PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Asayiş Berkemal


güneşinzaptıyakın
13-10-2009, 23:30
Salon’un köşesindeki ikinci kapıdan hakim’in içeri girmesi ile içerdeki uğultu yerini birden sessizliğe bırakmıştı, hakim’in ve ardından savcı’nın yerine oturması ile avukatlar başta olmak üzere herkez yerlerine oturdu. Hakim gözlüğünün üstünden mübaşire bakarak;

- Rüstem efendi dışarıda kalan varmı bak.

Diye seslenince salonda gene hafiften bir mırıldanmalar başlamışken mübaşir kapıyı açıp koridora çıktı, kapının ardından mübaşirin bağırması duyuluyordu;

- Aslan Sakinoğlu, Devrim Yılmaz …

Birkaç dakika daha isimleri yüksek sesle söyledikten sonra mahkeme salonundan içeri girdi tekrar. Hakime dönerek;

- Dışarda kimse yok hakim bey,
- Yoklamayı yapıyorum, adı okunan burada olduğunu belirtsin,
- Adem Kaygısız, Ayşe Adıvar…

Diye tek tek isimleri okumaya başladı hakim, ilk defa mahkemede olanlar acemiliklerinden ayağa kalkmayı bilemeyince avukatların vasıtası ile durumu öğrenselerde, kalabalık ve hepsi genç olan sanıkların tamamı yarım saate yakın tek tek oturup kalktılar orada olduklarını belirterek.

Hakim önündeki bardaktan büyük bir yudum su içtikten sonra gözlüğünü çıkarıp masanın üstüne koyarak;

- Anlat Adem Kaygısız,
Diye gençlere doğru seslendi, kısa siyah saçlı zayıftan bir genç ayağa kalktı,

- Okuldan çıkmış evime gidiyordum sayın hakim, birden bir arbedenin ortasında kaldım ve sonrada polis ağabeyler beni karokola götürdüler,
- Yani sen cezaevinin önündeki eylem yapan grubun içinde değildin?
- Değildim hakim bey, dediğim gibi bizim fakülte cezaevine çok yakın ve ben hergün evime o yoldan gidip gelirim,
- Bak polis tutanaklarında senin okulda anarşik kişilerle dolaştığın yazıyor?
- Olurmu hakim bey, kokoreçci abi şahit ben fakülteye girince hemen sınıfıma yönelirim,
- Ne kokoreç’cisi olum?
- İşte ordaki kokoreç’ci abi hakim bey,

Diyerek tanık bölümünde oturan resmi kıyafetli polislerin içinden birisini gösterdi Adem,

- Olum o polis, nerden çıktı kokoreç’ci?
- Hakim bey o polis abi gündüzleri bizim fakültenin önünde kokoreç satar, değimli abi sende söylesene?
- Birbirinizle izin vermeden konuşmayın! Devletin polisi neden mesai satinde kokoreç satsın olum?
- Bizde arkadaşlarla ona şaşırdıktı zaten hakim bey!

Salonda birden gülme sesleri duyulmaya başladı, hakim elindeki tokmağı birkaç defa önündeki masaya vurarak sessizlik diye bağırmak zorunda kaldı.

- Başka söyleyeceğin varmı olum?
- Yok hakim bey.
- Ayşe Adıvar, anlat kızım;
Tiz ve kendinden emin bir sesle,
- Ben fakülteden çıkmış evime yürüyerek dönüyordum, cezaevinin önündeki kalabalık birden etrafa kaçışmaya başladı, ne olduğunu anlayamadan kendimi yerde buldum, sonra polisler beni karokola götürdüler sayın hakim.
- Demek sende eylem yapan grubun içinde değildin?
- Evet hakim bey.
- Seninde polis kayıtlarında fakültede bildiri dağıtan ve eylem yapan grupla ilişkin olduğu yazılı bak burada,
- Ben tanımam onları, fakülteye gelirim derslerime girer sonra oyalanmadan çıkar doğru evime giderim, hatta bir gün simitçi abi beni evime kadar izledi şahittir hakim bey.
- Ne simitçisi kızım?
- Şurda oturan abi,
Diyerek tanık bölümünde ki resmi kıyafetli bir polisi gösterince, salonda gene gülüşmeler oldu.

