Orijinalini görmek için tıklayınız : Tarihsel Gerçekler Işığında Çağrı Filmi -Belgesel Video (Sitemizin çalışmasıdır)
Muhammed dönemi İslam tarihini anlatan ender sinema filmlerden biri 1977 yılı yapımı olan Çağrı (Messenger).
Kahire El-Ezher Üniversitesi ve Lübnan İslam Konseyi Çağrı filminin tarihsel gerçeklere uygun olduğunu onaylamışlar. Bu ifade filmin başlarında sunuluyor.
Bu çalışmamızda Çağrı filminin gerçekten de tarihsel gerçeklerle uyuşup-uyuşmadığını, filmdeki bazı anlatıların günümüz dünyası açısından anlamını ve din konusu üzerine sinema filmciliği üzerine görüşlerimizi sunmaya çalıştık.
Sitemizin Video Çalışma Grubu adına yapılan 33 dakikalık bu belgesel video, yaklaşık üç aylık araştırma ve çalışmalar sonucu ortaya çıkarıldı.
Dublajda unbe, metin düzenlemesinde thunderpoint, eleştiri ve önerileriyle azınlık, dilaver, frodo, K.C., niveru, prozac02, sargon ve tensiz.denek, kurguda ise ben çalışmaya emek veren kişilerdi.
Videoyu sitemizden, aşağıdaki link üzerinden izleyebilirsiniz:
http://www.turandursun.com/video/p2015_articleid/8
Bunun yanında çeşitli video paylaşım sitelerinde de videomuz yayına girmiştir:
http://video.yahoo.com/watch/5713149/14969012
http://www.izlesene.com/video/haber-tarihsel-gercekler-isiginda-cagri-filmi/1074184
http://www.vidivodo.com/297331/tarihsel-gercekler-isiginda-cagri
http://www.kontratv.com/297331/tarihsel-gercekler-isiginda-cagri
Youtube'nin 10 dakika limiti nedeniyle videomuz dört parça halinde yayınlanmıştır:
1. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=_3T6WQBT1AQ
2. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=I4K5z-tYCuk
3. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=7PDyR3Z3dzM
4. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=Xw1CNkX06mw
abdulKADİR
01-08-2009, 15:25
Daha ilk dakikalardayım ve bir fiyasko:
Tarihsel gerçekler ışığında hz. İbrahim'in reddedilmesiyle başlıyor eleştiriler. İslam ve dinler tenkidini bir film üzerinden yapmak ucuz bir numara bence.
Film islam tarihine uygun diye onaylanmış, ateist verilere uygundur denmemiş ki.
Ortaya kıstas olarak koyduğunuz tarih hangi tarihtir?
Filmi hangi tarihe göre yargılıyorsunuz?
Başta bu soruların cevabı verilmeli ki, biz de eserinizi neye göre değerlendireceğimizi bilelim.
Bakalım ilerleyen dakikalarda neler göreceğiz.
abdulKADİR
01-08-2009, 15:56
İlerleyen dakikalarda görülüyor ki, klasik islam tarihi baz alınmış. Bu sevindirici.
-Sadece iki kabilede kız çocuklarının gömülme adeti olduğu belirtilmiş. Hz. Ömer'in Kureyş'ten olduğu ve kendi kızını bizzat gömdüğü kendi itirafıdır. Bu basit bilgi gözlerden mi kaçtı yoksa?
-İslam hukukuna göre bir kölenin bir hür karşılığında öldürülemeyeceği belirtilerek insanlar arasında eşitsizlik olduğu ispatlanmaya çalışılmış. Belirtilmesi gereken asıl husus, kölelik hukukunun mezhepler arasında farklılık gösterdiği ve yukardaki hükmün de Şafii mezhebine ait olduğudur. Hanefi hukukuna göre köle veya özgür farketmeden kısas esastır.
-Ebu Cehil'in ''hangi Allah'' diye sorduğu sahne cımbızla çekilip bağlamından kopartılmış ve müşriklerin Allah'a inanmadıkları düşüncesinin yanlış olarak filmde hakim olduğu savunulmuş.
Halbu ki, devamı izlenirse görülecektir ki, ordaki müşriklerin kabul etmedikleri şey Allah'ın konuşan ve görünmeyen bir Tanrı olmasıdır.
http://www.youtube.com/watch?v=HMibEs0FGOU
Dublajda unbe, metin düzenlemesinde thunderpoint, eleştiri ve önerileriyle azınlık, dilaver, frodo, K.C., niveru, prozac02, sargon ve tensiz.denek, kurguda ise ben çalışmaya emek veren kişilerdi.
Emeği geçen herkesin eline sağlık. Gerçekten çok güzel bir çalışma olmuş. Bu gibi sitenize ait, özgün çalışmalarla TD sitesini ve topluluğunu oldukça ayrıcalıklı kılmaktasınız (ki bu bence pahası biçilmez bir değerdir).
İçerik açısından birşeyler söylemek gerekirse:
Değinilen bütün noktaların önemini teslim etmekle birlikte, benim açımdan özellikle 'cahiliye' dönemindeki put/kutsal anlayışı ve Allah kavramının Çağrı'da (ve birçok müslümanın kafasında) çok yanlış yer aldığının üzerinde durmanız takdire değer.
Lütfen bu gibi çalışmalara devam edin...
saygılarımla
Bu arada bir sorum olacak:
Bu gibi videoları (örneğin Miller'in akıllı tasarım hakkındaki videosunu da), sadece sitede yayınlayacağınıza, videonun muhtelif yerlerine site adresini yerleştirerek YouTube'da yayınlasanız çok daha iyi olmaz mı (hem videoların daha çok kişiye ulaşması, hem de sitenin daha çok tanınması açısından) ?
saygılarımla
Bu kadar akilli insanlarin, bu kadar ici bos bir is cikarabilecegini hic beklemezdim....
Yeri geldiginde zamanin sartlarina göre elestiri mekanizmasi gelistirilmis,
yeri geldiginde günümüz sartlarina göre,
"meleklerin" hangi görevi olup olmadigi, o dine iman edenlere degil,
"allahin böyle seylere ihtiyaci OLMAMALI" denilerek, elestirienlerin kendi kafalarindaki bir "allaha" vurgu yapilmis....
tek üzüntüm emegi gecen arkadaslarinin emeklerine yazik olmasi.....
abdulKADİR
01-08-2009, 17:38
Bu da teknik bir eleştiri olsun:
Ebu Afek'in öldürülmesiyle ilgili hikaye anlatılırken ''Amr b. Avfoğulları'' ve ''Salim b. Umeyr'', seslendiren tarafından nasıl okunmuş dersiniz?
Amr b (be) oğulları, Salim b(be) Umeyr şeklinde. İslam hakkında birazcık bilgisi olanlar ''b.''nin oğul manasındaki ''bin'' kelimesinin kısaltılması olduğunu bilir.
Siz bu filmi, bitirdikten sonra hiç izlemediniz mi? İzlediyseniz böyle bir gariplik nasıl dikkatinizden kaçtı?
- Ebu Talib'le ilgili bir gerçeğin devamlı gizlendiği söylenmiş. Ne filmde ne de bütün sünni kaynaklarda Ebu Talib'in müslüman olduğuyla ilgili bir kayıt yoktur. Bu durumda ne gizlenemiş oluyor acaba.
Ebu Talib'in müslüman olarak öldüğü, şii kardeşlerin iddiasıdır ve şii kaynaklarda buna dair deliller vardır.
- Mekkeden hicret etmiş 300 küsür müslümanın sadece 3ünün zengin olduğunu iddia etmek te pek mantıklı olmasa gerek. Bu insanların hiçbir mal varlığı olmasa bile evleri vardı, kirada oturmuyorlardı. Kimisi çoluk-çocuğunu ve eşini bırakıp hicret etmişti.
- Ebu Sufyan'ın baskıyla müslüman olduğunu ispat için güzel bir takdim-tehir yapmışsınız. :)
Ebu Sufyan müslümanların Mekke'ye girmesinden bir gün önce Peygamberimiz'in yanına gelerek müslüman olmuş. Müslümanlara karşı koymanın imkansızlığını gördükten sonra müslüman olmuş olabilir ama müslümanların dört koldan Mekke'ye girişlerini önce gösterip sonra Ebu Sufyan'ın ''baskı altında değilim'' sözünü ekrana getirmek neyle açıklanabilir?
Sonuçta yapılan yorumlara katılmakta mümkün değil. Özellikle inanç özgürlüğünü ''dinde zorlama yoktur'' ve ''onların ilahlarına sövmeyin'' evrensel prensipleriyle perçinleyen bir dinin, kendisine yapılan saldırıları sineye çekmesi beklenmiş. Sizlerin de hakkını teslim ettiği gibi inanç özgürlüğü kimseye diğer inanca saldırma ve hakaret etme özgürlüğünü vermez.
İşte bu sebepten dolayı bir teşekkür: Herşeye rağmen alaycı ve hakaretvari bir dil kullanmadığınız ve müslümanların çoğunluğunun sahabe hakkında saygı ifadesi olarak kullandığı ''hazreti'' sözcüğünü dilinizden düşürmediğiniz için...
Isin ilginc tarafi, turan dursun müslümanlarin peygamberinden bahsederken "Muhammet" diye bilirken, metini yazip okuyan arkadasin eline sigitiranlar "Hz" diyerek sahte bir sayginlik göstermek istemekteler, bu durum "cesaret'den" ziyade, müslümanlarin kulagina hos gelmesi icin oldugu ile alakali olabilecegini düsünüyorum.
Bati'daki "aydinlanmadan" bahsedilmekte, ama müslümanlar icin "ibadethanelerin"de, "dini büyüklerin" de konumu bati hristiyanlarinkinden farklidir. Batidaki aydinlanma "inananlara" ragmen degil, kurumsallasmis ve "hüküm" süren din tebasina ragmen olusabilmistir,
bizdeki "aydinlanma" ise Inananlarin dinsel tercihlerine karsi yaptirim uygulamak istemekle ile baslatilmak istenilmektedir.
Da Vinci Projesi yüksek maaliyetler ile ici dolu bir proje idi,
bu 33 dakikalik yorum-maratonu ise, sadece "bu dine tabi olmayanlarin" yorumu olmaya / kalmaya mahkumdur.
Yeri geldiginde zamanin sartlarina göre elestiri mekanizmasi gelistirilmis,
yeri geldiginde günümüz sartlarina göre,
Böylesi bir savunma mekanizmasını doğru bulmuyorum. İlahi ve evrensel bir din getirdiğini iddia edenlerin eylemleri, kesinlikle evrensel adalet ışığında yargılanabilmeli. Müşrikler bir yerde savunmasız Müslümanları bastı, öldürdü, yağmaladı diye, Peygamber onayıyla Müslümanlar da bir yerde başka müşrikleri basıp aynen misilleme yaparsa, bunu o zamanın değer yargılarına göre savunmaya kalkmak evrensel bir ahlak ve hukuk anlayışı inşa etmiş olma iddiasıyla çelişir.
Bati'daki "aydinlanmadan" bahsedilmekte, ama müslümanlar icin "ibadethanelerin"de, "dini büyüklerin" de konumu bati hristiyanlarinkinden farklidir. Batidaki aydinlanma "inananlara" ragmen degil, kurumsallasmis ve "hüküm" süren din tebasina ragmen olusabilmistir,
bizdeki "aydinlanma" ise Inananlarin dinsel tercihlerine karsi yaptirim uygulamak istemekle ile baslatilmak istenilmektedir.
Burada size kesinlikle katılıyorum. Eğer müslüman ülkelerde bir aydınlanma olacaksa, bu kesinlikle bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlama olarak değil, sadece her kesim için eşit koşullar altında fikir özgürlüğü ve adil fikir rekabetiyle yapılmalı. Maalesef bugün Türkiye'de ne Müslümanlar için, ne de samimi dinsizler için böyle bir fikir özgürlüğü yok.
Özellikle inanç özgürlüğünü ''dinde zorlama yoktur'' ve ''onların ilahlarına sövmeyin'' evrensel prensipleriyle perçinleyen bir dinin, kendisine yapılan saldırıları sineye çekmesi beklenmiş.
Ben çalışmadan böyle bir sonuç çıkarmamıştım. Aksine Mekke dönemindeki Müslüman azınlığa yapılan haksızlıklar çalışmada kabul edilmiş. Fakat aynı Müslümanlar'ın daha sonra güçlü konuma geldiklerinde benzer haksızlıklar yaptığına işaret edilmiş.
Mekke'nin fethinden sonra ordaki halkın kutsal olarak kabul ettikleri eşyaların yıkılmasını sizin '''dinde zorlama yoktur'' ve ''onların ilahlarına sövmeyin'' evrensel prensipleriyle perçinleyen bir din'' iddianızla nasıl bağdaştırmalı?
Hele ki, o zamanki müşriklerin bu eşyaların bizzat kendilerinin gerçekten tanrı olmadıklarını bildikleri ve sadece onları temsil eden kutsal eşyalar olarak gördükleri göz önünde bulundurulursa ... (ki bu gerçek islami kaynaklardan bilinmektedir).
saygılarımla
Film islam tarihine uygun diye onaylanmış, ateist verilere uygundur denmemiş ki.
Tekrar izlemeni öneririm. Ben o kısmı defalarca izledim. "tarihsel gerçeklere uygundur" deniyor "İslam tarihine uygundur" değil.
Ortaya kıstas olarak koyduğunuz tarih hangi tarihtir?
Belgesel bulgulara dayalı tarihçilik. Yani bilimsel tarihçilik.
Bu gibi videoları (örneğin Miller'in akıllı tasarım hakkındaki videosunu da), sadece sitede yayınlayacağınıza, videonun muhtelif yerlerine site adresini yerleştirerek YouTube'da yayınlasanız çok daha iyi olmaz mı
Çağrı filmi üzerine olan videomuzu yakında youtube, google video gibi popüler video sitelerine koyacağız.
Ebu Afek'in öldürülmesiyle ilgili hikaye anlatılırken ''Amr b. Avfoğulları'' ve ''Salim b. Umeyr'', seslendiren tarafından nasıl okunmuş dersiniz?
Amr b (be) oğulları, Salim b(be) Umeyr şeklinde. İslam hakkında birazcık bilgisi olanlar ''b.''nin oğul manasındaki ''bin'' kelimesinin kısaltılması olduğunu bilir.
Bu durumun farkına vardım ama önemli bir problem olmadığını düşündüğüm için videonun yayınını iyice geciktirmemek adına düzeltmesini önümüzdeki günlere programlamştım. Sanıyorum ki birkaç gün içinde bu gibi ufak problemlerin düzeltilmiş olduğu yeni versiyonu yüklerim.
Ebu Talib'le ilgili bir gerçeğin devamlı gizlendiği söylenmiş. Ne filmde ne de bütün sünni kaynaklarda Ebu Talib'in müslüman olduğuyla ilgili bir kayıt yoktur.
Sünni yazılı kaynaklarda yoktur ama Çağrı filminde Ebu talib'in müslüman olmadığı belirtilmiyor. Sadece Muhammed'i koruyan kollayan yanı gösteriliyor. Biz de diyoruz ki Ebu talib'in bir de bu yönü vardır, filmde gizlenmiştir.
- Mekkeden hicret etmiş 300 küsür müslümanın sadece 3ünün zengin olduğunu iddia etmek te pek mantıklı olmasa gerek. Bu insanların hiçbir mal varlığı olmasa bile evleri vardı, kirada oturmuyorlardı. Kimisi çoluk-çocuğunu ve eşini bırakıp hicret etmişti.
Şam kervanı 1000 develik idi. Sadece birkaç tanesi zengin olan muhacirlerin ne kadarlık mal oranı olabilirdi o kervanda?
Ayrıca yağmalanan muhacir evlerini tüm Mekkeliler mi yağmalamış? Mesela zaten zengin olan Ebu Süfyan'ın da o evleri yağmalayanlar arasında olma ihtimali sence nedir?
Senin bulunduğun şehirde birileri bir azınlık halkın mallarını yağmalasa ama sen katılmasan ve o azınlık grubu senin mallarının da olduğu bir kervanı yağmalasa ne düşünürdün?
müslümanların dört koldan Mekke'ye girişlerini önce gösterip sonra Ebu Sufyan'ın ''baskı altında değilim'' sözünü ekrana getirmek neyle açıklanabilir?
Seyrettiklerin aklında iyi kalmamış. Ebu Süfyan'ın müslüman olması işlendikten sonra İslam ordusunun Mekke'ye girişi gösteriliyor.
Özellikle inanç özgürlüğünü ''dinde zorlama yoktur'' ve ''onların ilahlarına sövmeyin'' evrensel prensipleriyle perçinleyen bir dinin, kendisine yapılan saldırıları sineye çekmesi beklenmiş. Sizlerin de hakkını teslim ettiği gibi inanç özgürlüğü kimseye diğer inanca saldırma ve hakaret etme özgürlüğünü vermez.
Ama bildiğin gibi Muhammed bizzat kendisi kırıyor müşriklerin mukaddes bildiği dini figürleri.
Herşeye rağmen alaycı ve hakaretvari bir dil kullanmadığınız ve müslümanların çoğunluğunun sahabe hakkında saygı ifadesi olarak kullandığı ''hazreti'' sözcüğünü dilinizden düşürmediğiniz için.
Teşekkürler. Amacımız üzüm yemek, bağcı dövmek değil. Yaşamdaki gerçekleri bulmaya çalışmak ve bulduğumuzu düşündüğümüz gerçekleri ortaya dökmek, sorgulamak-sorgulatmaktır amaç. Kimseyi aşağılamak gibi bir amacımız yok. Zaten bu sitemizin genel prensiplerindendir.
Isin ilginc tarafi, turan dursun müslümanlarin peygamberinden bahsederken "Muhammet" diye bilirken, metini yazip okuyan arkadasin eline sigitiranlar "Hz" diyerek sahte bir sayginlik göstermek istemekteler,
Bu konuyu uzun uzun düşünmüştüm çalışmayı yaparken. İlk taslakta hz.ifadesi kullanmadım. Ancak dilaver şöyle tuhaf durumun oluştuğunu farketti:
Muhammed için hz. kullanmıyorken (Hz.) Ali, "(Hz.) Ömer gibi isimler geçtiğinde hz. kullanılıyor. hepsinde de hz. kullanmazsak kulak aşinalığı gereği farklı tarihsel kişilerden bahsedyormşuz gibi bir durum olşacaktı.
Ayrıca Hz. ifadesi kullanılmazsa pek çok müslüman videoda anlatılanlara değil hz.ifadesinin kulllanılmamasına takılacaktı. Bu fikre nereden vardım?
Sitemizin ana sayfasında "İletişim" diye bir linkimiz var ve forumlarda yazmayan ziyareçiler oradan bize yazıyorlar. TD nin yazılarını okuyanların en fazla takıldıkları yerin onun "Muhammed" diye hitap etmesi olduğunu gördüm. Onlarca ziyaretçi TD nin yazılarının içeriği konusunda görüş bildirmeyip sadece hz. ön eki olmamasına takmış durumda. Video belgeselimizde dikkatleri biçime değil içeriğe yoğunlaştırmak için hz. eki kullanmayı tercih ettim.
Video yu indirip izleyebileceğimiz bir link varmıdır?
Bu verilen linkteki sayfayı açınca, video yükleniyor ama durdurup yüklemesi bittikten sonra izleme yapılamıyor. Daha doğrusu, youtube daki gibi benzer bir stop/play seçeneği çıkmıyor. İnternet bağlantısı yüzünden takılma olabiliyor.
Ayrıca, tamamen izledikten sonra yorumlarımı yapıcam ama, ilk cümlelerden şu gerçekten çok anlamsız olmuş.
Hz. İbrahim'in gerçekte var olup olmadığı net değildir ifadesi.
Bu ateistliğe yakışmayan bir cümle bence.
Üslup için bende teşekkür ediyorum.
abdulKADİR
01-08-2009, 19:58
Böylesi bir savunma mekanizmasını doğru bulmuyorum. İlahi ve evrensel bir din getirdiğini iddia edenlerin eylemleri, kesinlikle evrensel adalet ışığında yargılanabilmeli. Müşrikler bir yerde savunmasız Müslümanları bastı, öldürdü, yağmaladı diye, Peygamber onayıyla Müslümanlar da bir yerde başka müşrikleri basıp aynen misilleme yaparsa, bunu o zamanın değer yargılarına göre savunmaya kalkmak evrensel bir ahlak ve hukuk anlayışı inşa etmiş olma iddiasıyla çelişir.
Mekke'nin fethinden sonra ordaki halkın kutsal olarak kabul ettikleri eşyaların yıkılmasını sizin '''dinde zorlama yoktur'' ve ''onların ilahlarına sövmeyin'' evrensel prensipleriyle perçinleyen bir din'' iddianızla nasıl bağdaştırmalı?
Hele ki, o zamanki müşriklerin bu eşyaların bizzat kendilerinin gerçekten tanrı olmadıklarını bildikleri ve sadece onları temsil eden kutsal eşyalar olarak gördükleri göz önünde bulundurulursa ... (ki bu gerçek islami kaynaklardan bilinmektedir).
saygılarımla
Yapılan zulme karşı çıkmak veya misliyle karşılık vermek islami bir prensiptir. Evrensel adalet dediğiniz şey islam adaletiyle çelişmez. Ama sizlerin iddiasına bakılırsa çelişiyor. Bu durumda kimlerin evrensel adalet anlayışı doğrudur, buna kim karar verecek?
''Kutsal eşya'' dedikleriniz insanların ''tanrı'' diye taptıkları şeyler ve Kabe'nin içine doldurmuşlar. Müslümanlar gidip evlerdedi putları da kırmadı ya.
Tekrar izlemeni öneririm. Ben o kısmı defalarca izledim. "tarihsel gerçeklere uygundur" deniyor "İslam tarihine uygundur" değil.
İyi de arkadaşım, defalarca izlerken bir de orjinaline dikkat etseydin. ''İslam tarihçileri (yani) Mısır Ezher Üniversitesi ve Lübnan Şia Yüksek İslam Kongresi bu filmin gerçeklere uygun olduğunu onaylamıştır.''
Bu kurumların kastettiği ''gerçekler'' islami olmayıp ta ne olacaktır?
Sünni yazılı kaynaklarda yoktur ama Çağrı filminde Ebu talib'in müslüman olmadığı belirtilmiyor. Sadece Muhammed'i koruyan kollayan yanı gösteriliyor. Biz de diyoruz ki Ebu talib'in bir de bu yönü vardır, filmde gizlenmiştir.
Tabi ki gizlenecekti. Başta dikkat ettiysen filme onay veren kurumun biri şiadır. Dolayısıyla iki tarihi kaynağa göre bir Ebu Talib portresi çizilmiş ki, çok isabetli olmuş.
Şam kervanı 1000 develik idi. Sadece birkaç tanesi zengin olan muhacirlerin ne kadarlık mal oranı olabilirdi o kervanda?
Ayrıca yağmalanan muhacir evlerini tüm Mekkeliler mi yağmalamış? Mesela zaten zengin olan Ebu Süfyan'ın da o evleri yağmalayanlar arasında olma ihtimali sence nedir?
Senin bulunduğun şehirde birileri bir azınlık halkın mallarını yağmalasa ama sen katılmasan ve o azınlık grubu senin mallarının da olduğu bir kervanı yağmalasa ne düşünürdün?
Heralde Mekkelilerin yaptıkları yağma haberlerinden sonra müslümanlar oturup ''kervanın mal varlığı nedir, eğer kervanı ele geçirirsek bizim zararımızı karşılamış mı oluruz yoksa haksızlık mı yapmış oluruz'' gibi ince hesaplar yapmadılar.
Filmde dikkat etmedin sanırım ama yağma kararını bizzat dillendiren Ebu Sufyan'dır. Kervanı ele geçirilmeyi en çok hakeden de odur. Ama takdir başka şekilde gelişmiştir.
''Siz kervanı istiyordunuz ama Allah'ın amacı başkaydı'' şeklinde gelen ayet, Ebu Sufyan'a kaçışı kolaylaştırdığı ve Mekkelilerin de toptan harekete geçip Müslümanları yok etmek için yola düştüklerini tarihi gerçeklerin ışığında ortaya koyuyor.
Ben yağmalamaya katılmasam dahi eğer yağmalaynlara engel olmuyorsam, itiraz etmiyorsam onların suçuna ortak olmuşum demektir.
Seyrettiklerin aklında iyi kalmamış. Ebu Süfyan'ın müslüman olması işlendikten sonra İslam ordusunun Mekke'ye girişi gösteriliyor.
Araya sokuşturduğunuz ''az evvel'' cümlesi ne oluyor peki? Ebu Sufyan, ''binlerce insan var, karşı konulması mümkün değil'' derken müslüman olmuştu zaten.
Ama bildiğin gibi Muhammed bizzat kendisi kırıyor müşriklerin mukaddes bildiği dini figürleri.
Pardon... Muhammed'in amacı nedir ki sana göre putları kırmasın. İslam'ın ilk amacı putperestliği ve insanla Allah arasındaki aracıları ortadan kaldırmak değil midir? İslamın inanç özgürlüğü elbette sınırları olan bir özgürlüktür. Bunun sınırları da kur'anda bellidir.
Üstelik kırılan o putlar, putkıran İbrahim'in (S) yaptığı kutsal evin içine doldurulmuştur.
[/quote]
Video yu indirip izleyebileceğimiz bir link varmıdır?
Bu verilen linkteki sayfayı açınca, video yükleniyor ama durdurup yüklemesi bittikten sonra izleme yapılamıyor. Daha doğrusu, youtube daki gibi benzer bir stop/play seçeneği çıkmıyor. İnternet bağlantısı yüzünden takılma olabiliyor.
Ayrıca, tamamen izledikten sonra yorumlarımı yapıcam ama, ilk cümlelerden şu gerçekten çok anlamsız olmuş.
Hz. İbrahim'in gerçekte var olup olmadığı net değildir ifadesi.
Bu ateistliğe yakışmayan bir cümle bence.
Üslup için bende teşekkür ediyorum.
Sayın EnvyMe IDM(internet download manager)programı ile indirebilirsiniz.
Saygılarımla...
Eleştiriler tek yönlü ve bir akış açısınıa göre dizayn edilmişler.Mesela bir yerde Hangi Allah'tan sonraki sahnenin gerisi getirilmemiş.Oysa bu cümleden sonra Demek sizin Allahınız konuşuyor diyor filmin devamında...
İnanış özgürlüğü konusuna gelirsek biri Hak din,diğeri ise putperestlik dinidir...
İnanış özgürlüğü konusuna gelirsek biri Hak din,diğeri ise putperestlik dinidir...
Bu cümleyi tam anlamadım. Yani şunu mu demek istiyorsun: İslam'da inanç özgürlüğü vardır ama sadece Hak dine? :)
saygılarımla
Bu cümleyi tam anlamadım. Yani şunu mu demek istiyorsun: İslam'da inanç özgürlüğü vardır ama sadece Hak dine? :)
saygılarımla
Evet haklısnız eksik yazmışım,bu konuda film eleştirlirken müslümanlara yapılan taşlama olayı anlatılmış,Aynısını bu gün putperetsler mekke de yapsa ne olur diye sormuşlar,buna karşılık bir yorumdu...
Evet haklısnız eksik yazmışım,bu konuda film eleştirlirken müslümanlara yapılan taşlama olayı anlatılmış,Aynısını bu gün putperetsler mekke de yapsa ne olur diye sormuşlar,buna karşılık bir yorumdu...
Fakat ben yorumu hala anlayamadım.
'Müslümanlar bugün Kabe etrafında kendince ibadet etmek isteyen diğer dinlere (batıl da olsalar) elbette müsaade eder' mi diyorsunuz (ki bu pek de gerçekçi değil, nitekim Yahudiler'e de girmelerine izin verilmiyor.)
Yoksa 'Müslümanlar da elbette putperestleri oradan zorla çıkartır. Fakat bunda bir beis yoktur, çünkü biri Hak din diğeri ise putperestlik' mi diyorsunuz.
Eğer ikincisini kastediyorsanız, tekrarlıyorum:
İslam'da inanç özgürlüğü vardır, ama sadece Hak dine. :)
saygılarımla
Bakın burda bir dinin nasıl yayıldığını anlatan tarihi bir film ile karşı karşıyayız.Burda Tanrı'dan vahiy alarak hareket eden bir peygamberin mücadelesi söz konusu,diğer taraftada putperestlerin onları bunun üzerine taşlama olayı var.Hayır müsade etmez çünkü biri hak diğeri batıl olandır.Zaten müslümanların oraya yürüyüş nedeni,putperestliğin gerçek olmadığını ve yapılmaması gerektiğini anlatmak için olan bir eylemdir.
Tanrı hak dinler olarak gönderdiği bir yerin sahibi olarak elbetteki inananları seçmiştir,putperestleri değil,bu yüzden putperetslerin Tanrı inancına karşı giriştiği mücadele eylemi yanlıştır.Zaten aynı şekilde putperest olanlarda burda müslümanların değil bizim hakkımız var diye gelmeleri söz konusu bile olamaz.
Burda birbirleriyle çelişki içinde olan 2 anlatımın mantıksızlığından dem vuruyorum ben.Sanırım anlamışsınızdır.
Yanlış olan sayın ulpian, başka bir din neden Kabe etrafında ibadet etmek ister bunun amacının ne olduğu?
Video da kurulan mantığın yanlış olduğunu dile getirmiş sayın nogada.
Bu arada nogada kardeşim, IDM ile nasıl indirebilirim kısaca anlatabilirmisin.
Genel izlemim, alt yapısı pek sağlam olmadan hazırlanmış bir çalışma.
Saygılar
Burda birbirleriyle çelişki içinde olan 2 anlatımın mantıksızlığından dem vuruyorum ben.Sanırım anlamışsınızdır.
Hayır sevgili nogada,
objektif bakışla din-içi bakışı birbiriyle karıştırıyorsunuz. Elbette ki her din kendinin hak diğerlerinin batıl olduğundan yola çıkar. Bu sebeple tarihde çok savaş olmuştur ve olmaktadır da. Hak dinde olduğunu söyleyen, aynen sizin mesajınızda ifade bulduğu gibi, çok tabii bir hak olarak görür kendisinin hükümdarlığını ve diğerlerini def etmenin meşruluğunu.
Bu yüzden tarih boyunca bazı aklı selim insanlar demiş ki: Ya tamam, kimse kendi doğrusundan vazgeçmesin. Kendi inancının mutlak hakikat diğerlerinin de batıl olduğunu savunsun. Ama lütfen en azından -bu dünyada- diğer inançlara da aynı özgürlükleri tanısın (yanlış inanç olduğundan emin olsanız bile).
İşte bu ilkeye çağımızda 'inanç özgürlüğü' diyoruz. Herhangi bir dinin doğru veya yanlış olmasından dem vurmadan, hepsinin birbirine eşit özgürlük tanıması gerektiğini söylüyoruz.
Çalışmada da işte bu objektif ilke açısından Cağrı Filmi'ndeki söz konusu sahneler eleştiriliyor. Müşriklerin müslümanları nasıl da zalimce kovduğunu, oysa müslümanların sadece ibadet etmek istediğini acıklı bir biçimde anlatan bir filmden müslümanların da gücü ele geçirince aynı şeyi yapıyor olmalarının kuvvetle altını çizmesi beklenirdi. Çalışmada da eleştirilen bu. Burda bir çelişki yok.
saygılarımla
Yanlış olan sayın ulpian, başka bir din neden Kabe etrafında ibadet etmek ister bunun amacının ne olduğu?
Sayın EnvyMe,
'cahiliye' dönemindeki müşrikler için Kabe ve etrafının kutsal ve ibadet yeri olduğunu mu inkar ediyorsunuz gerçektende? Fakat bu (tarihi kaynaklar şöyle dursun) zaten Çağrı Filmi'nin kendisinden de açıkça anlaşılıyor.
Ayrıca bugün Yahudilerin kendileri için de belli bir kutsallığı olan bölgelere aynı sebeplerle müslümanlar tarafından alınmadığı da bir gerçek. (tabii ki Yahudiler de bu konuda kendi ellerinde tuttukları yerlerde aynı derecede zalimler).
saygılarımla
Dünyada, Kabe yi kutsal sayan, orada ibadet etmek isteyen ve buna engel olunduğunu söyleyen bir din varmı sayın ulpian?
Dünyada, Kabe yi kutsal sayan, orada ibadet etmek isteyen ve buna engel olunduğunu söyleyen bir din varmı sayın ulpian?
Bugünü kastediyorsanız, yok bildiğim kadarıyla (belki vahhabiler tarafından tekfir edilen bazı 'sapık' mezhepler alınmıyor olabilir).
Fakat tarihde vardı. İşte o filmdeki 'putperestler'. Onların kutsal saydıkları yıkıldı ve eski dinlerince orada ibadet etmelerine izin verilmedi.
saygılarımla
Bakın yanlışınız şurda birisi Vahiy ile hareket ediyor,diğeri ise kendi isteği uğruna hareket ediyor.Birinin yanındakiler ona inanıp ardından gidenler,ötekilerin yanındakiler onların paralı askerleri.Birinin amacı hak dini yaymak,batılı yıkmak,ötekinin amacı kazancını korumak,gücünü sürdürmek.Bunları sanırım görmüşsünüzdür.
Saygılarımla...
Bakın yanlışınız şurda birisi Vahiy ile hareket ediyor,diğeri ise kendi isteği uğruna hareket ediyor.Birinin yanındakiler ona inanıp ardından gidenler,ötekilerin yanındakiler onların paralı askerleri.Birinin amacı hak dini yaymak,batılı yıkmak,ötekinin amacı kazancını korumak,gücünü sürdürmek.Bunları sanırım görmüşsünüzdür.
Saygılarımla...
Eğer o günkü müşriklerin başını çeken ve nemalanan kişileri kastediyorsanız, dedikleriniz muhtemel. Fakat oradaki eşyaları tanrıları temsil eden kutsal olarak görüp ibadet eden sıradan insanların da mı, aslında para peşinde olduğunu savunuyorsunuz?
'Onlar sadece beyinleri yıkanan zavallılar. Asıl problem başındaki çıkar peşinde olanlar. Biz de bunların putlarını yıkarak o sömürülen cahilleri kurtardık aslında' gibi bir açıklama, biliyor musunuz, o çok nefret ettiğim, kendini bir şey sanan, 'aydın' geçinen militan türban karşıtları varya, işte aynı onların açıklamalarına benzer.
saygılarımla
Eğer o günkü müşriklerin başını çeken ve nemalanan kişileri kastediyorsanız, dedikleriniz muhtemel. Fakat oradaki eşyaları tanrıları temsil eden kutsal olarak görüp ibadet eden sıradan insanların da mı, aslında para peşinde olduğunu savunuyorsunuz?
Hayır onlar güçlü olanın yanında kendilerine pay çıkarmak isteyenler.Güç o zaman parasal olarada,askeri olarakta ebu süfyan ve yandaşlarına aitti.Dedikleri kuraldı ve kimsede onların dediklerinden çıkamıyordu.Ayrıca zenginlikleride ordaki toplumun başını döndürüyor ve onlara kul köle ediyordu.Ayrıca cahillikleride bunun cabası dediğiniz gibi.
Saygılarımla...
Hayır onlar güçlü olanın yanında kendilerine pay çıkarmak isteyenler.Güç o zaman parasal olarada,askeri olarakta ebu süfyan ve yandaşlarına aitti.Dedikleri kuraldı ve kimsede onların dediklerinden çıkamıyordu.Ayrıca zenginlikleride ordaki toplumun başını döndürüyor ve onlara kul köle ediyordu.Ayrıca cahillikleride bunun cabası dediğiniz gibi.
Saygılarımla...
Bütün bunları nereden biliyorsunuz: islami kaynaklardan. :)
Şu karşıt taraflara samimiyetsizlik isnat etmek varya, gerçekten de isanların en azından ortak paydalarda buluşmasına en büyük engel bu.
Bazı insanların inançlarının yanlış/saçma olduğunu fakat bu inançlarında samimi olduklarını kabul etmek bize yetmiyor. İlla ki altında başka şeyler de arıyoruz (para hırsı, kötü niyet, güçten yana olma vs.).
Sizce İslam dışında herhangi bir inanca veya inançsızlığı sahip olan bir insan bu tutumunda samimi olamaz mı?
Nesillerden nesillere aktarılan mekke müşriklerinin inancına hiç kimsenin (cahilce olsa da) samimice inanmadığını nasıl iddia edebiliyorsunuz. Adamların dedelerinin dedelerinden kalma ve doğduklarından beri öğretilen din bu.
Ha şunu diyebilirsiniz tabii ki: Bunlar cahildi. Dedelerinden aldıkları inancı sorgulamadan devam ettirdiler. Fakat burdan çıkan sonuç, dolayısıyla onların dinine özgürlük tanınmaz, kısıtlanabilir mi?
Öyleyse Türkiye'de ibadetlerini yapmak isteyen müslümanların 90%ının ibadetlerini yasaklamak gerekmez mi?
saygılarımla
Bisey soracam;
Hz.Hamza'nin Peygamberimize Allah askina savasalim ve mallarimizi geri alalim dedigi sahnede, sunu mu kast ediyorsunuz?
Iddaaniza göre;
Bedir Savasi öncesi yagmalama girisimi..
Dogru mu anladim?
Eger dogru anladiysam gelen vahiy de neden Sizinle savasanlarla sizler ALLAH YOLUNDA savasin; deniliyor?
Sanirim üzerinize baski olustu belgeseli bir an önce yayinlayalim diye, tatmin olmadim...
Birde bana Aydinlanma Sehidi ne demek? aciklarsaniz sevinirim...
Islam'i kabul etmeyen toplumun Islami Kelimeri kendisine mal etmesini de hic ahlaki bulmadim..
Hz.Sümeyye'nin öldürülmesi denmesi ile Turan Dursun'a sehid denmesi cok ilginc...
Birde bana Aydinlanma Sehidi ne demek? aciklarsaniz sevinirim...
Şehit burada mecazi anlamda kullanılmıştır. "Yüce bir amaç için" ölenlere de sık sık şehit deriz. Örneğin "basın şehitleri", "devrim şehitleri" gibi. Daha detaylı anlatım wikipedia!nın şehit maddesinde var:
Zamanla şehit kavramı Türkçe (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7e)'de dini anlamından sıyrılıp vatanını veya milletini müdafaa yolunda ölen herkes için kullanılır hale gelmiştir. Türkçe'de şehit olarak nitelendirilen kimseler şu kategoriler altında toplanabilir:
Vatani görevini (http://tr.wikipedia.org/wiki/Askerlik_hizmeti) yapmakta iken herhangi bir şekilde yaşamını yitiren tüm askerler (http://tr.wikipedia.org/wiki/Asker),
Herhangi bir terörist (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ter%C3%B6rist) saldırı sonucu yaşamını yitiren eğitim, sağlık, güvenlik vb. görevlileri ile
Görev başında yaşamını yitiren polis (http://tr.wikipedia.org/wiki/Polis), itfaiyeci (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0tfaiye) vb. diğer görevliler.
Bu kimseler, inançlarına bakılmaksızın, Türkçe medyada (http://tr.wikipedia.org/wiki/Medya) yaygın şekilde "şehit" olarak nitelendirilirler.[1] (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eehit#cite_note-0)[2] (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eehit#cite_note-1)[3] (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eehit#cite_note-2)
Yukarıda bahsi geçen şahısların bir kısmının şehit kabul edildiği, bağlı oldukları kurumların tüzükleri (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCz%C3%BCk) ve yasalarla (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yasa) da sabittir ve geride kalan yakınları tazminat (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Tazminat&action=edit&redlink=1) almaya hak kazanabilirler.
Bunların haricinde siyasi ve ideolojik görüşleri nedeniyle öldürülmüş kimseler de, yakınları, dava arkadaşları, meslek arkadaşları veya taraftarları tarafından "şehit" olarak nitelendirilebilirler; basın şehitleri, devrim şehitleri vb. gibi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Gazeteciler_Cemiyeti), internet sitelerinde yer alan Basın Şehitleri listesinin başlığını 2005 yılında Öldürülen Gazeteciler olarak değiştirmiştir.[4] (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eehit#cite_note-3)
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eehit
Eger dogru anladiysam gelen vahiy de neden Sizinle savasanlarla sizler ALLAH YOLUNDA savasin; deniliyor?
"Allah yolunda" ifadesi sadece bir maske idi. Gerçekte yapılan bir çete hareketiyle Şam kervanını yağmalamaktı. Bunun neresi ilahi olabilir? Medine'de bulunan muhacirler fakirdi. Medine'nin yerlisi olan az sayıdaki müslüman (Ensar) onları ağırlıyordu. Ancak ne zamana kadar ağırlanabilirlerdi? Kervanları ele geçirerek zenginleşmek istediler. Olayın ilahi bir boyutu yoktur tamamen seküler nedenlerle yapılmış bir harekettir.
Şunu da sormak gerekir: Mekke'de yağmalama olayı yapıldıktan sonra Muhammed Mekkelilere bir ültimatom vermiş miydi? Hayır!
Herhangi bir uyarı, malların iade edilmesi talebinde bulunmadan savaş açıyor. Bu hiç de dünyaya barışı ve ilahi adaleti getirmek amacında olan birisinin hareketi olamaz. Mekkeliler de haliyle bir ordu oluşturup karşı koyuyor.
Zaten İslam tarihini inceleyenler göreceklerdir ki bu savaştan sonra İslam ordusunun benzeri saldırıları farklı yerlere de devam ediyor. Örneğin Beni Mustalık saldırısı. Orada da ciddi anlamda ganimet elde ediyorlar. Videoda da gösterdiğimiz gibi %80 i muhacirlere %20 si Muhammed'e ve devlete. %80 lik bu dağıtım ilk zaferlerden sonra İslama girişi hızlandırıyor.
Sn Barudi
siz ne kadar yapilan bu calismayi heryönü ile elestirilseniz'de, ben size nihayetinde alacaginiz cevabi simdiden yazayim.....
"Muhammet'in" yasayip yasamadigi dahi kesin degil.....
Nitekim bahsi gecen calismada Hz Ibrahim hakkinda hic bir söylenecek söz bulunamamis'da "zaten yasadigini gösteren elde bizim kabul edecegimiz bir belge" yok deniliyor.....
Calismayi yapan arkadaslar öncelikle kendi aralarinda bir karar vermeliler,
bahsi gecen sahislar yasamislardir ve yaptiklarini tavsip etmiyoruz,
veya bunlar zaten yasamamislardir, ama inanirlar yaptiklarini onlarin adina yapmaktadirlar....
Peyamberin yakin akrabalarinin "dinsel konumu" , din bireysel olmalidir diyenleri neden bu kadar ilgilendirir onu da anlamis degilim, nihayetinde kendileri kendilerini müslüman kabul etmeselerde, yakin akrabalarinin müslüman oldugunu varsayiyorum.
Abu Talip'in müslümandi veya degil'di, veya müslüman degildi ve ölüm sonrasi Allah'in rahmetini ile korundu.....bunlari kim bilebilir ?
Abu Talip'in dinsel tercihlerine ragmen, bu dine elin Hans'i, Helgasi gönüllü olarak kendi egolarini Allaha teslim edebilmekteler, ve günümüzün gercegi'de budur.....
Sn Cem,
siz'den ricam, Müslümanlarin Peygamberine ve müslümanlarin Sahabe / Ensar diye kabul ettigi insanlara site icinde nasil hitap ediyorsaniz, bahsi gecen calisma icinde'de öyle hitap etmeniz, bu kendi dogrulariniz icin daha tutarli bir yaklasim olabilecegini düsünüyorum, müslümanlarin kulagina "hos" gelsin düsüncesi "strateji" olarak dogru olabilir, ama kendi dogrulariniz ile celismektesiniz.....
Müslümanlara isnad ettiginiz hal ve hareketleri kendilerini sirf dincel tercihleri olmamaksizin "aydinliga ilk adim atmis" insanlar'dan okumak, buradan cidden "garip" gözükmekte.....
Sn Cem,
siz'den ricam, Müslümanlarin Peygamberine ve müslümanlarin Sahabe / Ensar diye kabul ettigi insanlara site icinde nasil hitap ediyorsaniz, bahsi gecen calisma icinde'de öyle hitap etmeniz, bu kendi dogrulariniz icin daha tutarli bir yaklasim olabilecegini düsünüyorum, müslümanlarin kulagina "hos" gelsin düsüncesi "strateji" olarak dogru olabilir, ama kendi dogrulariniz ile celismektesiniz.....
Müslümanlara isnad ettiginiz hal ve hareketleri kendilerini sirf dincel tercihleri olmamaksizin "aydinliga ilk adim atmis" insanlar'dan okumak, buradan cidden "garip" gözükmekte
Önceki mesajlarımdan birinde bunu uzunca açıklamaya çalışmıştım.
Bence bir ateist bakış açısıyla bile yetersiz ve tektaraflı dayatmalarla donanmış bir çalışma olmuş...
Çağrı filminin kendisi tek taraflı dayatma değil midir Nogada?
En basiti Kur'an'daki Hıristiyan ve Yahudilere bakış açısını hiç yansıtmamış mesela.. yansıtmış olsa o oyuncuları ikna edemezdi.
Günümüzde tekpi çekebilecek hiçbir mevzuya girmemiş.
Yapılan çalışmayı dikkatle izledik.
Tüm emeği geçenlere öncelikle teşekkür ediyoruz.
Ki;
1. Saygılı bir dil ile anlatım kullanılmış,
2. Gizleme ya da çarpıtma değil açıklama ve tarihe inme amaçlanmış,
3. Filmin sadece negatif yönlerini değil olumlu pozitif yönlerini de aktarmış,
4. Orijinali yaklaşık 177 dakika olan bir eserin eleştirisi 33 dakika olarak (kabul edilebilir eleştiri sınırları içinde) verilmiş.
Sebeplerinden ötürü.
Dört ayrı yerde görmüş olduğumuz yanlışlığa rağmen genelini ilgi ve beğeni ile izlediğimiz bir çalışma olmuş.
Bu filmin eleştrisini eleştiren yazarlarımıza da teşekkür ediyoruz.
Ancak hatırlarında tutmaları gerekenleri de yazarak.
1. Herşeyden önce bu eser bir filmdir.
2. 1976 yılında, Amerika'da yaşayan Suriye asıllı Yapımcı Yönetmen Mustafa AKAD'ın, İslamiyeti dünyaya tanıtım amacıyla çekilmiştir.
3. Orijinal adı Mesaj dır. Bizim çevirimiz ile (Çağrı) ilk bakışta aynı anlamı taşıyor olsa da filolojinin derinlerindeki ayırımlar önemlidir.
4. Filmin müziklerini bir Fransız müzisyen yapmıştır.
5. Bizde de olduğu şekliyle, filmdeki kötü karakterler, gerçek hayatta da zorlanmışlardır.
6. Gerek oyuncular içinde gerekse teknik kadronun önemli bir kısmı Müslüman değildir. İki yazarından biri İrlandalı H.A.L. Craig dir. (Bu bilgileri filmi küçümsemek için yazmıyoruz bakanlar ile yapanlar arasındaki farkı fark ettirmek için yazıyoruz.)
Ne gariptir ki;
İslamiyetin Mesaj öğesini vermeye çalışan, filmin en önemli şahsı Mustafa AKAD, aynı dini temsil ettiğini söyleyen El-Kaide örgütünün, AKAD ve kızının kaldığı otele yaptıkları bir bombalı saldırısı sonucu 2005 yılında kızı ile birlikte, hayatlarını kaybetmiştir.
İlk zamanlarda, severek ve ilgi ile seyrettiğimiz filmi günümüzde her Ramazan ayı boyunca temcit pilavı misali zorunlu servisler hem psikolojik sıkıntı vermekte ve hem de yaklaşık 35 yıldır üretilemeyen, çok yönlü belgesellerin eksikliği olarak görmekteyiz.
Esasta bu filmin eleştirisi ateist taraftan değil İslam aleminden gelmeliydi.
Uzattık.
Uzun süredir sitemizde reklamları yapılan The Message filminin eleştirisi herkese hayırlı uğurlu olsun.
Sanırım bu çalışma amatör bir site için bir ilk örnek teşkil ediyor. Buda TD sitesinin farkı olmalı. Bu anlamlı belgeselde emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür ederim. Devamını bekleriz.... :)
Not :Sabah bu başlığı görememiştim, yorumu başka bir başlıkta yazmıştım. Buraya taşıma daha anlamlı oldu.
başka video çalışmaları da var.ilk değil...
mehmetsalih
02-08-2009, 22:39
Selam,
Ben Filmi Objektif buldum. Taktir ediyorum Empati dili kulanılmış ki en çok ilgimi çeken yönü ise bu olmuştur. Emeğiniz için teşekür ediyorum.
sevinçle...
başka video çalışmaları da var.ilk değil...
