Orijinalini görmek için tıklayınız : Tanrının Varlığının Yegane İspatı Ruhun Keşfidir
İnsanoğlu varlığının bilincine eriştiği tarihin ilk dönemlerinden itibaren kendisini,yaşamı,ölümü,dünyayı ve kainatı sorgulamaktadır..
Tarihin her döneminde bu sorgulama , ama ilkel düzeyde ama az çok bilimsel anlamda Tanrı fikrini oluşturmuştur..
Filozofların büyük çoğunluğuna göre ise Tanrı fikri her insanda bir şekilde bulunmaktadır..
Ölüm olayıyla birlikte bir ot gibi ebediyyen yokolmayı kabullenemeyen insan , özünde var olan bu Tanrı fikrine bir kurtarıcı, ölümden sonra da hayat verici ve sonsuzluğa kadar yaşatıcı olarak sarılmıştır..
İlkel dönemlerde doğa olaylarına,güneşe,yıldızlara ,aya ,daha sonra çok tanrılı dinlere ve son aşamada ise tek tanrı düşüncesine ulaşılmış ve bu zaman içinde gerek dinler ve peygamberler gerekse filozoflar vasıtasıyla tanrı fikri olgunlaşmış ve nitelik değiştirmiştir..
Tanrı inancını yanlış bulan ve maddeci olan ateist düşünceler, yüzyıllar öncesinden , bilimin ilerlemesiyle tanrı fikrinin ve dinlerin ortadan kalkacağını söylemelerine karşın,bugün bilimin geldiği noktada dahi dinlerin zayıfladığı söylense de Tanrı fikrinin zayıfladığı söylenemez..
Ancak ne bilim ne de düşünürler Tanrının varlığını ya da yokluğunu kesin olarak kanıtlayamamışlardır..
Kainatın başlangıcı hakkında Tanrının varlığıyla ilgili somut bir delilin de ortaya konulması bilimsel anlamda imkansız gibi görünmektedir..
Tanrının varlığını ispatlayacak ve belki de bilimin kanıt bulabileceği yegane yol ruhun varlığının tespitidir..
Ruhun varlığı ve ölümden sonra da varlığını koruduğunun ispatlanması halinde Tanrı kavramı üzerindeki şüpheler büyük ölçüde ortadan kalkacaktır..
tamamda neden tanrının varlığını ispatlamaya çalışıyoruz ki ? ruhun varlığı ispatlanamaz biz buna "can" diyelim daha doğru çünkü "ruh" dersek kendi içimizde ayrı bir ontolojik bir varlık varmış gibi düşünürüz ki bu yanlış bir sonuca götürür bizde mevcut olan "can" dır ve bu bizim "canlı" olmamızla ilgilidir ve bedenden ayrı değil iç içedir ne demiş Mevlana; "can bedenden, bedende candan ayrı değil ama kimseye canı görmeye izin yok"
Tanrinin varligi ispatlanirsa bu dinlerin dogru oldugu anlamina gelirmi?
Hic zannetmiyorum!
Hoca
kim ispatlayacak ? bilim mi? güldürmeyin beni dünyanın en cahil kurumudur bilim ve bilim adamlarıda dünyanın en cahil insanları. Geçenlerde ispatladılar "tuz" iyi bir koruyucumuş hayvan et ve derileri için
tamamda binlerce senedir insanlar zaten tuz ile koruyorlardı etleri çürümekten.....
haa bir de sirke ateşi düşürüyormuş :)
Adına ister ruh densin,ister can..Bütün dünya dillerinde bu kavramı ifade eden terimler mevcuttur.İlkçağlardan itibaren de insanlığın düşünce platformu içinde yerini almıştır..
İyonya okulunun kurucusu Tales,ruhu bedene hayat veren bir güç olarak tanımlıyor ama onu su gibi bir sıvı olarak nitelendiriyordu..
Aneksimenes ruhu sıcak hava gibi birşey olarak düşünüyor,Herakleitos da bedenden ayrı bir ruha inanıyor onu ateşten bir madde olarak canlı,akıllı ve ilahi olarak tanımlıyordu..
İlkçağ felsefesinde ruhu maddeden ayrı bir güç olarak ve ince,latif bir nesne olarak düşünen ilk filozof Anaxagoras'tır.