- Demek sende devletin resmi memurunu simitçilikle itham ediyorsun otur yerine,

Diye sinirli bir şekilde çıkıştı genç kıza hakim,

- Bora Şensaçar, sen anlat olum;
- Sayın hakim, ben fakülteden çıkmış yürüyerek evime dönüyor…
- Hepiniz yürüyorsunuz bakıyorum?
- Kiraydı, harç parasıydı derken başka bir şeye para kalmıyor hakim bey…
- Bırak ukelalığı anlat,
- Tam cezaevinin önüne gelmiştim ki bir kalabalık üstüme akın etti arasında kaldım kenarı çekilemedim, polisler beni karokola götüdüler.
- İfadende eylemi yönettiğini kabul etmişsin?
- Evet Filistin askısında kalma rekorunu kıramayınca kabul etmek zorunda kaldım hakim bey,
- Ne rekoru ne Filistin’i olum?
- İlk önce falaka ile başladılar aslında sayın hakim,
- Yani seni karakolda dövdülermi diyorsun?
- Evet hakim bey,
- Peki niye sağlam raporu verdi doktor o zaman?
- Çırpınırdı Karadeniz şarkısını söyleyemediğim için,
- Ne alakası var olum şimdi?
- Doktor, şarkıyı söylersem işkence gördüğümü yazacağını söyledi ama ben o şarkıyı bilmediğim için sağlam yazdı,
- Sayın savcı yanıma gelirmisiniz?
- Savcım iddianameyi hazırlarken daha titiz olalım,
- Peki sayın hakim,

Bu temaşa akşama kadar devam etti, resmi kıyafetli polisleri her seferinde birisi tanıdı ve gündüz mesleğini söyledi, bazı gençler ayakkabılarını çıkartıp ayaklarını göstermek istedilersede hakim kızdı, Devlet vatandaşını dövmez diye çıkıştı payladı, azarladı ve uzun uzun nutuklar çekti. Bora Şensaçar haricinde herkez yürüyüş ve gösteri yasasına muhalefetten cezalandırıldı ve serbest bırakıldı, Bora önünde eylem yapmadığını iddia ettiği cezaevine tutuklu olarak gönderildi. Ertesi gün Adem, fakülteye girmeden önce kokoreç’ciden kokoreç aldı ve parayı uzatırken gülümsedi ve;

- İyi görevler kokoreç’ci abi, asayiş berkemalse ben fakülteye giriyorum…

matillda
14-10-2009, 15:02
cok basarili


saygilar

Şaman Türksoy
24-10-2009, 23:13
Salon’un köşesindeki ikinci kapıdan hakim’in içeri girmesi ile içerdeki uğultu yerini birden sessizliğe bırakmıştı, hakim’in ve ardından savcı’nın yerine oturması ile avukatlar başta olmak üzere herkez yerlerine oturdu. Hakim gözlüğünün üstünden mübaşire bakarak;

- Rüstem efendi dışarıda kalan varmı bak.



Ne kadar yetenekli olduğunuza bakmak için başlığınıza girdim.Henüz birinci paragrafta en az dört imla hatası tesbit edince metnin kalanını okumaktan vazgeçtim. Salon, hakim, savcı sözcükleri ne zaman özel isim oldular ki kesme işareti kullandınız?

Siz de okumalısınız, kızmayın sakın, bu yapıcı bir eleştiri:)

Sağlıcakla kalınız...

güneşinzaptıyakın
24-10-2009, 23:26
Ne kadar yetenekli olduğunuza bakmak için başlığınıza girdim.Henüz birinci paragrafta en az dört imla hatası tesbit edince metnin kalanını okumaktan vazgeçtim. Salon, hakim, savcı sözcükleri ne zaman özel isim oldular ki kesme işareti kullandınız?

Siz de okumalısınız, kızmayın sakın, bu yapıcı bir eleştiri:)

