Orijinalini görmek için tıklayınız : Hiçbir Din Kadın-Erkek Eşitliğini Övmüyor!!
Paris -Köktendincilerin baskıyla önce kendi ülkesi Bangladeş’i terk edip Hindistan’a sığınmak, daha sonra oradan uzaklaşmakve şimdi de Fransa’ya yerleşmek zorunda kalan, yeryüzünde “Köktendinciliğe karşı verilen mücadele”nin önde gelen çehrelerinden kadın yazar Teslime Nesrin Fransa’da geçtiğimiz 4 Nisan’da katıldığı “Saint-Denis Uluslararası Laikler Buluşmalar”ından tüm sol ve ilerici güçlere seslendi: “Dünyanın neresinde olursanız olun ilerleyen her türlü ‘köktenciliğe’ karşı laik ve kadın hakları kavgası için bentler kurun !”
(9 Nisan 2009 tarihli L’Humanité gazetesinde yayımlanan söyleşiyi Dominique Bari ve Rosa Moussaoui gerçekleştirmiş. Çeviren Uğur Hüküm)
L’Humanité – Köktendinciliğe karşı mücadeleniz İslamcılıkla sınırlı değil. Hıristiyan, Musevi, Hindu köktenciliklerini de mahkum ediyorsunuz. Ortak noktaları neler ?
Teslime Nesrin – Her boydan ve soydan köktenciliğe karşı çıkıyorum. Şahsen hayatım boyu İslam köktenciliğinden çektim. Müslüman bir ülkede doğup büyüdüm. Köktencilikleri Hinduizm, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm olsun kadınlara baskı yapan dinleri eleştirdiğim zaman hiç kimse beni ölümle tehdit etmiyor. Ama sözkonusu din İslam oldu mu, İslamcı köktendinciler hakkımda derhal fetvalar çıkartıp öldürülmemi, asılmamı istiyorlar. Kelleme fiyat biçiyorlar. Bu nedenle kendi memleketim, Bangladeş’ten atıldım. 10 yıl Avrupa’da yaşadıktan sonra Hindistan’a, Kalküta’ya gittim. Orada da fetvalar boynuma yapıştı. Kitaplarım meydanlarda yakıldı. Haydarabat’ta bir kitabımı tanıtırken bir İslamcı köktendincinin saldırısına uğradım. Sınırdışı edilmem için yürüyüşler düzenlediler. Solcu Hindistan hükümeti cevaben, beni sınırdışı etmezden önce Yeni Delhi’de bir evde gözhapsine aldı. Bu köktendincilerden ötürü şimdi bir kez daha itica etmek zorunda kaldım. Yaşaması çok zor bir durum. Ben her şeyden önce Bangladeşli bir yazarım. Ülkemden uzakta kalmak bana çok acı veriyor. Halbuki orada kadınların özgürlük hakkı için mücadelelerini teşvik edip güçlendirebilirdim.
L’H – Köktendinciler kadın haklarını niçin ayrıcalıklı hedefleri olarak seçiyorlar?
T.N. – Onlara göre erkeklerin gücü kadınlar üzerinde kurabildikleri baskıyla orantılı ölçülüyor. Köktencilik kaynağını dinden alıyor. Yani hiç bir din kadın-erkek arasında eşitliği övmüyor, öğütlemiyor. Tüm dinler kadınlara düşman. Hepsi kadına baskıyı teşvik ediyor, hepsi kadınların erkeklerle aynı haklardan yararlanmasını engelliyor. Hiç bir biçimde kadının özgürlüğüyle bağdaşmayacak ataerkil sistemlerin ilelebet sürmesini istiyor.
sansursuz.com dan alıntıdır (kısaltılmıştır)
Yani hiç bir din kadın-erkek arasında eşitliği övmüyor, öğütlemiyor. Tüm dinler kadınlara düşman. Hepsi kadına baskıyı teşvik ediyor, hepsi kadınların erkeklerle aynı haklardan yararlanmasını engelliyor.
