Orijinalini görmek için tıklayınız : Kuran Mucizeleri- Daha Neyi Ispatlayalım!
Kurani yalanlayanlara,inanmayanlara Kuran-i Kerimden den bilgiler.
DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI
Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran''ın Rahman Suresi''nde şöyle bildirilir:
Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)
Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93.
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran''da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.
Akdeniz''de ve Atlas Okyanusu''nda büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler vardır. Akdeniz''in suyu, Cebelitarık Boğazı''nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır.
__________________________________________________ ___________
ÇAMURDAN YARATILIŞ
Allah Kuran''da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde olduğunu haber verir. İlk insan, Allah''ın çamuru şekillendirip insan bedeni haline getirmesi ve ardından bu bedene ruh üflemesiyle yaratılmıştır:
Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti. "Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." (Sad Suresi, 71-72)
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. (Saffat Suresi, 11)
Bugün insan dokuları incelendiğinde, yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95''i karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor (P) ve sülfür (S)''den oluşur ve canlı dokularda toplam 26 element bulunur.(kaynak:http://www.ldeo.columbia.edu/dees/ees/life/lectures/lect21.html) Kuran''ın bir başka ayetinde şöyle buyrulmaktadır:
Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. (Müminun Suresi, 12)
Ayette "süzme" olarak çevrilen "sulale" kelimesi, "temsili örnek, öz, hulasa, esas" gibi anlamlara gelmektedir. Görüldüğü gibi Kuran''da 14 asır evvel bildirilenler, modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir.
Biz ona (peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kuran''dır. (Kuran,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (Yasin Suresi, 69-70)
__________________________________________________ ______________________________________Daha fazla bilgi icin www.kuranmucizeleri.org
explorer
14-12-2004, 16:03
ne ilginç ?
kuran da mademki bunca mucize var..
bilim adamları ne kadar ahmak halen görememişler ???
yada kuran bukadar bilgi içerirken halen müslüman ülkelerde zerre kadar buluş icad bilimsel bir keşif olmamış ?????
Bunlar mucize falan degil, Harun Yahya zirvalaridir. Bunlara artik cevap vermekten yorulduk, fakat bu konulari ilk defa getiriyorlarmis gibi isitip isitip getirmekten yorulmadilar...
Ateistforum''da bu konular tartisiliyor.. Merak eden gider bakar... Link''i asagida;
http://www.ateizm.org/nuke_portal_folder/forums/index.php?showtopic=996&st=100
explorer a
onlarca olan hacli seferlerinde bizim ilmimizi tasidilar bunlar avrupaya,
ingilterede halan ibni sinanin tip kitabi okutuluyor HALANNN
adamlar kitabin yazarinin ismini bile degistirmemisler,biz sizin bilim adamlarinin bilgilerininden faydalaniyoruz diyorlar,bizim ici (bosmudur nedir)anlamaz kafalar hal inkar ediyorlar.
sana simdi bilim le ugrasan musluman alimlerin isimlerini yazzsan bu forum yetmez.
ornegin Afganistan bir zamanlar ilim yuvasi iken bak sizin gibi dinsizlerin sayesinde ne hale geldi,Irak ta oyle Bagdat en buyuk ticaret kenti idi.ben daha sizin gibe at gozlugu ile dunyaya bakanlara ne diyeyim.
hemde bunlar olurken avrupalilar birbirlere saldiriyordu yani XXX
Afganistan ve Irak ateistlerin sayesindemi bu hale geldi?Vah vah.
Birinci dunya savasinda Osmanlilari arkadan vuran kimdi?Ateistlermi?
Molla Omar ateistmiydi?Ya Saddam?
Osmanlilar bir zamanlar nereleri almislarsa oralarda hep problem oldu.Halende devam ediyor.Buna ne dersiniz?
quixsoul
14-12-2004, 20:27
oguz un verdiği sitedeki forumu inceledim.Buraya yazacağım cevabın hemen hemen aynısını orada alioktay arkadaşımız
çok güzel açıklamış.
Milattan once atom kurami biliniyormuydu?
Misirlilar Dunya ile Gunesin arsini bir kac metre hata ile olcebiliyorlarmiydi?
uc bin yilan beri yazi kullaniliyormuydu?
Euklides geometrisi iki bin yildan beri kullanilmiyormu?
inasoglu hicbir kutsal kitaba basvurmaksizin bunlari biliyorda nasil uredigini mi bilmiyor? meniyi ve etkisini bilmemesi olanaksizdir.
Meninin icerigini bilmeyrdu elbette zaten bunu ogreneleri topu topu iki yuz yil oldu olmadi.
Daha gelismis mikroskoplar bulunmadan once spermin icinde minyatur insanciklar oldugu dusunuluyordu.
Kuranin bunlari bilmesi olanaksizdir.
Gerçektende firevun hanedanı çok gelişmişti.Daha önce firevunla ilgili açtığım başlıkda da bunu belirtmek istedim.1400 yıl yada 200 yıl önce insanlar mağadara yaşayan tipler değildi gözlemledikleri ile epey bilgileri vardı.Doğru yada yanlış.
""ingilterede halan ibni sinanin tip kitabi okutuluyor HALANNN""
Yok, yok HALAN degil AMCAN...
Yani testisleri eksik AMCAN...
Kehhh keh kehh
http://www-gap.dcs.st-and.ac.uk/~history/Mathematicians/Avicenna.html
http://128.243.217.106/text/browse/byname/d24422c2df05156d1e542f8acdc7fa3b.html
http://www.schoolscience.co.uk/content/4/biology/abpi/history/history6.html
http://www.medsci.ox.ac.uk/gazette/volume54-1/06/
http://www.geometry.net/detail/scientists/ibn_sina.html
http://www.schoolhistory.co.uk/studentforum/lofiversion/index.php?t963.html
etc. etc.etc.....
Oguz,
Ingilizce biliyorsan oku da ogren... Bilmiyorsan Dr. Bey''e rica et de sana bir kac ceviri yapsin....
Bir daha da hakaret etmeden once dusun, iki kere dusun...
Cehaletinden eminiz de... Seviyeni de kendin gozler onune seriyorsun...
Henna,
bir de siz, kendi ifadelerinizle anlatsaniz!!!
Hani balik hikayesini anlattiginiz gibi.
Malum bizler hikayeden hoslaniriz...
Kehhh keh kehhh
Sizin cahilce ve seviyesizce yaptiginiz hakarete karsilik gonderdigim bilgilerle, sizin su son yazdiginiz arasinda ne gibi bir baglanti var????????
Gerekiyorsa tabii ki size cevirileri yapar yollarim. Siz ogrenmek isteyin yeter ki, ceviri de yapariz, hikayeyle de anlatmaya calisiriz... Yeter ki siz ogrenmek isteyin...
henna,
hadi bakimmmm...
Karsinda musluman mi var ki hikaye ile bize uyutacaksin?
Varsa bilimsel bilgilerin, onlarla gel...
Masallarla degil...
Masallari ancak muslumanlar yer...
Kehhh kehhh kehhhhh
henna,
Karsinda musluman mi var ki hikaye ile bize uyutacaksin?
bize degil oguz, bizi
explorer
15-12-2004, 03:34
henna oguzun bir harfini hatalı bulurken
kurandaki bu kadar celişkiyi nasıl gözden kaçırıyorsun.
bu arada oğuzunda dediği gibi bizler bu zırzavatları tartışmaktan bıktık.
kendinizi halen bu şekilde ikna etmeniz.
tekrar tekrar kuranı yorumlamaya çalışmanız doğrusu çok ilginç.
explorer
15-12-2004, 03:44
ateizm forumdan balyozun yazısınıda eklemek istiyorum
Caga ayak uydurmaktan baska bir sey degil .Gercekten Kuran bunlari bilseydi bu gün DÜNYA müslüman olurdu.Bir kerede ilahiyatcilar su an bilinmeyen bir bilgi versinler en büyük Müslüman ben olacagim.Her zaman ayni taktik bir sey bulunduktan sonra bunlar Kuranda zaten yaziyor bunlar Kuranda zaten var bak okuuuuuuu bütün amac eldekileri yitirmemek...
hayır kardeşim kuranda bilimsel bişeyler fln yazdıgı yok.
Aradaki boşluğu sen zihninde dolduruyor ve orada anlatılanı değil, anlamak istediğini anlıyorsun
benim anlayamadığım madem kuran bu kadar ilmi bilgiler içeriyor ve dünyanın ileri tekniklerinin ortaya çıkardığı verileri islam kardeşlerimizin "bu zaten kuranda yazıyor"diye avundukları bu eşsiz kitabı sular seller gibi ezberleyen mollalara,imamlara bir bakın..ışığı önüne alan çukuru görmeli..oysaki müslüman ülkelere bir bakın hepsi çukurda..
saygılarımla..
stingray
16-12-2004, 14:54
Kuranda herşey yazıyorsa bilim adamları gerçekten boşuna çalışıp o kadar araştırma yapıp zaman harcıyorlar. Alsınlar bi kuran okuyup okuyup yeni şeyler bulsunlar.Bilim adamları araştırır bulur bunlar "aaa bak bu işte kuranda yazıyor" derler. Maden yazıyorduda bunu daha önce niye söylemediniz? Kuran bu kadar ilerici bilimsel falanda niye müslüman ülkeleri bilimin,teknolojinin bu kadar gerisinde hiç düşündünüz mü :evil:
Birde Harun Yahya gibi bi geri zekalının sitesinden kopyala-yapıştır yapacağınıza kendi düşüncelerinizi yazın tabii varsa...
size soyleyecegim;
1.biz Kurani icinde bilimsel bilgiler var diye kabul etmedik.Biz onu, Allah in insanlari dogru yola,huzura ve barisa iletmesi icin kabul ettik ve bir rehber saydik.Fakat (zaten Kuranda da belirtiliyor)zaman gectikce gordukki Kuran bilimselligi de iceriyor.
2.si size zamanin Alimlerinin bulduklari bilimsel kanitlari sunarim ama siz, sizi yaratana inanmadiktan sonra bunlara nasil inanacaksiniz.
“Evrenin tümünü kavramak isteyen bir kişi, önce insana bakmalıdır. Çünkü bütünüyle varlık kavramı ruhta belirmiştir. Allah, varlıkların en büyüğü ve en son kademesidir. Bütün insanlık onun özünde birleşmektedir. Varlığı başka varlıklarla kıyaslanmayacak kadar mükemmeldir. Akıl, Allah''ın özünden gelir. Ahlâkın temeli ise bilgidir...”
Demek ki Kur''an''in en azindan bazi yerleri 1400 yildir anlasilmamis ve daha yeni anlasiliyor.. Kimbilir belki de ilerde anlasilacak yerleri vardir.. Kur''an hala anlasilmayan bir kitap...
Kimin icin yazildi dersiniz..
Uzay insanlari icin mi?
explorer
17-12-2004, 23:03
explorer a
onlarca olan hacli seferlerinde bizim ilmimizi tasidilar bunlar avrupaya,
ingilterede halan ibni sinanin tip kitabi okutuluyor HALANNN
adamlar kitabin yazarinin ismini bile degistirmemisler,biz sizin bilim adamlarinin bilgilerininden faydalaniyoruz diyorlar,bizim ici (bosmudur nedir)anlamaz kafalar hal inkar ediyorlar.
sana simdi bilim le ugrasan musluman alimlerin isimlerini yazzsan bu forum yetmez.
ornegin Afganistan bir zamanlar ilim yuvasi iken bak sizin gibi dinsizlerin sayesinde ne hale geldi,Irak ta oyle Bagdat en buyuk ticaret kenti idi.ben daha sizin gibe at gozlugu ile dunyaya bakanlara ne diyeyim.
hemde bunlar olurken avrupalilar birbirlere saldiriyordu yani XXX
o devirlerden böyle bir kitabın ibni sina tarafından yazılacagını kabul ediyorsunuz ve övünüyorsunuz.
ama muhammed gibi zeki ve kurnaz biri kitap yazınca , bu "1400 yıl önce nasıl bilinecekti "? "allahın sözüdür , muhammedin okuma-yazması yoktu" fln deyip onun hazırlamadıgını iddaa ediyorsunuz.
çelişkiyi çözelim isterseniz
a-) hem muhammed hem ibni sina kitap hazırlamıştır.
b-) yada ibni sina''yada allah bu bilgileri ve kitapları melek vasıtası ile göndermiştir.
cevap veriyorum a şıkkı
Daha önce yazdığım ilk bölümden sonra bu kez iki bölümünü bir arada yazacağım...
Şu anda Kur'an'da iddia edilen kelime tekrarlarıyla uğraşıyorum...Daha sonra onu da bu yazının sonuna ekleyeceğim...
"Birçok müslümanın Kur’an a olan imanı sözde Kur’an mucizelerinden gelir ya da güçlenir...Kur’an mucizeleriyle ilgili şeriat çevrelerinde çeşitli propogandalar yapılmaktadır
Genel olarak yapılan şudur:
1)Amaca uygun Kur'an çevirileri kullanmak,ayrıca ayetleri bilimsel verilere uydurmaya çalışmak(en çok karşılaşılan durum budur)
2)"Kur'an zamanında bilinmesi mümkün değil" denilen birçok bilginin Kur'an dan yüzyıllar önce bilinmesi durumu.Daha önemlisi Muhammed'in bu kişilerle bazı ilişkilerinin olduğunun kanıtlayan bazı kaynaklar!
3)Kur'an da bulunan bazı "mucize" iddialarının Kur'an dan önceki kitaplarda bulunması...
İddiaları yanıtlamaya başlayalım:
1)Atmosferin "7 katmanlı" olmasıyla ilgili bilginin Kur'an da verildiği iddiası:
Ayetler:
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 29)
"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)
Bu ayetlerle atmosferin katmanları konusunun hiçbir ilgisi yoktur...Kur'an daki "yedi gök" ifadesinin ilgili hadislere de bakılırsa bambaşka konularla ilgisi olduğu görülür...
Harun Yahya sadece işine gelen ayetleri ve işine gelen kısımlarını yazmıştır.. Mesela aşağıdaki ayetlerde EN YAKIN GÖĞÜN YILDIZLARLA DONATILDIĞI YAZMAKTADIR:
67:5- Andolsun biz,en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
41:12- Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. (görüldüğü gibi Kuran 7 gökten bahsettikten sonra en yakın göğü kandilerle donattık diyor!!!)
YILDIZLAR ATMOSFER KATMANLARINDA (hele EN YAKIN GÖKTE/troposferde)
OLAMAYACAĞINA GÖRE Kur'an'ın atmosferin katmanlarından bahsettiği iddiası çürür...
Kur'an daki 7 gök değimi bazı islam alimlerince "cennete giden 7 yol/gök" olarak yorumlanmıştır..
Ama 7 gök ile ilgili ifadeleri eski uygarlıklar da kullanmışlardır.
Eski putperest Araplar güneşin, ayın,Satürnün Jupiterin, Mars'ın ve Merkür'ün ve Venüs'ün gökteki bu 7 objenin ilahlar olduğuna inanıyorlardı(bu gezegenleri çıplak gözle görebiliyorlardı)
Haftada günler de bundan türemiştir...
İngilizcelerine dikkat edelim..
Saturday
Sunday to Sun (Dies Solis),
Monday to Moon (Dies Lunae),
Tuesday to Mars (Dies Martis),
Wednesday to Mercury (Dies Mercurii),
Thursday to Jupiter (Dies Jovis)
Friday to Venus (Dies Veneris).
Ayrıca Muhammed'in bu "7 gök" inancı Yahudilikte de bulunuyordu yani yeni birşey değildir..
Bu 7 göğün atmosfer katmanlarıyla ilgisi olmadığı bazı hadislerin bunları açıkça açıklamasıyla daha iyi anlaşılabilir...
2)Kur’an’ın bilimsel bir şekilde “yörüngelerden” bahsettiği idiası:
Ayetler:
"özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" (Zariyat Suresi, 7)
Ayete bakalım..
Zariyat 7- “Yollara sahip göğe andolsun ki,(elmalılı)”
Görüldüğü gibi Kur’an daki bu ayet bilimsel verilere yaklaştırmak/uydurmak uğruna “yollar” ya da benzeri anlamdaki kelime, “yörünge” diye çevrilmiştir!!!
Bir de şu ayetler:
“Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor”. (Enbiya Suresi, 33)
“14:33- Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi”
İlk önce çok çok önemli olan birşey dikkatimizi çekiyor bu ifade sayesinde Kur’an’ın ne demeğe çalıştığına dair önemli bir ipucunu yakalıyoruz..
Günaş-ay bunlar “yörüngelerinde yüzüyor” peki ya NEDEN DÜNYADAN BAHSEDİLMİYOR?!?
Eğer Kur’an dünyadan bahsetseydi gerçekten bu ayet bir mucize olurdu! Ama tabi ki Kur’an ın hiçbir yerinde “dünya yörüngesinde hareket ediyor” diye bir bilgi yoktur...
Güneş...ay...
Güneş, hakikaten de eski toplumlara göre hergün DOĞUDAN BATIYA “yörüngesinde yüzer” ay da aynen öyle...Kur’an ın demeğe çalıştığı da budur
Aslında Kur’an da bu ayette bilimsel bir mucize olacağına bilimsel bir “hata” olduğu bile savunulabilir.Çünkü Muhammed’in gerçekten çıplak gözle , güneşin doğudan batıya “hareket ettiğini” düşünmüş olma olasılığı fazladır...
Şu ayet bizi bu konuda şüpheye düşürür...
“36:40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.”
Yani Muhammed’in gerçekten de güneşin dünya etrafında hareket etiğinden ve aya çarpmaması/çatmamasından bahsettiği güçlü bir olasılıktır
Yani Muhammed’in “güneş,ay yörüngelerinde yüzüyor” sözüyle anlatmak istediği tabi ki Ay’ın dünyanın etrafında döndüğü ya da bilimsel anlamda “yörüngesi” olduğu değildir...Sadece, bazı hadislerde de açıkça belirttiği gibi (Taberi Volume 1 yaratılış ve Tufan ile ilgili bölüm sayfa) ,Güneşin ” kendisi için belirlenmiş bir alanda” periyodik olarak KENDİ YOLUNDA doğudan batıya hergün hareket ettiğidir...Bu hareketin de “Allah tarafından kendisi için belirlenen yörünge/kader/yol” olduğudur..
Zaten Muhammed’in çıplak gözle gördüğü de bu olaydır..Aynı şey ay için de geçerlidir...
3)Kur’an ve embriyoloji
Ayetler:
“Ali İmran / 6 Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir”
“22:5. Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim..........................”
“Müminun / 13 Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik”
“Müminun / 14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik.”
“39:6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor.”
Bu bilgiler Muhammed’den yüzyıllar önce Yunanlı Galen’in yazmış olduklarıyla çok büyük paralellikler göstermektedir..
İlk önce bazı ayetlerde geçen “alaka” ya da “alak” sözcüğü bazı çevirilerde “aşılanmış yumurta” olarak gösterilmiştir..ve bilimsel bir anlam yüklenmeye çalışılmıştır...
Ama “alak” kelimesi için birçok çeviride(hem Türkçe hem ingilizce) kullanılan sözcük basitçe “pıhtı” ya da “kan pıhtısı” dır...
Birkaç çeviride de “yapışıp kalan birşey” gibi kelimelerle sözcüğe bilimsel anlamlar yüklenmeye çalışılmıştır..
Kur’andaki bu konuyla ilgili ayetleri toplarsak karşımıza şu sonuç çıkar:
Doğum öncesi Kur’an ın bildirdiği safhalar:
Safha1: “nutfa” yani sperm
Safha2:”Alak” yani “kan pıhtısı”,
Safha3: “mudahgha” yani “bir et parçası”
Safha 4: “adaam” yani kemikler
Safha5: Kemiklerin kaslarla örtülmesi
(BU AŞAMALAR MUHAMMED’DEN YÜZYILLAR ÖNCE YAŞAMIŞ GALEN’İN BİLDİRDİKLERİYLE BÜYÜK PARALELLİK GÖSTERİR)
ayetlerde anlatılanlar Kur’an’ın sanki bilimsel bir hata yaptığı izlenimini vermektedir..
Çünkü;
Cenin’in oluşumunda “pıhtı” ya da “kan pıhtısı” ile alakalı bir safha yoktur(Dr. William F. Campbell)
Kur’an daki bir bilimsel hataya daha değinelim...
“2:259...................Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?"
Kaslar ve kıkırdaklar kemiklerden önce aynı zamanda oluşmaya başlar sekizinci haftanın bitiminde ancak kemikleşme oluşumları görülür fakat ceninde kemikleşme oluşumlarından önce zaten kas hareketleri ve oluşumları gözlenmektedir...
Yani kemiklerin oluşması ve üstüne etler giydirilmesi tanımı yanlıştır,kaslar kemiklenmiş kemiklerden önce zaten vardır...
Yani Kur’an ın yukarıdaki ifadesi hatalıdır bu ifade yine Galen’in düşündükleriyle paralellik gösterir...Galen’in yaptığı bazı hataları aynen Kur’an da tekrarlanmıştır...
Yani şurası kesindir ki “Kur’an zamanında bilinemez” denilen bu basit bilgiler Muhammed’den önce yaşamış eski Yunanlı doktorlar tarafından bilinmektedir ve elimizde onlara ait eserler vardır...
İlk önce Hipokrat’ı inceleyelim...(MÖ 460)
Hipokrat’ın yazılarında;
Annenin kanının pıhtılaşması:
“Tohum(embriyo),...zarın içinde.....Annesinin kanı dolayısıyla büyür rahime iner...”(ingilizcesinde bölüm 14 sayfa 326)
Beden:
“bu aşamada annenin kanının pıhtılaşması ve inmesiyle ET OLUŞMAYA BAŞLAR”(ingilizcesinde aynı sayfada bölüm 14 sayfa 326)
Şimdi Kur’an için gösterdiğimiz aşamaları Hipokrat için gösterelim..
Safha1: Sperm
Safha2:Annenin kanının zara inmesi
Safha4:Kemikler
Milattan önce 460 yıllarında yani Muhammed’den yüzyıllar önce yaşamış Hipokrat’ın yazılarında bu bilgileri bulabiliyoruz ve bu bilgiler Kur’an ınki ile büyük paralellik gösteriyor!!!!!!!
Yine milattan önce 350 yıllarında yaşamış “Aristotle” nin “On the generation of Animals” adlı eserinde şu bilgiler yer alır:
İngilizcesinde bölüm 654 b de Aristotle, etin kemiklere “sarıldığını” “liflerle takıldığını” bildirir..
Yine bu bilgiler Kur’an ile çok büyük bir paralellik gösterir
Safha1:sperm
Safha2:Regl kanı
Safha3:beden/et
Safha4:kemikler
Safha5:Etlerle beraber büyümesi
GALEN’e bakalım:
Galen Ms131 de doğmuştur.
“De semine” adlı kitabında ingilizcesinde sayfa 50 de Galen Aynı Kur’an 76:2 deki bilgiyi vermiştir yani” bir damla karşık sudan” ayeti Galen’in verdiği bilgilerle %100 benzerdir..
Kitabında Ceninin ilk başlarda şekillenmemiş olduğundan daha sonra kemikleşerek “etlenerek” büyümesinden bahsetmiştir...Aynı Kuran 23:14 de olduğu gibi!!!!!!
Şimdi Galen’inkine bakalım:
Safha1: İki “semen”
Safha2:+ regl kanı
Safha3:ŞEKİLLENMEMİŞ VÜCUT
Safha4:KEMİKLER
Safha5:ETLER KEMİK ÜZERİNDE BÜYÜR
Görüldüğü Muhammed den önce yaşamış Galen Kur’andaki bilgileriçok önce vermiştir...
Peki Muhammed kendisinden çok daha önce yazılmış bu bilgilere nasıl ulaşmıştır veya nasıl duymuştur?
Ms528 de Kuzey Arabistanda konuşulan dil “Süryanice” idi
Bu yıllarda “Sergius al-ras Ayni” adlı kişi (Ms 536 da ölmüştür) GALEN’İN 24 KİTABI DA DAHİL OLMAK ÜZERE TIPLA İLGİLİ BAZI ESERLERİ GREKÇE DEN(YANANCADAN) SÜRYANİCE YE ÇEVİRMİŞTİR
Aristotle’nin Hipokrat’ın Galen’in eserleri o bölgede zaten süryanice ye çevrilmişti okunabilir olarak bulunuyordu(The Role of the Nestorians and Muslims in the History of Medicine, Allen O. Whipple, 1967, Princeton Univ. Press, p. 16)
Daha sonra Araplar Nestorians lara bu çalışmaları Arapça’ya çevirtti.
Süryanice ve Arapça birbirine çok yakın diller lduğundan bunu yapmak çok kolaydı..
Muhammed zamanında Arabistan da bu bilgileri bilen kişiler tabi ki bulunuyordu(Mesela bunlardan biri “Harith ben Kalada”(Ms550 de Ta’if de doğmuştur)
Bu şahıs Yemen’e ve İran’a seyahatler yapıyor Galen,Aristotle ve Hipokrat ın “buluşları” konusunda kendisini geliştiriyordu...
Bu kişi daha sonra İSLAMIN BAŞLADIĞI ZAMANDA Arabistan’a geri döndü ve doğduğu yerde “Ta’if” te oturmaya başladı
Dr. Dr. Lucien LeClerc “Histoire de la Médecine Arabe” adlı kitabında şöyle yazmıştır:
“Harith Ben kalada Jandi Shapur’da tıp öğrenmiştir..Muhammed bu konulardaki bilgisinin bir kısmını Harith Ben kalada’ya borçludur” (LeClerc, op.cit., p. 123.)
Ayrıca Muhammed ile ilişkisi olan “tıp konusunda bilgili” insanlardan biri de “Nadr ben Harith” idi..
Bunun gibi birçok kişi vardır...
Görüldüğü gibi Hipokrat tın da tıp konusunda bazı hataları vardı Aristotle’nin de “Galen’in de onlardan kopya eden KUR’AN’IN DA!!!
Bir de müslümanların bilimsel olarak yorumlamaya çalıştığı şu ayet:
“39:6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor”
“Üç karanlık içinde” cümlesi çeşitli islam alimlerince bambaşka şekillerde yorumlanmıştır ama günümüzün “Kur’an araştırmacıları” bu ayeti de bilimsel bazı verilere uydurmaya çalışmaktadır....
FAKAT MUHAMMED BU ÜÇ KARANLIK İLE İLGİLİ KONUYU DA DİREK SAĞDAN SOLDAN DUYDUĞU KİŞİLERDEN ALIP KUR’AN A KOYMUŞTUR BU BİLGİ HİPOKRAT’IN ESERLERİNDEN GELİR...
Hipokrat’ın eserlerinde bu “üç karanlık” konusu ayrıntılarıyla açıklanmıştır...
Muhammed o dönem için bilimsel sayılabilecek bu konuları ilişki içinde olduğu + sağdan soldan duyduğu bilgileri Kur’an a geçirmiştir bu konuyu ortaçağ düşünürü “Ibn Qayyim al-Jawziyya” şu şekilde açıklamıştır..
“Hipokrat....bazı zarlar ilk önce oluşur diğerleri ikinci ayda diğerleri ise üçüncü ayda....demiştir..BU NEDENLE ALLAH “Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor” şeklinde buyurmuştur..Bu zarlardan her birinin kendi ‘karanlığı’ vardır.Allah bu yaratılış aşamalarını/bir aşamadan diğerine geçişi ima ettiğinde bu ‘zarların karanlığını’da ima etmiştir..Ayrıca Hipokrat ‘kulaklar açıldı,ve sıvıyla dolu gözler’ BU NEDENLE MUHAMMED beni yaratan işitmemi ve gözlerimi açana ibadet ederim”
1. (Ibn Qayyin (Damascus, 1971) Tuhfat: Tuhfat al mawdud bi ahkam al-mawlud, pp. 254-291
2. B. Musallam, op. cit., p. 56 )
SONUÇ:
Sonuç şudur:
“Muhammed zamanında bilinmesi mümkün değil” denilen bilgiler Muhammed’den yüzyıllar önce biliniyordu.Ayrıca Muhammed’in yaşadığı zamanda ve Muhammed’in çevresinde bu bilgileri çok iyi bilen eğitimli kişiler vardı...Bunların Muhammed ile ilişkisini kanıtlayan çok sayıda kanıt vardır...
Ki zaten Hipokrat’ın Aristotle’nin Galen’in ve dolayısıyla Kur’an ın bu SADECE ZAMANINA GÖRE BİLİMSEL SAYILABİLECEK bilgilerin bugün önemli yanlışlar da içerdiği modern tıp tarafından kanıtlanmıştır..."
4) Big Bang teorisi ve Big Crunch hipotezi ile ilgili;
Ayetler:
21:30-"O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?"
21:104 -" Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız."
Kur'an da geçen "göklerle yer bitişik iken onların ayrılması" cümlesinin Big Bang ile ilgisi olduğu tam olarak açık değildir...
Farzedelim ki gerçekten bu ayet Big Bang'i anlatıyor(varsayım)
Kur'an'dan çok çok önce yazılmış Hindu kutsal kitapları Brahmana’larda ve Upanishad'larda "KOZMİK YUMURTANIN BÖLÜNÜP PARÇALANMASI/yarılması" ve sonrasında evrenin oluştuğu ifadesi aynen bulunmaktadır..Üstelik "kozmik yumurta" kelimesi aynen bugün bazı bilimsel çevrelerde de kullanılmaktadır...