Sağlıcakla kalınız... Oldukça uzun bir süre yayıncılık yaptım, bizlere gelen roman, hikaye vb. tüm edebi metinleri bir redaktör (düzeltmen) gurubuna emanet der (burda isterse Dünya çapında olsun hemen hemen tüm yazarlar aynı yugulamay tabidirler) tüm imal hataları, cümle düşüklükleri dahil olmak üzere kitabı yayın hayatına hazırlayan ilk adımı uygulardık, sonraki adım dizgi dediğimiz metnin yazılması, yani baskı için hazırlığın yapılmasıdır, dizgiden sonra tekrar redaktörler (düzeltmenler)
kontrol ederler ve düzeltirler, ortaya çıkan taslak, yayın grubu dediğimiz ve işleri onlara sunulan edebi metni yayına uygun olup olmadığına karar veren kurula iletip onların kararları doğrultusunda yayınlamaktır, gördüğümüz üzere o severek okuduğumuz hatta Nobel alan yazarlar dahil herkez imla hatası ile yazarlar, cümle düşüklüğü gırla gider ama son aşamada okuyucu gayet düzgün bir eser okur, daha sevgili Parmis'in konusunda sana söylediğim gibi, amatör yazarların eserlerine ancak emeğine sağlık demek düşer. Sen ne sanat eleştirmenisin nede foruma imala kurallarını öğretmeye çalışan yetkili dilbigisi öğretmeni, bu ilk değil bir sitede seninle karşılaşmamız unutma...

güneşinzaptıyakın
24-10-2009, 23:33
Son bir not: burda kimse yetenek yarışması kabilinden yazmıyor, kimse yazar değil unutmayalım, anahtar kelime ''amatör'', yazmasaydıkda saz çalsaydık mesela, gene aynı amatörlükle ve notaları kaçırarak atlayarak çalacaktık, ve asla kimse amatör olduğunu unutmadan yaptıkları için sanatçı kıvamında bir davranış beklemezler, yaptıklarının amatör olduklarını bildikleri için asla ama asla senin çıkarsamalarında bahsettiğin şeyleri duymaz ve beklemezler...

Amatör diyorum sana, mahalle takımıda oynayan bir futbolcuya sen, şampiyonlar liğindeymişsin gibi eleştiri yapıyorsun, üstelik amacın üzüm yemek değilken, sen beni hala çıkaramamış olabilirsin ama ben seni iyi tanırım, bu duruma en güzel özlü söz '' ne şeytanı gör, nede salavat getir'' olabilir, sana tavsiyem bu yönde olabilir...

Şaman Türksoy
25-10-2009, 00:16
Bu uslubunuz kırıcı.Bunu hak edecek birşey yaptığımı sanmıyorum.

Ben otuz yıldır okuyorum.Edebiyat öğretmeni olmak için eğitim aldım,öğretmen oldum, ama öğretemedim:)Çünkü; bu ülkede öğretmen olmak yokluğa teslim olmakdı.Bu yüzden bir okul daha okudum.Yokluğa ve cehalete teslim olmamak için.İyi de yapmışım.Sanal ağ yaygınlaşalı beri, değişik sitelerde elim erdiğince,dilim döndüğünce,bir İstanbul efendisi olmaya çalışarak,Türkçeye hakkını verdiğim zannıyla yazmaya çalıştım.

Forumlarda özel iletilere pek itibar etmedim, alenen eleştiri ve takdir yazıları kaleme aldım.Beş yıldır hiçbir düşmanım olmadı, buna mukabil dostlar edindim.

Sizin tanıdığınızı düşündüğünüz adam ben değilim.Çünkü;sizin tarzınız ve uslubunuzla konuşup yazan insanlarla ben hiçbir zaman muhatap olmadım, olmam da.

Ben bir İstanbul efendisiyim ve öyle kalmaya devam edeceğim. Edep ve haya dışı benzetmelerinize verecek yanıtım yok.Yalnızca bir derb-i mesel ile öfkemi gemlemek isterim. Bektaşiye sormuşlar:Beni nasıl bilirsiniz? O da yanıt vermiş:Kendim gibi...

Size muhatap çoktur,hem bilmeyen hem de bilmediğini bilmeyen...

Hortlak
02-11-2009, 06:31
Sayın Türksoy'un gösterdiği kısımda toplam 7 imla ve yazım hatası var.

"Herkez" değil "Herkes", "hakim'in", "savcı'nın" değil; "hakimin", "savcının" şeklinde yazılır. Ayrıca "-mi, -mı" soru ekleri ayrı yazılır. "Amatörüm normaldir" demek yerine hatalarınızı sorsanız daha iyi olurdu. Çünkü bunlar yazarlıkla ilgili değil, temel dil bilgisi kuralları ile ilgili hatalar.

güneşinzaptıyakın
08-11-2009, 01:19
Eğer o lanet çırpınırdı Karadeniz şarkısını bilseydi hala burada olurmuydu diye düşünüp volta atarken, kendisine seslenilen yöne doğru döndü birden.

- Hoop sen kot pantalonlu!!!