Pisagor,ruhun ölümsüzlüğünü , bedenin ruh için bir hapishane gibi olduğunu söylüyor ve reankarnasyon inancını dile getiriyordu..Ona göre ruh bir sayı,bir ahenk bir armoni idi.."Bir sayıların ilkini ve sonsuzluk ise boyutunu ifade eden ve kainattan ayrı,bağımsız kavramlardır.Kainat yokolsa dahi bir ve sonsuzluk varlığını sürdürür"
Eflatun'a göre ruh ezeli ve ebedidir.Dünya alemi ile ideler alemi arasında köprü görevi görür.Bedenden öncedir ve bedenden üstün yaratılmıştır.Beden ruh için ancak bir araç ve binektir.Ölümle birlikte ruh başka alemde yaşamayı sürdürür.Ruhların tekamülünü savunur.
Aristo'ya göre ruh bedenden önce değil ,babadan meni ile birlikte gelen aktif bir cevherdir.Ancak ruhun bir cisim değil akıl gibi bir ilahi varlık olduğunu söyleyen Aristo bedenden önceliği yoktur demesiyle çelişmektedir.Çünkü ilahi olan varlığın ezeli ve ebedi olması gerekir.
Aristo Ruh göçüne ve reankarnasyona efsane gözüyle bakar.
İslam felsefesinde ruhla ilgili görüşlere sonra yer vereceğim..
Bu arada Sodomo'ya "ister beğen ister beğenme ama bilimden başka yol yok",
Hoca'ya ise "Tanrının varlığı ispatlanırsa büyük dinsel devrimler yaşanır-Bugünkü dinlerin hepsi silinir veya reformize olur" diyorum..
İslam filozoflarının ilki olan Kindi'ye göre , güneş ışıklarının güneş kaynaklı olması gibi , ruhlar da tanrı kaynaklıdır.Beden öldükten sonra ruh tanrıya geri döner.Tanrıya aşikar olan herşey ruha da aşikar olur ve tüm kainatı ve varlıkları tanrı gözüyle görür..
Farabi'ye göre bitkilerin,hayvanların ve insanların ruhu farklı düzeylerde ve fonksiyonlardadır.İnsan bedeninin biyolojik yaşamını sürdürmesi için nasıl ihtiyaçları varsa ruhun da ahlaki olgunlaşmayı sağlayabilmesi için gereksinmeleri olduğunu belirtir..
İslam felsefe kadrosu içinde ruh konusunu en derin olarak inceleyen,araştıran,muhakeme eden İbni Sina'dır..Onun bu alanda koyduğu görüş ve teoriler,günümüz modern tıbbının psikologları tarafından hayranlıkla izlenecek olgunluktadır..
İbni Sina'ya göre ruh bedenden bağımsız manevi bir cevherdir.Bedenin ruha ihtiyacı olmasına rağmen, ruhun bedene ihtiyacı yoktur..
KANITLAR
1- Benlik :
İnsan kendinden veya yaptığı hareketden bahsederken " Ben yaptım " ,
" Ben gittim" vs. der.Buradaki "Ben" tanımıyla maddi varlığını değil,manevi varlığını tanımlar..
2-Birlik :
Birbirinden çok farklı ve birbirine zıt fenomenler arasında dahi bir birlik ve uyum vardır.Sevinç-Üzüntü,Sevgi-Nefret gibi psikolojik halleri uzlaştırıp dengeleyen ve yerine göre kullanan ruhtur.
3-Süreklilik :
İnsanın gerek dış dünyası gerekse fizyonomik,fizyolojik ve psikolojik varlığı değişime,gelişime ve bozuşuma uğradığı halde,geçmişiyle geleceğiyle birlikte bir bütün olarak "ben"sahiplenmesi vardır.Yani çocukluğundaki "ben", gençliğindeki "ben" ve geleceğindeki "ben" aynıdır ve bu ruhtur..
Kanıtlara Devam:
4- Uçan Adam Kanıtı :
Dünyadan tamamen soyutlanmış-habersiz olarak uzayda bir insan meydana geldiğini düşünelim.Tüm organları ve aklı yerinde olsun.Ama tüm duyu organları kapalı ve dış dünya ile irtibatı kesik olsun.Duymuyor,görmüyor,tadamıyor,koklayamıyor,dok unamıyor..
Bu insan birşeyin farkındadır.Kendi varlığının..
Bu şuur,bu bilinç , manevi bir cevher olan ruhtan başka bir şey değildir..
5- Maneviyatı Algılama :
Ruh , maddeden bağımsız olan tümelleri algılar.