Bilgilendirmeniz için tşk sayın unbe,
Daha önce fazla vaktim olmadığından çok giremiyordum, girdiğimdede genelde daha çok forum kısmına takılıyordum. Zaten yeni üye oldum. Bazı vidolara baktım ama gözümden kaçmış...
eh hoşgeldiniz madem Özgür
radyomuzu dinlemeyi de ihmal etmeyin.
her gece 22,00'de. (Cem reklam yapmama kızmazsın umarım:D)
ozgur_beyin
03-08-2009, 00:17
sevgili unbe harika bir seslendirme yapmışsın teşekkürler
teşekkür ederim ama övgüleri ve teşekkürleri Cem daha çok hakediyor
a'dan Z'ye herşeyle o ilgilendi.
İlk başta yapılan bir yanlışlık; Film 1978 yapımı değil 1977 yapımıdır. Araştırma baştan yanlış yapılmıştır. JJ
İlk başta yapılan bir yanlışlık; Film 1978 yapımı değil 1977 yapımıdır. Araştırma baştan yanlış yapılmıştır. JJ
o kadar kusur kadı kızında da olur:D
Mekke panayırındaki şiir yarışmalarının ayrıntılarını bilenler, delil bulanlar nasıl olurda Hz. İbrahim’in yaşadığına delil bulamazlar?
sn meo,
zaten kendi dogrularina karist "tüm gercekler" ya "bilimsel" degildir , yada arkadsalar "tatmin" olmazlar :)....daha önce'de dedigim gibi....islami kaynaklari kendileri kullaninca, "islamin kabul ettigi kaynaklar" denilecektir....ayni kaynaklardan siz faydalanirsaniz kendileri tarafindan subjektiv kaynak olarak degerlendirilip "baska bilimsel bir kaynak" istenilecektir.....
buradan görülen o ki bu "calisma" akli basinda olan insanlara hitaben degilde, sadece var olan ön yargilarini tatmin ederek pekistirmek isteyenlere hitaben yapilmis.....
sonra kendine müslüman biriside cikip, müslüman kimligi ile / ragmen "bu son derece bayat yorumlar ile yogrulmus calismayi "objektif" olarak degerlendirebilip kullanilan uslubu begendim diyebilmekte......
demek gerekceleri ile elestiren, müslüman reflekslerini yitirmemis insanlarin (denetimden cikan ) yorumlari da olmasa, "müslümanlar tarafindan bile begenildi" denilecek......
sevgi ! :)
Sn. meo,
Aynı sayfada iki ayrı tarih!!!
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87a%C4%9Fr%C4%B1_(film)
Nette gezinirken 1975'ten 1979 yılına kadar tarihler görmemiz mümkün.
Tahiminimize göre kimi çekimin başlangıcını almış kimisi ilk toplu gösteri zamanını.
En son tarih ise Türkiye'de gösterme tarihidir muhtemelen.
Mekke panayırındaki şiir yarışmalarının ayrıntılarını bilenler, delil bulanlar nasıl olurda Hz. İbrahim’in yaşadığına delil bulamazlar?
Sayın meo,
sizi şu başlığa alalım. (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=11012&highlight=ibrahim)
askeriye
03-08-2009, 17:32
Şu EDİT ses tonuna sahip kişi seslendirmeseydi daha dikkatli izeleyecektik
Ama neyse
1-)Müslümanlar taşlanırken müşrikleri eleştireceğiniz yerde neden hayali örneklemeler yaparak şöyle olsaydı böyle olsaydı gibi saçma sapan şeyler söylüyorsunuz
2-)Bir düşünce-inanç sahibi olmakla birini birine karşı kışkırtmak birmi sizce
Ha o zaman sizce birine iftira atmak birini birine karşı kışkırtmak bir inanç sistemi veya düşünce biçimi olabilir saygı duymalıyız
3-)Bu çağrı filmi sizeEDİT
4-)Çağrı filmini müslümanlar çekmedi
5-)Cihad savaşı diye birşey yoktur saçmalamayın
6-)63 yaşına kadar yaşamış bir insanın hayatının her anını filme sığdırmak kolaymı
7-)Na yapalım yani ebu sufyan orada baskı altında değilim derken yalan söylemişte olabilir ama biz tarih okuyoruz yalan makinesi değil
8-)En objektif tarih sizin tarih zaten
kafasikarisik
03-08-2009, 18:01
4-)Çağrı filmini müslümanlar çekmedi
Suudi Arabistan sponsorluğunda Fas ta başlayan çekimler S.Arabistan'ın Eshab-ı Kiram dan fazlaca bahsedilmesi sebebi ile desteğini çekmesi sonucu Kaddafi desteği ile Libya da devam eder, yönetmen Mustafa Akad dır.
6-)63 yaşına kadar yaşamış bir insanın hayatının her anını filme sığdırmak kolaymı
Çağrı bir hayat hikayesi/biyogrofi filmi değildir. Seyretmediniz herhalde.
Benim belgesel hakkında yorumum, zayıf olduğu yönünde, daha çarpıcı olabilirdi.
Aşağıda bir islamcı bakış açısı ile daha dikkat çekici hatalardan bahsediyor.
http://www.forumcafesi.net/cagri-filmi-uzerine-t1460.0.html;wap=
hakdogan
03-08-2009, 20:51
İslam'a, Fransızlardan daha "Fransız" yerli! İnkarcıların hazırladığı bu çalışmayı, tel tel dökülen içeriği noktasından ele almadan evvel, genel anlamda, usul açısından gözlenen büyük zaafa "zoom" yapmam gerekiyor.
O zaaf, İslam eleştirisi yapacağız ayağına, magazinelleşme, popüler kültüre teslim olma ve bunda dahi başarı sağlayamama zaafıdır.
Bir Sinema Filmi üzerinden İslam ve onun tarihini eleştirmek de ne demek?
İslam Tarihini, bize kadar gelen kayıtları üzerinden kritize etmeye derinliğiniz!, birikiminiz! mi yetmiyor yoksa cesaretiniz mi? Bir Sinema Filmini neden kamuflaj aracı olarak kullanıyorsunuz?
Video'nun 50. saniyesinde "Bu inceleme çağrıyı bir sinema filmi olarak değil, tarihsel gerçeklere uygunluğu yönünden sorgulamaktadır" hokkabazlığını ilkokul talabeleri dahi yemez.
O tarihsel gerçekler İslam Tarihi midir?
Yani Çağrı Filmi, İslam Tarihi'ne uygunluğu açısından mı sorgulanmaktadır, yoksa Çağrı Filmi'nin İslam Tarihinden nakille anlattıkları, sizin Tarih algınız açısından mı kritize edilmektedir?
Birincisi olmadığı Video'nun içeriğinden belli, peki ikincisine tevessül edilme sebebi nedir?
İçeriği onlarca hata, dezenformasyon ve çarpıtma ile dolu bu çalışmayı, bu içerik açısından eleştirmeye geçmeden sorumuzu yineleyelim: İslam Tarihini, bize kadar gelen kayıtları üzerinden kritize etmeye derinliğiniz!, birikiminiz! mi yetmiyor yoksa cesaretiniz mi? Bir Sinema Filmini neden kamuflaj aracı olarak kullanıyorsunuz?
Video içeriğine gelmeden son olarak da çalışmanın, estetik ve teknik açıdan vasatın altında bir çalışma olduğunun altını çizelim. Ara spotlarda dahi adobe premier ve benzeri araçların alelade etiketlerinin kullanılması, seslendirme için de Türkçe'si ve diksiyonu bozuk bir hanımefendinin seçilmesini tam sizlik bulduğumu da ekliyeyim.
Evet, şimdi içerik eleştirisine başlıyoruz.
Video'nun 33 saniyesinde, "dakika bir, gol bir" kabilinden, ilk defo ile karşılaşıyoruz, ifade şu : "Çağrı, 1978 yılı yapımı bu film"
Çağrı'nın yapım yılı 1976'dır: http://www.imdb.com/title/tt0074896/
Video 02:11 "bu şahsiyetin gerçekte yaşayıp yaşamadığı da net olarak belli değil"
Kastedilen Hz. İbrahim (A.S) :)
Şaka değil gerçek, İnkarcılık böyle bir şeydir. Genelde bütün İnkarcılar, özelde de yerli! İnkarcılarımız için bir kol kemiğine ait fosil kayıtına dayanılarak yapılan rekonstrüksiyonlar "İnandırıcıdır", "hakikattir", yani bir kemik parçasından yola çıkılarak, tamamen manipülatif, hayali maymunumsu İnsancık figürleri devşirilmesi "Bilimsel"dir, ancak yeryüzünde milyarlarca İnsan'ın binlerce yılldır İman ettiği 3 Kutsal Kitabın adını ve yaşamını naklettiği Hz. İbrahim'in (A.S) yaşadığı net olarak belli değildir!
Video 04:54 "Mekke panayırındaki şiir yarışmasında birinci olan şiir kabeye asılırdı"
İslam Tarihine yüzeysel dahi olsa aşinalık olmadığında, "Mekke panayırı" diye bir tanımlama yapılması çok normal.
Dönemim Arabı, Haram aylarda(ki Hac mevsimini de içine alır) savaşmayı bir kenara bırakıp panayırlar kurar, burada ticaret yapmanın yanı sıra, Şiir müsabakalarının da yer aldığı çeşitli eğlenceler tertip ederlerdi. Bunların en meşhurları, Ukaz, Meccenne ve Zü'l-Mecaz panayırlarıdır. Bu panayırlar, bu isimlerle anılırlardı ve işte buralarda okunan şiirlerden en beğenilen, Şair'in onurlandırılması adına da Kabe duvarına asılırdı. İşlerine gelmediğinde "İslam öncesine dair elimizde veri yok" diyen İnkarcılarımızın, İslam öncesi bu panayırlardan haberdar görünmeleri ne kadar da sevindirici. İslam öncesi sadece bu panayırların yapıldığından değil, bu panayırlarda meşhur olmuş ve Muallakat-ı Seb'a diye anılan, o dönemin Şiirlerine de vakıfız. Arzu eden şu çalışmadan istifade etsin: http://www.nadirkitap.com/muallakat-i-seb-a-yedi-aski-kitap418829.html
Video 05:40 "Gerçekte mekke müşrikleri putun kendisine değil, o putun simgelediği tanrıya tapardı. Tıpkı müslümanların aslında kabeye değil de, onun simgelediği Allah'a tapmaları gibi. Putların bakımını, günümüzde Kabe'nin bakımına benzetebiliriz."
Video içinde sık sık tekrarlanacak bu absürt, sathi/yüzeysel, dolayısıyla derinliksiz analizle, Kabe'ye "Put", Müslümanlara da örtülü "Pagan" denmeye çalışıldığını açıkça görüyoruz. Böyle bir ithamın tek kaynağının cehalet ve ona refakat eden "kin/düşmanlık" olabileceği malumumuz.
Mekke'li paganların önünde diz çöktükleri, hediyeler sundukları, adlarına kurban kestikleri, salt putlar değil, o putların sembolize ettiği İlahlar olduğunu Video'yu hazırlayanlar belki bilmiyor! Ama biz biliyoruz.
Dolayısıyla, Namaz kılınırken, bütün bir Ümmet'in vahdet içinde, aynı duygu ve düşünce düzleminde olduğunun maddi planda da açık tezahürü olan ve Allah'ın emri bulunan yüzün Kabe'ye doğru çevrilmesi ile, yukarda tomografisi çekilen pagan ritüeller arasında hiçbir bağ yoktur.
Müslümanlar Kabe'ye adakta bulunmaz, Kabe'ye kurban kesmez, Kabe'nin dört duvar bir yapı olduğunu bilir ve Allah Teala emrettiği için oraya yönelinildiğinin farkındadır. Kabe, bizzat Cenab-ı Hak tarafından "Beytullah" diye tesmiye edilmiştir ve Müslümanlar buna binaen bu sembole hürmet gösterir.
Video 06:37 "Onun daha 20'li yaşlarının başında Hilf ul fidul adlı bir nevi İnsan hakları örgütüne üye olduğunu ve çalıştığını İslami kaynaklardan biliyoruz."
Türkçesi ve diksiyonu bozuk hanımefendinin "Hilf ul fidul" dediği, böyle demekle kalmayıp "örgüt" mahiyetine büründürdüğü(tabi bunu metnin yazarı yapıyor, neden yapıldığına az sonra geleceğiz) bir anlaşmanın adıdır ve o adda "Hılfu'l-Fudul"dur.
Mesele kısaca şöyledir: Mekke'de özellikle Ficar savaşları sonrası ahlak her yönü ile bozulmuştur, bu bozulma ticari ahlaka da sirayet etmiştir. Öyle ki, özellikle Mekke dışından gelen tüccarların haklarına ciddi tecavüzler yaşanmaktadır. Hakları gaspedilenlerin yardım taleplerine ise karşılık verilmemektedir. Bir gün hakkı gaspedilen bir tüccar Ebu Kubeys dağına çıkar ve uğradığı haksızlığa isyan eder. Bunun üzerine, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırır (buraya dikkat edin, kız çocuklarının gömülmesi bahsinde neden 'dikkat' dediğimi anlayacaksınız) ve davete, Haşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları icabet ederler. Bu İnsanlar Beni Temimden(tekrar dikkat) Cüdan oğlu Abdullahın evinde toplanırlar. Mekkede zulmü önlemeğe, zalime karşı mazlumun yanında birlik halinde bulunmaya, zalimden mazlumun hakkını alıp sahibine iade etme mücadelesi vereceklerine dair, Allah adına söz verirler. Bu sözleşme sonrası kalkar ve Ebu Kubeys dağına çıkıp feryat eden tüccarın hakkını gaspeden kişiden bu hakkı alır ve hak sahibine idade ederler.
Resul-i Ekrem (S.A.V) bu antlaşmaya dair "Abdullah İbn-i Cüda'nın evinde bir antlaşmaya tanık oldum ki, onu kırmızı develere değişmem." demiştir. Resul-i Ekrem (S.A.V), Mekke döneminde, Müslümanlar zayıf ve her türlü baskıya maruzken, Ebu Cehil'in hakkını gastepttiğini söyleyen bir tüccarın hakkını, bu antlaşmaya sadakati vesilesiyle alıp sahibine iade etmiştir.
Video 07:00 "El-Uzza, sağlığımızı korur. Menat, refah tanrısı. El-Lat, ailemizin, kabilemizin tanrısı. Ve Hubal. Kervanlarımıza yön veren, kaderimizi çizen tanrı."
Video'da konuşan Ebu Leheb'dir, putlarını ve onların işaret ettiği sahte ilahlara yükledikleri fonksiyonlardan söz etmektedir, ancak Video'nun 07:19 saniyesinde "Kimi Din Bilimciler, Semavi Dinlere tek Tanrılı dinler değil, tek Tanrılılığa geçiş dönemi sınıfına sokar. Bunun nedeni, az evvel de duyduğumuz gibi(az evvel ne duyduk, İslam'da anlatılan Melekleri mi?), tanrılardan bazılarının semavi dinlerde melek adıyla yaşatılmasıdır. Örneğin Mikail kıtlık ve bolluktan sorumludur, cebrail elçilik yapar, israfil sura üfler, kötülük tanrıları da şeytan adıyla devam ettirilmiştir. Bunlar gerçek bir tek tanrılı dinde olmaması gereken öğelerdir, çünkü tanrının bunların hiç birine ihtiyacı yoktur. En önemlisi Tanrı'nın ihtiyacı da olmaz. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamdaki melekler, dinlerin çok tanrılılıktan tek tanrılığa geçişteki ara evrimsel basamağı gösterir." denilerek, bir büyük dezenformasyona imza atılır.
"az evvel de duyduğumuz gibi" gibi kısmında duyduğumuz, Ebu Leheb'in sahte ilahlarının adıdır, Müslümanların varlıklarına inandığı melekler değil.
Bir başka nokta, İnkarcı bakış açısıyla hazırlanmış bir çalışmada, "Bunlar gerçek bir tek tanrılı dinde olmaması gereken öğelerdir, çünkü tanrının bunların hiç birine ihtiyacı yoktur. En önemlisi Tanrı'nın ihtiyacı da olmaz." sözleriyle bir "Din" ve "Tanrı Tasavvuru" inşaasına girişilmesidir.
Bu sözleri söyleyenler, önce İslam'daki Melek kavramı ile, Pagan sahte ilahlar arasında nasıl ontolojik bir bağ kurduklarını, Melekler'in varlığı ile Yaratıcı açısından "ihtiyaç"ın nasıl devşirildiğini, ayrıca Müslüman bilincinde yer alan "Melek" ile, Pagan zihnindeki sahte ilah imajı arasında ne gibi benzerlikler olduğunu ortaya koymalıdır.
"Putlar" ile Kabe arasında benzerlik kurmaya çalışan yüzeysel bir idrak bunu başarabilir mi?
Başarabilseydi, zaten böyle köşeli ve içi boş cümleler kurmaz, iddia edileni temellendirici doneleri ard arda sıralardı. Elde done olmayınca bunun yapılması elbet imkansızdır. Peki madem öyledir o halde bu köşeli ve içi boş hüküm cümlesi Video'da neden yer almıştır?
Bingo! Bildiniz.
Video 08:56 "Hz. Muhammed'in hedefi para değildi. Bu nedenle teklifi reddetti. Para zaten eşinde, dolayısıyla da kendisinde vardı. 20'li yaşlarında beri Hılful fidul adlı örgüte üyeydi. O içinde bulunduğu toplumu değiştirmeye çalışıyordu, hangi etkenlerden dolayı bu yönde kararlılık gösterdiğini tespit edebilmemiz zor. Ancak gençliğindeki Şam seyehatlerinde, o bölgelerde hakim tek tanrılı dinlerden ve o yörelerin Mekke'ye oranla gelişmişliklerinden etkilenmesi, bir etken olarak düşünülebilir."
Evet, yukarda dediğim gibi şimdi geldik, Türkçesi ve diksiyonu bozuk hanımefendinin "Hilf ul fidul" dediği, gerçekte "Hılfu'l-Fudul" olan ve metin yazarının "örgüt" diyerek, hazırlık yaptığının ne olduğunu afişe etmeye.
Ne deniyor?
"20'li yaşlarında beri Hılful fidul adlı örgüte üyeydi. O içinde bulunduğu toplumu değiştirmeye çalışıyordu, hangi etkenlerden dolayı bu yönde kararlılık gösterdiğini tespit edebilmemiz zor."
Aslında örtülü vaziyette söylenmek istenen, "Arkasında bir örgüt vardı, örgüt desteği ile toplumunu değiştirmek istiyordu, İslam O'nun projesiydi!"
İyi ama, yukarda "Hılfu'l-Fudul"un ne olduğunu yazdık. Bu, özelde ticari ahlakı, genelde ise haksızlığa uğrayanın hakkını aramada kendisine yardımcı olunacağını içerir bir erdemliler antlaşmasıdır. Bu antlaşmaya taraf olanlar içinde, İslam'ın zuhurundan sonra İslam'a inanmamış ve İslam'a cephe almışlar vardır. "Hılfu'l-Fudul" antlaşmasına bu örtülü gönderme ile yapmak istenilen, tam sizlik bir yaklaşımdır.
Ayrıca "O içinde bulunduğu toplumu değiştirmeye çalışıyordu, hangi etkenlerden dolayı bu yönde kararlılık gösterdiğini tespit edebilmemiz zor." dendikten hemen sonra, "Ancak gençliğindeki Şam seyehatlerinde" denilerek tespitin sizin açınızdan hiç de zor olmadığını göstermeniz karşısında da, ekran başında kahkahayı bastığımı ifade etmeden geçmeyeyim.
Video 10:11 "Nasıl ki bir doğal afette Kabe'nin yıkılması bir Müslüman'da endişe ve üzüntü yaratırsa, burda da bir pagan, putun kırılması ile endişe ve üzüntü duymakta."
Bu sözler, Hz. Ammar'ın (R.A) ailesi ile diyaloglarını içerir sahnede, bir putun yere düşmesi sonucu, o anda henüz İslam'la müşerref olmamış Yasir'in (R.A) yaşadığı panikten hareketle söyleniyor ve yukarda işaret ettiğim gibi Kabe'ye örtülü "Put", Müslümanlara da "Pagan" deme yüzeyselliğini içeriyor.
Kabe'nin doğal bir afet sonucu yıkılması ya da benzeri bir hadise Müslümanları üzebilir ancak Allah'a, tapınılan Müteal/Aşkın varlığa, Yaratıcı'ya karşı bir kusur işlenmiş duygusu ve telaşı yaşatmaz, zira Kabe'ye zarar verecek "doğal" hadisenin faili, üzüntüyü yaşayacak Müslüman değildir. Bunları birbirine karıştırmış olmak da tam sizlik bir durumdur.
Görüldüğü gibi neredeyse her dakikasında bir defo bulunan çalışmanın eleştirisine şimdilik bir virgül koyuyorum, nasip olursa ilerleyen saatlerde kaldığım yerden devam edeceğim...
mehmetsalih
03-08-2009, 22:20
Selam,
Öncelikle yapılacak/yapılan tüm çalışmalar aydınlanmanın bir ürünü olması/olabileceği ümidiyle yapılabilmesi en doğrusu... Bu yüzden içeriğinden çok yönteminde buna uygun olması gerekir ona göre değerlendirmeler ve eleştirler yöneltilmelidir.
Filmin beğendiğim yönlerinin olması elbeteki olacaktır...
Kabbe konusu özelikle beni çok tedirginleştirdi. Hep eleştirlir doğrusu Mevdudi'de Fetvalar kitabında bunu cevaplanmıştı ve ben oradan hatırlıyordum. Ama gerçeğe rağmen bir diretme var ''Kabbeye tapmak veya mukades saymak'' gibi bir durumumuz olamaz elbeteki.
Müşrikler neden Putlara taptıları veya yöneldikleri için kınıyoruz?
1- O Putlar bir canlının temsili şekli. Yani bazı kardeşlerimizin sandığı gibi Allah'ın sevdiği kullar falan değiller.
2- O Putların kendileri lat, uzza, menat gibi bunlar Allah temsilcisi değil bizatihi yetki bırakma ve helal-haram sahibi biri. Yani kanun koyucu ve efendi.
3- Yani kutsalık o heykelerde değil o heykelerin temsil etiği zatlarda.
4- O zatlar Allah kızları sayılıyor ve kutsanıyorlardı.
Kabbe'ye gelince....
1- Bir İnsan resmi, figürü taşımaz.
2- kişi, akılı, canlı veya yetki sahibi olan birninde temsili değil.
3- Bırakın helal-haram bırakma sahipliği Peygamber efendimize bile bu yasaklanmıştır...
Ey Peygamber ! Allah’ın sana helal kıldığını eşlerini memnun etmek isteyerek neden haramlaştırıyorsun? (Tahrim Suresi 1)
4- BAKAR SURESİ= 115
Doğu da batı da ALLAH'ındır. Nereye yönelirseniz ALLAH'ın yüzü oradadır. ALLAH her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.
ve daha önceki bir açıklamamı buraya alayım
Tevhidi Dinin en büyük Peygamberlerinden biri olan Hazreti İbrahim’in kurduğu; İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın ve Hatem-ül Enbiya Hazreti Muhammed’in yöneldiği; Müslümanların birliğini sağlayan ve tek yön belirtmek için işaret olarak inşa edilen Kâbe; İslam Dinin kurucusu olan İbrahim’in inşa etiği Kâbe tüm Namaz kılanlar için yöndür. Allah, birlik/beraberlik/Tevhit ve simge olarak Kâbe’yi en önemli ibadetlerden olan Namaz için yön yapmıştır. Bir İnsan psikolojik olarak Kâbe’ye yöneldiğinde hem önceki Tüm Tevhit ehlinin eyleminin tekrarını hatırlar, hem de tüm Namaz kılanları ortak eylemini gerçekleştirdiğinin bilincinde olur. Ve Allah bir ayeti kerimede yönlerle ilgili şöyle buyurur:
Görüldüğü gibi Kabbe bir simge, figür, kutsalık değil tam aksine yön ve ibadet parçasıdır.
Nasılki Abdest alınırken yüz yıkanır, namazda secdeye varılır halbuki bu secde yeri put değil.
Eğer kabbeyi put yaparsak o zaman EĞİLMEK, SECDEYE VARMAK VE RÜKÜYA VARMAKTA YERE SECDE VEYA TAPMAK OLMALIYDI.... Ohalde burada ibadet değil ruhi bir dua edilmesi gerekir diki buda fizikseliğe hiç dökülmezdi...
O HALDE diyelimki Kabbe ibadetin bir parçası ve namazın bir rüknü ve Müslümanların konsantre olabileceği bir yöndür....
Oysa put el sürülecek, medet umulacak ve güç sayılabilecek birşey...
Allah bir ayete ''eğer onlara dersen bu dünyayı kim yaratı? diyeceklerki Allah'' demeki Araplar tam saplantı içinde değilerdi yanblıuşlıklar içerisindeydiler. Tıpkı şuanki ip bağlama, mezarlarda karargah kılınma ve topraklara yüz sürme gibi... Bu Aklınıza bir müracaatır....
ve sevinçle...
mehmetsalih
03-08-2009, 22:33
Selam,
Bir acemiliğin sonucu olsa gerek bir ayet özelikle orada zikr edilir... Hür ile Kölenin bir olamacağı ile ilgili. Güya köle hür bir olamaz tarzında bir ayet! İsterseniz yine vicdan ile bu ayetin öncesine ve sonrasına göz atalım..... sÖZ KONUSU AYET nahl SURESİNDE GEÇER....
[74] Allah'a birtakım benzerler icat etmeyin. Çünkü Allah (her şeyi) bilir, siz ise bilemezsiniz.
[75] Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
[76] Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?
BURADA BİR MİSAL VERİLİR DENİLİR Kİ MİSALEN İKİ ADAM VAR BİRİ EMİR ALTI DİĞERİ HÜR BUNLAR BİR OLABİLİRLER Mİ?
Sizce bir olabilirlermi? bence hayır. Hatta bu ayete hürlük övülmekte kölelik eleştirlmekte ve hürler hep serbestirler vurgusu ağır basar durumda.
Burada köle ile hürün bir olamacağı vurgulanır bu doğru ama burada köleleştirin demezki? yani köelik doğru değil hürlük güzel denilir... Tersyüz edilen bu gerçek yanılmıyorsam ayetin muhtevasına bakılmadan bırakılmış tekrar incelenmeli!
ve sevgiler...
eleştiriler için teşekkürler
böylelikle türkçemin ve diksiyonumunda ne berbat olduğunu öğrenmiş oldum.
bir de sesimle alakalı bişi de var fakat EDİT yemiş o kısım......
sn unbe
sahsen sesinizden bir sikayetim yok cok da güzel buluyorum :)
ama elinizdeki islami metini okurken, elestirdiginiz aslinda dine ne kadar uzak oldugunuz izlemi ortaya cikiyor....
yoksa din isleri ile biraz kafa yoran, müslüman olsun veya olmasin, "bee" degilde BIN olabilecegini düsünürdü diye düsünüyorum......
suc sizin degil, sizin bu hatalariniza göz yuman "abilerinizin"
İnvi
açıkçası bu benim ilk seslendirme deneyimim olduğundan hatalar yapmış olabilirim
hataları düzelticez zaten
bunun dışında genelde gece yarıları sabah üçlerde filan bu seslendirmeleri yaptığımdan gözden kaçanlar olmuşur.
hakdogan
04-08-2009, 01:02
Video 10:27 "Daha bu gece şöyle söyledi 'Yeni doğmuş kızların gömülmesini engelleyin.'"
Bu sahnedeki sözler, filimde Ammar bin Yasir'i (R.A) canlandıran karaktere aittir, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) verdiği bir emri ifade etmektedir. Bu sözlerden hareketle video'nun 10:33 saniyesinde yeni bir güzellikle! karşılaşırız: "Şüphesiz Hilful fidul tecrübesi olan bir kimse için beklenebilinecek bir söz. Burda ayrıca belirtelim ki, Mekke'de ve Kureyş kabilesinde İslam öncesinde kız çocuklarını gömme adeti yoktu. Bu adet Arabistanda sadece Esedoğulları ve Temimoğulları kabilelerinde görülürdü."
Evet, sanıyorum güzelliği sizde yakaladınız :)
Esedoğulları ve Temimoğulları.
Bu çalışmayı eleştirdiğim birinci postta, "Hılfu'l-Fudul" antlaşmasından söz ederken, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) amcası Zübeyr'in, Kureyşin ileri gelenlerini çağırırdığından söz etmiş ve bu çağrıya icabet edenleri zikrederken "buraya dikkat edin, kız çocuklarının gömülmesi bahsinde neden 'dikkat' dediğimi anlayacaksınız" demiştim.
İşte şimdi o noktadayız.
Kimdi bu davete icabep edenler?
-Haşimoğulları
-Zühreoğulları
-Esedoğulları
-Temimoğulları
-Abdülluzzaoğulları
Yani?
Yani, Esedoğulları ve Temimoğulları Kureyşin kollarındandır. Antlaşma evinde gerçekleşen Abdullah bin Cüda'da Beni Temimden, yani Temimoğullarındandır.
Video'da ne deniyordu?
"Burda ayrıca belirtelim ki, Mekke'de ve Kureyş kabilesinde İslam öncesinde kız çocuklarını gömme adeti yoktu. Bu adet Arabistanda sadece Esedoğulları ve Temimoğulları kabilelerinde görülürdü."
İşte bu Video'yu hazırlayanların İslam Tarihine dair birikimleri bu kadar!
Video'yu hazırlayanların "İslami kaynaklar" dedikleri metinlerde, Kureyş'in Adiy koluna mensup Hz. Ömer'in (R.A) bizzat kendi anlatımıyla küçük kızını diri diri gömdüğü de yer alır, ancak bu bilgi anlaşılan gözden kaçmış!
Bir başka ve enteresan husus, gösterilen sahnenin devamında, Hz. Ammar'ın (R.A) annesi, kendi kızkardeşinin diri diri gömülmesini de anlatmaktadır, ancak o kısım çalışmada, biraz sonra görülecek Ebu Cehil'le alakalı sahnede yaşanana benzer şekilde makaslamaya/sansüre uğramıştır.
Video 11:05 "Müşriklerde de Allah inancı vardı."
Evet, bunu bize en başta Kur'an-ı Kerim söylüyor:
Andolsun ki, onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan kesinlikle "Allah'tır" diyeceklerdir. De ki: "Gördünüz ya. Allah'tan başka çağırdıklarınızı, eğer Allah bana bir keder dilerse, onlar O'nun vereceği kederi açabilirler mi? Ya da O, bana bir rahmet dilerse onlar O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki:" Allah bana yeter! Tevekkül edenler hep O'na dayanır!"
Yukardaki Ayet-i Kerime, Mekki, yani Mekke döneminde İnzal olmuş Zümer Suresi'nin 38. ayetidir ve bu ayette Müşrikliğin bütün detaylarını görmek mümkündür. Aynı surenin başında, 3. ayetinde ise müşriklerin "İyi bil ki halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: 'Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.'" dedikleri buyrulur. Yani Kur'an müşrikliğin, şirk koşmanın tomografisini çekmiştir ve Çağrı Filminde de bu çekilen tomografiye sadakat dışında bir durum yoktur. Oysa Video'nun 11:24 saniyesinde, Hz. Ammar bin Yasir (R.A) karşısında küstahça "Hangi Allah!" diyen Ebu Cehil'in sözü, yukarda Hz. Ammar'ın (R.A) annesinin sözünün makaslanmasına benzer şekilde makaslanmış ve ardından "burda tarihsel gerçeklerin açık şekilde çarpıtılmasıyla karşı karşıyayız" denmekten de çekinilmemiştir.
Oysa çarpıtma açıkça Video'yu hazırlayanlarca yapılmış, filimde Ebu Cehil'in, dolayısıyla dönemin müşriklerinin Allah fikri/inancına sahip olmadığı işleniyormuş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılmış, 11:57 saniyede "Tekrar izleyelim" denilerek, dezenformasyona devam edilmiştir.
Oysa söz konusu sahnede Ebu Cehil "Hangi Allah!" dedikten sonra devamla "Hangi emirler? Sizin Allah'ınız konuşuyor demek!" diyor, dolayısıyla sahne, İslam'ın tebliğ ettiği Allah Tasavvuruna müşriklerin yabancılığını vurguluyor, bu vurgu aynı sahnede devamla Ebu Süfyan'ın dilinden dökülen "Şimdi biz, üçyüz küsür tanrıyı bir tarafa itip, yerine tek bir Allah'ı mı geçirelim? Taif'te, Medine'de, hatta burada, kendi evimde olan bir Allah! O her yerdedir diyorsunuz ama göremiyoruz!" sözleri ile de perçinleniyor.
Bilmiyorum, şimdi birilerinin yüzü mü kızarıyor.
Video 12:20 "Dikkat edilirse İnsanların eşitliğinin Allah indinde yani Allah katında olduğu söyleniyor, dünya hayatında değil. Nitekim İslamdaki köle hukuku buna göre biçimlenmiştir. Örneğin Şeriata göre bir köle efendisini öldürürse idam edilir, ancak efendi köleyi öldürürse idam yerine başka cezalar alır."
Şimdi öncelikle buradaki çarpık yorum için ne denli bir zihinsel efor! sarfedilmiştir ciddi meraktayım! Her kulun Allah indinde eşit olması durumunu "Dünya hayatını kapsamıyorkine" modunda değerlendirip, eleştirmek, ancak yerli! ateistlerimizin yapabileceği bir iştir, tebrikler!
Allah, İslam'da ve Hakikatte bütün meşruiyetin, hak ve hukukun, ontolojik gerçekliğin kaynağı, varedicisi ve kayyumiyeti ile ayakta tutucusu, devam ettiricisidir. Dolayısı ile Allah indinde her kulun eşit olmasının bırakın Dünya hayatını kapsamamasını, Dünya hayatı/boyutu dahil olmakla birlikte bütün hayat ve boyutları kuşatıcılığı sözkonusudur. İslam içinde bundan daha kuşatıcı bir sözle İnsanlar arası eşitliğe vurgu yapılamaz.
Bu en temel noktayı ıskalayanların, devamla "Örneğin Şeriata göre bir köle efendisini öldürürse idam edilir, ancak efendi köleyi öldürürse idam yerine başka cezalar alır." demesi bizi şaşırtmıyor. Zira Şeriat nedir bilmiyenlerin, Müçtehid ve İçtihad nediri bilmeleri, dolayısı ile açıkça bir nassa dayanmayan, yani Kur'an-ı Kerim ve Resul-i Ekrem'in (S.A.V) sünnetinde açıkça tebliğ edilmemiş bir konuda, Fukahanın içtihadda bulunabileceğini, bu içtihadın kesinlik arzetmeyeceğini, müçtehidin de her zaman kabul ettiği gibi verilen kararda hata etme olasılığının bulunacağını, bir başka müçtehidin aynı konuda farklı bir içtihadda bulunabileceğini ve benzeri temel noktaları bilmeleri uzak ihtimaldir.
Dolayısıyla bu cehaletten kaynaklanan hata ile, bir fıkhi ekolün içtihadı Şeriat-ı Garra'ya mal ediliyor ve Resul-i Ekrem'in "Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesini (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız." buyurması(Nesai'den yapılan rivayette "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz." diye bir ek de vardır) es geçiliyor.
Video 13:36 "Nal suresi"
Evet, Türkçesi ve diksiyonu bozuk hanımefendi, Nahl suresinin 75. ayetini okumadan önce, "Nal suresi" diyerek, Mehmet Ali Birand'ın en büyük rakibi olduğunu göstermiş, Video'nun bu kısmı, ilgili ayetten hareketle ve ayet içinde yer alan "Hiç bunlar eşit olur mu?" ifadesinin altını da çizerek, yeni bir dezenformasyona imza atmıştır.
Bahsi geçen Ayet-i Kerime'de : "Allah şunu misal getirdi: Bir yanda hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle, diğer yanda tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz, ondan gizli, açık olarak harcayan hür bir insan, bunlar hiç eşit olur mu? Bütün hamd, Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler." buyrulur.
Açıkça görüleceği üzere, burada müşriklerin sakat/sorunlu İlah tasavvurları yerilip, Ahad/Vahid, Cebbar ve Kahhar bir Allah tasavvuru ile, ortakları/yardımcıları olan yaratıcı tasavvuru mükayese edilip, müşriklere yaptıkları büyük muhakeme hatası ile yüzleşmeleri tenbih ediliyor.
Ayet-i Kerime'yi siyak ve sibakı ile birlikte ele aldığımızda durum çok daha net ortaya çıkacaktır:
Artık Allah'a temsiller yapmağa kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilemezsiniz. Allah şunu misal getirdi: Bir yanda hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle, diğer yanda tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz, ondan gizli, açık olarak harcayan hür bir insan, bunlar hiç eşit olur mu? Bütün hamd, Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler. Allah şunu da bir örnek veriyor: Birisi hiçbir şeye gücü yetmeyen, efendisine sadece bir ağırlık olan ve ne tarata gönderilse hiçbir işe yaramayan bir dilsizdir. Bu dilsiz hiç adaletle emreden ve doğru bir yolda giden kimse ile eşit olabilir mi? Nahl 74-76
Video'nun 14:06 "İslam'da İnsanlar arası eşitsizlik problemi sadece kölelik kurumuyla sınırlı değildi. Bu günümüzdeki Hac ibadetlerinde bile gözlenebilen bir olgudur!"
Video'nun bu kısmında, İslam'da İnsanların eşitliğini inkar adına, hac mevsimi mekkede ücret karşılığı sunulan hizmetlerdeki fiyat farkına müracat edilmesi karşısında "bu kadarına da pes" diyoruz. "Bu kadarına da pes" diyoruz, zira Video'da alıntı yapılan, muhtemelen Hac ibadetine dair tanıtıcı, yabancı orjinli belgeselde (Video'da 14:31 saniyede) "Hac sırasında Allah'ın huzurunda eşit olmaya özen gösteriliyor, ama hacı adaylarının bedelini ödedikleri sürece faydalanabilecekleri konfora herhangi bir kısıtlama getirilmemiş" de denerek, bu hususla İnsanlar arası eşitlik meselesi arasında absürt bir bağ kurulmuyor. Buna rağmen çalışmada bu kısım, dillendirilen hilafı hakikat iddiayı teyit ediyormuş gibi sunuluyor.
Video 15:06 "Bu olayı değerlendirmek ve bu davranışın doğruluğunu sorgulamak için figürlerin yerlerini değiştirelim. Günümüzde Kabe'yi kutsal sayan ama İslam olmayan bir Din, bir İnanç ortaya çıksa ve Kabe'nin müslümanların alanı olduğunu umursamaksızın orda ibadet etmeye çalışsa, Müslümanlar onlara nasıl davranır? Burda verilecek yanıt sanırız ki, aynısı hatta daha kötüsü olacaktır."
Bu sözler, Müslümanların Mekke döneminde toplu halde Kabe'ye yürüyüşleri ekrana gelmişken sarfediliyor. Çarpık algı ve mantığı kolayca teşhis etmek mümkün, zaten Allah kendilerinden razı olsun, bir kısım Müslüman arkadaşımız, bu önyargılı, bilinçli/bilinçsiz yalan/yanlışlarla dolu çalışmaya güzelleme yapmak yerine haklı eleştirilerini dile getirirken, bu kımsa da gerekli "zoom"u yapmışlar.
Benim üzerinde durmak istediğim bir husus "Mekke müşrikleri döneminde müslümanlar, Roma döneminde Hıristiyanlar, ortaçağ avrupasında protestanlar" denirken Yahudiler'in her nedense değerlendirme dışı tutulması. Bunu not aldığımı ifade ediyorum.
Video 18:20 "Sümeyye 12 yıllık birinci Mekke döneminde inancı sebebiyle öldürülen tek müslümandı. Bu olay filimde işlenmiştir ancak düşünceleri nedeniyle öldürülen bir kişi daha vardır ki, filimde bahsi geçmemektedir. Ebu Afek!"
Burada da bir büyük defo ve dezenformasyonla karşı karşıyayız. "Mekke döneminde inancı sebebiyle öldürülen tek müslüman" Hz. Sümeyye (R.A) değildir, kocası Yasir'de (R.A) şehit edilmiştir. Çalışmayı hazırlayanların "Ebu Afek"i de "İnancı sebebiyle öldürülenler" kategorisine sokma teşebbüslerine acı acı tebessüm ediyoruz. Ebu Afek, inancı sebebiyle değil, İki Cihan Güneşi, Hz. Muhammed Mustafa'ya (S.A.V) sövgüleri sebebiyle malum akıbete maruz kalmıştır ve bu akıbet noktasında kendisi ile aynı kaderi paylaşan muadilleri de mevcuttur. İslam'ı ve onun tebliğini konu edinen, merkeze alan Çağrı (The Message) filminde, Müslümanların uğradığı bütün zulümler(örneğin Efendimiz'in birebir maruz kaldığı onca eziyet/hakaret/işkence), yaşadıkları bütün savaşlar(örneğin Hendek) vb unsurlar yer almadığı, alamayacağı gibi, bütün İslam düşmanlarına da yer verilmemiş, verilememiştir.
Nasip olursa bol defolu bu çalışmayı, kaldığımız yerden eleştirmeye devam edeceğiz...
sn unbe,
gözden kacanlar olabilir.....ama sorun sizin tam anlami ile olmamis hitabinizdan cok, elinizdeki okumak zorunda oldugunuz metinde.....
metini yazan(larin)yorum hatalari ve sizin aslinda elestirdiginiz ( ve belki bir zamanlar icindeydim diyebildiginiz )islama ne kadar yabanci oldugnuzun gercegi ile birlesince, bu tür bir berbat sonucun cikmasi gayet normaldir....
ama sesiniz allah var güzel.....
sesiniz'den bir sikayetim yok
Yani, Esedoğulları ve Temimoğulları Kureyşin kollarındandır.
Kureyşin kolları kastedilmiyor. Kureyşin Mekke'de bulunanan ana topluluğu kastediliyor.
Desek ki "Türklerde cenazelerin yüzü gözükecek şekilde tabutta halka gösterilmesi geleneği yoktur". Bu yanlış bir ifade mi olur? Olmaz çünkü genellikle Türk olarak kastettiğimiz ülkemizde yaşayan Türklerdir. Ancak Kazak Türklerinde bahsedilen gelenek vardır. Türk kelimesini kullandığımız her yerde Türk kollarını, boylarını didiklemek gerekmediği gibi Kureyş olarak kastettiğimizin Mekke şehrinde yaşayan topluluk olduğu da anlaşılmalı.
Ayrıca anlatılmak istenen ana düşünceyi geri plana atıp teferrutta yanlışlar aramaya çalışmak da doğru bir eleştiri yöntemi değil. Orada anlatılmak istenen şudur: İslamiyet öncesi kız çocuklarını gömme geleneği yaygın değildi. Oysa islami kaynaklar bu durumu gizlerler. Anlatılan budur, buna karşı çıkıyorsanız görüşlerinizi alayım.
Benim üzerinde durmak istediğim bir husus "Mekke müşrikleri döneminde müslümanlar, Roma döneminde Hıristiyanlar, ortaçağ avrupasında protestanlar" denirken Yahudiler'in her nedense değerlendirme dışı tutulması. Bunu not aldığımı ifade ediyorum.
"İspanya ortaçağında yahudiler" sözü de eklenebilirdi. Ancak bu çalışmanın bir kitap veya makale değil video çalışması olduğunu göz önünde bulundurmak gerekli. Örnekleri çoğaltmak hem seyirciyi sıkacak hem de sözlere eşlik eden video görüntüsünün uzatılmasını gerektirecektir. Sözlere eşlik edecek görüntüler bulmak ise kolay iş değil. Hele böyle belgesellerde.
Ebu Afek, inancı sebebiyle değil, İki Cihan Güneşi, Hz. Muhammed Mustafa'ya (S.A.V) sövgüleri sebebiyle malum akıbete maruz kalmıştır ve bu akıbet noktasında kendisi ile aynı kaderi paylaşan muadilleri de mevcuttur.
Bunlar katillerin anlayışıdır.
Hac sırasında Allah'ın huzurunda eşit olmaya özen gösteriliyor, ama hacı adaylarının bedelini ödedikleri sürece faydalanabilecekleri konfora herhangi bir kısıtlama getirilmemiş" de denerek
Videonun bu kısmında Hac'da eşitliğe özen gösterildiği iddia edilse bile eşitlik sağlanamadığını anlatmaya çalıştık.
Video 11:05 "Müşriklerde de Allah inancı vardı."
Evet, bunu bize en başta Kur'an-ı Kerim söylüyor:
Kuran'ı Kerim söylemiyor demiyoruz zaten, filmde gizleniyor diyoruz. Filmde müşrikler nasıl anlatılıyor? Putlara tapan, putları okşayan, onları tanrı olarak gören kimseler olarak tasvir ediliyor. Onların Allah inançlarından hiç bahsedilmiyor. Dikkat ederseniz ilköğretim din derslerimizde de böyle tasvir edilirler. Müşriklerin Allah inançlarından bahsedilmez. Bunu farkedenler ancak sizin gibi araştırma özelliği olan müslümanlardır. Gizlemedeki neden ise şudur: Eğer müşriklerde de Allah inancının olduğu anlatılırsa bazı insanlar evrimsel bir dönüşümden şüphelenebilir. Muhammedin sadece modifikasyon yaptığından şüphelenebilir. Bu şüpheyi uzak tutmak için halka yönelik yayınlarda müşriklerin Allah inancı anlatılmaz. Aynı Çağrı filminde olduğu gibi. Buna parmak basmaya çalıştık.
Buna parmak basmaya çalıştık.
parmak basmaniz ile kalmis, el attiginiz tüm idaalar, elinizde kalmis....
evet bu calisma ile din kültür bilgisi ilmihal bilgileri ile sinirli olan, kendini müslüman sanan veya zaten "dinsiz / allahsiz" olup, kendince buna dahi hic bir gerekcesi olmayan insanlara hitap etmeyi basarabilirsiniz, ama bu calismayi bu ortam disinda paylasmak istemek, sizi gülünc ama komik olmayan duruma düsürmekten baska bir ise yaramayacaktir
hakdogan
04-08-2009, 18:07
Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Video 20:26 "Burda sözü edilmeyen önemli bir ayrıntı var ki gerçekte hep saklanmak istenmiştir. Ebu Talip bir Müslüman olarak değil, müşrik olarak ölmüştü."
Çalışma sahipleri burada "Çağrı (The Message) Filmi, Ebu Talip'in Müşrik olarak öldüğünü saklıyor!" mu demek istiyor, yoksa "bunu İslam Tarihçileri yapıyor!" mu diyorlar?
Birincisi ise, çalışmayı hazırlayanlar İslam'a Fransız kaldıkları kadar filme de Fransız kalmışlar, ikincisi ise ise zaten malum, İslam'a Fransızlık afişe edilmiş olur.
Filimde, hiçbir sahnede, video'nun burada söz konusu anında gördüğümüz de dahil, Ebu Talip'in Müslüman olduğu ifade edilmemiştir. Sahih, Ehl-i Sünnet telakkisinde de Ebu Talip'in İman ile şereflenmeden bu dünyadan göçtüğü görüşünün hakim olduğunu, İslam'la irtibatı denizseviyesinde olanlarca dahi bilinir. Ebu Talip'e, ellerinde hiçbir delil olmadan İman Hilatı giydirmeye kalkan, zayıf doktrin ve teolojilerini desteklemeyi murat edinen Şia'dır. Filimde Tarihi hakikatlere bağlı kalınarak, Ebu Talip'in son nefesine kadar yeğenine yardımcı olduğu, onu desteklediği işlenmiştir.
Video 20:46 "Hz. Muhammed gece Mekke'den kaçmış, yatağında Hz. Ali'yi bırakmıştır. Kaçışın gece olduğuna dikkat edelim. Hz. Ömer hariç tüm müslümanlar mekkeden gece kaçmıştır. Hz. Ömer kuvvetli ve cesur bir İnsan olduğundan Mekke'den gündüz ayrılabilecek gücü bulmuştur. İnsanlar ondan korkardı. Hatta Hz. Ömer müslüman olmadan evvel Hz. Muhammed'in ibadetlerini ondan gizli yaptığı bilinir."
