarak nitelendirmeden once soyle cevrenize bakin...

Simdi Zariyat-47''nin dogru tercumesini okuyalim;

Zariyat-47 ''Gogu gucumuzle biz kurduk; suphesiz biz genis kudret sahibiyiz.'' (Diyanet isleri baskanligi yayinlari-1983)

Dogru tercumeyi gordun mu? Ne dedik, biraz cevrenize bakin, yalanlardan kurtulun...


""ayrica yobaz diyorsan hakli olabilirsin,cunku ben sizin gibi batiya bakipta gomlek degistiri gibi, inanc,kiz arkadas ve moda degistirmem.benim aslim ne ise modam ve inancim odur.""

Sana yobaz dedigim icin tamamiyle hakliyim. Cunku yobazsin. Senin diger insalara verecegin hic bir sey yok... Bu guzel memleket senin gibi yobazlardan kurtulmak zorundadir. Ama once senin gibi yobazlari imal eden ISLAMDAN KURTULMALIDIR...

BASKA COZUM OLMADIGI GIBI, BASKA DA BIR YONTEM YOKTUR...


""Harun yahya ya gelince biz dogru fikir ilim bilim nerede olursa olsun aliriz.yazarinin ismi fark etmez,eger sizin agzinizi tikiyorsa o zaten yeterlidir. caresizlik icin de kivranan zavalli.""

Ulan siz ilimden, bilimden ne anlarsiniz? Sizin icin ilim Fikih ve Kelam''dan ibarettir... Bu nedenle Harun Yahya''nin size dogru soyledigini, hakiki ilim yaptigini sanarsiniz. Ama sitelerinin forumunda herkese acik olarak bu iddialari tartisalim dedigimizde, kesin ve net bir dilde reddettiklerini bilmezsiniz. Size yakisan Harun Yahya''nin YALANLARIDIR... CUNKU SIZ TEMELI YALANLAR UZERINE KURULMUS BIR DININ ZAVALLI INANIRLARISINIZ.. DOLAYISIYLA YALANI SEVERSINIZ...

requiem
16-12-2004, 17:38
burada sözde bilim çok agır basıyor.....

quixsoul
16-12-2004, 19:37
"Güneş girmeyen eve doktor girer"

Vaybe 100lerce belki,de 1000 lerce yıl önce atalarımız nasılda güneşteki uv ışınlarının farkına varmış.Bırakın farkına varmayı mikroskop olmadan nasıl incelemişler.Günümüz de d vitaminin kemiklere olan etkisi 19 yy sonlarına doğru kanıtklanmış ve tespit edilmiştir.Rasitizm hastalığını temel eksikliği olan d vitaminin bu ihtiyacını atalarımız o koşullarda nasıl biliyorlardı ?

Cevap : Bilmiyorlardı.Biz sadece bu sözü günümüz bilim i ile birleştirmeye çalıştık.Yani eski sökülen bir kumaşa yeni bir kumaş yamaladık ve bu yamayıda eski kumaşla aynı renge boyadık.Güneşin d vitamini zenginliği atasözünden anlaşılmıyor. Bu sözü söyleyen atalarımız günlük hayatda Güneşin bu yararını deneme yanılma yoluyla yada güneşten uzak bitkilerde görülen değişimlerdeki gözlemle farkına varmışlardır.

Yazdıklarınızın hiç birinde günümüz bilimsel kanıtlarından eser yok.Verdiğiniz sitedeki harun yahyayı tanımıyorum ama söz konusu kelimeleri yamamayı iyi biliyor.Bu saptırmayı bazı ateist sitelerindede farkettim.Bunu anlatmaya çalıştık ama anlamak istemeyenlerede bir şey yapamayız.

quixsoul
16-12-2004, 19:44
bu arada

Simdi Zariyat-47''nin dogru tercumesini okuyalim;

Zariyat-47 ''Gogu gucumuzle biz kurduk; suphesiz biz genis kudret sahibiyiz.'' (Diyanet isleri baskanligi yayinlari-1983)

Dogru tercumeyi gordun mu? Ne dedik, biraz cevrenize bakin, yalanlardan kurtulun...


yaşar nurinin mealinde :
47. Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz.
yazıyor.

Genişleteceğiz.
Genişleticileriz.

Yaşar nurinin mealine görede ters düşüyor.Burada genişleticiler derken bir şeyi genişleteceğini söylememiş.Buradaki kudret,ilim,rızık,af bir çok genişletilecek öğe gösterilebilir.