Ferit attığı voltaya ara verip yavaşça 5. Koğuşun kapalı olan bahçe kapısına yöneldi.

- Buyur abi…
- Sen neden kotla geziyorsun? Tek tip giymiyorsun?
- Kalmamış vermediler…
- Sen ne olduğunun farkındamısın?
- Ne olmuşki abi?
- İlk önce abi deme, yakışmıyor sana…
- Kotla gezince böyle sen, seni faşist sanmışlar bizim koğuştakiler, işbirlikçi yani anlıyacağın…

Ferit şaşarak baktı duyduklarına;

- Ne faşisti ?
- Sadece tek tip kalmamış idarede…
- Neden buradasın iki gözüm?
- Gösteri yapmaktan, birde polise muvakametten sanırım…
İbrahim sırıtarak sordu
- Neyi protesto ettin?
- Tek tip uygulamasını…
İkiside kahkahalarla gülüyorlardı cevaba. Volta atanlar, koğuşlardakiler ve kim varsa avluya baktılar ve iki gülen İnsana, tehlikeli durumdu bir çok açıdan, siyasi koğuşu ile görüşmek Ferit için, gülmek ise herkez için tehlikeliydi.

- Dışardaki gruptamıydın yoksa?
- Evet…
- Aslında bir tek ben tutuklandım grup içinde,
Bunu söylerken hafifçe sırıttı Ferit, aklına Filistin askısında kırdığı rekor gelmişti birden.

10’luk çay söyledi İbrahim, uzun uzun sohbet ettiler o gün. Sonraki günlerde sık sık avluya çıkan diğerinin koğuş kapısının önüne taburesini atıp misafir oldu. Veleybol maçlarına arasıra katılmaya başladılar. En başta uzun sohbetleri her iki koğuşuda rahatsız ederken, siyasi koğuş sık sık Ferite açık selam söylemeye başladı. Ferit açıkça 6. Koğuşta kalıyor ama zamanını bir şekilde 5. Koğuşta geçiriyordu. Bir gün;

- Yoldaş bak yapamıyacaksan hiç evet deme!!!
- Yok ya sen bana bırak yaparım…
- Zor iş, yakalanırsan sen birkaç ay hücre cezası alırsın ama eylem yatar ki en dayanılmazı bu olur.
- Sen merak etme…

Ayrıldılar o gün ve birkaç gün görüşmediler iki arkadaş. Ferit çöp görevine yazılmıştı, mapusta çöp işi gariban işidir, Adem babaların işidir yani, 6. Koğuşta ilk önce Mazlum baba karşı çıktı çalışmasına, baktı olmadı, koğuş ağası Maho’ya baskı yaptı ama kimse Feriti çöp görevinden geri çeviremedi, herkez para mevzusuna bağladı yaptıklarını, nede olsa gururlu gençti Ferit. Mazlum baba mana’dan pay vermeyi bile teklif etmişti Ferite.

- İrtibat kurdunmu yoldaş?
- Evet görüştüm çöplerini döken çocukla, biraz korktu ama sorun olmaz mektubu iletecek.
- İyi kontrol etseydin çocuğu…
- Merak etme yoldaşım bir haftadır takipteyim çocuğu…
- Mahkemen yarınmıydı?
- Evet…
- Bu mahkemede seni salmazlar biliyorsun değimli?
- Evet…

Bir yandan çaylarını yudumluyor biryandan sohbet ediyorlardı. Yanlarına zayıf esmer birisi yanaştı siyasi koğuştan;

- Ferit kardaş…
- Söyle yoldaş…
- Ne yaptığından eminmisin sen?
- Eminim…
- Yakalanırsan…
- Sen merak etme yoldaş…
Zayıf esmer kişi uzaklaşınca İbrahim;
- Senin hala faşist bir ajan olduğunu düşünenler var aramızda…
- Neyse biz işimize bakalım, ben yarın cevabı alırım, sonrasında ne yaparız peki?
- Bunu düşünelim, yarın konuşuruz.
Demliği ve çay bardağını alan İbrahim yatakhaneye çıkan merdivenlere yöneldi, Ferit’te volta atan arkadaşlarının arasına katıldı, hızlı hızlı volta atmaya başladılar hep birlikte konuşmadan, hepsi sanki tek bir komutla hareket ediyorlarmış gibiydi, aynı anda adım atıyorlar ve geri dönüyorlardı, tespih şakırtıları avluda çınlıyordu.