Ruh , bu algılama için herhangi bir organa ihtiyaç duymaz.
Ruh , zıtları ve çelişkileri birlikte algılayıp , zıt ve çelişik olduklarını aynı anda değerlendirir.
Bilimin de son olarak eriştiği ve foton adını verdiği, şimdiki verilere göre maddenin özü mahiyetinde olarak bildiğimiz, ışıklı enerji zerreciklerinin sahip olduğu enerjiyi meydana getiren bir “Öz”dür “Ruh”!.. Yani, Evrensel Kuantsal bütünlük!
Evrenin her zerresi “Ruh”la ve “Ruh”tan meydana gelmiştir..
“Ruh” olmadık hiç bir zerre mevcut değildir... Zira; zerre, “kuant” onunla mevcuttur!..
Her ışıklı zerrecik, hareketini sağlayan enerjiyi “Ruh”tan almaktadır...
Dolayısıyla evren, ilk varolduğu andan itibaren “Ruh”a sahip ve “Ruh”la kaim olmuştur; kâinatın yokoluşuna kadar, yani kıyâmete kadar da sahip olacaktır...
Dini tâbirle, “Ruh” ile kâinat yaradılmıştır... “Ruh” ile kaim ve var olan varlıkta gerçeği itibarıyle asla yok olma düşünülemez...Şuur” kaynağıdır...
Yani, evrende mevcut bulunan her nesnede birimsel ölçüde bilinç vardır... Ancak bilelim ki, bilinç bölünür ve cüzlere ayrılır bir şey değildir.
Dolayısıyla kâinatta var olan her hareket asla tesadüfi olmayıp, taşıdığı “Şuur”un sonucu olarak, bize bugün düzensizmiş gibi gözükse de, gerçekte düzenli hareketler göstermektedir...
”Şuur”suz sanılan hayvanlar veya cisimler veya zerrecikler dahi, taşımakta oldukları birimsel bilinç dolayısıyla gerçekte, belirli bir düzen içinde hareket etmektedirler... Ancak, kendileri bu durumu idrak edecekleri bir sistemden, yapıdan öte oldukları için; bu özelliklerini kendileri bilememekte; biz dahi beş duyumuzun kaydında kaldığımız sürece onların bu durumunu idrak edememekteyiz...
Panteidar,
“Ruh” olmadık hiç bir zerre mevcut değildir... Zira; zerre, “kuant” onunla mevcuttur!.. demişsin.
Yani herşeyin ruhu vardır diyorsun. Yani yediğimiz yiyecekte, içtiğimiz suda, ve diğerlerinde.
Biz bu yiyecekleri yerken onların ruhlarını da yiyor muyuz? Bu ruhlar bizim ruhumuza katılıyorlar mı.
Tırnağımızı kesince, kesilen parçadaki ruhlar bizim ruhumuzdan eksilmiş mi oluyor?
Mamuli;
Güzel tespit etmişsin..
Alemde ruhtan ya da onun değişik şekillerinden başka bir şey var mı?
Herşey de o var!!
Sonsuz sayıda!!
Tabi nitelikli olanı var..Niteliksiz olanı var..Kudretli olanı var..Kudreti olmayanı var..İçkin olanı var..Aşkın olanı var..Pasif olanı var..Aktif olanı var..Bu böyle uzar gider..
Tüm elementler hidrojenden türemedi mi?
Tüm varlıklarda elementlerden ve moleküllerden..
Katı..Sıvı..Gaz.. Hepsinin kökeni aynı..
Madde ve enerji ...
Maddeyi enerjiye dönüştürebiliyoruz..
Enerji maddeye dönüştürülebildiği anda Tanrısal kudrete erişmiş olur insanoğlu..
Ya da o anda kıyamet kopar..Çünkü bilinmeyen bilinmiş , bulmaca çözülmüştür..
pantaidar çok bilimsel oluyor ama... ne demek bu " enerjiyi maddeye dönüştürünce tanrısal kudrete erişmek" yani senin bu sözlerini okuyan bir fizikçiler gaza gelip enerjiyi maddeye dönüştürüp tanrı olsalar al başına belayı.. düşünebiliyormusun fizikçi bilim adamları kainatı yönetiyor tanrı gibi :) ya hiç güleceğim yoktu aslında ben şairlerin yönetmesini isterdim ama hangi taşı kaldırsan altından bir bilimadamı çıkıyor ya sonunda olacağıda buydu zaten
bunlar daha önce atomu parçalamayı öğrendiler de ne oldu sonunda atom bombası çıktı ortaya. Tanrı dünyayı fizikçilerden korusun !