Evet, bu kısma geldiğimizde, üstü örtlü vaziyette başta Hz. Peygamber'e (S.A.V), ardından da dönemin Hz. Ömer (R.A) dışında kalan bütün mazlum Müslümanlarına, Ashab kadrosuna "korkak" diyen bu çalışma için sıkılmadan "saygılı bir dil ile anlatım", "gizleme ya da çarpıtma değil açıklama ve tarihe inme amaçlanmış", "Filmin sadece negatif yönlerini değil olumlu pozitif yönlerini de aktarmış" gibi cümleleri telaffuz edebilenler aklımıza geldi ve gönlümüze bir hüzün çöktü.
"Hz. Ömer hariç tüm müslümanlar mekkeden gece kaçmıştır" acaba neden?
Fantezi olsun diye mi?
Hadi İslam'a ve Tarihine Fransız kaldınız, yeri geldiğinde orasını burasını kırpıp, sansürlediğiniz bu filimde, videonuzda 21:24 saniyede ekrana gelen Ebu Süfyan'ın "Muhammed'i yakalayana yada başını getirene mükafat verilecek" şeklindeki sözleri, Hicret'in gece gerçekleşmesi hikmetini ele vermiyor mu?
Gerçi bu noktadaki pek bir mahir tahliliniz, 21:28 saniyede başlıyor : "Bu sözlerin uydurulmuş olma ihtimali yüksektir. Ebu Talip ve Hz. Hatice öleli 3 yıl kadar olmuştu. Bu zaman içinde müşriklerin Hz. Muhammed'i öldürme isteği ve planı olsa bile Muhammed kaçtıktan sonra bu gerçekleştirmeye çalışmaları pek mantıklı görünmemektedir."
Ateist mantığı için öyle olabilir de, mantığı muhkem olanlar için gerçek hiç de öyle değildir. İslam, Pagan Mekke Aristokrasisinin yaşam biçimini, gerek İnanç ve kültür, gerek ahlak, gerek ticaret ve diğer cihetlerden öylesine sarsıcı eleştirmiş ve Mekke toplumunu sarsmıştır ki, dönemim Arabı'nın hafsalasının alamayacağı şey olmuş, "Baba ile oğul" düşünce ve İnançta ayrı sahillere savrulabilmiş, bu İslam'ın kalplerde meydana getirdiği büyük fethin en önemli göstergelerinden biri olmuştur.
Dolayısıyla Mekke'nin küstah pagan aristokratları, İslam'ı ve Müslümanları her halü şartta takip etmiş, baskı uygulamış, bu takip ve baskı Habeşistan'a kadar bile uzanmıştır. Hz. Peygamber'i (S.A.V) öldürme kararı alınmasının hemen arafesinde, onun Medine'ye hicret etmesine göz yumacaklarını sanmak tam sizlik bir olay. Üstelik konu, sizin mantığınıza bunun uzak ya da yakın gelmesi mi olmalı, yoksa Tarihi süreçte bunun yaşanıp yaşanmaması mı?
Elbette ikincisi. Ancak maksat, İslam'ı ve İki Cihan Güneşi'ni (S.A.V) tahkir etmek olunca, tarihi realiteler eğilip bükülebilir, Hz. İbrahim'in (A.S) yaşamından şüphe duyulup, Ebu Süfyan'ın çalışma sahiplerini ters köşe yapan sözlerine "uydurulmuş olma ihtimali yüksektir" hareketi çekilebilir.
Sahi, "yatağında Hz. Ali'yi bırakmıştır" diyorsunuz da, bunun hikmetine neden değinmiyorsunuz?
Ben söyliyeyim: Resul-i Ekrem (S.A.V), Hz. Ali'yi (R.A), kendisine emanet edilmiş eşyaları, emanet sahiplerine iade etmesi adına Mekke'de bırakmış, Hz. Ali (R.A) emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etmiştir. Dikkat buyrun: Müşrik Mekke'li, henüz Risaletine iman etmesede, malını emanet etmek için El-Emin'i tercih ediyor. Zira biliyor ki O'na bırakılan, bırakıldığı gibi alınır, O emanete ihanet etmez.
Burada bir diğer önemli dezenformasyon girişimi "Hz. Ömer müslüman olmadan evvel Hz. Muhammed'in ibadetlerini ondan gizli yaptığı bilinir." cümlesi ile karşımıza çıkar.
Ya bu çalışmayı hazırlayanlara klavuzluk edenler, danışmanlık yapanlar, çalışma sahiplerini fena işletmiştir(bkz Mekke ve Kureyş'te kız çocuklarını diri diri gömme meselesinde Esad ve Temimoğulları bahsi), ya da çalışma sahipleri fena halde art niyetlidir.
Ben birinci ihtimal üzerinde durayım, sanıyorum birileri çalışma sahiplerine Hz. Ömer'in (R.A) kızkardeşi ve eşinin, Hz. Ömer'den (R.A) habersiz ibadet ettiklerini, zira onların Müslüman olduğundan Hz. Ömer'in (R.A) haberi olmadığı gerçeğini eğip/bükerek, bu şekilde servis etmiş olmalı.
Bu böyle olsa bile çalışma sahiplerinin cürmünü hafifletmiyor, zira Çağrı Filmini kendilerine kalkan yaparak, İslam'a sallama girişiminde bulunan bu İnsanlar, Hz. Peygamber'in (S.A.V), açık tebliğ dönemi boyunca(ki ilk üç yılı, Hz. Ömer'in (R.A) İslam'la müşerref olması öncesidir), tek başına, defalarca Kabe'de ibadet ettiğini, bu ibadetler sırasında çeşitli hakaret ve saldırılara uğradığını, ama asla kimseden korkmadan Rabbine kulluğa devam ettiğini, zaten kendisine düşmanlık besleyenlerin, İman etmeden önce Hz. Ömer'le (R.A) sınırlı olmadığını, başta amcası Ebu Leheb, Ebu Cehil ve diğer küstah, aristokrat Mekke eşrafının kendisini yok etmek adına her şeyi göze aldığını, fakat Haşimilerden çekindiklerini bilmeliler ve böyle bir dezenformasyona alet olmamalılar.
Video 21:55 "Bu defa ufak tefek şeylerle yetinmicez. Mekke'de bıraktıkları değerli ne varsa alıcaz, el koyucaz. Evlerini satıcaz, halılarını, gümüşlerini, zinetlerini de, şam kervanına katıcaz."
Bu sözler, filimde Ebu Süfyan'ı canlandıran karakterin ağzından dökülüyor ve hemen ardından, Hz. Ebu Bekir, Osman (R.A) ve Efendimiz (S.A.V) dışında(aslında O'nu da (S.A.V) zengin sayamayız, zira o dönemde bütün maddi varlığını davası uğrunda, ümmeti için harcamış, gelecekte de harcamaya devam etmiştir), Mekke'de maddi durumu iyi sayılabilinecek Müslüman olmadığı ifade edilip, 22:23 saniyede "Hal böyleyken hicret edenler, geride önemli bir mal varlığı bırakmamış olmalı!" denerek, Bedir harbine dair pozisyon alınıyor.
Video 23:05 "Hz. Muhammed'in savaş isteğine karşı koyması artık imkansız gibidir. Çünkü Medine'ye göç etmiş Muhacirler fakirdi. Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi! Mekke'de yaşanan yağma Cihad'a başlamak için çok iyi bir fırsat yaratmıştır."
Şimdi burada öncelikle didaktik ve köşeli ifadelerin çok eğlenceli olduğunu belirtmeliyim, demek "Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi!" :)
Sorması ayıp, bunu hangi araçla ölçüp, tespit ettiniz? Peki ya bu didaktik ve içinizdeki iflah olmaz gerçeği karartma dürtüsünü afişe eden ifadeden hemen sonra gelen "Mekke'de yaşanan yağma" sözünü ne yapacağız? Hani "hicret edenler, geride önemli bir mal varlığı bırakmamış olmalı"ydı?
Bir çalışma kendisini, aynı dakikalar içinde bu denli nasıl tekzip edebilir :)
Aslında tablo, Video'nun 23:30 saniyesinde, Abdullah ibn-i Übeyy ibn-i Selül'ün ağzıyla net olarak çiziliyor ve buda bir başka tekzip oluyor: "Geride bıraktığınız herşey mahvolmuş. Yağma edilmiş. Ebu Bekir'in dükkanları, Peygamberin evi satılmış. Her çanak çömlek, her bez parçası. Sizin olan en ufak bir paçavra bile pazara düşmüş. Hiçbir şeyiniz yok artık! Mallarınızı kurtarmak için savaşmayacak mısınız?"
Video 23:42 "Ancak ilginçtir, o anda mekke müşriklerinin Müslümanlara karşı başlattığı bir savaş yok."
Öyle mi?
Peki yine bu çalışmada, 21:55 saniyede yer verdiğiniz sahnede, Mekke'deki siyasi otoritenin temsilcisi Ebu Süfyan'ın "Bu defa ufak tefek şeylerle yetinmicez. Mekke'de bıraktıkları değerli ne varsa alıcaz, el koyucaz. Evlerini satıcaz, halılarını, gümüşlerini, zinetlerini de, şam kervanına katıcaz." sözü barış deklarasyonu mu oluyor?
Video 24:50 "Bu açıklamadan bir yıl kadar evvel, Abdullah bin Cahş komutasındaki 8 kişilik bir Müslüman birliği, Hacca giden silahsız bir müşrik gurubuna saldırarak, bir kişiyi öldürür ve iki kişiyi de esir eder."
Öncelikle Türkçesi ve diksiyonu bozuk hanımefendiyi, Abdullah bin Cahş'ın (R.A) adını "Abdullah bee Cahş" diye telaffuz etmediği için tebrik edelim, sonra yapılan çarpıtmaya gelelim. Burada sözü edilen olay, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) istihbarat adına bir gurup Müslüman'ı görevlendirmesi, bu görev anında Nahle mevkisinde, Hacca giden değil, Suriye'den dönen bir ticaret kervanına tesadüf edilmesi ve bunun sonucunda bu sekiş kişilik gurubun ne yapılacağı noktasında istişare edip çatışmaya girmesidir. Kendilerine böyle bir çatışma emri verilmemiştir, haram aylar içinde bulunulmaktadır. Medine'ye dönüldüğünde Resul-i Ekrem (S.A.V) "Ben size Haram aylarda adam öldürün diye emretmedim, Kureyşlilerden haber alın demiştim" diyecektir.
Bir diğer ve daha önemli nokta, Hicret sonrası Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında ilk sıcak temas burada temas edilen olay değildir, yapılan dezenformasyon ile, "Mekkeli müşriklere ilk saldıran Müslümanlardı" denilmek istenmiş ve her zaman olduğu gibi yine yeniden Müslümanlara iftira edilmiştir. Bilinen ilk sıcak temas, o anda henüz İslam'la şereflenmemiş Kürz bin Cabir'in kumandasındaki birliğin, Medine'nin güneyinde Cemma denilen bölgede Müslümanların sürülerine saldırması ve yağmalamasıdır.
Video 25:07 "Cihad'a gerekçe yapılan olayın başka bir boyutunu düşünelim. Mekke müşrikleri bir suç işlemiş ve yağmacılık yapmışsa, İlahi Adaleti temsil edenlerde aynı yönteme mi başvurmalıdır? Dünya'ya huzur ve barış böyle mi gelicektir?"
Evet, burada yine yeniden, çarpık İnkarcı algısı ile karşı karşıyayız. Öncelikle "Mekke müşrikleri bir suç işlemiş ve yağmacılık yapmışsa" denilerek "ne var ki canım!" moduna girilmiş, ardından da "İlahi Adaleti temsil edenlerde aynı yönteme mi başvurmalıdır?" denilerek düpedüz bir başka çarpıtmaya imza atılmıştır.
Oysa Müslümanlar, olayda dahli bulunmayan Müşriklerin mallarını yağmalamak üzere değil, yağmalanan mallarını Şam'da satmak üzere yola çıkmış ve sahibi, yağma faaliyetinin startını veren Ebu Süfyan olan Kervan'a karşı harekete geçmiştir.
Ve çok daha önemlisi, İslam Ordusu, kendilerinden haber alındığı için, Şam'a giden kervanı korumak adına yola çıkan ve kendilerinden sayı ve silah teçhizatı açısından çok daha büyük ve güçlü olan Müşrik ordusundan haberdar olduğunda, esasen böyle bir duruma göre hazırlık yapıp, teçhizatlanmadıkları halde, durumu müzakere etmiş, sonuçta Kervan'ın peşine düşmek yerine, küfür ordusunu tepelemeyi yeğlemiştir.
Bu istişarede Ensar'dan Sad bin Muaz'ın (R.A) şu sözleri, sizin "Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi!" diyerek uçuşa geçtiğiniz Ashab kadrosunun Ruh ve Mana kahramanlığını bütün ihtişamı ile göstermesi açısından ne kadar da önemlidir: "Ya Resulallah, biz sana inandık. Bize getirdiğin Kur'an'ın hak olduğuna şehadet ettik. Sen nasıl arzu edersen öyle yap. Sen bize denizi gösterip dalsan, biz de seninle birlikte dalarız. Ensardan tek kişi dahi geri dönmez. Biz sözümüzde duracağız."
Muhacirlerle birlikte sözlerinde durdular ve küfür ordusunu tepelediler.
Video 25:32 "Tabi ki burda asıl hedef bedir kuyuları değil, oradan geçeceği tahmin edilen Şam ticaret kervanıdır."
Bu o kadar ucuz bir numara ki, yani ne diyelim! İslam Ordusu'nun Bedir Kuyularına yönelme sebebi, Hz. Peygamber'in (S.A.V) Ashabı ile gerçekleştirdiği istişare sonucu, Müslümanların Kervan'ı değil, Müşrik ordusunu tepeleme iradesi göstermiş olmalarıdır. Bedir Kuyularına Müşrik ordusu ile karşılaşmak için yönelinmiştir. Zira Ebu Süfyan ve kervan'ı, zaten Müslümanlardan haber aldığı için yönünü değiştirmiş, Müslümanlar ise kervan'ı değil, müşrik ordusunu tepelemeyi öncelemiştir.
Video 26:24 "Tüm filmin belkide gerçekleri en çok saptıran sahnesi budur. Esirlerden özgürlükleri karşılığında fidye istenmiştir. Ödeyenler serbest bırakılmıştır. Okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakma seçeneği, sadece fidye ödiyemiyecek durumda olan esirler için geçerlidir. On Müslüman'a okuma yazma öğretenin serbest bırakılacağı ilanı aktarılırken, seyirci aldatılmaya çalışılıyor. Doğru ifade İslami kaynaklara göre şöyledir: 'Esirlerin okur yazar olanlarından her birinin, Ensar'ın erkek çocuklarından on tanesine, yazı yazmayı iyice öğretmesi şart kılınmıştır.' Görülüyor ki, on Müslüman değil, on erkek çocuk demek doğru olacaktır. İslam toplumlarında kız çocuklarının okula gönderilmemelerinin kökenindeki anlayışın saklanmak istenmesinden olsa gerek, bu ifade tercih edilmiştir."
Tüm filmin, gerçekleri en çok saptıran sahnesi bu sahne değildir, zira filimde Tarihi bilgilerin çarpıtılması söz konusu değildir ancak, bu çalışmayı hazırlayanlar açısından hazin olan şudur ki, bu ifadeler, çalışmanın gerçekleri saptırıp, çarpıttığı tek yer değildir.
"Esirlerden özgürlükleri karşılığında fidye istenmiştir. Ödeyenler serbest bırakılmıştır” diyenler, nahak yere, Çağrı (The Message) Filmine doğrucu davut triplerine girip eleştiri yönelten çalışmanın sahipleri, yoksullukları sebebiyle fidye ödeme gücü olmayan kimi esirlerin, Müslümanlarla savaşmayacaklarına dair söz vermeleri sonucu serbest bırakıdığından neden söz etmiyor?
"Görülüyor ki, on Müslüman değil, on erkek çocuk demek doğru olacaktır" Neden?
Yoksa ateist algısı, 10 erkeği(bir kısmı çocuk yaşta da olsa) Müslüman saymıyor mu?
"İslam toplumlarında kız çocuklarının okula gönderilmemelerinin kökenindeki anlayışın saklanmak istenmesinden olsa gerek, bu ifade tercih edilmiştir.” yine yeniden bir dezenformasyon çabası ile karşı karşıyayız. İslam, kadın ver erkek, her Müslüman'a İlmi farz kılmıştır. İslam ile birlikte Arap toplumunda okur&yazar oranında meydana gelen artıştan, dönemin Müslüman kadınlarının nasipdar olmadığı izlenimini vermek isteyen söz konusu çalışma, elbette yine hiçbir tarihi gerçekliğe değil, iflah olmaz kin ve önyargılarına dayanmaktadır. Çalışma sahiplerine hatırlatmak isteriz ki, yaşadığımız toplumda mütedeyyin İnsanlar, kız çocuklarını, gerekirse evlerini, tarlalarını satarak okula, üniversiteye göndermekte, ancak sizlerin "aydınlanmış!" kabul ettiği kimi despotlarca bu kız çocukları, başları örtülü olduğu için üniversite kapılarından geri çevrilmektedir.
Sormak lazım, gerçekte kız çocuklarının okumamasını kim/kimler istemektedir?
Video 28:03 "Yapılacak bir şey yok, Mekke işgal edildi sayılır."
Konuşan, filimde Ebu Süfyan'ı canlandıran karakterdir, İslam ordusunun Mekke'yi kuşattığını ve yapılacak bir şey olmadığını karısına ifade ediyor, video'nun 28:20 saniyesinde ise aynı karakteri "Kabul ediyorum, baskı altında değilim" derken izliyoruz. Ve 28:28 saniyede "Az evvel" spotu karşımıza çıkıyor ve tekrar Ebu Süfyan'ın bir önceki sözleri ekrana geliyor.
Yani?
Yani yine yeniden bir dezenformasyon çabası ile karşı karşıyayız. Film üzerinde yapılan makaslama/tahrifatla, "Kabul ediyorum, baskı altında değilim" sözü, "Yapılacak bir şey yok, Mekke işgal edildi sayılır" sözünden sonra söylenmiş gibi lanse ediliyor. Verilen mesaj açık, ancak Film de, Tarihi veriler de açık. Ebu Süfyan, "Yapılacak bir şey yok" demeden önce, "kabul ediyorum, baskı altında değilim" demiştir.
Eleştirilerimin sonunda, çalışmanın finalinde, Mekke'nin putlardan arındırılması ile "İnanç özgürlüğü" arasında bağ kurup "hoşgörüsüz İslam!" hareketi çeken çalışma sahiplerine buradan tebessümlerimi yolluyor, ayrıca söz Theo Van Gogh'tan açılmışken, filminin senaristi, iltica hakkı için yalan uydurduğunu itiraf eden, esmer pinokyo lakaplı Ayaan Hirsi Ali'den neden söz etmediklerini de bir hayli merak ediyorum...
Benim üzerinde durmak istediğim bir husus "Mekke müşrikleri döneminde müslümanlar, Roma döneminde Hıristiyanlar, ortaçağ avrupasında protestanlar" denirken Yahudiler'in her nedense değerlendirme dışı tutulması. Bunu not aldığımı ifade ediyorum.
Sayın hakdogan,
bu çalışmayı yapanların aslında 'ateist' maskesi arkasında olan Yahudiler mi olduğunu ima etmeye çalışıyorsunuz. Siz de her taşın arkasında Yahudi arayanlardan mısınız? Arkadaşlar Yahudi olsa neden Yahudilerin zulme uğradığını gizleme gibi özel bir gayretleri olsun?
Çalışmayı hazırlayanların "Ebu Afek"i de "İnancı sebebiyle öldürülenler" kategorisine sokma teşebbüslerine acı acı tebessüm ediyoruz. Ebu Afek, inancı sebebiyle değil, İki Cihan Güneşi, Hz. Muhammed Mustafa'ya (S.A.V) sövgüleri sebebiyle malum akıbete maruz kalmıştır ve bu akıbet noktasında kendisi ile aynı kaderi paylaşan muadilleri de mevcuttur.
Bakın sayın hakdogan,
lütfen bir an olsun objektif yaklaşmaya çalışın meseleye. İslami kaynaklarda sözkonusu şairin 'bardağı taşıran', 'sınırları aşan' şiiri olarak şu rivayet edilir:
“Bir ömür yaşadım insanlardan ne ev ne de bir cemiyet bulabildim. Ben aklı çok davet edilince da’vet edene çok çabuk yardıma gelen biriyim, onlara gelen bu adam, onların işini bir helâlâ bir harama zorla sürükledi. Kırallıkla olsa onu tasdik ederdiniz, Zaferle siz Yemen
kiralı Tübba’a tabî olurdunuz .” (rivayetlerde farklı versiyonları da var bu şiirin, fakat meanen hepsi aynı) Yani adam ana-avrat sövmüyordu, sivri bir eleştiri yapıyordu. Bu sivri eleştiriler Müslümanların mukaddeslerine yöneldiği için 'hakaret' olarak kabul edilmiş olabilir. Fakat Müslümanların da söylemleri o zamanki müşriklerin kutsallarına en azından aynı şiddette bir eleştiriydi, onlar tarafından da aynı şekilde hakaret olarak kabul ediliyordu.
Sümeyye ile Ebu Afek'in öldürülmesi arasında bir fark görmek mümkün değil. Elbette ki her iki olay da kötü ve kınanması gerek. Çalışma da bunu yapmış.
saygılarımla
hakdogan
04-08-2009, 18:53
Kureyşin kolları kastedilmiyor. Kureyşin Mekke'de bulunanan ana topluluğu kastediliyor.
Yapmayın beyfendi, konulara bu denli vukufiyetsizliğinizi afişe etmeyin. Kureyş'in Mekke'de bulunan ana topluluğu da kimlermiş :)
Kureyş, boylara ayrılmış bir kabile, Esed ve Temimoğulları da bu boylardan biri.
Çalışmanızda ifade aynen şöyle: "Burda ayrıca belirtelim ki, Mekke'de ve Kureyş kabilesinde İslam öncesinde kız çocuklarını gömme adeti yoktu. Bu adet Arabistanda sadece Esedoğulları ve Temimoğulları kabilelerinde görülürdü."
Söylenen açık.
1- Mekke ve Kureyş'te diri diri kız çocuğu gömmek yaygın değildi.
2- Esed ve Temim oğulları Kureyşi değildir(Arabistanda ifadesi ile kastedilenin bu olduğu çok açık).
Sizin danışman&klavuz kadronuz toptan çok zayıf.
Kureyş olarak kastettiğimizin Mekke şehrinde yaşayan topluluk olduğu da anlaşılmalı.
Cem bey, hala farkında değilsiniz. Söz konusu Esed ve Temimoğullarının Mekke'de yaşamadıklarını size kim söyledi?
Çalışmanızda "Hılfu'l-Fudul" dan söz etmişsiniz, hiç mi dikkat etmediniz, o antlaşmanın gerçekleştiği evin sahibi, Beni Temim'e mensuptur.
Ayrıca eleştirilerimde ifade ettiğim gibi, Filimde, Hz. Sümeyye, diri diri gömülen kızkardeşinden söz ediyor, yine çok meşhurdur, Adiy koluna mensup Hz. Ömer'de (R.A), kendi kızını cahiliyye döneminde gömdüğünü ifade ediyor.
Ayrıca anlatılmak istenen ana düşünceyi geri plana atıp teferrutta yanlışlar aramaya çalışmak da doğru bir eleştiri yöntemi değil.
Ne teferruatı?
Tam da ana düşünceyi, yani "kız çocuklarının diri diri gömülmesi, Mekke ve Kureyş'te yaygın değildi!" düşüncesini eleştiriyoruz, zira bu yanlış, hilafı hakikat bir düşünce.
buna karşı çıkıyorsanız görüşlerinizi alayım.
Bununla birlikte 4 post oldu, hala alamadınız mı görüşlerimi?
"İspanya ortaçağında yahudiler" sözü de eklenebilirdi.
Pardon!
Sadece o dönemde mi baskı görmüş Yahudiler?
Sözlere eşlik edecek görüntüler bulmak ise kolay iş değil. Hele böyle belgesellerde.
:)
Beyfendi, siz bu çalışmanıza yoksa belgesel falan mı diyorsunuz!
Yapmayın, etmeyin :)
Eşlik edicek görüntü demişsiniz de, sanırsınız ki Roma'lı Hıristiyanlardan, yada Hurufilerden(oda ayrı bir bahis, girmedik) görüntüler gelmiş ekrana, ama Yahudilere dair görüntü bulunamamış da, o sebeple metinde yer almamış.
Durum böyle değil, ekranda sadece Filminde, Kabe'ye yürüyüş sahnesi akıyor.
Ben, bu durumu not aldığımı tekrar belirteyim.
Bunlar katillerin anlayışıdır.
Tel tel dökülen, tarihi gerçekliklerle çelişen çalışmanızın nasıl bir "ön yargı" ile hazırlandığı bu sözlerden de belli. "Bu Müslümanların görüşü" diye bilecekken, "katiller" demeniz, nakledilen tarihi olayı subjetif algınızla deforme edip, yeniden inşaa ettiğinizi ele veriyor. Beyfendi farkında mısınız, bu değerlendirme de yurdum ateistinin çaprık algısından başka bir şeyi ifade etmiyor.
Videonun bu kısmında Hac'da eşitliğe özen gösterildiği iddia edilse bile eşitlik sağlanamadığını anlatmaya çalıştık.
Çalıştınız da, sınıfta kaldınız.
Zira olmayan bir şeyi nasıl anlatabilirsiniz?
Şimdi, Mekke'de Hac mevsiminde, barınmaydı, konaklamaydı, yeme&içme ve ulaşım gibi alanlarda hizmetler sunan firmalar/kurumlar var. Bunların hizmet sunumlarında bir fiyat farkı, skalası olması ile, Hac'da herkesin eşit olması meselesi arasında ne gibi bir çelişki var?
Bu kadar da ofsayta düşülmez ki :)
Ne o, yoksa birisi size, parası olan arafata çıkıyor, olmayan çıkamıyor felan mı dedi?
Yada, zengin olan Kabe'de namazda ön safta, fakirler arkada falan mı?
Yada zenginler daha fazla tavaf edebilir, fakirlere bu imkan verilmiyor diyen mi var?
Varsa bilinki, yine sizi kandırmış, yanlış yönlendirmişler.
Kuran'ı Kerim söylemiyor demiyoruz zaten, filmde gizleniyor diyoruz. Filmde müşrikler nasıl anlatılıyor? Putlara tapan, putları okşayan, onları tanrı olarak gören kimseler olarak tasvir ediliyor. Onların Allah inançlarından hiç bahsedilmiyor.
Siz, müşrikliğe de, Filme'de fransız kalmışsınız.
Müşrikler elbet putlara tapardı, onları okşardı. En önemli ritüellerinden birisinin, adadıkları kurbanların etlerini kanlarını, putlara sürmek olduğunu sanıyorum bilmiyorsunuz.
Ayrıca Filimde müşriklerin Allah İnancına değil, Tevhid'e yabancılıkları afişe ediliyor. @abdulKADİR arkadaşımızın paylaştığı video ve benim postumda ifade ettiğim şu kısımlar, gerçeği görmek için kafi:
Oysa söz konusu sahnede Ebu Cehil "Hangi Allah!" dedikten sonra devamla "Hangi emirler? Sizin Allah'ınız konuşuyor demek!" diyor, dolayısıyla sahne, İslam'ın tebliğ ettiği Allah Tasavvuruna müşriklerin yabancılığını vurguluyor, bu vurgu aynı sahnede devamla Ebu Süfyan'ın dilinden dökülen "Şimdi biz, üçyüz küsür tanrıyı bir tarafa itip, yerine tek bir Allah'ı mı geçirelim? Taif'te, Medine'de, hatta burada, kendi evimde olan bir Allah! O her yerdedir diyorsunuz ama göremiyoruz!" sözleri ile de perçinleniyor.
Eğer müşriklerde de Allah inancının olduğu anlatılırsa bazı insanlar evrimsel bir dönüşümden şüphelenebilir. Muhammedin sadece modifikasyon yaptığından şüphelenebilir.
Merak etmeyin, yerli! ateistlerimiz dışında kimsecikler böyle garip çıkarımlar yapmazlar.
Son olarak Cem bey, dile getirilen onca eleştiri içinden, üstelik tatminkar olmaktan çok uzak yanıtlarla, buradaki bir iki noktaya değinebilmeniz, çalışmanızın yetersizliği, gerçeklerden uzaklığı noktasında size bir şeyler fısıldıyor olmalı.
Benim merak ettiğim bir diğer nokta ise, video'nun sonunda öneri ve eleştirileriyle katkıda bulunanlar diye sıralanan listede yer alan zevatın, katkı sundukları bu yapıma dönük eleştiriler karşısında sus pus olmamalı.
Doğrusu bu durum, bana çok manidar geliyor...
Filimde, hiçbir sahnede, video'nun burada söz konusu anında gördüğümüz de dahil, Ebu Talip'in Müslüman olduğu ifade edilmemiştir.Bunu önceki mesajlarımda açıklamıştım. Gene açıklayayım. Filmde Muhammed Ebu Talib'in gözünde olumlu bir yerde olarak tasvir ediliyor. Ebu Talip'in sadece Muhammed'i koruyan-kollayan yönü sergileniyor. Bu ise objektif değil. Biz de diyoruz ki Ebu Talip yeğeninin dinine inanmamıştı hiç bir zaman. Bu da demek oluyor ki Ebu Talip'in gözünde Muhammed peygamberlik iddiasında bulunan bir yalancıdır. Başka açıklaması var mı?
Bu itirazı yapan şia'dan birisi olsa diyeceğim fazla bir şey yok. Ancak itiraz bir sünniden.
Ebu Süfyan'ın "Muhammed'i yakalayana yada başını getirene mükafat verilecek" şeklindeki sözleri, Hicret'in gece gerçekleşmesi hikmetini ele vermiyor mu?Muhammed'in Mekke'den kaçmasından evvel Mekke'deki müslümanların büyük bir bölümü zaman içinde kaçmıştı. Mekke'yi en son terkeden müslümanlar arasındadır Muhammed. Hal böyleyken Ebu Süfyan tahmin edemez miydi Muhammed'in de kaçacağını? Ölüm emrini daha evvel veremez miydi?
"Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi!"
Sorması ayıp, bunu hangi araçla ölçüp, tespit ettiniz?
Medine'ye hicretten sonra bir İslam ordusu oluşturulup pek çok çevre kabileye, Medine'nin yahudi mahallelerine ve konvoylara saldırılıyor. Büyük ganimetler elde ediliyor ve bunların %80 i mücahitlere veriliyor. Sadece Beni Mustalık'a saldırıyla elde edilen ganimet bile çok büyük miktarlardadır. Her şey açık değil mi?
İslam toplumlarında kız çocuklarının okula gönderilmemelerinin kökenindeki anlayışın saklanmak istenmesinden olsa gerek, bu ifade tercih edilmiştir.” yine yeniden bir dezenformasyon çabası ile karşı karşıyayız. İslam, kadın ver erkek, her Müslüman'a İlmi farz kılmıştır.Sözlerinizi destekleyecek hadis veya ayet sunun lütfen. İslam şöyledir-böyledir demekle olmaz. Biz alıntıladığımız 10 erkek çocuğa ifadesinin İslami kaynaklarını videoda sunduk. Siz de sunun ki itirazınızın ayakları yere bassın. Kız çocuklarına da okuma-yazmanın öğütlendiği bir tane bile hadis veya ayet yeterli benim için. Bekliyorum.
Sn cem
hakdoganin henüz yayinlanmayan iletisine cevap vermeniz ne kadar garip bir durum degilmi :) ön yargilarindan arinmis birisi bunu yapma geregi duyar mi ?
hakdogan
04-08-2009, 22:21
Filmde Muhammed Ebu Talib'in gözünde olumlu bir yerde olarak tasvir ediliyor. Ebu Talip'in sadece Muhammed'i koruyan-kollayan yönü sergileniyor.
Başka bir yönü mü var Ebu Talip'in ?
Yani yiğeninin kuyusunu falan mı kazımış ta, bu filimde gösterilmemiş?
Beyefendi, neden hatanızı kabul edemiyorsunuz?
Akad'ın Filminde, tekrar ediyorum hiçbir sahnesinde, sizin çalışmanızda iddia ettiğinizin aksine, Ebu Talip'in Müslüman olduğu ifade edilmemiştir.
Biz de diyoruz ki Ebu Talip yeğeninin dinine inanmamıştı hiç bir zaman.
Filim, iman etmişti demediğine göre, sizin malumu ilan etmeniz gereksizlik olmuyor mu?
Bu da demek oluyor ki Ebu Talip'in gözünde Muhammed peygamberlik iddiasında bulunan bir yalancıdır. Başka açıklaması var mı?
Başka bir açıklama elbette var, oda yerli! ateistlerimizin idrak krizi.
Hani çalışmanızda ara sıra ifade ettiğiniz "İslami kaynaklar" varya, işte o kaynaklarda geçer ki, Resul-i Ekrem (S.A.V) amcasına ölüm döşeğinde "La ilahe İllallah de, onunla sana ahirette şefaat edebileyim" demiş, Ebu Talip'de "sana ve tebliğ ettiğin dine inanmıyorum" değil, "Kureyş, ölümden korkarak söylediğimi zanneder" diyerek mukabelede bulunmuştur.
Netice itibariyle hatalısınız, ne Çağrı Filminde Ebu Talip'in Müslüman olduğu ima edilmektedir, nede Ebu Talip yeğenine düşman biridir.
Bu itirazı yapan şia'dan birisi olsa diyeceğim fazla bir şey yok. Ancak itiraz bir sünniden.
Pardon?
Herşeyi karıştırdığınızın farkında mısınız :)
Muhammed'in Mekke'den kaçmasından evvel Mekke'deki müslümanların büyük bir bölümü zaman içinde kaçmıştı. Mekke'yi en son terkeden müslümanlar arasındadır Muhammed. Hal böyleyken Ebu Süfyan tahmin edemez miydi Muhammed'in de kaçacağını? Ölüm emrini daha evvel veremez miydi?
Beyfendi, yine bir başka büyük hatayı, anlamsız sözlerle güya savunma modundasınız.
Hicret'in gece gerçekleşmesini dilinize dolamanız sebebiyle size yöneltilen "Ebu Süfyan'ın 'Muhammed'i yakalayana yada başını getirene mükafat verilecek' şeklindeki sözleri, Hicret'in gece gerçekleşmesi hikmetini ele vermiyor mu?" eleştirisine cevabınız bu mu olmalıdır?
Gerçekçilik, bilimsel doğruluk, fikir namusu vb erdemler adına, "Kaçışın gece olduğuna dikkat edelim" sözü için bir özür borcunuz yok mudur?
"Ebu Süfyan tahmin edemez miydi?" demişsiniz, Cem bey, anladık İslam tarihini vukufiyetiniz yok, üzerine çalışma yaptığınız filmi de mi izlemediniz?
Hicretin hemen arafesinde, Efendimiz'in (S.A.V) evi etrafında mevzilenenler, kendisine akşam misafirliğine mi gidiyordu?
Hz. Ali'yi (R.A) O'nun yatağında bulduklarında, orada ne için bulunmaktaydılar?
El-Cevap suikast için.
Yani sizin gerçekleşmiş olmasını canı gönülden arzu ettiğiniz o emir, zaten Hicret'ten önce verilmişti.
Her şey açık değil mi?
Önyargılarınız gayet açık/net teşhis edilebiliyor, merak etmeyin :)
Sözlerinizi destekleyecek hadis veya ayet sunun lütfen. İslam şöyledir-böyledir demekle olmaz. Biz alıntıladığımız 10 erkek çocuğa ifadesinin İslami kaynaklarını videoda sunduk. Siz de sunun ki itirazınızın ayakları yere bassın. Kız çocuklarına da okuma-yazmanın öğütlendiği bir tane bile hadis veya ayet yeterli benim için. Bekliyorum.
Ne güzel, sevindim bu davete :)
Yanlız, yaptığınız davet ve içeriğine lütfen önce siz riayet edin, bir daha İslam Tarihi üzerine bir çalışma yapacaksanız, 3 postta onlarcasını gösterdiğim hatalara düşmeyin, kaynaksız/desteksiz sallamayın.
Şimdi ben size "İslam, kadın ve erkek, her Müslüman'a İlmi farz kılmıştır" dedim(ve bunu ispat edeceğim), kelime oyunları yapıp, "Kız çocuklarına da okuma-yazmanın öğütlendiği bir tane ayet/hadis" örneği talep etmeniz hüzün verici.
İslam emirlerini genelde bütün beşeriyet ailesine, o beşeriyet ailesini oluşturan Erkek-Kadın'ı ayırt etmeden verir.
İnsanlara "akledin, aklınızı kullanın, düşünün" ve benzeri emir ve tafsiyeler, ikazlar yapılırken, hitap "Ey Erkekler", "Ey Kadınlar" şeklinde değildir, hitap genellikle kadını ve erkeği ile İnsanadır.
Kur'an-ı Kerim'de bu noktada yer alan ayetleri sıralasak, forum db'nize yazık olur :)
Sünnete gelirsek, tek bir hadis yeter demişsiniz, buyrunuz:
"İlim aramak her müslüman üzerine farzdır." İbn-i Mace, Mukaddime, 17
Tek bu mudur?
Elbette hayır.
Beyhaki'de de yer alır bu rivayet, İmam Gazzali'de İhya'sında nakletmiştir, yine İbn-i Asakir'de, benzer içerikte bir rivayet vardır.
Evet Cem bey, söz sırası sizde.
Bakalım söz konusu çalışmanızdaki çarpıtmalar için özür ve düzeltmede bulunabilecek misiniz...
Evet, bu kısma geldiğimizde, üstü örtlü vaziyette başta Hz. Peygamber'e (S.A.V), ardından da dönemin Hz. Ömer (R.A) dışında kalan bütün mazlum Müslümanlarına, Ashab kadrosuna "korkak" diyen bu çalışma için sıkılmadan "saygılı bir dil ile anlatım", "gizleme ya da çarpıtma değil açıklama ve tarihe inme amaçlanmış", "Filmin sadece negatif yönlerini değil olumlu pozitif yönlerini de aktarmış" gibi cümleleri telaffuz edebilenler aklımıza geldi ve gönlümüze bir hüzün çöktü.
Sevgili hakdogan,
Benden yana gönlüne hüzün düştü ise, ya da gönlüne hüzün düşmesine sebebiyet verdi isem, düşmesin. Zira ben üslup için teşekkür ettim. Yani, biliyorsun burada İslam için ne kelimeler kullanıyor bazı konularda, bu sebepten dolayı.
Saygılarımla
Akad'ın Filminde, tekrar ediyorum hiçbir sahnesinde, sizin çalışmanızda iddia ettiğinizin aksine, Ebu Talip'in Müslüman olduğu ifade edilmemiştir.
Temcit pilavı gibi aynı sözleri öne sürüyorsunuz. Önceki mesajımda da açıkladım. Tekrarlayayım ve biraz daha detaya ineyim: Bir tarihsel şahsiyeti anlatırken onun önemli bir yönünü gözden saklarsanız objektif olmuş olmazsınız. Biz de bunu eleştiriyoruz. Ebu Talip'in Muhammed'e karşı iki önemli yaklaşımı vardı:
1-Muhammed'i koruyup kollardı.
2- Onu sahte peygamber olarak düşündüğü için yeni dinine inanmazdı.
Ebu Talip ve Muhammed ilişkisi filme aktarılırken bunun sadece birincisi maddesi aktarılmıştır. İkinci maddenin de filme aktarılması izleyicilerin gözünde Muhammed'in prestijini az veya çok bozabilecekti. Belki de bazı izleyiciler böyle babacan, iyi bir insan olan Ebu Talip, Muhammedin yeni dinine niye inanmadı acaba diye şüpheye düşebilecekti.
İşte izleyiciyi bu şüpheden uzak tutabilmek için bazı gerçekler (en azından sünni dünyası için ki İslam dünyasının çoğunluğunu oluşturuyorlar) gizlenmiştir.
Şimdi ben size "İslam, kadın ve erkek, her Müslüman'a İlmi farz kılmıştır" dedim(ve bunu ispat edeceğim)
Bekliyorum.
İslam emirlerini genelde bütün beşeriyet ailesine, o beşeriyet ailesini oluşturan Erkek-Kadın'ı ayırt etmeden verir.
Biliyorsunuz ki Kuran'ın hitap dilinde daha doğrusu Arapçada eril ve dişi hitaplar var. Bizim dilimizde bu yok. Bunu da göz önünde bulundurun.
hakdogan
05-08-2009, 14:57
Temcit pilavı gibi aynı sözleri öne sürüyorsunuz.
Mesnetsiz bir eleştiriyi, temcit pilavı gibi tekraren dillendirip savunan sizsiniz, bu sebeple gerçeğe işaret eden de ben.
Ne yani, siz sık sık bir yanlışı dillendirdiğinizde, bunun kanıksanıp zihinlere yerleşmesi sağlamak adına sukut mu edelim?
Ebu Talip'in Muhammed'e karşı iki önemli yaklaşımı vardı:
1-Muhammed'i koruyup kollardı.
2- Onu sahte peygamber olarak düşündüğü için yeni dinine inanmazdı.
Ebu Talip ve Muhammed ilişkisi filme aktarılırken bunun sadece birincisi maddesi aktarılmıştır.
İşte diyoruz ki bu külliyen yanlış bir değerlendirme, değerlendirme bile değil, çarpıtma.
Size naklettiğim gibi, Ebu Talip yiğeninin İslam davetine, kavminin eleştirilerinden çekindiği için icabet etmemiştir.
Yalancı olarak nitelendirdiği birisine Ebu Talip neden bütün yaşamı boyunca destek çıksın. Bakınız bir diğer amca Ebu Leheb, yiğeni hakkında tam da sizin düşündüğünüz gibi düşünüyordu ve ona etmedik eza bırakmadı.
Akad, filminde Ebu Talip'in gerçek çizgilerini aksettirmiştir. Onun Müslüman olduğuna dair herhangi bir veri olmadığı gibi, yiyeğine yalancı gözüyle baktığına dair de her hangi bir veri elde yoktur. Dolayısıyla olmayan şeylerin aksettirilmemesi yerilmemeli, takdir edilmelidir.
Bekliyorum.
Bekliyor musunuz :)
Gözünüzden mi kaçtı?
Sünnete gelirsek, tek bir hadis yeter demişsiniz, buyrunuz:
"İlim aramak her müslüman üzerine farzdır." İbn-i Mace, Mukaddime, 17
Tek bu mudur?
Elbette hayır.
Beyhaki'de de yer alır bu rivayet, İmam Gazzali'de İhya'sında nakletmiştir, yine İbn-i Asakir'de, benzer içerikte bir rivayet vardır.
Şimdi Cem bey, ben dile getirilen diğer eleştirilere dair ne diyeceğinizi hala merak ediyorum. Bir diğer merakım da, daha önce de ifade ettiğim gibi, video'nun sonunda öneri ve eleştirileriyle katkıda bulunanlar diye sıralanan listede yer alan zevatın, katkı sundukları bu yapıma dönük eleştiriler karşısında neden sus pus oldukları!
Kim bilir, belki bu meraklarımız giderilir...
sn. Hakdoğan
kimse sus-pus değil.
o dediğiniz 'zevatın' yazmama nedeni sizinle muhatap olmak istememeleridir belki......
bi de böyle düşünün.....
belgeselinizi youtube konuldugunda link verir misiniz? milletimizin yorumlarini okumak isterim acikcasi :)
tabii Barudi.
önce gereken düzeltmeler yapılsın da.(seslendirme yani)
Sn. EnvyMe,
Siz hüzünlenmeyin, muhattap biziz.
Sn. EnvyMe,
Siz hüzünlenmeyin, muhattap biziz.
Hüzünlenilmemesi için yazmıştık birşeyler ama sanırım karşılıklı chat işlemine tabi tutulmuş, gitmiş yazdıklarımız :)
Sağlık olsun. Ama gitmesine hüzünlenmedim diyemem.
Saygılar
Fasil:FEZAİL BÖLÜMÜ (http://hadis.ihya.org/kutubusitte/fasil/81.html)Konu:Sahabe Dışındaki Bazı Kimselerin Fazileti - Ebu Talib (http://hadis.ihya.org/kutubusitte/konu/637.html)Ravi:Müseyyeb İbnu`l-Hazn (http://hadis.ihya.org/kutubusitte/ravi/994.html)Hadis:Ebu Talib`in ölüm anı gelince, Resulullah (sav) yanına geldi. Başucunda Ebu Cehil ile Abdullah İbnu Ebi Umeyye İbni`l-Muğire`yi buldu. "Ey Amcacığım! Bir kelimelik Lailahe illallah de! Onunla Allah indinde senin lehine şehadette bulunayım!" dedi. Ebu Cehil ve Abdullah atılarak (Ebu Talib`e): "Sen AbdulmutTalib`in dininden yüz mü çevireceksin?" diye müdahale ettiler. Resulullah (sav), (kelime-i şehadeti) ona arzetmeye devam etti. Onlar da kendi sözlerini aynen tekrara devam ettiler. Öyle ki bu hal Ebu Talib`in son söz olarak, onlara: "Ben AbdulmutTalib`in dini üzereyim!" demesine kadar devam etti. Ebu Talib Lailahe illallah demekten kaçınmıştı. Resulullah (sav): "Yasaklanmadığı müddetçe senin için istiğfar edeceğim!" dedi. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah şu vahyi indirdi. (Mealen): "Akraba bile olsalar, onların cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra müşrikler hakkında Allah`tan af dilemek ne Peygmaber`e ve ne de iman edenlere uygun düşmez" (Tevbe 113). Cenab-ı Hak şu ayeti de Ebu Talib hakkında indirmiştir. (Mealen): "Sen, sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. Doğru yolda olanları en iyi bilen de O`dur" (Kasas 56 ).HadisNo:4557
Şimdi tartışılan ne ? Videoda Ebu Talip'in müslüman olmadan öldüğüne dair çağrı filminde hiç bir gönderme yapılmadığı söyleniyor ve bu eleştiriliyor. Bu "islami kaynaklara göre" doğru yani Ebu Talip ölüm döşeğinde bile müslüman olmayı red etmiş.
Hatta yukardaki hadise göre de bu sabit.
Ama tuhaflık burada bitmiyor. Meşhur Bahira bahsinde de Ebu Talib rahibin " Ben onun sıfat ve evsafını bize indirilen kitapta bulmuşum! Nitekim siz yaklaştığınız zaman, O`na secde etmedik ne taş, ne ağaç kaldı, hepsi de secde ettiler. Bu cansız şeyler ancak bir peygambere secde ederler. Ben O`nu ayrıca peygamberlik mührüyle de biliyorum, bu mühür omuz başındaki düz kemiğin baş kısmının aşağısında bulunur, elma büyüklüğündedir" dediğini duymuş.
Ebu Talib için çizilen profilde son derece güçlü ve güvenilir bir insan betimlenir. Bu durumda yiğeni hakkında söylenen bu iddialar karşısında bile ona inanmamayı seçerek
öldüyse açıklama çok daha zordur.
Yani Kureyş ne der diye düşünecek durumda değildir Ebu Talib. Ve eğer el-ezher onaylı
bir film iddiasındaysanız bu ayrıntı atlanmamalı anlaşılır biçimde bu vurgulanmalıdır.
Cem bey, hala farkında değilsiniz. Söz konusu Esed ve Temimoğullarının Mekke'de yaşamadıklarını size kim söyledi?
Medine’ye gelen Beni Temim heyeti oldukça kalabalıktı ve kabilenin ileri gelenlerinden oluşuyordu. Oldukça kaba bir biçimde Hz. Peygamber ile görüşmek istediklerini, kendilerinin herkese karşı hem hürmet gösterip hem de bu saygıyı geri alacak güçte olduklarını söylüyorlardı. (Beni Temim bugünkü Bahreyn civarında yaşıyordu ve Arafat’ta icaze hac ibadetinin bittiğini ilan etme yetki ve imtiyazına sahip bulunuyorlardı ve Ukaz panayırında da hakemlik vazifesini yürütüyorlardı.)
Kaynak: http://www.yucedevlet.com/haber/125-bir-islam-aydini-olarak-mehmed-akif.html
Sn EnvyMe,
benim de anladigim kadari ile SIZIN hüzünlenmenize gerek yok, ama burada "uslup" taktir edilirken, uslubun neyi taktir edilmis onu da tam anlami ile anlamis degilim, sitenin tüzügünde müslümanlarin peygamberinden bahsedilirken "muhammed" olarak bahsedilmesi dogru bulunmus ( ki kendi mantigi icinde son derece dogrudur ) ama bahsi gecen calismada ne hikmetki müslümanlarca bir sayginligin ifadesi olan "hazreti" denilmeyi unutulmammis.....
buda "takkiye al la non-teist" olmali, bahsi gecen forumlarda site adina yayinlanan makalelerinde ayni insana bu sayginlink gösterilmesi geregi duyulamazken, sirf müslüman dinleyicilerin kulaklarina hos gelmesi icin kullanilmasini ben bir takkiye olarak degerlendiriyorum.
