Orijinalini görmek için tıklayınız : Ateizm
Ateizm terimi öncelikle felsefî bir kavram olup Tanrı inancı karşısında tepkisel bir düşünceyi dile getiren dünya görüşünün ismidir. Tarihte çok yaygın olmasa da eski dönemlerden itibaren günümüze kadar var olan ve bazı filozoflarca da dile getirilen önemli bir problemdir. Yüzyılımızın ilk yarısında da tarihte hiçbir zaman olmadığı kadar yaygınlaşan ve kendine taraftar bulan bir düşünce akımıdır. Günümüzde ise eski gücünden uzaklaşan ve fikrî dayanaklarını da tek tek yitiren ideolojik bir tavırdır.
Ateizm kelimesi Yunanca da “Tanrı” anlamına gelen “Theos”tan türemiştir. Bu kelimeden de “Tanrı inancına sahip olmak” ya da “Tanrı''ya inanmak” anlamına gelen theism anlayışı ortaya çıkmıştır. Ateizm kelimesi de İngilizce “theism” kelimesinin başına "a" ön takısının eklenmiş hali olup Türkçe’de “tanrıtanımazlık” anlamına gelmektedir. Bu eserde konu işlenirken tanrıtanımazlık ya da inançsızlık terimleri kullanılmakla birlikte dilimizde yaygınlık kazandığı için ateizm kelimesinin aynen kullanılması tercih edilmiştir.
Ateizm kavramı felsefî bir bakış açısını ifade etmenin yanında günlük dilde de belli bir yaşam tarzını ve davranış biçimini dile getirmektedir. Nitekim günlük dilde de benzeri bir düşünüşü dile getiren ya da ima eden kelimeler bulunmaktadır. Meselâ kültürümüzdeki "inançsız" veya "inkârcı" gibi kelimeler de bu terimin karşılığında kullanılmaktadır. Ayrıca bu kelime dinî literatürümüzdeki “kâfir, müşrik, zındık” ve özellikle “mülhid” gibi sözcüklerle de ifade edilebilmektedir. Bu da problemin pratik boyutunun olduğunu ve sıradan insanların dahi böyle bir düşünüş ve inanış biçimine karşı yabancı olmadıklarını ortaya koymaktadır.
Felsefî bir problem olarak ateizmin tanımlanması bu terimin anlaşılması kadar kolay değildir. Bunun çeşitli gerekçeleri bulunmaktadır. Bunların arasında da ortada pek çok Tanrı kavramının, din anlayışının ve Tanrı inancıyla ilgili felsefî yaklaşımın bulunmasıdır. Buna karşın birbirinden farklı olan ateistik akımlar da mevcuttur. Dolayısıyla ortada net bir ateizm tanımından veya teizm biçiminden söz etmek mümkün olmayacaktır.
Ateizmin bir kavram olarak tanımlanması ve anlaşılması öncelikle ilâhî dinlerin Tanrı inancının ne olduğunun bilinmesiyle mümkün olacaktır. Çünkü ilâhî olmayan herhangi bir inancı (putperestliği, totemizmi, paganizmi vb.) ya da dinî (Budizmi, Şintoizmi, Afrika’daki kabile inançlarını vb.) reddetmek mutlaka ateizm anlamına gelmeyecektir. Yine ateizmin tanımlanması için ilâhî dinlerde Tanrı inancıyla ilgili olarak peygamberlik ve âhiret inanışlarının da göz önünde bulundurulması gerekecektir. Bunun sebebi de ateizmin gerek kavram ve gerekse bir düşünce olarak söz konusu inançlara olan bağımlılığıdır. Çünkü böyle bir inanç olmasaydı zaten ateizm de olmayacaktı.
Bilindiği gibi dünya üzerinde birden fazla Tanrı anlayışı bulunmaktadır. Hatta ilâhî dinlerin yanında, aynı mezhebin veya ekolün dahi kendi içerisinde farklı yorumlara sahip olduğu görülmektedir. Bu noktadan bakıldığında her türlü Tanrı inancının veya dinin tam olarak ilâhî dinleri yansıtmadığı (bir anlamda teizm olmadığı) anlaşılmaktadır. Bu durumda dünya üzerinde tek tip bir dinî inançtan bahsetmek mümkün değildir.
Aynı şekilde ateizmi de geniş anlamda inançsızlık olarak ele alırsak yine dünyada tek çeşit bir inançsızlığın olmadığını görürüz. En azından şekil, yöntem, gerekçe ve amaç itibariyle bazı inançsızlıkların birbirinden farklı olduğunu tesbit edeceğiz. Dolayısıyla inançsızlık denilince hemen akla ateizm gelmemelidir. Meselâ insanların çoğu inanç sahibi ve bir dine mensup olmasına rağmen öteki dinleri reddetmektedirler. Diğerleri de aynı şekilde davranmakta, sadece kendi anlayışlarını savunarak karşısındaki inanışları yanlışlamaya çalışmaktadırlar. Bu duruma en bâriz bir şekilde Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet arasında karşılaşılmaktadır.
Hıristiyanlar İslâmiyet’i (İslâm''ın ortaya koyduğu Allah kavramını) ve Hz. Muhammed’i reddederken, müslümanlar da hıristiyanların teslîs, enkarnasyon ve aslî suç gibi inanışlarını reddetmekte ve Hz. İsa’nın sadece bir peygamber ve bir insan olduğunu belirtmektedirler. Buna karşın yahudiler Tanrı’nın İsrâiloğul-ları’nı mümtaz kıldığını ve dolayısıyla kendi Tanrıları olduğunu söylerken, müslümanlar Tanrı’nın bütün insanları eşit yarattığını, rengi, dili ve kültürü ne olursa olsun herkesi kucakladığını yani O’nun evrensel olduğunu ifade etmişlerdir. Görüldüğü gibi kaynak itibariyle aynı Tanrı’ya inandıkları halde dahi söz konusu dinlerin mensupları kendi aralarında ayrılmakta ve birbirlerinin Tanrı yorumunu kabul etmemektedirler.
Felsefe tarihinde dindar olmadığı halde Tanrı inancına sahip olan düşünürler de bulunmaktadır. Buna karşın günümüzde çok sık rastlandığı gibi özellikle Batı dünyasında görünüşte dindar olduğu halde gerçekte Tanrı’ya inanmayan pek çok kişi vardır. Bu durum gerek teizmin ve gerekse ateizmin tanımlanmasında birtakım güçlüklerin bulunduğunu göstermektedir.
Dünyanın bazı bölgelerinde ateizmin ideolojik hale getirilmesi de tanım konusunda ayrı bir sıkıntı doğurmuştur. Meselâ özünde materyalist ve sosyalist olan politik yapılanmalarda ateizm insanlara kabul edilmesi gereken bir yaşam biçimi olarak sunulmuştur. Burada da ateizmin ideolojilerden bağımsız olarak kendi başına anlaşılma zorluğu bulunmaktadır.