Yani herşey “bitişik” iken ayrılmıştır
Sümer metinlerinde de üstü biraz kapalı olmakla beraber bu herşeyin"ayırıp,bölünüp yaratılması" ifadesi aynen kullanılmıştır...
Bu "ayrılma" konusu çok açık olmamakla beraber Tevrat'ta da bulunur...
Sonuçta Kur'an'daki bu düşünce orijinal değildir..Kur'an'dan çok çok önce başka "kutsal kitaplarca da dile getirilmiştir...
Sözde" big crunch" ı ifade eden ikinci ayete baktığımızda ayetin Big crunch olayına yorumlamak için oldukça uğraşıldığını görüyoruz....
Yine de bu ayetin "big crunch" ı ifade ettiğini varsayalım...
Big Crunch HİPOTEZİ (evet sadece bir hipotez) bilimsel çevreler tarafından artık ciddiye alınmamaktadır...
Çünkü son yıllarda yapılan deneyler göstermiştir ki evren "bir kitap ya da kitabın sayfalarının dürülmesi gibi" "big crunch" a uğramayacak TAM AKSİNE genişlemeye devam edecektir..Çeşitli bilim adamlarının görüşü budur...Big Crunch hipotezi 2002'den beri,çoğu bilim adamına göre geçerliliğini yitirmiştir...(1)
Ayrıca Enam suresi 110’da söz edilen evrenin “yoktan var olduğu” ayeti değişik çevirmenlerce değişik şekillerde çevrilmiştir..(bkz.Y.N. Öztürk çevirisi)..zaten bu “yoktan var olma” konusu da yine Kur’andan çok çok önce yazılan Hint metinleri Rig-Veda’da ve upanishad’larda bulunur(2)
5)Zamanın izafiliği 1400 yıl önce mi açıklandı?
Ayetler:
32:5-" O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir"
70:4- "Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar."
Eğer bu ayetler gerçekten "zamanın izafiliği"ni anlatıyorsa Kur'an'dan yüzlerce yıl önce yazılmış şu Tevrat ayetine ne diyeceğiz?
Mezmurlar 90:4 " Çünkü senin gözünde bin yıl geçmiş bir gün, dün gibi bir gece nöbeti gibidir"
Ayrıca İncil de de benzer ifadeler bulunur:
2 PE 3:8 " Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde bir gün bin yıl ve bin yıl bir gün gibidir."
Bazı müslümanlar gerçekten Kur'an dan en küçük bir şey bulduklarında heme mucizevi olduğunu iddia etmekte bir numaradırlar!!!
6)Kur'an ve evrenin genişlemesi iddiası:
Ayet:
51:47- “Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz”.(Elmalılı)
51:47- “Göğe gelince onu biz ellerimizle kurduk,hiç kuşkusuz biz genişleticileriz” (Y.N. Öztürk)
Bilimsel bir teoriye göre “evrenin genişlemesi” konusu gündeme gelmeden önce ilgili ayetin BÜTÜN çevirileri “biz geniş kudret sahibiyiz” şeklinde idi...
Öyle ki eski çevirilere baktığımızda hepsinin “geniş kudret sahibiyiz” şeklinde çevrildiğini görüyoruz..
Ama ne zaman bu konu gündeme gelmeye başladı esnek Arap dilinin olanakları kullanılarak ilgili ayet “biz evreni genişletmekteyiz” şekline dönüştürüldü!...
İlgili ayet ile evrenin bilimsel olarak genişlemesi arasında bir bağ kullamak son derece güçtür...
Bu ayetten çok daha açık bir biçimde, aynı konudan söz eden, Kur’an’dan yüzyıllar önce yazılmış Tevrat ayetlerine baktığımızda;
İşaya 42:5 "Gökleri yaratıp GEREN, yeryüzünü ve ürününü seren dünyadaki insanlara soluk,orada yaşayanlara ruh veren Rab...."
İşaya 51:13 Sizi yaratan, gökleri GEREN......
İşaya 40:22”............Gökleri PERDE GİBİ GEREN,.........”
Kur’an’daki zorlama Arapça ayettten çok daha açık bir biçimde konuya değinildiğini görüyoruz...
Tabi bu ayetin bilimsel olarak kesinlikle “evrenin genişlediğinden” söz ettiği %100 iddia edilemez yalnız Kur’an’da ilgili ayetin orijinal arapça ifadesinden ÇOK DAHA AÇIK bir şekilde bu “genişleme” konusuna uyarlanabileceği söylenebilir...
Sonuçta Kur’an’daki ilgili ayet zorlama yöntemlerle “evreni genişletiyoruz” şeklinde saptırılsa bile Kur’an’ın orijinal bir düşünce getirdiği söylenemez..
7)Yeryüzünün en yakın bölgesi mevzusu:
Ayetler:
30:2-3 “Yenilgiye uğratıldı Rum,yeryüzünün en yakın/en alçak yerinde...”(Y.N.Öztürk)
Ayetteki Arapça esnek olan bir ifade (aslen en yakın alamına gelir) en ALÇAK şeklinde de yorumlanarak Lut gölü civarında yenilen “Rum”un gerçekten de yeryüzünün el alçak yerinde (Lut gölü) yenildiği iddia ediliyor...
İlk önce Yn.Öztürk dışında çeşitli çevirilere bakalım:
30:3. “Arapların bulunduğu bölgeye en YAKIN bir yerde onlar, Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.” (Diyanet)
30:3- “YAKIN bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir”(Ali Bulaç)
30:3. (Arapların yaşadığı) bölgeye en YAKIN yerde... Yenilgilerinden sonra yeneceklerdir” (Edip Yüksel)
30:3-“yeryüzünün YAKININDA; ama onlar bu yenilgilerinin arkasından muhakkak üstün geleceklerdir,” (Elmalılı)
30:3 (Bölgeye) En YAKIN bir yerde. Onlar (bu) yenilgilerinden sonra yeneceklerdir” (Süleyman Ateş)
Görüldüğü gibi birçok çevirmen “yakın” kelimesini kullanmış...
Fakat bu kelimenin sadece “yakın” değil bir de “en alçak” anlamına geldiğini iddia eden bazı müslümanlar vardır...
Bu görüşün doğru olduğunu varsayalım...
Romalılar tam olarak nerede yenilgiye uğratılmışlardır?
Gerçekten de ölü deniz veya yakınlarında mı? Yani dünyanın el alçak bölgesinde mi?
Hayır. Romalılar’ın savaştığı yerler Suriye’nin kuzeyinde olan Aleppo(Halep) bölgesi ile Antakya’dır.(3) Bu bölgelerden hiçbiri Ölü Deniz’e yakın değildir...
8)Kur’an’daki Romalıların galip gelmesi ile ilgili iddia edilen önbildiri:
Ayet:
30:2- “Rumlar yenildi.
3- (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir.
4- (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.”
Kur’an’ın Romalıların yenilgisinden sonra “yenecekleri” ve bunun da BİRKAÇ YIL İÇİNDE olacağı,ve gerçekten de Romalıların birkaç yıl içinde galip geldikleri iddia ediliyor
İddia edildiği gibi Roma, Persleri yenilgiye uğrattı ama bu Kur’an’da söylendiği gibi BİRKAÇ YIL İÇİNDE OLMADI!
Yusuf Al’ye göre BİR KAÇ YIL manasına gelen Arapça kelime (Bidh''un), 3 ile 9 yıl arasındaki bir period manasına gelmekte.. Ama tarihi kaytlara göre roma galibiyeti nerdeyse 14 YIL sonra geldi. Persler M.S 614 veya 615 yılında Roma yı yenip Kudüsü ele geçirdi. Bizans ın karşı saldırısı 622 yılına kadar başlamadı ve galibiyet 628 yılına kadar elde edilemedi. Bu da 13-14 yıllık bir zaman dilimi anlamına geliyor! Ku!ran da iddia edildiği gibi 3-9 yıllık bir zaman dilimi DEĞİL!
Al Tabari de Roma nın galibiyetinin 628 yılında Hudeybiye barışının imzalanmasından sonra olduğunu söyler.( AL TABARİ NİN TARİHİ: İSLAMİYETİN ZAFERİ)
Heraclius 627 yılında pers i istila ya uğrattı ve bu yılın aralık ayında antik Ninevah? (Irak ın kuzeyinde bir şehir) yakınlarında önemli bir zafer kazandı ama kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Ne var ki; 628 yılının şubat ayında Pers imparatoru suikasta uğradı ve yerine geçen oğlu barışı arzuladı 628 yılının Mart ayında Heraclius kendini galip ilan edebilirdi ama pers lerin roma imparatoruyla savaşa girip girmeme konusundaki tartışmaları 629 yılının haziran ayına kadar sürdü. 629 Eylül ünde Heraclius İstanbula kendini galip ilan ederek girdi ve 630 Martında Kudüsde Kutsal Hacı restore etti.(4)
9)Kur’an ve “duman”:
Ayet:
41:11- “Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.”
Evrenin duman halinde sıcak bir gaz kütlesinden oluştuğunu ve Kur’an’ın da bunu belirtmek için en uygun kelimeyi kullandığı belirtiliyor..
Ancak bu iddiada önemli problemler var:
a)Fussilet suresinde bildirildiğine göre dünya “bütün evren duman halinde iken” zaten vardı!
Ayetin öncesine bakarsak;
“41:10- O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
41:11- SONRA duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler”
Yani bu “duman” meselesinden önce dünya vardı hatta sabit dağlar ve rızıklar zaten bulunmaktaydı...
Yani eğer Kur’an’ın belirttiği “duman” ile ilgili konu gerçekten de “evrenin oluşumu” ile ilgili olduğu kabul edilirse o zaman Kur’an’da büyük bir hata var demektir...Çünkü bu, dünyanın evrenin/uzayın en yaşlı ve ilk cismi olduğu anlamına gelir!!!Yani bu, mesela dünyadaki dağların gökteki bütün yıldızlardan daha eski olduğu anlamına gelir!
b)Kullanılan kelime iddia edildiği gibi “evrenin oluşumu aşamasını” belirtmek için en uygun kelime değil...
Eğer anlatılmak istenen gerçekten iddia edilen konu olsaydı “Duman” değil “gaz” (Arapça:Ghaz) kelimesi kullanılırdı...
Gaz ile “duman” ifadeleri çok farklı anlamlara geliyor...
Duman organik parçacıkları içerir,başlangıçta var olan “gaz evresinde” hiçbir organik maddenin bulunması mümkün değildir...Bu nedenle “duman” tanımı tamamen yanlıştır!
Yani Kur’an da eğer “duman konusu” bu şekilde yorumlanırsa, bilimsel mucize olacağı yerde bilimsel bir hataya dönüşür çünkü başlangıçtaki gaz evresi kesinlikle “duman” diye nitelenemez!
10)Su döngüsü:
Su döngüsünün Kur’an’da ifade edilen ve edilmeyen bazı evrelerini şu şekilde açıklayabiliriz..
a)Denizlerden ve okyanuslardan buharlaşan sular,(Bilinmesi en zor olan budur ve Kur’an’da geçmez)
b)Bulut
c)yağmur
d)Toprağın böylece ürün vermesi
7:57- Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.
Ayeti b,c ve d aşamalarını içerir...
Herhangi bir insan bile hiçbir bilimsel bilgisi ya da araştırması olmaksızın b,c,d aşamalarını bilebilir/anlatabilir...
Ama a aşamasını yani okyanuslardan,denizlerden,göllerden buharlaşma olup bulut oluşturma aşaması Kur’an’ın hiçbir ayetinde yoktur...
Fakat işte bu açıklaması imkansız denilebilecek kadar zor birinci aşamayı Tevrat yüzyıllar önce şöyle açıklar;
Amos 5: 8 “Ülker ve Oryon burcunu yaratan,zifiri karanlığı sabaha çeviren,gündüzü geceyle karartan,DENİZ SULARINI ÇAĞIRIP YERYÜZÜNE DÖKENİN ADI RAB’DİR”
İşte birinci aşama da açıkça açıklanmıştır...Tevrat’taki bu ayetin Kur’an’dan yüzyıllar önce yazıldığını söylemeye hiç gerek yok!
Ayrıca MÖ 800 yıllarında yani Kur’an’dan yaklaşık 1350 YIL ÖNCE yazılmış Tevrat’ın İşaya bölümünde şu açıklama yapılır:
İşaya 55:10-11: “GÖKTEN İNEN YAĞMUR VE KAR TOPRAĞI SULAMADAN,YERİ YEŞERTMEDEN,EKİNCİYE TOHUM, YİYENE EKMEK VERMEDEN NASIL GÖĞE DÖNMEZSE ağzımdan çıkan söz de öyle olacaktır”
İşte Kur’an’da iması bile bulunmayan birinci aşama Tevrat’ta açıkça anlatılmıştır! Kur'an'da mucize olduğu iddiası asılsızdır
Ayrıca;
Eyüb 36:26-28 "Su damlalarını yukarı çeker,buharından yağmur damlatır,bulutlar nemini döker,insanların üzerine bol yağmur yağdırır...
Müslümanlar, Kur’an’daki bu konuyu anlattıktan sonra “Muhammed’in uydusu” biçiminde esprili bir şekilde bu olayların onun zamanında bilinemeyeceğini söyler yalnız Kur’an’ın hiçbiryerinde bulunmayan, ilk ve anlaşılması en zor hatta imkansız olan aşamayı Tevrat son derece açık bir şekilde anlatmıştır...Demek ki tabiri yerindeyse, asıl Muhammed’den 1350-1400 yıl önce yaşamış İbrani peygamberlerinin uydusu varmış...
(1)http://en.wikipedia.org/wiki/Big_crunch
(2)Rig-veda 10:129, Chandogya upanishad 3:19:1 “.......Before creation, this universe was non-existent”
(3)http://www.usc.edu/dept/MSA/quran/maududi/mau30.html
(4)(Watt, Muhammed Medinede, 113-114) Ayrıca Ostogorsy, Bizans Tarihi, 103-4)
Siz kurandaki mucizelere karşı bu bilimsel olarak nası olur bu hiçde mantıklı değil hem böyle bişey olsa nası oluyoda ona inanmıyolar diyosunuz.Nası siz iki suyun birbirine karışmamasını bi takım saçma şelerle yalanlıyor ayı ikiye bölmesine saçmalık diyorsanız.Ondan sonrada bilme ters diyosanız o zamanki kafirlerde Muhammed büyücü muhammed falcı diye yalanlıyorlardı.He aradan 1400yıl geçmiş sadece yalanlama şekilleri farklılaşdı
Suların tatlı tuzlu olması ve ayrılması zaten bilinen bir şeydi.Bu bizim uydurduğumuz bir şey değil var olan bir gerçek.Araştırabilirsin.
Ben yok demiyorum zaten bu 1400 yıl once söyleniyor siz hala yok şöledir böledir diye inkar ediyosunuz
Bazılarınız Kur'an'ı okuduğunuzu söyleyip sonra o yok bu yok diyorsunuz..Önceden biliniyordu..vs..
Gaybten yani gelecekten haber verebilen varmı aranızda veya öyle bir teknolojisi olan var mı?Öncelikle buradan başlayacağım...Yani sizce gelecekten doğru bir haber verebilen kişi veya neyse ne olursa olsun var mı?
Foolhardy
24-04-2005, 18:18
Arkadaşlar kuranda yazılanların çoğu zaten önceden biliniyordu.muhammed aniden çıkarmadı yani...
Ayrıca muhammedin doktorluğunu okuduğumuzda hiçte bir şey bilmediği görülüyor..Sinek örn. olduğu gibi..
Kuranda anlatılan olay suların karışmadığını söylemektedir .Ancak o çok bilmiş molla arkadaşlar kuran yerine biraz da bilimsel kitaplar okusalar,ya da bir coğrafyacıyla sohbet etseler bu olayın çökertildiğini suların birbirine karıştığını öğreneceklerdir...
kuranın önceden bildiği bir şey söylesenize ya çok memnun olurum...
Soru sormamın nedeni bu..Gaybı kimse bilebilirmi önece bunun bir cevabını verin?
Elbetteki gaybı, yani geleceği kimse önceden bilemez. Ancak çeşitli tahminler yürütülebilir ve bunlar bazen tutabilir de. Mesela ben Fenerbahçe Sebatsporu yenecek dersem %95 ihtimal tuttururum bunu. Ama bunun gaybı önceden bilmekle ilgisi yoktur. Çünkü elimde çeşitli veriler vra. Güç dengei vs.
Kuran'da da gaybı bilen hiç bir kesin ifade yoktur. Var olduğu iddia edilen kısımlara baktığınızda muğlak ifadelerle, bellli-belirsiz, yoruma esnek ifadeler görürsünüz.
1) http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=903
2) http://www.geocities.com/islampencereleri/tuzlu_su.htm
Deep kesin bir hırıstiyan misyoneridir.Sizce bu mantık silsilesi doğrumu..Bak deep,madem hırıstiyansın en azından şöyle düşünmen lazım gelmiyormu?Burası ateist bir site ve sitede Allah'a inanmayanlar var ve sen Allah'a inanan bir müslümanla cedelleşiyorsun..Bu nasıl mantık bu..Atalarınıza benzemişiniz.
Deep sende git sitene ve orada yap anti-propagandanı..Burası ateist sitesi senin amacın ne?Yemleniyormusun burada yoksa :lol: :lol: :lol:
Kuran'da da gaybı bilen hiç bir kesin ifade yoktur. Var olduğu iddia edilen kısımlara baktığınızda muğlak ifadelerle, bellli-belirsiz, yoruma esnek ifadeler görürsünüz.
sana göre muğlak olamazmı?mesela bu zamanda sana muğlak ama sonradan ne analama geldiği kesinlikle anlaşılıyor..veya sen ayeti anlamamış olmazmısın?
kuranın önceden bildiği bir şey söylesenize ya çok memnun olurum...
Fazla uğraşma ben sana gelecekte gerçekleşecek bir haberi vereyim ama işte okumadan okumaya değişiyor..Bazısı bakıyor,bazısı görüyor!...Güneş sistemine ait gezegen sayısı 12 dir.
deep bak hırıstiyanmı ateistmi deseler hırıstiyan derim terbiyem musait değil seninle ateistlerin yanında.zaten bir ilhan arsel mantığı silsilesi almış başını gidiyor biraz oku sonra yaz link adetinden vazgeç ayrıca linkine baktımda siz kafayı peynr ekmeklemi yediniz...peygamber efendimizn(s.av) şimdi yunanca bir kitabı okuduğunumu söyleyeceksin yoksa peygamberimizin ükle ülke dolaşıp bütün ilimleri talim ettiğinimi söyleyeceksin..daha önceden Vardı olabilir.ben bilmiyordum mesela.şimdi benim için o gaybi bir konu olmuyormu?işte bunu anlatmak istiyorum peygamber efendimiz(s.av) Allah'tan aldığı vahiyle doğruyu bildiriyor..hem sizin hem yahudilerin tahrfatlarınızı açık açık gösteriyor.Bu durumda peygamber efendimiz(s.av)'e 24 saat bile yetmeyecek ne dersin.Tevratı öğren,incili öğren,memleket memleket dolaş yunanalı bilim adamlarından ders al... :lol: :lol: :lol: biraz düşününde öyle yazın...
Net olarak hangi ayette gaybden haber var söyleyebilirmisiniz.Ancak kuranın sular karışmıyor demesine rağmen,o bölgede suların karıştığını biliyoruz.Buna ne dersin.
nur suresi 35.ayet mesela:
35 - Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nurunun misali tıpkı içinde fitil bulunan bir kandillik gibidir. fitil bir sırça (cam) içinde o sırça da sanki parlayan incimsi bir kevkeb! Bu lamba, ne yalnız Doğuya, ne de yalnız Batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bereketli bir ağaç ki, nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Işığı pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nûruna iletir. Gerçeği anlamaları için insanlara böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.
14 asır önce gönderilmiş bir kitap olduğunu unutmadan,bir değerlendirme yapabilecekmisin?
Merhaba,
Bu tartışmada Kuran ile Hadisleri birbirinden ayırmak lazım . Uydurma hadislerde gerçek dışı bir çok iddialar var. O sinek örneği vs. uydurma hadislerde var. Ay yarılması konusu da uydurma hadislerin yönlendirilmesiyle oraya atılmış bir iddia. Bunu daha önce de tartışmıştık. Orada anlatılan konu peygamber döneminde olan bir olay değil gelecekten olacak olan bir olaydır.
Bunun dışında gelecek ile ilgili peygamberin söylediği iddia edilen tüm olaylar yalandır. Peygamberin öyle bir sözü ve mucizesi yoktur.
Kuran’da geleceğe yönelik ayet vardır. Kıyamet ile ilgili olan ayetler gelecekle ilgili ayetlerdir.
Bunun dışında Rum suresinin başındaki ayetler yine gelecekte olacak bir olayla ilgili bir ayettir ve bu olay ayette dendiği gibi olmuştur.
30:2 Romalılar yenildiler,
30:3 (Arapların yaşadığı) bölgeye en yakın yerde... Yenilgilerinden sonra yeneceklerdir.
30:4 Bir kaç sene içinde. İş, önünde sonunda ALLAH'a aittir. O gün inananlar sevineceklerdir.
Selamlar
Birincisi soruma cevap alamadım ensareo.İkinci olarak verdiğin ayette gaybden ne gibi bir haber var.Ben anlayamadım da.Rica etsem biraz açıklarmısın.
Net olarak hangi ayette gaybden haber var söyleyebilirmisiniz.Ancak kuranın sular karışmıyor demesine rağmen,o bölgede suların karıştığını biliyoruz.Buna ne dersin.
Kur'an'da gaybden nahber verilir mb.Bu da şunun için bu Kur'an'ın Allah(c.c) tarafından indirildiğinin bilinmesi ve onun haber verdiği diğer gayb haberlerinin(ahıret,öldükten sonra dirilme,hesap cennet ve cehennem) zamanı geldiği zaman gerçekleşeceğinin anlaşılması içindir..
Gayble ilgili haberler azımsanmayacak kadar çoktur..bazıları zamanı geldiğinde anlaşılacak,bazıları zamanı gelmiş ve analaşılmış olanlardır..
35 - Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nurunun misali tıpkı içinde fitil bulunan bir kandillik gibidir. fitil bir sırça (cam) içinde o sırça da sanki parlayan incimsi bir kevkeb! Bu lamba, ne yalnız Doğuya, ne de yalnız Batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bereketli bir ağaç ki, nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Işığı pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nûruna iletir. Gerçeği anlamaları için insanlara böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.
şimdi 14 asır öncesine gdiyoruz ki anlamaya çalışalım..Zeytin yağı ile tutuşturulan içinde bir fitil bulunan bir lamba kullanılıyor ozaman..Bu ayette bir örnek veriliyor,bu verilen örneğe bakarak anlamaya çalışıyoruz..
1.Nedoğuda nede batıda bulunan bir zeytin ağacı
2.Ateş değmese bile ışık verir..
1.şimdi ozamanın bir insanı olarak bı örneği düşünüyoruz..ne doğuda bulunuyor bu zeytin ağacı ne de batıda..nasıl bir zeytin ağacı bu?'..
2.ateş değmese bile ışık verir..oysa ateşin değmesi lazım ateş değmeden ışık vermez ki..
Bundan o zamana ait olmayan bir bilgi var.ve tabiki anlaşılmıyor..Fakat elektrik keşfedilince anlıyoruz ki..ateş değmese bile ışık veren,ve zeytin ağacına gerek duymayan bir ışık kaynağı var..gayet net anlaşılıyor..ne doğuda nede batıda bulunmayan bir zeytin ağacının neden söylendiğini,neden ateş değmese bile ışık verdiğini...ama o zamanda anlaşılması zor...o zmanda yapılmış tefsirlere bakabiliriz fakat bilmem bu kadar yeterli olur mu?
Tamam ensareo anladım.Sen bize şaka yapıyosun.Nereye el sallıyoruz...
Ya kardeşim sen ayak üstü bizi mi yiyon.O ayeti bir daha oku bence.
35 - Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nurunun misali tıpkı içinde fitil bulunan bir kandillik gibidir. fitil bir sırça (cam) içinde o sırça da sanki parlayan incimsi bir kevkeb! Bu lamba, ne yalnız Doğuya, ne de yalnız Batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bereketli bir ağaç ki, nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Işığı pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nûruna iletir. Gerçeği anlamaları için insanlara böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.
Kurandaki bu ayette kandile gönderme yaparak anlattığı şey allahın nurudur."Onun nurunun misali tıpkı içinde fitil bulunan bir kandillik gibidir"
Bununu kendide açıkça söylüyor zaten.Hayır yani hiç ateşe değmeden yanan bir kandil var dese ve onun ne olduğunu söylemese senin dediğin doğru olur ama zaten neyi anlattığını söylüyor.
İllede kuranda bir mucize bulucaksın diye bu kadar saçmalığa gerek yok.Ya ciddi bir şekilde tartışalım yada bırakalım bu işi.Böyle gereksiz bir yorum için harcadığım zamana yazık valla.
Hayır yani hiç ateşe değmeden yanan bir kandil var dese ve onun ne olduğunu söylemese senin dediğin doğru olur ama zaten neyi anlattığını söylüyor.
Hayır yani hiç ateşe değmeden yanan bir kandil var dese (nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir) zaten senin belirttiğin gibi söyleniyor..dikkat edermisin..
mb anlamak istemiyorsun herhalde..kendin bilirsin..o zaman kandiller fitilleri zeytinyağıyla yakılıyor..ateşle fitili yakıyorsun..biliyorsun herhalde kandilin ne olduğunu..bu ayette ne doğuda nede batıda bulunan ,ve ateş değmese bile yanan bir kandil örneği veriliyor..bence anlamak için çalışmıyorsun.ayrıca benim dediğim falan değil.bunu okuyan herkes anlaması lazım..
serotonin
02-05-2005, 11:31
deep,
ilk olarak sunu belirteyim, bilimsel gerceklerin onceden kuran'i kerim de aciklanmis oldugu bana da cok mantikli gelmiyor. bir cok tarafli yayinin da, kuran'i kafasina gore cevirerek kuran'dan gelecege iliskin bilimsel anlamlar cikarmaya calistigini uzulerek gozlemliyorum.
ancak yazmis olduklarina bir kac nokta eklemek istiyorum:
1. eger bu bir semavi dinler elestirisiyse, o zaman kendiyle celismektedir. zira, kuran'da diger kutsal kitaplardan, peygamberlerden vs bahsetmektedir. su haliyle tevrat, kuran'dan yuzyillarca once yazilmis/inmis olan bir kitaptir. yukaridaki yazida, bazi konularda (mesela yagmurun yagmasi, su dongusu) tevrat'in, kuran'dan once bazi gercekleri bildirdigini yazmissin. o zaman tevrat'in mucizevi olduguna inaniyor olmalisin. ki tevrat cok daha eski bir kitap kuran'a gore.. tevratci misin sen bu durumda?
2. evrenin genislemesi hususunda, GERMEK kelimesiyle genisletmek kelimesinin cok farkli oldugunu dusunuyorum, yani bence tevrat'in daha once belirttigi birsey yok bence.
3. okuma yazma bilmeyen hz.muhammet'in, yunanli tip alimlerinin kitaplarindan yararlandigini iddia etmek, ve bunu yaparken kullanmis oldugun "su adam suryanice'ye cevirdi, su da oradan arapca'ya cevirdi, zaten et-pihti kelimeleri ayni.." gibi yontemler, bana, orhan veli'nin sabetayci oldugu iddiasini, veya kizilderililerin atasinin turk oldugu iddiasini hatirlatti. bu iddialari da aynen bu tarz yontemlerle ispatlamaya calisiyorlar. komple teorisyenliginde son nokta. bu arada ayni "metinlerin arabistan'a ulasmasi" teorini hindistan'daki big bang metinleri icin de uygularsan sevinirim.
saygilarimla. (not: amacim kimseye artistlik yapmak, kimseyi bozmaya calismak deil, sadece fikrimi belirtiyorum, bu sitedeki bircok kisinin aksine onyargili da degilim.)
Sevgili Seratonin:
İlk önce söyleyeyim:Ben Tevratçı da değilim Kur'ancı da değilim..Gördüğün gibi Hem eski Hint dininden hem de diğer kutsal metinlerden örnekler veriyorum...
evrenin genislemesi hususunda, GERMEK kelimesiyle genisletmek kelimesinin cok farkli oldugunu dusunuyorum, yani bence tevrat'in daha once belirttigi birsey yok bence.
Evet bence de olmayabilir ANCAK en azından Kur'an'dakinden DAHA AÇIK bir ifade olduğuna inanıyorum..Çünkü dediğim gibi Arapça'nın esnek bir dil olmasından dolayı eskiden "biz geniş kudret sahibiyiz" şeklindeki ifade şimdiki çevirilerde farklı çevriliyor...
Fakat Tevrat'taki "germek" ifadesinin BAŞKA anlamlara ÇEKİLEBİLME yüzdesi Kur'an'daki ifadeden daha düşük bu nedenle "GERMEK" deyince akla fazla "seçenek" gelmiyor bu nedenle Kur'an'dakinden daha açık dedim...Umarım anlatabilmişimdir..Bir de "perde gibi germek" ifadesi kimilerine göre gerçekten göklerin genişlemesi için "tam yerinde bir kelime" olatak niteleniyor çünkü gerçekten göklerin "gerildiği" kelimesini kullanarak örnekler veren bilim adamları var(mış)...
