PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tanrıyı keşfetmek


sodomo
19-12-2005, 17:36
Tanrının var olup olmadığını tartışmak sadece bir zihin jimnastiği. Bunun yerine onu nasıl keşfedeceğimizi tartışmalıyız bence.

exclusive
20-12-2005, 08:05
Daha içinde su olup olmadığını bilmediğim bir havuza balıklama atlamam ben. Ya sonra ömür boyu sakat kalırsam? Bu riske giremem ben...

Düşüncesi, fikri, mantığı sakat bir adam olarak yaşamak istemem...

sodomo
20-12-2005, 09:47
korkmaya gerek yok bir yerini sakatlamazsın bu tamamıyla senin kendi varlığın ile ilgili yani daha da bir bütünlersin kendini, aslında dün bu konu ile ilgili çok uzun bir felsefi yazı yazdım lakin elektrikler yüzünden gitti güme ilk fırsatta çok detaylı felsefi yaklaşımlar sunacağım en kısa zamanda özellikle" ben" kavramı ile ilgili ve de zaman, mekan, nedensellik üçgeninde tasarım ve bilinç konusunda fakat bütün bunlar bize yaratılışın özünü veya anlamını vermeyecek yalnızca yaratılışın teknik boyutunu ortaya koyacak yani ateistler ve şeriatçıların ha bire üzerinde tartıştıkları teknik boyut ondan sonra da adım adım açarız konuyu öz ve anlama doğru.

sargon
20-12-2005, 15:49
Tanriyi nasil kesfedecegini tartismak da, tanrinin var olup olmadigini tartismak da bir fikir jimnastigidir aslinda. Bizler bu konulari tartismayi cok severiz. Atalarimiz da cok severlermis. Irsi bisey sanirim :D

sodomo
20-12-2005, 17:21
Evet Tanrının varlığını ispatlamak ile başlamam gerekiyor her nekadar bir zihin jimnastiği olsada çünkü bu aşamayı geçemezsek keşfetme yoluna giremeyiz diye düşünüyorum ve belki "farkındalık" sağlamakta bize bir yol aldırır. Şimdi bu konuda iki önemli felsefi yaklaşım mevcut bunlardan birincisi "tasarım-akıl" birlikteliği diğeri ve bence en önemlisi "ben" olgusu.
Tasarım varoluşun (veya yaratılışın) zaman, mekan ve nedensellik üçgeninde ortaya çıkan son halidir. Biz Tanrı kavramı ile merkezi bir aklın var oluşunu anlatmak isteriz yani bizdekine benzeyen bir akıl . O halde sorulması gereken soru şudur ; Merkezi bir akıl mevcut mudur ? biz bunu Tanrının varlığının ispatı olarak değil ama bizim dışımızda bir "aklın" varlığının ispatı olarak bakarsak soruyu en azından daha sade ve anlaşılır kılarız. O halde bunu takip eden ikinci soru şöyle olabilir ; aklın varlığı nasıl ispat edilebilir ? veya bizim dışımızdaki bir akılın varlığı nasıl ispat edilebilinir ? bunu ispat etmek için elimizde hiç de yabana atılamayacak bir malzeme var, o da insan aklı. Yani insan aklının işleyiş biçimlerini, onun gerçeklik ile temas ederken kendi dışındaki gerçekliği kabul ediş biçimini anlayabilirsek oldukça iyi bir mesafe katederiz. Evet insan aklı, ancak ve ancak zaman, mekan ve nedensellik üçgeninde kendisine sunulan tasarımlar üzerinde işlev görür gerçeği arama yolunda. Yani madde ile iç içe onun tasarımları üzerinden nedensellik zincirlerini araştırararak ilk nedene gitme isteği aklın dolayısıylada bilimin sahasıdır. YANİ her maddenin bir tasarımı vardır (elma, ceviz, taş vb. ) ve en önemlisi tasarımda aklın varlığını zorunlu kılar. Eğer bir madde bizzat insan aklı tarafından tasarlanmışsa (araba, bilgisayar, uçak vb.) bu insan aklını eseri, insan aklı tarafından tasarlanmamış ise bu evrensel aklın (Tanrının) eseri olmak durumundadır. Çok açık bir ifade ile ""RESİM VAR İSE RESSAM DA VARDIR." Bir sonraki yazımda "BEN" olgusunu yani yaratıcının varlığının en kesin delilini anlatmaya çalışacağım.

sodomo
24-12-2005, 12:20
anlaşılan bu sitede felsefeye pek ilgi yok varsa yoksa Kuran ayetleri halbuki neler yazacaktım bu konuyla ilgili şevkim kırıldı bu yüzden Tanrının varlığının en şaşmaz kanıtı olan "ben" olgusunu irdelemeyi ileri bir tarihe bırakıyorum

exclusive
24-12-2005, 15:38
Arkadaşım elimizde tanrı tarafından bize iletilmek üzere gönderildiği iddia edilen bir kitap var. Benim öncelikli meselem bu kitabın kaynağıdır çünkü bu kitabın kaynağı tanrı ise boşu boşuna başka yerde arayacağız diye ya da var mı yok mu diye kafa patlatmaya gerek kalmaz...