Ateizm temelde Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet gibi üç büyük ilâhî dinin Tanrı anlayışını kendine hedef olarak seçmektedir. Yorum farkları bir tarafa bırakılırsa, bu dinlere göre Tanrı, özünde ezelî ve ebedî olan, irade ve kişilik sahibi, aşkın bir varlıktır. Varlığı için hiçbir sebebe gereksinim duymayan bu varlık, maddî değildir ve görünen âlemin de ötesindedir. Nesneleri yoktan varkılmaya muktedir olan bu varlığın gücü de Tanrı olmak bakımından her şeyi yapmaya muktedirdir. Ayrıca yaratmış olduğu evreni ve içerisindeki varlıkları da şekillendirmekte, düzenlemekte ve işleyiş yasalarını belirlemektedir. Bir anlamda bu yasalar sayesinde onların varlıklarını devam ettirmelerine imkân tanımak-tadır. Bu tanım çerçevesinde, Tanrı''nın varlığına inanan ve bu inancını da ifade eden kişiye mümin denmektedir. Böyle bir Tanrı kavramına inanmayan kişiye ise ateist denmektedir. Yani bir anlamda ateist, ilâhî dinlerin ifade ettiği biçimde, varlığının öncesi veya sonrası bulunmayan, aşkın olan, evreni yaratan ve yasalarını belirleyen, irade ve kişilik sahibi olan, her şeyi yapma, bilme ve görme kudretinde bulunan, insanların hayrını dileyen ve onlara hayatı bahşeden bir varlığa inanmayan kişidir. Diğer bir deyişle ateist hem düşünce seviyesinde hem de günlük yaşantısında söz konusu Tanrı’nın varlığını reddeden bununla birlikte peygamberi ve âhiret inançlarını da kabul etmeyen kişidir.
Dinler tarafından Tanrı''ya atfedilen nitelikler bazan çevreden çevreye değişebilmektedir. Özellikle yahudi ve hıristiyan düşünürlerin bir kısmı bu temel niteliklere sadık kalmakla birlikte, bazan kendi dışındakilerinin (müslümanlar) kabul edemeyeceği bir biçimde O’nu yorumlamaktadırlar. Meselâ yahudilerin Tanrı''yı sadece İsrâiloğulları’na ait millî bir Tanrı biçiminde görmelerine, hıristiyanların da Tanrı''yı bir yandan Baba (Father) olarak tasvir etmelerine diğer yandan onu oğul İsa biçiminde dünya''ya gelmiş olarak yorumlamalarına müslümanlar karşı çıkmışlardır.
Müslümanların söz konusu anlayışlara karşı çıkma gerekçeleri arasında her iki geleneğin özünden koptuğu, aslını değiştirdiği, akıl ve mantık dışına çıkıldığı gibi hususlar bulunmaktadır. Bir ateist her şeye rağmen bu dinlere ve Tanrı anlayışlarına açıkça karşı çıkmakta genelde de farklılıklarını düşünmeden her üçünü birden inkâr etmektedir.
Batı dünyasında ortaya çıkan felsefî ateizmin her ne kadar aşkın bir varlığa ya da yaratıcıya karşı tepki olarak ortaya çıktığı düşünülse de insanların inançsızlığa doğru sürüklenmesinde hıristiyanlığın kendine özgü yorumlarının ve kilise öğretilerinin de büyük rolü olmuştur. Nitekim İslâmiyet''in hıristiyanlıkla ilgili karşı çıktığı pek çok unsurun içerisinde bunlar bulunmaktadır. Ateistler açısından eleştiri konusu olan ve belki de dinden kopma sebebi olan bu inançların büyük bir kısmı müslümanlar tarafından da reddedilmiştir.
Kimmiş bu ateistler?...
Neymiş bu ateizm?...
Merakıma mucip oldu.....
Bence ateizm dinlerdeki sapkınlıkları ortaya koyan bir eğilimdir. Homojen bir felsefi eğilim değildir. Her ateistin kendi yaşam felsefesi olabilir ve vardır da.. Ama onlar Müslüman’larınki gibi tek bir kalıptan çıkmamışlardır. Her biri farklıdır. Benim yaşam felsefemi çok az ateistin paylaştığını biliyorum..
Dinler ve Allah kavramı var oldukça ateistler de var olacaktır.
Allah’a istediği sapkınlıkları sorumsuzca yapacağı bir dünya bırakacağımızı mı sandınız?
HACI
Haci sen kimsinde Allaha dunyayi birakmamayi dusunuyorsun, sen daha bagirsaklarinda problem oldumu tuvalet ihtiyacini goremeyen bir zavalliyken nasil olurda seni yaradana karsi cikar vede kazanacagini hayal edersin.
su ateistlerin icinde en acinasi olan sensin.
Siz Allah’ı şımartıyorsunuz...
Sizinle oynaşmak için yaratmış sizleri..
Eziyet etmek, zulmetmek için..
Yüz vermeyin..
Bakın nasıl tımar edeceksiniz o zalimi.......
Bu ne korku böyle..
Aklınızın esiri olmuşsunuz..
Kendi yarattığınız bir canavardan ne kadar da korkuyorsunuz..
Yazık.. Çok yazık.....
hacı;
sızıntı nın seni anlaması mümkün değil!
ngcoskun
18-12-2004, 10:37
bence de mümkün değil.
sızıntı;
Haci sen kimsinde Allaha dunyayi birakmamayi dusunuyorsun, sen daha bagirsaklarinda problem oldumu tuvalet ihtiyacini goremeyen bir zavalliyken nasil olurda seni yaradana karsi cikar vede kazanacagini hayal edersin.
tamam biz bağırsaklarımızdaki problemi bile çözemeyen zavallılarız .ya siz biraz kendinize bakın acıyorum boşa geçirdiğiniz zamana. beş vakit namazla şunla bunla ibadetle geçirdiğiniz zamanı biraz üretime harcasaydınız da biraz ülkemiz kalkınsaydı. Senin yaradan dediğin şeye karşı çıkmaya devam edeceğiz.OLMAYAN VARIKLARLA UĞRAŞACAĞINIZA GERÇEKLERLE UĞRAŞIN . DAHA ÖNEMLİ GERÇEKLER VAR HAYATTA GÖREMEDİĞİNİZ.
Ahmet yazınız çok güzel ! sonunna kadar katılıyorum..Ateizimin hiçibr bilimselliği yoktur..Sadece etkiye bir tepki anlayışı..Hatta bu günlerde bir ideolojiye dönüşmüş..
Ateistlerde mantık yoktur"bacteriler o kadar basit değil,çok komplex yapıdadır ..kenidiliğinden oluşamaz..HACİ"Gibi nadide cümleyi kullanıp ateizmi savunan bir ademden nasıl bir mantık anlayaşı beklenebilirki?
ngcoskun
18-12-2004, 11:03
reel;
Ahmet yazınız çok güzel ! sonunna kadar katılıyorum..Ateizimin hiçibr bilimselliği yoktur..Sadece etkiye bir tepki anlayışı..Hatta bu günlerde bir ideolojiye dönüşmüş..