Şimdi ikinci konuya gelelim:
okuma yazma bilmeyen hz.muhammet'in
Bu kesinlikle "kesin" değil..Buna karşı çıkan islam alimleri de bulunuyor..Bazı hadislerde (daha sonra gerekirse yazarım) Muhammed'in okuma yazma bildiği açıkça ima ediliyor mesela...("Muhammed ....kişiye bir mektup yazı" gibi hadisler")
Ki hadi kabul edelim Muhammed okuma yazma bilmiyor...Bu onun eski Yunan bilimlerinden yoksun kalması anlamına gelmez...Bildiğimiz gibi Muhammed'e "öğrettiği" iddia edilen çok sayıda bilgin mevcut olmuştur..(ki bu konuya Kur'an da değinir..."Muhammed'e öğretiyor" diyorlar" şeklinde) yani bunları SÖZLÜ olarak duyup yazıcılarına yazdırmış olması da gayet mümkündür...
Ki bunları doğrulayan ve insanı şüpheye düşüren çok sayıda sahih hadis de vardır...
Saygılarımla
Sana ayeti iyi okumanı tekrar söylüyorum.Orada bir kandil anlatmıyor.Allahın nurunu anlatıyor.Allahın nurunu da insanların anlayamayacağını iddia eden muhammed o zamanlarda olmayan bir şeye benzetiyor.Ayette kandilin özelliklerinden bahsederken(Bu lamba, ne yalnız Doğuya, ne de yalnız Batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur.Bu öyle bereketli bir ağaç ki, nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir) allahın nurunun özelliklerinden bahsediyor aslında.Bunu başka taraflara niye çekiyorsun ki.
"Bu lamba, ne yalnız Doğuya, ne de yalnız Batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur.Bu öyle bereketli bir ağaç ki, nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir"
Sözleriyle bir kandilden bahsetseydi evet dediğn doğru olurdu ancak bu örneği verirken allahın nurundan bahsediyor.Bunu görmüyormusun.
Merhaba Deep
Öncelikle kendi mantığınla güzelce açıklamışsın ancak
Allah 'ın ilk peygamberi bildiğin gibi Hz. Adem idi. Ondan itibaren Allah yeryüzüne yolundan sapmış olan insanları doğru yola iletmeleri için bir çok peygamber gönderdi. Tüm bunlar süresince Allah'ın insanları doğru yola dönmeleri için verdiği yada vereceği örnekler bu dünya düzeniyle ilgili olmalıydı çünkü insanlar sadece bu dünyayı ve de yıldızları gezegenleri gözlemleyebiliyorlardı. Bu noktada anlaşmış olmalıyız. Sonra insanlar yine yoldan saptılar ve yine peygamberler gönderildi ta ki Hz.Muhammed'e kadar. Bu süreç içinde insanlar peygamberlerden öğrendiklerinin üstüne kendi sözlerini ekleyerek yeni dinler meydana getirdiler. Oysa Allah katında tek bir din vardır. Yani dünya'nın değişik yerlerinde hayatla evrenle ilgili bilgilerin ilk kaynağı Allah'tır. Sonuçta aynı noktaya varmaları doğaldır. Buraya kadar olan sözlerim Tevrat,Sümer Hindi kaynaklarından verdiğin kanıtlar içindi.
Ayrıca Kuran Tevrat'ın değiştirilmesi olayı ve yahudiler üzerinde fazlasıyla durur. Onların ikrama şükür göstermedikleri sürekli anlatılır. Kuran'da Tevrat'tan örnekler verilir ki Yahudiler doğru dini bulabilsinler. Onların yaptığı yanlışlar da anlatılır ve hiç biri bunları inkar edemez.
Kuran'ın bilimsel olmasına gelince. Kuran'ın amacı bu değildir ki zaten. Böyle bir şey iddaa da olunmamıştır. Bu sonradan Kuran'a bir şeyler atfetmek ihtiyacında olanlar tarafından türetilmiştir. Evet Kuran'ın mucize olduğu doğrudur ancak bunun nedeni bilisellik değildir. Bunun nedeni 23 yıl içinde kendi içinde hiç çelişmeye düşmeden birçok konuya mantık bütünlüğü içinde açıklama getirmesidir.
Bildiğin gibi Kuran'da anlamı açık olan ayetler gibi müteşabih yani anlamı tam olarak belli olmayan ayetler de vardır. İşte bu ayetler yoruma açıktır ve bunlara getirilen yorumlar Kuran'ı bağlamaz. Yorumlar sahiplerine aittir.
Kuran düşünen insanlar için bir çok ayetin olduğunu söyler. Buradan bu ayetlere atfedildiğini anlarız. Şimdi bu ayetler için getirilen yorumlar bilime uyabilir de uymayabilir de. Bu yüzden yorumlardan dolayı Kuran eleştirilemez.
Saygılar
ayrıca bu sitede böyle verimli araştırmalar ve tartışmalar çok az
genellikle karşılıklı atışma oluyor
uğraşın teşekkürler
Apaçık yollandığı belirtilen bir kitapta, açık olmayan bölümler varsa bu çelişkilerden biridir.
evet görüyorum.Allah(c.c) burada nurunun bir misalini veriyor kandille.Misaller bilinen şey göre verilir ki kıyas yapılabilsin..
Bunun dışında Rum suresinin başındaki ayetler yine gelecekte olacak bir olayla ilgili bir ayettir ve bu olay ayette dendiği gibi olmuştur.
"Ayet:
30:2- “Rumlar yenildi.
3- (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir.
4- (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.”
Kur’an’ın Romalıların yenilgisinden sonra “yenecekleri” ve bunun da BİRKAÇ YIL İÇİNDE olacağı,ve gerçekten de Romalıların birkaç yıl içinde galip geldikleri iddia ediliyor
İddia edildiği gibi Roma, Persleri yenilgiye uğrattı ama bu Kur’an’da söylendiği gibi BİRKAÇ YIL İÇİNDE OLMADI!
Yusuf Al’ye göre BİR KAÇ YIL manasına gelen Arapça kelime (Bidh''un), 3 ile 9 yıl arasındaki bir period manasına gelmekte.. Ama tarihi kaytlara göre roma galibiyeti nerdeyse 14 YIL sonra geldi. Persler M.S 614 veya 615 yılında Roma yı yenip Kudüsü ele geçirdi. Bizans ın karşı saldırısı 622 yılına kadar başlamadı ve galibiyet 628 yılına kadar elde edilemedi. Bu da 13-14 yıllık bir zaman dilimi anlamına geliyor! Ku!ran da iddia edildiği gibi 3-9 yıllık bir zaman dilimi DEĞİL!
Al Tabari de Roma nın galibiyetinin 628 yılında Hudeybiye barışının imzalanmasından sonra olduğunu söyler.( AL TABARİ NİN TARİHİ: İSLAMİYETİN ZAFERİ)
Heraclius 627 yılında pers i istila ya uğrattı ve bu yılın aralık ayında antik Ninevah? (Irak ın kuzeyinde bir şehir) yakınlarında önemli bir zafer kazandı ama kısa süre sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Ne var ki; 628 yılının şubat ayında Pers imparatoru suikasta uğradı ve yerine geçen oğlu barışı arzuladı 628 yılının Mart ayında Heraclius kendini galip ilan edebilirdi ama pers lerin roma imparatoruyla savaşa girip girmeme konusundaki tartışmaları 629 yılının haziran ayına kadar sürdü. 629 Eylül ünde Heraclius İstanbula kendini galip ilan ederek girdi ve 630 Martında Kudüsde Kutsal Hacı restore etti.(Watt, Muhammed Medinede, 113-114) Ayrıca Ostogorsy, Bizans Tarihi, 103-4)"
Gayet açık..Ama iyice üzerinde düşünüp okuyana..Deepin dediğini doğru olarak farzetsek(varsayım :lol: ) peygamber efendimiz(s.a.v)eski çağlarda tut,sümerler,suryaniler,yunanlılar,tevrat ve İncil dersi görmüş olması lazım eksik kaldımı?..Bilmem o zamanki arap medeniyetinde!!! böyle birşey varmıydı kızlarını diri diri gömerlerken..
Deep hırıstiyan sitelerinden aldığı copy-pastelerini buraya kopyalıyor anlaşıldı..Deep sitenin linkini verirmisin bu arada.. :lol:
deep Kur'an Allah(c.c) tarafından gönderilmiş bir kitaptır.bu yüzden zamanında anlaşılmayan bazı ayetlerin zamanı geldiği zaman anlaşılması gayet normaldir,ve o zamnki insalr tarfından bazı ayetlerin anlaşılmamasıda normaldir..
Bize peygamber efendimiz(s.av) zamanındaki gök bilimi konusunda nelere inanılıyordu biliyormusun?Düşünmemiz gereken ve senin aktardıkalrından anlamamız gereken Peygamber efendimiz(s.av) senin dediğine göre bu kaynaklardan beslenmiş..O zaman senin dediğin gibi onlardan aktarmış olacak..
36:40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.”
Yani Muhammed’in gerçekten de güneşin dünya etrafında hareket etiğinden ve aya çarpmaması/çatmamasından bahsettiği güçlü bir olasılıktır
bu nasıl mantık :lol: hem ykarda diyorsun ki..
Günaş-ay bunlar “yörüngelerinde yüzüyor” peki ya NEDEN DÜNYADAN BAHSEDİLMİYOR?!?
Eğer Kur’an dünyadan bahsetseydi gerçekten bu ayet bir mucize olurdu! Ama tabi ki Kur’an ın hiçbir yerinde “dünya yörüngesinde hareket ediyor” diye bir bilgi yoktur...
...kullun fi felekin yesbahun..
arapçada kullun 2 den fazlası için kullanılır..burada güneş ve aydan bahsediliyor..şöyle o kafanı çalıştır bakalım kullun deniyorsa,2 den fazla olması lazım;3.ne olabilir..gündüz ve gecenin meydana geldiği yer neresidir?..dünya...hem dünyanın kendi etrafında(-ne de gece gündüzü geçebilir-),hemde belli bir yörüngede hareket ettiği çok güzel bir incelikle anlatılıyor...İşte mucize..kendinde itiraf etmişsin..bu gramer kuralını istediğin kişiye sorabilirsin..Kur'an'ın Allah(c.c) tarafından gönderildiğini ne zaman anlayacaksınız?
neml-88 Dağları görür de,onları sabit zannedersin,halbuki onlar bulutların geçisi gibi giderler.Bu herşeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır.Hiç kuşkusuz O, yaptığınız her şeyden haberdardır.
şimdi bu ayetide bir değerlendir..dağları yerinde durur görüyorsun cansız sabit..fakat o bulutun geçip gitmesi gibi gidiyor..nasıl oluyor bu?
nothing
Kuran apaçık indirilmiştir doğrudur. Çünkü geneli tek bir sonuca varır.
Anladığım kadarıyla açık olmayan ayetlerden kastın müteşabih ayetlerdir.
Ki bunlar da ilk bakıldığında insana bir anlam verir Lakin daha ince düşünüldüğünde farklı sonuçlara ve fikirlere varabilirsin. Kuran da böyle ayetlerin de olması son derece doğal çünkü Kuran çok basit bir kitap olsaydı bir seferde istediği anlaşılır ve üzerinde bir daha düşünülmezdi. Bu da insanlığın Kuran dan uzaklaşmasına sebep olurdu. Kuran düşünmeye büyük önem verir. Hatta bir çok yerinde düşünen insanlar için bir çok ayet indirildiği söylenir.
Saygılar
Bizim dediğimiz yanlış,senin dediğin doğrumu öylemi?sonuçta ne oldu yenmedimi rumlar yendi;öyleyse gaybden verilen haberde gerçekleşti...Bizanslıların aile işlerini ne yaplım biz..heryerde bir numaranzı çıkıyor açtırma bana şimdi tarih kitaplarını :lol:
Bizim dediğimiz yanlış,senin dediğin doğrumu öylemi?sonuçta ne oldu yenmedimi rumlar yendi;öyleyse gaybden verilen haberde gerçekleşti...
Ben de diyorum ki birkaç yıl içinde Türkiye Avrupa birliğine girecek...Tabi bu 14 yıl sonra hatta daha uzun süre sonra olsa bile eğer girerse ben de gaybden haber vermiş olacağım :D :D :D
Senin verdiğin örnekle,bu birmi.sadece tek birşeye bakarak değerlendirme yapamazsın.genel olarak bakacaksın..Nice delil var gelecekten haber veren...ve olmuş..bakalım girecekmiyiz..ayrıca :lol: :lol: :lol:
o tarihte iranlılar bizanslıları yenince,putperestler diyorki bizim gibi olan iranlılar kitaplı bizanslıları yendiler.bizde sizi öyle yeneceğiz..bizanslıların bu yenilgiden sonra tekrar toparlanmaları ve persleri yenmeleri imkansız görünüyordu.hatta bu yüzden putperestin biriyle Hz.Ebubekir (r.a) bu konuda çekişirler,ve Ebubekir(r.a) kazanır..
siz beyefendi o zamnda olsaydınız herhalde şöyle diyecektiniz asla imkanı yok bizanslılar iranlıları yenemezler,yeryüzü dümdüz,insan minyatürleri havva(A.S)'ın tohumlarında minyatür bir şekilde buunuyor;5 tane gezegen vardır;bunları diyecektin..yani ozamanda ne varsa onu aktaracaktın;eğer Kur'an'ı dikkatle okuyacak olursan bu inanışların bulunmadığını göreceksin.Görürsen kendine görmezsende kendine;sonuçta hesabını verecek sensin dikkat et doğru cevaplar hazırla....
avrupa birliğine girermiyiz girmezmiyiz;Allah'u alem..
tekrar toparlanmaları ve persleri yenmeleri imkansız görünüyordu
Tarih kitaplarından araştırırsanız hiç de imkansız görünmediğini göreceksiniz biraz zor olduğu doğru...v
Bu örneği Avrupa birliği üzerinde uygulayalım...
:)
Avrupa birliğine girmemiz şu anda çoğu kişiye göre imkansız görünüyor..Çünkü sürekli oyalıyorlar bizi niyetleri belli gibi...
Ama ben diyorum ki Türkiye birkaç yıl içinde Avrupa birliğine girecek(Tabi 10-15 yıl sonra da olabilir :D :D Ve eğer girerse 15 yıl içinde ben de imkansız birşeyi tahmin etmiş ve gaybden haber vermiş mi olacağım? Tabi ki hayır..
Yani anlatmaya çalıştığım ortada herhangi bir mucize yok...
İşte o dediğiniz farklı fikirlere kapılmak olmamalı.Çünkü apaçık olan şey ayan beyan olandır.Yani ilk okuduğunda tamamdır, nettir.Apaçık budur.Eğer Kurandan öznel yargılar çıkarılacaksa burda apaçıklık kalmıyor.İşte o yüzden bu kapalı anlamı olan ayetler bir paradoks yaratıyor Kuranın kendisinde.
nothing
apaçık olan ve olmayanla ilgili bir bilgi
Mevdudi nin tefsiri
Gerçi bundan MÜteşabih Ayetler başlıklı yazıda bahsedilmiş ama sadece bahsedilmiş
Sure içinde geçen rakamalar Mevdudi nin koyduğu dipnotlar
Ali-İmran
7- Sana Kitabı indiren O'dur. Ondan, kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;5 diğerleri de benzeşen (müteşabih)lerdir.
Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne (ve karışıklık) çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.6 Oysa onun yorumunu Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, onun tümü Rabbimizin katındandır." derler.7 Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
Tefsir
5-Muhkem açık, kesin, yalın ve kat'î demektir. Muhkemât ise, hiçbir belirsizlik gölgesine düşürmeksizin anlamlarını çok açık olarak ifade eden Kur'an ayetleridir. Bu ayetler yanlış anlamaya çok az meydan bırakacak şekilde anlamlarının çok açık ve kesin olması için böyle ifade edilmişlerdir. Bu ayetler Kitab'ın ana prensiplerini oluştururlar; yani, Kur'an'ın gerçekleştirmek için indirdiği amacı ancak ve ancak bu ayetler belirler. Bunlar dünyayı İslâm'a çağırır, öğütler verir ve uyarılarda bulunur. Yanlış inanç ve uygulamaları reddedip doğru hayat nizamını bu ayetler ortaya koyar.
Dinin esaslarını açıklayıp, inançla ibadetleri, görevle sorumlulukları, emir ve yasakları bunlar bildirir. Bu nedenle Hakk'ı arayan bir kimse, kendi ihtiyaçlarına ancak bunlar cevap verebileceği için bu ayetlere başvurmalıdır. Doğal olarak böyle bir kimse bu ayetler üzerinde duracak ve bunlardan en fazla faydayı elde etmeye gayret edecektir.
6. Müteşabihat, birden fazla anlama gelebilen ayetlerdir. Bu ayetlerin amacı evren hakkında, onun başlangıcı ve sonu, insanın evrendeki konumu gibi konularda bir miktar bilgi vermektir. Çünkü bu tip bilgiler, herhangi bir hayat sistemini formüle etmede esas teşkil ederler. Hiçbir dilin, henüz insan duyuları tarafından algılanmamış, hiçbir insan tarafından duyulmamış, koklanmamış dokunulmamış ve tadılmamış bu doğa-üstü şeyleri ifade edecek kelime, ifade, deyim vs. sahip olmadığı bilinen bir şeydir. Bu doğa-üstü şeylerin, insan hayatı sözkonusu edilerek anlatılmasının nedeni işte budur. Kur'an'ın insan dilinde birden çok anlama gelebilecek müphem ifadeler kullanmasının nedeni de budur.
O halde bu ayetlerin en önemli faydasının, kişinin gerçekliğe yaklaşmasının ve onun bu gerçekliği bu şekilde kavramasını sağlamak olduğu söylenebilir. Bu nedenle bu ayetlerin asıl manalarını belirlemek için ne denli çaba sarfedilirse, o denli şüphe ve belirsizlik içine düşülür. Bunun bir sonucu olarak kişi, gerçekliği (reality) bulmayı hiçbir zaman başaramaz, hatta ondan uzaklaşır ve sapıklığa düşer. Bu yüzden Hakk'ı arayanlar ve gereksiz şeylerin peşinde koşmayanlar, bu müphem ayetlerden aldıkları yalın gerçeklik anlayışıyla yetinirler ve bu da onların Kur'an'ı anlamalarını sağlar. Bu tür kişiler tüm dikkatlerini anlamları açık ve kesin ayetleri anlamakta kullanırlar. Diğer taraftan gereksiz şeylerden hoşlanan ve fitne peşinde koşanlar, zamanlarını ve enerjilerini bu anlamı belirsiz olan ayetleri yorumlamada harcarlar.
7. Bu şöyle bir soruya neden olabilir: Kişi müteşabih ayetlerin gerçek anlamını bilmediği halde nasıl onların hak olduğuna inanabilir? Bu soruya şöyle cevap verilebilir: Müteşabih (müphem) ayetler yorumlandığında değil, muhkem (anlamı açık ve kesin) ayetler iyice incelendiğinde, bu inceleme, anlayışlı bir kişiyi Kur'an'ın gerçekten Allah'ın kelâmı olduğu inancına götürür. Muhkem ayetleri inceleme, kişiyi bir kez Kitab'ın gerçekten Allah'tan olduğu inancına götürdükten sonra, müteşabih ayetler onun zihninde şüphelere yol açmaz ve kişi bu ayetlerden anladığı en basit anlamı kabul edip, ayet anlamlarında karmaşıklıklara rastlandığında ise, bunları bir tarafa bırakır. Kılı kırk yarıp onları araştıracağına Allah'ın Kelâmı'na bütün olarak inanır ve dikkatini daha faydalı işlere yöneltir.
nothing geleceğe dair bir haber veriliyor bu gerçekleşmeyebilirdi..o zaman Kur'an insan sözüdür diyebilirdin..ve bu hakkın olurdu..ancak burada 3 seçenek var..
1.böyle bir savaş olmayabilir...
2.persliler yenebilir...
3.bizanslılar yenebilir..
%33 ihtimal...öyle değilmi?ve doğru olarak çıkıyor ayrıca incelenmesi gereken birşey daha var o gün mü'minler ferahlanacak diye devam ediyor..bu hitmalde olduğunda ihtimal oranı daha da düşüyor..
senin örneğinde;
1.ab ye girebilir
2.giremez.
%50 ihtimal...az değil yani..
Ensareo burda örneği verilen allahın nuru.Yani insanların kudretine,varlığına akıl erdiremeyecekleri bir varlık.Örnek bilinen bir şeyden veriliyor ancak insanların anlayamayacağı bir yapıda.Yani örnek bir kandil ama değişik bir kandil.
Burda insanlara anlatılmak istenen allahın nurunu insanların anlayamayacağıdır.Bu çok açıktır.
Cihadery
27-06-2005, 14:14
ÖLÜ BİR BELDEYİ CANLANDIRAN YAĞMURLAR
Kuran'da, yağmurun "ölü bir beldeyi diriltme" işlevine birçok ayette dikkat çekilir:
... Biz gökten tertemiz bir su indirmekteyiz. Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için. (Furkan Suresi, 48-49)
Yağmurun, canlılar için kaçınılmaz bir ihtiyaç olan suyu yeryüzüne bırakmasının yanında bir de gübreleme özelliği vardır. Denizlerden buharlaşarak bulutlara ulaşan yağmur damlaları, ölü toprağı "canlandıracak" bazı maddeler içerirler. Bu "canlandırıcı" özellikli yağmur damlalarına "yüzey gerilim damlaları" adı verilir. Yüzey gerilim damlaları, biyologların deniz yüzeyinin mikro katmanı dedikleri üst kısımda oluşurlar; milimetrenin onda birinden daha ince olan bu yüzeysel zarda, mikroskobik alglerin ve zooplanktonların bozulmasından gelen pek çok organik artık vardır. Bu artıkların bazıları, deniz suyunda çok az bulunan fosfor, magnezyum, potasyum gibi elementleri ve ayrıca bakır, çinko, kobalt ve kurşun gibi ağır metalleri seçip ayırarak, kendi içlerinde toplarlar. Yeryüzündeki tohum ve bitkiler, yetişmeleri için gereksinim duydukları çok sayıdaki madensel tuzları ve elementleri işte bu yağmur damlalarında bulurlar. Kuran'da, bir başka ayette bu olay şöyle bildirilir:
Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. (Kaf Suresi, 9)
Yağışlarla toprağa inen bu tuzlar, verimi artırmak için kullanılan geleneksel gübrelerin bazılarının (kalsiyum, magnezyum, potasyum vb.) küçük örnekleridir. Bu tür aerosellerde bulunan ağır metaller ise, bitkilerin gelişiminde ve üretiminde verimlilik artırıcı elementleri oluştururlar. Kısacası, yağmur önemli bir gübredir. Fakir bir toprak, yalnızca yağmur aracılığıyla gelen bu gübrelerle bile, yüzyıllık bir süre içinde bitkiler için gereken tüm elementleri kazanabilir. Ormanlar da, yine bu deniz kökenli aerosoller yardımıyla gelişir ve beslenirler.
Bu yolla, her yıl kara parçalarının toplam yüzeyi üzerine 150 milyon ton gübre düşmektedir. Bu doğal gübreleme işleyişi olmasaydı, Dünya üzerinde çok daha az bitki olacak, hayat dengesi bozulacaktı. Ayette verilen, yağmurun canlandırma özelliği ile ilgili bilgi, Kuran'ın sayısız mucizevi özelliğinden sadece biridir.
DOLU YAĞIŞI, ŞİMŞEK VE GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN OLUŞUMU
... Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
Yukarıdaki ayette, şimşeğin doluyla olan ilgisine dikkat çekilmektedir. Dolunun, şimşeğin oluşumundaki etkisi araştırıldığında, ayette önemli bir meteorolojik gerçeğe işaret edildiği görülecektir. Meterology Today (Günümüzde Meteoroloji) adlı kitapta dolu ve şimşeğin oluşumu ile ilgili şöyle bir yorum getirilmektedir:
Aşırı soğumuş damlacıklardan ve buz kristallerinden oluşan bir bulut bölgesinden dolu düştükçe bulutlar elektrik yüklenir. Sıvı halindeki damlacıklar da dolu taneleriyle çarpıştıklarında, temas anında donarlar ve potansiyel ısılarından kaybederler. Bu, dolunun yüzeyinin buz kristalinin çevresinden daha sıcak kalmasını sağlar. Dolu buz kristali ile temasa geçtiğinde ise önemli bir olay gerçekleşir. Elektronlar daha soğuk olandan daha sıcak olana doğru akarlar. Bunun sonucunda dolu negatif yüklü olur. Aynı etki çok soğumuş su damlaları bir dolu tanesi ile temasa geçtiğinde ve pozitif yüklü çok küçük buz parçaları kırıldığında da olur. Daha hafif ve pozitif yüklü parçacıklar hava akımıyla bulutların yukarı tarafına doğru taşınırlar. Negatif yükle kalan dolu bulutun aşağı kısmına doğru düşer, böylece bulutun aşağı tarafı negatif yüklenir. Bu negatif yükler yıldırım olarak yeryüzüne doğru deşarj olurlar. Bu bakımdan dolu, yıldırımın oluşumunda ana etkendir.60
Fırtına bulutunda elektrik yükü, yağmur damlacıklarının sürekli çatlamasından oluşur. Damlacık çatladıkça, pozitif yük bulutun üst katına yükselir, negatif yük altta kalır. Bu durumda toprak yüzeyinde pozitif yük oluşacak ve yıldırım düşecektir.
Aşağıdaki ayette ise yağmur bulutlarının şimşeklerle olan bağlantısına ve bu oluşumların sıralamasına dikkat çekilmiştir ki, bunlar da bilimsel bulgularla tam bir paralellik içindedir:
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar... (Bakara Suresi, 19)
Yağmur bulutları 25.6 km2- 256 km2 genişliğinde, 9.000-12.000 m yüksekliğindeki çok büyük kütleler halindedir. Bu olağanüstü kalınlıktan ötürü, bu bulutların tabanı karanlıktır. Güneş ışınları, bulutu oluşturan su ve buz parçacıklarının çok fazla miktarda olmasından dolayı geçiş imkanı bulamazlar. Bu yoğunluk dolayısıyla, yeryüzüne bu bulutlar arasından çok az miktarda güneş ışığı ulaşır ve bu yüzden yeryüzünden bakan bir kişi bulutu karanlık olarak görür. Bulutun üst kısımlarında ise karanlık daha azdır ve yeryüzüne yaklaştıkça karanlık daha artar. 61
Karanlığın ardından ayette dikkat çekilen, gök gürültüsü ve şimşeğin oluşum aşamaları ise şöyledir: Yağmur bulutlarının içinde elektrik yükü birikimi oluşur. Bulutlardaki bu elektriklenme, donma, damlacıkların bölünmesi, temas sırasındaki elektriklenme gibi süreçler sonucunda oluşur. Bu tür bir elektrik yükü birikimi, araya giren havanın onları izole edemeyecek duruma gelmesiyle, büyük bir kıvılcım, pozitif ve negatif alanlar arasında deşarj olur. Zıt yüklerle yüklü iki bölge arasındaki voltaj 1 milyar volta ulaşabilir. Kıvılcım bulut içinde de oluşabilir, pozitif yüklü bir alandan negatif yüklü bir alana doğru iki bulut arasında akabilir veya bir buluttan yeryüzüne doğru boşalabilir. Bu kıvılcımlar göz kamaştıran şimşek çakmalarını oluşturur. Şimşek hattı boyunca oluşan elektrik yükündeki bu ani artış, çok yüksek ısılara (10.000 °C) sebep olur. Bunun sonucunda havada ani bir genleşme olur ve çok büyük bir patlama sesi olarak açığa çıkan gök gürültüsü oluşur.62
Görüldüğü gibi bir yağmur bulutunda sırasıyla karanlık tabakalar, şimşek olarak bilinen elektrik yüklü kıvılcımlar ve gök gürültüsü olarak bilinen patlama sesi oluşur. Modern bilimin bulutların oluşumu, gök gürültüsü ve şimşeğin sebepleri ile ilgili tüm söyledikleri, Kuran ayetlerinin tüm tarifleri ile büyük bir uyum içindedir.
AŞILAYICI RÜZGARLAR
Kuran'ın bir ayetinde rüzgarların "aşılama" özelliğine ve bunun sonucunda yağmurun oluştuğuna şöyle dikkat çekilir:
Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık... (Hicr Suresi, 22)
Ayette, yağmur oluşumundaki ilk aşamanın rüzgarlar olduğuna dikkat çekilmektedir. Oysa 20. yüzyılın başlarına kadar, rüzgarla yağmurun yağması arasındaki tek ilişki rüzgarın bulutları sürüklemesi olarak biliniyordu. Modern meteorolojik bulgular ise rüzgarların yağmurun oluşumunda "aşılayıcı" rol oynadıklarını gösterdi.