Burada bir şerh koyuyor ve sevgili Psiko'dan da bir teşekkür belkiyorum. :)
Türkiye Bahai Toplumu'nun sitesinden:
Kadın - Erkek Eşitliği
Güvercinin kanatlarından birinin tüylerini yolarsanız diğer kanadı ne kadar kuvvetli olursa olsun uçamaz. Çünkü kuş uçmak için iki kanada gereksinim duyar.
"İnsanlık iki kanadıyla - biri erkek, diğeri kadın - kuşa benzer. Her iki kanadı da kuvvetli olmadıkça ve aynı kuvvette gönderilmedikçe kuş göklere uçamaz."
Tanrı hepimizi insan olarak yaratır. O'nun için erkek veya kadın olmamızın hiç bir farkı yoktur. Seven bir anne ve baba için kız veya erkek evlatlar eşit değerdedirler.
"İnsanlık dünyasında dişi cins aşağılık muamelesi görüyor, eşit hak ve imtiyaza sahip olmasına izin verilmiyor. Bu durum tabiattan dolayı değil, eğitimden dolayıdır. İlahi yaratılışta böyle bir ayrım yoktur. Tanrı yanında hiç bir cinsin diğerine üstünlüğü yoktur."
=> kaynak (http://www.tr.bahai.org/hakkimizda/prensip.htm)
saygılarımla
Sevgili ulpian, bu satırları okuduğumda bolca tebessüm ettim. Ona kalsa Aleviler kadar kadının yüceliğinden dem vuran yok ama her zaman madalyonun diğer yüzü pratikte farklıdır derim. Psiko abi ne der bu konuda bilmiyorum ama bu konuda toplumların çok da dini yorumlara riayet etmediğini düşünüyorum. Kadının binlerce yıl önce düşüşüne hiç bir dinin bu güne kadar çözüm üretme çabası olduğunu düşünemiyorum nedense!!
Burada bir şerh koyuyor ve sevgili Psiko'dan da bir teşekkür belkiyorum. :)
Türkiye Bahai Toplumu'nun sitesinden:
=> kaynak (http://www.tr.bahai.org/hakkimizda/prensip.htm)
saygılarımla
Tüm içtenliğimle,
çok çok ettim bile sevgili ulpian :)
Sevgili ulpian, bu satırları okuduğumda bolca tebessüm ettim.
Ona kalsa Aleviler kadar kadının yüceliğinden dem vuran yok ama her zaman madalyonun diğer yüzü pratikte farklıdır derim.
Psiko abi ne der bu konuda bilmiyorum ama bu konuda toplumların çok da dini yorumlara riayet etmediğini düşünüyorum.
Kadının binlerce yıl önce düşüşüne hiç bir dinin bu güne kadar çözüm üretme çabası olduğunu düşünemiyorum nedense!!
Sevgili pervane ;
Bir babanın iki evladı var ve bunlardan sadece birini okutabilme gücü var ise,
o güç "Kız çocuğu" yanında :)
Ve
bu da,
"Söz" de değil,
"Öz" de
bir kültür olarak yaşamımıza geçmiş durumdadır :)
Tüm ailemizde erkeklerden bazıları hayta çıkmış olsa da,
kızlarımızın büyük çoğunluğu "Üniversite" mezunudur :)
8 Eylül 2006 (BWNS) –
Kadınlara karşı küresel çaptaki şiddet artışını durdurmak, genel olarak kültürü ve ulusal sınırları aşan kökleşmiş davranışlarda değişimler gerektirecektir.
Bu, 8 Eylül 2006 tarihli, “Şiddeti Önlemenin Ötesi: Kadınların Güvenliğini ve Gelişimini Mümkün Kılacak Bir Kültür Yaratma” konulu bir panel tartışmasının ortak fikri oldu.
Uluslararası Bahai Toplumu ve Uluslararası Sunum Birliği tarafından ev sahipliği yapılan tartışma, 59.Yıllık Birleşmiş Milletler Halkla İlişkiler Departmanı/Sivil Toplum Kuruluşu konferansının bir parçası olarak düzenlendi.
Panelistler kadınlara karşı şiddetin hemen hemen her ulus ve kültürde büyük bir sorun olarak kaldığı konusunda hemfikir oldular.