Ateistlerde mantık yoktur"bacteriler o kadar basit değil,çok komplex yapıdadır ..kenidiliğinden oluşamaz..HACİ"Gibi nadide cümleyi kullanıp ateizmi savunan bir ademden nasıl bir mantık anlayaşı beklenebilirki?
al birini vur ötekine.ateistlerde mantık yoktur da siz de mi vardır.hangi mantıktan bahsediyorsunuz .benim ve herkesin bildiği mantık değil herhalde bahsi olan.olsa böyle konuşmazsınız.siz hangi mantıkla gerçeklerden kaçıyorsunuz birde onu değerlendirin bakalım.1400 yıl önceki ilkel koşullarda yazılmış bir kitap mı mantığınızı çevreleyen.ee tabi oysa doğru ateizmin buna göre bir mantığı yoktur. güncellesenize kuranınızı o zaman.insanlar ve yaşamlar değişirken kuran o kadar yüce ki değişmeye gerek yok öyle mi????????????
ngcoskun demiski
OLMAYAN VARIKLARLA UĞRAŞACAĞINIZA GERÇEKLERLE UĞRAŞIN . DAHA ÖNEMLİ GERÇEKLER VAR HAYATTA GÖREMEDİĞİNİZ.
bakin simdiden gozle gorunmeyen daha onemli varliklarin oldugunu kabul etmeye basladilar.Yani gozle gorununmeyen ve tek yegane varlik olan Allah in var oldugunu kabul etmeye basladilar.
uyarilarin icin tesekkurler fakat bizde zaten o goremedigimiz varlik yani Allah icin calismaya gayret ediyoruz..
ngcoskun
18-12-2004, 15:29
res
bakin simdiden gozle gorunmeyen daha onemli varliklarin oldugunu kabul etmeye basladilar.Yani gozle gorununmeyen ve tek yegane varlik olan Allah in var oldugunu kabul etmeye basladilar.
uyarilarin icin tesekkurler fakat bizde zaten o goremedigimiz varlik yani Allah icin calismaya gayret ediyoruz..
siz gerçekten laf kalabalığından başka birşey yapmıyorsunuz ya da anlayışınız kıt.GÖREMEDİĞİNİZ derken sizin görmek istemediğiniz aslında var olan ve herkesin bildiği gördüğü fakat çözümü için uğraşılmayan sorunlardan bahsediyorum.Ülkemizin sorunlarından , insanlık sorunlarından ama siz saçmalamaya devam ediyorsunuz.susun isterseniz bence hiç cevap yazmayın da ayıbınız örtülsün
Reel,
""Ahmet yazınız çok güzel ! sonunna kadar katılıyorum""
Yazi Ahmet''e ait degil. Ahmet yaziyi bir yerden alip, adini ilave ederek buraya yapistirmis. Yani kaynagini belirtmeyen Ahmet, bir SAHTEKAR...
SEN İSE SAHTEKAR AHMET''E YAG CEKEN BİR DÜMBELEK...
kehhh kehhh kehhhhh
Bana ne..İster ahmet ister mehmed''e ait olsun Önemli olan onu şerh eden....önümüze koyan....
Şaklanbanlığından yine bir şey kaybetmemişsin oğuz efendi..
Söylediğin için ......bil mukabele iade olunur......Ucuzlarla işimiz yoktur....
Zındık bir beyini ne dedğimi anlayabildimi acaba? :lol:
Muhtemelen :lol:
Bazı ateistlere göre "ateizm" Tanrı’yı reddetmekten öte, zihinde Tanrı fikrine sahip olmamak demektir. Bu anlayışa göre İnsan doğuştan Tanrı kavramına sahip olmadığı için reddedecek bir şeyi de bulunmamaktadır. Bu tür bir ateizm mutlak ateizm olarak tanımlanmış ve taraftarlarına da mutlak ateist denmiştir. Bu anlayışı savunanların arasında Baron D’Holbach (1723-1789) ve Charles Bradlaugh gibi düşünürler bulunmaktadır.
Mutlak ateizm ile ilgili pek çok tartışma yapılmıştır. İnsanların doğuştan inançsız oldukları iddiası yalanlanmış ve bazıları inkâr etse dahi hemen hemen bütün insanların zihin ve gönlünde bir yaratıcı fikrinin bulunduğu belirtilmiştir. (Genetik olarakta)Ayrıca mutlu ve sağlıklı günlerinde Tanrı’yı inkâr eden ateistin sıkıntılı zamanlarında ona sığınması mutlak ateizmin imkânsızlığına dair bir örnek olarak ileri sürülmüştür. Bu tartışmalarla ilgili detaylı bilgileri bu forum da da verilecektir.
Ateizm birinci yaklaşımdan biraz farklı olarak "Tanrı''nın varlığını reddetmek" şeklinde de tanımlanmıştır. Aslında ateizm denilince akla bu tanım gelmektedir. Felsefede önemli olan ve Tanrı inancına ağır eleştiriler yönelten ateizm biçimi de budur. Yani düşünerek tartışarak zihnî bir çabayla Tanrı’nın varlığını reddetmek ve ilgili iddiaları çürütmeye çalışmaktır. Teorik ateizm de denen bu anlayış doğrultusunda dindarların iddiaları ve Tanrı''nın varlığı lehinde getirdikleri kanıtlar eleştiri konusu olmuş, bu süreçte Tanrı''nın varlığını çürütmeye yönelik karşı tezler ileri sürülmüştür.
Teorik ateizmde Tanrı''nın varlığı inkâr edilmekle kalınmamış, bu kavramla ilgili olarak gündeme gelen mûcize, vahiy, peygamberlik, kutsal kitap, ölümsüzlük ve âhiret hayatı gibi inançlar da eleştirilmiş ve reddedilmiştir. Ayrıca bu tür bir ateizmde sadece teistik Tanrı kavramı hedef alınmamış, bunun yanı sıra mistik, mitolojik, transandantal (aşkın) veya antropomorfik anlayışlarla, panteizm ve deizm gibi, bir şekilde Tanrı inancına yer veren diğer ekoller de reddedilmiştir.
Ateizmin “Tanrı’nın varlığının reddedilmesi” şeklinde tanımlanması daha ziyade dindarlar tarafından yapılmıştır. Çünkü onlar açısından ateizm dine karşı bir tepkidir. Dindarlara göre Tanrı zaten vardır. O''nun varlığı şüphesiz bir şekilde kabul edilmiştir. Yokluğunu düşünmek mümkün değildir. Durum böyle olunca varlığında kuşku bulunmayan Tanrı’yı ateistler bilinçli olarak reddetmişlerdir.
Tanrı''nın varlığına inanan ve ateizmi yukarıdaki şekilde tanımlayanlara göre ateist niçin inanmadığını açıklamak ve temellendirmek durumundadır. Aksi takdirde o doğmatik bir tavırla, gerekçesiz yere Tanrı’nın varlığını inkâr etmiş olacaktır. Kaldı ki ateizm lehine ileri sürülen gerekçelerin pek çoğu da inanan insanlara göre bir reaksiyonun ürünü olup içerisinde birtakım çelişkiler ve tutarsızlıkları barındırmak-tadır.
Her şeye rağmen ateistler de Tanrı’yı reddetmekle kalmamış elbetteki birtakım gerekçeler ileri sürmüştür. Bunların yanında da inanan insanların Tanrı’nın varlığı lehinde dile getirdiği kanıtları eleştirmeye çalışmışlardır. Böylece düşünce tarihinde çok ciddi ve renkli tartışmalar ortaya konmuştur.