Zaten burada göğü genişletmekden bahsetse bile buradaki göğün evren olarak anlaşılması imkansız.Diğer ayetlerdede gök derken bildiğimiz gökden bahsedildiği anlaşılıyor.Günümüzün hiç bir ifadesinde gök ile evren aynı kelimelerde birleşmez.Sırf ayetleri bilimle birleştirmek için 2 kez anlam değişikliğine gidilmiş.

eğer örnek verilen ve yaşar nurinin mealleri doğru ise değiştirilmiştir.Başlığı açan arkadaş kendi dinince çok büyük günah işlemiştir.Ve bizde boşu boşuna yanlış bir açıklamaya açıklama getiriyoruz.Tabi oğuz arkadaşımızın yazdığı doğruysa..

oguz
16-12-2004, 20:28
""verilen ve yaşar nurinin mealleri doğru ise değiştirilmiştir.Başlığı açan arkadaş kendi dinince çok büyük günah işlemiştir.Ve bizde boşu boşuna yanlış bir açıklamaya açıklama getiriyoruz.Tabi oğuz arkadaşımızın yazdığı doğruysa..""

Oguz''un yazdiklarini dogrulamak icin Diyanet tercumesinin 1983 baskisina ve tarihten onceki diger butun baskilara bakmak yeterli olacaktir. Elmalili tercumesi de dahil olmak uzere eski tercumelerin hepsinde "genis kudret sahibiyiz" denilmektedir.

Peki ne olmusta yakin tarihli tercumelerde "biz onu genisleticiyiz" seklinde tercume edilmeye baslanmistir? Gayet acik;

o tarihten once evrenin genisleme teorisi diye bir sey soz konusu olmadigindan, boyle bir cevirinin anlam tasimayacak oldugundan, "genis kudret sahibiyiz" seklinde cevrilmis. Acikca sahtekarlik yapilmis. Klasik musluman sahtekarligi!!

Bu Ayet''in hemen altinda bulunan Ayet sudur;

Zariyat-48 ''Yeryuzunu biz yayip dosedik: ne guzel doseyiciyiz.''

Yeryuzunun duz oldugundan baska hic bir anlam tasimayan bu Ayet''i pas gecerek, hemen bir ustte evrenin genislemesinden soz ediliyor demek, sadece ve sadece sahtekarliktir.

Acikca cevaplayin bakalim;

DUNYANIN YUVARLAK OLDUGUNU BILE BILMEYEN, ONU YAYIP DOSEDIK DERKEN DUZ OLARAK NITELENDIREN ALLAH, EVRENIN GENISLEDIGINI NEREDEN BILECEK?

ReS
17-12-2004, 16:17
onu dosedik derken,icindekileri yani seni ve seni gozunle gordugun veya goremedigin her seyi yerli yerine koymasindan bahsediyor.
Once turk dili ve edebiyatini ogrende sonra yorum yap...

oguz
18-12-2004, 19:30
Butun Ayet''leri isine geldigi gibi kivirtmak sadece sana mi, yoksa butun muslumanlara has bir soytarilik mi?

Ayrica, Arap edebiyati desen kabul de, Kuran''in Turk edebiyatiyla ne alakasi var?

18-12-2004, 19:39
Merhaba Oguz.

Profili görüntülenen :: oguz
Avatar oguz hakkında

Kayıt: 15 Ksm 2004
Mesaj Sayısı: 65
[Tüm mesajların 3.18% / Ortalama hergün 1.97 mesaj]
oguz tarafından gönderilen tüm mesajları bul
Nerden:
Web sitesi:
Meslek:
İlgi alanları:

Haberleşme: oguz
E-mail adresi:
Özel Mesaj:
MSN Messenger:
Yahoo Messenger:
AIM Adresi:
ICQ Numarası:




Gonderdigin butun mesajlari bul ve tarafsiz bir sekilde degerlendir.Daha sonra mesajlarinin genel icerigini bize yaz.Ama istersen hic bir sey yapma.

oguz
18-12-2004, 22:18
Anlamadim...

Bunu neden yapacagim veya yapmaliyim?

Hakkimda bilgi edinmek isteyen varsa, Atesitforum ve arsivlerinde bulunan binlerce iletime bakabilir...

Ama hala anlamadim, neden Turan Dursun forumunda yazdiklarima bakayim?