Mutezile
21-01-2006, 09:26
Şeriatçılar Kuranı, Muhammedini, Zat-ı Zül Celali;
İseviler şunu bunu,
Museviler de malum hususları;
Budistler bildik konuları
Öte yandan başkaları astral yolculuğu, ''gümüş ipliği'', ''T e k a m ü l ü'';
Re-enkarnasyonu;
Yine başkaları dinlerin absürdlüğünü -ama bir yaratıcının zaruriyetini- bir tanrının yeter ve gerekli koşul olduğunu,
Berikiler manituyu, gök tanrıyı ''Tengri'yi;
Diğerleri 1000 yıllardır söylenen teraneleri, aynı şarkıları bozuk bir akort ve detone ses ile hep birlikte seslendirmekten; bu bütünüyle grotesk kakafoniden; bu bütünüyle safsata nümayişe; kuantum fiziğini ve kozmolojiyi tanık göstermekten..
Magellan 87 nebulasındaki karadeliği dahi yanakları kızarmadan tanık göstermekten....
ve diğer tarik'lere de el atmaktan; isbat obsesyonu ile Chandasekhar sınırını; Hawking ışımasını tanık tutmaktan...
bıkıp usanmadılar. Ben bunları okurken esnemekten usandım, baydım...
Bilimin henüz katedeceği çok yol , keşfedeceği çok sır , bulacağı çok kanun var diye düşünüyorum..
Bilim hayalle , kurgu ile , kuşku ile , çelişki ile ilerler..
Bunlar olmadığı takdirde bilim olmaz..
Keşfedilecek bir şey kalmayınca da bilim misyonunu tamamlamış olur..
Bilimden ve bilimadamlarından korkmamak , korkulacak olanın bilimi kuşatan , bilimi ve bilimadamlarını sponsone eden güçler olduğunu bilmek gerek..
Bilimi ve bilimadamlarını özgür kılmak , onları emperyalist güç ve emellerin zincirlerinden kurtarmak ve bağımsızlıklarına kavuşturmak gerek..
Bunun yolu da emperyalizmin yıkılmasıdır..
Bilimin yüzyıllardır , önündeki en büyük engelleyici düşmanı dinler idi..
Nice bilimadamları din kanunlarının ve dinadamlarının korkusuyla bilimsel çalışmalarını gizlilikle yapmak zorunda kaldılar..
Niceleri de dinlerin gazabından kurtulamadı..
Bilim en büyük desteğini cılız da olsa dindışı olan ya da din ve bilimi birarada düşünebilen insanlardan alıyordu..
Materyalistler bilime neredeyse sahipleniyor ve en büyük desteği onlar veriyordu..
Ta ki Edwin Hubble'ın evrenin genişlediği ve galaksilerin hızla birbirlerinden uzaklaştığı tezine kadar..
Bu genişlemenin izahı ise Big Bang teorisiydi ve evrenin bir başlangıcı olması demekti..
Stephan W.Hawking adındaki tekerlekli sandalye bağımlısı - yarım insan denebilecek kadar özürlü büyük fizikçinin buluşları ise dünyayı sarstı..
Bu sarsıntının etkisi en fazla materyalistlerde görüldü..
Tarihte ilk defa din ve bilim neredeyse aynı saftaydı artık..
Ancak Bilim her zaman dine karşıydı ve hiçbir zaman dinle omuz omuza olmayacaktı..
Çünkü dinin safsatalarını ve yalanlarını ortaya çıkaran da bilimdi..
Bilim dinlere karşıydı , tanrıya değil..
Bir tanrı olasılığı bilimi asla şaşırtmadı..
Şaşıranların şaşkınlığının yeni buluşlarla zirveye çıkacağını umut ediyorum..
--------------------------
***Bilim gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır..
Işığı sevelim..Korkunç olan karanlıklardır..
Tanrının ilmidir ışık..Asla ışıksız kalmayalım..***
yahu bu bilimin neresi "ışık" anlamadım. 250-300 yıl önce ki bir dönemde yani bilimin ve teknolojinin bugünkü kadar gelişmediği bir dönemde yaşamayı kim istemez düşünsenize araba gürültüsü yok, egsoz kokusu yok, ozon delinmemiş, karadenizde çernobil kanserleri yok daha bir sürü kötü şey yok soruyorum sana panteidar bugün mü yoksa 300 sene öncemi yaşamak isterdin ?