Ancak görünen o ki bu tartışmalarda ateistler sadece savunma ve karşı tarafın tezlerini yalanlama durumunda kalmıştır. Yani tartışmalarda kendilerine özgü güçlü tezler ileri sürememişlerdir. Teistlerin ellerinde ise inanmalarını gerektiren pek çok kanıt bulunmaktadır. Bunun yanında bir insanın çevresinde bulunan ve tecrübe ettiği günlük yaşantıya ait bilgiler de Tanrı inancına götürmektedir. Dolayısıyla eldeki kanıtlara bakıldığında ve ön yargısız olunduğunda Tanrı’nın varlığını reddetmenin iyice zorlaştığı hatta imkânsız hale geldiği görülmektedir.
Elbetteki Tanrı’nın varlığıyla ilgili söz konusu kanıtlara bazı eleştiriler getirmek mümkün olmuştur. Ancak kanıtların eleştirilmesi ya da onların zayıf noktalarına işaret edilmesiyle o kanıtların ana fikrinin çürütülebilmesi arasında büyük farklar bulunmaktadır.
Ateizm yukarıdaki tanımlardan biraz farklı olarak bazan da "sanki Tanrı yokmuş gibi yaşamak" veya "Tanrı''yı günlük yaşama sokmamak" biçiminde tanımlanmıştır. Buna da pratik ateizm adı verilmiştir. Bu tür bir ateizmde kişi daha ziyade günlük yaşamındaki tavır ve davranışlarıyla, hayat tarzı, ilke ve alışkanlıklarıyla, Tanrı''sız bir dünya ve Tanrı''sız bir yaşam kurmayı istemektedir. Bunun yanında Tanrı’yla alâkalı olarak en ufak bir şey düşünmemekte, kendini dinden, ibadetlerden ve bunlarla ilgili törenlerden de uzak tutmaya çalışmaktadır. Pratik ateizm anlayışında Tanrı''nın teorik tartışmalarla reddedilmesi ikinci planda kalmaktadır.
Pratik ateistler aktif ve pasif olmak üzere kendi aralarında ikiye ayrılmışlardır. Pasif olanlar Tanrı’nın varlığını reddetmekle birlikte, dinî inançlarla veya dindarlarla bir problemi bulunmayan, buna karşın kendi dünyalarında yaşayan ve içlerine kapanan kişilerdir.
Aktif olanlar ise gerek zihinlerinde ve gerekse günlük yaşantılarında Tanrı inancını reddeden bunun yanında çevresinde Tanrı’yı hatırlatan her türlü fikir, sembol ve davranışa karşı savaş açan kişilerdir. Bu tür ateistler dindarlarla da her zaman mücadele etmeyi ve insanları dinsizleştirmeyi kendilerine amaç edinmişlerdir. Bu yüzden bu kişilere bazan militan ya da eylemci ateistler de denmektedir. Felsefede ki temsilcileri arasında L. A. Feuerbach (1804-1872), F. Nietzsche (1844-1900), S. Freud (1856-1940) ve K. Marx (1818-1883) gibi ünlü düşünürler de bulunmaktadır. Söz konusu filozoflar teorik açıdan Tanrı inancını çürütmeye çalışmakla kalmamış ayrıca pratik olarak inançsız bir toplumun hayalini de kurmuşlardır.
Pratik olarak bir insanın inançsız olması ya da dinsiz yaşamaya çalışması oldukça zordur. Ancak yüzyılımızda ateizm bir inanç problemi olmaktan çıkarılmış, yıkıcı ve ahlâk dışı ideolojilerin aleti haline getirilmiştir. Yani bir anlamda insanlar kendilerini ya da bir başkasını, içi boş birtakım ilkeler uğruna dinsiz yaşamaya ya da moral değerleri terketmeye zorlamıştır. Böylelikle pratik ateizmin yaşama geçirilmesine imkân ve zemin hazırlanmıştır. Dolayısıyla pratik ateizm bir zorlamanın ve bir ideolojinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Gerçi bu zorlamanın arkasında kilisenin ve insan sevgisinden uzak olan bazı din anlayışlarının insanlar üzerindeki akıl almaz dayatmaları bulunsa da sonuç itibariyle kendileri daha büyük bir yanlışa düşmüş ve insan doğasına aykırı gelen davranışlar sergilemişlerdir.
Bu tür bir ateizme kapılan insanların büyük çoğunluğu yalnız kaldıklarında ya da bir şekilde yıkıcı ideolojilerin etkisinden kurtulduklarında daha sakin ve mantıklı düşünmeye başlamışlardır. Vicdanlarından gelen sese kulak vererek bazı anlamsız saplantılara ve kaçışlara son vermişlerdir. Hayata farklı bir şekilde bakmaya başlamış, evreni, yaşamı, doğayı ve canlılar dünyasını bir başka gözle seyretmeye koyulmuşlardır.
Bir kısım düşünürler Tanrı''nın varlığını veya yokluğunu tartışma konusu yapmadan bu konulara uzak durmayı tercih etmiştir. Her iki hususun da eşit derecede anlamsız bir iş olduğunu öne sürerek konuya ilgisiz kalmayı yeğlemişlerdir. Bu tür ateistlere göre insan, sadece var olanla yetinmeli görünen âlemin ötesine ilgi duymamalıdır. Dolayısıyla dünyanın ötesindeki herhangi bir varlık hakkında olumlu ya da olumsuz bir yargıda bulunmaya ya da konuşmaya çalışmak anlamsız bir iş yapmak olacaktır. Tanrı’nın varlığını iddia edenler de yokluğunu kanıtlamaya çalışanlar da yanılgıya düşmüşlerdir. Çünkü her ikisi de fizikî âlemin dışına ait tartışmalara girmiş ve boş şeyler konuşmuşlardır. Bu düşüncede olanlar kendilerini klasik anlamda ateist olarak adlandırmaktan da kaçınmışlardır. Ancak kendilerini ateist olarak görmemelerine rağmen bu kişilerin teist olduğunu söylemek de zordur. Dolayısıyla Tanrı’nın varlığına ilgisiz kalmaları bir anlamda onu reddetmek gibi olacaktır. Çünkü onu kabul edilecek ya da inanılacak bir varlık olarak görmemektedirler. Yüzyılımızın ilk yarısında özellikle Avrupa’da çok etkili olan mantıkçı pozitivizm ekolü bu tür bir anlayışın güçlenmesinde büyük rol oynamıştır.
Ancak bu anlayışın sığlığı ve yetersizliği hemen göze çarpmaktadır. İnsanın doğasında düşünme ve akletme gücü vardır. Bu güçler de kendini sadece fizikî âlemle sınırlı görmemekte, daha da ileriye giderek varlığın öncesini, mevcut halini ve sonrasını düşünmektedir. Yine bu güçler sayesinde İnsan varlık âleminin sadece maddî olmadığına, yaşamın da o kadar basit ve anlamsız görünmediğine kanaat getirmektedir. İnsanların pek çoğu birtakım derin düşüncelere dalmakta ve kendi varlığıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmaktadırlar.
