haci
20-12-2004, 21:05
İslam’a ve diğer dinlere inananlar maneviyata çok önem verir görünürler. Müslüman’lar İslam’ın maneviyatlarını güçlendirdiğine inanırlar ve her fırsatta bu ilginç insansal duyguya değinirler. İnsanlarda ruhsallık olarak da bilinen maneviyat denen bir his vardır ve bu his tatmin edilmelidir. Peki nedir bu maneviyat? Neden vardır? Neden tatmin edilmelidir? Yalnız dinler mi bu hissi tatmin edebilir? Bu hissi başka yöntemlerle tatmin etmek mümkün müdür?
Maneviyat tek bir duygu değildir. Karmaşık bir hisdir. Diğer karmaşık duygular gibi çevreden kaynak alan etkenler tarafından koşullandırılır ve modifiye edilir.
Diğer karmaşık duygular arasında sevgi, saygı, hürmmet, saldırganlık, güvenmek, inanmak, aynı veya benzer şeylerden hoşlanmak ve diğerleri de vardır. Bu duyguların genetik bir temeli vardır. Bazı nedenlerden dolayı insan beyninde bu duyguların yerleşeceği merkezler veya yöreler gelişmiştir. Başka bir deyişle insan beyninde yer alan bazı sinir hücreleri (nöronlar) ruhsallıkla ilgili bazı niteliklerin depolandığı, yeri ve zamanı gelince onların manifest hale gelmesinin sağlandığı anatomik alt yapıları oluştururlar.
Doğa maneviyata neden gereksinim görmüş ve insanlarda manaviyat neden ortaya çıkmıştır?
Maneviyat entel insan aklının yan ürünlerinden biridir. Gereklidir! Çünkü genel olarak canlıların, özel olarak insanların yaşamı, son derece sert koşullar altında gerçekleşmektedir. Hiç bir insanın geleceği emin ve kesin değildir. Bu yaşama her an bir diğer yaratık,doğa veya diğer insanlar tarafından son verilebilir. Açlık, savaşlar, rekabet ve anlaşmazlıklar, göçler, depremler, yangınlar ve sel felaketleri insanların maddi ve manevi güçlerini deneyen ve onların çevreye uyumunu sağlayan doğal baskılardır. Bir anda her şeyini kaybeden bir insan için geride olumsuz koşullara dayanmasına ve katlanmasına yardım edecek maneviyatından başka hiç bir değer kalmayabilir. İnsanın kendini toparlaması, paniğe kapılmadan doğru ve koşullara uygun kararlar vermesi, ancak maneviyatının güçlü olması ile mümkündür. Maneviyatı zayıf olan veya felaketler karşısında onu tümüyle kaybeden insan, aniden ortaya çıkan olumsuz koşullara ayak uyduramaz ve eninde sonunda onların kurbanı olmaktan kurtulamaz. Bu yüzden insanlarda maneviyat denen özel ve son derecek karmaşık bir duygu ortaya çıkmıştır.
Bu duygu her insanda aynı derecede gelişmiş veya gelişmeye müsait değildir. Her insan için gerekli ve önemli ise de, bazıları için ya çok daha fazla önemlidir, ya da çok daha az gereklidir.
Bu kompleks, çok boyutlu ve tümüyle insansal duygunun dinsel olan ve olmayan yönleri vardır. Onları maneviyatın idraksal, deneyimsel ve davranışsal yönleri olarak biliyoruz.
Maneviyatın idraksal yönü aynı zamananda onun felsefik yönü olarak da bilinir. Bu maneviyat türü yaşamın anlamı, amacı ile ilgili kavramlara yanıtlar bulmaya çalışır ve bir yandan insana gerçeği aratırken, öte yandan onda gelişmekte olan inanç ve ahlaksal değerlerin derinliğini ve derecesini saptar.
Maneviyatın deneyimsel yönü ayrıca duygusal yönü olarak da bilinir. Umut, sevgi, huzur ve sosyal destek gibi kavramları içerir. Bu maneviyat türü kişinin, manevi sevgiyi kazanmasını ve onun aracılığı ile kendine, doğaya ve topluma tutunarak varlığını sürdürmesini sağlar.
Maneviyatın davranışsal yönünü ise, kişinin iç dünyasının dışa yansıyan gösterileri oluşturur. Yani insan onlar aracılığı ile kendini belli eder.
İnsanları çoğu maneviyatı dinde arar. Çünkü bu tür maneviyata sahip olmak hem kolaydır, hem de din hemen her toplumda öteden beri mevcut olan manevi bir değerdir. Bir tür gelenektir yani. Bu geleneğin olmadığı toplumlarda insanlar maneviyatı din dışı degerlerde ararlar. Örneğin Çin’liler böyle insanlardır. Bizim anladığımız anlamda dinleri yoktur.
İnsanlar ayrıca maneviyatı doğada, müzik ve resimde, güzel sanatlarda, bilimde, ahlaki değer ve ilkelerde arayabilirler. İnsanın maneviyatını tatmin edebilmesi için bir dine gereksinimi yoktur.