Xander85
24-01-2006, 16:15
Ruhun varlığı çok ilginç bir konu ama ruh olmak zorunda bence.Öldükten sonra yok olmak kötü bir hayal.Ruh insanı teselli ediyor.Yani biz ölünce bir şekilde devam edicez ve aslında bu bedenimiz bir giysiymiş diyecez.
Bence ruh vardır, tanrı vardır ama tanrıya inanmak bir dine inanmayı zorunlu göstermez.
Sodomo;
Bilimin ve teknolojinin gelişmesiyle insan yaşamında büyük atılımlar gerçekleşmiştir..
İnsan yapısı itibarıyla ihtiyaç ve istekleri bitmek tükenmek bilmeyen, varolanla yetinmeyen ve hep daha iyisini isteyen bir varlıktır..
Dolayısıyla bu ihtiyaç ve istekler , gelişmeyi-değişmeyi hızlandırmakta , yeni buluşların önünü açmaktadır..
Hergün büyük şirketlerin ar-ge ve labaratuarları yeni arayışların peşinde koşmaktadır..
300 yıl öncesi bugünden nasıl farklıysa 300 yıl sonrası da en az o derece farklı olacaktır..
300 yıl önce yaşamış bir krala-padişaha-zengin bir insana sorabilseydik bu soruyu , sanırım bugünün sade bir insanına tercih ederdi o günkü şaşaalı ama elektrikten-radyodan-sinemadan-tv'den-telefondan-bilgisayardan-otodan-uçaktan ve daha bir yığın yenilikten yoksun yaşamı..
Dünyanın kirletilmesi , ekolojinin-doğal çevrenin bozulması , gürültü ve görüntü kirliliği , ozon tabakasının delinmesi vb. konular bilimin ve bilim adamlarının değil kapitalist ülkelerin çıkar politikalarının sonucudur..
Kapitalistler daha fazla kâr elde edebilmek için çevre konusunda alınabilecek en basit koruma tedbirlerini dahi uygulamamak için ellerinden geleni yaparlar. Fabrika bacasına filtre bile taktırmayan bir kapitalistten bitki ve hayvanları düşünmesini beklemek abestir.
Çevre sorunlarının ve dünyanın geleceğini tehlikeye sokan gidişatın çözümü bilim ve teknolojiyi durdurmak,bilim adamlarını susturmak değil,
kapitalist-emperyalist bloğa karşı tüm insanların karşı durması ve tüm gerekli tedbirleri uygulamaya koydurmasıdır..
panteidar biraz iyimser gördüm seni, bu konu çok uzar eğer kapitalizmin yediği nanelerden bahsedersek zaten sömürgeci düzenlerde "ego" nun devletleşmiş halleridir bence biraz indirgemeci mantık ile bakarsak. Sonuçta devletleşen ego aklı kendi çıkarlarına alet ediyor ve kötülükler katlanarak büyüyor mesela atom bombasıda aklın eseri . Pekii devletler bireylerdeki egoya ait en kötü özellikleri yansıtıyorlarda neden bireylerin ruhundaki güzellikleri yansıtmıyorlar, yani devletlere sevgiyi nasıl öğreteceğiz ?
İyimser düşüncem emperyalizmin-kapitalizmin yıkılacağı yönünde değil ama tehlikenin bilincine yeterince vardığında örgütlenen halkların ,kapitalistleri hizaya getirebileceğine inanıyorum..
Devletlerde , halkların ruhunun oluşmamasının sebebi aşikar..
Devletlere egemen olan kapitalistlerdir.Onlar ise daha fazla kar , daha fazla satış ve daha fazla sermaye birikiminden başka birşey düşünmezler..
Mutezile
24-01-2006, 18:41
''Bu genişlemenin izahı ise Big Bang teorisiydi ve evrenin bir başlangıcı olması demekti..
Stephan W.Hawking adındaki tekerlekli sandalye bağımlısı - yarım insan denebilecek kadar özürlü büyük fizikçinin buluşları ise dünyayı sarstı..
Bu sarsıntının etkisi en fazla materyalistlerde görüldü..
Tarihte ilk defa din ve bilim neredeyse aynı saftaydı artık..
Ancak Bilim her zaman dine karşıydı ve hiçbir zaman dinle omuz omuza olmayacaktı..
Çünkü dinin safsatalarını ve yalanlarını ortaya çıkaran da bilimdi..