Birleşmiş Milletler Kadın Fonu’nun (UNIFEM) Afrika kısmı program uzmanı olan Letty Chiwara,
“Hepimiz biliyoruz ki dünyadaki her üç kadın arasından en az biri hayatında dövülmekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta veya başka türlü kötü muameleye maruz kalmaktadır” dedi.
Sn.Chiwara kırsal Etiyopya gibi bazı yerlerde kadınların yaklaşık yüzde 71’inin kötü muameleye maruz kaldığını söyledi.
Sn.Chiwara, “Zararlı geleneksel uygulamalar—kadınları sünnet etme, çeyiz cinayeti, sözde namus cinayetleri ve erken evlenme—milyonlarca kadın için ölüme, sakatlığa ve psikolojik anormalliğe sebebiyet vermektedir” dedi.
Rutgers Üniversitesi’ndeki Kadınların Küresel Liderliği Merkezi’nin yöneticisi olan Charlotte Bunch, kadınlara karşı şiddeti katı bir biçimde bir kültürel problem olarak görme eğilimine karşı uyardı.
Sn.Bunch, “Biz sadece birkaç güney ülkesinde arta kalmış kültürel uygulamalardan bahsetmiyoruz. O hem tüm Batı dünyası hem de dünyanın geriye kalanı için yapısal olarak merkezidir. Genel olarak şiddet ve kadınlara karşı şiddet birçok seviyede kültürel olarak kabul edilmektedir” dedi.
Sn.Bunch, kadınlara karşı şiddetin karşısındaki yasal ilerlemelere rağmen birçok insanın “kadınlara karşı biraz şiddetin büyük bir mesele olmadığını” düşünüyor göründüklerini söyledi.
Uluslararası Bahai Toplumu’nun Birleşmiş Milletler temsilcilerinden Fulya Vekiloğlu, Kadınlara Karşı Tüm Ayrımcılık Şekillerinin Giderilmesi Anlaşması (CEDAW) ve Milenyum Gelişme Hedefleri (MDGs) gibi kadınları korumak ve ilerletmek için tasarlanan o geniş uluslararası çerçevelerin yeni bir küresel sosyal ortamla desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Panele başkanlık eden Sn.Vekiloğlu, “Yasal ve kültürel uygulamalar arasında hala büyük bir engel olduğu açıktır. Uluslararası toplumun önündeki meydan okuma, kadınların ruhani ve fiziksel gelişimini besleyecek olan sosyal maddi ve yapısal koşulların nasıl yaratılacağıdır” dedi.
Sn.Vekiloğlu, “Bu gibi çabalar sadece toplumun yasal siyasi ve ekonomik yapılarını değiştirme maksatlı girişimleri değil aynı zamanda eşit derecede önemli olarak toplumdaki bireylerin değişmesini de gerektirecektir” dedi.
20 yıldır Afrika’daki çeşitli ülkelerde yaşamış ve çalışmış bir Katolik rahibe olan Joan Burke, kadınlara zarar veren çoktandır devam eden kültürel uygulamaların—kadınları sünnet etme gibi—eğer öncelikli değerlere hitap edilirse değiştirilebileceğine inandığını söyledi.
Sn.Burke, “Bu gibi pek çok uygulama gerçekte kadınların kendilerinin kültürel değerler adına başka kadınlar üzerindeki baskısıyla sürdürülüyor. Bu değerlerin sahipleri—birçok durumda hem erkekler hem de kadınlar—onları diğer derin tutulan değerlerin ışığında yeniden incelemeye ve sorgulamaya başlıyorlar. Gerçek değişimin ancak nihayetinde daha geniş grupla paylaşılan yeterli bir bilinç seviyesi olduğu zaman meydana geleceğini bekliyorum” dedi.
Kendisi bir avukat ve Virginia’daki,Bahai Dini’nden ilham alan bir kadın avukatlık kuruluşu Tahire Adalet Merkezi’nin kurucusu olan Layli Miller-Muro, genellikle yasaların kökleşmiş davranışlara yeterince hitap etmediğini söyledi.
Annesini vahşice dövdüğü için üvey babasını polise teslim ettiğinden babasının intikam olarak tecavüz ettiği 12 yaşındaki bir kızın davasını anlattı.
