PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Turan Dursun ile ''İslami Düşünürlerin'' mücadelesi


Mutezile
10-01-2006, 09:23
Turan Dursun Hayatta iken onunla İslam hakkında Fikri tartışmaya girenler:

* Ali Bulaç

* İsmail Nacar

* Süleyman Ateş

* Edip Yüksel

* Prof. Talat Koçyiğit (Yazdığı Reddiyenin altına her ihtimale karşın öğrencisine imza attırdı)

* Zaman gazetesi (Yaptığı söyleşideki tuzak ve seviyesiz sorularla TD'yi alaşağı etmeyi denedi. Başaramayınca 3 sayfalık söyleşiden t e k s a t ı r dahi yayınlamadı)

* Hüseyin Hatemi (Taamüden yalan söyleyen, ayet çarpıtan muhterem bir İslam patlıcanıdır)

* Diyanet İşleri (Reddiye ve davalara gönderdiği bilikişi eliyle - Diyanet eski başkanı Yazıcıoğlu)

* Yaşar Nuri Ö. (T.D'nin kendisine sorduğu sorulara c e v a p v e r m e m e hakkını kullanan bir muhterem)

* Bir çok İlahiyat ve İmam hatip hocası

* İmza Dergisi ve o zamanlarki yazı işler müdürü sefil müfteri Ahmet Kekeç

* Amasyada çıkan Yeşilırmak dergisi

* Panel ve tevhid Dergileri

* Yeni Asya gazetesi yazı İşleri Müd./Yeni Düşünce gazetesi Yazı İ.Müd.

* Milli Gazete (reddiye'yi yazı dizisine dönüştürüp tiraj yakalımş; gel görki TD'nin çürüttğü savları mahkeme kararına rağmen neşretmemiştir)


Arada unuttuğum İslam cengaverleri vardır muhakkak..

Ölümünden Sonra Turan Dursun'a Reddiye mahiyetiyle yayınlanan kitaplardan en önemlileri 2 tane:

Süleyman Ateşin Kitabı ile

Sağlam/Acarkan ekürisinin reddiye kitabı..



Sondan başlayalım:

Ateş hayatta iken yazdığı reddiyeleri çürütüp eline veren TD'ye öldükten s o n r a ancak tekrar cevap yazmaya yeltelenebildi. Turan Dursun ile tartıştıkları temel noktalarda (Şakk-ı kamer gibi), Ateşin kullandığı - saptırdığı kaynaklarda (İzzet Deruze gibi) bir kez rezil olmak ona yettiğinden öldükten sonra, yeni bir reddiyeye kalkışmıştır.

Sağlam / Acarkan ekürüsinin yazdığı paçavra ile TD'nin kitabını yanyana koydum sayfa sayfa kıyasladım. Tek bir örnek: Hatemül Enbiya (diyanet Yay.)'dan alıntı yaparken (Hz Ayşenin yaşı bahsi) paragrafın ilk yarısını alıp i k i n c i yarısını görmezden gelen yontulmamış iki odun, ciddiye alınmaya değmez maskaralardır. Kitablarına verdiğim param ilaç parası olsun:)

TD Hayatta iken onunla direk yazışanlar grubunun T a m a m ı bütün İslami mevzularda (Bakara Suresi 54=Fektulü enfüsekümden - Halid bin Velid'in ateş çukurlarına ve ordan da Kuranın önceki kitapların Mussaddık'I=o n a y l a y ı c ı s ı (hatemi odunu d ü z e l t i c i s i diyerek en az 3 kez bu yalanı söylemiştir) Bahsine dek....

Fikir teatisi yaptıkları b ü t ü n konularda (Ali Bulaç Hadis Usülü ve hadis ilimleri/sıhhati; Nacar ile İslam Şeriatı- Adn Cennetleri vs..) muhataplarını
Kuran ve sahih hadislerle; en sağlam İslam tarihi ve Siyer kaynakları ile
her defasında çürütmüştür..

TD İslamcı cenah için çok büyük bir lokmadır. Sindirememişlerdir. Kalleşçe pusu kurarak üzerine şarjör boşaltmışlardır.

Rasul-ü Ekremin Sünnet-i Seniyyesi uyarınca....

O da Ozan Ka'b Bin Eşref'in üzerine 4 mücahit göndererek pusu kurdurtur ve zavallı Ozanı gece vakti hile ve desise ile katlettirir..


İslam Bu , Şeriat Bu, Din Bu....