Senin görüşünü tam olarak anlayamadım. Sen kuranın tanrı tarafından gönderilmediği, muhammedin uydurması olduğunu ama bir tanrının da var olduğunu mu savunuyorsun? Yani kitabı bırakalım boşuna onunla vakit kaybetmeyelim, tanrıyı orada bulamayız biz başka yerlere bakalım mı diyorsun?

sodomo
24-12-2005, 16:12
Tam üzerine bastın. Bu kutsal denilen kitaplar yüzünden insanlar ya tanrıyı anlamadılar yada tanrıdan vazgeçtiler

exclusive
24-12-2005, 17:37
Güzel bu kitapların uydurma olduğu konusunda hemfikiriz. Peki tanrının varlığını neye dayandırıyorsun? Bilim bu konuda kanıt sunamıyor...

yahu sıkıldım hep uyduruk uyduruk şeyleri yalanlamaktan. biraz da böyle düzgün fikirlerden konuşalım...

exclusive
24-12-2005, 17:53
Bu tasarım ve zeka ilişkisi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu... Acaba böyle bir ilişki gerçekten var mı? Zekanın tasarım yapabildiği tartışmasız bir gerçek. Ama tasarım nedir? Tasarım olmayan şeyler de var mıdır? önce bunları cevaplamak lazım sonra Tasarım için zeka şart mıdır? gibi bir soru ortaya atabiliriz..

sodomo
24-12-2005, 18:01
sağolasın exclusive iyi gaz verdin , bu konuda anlatacağım çok şey var tabii sonuçta tek başıma bir yere kadar, birbirimizin fikrine ihtiyacımız olacak konuyu ikiye ayırdım birincisi tanrının varlığını ispatlamak ikincisi onu keşfetmek veya sen buna "anlamak" da diyebilirsin.

İspat konusu bence bilimin değil felsefenin konusu olmalı çünkü bilimin geldiği en son nokta "big bang" ve "quntum fiziği" ki ancak ve ancak "yaa Tanrı var galiba !" noktası yani o da bizi tatmin etmez sonuçta ağaçların arkasına bakarak tanrıyı bulamayız bu konuda "insan ve tanrı", "ben ve o" , "iyilik ve kötülük" "ahlak ve vicdan" gibi daha insani boyutlardan yürümemiz gerekiyor yani bir bakıma tanrıyı yeryüzünde arayacağız. Önümüzdeki günlerde detaylı olarak görüşlerimi sunacağım katkılarını bekliyorum

hasan_
24-12-2005, 18:02
Bu tasarım ve zeka ilişkisi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu... Acaba böyle bir ilişki gerçekten var mı? Zekanın tasarım yapabildiği tartışmasız bir gerçek. Ama tasarım nedir? Tasarım olmayan şeyler de var mıdır? önce bunları cevaplamak lazım sonra Tasarım için zeka şart mıdır? gibi bir soru ortaya atabiliriz..
Cem'in bir sözü var: "Tüm bunların kör bir tesadüf olduğuna inanmıyorum. Ama bu bilinmezlikten de bir bilinen çıkaramayız"

Sonuçta Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu kanıtlanamaz. Bu tartışmalar geçen yüzyıllarda kaldı. Ama şu olabilir. Size göre Tanrı'nın olmama ihtimali daha fazladır Ateist olursunuz. Bana göre de olma ihtimali daha fazladır ben de böylelikle deist olurum ki öyleyim.

Kimine göre de bilmeden inanılamaz. Onlar da Cem gibi agnostik olurlar.

exclusive
24-12-2005, 18:43
Hasan doğru söylüyorsun bu tartışmalar geçen yüzyıllarda kaldı, tabiki biz de geçen yüzyılların düşünce-mantık sistematikleriyle yeniden tartışırsak hiçbirşey elde edemeyiz.

Ki dürüst bir özeleştiride bulunmak gerekirse yaptığımız da tam olarak bu. Hala 16. yüzyıldan kalma tümevarım (Bacon'ın temsil ettiği deneyimsel) ve tümdengelim(Descartes-kartezyen felsefe) gibi yöntemlerle mantık yürütmeye çalışıyoruz. En iyi ihtimalle bu ikisinin sentezi olan Newton'cu mekaniği kullanıyoruz(ki bu da 17yy dan kalma bir düşünce sistematiğidir).

Bunda cehaletimizin de payı büyük. Bir izafiyet teorisini anlayabilmiş olsak heralde herşey farklı olurdu. Misal ben İzafiyet teorisini anlayamadığım için bu teorinin nasıl olup da bu düşünce sistematiklerini (tümevarım, tümdengelim ve Newtoncu mekanik) kökten değiştirmiş olduğunu da anlayamıyorum...