Sn.Miller-Muro, bütün uygun yasaların yerli yerinde olduğunu, kızın ücretsiz avukatlarının bulunduğunu ve onun sempatik ve eğitimli bir polis kuvveti ile çevrelendiğini, ama bunların hiçbirinin bu çocuğun suiistimalini engelleyemediğini söyledi.
Sn.Miller-Muro, “Görünürde işleyen, ama bir kimsenin kapalı kapılar ardında kendi şiddet eğilimlerini serbest bırakmasını önleyemeyen bir sistemimiz var” dedi.
Sn.Miller-Muro, bu gibi davranışlara ancak hem toplumlar hem de bireyler için ruhani bir değişimle hitap edilebileceğini söyledi.
Sn.Miller Muro, “Din, gerçekten, ilham etme, harekete geçirme ve insan davranışını değiştirme kapasitesine sahiptir. İnsanlar daha yüksek bir güç için davranışlarını değiştirmeye isteklidir, bir Dünya Bankası kredisi için değil” dedi.
yucemanitu
19-09-2009, 01:36
http://img182.imageshack.us/img182/584/kadn.jpg (http://img182.imageshack.us/i/kadn.jpg/)
Sevgili Yucemanitu,
Bu cehennem sahneleri en iyi korku filimlerinden daha etkileyici. Sevgili Müslüman kardeşlerimizn bu konudaki yorumunu merak ediyorum. Bunları buraya moralimizi bozmak için mi koydunuz?
Verdiğiniz adresteki resmi gördüm. Kadınların yaşadığımız dünyada din dışı alandaki sömürüsü ve aşağılanması da bir gerçek. Dini çevrede saygı duyulan bir kadın imajını resimde gösterdiğiniz yaklaşıma tercih ederim.
Herşey karşılıklı saygı ve sevgiye dayanıyor. İnsanlar çeşit çeşit. Özgürlük ahlak, saygı sevgiyle beraber değilse insan ilkel bir hayvana dönüşebiliyor. Din, içgüdüleri doğrultusunda davranma eğilimindeki insana içsel bir sınırlama getirebiliyor.
yucemanitu
21-09-2009, 17:08
Sevgili Yucemanitu,
Bu cehennem sahneleri en iyi korku filimlerinden daha etkileyici. Sevgili Müslüman kardeşlerimizn bu konudaki yorumunu merak ediyorum. Bunları buraya moralimizi bozmak için mi koydunuz?
O Cehennem sahneleri iletimin devamı değil her iletimin altında olan imzam.
Türkiye Bahai Toplumu'nun sitesinden:
Kadın - Erkek Eşitliği
"İnsanlık iki kanadıyla - biri erkek, diğeri kadın - kuşa benzer. Her iki kanadı da kuvvetli olmadıkça ve aynı kuvvette gönderilmedikçe kuş göklere uçamaz."
"İnsanlık dünyasında dişi cins aşağılık muamelesi görüyor, eşit hak ve imtiyaza sahip olmasına izin verilmiyor. Bu durum tabiattan dolayı değil, eğitimden dolayıdır. İlahi yaratılışta böyle bir ayrım yoktur. Tanrı yanında hiç bir cinsin diğerine üstünlüğü yoktur."
saygılarımla
Ulpian,
Verdiğiniz Bahailik sitesine girdim. Yazılanlar çok insancıl ve akıllıca. Benim bildiğim bir konu değil. Konu din olunca bir süre sonra dogmalar iyice işin içine karışıyor. Bahailik'te de öyle olduğunu sanıyorum. Yoksa her dinin söylediği çok güzel sözler var. Bahailiği ana ilkeleriyle tanıyabilir misin? Tanıtım buranın adabına uygun değilse ben değişik yerlerden kaynaklar bulup inceleyebilirim.
yucemanitu
21-09-2009, 19:33
Kadınların yaşadığımız dünyada din dışı alandaki sömürüsü ve aşağılanması da bir gerçek. Dini çevrede saygı duyulan bir kadın imajını resimde gösterdiğiniz yaklaşıma tercih ederim.