İmdi bütün bunları göz ardı etmek ve neredeyse insanları en hayatî konulara karşı ilgisiz kalmaya çağırmak gülünç olacaktır. Zaten bunun gerek teoride ve gerekse pratikte imkânsız olacağı da muhakkaktır. Bir kısım insanların günlük yaşamın uğraşılarına dalarak ömrünü tüketmesi ve bazı değerlere karşı uzak kalarak dinî inançlara karşı ilgisizleşmesi, kayıtsız bir şekilde yaşaması, onların şanssızlığı olacaktır. Ancak bu durum başkalarını da aynı şekilde hareket etmeye sevkedemeyeceği gibi kimseyi de varlık üzerinde düşünmekten alıkoyamayacaktır.
Özünde felsefî bir problem olan ateizm bazan da ideolojik bir ilke olarak savunulmuş ve politik bir kabul haline gelmiştir. Özellikle Karl Marx, F. Engels (1820-1895) ve V. I. Lenin’in (1870-1924) görüşlerinden hareketle kurulan sosyalist yönetimlerde ateizm komünist partilerin propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Eski Sovyetler Birliği’nde ve hâlâ bazı ülkelerde ateizm Marxist ve Leninist dünya görüşünün ayrılmaz bir parçası olarak görülmüş ve “ilmi ateizm” adıyla takdim edilmiştir.
Materyalizmin mutlak doğru olarak kabul edildiği komünizmle yönetilen ülkelerde ateizmin bilimsel (materyalist) temellere dayandığı söylenmiş, dinin de toplumsal (içtimaî) bir hadise olarak görüldüğü ifade edilmiştir. Bu yönüyle de ilmî ateizm kendini Batı''daki (felsefî) ateizmden ayrı görmüş, onları (yani Marxist ve materyalist olmayanları) burjuva ateizmi diye nitelemiş, kavramlarını ve üslûbunu eleştirmiştir. Bu çerçevede toplumdaki bütün dinî inançlar, kurumlar, ibadetler, törenler, alışkanlıklar, âdet ve gelenekler şiddetle reddedilmiş ve yasaklanmıştır.
Tahmin edilebileceği gibi ilmî ateizm, dini içeriden değilde dışarıdan yıkmaya çalışmış ve bunu yaparken de onu birtakım kalıplara sokarak indirgemeci yaklaşımlarla izaha kalkmış ve ideolojik bir tavır içerisinde karalamıştır. Dolayısıyla bilim ve felsefe adına ideolojik ve politik amaçlar hedeflenmiştir. Ancak sonuç itibariyle ilmî ateizm de her türlü ideolojik desteğe rağmen insanın sorgulamasından kurtulamamış ve ciddi biçimde tenkide uğramıştır. Nitekim bu eleştiriyi yapanlar da bu tür bir ateizmi yıllarca yaşayan ve kendilerine propaganda edilenler olmuştur. Çalışmanın sonlarına doğru ilmî ateizmle ilgili geniş bilgi verilerek olumsuzlukları sergilenmeye çalışılacaktır.
Buraya kadar ana hatlarıyla özetlediğimiz gibi ateizm çeşitli biçimlerde anlaşılmış ve tanımlanmıştır. Kısaca inançsızlık ya da tanrıtanımazlık olarak ifade edilen ateizm, bazan zihinde Tanrı fikrinin bulunmaması (mutlak ateizm), bazan Tanrı’nın varlığının bilinçli bir biçimde reddedilmesi (teorik ateizm), bazan Tanrı yokmuş gibi yaşam sürülmesi (pratik ateizm), bazan Tanrı’nın varlığı tartışmalarına ilgisiz kalınması (ilgisizlerin ateizmi), bazan da ideolojik (materyalist) bir kabul biçiminde (ilmî ateizm) ortaya çıkmıştır.
Bu tanımların her birine inananlar tarafından çok ciddi eleştiriler getirilmiştir. Özellikle felsefî boyutta ateistlerin düşünceleri sorgulanmış ve fikirleri çürütülmüştür. Söz gelişi bir insanın tamamen inançsız olamayacağı ileri sürülmüş, Tanrı’nın varlığını reddetmenin o kadar kolay olmadığı belirtilmiştir. Dini reddeden kişilere ortaya ne koydukları ve bir insanın nereye kadar Tanrı’ya ilgisiz kalabileceği sorusu yöneltilmiştir. Bir insanın kendini ateist olarak görmesi mümkün olabilecektir. Ancak aynı derecede o kişinin ateizmini temellendirmesi ve herkesin kabul edebileceği ikna edici açıklamalar getirmesi kolay olmayacaktır.
Elbetteki bütün bu tartışmalar Tanrı’nın varlığına inansın ya da inanmasın onu bir inanç problemi olarak gören kişiler için anlamlı olmuştur. Aksi takdirde, daha önce ifade edildiği gibi, ateizmi kendine bir ideoloji ya da inkârcı bir akım olarak seçen kişiler için bu tartışmaların hiçbir önemi bulunmayacaktır. Çünkü böyle bir kişi kendi kanaati dışındaki her şeyi daha işin başında reddedecek ve karşı tarafla fikir alışverişini düşünmeyecektir. Ancak dünya kurulduğu günden beri din karşıtı pek çok ideolojinin gelip geçtiği görülürken dinin (tevhid inancı) var olduğu ve sonsuza kadar da böyle gideceği muhakkaktır.
Reel,
""Ahmet yazınız çok güzel ! sonunna kadar katılıyorum""
Yazi Ahmet''e ait degil. Ahmet yaziyi bir yerden alip, adini ilave ederek buraya yapistirmis. Yani kaynagini belirtmeyen Ahmet, bir SAHTEKAR...
SEN İSE SAHTEKAR AHMET''E YAG CEKEN BİR DÜMBELEK...
kehhh kehhh kehhhhh
Oguz bey beyniniz de kurdugunuz düsüncelerin size mi ayit oldugunu düsünüyorsunuz?
bence de mümkün değil.
sızıntı;
Haci sen kimsinde Allaha dunyayi birakmamayi dusunuyorsun, sen daha bagirsaklarinda problem oldumu tuvalet ihtiyacini goremeyen bir zavalliyken nasil olurda seni yaradana karsi cikar vede kazanacagini hayal edersin.
tamam biz bağırsaklarımızdaki problemi bile çözemeyen zavallılarız .ya siz biraz kendinize bakın acıyorum boşa geçirdiğiniz zamana. beş vakit namazla şunla bunla ibadetle geçirdiğiniz zamanı biraz üretime harcasaydınız da biraz ülkemiz kalkınsaydı. Senin yaradan dediğin şeye karşı çıkmaya devam edeceğiz.OLMAYAN VARIKLARLA UĞRAŞACAĞINIZA GERÇEKLERLE UĞRAŞIN . DAHA ÖNEMLİ GERÇEKLER VAR HAYATTA GÖREMEDİĞİNİZ.