Yani biz daha yakalayamamış olsak da içinde bulunduğumuz yüzyılın düşünce sistematiği geçmiş yüzyıllarınkinden çok daha ileri bir seviyede. Bu yüzden geçmiş yüzyıllarda yapılıp cevapsız kalan tartışmaların içinde bulunduğumuz yüzyılda yeniden yapılmasında belki bir fayda olabilir (tabi tartışmayı yapan ben olursam değişen bişey olmaz, ben hala 17.yy'dayım :))

hasan_
24-12-2005, 18:55
Sevgili Exclusive,

Bence bu tartışmanın da pek yararı olmayacak gibi. Düşünelim...

"Tanrı'ya inanmak önemli mi?"
"Önemliyse neden?"

Ben Tanrı'ya inanıyorum ama bunun o kadar da önemli olmadığı görüşündeyim. Mühim olan, ahlakı yakalayabilip insanlara faydalı olabilmek, aklımızı kullanıp bu hayatı yaşanabilir ve yaşatılabilir kılmak.

Bu sebeple aslında bir Ateist ile Deist arasında pratik bir fark yok.

pante
24-12-2005, 19:07
Hasan'a katılıyorum ama ihtimal sözüne değil.Kendisi için böyle olabilir.
İhtimalen var ya da yok agnostikler içindir.
Yoktur diyenler ateist,
Var ama müdahalesiz ve dinlere inanmayan deist,
varlığı ya da yokluğu belirsiz,bilinemeyen diyen agnostik'tir demek herhalde daha doğru.

hasan_
24-12-2005, 19:17
Hasan'a katılıyorum ama ihtimal sözüne değil.Kendisi için böyle olabilir.
İhtimalen var ya da yok agnostikler içindir.
Yoktur diyenler ateist,
Var ama müdahalesiz ve dinlere inanmayan deist,
varlığı ya da yokluğu belirsiz,bilinemeyen diyen agnostik'tir demek herhalde daha doğru.Sonuçta bilim tarafından kanıtlanamamıştır.

Kesin olarak var demekle kesin olarak yok demek arasında bence mantıksal açıdan hiçbir fark yok. Her ikiside önkabullere dayanıyor.

Kaldı ki bu bir sorun değil, sorun olan; Ahlakı ve özgür düşünceyi daha fazla insana nasıl yayacağımız ve Ateist olalım, Deist olalım ortak çalışmamız, amacımız bu olmalı.

İnsanları dinlerin karanlığından onlara sevgiyle ve bilgiyle yaklaşarak kurtarmalıyız. Özgür düşünceyi yeşertmeliyiz.

sodomo
24-12-2005, 22:59
zaten forumun başlığını "tanrıyı keşfetmek" olarak koymamın sebebi de buydu ilk yazımdada varlık-yokluk tartışmasının yalnızca zihin jimnastiği olduğunu söyledim lakin bu varlık-yokluk meselesi o kadar çok tartışılıyor ki bu konu ile ilgili birkaç şey söyleme gereği duydum.

serdarevr
24-12-2005, 23:19
tanrı 10 bölü 3 teki küsürattır, tanrı limit x sıfıra giderken 1/x tir, tanrı kök içinde -1 dir, tanrı bilinmeyen tanımsız ve sonsuzdur. O yüzden tanrıyı keşfetmek bana mantıklı gelmiyor. Tanrı var dersen var yok dersen yok. O senin kendi iç huzurunu ilgilendirir. iyi bir insan ve ya kötü bir insan olmayı değil tabii.

burkay
24-12-2005, 23:30
cenabi allah kimin kalbine hidayet vermisse o allahi idrak eder ve hisseder ve kavrar gerisi bos ... akil görmedigi birsey hakkinda yorum yapar yorumu genelde yanlisdir ... bu sebebden dolayi allahin vazifelendirdigi insanlar sayesinde allahi kesfediyoruz ... allah herkeze hidayet nasib eylesin ...

exclusive
25-12-2005, 07:51
Kitapların yalanları herkesi öylesine esir almış durumda ki, tanrının varlığı hakkında iki mantık yürütelim dedik "bunlar önemli değil, tanrı var ya da yok mesele bu değil mesele dinler ve yalanlarla dolu kitaplar" dediniz.

Sözlerinize katılmamak elde değil arkadaşlar, bende aynı düşüncedeyim...

Ama ne kadar ironik bir durum değil mi? Bu dinler ve yalanlarla dolu kitaplar tanrıdan bile daha önemli hale gelmiş.

sodomo
25-12-2005, 14:26
"BEN" varoluşun temeli, nesnel olmayan tek şey, aklı ve düşünceyi kullanan yönlendiren, kendisi dışındaki herşeyi algılayan, bilen, öğrenen ama kendisini tanımlayamayan, özne olan, öz olan ama söze gelmeyen, bütün sevinçlerimizin, hüzünlerimizin, iyiliklerimizin, kötülüklerimizin içinden doğup geliştiği yer, felsefenin yanına kadar gidebildiği, dokunup da bir türlü anlayamadığı şey, bize bu kadar yakın olmasına rağmen kendisi hakkında ser verip sır vermeyen BEN.