Her din müritlerine farklı yöntemler kullanarak ve değişik düşünce şekilleri aracılığı ile ulaşmaya ve onları yönlendirmeye çalışır. Dinler arasındaki farklılık inançları, eğitimi ve dinlerin pratik edilme tarzlarını kapsamına aldığı için, oldukca geniştir.
Maneviyatın insan sağlığını olumlu yönde etkilediği bilinmektedir.
Maneviyat insan sağlığını ve yaşam kalitesini etkileyen faktörlerden biridir. Bu faktörlerle insanların mutluluğu arasında olumlu bir ilişki kurmadan önce, insan ruhsallığının doğası hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. İnsanlarda maneviyatın neden olması gerektiğine yukarda değinmiştim. O açıklamaya göre insan ruhsallığı insanın evrimi ile ilgili bir duygu olarak, muhtemelen son 100 bin yıl içinde, beyin gelişirken, ortaya çıkmıştır. Bu duygunun Tanrı tarafından insanlara verilen bir nitelik olmadığı kesindir. Çünkü ateistlerde de ruhasallık vardır ve teistlerin birçoğundan çok daha fazla gelişmiş olabilir. Teistlere göre dindar olmanın bir nedeni de maneviyatı tatmin etmek zorunluğudur. Müslüman’lar buna mecbur olduklarına inanırlar ve bu yüzden İslam’dan uzaklaşmayı tahayyül bile edemezler. Onlar için ruhasallık ve İslam birbirlerinden kopması olanaksız, yakından ilgili iki değerdir. Bu yanlış bir inançtır. Müslüman’ların İslam’dan kopamamaları değildir, yanlış olan. Orası doğrudur. Müslüman’lar bütün maneviyatlarını İslam’a kaptırmış ve onun kölesi olmuş inanırlardır. Onların maneviyatında yukarda değindiğim diğer değerlere artık yer kalmamıştır. İslam ne emrediyorsa, onlar onu uygulamaya proğramlanmışlardır. Onlar ne müzikten ne de resim ve heykelden zevk alırlar. Bilim onlar için Kur’an’dır. Allah’a hayvan kurban edecek kadar ilkelleşmiştir beyinleri ve O’na köleliği insan haklarının gereği ve özgürlük olarak değerlendirirler. Bu yanlış inançların üstesinden gelmeye olanak yoktur. İslam Müslüman’ların maneviyatına yerleşen sosyal bir parazittir. Ondan kurtulmak son derece zordur. Hatta belki de mümkün değildir. Bazılarının sonradan ateist olabilmelerinin nedenini beyinde mevcut maneviyatla ilgili yörelerin İslam’la tam olarak satüre olmamış olmalarında aramalıdır.
Devem edebilir..
Selamlar
HACI
Maneviyat tek bir duygu değildir. Karmaşık bir hisdir. Diğer karmaşık duygular gibi çevreden kaynak alan etkenler tarafından koşullandırılır ve modifiye edilir.
Diğer karmaşık duygular arasında sevgi, saygı, hürmmet, saldırganlık, güvenmek, inanmak, aynı veya benzer şeylerden hoşlanmak ve diğerleri de vardır. Bu duyguların genetik bir temeli vardır. Bazı nedenlerden dolayı insan beyninde bu duyguların yerleşeceği merkezler veya yöreler gelişmiştir. Başka bir deyişle insan beyninde yer alan bazı sinir hücreleri (nöronlar) ruhsallıkla ilgili bazı niteliklerin depolandığı, yeri ve zamanı gelince onların manifest hale gelmesinin sağlandığı anatomik alt yapıları oluştururlar.
Doğa maneviyata neden gereksinim görmüş ve insanlarda manaviyat neden ortaya çıkmıştır?
Maneviyat entel insan aklının yan ürünlerinden biridir. Gereklidir! Çünkü genel olarak canlıların, özel olarak insanların yaşamı, son derece sert koşullar altında gerçekleşmektedir. Hiç bir insanın geleceği emin ve kesin değildir. Bu yaşama her an bir diğer yaratık,doğa veya diğer insanlar tarafından son verilebilir. Açlık, savaşlar, rekabet ve anlaşmazlıklar, göçler, depremler, yangınlar ve sel felaketleri insanların maddi ve manevi güçlerini deneyen ve onların çevreye uyumunu sağlayan doğal baskılardır. Bir anda her şeyini kaybeden bir insan için geride olumsuz koşullara dayanmasına ve katlanmasına yardım edecek maneviyatından başka hiç bir değer kalmayabilir. İnsanın kendini toparlaması, paniğe kapılmadan doğru ve koşullara uygun kararlar vermesi, ancak maneviyatının güçlü olması ile mümkündür. Maneviyatı zayıf olan veya felaketler karşısında onu tümüyle kaybeden insan, aniden ortaya çıkan olumsuz koşullara ayak uyduramaz ve eninde sonunda onların kurbanı olmaktan kurtulamaz. Bu yüzden insanlarda maneviyat denen özel ve son derecek karmaşık bir duygu ortaya çıkmıştır.