Bilim ve din, gerek saha ve gerekse amaç itibariyle birbirine karşıt olgular değildir. Çünkü her ikisinin de uğraşı alanı birbirinden farklıdır. Bilimin fenomen dünyamızla ilgili olduğunu ve bu sahada araştırmalar yaptığını düşünürsek bu faaliyetin bir anlamda dinin de lehine olacağı açıktır. Çünkü din bu evrenin ve içindekilerinin Tanrı’nın bir yaratığı olduğunu, orada belirli yasalar bulunduğunu ve her şeyin bir düzen içerisinde var kılındığını ifade etmiştir. Bilim de sonuç itibariyle evrenin yasalarını ve işleyiş biçimini ortaya koyacağına göre, yani kaostan ziyade, bir düzeni keşfedeceğine göre dinin bu sonuçtan rahatsız olacağını düşünmek yanlış olacaktır.
Aslında ateistleri bu şekilde gruplara ayırmanın fazla bir anlamı olacağını sanmıyorum. Çünkü bu durum hemen her inanç, düşünce ve eğilim için söz konusudur. Hatta teizmn için de aynı şeyleri ileri sürmek mümkündür. Kimi teist ilgisizdir, kimi bu işe merak sardığı için ideolojiktir. Kimi teoriğe de önem verir. Bazıları yalnız pratik ederler. Birçoğu için teizm mutlak olabilir. Çoğu teist ve ateist bunların karışımından oluşmuştur.. Ya da zamanla evrime uğrar. Önce kuramsaldır.. Teoriğine önem verir. Zamanla bir eğilimi yaşamına uygular ve pratik eder. Sonra mutlak teist veya ateist olur..
Tanrı''nın varlığına inananlarla inanmayanlar arasındaki tartışmaların özünde insanların niçin inandığı ya da inanmadığı gibi konular yer almamaktadır. Zaten bu ve benzeri konularda kimsenin kimseyi sorgulamaya ya da yargılamaya hakkı yoktur. Çünkü herkes olumlu ya da olumsuz olsun kendi inancıyla başbaşadır. Bu durum her iki taraf için de söz konusudur. Dolayısıyla gündeme gelen ve tartışılan şey belirli bir inancın kabulü olmayıp söz konusu inancın arkasında yatan gerekçeler ve fikrî alt yapılardır. O yüzden konulara ayırıp yazmak daha tutarlı olur.
İnsanları prangalara vuran ve cenneti için rüşvet isteyen bir yaratıcıya inanmak düşündürücüdür.
Özellikle felsefî boyutta ateistlerin düşünceleri sorgulanmış ve fikirleri çürütülmüştür. Söz gelişi bir insanın tamamen inançsız olamayacağı ileri sürülmüş, Tanrı’nın varlığını reddetmenin o kadar kolay olmadığı belirtilmiştir.
Felsefi pek çok yayın okudum yıllar boyunca ama ateizmin felsefi dayanaklarının çürütüldüğünü okumadım. Sen biliyorsan bunları yaz da öğrenelim.
Bir insanın tamamen inançsız olamayacağı iddia edilmiş. "İnanç" ve "dini inanç" birbirinden farklı kavramlardır. Mesela bir insan eğitim, bilim,sanat, insan hakları, demokrasi, dostluk gibi değerlere inanabilir. Ama dini kavramlara inanmayabilir. Elbetteki bir insan inançsız olamaz ama dini inanç ile gerçekçi inaçları ayrı tutmak gerekir.
Tanrının varlığını inkar etmek elbetteki kolay değildir. Sadece düşünsel düzeyde değil, varoluşsal düzeyde de belli kabulleri gerektirir. 20. yy ın en büyük düşünür ve yazarlarından A. Camus ve J.P. Sartre''yi tam anlamıyla ateistler sınıfında kabulo edebiliriz.
Modern dönemde ateizmin yayılmasında ve taraftar bulmasında rol oynayan iki önemli düşünür daha vardır. Bunlar Nietzche ve Sartre’dır. Kendi kültürlerine karşı isyankâr bir ruh yapısına sahip olan bu düşünürler birtakım duygusal, moral ve varoluşsal gerekçelerle Tanrı’yı reddetmiş, geleneksel (dinî ve ahlâkî) bütün değerleri yıkarak insanın özgürlüğüne dikkat çekmeye çalışmışlardır.
Söz konusu düşünürler özellikle hıristiyanlığın Tanrı anlayışına ve bu anlayış üzerine kurulan ahlâkî yapıya karşı amansız bir mücadele vermiş ve inançsız yaşamayı ilke edinmişlerdir. Bu düşünürlere göre hıristiyan ahlâkı da insanı küçültmüş ve özgürlüğünü kaybettirmiştir. Her iki düşünürü de bunalımlı bir dünyanın ortaya çıkardığı bunalımlı insanlar olarak nitelemek mümkündür.
“Tanrı öldü O‘nu biz öldürdük” diyen Nietzsche bu ifadesiyle Tanrısız bir yaşam istediğini açığa vurmuştur. Tanrı’nın ölmesi de ona göre insan zihnindeki Tanrı kavramının yok edilmesi ve çıkarılıp atılması anlamına gelmektedir. Bu durumda insan, Nietzsche''ye göre, özgürlüğünü ve onurunu yeniden kazanacak ve kendi özünü yine kendisi belirlemiş olacaktır.
Nietzche’den büyük çapta etkilenen Sartre da insanın özgürlüğü için Tanrı’nın yok olması gerektiğini öne sürmüştür. Ona göre Tanrı varsa özgürlük yok demektir. Bu durumda insan kendi özünü oluşturma imkân ve gücünden yoksun kalacaktır. Ona göre Tanrı var olmadığı için herhangi bir mutlak değerden de bahsedilemez. Dolayısıyla insan kendi değerlerini ve kendi dünya görüşünü yine kendisi yaratmak durumundadır. Dolayısıyla O dünyada kendi başına olup, yalnız kalmıştır. Bu nedenle o özgürlüğe mahkûmdur. Özgürlük içerisinde de kendi özünü oluşturmak ve belirlemek zorundadır.
Gerek Nietzsche ve gerekse Sartre''ın fikirleri sadece Batı’da değil dünyanın değişik yerlerinde büyük bir heyecan uyandırmıştır. Pek çok düşünüre cazip gelmiş ümitsizliğe, karamsarlığa ve bunalıma düşmüş insanların tesellisi olmuştur. Ancak her iki düşünürün iddiaları Tanrı''nın varlığını çürütmekten ziyade onun ahlâkî açıdan var olmaması gerektiği gibi bir ön kabulle yola çıkılarak ileri sürülmüş haykırma ya da şikâyet türü şeylerdir. Muhatapları da hıristiyanlığın baskısından bunalmış, sıkıntıya düşmüş ve arayış içerisindeki insanlar olmuştur. Ortaya koydukları şeyler de sıradan insanların benimseyebileceği düşünceler olmaktan ziyade, uçlarda gezen ve aykırı davranan kişilerin hoşuna gidecek olan düşüncelerdir.