Zaman, Mekan ve Nedensellik. Bu üç temel ilke varoluşun temel ilkeleridir ve var olan hiç bir şey bu üç temel ilkenin dışında olamaz "BEN" haricinde. BEN nedensellik zincirini aşar lakin zaman ve mekan içinde (ki bu mekan insanın bedenidir) bulunur. Şimdi asıl sorumuz şu nasıl oluyorda BEN nedensellik zincirini aşabiliyor ?. Schopenhauer "dünya benim tasarımımdır ama ben tasarımlar edindiğim sürece varımdır" "demiş. Fakat "BEN" in tek işlevi yalnızca edilgen biçimde tasarımlar edinmek değildir BEN' de pratik bir yön vardır ve BEN eylemde bulunur, bilinçli olarak bir şeyler ister ve isteklerini yerine getirmek için çabalar. Tek tek her istek yalnızca tasarımda bulunur ve bu yüzden "nedensellik" ilkelerine tabiidir ama BEN'in varlığının yansıması olarak görüldüğünde bunlar mutlak ve nedensizdir. Yani BEN kendini bir "kendinden-şey", bir "irade" olarak algılar ve böylelikle tek tek nesnelerin dünyasını aşarak "nedensellik" zincirini kırar.

Devam edeceğim..........

sodomo
26-12-2005, 09:24
Konuyu biraz yumuşatalım isterseniz. İşte size Ömer Hayyam dan bir beyit. (yaa bu sitede hiç Hayyamcı yok mu ?)

Seni aramaktan dünyanın başı dertte;
Zengine de göründüğün yok, fakire de;
Sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa,
Hep kör müyüz, sen varsın da görünürde.

sodomo
26-12-2005, 09:55
Bu da benim en sevdiğim Hayyam rübaisidir ;

Medresenin sözü vardır, tekkenin hali,
Sözden, halden öteye gider aşkın yolu.
Müftünün, vaizin en iyisini getirsen
Aşkın mahkemesinde tutulur dili.

sargon
26-12-2005, 13:58
Sodomo, kusura bakma. Senin olayin beni asti. Biraz aciklamalarla falan anlatsan belki biseyler anlariz ama. Bu haliyle benim acimdan acik degil. Ya da her cumlenin ayrica aciklanmasi lazim. Buralari anlamadan tanriya varamayacaksak, daha burda cuvalladik demektir.

exclusive
26-12-2005, 14:14
Sargon'a katılıyorum Sodomo. Senin görüşlerini tartışma konusunda hevesliyim ama benim kafam biraz fazla eleştirel çalışıyor sanırım...
"BEN" varoluşun temeli, nesnel olmayan tek şey, aklı ve düşünceyi kullanan yönlendiren, kendisi dışındaki herşeyi algılayan, bilen, öğrenen ama kendisini tanımlayamayan, özne olan, öz olan...Mesela daha burada "varoluşun temeli neden "ben" olsun ki?" ve "mesela "madde" olamazmı?" gibi sorular aklıma geliyor hemen. Daha ilk cümlede kanıt istiyorum... sen takır takır gidiyorsun "şöyledir böyledir" diyerek ama ben ilk cümlede takılmış durumdayım.

sodomo
26-12-2005, 16:11
"Bir BEN var BENDEN içeri"

"Ete kemiğe büründüm YUNUS diye göründüm" demiş Yunus Emre

aslında sizi çok iyi anlıyorum çünkü bu "BEN" olgusunu anlamam yıllarımı aldı bana o kadar yakın olmasına rağmen. Şimdi şöyle söyleyeyim; Herkes yalnızca kendisini içeriden algılar, kendisi dışında olan her şeyi dışarıdan algılar. Yani sevgili sargon ve exclusive siz kendinizi yaşarsınız ve her daim kendinizle birliktesinizdir kim sizin yaşadığınız mululukları, üzüntüleri, acıları sizin kadar iyi bilebilirki ?

Hayyamdan şu beyit belki işe yarar ;

En büyük söz Kuran bile
Arada bir okunur besmeleyle.
Kadehteyse öyle bir ayet var ki
Okur insan her zaman, her yerde.

Burada "kadeh" insan bedenidir böyle bakın olaya. Düşüncelerimiz BEN' in ürünleridir bu yüzden BEN i kavrayamaz yani "kılıç sapını kesemez" ancak ve ancak var olduğunun farkına varırız.

sodomo
26-12-2005, 16:26
""Mesela daha burada "varoluşun temeli neden "ben" olsun ki?" ve "mesela "madde" olamazmı?" gibi sorular aklıma geliyor hemen. Daha ilk cümlede kanıt istiyorum... " demişsin exclusive

Hayır "madde" olamaz exclusive. Çünkü "ben tasarımlar edindiğim sürece varımdır". Maddeci bakışın yanlışlığı şurdadadır ki ; bilen özneyi ancak bu öznenin bilişinden kaynaklanarak var olan ve bu bilişe göre var olan bir şeyle açıklamaktadır. Ayrıca maddecilik dolayımsız olanı dolayımlı olanla, daha fazla bilineni daha az bilinenle açıklamaya çalışması nedeniylede yanlıştır. demiş Schopenhauer Özne ve nesne karşılıklı olarak birbirine bağlıdır. Özne ve nesne farklı yönlerden görülen aynı şeydir.