Mutezile
10-01-2006, 09:44
Turan Dursun hakkında topic açan ve iğrenç iftiralar atan bazı sevimsiz çıngıraklı yılanlar var. Yalanlarından gına geldi. Ama onlar bıkmıyor, usanmıyor...

Sevgili Turan Dursun'un İslam Bilgisi ve Eğitimi


Usulü'l-Fıkıh da, Usülü'l-Hadiste, Usülü'l-Tefsirde, Kelam'da, 'Arapça İbare'de, Feraiz'de, Maani'de (Bedi'de, Beyan'la birlikte) sayılı uzmanlardandır. Diyanet işleri Yetkilileri Turan Dursun'un 17 yaşında iken yaptığı müftülük başvurusunu Türkçe bilmediği ve askerlik yapmadığı için hemen kabul edememişlerdir. Ve :''Askerliğin yap gel; kadron hazır'' cevabını vermişlerdir. Günümüz Arapçasından bütünüyle ayrı bir dil olan gramer, dağarcık, imla, noktalama işaretleri, yazım farklılığı bulunan KURAN ARAPÇASINDA -Fusha-Sahih (bozulmamış) Arapçada; dünyanın sayılı uzmanları arasındadır.

Tevratt'ın Mişna'sının, Gemara'sının- bütünüyle Talmudun, eski İran'da geçerli olup Tevrat'tan da çok şey aldığı 'Avesta'nın da içinde bulunduğu kutsal sayılan metinleri KARŞILAŞTIRMIŞ 5 ciltlik ''Kutsal Kitapların Kayna kları'' diye bir külliyat kaleme almıştır. Dinleri ve İnançları hem kendi içler inde, hem de kendi dışlarından alıntılar yaptıkları ''mitolojilerle'' karşılaştır malı araştırmaları vardır.

Sizlerin ''ne idüğü belirsiz bir din belletmesine maruz kalmış '' diye hırladığınız adamın çocukluğu Ağrı'nın Kargalık köyünde Arapça SARF ve NAHV okumakla geçiyordu. TRT'ye ambar memuru olarak girip tırnaklarıyla kazıyarak prodüktörlüğe kadar yükselmiş, yüzlerce program yayınlamıştır sevgili Turan Dursun. 14-15 Yaşlarında usülü'l-Fıkh'ın en ileri kitaplarından olan CEM-ÜM CEVAMİ'yi bitirir, 12 İLİM'i tamamlar ve hanefi usülünden Mücaz olur (İcazet alır). 8-10 yıl kadar süre Müftülük görevi esnasında modern ve reformist uygulamaları yüzünden Diyanetin sürgünleri ne maruz kalır sürekli. 60'lı yıllarda Said-i Nursi'nin ipliğini pazara çıkardığı ''Müslümanlık ve Nurculuk'' adlı eserinin yayınlanmasından sonra 'Şakirtlerden' devamlı ölüm tehditi almıştır. Kuru gürültüye pabuç bırakmadığı tescilli olan sevgili Dursun, bildiği inandığı hakikatler uğruna Giardano Bruno ve Sokrat'ın kaderini, engizisyon karşısında bildiklerini inkar eden Gali
leo'nun kaderine yeğlemiştir. Abide bir insanı katleden namussuzlara, söz
lerle RECM teşebbüsünde bulunan sizler gibi cahil cühelaya da alıştık artık Derun'unda başka neler var? Söylenmedik bir şey kalmasın, elimiz değmişken onların da cevabını alın.


Hamiş: Sevgili Turan Dursun hakkında pek bilinmeyen gerçekler:

* Askerliğini Adana İncirlikte 1955-1957 arasında yapar

* Türkçeyi konuşmayı -iyi olarak- askerlikte öğrenir. Azmeder, bu konuya da derinliğine nüfuz eder.

* Askerlikten sonra İstanbula gelir; ve Üçbaş ve İsmailağa medreselerinde Müftü ve Vaiz yetiştirir..

* Karagümrükte, Çarşambada Mantık, Kelam, Usül-ü Fıkıh okutur.

* Medresenin h o c a l a r ı n d a n Mahmut Bayram - hoca olduğu halde- Turan Dursunun derslerine devam eder:'' Bende okumuştum, ama b ö y l e okumamıştım'' diyerek..

* Medrese hocası olan Turan Dursun İlkokul diplomasını Mahmutpaşa ilkokulundan alır (dışarıdan sınavla).