Birde satir arasinda son derece nazikce "korkak" denilmesi , amcasin'dan duymadigi "yalanci" ifadesinin bu arkadaslarin amcasinin görüsüymüs gibi sunmak istemesi.....
tarihi carpitmalar, ve farkli beklentilerden dogan yorum farkini "gercek" diye sunmak istemelerin neyine "saygi" duyuluyor onu da anlamis degilim.....
Peki ya din elestirisi yapilmayacak mi ?
tabiki yapilacak, ama bunun alt-yapisi bati avurpa hristiyanligi ( katolizim ) elestirisi üzerine konulmadan yapilacak, müslümanlarin kutsal degerlerini müslümanlar adina "puta tapiyorlar" denilmeyecek, hacc'da bile "müslümanlar esit degildir" denilmeyecek .
Henüz yakin sahidi oldugumuz dünümüzün ve yasamakta oldugumuz bugünümüzün tarihini tüm el verisli imkanlara ragmen ortak "dogru" ve "yanlislarimiz" yokken, bundan bin küsür yil önceki savaslar hakkinda belirli bir görüsü "gercek" digerini "kesin yalan" deyip biz müslümanlara dayatilmayacak.....
daha öncede söylemistim
bu calismayi taktir edecek insanlar son derece bellidir,
dini bilgisi ilmihal bilgileri ile sinirli olan insanlar,
ve bu dine zaten ön yargisi olup ve var olan ön yargilarina henüz bir "gerekcesi" olmayanlar......
evet isin en kötüsü de , bu bahsi gecen metin bir cok kisi tarafindan birden kaleme alinmis, ama icindeki cikmazlarin hesabini vermek isi. bahsi gecen konulara belki en yabanci olan kisi cevap vermek zorunda kalmis.....
digerli henüz sus pus....
muhtemmelen sitenin bosluklarini dolduran makamin
calismaya ve bahsi gecen elestirilere tesrif etmesini beklenilmekte
sevgi :) !
hakdogan
05-08-2009, 19:22
Medine’ye gelen Beni Temim heyeti oldukça kalabalıktı ve kabilenin ileri gelenlerinden oluşuyordu. Oldukça kaba bir biçimde Hz. Peygamber ile görüşmek istediklerini, kendilerinin herkese karşı hem hürmet gösterip hem de bu saygıyı geri alacak güçte olduklarını söylüyorlardı. (Beni Temim bugünkü Bahreyn civarında yaşıyordu ve Arafat’ta icaze hac ibadetinin bittiğini ilan etme yetki ve imtiyazına sahip bulunuyorlardı ve Ukaz panayırında da hakemlik vazifesini yürütüyorlardı.)
Kaynak: http://www.yucedevlet.com/haber/125-bir-islam-aydini-olarak-mehmed-akif.html
Cem bey, belgesel çalışmaları arama motorlarında search ile yapılmaz :)
Şimdi burada sözü edilen Beni Temim, Kureyş'teki Beni Temim ile sadece isim benzerliği taşıyan bir kabile midir, yoksa Mekke'deki ile bir akrabalığı var mıdır, bir kolumudur vs bilgim yok doğrusu, ama bildiğim bir şey var, oda Mekke'de, Kureyş'e mensup bir Beni Temim'in bulunduğu.
Şimdi sizin yönteminiz madem temel kaynaklara inmek yerine, web'de search yapmak, o halde size bir yardımım olsun: Açın google ve yazın Kureyş+Beni Temim ve enterlayın.
Bir sürü adres indexlenecektir.
Aaa, oda ne, bakın listelenenlerden birisi Mehmet Eminoğlu'na ait, başlığı İSMAİL (A.S) VE MEKKE-İ MÜKERREME DEVLETİ olan bir çalışma.
İçerik şöyle:
Milletin genel işlerini görmek için Kureyş arasında nezaret yani bakanlık görevi Kabileler arasında paylaşılmıştı .. O kabile kendisi sorumluğu altında başkanını seçer ve atardı. Daru’n-Nedve meclisi de onu isterse onaylardı.
Her ülkede olduğu gibi bu tasarruflarda zaman zaman teğayyür vaki olurdu.
(...)
Altıncısı: Rüsumat
Veya Gümrük Vazifesi
-Bir mahalden diğer mahalle nakl edilecek eşyayı muayeneden sonra nakline ruhsat vermek vazifesi idi Bundan da rüsum alınırdı.
Biset zamanında Beni Temim kabilesindeydi. En son nazırı Hazreti Ebu Bekir’di.
(...)
Onikincisi:Mir Ahurluk vazifesi:
Bu vazife Beni Temim elindeydi.
Harpte Kureyşlilerin hayvanlarını korumak ve idaresini temin etmekti.
http://www.mehmeteminoglu.com/dokumanlar/ismail-as.doc
Aslında size bunları göstermeme de hiç gerek yok, açarsınız İslam Tarihini, Mekke ve Kureyşi işleyen herhangi bir kaynak eser, orada görürsünüz Beni Temim'i, Beni Esed'i.
Hadi, kaynak eserleri geçtik, çalışmanızda konu edindiğiniz Hılfu'l-Fudul'u biraz araştırın bakalım, kimler arasında gerçekleşmiş, bu antlaşmanın yapıldığı evin sahibi hangi boya mensupmuş?
Bunları hep yazdık Cem bey.
Sonra ayrıca da belirttik, temel iddianız neydi?
"Kureyş kabilesinde İslam öncesinde kız çocuklarını gömme adeti yoktu."
E biz ne dedik?
Hz. Ömer'in (R.A) kendi ağzından naklettiği kızını gömmesi bilgisine ve Çağrı (The Message) Filminde Hz. Sümeyye'yi (R.A) canlandıran karakterin ağzından anlatılan kızkardeşinin gömülmesine gözlerinizi neden yumdunuz?
Yanılgı, hata ve ısrar ortada Cem bey.
Ancak kabahat sizde değil, bu çalışmada sizi yanlış yönlendirip, sonra da bu yönlendirmenin savunusunu yapmayı size bırakanlarda...
hakdogan
05-08-2009, 19:55
Şimdi tartışılan ne ? Videoda Ebu Talip'in müslüman olmadan öldüğüne dair çağrı filminde hiç bir gönderme yapılmadığı söyleniyor ve bu eleştiriliyor.
@frodo, teşrif edebilmene sevindim :)
Yanlız bakıyorum da senin heyben de farklı bir şey yok.
Cem bey'e ifade ettiğimizi sana da edelim: Filimde Ebu Talib'in Müslüman olduğuna dair tek bir gönderme/ima mı varda, Müslüman olarak ölmediği seyirci aptal yerine konarak körgöze parmak misali, didaktik bir dille ifade edilsin?
Cevap ver bakalım.
Ebu Talib için çizilen profilde son derece güçlü ve güvenilir bir insan betimlenir. Bu durumda yiğeni hakkında söylenen bu iddialar karşısında bile ona inanmamayı seçerek
öldüyse açıklama çok daha zordur.
What?
Yiğeni hakkında hangi iddialar söylenmiş?
"açıklama çok daha zordur"
:)
Senin için öyledir de @frodo, önyargısız düşünebilenler için neden açıklama zor olsun.
Efendimiz'in (S.A.V) tek amcası Ebu Talip midir?
Değildir.
Mesela Ebu Leheb.
O yiğenine hem inanmamış, hem düşmanlık etmiş, hem her fırsatta hakaretlerini sıralamıştır.
Ama Ebu Talip bunu yapmamıştır.
Efendimiz (S.A.V), dedesinin vefatı sonrası onun evinde büyümüştür, Ebu Talip yiğeni ile gülmüş, yiğeni ile ağlamıştır. O'nu çok sevmiştir.
Şimdi biz, bu tabloya bakıp "Ebu Talip aslında İman etmişti, ama kavminin baskısı sebebiyle, yada yiğenini korumayı sürdüremeyeceğini düşündüğünden İman etmedi" vb yorumlar yapmıyoruz da(ki bu, sizin dillendirdiğiniz iddiaya göre fersah fersah daha aklidir), siz bu tabloya bakıp "demek yiğenini yalancı olarak görüyordu" diyerek uçuşa geçiyorsunuz.
Geçmekle kalmıyor, Akad filminde neden uçuşa geçmedi diye de eleştiriyorsunuz :)
Bak sen şu işe be @frodo.
Açıklama çok basittir, Ebu Leheb örneği ortadadır.
Ebu Talip, kardeşi gibi düşünce onun gibi davranırdı, yiğenini korumazdı.
Olay bu kadar nettir.
Tabi görmek isteyenler için...
Öncelikle kişilerden çok konulara odaklanan son mesajların için kutlayayım seni hakdogan. İstediğimiz yazı türü bu. Böyle de devam edeceğine inanıyorum.
Yiğeni hakkında hangi iddialar söylenmiş?
Gözünden kaçmış olmalı : " Ben onun sıfat ve evsafını bize indirilen kitapta bulmuşum! Nitekim siz yaklaştığınız zaman, O`na secde etmedik ne taş, ne ağaç kaldı, hepsi de secde ettiler. Bu cansız şeyler ancak bir peygambere secde ederler. Ben O`nu ayrıca peygamberlik mührüyle de biliyorum, bu mühür omuz başındaki düz kemiğin baş kısmının aşağısında bulunur, elma büyüklüğündedir"
Şimdi düşünelim: Ebu Talib yanında götürdüğü küçük Muhammed'le ilgili bu iddiaları duymuş. İddia sahibinin Muhammed'den haberi olması mümkün değil ama onun peygamberlik mührüne kadar bilmekte. Hatta onunla ilgili rahibin kaygılarına inanıp Muhammed'i korumak için kervandan ayrı yanına birilerini katarak Mekke'ye sağ salim
ulaşmasını sağlamış.
Ama ilginç olan onun peygamberliğine ve getirdiği hak dine icabet etmemiş.
Sence bu durum tuhaf değil mi ?
hakdogan
05-08-2009, 20:25
Gözünden kaçmış olmalı
Hayır, Bahira ile ilgili alıntın gözümden kaçmadı, senin "hakkındaki iddialar" derken bu olumlu ifadelere gönderme yaptığını düşünmedin ve o yüzden sordum.
Şimdi düşünelim: Ebu Talib yanında götürdüğü küçük Muhammed'le ilgili bu iddiaları duymuş. İddia sahibinin Muhammed'den haberi olması mümkün değil ama onun peygamberlik mührüne kadar bilmekte. Hatta onunla ilgili rahibin kaygılarına inanıp Muhammed'i korumak için kervandan ayrı yanına birilerini katarak Mekke'ye sağ salim
ulaşmasını sağlamış.
Ama ilginç olan onun peygamberliğine ve getirdiği hak dine icabet etmemiş.
Sence bu durum tuhaf değil mi ?
Devrin asabiyetini bilirsen değil.
Bak, ıskaladığınız noktaları sıralamaktan ben bıktım, siz bana sıralatmaktan bıkmadınız.
1-Şimdi buradaki alıntın da dahil, konuya dair bütün malumatları nerede buluyorsun? El-Cevap İslam'i kaynaklarda, o kaynaklarda İslam'ın ilk dönemleri ve öncelerine dair verilerde.
2- Senin yararlandığın bu kaynaklar, o kaynaklarda bulduğun doneden hareketle vardığın sonucu doğrular tek bir kayıt içeriyor mu? El-Cevap içermiyor.
3-Peki garip bulduğun duruma dair, bu kaynaklar bir açıklama sunuyor mu? El-Cevap sunuyor.
Nedir o?
Ebu Talip'in ölüm anında yiğenine söyledikleri.
Kavminin kınamasından, korktu demesinden imtina ettiği açıkça ifade ediliyor.
Bütün bunları geç, sana Ebu Leheb örneğini veriyoruz, diyoruz ki bak tam da sizin düşündüğünüz gibi düşünmüş, düşünmekle yetinmemiş bir de eyleme/aksiyona geçmiş.
Peki Ebu Talip böyle mi yapmış?
El-Cevap hayır.
O vakit, fikir namusu olan, bilimsel düşünceye değer veren herkes, bu verilerden hareketle, "'Ebu Talip'in gözünde yiğeni yalancı bir sahtekardı' sonucuna varılamayacağı"nı teslim eder.
Olay net, ortada.
Öncelikle kişilerden çok konulara odaklanan son mesajların için kutlayayım seni hakdogan.
Ben her zamanki hakdogan'ım @frodo, bunu sende biliyorsun.
Ben, çizgisinden taviz vermeyecek, sade bir Müslüman'ım.
Allah'ın inayeti ile öyle kalma azmi cehtindeyim, Rabbim mahçup etmesin.
Bu böyle biline...
Ben, çizgisinden taviz vermeyecek, sade bir Müslüman'ım.
Bunu isteyen yok zaten hakdogan. Düşündüklerinden milim bile ayrılmanı beklemiyorum.
Aksine hakdogan "farklı bir zenginliktir" paylaşım forumu için. Ama zeki bir insansın,
aynı çiçeğe ayçiçeği de gündöndü de denebileceğini gayet iyi bilirsin. Sorun paylaşım forumunu karşılıklı sataşmalara dönüştürecek ifadeleri kontrol altında tutmak.
askeriye
05-08-2009, 22:45
Sayın video hazırlayıcıları
Hani bir sahne daha vardı diyorsunuz ya işte belge işte kayıt orada 10 erkeğe okuma yazma öğretmek kaydıyla.............falan filan işte
Orayıda alıp günümüzün bir problemini aydınlatmışsınız ya hani
Meğersem günümüzde kız çocuklarının okutulmama nedeni budur diye
Bunun sadece bir ateistin yorumu olduğu belli
Ama savaş meydanlarında savaştan hemen sonra esirler serbest bırakılıyor Malum şartlarda -gücü yeten para gücü yetmeyen okuma yazma öğretecek-
Belliki karar aniden alınmış veya ne kadar geç olursa olsun....
O meydanda kız çocuğunun,kadının,kızın,yaşlının ne işi var
Ne işi varki kız çocuklarınada okuma yazma öğretecekler
O zamanlar Hİçbir savaştan sonra taraflar esirlerden böyle -okuma yazma- gibi bir istek istemezlerdi islamiyetin taaa o dönemde dönemin şartlarına göre ilginç,şaşırtıcı sayılabilecek Tarafsız bir gözle tarih okuyan bir bilim adamına "vay be ne toplummuş taa ne zaman böyle bir şart koşmuşlar okumaya ne kadar önem veriyorlarmış" dedirtecek bir gerçeği
Evirip çevirip nerelere getiriyorsunuz.
Yazarın dediği gibi Ne olursa olsun
Takdir etmesini öğreneceksin
Hakdoganin bahsi gecen idaalarin yanlis olduguna dahir elestirilerni göz önüne alinarak, yeni bir calisma yapacak duruma gelecekler galiba arkadaslar :)
hakdogan sayesinde yeniden daha saglikli bir metin yazilip ,dinsiz arkadaslarin KENDI DOGRULARINI ögrenme sansimiz olacak belki....
ya siz sade müslümanalara kabul ettirmediniz bu cailsmayi, biraz ilim irfan görmüs müslüman bu calismanin icerigine bir göz atip "galiba bu bir kötü komedi mi ne" diye degerlendirmez mi ?
O meydanda kız çocuğunun,kadının,kızın,yaşlının ne işi var
Ne işi varki kız çocuklarınada okuma yazma öğretecekler
Erkek çocukları da yoktu o savaş meydanında. :) Yaşı 15'i geçen erişkin erkekler vardı.
Savaş, Bedir denilen hem Mekke'ye hem de Medine'ye uzakta ıssız bir yerde yapılıyor. Dolayısıyla ne erkek çocuğu ne kız çocuğu orada yaşamıyor. Esirler Medine'ye götürülecek. Oradan Ensar denilen Medineli müslümanlardan 10 erkek çocuğuna okuma-yazma öğretilecek. Umarım şimdi anlamışsındır.
O zamanlar Hİçbir savaştan sonra taraflar esirlerden böyle -okuma yazma- gibi bir istek istemezlerdi islamiyetin taaa o dönemde dönemin şartlarına göre ilginç,şaşırtıcı sayılabilecek Tarafsız bir gözle tarih okuyan bir bilim adamına "vay be ne toplummuş taa ne zaman böyle bir şart koşmuşlar okumaya ne kadar önem veriyorlarmış" dedirtecek bir gerçeğiEsirlerin çoğu müslüman ordusundaki askerlerin akrabaları idi. Kimi amcası, kimi babası, kimi ağbisi. Hatta Muhammed'in damadı Ebu'l As'da esirler arasındadır. Akraba oldukları için acımışlar ve okuma-yazma öğretme, fidye gibi cezalar vermişler. Hoş görülü oldukları için değil.
Esirler Yahudi olduğunda ya Beni Kaynukalılara yaptıkları gibi vatanlarından sürmüşler ya da Kureyzalılar gibi tüm erkeklerin kafalarını kesmişlerdir.
hakdogan
06-08-2009, 14:34
Esirler Yahudi olduğunda ya Beni Kaynukalılara yaptıkları gibi vatanlarından sürmüşler ya da Kureyzalılar gibi tüm erkeklerin kafalarını kesmişlerdir.
Cem bey,
Şu ezberde bu forumda çok sık servis edilir, acaba hiç araştırma ihtiyacı hissetmenizi mi?
Kendisi ile kıyas yaptığınız "Bedir savaşı ile, bu iki olay aynı düzlemde ele alınabilir mi?" diye hiç bir merakınız olmadı mı?
Hicret sonrası Medineli Yahudilerle ve bir sözleşme yapıldı, toplumsal bir sözleşme idi bu. Müslümanlar ve Yahudiler'in birbirlerine karşı verdikleri sözler vardı. Her anlaşmanın, şartnamenin, ihlaller karşısında uygulanacak yaptırımlar bölümü olur.
Beni Kaynuka meselesi nedir?
Bir Mü'mine kadın, Beni Kaynuka'ya mensup bir yahudi kuyumcunun dükkanına gider. Burada yahudi kuyumcu ve orada bulunan arkadaşları Mü'mine kadının tesettürüne el uzatırlar, avret mahallerini ortaya çıkarırlar. Kadın feryad eder, yardım ister ve bir Müslüman gelir, yahudi kuyumcuyu öldürür, yahudilerde toplanıp o Müslümanı şehit ederler.
Hadise böylece patlak verir ve anlatmaşlarına ihanet eden Kaynuka oğulları Medine'den sürülür.
Kureyza yahudileri de Müslümanlarla olan antlaşmalarına ihanet etmiştir. Hendek savaşı sırasında Müslümanları arkalarından vurmaya kalkmıştır.
Müslümanlar, bu ihanete göz mu yumacaktı?
Ve en önemlisi, onlara uygulanan hüküm neye göre olmuştur biliyor musunuz?
Arzu ederseniz, onu da yazarım :)
Lütfen, bu konuları derinlemesine araştırmadan, vukufiyet kesbetmeden çamur atmaya kalkmayın...
emeğinize sağlık bu önemli çalışma için teşekkürler...
Kızılordu, ulpian ve ozgur, hepinize de teşekkür ederim.
Hicret sonrası Medineli Yahudilerle ve bir sözleşme yapıldı, toplumsal bir sözleşme idi bu. Müslümanlar ve Yahudiler'in birbirlerine karşı verdikleri sözler vardı...
O antlaşma başka başlıklarda uzun uzun ele alınmıştı. Sanırım sodomo imzalı araştırma vardı o konuda. Sonra ben de ararştırdım. Medine antlaşması sadece ensar ile hicret eden müslümanlar arasındaki ilişkiyi düzenliyor. Az sayıda yahudi de katılıyor antlaşmaya. Ancak Medine'nin çoğu Yahudi kabilesi katılmıyor. Bunu şurdan rahatlıkla anlayabilirsiniz:
Medine antlaşmasında Muhammed, allahın resulü sıfatıyla imza atmıştır. Oysa yahudiler onun bu sıfatını red ediyorlardı. Onun allahın resulü olduğunu kabul etmeleri kendi dinleriyle çelişirdi zaten.
Özetle, Muhammed yaşamı boyunca toplumsal-politik durumlara göre farklı siyasetler gütmüştür. Kimi zaman Bedir'de olduğu gibi akrabalarının bulunduğu esirleri fazla zorlamdan serbest bırakmış, kimi zaman yurtlarını terketmek, ev ve bağ-bahçelerini ganimet bırakmak şartıyla insanları yaşlı-çocuk demeden yeni yurtlar aramaya göndermiş. Kimi zaman bunu bile yapmadan yüzlerce esirin boynunu vurdurtmuştur.
Muhammed, politik bir önderdi. Tarihsel bir şahsiyet olup hiç bir olağanüstü yönü yoktur. Bir ilahi gücün desteğinde olduğuna dair hiç bir bulgu gösterememiştir. Peygamberliğini ilan ettiği ilk yıllarda Mekkelilerin mucize göstermesi isteklerini "yetkim yok" diyerek yanıtlamıştır. Birkaç yıl bunalıma girmiştir. Sonrasında Hz. Hamza ve Ömer'in kendi safına katılması sayesinde biraz toparlanabilmiştir.
İbreyi kendi tarafına çevirmesi ise Medine'de çete savaşlarına başlayıp, konvoyları, başkalarının mallarını yağmalamasıyla değişmiştir. Ganimetlerin %80 ini askerlerine dağıtması taraftar sayısını hızla artırmıştır.
Muhammed eğer Medine'de ganimet ele geçirme amaçlı savaşlara başlamasaydı muhtemelen tarihten silinip gidecek, kimse de onu hatırlamayacaktı.
hakdogan
07-08-2009, 00:13
Medine antlaşması sadece ensar ile hicret eden müslümanlar arasındaki ilişkiyi düzenliyor. Az sayıda yahudi de katılıyor antlaşmaya. Ancak Medine'nin çoğu Yahudi kabilesi katılmıyor. Bunu şurdan rahatlıkla anlayabilirsiniz:
Medine antlaşmasında Muhammed, allahın resulü sıfatıyla imza atmıştır. Oysa yahudiler onun bu sıfatını red ediyorlardı. Onun allahın resulü olduğunu kabul etmeleri kendi dinleriyle çelişirdi zaten.
Yine yanlış çıkarım.
Birincisi, önce "Medine antlaşması sadece ensar ile hicret eden müslümanlar arasındaki ilişkiyi düzenliyor" sözünüz tamamen yanlış, zaten hemen ardından "Az sayıda yahudi de katılıyor antlaşmaya" demenizden bunu sizin de farkettiğiniz anlaşılıyor.
Bakın, aynen bu diri diri kızçocuğunu gömme bahsinde yaptığınıza benzer, somut tarihsel bir veri ortaya koymadan, "filan kabileler kız çocuklarını gömmezdi", "az sayıda yahudi kabilesi" gibi hüküm cümleleri kuruyorsunuz.
İyi de, mesnediniz ne?
Hangi kaynaklardan bu sonuca vardınız?
Bakın, öyle kaynak felan araştıracak haliniz olamdığı belli, buyrun size medine vesikasının tam metni:
http://www.yeniumit.com.tr/yazdir.php?konu_id=385
Bakın bakalım, "az sayıda yahudi kabilesi" miymiş vesikayı imzalayanlar, yoksa olay tamamen aksi miymiş?
Medine'de yer yaşayıp, bu vesika altına imza atmayan hangi Yahudi kabilesiymiş?
Bir zahmet ortaya koyun.
Şimdi çıkarımınıza gelelim: Medinne Vesikası bir İman sözleşmesi değildir, dolayısı ile o antlaşmaya taraf olan azınlık Yahudiler, bu taraf olmayla Hz. Muhammed'in (S.A.V) Risaletini değil, Medine Şehir Devletinin başkanlığını onaylamış oldular.
Sonrasında buna ihanet ettikler.
Sonra, burada bu konunun gündeme gelmesine vesile olan kaynuka ve kurayza yahudileri ile Resul-i Ekrem'in (S.A.V) antlaşmaları olduğu bilgisi, bırakın İslam Tarihi uzmanlığını, bu meselelerde ilkokul din bilgisi dersi dışında öğrenim görmemişlerin bile bildiği bir husustur.
Kimi zaman Bedir'de olduğu gibi akrabalarının bulunduğu esirleri fazla zorlamdan serbest bırakmış
Bedir'de serbest kalanlar içinde Allah Resulü'nün (S.A.V) kaç akrabası var?
Söyler misiniz?
Sonra bir zahmet, serbest kalan diğer zevatın adedini de verin.
Yine sonra bir zahmet, Allah Resulü'nün (S.A.V) damadının nasıl serbest kaldığını da yazıverin.
Ha bilmiyorsanız söyleyin, ben yazarım.
Muhammed, politik bir önderdi. Tarihsel bir şahsiyet olup hiç bir olağanüstü yönü yoktur.
Cem bey, bu başlık sizin İki Cihan Güneşine (S.A.V) dair şahsi değerlendirmelerinizi paylaşmak adına değil, güya Çağrı (The Message) Filmini eleştirir bir video çalışmasını lanse etme adına açılmıştır.
Öyle değil mi?
Öyle ise, bu çalışmaya dönük, bariz hata, yanlış ve çarpıtlara zoom yapan eleştirilere bir zahmet yanıt verin.
Veremiyorsanız da verebilecek birileri gelsin.
Bir konu, sahasının adamı olanlar ile müzakere edilir.
Görüyorum ki, İslam Tarihine dönük malumatınız bırakın eleştirel bir çalışma yapmayı, böyle bir çalışmayı tahlil edecek düzeyde bile değil...
hakdoğan
sizin huyunuz mudur böyle her başlıkta baydırana kadar yazmak?????
Bedir'de serbest kalanlar içinde Allah Resulü'nün (S.A.V) kaç akrabası var?
Kızı Zeyneb'in kocası Ebu'l As var. Hatta diğer esirler fidye karşılığı serbst bırakılırken kızı Zeyneb'in kocası için gönderdiği mücevherleri kabul etmeyip, iade ediyor Muhammed.
Bu da ne kadar adil olduğunu gösteriyor onun değil mi? Başkalarından fidye al ama kızından alma. Ne ilahi bir adalet, hayran oldum.
Evet arkadaslarin aylardir emek verip bize sunabildigi calismanin elestirisinden cikilmis....
is peygamberin genel konumuna dogru gitmekte....
ben simdiden söyleyim de "-invi-" söylemisti dersiniz....
bu konu simdi buradan cikip dogru peygamberin evliliklerine gidecek oradan da cikip mal varligina ve nihayetinde "müslümanlarin peygamberin yasadigina dahir bizim tarafimizdan kabul gören bir belge bir kanit yoktur" denilecek.....
aha buraya yaziyorum iste......
hakdogan
07-08-2009, 00:52
Kızı Zeyneb'in kocası Ebu'l As var.
Evet :)
Kimi zaman Bedir'de olduğu gibi akrabalarının bulunduğu esirleri fazla zorlamdan serbest bırakmış
Ben ne demiştim?
Bedir'de serbest kalanlar içinde Allah Resulü'nün (S.A.V) kaç akrabası var?
Cevap Bir.
Evet, rakam ile 1.
Ama metni öyle bir yazıyorsunuz ki(videodaki taktik de öyle :) ) sanki onlarca, yüzlerce akrabasını serbest bırakmış.
Ne kadar bilimsel, gerçeklere uygun bir tarz, öyle değil mi!
Bir şey daha sormuştum:
Yine sonra bir zahmet, Allah Resulü'nün (S.A.V) damadının nasıl serbest kaldığını da yazıverin.
Ha bilmiyorsanız söyleyin, ben yazarım.
Bana yazdırmayın, siz yazın...
milomanara
07-08-2009, 01:27
Emeği geçen arkadaşların eline sağlık. Bence gayet başarılı bir çalışma olmuş.
Nihayet seyredebildim, emegi gecenleri tebrik ederim, amatoru de gecmis, nerdeyse profesyonel bir dokumanter olmus.
Bence bu calisma bu hali ile her yerde yayinlanmali,
türkiydeki "dinsiz"lerin genel din kültürü hakkinda güzel bir calisma olarak kabul edilebilinir.....
"islami" siteler bu gibi "derin" bir calismayi yayinlamamalari icin aslinda görünürde hic bir engel yok....
kocakaptan35
10-08-2009, 10:02
Turan Dursun okuyupta gerçek anlamda kavrayabilen kişiler bu videonun değerini anlayabilir.Ama sadece karalamak için seyredip olayın orası burası diyenler zaten anlamak istemeyen-lerdir ...uygunsuz ifade...........................
Emeği geçen herkese teşekkürler ve tebrikler.
sn robin
ortada bir emek felan yok, hazir olan bir filim'den izinsiz kullanilan görütünü kesitleri ile o kesitler üzerine okunan son derece zayif, yalan yanlis bir metinin kötü okunmasi var.....
sn robin
ortada bir emek felan yok, hazir olan bir filim'den izinsiz kullanilan görütünü kesitleri ile o kesitler üzerine okunan son derece zayif, yalan yanlis bir metinin kötü okunmasi var.....
Ortada bir emek yok derken yaptığınız insafsızlık bir kenara, hala ama hala Çağrı Filmi'nin yapımcılarından izin alınması gerektiğini iddia ediyorsunuz ya...
Diğer başlıkta başka bir arkadaş size bu konuda İngilizce bir wiki-makalesi linkledi, Almancasını istediniz. Benim açıklamalarıma zaten itimat etmediniz.
İsterseniz bir de, anladığınız dildeki bu makaleyi okuyun => 'Das Zitatrecht (http://docs.google.com/gview?a=v&q=cache:lrv2J73SlAoJ:www.lehrer-online.de/dyn/bin/385940-386032-1-zitatrecht.pdf)' (iktibas hakkı) veya Zitieren beim Bewegtbild. Das Zitatrecht im Filmbereich (http://www.mediaculture-online.de/fileadmin/bibliothek/flechsig_bewegtbild/flechsig_bewegtbild.pdf).
Üçüncü kez:
Bir yazar başka bir yazarın fikirlerini eleştirmek/tartışmak için onun kitabından kaynak göstererek alıntılar yapabilir. O yazardan izin almasına gerek yoktur. Aynı şey görsel çalışmalar için de geçerlidir.
saygılarımla
Sn ulpian
almancasini istemedim...almancasini okudum ve almancasini okudugum iletilerde ( verdiginiz son iki kaynak da dahil ) bu calismayi mesruh kilacak hic bir satira rastlayabilmis degilim, kaldiki "teknik" olarak bu calismanin "düzgün" olmasi bile, icerik olarak son derece zayif oldugu bizzat, bu calismanin sorumlulari tarafindan , sessiz kalinarak, kabul edilmis bir olgudur....
tabi siz bunu böyle kabul etmeyip, farkli degerlendirebilirsiniz.....
Sn ulpian
almancasini istemedim...almancasini okudum ve almancasini okudugum iletilerde ( verdiginiz son iki kaynak da dahil ) bu calismayi mesruh kilacak hic bir satira rastlayabilmis degilim,
Sayın -InVi-,
bir farkli görüşte olmak var, bir de düpedüz yalan söylemek var! Verdiğim linkleri ya okumadınız ya da okumuş gibi yapıp 'böyle bişi yazmıyor' demektesiniz.
İkinci linkteki yazıdan daha açık nasıl anlatılsın ki bu konu?!?
Das Recht, aus fremden geschützten Werken zitieren zu dürfen, ist in allen Kulturstaaten
dieser Erde gleichermaßen anerkannt: Die Möglichkeit, fremde Geisteswerke
wiederzugeben, ist unabdingbare Voraussetzung für die geistige und kulturelle
Fortentwicklung der Gesellschaft.
Filmlerden yapılan iktibas türlerine örnekler:
• Aufnahme eines anderen Filmwerkes in einen neuen Film, naturgemäß
überwiegend lediglich eines Ausschnittes
• Einblendungen aus Filmberichterstattungen jeder Art
• Verwendung von Filmausschnitten in Werbefilmen
• Online-Verbreitung.
meşru olması için gereken en genel şartlar:
• Wahrung der Integrität des Zitats.
• Die Kennzeichnung des Zitats als solches.
• Die Nennung des Zitaturhebers oder des zitierten Leistungsschutzberechtigten.
vesaire
saygılarımla
sn ulpian
bahsi gecen calismada altinlari genel manasinda kopartilarak, üzerinde bir zayif metin okunmustur, bunun en bariz örnegi ise ebu sufyanin ne zaman müslüman olduguna dahir olan bölümdür mesela....
bunu Einblendungen aus Filmberichterstattungen jeder Art olarak kabul ettiremezsinz, nedeni de burada bahsi gecen orjinal filim aslindan farkli olarak kesilip, yapilan yorumca tekrar düzenlenmistir....ve bunun hic bir hukuki dayanagi yoktur.....
okdukklarimda.....
kaldiki verdiginiz düzenlemede su ifade var
Die Kennzeichnung des Zitats als solches
bu calismada ise "zitat"den ziyade, bu calismadan kendisini sorumlu hissedilenlerin "kommentar / yorumlar"lari vardir.....
sn ulpian
bahsi gecen calismada altinlari genel manasinda kopartilarak, üzerinde bir zayif metin okunmustur, bunun en bariz örnegi ise ebu sufyanin ne zaman müslüman olduguna dahir olan bölümdür mesela....
bunu Einblendungen aus Filmberichterstattungen jeder Art olarak kabul ettiremezsinz, nedeni de burada bahsi gecen orjinal filim aslindan farkli olarak kesilip, yapilan yorumca tekrar düzenlenmistir....
Demek ki sayın -InVi-,
bir başka filmden o filmi tartışmak/eleştirmek için İZİN ALMADAN altını yapılabiliyormuş, fakat elbette meşru olması için bazı şartlar varmış. Fakat siz belgeselle ilgili öteki başlıkta da dünden beri, alıntı için her halükarda izin alınması gerektiğini ısrarla savunmuştunuz. Şimdi de 'tamam böyle bir hak var, fakat söz konusu belgeselde şartlara riayet edilmemiş' diyorsunuz.
Ben elimden geldiği kadar tarafsızca belgeseli birkaç kez izledim (Çağrı Filmini zaten çocukluğumdan beri defalarca izlemişliğim var). Ve hiç bir alıntıda anlam çarptırılmasına rastlamadım. Bakın: Eleştirilerin doğru/mantıklı olup olmaması söz konusu değil burda. Yapılan alıntıların kendisinde (filmde asıl kastedilen) anlam bozulmuş mu bozulmamış mı? (Basit bir örnekle: 'İçkiliyken namaza yaklaşma' cümlesindeki 'içkiliyken' kelimesini silmek ve sadece 'namaza yaklaşma'yı alıntılamak gibi). Böyle bir anlam saptırmasına rastlamadım.
Bu konuda en ciddi eleştiri zannedersem hakdogan'dan gelmişti. 'Hangi Allah?' sorusunun devamındaki 'Sizin Allahınız konuşuyor mu?' cümlesinin belgeselde gösterilmediğinden dolayı bir anlam saptırması yapıldığı görüşündeydi. Fakat Çağrı Filmi'nin genelini izlersen, filmde 'müşrikler'in Allah gibi en üst bir yaratıcıyı tanımadıkları, kendi elleriyle yaptıkları nesnelerin bizzat kendilerini tanrı olarak kabul ettikleri gibi izlenimler verildiğini açıkça görüyoruz. Belgeselde yapılmak istenen vurgu da budur, anlam bütünlüğü açısından bir çarptırma olmamıştır.
kaldiki verdiginiz düzenlemede su ifade var
Die Kennzeichnung des Zitats als solches
bu calismada ise "zitat"den ziyade, bu calismadan kendisini sorumlu hissedilenlerin "kommentar / yorumlar"lari vardir.....
Konuyu anladığınızdan emin değilim.
Zikrettiğiniz ibare alıntının meşru olması için şu şartı öngörüyor: Yapılan alıntıların alıntı olduğu belli edilecek.
Yani mesela yazılı alıntı yapıyorsak, bu alıntıyı tırnak içine koyacağız ve parantez içinde ya da dipnotta kaynağı vereceğiz.
Peki bu bir belgeselde nasıl yapılır? Mesela belgeselin başında hangi filmi konu aldığını, filmin yapımcılarını vs. gösterirsin, ondan sonra da filmden alıntı yaparken bunun filmden alıntı olduğunun anlaşılacağı bir şekilde yaparsın. Aynen söz konusu belgeselde olduğu gibi.
Yoksa elbette, tırnak içinde yazılı olarak alıntıladığınız cümlelerin başında ve sonunda kendi yorumlarınızı yapabilirsiniz (yorum yapmayacaksanız zaten neden alıntı yapasınız ki). Aynı şey film için de geçerli.
Yapılan yorumların doğru/yanlış olmasının, alıntının meşru olup olmaması ile bir ilgisi yok!
Keşke belgeselin içeriğine yönelik eleştirilerinizi zorla bazı hukuki/şekilsel kılıflar içine sokmaya çalışmasanız.
saygılarımla
Sn ulpian,
bahsi gecen baslik zaten konunun "icergi" hakkindaki olan baslik,
siz ise halen farkli bir baslik olan ve o basliktan kalan son sözlerinizi söylemek ile mesgulsunuz, bence bir sakincasi yok, ama son yazdiklarimizin bu baslik altinda olmasi dogru degil, cünkü bunlar icin ayri bir baslik var zaten....
ben burada bir baska üyenin astigi iletiye cevaben, konunun icerigi hakkinda bir yorum yazmistim......
robin: Emeği geçen herkese teşekkürler ve tebrikler.
-InVi- : sn robin
ortada bir emek felan yok, hazir olan bir filim'den izinsiz kullanilan görütünü kesitleri ile o kesitler üzerine okunan son derece zayif, yalan yanlis bir metinin kötü okunmasi var.....
Sn ulpian,
bahsi gecen baslik zaten konunun "icergi" hakkindaki olan baslik,
siz ise halen farkli bir baslik olan ve o basliktan kalan son sözlerinizi söylemek ile mesgulsunuz, bence bir sakincasi yok, ama son yazdiklarimizin bu baslik altinda olmasi dogru degil, cünkü bunlar icin ayri bir baslik var zaten....
ben burada bir baska üyenin astigi iletiye cevaben, konunun icerigi hakkinda bir yorum yazmistim......
Ya lütfen bir süre olsun bulunduğunuz yerde dursanız. Bir önceki sayfada bu konuyu ilk olarak siz tekrar gündeme getirmemiş miydiniz?
sn robin
ortada bir emek felan yok, hazir olan bir filim'den izinsiz kullanilan görütünü kesitleri ile o kesitler üzerine okunan son derece zayif, yalan yanlis bir metinin kötü okunmasi var.....
Neyse telif hakkı konusunda bir uzlaşma sağladıysak eğer, benim açımdan tartışmayı noktalayabiliriz. Sizin içeriğe yönelik eleştirilerinize katılmasam da, saygıyla karşılıyorum zaten.
saygılarımla
Sn ulpian baslik bahsi gecen calismanin "icerigi" hakkinda bir baslik....
ve bu calisma icin "izin" istenilmemis....size göre "gerek" yok, bana göre var, cünkü altinlar aslindan kopartilarak, icerigi degistirilerek yapilmis........
ama bu basliktaki konu zaten bu degil....
bu basliktaki konu hakdoganin "dakika dakika" afise ettigi yalan yanlis bilgiler var.....
ve kendisinin bu yorumlarina sus pus olan calismadan sorumlu olan arkadaslarin sessizligi hakim.....
Sn ulpian baslik bahsi gecen calismanin "icerigi" hakkinda bir baslik....
ve bu calisma icin "izin" istenilmemis....size göre "gerek" yok, bana göre var, cünkü altinlar aslindan kopartilarak, icerigi degistirilerek yapilmis........
ama bu basliktaki konu zaten bu degil....
bu basliktaki konu hakdoganin "dakika dakika" afise ettigi yalan yanlis bilgiler var.....
ve kendisinin bu yorumlarina sus pus olan calismadan sorumlu olan arkadaslarin sessizligi hakim.....
Bu başlığın konusu olmadığı halde, ilk siz değiniyorsunuz bu konuya bu başlıkta. Karşı çıkılınca, bu başlığın konusu değil diyorsunuz...
En detaylı açıklamalara rağmen, argümanların tümünü görmezden gelip 'Bana göre yine de izin alınmalıydı.' diyorsunuz...
Neyse anladığım kadarıyla zaten siz cidden bu konuları tartışmayı değil, ha bire çalışmayı yapanları (kendinizce) horlamayı amaçlamaktasınız. O zaman eğer vakit bulurlarsa ısrarla talep ettiğiniz gibi çalışmayı yapanlar cevap versin (ki aslında onlara da tavsiye etmem, ama ben yoruldum :) )
saygılarımla
Calismayi yapanlari horlamak gibi bir özel gayretim yok,
ama bu calisma her türlü elestiriye müsayid.....
o zaman bunu kibirlik icinde DOKUMENTAR olarak degilde
din elestirisi denemesi olarak lanse edilmesi daha anlasilir olurdu....
lütfen yorulmayin :)
basliga / basliklara katiginiz yorum zenginliginden dolayi kendi adima tesekür ederim.....
hakdogan
11-08-2009, 13:36
Ben elimden geldiği kadar tarafsızca belgeseli birkaç kez izledim (Çağrı Filmini zaten çocukluğumdan beri defalarca izlemişliğim var). Ve hiç bir alıntıda anlam çarptırılmasına rastlamadım. Bakın: Eleştirilerin doğru/mantıklı olup olmaması söz konusu değil burda. Yapılan alıntıların kendisinde (filmde asıl kastedilen) anlam bozulmuş mu bozulmamış mı? (Basit bir örnekle: 'İçkiliyken namaza yaklaşma' cümlesindeki 'içkiliyken' kelimesini silmek ve sadece 'namaza yaklaşma'yı alıntılamak gibi). Böyle bir anlam saptırmasına rastlamadım.
Bu konuda en ciddi eleştiri zannedersem hakdogan'dan gelmişti. 'Hangi Allah?' sorusunun devamındaki 'Sizin Allahınız konuşuyor mu?' cümlesinin belgeselde gösterilmediğinden dolayı bir anlam saptırması yapıldığı görüşündeydi. Fakat Çağrı Filmi'nin genelini izlersen, filmde 'müşrikler'in Allah gibi en üst bir yaratıcıyı tanımadıkları, kendi elleriyle yaptıkları nesnelerin bizzat kendilerini tanrı olarak kabul ettikleri gibi izlenimler verildiğini açıkça görüyoruz. Belgeselde yapılmak istenen vurgu da budur, anlam bütünlüğü açısından bir çarptırma olmamıştır.
Altını çizdiğim örnek mükemmel bir örnek, bu video çalışmasında tam da bu yapılmış. Görmenize tekraren yardımcı olalım:
Video 07:00 "El-Uzza, sağlığımızı korur. Menat, refah tanrısı. El-Lat, ailemizin, kabilemizin tanrısı. Ve Hubal. Kervanlarımıza yön veren, kaderimizi çizen tanrı."
Video'da konuşan Ebu Leheb'dir, putlarını ve onların işaret ettiği sahte ilahlara yükledikleri fonksiyonlardan söz etmektedir, ancak Video'nun 07:19 saniyesinde "Kimi Din Bilimciler, Semavi Dinlere tek Tanrılı dinler değil, tek Tanrılılığa geçiş dönemi sınıfına sokar. Bunun nedeni, az evvel de duyduğumuz gibi(az evvel ne duyduk, İslam'da anlatılan Melekleri mi?), tanrılardan bazılarının semavi dinlerde melek adıyla yaşatılmasıdır. Örneğin Mikail kıtlık ve bolluktan sorumludur, cebrail elçilik yapar, israfil sura üfler, kötülük tanrıları da şeytan adıyla devam ettirilmiştir. Bunlar gerçek bir tek tanrılı dinde olmaması gereken öğelerdir, çünkü tanrının bunların hiç birine ihtiyacı yoktur. En önemlisi Tanrı'nın ihtiyacı da olmaz. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamdaki melekler, dinlerin çok tanrılılıktan tek tanrılığa geçişteki ara evrimsel basamağı gösterir." denilerek, bir büyük dezenformasyona imza atılır.
"az evvel de duyduğumuz gibi" gibi kısmında duyduğumuz, Ebu Leheb'in sahte ilahlarının adıdır, Müslümanların varlıklarına inandığı melekler değil.
Bu nedir?
El-Cevap Bektaşi'nin "la takrebussalate" deyip, ayetin devamını okumamasından daha da vahim bir çarpıtmadır.
Video 11:05 "Müşriklerde de Allah inancı vardı."
Evet, bunu bize en başta Kur'an-ı Kerim söylüyor:
Andolsun ki, onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan kesinlikle "Allah'tır" diyeceklerdir. De ki: "Gördünüz ya. Allah'tan başka çağırdıklarınızı, eğer Allah bana bir keder dilerse, onlar O'nun vereceği kederi açabilirler mi? Ya da O, bana bir rahmet dilerse onlar O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki:" Allah bana yeter! Tevekkül edenler hep O'na dayanır!"
Yukardaki Ayet-i Kerime, Mekki, yani Mekke döneminde İnzal olmuş Zümer Suresi'nin 38. ayetidir ve bu ayette Müşrikliğin bütün detaylarını görmek mümkündür. Aynı surenin başında, 3. ayetinde ise müşriklerin "İyi bil ki halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: 'Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.'" dedikleri buyrulur. Yani Kur'an müşrikliğin, şirk koşmanın tomografisini çekmiştir ve Çağrı Filminde de bu çekilen tomografiye sadakat dışında bir durum yoktur. Oysa Video'nun 11:24 saniyesinde, Hz. Ammar bin Yasir (R.A) karşısında küstahça "Hangi Allah!" diyen Ebu Cehil'in sözü, yukarda Hz. Ammar'ın (R.A) annesinin sözünün makaslanmasına benzer şekilde makaslanmış ve ardından "burda tarihsel gerçeklerin açık şekilde çarpıtılmasıyla karşı karşıyayız" denmekten de çekinilmemiştir.
Oysa çarpıtma açıkça Video'yu hazırlayanlarca yapılmış, filimde Ebu Cehil'in, dolayısıyla dönemin müşriklerinin Allah fikri/inancına sahip olmadığı işleniyormuş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılmış, 11:57 saniyede "Tekrar izleyelim" denilerek, dezenformasyona devam edilmiştir.
Oysa söz konusu sahnede Ebu Cehil "Hangi Allah!" dedikten sonra devamla "Hangi emirler? Sizin Allah'ınız konuşuyor demek!" diyor, dolayısıyla sahne, İslam'ın tebliğ ettiği Allah Tasavvuruna müşriklerin yabancılığını vurguluyor, bu vurgu aynı sahnede devamla Ebu Süfyan'ın dilinden dökülen "Şimdi biz, üçyüz küsür tanrıyı bir tarafa itip, yerine tek bir Allah'ı mı geçirelim? Taif'te, Medine'de, hatta burada, kendi evimde olan bir Allah! O her yerdedir diyorsunuz ama göremiyoruz!" sözleri ile de perçinleniyor.
Mekke Müşrikleri, İslam'ın anlattığı Allah'a, O'nun zati ve subuti sıfatlarına yabancı idi, bunu her fırsatta dile getirdiler, mütekellim oluşu, her yerde hazır ve nazır oluşu, Rahmaniyeti, ölümden sonra yeni bir hayatla diriltme kudreti vb. konularda itirazları bilinen bir husustur.
Bunlara hep itiraz ettiler, zira onların kafalarındaki Allah tasavvuru, İslam'ın tebliğ ettiğinden çok farklı, yardımcıları olan, ortakları bulunan bir İlahtı.
Bunu bal gibi bildiğiniz halde, hala yapılan çarpıtmayı savunma pozisyonunda olmanız çok enteresan. Söyleyin arkadaşlarınıza, bu durumun söylediğim gibi olmadığını varsa ellerindeki somut verilerle ortaya koysunlar.
Ama koyamazlar, zira durum dediğim gibidir.
Bu video'nun içine onca yalan/yanlış bilgiyi sokuşturanlar, çalışmalarını savunmak için dahi ortaya çıkamıyor.
Neden acaba?