sodomo
26-12-2005, 17:15
Yani sevgili dostum, sende "ete kemiğe büründüm exclusive diye göründüm" diyebilirsin Yunus bu sözü yalnızca kendisi için söylememiştir ki bu söz her birimiz için geçerlidir. Yani exclusive "sen varsan bu dünya var sen yok isen bu dünya yok " dur hemen "benim dışımda da nesnel bir gerçeklik var deme" klasik maddeci mantığını kullanarak. Çünkü senin kendi dışındaki nesnelliği tanımlaman ve var demen ancak ve ancak yine senin kendi öznelliğin ile mümkündür yani bu ÖZNE den kaçış yok dostum.

sargon
26-12-2005, 17:29
Simdi diyelim ki biz exclusive ile bir kitap uzerine konusuyoruz. Kalinca bir kitap bu. Ikimiz icin de bir kitap ve ikimiz icin de var olan bir nesne. Ben bu kitabi exclusive'in kafasina vurup onu bayiltsam, artik exclusice icin o kitap yoktur cunku ancak kendi beni ile tanimlayinca o nesne, bir nesne olarak vardi. Ama artik kendi beni kalmadi yada algilayamaz duruma geldi. Ama benim benim hala duruyo. Benim icin o kalin kitap hala bir nesnedir. Ama exclusive'in beni icin nesneligi kaybolmustur. Peki simdi bu kitap herkes icin bir nesne midir, degil midir? Genel bir nesne olma durumu sozkonusu olabilir mi, olamaz mi?

exclusive
26-12-2005, 17:42
Ne vuruyon la kafama...http://img422.imageshack.us/img422/5345/776qf.gifhehehe (ya bu simeley'i foruma ekleyemez miyiz?)
Hocam bi de "gerçek", "doğru" ve "mutlak doğru" nedir ona bakmak lazım.

Doğru dediğimiz kavram bir kişinin örneğin benim algıma bağlıdır. Ben dünyanın düz olduğunu düşünüyorsam bu benim için "doğru"dur

"Mutlak doğru" evrensel bir algıya bağlıdır yani insanların tümü için "dünya düz" önermesi geçerliyse bu mutlak doğrudur.

"Gerçek" ise algıdan bağımsızdır. insanların tümünün dünyanın düz olduğunu düşündüğü bir dönemde bile gerçek olan şey dünyanın yuvarlak olduğudur. Hata bütün insanlar ölse, algılayacak kimse kalmasa bile gerçek yine gerçektir ve algıdan bağımsızdır.

sargon
26-12-2005, 18:52
Bilimsel olarak mutlak dogru diye bisey olamaz. Dogru vardir, daha dogru vardir. Yani biseyin dogrulugu eldeki veriler cercevesinde, yada daha onceden ispatlanmis teoremler cercevesinde ispatlanabilir. Ama bunlarin mutlak oldugu hicbir zaman soylenemez. Bilimde mutlak diye bisey yoktur. Mutlak ancak dinlerde olur. Mutlak'da hersey donup kalir. Bulunacak, kesfedilecek bisey kalmamistir.

Bu yuzden dinlerde mutlak dogru, mutlak gercek aranir yada bilinirken, bilimsel tartismalarda boyle bir arayis yoktur. O yuzden de bilim tanriyi aramaz. Tanri kavrami mutlak biseydir. Bilimin alaninin disindadir aslinda. Tanrinin varligini ispatlamak bilimsel olarak mumkun degildir, ama varligini ispatladigini soyleyenlerin ispatlarinin bilimsel olmadigini gostermek mumkundur.

Bu yuzden bu kavramlar, felsefenin tartisma alanina giriyorlar. Ama ordada sinirsiz atma ozgurlugumuz yok tabii. Eskiden boyle degildi. Bilimin bu kadar gelismedigi bir donemde biraz daha atma, ucma, ucurtma sansi vardi. Buna karsin bilim felsefenin alanini daraltmiyor bence. Dinlerin alanini daraltir, yada bazi felsefi yaklasimlarin yanlisligini ortaya cikarabilir, ama bilimin gelismesi, felsefenin de gelismesini saglamistir.

Dogru, mutlak dogru, gercek vb. hakkinda 1000 yil once soylenenlerle bugun soylenenlerin arasinda bu yuzden farkliliklar olmasi kacinilmaz.

sodomo
26-12-2005, 19:01
şimdi sargon şöyle söyleyeyim, exclusivin kafasına kitap ile vurur onu bayıltırsan exclusive bilincini geçici bir süre yitirir ama varolmaya devam eder gerçi "düşünüyorum o halde varım" değil "düşünemiyorum ama yine varım" diyecektir çünkü nesnel olan ile bağlantısı kopmuştur daha düşünüpde ne yapacak lakin "BEN" olarak hala mevcuttur eğer çok hızlı vurur mefta yaparsan o zaman da MELEK olarak devam eder yoluna :)) senin içinde o kalın kitap hala duruyor yani nesneler ile haşır neşir durumun var o yüzden çekmeye devam edersin bu dünyanın derdini tasasını.