Rüzgarların bu aşılama özelliği daha önce de değindiğimiz gibi şöyle gerçekleşir: Okyanusların ve denizlerin yüzeyinde, köpüklenme nedeniyle her an sayısız hava kabarcığı oluşmaktadır. Bu kabarcıklar patladıkları anda, milimetrenin 100'de biri çapındaki binlerce parçacığı havaya fırlatırlar. "Aerosol" adı verilen bu parçacıklar, rüzgarlar sayesinde karalardan gelen tozlarla karışarak atmosferin üst katmanlarına taşınır. Rüzgarların bu şekilde yükseklere taşıdığı parçacıklar, burada su buharı ile temas eder. Su buharı da bu parçacıkların etrafına toplanarak yoğunlaşır ve su damlacıklarına dönüşür. Bu su damlacıkları önce biraraya gelerek bulutları oluşturur, bir süre sonra da yağmur olarak yeryüzüne iner. Görüldüğü gibi rüzgarlar, havada serbest halde bulunan su buharını denizlerden taşıdıkları parçacıklarla "aşılamakta" ve böylece yağmur bulutlarının oluşumunu sağlamaktadır.
Eğer rüzgarların bu özelliği olmasa, yüksek atmosferdeki su damlacıkları hiçbir zaman oluşamayacak ve yağmur diye bir şey de olmayacaktı.
Yukarıdaki resimde bir dalganın oluşum aşamaları görülmektedir. Dalgalar suyun üzerinde esen rüzgarlar sayesinde oluşur. Rüzgarlarla birlikte su zerrecikleri dairesel olarak hareket etmeye başlar. Bu hareket kısa bir süre sonra arka arkaya eklenen dalgaları oluşturacak ve dalgalarla birlikte oluşan hava kabarcıkları havaya yayılacaktır. İşte bu yağmurun oluşmasındaki ilk aşamadır. Bu oluşum ayette de aşılayıcılar olarak rüzgarların gönderilmesi ve bu sayede gökten su indirildiği şeklinde haber verilmektedir.
Burada önemli olan nokta ise, rüzgarların yağmur oluşumundaki bu kritik görevinin asırlar önce Kuran'da bildirilmiş olmasıdır. Hem de insanların doğa olayları hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmedikleri bir devirde...
Ayette rüzgarların aşılayıcı yönüyle ilgili haber verilen diğer bir bilgi de, rüzgarların bitkilerin döllenmesindeki rolüdür. Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamını polenlerini rüzgar vasıtasıyla dağıtarak sağlar. Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye ve benzeri ağaçlar, ayrıca çiçek veren tüm tohumlu bitkiler ile çimensi otların tamamı rüzgarlarla döllenirler. Rüzgar, çiçek tozlarını bitkilerden alıp, aynı türden diğer bitkilere taşıyarak döllenmeyi gerçekleştirir.
Rüzgarın bitkiler üzerinde nasıl bir aşılama yapabileceği yakın zamanlara kadar bilinmiyordu. Ancak bitkilerin de erkek ve dişi olmak üzere cinsiyet farkı olduğunun anlaşılması üzerine, rüzgarların böyle bir aşılayıcı etkisi olduğu anlaşıldı. Bu gerçeğe Kuran'da, "Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik." (Lokman Suresi, 10) ayetiyle dikkat çekilmektedir.
RÜZGARIN OLUŞUMUNDAKİ DÜZEN
... ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır." (Casiye Suresi, 5)
Üstte Dünya üzerindeki hava akımlarını ve rüzgarların oluşumunu gösteren şema görülmektedir.
Rüzgar, farklı ısı merkezleri arasında oluşan hava akımıdır. Atmosferdeki farklı ısılar, farklı hava basınçları oluşturduğundan, hava sürekli olarak yüksek basınçtan alçak basınca doğru akar. Basınç merkezleri, yani atmosferdeki ısılar arasındaki fark eğer büyük olursa, hava akımı yani rüzgar şiddetli olur ki, büyük yıkımlara yol açan kasırgalar böyle oluşmaktadır.
Burada şaşırtıcı olan, ekvator ve kutuplar gibi aralarında çok büyük fark olan ısı ve basınç kuşaklarına rağmen, Allah'ın belli bir düzen içinde yaratışı sayesinde, Dünyamızın çok sert rüzgarlara maruz kalmamasıdır. Eğer kutuplar ve ekvator arasında gerçekleşecek dev hava akımı yumuşatılmış olmasaydı, Dünya yüzeyi sürekli olarak şiddetli kasırgaların yaşandığı bir ölü gezegene dönüşürdü.
Yukarıdaki ayette "tasrifir riyah" ifadesindeki "tasrif" kelimesi "birşeyi çok çevirip döndürmek, yönlendirmek, bir işe yön vermek, idare etmek, dağıtımını yapmak" anlamlarına gelir. Görüldüğü gibi rüzgar için seçilen bu kelime rüzgarların düzen içindeki hareketlerini tam olarak tarif etmektedir. Ayrıca bu durum rüzgarın kendi kendine gelişi güzel esmediğinin de çok açık bir anlatımıdır. Rüzgarları, insanlar için yaşamı olanaklı kılacak şekilde yöneten Allah'tır.
FOTOSENTEZİN SABAH VAKTİ BAŞLAMASI
Fotosentezin gerçekleşmesi için gerekli olan unsurların en önemlilerinden biri kuşkusuz ışıktır. Fotosentez, ışığın şiddeti ve süresine bağlı olarak değişir. Sabah vakti güneş ışınlarının alınmasıyla birlikte fotosentez faaliyeti, diğer bir deyişle oksijen üretimi de başlamış olur.
Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha; (Tekvir Suresi, 17-18)
Bilindiği gibi bitkiler fotosentez yaparken, havadaki karbondioksidi yani insanın kullanmadığı zararlı gazı alır ve onun yerine atmosfere oksijen bırakırlar. Nefes aldığımızda içimize çektiğimiz ve asıl hayat kaynağımız olan oksijen, fotosentezin ana ürünüdür. Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %30'u karadaki bitkiler tarafından üretilirken, geri kalan %70'lik bölüm denizlerde ve okyanuslarda bulunan ve fotosentez yapabilen bitkiler ve tek hücreli canlılar tarafından üretilir.
Fotosentez, bilim adamlarının bugün bile tam olarak açıklayamadıkları eşsiz bir süreçtir. Bu işlemi çıplak gözle göremeyiz, çünkü bu mekanizma çalışmak için atomları ve molekülleri kullanır. Ancak, fotosentezin sonuçlarını nefes almamızı sağlayan oksijen ve hayatta kalmamızı sağlayan besinlerde görebiliriz. Fotosentez anlaşılması zor kimyasal formüller, günlük hayatta hiç karşılaşmadığımız küçüklükte sayı ve ağırlık birimleri içeren, çok hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistemdir. Etrafımızdaki bütün yeşil bitkilerde, bu işlemin gerçekleştiği kimya laboratuvarlarından trilyonlarcası kuruludur. Üstelik bitkiler milyonlarca yıldır hiç durmadan ihtiyacımız olan oksijeni, besinleri ve enerjiyi üretmektedirler.
Bilindiği gibi fotosentez, bitkilerin, kimi zaman da bazı bakteri ve tek hücreli canlıların, karbondioksit ve sudan, şeker (karbonhidrat) üretmek için güneş ışınıyla gelen enerjiyi kullanmalarıdır. Bu reaksiyon sonucunda güneş ışınındaki enerji, üretilen şeker molekülünün içine depolanmış olur. Kullanılamayan güneş enerjisinin kullanılabilir kimyasal enerjiye dönüşme işlemi sırasında gerçekleşen reaksiyon aşağıdaki formülde özetlenir:
6H2O + 6CO2 ---FOTOSENTEZ---> C6H12O6+ 6O2
(6 su molekülü + 6 karbondioksit molekülü - FOTOSENTEZ sonucunda - 1 şeker molekülü + 6 oksijen molekülüne dönüşür.)
Fotosentezin en verimli olduğu zaman, oksijenin en fazla üretildiği zamandır. Bu da güneş ışığının en yoğun olduğu sabah saatlerinde gerçekleşir. Güneş'in doğmasıyla birlikte, yaprakta terleme ve buna bağlı olarak fotosentez artmaya başlar. Öğleden sonra ise bu olay tersine döner; yani fotosentez yavaşlar, solunum artar, çünkü sıcaklığın artmasıyla birlikte terleme de hızlanmaktadır. Geceleyin ise sıcaklığın azalmasıyla birlikte terleme yavaşlar ve bitki rahatlar.
Yukarıdaki grafikte fotosentez ve ışık miktarı arasındaki bağlantı görülmektedir.
Tekvir Suresi'nde sabah vakti ile ilgili olarak dikkat çekilen "iza teneffese" yani "nefes almaya başladığı zaman" ifadesi, mecaz yoluyla teneffüs etmek, solumak, derin derin nefes almak anlamlarına gelir. Ayette vurgulanan bu ifade, sabah vakti oksijen üretiminin başlaması, solunumun ana şartı olan oksijenin en yoğun olarak bu vakitte elde edilmesi açısından oldukça dikkat çekicidir. Ayette sabah vakti ile ilgili olarak, bu durum üzerine yemin edilmesi de konunun önemini ayrıca vurgulamaktadır. 20. yüzyılın önemli keşifleri arasında yer alan fotosentez faaliyeti, Allah'ın yukarıdaki ayetle işaret ettiği Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.
DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI
Cebelitarık Boğazı'nın uydudan çekilmiş fotoğrafı...
Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran'ın Rahman Suresi'nde şöyle bildirilir:
Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)
Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. 63
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran'da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.
Akdeniz'de ve Atlas Okyanusu'nda büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler vardır. Akdeniz'in suyu, Cebelitarık Boğazı'nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır.
DENİZLERDEKİ KARANLIK VE İÇ DALGALAR
Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (Nur Suresi, 40)
Günümüz teknolojisi ile yapılan ölçümlere göre güneş ışığının %3-30'u deniz yüzeyinde yansıtılır.İlk 200 metredeyse ışık spektrumunun mavi ışığı en son olmak üzere yedi rengin tümü ardı ardınca emilir.(küçük resim). 1000 m'nin altındaki derinliklerde ise artık hiçbir şekilde ışığa rastlamak mümkün değildir(büyük resim). bu bilimsel gerçeğe 1400 yıl önce Nur Suresi'nin 40.ayetinde dikkat çekilmiştir.
Derin denizlerdeki genel ortam Oceans (Okyanuslar) adlı kitapta şu şekilde tanımlanmaktadır:
Bugün biliyoruz ki, derin denizlerdeki ve okyanuslardaki karanlık, yaklaşık olarak 200 m ve daha derin yerlerde olur. Bu derinlikte, hemen hemen hiç ışık yoktur. 1.000 m'nin altındaki derinliklerde ise artık hiçbir şekilde ışığa rastlamak mümkün değildir.64
Günümüzde bir denizin genel coğrafi yapısı, içinde yaşayan canlıların özellikleri, tuzluluk oranı gibi bilgilerin yanı sıra, içerdiği su miktarı, yüz ölçümü ve derinliği gibi bilgileri de edinmek mümkündür. Günümüz teknolojisi kullanılarak üretilmiş olan denizaltı gibi araçlar ve çeşitli özel aletler bu bilgilere ulaşmakta kullanılan en önemli aracıdırlar.
Bir insanın bu aletler olmadan 70 m'den daha derine dalması ise neredeyse imkansızdır. Bununla birlikte bir insanın yardımsız olarak okyanusların 200 m civarındaki karanlık derinliklerinde yaşaması da kesinlikle mümkün değildir. Bu nedenle bilim adamları denizler hakkındaki detaylı bilgileri çok yakın zamanlarda keşfetmişlerdir. Oysa engin denizlerin karanlık olduğu bilgisi Kuran'da bundan 1400 sene önce haber verilmiştir. Hiçbir teknolojinin, dolayısıyla insanların denizlerin derinliklerine dalacak araçlarının olmadığı bir dönemde, böyle bir bilginin verilmiş olması elbette Kuran mucizelerinden biridir.
Üstteki şekilde farklı yoğunluklardaki iki su tabakası arasındaki yüzeyde bulunan iç dalgalar temsil edilmiştir. Bu tabakalardan alttaki yoğun, üstteki ise daha az yoğundur. Kuran'da Nur Suresi'nin 40. ayetinde 14 asır önce bildirilen bu bilimsel gerçek günümüz bilim adamları tarafından ancak yakın zamanda tespit edilebilmiştir.
Bununla birlikte Nur Suresi'nin 40. ayetinde belirtilen "… engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır…" ifadesi de Kuran'daki başka bir bilimsel mucizeye işaret etmektedir:
Bilim adamları yakın zamanda "farklı yoğunluktaki katmanlar arasında yoğunluk ara yüzlerinde meydana gelen iç dalgalar"ın olduğunu bulmuşlardır. İç dalgalar deniz ve okyanusların derinliklerini kaplar; çünkü derin denizlerin, üzerlerindeki sudan daha fazla yoğunlukları vardır. İç dalgalar yüzey dalgaları gibi davranır. Yüzey dalgaları gibi onlar da kırılabilir. İç dalgalar, insan gözüyle görülemez; ancak belirli bir bölgedeki sıcaklık ve tuzluluk değişiklikleri incelendiğinde bu dalgalar fark edilebilir.65
Ayetteki ifadelerle yukarıdaki anlatım birbirleriyle tamamen paraleldir. Yapılan araştırmalar olmadan bir insan ancak denizin yüzeyinde bulunan dalgaların varlığını bilebilir. Bunların dışında denizin içinde meydana gelen dalgalanmalardan haberdar olması ise mümkün değildir. Ama Nur Suresi'nde Allah denizlerin derinliklerindeki ikinci bir dalga şekline dikkat çekmiştir. Elbette bilim adamlarının yakın zamanlarda keşfettikleri bu gerçek de, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
HAREKETLERİMİZİ YÖNLENDİREN BÖLGE
Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz; o yalancı, günahkar olan alnından. (Alak Suresi, 15-16)
Yukarıdaki ayetlerde geçen "yalancı, günahkar olan alın" tanımlaması son derece dikkat çekicidir. Çünkü son yıllarda yapılan araştırmalar, kafatasının ön alın bölgesinde, beynin bazı faaliyetleri yöneten bölümünün bulunduğunu göstermiştir. 1400 yıl önce Kuran'da dikkat çekilen bu bölge ve görevi hakkındaki bilgilere günümüz bilim adamları, ancak son 60 yıl içinde açıklama getirilebilmişlerdir. Kafatasının içine, başın ön kısmına bakıldığında beynin ön alın bölgesi görülecektir. Bu bölgenin fonksiyonları hakkında fizyoloji dalında yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen bilgiler Essentials of Anatomy and Physiology (Anatomi ve Fizyolojinin Esasları) isimli kitapta şu şekilde geçmektedir:
Hareketlerin motivasyonu, planlama öngörüşü ve başlatılması alın loblarının ön kısmı olan ön alın bölgesinde (cerebrum) gerçekleşir. Burası çağırışım (birlik) korteksinin bir bölgesidir…66
Kitapta bu bölge ile ilgili ayrıca şu ifadeler yer almaktadır:
Hareketle olan ilgisiyle beraber, ön alın bölgesinin aynı zamanda saldırganlığın da fonksiyonel merkezi olduğu düşünülmektedir… 67
Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, beynin ön alın bölgesi, planlama, motivasyon ve iyi veya kötü hareketlerin başlatılması, yalan veya doğrunun söylenmesi ile ilgili faaliyetlerin tümünü yürütmektedir.
Görüldüğü gibi Alak Suresi'nde geçen "yalancı günahkar olan alın" ifadesi ile yukarıdaki tanımlama büyük bir paralellik göstermektedir. Bilim adamlarının son altmış yıl içinde keşfettikleri bu gibi bilimsel gerçekleri Allah, Kuran ayetlerinde asırlar önce insanlara haber vermektedir.
KALPLERİN ALLAH'IN ZİKRİ İLE MUTMAİN OLMASI
Amerikan Sağlık Araştırmaları Ulusal Merkezi'nden David B. Larson ve ekibi tarafından derlenen araştırma sonuçlarına göre, Amerikalılar arasında dindar ve inançsız kişiler arasında yapılan karşılaştırmalar çok şaşırtıcı sonuçlar vermiştir. Örneğin dindarların, dini yönü zayıf olan veya hiç olmayan kişilere göre, kalp hastalıklarına %60 daha az yakalandıkları; intihar oranının %100 daha düşük olduğu; tansiyon bozukluğuna çok daha düşük oranlarda yakalandıkları; sigara içenler arasında bu oranın 7'ye 1 olduğu gibi sonuçlar ortaya çıkmıştır.68
Tıp dünyasındaki önemli bilimsel kaynaklardan, Tıpta Uluslararası Psikiyatri dergisinin yayınladığı bir araştırmada ise, kendilerini inançsız olarak tanımlayan kimselerin hem hastalıklarla daha fazla uğraştıkları, hem de kısa bir ömür sürdükleri bildirilmektedir. Araştırmanın sonuçlarına göre inançsız kişilerin, mide-bağırsak hastalıklarına yakalanma ihtimalleri inançlı insanlara göre iki kat daha fazla, solunum hastalıklarından ölme oranlarının ise %66 daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır.
Seküler psikologlar genellikle buna benzer sonuçları "psikolojik etki" olarak açıklarlar. Bunun anlamı, inancın insanların moralini yükselttiği ve moralin de sağlığa katkı sağladığıdır. Bu açıklamanın haklı bir yönü olabilir, ancak konu incelendiğinde daha da dikkat çekici bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Allah'a olan inanç, başka herhangi bir moral etkiden çok daha güçlüdür. Harvard Tıp Fakültesi'nden Dr. Herbert Benson'ın dini inanç ve bedensel sağlık arasındaki ilişkiyi inceleyen kapsamlı araştırmaları, bu konuda dikkat çekici sonuçlar vermiştir. Benson, inançsız bir kişi olmasına rağmen, Allah'a olan inancın ve ibadetlerin insan sağlığı üzerinde başka hiçbir şeyde görülmeyecek derecede olumlu bir etki meydana getirdiği sonucuna varmıştır. Benson, "diğer hiçbir inancın, Allah'a olan inanç gibi zihne huzur vermediği sonucuna" vardığını açıklamaktadır.69
Peki neden iman ile insan ruhu ve bedeni arasında böyle özel bir ilişki vardır?… Seküler bir araştırmacı olan Benson'ın vardığı sonuç, kendi ifadesiyle, insan bedeninin ve zihninin "Allah'a iman etmeye göre ayarlı" olduğudur.70
Tıp dünyasının yavaş yavaş fark etmeye başladığı bu gerçek, Kuran'da "Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur" (Rad Suresi, 28) ayetiyle haber verilen bir sırdır. Allah'a inanan, O'na dua eden, O'na güvenen insanların diğerlerinden hem ruhsal hem de fiziksel olarak daha sağlıklı olmalarının nedeni, yaratılışlarına uygun davranmalarıdır. İnsanın yaratılışına aykırı olan felsefe ve sistemler, insanlara hep acı, hüzün, sıkıntı ve bunalım getirmektedir.
Modern tıp, yukarıda kısaca belirttiğimiz bulgular ışığında bu gerçeğin farkına varma yolundadır. Patrick Glynn'in ifadesiyle, "çağdaş tıp, tedavinin salt maddesel yöntemler dışında da boyutları olduğu gerçeğini kabul etme yolunda ilerlemektedir."71
AFFETMEK VE SAĞLIĞA FAYDALARI
Kuran'da tavsiye edilen güzel ahlak özelliklerinden biri de "affedici ve bağışlayıcı olmak"tır:
Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)
Bir başka ayette Allah, "... affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 22) şeklinde buyurmaktadır.
Kuran ahlakından uzak yaşayan kimseler için affetmek son derece zordur. Çünkü yapılan bir hata karşısında hemen öfkeye kapılırlar. Ancak Allah müminlere affetmenin daha güzel bir davranış olduğunu bildirmiştir:
Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a aittir... (Şura Suresi, 40)
... Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Teğabün Suresi, 14)
Kuran'da "Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir." (Şura Suresi, 43) ayetiyle de affetmenin üstün bir ahlak özelliği olduğu haber verilmektedir. Dolayısıyla müminler affedici, merhametli, hoşgörülü davrananlar ve Kuran'da bildirildiği gibi onlar, "öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir." (Al-i İmran Suresi, 134)
Müminlerin affedicilik anlayışları, Kuran ahlakını yaşamayan kimselerinkinden çok farklıdır. Bazı kişiler, karşılarındaki kişiyi bağışladıklarını söyleseler de, bu kişilerin kalplerindeki kin ve kızgınlıktan kurtulmaları uzun sürer. Tavırları genellikle bu kızgınlığı yansıtacak şekildedir. Müminlerin affediciliği ise samimidir. Müminler insanın dünyada imtihan olan, hata yaparak öğrenen bir varlık olduğunu bildikleri için hoşgörülü ve şefkatlidirler. Ayrıca müminler, tamamen haklı oldukları ve karşı tarafın tümüyle haksız olduğu bir durumda bile hiç tereddütsüz affedebilirler. Affetme konusunda, hataları, büyük ya da küçük olarak ayırmazlar. Bir kimse hatayla büyük bir kayba sebep olabilir. Ancak meydana gelen her olayın Allah'ın kontrolünde ve bir kader dahilinde geliştiğini bilen müminler, bu tür bir olay karşısında tevekküllü davranır ve kişisel bir kızgınlık içerisine girmezler.
Yakın zamanda yapılan araştırmalarda Amerikalı bilim adamları, affetmesini bilen insanların hem ruhen hem de bedenen daha sağlıklı olduklarını belirlediler. Stanford Üniversitesi'nde görevli bilim adamı Frederic Luskin ve ekibi, San Francisco şehrinde oturan 259 kişi üzerinde araştırma yaptı. Denek olarak katılan kişileri 6 kez 1.5 saatlik oturumlara çağıran bu bilim adamları, yaptıkları sohbetlerde affetmeyi öğretmeyi amaçladılar.
Deneye katılan kişiler kendilerine zarar veren kimseleri affettikten sonra, daha az acı duyduklarını belirttiler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, affetmeyi öğrenen kişiler sadece duygusal olarak değil fiziksel olarak da kendilerini daha iyi hissetmektedirler. Örneğin deney sonucunda stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de bu kişilerde önemli ölçüde azaldığı tespit edildi.
Stanford Üniversitesi'nde Rehberlik ve Sağlık Psikolojisi alanında doktorası olan Frederic Luskin, Forgive for Good (İyilik için Affedin) adlı kitabının tanıtımında affetme ile ilgili olarak "Sağlık ve Mutluluk için Kanıtlanmış Bir Reçete" ifadelerine yer vermiştir. Bu kitapta affetmenin kızgınlık, acı, depresyon ve stresi azaltarak, umut, sabır ve kendine güven gibi olumlu ruh hallerinin yaşanmasını sağladığı anlatılmaktadır. Dr. Luskin'e göre, uzun süreli kızgınlık yaşanması insanların fiziksel sağlığı üzerinde de gözlemlenebilir olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Dr. Luskin konu ile ilgili şunları ifade etmiştir:
Uzun süreli veya devam eden öfkenin zararı, vücut içindeki termostatı sıfırlamasıdır. Eğer düzenli olarak düşük seviyede öfkeye kendinizi alıştırırsanız, neyin normal olduğunu ayırt edemezsiniz. İnsanların alışkanlığa çevirebileceği bir tür adrenalin hücumuna yol açabilir. Vücudu yakar ve sağlıklı düşünmeyi zorlaştırır, bu da durumu daha kötü bir hale getirir.72
Ayrıca Dr. Luskin, vücut, öfke ve stres sırasında belirli enzimler salgıladığından, kolesterol ve tansiyonun yükseldiğini, bunların da vücudun uzun süreli maruz bırakılmaması gereken bir durum oluşturduğunu belirtmektedir.73
Healing Currents Magazine dergisinin Eylül-Ekim 1996 sayısında yayınlanan "Affetme" adlı makalede ise, bir kişiye ya da olaya karşı duyulan öfkenin kişilerde olumsuz duygulara yol açtığı, ruhsal dengelerini hatta fiziksel sağlıklarını bozduğu belirtilmektedir.74 Aynı makalede kişilerin öfkeden dolayı yaşadıkları olumsuzlukları zaman içerisinde fark ettikleri ve bozulan ilişkilerini düzeltmek, problemleri halletmek için affetmeye karar verdiklerinden de bahsedilmektedir. Yaşadıklarından sonra, değerli zamanlarını ve hayatlarını öfkeyle geçirmek istemedikleri, bu nedenle kendilerini ve başkalarını affetmeyi seçtikleri de belirtilmektedir.75
Öte yandan 1500 kişiyi kapsayan bir araştırmada, dinine bağlı kişilerde depresyon, stres ve akıl hastalıklarının daha az olduğu görülmüştür. Araştırmayı yürüten Dr. Herbert Benson, bu durumu dinlerin "affetme" duygusunu teşvik etmesine bağlamakta ve şunları ifade etmektedir:
Dinler, insanlara diğer kişileri affetmeyi öğütler. Bu yüzden dini inancı olanlar, sorunlarını içlerinde biriktirmez ve hayatla daha kolay başa çıkar. Bu da depresyon ve stres gibi rahatsızlıklarla daha az karşılaşmalarını sağlar.76
Harvard Gazetesi'nde yayınlanan "Öfke Kalbinizin Düşmanıdır" adlı makalede yer alan bilgilere göre öfke, kalp sağlığı açısından son derece zararlıdır. Tıp alanında asistan profesör olan Ichiro Kawachi ve meslektaşları, bu gerçeği çeşitli test ve ölçümlerle bilimsel olarak kanıtlamışlardır. Yaptıkları çalışmalar sonucunda aksi huylu yaşlıların, daha sakin yaşıtlarından üç kat daha fazla kalp hastalıkları riskine sahip olduklarını tespit etmişlerdir. Kawachi'ye göre, "Yüksek seviyede kızgınlık ve nesneleri kırma ya da bir kişiye kavga sırasında zarar verme isteği bu riskleri artırmaktadır."77 Çünkü öfke sırasında stres hormonları artarak, kalp kaslarındaki hücrelerin daha fazla oksijen ihtiyacı duymasına ve kandaki trombositlerin yapışkanlığının artarak pıhtılaşmaya yol açmasına sebep olmaktadır. Bu da kalp sağlığını olumsuz etkilemektedir.78 Ayrıca öfkelenme sırasında kalp atışları normalin üstünde bir seviyeye çıkar ve damarlarda kan basıncının yükselmesine, dolayısıyla kalp krizi riskinin artmasına sebep olur.
Araştırmacılara göre öfke ve düşmanlık, kanda enfeksiyonla bağlantılı proteinlerin üretimini de tetikleyebilmektedir. Psychosomatic Medicine (Psikosomatik Tıp) isimli dergide, aşırı öfkenin enfeksiyona yol açan proteinlerin üretimini artırdığı, bunun da atardamarların sertleşmesine, dolayısıyla damar tıkanıklığına ve kalp krizine neden olduğu belirtilmiştir.79 Kuzey Carolina Bölgesi'ndeki Duke Üniversitesi'nden Asistan Profesör Edward Suarez'e göre, interleukin 6 (IL-6) proteini çok kızgın ve morali bozuk kişilerde normal seviyeden daha yüksek oranda bulunmaktadır. Kandaki yüksek IL-6 seviyesi ise atardamarların duvarlarında yağ birikimine, bu da damar tıkanıklığına yol açmaktadır.80 Sonuç olarak Suarez'e göre kalp hastalıkları, sigara kullanımı, yüksek tansiyon, şişmanlık ve yüksek kolesterol gibi faktörlerin yanı sıra depresyon, öfke ve düşmanlık gibi psikolojik durumlarla da yakından bağlantılıdır.81
The Times'da yayınlanan "Öfke Kalp Krizi Riskini Artırır" adlı makalede, kolay öfkelenmenin kalp krizlerine kısa bir yol olduğu, strese öfkeyle tepki veren kişilerin, kalp hastalıklarına üç kat daha fazla, erken kalp krizine ise beş kat daha fazla yakalanma riski altında oldukları belirtilmektedir.82 Maryland, Baltimore'daki John Hopkins Üniversitesi'nden bilim adamlarının tespitlerine göre, çabuk sinirlenen kişiler, ailelerinde kalp hastalıkları geçmişi olmasa da risk altında bulunmaktadırlar.83
Yapılan tüm araştırmalar göstermektedir ki öfkelenmek insanın en başta sağlığını ciddi şekilde bozan bir ruh halidir. Affetmek ise kişiye zor gelse de öfkenin getirdiği tüm olumsuzlukları ortadan kaldıran, kişinin hem fiziken hem ruhen sağlıklı bir yaşam sürmesine yardımcı olan güzel bir davranış şekli, üstün bir ahlak özelliğidir. Elbette ki affetmek, sağlıklı kalmaya vesile olan davranışlardan biridir ve herkesin yaşaması gereken olumlu bir özelliktir. Ancak affetmede asıl amaç -herşeyde olduğu gibi- Allah'ın rızasına uygun bir ahlakı yaşamak olmalıdır. Faydaları bilimsel olarak günümüzde tespit edilen bu ahlak özelliğinin Kuran'da pek çok ayetle bildirilmesi, Kuran'daki hikmetlerden sadece bir tanesidir.