- Yoldaş müjde…
- Nasıl Ferit kardeşim başardıkmı?
- Evet, eski bölümdeki yoldaşlar birlikte eylem yapmayı kabul ettiler.
- Sen ne başardığının farkındamısın?
Hayretle ve büyümüş gözlerle İbrahime bakarak Ferit;
- Ne olmuş ki?
- Biz iki senedir bir eylem yapmak için mücadele verirken sen iki bölümü birden eyleme hazırladın!!!
- Doğrudur, ben sonrasında nasıl iletişim kuracağımızıda çözdüm bu arada…
- Yahu seni tutmak mümkün değil, nasıl yaparız peki?
- Birkaç gün önce ilçe halk eğitimden birisi gelmişti koğuşa, tiyatro grubu kuracaklarmış, ekip için gönüllü arıyorlardı, ona katılıcam.
- İyide eski bölümden bizimkilerden katılan olmaz izin vermez bu faşist idare.
- Onuda hallettim bu gün, karşıdan sübyan koğuşundan bir arkadaş tiyatroya yazılacak benim gibi, onun vasıtasıyla haberleşicez.
- Bravo…

Sonraki günlerde pek görüşemediler iki can kardeş, iki arkadaş…

- Eeee kardeşim bak şimdi sana babamın en sevdiği şarkıyı çalıcam…
İbrahim sazına akord yapmayı yeni bitirmişti;
- Eşkıya Dünya’ya hükümdar olmazı çalsana…
- Onu sonra çalarım, bu benimde en sevdiğim bir türküdür…
Birlikte uzun uzun saz çalıp türkü söylediler o gün…

Gün batmak üzereydi, avlu izni nerdeyse bitiyordu, Ferit tahliyesi çıkmış gibi heyecanla daldı avluya, bir yandan bağırıyordu;

- İbrahimmmmmmm
- İbrahimmmmmmm
Telaşla ikinci kattan bakan İbrahim aceleyle aşağıya indi;

- Ne oldu yoldaşım?
- Al sen bak!!!
Elindeki küçücük kağıdı İbrahime verdi gizlice.
- Sen varya sen…
- Burda yazanlara kimse inanmayacak?
- Ben hemen haberi yoldaşlara ileteyim, senle yarın görüşürz…

O akşam siyasilerin koğuşunda sabaha kadar kimse uyumadı…

Sonraki günlerde Ferit sık sık tiyatro provalarına gitti, geri kalan günlerde ise bahçede buluşup saz çalıp türkü söylüyorlardı iki arkadaş…

- Ne zaman oynayacaksınız?
- Hafta sonu…
- Sonrasında haberleşme kesilecek unutmayın!!!
- O zaman her şeyi bu gün kararlaştırmamız lazım desene?
- Evet…
- Sonrasında senin güvenliğini nasıl sağlıyacağız?
- Daha sonra düşünürüz bunu…

Hayatında ilk defa Tiyatro sahnesine çıktı Ferit, iyide alkış aldılar, Müdür tebrik etti kuliste onları…

- Hazır ol yoldaş bu akşam mücadelemiz kazanacak…
- Dur ben 10’luk çay söyleyeyim bizim çaycıya…
- Bende sazımı alayım…

Birkaç saat saz çalıp türkü söylediler, aralarda sessizce konuştular…

O akşam Siyasi koğuşta demir kapıya barikat kurulmuştu, hep birlikte saat tam 8’de bir mayıs marşını söylemeye başladılar, birden tüm hapishanede aynı anda bir mayıs marşı söylenmeye başladı, faşist cunta geldiğinden beri ilk defa tüm siyasi koğuşlar aynı anda her iki bloktada 1 Mayıs’ı kutluyorlardı, bu yönetimin beklemediği bir eylemdi…

Ferit camdan karşı koğuşa bakıyor ve gülümsüyordu, o anda koğuşun kapısı açıldı ve 7-8 gardiyan koğuşa doluştu, Feriti bir yandan copluyorlar bir yanda da sürüklüyorlardı, hızla kapı altına götürüp dövmeye başaladılar. Birden tüm hapishanede sloganlar tek bir şey için söylenir oldu, Ferit bayılmadan önce yoldaşlarının sloganlarla verdiği desteğe müsterih bir gülümseme ile cevap verdi, kimseler görmemişti bu gülümsemeyi…