sodomo
26-12-2005, 20:16
"Gerçek" ise algıdan bağımsızdır. insanların tümünün dünyanın düz olduğunu düşündüğü bir dönemde bile gerçek olan şey dünyanın yuvarlak olduğudur. Hata bütün insanlar ölse, algılayacak kimse kalmasa bile gerçek yine gerçektir ve algıdan bağımsızdır." demişsin exclusive

tamamda hiç kimse kalmadıysa geriye gerçeği kim tanımlayacak ki ? yani "benim dışımda da gerçek öylece olduğu gibi mevcut " dediğin anda öznel bir tanım yapmış olmazmısın ? zaten "benim-dışımda" ifadesi "ben" e ait değil mi?

sodomo
27-12-2005, 10:16
Biraz Hayyam ile kafamızı dağıtalım;


Eyvah ki; aşksız gönül dinden sayılmaz!
Yanmazsa aşkla o, gönülden sayılmaz!
Sevmeden geçirdiğin bir günün varsa;
O gün boşa geçmiştir, günden sayılmaz!

(Yalçın Aydın Ayçiçek-Hayyamın Türkçe Yüzü)

sodomo
27-12-2005, 10:30
Vallahi Yalçın Aydın Ayçiçek abimin şu rübai'yi ne kadar harika çevirdiğine bi bakın istedim.

Bu dünya defterinin ilk başı aşktır.
Gençlik bir şiirdir ve her yaşı aşktır.
Ey habersiz yaşayan, aşk dünyası bu;
Yaşamın her noktası, her taşı aşktır!

(Yalçın Aydın Ayçiçek-Hayyamın Türkçe Yüzü-Can Yayınları)

sargon
27-12-2005, 11:52
Sodomo, sen bu yeni gelen arkadasa (Atsrahana) yanas. Onunla bir sevgi-rubai yumagi olusturun. Hayyam'dan baska sairleri de alirsiniz repertuara hem.

exclusive
27-12-2005, 12:05
Bence Ö. Hayyam tanrı kavramına değil ama islamiyete son derece uzak bir şair... Ben islami şiirler arasında şarabı övenine hiç raslamadım..

sodomo
27-12-2005, 12:15
sargon, bir şey ile dalga geçmen o şeyin üzerine çıktığını göstermez

burkay
27-12-2005, 12:55
sodomo biryerde yaniliyorsun bir insanin kafasina bir kitap vurursan o kafanin içi bos ise vurdugun o kitap içi bos olan seye zarar vermez ... saygilar ...

sargon
27-12-2005, 14:18
Sodomo, yanlis anlama. Ben seni seviyor, siirlerini ve yazilarini da ilgiyle okuyorum. Hayyam da bence cok degerli bir sairdir. Kendi adima sunu soyleyebilirim ki, ben aslinda siirden anlamam. Hayatimda iki defa siir denemem oldu, o da asik oldugum zamanlarda, hepsi bu. Yani oldukca kisir bir durum goruldugu uzre. Bir zamanlar oyku yazmayi da denedim. Sonunda karar verdim ki, bende yetenek yok. Bu yuzden sairlere, oyku, roman falan yazanlara gipta ile bakarim hep. Beceremedigimden de boyle dalgaya alirim arada bir. Kendimi onlardan ustun gordugumden degildir bu.

Birkac gundur diyorum ya, asil neden sigarayi birakmam.

Burkay, bak espri yap, arada bir dalga da gec, ama oyle ikide bir onun kafasi bos, bunun ki dolu diye kendini begenmis laflar etme. Bu nedir yahu. Bir forum baslatmissin saffat suresi diye. Uzun uzun cevap verdim sana. Bana elindeki ceviriyi tekrar yazip kenara oturmussun. Cevap mi vermissin yani simdi. Hadi madem kafan o kadar dolu, iki satir da kendinden biseyler yaz, gorelim. Burda da gelip kimin kafasinin bos oldugunu soyleme. Daha seninkini goremedik.

sodomo
27-12-2005, 17:11
Canın sağolsun sargon. Sigarayı bırakmak büyük bir hadisedir onuda söyleyeyim yani.

burkay
27-12-2005, 17:28
sargon senin anlama kapasiten bukadar sana daha ne yazayim ? net bir sekilde kuran ayetlerini yazdim sen güya bu sekil yaziyor öyle demis falan filan bravo bayagi açiklik getirmissin ... bu konuda bilgin yoksa yorum yazma herseyi bilmen mümkün degil ayip degil bilmemen ... ya sen benim kurani kerimi bana anlatmaya kalkiyorsun geçeceksin bunu .. eger ilmin varsada açiklarsin neden seytanlar semada taslandigini ... ben herseyi yazdim ama sen anlayamadin bu konuda kapasiten bukadar demekki ... bunda alinacak birsey de yok ...

sargon
27-12-2005, 21:36
Burkay, sen hic bisey yazmamissin. Git tekrar oku. Ben kuran uzmani degilim. Okudugumu acikladim iste. Ama bana cevap olarak daha once yazdigin ayetleri tekrar yazmis oldugunu, iki satir bile aciklama yapmadigini gormemissin herhalde.