DUANIN HASTALARIN TEDAVİSİNİ HIZLANDIRMASI
Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60)
"Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına gelen dua, Kuran'a göre "insanın içten bir kalp ile Allah'a yönelmesi, O'na muhtaç bir varlık olduğunun bilinci ile sonsuz güç sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah'tan yardım dilemesi"dir. Hastalık anları da insanın bu acizliğini daha net hissettiği, Allah'a yakınlaştığı anlardan biridir. Ayrıca hastalıklar Allah'ın takdiriyle gerçekleşen çok hikmetli bir imtihan, dünya hayatının geçici ve kusurlu olduğunu hatırlatan bir uyarı, sabreden ve tevekkül edenler için ahirette bir ecir kaynağıdır.
İman etmeyen kimseler ise, bir hastalıkla muhatap olduklarında kendilerini iyileştirecek olanın, doktorlar, ilaç veya hastanenin üstün teknolojik imkanları olduğunu düşünürler. Sağlıklıyken vücutlarındaki sistemi çalıştıranın, hastalandıklarında şifa verenin, gerekli ilacı, doktoru var edenin Allah olduğunu düşünmezler. Pek çok kişi ancak doktor ve ilaçların yetersiz kaldığına kanaat getirince, Allah'a yönelir. Böyle bir durumdaki kişi, içinde bulunduğu zor durumdan onu ancak Allah'ın kurtarabileceğini anlayarak, yalnızca Allah'tan yardım diler. Allah bu ahlakı bir ayette şöyle bildirmektedir:
İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 12)
Halbuki insanın sağlıklıyken ya da bir zorluk, sıkıntı içinde olmadığında da dua etmesi, Allah'ın kendisine verdiği rahatlık, sağlık ve diğer tüm nimetler için şükretmesi gerekir.
Dua ile ilgili çok önemli bir konu da şudur: Sözlü duanın yanı sıra kişinin fiili dua olarak çaba sarf etmesi de son derece önemlidir. Fiili dua, kişinin herhangi bir isteğine ulaşmak için elinden gelen herşeyi yapmasıdır. Örneğin hasta bir kişinin sözlü duanın yanı sıra mutlaka uzman bir doktora başvurması, kendisi için faydalı ilaçları kullanması, gerekli ise hastanede tedavi görmesi, hassas bir bakım altında olması da gerekebilir. Çünkü Allah dünyada meydana gelen tüm olayları belli sebeplere bağlamıştır. Dünyadaki ve evrendeki herşey Allah'ın koyduğu kanun ve kurallara göre işler. Dolayısıyla kişinin de bu sebeplere uygun olarak gerekli tedbirleri alması, ancak bunları etkili kılacak olanın Allah olduğunu bilerek, tevekkül, teslimiyet ve sabırla sonucunu Allah'tan beklemesi gerekir.
İmanın ve duanın hastaların üzerindeki olumlu etkisi, tedavi sürecini hızlandırması doktorların da dikkatlerini çeken, tavsiye olarak dile getirdikleri bir konudur. ABD'de yayınlanan ünlü haber dergisi Newsweek, 10 Kasım 2003 sayısında "Allah ve Sağlık: Din İyi Bir İlaç mı? Bilim Neden İnanmaya Başlıyor?" (God & Health: Is Religion Good Medicine? Why Science is Starting to Believe?) başlığı altında dinin iyileştirici etkisini kapak konusu yaptı. Allah inancının insanın moralini yükseltip hastalıktan daha kolay kurtulmasını sağladığına değinilen makalede, bilimin de inançlı insanların hastalıkları daha kolay ve çabuk atlattığına inanmaya başladığını bildirdi. Newsweek'in anketine göre, insanların %72'si dua ederek hastalıktan daha çabuk kurtulduklarına, duanın iyileşmeyi kolaylaştırdığına inanmaktadırlar. ABD ve İngiltere'de yapılan araştırmalarda da, hastalar için dua etmenin, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı ve iyileşme sürecini hızlandırdığı sonucu elde edilmiştir.
Michigan Üniversitesi'nin araştırmasına göre, dindarlarda depresyon ve stres daha az görülürken, Chicago'daki Rush Üniversitesi'nin araştırmasına göre, düzenli olarak ibadet ve dua edenlerin erken ölüm oranı, dine bağlı olmayanlara göre yüzde 25 daha az olarak tespit edilmiştir. Duke Üniversitesi'nin anjiyo operasyonu geçiren 750 hasta üzerinde yaptığı bir başka araştırmada da, "duanın iyileştirici gücü" bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Dua okuyan kalp hastalarının, ameliyattan sonraki birkaç yıl içinde ölüm oranlarının yüzde 30 daha az olduğu tespit edilmiştir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği dualardan bir kısmı şöyledir:
Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 83-84)
Balık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)
Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın." Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya Suresi, 89-90)
Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. (Saffat Suresi, 75)
Daha evvel de belirttiğimiz gibi dua sadece hastalıktan ya da dünyevi sıkıntılardan, zorluklardan kurtulmak için olmamalıdır. Samimi iman eden bir kişi, her zaman Allah'a dua etmeli ve Allah'tan gelecek her karşılığa razı olmalıdır. Kuran'da pek çok ayetle bildirilen dua ibadeti, günümüzde bilimsel olarak da faydalarının ispatlanması Kuran'ın mucizevi özelliğini bir kez daha göstermektedir:
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)
DİNDEN UZAK YAŞAMANIN SONUÇLARI: STRES VE DEPRESYON
"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124)
Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (En'am Suresi, 125)
Din ahlakını yaşamayan insanların Allah'a güvenip teslim olmamaları hayatlarını sürekli üzüntü, sıkıntı ve stres içinde geçirmelerine sebep olur. Bu yüzden psikolojik kökenli pek çok hastalığa yakalanırlar, vücutları çok hızlı yıpranır, kısa sürede yaşlanıp çökerler. Yaşadıkları ruhsal sıkıntının etkisi bedenlerinin her noktasında kendisini gösterir.
Müminler ise psikolojik yönden sağlıklı oldukları, strese, üzüntüye, ümitsizliğe kapılmadıkları için bedenen de daha sağlıklı ve dinç kalırlar. Allah'a tevekkül etmelerinin, güvenip dayanmalarının, herşeye hayır gözüyle bakmalarının, Allah'ın kendilerine olan güzel vaat ve müjdelerinin sevincini sürekli içlerinde taşımanın olumlu etkisi, fiziksel özelliklerine de yansır. Tabii ki bu durum, dini tam anlamıyla kavrayan ve vicdanını tam kullanarak, Kuran ahlakını hakkıyla yaşayan kimseler için geçerlidir. Elbette ki onlar da hastalıklara yakalanır ve doğal olarak yaşlanırlar, ancak bu durum diğerleri gibi psikolojik kaynaklı bir çöküntü şeklinde değildir.
Günümüzde çağın hastalıkları olarak isimlendirilen "stres ve depresyon", kişiye yalnızca psikolojik olarak zarar vermekle kalmayıp, bedeninde de fiziksel olarak çeşitli etkilerle kendisini göstermektedir. Stres ve depresyona bağlı olarak meydana gelen rahatsızlıkların başlıcaları, bazı akıl hastalıkları, uyuşturucu madde bağımlılıkları, uykusuzluk, deri, mide, tansiyon hastalıkları, nezle, migren, kemiklerle ilgili birtakım hastalıklar, böbrek dengesizliği, solunum bozuklukları, alerjiler, kalp krizi, beyinde büyüme meydana gelmesi gibi sorunlardır. Tabii ki tüm bu hastalıkların oluşma sebebi, her zaman stres veya depresyon olmayabilir. Fakat bilimsel olarak da ispatlandığı gibi bunların çıkış noktası çoğu kez psikolojik kaynaklıdır.
İnsanlar arasında çok yaygın olarak görülen "stres", korku, güvensizlik, umutsuzluk, aşırı heyecan, endişe, baskı gibi duyguların, vücuttaki dengeyi bozarak bedende oluşturduğu genel bir gerilim durumudur. İnsanlar strese girdikleri zaman, vücutları buna tepki gösterir ve alarma geçer. Vücutta çeşitli biyokimyasal reaksiyonlar başlar: Kandaki adrenalin seviyesi yükselir; enerji tüketimi ve vücut reaksiyonları maksimum seviyeye çıkar; şeker, kolesterol ve yağ asitleri kana bırakılır; kan basıncı artar ve kalp atışı hızlanır. Glikoz (şeker) beyne yönlendirildiğinde kolesterol miktarı yükselir, bu da vücut için tehlike anlamına gelir.
Özellikle kronik stres, vücut fonksiyonlarını değiştirdiğinden, çok büyük zararlara sebep olabilir. Stres nedeniyle vücuttaki adrenalin ve kortizol miktarı normal olmayan bir şekilde yükselir. Uzun süreli streste, kortizol hormonunun yükselmesi, bazı hastalıkların -örneğin şeker hastalığı, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, kanser, ülser, solunum hastalıkları, egzama ve sedef gibi deri hastalıkları, bağışıklık sistemine bağlı rahatsızlıklar- erken yaşta ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kortizol yüksekliğinin beyindeki hücreleri öldürmeye kadar varan etkileri bulunmaktadır. Stresin sebep olduğu rahatsızlıklar bir kaynakta şöyle ifade edilmektedir:
Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir ilişki vardır. Stresin sebep olduğu gerginlik, damarların daralmasına, kafanın belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına ve o bölgeye giden kanın bir hayli azalmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kansız kalması doğrudan ağrıya sebep olur. Çünkü muhtemelen bir taraftan gergin dokunun daha çok oksijene ihtiyaç göstermesi, diğer taraftan dokunun zaten yetersiz kanla beslenmesi özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır ve hızlandırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik kaygıya, kaygı da ağrının şiddetlenmesine yol açar.84
Ancak stresin yol açtığı en ciddi hastalıklardan birisi kalp krizidir. Araştırmalar, agresif, telaşlı, endişeli, sabırsız, rekabetçi, kindar, asabi insanların kalp krizi oranlarının, bu davranışları az gösteren insanlardan daha fazla olduğunu göstermektedir.85 Bunun sebebi ise şöyledir:
Hipotalamus'un başlattığı, sempatik sinir sisteminin aşırı uyarılması aynı zamanda aşırı insülin salgılanmasına ve dolayısıyla bu insülinin kanda birikmesine sebep olur. İşte bu durum sağlık açısından hayati önem taşımaktadır. Çünkü, koroner damar hastalığına yol açan şartların hiçbiri, kandaki fazla miktardaki insülin kadar kesin ve yıkıcı bir rol oynamaz.86
Bilim adamları, stres derecesi ne kadar yüksekse, kandaki akyuvarların tepkisinin o kadar zayıfladığını ifade etmektedirler. Oxford Üniversitesi Teknoloji Transferi Bölümü'nde görevli Linda Naylor başkanlığındaki ekibin geliştirdiği test sayesinde, stres derecesinin bağışıklık sistemi üzerindeki bu olumsuz etkisi ölçülebilmektedir.
Stresle, bağışıklık sistemi arasında da yakın bir ilişki vardır. Fizyolojik stres, bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etki yapar ve bağışıklık sistemini çökertmeye çalışır. Stres altında olan beyin, vücutta kortizol hormonu üretimini artırır ve bağışıklık sistemini zayıflatır. Diğer bir deyişle beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Bu konuda uzmanlar şöyle demektedir:
Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkış ve şiddetinin hayat stresleriyle ilişkili olduğu bilinmektedir.87
Kısacası, stres insanın doğal dengesini bozan bir durumdur. Bu olağanüstü durumun süreklilik göstermesi vücut sağlığını bozarak, çok çeşitli rahatsızlıklara yol açar. Uzmanlar, stresin insan vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini şu temel maddeler altında toplamaktadırlar:
Kaygı ve Panik: İşlerin kontrolden çıktığı hissine kapılma
Sürekli artan terleme
Ses değişmesi: Kekeleme, titreyerek konuşma
Hiperaktiflik: Ani enerji patlamaları, zayıf diabet kontrolü
Uyumada zorluk çekmek: Kabus görme
Deri hastalıkları: Sivilce, akne, ateş, sedef hastalığı ve egzama
Gastrointestinal belirtiler: Hazımsızlık, mide bulantısı, ülser
Kas tansiyonları: Gıcırdayan veya kenetlenen dişler, çenede ağrı, sırt, boyun ve omuzlarda ağrı
Düşük dereceli enfeksiyonlar: Nezle vb.
Migren
Hızlı kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, yüksek tansiyon
Böbrek dengesizliği, su tutma
Solunum bozuklukları, kısa nefesler
Alerjiler
Eklem yerleri ağrısı
Ağız ve boğaz kuruluğu
Kalp krizi
Bağışıklık sisteminin zayıflaması
Beyin bölgesinde küçülme
Kendini suçlu hissetme, kendine güvensizlik
Kafa karışıklığı, doğru yorumlar yapamama, iyi düşünememe, zayıf hafıza
Aşırı kötümserlik, herşeyin kötüye gideceğine inanma
Kıpırdamadan bir yerde durmada zorluk çekme, mutlaka tempo tutma
Konsantre olamama veya konsantrasyon zorluğu çekme
Sinirlilik, alınganlık
Mantıksızlık
Kendini yardımsız, umutsuz hissetme
Artan veya azalan iştah
Din ahlakından uzak yaşayan kimselerin "stres" denilen sıkıntı ile yaşamaları Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir durumdur:
"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124)
Bir başka ayette ise Allah "... bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar..." şeklinde buyurmaktadır. (Tevbe Suresi, 118)
Bu sıkıntılı -günümüz ifadesiyle stresli- yaşam, iman etmeyenlerin, imanın kazandırdığı güzel ahlaktan uzak yaşamalarının sonucudur. Bugün doktorlar, stresin etkilerinden korunmak için huzurlu ve sakin bir yapıya, rahat, güvenli ve endişelerden uzak bir psikolojiye sahip olunması gerektiğini ifade etmektedirler. Huzurlu ve rahat bir psikoloji ise, ancak Kuran'ın yaşanmasıyla mümkündür. Nitekim Kuran'da Allah pek çok ayette iman edenlerin üzerine "güven duygusu ve huzur" indirdiğini bildirmektedir. (Bakara Suresi, 248; Tevbe Suresi 26, 40; Fetih Suresi, 4, 18) Rabbimiz'in iman eden kulları için vaadi ise bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)
Fiziksel veya psikolojik stres sırasında kişinin adrenal bezi (böbrek üstü bezi) glukokortikoid hormonlarından bol miktarda salgılar. Bu hormonlar kaslara ekstra enerji sağlarken büyüme gibi o an için gereksiz etkinlikleri geçici olarak durdurur. Şiddetli fiziksel stres durumlarında yaşamsal öneme sahip olan bu hormonlar kronik psikolojik stres durumlarında yüksek tansiyon obezite kemik erimesi, mide ülseri gibi strese bağlı bozukluklara yol açabilir.
İNSANIN DOĞUMU
Kuran'da insanlar iman etmeye çağrılırken oldukça farklı konulardan bahsedilir. Allah, kimi zaman gökleri, kimi zaman yeryüzünü, bazen hayvanları ve bitkileri insana delil olarak gösterir. Yine birçok ayette insanın bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl yeryüzüne geldiği, hangi aşamalardan geçtiği ve temel maddesinin ne olduğu sık sık hatırlatılır. Örneğin aşağıdaki ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
İnsanın yaratılışındaki mucizevi yönler, daha pek çok ayette vurgulanır. Ancak bu vurgular arasında öyle bilgiler vardır ki, bunlar 7. yüzyılda yaşayan insanların asla bilemeyeceği detaylardır. İşte bunlardan bazıları:
1) İnsan, meni sıvısının tamamından değil, aksine çok küçük bir parçasından (spermadan) yaratılır.
2) Bebeğin cinsiyetini erkek belirler.
3) İnsan embriyosu ana rahmine adeta bir sülük gibi yapışır.
4) İnsan ana rahminde üç karanlık bölge içinde gelişir.
Yukarıda sıraladığımız bilgiler Kuran'ın indirildiği dönemde, bilinmesi mümkün olmayan ve gözlemlenemeyecek detaylardır. Bunların keşfedilmesi, ancak 20. yüzyıl teknolojisinin kullanılmasıyla mümkün olmuştur.
Şimdi bu bilgileri sırasıyla inceleyelim.
Meniden Bir Damla
Üstteki resimde rahme dökülen meni görülmektedir. Erkekten atılan 250 milyon kadar spermden çok az bir miktarı yumurtaya ulaşmayı başarır. Yumurtayı dölleyecek olansa, sağ kalmayı başaran 1000 kadar spermden sadece bir tanesidir. İnsanın bütün meniden değil, meninin içindeki çok küçük bir parçadan oluştuğu, Kuran'daki "akıtılan meniden bir damla su" tanımlaması ile haber verilmiştir.
Spermler yumurtaya ulaşana kadar annenin vücudunda bir yolculuk geçirirler. Bu yolculukta 250 milyon spermden ancak bin kadarı yumurtaya ulaşmayı başarır. Beş dakika sonra sona erecek yarışın sonunda, yarım tuz tanesi büyüklüğündeki yumurta, spermlerden yalnızca birini kabul eder. Yani insanın özü, meninin tamamı değil, ondan küçük bir parçadır. Kuran'da bu gerçek Kıyamet Suresi'ndeki ayetlerde şöyle açıklanmıştır:
İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? (Kıyamet Suresi, 36-37)
Dikkat edilirse Kuran'da, insanın meninin tamamından değil, onun içinden alınan küçük bir parçadan oluştuğu haber verilmektedir. Bu ayetteki özel vurgunun, ancak modern bilim tarafından keşfedilen bir gerçeği açıklaması ise, Kuran'ın Allah sözü olduğunun delilidir.
Menideki Karışım
Meni olarak adlandırılan ve spermleri taşıyan besleyici sıvı, sadece spermlerden oluşmaz. Aksine meni, birbirinden farklı sıvıların karışımından oluşur. Meni; sperm kanallarından, seminal keseciklerden, prostat bezinden, idrar yollarına bağlı salgı bezlerinden salgılanan maddelerin bir bileşimidir. Meni diye adlandırılan sıvının detaylı analizi yapılırsa bu sıvının; sitrik asit, prostoglodinler, flavinler, askorbik asit, ergotionein, fruktoz, fosforilkolin, kolesterol, fosfolipidler, fibrinolizin, çinko, asit fosfataz, fosfaz, hiyolurinadaz ve spermler gibi birçok ayrı bileşenden oluşmaktadır. Bu sıvıların, spermin gerek duyduğu enerjiyi karşılayacak olan şekeri bulundurmak, baz özelliğiyle ana rahminin girişindeki asitleri nötralize etmek, spermin hareket edeceği kaygan ortamı sağlamak gibi görevleri vardır.
Kuran'da erkeklik ve dişiliğin, "rahme dökülen meniden" yaratıldığı bildirilmiştir. Oysa yakın zamana kadar cinsiyetin anne hücreleri tarafından belirlendiği sanılıyordu. Kuran'da verilen bu bilgiyi bilim 20. yüzyılda keşfetmiştir. Kuran'da insanın yaratılışı ile ilgili olarak buna benzer pek çok detay asırlar öncesinden haber verilmiştir.
Kuran'da meniden söz edilirken, modern bilimin ortaya çıkardığı bu gerçeğe de işaret edilmekte ve meni "karmakarışık" bir sıvı olarak tarif edilmektedir:
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)
Başka ayetlerde ise yine meninin karışım olduğuna işaret edilir, insanın ise bu karışımın "özünden" yaratıldığı vurgulanır:
Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden, basbayağı bir sudan yapmıştır. (Secde Suresi, 7-8)
Burada "öz" diye çevrilen Arapça "sulale" kelimesi, öz ya da bir şeyin en iyi kısmı demektir. Hangi şekilde alınırsa alınsın "bir bütünün bir kısmı" anlamına gelir. Bu durum, Kuran'ın, insanın yaratılışını en ince detayına kadar bilen Allah'ın sözü olduğunu açıkça göstermektedir.
Bebeğin Cinsiyeti
Yakın bir zamana kadar insanlar, bebeğin cinsiyetinin anne hücreleri tarafından belirlendiğini sanıyorlardı. Ya da en azından, anne ve babadan gelen hücrelerin birlikte cinsiyet belirledikleri zannediliyordu. Ancak Kuran'da bu konuda farklı bir bilgi verilmiş ve erkeklik ve dişiliğin, "rahime dökülen meniden" yaratıldığı bildirilmiştir:
Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. (Necm Suresi, 45-46)
Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.' Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (Kıyamet Suresi, 37-39)
X kromozomu dişilik, Y kromozomu ise erkeklik özelliklerini taşır. Anne yumurtasında yalnızca dişi cinsiyeti belirleyen X kromozomu bulunur. Babadan gelen menide ise hem X hem de Y kromozomu taşıyan spermler bulunur. Dolayısıyla bebeğin cinsiyeti annenin yumurtasını dölleyen spermin X ya da Y kromozomu taşımasına bağlıdır. Yani ayette belirtildiği gibi bebeğin cinsiyetini belirleyen etken, babadan gelen menidir. Kuran'ın indirildiği asırda kesinlikle bilinemeyecek olan bu bilgi, Kuran'ın Allah sözü olduğunu kanıtlayan delillerden biridir.
Kuran'da verilen bu bilginin doğruluğu, genetik ve mikrobiyoloji bilimlerinin gelişmesiyle birlikte bilimsel olarak da ispatlandı. Cinsiyetin tümüyle erkekten gelen sperm hücreleri tarafından belirlendiği, kadının ise bu işte hiçbir rolünün olmadığı anlaşıldı.
Cinsiyet belirlenmesindeki etken, kromozomlardır. İnsan yapısını belirleyen 46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet kromozomu olarak adlandırılır. Bu iki kromozom erkekte XY, kadında ise XX olarak tanımlanır. Bunun sebebi söz konusu kromozomların bu harflere benzemesidir. Y kromozomu erkeklik, X kromozomu ise kadınlık genlerini taşır.
Bir insanın oluşması, erkek ve kadında çiftler halinde yer alan bu kromozomların birer tanesinin birleşmesi ile başlar. Kadında yumurtlama sırasında ikiye ayrılan eşey hücresinin her iki parçası da X kromozomu taşır. Oysa erkekte ikiye ayrılan eşey hücresi, X ve Y kromozomları içeren iki farklı sperm meydana getirir. Kadında bulunan X kromozomu, eğer erkekteki X kromozomunu içeren spermle birleşirse doğacak bebek kız olacaktır. Eğer Y kromozomu içeren spermle birleşirse, bu kez doğacak çocuk erkek olur.
Yani doğacak çocuğun cinsiyeti, erkekteki kromozomlardan hangisinin kadının yumurtasıyla birleşeceğine bağlıdır. Kuşkusuz genetik bilimi ortaya çıkıncaya dek, yani 20. yüzyıla kadar bunların hiçbiri bilinmiyordu. Aksine pek çok kültürde, doğacak çocuğun cinsiyetinin kadın bedeni tarafından belirlendiği inancı yaygındı. Hatta bu nedenle kız çocuk doğuran kadınlar kınanırdı.
Oysa Kuran'da, insanlara genlerin keşfinden 14 yüzyıl önce bu batıl inanışı reddeden bir bilgi verilmiş, cinsiyetin kökeninin kadın değil, erkekten gelen meni olduğu bildirilmiştir.
Anne karnındaki bebek, gelişiminin ilk aşamasında annesinin kanından beslenebilmek için rahim duvarına yapışıp tutunan bir zigot halindedir. Yukarıdaki resimde bir et parçası görünümünde olan zigot görülmektedir. Modern embriyolojinin tespit ettiği bu oluşum, Kuran'da "asılıp tutunan" anlamına gelen, deriye yapışıp kan emen sülükler için de kullanılan "alak" kelimesiyle 14 yüzyıl önceden mucizevi bir biçimde bildirilmiştir.
Rahme Asılıp Tutunan "Alak"
Kuran'ın insanın oluşumu hakkında verdiği bilgileri incelemeye devam ettiğimizde, yine çok önemli bazı bilimsel mucizelerle karşılaşırız.
Erkekten gelen sperm ve kadındaki yumurta birleştiğinde, doğacak bebeğin ilk özü de oluşmuş olur. Biyolojide "zigot" olarak tanımlanan bu tek hücre, hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek küçük bir "et parçası" haline gelecektir.
Ancak zigot bu büyümesini boşlukta gerçekleştirmez. Rahim duvarına asılıp tutunur. Sahip olduğu uzantılar sayesinde toprağa yerleşen kökler gibi, buraya yapışır. Bu bağ sayesinde de, gelişimi için ihtiyaç duyduğu maddeleri annenin vücudundan emebilir.88
İşte burada çok önemli bir Kuran mucizesi ortaya çıkmaktadır. Allah Kuran'da, anne rahmine tutunarak gelişmeye başlayan zigottan söz ederken, "alak" kelimesini kullanmaktadır:
Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir "alak"tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. (Alak Suresi, 1-3)
"Alak" kelimesinin Arapçadaki anlamı ise, "bir yere asılıp tutunan şey" demektir. Hatta kelime asıl olarak deriye yapışarak oradan kan emen sülükler için kullanılır.
Kuşkusuz, anne karnında gelişmekte olan zigotu bu özelliğiyle tarif eden bir kelime kullanılması, Kuran'ın alemlerin Rabbi olan Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.
Kemiklerin Kasla Sarılması
Anne karnında gelişimini tamamlayan bebeğin kemikleri tam olarak Kuran'da haber verildiği gibi belli bir dönem sonra kaslarla sarılmaktadır.
Kuran ayetlerinde haber verilen bir diğer önemli bilgi ise, insanın anne rahmindeki oluşum aşamalarıdır. Ayetlerde, anne karnında önce kemiklerin oluştuğu, daha sonra ise kasların ortaya çıkarak bu kemikleri sardığı şöyle haber verilmektedir:
Sonra o su damlasını bir alak (hücre topluluğu) olarak yarattık; ardından o alak'ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Müminun Suresi, 14)
Anne karnındaki gelişimi inceleyen bilim dalı embriyolojidir. Ve embriyoloji alanında, yakın zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya çıkarak geliştikleri sanılmıştır. Ancak gelişen teknoloji sayesinde yapılan daha ileri mikroskobik incelemeler, Kuran'da bildirilenlerin eksiksiz bir şekilde doğru olduğunu ortaya koymuştur.
Bu mikroskobik incelemeler göstermektedir ki, anne karnında, tam ayetlerde tarif edildiği gibi bir gelişme gerçekleşir. Önce embriyodaki kıkırdak doku kemikleşir. Daha sonra ise kas hücreleri kemiklerin etrafındaki dokudan seçilerek biraraya gelir ve bu kemikleri sarar.
Bu durum, Developing Human (Gelişen İnsan) adlı bilimsel bir yayında şöyle tarif edilmektedir:
6. haftada kıkırdaklaşmanın devamı olarak ilk kemikleşme köprücük kemiğinde ortaya çıkar. 7. hafta sonunda uzun kemiklerde de kemikleşme başlamıştır. Kemikler oluşmaya devam ederken kas hücreleri kemiği çevreleyen dokudan seçilerek kas kitlesini meydana getirirler. Kas dokusu bu şekilde kemiğin etrafında ön ve arka kas gruplarına ayrışır.89
Kısacası insanın Kuran'da tarif edilen oluşum aşamaları, modern embriyolojinin bulgularıyla tam bir uyum içindedir.
İnsanın anne karnındaki gelişiminin pek çok aşaması Kuran'da haber verilmiştir. Müminun Suresi'nin 14. ayetinde bildirildiği gibi anne karnındaki embriyonun
Siz ateistler diyosunuz ki bi mucize söyleyip(ayın yarılması,denizin ikiye ayrılması vb...) bu çok mantıksız insan aklı almıyo diyosunuz.Ya zaten mucizenin anlamıda sıradan insanların yapamayacağı şeylerin olmasıdır.Bu mucizelerin olmasının sebebi;
Zamanında sizin gibi inançsız insanların HZ.Musa ya HZ.İsa ya HZ.Muhammede ve diğer peygamberlere gidipte sen bukadar şey anlatıyosun bizim tanrılarımızı putlarımızı inkar ediyosun ve kendi allahının sonsuz bir güce sahip olduğunu söylüyorsun o zaman o Allahına söylede imkansız bir şey göstersin diye aşağlıkca konuşması üzerine PEYGAMBERLERİN ALLAH tan yardım istemesi sonucu Allahın yarattığı mucizelerdir.Bu olan şeyleri tabiki insan aklı almıycak sıradan bişey olsa zaten mucize olmaz.
Ama yinede peygamberlerin bu mucizelerine karşıda kafirler o büyücüdür diye suçlamalarda bulundular.ÖRN.Hz. İsanın beşikteyken konuşması sonrası halkın onun bir büyü olduğunu söylemesi.
Şimdide ateistler bunların olmadığını inkar ediylar.