* Diplomayı alır almaz, Diyanetin Müftülük sınavına girer - kazanır. Tekirdağa atanır.

*İsmailağa ve Üçbaş medreselerinde Turan Dursun'un ünlü olan talebelerinden bazıları: Sonraları İzmir Karşıyaka Müftüsü olacak olan Abdullah Arılık..
Zaman gazetesi yazarlarından Salih Uçan. Mahmut Bayram vs..

kubilay
11-01-2006, 18:11
Sayin Mutezile üzerinde bulundugumuz konu benim hep merak edipte, beceriksizlikten olsa gerek, bir türlü ulasamadigim detaylar dolayisiyla hala tatmin olamadigim bir konu. Birzamanlar Yasar Nuri, Hüseyin Hatemi, vb. gibi, benim su anki konumuma dolaylida olsa katki saglamis bulunan " ILIMLI" Mukallitlerin Turan Dursun karsisindaki tutum ve cevaplarini cok merak ediyorum. Bu konudaki kaynaklara nasil ulasabilinecegi hakkinda bilgiye ihtiyac duyuyorum. Turan Dursun ve bunlarin arasinda gecen Dialoglari inceleyerek kendimi pekistirmek istiyorum. Bu konuda bana yardim edeceginizi düsünerek simdiden tesekkürler.

Mutezile
12-01-2006, 06:32
Sayın Kubilay;

Sizin tabirinizle 'Ilımlı Mukallidler' ile Turan Dursun arasında geçen fikir tartışmaları için Turan Dursun'un Din Bu I- II- III- ve IV. cildlerini edinmeniz yeterlidir. Kaynak Yayınları tarafından basılmaktadır.

Belki bende fırsat buldukça bu topic altına Turan Dursun'un hangi 'Ilımlı Mukallid' ile hangi konu hakkında tartıştığını; Mukallid'in cevabını vb..asabilirim..

Mutezile
17-01-2006, 09:00
Turan Dursun Hayatta iken onunla İslam hakkında Fikri tartışmaya girenler:

* Ali Bulaç

* İsmail Nacar

* Süleyman Ateş

* Edip Yüksel

* Prof. Talat Koçyiğit (Yazdığı Reddiyenin altına her ihtimale karşın öğrencisine imza attırdı)

* Zaman gazetesi (Yaptığı söyleşideki tuzak ve seviyesiz sorularla TD'yi alaşağı etmeyi denedi. Başaramayınca 3 sayfalık söyleşiden t e k s a t ı r dahi yayınlamadı)

* Hüseyin Hatemi (Taamüden yalan söyleyen, ayet çarpıtan muhterem bir İslam patlıcanıdır)

* Diyanet İşleri (Reddiye ve davalara gönderdiği bilikişi eliyle - Diyanet eski başkanı Yazıcıoğlu)

* Yaşar Nuri Ö. (T.D'nin kendisine sorduğu sorulara c e v a p v e r m e m e hakkını kullanan bir muhterem)

* Bir çok İlahiyat ve İmam hatip hocası

* İmza Dergisi ve o zamanlarki yazı işler müdürü sefil müfteri Ahmet Kekeç

* Amasyada çıkan Yeşilırmak dergisi

* Panel ve tevhid Dergileri

* Yeni Asya gazetesi yazı İşleri Müd./Yeni Düşünce gazetesi Yazı İ.Müd.

* Milli Gazete (reddiye'yi yazı dizisine dönüştürüp tiraj yakalımş; gel görki TD'nin çürüttğü savları mahkeme kararına rağmen neşretmemiştir)


Arada unuttuğum İslam cengaverleri vardır muhakkak..

Ölümünden Sonra Turan Dursun'a Reddiye mahiyetiyle yayınlanan kitaplardan en önemlileri 2 tane:

Süleyman Ateşin Kitabı ile

Sağlam/Acarkan ekürisinin reddiye kitabı..



Sondan başlayalım:

Ateş hayatta iken yazdığı reddiyeleri çürütüp eline veren TD'ye öldükten s o n r a ancak tekrar cevap yazmaya yeltelenebildi. Turan Dursun ile tartıştıkları temel noktalarda (Şakk-ı kamer gibi), Ateşin kullandığı - saptırdığı kaynaklarda (İzzet Deruze gibi) bir kez rezil olmak ona yettiğinden öldükten sonra, yeni bir reddiyeye kalkışmıştır.