Birisi sana zaman ayirip cevap veriyor. Verdigin cevap su: sargon boyle demis, iste insanlar boyle anliyorlar, anlayamiyorlar.

Burda da ayni seyi yapmissin. Senin anlama kapasiten bu kadar! Soyledigin tek sey bu. Papagan gibi anlamiyorsunuz, anlamiyorsunuz deyip duruyorsun. Hickimsenin kafasi calismiyor, bi senin calisiyor. Hayir iki kelime de aciklama yapsan, biz de biseyler ogrensek, ondan sonra da hadi biseyler ogrendik, o kadar lafi da yiyelim yani deriz. Ne bisey anlatirsin, ne bisey anlarsin. Seninle etrafindaki insanlar nasil anlasacak yahu. Sadece burkaydan kafamizin calismadigi seklindeki bilgiyi ogrenebilecegiz bu gidisle. Baska bir bilgin varsa soyle belki anlariz.

burkay
27-12-2005, 23:28
sargon be güzel kardesim sen de bana gene birsey yazmadin böyle gider durur ... sen bana neden seytanlar taslanir diye açiklasaydin simdik bu bos muhabbetler olmazdi ... ama sen bazen bakiyorum sinirlerine hakim olamadan bazi cümleler sarf ediyorsun olsun gene fazla küfürün yok ... sadece ben sunu da belirteyim sadece ben sizin akliniz çalismiyor demiyorum hasa akliniz güzel çalisiyorda ters çalisiyor 1.5 milyar müslüman allaha inaniyor islam olarak sizin sayiniz henüz belli degil o 1.5 milyar insandan sizin kafaniz daha çalisiyor öylemi ... islam bu sözü güzel söylemis kalpler mühürlü gözler kör ... ben inancim geregi bunlari yaziyorum ve ispat karsima çikiyor sizler allahin oldugu halde inanmayanlardansiniz ... oda sizin görüsünüz napalim ...

ensareo
28-12-2005, 00:05
Sodomo bir çoban kadar yalın ve sade olunamazmı?Yani felsefenin içine dalıp denizdeki balık gibi ''derya nerde?'' diyecek kadar bazen kaybetmiyormu insan kendini..

Şu kadar eşyaya şahidiz ki yapanı var..şu televizyonun..şu radyonun,bilgisayarın,kameranın vs..peki şu gözün,kulağın,kalbin, böbreğin sahibinin-yaratıcısının olması gerekliliği,ateizm fikrinden daha mantıklı değil mi?

Sonbaharda yaşlandı ağaçlar sarardılar,etlerini(-yapraklarını) döktüler,kışında mezara girdiler..Ama ben biliyorum ve şahidim ki başka bir baharda onlar tekrar dirilecek..ve diriliyorlar gördüm..

Baktımki toprağa ekilen tohumlar zaman geliyor hasad ediliyorlar,anladım ki her cenaze toprağa tohum gibi atıldığı zaman kendi kendime soruyorum?Bu tohumların hasadı ne zaman..

terazisi tek kefeli olanlar bu mana dünyasını anlayamazlar..umarım sen anlarsın...

sodomo
28-12-2005, 00:20
ensareo, güzel bir deyim "bir çoban kadar sade olmak" çok hoşuma gitti.
keşke bir çoban gibi yaşasaydım dediğim çok zaman olmuştur lakin mümkün olmuyor girmişiz bu şehir bataklığına debelen debelen çıkamıyoruz.

Dediğin doğru, çobanlar hakikate daha yakın duruyor.

ensareo
28-12-2005, 00:26
Bende bir zamanlar düşünmüşümdür;şu bataklıkta yetişen çiçekler gibi olabilir miyim diye?Ne dersin bazı insanlar aynı yollardan geçip,aynı işaretlerimi görüyorlar ve birbirlerine söylüyorlar..

sodomo
28-12-2005, 00:29
hepimiz aynı özden imal olduğumuz içindir belkide.

ensareo
28-12-2005, 17:12
evet kesinlikle tesadüf değil..

sargon
28-12-2005, 18:58
sen bana neden seytanlar taslanir diye açiklasaydin simdik bu bos muhabbetler olmazdi

Bu soyledigini tam anlayamadim. Ne demek istedigini acar misin biraz? Benden aciklmami istedigin sey cok garip geldi de.

burkay
28-12-2005, 20:46
sargon garip gelen ne sana ? ayeti yazdim seytanlar neden taslanir diye sana sordum ... bunu bana açiklarmisin dedim bunda garibine gidecek ne var ? sadece seytanlar niye taslanir onu açikla ...