Mert,
Mucize iddialarının hepsi bir masaldır. İyice araştırır ve buna zaman ayırıp kafa yorarsan muhtemelen sen de aynı kanaate varacaksın. Örneğin ayın ikiye yarılması iddiasını ele alalım: Aynı coğrafik boylam üzerindeki toplumların da bu olayı izlemesi gerekirdi. Bunlar arasında Mısırlılar, Filistinliler, İsrailliler, Ruslar ve özellikle de o dönemin en büyük toplumlarından olan Bizanslılar var idi. Ancak bunlardan hiç birinin kayıtlarında o dönemde gökte gözlenen böyle bir olayın kayıtları yoktur. Havanın bazı yerlerde bulutlu olacağını kabul etsek bile milyonlarca kilometrekarelik bu alanların hepsinde birden havanın kapalı olacağını varsaymak sanırım milyonda bir gibi düşük bir orandır.
Aliminyum
12-09-2005, 13:41
Cem .
Senin düşündüğünü zamanında Ebu Cehil de düşünmüş. Bunu biliyorsundur herhalde.
Şakk-ı Kamer (Ayın Yarılması) mucizesi hakkında kaynaklarda rivayet edilen şudur, bire bir yazıyorum:
Şifa-i şerifte Ebu Huzeyfetil-Erhabi'den şöyle bir rivayet nakledilir: Hz. Ali dedi ki; "Ay ikiye ayrıldı. O sırada biz Resulullah ile beraberdik."
Yine "Şifâ"da ve Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde Esved rivayetiyle İbnü Mes'ud'un: "Hatta dağı, ayın iki parçası arasında gördüm." dediği nakledilir. Ayrıca Mesruk rivâyetiyle de İbnü Mes'ûd'dan şu nakledilir: "Kureyş kâfirleri "Ebu Kebşe'nin oğlu size büyü yaptı." dediler. İçlerinden birisi, "Eğer Muhammed, aya büyü yaptı ise, büyüsü bütün yeryüzündeki insanları tutacak değil ya! Diğer belde (şehir)lerden gelenlere sorun bakalım görmüşler mi? " dedi. Gelenlere sordular, onlar da aynı şekilde gördüklerini söylediler." Semerkandi'nin nakline göre; Ebu Cehil, "Bu bir sihirdir. Uzaklarda yaşayanlara haber gönderin gören olmuş mu bakalım?" dedi. Uzaklarda yaşayanlar da ayı yarılmış olarak gördüklerini haber verdiler.
Yine de onlar, "Bu öteden beri süregelen bir sihirdir." dediler.
Cem, uzaktan gelenlerle de yetinmiyor. Bizanslılardan, Mısırlılardan, Filistinliler (O dönemde filistinliler diye bir topluluk yok) Ruslardan( o dönemde ruslar diye bir topluluk ya da devlet de yok) da onaylama bekliyor. Şundan emin olun ki Bizanslılar ve Mısırlılar da onaylasaydı Cem yine iman etmeyecekti, bu sefer de muhtemelen kalkıp Ebu Cehilin tavrını kopyalayacak ve "Olsun, Mısırlıların onaylaması da birşey ifade etmez, bu bir göz yanılsamasıdır, sihirdir, ay fiziksel gerçekliğiyle değil olayı izleyenlerin zihinlerindeki yanılsama ile yarılmıştır" falan diyecekti. Bahanelerin sınırı yoktur. Doğaüstü gerçekliği doğal alemle özdeş zannetmenin getirdiği doğaüstünü doğal olanla açıklama gayretlerinin zavallılığını ifade eder bu tavırlar. Bu tavır ise yüzlerce yıl ne tekamül etmiştir ne başkalaşmıştır. 1400 küsür sene önce Ebu Cehilin tavrı ne ise 1400 küsür yıl sonra mucizeler karşısında Cem ve benzerlerinin tavrı da aynıdır.
Aslında bu hezeyanlardaki yüzeysel haklılık payı inkar edilmez. Evet, Ayın yarılması mantıkla açıklanabilir birşey değildir. Aklın ilkeleri ile uyuşmaz. Fiziksel gerçekliklerle asla örtüşmez. Bilimsel filan değildir. Bunlar doğrudur. Ama asıl önemli olan hususi olarak ayın yarılmasının genel olarak ise mucizelerin akılla açıklanamaz olmasının, bilimsel gerçekliklerle örtüşmemesinin gerçekten onları inkar etmekte yeterli olup olmadıkları hususudur. Gerçekten mucizelerin bilimsellikle açıklanamaması onların doğru olmadığını gösterir mi?
Bu konuda Elmalılı hoca bize enfes bir değerlendirme sunar. Aynen aktarıyorum:
(Mucizelerin göz yanılsamasından ibaret olduğu iddiasına karşı) Böyle bir cevap hiç de doğru olmaz. İtiraf etmek gerekir ki, gerek sözde, gerek fiilde olsun vuku bulmamış bir şeyi, olmuş gibi göstermek, büyük bir hüner de sayılsa, yine de gerçeğe uymayan bir yalan ve bir aldatmadan başka bir şey değildir. Nübüvvet makamının kutsal kudretini, böylesi kusur ve noksanlıklardan uzak tutmak gerekir. Sihir diyenlerin maksadı da, onun gerçekte olmayıp yalnızca gözlere sunulan bir görüntüden ibaret olduğunu iddia etmekten başka bir şey değildir.> Şeyh'in anlattığı da budur. (Burada Şeyh dediği Muhyiddin Arabidir ki şakk-ı kamer mucizesiyle ilgili olarak "evet insanların gözlerinde oluşan bir gerçeklik olabilir ama bu olayın mucize olması gerçekliğini örtbas etmez gibi bir iddiada bulunmuştur kendisi) O, sözlerinin tamamında ayın yarılmasını bir vâkıa olarak anlatmıştır. Bununla beraber onlara göre gerçek, ancak açıkça görülendir. O olay ayın bizzat kendisinde mi? Yoksa bakan kimsenin bakışında mıdır? Bu ihtimal ancak haber verenin sözüyle ortadan kalkacaktır. Haber verenin sözü ise, tartışma konusudur, şeklindeki sözünden maksat da, sihir diyenlerin bakış açılarındaki berzehiyyeti anlatmaktır.
İşin burasında ise devreye gerçekliğin bilimsel mi yoksa batılıların ifade ettiği şekilde fiziki nesnelerin ötesinde mi (metafizikte mi?) aranması gerektiği mevzusudur ki, İnanmak ile Bilmeyi ayıran temel fark da buradadır. Bilimsel kabuller ve gerçeklikler hakkındaki bilimsel yaklaşımlar
gerçekliğin kendisine yönelik yaklaşımlar değildir sadece nesnelliğin bizim duyularımızla algılayabildiğimiz kadarına (dış cephesine) yönelik yaklaşımlardır. Böyle bir yaklaşım ise bize asla gerçek bilgiyi vermez.
Derin hipnoza sokulan bir insana telkinle ayın ikiyi bölündüğünü gördürebilirsiniz. Bu durumda bir mucizeden bahsedilemez. Ay gerçekten de ikiye bölündüyse dönemin belki de en büyük devleti sayılan Bizans kayıtlarında mutlaka bulunması gerekirdi. Çünkü dünyayı ayağa kaldıracak derecede ilginç bir olay olurdu bu. Normal şartlarda yüzbinlerce belkide bir milyondan fazla insanın izlemesi gerekirdi bu olayı. Oysa birkaç müslüman dışında bu "olayın" şahidi yoktur.
Efendim "uzaktaki insanlardan şahit varmış". Hangi insanlar, kaç insan, nerde görmüşler? Hiç bir bilgi yok. Belli ki uydurmuşlar.
Ayın yarılması bir masal, efsane veya mit değildir. Bir yalandır.
İslam'da çok sayıda yalan vardır. İslam yalan, dolan ve çapulculuk üstüne kurulmuş bir dindir. Bunlar İslam'ın temelidir.
Muhammed mucize gösteremeyeceğini bildiği için Kur'an mucizedir demiştir. Bu yalan tutmuştur. Cahil Arap toplumu ne şiir, ne de nesir olan Kur'an'ı gerçekten mucize zannetmiştir. Muhammed Kur'an'ı yazarken yeni bir Arap edebiyatı oluşturmuştur. O zamanlar Arap'lar arasında nesir bilinmiyordu. Muhammed şiirden biraz yararlanarak ilk Arap nesri olan Kur'an'ı yazmıştır.
Ayın yarılması gibi saçmalıklar ve diğer yalanlar İslam'a sonraden eklenmişlerldir. O masalların bir çoğu Muhammed'in ölümünden sonra ortaya atılmış ve yalanlar asla eksilmemişlerdir. Ömer, Ali ve Muhammed'in macereları halen devam etmektedir. Onlar hakkında ortaya atılan masalların sayısı on binleri bulur. 1400 yıldır İslam'ın bu üçlüsü ve Ebubekir hakkında ortaya atılan palavraların sayısı bilinmez. Çünkü onlara her gün yenileri eklenmektedir.
Aslı putperestlik olan İslam'ın temeli sahtekarlıktır.
HACI
korelmis
12-09-2005, 18:32
haci kardeşimiz demiş ki:
O zamanlar Arap'lar arasında nesir bilinmiyordu. Muhammed şiirden biraz yararlanarak ilk Arap nesri olan Kur'an'ı yazmıştır.
"Mekke şehrinin sakinleri nazım, nesir, belagat, gece toplantılarında herkesin arasında anlatılan hikayeler v.s gibi edebi sanatlara pek fazla alaka gösteriyorlardı. (M.Hamidullah, İslam Peygamberi, 2003, sayfa 25)
Ateistler, adeta doğruyu bulup da ona inanmak yerine inandıkları şeyin doğru olmasını istiyorlar ve bunun için gerekirse uydurma, çarpıtma, abartma ve benzeri ne varsa kullanıyorlar. Hayret! Bu dünyaya gelişleri gibi bir başka dünyaya geldiklerinde acaba ne cevap verecekler?
Mucizelerin bilimsel olmadığını söyleyip reddedenler var. Bilim sadece maddenin tabi olduğu kuralları tespit eder. Bu kuralların neden böyle olduğu bilimin konusu değildir. Mesela artı yükün eksi yükü çekmesi bilimsel bir kuraldır ve bilim bunu tespit etmiştir. Ama niçin böyledirin cevabını bilim veremez. Bu kuralları belirleyen Güç, elbette koyduğu kuralların da dışına çıkabilir. Mucizelere inanmayabilirsiniz ama bunun gerekçesini açıklarken komik olmayın lütfen...
Arap edebiyatı Muhammed'in zamanında hemen yalnız şiirden ibaretti. Nesir pek bilinmiyordu veya değerli bulunmuyordu. Kur'an'dan sonra şiir geriledi. Nesir yaygınlaştı...
Aşağıdak adreslerde bu duruma değiniliyor.. Google search yapmak isteyene early arabic prose tümcesini aramalarını tavsiye ediyorum.
HACI
http://www.al-bab.com/arab/literature/lit.htm
http://www.infoplease.com/ce6/ent/A0804478.html
http://www.bartleby.com/65/ar/Arabicli.html
Aliminyum
16-09-2005, 20:45
"Ateistler, adeta doğruyu bulup da ona inanmak yerine inandıkları şeyin doğru olmasını istiyorlar ve bunun için gerekirse uydurma, çarpıtma, abartma ve benzeri ne varsa kullanıyorlar. Hayret!"
korelmis Allah razı olsun, günlerdir haftalardır anlatmaya çalıştığım şeyi 3 satırda özetledin. Harbiden güzel tespitti. Ama hayret etmene gerek yok bunlar böyle kardeş artık adiyattan addediyoruz ve hayret etmiyoruz. Sen de zamanla alışır ve bıkarsın sonra da çeker gidersin de onlar arkanda "Bak adamı mat ettik, doğrulardan kaçıyor" deyip hezeyanlarına döneceklerdir.
Cem anlatamıyorum galiba. "Peygamber mucize gösteremimiştir." diye bir iddian vardı senin. Sizin metafiziksel kaygılarınız olmadığı için mucizeye inanmamanız normaldir ama nasıl olur da mucizeye inanmayan birisi kalkıp da Peygamber'i "Mucize gösterememiştir." diye eleştirir. Sen mucizeye inanmıyorsun ki mucize gösteremedi diye bir Peygamberi eleştiresin. Hadi bu iddiayı bir Hristiyan ortaya atsa anlarım. Çünkü o mucize diye bir şeye inanıyordur ve Hz. Muhammed'in mucizelerini kabul etmiyordur ama mucizeye inanmayan, metafizik kaygıları olmayan birisinin Peygamber olduğunu iddia eden birisini mucize gösteremiyor diye eleştirmesi paradoksun daniskası değil de nedir?
Ondan sonra kalk derin hipnozlardan bahset.
Mucizeler uydurma diyelim. Tarihsel bir şüphecilik var yani ortada kaynaklara inanmıyorsunuz bu konuda. O halde Peygamber'in 9 tane kadınla evlendiğini de şüpheyle karşılamanız lazım değil mi? Belki 9 tane kadınla evlenmemiştir, belki 9 tane kadınla evlenmesi sonradan uydurulmuş birşeydir. Belki Hicret vakıası hiç olmamıştır da kaynaklar uydurmuştur. Niye mesele mucize olunca kaynaklar yalanlanır da bu tip şeyler söz konusu olunca kaynaklara sarılırsınız? Sanki Bizans kaynakalrında geçse Cem efendi Ayın yarılması mucizesine inanacak. İnanmamak için uydurduğun mazeretlerin güdüklüğüne bir baksana. Bizans kaynaklarında geçmiyor diye bir mucizenin gerçekleştiğine inanmamak... Enteresan.
Bütün zihinsel yapılanmanız paradokslardan ibaret. Bütün amrifetiniz bu. Ötesi yok beyler, bizi kandıramazsınız. Aslında vicdanınızı da kandıramazsınız da ah işte vicdanına kulak verecek olan kim?
Haci için ise denecek birşey yok. Adama "kaşının altında gözün var" desek yalan diyecek. Ümmi bir Peygambere de kitap yazdırdı ya. Sırtı yere gelmez artık. Hem adama çoban diyeceksin, cahil diyeceksin, ümmi (okuma yazma bilmez) diyeceksin hem de kitap yazdı diyeceksin. Kuranın belagati tartışmamız kabul edildi beyler. Hezeyanlarınızdan sıyrılın artık.
Ben Muhammed'i eleştirirken onun kompleks kişiliğinin her tarafına değinmeye çalışıyorum.
Hiç kuşkusuz müthiş bir dava adamı idi Muhammed. Benim ve çoğumuzun öyle olmadığını biliyorum. Sebatlı, ihtiraslı, inatçı biri idi ve yenilmez bir iradesi vardı. Öyle çok insan tanıdım hayatımda. Ben öyle biri değilim. Olamam da.
Muhammed ayrıca iyi bir politikacı idi. Kimseyi küçümsemezdi. Kimseye arkasını dönerek konuşmazdı. Kimsenin konuşmasını kesmezdi. El sıktığı zaman elini o en son çekerdi. yani gerçekten üstün bir kişiliğe ve niteliklere sahipti.
Onların hiç birisi peygamber olmak için yeterli değil elbette.
Muhammed ümmi biri miydi? Bu soruyu yanıtlamak zor. Ümmi okur yazar demekse, iyi okur yazar değildi. Veya belki hiç değildi. Ama ümmi cahil ve bağnaz bir insan demekse, ümmi değildi.
Evveliyatı koyun çobanlığı idi ama, 25 yaşından sonra tüccarlık yaptı. 15 yıl içinde çok şeyler öğrendi. Çünkü üstün zekalı bir insandı..
Ümmi bir insan kitap yazabilir mi?
Yazar elbette. Katipleri varsa bir sorun yok ortada..
Kur'an ilginç bir kitap mı?
Evet. Zamanı için çok ilginç idi. Hele ilk ayetler gerçekten çok lirik ve çarpıcı idi.
Allah'a inanmak için yeterli mi idi?
Değildi elbette. Allah için hiç bir açıklama yeterli olamaz. Allah'ın tepemize dikilmesinden başka kabul edilme şansı yok..
Kendisine meydan okuyorum.
Ey sevgili Allah..
Hadi bize görün. Utanma..
Hadi hadi..
HACI
korelmis
16-09-2005, 22:31
Haci kardeşim,
Seni bu samimi açıklamaların için tebrik ediyorum. Hakaret yok, çarpıtma yok, abartma yok, uydurma yok, kötü izlenimler uyandıracak kelimeler kullanılarak oluşturulmuş o malum cümleler de yok. evet belki Allah'ın yaratıcılığını ve Muhammed'in elçiliğini kabul de yok ama en azından baktığını görme ve gördüğünü aynen söyleme iradesi var. yani görmek istediğini arama, bulduğunu ayrıştırma, kötüye yorma gibi tipik ateist yaklaşımlar da yok. ne diyelim? darısı diğer ateistlerin başına!
Cem in yazdığı şu cümleye dikkat edelim "Aynı coğrafik boylam üzerindeki toplumların da bu olayı izlemesi gerekirdi" Kısacık bir cevap anlayan için yeterlidir: Hz. Muhammed (SAV) in çevresindeki inanmayanlar dedilerki; "Bize inanmamız için bir mucize göster, o zaman sana inanalım" Yani bu mucize sadece bu lafı edenler için ispat niteliğinde oluşmuştur. Aynı boylamdaki başka insanların konu ile alakaları yoktu. Sadece Peygamberin çevresindeki insanlar sen böyle birşey yapabilirsen inanırız demişlerdir.
Hyt.........
Haci efendinin yazdığı şu cümleye dikkat edelim ve kendi yazığı cümleyle onu altedelim... "Aynı coğrafik boylam üzerindeki toplumların da bu olayı izlemesi gerekirdi"
Ben bunu nerede ve ne zaman yazdım?..
Hatırlamıyorum hakim bey.. keh keh kehhhhhhhhhhhh
HACI
Ve ayrıca:
Allah'ın tepemize dikilmesinden başka kabul edilme şansı yok.. Yine bu haci nin kendi cümlesine karşı şunu yazmak isterim.
Senin gibi inanmayan insanlar Yüce Yaratıcıyı asla göremiyeceklerdir. Yine Yaratıcının bildirdiğine göre size şu duyurulacaktır.
Girin inanmadığınız cehenneme
İnanmak için onun bunun lafına bakmayalım, kendi vucudumuza bakmamız yerlidir. Benim şu anda bu mesajı yazmama yarayan ellerimi ve parmaklarımı kim yaratabilir veya evrim gerçekleşmiş ise 5 milyon yıl sonra bu mesaj kendiliğinden burada var olabilirmi. 1 yıl sonra bir a harfi bir yerden gelirdi, bir i harfi belki kendiliğinden belirirdi... 2 bin yıl sonrada bu kadar şey kendiliğinden yazıldı ya. Gönder butonuna basmadan mesajda bi evrim sonucu kendiliğinden onaylanırdı. Hadi bakalım bunu biri iddia etse millet deli der be...
Ne fark eder, Allah'a inanmıyorsunuz
Kemal_Salleyte
12-02-2006, 13:31
Mucize iddiasi: Kuran'da iki deniz arasinda bir bariyer vardir vs.
Mucize iddiasi: Kuran'da derinlere indikce denizin karanliklastigi soylenir, ve derinlerdeki dalgalardan bahseder.
Kemal_Salleyte
12-02-2006, 13:51
Mucize Iddiasi: Kuran ciceklerden bal toplayan arilara disi artikelle atifta bulunmus ve onlarin cinsiyetini dogru olarak teshis etmistir.
Bariz cevap: %50 sans, ya erkek ya disi
Arastirma gerektiren cevap: Belki Arapca da boceklere (yahut sadece arilara) hep disi artikel kullaniliyordur.
Kemal_Salleyte
12-02-2006, 14:26
Mucize Iddiasi: Kuran degismemistir, butun kitaplar halbuki degisir, demekki bu bir mucizedir. (Dunyadaki belki de en populer Kuran mucizesi)
Mucize Iddiasi: Kuran'da celiski yoktur, halbuki butun kitaplar da celiski olur (insan mukemmel degildir vs) o halde bu bir mucizedir.
Mucize Iddiasi: Kuran'i milyonlarca hafiz bastan sona ezberinden okuyabilir. Bu bir mucizedir.
Kemal_Salleyte
12-02-2006, 14:33
1) Mucizelerin sunulus bicimi insanin aklini almaya yonelik. Mesela "Allahtan baskalari bir sinek bile yaratamaz" diye ayeti alip, sinekler hakkindaki bir suru ilginc hakikati, super ilginc resimleri, yok grafikleri vs ardarda siralayip, sonra sanki bunlarin hepsi Kuran'da geciyormus gibi sunmak.
2) Bilim adamlarinin otoritesinin suistimal edilmesi. "Bilim adami fesmekan Kuran'da bu hahikatin oldugunu duyunca cok sasirdi." Keith Moore fenomeni vs.
3) Bilim adamini, mesela astronomu yahut embryolojisti, alaninin disinda yani acaba 6. yuzyil Arabistaninda insanlar belli bir konuda hangi bilgilere sahipti seklinde, aslinda bilim tarihi konusu olan bir alanda otoriteymis gibi fikirlerinin alinmasi vs.
Bunlara dikkat cekilmeli mi? Yahut sadece mucizelere kisa ve oz yanitlar verilip, ozellikle basite indirgeyerek aslinda ne kadar sacma olduklarini mi gostermeli?
Birde inanalara körü körüne bağlanmışlar diyorsunuz..Ya siz...
Doğa olayları işte böyle mit'leşip mucizeye dönüşüyor.
http://www.ekolay.net/haber/haber.asp?pID=64&haberID=554794
amenofis
23-07-2008, 13:05
bı yakın gercek vardı ne oldu ona bılen arkadas varmı????
Yakın gerçek
23-07-2008, 22:56
geldim.Geçen copy paste ederken banlanmışım :D uzak kaldım ama yakalıcam konuları yine.
amenofis
24-07-2008, 09:34
ok ok hosgeldın yakala:)
kuranda mucize gerçekten yoktur!
yorumları okumadan ve aldırmadan yazıyorum kitap ahlak kitabıdır ve sonradan doldurma hurafelerke doludur(hoş tanrı insan sabrını ölçüyor bence)
isteyen inanır istemeyen inanmaz : diş perisi,kurbağa prens,masal devleri;cinler_perieler ...
eh yani siz ne kadarını yerseniz artık ama işin aslı inanmak istemekten geçiyor!
inanmak isterseniz günlük hikayelerinizdende binlerce mucize çıkartırsınız bardak yere düştü kırılmadı:P...vb
ama ateistler gnahsız ve zararsız kendi kadar düşünen insanlar ken dindar geçinenler ve kitapta mucize arayanlar bana sorarsanız asıl ahmak ve aptallar!
yapmayın etmeyin kitaplarda mucize yoktur mucize sizsiniz!
mehmetsalih
31-07-2008, 22:05
ne ilginç ?
kuran da mademki bunca mucize var..
bilim adamları ne kadar ahmak halen görememişler ???
yada kuran bukadar bilgi içerirken halen müslüman ülkelerde zerre kadar buluş icad bilimsel bir keşif olmamış ?????
ya onlar yanlış iseler. Bir çok bilim adamının iamn etiğini inkarda edemesiniz. BİNGBANG teorisi ısbatladıktan sonra evrimciler geri adım atıklarıda malumunuzdur.
star trek
31-07-2008, 23:14
Muazzez İlmiye Çığ Türkiye'nin dünyaca ünlü bir Sümeroloğu. Tarihin inebildiği en eski belgeleri okuyabilen bir bilim kadını. Bir televizyon proğramında kendisine şu soru soruldu.
"İslamın kutsal kitabı Kuranı Tanrı mı gönderdi?"
Hiç duraksamadan "hayır" dedi.
Soruyu soran da hiç duraksamadan "neden?" deyince;
Muazzez İlmiye Çığ şu yanıtı verdi.
"Kuran'da Lut kavminin işlediği kötülüğü başka hiç bir kavmin yapmadığı yazılı.Söz konusu edilen kavim M.Ö. 1300 yıllarında yaşamış. Ama Kuran'da o kavimden başka hiç kimselerde olmadığı söylenen "eşcinsellik" M.Ö. 4000 yıllarında kurulan Sümerlerde var. Sümer kaynaklarında açıkça görülüyor."
Cümlesini bitirir bitirmez şunu da ekledi Muazzez hanım sözlerine.
"TANRI'NIN BUNU BİLMEMESİ İMKANSIZ"
ozgur_beyin
31-07-2008, 23:19
sevgili star trekislamın tanrısı tarih desinden çakmış demekki
star trek
31-07-2008, 23:44
İslam dininin kimler tarafından yazdırıldığı da ortaya çıkacak.Evren çok tuhaf.Hiç bir kutsallığa tahammül göstermiyor.Eninde sonunda gerçekler bir şekilde ortaya çıkıyor.Kutsallanan şeylerin aslında hiç te anlamı olmadığı ya da sanılandan daha az anlam taşıdığı da.Yalnız şunu eklemekte yarar var.İslam dinini ortaya çıkaranlar her kimlerse insanları nasıl avuçlarının içine alacaklarını çok iyi bilen "insan sarrafları".
Bu sabah bir dostumuzun köşe yazısı gözümüze çarptı.
Parmak izindeki mucize, konulu bir köşe yazısı.
Pasaport için gidilen ilgili mercinin duvarında asılı bir fotograf ilgisini çekmiş.
Sormuş;
-Bu nedir? Diye.
Altında açıklama olduğunu ve okuyabileceğini belirtmişler.
Heyecan ile okumuş.
Fotograf bir kişinin parmak iziymiş. Ve parmak izinin tam ortasında Arap'ça Allah kelamı yazmakta!
Enteresan.
Parmak izinin sahibi merak edilmiş.
Alınan yanıt daha da enteresan...
Çok namlı, adi bir hırsız...
Bir hırsız...
Mucize arayanlara duyurulur.
Hz. Ali der ki;
"Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır ."
mehmetsalih
01-08-2008, 15:25
Hırsız olabilir ama insan olmaması muhaldır. O HIRSIZDIR DİYE HER İŞLEDİĞİ KÖTÜDÜR DİYE BİR KAİDEDE OLMAZ. örn: ADB başkanı BUSH katildir fakat çocğunu kucağına aldığı zaman öper sever. Katildir diğe her şeyde yanlıştır diğe bir kural olsa o zaman bütün insanlar yanlıştır. İnsanlar bir birini tamamlar.
mehmetsalih
01-08-2008, 15:31
Muazzez İlmiye Çığ Türkiye'nin dünyaca ünlü bir Sümeroloğu. Tarihin inebildiği en eski belgeleri okuyabilen bir bilim kadını. Bir televizyon proğramında kendisine şu soru soruldu.
"İslamın kutsal kitabı Kuranı Tanrı mı gönderdi?"
Hiç duraksamadan "hayır" dedi.
Soruyu soran da hiç duraksamadan "neden?" deyince;
Muazzez İlmiye Çığ şu yanıtı verdi.
"Kuran'da Lut kavminin işlediği kötülüğü başka hiç bir kavmin yapmadığı yazılı.Söz konusu edilen kavim M.Ö. 1300 yıllarında yaşamış. Ama Kuran'da o kavimden başka hiç kimselerde olmadığı söylenen "eşcinsellik" M.Ö. 4000 yıllarında kurulan Sümerlerde var. Sümer kaynaklarında açıkça görülüyor."
Cümlesini bitirir bitirmez şunu da ekledi Muazzez hanım sözlerine.
"TANRI'NIN BUNU BİLMEMESİ İMKANSIZ"
beliki muazez hanım okuma, yazması ve anlaması olmayan bir hamfendi.
Lut kavminde işlenen o günah kadar hiç bir kavimde yok. Lut kavminde olan pisliklerden her kavimde olabilir ama onun kadar büyük olamaz. Allah (CC) İşin ehemiyetini bildiriyor. Masanın kulağı diyen bir kişinin sözünü etli kulak olarak anlamak ne kadar isabetli siz düşünün?
beliki muazez hanım okuma, yazması ve anlaması olmayan bir hamfendi.
Lut kavminde işlenen o günah kadar hiç bir kavimde yok. Lut kavminde olan pisliklerden her kavimde olabilir ama onun kadar büyük olamaz. Allah (CC) İşin ehemiyetini bildiriyor. Masanın kulağı diyen bir kişinin sözünü etli kulak olarak anlamak ne kadar isabetli siz düşünün?
Öyle bir kavim/aile var birader hemde bütün kutsal kitaplarda hikayeleri gecer. Adem ve Havvanin kavmi. Bunlarin cocuklari birbiriyle cinsel iliskiye girmis ve cocukta yapmislar ve kardes kardesi boktan sebepten öldürmüstür. Kutsal kitaplarda aile ici iliskiyi yasaklayan Allahin niye Adem ve Havva gibi baska bir cift daha yaratmamis olmasi cok düsündürücü. Allahin camurumu bitmis?
Ateist forum sitesine girdim çok cevaplar yazdım ama kimse bana mantıklı cevaplar yazamadılar. Ne dedilerse çarptırıp dediler. ayetleri değiştirdiler sıkışıncada küfür ettiler. bende üyeliğimi sildirdim. Turan lakırdısınında yazılarını okudum oda ayeti değiştirmiş sonrada çok bilmiş gibi kitaplar çıkartmış çok basitler ya göz göre göre kuranıkerimi farkı yorumlayıp sunuyorlar pöhh
Genelde yazarlar ilk başlıklarını tanışma forumuna asar ve ilk mesajlarını verirler.
Bazen de herhangi bir konunun ortasında mesaj verirler.