Ayrıca Nietzsche ve Sartre''ın düşüncelerini doğrudan İslâmiyet’e yöneltilmiş bir eleştiri olarak da düşünmemek gerekir. Çünkü her iki düşünürün de reddettiği Tanrı İslâmiyet''in Tanrı’sı değildir. Görünen o ki bu düşünürler daha ziyade hıristiyanlık’la hesaplaşmaktadırlar.Bu kişiler Tanrı''nın (İsa) trajik bir biçimde çarmıha gerildiği, insanların günahkâr doğduğu ve kiliseye gidip vaftiz olmadıkça aklanamadığı, insanların günah işlediğinde (Ortaçağ''da görüldüğü gibi) acımasızca ateşe atıldığı, ölümden sonra da cehennemle korkutulduğu bir kültürde yetişmişlerdir. Yıllar süren din savaşlarının ve kilise baskısının altında ezilen bir toplumun fikrî özgürlüğünü seslendirmişlerdir. Dolayısıyla böyle düşünürleri kendi şartları içerisinde anlamak ve değerlendirmek gerekmektedir. Projelerini ve ideallerini de evrensel bir norm olarak düşünmemek gerekmektedir.
Söz konusu düşünürlerin fikirleri önemli olmakla birlikte onları dine (İslâmiyet) karşı geliştirilmiş teorik itirazlar olarak görmek mümkün değildir. Bu kişilerin gözünde Tanrı, Tanrı olmaktan çıkmış başka bir hüviyete bürünmüştür. Dolayısıyla ne bu kişileri ikna etmek ne de zihinlerindeki kavramları kabullenmek mümkündür. Yapılabilecek en iyi şey onları kendi hallerine bırakmak ve zaman içerisinde yanılmış olduklarını görmeyi beklemek olacaktır. Bu kişiler ahlâk (özgürlük) ve erdemlilik adına Tanrı’yı inkâr etmişlerdir. Halbuki İslâmiyet’e göre Tanrı inancıyla birlikte ahlâklı ve erdemli olmanın yolları sonuna kadar açılmıştır.
Gerek Kur’ân’a ve gerekse Peygamber''in yaşamına bakıldığında insanlara daima ahlâklı, rasyonel ve kişilikli bir şahsiyete sahip olmalarının tavsiye edildiği görülecektir. Nitekim Tanrı insanı böyle bir yetenekte yaratmış ve ahlâklı olma imkânlarını önümüze sunmuştur. Hangi şartta olursa olsun erdemli yaşamanın ön koşulu bulunmamaktadır. Yani dini, dili, ırkı, sosyal statüsü, maddî durumu, sağlığı, huzuru, ne olursa olsun herkesin uyması gereken birtakım insanî ve ahlâkî normlar bulunmaktadır. İnsan olumsuz şartlarda dahi bu özelliğini korumalıdır. Dinin istediği budur. Dolayısıyla ateistlerin iddiasının aksine dinin (İslâmiyet) ahlâk konusunda olumsuz bir rolü bulunmamaktadır. Dini bu durumla itham etmekte dinî bilgisizliğin ve ideolojik bir tavrın sonucudur.
İster Batı’da olsun ister Doğu’da Tanrı''ya inandığı halde bazı insanların ahlâka aykırı tavır sergilemeleri o kişilerin eksikliğidir. Bu durumdan Tanrı’yı sorumlu tutmak mümkün değildir. Ahlâksızlığın kol gezdiği bir toplum yaşamına veya insanların zararına olan şeylere Tanrı''nın onay vermesi mümkün değildir. Dolayısıyla bazı ekonomik ve sosyal sıkıntılardan dolayı insanların ahlâksız olmaları veya içine düştükleri sıkıntıdan kurtulmak için Tanrı’yı reddetmeleri anlaşılır değildir. Bu noktada ateistlerin ileri sürdüğü özgürlük ideali de sorumsuzluk, kuralsızlık, dağınıklık ve kaos istemiyle eş anlamlı olacaktır.
İnsanın çoğu zaman duygusal bir varlık olduğu doğrudur. Bu duygusallığın inanç, ahlâk ve bilim konularına da yansıdığı ve dolayısıyla yanıltıcı olabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Bu yüzden birtakım hissi gerekçeler üzerine inançsızlığı inşa etmek, kişilerden ve bazı kurumlardan dolayı Tanrı inancına karşı çıkmak doğru olmayacaktır. Kaldı ki böyle bir tavır insana mutluluk kazandırmayacak, mevcut problemlerini de çözmeyecektir. Nitekim inançsızlığın yaygın olduğu yerlerde insanların gerek ruhen ve gerekse sosyal açıdan mutlu olduklarını söylemek zordur. Kaldı ki o insanların pek çoğu da artık inançsızlıkla ilgili hayal kırıklığını ve ümitsizliğini gizlememektedir. Nitekim kendilerini inkârcı ideolojinin etkisinden kurtaranların pek çoğu Tanrı sevgisinin ön plana çıktığı yeni bir yaşam biçimine yönelmiş ve dünyaya daha değişik bakmaya başlamışlardır.
İslâm peygamberi görevinin birinci derecede ahlâkı kemale erdirmek olduğunu belirtmiştir. İnsanları Tanrı inancına çağırırken onlara ön koşul olarak moral değerlere bağlılığı, iyi bir insan olmayı ve kötü alışkanlıkların bırakılmasını telkin etmiştir. Bütün bunlara rağmen bazı insanların din adı altında uygunsuz davranışlarına, ikiyüzlü, menfaatperest, ya da çıkar dolu eylemlerine rastlanmaktadır. Elbetteki bunlar o insanların kişisel zaaflarıyla ilgilidir. Dolayısıyla insan unsurundan kaynaklanan olumsuzlukların Tanrı’dan kaynaklandığını düşünmek ve dini eleştirmek büyük bir haksızlıktır.
rüşvet vermek zorunda degilsiniz
NGCOSKU A
Sen once kullandigin imzaya bi bak. Diyorsun ki ben havaya inanmam. 2005 yilinda havaya inanmayan birinden ne beklenirse sen onu yapiyorsun.
Bi baska yerde demissinki, siz sadece ya varsa diye inaniyorsunuz. Bu sadece senin husnu kuruntun, ben Allahin varligina kesin inaniyorum, ahiretin olacagindan hic kuskum yok, senin dedigin gibi tipler olabilir, onlarda senin dindar versiyonlarin, yani her iki gruhda biseye yaramaz, vur tekmeyi yuvarla.
Size aciyorum, zira siz din argumanlarini icine sidirmis onlari kullanan, ama donupte ona kufreden vede bunu farkedemiyecek kadar zekadan yoksun tiplersiniz, bu zavallilik gosterhesidirde onun icin aciyorum size.
Gonul isterdiki daha iyi analiz yapasiniz. Sunu unutmayinki, eger Allahin koydugu kaidelere asi olacagina ozumsenseydi, dunyaya tapacagina Ahiretede dunyanin gercekligi kadar inanilsaydi, bugun dunya mutlu bir yasam yeri olurdu. Ama insanlarin ekserisi, buna siz ateistlerde dahilsiniz, sadece yuzeysel bilgi vede cok kisitli zekanizla kendinize gore uydurdugunuz hayat gorusu ile olaylara bakmaya vede dunyayi kan golunun icinde bir ada olmaya zorluyorsunuz.