Bunu yeni fark ettim. Pek anlayamadım... Kadınların din dışı alanda da sömürüldüğü bir gerçek ki ben de buna dikkat çektim. Ben bugünkü toplumun kadına bakışını tenkit etmek için yaptım onu, onaylamış gibi mi görünüyorum? Yoksa demek istediğinizi anlayamadım mı?
Çünkü hepsi aynı coğrafyadan ve iklimden çıkmıştır. Tabiatın cömertliğini sunmadığı, akrep ve yılandan başka bir canlı görebilmek için binlerce km yol katetmen gereken bir coğrafyadan ve iklimden bahsediyoruz.
Yaşam idame için en önemli madde yani su, yok.
Suyun olmadığı bir yerde hangi canlının varlığını sürdürebileceğini sanmaktasınız? Vahada kuyuda su bitince tüm kabile ne yapacak?
Bir başkasını armaya koyulacak...
Uzaktan başında bulunduğun kıt su için yaklaşan birilerini gördüğünde ne yapacaksın?
*
Böyle bir coğrafyada kadın ne yapmakta?
Doğurmakta.
Yani kaşık düşmanı.
Var olanların sayıca varlığının dahi bir tehdit oluşturduğu bir toplumda sen kalk yenisini doğur.
Kadın yokluğa, kıtlığa daha çok kıtlık ve yokluğa sebep olacak fert müjdeledikçe daha fazla sakınılan, kontrol altına alınılması gereken olarak görülmüş, boyunduruk altına girmiştir.
"Üçer beşer al" ın sebebi bu olup, saharasyacası: "Bakabileceksen doğurttur" dur.
Bkz: "Ataerkillik ve saharasya"
Garubet yanı ise, her tarafından yeşillik ve su fışkıran güzelim Anadolu da aha bu kültürün yeşermesine çalışılmakta olmasıdır.
Bunu yeni fark ettim. Pek anlayamadım... Kadınların din dışı alanda da sömürüldüğü bir gerçek ki ben de buna dikkat çektim. Ben bugünkü toplumun kadına bakışını tenkit etmek için yaptım onu, onaylamış gibi mi görünüyorum? Yoksa demek istediğinizi anlayamadım mı?
Sevgili yucemanitu,
Kadınların din dışı alanda da sömürüldüğüne dikkati çektiğinizi ve eleştirdiğinizi kuşkusuz anladım. Bu konuda ben de size katlıyorum. Söylemek istediğim şu: Böyle ipinden kopmuş, superegosu oluşmamış, içgüdülerinin peşinden giden ve kadınları sadece cinsel obje olarak gören bir insan grubu var. Özgürlük ona koşut gelişen bir ahlakla beraber değilse kişiler başkalarına zarar verebiliyor, saygısızca davranabiliyor. Bu türlü davranış ve tutumların olmaması için nasıl bir çözüm önerilebilir bilmiyorum. Dini inançların bu türlü davranışları sınırlayacağını düşünüyorum.
saygılarımla.
nefati
yucemanitu
22-09-2009, 01:49
Ben dini inançların kadınları cinsel bir nesne olarak görme ve ezmeyi daha da azdırdığını düşünüyorum. Kuran'da kadınların "tarla"ya benzetilmesi ve "tarlanıza dilediğiniz gibi girin" denmesi, sahih hadislerde kadının "aklen ve dinen eksik" olduğunun söylenmiş olması, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olması, erkeğe poligamiye ruhsat vb. nedenlerle dinin bu konuyu daha da bir sıkıntıya soktuğu fikrindeyim insanların ezilmediği bir dünya çok zor olabilir mi nasıl olur çözüm nedire girmeye kalksam altından kalkabilir miyim bilmiyorum ama dinin kadının horlanmasını teşvik ettiğini düşünüyorum.
yucemanitu
22-09-2009, 11:49
Kadın - Erkek Eşitliği
Güvercinin kanatlarından birinin tüylerini yolarsanız diğer kanadı ne kadar kuvvetli olursa olsun uçamaz. Çünkü kuş uçmak için iki kanada gereksinim duyar.
"İnsanlık iki kanadıyla - biri erkek, diğeri kadın - kuşa benzer. Her iki kanadı da kuvvetli olmadıkça ve aynı kuvvette gönderilmedikçe kuş göklere uçamaz."