-pöhh
Gibi.
Bize de, yeni gelen arkadaşlarımızın mesajlarına icabet etmek kalır.
Size de pöhh, efendim. Size de pöhh
Genelde yazarlar ilk başlıklarını tanışma forumuna asar ve ilk mesajlarını verirler.
Bazen de herhangi bir konunun ortasında mesaj verirler.
-pöhh
Gibi.
Bize de, yeni gelen arkadaşlarımızın mesajlarına icabet etmek kalır.
Size de pöhh, efendim. Size de pöhh
Genelde bazı kıdemli yazarlarda başa değil hep sona bakarlar. pöh başta değil sonda yazıyor. Türkçe soldan saga doğru okunur.
Benim bildiğim konular başlıklara göre ve konu içeriğine göre yorumlanırlar. Konuların ortada veya başta olması farketmez. Ammavelakin konu içeriğinden sapmış ise bunun sorumlusu ben değil forum yönetcileridir. Ben konuya ve yorumlara göre yorum yaptım. İlk girdiğim için ilk baştaki yorumlara göre yazdım. Ama neolursa olsun pöhlükden vazgeçmeyeceğim. Tanışma bölümündede tanışmak isteyip istememem benim bileceğim birşey. Saygılar
ismailyavuz
14-08-2008, 07:05
Ateistlere göre ispatlayamayız hiç bir şeyi. İspatlarımızın kabul edilmesi için, görülmeyeni görmek için önce görünmeyene iman etmek gerekir. Zaten sizin de dediğiniz gibi "kur'an da böyle yazıyor, felanca tarihte felanca bir olay olacakmış" Yada "şu hastalığa şu iyi gelirmiş" cinsi şeylerin olması söz konusu olamaz. Yoksa bu site toptan müslüman olurdu şüphesiz ( aslında şüpheli çünkü gözüyle mucize görüp de inanmayan bir sürü insan var ) ama o zaman "sınav" anlamsız olurdu değil mi? Cevap anahtarını gözler önüne seren Rabb'im bizden bakıp işaretlememizi istiyor. Sizin istediğiniz ise o cevapları sınav kağıdına kendisinin geçirmesi gibi bir şey oluyor.
Bir de.. Hadi siz de bir kitap yazın, bilmem kaç yüz yıl sonra bir bilimsel buluş olsun ve hadi siz de "biz bu kitapta şu şekilde ifade etmiştik" deyin ve bizimkiler kadar belirgin olsun sonra tüm tezlerimiz çürümüş olur zaten ;)
Allah bilimsel gerçekleri apaçık şekilde belirtmemiş.. E=MC^2 felan yok içinde.. Ancak toplumsal formülleri vermiş. Gözlerinizi haramdan sakının demiş, faiz haramdır demiş, Allah'ı çokça anın demiş, Cihad edin demiş...
Saygılarımıla..
_son_darbe_
14-08-2008, 07:05
Ben anlatim sana oguz .) Kısaca şöyle :"Bataklikta bogulanin ne yuttugunu arastirmaya gerek yok" Bataklıkta boğulduğunun farkında mısın...Yüzme öğrenmeye niyetin yoksa balık olmak için uğraşma...Mucizler var ben inanıyorum.Bir gün senin normalleşmen mucize olur mesela.İnanıyoruz buna:))) Anatomiyle alakadarsın ne dediğimi anlarsın inşallah...Şimdi güle bilirsin :)))))))))))
biyococuk
05-09-2008, 01:13
Şu kurandaki mucize tellallarından bıktım usandım artık. konuya şuan hazırlıklı gelmedim ancak bir gün elimdeki kaynaklarda taramış olduğum bilgileri ortaya koyacağım.
Öncelikle kuran olsun diğer kutsal kitaplar olsun bunların içinde yaşadığımız dünya ile ilgili bir takım doğa olaylarına atıfta bulunması ve buna benzer bilgilerin yeralması değil, yer almaması anlamsız olurdu. çünkü geçmişte yaşamış uygarlıkların hemen hemen hepsi yaşamlarını ilgilendiren konularda doğa olaylarını gözlemlemişler ve öğrendikleri bilgileri bir takım nesnelere kaydetmişti.
örneğin mısırlılar için nil nehri demek ekmek kapısı demekti ve nil nehrinin ne zaman taşacağı ne zaman çekileceğini hesaplamak onlar için bir zorunluluk olmuştu. bu yüzden gökyüzündeki yıldızlara bakarak nehrin ne zaman taşacağını önceden hesap etmeyi öğrendiler.
benzer şekilde sümer uygarlığı gökyüzünü gözleyerek halley kuyruklu yıldızının dünyaya yaklaşma zamanını hesap etmişti.
bunlara benzer olarak diğer uygarlıklar kendi yaşam alanlarını ilgilendiren konularda astronomi, fizik, biyoloji ve kimya alanında daha nice gözlem ve keşifler yaptılar.
bu bilgi birikimi elbette savaşlarla, göçlerle nesilden nesile aktarıldı ve mezopotamya bölgesindeki bütün halklar içinde yayıldı. bir çok bilgi inanışların ve dinlerin içine kadar işledi.
böyle bir ortamdan doğan mezopotamya kökenli dinlerin kendilerinden önceki uygarlıkların biriktirmiş olduğu bilgi birikiminden hiçbirini taşımaması zaten olanaksızdı.
Kutsal kitaplarda görmüş olduğunu doğa ile ilgili gözlemlerin tamamı bu bilginin bir uzantısı ya da her ne sebeptense bir kırıntısıdır.
GÜNÜMÜZDE ise bu uzantılar ve kırıntılar sahtekarların elinde şekilden şekile sokulmakta, olmayacak anlamlar yüklenmekte ve sanki bu kitapların birer gelecek habercisi gibi her şeyi yazdıkları idda edilmektedir. işte işin bu kısmı tamamen aldatmacadır. çünkü bugun uydurulan mucizelerin %99 u zaten zorlama ile mucize gibi gösterilen basit doğal gözlem bilgileridir.
bunların dışında ise insanlar zannetmekteler ki kuran gelmeden önce bütün uygarlıklar kör cahil ve hiç bir şey bilmiyormuş, ama kuran gelmiş bu mucizeleri getirmiş. bu külliyen bir yalan ve cehalet örneğidir.
biyococuk
05-09-2008, 01:22
Ateistlere göre ispatlayamayız hiç bir şeyi. İspatlarımızın kabul edilmesi için, görülmeyeni görmek için önce görünmeyene iman etmek gerekir. Zaten sizin de dediğiniz gibi "kur'an da böyle yazıyor, felanca tarihte felanca bir olay olacakmış" Yada "şu hastalığa şu iyi gelirmiş" cinsi şeylerin olması söz konusu olamaz. Yoksa bu site toptan müslüman olurdu şüphesiz ( aslında şüpheli çünkü gözüyle mucize görüp de inanmayan bir sürü insan var ) ama o zaman "sınav" anlamsız olurdu değil mi? Cevap anahtarını gözler önüne seren Rabb'im bizden bakıp işaretlememizi istiyor. Sizin istediğiniz ise o cevapları sınav kağıdına kendisinin geçirmesi gibi bir şey oluyor.
Bir de.. Hadi siz de bir kitap yazın, bilmem kaç yüz yıl sonra bir bilimsel buluş olsun ve hadi siz de "biz bu kitapta şu şekilde ifade etmiştik" deyin ve bizimkiler kadar belirgin olsun sonra tüm tezlerimiz çürümüş olur zaten ;)
Allah bilimsel gerçekleri apaçık şekilde belirtmemiş.. E=MC^2 felan yok içinde.. Ancak toplumsal formülleri vermiş. Gözlerinizi haramdan sakının demiş, faiz haramdır demiş, Allah'ı çokça anın demiş, Cihad edin demiş...
Saygılarımıla..
Senin Tanrının büyüklüğü hakkındaki değer biçmen (assessment) bu kutsal kitaplarda yazan mucizevi bilgilere ve büyük sırlara dayalı ise emin ol ki firavunlar allahtan daha büyük bir tanrıdır.
neden biliyor musun? Firavunların döneminde mısırda inşa edilen piramitler dünyanın gelmiş geçmiş en büyük inşaat mühendisliği harikalarıdır ve o devirdeki teklonoji ile nasıl inşa edildiği merak konusudur. bu yönden bakarsan mucizeyi yaratan ve gözle görülür bir biçimde sergileyen insanlar senin gözünde daha büyük bir mücizevi tanrı olmalıdır..
kutsal kitaplar özellikle de kuran mucizelerle doludur.
Akıllı düşünen sorgulayanlar için
Hatta ilahi olmayan tüm inançlar da mucizelerle doludur
bu inanç silsilesini bir bütün olarak düşünmek gerekir. dünya üzerindeki bütün inanç sistemlerinde ALLAH (Tanrı) vardır.
Bu nedenle kutsal ktaplara ya da inançlara bakıp ateist olanlar bir mucizeyi gerçekleştirirler.
işte tek mucize budur. kutsalı sorgulayıp ateist olabilmektir. Düşünsenize dünya üzerinde ne kadar mucize var ki
Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. (Kaf Suresi, 9)
Cihadery şimdi bu zırvayla senin anlattığın bilimsel olayın ne alakası var? Tanrı insanlar düşünsün bulsun istediyse daha Kur'an'a ne gerek var? Yok bilgi vermek içinse ne diye saklayıp gizliyor...? Apaçık anlatma özürlü uydurma bir yaratıcıya sen inan ben almiim canım...
ismail yavuz bu çağda kimse kimseyi görmediği bir şey için öldürmez. en azından sizin gibi yobazlara rağmen öldürmez. uğur mumcuyu a. taner kışlalıyı danıştay saldırısını bahriye üçok'u turan abi'yi ve burada hatırlayamadığım nice kahramanlarımızı allah'ın elçisiyiz diye öldüren sizler muhammed'in yukarda söylediğin kışkırtmalarıyla yaptınız...600'lü yıllarda insanlar birbirlerini gayet rahatça öldürebilirlerdi ve bunu haklı bir nedene dayandırabilirlerdi. ama artık hiçkimse ve hiçbirşey için hele hele adı bile belli olmayan bir arap ve uydurma tanrısı için insan öldürülmez. anlaman için sana çook açık bir örnek vereceğim. sen inancına uymayanları öldürmeyi hak sayıyorsun. aynısının tersini düşün. empati kur. ben ananı babanı kardeşini benim inancıma uymuyorlar diye öldürsem ve bunu senin inanmadığın bir şey uğruna yapsam ne olur bir düşün. alkışlamazsın herhalde beni.. ölmek o kadar kolay değil. peygamberinin teklifine uy müşriklere önerdiği şekilde öğrenmek istersen ölümü kendini iple as bi ölümün tadına bak. sen de kurtul biz de bir yobazdan kurtulalım.. ya da varsa bi isteğin ben seni istediğin yöntemle öldürebilirim turan abi'nin intikamı sizlerden elbette alınacaktır yanınıza kâr kalmayacak! !!bu çağrı tüm yobazlara!!
___hepiniz cennet istersiniz ama ölmezsiniz___
[
Allah bilimsel gerçekleri apaçık şekilde belirtmemiş.. E=MC^2 felan yok içinde.. Ancak toplumsal formülleri vermiş. Gözlerinizi haramdan sakının demiş, faiz haramdır demiş, Allah'ı çokça anın demiş, Cihad edin demiş...
Saygılarımıla..[/quote]
sevgili ismail yavuz kardeşim yazdıklarından gözüme çarpan birşeyler oldu onları dile getireceğim...senin allahın diyorki haramdan sakının,faiz haramdır vb.. gibi şeyler söylüyor buraya kadar tamam ama sonundaki CİHAD EDİN demek nasıl bir anlayış...resmen kendi yarattığı kullarının savaşını izliyor...ayrıca çok merak ettiğim birşey var aynı allah dinde zorlama yoktur anlamını taşıyan ayetler indiriyor((((mesela muhammed inanmayanlar için üzülünce üzülme senin görevin sadece tebliğ etmek diyor bunu dedikten sonra peki neden inanmayanlara karşı savaşın onların boyunlarını vurun diyor))))hee bide neden ''dinde zorlama yoktur'' anlamını taşıyan ayetler muhammed askeri yönden zayıfken iniyorda cihad edin anlamını taşıyan ayetler muhammed askeri ve nüfuz bakımından güçlü olduktan sonra iniyor...bu bir çelişki değilmidir??? hem özgürlük veriyor insanlara bu tanrı hemde öldürülmelerini emrediyor(vayyy beeee)
saygılar...
umutbitmez
24-09-2008, 23:49
KURANIN BİR MUCİZESİ DAHA GERÇEKLEŞTİ...
Allah bizi kahr etti ve sitemiz kapatıldı...
Ama şeytana uyduk ve arka kapılar bulduk...
Demekki neymiş.... kurandaki mucizelere karşı çözümler üretilebiliyormuş...
ALLAHA BU KADAR GÜVENİYODUNUZDA NİYE MAHKEMEYE BAŞVURDUNUZ..BUMU ALLAHINIZIN VE DİNİNİZİN ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI..
umut bitmez genelleme yaparak yazma istersen birde bagırma bak biz bagırıyozmu sana hem bu kararı veren hakimin ateist oldugunu duydum haberin varmı...:)
umutbitmez
25-09-2008, 17:17
umut bitmez genelleme yaparak yazma istersen birde bagırma bak biz bagırıyozmu sana hem bu kararı veren hakimin ateist oldugunu duydum haberin varmı...:)
Genelleme yaparım çünkü; "Genel" bir konudur "din".. He bunlara uymayıp düzgün kalmış insanlar mevcuttur, bunlar 2 sınıfa ayrılır, 1. sınıf "hayalindeki dinle" yaşayıp gerçek dini bilmeyenler. 2. Bilmelerine rağmen hala din kuralları yerine "insanlık" kurallarını tercih edenler buna rağmen "müslümanız" diyenler.
Forum literatürlerinde Bağırmak; Tüm yazıyı büyük harflerle yazmaktır.. Belli yerleri büyük harfle yazmak dikkat çekmek ve vurgu yapmak içindir.
Hakimin ateist olması "duyumu" tıpkı kuran gibi "rivayet" galiba.. Ayrıca söz hakkına, düşünce açıklamaya, tartışmaya ket vuran babamın oğlu olsa fark etmez.
umutbitmez genelleme yapma derken senin insanları 1 ve 2. sınıf diye ayırman veya yorum yapman için yazmadım yazılanı kendi işine geldigi şekilde cevap vermek için yorumlama gayreti içine girme... hakimin ateist olma durumuda yok onu orda o şekilde yazmam espri anlayışı olan ateistler içindi çok fazla uzatmayalım anladın sen onu....
yucemanitu
25-09-2008, 20:24
Teyemmüm insanın mikrop kapmasına sebep olur mu olmaz mı aceba? Tavsiye ederim fiili olarak teyemmüm yapın bakalım kirlenecek misiniz temizlenecek misiniz. Toz toprağa bulanıp temizlendiğine inanmak olsa olsa mucizedir. İşte bir mucize daha.
rahatsiz
26-09-2008, 00:02
Kur'anda bahsi gecen "iki su"dan birisi tatli,digeri tuzlu sudur.
"Acı ve tatlı sulu iki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir
Kisacasi Cebelitarik'daki olay Kur'an ayetinde belirtilen ile alakali degildir.Akdeniz de,Atlantik de tuzlu sudur.Birinin daha tuzlu olmasi, digerini "tatli" yapmaz.
ya onlar yanlış iseler. Bir çok bilim adamının iamn etiğini inkarda edemesiniz. BİNGBANG teorisi ısbatladıktan sonra evrimciler geri adım atıklarıda malumunuzdur.
Madem ki yanlış diyorsun, o zaman şimdiye kadar yapılan icatları Kuran'a dayanarak sahiplenmeniz de yanlış.
çakırcalı
27-09-2008, 17:22
Toz toprağa bulanıp temizlendiğine inanmak olsa olsa mucizedir. İşte bir mucize daha.
Sevgili titanatlas,
Ben teyemmümden, meymünden, mucizeden anlamam; bir bildiğim varsa bazı kuşlar, bazı parazitlerden arınmak için kum ve toprak içinde debelenirler. Bir insan için toz toprağa bulanıp temizlendiğine inanmak olsa olsa kuşbeyinliliktir.
darkofdeath
28-09-2008, 00:05
bir kere evrime baktığınızda milyarlarca yıl geçmiştir doğrusu . canlılığın su ile olustuğunu biliyorsak ve karaya vuran dalgalrın getirdiği bilmsel gerçekleri yadsımamalıyız.yıllarca süren denge savaşında bir taraf değil her taraf kazanıyosa buna mucize demek ne bileyim biraz dogmatik.bir insan yaşamına bakın tek amacı vardır soyunun devamını sağlamak ne kadar teknoloji girerse girsin bir bakın tek derdi hayattta kalmak ve soyunu devam ettirmek.bu ona kazandırılan(doğa gereği yada verilmiş) bir iç güdü...
Enfeksiyon
28-09-2008, 18:40
Server Tanilli'nin geçtiğimiz aylarda bir dergide çıkan yazısından bir alıntı...
''Dönemin (9-11.yüzyıl) aydın kentlerinden biri Bağdat'tı. Her bakımdan görkemli kentte, büyük bir kültür ve özgürlük yaşanıyordu. Bu arada yığınla fikir kulübü kurulmuştu ve özgürce tartışılıyordu. İlginçtir, o kulüplerin kapılarında, gireceklere hitapla bir duyuru asılıydı ve üstünde de şu yazı: ''Hiç kimse içerideki tartışmalarda, inandığı dinin kitabından kanıt getiremez.''
Yani anlayacağınız birilerinin kitaplarından alıp kanıt diye sundukları şeyler, aslında iddia'nın bir parçasıdır. İddiayı iddia ile kanıtlamaya çalışmakta dogmatizmin bir parçasıdır...
kafasikarisik
11-10-2008, 00:29
Mucize aramaya ve yaratmaya kalkarsanız şehir hatları vapur tarifesinde bile mucize bulursunuz.
Başka bir başlıkta Klasik Yunan Mitolojisi ile ilgili bir hikaye anlatırken aklıma geldi. Klasik Yunan Mitolojisi'nin başlangıç cümlesi nedir bilirmisiniz?
"önce kaos vardı"
Kaos: Evrenin ilk zamanlarında geçirdiği düşünülen uyumsuz ve karışık durum.
http://en.wikipedia.org/wiki/Chaos
Daha ilk cümlede big bang teorisi ve evrenin ilk zamanlarını anlatmış. daha ne olsun?
Okuduğumda beni en çok etkileyen dini kitap Klasik Yunan Mitolojisi olmuştur. Oradaki hikayeler ve "mucizeler" diğer kitaplardan çok daha etkileyicidir. Bir çok dinden eski olmasına rağmen. Ne yapalım şimdi? Ona mı inanalım.
araştırın, bulun, gerisi size kalmış ilk kopya benden.
RUM SURESİ 41. AYET
Yakında içmek için su bulamayacağız bunlar mucize arıyor.
Arkadaşlar biraz önyargısız olarak kuran mucizelerini sağlam bir kaynaktan okursanız gerçektende mucize olduğunu anlarsınız ama baştan şartlanmışsanız inanmamaya gökten melekler gelse bunlar hayal diyip işin içinden çıkarsınız
Güçistenci
15-02-2009, 00:04
baran72
mucize denilen şeyleri dikkatlice okursanız mucize olmadığını rahatlıkla anlayacaksınız.
bakın eğer rahman 20 de karışmayan sular tatlı ve tuzluysa Rahman 22 "İkisinden de inci ve mercan çıkar." ayeti hatalı oluyor. tatlı sudan inci ve mercan çıkar mı? tabi ki hayır. mucize ararken ayetlerde hata ortaya çıkıyor.
insanı topraktan yaratmışmış. İnsanı sudan da yaratmış başka ayetlerde. (furkan 54). Ne alaka şimdi su ve toprak. Başka yerde çamurdan diyor. (en am 2) Mitolojik hikayeler bunlar ötesi var mı?
Bence yok, ama Baran'in dusundugunun aksine, Kura mucizevi bir kitaptir diye bastan satlandirilmissan, ( ki musluman olman ,icinde bulundugun toplumun ve ailenin sartlandirimasindan baska birsey degildir, tabi hristiyan budist, veya herhangi bir din sistemi gibi) en bariz sacmaliga bile mucize diye bakarsin.
Inanmamaya sartlandirilmak diye birsey zaten mevzubahis olamaz; olmayan birseye zaten inanilmaz. Ancak beyinler cocuk yasta devamli bu masallarla doldurulup, bir de korku tohumu atilirsa, mucizeler her kosede cikmaya baslar....
kardeşim hiç bir yerde ibni sinanın kitapları hala ders kitabı olarak anlatılmaz ben cerrahpaşada okuyorum bize bile anlatılmaz sadece bir tıp tarıhi dersi vardır orda isimleri ve yaptıkları anlatılır sen buna ders anlatılır dersen yanlış olur.senin avrupa dediğinde arşiv olsun diye tarih bilgisi diye ondan bahsediyodur ama hakkını vermek gerek ibni sina gibi birçok islam alimi var ve hakkaten zamanındanda bir çok avrupalıdan daha fazla ilim sahibi alimler olmuştur.ama kalkıp bunları dine bağlamak bence yanlış ne atesit arkadaşlar nede inanan arkadaşlar bu tür şeylerle savunma yapmasalar da kurandan ayetrle düşüncelerini ispat yoluna gitseler bizim gibi arada kalmışlar için daha faydalı olur
saygılar...
Firaz Baran
23-04-2009, 12:58
Türkiye'deki müslümanlara iki kez üzülüyorum. Neden derseniz? Cünkü Türklük ve Müslümanlıkla övünürler. Ama ikisi de cok geri.
Örneğin, türklük yapanlara soralım:
Övünülecek kaç güzel insan Türk'tür. Yani eli yüzü düzgün iş yapanların ezici bir çoğunluğu Çerkez, Kürd, Laz'dır.
Türk müslümanlarına gelince... "Avrupalılar zengin ama ahlaksız" diyorlar.
Niye ahlaksızlar? Adamlar hiç olmazsa 9 yaşındaki kız çocuklarıyla gerdeğe girmiyor.
İbni Sina kitap yazmış deniyor. E, ne olmuş bin kitaptan biri İbni Sina yazmışsa. İşçi Partililer de böyle övünüyorlar. "Bizim başkanın bir kitabı üniversitede okutuluyor." dünyada binlerce üniversite kitabı var. Bir tanesi o yazmış. Dünyayı mı kurtardı?
Elektriği, interneti, matbaayı, televizyonu müslüman "alimler" mi buldu?
Kuran'ın çoğu Sümer, Zerdeşt, Tevrat ve İncil kökenlidir.
Muhammed kendisi yazdı, sizi kandırıyor. Kaynak göstermeyen bazı yazarlar gibidir Muhammed.
Her peygamberin bir mesleği vardı, Muhammedin mesleği karşı cinsle diyalogtu. Türkiyede neden mesleksiz insan cok burdan da anlasılıyor. Adamın peygamberi meslekli değil ki örnek alıp meslek ögrensin.
zeitgeist
29-04-2009, 16:38
Örneğin, türklük yapanlara soralım:
Övünülecek kaç güzel insan Türk'tür. Yani eli yüzü düzgün iş yapanların ezici bir çoğunluğu Çerkez, Kürd, Laz'dır.
nesin sen?istatistikci falanmı?
elinde nası bi bilgi varda bunu söyleyebiliyorsun?
yoksa sevmezmisin biz türkleri?
ee bil madem...biz türklerde sizleri sevmez...
Ama hak ta veriyorum bu ağlayış,yakarışa...
Ulus devlet altında ezilmişlik hissiyatı...
Hadi canım hadiii....
Örneğin, türklük yapanlara soralım:
Övünülecek kaç güzel insan Türk'tür. Yani eli yüzü düzgün iş yapanların ezici bir çoğunluğu Çerkez, Kürd, Laz'dır.
Arkadaşım sen Japon'sun galiba. Madem biz Türkler'den bu kadar tiksiniyorsun niye Türkçe yazıyorsun, niye bu forumdasın?
Ayrıca, öyleyse de sana ne; fabrika kurdun da Türkler mi batırdı?
Şövenizm gördüm de bu kadarı fazla derim :mad:
A.
boğaziçi
30-04-2009, 00:31
Türkiye'deki müslümanlara iki kez üzülüyorum. Neden derseniz? Cünkü Türklük ve Müslümanlıkla övünürler. Ama ikisi de cok geri.
Örneğin, türklük yapanlara soralım:
Övünülecek kaç güzel insan Türk'tür. Yani eli yüzü düzgün iş yapanların ezici bir çoğunluğu Çerkez, Kürd, Laz'dır.
Türk müslümanlarına gelince... "Avrupalılar zengin ama ahlaksız" diyorlar.
Niye ahlaksızlar? Adamlar hiç olmazsa 9 yaşındaki kız çocuklarıyla gerdeğe girmiyor.
İbni Sina kitap yazmış deniyor. E, ne olmuş bin kitaptan biri İbni Sina yazmışsa. İşçi Partililer de böyle övünüyorlar. "Bizim başkanın bir kitabı üniversitede okutuluyor." dünyada binlerce üniversite kitabı var. Bir tanesi o yazmış. Dünyayı mı kurtardı?
Elektriği, interneti, matbaayı, televizyonu müslüman "alimler" mi buldu?
Kuran'ın çoğu Sümer, Zerdeşt, Tevrat ve İncil kökenlidir.
Muhammed kendisi yazdı, sizi kandırıyor. Kaynak göstermeyen bazı yazarlar gibidir Muhammed.
Her peygamberin bir mesleği vardı, Muhammedin mesleği karşı cinsle diyalogtu. Türkiyede neden mesleksiz insan cok burdan da anlasılıyor. Adamın peygamberi meslekli değil ki örnek alıp meslek ögrensin.
simdi size(haketmiyorsunuz bu tabiri ama) bircok yanit verilebilir ama sizin saldirganliginiza ve asagilik kompleksinize fazla zaman ayirmak gereksiz...siz hakettiginiz boyutta yasayan ve dusunen ,kiskanc bir insansiniz...ben bircok dusunceye katilmayabilirim ama karsimdakini asagilamam ve saygi gostermeye calisirim bu medeniyet gostergesidir...hani siz sahipsiniz ya onu diyorum....sizi bu komplekslerinizle basbasa birakiyorum...
Örneğin, türklük yapanlara soralım:
Övünülecek kaç güzel insan Türk'tür. Yani eli yüzü düzgün iş yapanların ezici bir çoğunluğu Çerkez, Kürd, Laz'dır.
Bir insanın mensup olduğu ırk ile ilgili övünmesi için illaki birşeyler yapması gerekmez o ırkın.Afrika'daki en ilkel kabilelerdeki adam bile mensup olduğu kabilesiyle övünmeli bir yerde.Ne diyecek ki biz ne kadar aşağılık, hiçbirşey beceremeyen, bir tekerleği bile icad edememiş çirkin insanlarız mı demeli?Kaldı ki öne sürdüğünüz hiç gerçek değil.Olsa da ne farkeder bu tamamen ayrımcılık yaptığınz.Asıl ırkçılık bu.Bu saydığınız insanlar da bu ülkenin vatandaşı Türkler kadar..
[quote=oguz;1095]""ingilterede halan ibni sinanin tip kitabi okutuluyor HALANNN""
Yok, yok HALAN degil AMCAN...
Yani EDİT AMCAN...
Şu kişinin bastliğine bakarmısınız arkadaşlar nasıl bir cevap,nasıl bir sözde alaya alma tekniği komik insan seni,önce saygılı olki insanlar seninle hakkıyla tartışabilsinler,çocuksanda büyüde gel.
Öncelikle şunu demek istiyorum ben ateist yada her hangi bir inanca saygısızlık etmiyorum her düşünceye saygım vardır ama benim anlatmaya çalıştığım şey eğer burda bir tartışma varsa veya olacaksa böyle bsit sözler edilmemeli ve seviyeli olunmlı.Burda dikkatimi şu çekti islam alimleri doğu bilimcileri gerçekten batıdan çok çok üstündü bir zamanlar bunu öncelikle bilmemiz gerek isteyen gitsin araştırsın.Araştrmayanda burda bok kelimeler tükettmesinler.İlk astronomi,matematik,tıp ve mimarlık islam alimlerinin eline gelişmiştir.Cebir gibi komplex bir matematik ilmi araplar tarafından bulunmuştur.Ayrıca bu ilim sayesinde bilimden,teknolojiye,uzaydan,her alana kadar cebir işin içindedir.Yani ben burda ateist,deist,hristiyan,müslüman ayrımı yapmıyorum sadece bilenler konussun,ve gerçekten tartışmaya değecek kişiler cevaplasın.Bu arada arkadasmız afganistan ırak gibi yerdekilerin müslümanlıktan çokdan çıktıklarını,onlara müslüman diye hitap edilmemesi gerektiğini belirtmiş.
Üstelik alay ettiğin konuda onun yzdıgı bir aksan deişimi ve aslında arkadasımızın dediği doğru.HALA DEVAM EDEN AN YANİ HALAN zamnla dilimizde halen durumuna gelmiş bu kadar küçüleceksen bende küçülüp sana senin anlayacağın biçimde örnek vereyim dedim.SAYGILAR...