Bu duygu her insanda aynı derecede gelişmiş veya gelişmeye müsait değildir. Her insan için gerekli ve önemli ise de, bazıları için ya çok daha fazla önemlidir, ya da çok daha az gereklidir.
Bu kompleks, çok boyutlu ve tümüyle insansal duygunun dinsel olan ve olmayan yönleri vardır. Onları maneviyatın idraksal, deneyimsel ve davranışsal yönleri olarak biliyoruz.
Maneviyatın idraksal yönü aynı zamananda onun felsefik yönü olarak da bilinir. Bu maneviyat türü yaşamın anlamı, amacı ile ilgili kavramlara yanıtlar bulmaya çalışır ve bir yandan insana gerçeği aratırken, öte yandan onda gelişmekte olan inanç ve ahlaksal değerlerin derinliğini ve derecesini saptar.
Maneviyatın deneyimsel yönü ayrıca duygusal yönü olarak da bilinir. Umut, sevgi, huzur ve sosyal destek gibi kavramları içerir. Bu maneviyat türü kişinin, manevi sevgiyi kazanmasını ve onun aracılığı ile kendine, doğaya ve topluma tutunarak varlığını sürdürmesini sağlar.
Maneviyatın davranışsal yönünü ise, kişinin iç dünyasının dışa yansıyan gösterileri oluşturur. Yani insan onlar aracılığı ile kendini belli eder.
İnsanları çoğu maneviyatı dinde arar. Çünkü bu tür maneviyata sahip olmak hem kolaydır, hem de din hemen her toplumda öteden beri mevcut olan manevi bir değerdir. Bir tür gelenektir yani. Bu geleneğin olmadığı toplumlarda insanlar maneviyatı din dışı degerlerde ararlar. Örneğin Çin’liler böyle insanlardır. Bizim anladığımız anlamda dinleri yoktur.
İnsanlar ayrıca maneviyatı doğada, müzik ve resimde, güzel sanatlarda, bilimde, ahlaki değer ve ilkelerde arayabilirler. İnsanın maneviyatını tatmin edebilmesi için bir dine gereksinimi yoktur.
Her din müritlerine farklı yöntemler kullanarak ve değişik düşünce şekilleri aracılığı ile ulaşmaya ve onları yönlendirmeye çalışır. Dinler arasındaki farklılık inançları, eğitimi ve dinlerin pratik edilme tarzlarını kapsamına aldığı için, oldukca geniştir.
Maneviyatın insan sağlığını olumlu yönde etkilediği bilinmektedir.
Maneviyat insan sağlığını ve yaşam kalitesini etkileyen faktörlerden biridir. Bu faktörlerle insanların mutluluğu arasında olumlu bir ilişki kurmadan önce, insan ruhsallığının doğası hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. İnsanlarda maneviyatın neden olması gerektiğine yukarda değinmiştim. O açıklamaya göre insan ruhsallığı insanın evrimi ile ilgili bir duygu olarak, muhtemelen son 100 bin yıl içinde, beyin gelişirken, ortaya çıkmıştır. Bu duygunun Tanrı tarafından insanlara verilen bir nitelik olmadığı kesindir. Çünkü ateistlerde de ruhasallık vardır ve teistlerin birçoğundan çok daha fazla gelişmiş olabilir. Teistlere göre dindar olmanın bir nedeni de maneviyatı tatmin etmek zorunluğudur. Müslüman’lar buna mecbur olduklarına inanırlar ve bu yüzden İslam’dan uzaklaşmayı tahayyül bile edemezler. Onlar için ruhasallık ve İslam birbirlerinden kopması olanaksız, yakından ilgili iki değerdir. Bu yanlış bir inançtır. Müslüman’ların İslam’dan kopamamaları değildir, yanlış olan. Orası doğrudur. Müslüman’lar bütün maneviyatlarını İslam’a kaptırmış ve onun kölesi olmuş inanırlardır. Onların maneviyatında yukarda değindiğim diğer değerlere artık yer kalmamıştır. İslam ne emrediyorsa, onlar onu uygulamaya proğramlanmışlardır. Onlar ne müzikten ne de resim ve heykelden zevk alırlar. Bilim onlar için Kur’an’dır. Allah’a hayvan kurban edecek kadar ilkelleşmiştir beyinleri ve O’na köleliği insan haklarının gereği ve özgürlük olarak değerlendirirler. Bu yanlış inançların üstesinden gelmeye olanak yoktur. İslam Müslüman’ların maneviyatına yerleşen sosyal bir parazittir. Ondan kurtulmak son derece zordur. Hatta belki de mümkün değildir. Bazılarının sonradan ateist olabilmelerinin nedenini beyinde mevcut maneviyatla ilgili yörelerin İslam’la tam olarak satüre olmamış olmalarında aramalıdır.
Devem edebilir..
Selamlar
HACI