Bilim dinlere karşıydı , tanrıya değil..
Bir tanrı olasılığı bilimi asla şaşırtmadı..
Şaşıranların şaşkınlığının yeni buluşlarla zirveye çıkacağını umut ediyorum.. ''
Denmiş...
* Hawking 20'li yaşların sonuna doğru Multiple Sclerosis hastalığından muzdarip ve kendisine 8-9 ay ömür biçilen; fakat insan üstü bir irade ile bu -Amerikalıların Lou Gehrig hastalığı dediği- illetle savaşan tam felçli bir kozmoloji dehası.. Bu kişiyi ''yarım insan, tekerlekli sandalye bağımlısı, özürlü büyük fizikçi'' olarak tanımlamak çok sempatik gelmedi bana..
* Tanrı olasılığının yanısıra, cennet cehennem de olasılıktır.. Magellan 87 Nebulasındaki karadeliğin evrendeki cehennemlerden biri olması da bir olasılıktır.. Olasılıktan yola çıkılınca on binlercesi sayılır dökülür..
* Olasılıklara 'İman' etmek Nefislere ferahlık, hidayet veriyor ise mesele yok.. Permütasyon ve istatistik sahaları müminleri secdeye davet ederse;
evet haklı olarak ederse asıl o zaman şaşırılmaz..
* Bilimin (Kozmoloji-Evrenbilimin) şu andan çözmeye çalıştığı sorunların başında G.U.T gelmektedir (Grand Unifying Theory= Evrendeki dört temel çekim kuvvetinin tek bir mükemmel formül ile ifade edilmesi)..
* G.U.T hakkında yapılan araştırmalarda matematiksel hesaplar üzerinden yapılıyor.. Tanrı-Allah-Manitu vs..var olma olasılığı üzerinden değil..
Bilim adamı tabi ki Tanrı inancı ve aşkıyla bilinmeyeni arayış içindedir diyemeyiz..
Öyle olsaydı bu denli bilimsel gelişme yaşanılmazdı..
Tanrı olasılığı bilim adamlarının kafasında da yer ediyorsa artık , bundan sonraki araştırmaları G.U.T dahil daha istekli olacaktır..
Materyalizmin Bigbang'le köşeye sıkışmış olması da bigbang'e alternatif teorilerin araştırmasını hızlandıracaktır..
Ben bilimin bu hızından ve neredeyse rekabete dönüşmekte olan araştırmalarından rahatsız değilim..
Rahatsız olanlar düşünsün..
Materyalizm big bangle nasıl köşeye sıkışmış anlamadım?
Bir bilimsel bilgi ile materyalizm köşeye sıkışmaz çünkü materyalizm bilimsel bilginin kendisine dayanır. Bilimsel bilgiye dayanmayan materyalizm, materyalizm olmaz zaten idealizmin bir çeşidi olur.
Big bangle kimin neyin köşeye sıkıştığı nelerin yerle bir olduğu bence çok açıktır :):)
"Materyalizm big bangle nasıl köşeye sıkışmış anlamadım?"
Mamuli;
Materyalizm evrenin ve maddenin sonsuzdan geldiğini yani ezeli olduğunu düşünür..
Aksi bir teorem , maddenin ezelden değil sonradan ortaya çıktığı yani bir anlamda yaratıldığını düşündürür ki;
Bu da Bing bang teorisinin Materyalizmi köşeye sıkıştırmasıdır..
Çünkü evrenin yaşı 14-15 milyar yıl olarak hesaplanmaktadır..
Dolayısıyla materyalistler Büyük patlamayı kabul etmezler..
Bu noktada yıllar süren omuz omuzalık değişmiştir artık..
Konuyla ilgili olarak aşağıdaki linkten bilgi edinebilirsin..
http://www.marksist.com/kitaplik/onlineKitap/AI/bolum9.htm#b3
"tanrının varlığının yegane ispatı ruhun keşfidir" sözüne bende Mevlanadan bir söz söyleyerek kendi adıma son noktayı koymak istiyorum
"Can bedenden, bedende candan ayrı değil ama kimseye can'ı görmeye izin yok"
Sevgili panteidar,
"Big bang" teorisi ne kadar doğrudur bilemem. Ama bu teori evreni ve evrenin oluşumunu açıklamada kullanılmaktadır daha iyisi veya daha doğrusu ortaya atılana kadar kullanılacaktır.