Sağlam / Acarkan ekürüsinin yazdığı paçavra ile TD'nin kitabını yanyana koyup sayfa sayfa kıyasladım. Tek bir örnek: Hatemül Enbiya (diyanet Yay.)'dan alıntı yaparken (Hz Ayşenin yaşı bahsi) paragrafın ilk yarısını alıp i k i n c i yarısını görmezden gelen, ciddiye alınmaya değmez bir kitap müsveddesi .

TD Hayatta iken onunla direk yazışanlar grubunun T a m a m ı bütün İslami mevzularda (Bakara Suresi 54=Fektulü enfüsekümden - Halid bin Velid'in ateş çukurlarına ve ordan da Kuranın önceki kitapların Mussaddık'I=o n a y l a y ı c ı s ı (Hüseyin hatemi d ü z e l t i c i s i diyerek en az 3 kez bu yalanı söylemiştir) Bahsine dek....

Fikir teatisi yaptıkları b ü t ü n konularda (Ali Bulaç Hadis Usülü ve hadis ilimleri/sıhhati; Nacar ile İslam Şeriatı- Adn Cennetleri vs..) muhataplarını
Kuran ve sahih hadislerle; en sağlam İslam tarihi ve Siyer kaynakları ile
her defasında çürütmüştür..

TD İslamcı cenah için çok büyük bir lokmadır. Sindirememişlerdir. Kalleşçe pusu kurarak üzerine şarjör boşaltmışlardır.

Rasul-ü Ekremin Sünnet-i Seniyyesi uyarınca....

O da Ozan Ka'b Bin Eşref'in üzerine 4 mücahit göndererek pusu kurdurtur ve zavallı Ozanı gece vakti hile ve desise ile katlettirir..


İslam Bu , Şeriat Bu, Din Bu....

Mutezile
17-01-2006, 09:05
Turan Dursun hakkında topic açan ve iğrenç iftiralar atan bazı sevimsiz Müfteriler var. Yalanlarından gına geldi. Ama onlar bıkmıyor, usanmıyor...

Sevgili Turan Dursun'un İslam Bilgisi ve Eğitimi


Usulü'l-Fıkıh da, Usülü'l-Hadiste, Usülü'l-Tefsirde, Kelam'da, 'Arapça İbare'de, Feraiz'de, Maani'de (Bedi'de, Beyan'la birlikte) sayılı uzmanlardandır. Diyanet işleri Yetkilileri Turan Dursun'un 17 yaşında iken yaptığı müftülük başvurusunu Türkçe bilmediği ve askerlik yapmadığı için hemen kabul edememişlerdir. Ve :''Askerliğin yap gel; kadron hazır'' cevabını vermişlerdir. Günümüz Arapçasından bütünüyle ayrı bir dil olan gramer, dağarcık, imla, noktalama işaretleri, yazım farklılığı bulunan KURAN ARAPÇASINDA -Fusha-Sahih (bozulmamış) Arapçada; dünyanın sayılı uzmanları arasındadır.

Tevratt'ın Mişna'sının, Gemara'sının- bütünüyle Talmudun, eski İran'da geçerli olup Tevrat'tan da çok şey aldığı 'Avesta'nın da içinde bulunduğu kutsal sayılan metinleri KARŞILAŞTIRMIŞ 5 ciltlik ''Kutsal Kitapların Kayna kları'' diye bir külliyat kaleme almıştır. Dinleri ve İnançları hem kendi içler inde, hem de kendi dışlarından alıntılar yaptıkları ''mitolojilerle'' karşılaştır malı araştırmaları vardır.

Sizlerin ''ne idüğü belirsiz bir din belletmesine maruz kalmış '' diye hırladığınız adamın çocukluğu Ağrı'nın Kargalık köyünde Arapça SARF ve NAHV okumakla geçiyordu. TRT'ye ambar memuru olarak girip tırnaklarıyla kazıyarak prodüktörlüğe kadar yükselmiş, yüzlerce program yayınlamıştır sevgili Turan Dursun. 14-15 Yaşlarında usülü'l-Fıkh'ın en ileri kitaplarından olan CEM-ÜM CEVAMİ'yi bitirir, 12 İLİM'i tamamlar ve hanefi usülünden Mücaz olur (İcazet alır). 8-10 yıl kadar süre Müftülük görevi esnasında modern ve reformist uygulamaları yüzünden Diyanetin sürgünleri ne maruz kalır sürekli. 60'lı yıllarda Said-i Nursi'nin ipliğini pazara çıkardığı ''Müslümanlık ve Nurculuk'' adlı eserinin yayınlanmasından sonra 'Şakirtlerden' devamlı ölüm tehditi almıştır. Kuru gürültüye pabuç bırakmadığı tescilli olan sevgili Dursun, bildiği inandığı hakikatler uğruna Giardano Bruno ve Sokrat'ın kaderini, engizisyon karşısında bildiklerini inkar eden Gali
leo'nun kaderine yeğlemiştir. Abide bir insanı katleden namussuzlara, söz
lerle RECM teşebbüsünde bulunan sizler gibi cahil cühelaya da alıştık artık Derun'unda başka neler var? Söylenmedik bir şey kalmasın, elimiz değmişken onların da cevabını alın.