Video 12:20 "Dikkat edilirse İnsanların eşitliğinin Allah indinde yani Allah katında olduğu söyleniyor, dünya hayatında değil. Nitekim İslamdaki köle hukuku buna göre biçimlenmiştir. Örneğin Şeriata göre bir köle efendisini öldürürse idam edilir, ancak efendi köleyi öldürürse idam yerine başka cezalar alır."
Şimdi öncelikle buradaki çarpık yorum için ne denli bir zihinsel efor! sarfedilmiştir ciddi meraktayım! Her kulun Allah indinde eşit olması durumunu "Dünya hayatını kapsamıyorkine" modunda değerlendirip, eleştirmek, ancak yerli! ateistlerimizin yapabileceği bir iştir, tebrikler!
Allah, İslam'da ve Hakikatte bütün meşruiyetin, hak ve hukukun, ontolojik gerçekliğin kaynağı, varedicisi ve kayyumiyeti ile ayakta tutucusu, devam ettiricisidir. Dolayısı ile Allah indinde her kulun eşit olmasının bırakın Dünya hayatını kapsamamasını, Dünya hayatı/boyutu dahil olmakla birlikte bütün hayat ve boyutları kuşatıcılığı sözkonusudur. İslam içinde bundan daha kuşatıcı bir sözle İnsanlar arası eşitliğe vurgu yapılamaz.
Bu en temel noktayı ıskalayanların, devamla "Örneğin Şeriata göre bir köle efendisini öldürürse idam edilir, ancak efendi köleyi öldürürse idam yerine başka cezalar alır." demesi bizi şaşırtmıyor. Zira Şeriat nedir bilmiyenlerin, Müçtehid ve İçtihad nediri bilmeleri, dolayısı ile açıkça bir nassa dayanmayan, yani Kur'an-ı Kerim ve Resul-i Ekrem'in (S.A.V) sünnetinde açıkça tebliğ edilmemiş bir konuda, Fukahanın içtihadda bulunabileceğini, bu içtihadın kesinlik arzetmeyeceğini, müçtehidin de her zaman kabul ettiği gibi verilen kararda hata etme olasılığının bulunacağını, bir başka müçtehidin aynı konuda farklı bir içtihadda bulunabileceğini ve benzeri temel noktaları bilmeleri uzak ihtimaldir.
Dolayısıyla bu cehaletten kaynaklanan hata ile, bir fıkhi ekolün içtihadı Şeriat-ı Garra'ya mal ediliyor ve Resul-i Ekrem'in "Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesini (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız." buyurması(Nesai'den yapılan rivayette "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz." diye bir ek de vardır) es geçiliyor.
Burada yapılan da çok net bir saptırma. İslam'da her kulun ontolojik eşitliğinin en büyük ifadesi olan bir sözü, bu denli çarpıtarak sunmak ve ardından, bir fıkıh ekolünün içtihadını sanki Şeriat'ın amir/açık emri hükmü gibi sunmak çarpıtma/aldatma değildir de nedir?
Bu ifadelerin hemen ardından Nahl Suresi 75. ayete ilişkinde bir büyük çarpıtma ile karşılaşıyoruz.
Video 13:36 "Nal suresi"
Evet, Türkçesi ve diksiyonu bozuk hanımefendi, Nahl suresinin 75. ayetini okumadan önce, "Nal suresi" diyerek, Mehmet Ali Birand'ın en büyük rakibi olduğunu göstermiş, Video'nun bu kısmı, ilgili ayetten hareketle ve ayet içinde yer alan "Hiç bunlar eşit olur mu?" ifadesinin altını da çizerek, yeni bir dezenformasyona imza atmıştır.
Bahsi geçen Ayet-i Kerime'de : "Allah şunu misal getirdi: Bir yanda hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle, diğer yanda tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz, ondan gizli, açık olarak harcayan hür bir insan, bunlar hiç eşit olur mu? Bütün hamd, Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler." buyrulur.
Açıkça görüleceği üzere, burada müşriklerin sakat/sorunlu İlah tasavvurları yerilip, Ahad/Vahid, Cebbar ve Kahhar bir Allah tasavvuru ile, ortakları/yardımcıları olan yaratıcı tasavvuru mükayese edilip, müşriklere yaptıkları büyük muhakeme hatası ile yüzleşmeleri tenbih ediliyor.
Ayet-i Kerime'yi siyak ve sibakı ile birlikte ele aldığımızda durum çok daha net ortaya çıkacaktır:
Artık Allah'a temsiller yapmağa kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilemezsiniz. Allah şunu misal getirdi: Bir yanda hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle, diğer yanda tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz, ondan gizli, açık olarak harcayan hür bir insan, bunlar hiç eşit olur mu? Bütün hamd, Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler. Allah şunu da bir örnek veriyor: Birisi hiçbir şeye gücü yetmeyen, efendisine sadece bir ağırlık olan ve ne tarata gönderilse hiçbir işe yaramayan bir dilsizdir. Bu dilsiz hiç adaletle emreden ve doğru bir yolda giden kimse ile eşit olabilir mi? Nahl 74-76
Aynı çarpıtma Hac'la ilgili olarak da yapılıyor.
Video'nun 14:06 "[I]İslam'da İnsanlar arası eşitsizlik problemi sadece kölelik kurumuyla sınırlı değildi. Bu günümüzdeki Hac ibadetlerinde bile gözlenebilen bir olgudur!"
Video'nun bu kısmında, İslam'da İnsanların eşitliğini inkar adına, hac mevsimi mekkede ücret karşılığı sunulan hizmetlerdeki fiyat farkına müracat edilmesi karşısında "bu kadarına da pes" diyoruz. "Bu kadarına da pes" diyoruz, zira Video'da alıntı yapılan, muhtemelen Hac ibadetine dair tanıtıcı, yabancı orjinli belgeselde (Video'da 14:31 saniyede) "Hac sırasında Allah'ın huzurunda eşit olmaya özen gösteriliyor, ama hacı adaylarının bedelini ödedikleri sürece faydalanabilecekleri konfora herhangi bir kısıtlama getirilmemiş" de denerek, bu hususla İnsanlar arası eşitlik meselesi arasında absürt bir bağ kurulmuyor. Buna rağmen çalışmada bu kısım, dillendirilen hilafı hakikat iddiayı teyit ediyormuş gibi sunuluyor.
Buradaki sakat mantığı görmemek hayra alamet değildir.
Bir diğer bariz defo, Cem bey'le de üzerine çok konuştuğumuz üzre Filim hakkında Ebu Talip'le ilgili yapılan çarpıtmadır.
Video 20:26 "Burda sözü edilmeyen önemli bir ayrıntı var ki gerçekte hep saklanmak istenmiştir. Ebu Talip bir Müslüman olarak değil, müşrik olarak ölmüştü."
Çalışma sahipleri burada "Çağrı (The Message) Filmi, Ebu Talip'in Müşrik olarak öldüğünü saklıyor!" mu demek istiyor, yoksa "bunu İslam Tarihçileri yapıyor!" mu diyorlar?
Birincisi ise, çalışmayı hazırlayanlar İslam'a Fransız kaldıkları kadar filme de Fransız kalmışlar, ikincisi ise ise zaten malum, İslam'a Fransızlık afişe edilmiş olur.
Filimde, hiçbir sahnede, video'nun burada söz konusu anında gördüğümüz de dahil, Ebu Talip'in Müslüman olduğu ifade edilmemiştir. Sahih, Ehl-i Sünnet telakkisinde de Ebu Talip'in İman ile şereflenmeden bu dünyadan göçtüğü görüşünün hakim olduğunu, İslam'la irtibatı denizseviyesinde olanlarca dahi bilinir. Ebu Talip'e, ellerinde hiçbir delil olmadan İman Hilatı giydirmeye kalkan, zayıf doktrin ve teolojilerini desteklemeyi murat edinen Şia'dır. Filimde Tarihi hakikatlere bağlı kalınarak, Ebu Talip'in son nefesine kadar yeğenine yardımcı olduğu, onu desteklediği işlenmiştir.
Sırada Efendimiz (S.A.V) ve Hz. Ömer'e (R.A) dair açık bir yalan var.
Burada bir diğer önemli dezenformasyon girişimi "Hz. Ömer müslüman olmadan evvel Hz. Muhammed'in ibadetlerini ondan gizli yaptığı bilinir." cümlesi ile karşımıza çıkar.
Ya bu çalışmayı hazırlayanlara klavuzluk edenler, danışmanlık yapanlar, çalışma sahiplerini fena işletmiştir(bkz Mekke ve Kureyş'te kız çocuklarını diri diri gömme meselesinde Esad ve Temimoğulları bahsi), ya da çalışma sahipleri fena halde art niyetlidir.
Ben birinci ihtimal üzerinde durayım, sanıyorum birileri çalışma sahiplerine Hz. Ömer'in (R.A) kızkardeşi ve eşinin, Hz. Ömer'den (R.A) habersiz ibadet ettiklerini, zira onların Müslüman olduğundan Hz. Ömer'in (R.A) haberi olmadığı gerçeğini eğip/bükerek, bu şekilde servis etmiş olmalı.
Bu böyle olsa bile çalışma sahiplerinin cürmünü hafifletmiyor, zira Çağrı Filmini kendilerine kalkan yaparak, İslam'a sallama girişiminde bulunan bu İnsanlar, Hz. Peygamber'in (S.A.V), açık tebliğ dönemi boyunca(ki ilk üç yılı, Hz. Ömer'in (R.A) İslam'la müşerref olması öncesidir), tek başına, defalarca Kabe'de ibadet ettiğini, bu ibadetler sırasında çeşitli hakaret ve saldırılara uğradığını, ama asla kimseden korkmadan Rabbine kulluğa devam ettiğini, zaten kendisine düşmanlık besleyenlerin, İman etmeden önce Hz. Ömer'le (R.A) sınırlı olmadığını, başta amcası Ebu Leheb, Ebu Cehil ve diğer küstah, aristokrat Mekke eşrafının kendisini yok etmek adına her şeyi göze aldığını, fakat Haşimilerden çekindiklerini bilmeliler ve böyle bir dezenformasyona alet olmamalılar.
Şimdi de, Mekke'de Müslümanların mallarının yağmalandığını önce inkar eden, sonra "olmuşsa olmuş, ne var!" moduna giren, sonra Bedir savaşının seyrine dair bir çok çarpıtma içeren kısma geldik.
Video 21:55 "Bu defa ufak tefek şeylerle yetinmicez. Mekke'de bıraktıkları değerli ne varsa alıcaz, el koyucaz. Evlerini satıcaz, halılarını, gümüşlerini, zinetlerini de, şam kervanına katıcaz."
Bu sözler, filimde Ebu Süfyan'ı canlandıran karakterin ağzından dökülüyor ve hemen ardından, Hz. Ebu Bekir, Osman (R.A) ve Efendimiz (S.A.V) dışında(aslında O'nu da (S.A.V) zengin sayamayız, zira o dönemde bütün maddi varlığını davası uğrunda, ümmeti için harcamış, gelecekte de harcamaya devam etmiştir), Mekke'de maddi durumu iyi sayılabilinecek Müslüman olmadığı ifade edilip, 22:23 saniyede "Hal böyleyken hicret edenler, geride önemli bir mal varlığı bırakmamış olmalı!" denerek, Bedir harbine dair pozisyon alınıyor.
Video 23:05 "Hz. Muhammed'in savaş isteğine karşı koyması artık imkansız gibidir. Çünkü Medine'ye göç etmiş Muhacirler fakirdi. Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi! Mekke'de yaşanan yağma Cihad'a başlamak için çok iyi bir fırsat yaratmıştır."
Şimdi burada öncelikle didaktik ve köşeli ifadelerin çok eğlenceli olduğunu belirtmeliyim, demek "Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi!" :)
Sorması ayıp, bunu hangi araçla ölçüp, tespit ettiniz? Peki ya bu didaktik ve içinizdeki iflah olmaz gerçeği karartma dürtüsünü afişe eden ifadeden hemen sonra gelen "Mekke'de yaşanan yağma" sözünü ne yapacağız? Hani "hicret edenler, geride önemli bir mal varlığı bırakmamış olmalı"ydı?
Bir çalışma kendisini, aynı dakikalar içinde bu denli nasıl tekzip edebilir :)
Aslında tablo, Video'nun 23:30 saniyesinde, Abdullah ibn-i Übeyy ibn-i Selül'ün ağzıyla net olarak çiziliyor ve buda bir başka tekzip oluyor: "Geride bıraktığınız herşey mahvolmuş. Yağma edilmiş. Ebu Bekir'in dükkanları, Peygamberin evi satılmış. Her çanak çömlek, her bez parçası. Sizin olan en ufak bir paçavra bile pazara düşmüş. Hiçbir şeyiniz yok artık! Mallarınızı kurtarmak için savaşmayacak mısınız?"
Video 23:42 "Ancak ilginçtir, o anda mekke müşriklerinin Müslümanlara karşı başlattığı bir savaş yok."
Öyle mi?
Peki yine bu çalışmada, 21:55 saniyede yer verdiğiniz sahnede, Mekke'deki siyasi otoritenin temsilcisi Ebu Süfyan'ın "Bu defa ufak tefek şeylerle yetinmicez. Mekke'de bıraktıkları değerli ne varsa alıcaz, el koyucaz. Evlerini satıcaz, halılarını, gümüşlerini, zinetlerini de, şam kervanına katıcaz." sözü barış deklarasyonu mu oluyor?
Video 24:50 "Bu açıklamadan bir yıl kadar evvel, Abdullah bin Cahş komutasındaki 8 kişilik bir Müslüman birliği, Hacca giden silahsız bir müşrik gurubuna saldırarak, bir kişiyi öldürür ve iki kişiyi de esir eder."
Öncelikle Türkçesi ve diksiyonu bozuk hanımefendiyi, Abdullah bin Cahş'ın (R.A) adını "Abdullah bee Cahş" diye telaffuz etmediği için tebrik edelim, sonra yapılan çarpıtmaya gelelim. Burada sözü edilen olay, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) istihbarat adına bir gurup Müslüman'ı görevlendirmesi, bu görev anında Nahle mevkisinde, Hacca giden değil, Suriye'den dönen bir ticaret kervanına tesadüf edilmesi ve bunun sonucunda bu sekiş kişilik gurubun ne yapılacağı noktasında istişare edip çatışmaya girmesidir. Kendilerine böyle bir çatışma emri verilmemiştir, haram aylar içinde bulunulmaktadır. Medine'ye dönüldüğünde Resul-i Ekrem (S.A.V) "Ben size Haram aylarda adam öldürün diye emretmedim, Kureyşlilerden haber alın demiştim" diyecektir.
Bir diğer ve daha önemli nokta, Hicret sonrası Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında ilk sıcak temas burada temas edilen olay değildir, yapılan dezenformasyon ile, "Mekkeli müşriklere ilk saldıran Müslümanlardı" denilmek istenmiş ve her zaman olduğu gibi yine yeniden Müslümanlara iftira edilmiştir. Bilinen ilk sıcak temas, o anda henüz İslam'la şereflenmemiş Kürz bin Cabir'in kumandasındaki birliğin, Medine'nin güneyinde Cemma denilen bölgede Müslümanların sürülerine saldırması ve yağmalamasıdır.
Video 25:07 "Cihad'a gerekçe yapılan olayın başka bir boyutunu düşünelim. Mekke müşrikleri bir suç işlemiş ve yağmacılık yapmışsa, İlahi Adaleti temsil edenlerde aynı yönteme mi başvurmalıdır? Dünya'ya huzur ve barış böyle mi gelicektir?"
Evet, burada yine yeniden, çarpık İnkarcı algısı ile karşı karşıyayız. Öncelikle "Mekke müşrikleri bir suç işlemiş ve yağmacılık yapmışsa" denilerek "ne var ki canım!" moduna girilmiş, ardından da "İlahi Adaleti temsil edenlerde aynı yönteme mi başvurmalıdır?" denilerek düpedüz bir başka çarpıtmaya imza atılmıştır.
Oysa Müslümanlar, olayda dahli bulunmayan Müşriklerin mallarını yağmalamak üzere değil, yağmalanan mallarını Şam'da satmak üzere yola çıkmış ve sahibi, yağma faaliyetinin startını veren Ebu Süfyan olan Kervan'a karşı harekete geçmiştir.
Ve çok daha önemlisi, İslam Ordusu, kendilerinden haber alındığı için, Şam'a giden kervanı korumak adına yola çıkan ve kendilerinden sayı ve silah teçhizatı açısından çok daha büyük ve güçlü olan Müşrik ordusundan haberdar olduğunda, esasen böyle bir duruma göre hazırlık yapıp, teçhizatlanmadıkları halde, durumu müzakere etmiş, sonuçta Kervan'ın peşine düşmek yerine, küfür ordusunu tepelemeyi yeğlemiştir.
Bu istişarede Ensar'dan Sad bin Muaz'ın (R.A) şu sözleri, sizin "Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi!" diyerek uçuşa geçtiğiniz Ashab kadrosunun Ruh ve Mana kahramanlığını bütün ihtişamı ile göstermesi açısından ne kadar da önemlidir: "Ya Resulallah, biz sana inandık. Bize getirdiğin Kur'an'ın hak olduğuna şehadet ettik. Sen nasıl arzu edersen öyle yap. Sen bize denizi gösterip dalsan, biz de seninle birlikte dalarız. Ensardan tek kişi dahi geri dönmez. Biz sözümüzde duracağız."
Muhacirlerle birlikte sözlerinde durdular ve küfür ordusunu tepelediler.
Video 25:32 "Tabi ki burda asıl hedef bedir kuyuları değil, oradan geçeceği tahmin edilen Şam ticaret kervanıdır."
Bu o kadar ucuz bir numara ki, yani ne diyelim! İslam Ordusu'nun Bedir Kuyularına yönelme sebebi, Hz. Peygamber'in (S.A.V) Ashabı ile gerçekleştirdiği istişare sonucu, Müslümanların Kervan'ı değil, Müşrik ordusunu tepeleme iradesi göstermiş olmalarıdır. Bedir Kuyularına Müşrik ordusu ile karşılaşmak için yönelinmiştir. Zira Ebu Süfyan ve kervan'ı, zaten Müslümanlardan haber aldığı için yönünü değiştirmiş, Müslümanlar ise kervan'ı değil, müşrik ordusunu tepelemeyi öncelemiştir.
İşte, sizin en başta söylediğinize benzer bir çarpıtma daha.
Video 28:03 "Yapılacak bir şey yok, Mekke işgal edildi sayılır."
Konuşan, filimde Ebu Süfyan'ı canlandıran karakterdir, İslam ordusunun Mekke'yi kuşattığını ve yapılacak bir şey olmadığını karısına ifade ediyor, video'nun 28:20 saniyesinde ise aynı karakteri "Kabul ediyorum, baskı altında değilim" derken izliyoruz. Ve 28:28 saniyede "Az evvel" spotu karşımıza çıkıyor ve tekrar Ebu Süfyan'ın bir önceki sözleri ekrana geliyor.
Yani?
Yani yine yeniden bir dezenformasyon çabası ile karşı karşıyayız. Film üzerinde yapılan makaslama/tahrifatla, "Kabul ediyorum, baskı altında değilim" sözü, "Yapılacak bir şey yok, Mekke işgal edildi sayılır" sözünden sonra söylenmiş gibi lanse ediliyor. Verilen mesaj açık, ancak Film de, Tarihi veriler de açık. Ebu Süfyan, "Yapılacak bir şey yok" demeden önce, "kabul ediyorum, baskı altında değilim" demiştir.
Bu çalışmada çok defo, yalan ve çarpıtma var @ulpian, benim ve diğer arkadaşlarımızın değindikleri ve değinmedikleri ile çok.
Savunulacak gibi olsa, zaten şimdiye birileri çıkar "hayır, o dediğin öyle değil böyle" diyebilirdi.
Ama görüldüğü üzere bir iki nokta dışında(oda son derece yetersiz ve kendini tekzib eder mahiyette) onlarca eleştiri karşısında alınan pozisyon sukut.
Eskiler ne demiş?
Sukut, ikrardan gelir...
Bu çalışmada çok defo, yalan ve çarpıtma var @ulpian, benim ve diğer arkadaşlarımızın değindikleri ve değinmedikleri ile çok.
Savunulacak gibi olsa, zaten şimdiye birileri çıkar "hayır, o dediğin öyle değil böyle" diyebilirdi.
Ama görüldüğü üzere bir iki nokta dışında(oda son derece yetersiz ve kendini tekzib eder mahiyette) onlarca eleştiri karşısında alınan pozisyon sukut.
Eskiler ne demiş?
Sukut, ikrardan gelir...
Sayın hakdogan,
bazı şeyleri birbirine karıştırmakta ısrarlısınız. Ama bundan ne kastettiğimi açıklamadan önce başka bir hususa dikkat çekmeme izin verin. Ben burada çalışmayı hazırlayanlar adına konuşma durumunda ve mevkiinde değilim. Sadece çalışmayı takdir eden ve sizin eleştirilerinize katılmayan bir üye olarak (fakat eleştirilerinizi ciddiye almaya çalışarak) sizinle tartışmaktayım. Bu yüzden her eleştirinizin başında, ortasında ve sonunda belgeseli hazırlayanlara göndermelerde bulunmanızı anlayamıyorum. Eğer arkadaşlarla şahsi sorunlarınız var ise, belgesel üzerinden değil, (kendileriyle özel olarak) doğrudan sorun neyse onun üzerinden tartışmanız uygun olur.
Ayrıca 'sukut ikrardan gelir' düsturunun her zaman her konuda geçerli olmayacağını da farketmeniz lazım. Eleştirilerde genelde böyle bir asimetrik durum vardır. Kişi (haklı veya haksız) eleştirisini bir-iki cümleyle sarfeder, fakat savunan taraf herbirine doyurucu cevap vermek için sayfalar dolusu anlatmak zorundadır. Eleştiren taraf kendince en önemli birkaç noktayı açık bir şekilde dile getirmektense, sizin yaptığınız gibi aklına gelen, doğruluk ihtimali yüksek veya düşük bütün noktaları ('hukukçu değilim, ama telif hakkı meselesi nolacak', 'Yahudilerin de işkence gördüğünü neden söylemediniz. Bunu not aldım bilesiniz ha!' vs. gibi) ardarda sıralarsa, bunlara cevap verme hevesi ve vakti de pek kalmıyor karşı tarafta. Hele bir de eleştiri üslubu son derece yıpratıcı ve sayısızca niyet okumalar, garip imalarla süslendirilmişse...
Şimdi anlamak istemediğiniz mesele şu:
Belgeselde Çağrı Filmi'ne veya Çağrı Filmi üzerinden İslam'a yapılan eleştirilerin/yorumların doğru olup olmaması başka bir konu. Bu konularda belgeseli hazırlayanlarla sizin aynı görüşte olmadığınız zaten baştan bilinmeli ve zaten forumun her tarafında bu konular müslüman arkadaşlarla tartışılmakta. Aynı tartışmaları tekrar belgesel üzerinden yürütmek pek mantıklı değil.
Burada tartışmamız gereken konu şu olmalı:
Belgeselde, Çağrı Filmi'nin söylemediği/ima etmediği şeyler söyleniyormuş/ima ediliyormuş gibi gösteriliyor mu. Yani anlam çarptırması var mı? Bahsettiğim ve sizin de isabetli bulduğunuz '(İçkiliylen) namaza yaklaşma' örneğinde olduğu gibi. Siz her defasında sanki bu konuya örnekler verecekmiş gibi başlıyor, fakat mesajınızda ağırlıklı olarak yorumların sizce yanlış olduğunu anlatmaktan başka birşey yapmıyorsunuz.
- Eşitlik-Kölelik
Çağrı Filminde belgeselde gösterilen bir sahnede köle ile efendinin Allah katında eşit olduğu söyleniyor. Ve filmde genel olarak kölelik adeti sadece müşriklere özgüymüş, Müslümanlarda yokmuş izlenimi veriliyor. İslam efendi-köle ilişkisinde bir çok güzel reform getirmiş, köleleri azad etmeyi teşvik etmiş vs. olabilir. Fakat İslam köleliği kaldırmamıştır, Çağrı Filmi'nde kahramanlaştırılan Müslümanların birçoğunun da kölesi, cariyesi vardır. Fakat bu temaya filmde hiç değinilmemiştir. Belgeselde de bu eleştirilmektedir. Siz bu eleştiriye katılmayabilirsiniz. Fakat burada bir anlam çarptırması yok!
- Müşriklerdeki Allah tasavvuru
Müşriklerin Allah tasavvuru ile İslam'ın Allah tasavvurunun tamamen aynı olduğunu söyleyen zaten yok. Belgeselde de böyle bir ima yapılmamakta. Aynen sizin dediğiniz gibi, müşriklerin tasavvurundaki Allah'ın yardımcıları, ortakları vardı. İşte bu yüzden de zaten belgeselde onların inançları açıkça çok-tanrılı olarak adlandırılmış. Fakat mesele şu => Çağrı Filmi bir bütün olarak şöyle bir izlenim vermekte: Sanki dönemin müşrikleri, soyut bir tanrı(lar) anlayışına tamamen yabancıydılar ve elleriyle yaptıkları nesnelerin kendilerini gerçekten tanrı sanıyorlardı. Bunun böyle olmadığını islami kaynaklardan da biliyoruz. Belgeselde de Çağrı Filminde (kasıtlı veya kasıtsız) verilen bu yanlış izlenime dikkat çekiliyor.
- Melekler
Filmdeki sahneden de görüyoruz ki, çoktanrılı müşrikler her tanrının kendine göre bazı görevleri olduğunu varsaymaktaydı. Ve bazı din tarihçileri de, tek-tanrılı dinlerde aslında bu eski tanrıların 'melek' adı altında yaşatıldığı görüşünde. Belgeselde de bu görüş dile getirilmiş. Siz elbette bu görüşe katılmayabilirsiniz. Fakat burada Çağrı Filminin herhangi bir sahnesinin anlamı çarptırılmış değil ki! Kimse demiyor ki, Çağrı Filminde meleklerin, eski tanrıların devamı olduğuna dair bir iddia var. Belgeseldeki 'az evvel de duyduğumuz gibi' ibaresi, açıkça Tapınaktaki müşrikin tek tek tanrıların ismini ve görevlerini saymasına bir göndermede bulunuyor. Yani belgesel seyirciye 'bak gördün mü, Çağrı Filminin kendisinde bile bu tanrıların daha sonra İslam meleklerine dönüştüğü söyleniyor' gibi bir imada bulunulmuyor ki. Açık ve net bir şekilde 'bazı din tarihçilerinin görüşü' zikrediliyor.
Sonuç olarak sayın hakdogan,
belgeseldeki Çağrı Filmi ve İslam hakkındaki yorumlara katılmayabilirsiniz. Zaten katılmanız da beklenemezdi, siz inanmış birisiniz, belgeseli yapanlar ise 'dinlerden özgürlük' adına çalışanlar. Fakat belgeselde Filmin kendi söylemlerinin anlamını çarptırma eylemi mevcut değil.
saygılarımla
sn. Ulpian
boşuna enerjinizi harcamayın
hakdoğan bey kendi bildiğinden şaşmaz.
onla uğraşmak ve cvp vermek vakit ve enerji kaybıdır
bizleri sükutla itham ederken kendisine de sorayım.benim sorduğum hiçbir şeye cvp vermemişti.
ayrıca beni bozuk türkçe ve diksiyonla eleştirip,başka başlıkta 'hönkürmek' diye bir kelime kullanıyor.kimin türkçesi nasıl anlaşılıyor.
kendisinin tek işi sürekli ve mütemadiyyen meydan okumak.çaktın mı demek.boşverin kendinizi yormayın.
hakdogan
11-08-2009, 22:12
Bu yüzden her eleştirinizin başında, ortasında ve sonunda belgeseli hazırlayanlara göndermelerde bulunmanızı anlayamıyorum.
Pardon?
Anlaşılmayan nedir?
Eleştirilerimde sizin "belgesel" diyerek zaten izlediğiniz çalışmanın içeriğine dair fena halde yanıldığınızı afişe ettiğiniz bu videoyu hazırlayanlara değilde size mi gönderme yapayım :)
Tabi içinde bir çok yalan/yanlış bilgi bulunan bu video'da okunan metni kim(ler) hazırladı ise göndermelerim onlara olacak.
Ayrıca 'sukut ikrardan gelir' düsturunun her zaman her konuda geçerli olmayacağını da farketmeniz lazım.
Doğrudur, her zaman her durumda geçerli değildir ama bu durumda geçerlidir.
Çağrı Filmi'ne veya Çağrı Filmi üzerinden İslam'a yapılan eleştirilerin/yorumların doğru olup olmaması başka bir konu.
Pardon?
"Bu inceleme çağrıyı bir sinema filmi olarak değil, tarihsel gerçeklere uygunluğu yönünden sorgulamaktadır" deniyor videoda, metnin hazırlayıcıları, bu sorgulamanın doğru olup olmaması ile alakadar değiller yani, öyle mi!
E tamam işte, biz de bunu söylüyoruz.
Gerçekler değil, "olması istenenler" ifade edilmiş, ofsayta düşülmüş, bunun altını çiziyoruz.
Sizin bu itiraf gibi tespitinizle de durum tesçillenmiş oldu.
Beyefendi, siz ne dediğinizin farkında mısınız.
Bu çalışmanın eleştirel zemini, tam da "Çağrı Filmi'ne veya Çağrı Filmi üzerinden İslam'a yapılan eleştirilerin/yorumların doğru olup olmaması" zeminidir.
Birilerinin alternatif tarih yada atmasyon tarih çalışmaları beni hiç ilgilendirmez de, sizi ilgilendirir mi?
Kandırmayın kendinizi.
Çalışma, "Çağrı Filmi'ne veya Çağrı Filmi üzerinden İslam'a doğru eleştiri/yorum getirme" iddiası içeriyor ve bu iddiasındaki büyük başarısızlıkla da haklı olarak eleştiriliyor.
Burada tartışmamız gereken konu şu olmalı:
Belgeselde, Çağrı Filmi'nin söylemediği/ima etmediği şeyler söyleniyormuş/ima ediliyormuş gibi gösteriliyor mu.
El-Cevap Evet.
Gözlerinizi yumsanız da bunları çarçaf çarşaf ortaya döktük.
Bir tanesinde milim savunma pozisyonu alabilecek durumda olsalardı, buraya kimlerin gelip neler yazacakalarını ben çok iyi biliyorum, siz bilmesenizde.
- Eşitlik-Kölelik
Çağrı Filminde belgeselde gösterilen bir sahnede köle ile efendinin Allah katında eşit olduğu söyleniyor. Ve filmde genel olarak kölelik adeti sadece müşriklere özgüymüş, Müslümanlarda yokmuş izlenimi veriliyor. İslam efendi-köle ilişkisinde bir çok güzel reform getirmiş, köleleri azad etmeyi teşvik etmiş vs. olabilir. Fakat İslam köleliği kaldırmamıştır, Çağrı Filmi'nde kahramanlaştırılan Müslümanların birçoğunun da kölesi, cariyesi vardır. Fakat bu temaya filmde hiç değinilmemiştir. Belgeselde de bu eleştirilmektedir. Siz bu eleştiriye katılmayabilirsiniz. Fakat burada bir anlam çarptırması yok!
Son derece yanlış bir analiz:
1- Çağrı Filminde Kölelik sadece müşriklerde cari gibi bir mesaj asla verilmiyor, filmin bir sahnesinde yanılmıyorsam Hind karakterini canlandıran oyuncu ağzından, Hz. Ebu Bekir'in (R.A) kölelerini azad ettiğinden öfke ile söz ediliyor. Yine Filim içinde, Hz. Peygamber'in (S.A.V) kölelere iyi muamele yapılması yönündeki tavsiyeleri, müşrik karakterler ağzıyla yeriliyor. Bu da açıkça filim içinde İslam'da kölelik hukukunun bulunduğunu ve Müslümanlara sahip oldukları kölelere iyi muamele etmelerinin emredildiğinin işlendiğini, yani iddianızın yersizliğini gösteriyor.
2- Video'da "Allah indinde her kulun eşit olması" sözü garip ve matrak bir yorumla "Dünya hayatını kapsamıyor" denerek eleştirilmiştir, İslam neden köleliği yasaklamadı gibi bir eleştiri, video'da yer almıyor.
- Müşriklerdeki Allah tasavvuru
Müşriklerin Allah tasavvuru ile İslam'ın Allah tasavvurunun tamamen aynı olduğunu söyleyen zaten yok. Belgeselde de böyle bir ima yapılmamakta. Aynen sizin dediğiniz gibi, müşriklerin tasavvurundaki Allah'ın yardımcıları, ortakları vardı. İşte bu yüzden de zaten belgeselde onların inançları açıkça çok-tanrılı olarak adlandırılmış. Fakat mesele şu => Çağrı Filmi bir bütün olarak şöyle bir izlenim vermekte: Sanki dönemin müşrikleri, soyut bir tanrı(lar) anlayışına tamamen yabancıydılar ve elleriyle yaptıkları nesnelerin kendilerini gerçekten tanrı sanıyorlardı. Bunun böyle olmadığını islami kaynaklardan da biliyoruz. Belgeselde de Çağrı Filminde (kasıtlı veya kasıtsız) verilen bu yanlış izlenime dikkat çekiliyor.
Buna da katılamayacağım.
Zira Video çalışmasında düpedüz verilen mesaj, Çağrı'nın "Allah'tan habersiz müşrikler resmettiği"dir ki bu yanlıştır.
Ayrıca dokunduğunuz kısım için de, yani soyut İlah tasavvuru noktasında da yine filme bakmanız yeterli, bu başlıkta abdulKADİR arkadaşımızın paylaştığı youtube videosuna yada benim mesajımdaki şu kısma bir odaklanın:
Oysa söz konusu sahnede Ebu Cehil "Hangi Allah!" dedikten sonra devamla "Hangi emirler? Sizin Allah'ınız konuşuyor demek!" diyor, dolayısıyla sahne, İslam'ın tebliğ ettiği Allah Tasavvuruna müşriklerin yabancılığını vurguluyor, bu vurgu aynı sahnede devamla Ebu Süfyan'ın dilinden dökülen "Şimdi biz, üçyüz küsür tanrıyı bir tarafa itip, yerine tek bir Allah'ı mı geçirelim? Taif'te, Medine'de, hatta burada, kendi evimde olan bir Allah! O her yerdedir diyorsunuz ama göremiyoruz!" sözleri ile de perçinleniyor.
Burada soyut bir tasavvurdan iz görebiliyor musunuz?
- Melekler
Filmdeki sahneden de görüyoruz ki, çoktanrılı müşrikler her tanrının kendine göre bazı görevleri olduğunu varsaymaktaydı. Ve bazı din tarihçileri de, tek-tanrılı dinlerde aslında bu eski tanrıların 'melek' adı altında yaşatıldığı görüşünde. Belgeselde de bu görüş dile getirilmiş.
Şimdi hiç boş yere, arkadaşlarınızı savunmak adına topu taca atmayın. Ben, bu sahneyi iki noktadan eleştirdim, bunlar arasında bir kısım din tarihçilerinin yorumu yoktur.
Eleştirdiğim noktalardan ilki, filimde Ebu Leheb putlarının adını saymışken, video'da "Bunun nedeni, az evvel de duyduğumuz gibi, tanrılardan bazılarının semavi dinlerde melek adıyla yaşatılmasıdır" denmesidir.
Açıkça izleyiciye, az önce duyulan isimlerin İslam'da Melek olarak inanılan varlıklar olduğu izlenimi verilmiştir, oysa az evvel duyulan, İslam'da anlatılan Melekler değil, pagan Ebu Leheb'in sahte ilahlarının adıdır.
Eleştirdiğim ikinci nokta ise devamla, İnkar eksenli bir çalışmada bir Din/İnanç inşaasına girişilmesidir.
Bu gerçekten çok garip :)
Belgeseldeki 'az evvel de duyduğumuz gibi' ibaresi, açıkça Tapınaktaki müşrikin tek tek tanrıların ismini ve görevlerini saymasına bir göndermede bulunuyor. Yani belgesel seyirciye 'bak gördün mü, Çağrı Filminin kendisinde bile bu tanrıların daha sonra İslam meleklerine dönüştüğü söyleniyor' gibi bir imada bulunulmuyor ki. Açık ve net bir şekilde 'bazı din tarihçilerinin görüşü' zikrediliyor.
Öyle mi :lol:
O halde kamera ve mikrofonlarımızı tekrar video'ya çeviriyoruz: "Bunun nedeni, az evvel de duyduğumuz gibi, tanrılardan bazılarının semavi dinlerde melek adıyla yaşatılmasıdır."
Demek ki neymiş?
Duyamadım!
Bana kalırsa bu video'yu sen de izlememişsin(bir erkek dublajcı efsanesidir gidiyor :) )
Sonuç olarak sayın hakdogan,
belgeseldeki Çağrı Filmi ve İslam hakkındaki yorumlara katılmayabilirsiniz.
Böyle bir hak tanıdığınız için teşekkür ederim, sağolunuz.
Ancak şöyle bir problem var, video'daki anlatıya sizin kafadan "katılıyorum" hareketi çektiğiniz gibi kafadan "katılmıyorum" hareketi çekmiyorum, katılmadığım noktaları, somut/nesnel verilerle ortaya koyuyorum ve dikkat ediniz, metnin hazırlayıcıları da "nayır, yanılıyorsun" diyemiyor.
Bilmiyorum, anlatabildim mi?
hakdogan
11-08-2009, 22:20
benim sorduğum hiçbir şeye cvp vermemişti.
Pardon?
Ne zaman karşıma çıktın, artı bir de soru sordun da yanıtsız kaldın?
Ayrıca sukut ile itham edilenler arasında siz yoksunuz hanımefendi, metni okumak dışında bu fiyaskoda başkaca bir dahliniz yok, müsterih olunuz...
demek iletiler nasıl olduysa kaçmış gözünüzden.neyse çok ta önemli değil.....
hakdogan
11-08-2009, 22:39
Benim gözümden kaçan bir şey yok, senin gözünden kaçan benim gözümden kolay kolay bir şey kaçmayacağı olmuş.
"Ya tutarsa" denemelerin için hakdogan yanlış tercih, bir daha yapma...
Sayın hakdogan,
ısrarla belgeseli hazırlayanlardan yanıt beklediğinizi tekraren söylediğinize göre, bana da daha fazla sizi, kendimi ve forumu meşgul etmeyerek, iyi beklemeler dilemek düşüyor olsa gerek. Yalnız aramızda yanlış anlaşılma kalmaması açısından iki noktayı, kendi açımdan açıklamama izin verin çekilmeden.
Tabi içinde bir çok yalan/yanlış bilgi bulunan bu video'da okunan metni kim(ler) hazırladı ise göndermelerim onlara olacak.
İşte sorun burda. Ortada bir çalışma var. Ben sizin yerinizde olsam, sadece eldeki bu çalışmayla kısıtlardım eleştirilerimi. Fakat siz böyle yapmıyor, devamlı olarak belgeseli hazırlayanların şahsına gizli/açık göndermelede bulunuyorsunuz, bu da bana garip geliyor. Örneğin 'yanlış' yerine veya yanına illa ki bir de 'yalan' ibaresini ekliyorsunuz. 'Kasıtlı çarptırmalar'dan söz ediyorsunuz. Keşke niyet okumalar, artniyet isnat etmelerden geri durarak eleştirilerinizi dile getirebilseniz.
(Son derece komik olan 'Yahudilerin işkence gördüğüne değinmemişsiniz. Bunu not aldım, haberiniz olsun' göndermenizi hala nereye koyacağımı bilememekteyim mesela.)
Bu çalışmanın eleştirel zemini, tam da "Çağrı Filmi'ne veya Çağrı Filmi üzerinden İslam'a yapılan eleştirilerin/yorumların doğru olup olmaması" zeminidir.
Meramımı bir türlü anlatamamış olmaktan üzgünüm. Son bir kez daha deniyeyim. İsterseniz belgesele yöneltilen eleştirileri üç ana başlık altında toplayalım (başka kategoride olan eleştiriler de olabilir, yani bu tasnif mutlak olmak zorunda değil, sadece size nerede katılmadığımı anlatmak için bu ayırım önemli).
(1) Doğrudan tarihi eleştiriler (örneğin belgeselde X adlı şahıs şu tarihte şöyle yapmıştır diye bir iddia geçiyor ve bu iddia kaynaksızsa)
(2) Anlam çarptırmalarını eleştirmek (Çağrı filminde söylenmeyen/ima edilmeyen birşey, sanki söyleniyormuş/ima ediliyormuş gibi gösteriliyorsa)
(3) Genel olarak Çağrı Filmi ve Film üzerinden İslam hakkındaki yorumlara eleştiri (Örneğin belgeselde, Mekke fethinden sonra oradaki halk için kutsal olan 'put'ların kırılması, bunun günümüzdeki 'inanç özgürlüğü' ile örtüşmemesi)
Birinci kategoriden eleştirilerileriniz oldu bu başlıkte ve Cem yanıtlar getirdi.
İkinci kategoriden eleştirileriniz oldu ve bunlara ben izleyici olarak katılmadığımı, neden katılmadığımı birkaç kez açıkladım.
Üçüncü kategoriden eleştirilerin ise belgesel üzerinden yürütülmesini zaten doğru bulmuyorum. Çünkü mesala bir müslüman, mekke'deki 'put'ların yıkılmasını doğru görebilir. Bu gibi konular müslüman arkadaşlarla zaten forumda tartışılmakta. Tutumlar, argümanlar belli. Tekrar aynı meseleleri belgesel üzerinden tartışmaya gerek yok. Aynı şey 'melek' örneği için de geçerli. Siz elbette ki, İslam'daki meleklerin çoktanrılı dinlerin tanrılarıyla bir ilgisi olmadığı görüşünde olacaksınız. Fakat birçok dintarihçisi farklı bir görüşte. Belgeselde de bu görüş dile getirilmekte.
Şimdi size asıl eleştirim şu:
Kategorileri birbirinden ayırt etmiyorunuz! Bir önceki sayfada bu konuya benim bir mesajım üzerine tekrar dahil olmuştunuz. Ve orada özellikle 'İçkiliyken namaza yaklaşma' örneğimden hareket ederek, sadece ikinci kategoriden eleştiriler getireceğinizi söylemiştiniz. Fakat o uçsuz bucaksız mesajınızda her türlü kategoriden eleştiri vardı.
Neyse,
doğrusu bu konuda herhangi bir uzlaşıya varamayacağımızı anlamış bulunmaktayım. Ve tartışmayı sonsuza kadar götürmektense, burada (kendi açımdan) noktalamaya temayüllüyüm. Gerçi sizin mizacınızda son yazılan mesaja tekrar birşeyler yazıp, ondan sonra 'Bak buna cevap vermedi. Sükut ikrardandır' gibi bir yaklaşım sergilemek var. Ama olsun. :)
saygılarımla
Videonun metin yazarı süper zeka arkadaş eğer metnin dökümünü buraya asarsa, satır satgır eleştirmekten büyük haz duyarım.
Hem bedavadan eğlence olur valla.
selamlar
Videoyu izledim ve hiç beğenmedim.
Bu başlıkta birkaç mesajı okuyabildim sadece. Başlığın tamamını okuyamadım.
Ne tür eleştiriler geldiğini bilemiyorum.
Özetle şunu söyleyebilirim. Üzerinde yeterince çalışıp gerekli olan emeğin sarfedilmeden hazırlandığı hatalarla ve eksik bilgilerle dolu bir video olmuş.
Sevgili Thunderpoint'in adı geçiyor ama ben inanamıyorum çalışmaların içinde olduğuna. Noktalama işaretlerinin baştan sona yanlış olduğu bir metin olmuş. ''Ben doğru yazdım ama seslendirme hatalı olmuş'' yanıtı ise ikna edici olmaz. Dinlendikten sonra geri çevrilir ve noktalama işaretlerine, vurgulara uyularak okunması istenirdi. Bu noktada ise sorumlu Cem'dir herhalde.
Unbe'yi eleştirmiyorum, hata onun değil, düzelttirmeyenlerin.
Eksiklere, yanlışlara gelince Sümeyye'ye karşı verilen tek örnek Ebu Afek olmamalıydı örneğin. Bu konuda '' Muhammed'in suikast emirleri'' ya da ''Muhammed'in cinayetleri'' çalışmalarında yeterince bilgi mevcut.
Cihat sebebini Mekke'deki mallarına el konmasından doğan muhacir baskısı olarak sunmak da büyük bir yanlış.
''Muhammed neden savaştı?'' sorusunun yanıtı bu olmamalıdır.
Bu yanlış, Mekke dönemi ile Medine dönemi arasındaki farkın anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır.
İnsanların eşitliği konusunda ''Allah indinde'' sözü de yanlış yorumlanmış. Allah indi ile dünya hayatını birbirinden ayırararak yorumlamak hatalı olmuş. Cennette de huriler, gılmanlar, vildanlar hiç düşünülmemiş. Bakış açısında hata var yani. İslam, teoride köle ile hür için adaletle yaklaşmayı savunur. Ama köle ve hür vardır, bu dünyanın da, ahiretin de bir olgusudur ve bir, eşit olmazlar. ''Muhammed'in zengin olma düşüncesi yoktu'' denilerek kesin bir yargıda bulunulması da bence hatalı. Buna örnek olarak Hatice'nin zenginliğini göstermek ve ihtiyacı olmadığını söylemek zayıf bir değerlendirme. Hatice'nin zenginlik ölçüsünü biliyor musunuz neydi? Hiç Sabancı ile, Koç'la bir oto galeri sahibi bir olabilir mi? Adam oto galerisi sahibi diye, ''zenginlikte gözü olmaz'' denilebilir mi? Bir deve kesmek ile 100 deve kesmek aynı mıdır? Bir eş ile 15-20 eşe sahip olmak bir tutulabilir mi? Evet, asıl ideali iktidar olmaktı. Ama iktidar olmak zenginliğe sahip olmayı da içerir zaten. Hem hükümdar olup hem de fakir olunacağını kim düşünebilir?
Aklıma gelenler bunlar. Diğer ufak çapta olanları es geçiyorum. Çağrı filminin ele alınması çok güzel bir seçim olmuş ama sonuç o kadar güzel değil.
hakdogan
12-08-2009, 00:05
Ortada bir çalışma var. Ben sizin yerinizde olsam, sadece eldeki bu çalışmayla kısıtlardım eleştirilerimi.
@ulpian,
Sen anlamasan da, anlamak istemesende yaptığım bu.
Son derece komik olan 'Yahudilerin işkence gördüğüne değinmemişsiniz. Bunu not aldım, haberiniz olsun' göndermenizi hala nereye koyacağımı bilememekteyim mesela.
Yardımcı olayım: Kılavuz Katolik/Protestan Ruhaniyeti olursa, Yahudiler'de es geçilir.
Çaktın mı?
Bu forumda neredeyse tüm İslam eleştirisi, Oryantalist materyalin gönüllü tekrar terennümü, bunu yapanlarda kötü oryantalist kopisti.
Tekrar sorayım: Çaktın mı?
(1) Doğrudan tarihi eleştiriler (örneğin belgeselde X adlı şahıs şu tarihte şöyle yapmıştır diye bir iddia geçiyor ve bu iddia kaynaksızsa)
(2) Anlam çarptırmalarını eleştirmek (Çağrı filminde söylenmeyen/ima edilmeyen birşey, sanki söyleniyormuş/ima ediliyormuş gibi gösteriliyorsa)
(3) Genel olarak Çağrı Filmi ve Film üzerinden İslam hakkındaki yorumlara eleştiri (Örneğin belgeselde, Mekke fethinden sonra oradaki halk için kutsal olan 'put'ların kırılması, bunun günümüzdeki 'inanç özgürlüğü' ile örtüşmemesi)
Bu üç kategoride de eleştiriler getirdik(üçüncü kategoride eleştiri getirilmesini doğru bulmamanız sizi bağlar, beni değil) ve hiç bir sadre şifa yanıt alamadık.
Örneğin 1. kategoride yer alacak, Hz. Peygamber'in (S.A.V) Hz. Ömer'den (R.A), Müslüman olmadan önce çekinerek açıktan ibadet etmediği asparagası, Hicret sonrası ilk sıcak temasın faillerinin Müslüman olduğu çarpıtması ve benzeri hususları yerdik, 2. kategori içinde Ebu Talip meselesinden tutun, Ebu Süfyan'ın Mekke fethi sırasında Müslüman oluşuna dek örnekler verdik ve eleştirdik.
Hepsi haklı eleştirilerdi ve bu eleştiriler karşısında "sukut" edildi.
Keşke, bu çalışmaya imza atanlar sizin gayretinizin onda birini sergileyebilseydi...