Örneğin (http://www.science-frontiers.com/sf097/sf097a03.htm) linkinden de görebileceğin gibi evrenin yaşından daha yaşlı yıldızlar var. Bunu nasıl açıklarsın? Verdiğim linkteki açıklama bu yıldızların daha önceki bir evrenden kalmış olabileceği.
Yani, sevgili panteidar, Big Bang oldu herşey yaratıldı çok basit bir düşünce tarzı. (Sana göre) Allahın ilmini ( :) ) yani bilimi bu kadar hafife alma ve bu kadar kolaycı olma lütfen.
Sevgili Panteidar,
Materyalizm bilime aykırı olamaz. Bilime aykırı bir materyalizm idealizmin bir çeşidi olur. Ayrıca, materyalizm www.marksist.com sitesini hazırlayan arkadaşların tekelinde değildir.
Bilimsel konuları öğrenmeki için bilimsel sitelere, marksizmi öğrenmek için marksist sitelere girmekte fayda var.
Sevgili Mamuli;
Big bang teorisine kuşkuyla yaklaştığımı hatta pek inanmadığımı daha önceki bazı yazılarımda belirtmiştim..
Ben her şeyin 14-15 milyar yıl önce başladığına inanmıyorum..
Belki bizim Samanyolu'muz ve civarındaki galaksiler için geçerli olabilir bu..
Ama ya gözlemleyemediğimiz evrende neler var ve geçmişleri ne ? bunu bilemiyoruz..
Neticede bu bir teoridir..
Ayrıca vurgulamak istiyorum..Hiçbir zaman hiçbir yerde bilimi hafife almadım..Daima bilimin yanında oldum..
Hafife alan materyalistlerin linkini verdim zaten..
O sitenin Marksist olması , materyalist düşünce için en sağlam referanstır.
Farklı bir adres verseydim , o zaman güvenilmez olurdu..
Marksist.com'un bu bilgilerinin kaynağı materyalist düşünürlerdir zaten..
Özetle söylediğim şudur ;
Big bang teorisi doğru olmayabilir..Ama bilim ağırlıklı olarak bu teoriye inanmaktadır ve bu materyalizme ters düştüğü için de bilim ve materyalizmin arası , içinde bulunduğumuz aşamada soğumuştur..
hadi biraz bilimsel konuşayım ;
a) quantum fiziğine göre Tanrı zar atmış,
b) ve yine quantum fiziğine göre herşey yoktan var oluyor,
c) quantum fiziği bize madde altı parçacıkların bir kaos düzeni sergilediğini
gösteriyor,
d) bunun sonucu olarak bu alanda bilim adamları bu fiziğin kurallarını tespit edemiyorlar
e) yani denizin üzerinde uçan bir uçaktan deniz düz ve dalgasız görülebilirken aynı denizin üzerindeki bir tekne dalgalardan alabora olabilir, quantumun gerçekliği ne göre herkes kendi poziyonuna göre fiziki olguları görür ve yönlendirir
artık klasik fiziğin bakış açısını değiştirmesi gerekiyor üstelik big bang de bir gerçekliktir
Bu uçsuz bucaksız dünya içinde ,
bil ki mutlu yaşamak iki tür insana vergi :
Biri iyinin kötünün aslını bilir ,
öteki ne dünyayı bilir , ne kendini.
Ömer Hayyam
Eski çağ fizikçileri bir anlamda filozoftular. İlk atom teorisini ortaya atan Demokritos 'fizikçi' değildi. Onu bu atomist teoriyi ortaya atmaya iten neden 'varlıkbilimsel' idi. Bilim ile felsefenin ayrışması çok sonra gelir ki aynı zamanda bu süreçte bilim dinden de ayrışmıştır , aydınlanma çağının ürünüdür.
17-18-19. yy fizikçilerinin Ontolojik varsayımları yoktu. Ya da olsa da yaptıkları fiziği etkilemiyordu.
Günümüzde ise fizikçiler öyle teoriler kullanıyorlar ki, bu teorilere göre bir kedi hem ölü hem canlı durumunda bulunabiliyor. (Shrödinger)
2 bin yıl önceki bilim adamlarının dünyayı ve evreni tanımlayışları şüphesiz günümüzden çok farklıydı. Ancak 2 bin yıl sonra yaşayacak olanlar günümüze baktıklarında ne görecekler acaba? Günümüzün bilimi ile 2 bin yıl sonraki bilimi arasındaki fark, günümüz ile 2 bin yıl öncesi arasındaki farktan daha mı az olacak?