Hamiş: Sevgili Turan Dursun hakkında pek bilinmeyen gerçekler:

* Askerliğini Adana İncirlikte 1955-1957 arasında yapar

* Türkçeyi konuşmayı -iyi olarak- askerlikte öğrenir. Azmeder, bu konuya da derinliğine nüfuz eder.

* Askerlikten sonra İstanbula gelir; ve Üçbaş ve İsmailağa medreselerinde Müftü ve Vaiz yetiştirir..

* Karagümrükte, Çarşambada Mantık, Kelam, Usül-ü Fıkıh okutur.

* Medresenin h o c a l a r ı n d a n Mahmut Bayram - hoca olduğu halde- Turan Dursunun derslerine devam eder:'' Bende okumuştum, ama b ö y l e okumamıştım'' diyerek..

* Medrese hocası olan Turan Dursun İlkokul diplomasını Mahmutpaşa ilkokulundan alır (dışarıdan sınavla).

* Diplomayı alır almaz, Diyanetin Müftülük sınavına girer - kazanır. Tekirdağa atanır.

*İsmailağa ve Üçbaş medreselerinde Turan Dursun'un ünlü olan talebelerinden bazıları: Sonraları İzmir Karşıyaka Müftüsü olacak olan Abdullah Arılık..
Zaman gazetesi yazarlarından Salih Uçan. Mahmut Bayram vs..

Mutezile
17-01-2006, 09:08
Turan Dursun'un İslami Yazar ve Diyanet İşleri ile Fikir Ayrılıkları Şu konulardadır:


1-) Şeytan Ayetleri

2-) Ayetüs-Seyf /Ayetü'l-Kıtal,

3-) Cihad ayetleri

4-) İmam rabbani Mektubatları

5-) Nurs Köyünden Kürt Said'ın ''Kitapları'' - Sızıntı mevzuu -Cifir &Ebced -

6-) Hadis Sıhhati

7-) Tevrat ve İncilin Tahrif olma bahsi

8-) Kuranda İsrailliyat

9-) Şakkı Kamer

10-) Cahiliyye Dönemi

11-) Menfi-s Sema

12-) Bakara 54 Fektul-ü Enfüseküm

13-) ''Ma era rabbeke illa yüsariü hevake'' Hadisi. Hz Ayşe'nin sözleri


ve daha bir çok konu..

Mutezile
17-01-2006, 09:14
Turan Dursun _ Süleyman Ateş tartışmasından I-):

Konu: Şakk-ı kamer

Ateşin kaynakları: Cemaluddin el-Kasımi / İzzet Deruze (''Bu 2 büyük müffesir'' konuyu Ateş gibi yorumluyor imiş.. Yalan. El Kasımi Ateş doğrudan yalanlarken;İzzet Deruze'yi kaynak kitap diye alıp okumak olayı yok. Çünkü bütün yorumları zorlamalı ve marjinal olduğu ifade ediliyor Deruze'nin. Hiç bir zaman bir Razi, Kurtubi, Sabuni, Taberi, Askalani, Beyzavi, Zemahşeri ile aynı kefeye de konmamış biri..

Turan Dursun'un şakkı kamer kaynakları: Sahih-i Buhari, Hüccet-ül islam Müslim,Sabuni tefsiri Safvetu't-Tefasir, Isfahanlı Rağıb: El-Müfredat; Nazzam, İbn-i Kuteybe, hazin, fahruddin Razi vb..

Sonuç: Ateş safsata argümantasyon tekniği ve patetik kaynakları (Aslında Ateşi doğrulayan tek bir kaynak yoktur) duvara yapışıyor; Turan Dursuna bu vb konularda a n c a k TD alçakla pusuya düşürüldükten sonra c e v a p veriyor..