Aliminyum
28-12-2005, 21:13
Var olanın var olduğu kadarıyla ne olduğunun aranması... Heidegger abinize göre felsefenin işi bu. Yani başat kabul şu demek oluyor; Düşünce, ancak kendisine sunulan imkanlar nisbetinde varoluşun düğümünü çözebilir.
Düşüncenin sınırlılığı, aklın yapısal ve işlevsel fonksiyonlarının yetersizliği heryerde ve herzaman kendini gösterir. Ulu orta bağırmamız lazım gelen bir söz varsa o da İgnoramus; İgnorabimus gerçeğidir. Bilinen şeyin bizim bildiğimizden daha başka yönleri yani bizim bilmediğimiz yönlerinin olduğunu biliriz, dolayısıyla hiçbir bilgi mutlak bir tamamlanmışlık kıvamına erişemez.
1. Basamaktan 10. basamağa atlamak gibi olacak ama "O halde Allah vardır" diyerek kestirip atmak aslında mümkün. Varoluşçuluğun son ayağı da buraya dayanmak zorunda kalacak yakında aha şuraya yazıyorum, sonra gider Sartre'ın mezarına topluca tükürürüz "Ulan sen ne ibiş adammışsın milleti yıllarca kandırdın" diye.

Bilmek ve inanmak farkını fark etmeyen agnostik saplantılılar da "Bilinmezden bir bilinir çıkaramayız" gibi tarihî bir vecizeyle kenara çekilirler, kolaycılıktır bu. Ama bilmenin neliği çözümlenmeden, meselenin bilinmeyenden bilineni çıkarmak olmadığı da anlaşılamazdı zaten. Bilinmeyenden bilineni çıkarmak...

Söyler mi o arkadaş, şu ana kadar neyi bilmiş? Bildiğini iddia ettiği şeyden başka ne tür bilinirler çıkarmış ki görüngülerde kırıtıp duran eşya ve hadiseleri bilinebilir addeder. Peehhh.

sargon
30-12-2005, 15:44
Seytanlarin niye taslanacagini ben niye aciklayacakmisim ki. Seytan diye bisey yoktur. Hayal urunudur. Seb bize Saffat 1-10'u yazdin. Burda ne anlatiliyor diye, cevap yazdim. Forum adi: "yildiz kaymasi var mi" Bunun gokyuzunde gorunen bir olayin Muhammed tarafindan iste simdi seytanlar taslaniyorlar yada kovuluyorlar seklinde yorumlanmis oldugunu soyledim.


Seytanlarin kovuldugunu soyleyen ben degilim, Kuran. Inanan da sensin. Ben bunun uydurma oldugunu soyluyorum sana. Daha acik nasil anlatacam bilmem.

Aliminyum, dostum, bu yaziyi yanlis foruma mi attin? Neyle ve kimle ilgili yazdiklarin. Askerlikten vaz mi gectin, hala yasiyosun. :)

sargon
30-12-2005, 15:46
Aliminyum'a yaziyorsun yazacaktim, yasiyosun yazmisim yanlislikla.

Aliminyum
30-12-2005, 19:43
valla bilmiyom yanlış yer de olabilir. niye yazdığımı da unuttum, Tanrı'nın keşfi gibi bişeydi heralde mevzu. askere daha var ya gitmeden sizi biraz daha feyizlendiriyim diyom :)p

28-07-2007, 21:41
Tanrı'yı biz keşfedeceğimize o neden bizlerin yanında olmuyor diye bi soru sorabiliriz neden mi? çünkü bir tanrı var olsaydı,İnsanların aç,susuz olmasına göz yummazdı.İnsanları hertürlü kötülükten korur ve onların yanında olurdu? Acıları ve kederlerin önüne geçer,insanların böyle şeyler yaşamasına izin vermez,merhamet ederdi.Ama bugünkü dünyamıza baktığımız zaman hiç öyle şeyler görebiliyormusunuz? Afrika'da 1,5 milyon insan açlık yüzünden ölümle burun buruna.ırak ve filistin kan ağlıyor,Küçücük masum çocuklar ölüyor ve kimse buna dur demiyor.Tanrı'yı keşfet demesi kolay..peki tanrı neden bu insanlara el uzatmıyor sorusunu neden keşfetmiyor insanlar?


saygılarımla..

HarunKAHYA
29-07-2007, 00:02
Bu sitede boş tartışmaların yanında (kimseyi kastedmiyorum,ben de olabilirim..)böyle ne güzel yazılar da varmış..

Keşfetme aynı eksen sistemleri içinde varolan bir olguyu bulmak için kullanılan bir deyim diye tarif edebiliriz.

Tanrı bu boyut sistemi içinde keşfedilemez,algılanamaz.Keşfedilemiyen,algılanamı yan,
bizim kavrayış ve anlatış kavramlarımıza uymuyor diye de, "tanrı yoktur"diyemeyiz.

Dinler yanlış tarif ediyor, alçaltıyor iddiaları ile de *" Böyle Tanrı olmaz olsun, bence yoktur" da diyemeyiz.

Sn. Sodomo nun yaklaşımları çok güzel.Bu yazılarına niçin devam etmiyor?

HaKa * :D

evrensel-insan
21-07-2008, 03:35
Saygideger arkadaslar;

Tanri bir kavramdir ve kavram olarak vardir. Tartisilacak olan tanri kavraminin ne oldugu ve nasil olusturuldugudur.Yoksa ifde olarak var veya yok demek degil. Bu bir guncellemedir.

Saygilarimla;
evrensel-insan