Eksiklere, yanlışlara gelince Sümeyye'ye karşı verilen tek örnek Ebu Afek olmamalıydı örneğin. Bu konuda '' Muhammed'in suikast emirleri'' ya da ''Muhammed'in cinayetleri'' çalışmalarında yeterince bilgi mevcut.
Bu video bir makale havasında düşünülmedi. Amaç filmde saklanan gerçekleri, çarpıtmaları sergilemek ve ezber bozmaktır. Her yıl en azından ramazanda milyonlarca insanımızın seyrettiği ve mutlak doğru sandığı olguları sorglamasını, araştırıp düşünmesini teşvik etmektir. Eğer izleyici kimdir bu Ebu Afek deyip İslam tarihi kitaplarını eline alıp araştırmaya başlıyorsa biz hedefimize ulaşmışızdır.
Bu videoda İslam tarihindeki konuyla ilgili tüm gerçekleri sergileme gibi bir amacım olmadı. Böyle bir yol izlemek bir videoda süreyi uzatıp izleyiciyi sıkabilirdi. Oysa videonun en önemli aracı görüntüdür. Yazılar değil.
Dikkat edilirse videoda iki yer eskitme kağıt üzerinde yazılı ekrana geldi birisi Ebu Afek cinayetiydi. Yazılı kısımların daha fazla yer kaplaması bir video çalşması için eksi nottur. Böyle video yapacağına bence hiç yapma daha iyidir.
Allah indi ile dünya hayatını birbirinden ayırararak yorumlamak hatalı olmuş. Cennette de huriler, gılmanlar, vildanlar hiç düşünülmemiş.
Videoda tekrar izlersen şöyle bir söylem var:
"Allah indindeki eşitlik anlayışının sorgulamasını sonraki çalışmalarımıza bırakıp şimdilik sadece bu dünyaya yönelik anlayışı ele alalım".
Bu nedenle hurilere, gılmanlara, vildanlara girmedik.
Cihat sebebini Mekke'deki mallarına el konmasından doğan muhacir baskısı olarak sunmak da büyük bir yanlış.
İslamcılara göre gerekçe bu idi. Bize göre değil. O kısımda yeterli açıklama yapıldığını sanıyorum. Neyin yanlış olduğunu daha açık anlatırsan aydınlatıcı olur.
Özetle bu yapım hakkındaki bazı düşüncelerimi tekrar etmek istiyorum:
Bu videoda amaç ezber bozmak ve izleyicileri araştırmaya ve sorgulamaya yöneltmektir.
Yukarıdaki amaç güdüldüğünden dolayı bilimsel bir makale veya kitap havasıyla ilgili tüm gerçeklerin sergilenmesi yerine sıkıcı olmadan, çok fazla uzatılmadan konular ele alınmıştır.
Varolan haliyle 33 dakika olan bu video ortalama bir vatandaşımızın Çağrı filmiyle ilgili bir konuya ayırabileceği optimum süredir düşücesindeyim.
Video ve filmcilerin bir sözü vardır "Görsel düşünün". Görsellikle destelenmeyen video ve filmler zayıf kalır.
Bu video çalışmasında Çağrı filminden alınan görüntüler haricinde:
- Paganlar anlatılırke pagan görüntüleri,
- Putların kırılması anlatılırken putların kırılma görüntüsü, özellikle videonun sonlarındaki slow motion teknikle putların kırılma görüntüsü,
- 10 erkek çocuğa okuma-yazma konusunda okuma- yazma işleriyle uğraşan arap görüntüleri,
-Muhammed'in Şam seyahatleri anlatılırken harita üzerinde yol ve seyahat yılının belirtilmesi
- Kölelikten bahsederken İslam toplumunda köleliğe yönelik yapılmış tablolar,
- Oradaki gelişmişliklerden etkilenmiş olableceği söylenirken mimari olarak etkileyci bir yapının görüntüsü,
- Hz. İbrahim'den bahsedilirken onu anlatan tablolar,
- Meleklerden bahsedilirken melek tabloları,
- Van Gogh'dan ve katilinden bahsederken her ikisinin de görüntüleri,
- Da vinci filminden bahsederken bu filmden fragmanlar,
konuşmalara eşlik etmeye çalıştı. Bunları sağlamaya çalışmak çok fazla zaman ayırmaya ve araştırmaya ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla konuşmaların fazlaca uzatlmasının doğuracağı bir başka problem eşlik edecek görüntü bulma sorunu oluyor.
Önceden belirttiğim gibi videoda amaç izleyicinin ezberini bozmak, genel bilgiler vererek sorgulamaya ve araştırmaya yöneltmek.
Bunun dışında günümüze iki gönderme de yaparak videoyu daha anlamlı kılmaya çalıştım:
- Müslümanların Kabe'ye yürüyüşü sırasında taşlanmaları olayındaki yorumlarla temel meselenin azınlıkların dünya genelinde ezilmeye çalışıldığı fikriyle izleyicinin dar İslamcı kalıplardan sıyrılıp olayı evrensel boyutlarıyla değerlendirmeye yönlenmesine çalıştım.
- Videonun en son sahnesinde "Sorunun çözümü için filmde Hz. Hamza’ya söyletilen şu sözlerin günümüz dünyası için yol gösterici olduğunu belirtmek istiyoruz. " sözleriyle gene düşünce ve ifade özgürlüğünün önemine atıfta bulunarak ezildikleri dönemde müslümanların ihtiyaç duyduğu özgürlüklerin günümüzde onların ezdikleri için hatta dünya genelinde evrensel bir yol olduğuna dikkat çekerek videonun iki yerinde Çağrı'dan yola çıkıp evrensel çıkarımlar yaparak daha anlamlı bir çalışma olmasına çalıştım.
hakdogan
12-08-2009, 13:37
Bu videoda amaç ezber bozmak
Umuyorum bu hususta başarı sağlarsınız.
Zira standart zekaya sahip bir izleyici, bu video'yu izlediğinde, Turan Dursun forumunda yer alan İnkarcı bireylerin argümanlarının Turan Dursun'dan devşirildiği ezberini terk edip, Turan Dursun ve onu sevenlerin yer aldığı forumun sakinlerinin argümanlarının, Oryantalist/Müsteşrik argümanlarının tekrarı olduğunu, Katolik/Protestan Ruhaniyetinin klavuzluğunda yerli İnkarcılık oynandığını idrak eder ve dile getirilen argümanların mesnetsizliğini, tarihi gerçeklerle çelişikliğini iyice kavrayarak, ezberlerinden kurtulur...
Cem, Filmin geliştirilmek üzere yayından kaldırılması mümkün olabilir mi acaba?
Eklenmesini talep ettiğim senaryom şöyle: :D
Çağrı filminde Muhammed'in fakirliğine değinen, en azından Mekke'den kaçarken yanında hiçbir şey götürmediğinden bahseden bölüm olmalı.
Bu bölüm ekrana yansır, orijinaliyle...
Öldüğünde rehinde olan zırhından bahseden hadis papirüs üzerinde görünür.
Sonra da bu hadisle beraber sorgulama kısmı (ezber bozan kısım) devreye girer.
Muhammed'in ölümünden sonra Aişe'nin miras olarak talep ettiği şey bu zırh mıdır?
Hurmalıklara ne olmuştur?
11-12 eşin geçimini neyle sağlamıştır Muhammed ömrünün son zamanlarında?
Ya cariyelerinin?
Mekke'de kesilen deve sürüsü fakirliğin delaleti midir?
v.s.
Tüm bunlarla ilgili hadisler, araya fakirliğini vurgulayan görüntülerle peş peşe gelir ekrana.
***
bir diğeri Taif'te taşa tutulması bölümü.
Peygamberini kolladığını, koruduğunu, meleklerle desteklediğini söyleyen ayetler Taif'teki olayların üzerine okunabilir.
Bu videoda amaç ezber bozmak ve izleyicileri araştırmaya ve sorgulamaya yöneltmektir.
Bu açıdan ele alındığında Çağrı filmi çok iyi bir seçim olmuş ve hatalar, eksikler gözönüne alınmadığı takdirde genel muhtevasıyla takdire değer bir çalışma ortaya konmuştur. Elbette eldeki olanaklarla prefosyonel bir çalışma beklenemezdi. En azından internet kamuoyu için önemli bir eksik giderilmiş, tamamen İslami propagandaya dayalı bir filmin ardındaki gerçekler sergilenmeye çalışılmıştır.
Çalışmaya karşı yıkıcı eleştirileri gözönüne aldığımızda filmdeki yalan ve saptırmalardan daha fazlasını görmekteyiz. Öncelikle belirtelim ki:
Kahire El-Ezher Üniversitesi ve Lübnan İslam Konseyinden filmin onay alması; tarihsel gerçeklere uygun olmasından değil, İslama uygun olmasındandır. Oxford'dan, harward'dan, uluslararası bilimsel tarih konseyinden alınmış onay değildir ki tarihi gerçeklere uygun olduğu öne sürülebilsin. İslamcı arkadaşlarımız, bir Hristiyan filminin Vatikan'dan, Patrikhane'den onay almış olmasını tarihi gerçeklere uygunluk olarak yeterli görürler mi?
İsâ'nın çarmıha gerilme sahnelerini gerçek olarak kabul ederler mi?
Öyleyse filmi neye göre değerlendireceğiz?
Yapılan video çalışması da, filmi İslam tarihi verilerine göre eleştirmiştir.
İslam tarihi ne derece doğrudur?
Örneğin bugün resmi tarihi eleştiriyoruz. Ama resmi tarihi bile genel muhtevasıyla doğrulayan ABD, İngiliz, Rus, Alman, yunan arşivleri var. Dünya tarihçileri var. Halil İnalcık gibi tarihçilerin kutbu ilan edilmiş dünya çapında tarihçimiz var. Eleştirilenler ise yapılan abartma ve küçük çapta çarpıtmalar için.
Ya İslam tarihi?
Geçmişin izlerini tamamen yoketmiş, kendi tarihinin ve kültürünün belgelerini, kanıtlarını, yazıtlarını, eserlerini ortadan kaldırmış ve sadece kendi yazdıklarına inanılmasını istemiş bir dinin bize sunduklarıyla gerçeği yakalamaya çalışıyoruz.
Daha ortada yaşadığının bile tek bir tarihi kanıtı olmayan bir efsaneyi İslam hadisçi ve tarihçilerinin uydurmalarıyla eleştirmeye çalışıyoruz. Ki bu hadisçi ve tarihçiler de anlattıkları dönemi görmemiş, o dönemden 200-300 yıl sonra yaşamışlar. İletişimin tamamen ilkel, yazılı belgelere dayanmayan, sözlü aktarımların delil kabul edildiği şartlarda yazılmış, hiçbir ülke ve toplum kaynaklarında, Bizans, İran, yahudi, Çin kaynaklarında bahsi geçmeyen, aleyhte yazanların öldürüldüğü, derilerinin yüzüldüğü ortamda yazılmış bir tarihi sağlıklı eleştirebilmek ve ''asıl gerçek budur'' diyebilmek mümkün mü?
Kendi yazdıkları tarihi bilgileri bile yeterli görmeyip süzgeçten geçirerek işlerine geldiği gibi sunan, putperest inanç ve ibadetlerini bilinçli ve kasıtlı olarak yanlış aktaran, kendilerini mazlum, karşı tarafı zalim gösteren, peygamberlerinin kişiliğini ve özel hayatını bir ahlak abidesi olarak sunan ama eşlerini, evliliklerini, savaşlarını, katliamlarını, köle ve cariyelerini sır gibi saklı tutan, bu sır ama gerçek olan bilgileri ele alanları, kitaplarında yazıp kamuoyuna sunanları katleden bir zihniyete karşı aydınlanma amacıyla yapılmış şu küçük çalışmada dahi gerici rahatsızlığı, aşağlama ve karalama tarzındaki saldırıları ibretle görmekteyiz. Dezenfermasyon diye eleştirip asıl dezenfarmasyonu görmeyen, kendi yazdıklarıyla yalana yalan katan, sürekli demagoji ve çarpıtmalarla ve çaktın mı sorularıyla tahrik çakan, laf kalabalığıyla muhataplarını bastırmayı yöntem edinmiş bu gerici zihniyetin yalan ve çarpıtmalarını sonraki mesajımızda ele alacağız.
Önce İslamcıların çifte standart anlayışını sergileyerek başlayalım.
Eleştirilerden biri Ebu Talib üzerine.
Kim bu Ebu Talib?
Bir müşrik.
Aynı zamanda peygamberi bakıp büyüten, koruyan amcası ve Ali'nin babası.
Müşrik olarak ölmüş, müslüman olmamış.
Aynı Muhammed hazetlerinin annesi, babası, dedeleri gibi.
Ebu Cehil, asıl adıyla Ebu Hakem de bir müşrik.
Ebu Leheb, o da bir müşrik ve peygamberin amcası ve dünürü.
Ebu Süfyan, son döneme kadar müşrik, müslüman olarak ölmüş. Halife Muaviye'nin babası, Yezid'in dedesi. Hamza'nın ciğerini yiyen Hind'in kocası. Ve Peygamberin kayınpederi.
Halid b. Velid, başlangıçta müşrik. Onlarca müslümanın katili, sonradan müslüman olmuş.
Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş.
Belki bir kısmı onaydan önce sansürden geçmiştir.
Tümünün belirtilmesi de mümkün olmayabilir ya da gereksiz olabilir.
Ama işlerine gelecek şekilde bazılarına değinilmiş. Çünkü değindikleri, propaganda amaçlarına uygun. Diğer bilgiler ise ters düşüyor.
Filmin adı Çağrı.
Kimler uymamış bu çağrıya?
Ebu Cehil, Ebu leheb, Ebu Talib ve Mekke fethinden önce müşrik olarak ölmüş olan diğerleri.
Çağrıya, mesaja, davete uymayan Ebu Talib'e filmde yer veriliyor ama müslüman olmayı reddedişine değinilmiyor. Seyredenler ve gerçeği bilmeyenler, bu durumda Ebu Talib'i müslüman zannetmez mi?
Zanneder. Zaten amaç da odur. sadece filmde değil, şimdi bile öyle sanılması yönünde tavır vardır. Müşrikliği gizlenir. Hatta tekrar diriltilip müslüman olarak öldüğüne varana kadar saçmalanır. Ya da ona cehennemde en serin mekan ayrılır.
Ebu Talib İman Etti mi? (http://www.bilimselfelsefe.net/viewtopic.php?f=10&t=194)
Video çalışmasında bu eleştiriye yer verilmesinden daha doğal ne olabilir ki eleştiriliyor. Tabi ki filmin belirtmediği, belirtmekten kaçındığı gerçeğe değinilecek. ''Müslüman olduğu söylenmemiş ki?'' savunması geçersizdir. Kaldı ki İslamcı propaganda ile müslüman olmayanların olduğu iddiasına da sıkça rastlamaktayız. Kaptan Cousto gibi, astronot Neil Amstrong gibi.
Dezenfarmasyon ve çifte standart budur. İşkence görmeyi göstermek, kendi yaptığı işkenceyi gizlemektir. Hicrete zorlanmaktan yakınmak, Yahudileri yurtlarından sürmekten bahsetmemektir. Öldürülmeyi göstermek, öldürdüklerini konu etmemektir. İnanç özgürlüğünden bahsedip kendi inancını yaymaya çalışmak ama başka inançlara hayat hakkı tanımamaktır. Kendi propagandası için engel istememek ama eli silah görmemiş şairleri bile suikastle, hile ile öldürmeyi vacip görmektir. Yahudi ve Hristiyanların kutsal kitaplarını tahrif edilmiş diye karalamak ama kendi kitabı hakkında eleştiriye idam fetvası çıkarmaktır.
hakdogan
13-08-2009, 13:33
Çalışmaya karşı yıkıcı eleştirileri gözönüne aldığımızda filmdeki yalan ve saptırmalardan daha fazlasını görmekteyiz. Öncelikle belirtelim ki:
Kahire El-Ezher Üniversitesi ve Lübnan İslam Konseyinden filmin onay alması; tarihsel gerçeklere uygun olmasından değil, İslama uygun olmasındandır. Oxford'dan, harward'dan, uluslararası bilimsel tarih konseyinden alınmış onay değildir ki tarihi gerçeklere uygun olduğu öne sürülebilsin. İslamcı arkadaşlarımız, bir Hristiyan filminin Vatikan'dan, Patrikhane'den onay almış olmasını tarihi gerçeklere uygunluk olarak yeterli görürler mi?
İsâ'nın çarmıha gerilme sahnelerini gerçek olarak kabul ederler mi?
Yahu beni bir kerede şaşırtın da hiç olmazsa "şaşıraccağım bir argümanla kaşıma çıktılar" diyebileyim.
Oryantalist taklitçileri için, tarihi verilere sadakatin olmazsa olmazı olarak oxford'ların, harward'ların zikredilmesi hiç şaşırtıcı değil, onların İnkar pozisyonları nasıl ithal ise, bu pozisyona onları sürükleyen malumatlar da ithal.
Şaşırtıcı olan, oxford'ların, harward'ların ve diğerlerinin kullanacağı farklı bir tarih verisi havuzunun varolduğunun sanılması, yada "yerseler" kabilinden dillendirilmesi :)
Hem diyeceksin ki "İslam'ın ilk dönemine dair, İslam dışı kaynaklarda veri yok!", hem sonra kalkıp "İslami olmayan kaynaklardan onay mı alınmış?" diyeceksin.
Bu ne yaman çelişki!
İslam'a ve Tarihine Fransız kalmışsınız, bizim büyük hazinelerimizden bihabersiniz. Oxford'lar, harward'lar, konu İslam ve Tarihi olduğunda aynı kaynaklara müracat edecek, o kaynakaları, ilerleyen dönemlerde oluşturulmuş muhteşem tabakat eserleri, çeşitli biyografiler vb araçlarla kritize edecek, tıpkı fukaha ve muhaddisin yaptığı gibi.
Modern Tarih metodolojisi dahi Hadis İlmi metodolojisine gıpta ile bakar, 1400 küsür yıl önce, bir rivayeti ravi zincirleri ile kaynağına bağlayan, sonra çeşitli otobiyografik eserlere müracat ederek, ravi zincirlerindeki isimlerin, aynı zaman ve mekanda birbirleri ile görüşüp görüşmediğini tesipt eden, bu sebeple eldeki malzemeyi yeniden ele alan ve böylece, sonradan bazı cahillerin "yüzlerce uydurma rivayet var" dediği rivayetleri zaten asırlar önce tespit eden muhteşem bir ilimdir sözünü ettiğimiz.
Gözlerini bunlara yumanlar, elde başka bir malzemede olmadığına göre iki seçenekten birini tercih ediyorlar:
1- Eldeki veriyi deforme edip çarpıtmak.
2- Topyekün İnkar etmek.
İkisi de birbirinden gülünç ve ahlaki zaaflara işaret ediyor.
Yapılan video çalışması da, filmi İslam tarihi verilerine göre eleştirmiştir.
Çarpıtarak, olmayanlara "olmuş" diyerek, inanılmaz maddi hatalar!(hadi hata diyelim) eşliğinde.
Eleştirilenler ise yapılan abartma ve küçük çapta çarpıtmalar için.
Baksen!
Çarpıtma olduğunu kabul ediyorsun demek, bu çarpıtmaların büyüklüğü küçüklüğü ayrı bahis, olayın merkezinde "böyle bir şey ne kadar ahlakidir?" sorusu var.
Bu ne yüzsüzlük ki, böyle bir itirafla doğan bu suale değinmeden, "küçüktür küçük" muhabbeti yapabiliyor.
Geçmişin izlerini tamamen yoketmiş, kendi tarihinin ve kültürünün belgelerini, kanıtlarını, yazıtlarını, eserlerini ortadan kaldırmış
@pante,
Daha önce sana yöneltilmiş ve sansürlenen okkalı yanıtta da belirttiğim gibi, İslam öncesi arap toplumu yazılı değil, sözlü geleneğe bağlıydı, neredeyse topyekün ümmi bir toplumdu. Aristokrak zümre içinde dar bir kadro dışında okuma yazma bilen yoktu, okuma yazma seferberliği, karalamaya kalktığınız İslam sonrasıdır.
Yakılan yok edilen ne olabilir elde?
Sallamadan önce iki kere değil beş kere düşün.
Elde yazılı çok bir şey olmamakla birlikte, hiç bir şey yok da değildir. Bu çalışmada dahi değinilen o bilgiler, haram aylarda düzenlenen panayırlar, şiir müsabakaları, benim Muallakat-ı Seb'a'ya dair verdiğim kitap çalışması ve diğerleri, onlar işte günümüze kadar gelen yazılı mirastır.
Bunun yanında Arabın son derece güçlü şifai/sözlü geleneği vardı, bunlar sonraki nesillere de aktarılmış ve kayıt altına alınmıştır. İslam öncesine dair ne söylüyorsanız, zaten bunlardan hareketle söylüyorsunuz.
Tekrar ediyorum, Mekke toplumunun İslam öncesi, yakılıp yok edilecek vesika olarak, şiirler dışında bıraktığı bir şey yoktur, onlarda zaten elde mevcuttur.
Ki bu hadisçi ve tarihçiler de anlattıkları dönemi görmemiş, o dönemden 200-300 yıl sonra yaşamışlar.
Vah vah!
Sahabiyi bilmedin, tabii'ni de, tebei tabiin'i ise hiç bilmedin değil mi?
Zaten Arabistan çöllerinde yüzyıllarca bir o yana bir bu yana salınan Arap, can sıkıntısından önce perslerin tepesine bindi, sonra Bizansın :)
Ne o, yoksa İslami kaynaklara dayanmayan Tarih, bu fetihlerden de mi söz etmiyor :lol:
Dezenfermasyon diye eleştirip asıl dezenfarmasyonu görmeyen, kendi yazdıklarıyla yalana yalan katan, sürekli demagoji ve çarpıtmalarla ve çaktın mı sorularıyla tahrik çakan, laf kalabalığıyla muhataplarını bastırmayı yöntem edinmiş bu gerici zihniyetin yalan ve çarpıtmalarını sonraki mesajımızda ele alacağız.
Bak buna sevindim, arkadaşların "gık" diyememişti, bakalım sen ne diyeceksin.
Beklemedeyiz...
hakdogan
13-08-2009, 13:57
Eleştirilerden biri Ebu Talib üzerine.
Kim bu Ebu Talib?
Bir müşrik.
Aynı zamanda peygamberi bakıp büyüten, koruyan amcası ve Ali'nin babası.
Müşrik olarak ölmüş, müslüman olmamış.
Aynı Muhammed hazetlerinin annesi, babası, dedeleri gibi.
Ebu Cehil, asıl adıyla Ebu Hakem de bir müşrik.
Ebu Leheb, o da bir müşrik ve peygamberin amcası ve dünürü.
Ebu Süfyan, son döneme kadar müşrik, müslüman olarak ölmüş. Halife Muaviye'nin babası, Yezid'in dedesi. Hamza'nın ciğerini yiyen Hind'in kocası. Ve Peygamberin kayınpederi.
Halid b. Velid, başlangıçta müşrik. Onlarca müslümanın katili, sonradan müslüman olmuş.
Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş.
Belki bir kısmı onaydan önce sansürden geçmiştir.
:lol:
Bir an için ümitlenmiştim, çalışma içindeki çarpıtmalara yönelik kifayetsiz olsa da, kendi içinde tutarlı savunmalar gelecek diye.
Ama karşılaştığımız, çalışmadaki çarpıtmaları gölgede bırakacak ve Çağrı'yı izlemiş orta zeka ve hafızada her bireyin derhal yakalayacağı büyük yalanlar oldu.
Çağrı (The Message) Filminde Ebu Talip meselesi üzerinde o kadar konuştuk, bunları tekrarlamayacağım, zayıflığınız oradan belli ki, filmi vermediği bir mesaj ve seyirciyi aptal yerine koymaması üzerinden eleştiriyorsunuz.
Diğer yalanlara gelelim:
-Filimde, İslam'ın ilk döneminin en büyük düşmanlarından Ebu Cehil, düşmanlığından, Bedir'de karşılaştığı sona kadar işleniyor.
-Filimde, Ebu Leheb'de (videoda, Kabe içinde geçen alıntıda görülen kızıl saç ve sakallı eleman) karısı da yer alıyor, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) amcası olduğu da.
-Filimde Ebu Süfyan, Mekke'de siyasi otoriteyi temsiliyeti, İslam'a muhalefeti, karısı Hind'in Hz. Hamza'yı (R.A) şehid ettirip, ciğerlerini yemesi yer alıyor.
-Filimde Halid bin Velid (R.A) Uhud savaşındaki pozisyonu ile ve Müslüman olduğunda bundan duyduğu nedamet ile yer alıyor.
Bütün bunlar için "Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş" demek nasıl bir ahlakın ürünü?
Ama işlerine gelecek şekilde bazılarına değinilmiş.
Peki bir kaç cümle sonra gelen bu kısmi tornistan nasıl bir ahlakın tezahürü?
Çağrıya, mesaja, davete uymayan Ebu Talib'e filmde yer veriliyor ama müslüman olmayı reddedişine değinilmiyor. Seyredenler ve gerçeği bilmeyenler, bu durumda Ebu Talib'i müslüman zannetmez mi?
Algılarında problem yoksa neden öyle sansınlar, yoksa filimde "bu Müslüman olmadı" denmeyen herkes misal Ebu Leheb için de sende böyle bir algı mı doğmakta, doğuyorsa problem sende/sizde :lol:
sadece filmde değil, şimdi bile öyle sanılması yönünde tavır vardır
Buda yalan, Şia dışında bu konuda farklı söz söyleyen yoktur. Açık tarihi veriler var ortada.
Hicrete zorlanmaktan yakınmak, Yahudileri yurtlarından sürmekten bahsetmemektir.
Filimde Yahudi ihaneti de işlenmiyor çünkü Ahzab/Hendek savaşı filimde konu edinmiyor, dolayısıyla bu bağlamda gerçekleşen olaylara da yer verilmemiş.
Filim, mahdut süresi içinde malesef bütün İslam Düşmanlarına değinememiş, mümkün olsaymış iyi olurmuş tabi :)
@pante,
Eteğindeki taşlar bundan mı ibaret?
Söz konusu çalışmada çarptırmalar olduğunu iddia eden birisi, bu iddialarını tartışırken bari kendisi açık çarptırmalardan geri durabilse.
pante yukardaki mesajında (İslam tarihini tartışmadaki zorlukları açıklamak için), bir örnek olarak Türkiye resmi tarihinden bahsediyor ve şöyle diyor:
Örneğin bugün resmi tarihi eleştiriyoruz. Ama resmi tarihi bile genel muhtevasıyla doğrulayan ABD, İngiliz, Rus, Alman, yunan arşivleri var. Dünya tarihçileri var. Halil İnalcık gibi tarihçilerin kutbu ilan edilmiş dünya çapında tarihçimiz var. Eleştirilenler ise yapılan abartma ve küçük çapta çarpıtmalar için.
Diğer arkadaş ise bu paragrafın sadece son cümlesini alıntılayarak, bahsedilen ''abartme ve küçük çapta çarptırmalalar''ın belgeselde olduğunun itirafı olarak gösteriyor.
Baksen!
Çarpıtma olduğunu kabul ediyorsun demek, bu çarpıtmaların büyüklüğü küçüklüğü ayrı bahis, olayın merkezinde "böyle bir şey ne kadar ahlakidir?" sorusu var.
Bu ne yüzsüzlük ki, böyle bir itirafla doğan bu suale değinmeden, "küçüktür küçük" muhabbeti yapabiliyor.
Böyle bir tartışma olmaz ki!!!
saygılarımla
hakdogan
13-08-2009, 14:21
@ulpian,
pante eğer dediğin gibi, resmi tarihe dönük olarak o ifadeyi kullanmışsa, ben o noktadaki eleştirilerimi geri alırım.
Paragraf bütününe baktığımda, senin yorumun daha gerçekçi görünüyor, ifadeyi sarahate kavuşturmamış, yanılmışım.
Böyle bir tartışma olmaz ki!!!
Doğru, böyle yapılırsa olmaz, ben kasten değil, sehven yanlış anladım, kurulan cümle buna müsait.
Bu böyle olmaz da ulpian, gözlerini gerçeklere yumarak da olmaz. Şu çarpıtma için ne buyrursunuz?
Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş.
Belki bir kısmı onaydan önce sansürden geçmiştir.
-Filimde, İslam'ın ilk döneminin en büyük düşmanlarından Ebu Cehil, düşmanlığından, Bedir'de karşılaştığı sona kadar işleniyor.
-Filimde, Ebu Leheb'de (videoda, Kabe içinde geçen alıntıda görülen kızıl saç ve sakallı eleman) karısı da yer alıyor, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) amcası olduğu da.
-Filimde Ebu Süfyan, Mekke'de siyasi otoriteyi temsiliyeti, İslam'a muhalefeti, karısı Hind'in Hz. Hamza'yı (R.A) şehid ettirip, ciğerlerini yemesi yer alıyor.
-Filimde Halid bin Velid (R.A) Uhud savaşındaki pozisyonu ile ve Müslüman olduğunda bundan duyduğu nedamet ile yer alıyor.
Bütün bunlar için "Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş" demek nasıl bir ahlakın ürünü?
El-Cevap ?
Yahu beni bir kerede şaşırtın da hiç olmazsa "şaşıraccağım bir argümanla kaşıma çıktılar" diyebileyim.
Sen zaten şaşkınsın.
Şaşkın olanı şaşırtmak mümkün mü?
Öncelikle yazılanları anlamaktan yoksunsun.
O yüzden mesajları 2-3 kez ve üstüne basa basa, sindire sindire oku ve öyle yanıtla. Yanlış anladıklarını düzeltmeye çalışarak sana vakit ayıramam.
Ne İslam tarihi hakkında yazdıklarımı anlayabilmişsin ne de resmi tarih örneğimi.
O kısımları tekrar okuyup düzeltmen için atlıyor, ciddi gördüğüm kısmı yanıtlıyorum.
Yakılan yok edilen ne olabilir elde?
Sallamadan önce iki kere değil beş kere düşün.
Elde yazılı çok bir şey olmamakla birlikte, hiç bir şey yok da değildir. Bu çalışmada dahi değinilen o bilgiler, haram aylarda düzenlenen panayırlar, şiir müsabakaları, benim Muallakat-ı Seb'a'ya dair verdiğim kitap çalışması ve diğerleri, onlar işte günümüze kadar gelen yazılı mirastır.
Nereden biliyorsun?
islam tarihini yazanlardan?
Ne malum doğru olduğu?
Belki de çok zengin bir Arap edebiyatı ve kültürü vardı.
Nitekim 2. yüzyıldan itibaren fışkıran Arap edebiyatı ve her alanda verilen eserler bunun kanıtıdır. Daha önce yasaklar nedeniyle Kur'an dışında hiçbirşeyin yazılmasına izin yoktu.
Hadi diyelim ki doğru. cahiliye döneminde ümmilik vardı ve yazılı eser, tarihi ve kültürel bir belge, yazıt yoktu. Asr-ı saadet ve 4 halife döneminde neden yok?
Hani tarih?
Kur2an'ın ne zaman inmeye başladığı, hangi surenin hangi tarihte geldiği, miraçın ne zaman olduğu, orucun-namazın ne zaman başladığı neden biinmiyor?
Nerede Kur'an'ın orijinali?
Ne malum sonradan yazılmadığı?
Hicretten 200-300 yıl sonra yazılmış bir tarihin referansı ne?
Hangi belgeden, hangi kitaptan alınmış o bilgiler?
Putperestler ümmiydi ve yoksundu da, müslümanlar neden bu açığı kapatmadı?
Geçmişin kültür mirasını ve tarihini yokedenler, kendi kurduklarına da o zihniyetle yaklaşmış ve ortaya kanıt koymamışlardır. Eleştirdikleri Mısır firavunları kadar bile olamamışlardır ki kendilerinden binlerce yıl önce yaşamış bi uygarlığa sahiptirler. Ya islam tarihi?
Bu İslam tarihi doğruysa İbni İshak'ın, İbni Hişam'ın, Taberi'nin yazdıkları İslam tarihi olarak kabul görüyorsa; Yazdıklarının bir kısmı onaylanıp,işlerine gelmeyen kısmı reddedilmemeli, tümüyle kabul görmelidir. Ama durum öyle değildir. Hem Bu şahısların yazdıklarından yola çıkılır. Hem de Garanik olayı, Harra olayı, Yahudi ve Türk katliamları vb. birçok yazılan reddedilir.
Bir an için ümitlenmiştim, çalışma içindeki çarpıtmalara yönelik kifayetsiz olsa da, kendi içinde tutarlı savunmalar gelecek diye.
Ama karşılaştığımız, çalışmadaki çarpıtmaları gölgede bırakacak ve Çağrı'yı izlemiş orta zeka ve hafızada her bireyin derhal yakalayacağı büyük yalanlar oldu.
Çağrı (The Message) Filminde Ebu Talip meselesi üzerinde o kadar konuştuk, bunları tekrarlamayacağım, zayıflığınız oradan belli ki, filmi vermediği bir mesaj ve seyirciyi aptal yerine koymaması üzerinden eleştiriyorsunuz.
Diğer yalanlara gelelim:
-Filimde, İslam'ın ilk döneminin en büyük düşmanlarından Ebu Cehil, düşmanlığından, Bedir'de karşılaştığı sona kadar işleniyor.
-Filimde, Ebu Leheb'de (videoda, Kabe içinde geçen alıntıda görülen kızıl saç ve sakallı eleman) karısı da yer alıyor, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) amcası olduğu da.
-Filimde Ebu Süfyan, Mekke'de siyasi otoriteyi temsiliyeti, İslam'a muhalefeti, karısı Hind'in Hz. Hamza'yı (R.A) şehid ettirip, ciğerlerini yemesi yer alıyor.
-Filimde Halid bin Velid (R.A) Uhud savaşındaki pozisyonu ile ve Müslüman olduğunda bundan duyduğu nedamet ile yer alıyor.
Bütün bunlar için "Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş" demek nasıl bir ahlakın ürünü?
Yine aynı anlayış, aynı zihniyet.
Ya gerçekten anlamamakta ya da çarpıtmaya çabalamanın yöntemi olsa gerek.
ben yazdığım bilgilerin tümünün belirtilmesinden bahsediyorum.
Vatandaş, ''İşte Ebu Cehil'in, leheb'in düşmanlığından, Hin'din Hamza'nın ciğerini yemesinden bahsedilmiş'' diyor.
Ben çifte standarttan ve işine geleni belirtmekten bahsediyorum, o ise bir kısmının verildiğinden bahsediyor.
Algılarında problem yoksa neden öyle sansınlar, yoksa filimde "bu Müslüman olmadı" denmeyen herkes misal Ebu Leheb için de sende böyle bir algı mı doğmakta, doğuyorsa problem sende/sizde
Algı problemi sende var.
Ebu talib sıradan biri değil.
Filmde müslümanlığı reddetmesinden bahsetmemesi bilinçli bir eylemdir.
Bunun karşısında video çalışmasında bu bilgiye yer verilmesi ise gerekli bir girişimdir. Ama bu gerekliliği bile eleştirecek kadar anlayışsızsınız.
Örneğin sen bir başlık açıp ''fahri Alemin mübarek zevceleri, müstakbel validelerimiz'' diye sadece hatice ve Ayşe'den bahsettiğinde, benim o başlıkta diğer eşlerini belirtmem, Ayşe ile 9 yaşında evlendiğine dair hadisler olduğunu, Zeynep'in evlatlığının karısı olduğunu yazmam gayet doğaldır. Bunu eleştirip de laf salatası olarak sunamazsın. Ebu Talib konusu da öyle. Kendisini büyütüp yetiştiren, düşmanlarına karşı himaye eden ve toplumda saygın sevilen bir kişi olan amcasını ebedi cehennemliklerden ilan etmiştir. Filmde ise Ebu Talib'i cennetlik sanırsınız. Bu mu ahlaklı davranış?
Buda yalan, Şia dışında bu konuda farklı söz söyleyen yoktur. Açık tarihi veriler var ortada.
Şiayı yalanlayan bir Sünni İslam mı var ki yalan olsun.
Birkaç kitap dışında hangi yayında duydun şimdiye kadar?
Camilerde mi bahsi geçti, radyoda-tv'de mi?
Bu konular kırmızı çizgilerle sınırlandırılmıştır.
Gerek birtakım ayetlere, gerekse bazı sahih hadislere bilinçli olarak yer verilmez.
Evlatlık konusuna, Zeynep'in evlatlığının karısı olduğuna değinilmez. Ayşe ile 9 yaşında evlendiğine, Cüveyriye ile eşinin-babasının öldürüldüğü gün zifafa girilmesi konu edilmez. Beni Kurayza katliamı hiç olmamış gibi es geçilir.
Filimde Yahudi ihaneti de işlenmiyor çünkü Ahzab/Hendek savaşı filimde konu edinmiyor, dolayısıyla bu bağlamda gerçekleşen olaylara da yer verilmemiş.
Filim, mahdut süresi içinde malesef bütün İslam Düşmanlarına değinememiş, mümkün olsaymış iyi olurmuş tabi
@pante,
Eteğindeki taşlar bundan mı ibaret?
Kitleleri inandıramayacağını bildiği için bahsedilmemiş. Zaten bahsetse de katliam ve sürgünlere hiç değinmezdi. Halbuki İslam'ın kuruluşunda medine olaylarının ve Yahudilerle olan ilişkilerin önemi büyüktür. Bahsedilmemesi ise bilinçlidir.
hakdogan
13-08-2009, 15:14
Yanlış anladıklarını düzeltmeye çalışarak sana vakit ayıramam.
Hımmm, galiba bu "Açmazlarımı afişe etmen karşısında bana sukut dışında yol kalmıyor" demenin pantece'si :lol:
Ne İslam tarihi hakkında yazdıklarımı anlayabilmişsin ne de resmi tarih örneğimi.
O kısımları tekrar okuyup düzeltmen için atlıyor, ciddi gördüğüm kısmı yanıtlıyorum.
Yok öyle yağma!
1- İslam Tarihine dair incir çekirdeğini dolduran hiç bir şey yazmadın, zaten yazamassın da. Yaptığın "eldekiler Müslümanlardan gelme, saylanmaz" deme mızıkçılığı.
2- Resmi Tarih'e dair söylediğin cümle sarih değil, dolayısı ile eğer seni yanlış anladı isem müsebbibi bizzat sensin.
3- Düzeltmeleri yapması gereken de bizzat sensin.
Nereden biliyorsun?
islam tarihini yazanlardan?
Ne malum doğru olduğu?
Belki de çok zengin bir Arap edebiyatı ve kültürü vardı.
Nitekim 2. yüzyıldan itibaren fışkıran Arap edebiyatı ve her alanda verilen eserler bunun kanıtıdır. Daha önce yasaklar nedeniyle Kur'an dışında hiçbirşeyin yazılmasına izin yoktu.
Yahu tel tel dökülüyorsun, gerçekten aklıma yine @InVi geldi, senin yazdıklarına ancak onun çerçevesini çizdiği kitle değer verebilir.
1- Bu ne biçim mantık? "Ne malum doğru olduğu!" Lafa bak :) Yahu ne malum doğru olmadığı? Böyle tarih mi yorumlanır? Eldeki tarihi veri bu. Bunu kritize edebilmek adına da çeşitli doneler var elde. Bunlardan hareketle bir yoruma varılabilir, ama ne demektir "Ne malum doğru olduğu!"
Şüphe duymana sebebiyet veren aksi tarihi vesikalar mı var?
Yok.
Eee, ne var elde?
Olan şu, Türk İnkarcılığının bilgi yoksunluğu, müthiş bağnazlığı ve eldeki verilerden hareketle varılamayacak yerlere varma becerisi!!!
2- "Belki de çok zengin bir Arap edebiyatı ve kültürü vardı" yahu ne belkisi, Arab'ın Şiir ve Edebiyatta, Belagattaki başarısını zaten o "ne malum doğru olduğu" dediğin kaynaklarımız söylüyor :)
Arap, o noktada çok mahirdi, sözle dans ederdi, ta ki Kur'an nazil oluncaya dek. En kuvvetli oldukları alanda, söz sahasında Kur'an'ın açık meydan okumasına karşı sukut ettiler, "onu uyduruyor" dediği Kur'an'ın "bir sure getirin" meydan okumasına cevap veremediler.
Dönemim dil ustaları üzerinde Kur'an'ın yaptığı tesiri, kendisine "neden artık şiir yazmıyorsun?" diye sorulan büyük Şair Hassan'ın "Kur'an indikten sonra dilimi yuttum!" sözlerinde görmek mümkündür.
3- Kur'an İnzal edilirken, ilk dönem, özellikle Mekke döneminde kimi rivayetlerde görmekteyiz ki, Resul-i Ekrem (S.A.V) kendi sözlerini Kur'an ile karıştırılmaması için yazmayı yasaklamış, sonra da bu yasağı kaldırmıştır. Hatta teşvik ettiğini gösterir rivayetler vardır.
Hadi diyelim ki doğru. cahiliye döneminde ümmilik vardı ve yazılı eser, tarihi ve kültürel bir belge, yazıt yoktu. Asr-ı saadet ve 4 halife döneminde neden yok?
Hani tarih?
Sahabi'nin Resul-i Ekrem (S.A.V) sonrası fethedilen diyarlara göçmesi ile birlikte, onlara tabi olan "tabiin" dönemi başlamış ve bu dönemle birlikte İslam'ın doğuşu ve gelişimi kayıt altına alınmıştır. Hicri 1. asırda yazılı metinler vardır. Çoluk çocuğu kandırmak adına öne sürdüğün argümanları işi bilenler karşısında kullanma, böyle ofsaytta kalırsın.
Diğer anlamda da özellikle Hz. Ömer (R.A) döneminde Devlet yapılanması içinde arşiv çalışması olarak nitelenebilecek çalışmalar yapılmıştır. Gerek mali disiplin açısından, gerek ganimetlerin pay edilmesi adına oluşturulan şecerelerle.
Kur2an'ın ne zaman inmeye başladığı, hangi surenin hangi tarihte geldiği, miraçın ne zaman olduğu, orucun-namazın ne zaman başladığı neden biinmiyor?
:lol:
Yahu sen bunları utanıp sıkılmadan nasıl yazıyorsun?
Nuzul-i Esbab nedir hiç mi öğrenmedin, kim dedi sana Miraç ne zaman oldu bilinmez diye, Oruç ve Namaz'a dair emirlerin vakitlerinin bilinmediğini sana kim söyledi ve pante, kim kandırdı seni, yoksa sen mi birilerini kandırmaya çalışıyorsun?
De bakayım :)
Nerede Kur'an'ın orijinali?
Ne malum sonradan yazılmadığı?
Aynı mantık :)
"Ne malum"
Akıllıya malum.
Dünya'nın dört bir yanında aynı mushaflar elimizde ve yüzlerce yıldır, bütün akademik birikimleri ile oryantalizm neşriyatlarına vucut verenlerin dahi "gık" diyemediği bir açıklıkla, Kelam-ı Kadim elimizde.
Zira İndiren koruyor, nasıl korunacağına dair kullarını da yönlendiriyor.
Vahiy, indiği süreçte kayıt altına alınmakla yetinilmedi, bir de ezberlendi.
Hz. Ebu Bekir'in (R.A) hilafeti sırasında, yani Resul-i Ekrem'den (S.A.V) hemen sonra, yapılan savaşlarda kaç hafız şehit düşmüş buna bakmak dahi orta derecede bir zekaya sahip için yeterli.
Sahi, hiç baktın mı?
Putperestler ümmiydi ve yoksundu da, müslümanlar neden bu açığı kapatmadı?
Öyle bir kapattılar ki, hicretten bir asır sonra, bir ucu Çin ve Hindistan'a, diğer ucu İspanya'ya uzanan topraklarda öyle bir medeniyet teşekkül ettirdiler ki, garplı hala "Binbir Gece Masalları" ile o günlerden sitayişle söz eder.
Ama Türkiye'de Rönesansın hayranları, Batı'nın onu gerçekleştirebilmek adına muhtaç olduğu aracıyı, aradaki 4-5 asırlık boşlukta İnsanlığın kültürel ve bilimsel mirasına kimlerin katkı sunduğunu ne bilir, ne öğrenir, nede yeni nesillere öğretir.
Sahi, sende bilmiyorsun değil mi?
Geçmişin kültür mirasını ve tarihini yokedenler
Yok edildiğinden bu denli kesinlikle söz ettiğin o mirastan tek bir örnek koy ortaya?
Hadi, bekliyoruz.
Bu İslam tarihi doğruysa İbni İshak'ın, İbni Hişam'ın, Taberi'nin yazdıkları İslam tarihi olarak kabul görüyorsa; Yazdıklarının bir kısmı onaylanıp,işlerine gelmeyen kısmı reddedilmemeli, tümüyle kabul görmelidir. Ama durum öyle değildir. Hem Bu şahısların yazdıklarından yola çıkılır. Hem de Garanik olayı, Harra olayı, Yahudi ve Türk katliamları vb. birçok yazılan reddedilir.
Sen bu incelikleri bilmezsin, biz öğrenmek isteyenler için yazalım. Daha önce sarraf inceliğindeki hassasiyetlerine değindiğim Hadis İlmi metodolojisinden farklı ele alınmış eserlerdir, Tarih kitapları diyebileceğimiz siyer, magazi kitapları.
Zira İman'a, ahkama taalluk eden hususlar değilse, elde edilen rivayetlere Hadis Rivayetlerindeki titizlikle yaklaşılmamıştır. Bu sebeple de bu kitaplara, üstelik kendi içlerinde birbirleri ile çelişen anlatılar girmiştir. Zira yazar "bunlar bunlar nakledildi" demek istemiştir, "mutlak gerçek budur" değil.
O sebeple, asıl siz bir karar verin. İslam'ı eleştirmek için bu kitaplarda binlerce örnek içinden 1-2 örneği alıp "İslam şöyle böyle" deyip, susturucu yanıtlar aldığınızda "aslında Peygamberin yaşadığı bile belli değil" deme gülünçlüğüne düşen sizler, bu çelişkiden kurtulun.
Hem "varolmadı" diyeceksin, hemde eldeki tarihi verileri tarayıp doğruluğunun ilk günden bu yana şüphe götürür olduğu bilinen rivayetlerden hareketle Resul-i Ekrem'e (S.A.V) saldıracaksın.
Bu kadar çelişki size bile fazla.
@pante, görüyorum ki, sende muadillerin gibi, konuyu farklı yönlere çekme dışında bir şey yapamıyorsun. Hadi, şu video çalışmasını savun bakalım.
Neresini savunabileceksen...
hakdogan
13-08-2009, 15:41
Yine aynı anlayış, aynı zihniyet.
Ya gerçekten anlamamakta ya da çarpıtmaya çabalamanın yöntemi olsa gerek.
ben yazdığım bilgilerin tümünün belirtilmesinden bahsediyorum.
Vatandaş, ''İşte Ebu Cehil'in, leheb'in düşmanlığından, Hin'din Hamza'nın ciğerini yemesinden bahsedilmiş'' diyor.
Ben çifte standarttan ve işine geleni belirtmekten bahsediyorum, o ise bir kısmının verildiğinden bahsediyor.
@pante, hadi bana yalan söylüyorsun, anladık, benim gözümdeki intibanın senin için önemi yok, ya aynı düşünce ve inanç düzleminde birlikte yer aldıklarının gözünde ne duruma düştüğünün senin indinde hiç bir önemi yok :lol:
Dediğin, noktasıyla virgülüne kadar şöyle:
Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş.
Hangi bilgilere?
Bakalım:
Ebu Cehil, asıl adıyla Ebu Hakem de bir müşrik.
Ebu Leheb, o da bir müşrik ve peygamberin amcası ve dünürü.
Ebu Süfyan, son döneme kadar müşrik, müslüman olarak ölmüş. Halife Muaviye'nin babası, Yezid'in dedesi. Hamza'nın ciğerini yiyen Hind'in kocası. Ve Peygamberin kayınpederi.
Halid b. Velid, başlangıçta müşrik. Onlarca müslümanın katili, sonradan müslüman olmuş.
Peki gerçek bu mu?
Değil, bakınız şekil a:
-Filimde, İslam'ın ilk döneminin en büyük düşmanlarından Ebu Cehil, düşmanlığından, Bedir'de karşılaştığı sona kadar işleniyor.
-Filimde, Ebu Leheb'de (videoda, Kabe içinde geçen alıntıda görülen kızıl saç ve sakallı eleman) karısı da yer alıyor, Resul-i Ekrem'in (S.A.V) amcası olduğu da.