Bir Ulema'nın ilim anlayışı..ibret-i alem için okuyun.

Mutezile
01-03-2006, 12:44
Bu yazıyı güncelleyelim. Turan Dursun kimleri mindere çağırdı?
Kimler minderden kaçtı bilinsin. Kıspet giyenlere kurt-kapanını nasıl attı?

--Güncelleme--

aspartam
01-03-2006, 15:13
İzzet Deruze değil İzzed Derveze olacak.Bide Turan Dursun'la Ateş arasındaki şakk-ı kamer tartışmasını bilmiyorum.Ayrıntılı olarak buraya alırsan sevinirim.Veya sadece T.D. nun şakk-ı kamer hakkındaki görüşleri de olabilir.

kivre
01-03-2006, 15:41
Kıymetli mütezile Turan dursun un adı geçen kişilerle olan tartışmaları ile ilgili dökümanlar varsa bizimle paylaşmanı rica edecektim

Mutezile
01-03-2006, 17:26
İlk fırsatta aktarırım..Yorgun gelmezsem bu akşam da başlayabilirim.

master
02-03-2006, 11:02
Konudan belki biraz uzak ama Bakara 54 e inanmayanlar neden karşı çıkar bunuda bir iki cümleyle yazmanı rica etsem

Araştırmak istiyorumda

yorgun olmadığın bizaman tabii :)

Mutezile
07-03-2006, 10:14
Kivre-master ve aspartam dostlar..

Konuyu kaynatmıyorum; sadece yoğunluktan uğraşamıyorum. Unutmadım ve unutturmaya da çalışmıyorum.

Bugün yarın aktarıcam..Özür

FutureX
04-06-2006, 15:50
O kadar cok carpıtma var ki. *Yeri geliyor yalan ayetler bile tureyebiliyor. *

Insan cocukken dini, tanrıyı fazla sorgular mı? Birçok seyi sorgulamadıgı gibi pek de sorgulamaz, sadece ona pratik kazanımlar katacak olan olguları merak eder. *Cocukluk sona ermeye ve giderek yetiskin olmaya basladıkca tanrı inancı agır basmaya baslıyor. Cunku artık biz de en az annemiz ve babamız kadar kudret sahibi oluyoruz. Cocukken bizi koruyup kollayan kudret yetişkinligimizde yok oluyor ve bu sebeple de baska kudretler arıyoruz...

Bahri Ucoklar da bosuna oldurulmedi... Cıkar sahipleri ne tanrı tanırlar, ne kendilerine karsı saygıları vardır ne de yasama. *Maalesef bu cıkar sahiplerine kanan milyonlar var, bu gerceken hem uzucu ve korkutucu.

13-07-2006, 14:17
Dursun şöyle diyor:

—Daha öncelere dayanır. Klasik Arapça, Fusha Sahih Arapça deniliyor ki, asıl Arapça, bozulmamış Arapça. O bozulmamış Arapçayı çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bugünkü Arapçayı da bilirim, ama o ölçüde değil. Arapçayı bilmemin önemi şurada, islam kaynakları o Arapçayla yazılıdır. Hem Kur'an, hem hadis tüm İslam kaynaklarında. Ayrıca benim uzmanlık alanım var. Örneğin, fıkıhçıyım ben, yani islam hukukçusuyum. Kelamcıyım, İslam kelamcısıyım. O da ayrı bir daldır. Hadis bilimcisiyim, yani bir hadis nasıl çürük olur, nasıl sağlam olur. Usulü hadisten bilinir, Usulü hadisçiyim. İslamın bu dallarını sadece meslek olarak da değil, özel çabalarımla da öğrenmeye çalışırım. Yani beni bu alanda, karşımda olanlar da yanımda olanlar da uzman olarak görürler. Ayrıca doğubilimciyim. Ben şimdi, kendimden sıkılıyorum anlatmaktan. Bu arada tüm dinlerin kutsal kitaplarını karşılaştırdım. Bir din etnologuyum." (Din Bu I/ 97)

Sarfı, Nahvi, bedi-beyanı, tefsiri, hadisi, fıkhı, kelamı, mantıkı, sıhahı, usulü hadisi, usulü tefsiri, usulü fıkıhı, aruzu, İslam Tarihini,astronomiyi çok iyi bilen, aynı zamanda embriyoloji alanında uzman ve din etnologu olan mütevazı (?) yazarın bunları ne derece bildiğini makalelerinde göreceğiz. Askerde Türkçe okuma yazma öğrenmiş birisinin kitaplarında yaptığı dil hatalarına da hiç değinmeyeceğiz. yoksa değinsemmi T.DURSUN, Hz, Peygamber'in, azl (doğumu önlemek için, boşalmadan önce ayrılma) ile ilgili bir sözünü aktarıyor:

Ebu Said el Hudrî anlatıyor:

—Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekârlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı Ancak, "Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?" dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azl yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmayabilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir."(DİN BU I, 34)

Bu metinde geçen "yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" cümlesi, “Mâ aleyküm ellâ te’falû"dur. Bunun Türkçe anlamı, "Yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" değil, tam tersine "Yapmamanız için bir gerek yoktur, yapabilirsiniz" demektir. Yani hadiste, yazarın söylediğinin tersi söylenmektedir. Yapmamanızda bir sakınca yoktur değil, yapmanızda bir sakınca yoktur. Hattâ mâ nâfiye (olumsuz edatı) da olabilir ki o zaman "Neden yapmayacaksınız?" anlamını verir.

1.2-T.DURSUN “DİN BU II” 46 ncı sayfasında, Arapça metni şöyle çevirmiştir:

Birçokları gibi lbn Hazm'ın da, sâbiîlerden, tapınaklarından, ibadetlerinden söz ederken yazdıkları şunlar da var: (lbn Hazm, el Fasl, 1/88)

"Ancak onlar (Sâbiîler), 7 yıldıza ve 12 burca saygı göstermek gerektiğini söylerler ve bunların suretlerini (resimlerini, heykellerini) tapınaklarında yapıp bulundururlar. Bunların kadîm (öncesiz ve sonrasız) olduklarını da söylerler. Bunlara kurbanlıklarla ve darıyla yakınlaşmaya çabalarlar. Bir gündüz ve gece içinde, Müslümanların namazlarına benzer beş vakit namazları vardır. Ramazan ayında da oruç tutarlar. Namazlarında, Ka'be'ye, el Beytü'l-Haram'a dönerler (kıbleleri Kabe'dir). Mekke'ye ve Ka'be'ye saygı gösterirler. Ölü etini, kanı, domuz etini haram sayarlar. Müslümanlara haram sayılan kurbanları onlar da haram sayarlar. Hindistanlılar da Buda'ya (ya da putlara) yıldızlar adına tasvir (resim, heykel) ve saygı anlamında buna benzer bir yol izlerler. Arap toplumundaki putların kökenini de bu oluşturur.(l/88.)

Burada sâbiîlerin, yıldız tanrılara "kurbanlıklarla ve darı ile yaklaşmağa çalıştıklarını ifade ediyor. Arapça metindeki “ed-Dehanü” kelimesini, darı diye çevirmiş ve sâbiîlerin, kurban yanında darı ile de tanrılara yaklaştıklarını söylemiş.

Bildiğim kadarıyla tarihte hiçbir millet tanrı diye taptığına darı takdim etmemiştir. Çünkü darı, tanrıya takdim edilecek bir değerde görülmez. Aslında metinde geçen “ed-Dehanü” kelimesi darı değil, "duman, buhur, tütsü" demektir. Tanrılara kurban kesenler, buhur yakarak, güzel koku ve tütsü ile ibadetlerini mabudlarına takdim ederler. Dini törenlerde, mevlitlerde buhur yakmak, tütsü ile topluluğa güzel koku yaymak, hâlâ yapıla gelmektedir.

Şimdi bu kadar basit şeyi dahi bilemeyen bir insanın, ana dilinden daha iyi Arapça bildiğini iddia etmesi uygun mudur? Bu iddia sahibinin, diğer metinlere yaptığı çevirilerin ne derece aslına uygun olduğunu okuyucu düşünmelidir. (Gerçek Din Bu 1, Süleyman ATEŞ,11-14)
Dursun’un çarpıtmaları bir iki değil ki onlardan bir başkası da şudur:

Ahzab suresindeki şu ayet inince: “Eşlerinden dilediği (nin nöbetini) geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Boşadığın eşini de arzu ettiğin takdirde tekrar geri alabilirsin. * Bunda senin üzerine bir günah yoktur…” *(Ahzab/51) güya Hz. Aişe şöyle demiştir:

"Mâ erâ (urâ) rabbeke illâ yüsâriu hevâke".(1)

“Görüyorum ki, senin Allah'ın yanlızca senin şeyinin keyfini yerine getirmek için koşuyor.”