Tanrı hepimizi insan olarak yaratır. O'nun için erkek veya kadın olmamızın hiç bir farkı yoktur. Seven bir anne ve baba için kız veya erkek evlatlar eşit değerdedirler.
"İnsanlık dünyasında dişi cins aşağılık muamelesi görüyor, eşit hak ve imtiyaza sahip olmasına izin verilmiyor. Bu durum tabiattan dolayı değil, eğitimden dolayıdır. İlahi yaratılışta böyle bir ayrım yoktur. Tanrı yanında hiç bir cinsin diğerine üstünlüğü yoktur."
Bu söylemleri pek samimi bulmuyorum Müslümanlar da İslam kadına şöyle değer vermiş, böyle eşit görmüş diyor ama Kuran ortada, ayetler ortada. Bahailik Kuran'ı değişmemiş Allah kelamı kabul ediyorsa Bahailik de kadını aşağılayan ayetleri onaylıyor demektir.
Bu söylemleri pek samimi bulmuyorum Müslümanlar da İslam kadına şöyle değer vermiş, böyle eşit görmüş diyor ama Kuran ortada, ayetler ortada. Bahailik Kuran'ı değişmemiş Allah kelamı kabul ediyorsa Bahailik de kadını aşağılayan ayetleri onaylıyor demektir.
sevgili yucemanitu,
bu değindiğin nokta (Kuran'ın değişmemiş Allah sözü olarak kabul edilmesi) benim de Bahailiğe -salt duygusal düzlemde (yoksa herhangi bir dini kabul edecek değilim :))- duyduğum çocukça sempatiyi çok büyük ölçüde körertmekte.
saygılarımla
kafasikarisik
23-09-2009, 11:40
Nur Cemaati’ne yakın yayın organı Yeni Asya yazarı Faruk Çakır, otobüslerde haremlik selamlık uygulaması istedi. Otobüslerde tacizlerin çok sık yaşandığını söyleyen Çakır, kadınların aslında evde oturmasının daha iyi olduğunu ancak dışarı çıktıklarında da kadınlara özel otobüse binmelerinin daha uygun olduğunu söyledi.
http://www.odatv.com/Siyaset/hangi_yazar_kadinlara_ayri_otobus_istedi-17752.html
Halk isterse bu da olur yakında. Evlerinde otursalar ne iyi olur. Türbanlı filan da olsalar, akıllarına cennet ayetleri gelince taciz edesi geliyordur.
http://www.odatv.com/Siyaset/hangi_yazar_kadinlara_ayri_otobus_istedi-17752.html
Halk isterse bu da olur yakında. Evlerinde otursalar ne iyi olur. Türbanlı filan da olsalar, akıllarına cennet ayetleri gelince taciz edesi geliyordur.Sizi çok ulusalcı, statükocu, laikçi, darbeci, postal yalayıcı, Ergenekoncu gördüm bugün. Halkımız şeriat istiyorsa biz kimiz ki buna karşı çıkacağız ey Kafası Karışık? Hem zaten dinlerden kopamamızın sebebi de Kemalizm oluyormuş zaten. Yaşasın mazlumlar için "özgürlükçü demokrasi" değil mi ama?
Sevgili ulpian ;
Belki vereceğim cevap şahsında diğer arkadaşlara da cevap olabilir.
Bahailik,
Tanrının tek-bir-1 dini olduğuna inanır.
Bizlerin "Değişik dinler" diye resmettiğimiz,algıladığımız şeyler,
İnsanlığın
"Devamlı ileri giden bir medeniyeti daha ileri götürmek olan"
geçtiği "Evre"lerdir.
Bunu en basit örneği ile kendi hayatımızdan görebiliriz.
Doğduğumuzda da,
5 yaşımızda da,
10 yaşımızda da,
15 yaşımızda da,
ve şu an ki halimizde de,
"Biz biziz"
Bu örnekteki fark her ne ise,
Tanrının yegane dini olan "O'na teslim olmak" taki fark ta o kadar bir şey nezdimizde.
Doğrulara,hakikate-gerçeğe olan sempatiniz hiç eksilmesin :)
Gayet doğal eşit olmayan kadın ile erkeğin eşitliğini niye övsünler ki...?