-Filimde Ebu Süfyan, Mekke'de siyasi otoriteyi temsiliyeti, İslam'a muhalefeti, karısı Hind'in Hz. Hamza'yı (R.A) şehid ettirip, ciğerlerini yemesi yer alıyor.
-Filimde Halid bin Velid (R.A) Uhud savaşındaki pozisyonu ile ve Müslüman olduğunda bundan duyduğu nedamet ile yer alıyor.
Bütün bunlar için "Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş" demek nasıl bir ahlakın ürünü?
Şimdi kalkmış ne diyorsun?
"ben yazdığım bilgilerin tümünün belirtilmesinden bahsediyorum."
Yine yeniden yalan söylüyorsun.
Hangi bilgi belirtilmemiş pante?
Ebu Sufyan'ın sonlara doğru iman ettiği mi, Halid bin Velid'in Müslümanlara karşı savaştığı mı, Ebu Cehil'in kini mi?
Hangisi?
Ne demiştim: Bütün bunlar için "Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş" demek nasıl bir ahlakın ürünü?
Ebu talib sıradan biri değil.
Filmde müslümanlığı reddetmesinden bahsetmemesi bilinçli bir eylemdir.
Tutunduğunuz dala bakın :)
Filimde Müslüman olduğu belirtilmediğine göre, bu durum başlı başlına Ebu Talip'in pozisyonu için açıklayıcı değil mi?
Sağlıklı bir zeka için öyle.
Ebu Leheb'in iman etmediği de açıkça geçmiyor filimde, bunu da mı saklamışlar :lol:
Yahu herkes İslam Tarihine sizin kadar fransız mı?
Örneğin sen bir başlık açıp ''fahri Alemin mübarek zevceleri, müstakbel validelerimiz'' diye sadece hatice ve Ayşe'den bahsettiğinde, benim o başlıkta diğer eşlerini belirtmem, Ayşe ile 9 yaşında evlendiğine dair hadisler olduğunu, Zeynep'in evlatlığının karısı olduğunu yazmam gayet doğaldır.
Sapla saman yine birbirine karışmış.
Böyle bir başlıkta gelip "Diğer eşleri de şunlardır" demen gayet doğaldır, ama "hakdogan diğer eşlerini saklıyor" demen düpedüz uçuşa geçmektir.
Çaktın mı?
Sanmam.
Şiayı yalanlayan bir Sünni İslam mı var ki yalan olsun.
Birkaç kitap dışında hangi yayında duydun şimdiye kadar?
Camilerde mi bahsi geçti, radyoda-tv'de mi?
:lol:
Senin İslam'a dair malumatlarının kaynakalarını göstermesi bakımından göz açıcı bir post bu, tabi google unutmuşsun.
Radyo, TV'lerden mi öğreniyoruz İslam'ı, yoksa kaynaklarından mı?
Galiba hiç hadis, tefsir, siyer okumamışsın.
Yahu bir baksana, Kasas suresindeki ayet için ne diyorlar?
Ehl-i Sünnet'in bu noktada sahih görüşü bellidir, Ebu Talip'in iman ettiğine dair hiç bir veri elde olmadığı, hatta aksi veriler elimizde olduğu, üstüne bir de Resul-i Ekrem'in (S.A.V) amcasına istiğfar etmesini yasakalayan ayet inzal edildiği için, bu noktada Ehl-i Sünnet'in pozisyonu nettir, cahiller bilmesede.
Şia, mesnetsiz teolojilerini teyit adına uydurma ve zorlama yorumlar dışında da ortaya bir şey koymamıştır.
Şimdi, bu konuda sen eğer Şia haklı diyorsan, e o zaman Çağrı'yı Ebu Talip noktasında ne hakla eleştiriyorsun, yok haksız görüyorsan bu ifade burada yeşillik olsun diye mi geçiyor?
De bakayım.
Evlatlık konusuna, Zeynep'in evlatlığının karısı olduğuna değinilmez.
@pante, tek ayak sütü sallıyorsun, artık inandırıcı olmak gibi bir gaye gütmediğin de belli.
Ahzab suresini açar ilgili ayetlere dair herhangi bir tefsiri açarsın, bakarsın bahsediliyor mu edilmiyor mu?
Bak, kütübi sitte, siyer felan demedim, zira sende o mecal zaten yok, görülüyor.
Benle yazışırken, sallamadan önce çok iyi düşüneceksin, iyi düşünmeyi başarırsan da sallamaktan vazgececeksin.
Ayşe ile 9 yaşında evlendiğine, Cüveyriye ile eşinin-babasının öldürüldüğü gün zifafa girilmesi konu edilmez. Beni Kurayza katliamı hiç olmamış gibi es geçilir.
Bunlarda büyük yalanlar.
Sorması ayıp, bu bilgilerden madem söz edilmez, sen bunları oxford'dan, harward'dan mı edindin :lol:
Ah be pante, şaşırt beni bir kere.
Hala video içeriğine girmedin, bekliyoruz...
Saçmasapan laflarla aynı konu üzerinde geveleyip duruyorsun. Benim ne yazdığım ve senin ne anladığın ortada. Yanlış anlaşılmaya yol açan ben değilim. Kapasitesi olan anlayabiliyor. örneğin Ulpian anlamış. Önüne gelene ''çaktın mı?'' diye soruyorsun ama bir türlü çakmayan kendinsin.
1- Bu ne biçim mantık? "Ne malum doğru olduğu!" Lafa bak Yahu ne malum doğru olmadığı? Böyle tarih mi yorumlanır? Eldeki tarihi veri bu. Bunu kritize edebilmek adına da çeşitli doneler var elde. Bunlardan hareketle bir yoruma varılabilir, ama ne demektir "Ne malum doğru olduğu!"
Şüphe duymana sebebiyet veren aksi tarihi vesikalar mı var?
Yok.
Eee, ne var elde?
Olan şu, Türk İnkarcılığının bilgi yoksunluğu, müthiş bağnazlığı ve eldeki verilerden hareketle varılamayacak yerlere varma becerisi!!!
Doğru mantık budur. Ortaya atılan iddiaları, rivayetleri kanıtlaması gereken iddia sahipleridir. Vahiy de rivayettir, hadisler de, erken İslam tarihi de. Bunun aksini de senin gibi dar görüşlüler öne sürebilir.
Allah'ın ilgilenmediği nice toplumlar, Sümerler, Akadlar, Mısırlılar, Babilliler yaşamlarını, tarihlerini, kültürlerini yazıya döküp binlerce sene sonrasına miras bırakmışlar ama Allah'ın en sevgili kulunun yaşadığına dair bile bir kanıt yok.
Gönderdiği kitap da ortada yok. Varolanların tümü snradan yazılmış. Nerede orijinali? yakılmış.
Hani korunacaktı?
Şüphe duymaya sebep için belgeye gerek yok. Varolan belgelerin Muhammed hazretlerinin dönemine ait olmaması yetmez mi?
Yobazların Türklere çamur atıp Arap yalakalığı yapmasına da alışkınız. Arapoğullarının yavelerini öğrenip aydınlandıkça bu yalakalıklardan da kurtulacağız ergeç.
2- "Belki de çok zengin bir Arap edebiyatı ve kültürü vardı" yahu ne belkisi, Arab'ın Şiir ve Edebiyatta, Belagattaki başarısını zaten o "ne malum doğru olduğu" dediğin kaynaklarımız söylüyor
Arap, o noktada çok mahirdi, sözle dans ederdi, ta ki Kur'an nazil oluncaya dek. En kuvvetli oldukları alanda, söz sahasında Kur'an'ın açık meydan okumasına karşı sukut ettiler, "onu uyduruyor" dediği Kur'an'ın "bir sure getirin" meydan okumasına cevap veremediler.
Dönemim dil ustaları üzerinde Kur'an'ın yaptığı tesiri, kendisine "neden artık şiir yazmıyorsun?" diye sorulan büyük Şair Hassan'ın "Kur'an indikten sonra dilimi yuttum!" sözlerinde görmek mümkündür.
Arap edebiyatının, şiirin, belagatin çok ileri olduğuna dair rivayetler var ama ortada hiçbir eser yok. Sadece 7 askı. O da kanıt teşkil etmiyor, sözlü olarak asırdan asıra aktarılmış.
Kur'an'ı duyunca şairliği bıraktıkları, dillerini yuttukları ise palavranın daniskası.
Mekke'nin fethine kadar panayırların sürdüğü, şiir yarışmalarının tertiplendiğini biliyoruz. Hicrete kadar kaç kişinin müslüman olduğu da malum. O dönem zarfında sanki Kur'an'ı duymamışlar gibi sallamışsın. Öldürtülen şairlere ne demeli? Bunlar neden Kur'an'ı duyunca dillerini yutmamışlar?
Muhammed efendin Ebu Afak'ı, Asma bint Mervan'ı, Kab ibn Eşref'i aleyhinde şiir yazdıkları için öldürtmedi mi?
3- Kur'an İnzal edilirken, ilk dönem, özellikle Mekke döneminde kimi rivayetlerde görmekteyiz ki, Resul-i Ekrem (S.A.V) kendi sözlerini Kur'an ile karıştırılmaması için yazmayı yasaklamış, sonra da bu yasağı kaldırmıştır. Hatta teşvik ettiğini gösterir rivayetler vardır.
Rivayet rivayet!
Yok mu bir tane gerçek kanıt?
Rivayetlerin hangisine inanılacak? Sen mi karar vereceksin?
ya da senin doğru gördüğün rivayete biz inanmak zorunda mıyız?
Bazı rivayetler de kesinlikle yasakladığını söylüyor.
Ömer'in not tutanlar üzerinde terör estirdiği de rivayetler arasında.
Madem önce yasakladığına sonra müsaade etmiş. Nerede o yazılar, belgeler?
Yok! Şeytan aldı götürdü çünkü.
Sonrasında yazdıklarının da kaale alınacak hiçbir değeri olmadığından yanıt vermeye gerek duymuyorum. Değer verdiğim, okuyanlara da yararlı olacağını gördüğüm kısımları yanıtlayacağım. Ama saçmasapan yazılara, laf olsun torba dolsun türünden boş lakırdıları dikkate almayacağımı tekrar belirteyim. Biliyorum bundan vazgeçemeyeceksin ve devam edeceksin, alışmışsın bu çirkin metotlara çünkü. Ama artık sita ahalisi de tanıdı seni, bıkkınlık getiriyor bu tarzın. Bu tür yazılarını onların da vakit ayırıp okuduğunu sanmıyorum. Sadece şu ele aldığım türde yazılarınla kısıtlı tut, az ve öz yaz ki adam sansınlar. Yoksa bu gidişle müslüman arkadaşlara dahi illallah dedirteceksin. :D
@pante, görüyorum ki, sende muadillerin gibi, konuyu farklı yönlere çekme dışında bir şey yapamıyorsun. Hadi, şu video çalışmasını savun bakalım.
Neresini savunabileceksen...
Senin çenenden fırsat mı kalıyor ki yazalım.
Uzun bir mesajın daha var. Bakalım orada neler saçmalamışsın. :)
Şimdi kalkmış ne diyorsun?
"ben yazdığım bilgilerin tümünün belirtilmesinden bahsediyorum."
Yine yeniden yalan söylüyorsun.
Hangi bilgi belirtilmemiş pante?
Ebu Sufyan'ın sonlara doğru iman ettiği mi, Halid bin Velid'in Müslümanlara karşı savaştığı mı, Ebu Cehil'in kini mi?
Hangisi?
Ne demiştim: Bütün bunlar için "Bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil, değinilmemiş" demek nasıl bir ahlakın ürünü?
Hep aynı nakarat!
Aynı konunun etrafında dön baba dönelim oynuyorsun.
Kibirinden yanlışını kabullenemiyor, demagojilerle üstün gelmeye kalkışıyorsun.
Hangi bilgi belirtilmemiş miş?
Ne belirtilmiş ki?
Nesi var İslam'ın putperest dönemden farklı olarak, günde 5 vakit Muhammed adını avaz avaz bağıran ezandan başka?
Putperestlerin haccı, tavafı, say'ı, şeytan taşlamaları, Lebbeyk telbiyeleri, namazları, oruçları, sünnetleri, kurbanları, Allah'a yakarışları gösterilmiş mi?
Sadece putlar mıdır inançları?
5 vakit namazlarını bile alkış ve ıslıktan ibaret diye yazan Kur'an anlayışıyla, Hristiyanları ''papazlara, rahiplere tapınıyorsunuz'' suçlamasıyla özdeş bir anlayış. Putperestlerin meleklere tapındığını söylediği iddia edilen ve meleklerin ''bize değil, cinlere'' diye yanıt verdiği bir zihniyet, bir filmde de Kureyş'in inancını bu kadar ortaya koyar. Başka birşey beklenebilir mi?
Tutunduğunuz dala bakın
Filimde Müslüman olduğu belirtilmediğine göre, bu durum başlı başlına Ebu Talip'in pozisyonu için açıklayıcı değil mi?
Sağlıklı bir zeka için öyle.
Ebu Leheb'in iman etmediği de açıkça geçmiyor filimde, bunu da mı saklamışlar
Yahu herkes İslam Tarihine sizin kadar fransız mı?
Ebu Talib'e lanet yağdırılmıyor ama.
Senin İslam'a dair malumatlarının kaynakalarını göstermesi bakımından göz açıcı bir post bu, tabi google unutmuşsun.
Radyo, TV'lerden mi öğreniyoruz İslam'ı, yoksa kaynaklarından mı?
Galiba hiç hadis, tefsir, siyer okumamışsın.
Yahu bir baksana, Kasas suresindeki ayet için ne diyorlar?
Araştırarak öğreniyoruz.
Google'a İslamcılar sunmuyor bu bilgileri.
Kuran Kurslarında, Işık evlerinde, İmam hatiplerde de okutulmuyor.
Sır gibi tutulanlar, araştırmacılar sayesinde sergilenebiliyor.
Yüzlerce İslami tartışma, açık oturum izledik. Hangisinde geçti bu bilgiler?
geçmez, geçirtmezler. Derin inceleyenler vakıf olabilir bu bilgilere.
Asırlarca Kur'an meallerini yasak tuttular. Neden dersin?
Ayşe'si, Zeynep'i, Tahrim'i duyulmasın diye. Gaflar,çelişkiler ortaya çıkmasın diye.
hakdogan
13-08-2009, 21:53
geveleyip duruyorsun
Aynaya bakarak post atma.
Ortaya atılan iddiaları, rivayetleri kanıtlaması gereken iddia sahipleridir.
:lol:
Mesela Atilla'dan söz eden tarihi verileri ifa ettiğimizde, Atilla'nın yaşadığını ispat etmeliyiz, yada ne bileyim Cesar'dan bahseden bir tarihçiye kanıtını göster demeliyiz.
Mesela ne yapmalı?
Kabrini gösterse olur mu, saylanır mı?
Yada deseki "be hey budala, bir değil, beş değil, bin değin yüzbin değil, yalanda ittifak etmesi mümkün olmayan sayıda İnsanın nakli bu, hepsi sözleşti ve bir yalan üzerinde mi birleşti?" ne deriz ona?
@pante, fena halde zayıfsın.
Allah'ın en sevgili kulunun yaşadığına dair bile bir kanıt yok.
Yahu bunu ciddi mi söylüyorsunuz?
Yukardaki sözü tekrarlayalım mı?
İlk dönem yazılı kaynakları telif edenler kabirlerinden kalksa ve onlara sorsak Hz. Peygamber yaşadı mı?, adamlar da dönüp bize dese "be hey budalalar, bir değil, beş değil, bin değin yüzbin değil, yalanda ittifak etmesi mümkün olmayan sayıda İnsanın nakli bu, hepsi sözleşti ve bir yalan üzerinde mi birleşti? Allah'ın Resülünün bereketi ile Arap, can sıkıntısından mı Sasaniler ve Bizans üzerine yürüdü, yeryüzünde binlerce mabed ve çeşitli mimari eserlerle, maddi armalar boşuna mı arza kazındı, milyarlarca İnsan yalanda mı birleşti?" ne deriz ona?
Ne diyebilirsin?
Ben senin yerine cevap veririm, meraklanma, derim ki: "Siz bakmayın onun kusuruna, o Resul-i Ekrem'in (S.A.V) yaşamama ihtimaline platonik meftun, aşkının karşılığı olmadığını biliyor, zaten bu sebeple savaşları ve muhterem eşlerine dair habire yalan yanlış bilgiler veriyor, mazur görün onu" derim, tasalanma.
Gönderdiği kitap da ortada yok.
Bana bir kargo adrsi ver, sana bir tane göndereyim. Tabi Brezilyanın balta girmemiş ormanlarında yaşamıyorsan, gerçi onların dahi muhtemeldir ki Kur'an'dan haberi vardır :lol:
Varolanların tümü snradan yazılmış. Nerede orijinali? yakılmış.
Hani korunacaktı?
Yalansız yapamazsınız değil mi?
Şimdi bu forumda yada bu başlığı okuyanlar içinde, "ola ki konuyu yüzeysel dahi bilmeyenlerin kafalarında bir soru işareti oluşturabilir miyim? derdi sizi böylesine gülünç sözler sarfetmeye itiyor.
Ne dedik sana?
Seni ve benzeri ezbercileri bırak, yüzlerce yıldır, bütün akademik birikimleri ile oryantalizm neşriyatlarına vucut verenlerin dahi "gık" diyemediği bir açıklıkla, Kelam-ı Kadim orjinali ile elimizdedir.
Kur'an-ı Kerim, tam zamanlı olarak kayıt altına alınmıştır ve ilk başta Hz. Peygamber'in (S.A.V) komşu devletlere gönderdiği mektuplar sanılan ancak sonradan sure yazmaları olduğu anlaşılan ve bu sebeple ilk vahiy katiplerinin yazmaları olduğu düşünülen(yazı hattı da bunu gösteriyor) parçalar dahi elimizdedir.
Binlerce hafızın ezberlediği Kur'an, indiği Kureyş lehçesi üzerine Hz. Osman (R.A) döneminde tekrar cem edilmiş ve bütün İslam dünyasına dağıtılmıştır.
Bunları kutuplarda yaşayan eskimolar bile biliyor, ama İslam üzerine konuşma cüreti gösteren pante bilmiyor, vay anasını sayın seyirciler.
Arap edebiyatının, şiirin, belagatin çok ileri olduğuna dair rivayetler var ama ortada hiçbir eser yok. Sadece 7 askı. O da kanıt teşkil etmiyor, sözlü olarak asırdan asıra aktarılmış.
Neden, canını sıktığı için mi?
Saksıyı hiç mi işletemeyeceksin?
Yazılı kültürün gelişmediği o dönemlerde, 1400 yıldan öncesi edebiyatın, kitaplaşması mümkün mü ki, sen elimizde belge yok diyorsun.
Yahu hani yakılıp yok edilmişti, ha de bakayım.
Kitap kültürü İslam sonrasıdır, o beğenmediğiniz İslam.
Yazılı kültürle birlikte de, eskiler de kayıt altına alınmıştır.
Buna burun kıvırman ilginç, daha da ilginci! bunları bile reddetip, sonra da "geçmiş miras yakıldı" demen :lol:
Oysa geçmişe dair bilgi de, o reddettiğin kanallardan bize gelmiş.
Nerenden tutsak elde kalıyor be pante.
Kur'an'ı duyunca şairliği bıraktıkları, dillerini yuttukları ise palavranın daniskası.
Palavra atmak sizin işiniz, büyük usta Hassan bin Sabit, Lebid gibilerin durumu dediğim minvaldedir.
Bunlar üzerinde Kur'an'ın yaptığı tesir, şok edici idi, söz sarrafı bu isimler, dinlediklerinin İnsanüstü bir Kelam olduğunu teslim etmişti.
Bak zorlanma, nerede bulacağını bilmiyorsan, ben sana ilgili kaynakları veririm, çekinme söyle yeter :)
Öldürtülen şairlere ne demeli? Bunlar neden Kur'an'ı duyunca dillerini yutmamışlar?
Kinlerinden. Mesela adını andığın Kab bin Eşref, Müslüman kadınlara dil uzatacak kadar alçalmıştır.
Rivayet rivayet!
Yok mu bir tane gerçek kanıt?
Sorması ayıp pante, gerçek kanıttan muradın nedir?
Ya bi de hele de, eğlence başlasın.
Rivayetlerin hangisine inanılacak? Sen mi karar vereceksin?
Ben niye vereyim, dedik ya, sarraf inceliği ile bunu ulema halletmiş. Elde diyelim x bir rivayet var, ravi zinciri de farzedelim ahmet mehmetten, mehmet hasandan, hasanda hüseyinden, hüseyinde Resul-i Ekrem'den (S.A.V) duydu şeklinde.
Şimdi ulema ne yapmış, zincirdeki halkalara tek tek bakmış, bu adam yalan söylemiş mi, nasıl bir kişiliği var, güvenilir mi vs. Sonra bununla yetinmemiş, ahmet mehmet'le, mehmet hasan'la hiç görüşmüş, rivayet nakletmiş mi gibi kontroller yapmış.
Aklının alamayacağı daha neler neler ile sınanmış eldeki veriler ve sonuçta büyük bir hazine ortaya çıkmış.
Sen anlamazsın bu işlerden, ben öğrenme iştiyakı olanlar için yadım, üzerine alınma boşuna.
Sonrasında yazdıklarının da kaale alınacak hiçbir değeri olmadığından yanıt vermeye gerek duymuyorum.
Buda "verilecek cevabım yok"un pantece'si olmalı :lol:
bıkkınlık getiriyor bu tarzın
Canınızı fena sıktığımın, yalanlar tarlanızdaki kaçak ekinlerinizi bir bir söktüğümün farkındayım.
Bu tür yazılarını onların da vakit ayırıp okuduğunu sanmıyorum.
Tribünlere el sallıyorsun ama, gözlerini de bir yandan mendille kuruluyorsun iyi mi :)
Sadece şu ele aldığım türde yazılarınla kısıtlı tut
Diğer yalanlarına değinmeyelim mi, olmaz, cık!
adam sansınlar
Adamlık noktasında hamdolsun sıkıntımız yok, boş zamanlarımızda ihtiyacı olanlara ücretsiz ders de verebiliriz, duyrulur...
hakdogan
13-08-2009, 22:07
Kibirinden yanlışını kabullenemiyor, demagojilerle üstün gelmeye kalkışıyorsun.
Hangi bilgi belirtilmemiş miş?
Ne belirtilmiş ki?
Bak, sana ne dedim?
Beni geç, seni "birşey biliyor" sananlar nezdinde şu duruma düşmek seni incitmiyor mu :lol:
Hala, düpedüz ve alenen topu orta sahada çevirerek güya zaman kazanacaksın.
Açıkça söylediğin yalan neydi?
"Ebu Süfyan ve İslam'a muhalefetinden, karısının Hz. Hamza'yı (R.A) şehit ettirmesinden, Halid bin Velid'in (R.A) müslümanlara karşı savaşmasından, Ebu Cehil'in inkarından söz edilmiyor, bu bilgilere filmde erişmek mümkün değil" diyen sen değil miydin?
El-Cevap sendin.
Bütün bunlardan söz edildiğini söyleyen, yani doğruyu ifade eden kimdi?
El-Cevap ben.
O halde, cehalet ve kibrinden yanlışını kabullenemeyen kim?
El-Cevap sen.
Nesi var İslam'ın putperest dönemden farklı olarak
Algı kapasiten yeterli olmayabilir bunu anlamaya da, konumuz burada video çalışması değil mi, hani ne oldu video'ya dönük eleştirilerimin yanlışlarını sergileyecektin?
Hani, nerede, tek bir done üzerinde dahi ilerleyemeden, yine daha önce ortaya koyduğum ve sansürlenen cevaplarımda yerden yere vurduğum saçma İslam öncesi müşrik ritüelleri ile İslam arasında bağ kurma havuzuna atlamışsın.
@pante, sen müşriklere "la şerike lek" çektiren adamsın :lol:
Anlamayanlar için bir örnek vereyim, bu söz, birisinin "Lenin özel mülkiyetten ve özel girişimcilikten yanaydı" demesinden çok daha uçuk kaçık, hilafı hakikat bir sözdür.
Müşrik, şirk koşan, Allah'a ortak isnat edendir.
"La Şerike Lek" ise "Senin ortağın yok" demektir.
Pante, müşriğin, yani şirk koşanın "senin şerikin/ortağın yok" dediğini iddia ediyor :lol:
Elemanın konuştuğu konuya vukufiyeti bu kadar!
Araştırarak öğreniyoruz.
Neyi?
Ortaya koyduğunuz, doğru ve siz ortaya konmadan önce bilinmeyen ne var ki?
Bütün sermayeniz, batılı beyaz efendilerinizin, doğuyu ve İslam coğrafyasını köleleştirme faaliyetlerinin keşif kolu olan, Oryantalist birikimin gönüllü tekrarcılığı, taşeronluğu değil mi?
Çapınız bu sizin.
Bunu yaparken onlar kadar dahi dürüst olamıyorsunuz, bir çok noktada İslam'a onlardan daha fransız kalıyorsunuz.
Hen hazini de bu değil mi?
@pante, senin eteğinde de taş yok, sen de denedin olmadı, yahu kim savunacak şimdi bu videoyu...
Bir başka çarpıtma da ilk saldıranların müslümanlar değil, putperestler olduğu iddiası. Mesajı bulamadım ama aklımda kalan bay çaktın mı'nın ilk sıcak temas diye sunduğu olay. Kürz ibni Cabir komutasındaki birliğin müslümanların koyun sürüsünü yağmalaması.
Bunu iddia etmek normal bir insan davranışı değildir. Ama çaktınmı'ya yakışır. :)
Sen kalkacaksın, bu olaydan önceki seriyyeleri, gazveleri bir kenara koyacak, onları saldırı olarak görmeyeceksin. Peki o silahlı müslümanlar kervanların peşinde spor olsun diye mi koşturuyorlardı? Oklarının ucunda gül mü atıyorlardı?
Şakalaşırken mi öldürdüler Kureyşli'yi?
Bir yıl boyunca kervan kovalayacak, gece baskınları düzenleyeceksin. Huzur bırakmayacak, korku salacaksın. Bunun karşısında Kureyş yönetimi kılını kıpırdatmayacak. Kureyş oligarşisinin Haşimilerin etkinliği ve amcalarının himayesi nedeniyle fazlasıyla demokrat davrandığını biliyoruz ama can yollarının kesilmesine suskun kalmaları beklenemezdi herhalde.
4-5 seriyye ve 2 gazveden sonra ( Sifülbahr seriyyesi, Rabiğ seriyyesi, Benu Damra /Vaddan gazvesi, Harrâr seriyyesi, Ebva gazvesi, Buvat gazvesi )
Kureyş'in bu saldırısını ''ilk onlar başlattı'' diye sunmaya çalışan kişinin başka konularda objektif olmasını beklemek mümkün mü?
Şimdi der ki '' O seriyye ve gazvelerin çoğundan eli boş döndü müslümanlar. kervanlar müslümanların saldırısından önce gitmişti. Ya da kervannın koruyucuları çok fazlaydı, uzaktan oklaştılar. Öldürülen Kureyşli için de peygamber kızmıştı.''
Belki Ebu Cehil de Kürz'e kızmıştır:''Biz sana koyunları yağmala mı dedik'' diye.
Ama hadisleri yazan onlar değil.
Mesela Atilla'dan söz eden tarihi verileri ifa ettiğimizde, Atilla'nın yaşadığını ispat etmeliyiz, yada ne bileyim Cesar'dan bahseden bir tarihçiye kanıtını göster demeliyiz.
Attila'nın izleri yaşıyor hala.
''Tanrının kılıcı'' demişti Avrupalılar ona.
Papa önünde diz çökmüştü.
Bunları hun kaynaklarından değil, Avrupalılardan öğreniyoruz.
Muhammed ve kurmayları hakkında da Bizanslılar, İranlılar, Yahudiler yazsaydı eğer, inanılır ve kanıt değeri taşırdı. Ama Arap endi efsanesini yaratmış, kendinden başka bilen yok.
Bana bir kargo adrsi ver, sana bir tane göndereyim. Tabi Brezilyanın balta girmemiş ormanlarında yaşamıyorsan, gerçi onların dahi muhtemeldir ki Kur'an'dan haberi vardır
Sen böyle kendini kandırırsın ancak.
Muhammed hazretlerinin yazdığı orijinal bir kitap olmadığı gibi, kitap haline gelmeden önce tutulan notlar da yok. Ebubekir döneminde oluşturulan kitabın yakılıp yokedildiğini İslamcılar yazmış, Oryantalistler değil.
Eldeki mevcut tüm eski kitapların ise sonraki nüshalar olduğu biliniyor. Osman'ın nüshaları bile ortada yok.
Bu durumda kim iddia edebilir değiştirilmediğini?
Değiştirilmemiş bir Kur'an'ın son inen ayeti hiç böyle mi olur:
Maide-3. Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
hakdogan
13-08-2009, 22:32
Bunu iddia etmek normal bir insan davranışı değildir. Ama çaktınmı'ya yakışır. :)
Sen kalkacaksın, bu olaydan önceki seriyyeleri, gazveleri bir kenara koyacak, onları saldırı olarak görmeyeceksin. Peki o silahlı müslümanlar kervanların peşinde spor olsun diye mi koşturuyorlardı?
Bedava sallamak yok @pante, hicret sonrası, Mekke müşrikleri ile Müslümanlar arasındaki ilk sıcak temas nerede ne zaman oldu ve saldırgan taraf kimdi?
Bunu ortaya koyacaksın.
Tabi yapamazsın, ama ben yaptım, "Kürz bin Cabir'in kumandasındaki birliğin, Medine'nin güneyinde Cemma denilen bölgede Müslümanların sürülerine saldırması ve yağmalaması bilinen ilk sıcak temastır ve saldırgan taraf Mekke müşrikleridir" dedim.
Aksi vaki ise, kaynakları ile ortaya koyacaksın.
Hadi bakem.
Oklarının ucunda gül mü atıyorlardı?
Şakalaşırken mi öldürdüler Kureyşli'yi?
Abdullah bin Cahş seriyyesi, Cemma yağmalamasından sonradır ve bir çatışma olması için görevlendirilmemiştir.
Allah'ın Resulü (S.A.V) arkadaşlarına "Ben size Haram aylarda adam öldürün diye emretmedim, Kureyşlilerden haber alın demiştim" demiştir.
Belki Ebu Cehil de Kürz'e kızmıştır:''Biz sana koyunları yağmala mı dedik'' diye.
Yaşamın "belkiler" üzerine kurulu, farkında mısın :)
Bedava sallamak yok @pante, hicret sonrası, Mekke müşrikleri ile Müslümanlar arasındaki ilk sıcak temas nerede ne zaman oldu ve saldırgan taraf kimdi?
Bunu ortaya koyacaksın.
Tabi yapamazsın, ama ben yaptım, "Kürz bin Cabir'in kumandasındaki birliğin, Medine'nin güneyinde Cemma denilen bölgede Müslümanların sürülerine saldırması ve yağmalaması bilinen ilk sıcak temastır ve saldırgan taraf Mekke müşrikleridir" dedim.
Aksi vaki ise, kaynakları ile ortaya koyacaksın.
Hadi bakem.
Bu kadarına da ''pes'' artık.
Cemma baskınından önceki seriyye ve gazveleri isimleriyle yazdım.
Daha ne bilgi ve kanıt istiyorsun?
Asıl sen bu baskının ilk olay olduğunu kanıtla.
Gerçekten de insanı bayıyorsun, gereksiz inadın ve üslubunla.
Müsaade et de diğer başlıklara da göz atabilelim. Bu gidişle forumlardan da soğutacaksın insanı.
Sana artık yarın zaman ayıralım. Bugün fazlasıyla bıktırdın.
hakdogan
13-08-2009, 22:49
Attila'nın izleri yaşıyor hala.
''Tanrının kılıcı'' demişti Avrupalılar ona.
Papa önünde diz çökmüştü.
Bunları hun kaynaklarından değil, Avrupalılardan öğreniyoruz.
Muhammed ve kurmayları hakkında da Bizanslılar, İranlılar, Yahudiler yazsaydı eğer, inanılır ve kanıt değeri taşırdı. Ama Arap endi efsanesini yaratmış, kendinden başka bilen yok.
:)
Her bir postun, yüzümde gülücükler açtırıyor.
Atilla'nın izleri yaşıyor da Yeryüzünde Hz. Muhammed Mustafa'ya (S.A.V) dair hiç bir iz yok dimi :lol:
Ravza-ı Mutahhara'yı görmedik, yeryüzünün güneş ışını değen neredeyse her bir kilometre karesinde duyulan Ezanları, "Muhammeden Resulullah" sesini de duymadık, kafamızı çevirdiğimiz her yerde, İspanya'da, Sicilyada, Balkanlarda, Hindistan ve Çin'de Camii ve şehadet parmakaları gibi göğe yükselen minareleri de görmedik, tebliğ ettiği Din'in kurduğu medeniyete ait diğer izleri de.
Atillaymış :lol:
Hangi asrın avrupalısı söz ediyor Atilla'dan?
De bakayım?
Peki Gibbon'dan Thomas Carlyle'ya bir dizi batılı tarihçi oryantalist Resul-i Ekrem'den (S.A.V) hiç söz etmemiştir değil mi :)
Vatikan çeşitli vesilelerle ve konsillerinde O'na ve tebliğ ettiği Din'e dair kararlar almamıştır değil mi?
Ne dedim, her bir postun, yüzümde gülücükler açtırıyor.
Ebubekir döneminde oluşturulan kitabın yakılıp yokedildiğini İslamcılar yazmış, Oryantalistler değil.
Evet, adamlar bunu yazmış(bizim kaynaklarımızdan hareketle) ama eklemeyi de sizin gibi ihmal etmemiş: "Zira yeniden toplanan Kur'an, Kureyş lehçesi üzerine yazılmıştı ve birlik sağlanması için diğer yazımlar imha edildi."
Bilmiyorum, bu sefer çakabildin mi?
Eldeki mevcut tüm eski kitapların ise sonraki nüshalar olduğu biliniyor.
Yapma ya!
Demek Semerkandlara, Medinelere kadar gittin ve nüshaların istinsah olduğunu anlayıverdin!
Öyle değil ya, farzedelim istinsah/kopya, iyide neyin kopyası?
El-Cevap orjinalin.
Bu durumda kim iddia edebilir değiştirilmediğini?
Aklını işletebilenler.
Eldeki orjinal metine bakanlar, sayısız hafızın beyninde ve yüreğinde mevcut Kur'an'ın, metinler üzerinde değiştirilemeyeceğini kestirebilen standart zekaya sahip herkes.
Değiştirilmemiş bir Kur'an'ın son inen ayeti hiç böyle mi olur:
Bundan daha güzeli düşünülebilir mi?
"İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığa razı oldum."
23 Yıllık Vahiy sürecinin finali için Allah'ın Hikmeti, ne güzel tecelli etmiş...
hakdogan
13-08-2009, 22:55
Bu kadarına da ''pes'' artık.
Cemma baskınından önceki seriyye ve gazveleri isimleriyle yazdım.
Daha ne bilgi ve kanıt istiyorsun?
Asıl sen bu baskının ilk olay olduğunu kanıtla.
Gerçekten de insanı bayıyorsun, gereksiz inadın ve üslubunla.
Müsaade et de diğer başlıklara da göz atabilelim. Bu gidişle forumlardan da soğutacaksın insanı.
Sana artık yarın zaman ayıralım. Bugün fazlasıyla bıktırdın.
Gözüm istediğin zaman yaz, ama yazarken de doğruyu yaz, "olmasını sevdiğin ihtimalleri" değil :)
Sıcak temas olarak nitelenebilecek, yağma/talan yada kan dökülmesi gerçekleşmiş, hicret sonrası ilk temas ve failleri.
Mesele bu.
Sana bir ipucu: Müslümanlara Cihat izni ne zaman verilmişti?
Galiba çakar gibi oldun değil mi :lol:
Bundan daha güzeli düşünülebilir mi?
"İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığa razı oldum."
23 Yıllık Vahiy sürecinin finali için Allah'ın Hikmeti, ne güzel tecelli etmiş...
Dur bir güleyim de ondan sonra ara vereyim. :laugh:
Yahu ayetin içinden kırmızı bölümü çıkarasın diye renklendirmiştim.
Tam da tahmin ettiğim gibi yapmışsın.
Başını ve sonunu atmışsın. Bravo.
Ne muhteşem ayet. Devamı da öyle:
''Şiddetli açlık durumunda zorda kalıp ta haram et yersen Allah affedicidir''
Değişmemiştir doğru.
Dinden dönen vahiy katibinin halt yemesidir bu. :laugh:
hakdogan
13-08-2009, 23:00
Elbette muhteşem bir ayet, diğerleri gibi.
Ancak konumuz, senin algı dünyanda, bir ayetin ne denli muhteşem olup olmaması değil, savunmak için neredeyse takla atacağın ama yine de kifayetsiz kalacağını gördüğün video çalışması :lol:
Evet, eteğinde başkaca bir taş olmadığını artık biliyoruz ama yine de bekleyelim, belki yeni bir atraksiyonla karşıma çıkarsın...
sabunkopugu
14-08-2009, 02:01
Emek verenlere teşekkürler...
Sn ulpian baslik bahsi gecen calismanin "icerigi" hakkinda bir baslik....
ve bu calisma icin "izin" istenilmemis....size göre "gerek" yok, bana göre var, cünkü altinlar aslindan kopartilarak, icerigi degistirilerek yapilmis........
ama bu basliktaki konu zaten bu degil....
bu basliktaki konu hakdoganin "dakika dakika" afise ettigi yalan yanlis bilgiler var.....
ve kendisinin bu yorumlarina sus pus olan calismadan sorumlu olan arkadaslarin sessizligi hakim.....
Biraz geriden gelerek bu başlığı okumaya başlayınca ne inciler döküldüğünü
görmek şaşırtıcı olmadı.
Malum, teğet geçen kriz nedeniyle eskisi gibi forumları takip edemez olduk.
Herkesi islam tarihine fransızdan fransız kalmakla suçlayan hakdogan anlaşılan o ki İslam tarihini kendine göre yeniden kurgulamış. Diyor ki ;
Oysa Müslümanlar, olayda dahli bulunmayan Müşriklerin mallarını yağmalamak üzere değil, yağmalanan mallarını Şam'da satmak üzere yola çıkmış ve sahibi, yağma faaliyetinin startını veren Ebu Süfyan olan Kervan'a karşı harekete geçmiştir.
Ve çok daha önemlisi, İslam Ordusu, kendilerinden haber alındığı için, Şam'a giden kervanı korumak adına yola çıkan ve kendilerinden sayı ve silah teçhizatı açısından çok daha büyük ve güçlü olan Müşrik ordusundan haberdar olduğunda, esasen böyle bir duruma göre hazırlık yapıp, teçhizatlanmadıkları halde, durumu müzakere etmiş, sonuçta Kervan'ın peşine düşmek yerine, küfür ordusunu tepelemeyi yeğlemiştir.
Bu istişarede Ensar'dan Sad bin Muaz'ın (R.A) şu sözleri, sizin "Cennet vaadleri onları tatmin etmemekteydi!" diyerek uçuşa geçtiğiniz Ashab kadrosunun Ruh ve Mana kahramanlığını bütün ihtişamı ile göstermesi açısından ne kadar da önemlidir: "Ya Resulallah, biz sana inandık. Bize getirdiğin Kur'an'ın hak olduğuna şehadet ettik. Sen nasıl arzu edersen öyle yap. Sen bize denizi gösterip dalsan, biz de seninle birlikte dalarız. Ensardan tek kişi dahi geri dönmez. Biz sözümüzde duracağız."
Muhacirlerle birlikte sözlerinde durdular ve küfür ordusunu tepelediler.
Video 25:32 "Tabi ki burda asıl hedef bedir kuyuları değil, oradan geçeceği tahmin edilen Şam ticaret kervanıdır."
Bu o kadar ucuz bir numara ki, yani ne diyelim! İslam Ordusu'nun Bedir Kuyularına yönelme sebebi, Hz. Peygamber'in (S.A.V) Ashabı ile gerçekleştirdiği istişare sonucu, Müslümanların Kervan'ı değil, Müşrik ordusunu tepeleme iradesi göstermiş olmalarıdır. Bedir Kuyularına Müşrik ordusu ile karşılaşmak için yönelinmiştir. Zira Ebu Süfyan ve kervan'ı, zaten Müslümanlardan haber aldığı için yönünü değiştirmiş, Müslümanlar ise kervan'ı değil, müşrik ordusunu tepelemeyi öncelemiştir.
Yav hakdogan bu kervan Mekke'den Şam'a giden kervan değil Şam'dan dönen kervan olmasın ?
Kureyş'in büyük bir kervanının ;Şam tarafından gelmesi olmuştur. Bu kervanda büyük ölçüde mal ve otuz veya kırk kişi kadar vardı. Bazılarına göre Kureyş'ten yetmiş kişi, bu kervanla birlikte idi ve bunlar arasında Mahreme b. Nevfel ez-Zührî ve Amr b. ei-Âs, da vardı. Rasûlullah (s.a.v.) onların haberini alınca, müslümanlan onlara karşı teşvik ederek, şöyle buyurdu: «Bu Kureyşin kervanıdır ve onda Kureyş'e ait mallar vardır. Haydi bu kervana çıkınız, Umulur ki Allah, size ganimet olarak verir.» Müslümanlar, bunun için harekete gelmekle birlikte kimisi bu iş için vakit kaybetmeden hazırlandı, kimisi de ağır davrandı. Çünkü bu ağır davrananlar Rasûlullah'ın herhangi bir savaşla karşı karşıya kalacağım sanmıyordu.
İbn-ül Esir, El-kamil Fit Tarih, Bedir Gazvesi Bahsi
Muhammed Mustafa bile müminleri gazveye davet ederken "sizin yağmalanan mallarınız bu kervandadır" demezken sen nerden "yağmalanan mallarını Şam'da satmak üzere yola çıkmış " kervan icadını buldun ? Muhtemelen ki böyle olmasını "diliyorsun" ama rivayetlerle aktarılan "gerçeklikten milim sapmayan" islam tarihi böyle demiyor ?
yine hakdogan buyurmuş :
İslam Ordusu'nun Bedir Kuyularına yönelme sebebi, Hz. Peygamber'in (S.A.V) Ashabı ile gerçekleştirdiği istişare sonucu, Müslümanların Kervan'ı değil, Müşrik ordusunu tepeleme iradesi göstermiş olmalarıdır.
Bakalım öyle miymiş ?
Bedr, Kızıl Deniz sahiline oldukça yakın bir yerdedir. Mühim ve büyük bir konak yeridir; kervanlar umumiyetle buradan geçerler. Burası Suriye' ye, Mekke'ye, Medine'ye giden yolların birleştiği bir kavşak noktasıdır. Bu noktanın ehemmiyeti dolayısiyle Hz. Peygamber (S.A.), gelmesi beklenen kervandan birkaç saat evvel Bedr'e vardı.
47. Hz. Peygamberin (S.A.) buraya gelirken mutadı veçhile, tanınmayan ayrı bir yolu kullanmış ol ması mümkündür. Yolda mütemadiyen keşif kît'aları çıkarıyor ve bazan da bu vazifeyi bizzat îfa ediyordu. Veyahut da Ashâbdan birkaç kişi ile birlikte ordudan ayrılıp vadiler arasında, düşman hakkında malûmat topluyordu. Bazan yeni bir haberle dönse bile, bazan hiç bir haber elde etmeksizin döndüğü de vâkiydi. Bu çıkışlarından birinde O, Demre bedevilerinden düşman hakkında bazı mühim haberler elde etti. Keşif kıtaları develere binmiş olarak Bedr civarındaki köylere varıncaya kadar nüfuz ediyorlar ve gayelerini gizliyerek gûyâ buralardaki kuyular dan su içmek için durmuş gibi yapıyorlardı. Bir defasında bu kuyulardan birinin başına gelmiş iki kızın, «kervanın, pek yakında geleceğini, artık on ların hizmetinde bazı işlerde bulunup elde edeceği ka zançla kendine olan borcunu ödeyeceğine» dâir aralarındaki konuşmaları tesadüfen işittiler; bu kadarı kâfi idi. Derhal ordugâha dönerek haberi bildirdiler. Hemen Bedr'de pusu kurup kervan Bedr ovasına kuzeydeki dar olan dağ geçidinden duhûl ettiği zaman hücuma kalkmayı kararlaştırdılar.
Hamidullah, Peygamberin Savaşları
Yani yine yanılmışsın hakdogan. Keşke sadece yazma yerine biraz da muhattaplarına tavsiye ettiğin "okumaları" gerçekleştirsen. Böyle tuhaf durumlara düşmezdin.
Şimdi Çağrı filminin en etkileyici sahnesi diye sunulan bölüme bakalım:
http://www.youtube.com/watch?v=nQY_IZv0a5o
Habeş kralına saygıyla eğilenlere müslümanlar katılmıyor. Çünkü Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmezlermiş, peygamberin bile.
Ama kur'an öyle demiyor, ''Allah ve melekleri peygambere salat eder. Siz de ona içtenlikle salat ve selam edin.'' diye emrediyor. Müslümanlar da, öldüğü halde hala her namazda ve hatta namaz dışında ya da adı geçtiğinde salavat getiriyorlar. Sallu'nun bir anlamı da saygıyla eğilmek. (Ahzap-46)
Bir başka çarpıtma, ''Biz Allah'ı bilmezdik, kendi yaptığımız putlara tapardık'' deniyor. Halbuki Kur'an'da bile putperestlerin yaratıcı tanrı olarak Allah'a inandıkları belirtiliyor. Putlar ise Allah'la aralarında şefaatçi araçlar.
Sözde en etkili sahnedeki bir başka yalan ise; Hristiyanların baba-oğul-kutsal ruha inandıklarının söylenmesi. Halbuki Kur'an teslisi yanlış biliyor ve kutsal ruh yerine Meryem diyor. Yani, Kur'an baba-oğul-Meryem demişken filmde bu düzeltilerek sunuluyor. Şimdi filmde söylenen mi doğru, Kur'an'da yazılan mı?
El-Ehzer ve Lübnan Kur'an'a aykırı bu sözlere nasıl onay vermiş? Göz boyamak, açık vermemek için mi?
Habeş kralının ağzından ''Sizin 300 tanrınız bunları söyleyemiyor mu?'' diye söyletilen de bir çarpıtma. Putperestlerin sadece ay ve güneş tanrıları vardır.
her kabilenin ise sadece bir putu. Yani bu 2 tanrıya inanırlar ki yaratıcı olarak, cezalandırıcı, affedici olarak Allah'ı görürler ve edindikleri put aracıdır onlar için. 300 ya da 360 put, Kabe'de yer alan bütün Arap kabilelerinin put çeşitlerinin toplamıdır.
Yine Habeş kralının ''Sizinle bizim aramızda sadece şu çizgi kadar fark var.'' sözü de büyük bir çarpıtma. Arada ebedi cehennem var, küçük bir çizgi değil.
Pante bile sitenin hazirladigi calismayi izlemeden bir oradan bir buradan salliyor :)
halen bahsi gecen 33dakikalik calisma icinde bir satiri yok.....
ha babam de babam...konudan konuya atla..ve nihayetinde "peygamberin zaten yasamiyordu" de cik isin icinden :)
Çağrı filminin en etkileyici sahnesi olarak verilen bölümde bir konuyu atlamışım.
Müslümanlar kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu söylüyor. Bunun karşısında da putperestler gülüyor, ''Kadın nasıl erkekle eşit olabilir?'' diye.
Bu da filmdeki çarpıtmalardan önemli bir bölüm.
halbuki Kur'an kadının erkekle eşit olmadığını aklen ve dinen eksik yaratıldığını yazar.
Aşağıdaki bölüm de Uhud Savaşı ile ilgili:
http://www.youtube.com/watch?v=80OzNFKVDTU
Uhud savaşı müslümanlar için tam bir bozgundur. Çünkü Muhammed hazretlerine göre; Allah yanılmış, Enfal 65 ayeti ile bir müslümanın 10 düşmana bedel olduğunu belirtmiş ve melek ordusu göndermeye gerek duymamıştır. Müslümanların zaafını bilememiş, daha savaş neticelenmeden kadın ve ganimet hırsıyla dağılacaklarını düşünememiştir. Nitekim savaş sonrasında Enfal-66'yı göndermiş ve bu zaaflarını anladığını, dolayısıyla 1 müslümanın sadece 2 düşmana bedel olduğunu belirtmiştir.