Yukarıda ki Hz. Aişe'nin sözüne bu anlamı vererek, maksadını gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir yobaz görüntüsü vermektedir.

T.Dursun’un çarpıtarak söylediği, Hz. Aişe'nin söylediği sözün doğru tercümesi şudur: “Kanaatim şudur ki, Rabbin senin arzu ve isteğini geciktirmeden hemen (ayeti indirmek suretiyle) yerine getirir.”

1.5-Turan’ın çarpıtmalarından bir örnek daha: "Peygamberin döneminde "gece baskınları" düzenlenirdi. Peygamberin emriyle "Öldür, öldür!" şiarları haykırılırdı. Sonra da yağmaya girişilirdi.” (Ebû Dâvûd, Cihâd/102, hadis 2638; ibn Mace, Cihâd/30, hadis 2840).

Filistin'de "Übnâ (sonraları 'Yübnâ')" denen bir yere Peygamber bir baskın düzenlemişti. Baskını yapacaklara da şu buyruğu veriyordu:

- Sabahleyin Übnâ'ya (ansızın) baskın yap ve orayı yak! Ve "Übnâ" köyü yakılıyordu. İçindekilerle birlikte.”

(Ebû Dâvûd, Cihad/91, hadis 2616, c. 3, s. 88, ayrıca s. 124'teki 2'nolu not: ibn Mace, Cihâd/31, hadis No: 2843, c. 2, s. 948).

Düşmanın bulunduğu yerdeki ağaçlar, ürünler de yakılır, ya da kesilirdi.

Peygamber Benû Nadir kabilesinin hurmalıklarını yaktırmıştı…

Peki, işin doğrusu neymiş şimdi ona S. ATEŞ'in Kitabından onu öğrenelim: “Übnâ baskını, durup dururken yapılmış bir şey değildir. O bölge halkı Müslümanları sürekli rahatsız ediyordu. Peygamberin elçilerini öldürmüşlerdi. Onlara bir ders vermek gerekince Peygamber, Üsâme kumandasında bir ordu göndermek istedi. Üsâme Peygamber'in, kendisine şöyle emrettiğini söylemiştir:

— Sabahleyin Übnâ'ya baskın yap, sonra yak!" (Ebû Dâvûd, Cihâd: 91; Ibn Mâcc, Cihâd: 31). Hadisin metninde olan sadece budur. Hadiste kastedilen, köylülerin evlerini ve ekinlerini yakmaktır. Ibn Mâcc'nin yaptığı açıklama böyledir (2/948, not: 2843). Turan Dursun, hadis metninde olmayan şu ilâveyi yapıyor: "Übnâ köyü yakılıyordu, köy halkıyla birlikte." Hâlbuki hadisle köy halkının yakıldığından söz edilmez ve Üsame'nin gidip köyün ekinlerini yaktığı da anlatılmaz.… Peygamber asla köy halkını yaktırmamıştır. Savaşın sonucuna katkısı yoksa ağaçlara, ekinlere dokunulmaz, ağaçlara, hayvanlara dokunmama hususunda Hz. Ebûbekir'in de emri vardır.Ayrıca Yahudi olan Nadîr oğullarının birkaç hurma ağacını kestirmesinden maksat onları korkutup kan dökülmeden teslim olmağa zorlamak idi. Gerçekten adamlar savaşsız olarak Peygamber'in şartlarını kabul edip, taşınır mallarını develere yükleyip gitmeğe razı olmuşlar ve bu toprak Müslümanların eline geçmiştir. Fakat Peygamber bütün hurmaları kestirmiş değildi. Sadece birkaç ağaç kestirdi. Bunu gören Nadîr oğulları, şartları teslim şartlarını kabul ettiler. (Gerçek Din Bu, 85-87)

Acaba, ağaçların kesilmesindense, savaşa girip, hümanist geçinen Turan’a göre her iki taraftan ta yüzlerce kişinin ölmesi, *kendisini daha mı mutlu ederdi bilinm

sodomo--
06-09-2006, 07:39
Turan Dursun'u *ölümünün 16. yılında saygıyla anıyorum.

06-09-2006, 10:49
Kuranda recm yoktur derler, amma karşı görüşte olanları çok rahat bir şekilde öldürürler.
Ölen karşıt görüşlü veya kendilerine göre kafir ise,sessizlğe gömülür hiç ses vermezler.
Herkes kendi fikrini,her platformda özgürce söyleyebilmedir.
Saygıyla anıyorum.