Tum kotu seyler Yuce Allahin dediklerini anlamamak vede onlari uygulamamkdan kaynaklanmakdadir, bunu sizde anlayacaksiniz, sonunda.
Ama en guzel sey son gelmeden once anlayabilmekdir.
Saygilarimla
SIZINTI
ngcoskun
20-12-2004, 09:20
sızıntı ya
sanırım size ilkokul çağındaki bir çocuğa bir şey anlatmanın ayrıntıları ile bile şeyler anlatmak mümkün.bunu unutmuşum pardon.
havaya inanmıyorum derken ne demek istediğimi de bu yöntemle bir kere daha anlatayım önce.bunu mecazi bir anlamda kullanmış olmamı anlamanızı beklemem yanlış olmuş sanırım.sizin yarattığınız allah havada asılı kalmış muallak oluşturmuş bir durumdan başka birşey değildir ve ben öyle ne olduğu belirsiz şeylere inanmakla vakit harcayamam.
sen bize acıyacağına harcadığın boşa geçen zamana acı istersen.
ya varsa düşüncesine girmiş şüpheye düştüğünde ulan vardır ya boşver inanmaya devam edeyim diye düşünen birçok müslüman tanıyorum. ama siz bunu istisna olduğunu düşünüyorsanız tamam.ama bunun varlığını bilmek bana dininizin şüphelerle dolu olduğu yaönündeki düşüncelerimi pekiştiriyor.
evet bir konuda haklısın keşke daha iyi analiz yapabilseydin de dünyanın allahtan daha gerçek bilimle anlaşılabileceğini görseydin
quixsoul
20-12-2004, 13:06
Çünkü her ikisi de fizikî âlemin dışına ait tartışmalara girmiş ve boş şeyler konuşmuşlardır.
Doğru bir tanım ancak düşüncenin bütünü tembel bir insan modelini yansıtıyor.Felsefe ye sınırlama getirilmemeli.
Tanrının varlığını tartışmayı boş görsede mevcut dinlerin doğruluğu tartışılabilir.Aslında dinleri inkar etmek ile Yaratıcıyı inkar etmek çok farklı konular.O yüzden deizm deninlen inanç burdan doğuyor.
Merhaba ahmet aramiza hos geldin oncelikle,
soylediklerin kesinlikle dogru seyler,ama nedense bu atheistler anlatmak biraz imkansiz gibi geliyor.Yani,"Ne kadar bilirsen bil,anlatabildiklerin,karsindakinin anlayabilecegi kadardir."misali.
Bunlar sadece kafa taslari arasina sikismis bir sekilde yasiyorlar,varligin otesini goremiyorlar.Yani bir insan *oldugunde,onun cansiz durmasina bir anlam veremiyorlar.Cunku onlar,insanin ruhuna degil,gozle gorulur,elle tutulur olan bedenine inaniyorlar.
Peki onun canli veya cansiz kalmasini saglayan guc nedir?bunu hic dusunmezler.Oysa bunu dinimiz acikca bildiriyor.Fakat bunlar hala inkar etmekteler ve gercekleri yok saymaktalar.
Sonra onu ''düzeltip bir biçime soktu'' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (SECDE SURESİ / 9)
bu ayette vermisken,gorulen bir gercegi de bahsetmeden gecemeyecegim.
ayette sirasi ilegecen;"kulak, gözler ve gönüller "tam bir bilimselligi de iceriyor,cunku bebegin an rahminde gelisimi sirasinda olusan orgenlarin sirasida yukaridaki gibidir.
Sonra onu ''düzeltip bir biçime soktu'' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (SECDE SURESİ / 9)
bu üflemeyi bir ikisine daha yapıp ademin çoçuklarına verseydi ya..ademin çocukları kendi özkardeşleriyle ilişkiye girip günahların enbüyügünü işlememiş olurdu..
ben öyle ne olduğu belirsiz şeylere inanmakla vakit harcayamam.
sen bize acıyacağına harcadığın boşa geçen zamana acı istersen.
Biz müminlerin kaybedecek birseyleri yok,
şöyle düşünsek herhalde isabet etmiş oluruz: Sen ve ben, bir asır sonra toprak olmuş olacağız. Eğer ahiret yoksa senin bu dünyada beni alt etmen bir mânâ ifade edemeyecek. Zaten yok olmuş gitmişiz. Bir asır önceki bir tartışmada hangimiz üstün gelmiş olursak olalım, o an için bunun hiçbir değeri kalmamış olacak. Ama ölüm ötesi bir hayat varsa ve sen buna inanmadan ölmüşsen azap çekeceksin.
İnsanın evrimle bu hali aldığını kabul etmenin, yahut onu tabiatın veya maddenin yaptığına inanmanın sosyal hayattaki neticelerine şöyle bir göz atalım:
Böyle bir insan başkasına zulmetmek pahasına da olsa kendi menfaati için çabalayacak, ahirete inanmadığından helal-haram gözetmeyecektir.
Ve yine böyle bir insan, kendisini sahipsiz, yaratıcısız, zannedecek, ruhunda sonsuz bir boşluk hissedecektir. Böyle bir insanın ne kendisine ne de topluma faydalı olamayacağı açıktır.
(ReS''e)
Engin bir bilgi birikimine dayanarak yazdığınız yazınızda
"Peki onun canli veya cansiz kalmasini saglayan guc nedir?bunu hic dusunmezler.Oysa bunu dinimiz acikca bildiriyor.Fakat bunlar hala inkar etmekteler ve gercekleri yok saymaktalar." diye devam ediyor ve Secde suresinin ilgili ayetini yazıyorsunuz.
Bu canlı kalmayı sağlayan gücün ruh olduğu ve bunun gebeliğin 120. gününde üflendiği herkesçe kabul edilir. Size bir sorum olacak, Bu 120 güne (4 ay) kadarki cenin canlı değil midir? Henüz canlanmamış mıdır? Ruh üflenmezden önce ölü müdür? Bahsettiğiniz ateistler doğru söylediğinizi kabul ederse bu olayı nasıl yorumlasın? Yanıtınızı bekliyorum. Saygılar...
Dogru olan sey bir seyin herkesce kabul edilmis olmasi degildir, gercek olan sey neyse odur.
Allah ruh ufledim diyor ama 120. gunde ufledim demiyor. Insanlarin genel inanislari ile ne bilim nede din yargilanabilir.
turan dursun takdigi. Keh keh
(Sızıntı''ya ve ReS''e)
Neden sırıttığınızı anlayamadım. Ben herkesçe kabul olunan şey derken, Mü''minun suresi 12, 13 ve 14. ayetlerin kaynaklık ettiği bir hadisten bahsediyorum. Bazı önemli şeyleri bilebileceğinizi varsayarak böyle yazmıştım. 120. gün Allah''ın gönderdiği bir meleğin cenine ruh üflediğini Hz. Muhammed söylüyor. (Elimdeki Sahih-i Buhari, Türk Tarih Kurumu baskısı 1971, 9. Cilt, s.18, Hadis No: 1324) Siz bilmem kimin taktiği olduğunu bir kenara bırakın da Hz. Muhammed''in söylediği şeye yorum getirin. 120. günden önce canlı mıdır, değil midir bu cenin?