Uhud'daki bozgunda çarpıtılan nokta ise Muhammed'in öldüğünün sanılarak savaşın bitirilmesidir. ''Daha fazla insan öldürmeye gerek yok. Nasıl olsa Muhammed öldü, bu iş bitti.'' düşüncesiyle Kureyşliler kaçanların peşine düşmemiştir. Muhammed'in yaşadığını ertesi gün öğrenmişlerdir. Ama filmde Uhud Savaşına berabere bittiği havası verilmek amacıyla Muhammed'in sadece yaralandığının bilindiği kısmı eklenmiştir. Bu bilgi İslam kaynaklarına göre doğru değildir.
Uhud Savaşının en önemli konularından biri de 3. halife Osman'ın ve İslam'ın çok önemli birkaç isminin savaştan kaçıp 3 gün saklanmış olmalarıdır. Filmin vermemesi gayet doğal olan bu bilgisini biz verelim de ayrıntılar bilinsin.
Savaşın sonuna doğru peygamberlerinin öldüğünü duyan sahabenin birkaç tanesi haricinde tümü kaçtı. O birkaç kişi sayesinde Muhammed savaştan sağ çıkabildi.
Daha geniş bilgiye merakı olanlar için:
Ayet ve hadislerle Uhud Savaşı (http://www.islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/ayet%20ve%20hadislerle%20uhud%20savasi/index.html)
anlasildi pante sitenin hazirladigi calismayi izlememis....
veya orada bahsi gecen idaalarinin savunulacak tarafi olmadigi icin, kendince baslik disina cikip, bilindik hutbesini okumayi daha dogru bulmus....
Tüm emeği geçenlere teşekkürü borç bilirim.
Harika bir çalışma. Çocuklarımıza ulaştırmak ertelenemez görevimizdir.
hakdogan
14-08-2009, 22:35
Biraz geriden gelerek bu başlığı okumaya başlayınca
:)
@frodo, bırak gözünü seveyim, "aslında bu başlığı takip etmedim, yeni yeni okuyorum" muhabbetini.
Desene ki, günlerdir eleştirilerin karşısında nasıl pozisyon alacağız diye harıl harıl çalışıyoruz, bundan gecikiyoruz.
Yav hakdogan bu kervan Mekke'den Şam'a giden kervan değil Şam'dan dönen kervan olmasın ?
Evet doğru, yanlış yazmışım, "gelen" yerine "giden" yazmışız, sürcü klafye, ama dezenformasyon değil. Zaten Müşriklerin harekete geçmesinden "kervanı korumak adına yola çıkan" şeklinde bahsetmemden bunu anlamalısın. Gelen kervanı Müslümanlardan korumak için Mekke'den hareket ediyor müşrik ordusu.
Muhammed Mustafa bile müminleri gazveye davet ederken "sizin yağmalanan mallarınız bu kervandadır" demezken sen nerden "yağmalanan mallarını Şam'da satmak üzere yola çıkmış " kervan icadını buldun ?
@frodo, hani itiraf gibi "gerçeklikten milim sapmayan islam tarihi" diyorsun ya, o Tarih, hatta o Tarihe ihanet eden video çalışmanız(hani senin de katkı sunduğun çalışma :)) ortaya koyuyor ki, Mekke'li Müslümanların mallarının yağmalanması sonrası, Ebu Süfyan'ın Kervanına meşru müdafa sadedinde taarruz etmek istiyor Müslümanlar. Resul-i Ekrem'in sözleri ile bu durum arasında çelişen hiç bir şey yok ki!
Ayrıca bu bir icad değil @frodo, eleştirme cesareti! gösterdiğiniz Filimde ne deniyor?
Video 21:55 "Bu defa ufak tefek şeylerle yetinmicez. Mekke'de bıraktıkları değerli ne varsa alıcaz, el koyucaz. Evlerini satıcaz, halılarını, gümüşlerini, zinetlerini de, şam kervanına katıcaz."
Bu sözler, filimde Ebu Süfyan'ı canlandıran karakterin ağzından dökülüyor
İslam Tarihine dair, vasat herhangi bir çalışmayı açar, filimde yer alan bu repliğin izlerini bulabilirsin. Zaten Medine'deki Müslümanların isyanı, mallarını yağmalatan otoritenin önderlerinden birine ait ve içinde yağmalanmış mallarından elde edilmiş gelirler bulunan kervanın, adeta burunlarının dibinden geçecekken, buna rağmen bir şey yapamamak durumu idi.
İzin çıkınca, gaspedilen haklarını almak adına yola çıktılar.
Yani yine yanılmışsın hakdogan.
Yanılan sensin @frodo, benden alıntı yaptığın bölüm, Video'nuzun (minör değişiklik öncesindekinin :)) 25. dakikasında yer alan, Hz. Hamza'yı (R.A) canlandıran karakterin konuştuğu yer. Ordu yola çıkmış, savaş mahalline yaklaşılmış, zira aynı sahnelerde İslam Savaş hukukunun gereği Ashab'a deklare ediliyor ve dokunulmazlar, kırmızı çizgiler tebliğ ediliyor.
İşte bu anla ilgili Video'nuzda "Tabi ki burda asıl hedef bedir kuyuları değil, oradan geçeceği tahmin edilen Şam ticaret kervanıdır." denerek çarpıtma yapılıyor. Zira Müslümanlar Medine'den çıktıktan sonra daha Bedir'e varmadan, Müşrik ordusuna su götürmekle vazifeli iki kişiyi yakalamış ve onlardan olan biteni öğrenmişlerdi.
Müslümanlar Kervan'la değil, Müşrik ordusu ile karşılaşacaklarını öğrenince, size daha önce söz ettiğim istişareyi yaptılar ve yolunu değiştirip kaçan Kervanı değil, Müşrikleri tepelemeyi yeğlediler ve Bedir'e doğru harekete devam ettiler.
İşte o sebeple, Video'nuzda ekrana gelen sahnede tam da dediğim gibi İslam Ordusu'nun Bedir Kuyularına yönelme sebebi, Hz. Peygamber'in (S.A.V) Ashabı ile gerçekleştirdiği istişare sonucu, Müslümanların Kervan'ı değil, Müşrik ordusunu tepeleme iradesi göstermiş olmalarıdır.
Şimdi anladın mı, yanılan/yanıltan kimmiş @frodo?
muhattaplarına tavsiye ettiğin "okumaları" gerçekleştirsen
:lol:
Benim "okumalarım"a hayalleriniz bile yetişemez @frodo, tavsiyeye "teşekkürler" diyebilmem için sözünle amel etmen lazım.
Kendine bir iyilik yap, dediğinle amel et...
misafirperver
18-08-2009, 11:42
bizler musayi isayi gorduk acaba muhammedi neden goremiyoruz cok merak ediyorum
bizler musayi isayi gorduk acaba muhammedi neden goremiyoruz cok merak ediyorum
Allah yasaklamıştır belki, ya da kendisi.
Bu soruya mantıklı bir yanıt alabileceğimizi sanmıyorum misafirperver.
Aynı Hz. denmesi, (sav) denmesinin izahı gibi saçmalanacaktır.
Kimisi bunu putlaştırmaya karşı bir önlem diye öne sürebilir.
Tersine kutsallaştırmanın, putlaştırmanın en zirve yaklaşımlarındandır.
''Kainatın efendisi'' ve ''Allah'ın ilk nuru'' diyen anlayışın ürünüdür.
''Aralarında ayrım yapmayız'' ayetine rağmen böyle ayrıştırır ve yüceleştirirler.
misafirperver
18-08-2009, 14:07
O zaman muhammedi gostermemekle allaha ortak kosuldugu bilinmiyormu
allahtir gorunmeyen ve goren
O zaman muhammedi gostermemekle allaha ortak kosuldugu bilinmiyormu allahtir gorunmeyen ve goren
Bunların aşırıları da ''Muhammed Allahtır'' diyecek kadar sapkınlaşmıştır zaten.
İsmail ağa eşrafından Bayram Hoca vb.lerinin eteğini öpmeye hazır olanlar da çoktur.
Merhaba.
Belgeselinizi video yahoda gördüm.
Son derece vulgarize bulduğumu belirtmek isterim.
Ayrıca sayın abdulkadir, invi ve hakdoğana da teşekkürü borç biliyorum, özellikle sayın hakdoğana.
Saygılar.
Sn Faith
aslinda bu cagri filmi üzerine islam dini elestiri calismasi, güzel oldu...
türkiyedeki ateistlerin elestirdikleri dinin hakkindaki o derin bilgilerini böylelikle ögrenmis olduk.....
daha önce'de dedigim gibi,
bu seviyede calismalar, ayni seviyedeki insanlara hitap edebilir ancak, öyleleri tarafindan ciddiye alinip, taktir edilir...
birazcik ilmihal biligisi disinda, kendisini tabi tuttugu dini hakkinda genel kültür bilgisine sahip olanlar ise, "akilli" , "aydinlanmis" "hümanist" insanlarin nasil, nelerine güvenrek böyle bir calismayi ortaya cikarabildigini merak etmektedir....
hakdogan
19-08-2009, 14:07
Son derece vulgarize bulduğumu belirtmek isterim.
Ben de size teşekkür ediyorum.
Bu veciz, tek cümle içinde efradını cami ağyarını mani tanımlama ve saptama için...
Sitemizin dinci ve baltalayici kesimini harekete gecirdigine bakilacak olursa, ne kadar basarili oldugu, amacina olastigi ortada. Tekrar emegi gecenlere tesekkurlerimi bildiririm.
Vartor
buradaki sorun harcanan "EMEK"degil...tabiki bu tür isler emek ister, ve emegi olanlar maddi cikar gözetmeksizin birseyler yapmak istemis olabilir....
harcanan emege de nihayetinde kimse birsey olumsuz birsey dememis
bu sitede bildigim kadari ile "ilhayatci" hic bir müslüman yok, hepsi kendince biraz kafa calistiran insanlar, bu elestiri denemesi calismasi henüz kendi evinde maglup olmusken, bu calisma ile nasil deplasmana cikmayi düsünüyorsunuz ?
dikkatini cekerim cami'deki imam "saflari sig ve düzgün tutalim" der
"saf'lari sig ve düzgün tutalim" degil.....
bizlerin görebildigi elestiriler ortada.....
bu gerekceli elestirilere ise henüz "ciliz" gerekceler sunulabilinmekte....
siz sitedeki müslümanlara dua edin, sizleri elestirmeye devam etsinlerde
sizde neyi elestirdiginiz hakkinda bilgilenmis olun.....
bir daha böyle gülünc ama komik olmayan calismayi yapmadan önce'de
iki düsünün bir yapin.....
aslinda benim size bir teklifim var var'da
simdi zamani degil, yakinda sizinle paylasirim....
Vartor
buradaki sorun harcanan "EMEK"degil...tabiki bu tür isler emek ister, ve emegi olanlar maddi cikar gözetmeksizin birseyler yapmak istemis olabilir....
harcanan emege de nihayetinde kimse birsey olumsuz birsey dememis
Sayın -InVi-;
lütfen şu yukardaki cümlelerinizi tekrar bir okuduktan sonra daha önce yine bu başlık altında yazmış olduğunuz şu cümleleri okuyunuz.
sn robin
ortada bir emek felan yok, hazir olan bir filim'den izinsiz kullanilan görütünü kesitleri ile o kesitler üzerine okunan son derece zayif, yalan yanlis bir metinin kötü okunmasi var.....
saygılarımla
Sitemizin dinci ve baltalayici kesimini harekete gecirdigine bakilacak olursa, ne kadar basarili oldugu, amacina olastigi ortada. Tekrar emegi gecenlere tesekkurlerimi bildiririm.
Sayın vartor merhaba.
Sizden rica etsem hedeflenen amaç ve ulaşıldığına inandığınız başarı hakkında bilgi verirmisiniz.
Yahoo da başarılı bulduğunuz yapıma toplamda 1 yorum yapılmış bunun sebebini de açıklayabilir misiniz.
Saygılar.
Merhaba.
Belgeselinizi video yahoda gördüm.
Son derece vulgarize bulduğumu belirtmek isterim.
Ayrıca sayın abdulkadir, invi ve hakdoğana da teşekkürü borç biliyorum, özellikle sayın hakdoğana.
Saygılar.
Abdulkadir, invi kakdogan ve faith'in (ki turkcesi iman demektir, Faith deyince pek sofistike gorunuyor olmali,) dikkatini cekip, yorum yapmaya zorlamasi basaridir. Amac zaten bu inanir kesimin uyarilmasi uyandirilmasi; bugun olmazsa yarin suphe tohumlari filizlenir, gelisir ve zincirlerinizi kirmaniza neden olabilir. Daha onlarca yuzlerce calisma gerekebilir, sitemize guvenin, sizlerin iyiligi icin yilmadan calisacagiz.
Abdulkadir, invi kakdogan ve faith'in (ki turkcesi iman demektir, Faith deyince pek sofistike gorunuyor olmali,) dikkatini cekip, yorum yapmaya zorlamasi basaridir. Amac zaten bu inanir kesimin uyarilmasi uyandirilmasi; bugun olmazsa yarin suphe tohumlari filizlenir, gelisir ve zincirlerinizi kirmaniza neden olabilir. Daha onlarca yuzlerce calisma gerekebilir, sitemize guvenin, sizlerin iyiligi icin yilmadan calisacagiz.
Sayın vartor, nickinizin türkçe karşılığını bilmiyorum, o yüzden sofistike iltifatı yapamayacağım.
Başarı ölçütünüzü öğrenmiş oldum, bunun için teşekkür ederim.
Fakat isimlerini saydığınız arkadaşların ve benim dikkatimi bu çalışma başarısı ile çekmemiş. Ben vulgarize bulduğum denemenizi eleştirmek için forumunuza giriş yapmıştım. Giriş yaptığımda gördüm ki teşekkür ettiğim arkadaşlar temel noktalarda benimle benzer düşünüyormuş.
Foruma üye arkadaşların çalışma için yorum yapmalarını zorlanma olarak değerlendirmenize şaşırdım, ayrıca yahoo da olduğu gibi burada da non-teistlerin çalışmaya mesafeli kalması düşündürücü olmalı. Herhalde zincirsizlikle açıklanabilir bu durum.
Sayın vartor başka platformalarda da bu çalışma paylaşıldı mı.
Video gurubundan bu son soruya cevap veren olur umidederim.
Ben de tebriklerinizi "Bizim takim cok yasa gibi" algiladim. Pante de elestirdigi halde, nedense onun adi unutulmus.
Vulgarize olan filimde gecen olaylar ve bu derecede vulgarizeye hala olumlu bakan dinin taraftarlaridir.
Filmin yapimcisi sitemiz olmayip, sadece bazi kesimlerine dikkati cekmek olmustur sitemizin katkisi; Ve calisanlari tekrar tebrik etmek, amator olduklari da goz onunde bulunduracak olursak hepimizin vazifesiidir.
yalan yanlis ithamlar ve ici bos yorumlar ile
yanlis ve tutarsiz bir diksiyon ile okunmus calismanin neyine tesekür edecegiz ?
insanlar bu calismayi azami iyi niyetle yapmis olabilir...
ama sonuc hüsran, ve dinsizlerin elestirdikleri din hakkinda ne kadar uzak oldugunu göstermekten baska birsey ilan etmiyor....
sn ulpian
sizin tarafinizdan takip edilip okunmak güzel birsey....
evet ilk okunusta celiski olarak algilanabilinir...
ben emek yok derken, zaten var olan bir malzemenin üstüne metin yazip okumaktan baska bir ciddi emek yok demek istemistim...
yoksa o metini de hazirlayip okumakta emek ister.....bunu göz ardi etmemek lazim....
ama sorunda zaten burada, harcanan emek bosa gitmis....
tabiri caiz se bu calisma sitenin elinde kaldi...
bu hali ile görücüye cikmak istemesinin ise, sizden cok size elestirenlerin isine yarayacaktir....
tensiz.denek
25-08-2009, 12:21
Foruma üye arkadaşların çalışma için yorum yapmalarını zorlanma olarak değerlendirmenize şaşırdım, ayrıca yahoo da olduğu gibi burada da non-teistlerin çalışmaya mesafeli kalması düşündürücü olmalı. Herhalde zincirsizlikle açıklanabilir bu durum.
Sayın Faith,
Mesafeli olduğumuzu söylemek doğru olmaz. Çalışma sırasınca videonun farklı versiyonları üzerine, yorumlar yapıldı, tartışıldı, düzeltmeler yapıldı ve sonunda yayınlandı. Çalışma gruplarımız her zaman bu tür çalışmalar yaparlar ve yayınlarlar. Yapmamız gereken başka çalışmalar da var. Bizim açımızdan, bu konu üzerine haftalarca tartışıp eleştirmemize gerek olmadığını düşünüyorum sayın faith. Videodan almamız geren deneyimi aldık. Bu videonun çağrı filminin amatörce olsa da oldukça kaliteli bir eleştirisi olduğu kanaatindeyim. Genel olarak biz non-teistler yapılan çalışmayı beğendik. Sizin beğeniniz sizin takdirinize kalmış. "Vulgarize olmanız" da büyük ihtimalle daha önce belki onlarca kere telvizyonda izlediğniz bu kült filmin görsel bir eleştiriye rastlamamış olmanızdandır.
Saygılar,
Bu videonun çağrı filminin amatörce olsa da oldukça kaliteli bir eleştirisi olduğu kanaatindeyim. Genel olarak biz non-teistler yapılan çalışmayı beğendik.
yaw neresi kaliteli ?
okunan yorum mu icerikli ve kaliteli ?
siz bu calisma ile tatmin olup begeniyorsaniz, bu bizim icin daha iyi :)
cünkü sizin tatmin eden olgularin, yalan, yanlis ve iftiralarin oldugu kanisini
güclendirirki, bu da sizin o "ulu davaniza" bir katki degil, sizi "bunlar zaten bu dine uzak insanlardi" diye elestirenleri hakli cikartir....
..........................
özünde ve sn ulpian'in tabiri ile
entellektuel bazda katildigim bir tespit....
Sayın vartor başka platformalarda da bu çalışma paylaşıldı mı. http://video.yahoo.com/watch/5713149/14969012
http://www.izlesene.com/video/haber-tarihsel-gercekler-isiginda-cagri-filmi/1074184
http://www.vidivodo.com/297331/tarihsel-gercekler-isiginda-cagri
http://www.kontratv.com/297331/tarihsel-gercekler-isiginda-cagri
Yarın dailymotion.com ve youtube.com'da da yayınlayacağız.
Sayın vartor
Bizim takım çok yaşa naraları atacak devamlılıkta bir üyeniz değilim, olsaydım ve tuttuğum bir takımım olsaydı ona çok yaşa demekten de çekinmezdim.
Sayın pantenin eleştiri getirdiği söylemine katılmıyorum tam aksine kendisi benim yanlış bulduğum noktalardan daha ileride yanlışları size tavsiye etmiş. Bana göre bizzat dile getirdikleri eleştiri konusuki zaten kendiside eleştirilmiş.
Vulgarize eleştirimin arkasındayım, kaba saba bir dil, tarihsel bağlamdan kopuk analizler ve gerçekten buyurgan bir söylem var.
Ben belgesel çalışmanızı vulgarize buldum ancak bu çalışmaya imza atanlar ve beğenlenlere vulgar demedim fakat siz İslam inanırlarına hakaret etmişsiniz.
Buda vulgarize bir söylem.
Sayın tensiz.denek
Öncelikle uslubunuz için size teşekkür ediyorum, sayın vartora bu bir mesaj olsun. Belgeseli vulgarize bulmamın çağrı hakkında bundan önce görsel bir eleştiri yapılmamış olması ile bir bağı olduğunu malesef düşünmüyorum. Buyurgan ve özensiz bir dil, tarihsel bağlamı dikkate almayan gerçeklikten kopuk analizler var ve ben bunları vulgarize buluyorum.
Aslında eleştiri adına söylenecek herşey söylenmiş, bunu bizim takım çok yaşa sloganı olarak algılayacaklar olsada altını tekrar çizmek istiyorum.
Saygılar.
http://video.yahoo.com/watch/5713149/14969012
http://www.izlesene.com/video/haber-tarihsel-gercekler-isiginda-cagri-filmi/1074184
http://www.vidivodo.com/297331/tarihsel-gercekler-isiginda-cagri
http://www.kontratv.com/297331/tarihsel-gercekler-isiginda-cagri
Yarın dailymotion.com ve youtube.com'da da yayınlayacağız.
Teşekkür ederim.
Youtube de aradım videonuzu ancak bulamadım.
Videomuz bugünden itibaren Youtube'de de yayına girmiştir. Youtube'nin 10 dakika limiti nedeniyle videomuz dört parça halinde yayınlanmıştır:
1. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=N49fW-c7SAs
2. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=RzJgFjGICdg
3. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=t4YT6Y_zedU
4. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=GGT77-_yv5o
cenkk_istt
13-09-2009, 22:23
bilmiyorum kafam cok karisik 3 sene once basladi ve bu siteye yeni uye oldum su anda ne yapacagimi bende bilmiyorum bir bosluktayim ama asil benim kafama takilan ve beni bu yola iten soru suydu edison elektrigi icat edebiliyorsa hz muhammed de kuran i kerim i icat edemezmi bence olagan disi bir sey degil bu film e gelince cok begendim emegi gecen arkadaslarin ellerine saglikboyle calismalarinin devamini dilerim
Dinlerden özgürlüğe hoş geldiniz Cenkk,
sorun, kendinize sormaya ve cevabı arayıp bulmaya devam edin...
sitemizdeki sorular / cevaplar ve tartışmalar da sizin için faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Yeter ki sorgulamaktan korkmayın.
Hak olduğunu iddia eden din her türlü sorgudan alnının akıyla çıkabilmelidir.
cenkk_istt
20-09-2009, 20:36
Hak olduğunu iddia eden din her türlü sorgudan alnının akıyla çıkabilmelidir
evet aynen katiliyorum
videonun yapımında emeği gecen tüm arkadaslara ne kadar tesekkür etsem azdır
herseyiyle mükemmel bir video olmuş "BU KONUYU LÜTFEN SABİTE ALIN" hatta gerekliyse cünkü yeni bir ingilizce site actınız ingilizce alt yazıyla ordada yayınlayın
kesinlikle gözden kacırılmaması gereken bir konu
ayrıca unbede bayanmışda haberimiz yokmuş :) daha neler örenecez bakalım
1 ağustos 2009'da yayına giren videomuzun ikinci ayı sonundaki izlenme istatistikleri:
Sitemizde 2570 izlenme
Youtube (wxauqss yüklemesi) 800 izlenme
Youtube (cem51 yüklemesi) 350 izlenme
video.yahoo.com 472 izlenme
izlesene.com 550 izlenme
vidivodo.com 250 izlenme
kontratv 256 izlenme
rapidshare'den indirme 262
YAKLAŞIK TOPLAM 5510
youtubedan yapılan yorumları okudumda biraz çok pasif kalmışsınız sayın antiislamcılar...
Bugün sitemizin İletişim Masası'na bir ziyaretçi mesajı geldi videomuzla ilgili. Buraya da aktarıp paylaşmak istedim:
"Merhaba
Çağrı filminin eleştirisi çok güzel olmuş elinize sağlık. Ancak bir noktada bence hata yapmışsınız: Osmanlıda ve İslam toplumlarında kölelik 1848'den itibaren kaldırılmıştır diyorsunuz bu doğru değil. Osmanlıda 1848'da kaldırılan kölelik değil sadece Çemberlitaş'taki açık köle pazarı idi. Sultan ABdülmecid köle alım satımının açıkta yapılmasını istemiyordu, o kadar. Ondan sonra köle alım satımı evlerde yapıldı. Köleliği bir kurum olarak kaldıran bir ferman hiçbir zaman olmadı. 1857'de zenci köle ticareti yasaklandı. Dikkat edin yine yasaklanan kölelik değil sadece köle ticareti yani ülkeye dışarıdan köle getirilmesi idi. Yani mevcut köleler azat edilmiyordu. Zaten şeriatın meşru gördüğü köleliği şeriat devleti olan Osmanlının kaldırabileceğini düşünmek saflık olmaz mı? Buna padişah bile cesaret edemezdi. Dolayısıyla Osmanlıda kölelik hukuken HİÇBİR ZAMAN kaldırılmamıştır. Pratikte yavaş yavaş ortadan kalkmıştır.
Bu konuda geniş bilgi için bkz. Hakan Erdem, Osmanlıda Köleliğin Sonu, Kitap Yay.
Selamlar
Tarihçi C.B. "
Bu bilgileri videoya yansıtmayı düşünüyor musun Cem?
Bu bilgileri videoya yansıtmayı düşünüyor musun Cem?
Video işine tekrar sarılabilmem için YK'daki görevimden ayrılmam gerekir. Aksi takdirde yeterli zamanı ayıramam videoya. YK'yı ise şu sıralar bırakmam doğru olmaz. Hem yeni gelen üç arkadaşın göreve ısınmalarını beklemem hem de benden boşalacak yere ugun birini bulmak gerekli.
Ama umarım senle beraber iyi bir çalışma yaparız ileride.
Sn Cem
sizin bu son derece zayif ve kendi dogrulariniz ile celisen sekilde hazirlanmis calismayi izleyip yorumlayan tarihcinin email adresi sizde var ise, kendisine ilgili linki yollayip, bu calisma ile ilgili forum basligindaki iki yil yasakli hakdoganin konunun özüne dahir elestirilerini okuyabilmesini saglayin
bakalim o zaman bu traji komik calismayi halen tavsip edebilecek mi....
tesekkurler...cok guzel bır calısma olmus....emeğinize sağlık....
Muhammed benım ıcın devrımcı bır kısıdır...ilahı yonune ınanmıyorum ama o dönemde halkı örgütleyerek buyuk bır devlet kurmayı basarmıs sıyası bır kısıdır....o konuda kendısıne saygım vardır....
buradakı yorumların cogunu okudum....uzerıne agırlık verılen konu inançlara saygı konusu olmus....benım nacızane dusuncem sudur ki ; islam devletinin diğer inançlara saygısı kapıtalıst duzenle es degerlıdır...yani musluman olmyan bırıne uygulanan vergı muslumana uygulanan vergı ıle aynı degıl daha fazladır...musluman olmayan bırının parası varsa ınancına saygı da vardır....
tesekkur ederım....saygılarımla....
Dolayısıyla bu cehaletten kaynaklanan hata ile, bir fıkhi ekolün içtihadı Şeriat-ı Garra'ya mal ediliyor ve Resul-i Ekrem'in "Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesini (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız." buyurması(Nesai'den yapılan rivayette "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz." diye bir ek de vardır) es geçiliyor.
Bir haftadır, kısas hükümleri ile ilgili biraz kapsamlı denebilecek bir çalışma hazırlamaktayım ve bu yüzden çok sayıda islami kaynak incelemek durumunda kaldım.
Dolayısı ile yukarda getirilen itiraza yeterli cevap verebileceğimi düşünüyorum.
Çağrı Filmi Belgeselinde, "Örneğin Şeriata göre bir köle efendisini öldürürse idam edilir, ancak efendi köleyi öldürürse idam yerine başka cezalar alır." deniliyor ve yukarda alıntıladığım mesaj bu cümleyi eleştiriyor.
Öncelikle bu mesajda sözü geçen hadisin, zayıf olduğunu, diğer kuvvetli delillerle çeliştiğini ve bu hadise göre amel edilemeyeceğini yine Hadis ve Fıkh alimleri tespit etmiştir:
bkz. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkam Hadisleri, 12- Kasden Adam Öldürme Ve Kısas, Kafire Karşılık Müslüman, Köleye Karşılık Hür Öldürülür Mü?, Konuyla İlgili Diğer Hadisler ve Rivayetler.
ayrıca bkz: İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Akçağ, C-14, S. 177-178
Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre, hür insan, bir köleyi öldürdüğü için hiçbir durumda kısasen öldürülmez.
İslam Hukukunda cumhurun görüşü budur: Hür birini öldüren köle kısasen öldürülür, fakat köle öldüren hür öldürülmez.
bkz.
Muhammed Ali Sabuni, Ahkam Tefsiri, Bakara Suresi, 8. Ders, Ayetlerdeki Şeri Hükümler, Birinci Hüküm;
Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Kısas, Hür Kimsenin Köle Nedeniyle Öldürülmesi
İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Bakara/178 (6. Hür ile Köle arasındaki kısas).
Ebu'l Berekat En-Nesefi, Nefesi Tefsiri, Bakara/178
Sadece Hanefi mezhebi köle öldüren hür'ün de öldürebileceğine hükmetmiştir.
FAKAT:
Hanefi mezhebi dahi, kendi kölesini öldüren efendinin öldürülemeyeceğini söyler.
bkz.
Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Kısas, Kasten Öldürmüş Olsa Bile Kendisine Kısas Uygulanmayacak Olan Kimse Bahsi;
Fetavayi Hindiyye, Kitâbü'l-Cinâyât, 2- Kısasen Öldürülecek Ve Öldürmeyecek Olan Kimseler;
El Mavsili, El-İhtiyar, 53-Cinayetler, Kısas Gereği Öldürülecek Ve Öldürül*meyecek Kimseler
İbn-i Abidin, Redd'ül Muhtar, Cinayetler, Kısası Gerektirip Gerektirmeyen Haller
=> Dolayısı ile Belgeseldeki ifade aynen doğrudur.
Şeriata göre, efendisini öldüren köle kısasen öldürülür, fakat kölesini öldüren efendi kısas yoluyla öldürülmez.
saygılarımla
Öncelikle 1977 yapımlı "Çağrı" filmini 2009'da tarihsel gerçekler ışığı altında kritize eden tüm Turan Dursun sitesindeki arkadaşlarıma en içten tebriklerimi sunarım.
Fakat ne yazık ki bu film Youtube'da daha önceden 4 bölüm halinde yayınlanırken şimdilerde son 2 bölümü yayınlanıyor. Oysa Harun Yahya öncülüğündeki yaratılışçıların videodaları internette gırla gidiyor. Özellikle, son zamanlarda yaratılışçı biyoloji öğretmenleri, Darwin'in evrim teorisinin yanlış olduğuna ilişkin birçok video filmde boy gösteriyorlar.
Neyse, ben doğrudan bu filmde eleştirisi yapılmamış tarihsel bir olaya dikkatleri çekmek istiyorum.
Bu filmin bir sahnesinde, bir görüşe 9 yaşında, bir başka görüşe göre 12 yaşında olan Muhammed amcası Ebu Talip ile birlikte Rahip Bahira'nın manastırına konuk olur. Fakat bu filmi kritize eden Turan Dursun sitesindeki arkadaşların nasıl gözünden kaçtıysa, aşağıdaki sorular bu sahnede anlatılanların doğru olmadığını kanıtlar.
RAHİP BAHİRA OLAYI-1
Milli Gazete - 7 Ekim 2007
Soru: Bir okuyucu hepimizin bildiği Rahip Bahîra rivayetiyle ilgili olarak bir ilahiyat profesörünün yönelttiği aşağıdaki tenkitlerin durumunu soruyor:
1. Hz. Peygamber ölünceye kadar bu yolculuk sırasında karşılaştığı olaylardan ve rahipten niçin hiç söz etmemiştir.
2. Tüm bu bilgiler Hz. Muhammed’in son peygamber olacağını açıkça ortaya koyar ve Yahudisi Rum’u Papazı herkes bunu görüp kendisini teşhis ederken onun çevresi büyükleri Mekke ve Medine’deki Kitap Ehli’nin neden hiç ilgisi ve bilgisi olmamıştır?
3. Rivayette anlatılan olaylar ve durumlar kafilede bulunan insanların hiç mi ilgisini çekmedi?
4. Mekke ile Rahib’in memleketi Busra arası yüzlerce kilometre uzak olup yol boyunca taşların ve ağaçların Hz. Muhammed’i selamlayıp ona secde ettiğini bulutun onu gölgelendirdiğini bu insanlar görmediği halde Rahip nasıl gördü ve anladı?
5. Rasulullah’ın peygamberliğini gösteren bu kadar olağanüstü şeyler meydana gelir ve deliller ortaya çıkarken yolculuğa katılanlardan onun peygamberliğine yetişenler bunu hatırlayarak neden İslam çağrısını kabul etmediler? Neden Muhammed’i yanında götüren ve sözde olaya tanık olan Ebu Talib kendisi ona inanmadı ve bundan kimseye söz etmedi?
6. Bütün bunları insanlar gördüğü ve bildiği halde Rasulullah dini tebliğe başladığı zaman tepki gösterenler neden bu olayı gündeme getirmemiştir? Neden bu kadar tepki görüp yalnız kalırken ve sıkıntılarla karşılaşırken bunu bilenlerden biri çıkıp olayı hatırlatmamış ve inanmaları gerektiğini söylememiştir?
7. Acaba bu muhteşem olayları görenlerin en azından Mekke’ye dönünce bütün halka olanları anlatması ve Rasulullah tebliğe başlayınca zaten kabule hazır olan büyük bir kitlenin birden İslam’ı kabul etmesi gerekmez miydi?
8. Hz. Muhammed’ten önce nice peygamberler geldi geçti ama hiçbirine ağaçlar ve taşlar secdeye kapanmadığı onları ağaçlar ve bulutlar gölgelendirmediği çocuk yaşta peygamberliklerini kimse tanımadığı ve öldürmek için insanlar seferber olmadığı halde neden Hz. Peygamber için bütün bunlar olmaktadır? Ağaçların taşların hayvanların bir insana secde etmesi tevhide ve Allah’ın sosyal yasalarına aykırı değil midir?
9. Bu kadar olağanüstü halleri yaşayan ve bilgi sahibi olan Hz. Peygamber Hira’da ilk vahye muhatab olduğunda neden şok oldu? Önceden bu halleri yaşayıp bazı bilgilere sahip birisi olarak bunu soğukkanlılıkla karşılaması gerekmez miydi?
10. Rahip Hz. Peygamber’in tanınıp kendisine zarar verilmesinden korkarak geri gönderilmesini sağlıyor. Oysa Hz. Peygamber daha sonra Hatice adına Şam tarafına ticaret kervanları düzenleyip bizzat başlarında bulunuyordu. Bu ikisi nasıl bağdaşır? O yaşlarda yabancı yerlere gitmesi tehlikeli olan Hz. Muhammed için genç yaşlarında aynı tehlike mevcut değil miydi?
11. Rivayetlerden anlaşıldığına göre bu yolculuk Hz. Peygamber henüz 13 yaşında Ebu Bekir de 11 yaşında iken olmuştur. Bilal bu yolculuğa katılmadığı gibi Ebu Bekir’le de henüz bir ilgisi yoktur. Hatta Bilal henüz doğmamıştır.
12. Ayet “Ey inananlar! Yoldan çıkmış/fasık biri size bir haber getirirse onun içyüzünü araştırın yoksa bilmeden bir millete kötülük edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.” (49 Hucurat/6) dediği halde Peygamberlik gibi önemli bir konuda Müslüman olmayan birinin şahitliğine nasıl itibar edilir?
13. Ve nihayet Kur’an’ın “Sen sana bu Kitab’ın verileceğini ummazdın. O ancak Rabbinin bir rahmetidir...”(28 Kasas/86) “İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen önceden Kitap nedir iman nedir bilmezdin...”(42 Şura/52) gibi ayetler Hz. Muhammed’in böyle bir olayı yaşadığını yalanlamaktadır. Çünkü böyle bir olayı yaşasaydı en azından peygamber olacağına ilişkin bilgisi ve beklentisi olurdu. Kur’an ise böyle bir bilgisinin ve beklentisinin olmadığını söylemektedir.
Gördüğünüz gibi işimiz bu defa zor ve uzun. Birkaç pazarımızı alacak gibi görünen –ve kısaltarak zikrettiğim– bu tenkit ve soruları cevaplandırmaya önümüzdeki hafta başlayalım inşaallah (Kaynak: RAHİP BAHİRA OLAYI-1, Milli Gazete - 7 Ekim 2007 (http://forum.memurlar.net/konu/847658)).
Not: Bu sorular filmin kritize edilmeden 2 yıl önce sorulmuştu. Peki bu sorular bu filmi tarihsel gerçekler ışında değerlendiren arkadaşların gözünden nasıl kaçmış idi? :yell:
KozmikSakaci
23-03-2011, 16:12
izledim ve bir miktar daha aydınlandım.emeği gecenlere teşekkürler..
OffSpring
16-05-2011, 19:57
Youtubeden kaldırılmış film.
Kontrol etsek iyi olur.
Bir telif hakkı ihlali olduğuna dair yapılan şikayetler vardı. Muhtemelen bu yüzden kaldırıldı.
Ascendent
16-05-2011, 20:27
Evet. Video telif hakkı iddiaları yüzünden kaldırıldı. Her ne kadar "fair use" (adil kullanım) hakkında değerlendirilmesi yönünde itiraz etsek de fayda getirmedi. Videoların kanaldan indirilip başka bir video paylaşım sitesinde yüklenmesi uygun olur diye düşünüyorum.
hakdogan
08-10-2011, 23:18
Dolayısı ile yukarda getirilen itiraza yeterli cevap verebileceğimi düşünüyorum.
Pek bir adaletli td yönetiminin 2 yıllık ceza kestiği bir üyeden alıntı yaparak, iddialı bir itiraz dile getirmeye çalışan, ama itiraz ettiği şahsın ne dediğini anlamadan, itiraza konu galiz hatayı tekrarlayan ulpian, öncelile Selamlar.
Ben buralarda yokken td'nin sahte ikbal basamaklarını tırmanıp bir ara yönetici olduğunu da görmüştüm, şu an o apoletlerden arınmış görünsen de gecikmiş tebriklerimi kabul et!
Bu girizgahı geçtikten sonra, gereksiz itirazına gelmeden tekrar ne dediğime bakalım:
Bu en temel noktayı ıskalayanların, devamla "Örneğin Şeriata göre bir köle efendisini öldürürse idam edilir, ancak efendi köleyi öldürürse idam yerine başka cezalar alır." demesi bizi şaşırtmıyor. Zira Şeriat nedir bilmiyenlerin, Müçtehid ve İçtihad nediri bilmeleri, dolayısı ile açıkça bir nassa dayanmayan, yani Kur'an-ı Kerim ve Resul-i Ekrem'in (S.A.V) sünnetinde açıkça tebliğ edilmemiş bir konuda, Fukahanın içtihadda bulunabileceğini, bu içtihadın kesinlik arzetmeyeceğini, müçtehidin de her zaman kabul ettiği gibi verilen kararda hata etme olasılığının bulunacağını, bir başka müçtehidin aynı konuda farklı bir içtihadda bulunabileceğini ve benzeri temel noktaları bilmeleri uzak ihtimaldir.
Dolayısıyla bu cehaletten kaynaklanan hata ile, bir fıkhi ekolün içtihadı Şeriat-ı Garra'ya mal ediliyor ve Resul-i Ekrem'in "Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesini (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız." buyurması(Nesai'den yapılan rivayette "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz." diye bir ek de vardır) es geçiliyor.
Peki sen ne demişsin?
Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre
...
=> Dolayısı ile Belgeseldeki ifade aynen doğrudur.
Yani, dile getirdiğim eleştirilere konu hata ve cehaleti, üstelik maalesef "yukarda getirilen itiraza yeterli cevap verebileceğimi düşünüyorum" dedikten sonra tekrarlamışsın.
Olmamış.
Dersinizi doğru çalışmayı bir türlü öğrenemediniz...
merhaba hakdoğan,
lütfen alıntılar yaptığın mesajımı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=264787#post264787) baştan sona bir daha oku.
Sonra lütfen şu noktada hemfikir miyiz, önce onu bir söyle:
Ehli Sünnet'in dört mezhebine göre de (yani Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli'ye göre) kendi kölesini öldüren efendiye kısas uygulanmaz.
Yeterince kaynak vermişim bu konuda. Bunu kabul etmiyorsan, gerekçelerini lütfen açıkla. Yok eğer kabul ediyorsan, o zaman önce ''evet dört mezhebin dördüne göre de kendi kölesini öldürene ölüm cezası yoktur'' de. Ondan sonra ''ama bunlar neticede içtihattır, İslam'a mal edilemez'' gibi eleştiriler yap. Ama ''bir fıkıhi ekolün içtihadıdır'' deyince sen, biraz tuhaf bir ifade oluyor. Herhangi bir fıkıhi ekolün içtihadı değil zira, dört mezhebin dördü de böyle diyor.
'Yağmur duası' gibi, 'Ulpian sitede tekrar aktif olarak yazsın' duasına çıkacam bu gidişle :)
'Yağmur duası' gibi, 'Ulpian sitede tekrar aktif olarak yazsın' duasına çıkacam bu gidişle :)
Ehehe, aynen. :)
O değil de, mesaj kutun dolmuş sevgili ulpian, ondan oradan yazamadım, sitene bir göz at diyecektim.
hakdogan
10-10-2011, 15:13
lütfen alıntılar yaptığın mesajımı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=264787#post264787) baştan sona bir daha oku.
@ulpian,
Ben burada mebzul miktarda mevcut ezberci, okumadan ezberlerini terennüm eden ateist arkadaşlarından birisi değil, Müslüman hakdogan'ım! Bu yüzden okumadan/anlamadan itiraz edenlerle beni karıştırma ve asıl sen dön, tekrar itiraz ettiğin sözlerime ve kendi yazdıkalarına bak.
Sonra lütfen şu noktada hemfikir miyiz, önce onu bir söyle:
Yine aynı hata!
Hala, kimi mezheplerin konuya dair hükümleri bahsinde yaptığın copy&paste'lere katılıp katılmadığımı, hemfikir olup olmadığımızı soruyorsun!
Mesele o mu?
Ben mesela "ey ulpian, sen falan fıkıh eserinden, filan ilmihalden yanlış alıntı yapmışsın" mı diyorum?
Yoksa ufkunuzu aştığı malum bir büyük hakikatten mi bahsediyorum?
Şeriat-ı Garra'nın ana kaynakları ile tali kaynakları arasındaki çizgiyi/ayrımı mı dikkatlere sunuyorum?
Bilmem kaç postla yerden yere vurduğum o komedi skeci kılıklı videoda, fıkhın hükümlerinden hareketle Şeriat-ı Garra'nın mahkum edilmeye çalışılmasına "oppsss, orada dur bakayım" hareketi çekiyorum.
Fıkıh, içtihad konusundaki suje kimdir?
Müçtehid!
Müçtehid vahiy ile mukayyet mi?
Değil?
Müçtehid "ben bu konuda muradı ilahinin şu şekilde tecelli ettiğine kaniyim, ama yanılıyor da olabilirim" diyen midir?
Evet, aynen bunu diyendir!
Şimdi siz kalkıyor, İslam hukukunun, altını çizdiğim özellikleri sebebi ile değişime açık bir parçası olan fıkıh ve ona dair hükümlerinden hareketle "şeriatta x durumun hükmü y dir" diyorsanız, o y hüküm da şeriatın ana kaynakalarında açıkça zikredilmemiş bir hüküm ise, hatta aksine o y hüküm şeriatın ana kaynaklarında açıkça zikredilmiş bir çok hükümle çelişiyorsa sen kalkıp nasıl benim itirazıma itiraz edebiliyorsun?
Ve hala bana "x,y,z fıkıh ekollerinde bu durum şöyle değil mi?" diye nasıl soru soruyorsun, de bakayım?
Kur'an-ı Kerim'in açık ayetleri, Resul-i Ekrem'in sünneti ve burada zikredilen kutlu sözü ortada duracak, sonra devrin, geleneğin ve bazı rivayetlerdeki ihtilafların tesiri ile ortaya çıkmış farklı içtihadlar bahane edilerek "ama falan fülan böyle diyor?" denecek!
Yahu diyecekseniz gene diyin, o söylenmişlerin söylenmediğini, kanaatler ile verilmiş hükümlerin verilmediğini söyleyen yok ki.
Ama "İslam Şeriatı böyle söylüyor" demeyin, çünkü bu doğru değil ve meselemiz bu.
Bu konuda doğru kelam "x,y,z ekolleri, fi tarihe böyle hükmetmiş" olur.
Benim umudum kalmadı ama İnşallah bir gün bunları öğrenirsiniz...
Bu belgeselin 4 bölüm halinde yapıldığını biliyoruz. Bilmediğimiz şey ise, "Çağrı, 1976" filmini tarihsel gerçekler ışığı altında kritize edilirken, neden yalnızca hataların dile getirilmiş olduğudur.
Oysa bu film dikkatli bir gözle seyredildiğinde, bir madalyonun iki yüzü gibidir. Madalyonun bir yüzünde İslam adına yalanlar varken, diğer yüzünde film yapımcılarının bile farkında olmadıkları gerçekler mevcuttur.
Pek ne idi bu doğrular?
1. "Allah" inancı ve kelimesi İslamiyet gelmeden önce de vardı!
Bilindiği Çağrı filminde bu konuda şöyle bir sahne geçmiş;
Ebu Süfyan: Okumak mı? Muhammed'in okuması, yazması yoktur.
Zeyd: Ama anlatabilir.
Utbe: Efendim, ne dedin? Anlatabilir mi, öyleyse sen de anlatabilirsin. Hadi anlat bakalım! Öğrenelim, Muhammed neler diyormuş?
Zeyd: Allah'ın emri var, Hz. Muhammed'in değil.
Utbe: Hangi Allah? Hangi emirler? (Çağrı filmi, 0:26:08/2:50:21)
ve bu sahne Turan Dursun video bölümündeki arkadaşlar tarafından hazırlanan "Tarihsel Gerçekler Işığında Çağrı filmi, 1. Bölüm"de "Müşriklerde de Allah inancı vardı (3:00-3:50/8:17) (http://www.facebook.com/video/video.php?v=178717612151017)" başlığıyla kritize edilmişti.
Diğer taraftan, Çağrı filminde Utbe'ye söylettirilen ve gerçeğin saptırılmaya çalışıldığı "Hangi Allah? Hangi emirler?" sözünün doğru olduğunu,
Cahiliye Şiirinde Bazı Dini Motifler: (http://dergi.samsunilahiyat.com/Makaleler/1560393703_200519090107.pdf) Allah.
şiirlerinde bulabilirsiniz.
Peki gerçek ne idi?
Aslında filmde Kureyşli Utbe'ye "Hangi Allah?" sorusunu sordurmakla, Utbe'yi Zeyd karşısında afallamış gibi bir pozisyona sokmaya çalışmışlar. Ama diğer taraftan, Utbe'nin bu soruyu sormasını o gün için linkteki Kureyşli şairlerin şiirlerinde gördüğümüz zaman, gerçeğin bu olduğunu görürüz ki, doğru olan da budur.
2. Kuran Muhammed'in sözüdür ve bu sözler söylendiği anda kayda geçirilmiştir!
Yukarıdaki sahnenin devamında şunlar geçiyor:
Utbe: Sizin Allah'ınız konuşuyor demek!
-Muhammed kendi kendine konuşuyor desene şuna!
-He, he, he (gülme efekti veriliyor)
Zeyd: Allah'tan "vahiy" geldiği zaman herşeyi hatırlıyor ve yazı yazanlara anlatıyor.
-Kuran böyle oluşuyor!
Hind: Muhammed vehimlere dalmış, aç yaşıyor. gözleri kapalı bir örtünün altında hayal kuruyor.
Zeyd: Gözleri kapalı ama yüreği açık.
Gördünüz işte! Zeyd kendi ağzıyla itiraf ediyor. Demek ki Kuran Hz. Muhammed öldükten sonra Hz. Osman tarafından değil, daha ilk söylendiği anda kitaplaştırılmıştır.
Oysa İslam kaynakları Kuran'ın insan aklının alamayacağı kemik, deri parçası, hurma çekirdeği vs. gibi şeylere yazılan yazılardan oluştuğunu söylüyordu.
3. Çoklu Tanrı inancı ve Kabe'nin Kureyşliler'in olması!
Yine yukarıdaki sahnenin devamı olarak şu sözü verebiliriz:
Ebu Süfyan: Muhammed bilmiyor mu? Biz Tanrılarımızı baş tacı ederiz.
-Kabe'ye sahibiz. Her yıl Arabistan'dan Mekke'ye kafileler gelir; ibadet ve alışveriş için.
-Şimdi biz 300 küsur Tanrı'yı itip tek bir Allahı mı getireceğiz?
Bu sahne de doğrudur. Çünkü Sümer, Babil ve Mısır'da tek Tanrı inancı yoktu! Ayrıca Kabe ilk kez Kureyşliler tarafından inşaa edilmiştir! (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=437854&postcount=2) mesajımdan da göreceğiniz gibi, Kabe'yi ilk kez Kureyşliler inşaa etmişlerdi. Buna göre filmde Ebu Süfyan'nın Kabe'ye sahip olduklarını söylemesi tamamen doğrudur.
Devam edeceğim! Bunlar yalnızca atıştırmalık idi!