PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Seyyit Ali


güneşinzaptıyakın
12-10-2009, 11:28
Onu ilk defa Amcamın yanına okumaya gittiğim bir Anadolu kasabasında ki İlkokulda tanımıştım. Aynı sınıftaydık, ben ayrımında olmadan şehir’li olmanın getirdiği alışkanlıklarla yalnız memur çocukları ile arkadaş olurken, o eşraftan babaları da arkadaş olan bir gurup çocukla gezerdi. Kaynaşmamız, kasabanın tek Sinema salonunda sık sık oynatılan Seyyit Ali’nin filmleri ile oldu. Sinema’dan çıkınca bizde tıpkı o artizler gibi yumruk savurur, kendi çıkardığımız seslerle olaya daha bir gerçekmiş gibi kapılırdık çoğunlukla. Soğuk ve karla kaplı kasabada, tek gerçekliğimizdi sanırım o Sinema salonu ve kasaba’nın dışındaki Dünya ile de tek irtibatımız. Öyle film ayırdığımız yoktu bizim, zaten kötü kopyalar gelirdi kasabaya, sık sık ses gider yada Film kopardı ve kasaba’daki tüm haylaz oğlan çocukları hep bir ağızdan ıslıklar bağırırdık eğlencesine o zaman. İlk orada sevdim Sinemayı, onunla bir çok Film’e gittik soğuk kış günlerinde. Bahar geldimi okuldan kaçar bahçe aralarında, meyve ağaçlarına dadanır oyunlar oynardık onunla. Sonraki yıllarda benden yaşça çok büyük Amca oğlu ile bazı geceler Sinema salonunda yapılan anma gecelerine yada gösterilere gider oldum, onuda görüyordum orada ama oda benim gibi kalabalığın içinde marşlara, sloganlara katıldığı için farklı bir şeyi paylaşıyorduk. Ben kasaba’dan ayrıldım ertesi sene, şehre Dayım’ın yanına gittim okumaya. Arada mektuplarla haberleştik onunla, sonra mektupların arkası kesildi, senede bir Amcam’gillere gidersek görüşür olduk ancak. Ben Seyyit Ali’nin kitapları ile tanıştım o sıralarda ve diğer kitaplarla, akşamları yazılamaya çıkar olduk arkadaşlarla, elbet biz kurtaracaktık Dünya’yı inancımız tamdı ve Seyyit Ali’nin hapislik hayatı o günlerde başladı.

Bir Eylül sabahı palet seslerine postal gıcırtılarına uyandık bütün ülke ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı o günden sonra. Nezaret’te en küçük bendim sanırım, günler sonra evde yatarken anladım ki artık küçük değildim. O günlerde saklar olduk kitapları bazıları da yaktı sobalarda boş arsalarda kitapları, dergileri ve o gururlu bildirileri. Dayım’la bir sabah bahçeye gömdük tüm anarşik kitapları, günlerce dolandım durdum o taze toprak kümesinin etrafında ve bir gün Dayım evde yokken Seyyit Ali’nin kitaplarını çıkarıp odunluğa sakladım, yakıştıramamıştım o delikanlıya gömülmeyi. Netekim o fırtınalı yıllarda gazeteler büyük puntolarla duyurdu Avrupa’ya kaçtığını Seyyit Ali’nin, kaçmasaymış öldürülecekmiş zaten. Nasıl kaçtı mapusluğu nasıl aştı kimse bilmiyordu. Gurbete fazla dayanamadı delikanlı yüreği, birkaç sene sonra öldü Seyyit Ali.

Aradan uzun bir zaman geçmişti ki sakıncalı piyade olarak bulunduğum kışla’da karşılaştım onun küçük kardeşi ile. Uzun sohbetler yapar olduk, geçmişin bilinmeyen hatıralarını paylaştık kanyak’tan çakır keyif gecelerde. O kasabadan hiç ayrılmamıştı, Eylül fırtınasına o’da tutulmuştu herkes gibi, evlenmiş eşrafa karışmıştı zaman içinde. Kardeşinin dediğine göre tüm bu geçen yıllar boyunca Seyyit Ali ile ilgili ne varsa biriktirmiş. Afişler, kartpostallar, kitaplar, filmler ve hakkında çıkan tüm gazete küpürleri ile dev bir arşiv yapmış kendine o Anadolu kasabasında. Seyyit Ali hakkında bir şey yazacak olan ona danışır olmuş düşünün siz artık olayın boyutunu. Gene böyle onunla ve Seyyit Ali ile ilgili bir çakır keyif sohbette söyleyinceye kadar kardeşi, Seyyit Ali Avrupa’ya nasıl kaçtı mapusluğu nasıl aştı bilmeyecektim hala bu yaşıma kadar. İlk önce inanamadım, o ki kasabadan başka Dünya bilmeyen birisi olarak, Askerlik hariç kasabadan uzun süreli çıkmayan birisi olarak, kimsenin tanımadığı ve bilmediği birisi olarak, nasıl evinde saklamış, sonrasında sınırı geçirecek kişilere ulaştırmıştı? Bütün Dünya perde arkasında gizli örgütler ve planlar ararken, Anadolu’nun ücra bir kasabasındaki Seyyit Ali hayranı bir delikanlı yapmıştı her şeyi bu kadar basitti halbuki gerçek. Çocukluk arkadaşımı yıllar sonra Amca’mın cenazesinde gördüm, biraz lafladık çoluk çocuğun fotağraflarını gösterdik ayaküstü karşılıklı, eskiye dair tek kelime etmeden vedalaştık onunla. Cunta’dan kaçırdığım kitaplarımı yıllar sonra boşanma esnasında yitirdim, bu anılara dair elimde kalan ise eski bir artiz kartpostalı ile iki küçük çocuğun poz verdiği sararmış siyah beyaz bir fotograf, Seyyit Ali hala kahramanım…

KızıL
13-10-2009, 03:28
emeğine sağlık dostum...

matillda
16-10-2009, 14:48
basarili bir calisma
hissetirdikleri son derece insani...
saygi ve tebrik efenim