Bir örnek daha vermek istiyorum.Haçlılar endülüsü yakıpyıktıktan sonra tüm medreseleri,tarihin ilim kiaplarını,kütüphanelri yakmışlar.Gecenlerde bir avrupa parlementosu üyesi batının ne kadar doğuda üstün olduğunu sölemiş ve bir tepkiyle karşılaşmışlardı.Daha sonra kürsüye çıkan diğer bir parlementer de şöle cewap ermişti.Siz öyle diyorsunuz ama bize endülüsten 3-5 kitap geriye anca kalabidi ve biz onlarla ATOM'u parçaladık lütfen biraz saygı edelim.
Eminim anlamışsınızdır,önemli olan cahilleri eğitmek yoksa bir milleti din yada başka bir şey geriletmez...
Sevgili nogada, öncelikle aramıza hoşgeldin
Söylediklerin doğrudur. Batı Endülüsün fethi ile olsun, Müslüman Türklerle karşılaşmasından olsun, islam kaynaklı bilim kitaplarının çevirilerinin yapılmasıyla bunlardan alınan bilgilerle ve üstüne kendilerinin kattıkları bilimde çok ilerleme sağladılar.
Dünya üstünde hiç bir bilimsel ilerleme yoktur ki sadece bir toplum sıfırdan sonuna kadar tek başına yapbilmiş olsun. Nasıl ki avrupa islamdan aldıklarının üstüne ekleyerek bilim binasına katlar ekledi, Doğu, daha açıklayıcı olmak gerekirse islam dünyasıda bu bilim binasına katlar ekledi. Dikkat edersen katlar ekledi diyorum çünkü temelini islam atmamııştır.
Bilimsel düşünmenin temelleri antik yunanda atılmıştır. Antik yunanda doğayı araştırarak elde edilen bilgiler, düşünce sistemleri, Yunan dışındaki eski medeniyetlerin araştırılması , bu medeniyetlerdeki bilgiler Büyük İskenderin Mısırı fethetmesi ile birlikte kurulan iskenderiyede bir araya geldi. Bildiğin gibi tarihin en büyük kütüphanlerinden biri olan iskenderiye kütüphaneside bu zamanda kuruldu. Uzunca bir süre bilimin merkezi olmuştur. Hristiyanlıkla birlikte batı dünyasında girilen bilim adına karanlık dönemde, Daha müslüman olmamış doğu bu kütüphanedeki bilgilerden çok şey öğrendi. Bu kaynaklarda aldıkları bilgileri uzunca batının yaptığı binanın katlarına yeni katlar eklemişlerdir. Uzunca bir sürede bu böyle devam etmiştir. Ta ki batı klisenin etkisinden kurtulup rönesans ve reformlarla klisenin etkisinden kurtulana kadar.. Bu tarihten sonra nasıl batıda din bilimi engellemeye başladıysa aynı şey islam dünyası içinde olmaya başladı ve bilim önemini kaybetti.
Demek istediğim batı biliminin kaynağı doğu bilimi ise doğu biliminin kaynağıda batı bilimidir. Batı ilk temelleri atar doğu bunu alıp üstüne çok çok önemli katkılar yapar daha sonra batı tekrar alır onlarda çok çok önemli katkılar yapar.
Sevgili nogada, öncelikle aramıza hoşgeldin
Söylediklerin doğrudur. Batı Endülüsün fethi ile olsun, Müslüman Türklerle karşılaşmasından olsun, islam kaynaklı bilim kitaplarının çevirilerinin yapılmasıyla bunlardan alınan bilgilerle ve üstüne kendilerinin kattıkları bilimde çok ilerleme sağladılar.
Dünya üstünde hiç bir bilimsel ilerleme yoktur ki sadece bir toplum sıfırdan sonuna kadar tek başına yapbilmiş olsun. Nasıl ki avrupa islamdan aldıklarının üstüne ekleyerek bilim binasına katlar ekledi, Doğu, daha açıklayıcı olmak gerekirse islam dünyasıda bu bilim binasına katlar ekledi. Dikkat edersen katlar ekledi diyorum çünkü temelini islam atmamııştır.
Bilimsel düşünmenin temelleri antik yunanda atılmıştır. Antik yunanda doğayı araştırarak elde edilen bilgiler, düşünce sistemleri, Yunan dışındaki eski medeniyetlerin araştırılması , bu medeniyetlerdeki bilgiler Büyük İskenderin Mısırı fethetmesi ile birlikte kurulan iskenderiyede bir araya geldi. Bildiğin gibi tarihin en büyük kütüphanlerinden biri olan iskenderiye kütüphaneside bu zamanda kuruldu. Uzunca bir süre bilimin merkezi olmuştur. Hristiyanlıkla birlikte batı dünyasında girilen bilim adına karanlık dönemde, Daha müslüman olmamış doğu bu kütüphanedeki bilgilerden çok şey öğrendi. Bu kaynaklarda aldıkları bilgileri uzunca batının yaptığı binanın katlarına yeni katlar eklemişlerdir. Uzunca bir sürede bu böyle devam etmiştir. Ta ki batı klisenin etkisinden kurtulup rönesans ve reformlarla klisenin etkisinden kurtulana kadar.. Bu tarihten sonra nasıl batıda din bilimi engellemeye başladıysa aynı şey islam dünyası içinde olmaya başladı ve bilim önemini kaybetti.
Demek istediğim batı biliminin kaynağı doğu bilimi ise doğu biliminin kaynağıda batı bilimidir. Batı ilk temelleri atar doğu bunu alıp üstüne çok çok önemli katkılar yapar daha sonra batı tekrar alır onlarda çok çok önemli katkılar yapar.
Çok teşekkür ederim böyle güzel bir cevap verdiğiniz için,benim batıcı yada doğucu bir zihniyetim zaten hiçbir zaman olmadı,insanlık adına her kin ne yaptıysa saygı duyarım.Bu medeniyete bir kat daha koyan her kim olursa olsun din,dil,ırk ayrımı yapmadan büyük bir mutluluklar karşılarım.Benim bu noktada asdece belirtmek istediğim şey ilmin doğu yada batı da deilinsanın heves,merak ve çaışmasında,araştırmasında,geliştirmesinde olduğuna inanmamdır.Birde forum ortamında einsanalrın birbirine komik şeylrle deil bilimsel veya tartışmaya değer şekilde cevap vermesinin taraftarıyım.Karşılıklı saygı olduğu sürece kimin ne düşündüğü ve neye inandığı benim için önemli değildir.Evet yunan medeniyeti bilinen yazılı tarihin en gelişmiş medeniyetlerinde biri olmaktadır.Fakat unutmamamız gereken şey şudurki medeniyet mezepotamyadan çıkmış ve mısırlılar zamanında büyük gelişimler göstermiştir.Sonucta doğu veya batı,islam yada hristiyan veye ateist olmanın bu gelişimlerde bir etkisi yoktur.Tabiki islam olaan bir ülkede en iyi yerlere gelebilir,veye ilahi bir dine mensup olamayanlarda(örnek=jponya).Ama bir millet kim olduğunu ve nereden geldiğini unutursa o milletten işte o zaman hiçbirşey olmaz.Burda ana konu şu olmalıdır ne kadar cahil insana sahipsek,o kadar kişiyi eğitmeliyiz,Zaten her ilim,irfan sahibi millet çağdışı kalmz ve kalamaz.Bunune ırkı ne dini nede başka bir şey bozamaz.Bizim eğitimli gelişmiş bir toplum olmamız için cahil olanları eğitmemiz gerek.Dinimizi deiştirmek veya ırkımızı küçümsemek deil yani.Saygılarımla...
Çok teşekkür ederim böyle güzel bir cevap verdiğiniz için,benim batıcı yada doğucu bir zihniyetim zaten hiçbir zaman olmadı,insanlık adına her kin ne yaptıysa saygı duyarım.Bu medeniyete bir kat daha koyan her kim olursa olsun din,dil,ırk ayrımı yapmadan büyük bir mutluluklar karşılarım.Benim bu noktada asdece belirtmek istediğim şey ilmin doğu yada batı da deilinsanın heves,merak ve çaışmasında,araştırmasında,geliştirmesinde olduğuna inanmamdır.Birde forum ortamında einsanalrın birbirine komik şeylrle deil bilimsel veya tartışmaya değer şekilde cevap vermesinin taraftarıyım.Karşılıklı saygı olduğu sürece kimin ne düşündüğü ve neye inandığı benim için önemli değildir.Evet yunan medeniyeti bilinen yazılı tarihin en gelişmiş medeniyetlerinde biri olmaktadır.Fakat unutmamamız gereken şey şudurki medeniyet mezepotamyadan çıkmış ve mısırlılar zamanında büyük gelişimler göstermiştir.Sonucta doğu veya batı,islam yada hristiyan veye ateist olmanın bu gelişimlerde bir etkisi yoktur.Tabiki islam olaan bir ülkede en iyi yerlere gelebilir,veye ilahi bir dine mensup olamayanlarda(örnek=jponya).Ama bir millet kim olduğunu ve nereden geldiğini unutursa o milletten işte o zaman hiçbirşey olmaz.Burda ana konu şu olmalıdır ne kadar cahil insana sahipsek,o kadar kişiyi eğitmeliyiz,Zaten her ilim,irfan sahibi millet çağdışı kalmz ve kalamaz.Bunune ırkı ne dini nede başka bir şey bozamaz.Bizim eğitimli gelişmiş bir toplum olmamız için cahil olanları eğitmemiz gerek.Dinimizi deiştirmek veya ırkımızı küçümsemek deil yani.Saygılarımla...
Sevgili nogada,
Bende çok teşekkür ederim. İnan ki bu sitede müslümanlığı savunmayı karşısındakini aşağı görme, sırf kendi dinini kesin doğru olarak görüp diğerleri bir yanılgı içinde gören arkadaşlarımız var. Eminim sen onlar gibi değilsindir.Hiç bir kimse %100 doğruyu bilemez.Bu sitedeki hiç bir ateist, agnostik yada herhangibir dine inanmayan arkadaşlar ben %100 doğruyum demiyor. Sadece doğruyu bulmaya çalışıyor.
Hatırlattığın için sağol Mezopotamyanın medeniyete yaptıkları katkıları kimse göz ardı edemez. Her toplum medeniyet ve bilim dünyasına çok yararlı katkılar yapmışlardır. Fakat geçmişe baktığımız ister doğuda olsun ister batıda olsun ne zaman bütün cevapları dışarıda aramayı bırakıp bir kitapta bulmaya çalıştılarsa geri kalmaya mahkum olmuşlardır. Bu dünyadaki cevapları gene bu dünyada yaşayan insanlar bulacaktır. Kitapta yazanı %100 doğru kabul edip ona göre hayatı yaşamak insana hiç birşey kazandırmaz. Çünkü hiç bir kitap %100 doğru değildir. Bilimde bu yüzden vardır doğru cevapları bulmaya çalışmak için.
Sevgili nogada,
Bende çok teşekkür ederim. İnan ki bu sitede müslümanlığı savunmayı karşısındakini aşağı görme, sırf kendi dinini kesin doğru olarak görüp diğerleri bir yanılgı içinde gören arkadaşlarımız var. Eminim sen onlar gibi değilsindir.Hiç bir kimse %100 doğruyu bilemez.Bu sitedeki hiç bir ateist, agnostik yada herhangibir dine inanmayan arkadaşlar ben %100 doğruyum demiyor. Sadece doğruyu bulmaya çalışıyor.
Hatırlattığın için sağol Mezopotamyanın medeniyete yaptıkları katkıları kimse göz ardı edemez. Her toplum medeniyet ve bilim dünyasına çok yararlı katkılar yapmışlardır. Fakat geçmişe baktığımız ister doğuda olsun ister batıda olsun ne zaman bütün cevapları dışarıda aramayı bırakıp bir kitapta bulmaya çalıştılarsa geri kalmaya mahkum olmuşlardır. Bu dünyadaki cevapları gene bu dünyada yaşayan insanlar bulacaktır. Kitapta yazanı %100 doğru kabul edip ona göre hayatı yaşamak insana hiç birşey kazandırmaz. Çünkü hiç bir kitap %100 doğru değildir. Bilimde bu yüzden vardır doğru cevapları bulmaya çalışmak için.
Aslında benim söylemek istediğim bazı arkadaşlarımızın türklüğü veya doğululuğu aşağılarcasına konusmalarından duyduğum üzüntüye tepki vermekti.Ve aynı zamanda doğu milliyetçisi falanda değilim bunuda belirtmek isterim.Benim için her ikiside birer yön belirlemeden ibater terim olarak.İnsan her yerde insandır doğudada,batıdada,ateistindede,deistindede,müslüma n,hristiyan yada yahudide de.
Burda temel almamız gereken eğitimdir,tabiki çağdaş eğitimdir,öyle bir ülke dünya hayal ediyorumki nilimin,çağtdaşlığın,eğitimin ve öğretimin,modernliğin,gelişmişliğin en yüksek ve kaliteli olduğu;ülkelerin,sınırların kalktığı herkezin insan olduğunu anladığı bir dünya ne kadar güzel olurdu değilmi.Ama ne yazıkki sadece bir hayal,çünkü nsanlar birbirlerini yadırgıcak,dışlayacak o akdar çok şey bulmuşlarki,kim nasıl birleşir bilemiyorum.Belki kurtla kuzu bir arada yaşar ama devletler ne yazikki yaşayamıyor.
Ama biz dünyayla barışmak için önce kendimizl,kendi değerlerimizle barışmalıyız.Kim olduğumuzu unutmadan,nerden geldiğimizi bilerek.Çünkü ancak böyle toplumlar bir yerlere gelir,başkalarının özentisi olan toplumlar ise ancak onların köleleri olabilir.
Bizim medeniyetimiz islam olarak demiyorum zaten yukarda belirttim çok geniş ve büyük ma türk olarakda insan en azından milletine saygı göstermeli.Mevlna Celalettin Rumi bu gün dünyada kabul gömüş büyük bir ilim insanı,tassavvufçu ve bir hümanist.Veher dinden hatta dini olmayanlardan bile güzel tepkiler almış bir insan.
Yani bazılarının nelerle uğraştığına deil nelerden neler çıkarabildiklerine bakmak önemli.Güzel ve doğru bir kalple her şeyin içinde güzellik bulabilir insan,aynı zamanda kötülükde bulabilir.Neye nasıl bakıldığı önemli.Hiçbir kitap %100 doğru olamaz elbette ama her Kitap anahtar bir gerekliliktir.Heleki o kitapdan bir şeyler çıkarabiliyorsan.
Sevgiye olan güç;güce olan sevgiyi aştığında,insanlık aydınlığa kavuşacak...
Saygılarımla...
kalkandelen
23-05-2009, 16:59
Mevlna Celalettin Rumi bu gün dünyada kabul gömüş büyük bir ilim insanı,tassavvufçu ve bir hümanist.Veher dinden hatta dini olmayanlardan bile güzel tepkiler almış bir insan.
Saygılarımla...
haddim olmayarak duzeltmek isterim...Persian ( iranlidir)...Turk degil..100 turk buyugunde bile turk olarak gecmektedir bende bunu anlamis degilim...cengiz han icinde turk deniyor kendisi mogol..
ne ilginç ?
kuran da mademki bunca mucize var..
bilim adamları ne kadar ahmak halen görememişler ???
yada kuran bukadar bilgi içerirken halen müslüman ülkelerde zerre kadar buluş icad bilimsel bir keşif olmamış ?????
siz müslüman devletler konusunda tarihi bilgiden yoksunsunuz galiba! sorarım size avrupaya tıbbı öreten kimdİ? (endülüs)
peki matamatik konusunda bilime tulum çıkarttıran sizmiydiniz?
:nono: ah şu dunya, ah , sanki hayat son 100 yıldan ibaret:) yada son 2 dk kadan.!
haddim olmayarak duzeltmek isterim...Persian ( iranlidir)...Turk degil..100 turk buyugunde bile turk olarak gecmektedir bende bunu anlamis degilim...cengiz han icinde turk deniyor kendisi mogol..
evet iranlı kanıda var ama öncelikle şunu belirtmeliyimki,türkiyede yaşamış ve anadolu topraklarından tüm dünyaya düşüncelerini yaymıştır.Bu bu durumda yaşadığı yer anadolu olarak kendiside bir türk sayılır.Üstelik konyada mevlana celaleddin rumi'nin türbesine giderse ordaki iranlı turistle bir konuş istersen.Ben konuştum ve dedilerki siz çok şanslısınız böyle bir insana sahipsiniz,yazıları her ne kadar farsça olsada türk usulü şiirler yazdğı için çeviriden sonra bizden daha yi anlıyor olmaslısın on demişlerdi.Oraya gelen bir kaç avrupalı kişiylede konuştum onlarda ona çok saygı duyduklarını bir Türk ilim insanı olarak bize türkiyenin diğer arap toplumlarındaki müslmanlık gibi olmadığını anladığını söylemişti.Yanılmıyorsam alman ve fransızdı onlarda.Ayrıca iranlı olsa,pakistanlı olsa,yada bilmem nereli olsa ne farkeder sonuçta dünyanın kabüllendiği bir ilsam filozbüyük zat.Yani neyi ispat etmeye çalışıyorsunuz anlayamıyorum.Kendinden utanan toplumlar,hiçbir yere gelemezler kendi düşüncem.Her medeniyetin artıları vardır önemli olan kendi benliini bozmadan diğer medeniyetlerin iyi olan yanlarını almaktır.Bir örnek daha vericem ben yabancı öğrencilrin olduğu bir üniversite bitirdim.Bir çok afrikalı öğrenci vardı,bunların anadili inglizceydi çünkü yıllar boyunca coloni oalrak onlara tabi tutulmuşlardı,o kadar yazıkki emperyalistler onalrın tüm herşeyini sömürmüş kendilerinide kimliksiz bırakmışlardır,yai kendi dillerini bile bilmiyen insanlar bunlar.Kendi değerlerimizden vaz geçip onlar gibimi olmak istiyorsun?Batılı ülkerler bugünkü konumlarına sömürgeyle gelmişlerdir ve kendi özünü koruyamıyan milletlerde onların kölesi olmak zorundadır...!!!
Saygılarımla...
Türkleri Barbar,Batı Uygarmı?
Neden TÜRK olmayı yabancıların insiyatifine bağlı olarak,onların hristiyan ve avrupa milliyiyeçisi olarak söylediği sözlerden öğrenmek çabası içindesiniz.Nenden kendizin düşünemiyorsunuz.Bakın ben size kimin barbar olduğunu anlatayım arkadasşlar.
İngiltere:Bu illet ve dünyanın en barbar toplumu ilk soykırıma kendi kandaşlarından başlamıştır,yıllarca iskoçya,irlanda halklarına türlü işkenceler eziyetler,kanlı bastırmalarla caydırmış sonundada tam olarak egemenliğine almıştır.Afrikanın bir çok ülkesi yine onalr rafından sömürülmüş ve bazı büyük kabileler tamamilen dünya üstünden silinmiştir.Ve buka ükeerinin bir çoğunda andl ingilizcedir adamların ne dili,ne medeniyeti,nede hakları kalmamış sömürülmeye yüz tutmuşlardır.Bunlarda yetmezmiş gibi yılla boyunca ondan getirdikleri insanları köle olarak yok pahasına çalıştırmışlardır ve bu kölelik kavramı çok kısa bir tarihe kadarda devam etmiş hala bile afrika kökenli insanlara aşağılık gözüyle bakılmaktadır.Ayrıca ingiltere hindistan,ortadoğuyada kanlı elini atmış yıllarca oralarında hallarına zulüm etmiştir.Yine ingiliz kolonileri avustralya kıtasına ulaşmış burdaki yerel halkı kılıçtan geçirmiştir nedeni neymiş biliyormusunuz?Avustralyanın yerlisi olan aborjinler o kadar çirkinlermişki insan deil tannetmişler,işte bu kadr bsit bir haklılık çabası.Devam ediyorum ingilizlerde barbarlık bitmez,yine onların kolonisi olarak giden daha sonra birbirleri arasındada kan döken amerika yine aynı şekilde kızılderili ırkını ümden yoketmiş,bebek,çocuk,kadınierkek demeden tüm bir ulusu yok etmiştir.Dünya üzerinde kökten bir ırkın yokedildiği ender görünmüştür bunuda belirteyim.
İspanya:Bildiğiniz gibi ispanyollar ve portekizliler gemilerle amerikanın güney taraflarına gitmiş,buradaki inka,maya ve aztek medeniyetleriyle bağlantı kurmuşlardır.Tabi bu bağlantı sonucunda gerekli olan aavrupa uygulamasını es geçmemiş,bu medeniyetleri katletmiş,sömrmüş mallarını ve canlarını ellerinden almışlardır.Şimdi bakarsanız güney amerika toptan ispanyolca konusur neden sizce çokmu sevmişler bu insanları hayır istersen onusma gideceğin yer ölüm.Bir hiç pahasına ırklar,medeniyetler tümde yokedilmiştir.
Yine kıbrısta türkler hunarca katledilmiş ve tüm belgeleriyle dünyanın gözü önünde segilendiği halde,bu gün dünya rum tarafını haklı görmektedir.Yine bu gün Amerikanın nasıl politikalarla dünyada soykırım yaptığına yada dolaylı olarak yaptırdığına heikte şahit oluyruz.Ayn zamada itlyan,rus,alman ve fransızlarda büyük insanlık suçları işlemişler,sömürmüşler katliamları yapmışlardır.Ve utanmadan bu kanklı yüzlerini dünyadan saklamak içinde tüm yardım,barış ve sağlılörgütlerinide bunlar kurmuşlardır.
Şimdi soruyorum size biz 100 yıllarca elimizde tuttuğmuz onca devlete baskı kurdkta neden bunlar islam olmadı,neden bir tanesi gram türkçeilmiyor.Neden çünkü bz oralara barbarlıkla gitmedik halklaraa iyi davrandık,dillerindede dinlerindede serbest bıraktık
Bumu yani barbar türkler,bumu yani medeni avrupa
Bakıpta gerçekleri görmeniz dileklerimle...
ibrahim_361
06-06-2009, 19:35
Kurani yalanlayanlara,inanmayanlara Kuran-i Kerimden den bilgiler.
DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI
Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran''ın Rahman Suresi''nde şöyle bildirilir:
Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)
Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93.
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran''da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.
Akdeniz''de ve Atlas Okyanusu''nda büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler vardır. Akdeniz''in suyu, Cebelitarık Boğazı''nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır.
__________________________________________________ ___________
ÇAMURDAN YARATILIŞ
Allah Kuran''da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde olduğunu haber verir. İlk insan, Allah''ın çamuru şekillendirip insan bedeni haline getirmesi ve ardından bu bedene ruh üflemesiyle yaratılmıştır:
Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti. "Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." (Sad Suresi, 71-72)
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. (Saffat Suresi, 11)
Bugün insan dokuları incelendiğinde, yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95''i karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor (P) ve sülfür (S)''den oluşur ve canlı dokularda toplam 26 element bulunur.(kaynak:http://www.ldeo.columbia.edu/dees/ees/life/lectures/lect21.html) Kuran''ın bir başka ayetinde şöyle buyrulmaktadır:
Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. (Müminun Suresi, 12)
Ayette "süzme" olarak çevrilen "sulale" kelimesi, "temsili örnek, öz, hulasa, esas" gibi anlamlara gelmektedir. Görüldüğü gibi Kuran''da 14 asır evvel bildirilenler, modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir.
ilk sayfadan sonra okumadım yorumları..
ilk söylediğin şeyde
"Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)"
9.sınıfı zar zor geçmeye çalışan biri olarak söylüyorum ki dünyadaki kara parçaları hareket ediyor ve dünya tek bir ada halinden dağınık kara parçaları haline geldi.ki bu da demek oluyor ki iki denizi yan yana salmamış rabbin.o söylenenler yalan demeye de kalkma,darwinin teorisini eğitim sistemine almayan adam bunun kesinliğini bilmeden hiç almaz(9.sınıf bi kardeşinden al oku bunu)
ikinci söylediğin şeyse toprak yapısında bir çok element bulundurur. 2-3 elementli bi yapı değildir toprak.ayrıca insanda sadece toprakta bulunan elementler bulunmaz diğer elementler de bulunur o diğer elementler üfürme elementi değildir
ne ilginç ?
kuran da mademki bunca mucize var..
bilim adamları ne kadar ahmak halen görememişler ???
yada kuran bukadar bilgi içerirken halen müslüman ülkelerde zerre kadar buluş icad bilimsel bir keşif olmamış ?????
bence islam tarihini tekrar oku. matematik, anatomi, tıp, felsefe, asrtonomi, coğrafya vs.vs. nerlerde icad edilmiş tekrar oku istersen :) farabi, ibni sina, harezmi,ömer hayyam,ibrahim hakkı, mimar sinan gibi şahsiyetleri bi araştır. üstelik bilimin inançla ilgisi yoktur bilimsel araştırma devlet ve kişi ile alakalıdır. sen inanmıyorsunda kaç buluş yaptın merak ediyorum. ha eğer müslüman olmayan ülkeler geliştiriyor dersen onlar da inanıyorlar Allah'a :) islam dini teknolojiyi ve bilimi emreder. araştırırsan ayeetlerle ve hadislerle sabittir. gelişmek insanın yaradılışında mevcuttur ve bu zaten akılla anlaşılabilecek kadar basit ve açıktır. devletlerin durumları ya da bilimsel gelişmişlikleri inançlarının onlara bunu emrettiğini ya da yasakladığını göstermez. çinliler de teknolojide ileri seviyelerde ama icat etmekten kaynaklanmıyor. üstelik hiç bir inançta teknolojiyi geliştirin bilgisayar yapın arabayı bulun tekerlek kullanın dendiğini görmedim ben :) kurandaki mucizeleri inançsızlar ancak bilim bulduktan ve ıspatlandıktan sonra anlayabilmişler malesef. zaten kuran bir mucize kitabı değildir. içinde gelecekten haber vermiş olan ve apaçık mucize olan ayetler mevcuttur ama gelecek anlatılsın görenler oooooooooooo deyip inansın diye gönderilmemiştir. (Bu gün bilim adamları bile kuranın geçmiş tarih ve ve kendisinden sonraki zamanla olan paralelliğini inanmasalarda inansalar da hayretler içerisinde kabul ediyorlar. kuran ayetlerinin referans alındığı konular var. lut kavmini anlatan ayetler buna örnektir. national geographic te kendim bizzat izledim.) ama kuran akıl sahipleri için bir öğüt ve ibret verici ve Allahın kullarına emirlerini anlatıcı bir kitap olarak indirilmiştir. zaten söylensede inanmayanların bilim ıspatlamadan kuran ayetlerine iman etmeleri zordur. Bilimsel olarak ıspatlananları bile kabul etmekte zorlanıyorla ya neyse.. üstelik gelişmişlik inaçla oluyorsa neden inançsızlar teknolojide en ileride değil? ben bu güne kadar inançsız olarak en gelişmiş darvini duydum o da deli saçması şeyler iddia etmiş genelde. maymundan gelmediğimiz kesin ama maymmun olmaya doğru bir gidişat var mı tartışılır :))))
ibrahim_361 (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=7977) http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/statusicon/user_offline.gif
Yazar
ilk sayfadan sonra okumadım yorumları..
ilk söylediğin şeyde
"Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)"
9.sınıfı zar zor geçmeye çalışan biri olarak söylüyorum ki dünyadaki kara parçaları hareket ediyor ve dünya tek bir ada halinden dağınık kara parçaları haline geldi.ki bu da demek oluyor ki iki denizi yan yana salmamış rabbin.o söylenenler yalan demeye de kalkma,darwinin teorisini eğitim sistemine almayan adam bunun kesinliğini bilmeden hiç almaz(9.sınıf bi kardeşinden al oku bunu)
ikinci söylediğin şeyse toprak yapısında bir çok element bulundurur. 2-3 elementli bi yapı değildir toprak.ayrıca insanda sadece toprakta bulunan elementler bulunmaz diğer elementler de bulunur o diğer elementler üfürme elementi değildir http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/buttons/quote.gif (http://www.turandursun.com/forumlar/newreply.php?do=newreply&p=186361)
demişsiniz.
Bu kadar çok okuyan biri olduğunuza göre bilirsiniz. fizik kuralları coğrafya biliminden daha çok kabul görür. eğer dünya üzerindeki su tek bir kütle halinde gazların uygun ortam ve koşullarda karışmasından oluşarak yağmur şeklinde yağarak birikseydi tamamen homojen bir su kütlesi oluşmak zorundaydı. yani her deniz ve okyanus aynı tuzluluk seviyesinde olmalıydı ya da toprağa göre olmayıydı bu durum ama malesef oyle değiil. yani gezegenizimizin farklı yerlerinden su kaynakları birden bire belirmiş diyor bilim. bu da iki denizin birbirine salınmış olabileceğinin ve ayetin geçekliğinin kanıtıdır. incitmeden soylemek gerekirse ayeti yalanlayacak bir durum olmaığı gibi ıspatlayan durumlar söz konusudur. üstelik kuran ı çok açık şekilde doğrulayan büyük bir teori ve çalışmalarıda sürmektedir. bilmem hiç duydunuz mu? adı BIGBANG. :) iyi forumlar.