Kuantum fiziği her şeyin aslında göründüğü gibi olmadığı , madalyonun bir de görünmeyen yüzünün olduğunu göstermiştir.
Asırlardır mistiklerin söylediği , “Alemlerin aslı hayaldir” sözü bugünkü bilimin gerçekleri ile daha iyi anlaşılmaktadır.
Evren , özü itibariyle tek ve tümel bir bilinç ve güç olduğuna , gerçekte sonsuz-sınırsız yapısına , ve her birimin kendi ilmi ve kudretiyle , ve gene kendi varlığıyla varolduğuna göre , insan için evrenin gerçeğine vardırıcı tek yol , gene insanın kendi bilinci ve özüdür.
İster , tüme varış ; ister , tümden geliş sistemleriyle hareket edelim , öncelik hep "tüm"dedir!.. "Tüm"ü bilmezseniz , bilmediğinize varamazsınız!. "Tüm"ü bilmezseniz , tümden gelim olanaksızdır!. Öyle ise her koşulda , öncelikle bilinmesi zorunlu olan "TÜM"dür!..
"Madde"miz , beşduyu verilerine göre mevcut olan bir katman olduğuna göre *; algılama araçları değiştikçe "maddeler"de değişeceğine göre; bu hükmü veren bilinç , kesinlikle anlaşılır ki madde değildir!...
Bilinç , madde olmadığına göre ; "Evrensel Öz"den meydana gelmiş , "Evrensel Öz"le mevcut , ancak yapısını henüz değerlendiremediğimiz , meçhul frekanslı dalgaboyudur!..
Evrendeki *göz boyutuna göre , milyarlarca galaksiden bir galakside , yüzmilyarlarca yıldızdan birinin bir uydusunda yaşamakta olan , milyarca bedenden bir et-kemik beden değil ; varlığını "Evrensel Öz"den alan , ve "O" öz ile varolan bir bilinç titreşimiyiz!.
Beşduyu sınırlamaları dolayısıyla, "madde" diye isimlendirdiğimiz her şey dahi , değişik frekanslardaki ışınsal yapıdan başka bir şey değildir!....
Ne var ki , "Evrensel Öz"ü halogramik bir biçimde varlığında bulunduran ; ve hatta o "Evrensel Öz"ün mevcudiyetiyle var olan ; halogramik bir biçimde öz sahibi ışınsal yapı olan varlığımıza , bizden öncekiler "RUH" adını takmışlardır.
Öyle ise , insan için , "yok olma" anlamında "ölüm" asla söz konusu olmayıp ; olay , kişinin bilincinin , madde boyutundan , halogramik ışınsal beden boyutuna sıçramasıdır ; ya da eskilerin tanımlamasıyla. "Ruhlar Âlemine geçiş" söz konusudur.. Ve bu halogramik ışınsal özellikli beden için , ışınsal evrende , eriştiği algılama kapasitesiyle , bu kapasiteye bağlı katmanda sonsuza dek yaşam mevcuttur.
Sevgili Panteidar, basit bir sorum var;senin tarif ettigin bir yaratici ,bir butunluk olmasi veya olmamasinin hayatina ne etkisi olabilir? Oldugumuzde ,sonsuza kadar yasayacak bir bilinc titresimi oldugumuzu kesin olarak bilsek ,neyi degistirir?
* Herbirimiz doganin bir parcasiyiz,oldugumuzde,parcasi olmaya devam edecegiz demekle senin yazdiklarin arasinda buyuk bir fark gormuyorum.Yoksa bilincli bir bilinc titresimi mi olacagimizi mi demek istiyorsun?
Sevgili Panteidar, basit bir sorum var;senin tarif ettigin bir yaratici ,bir butunluk olmasi veya olmamasinin hayatina ne etkisi olabilir? Oldugumuzde ,sonsuza kadar yasayacak bir bilinc titresimi oldugumuzu kesin olarak bilsek ,neyi degistirir?
* Herbirimiz doganin bir parcasiyiz,oldugumuzde,parcasi olmaya devam edecegiz demekle senin yazdiklarin arasinda buyuk bir fark gormuyorum.Yoksa bilincli bir bilinc titresimi mi olacagimizi mi demek istiyorsun?
Vartor kardeşim ;
Tasavvufun doğaya-evrene bakışıyla , materyalizmin bakışı arasında çok ince bir çizgi vardır.Her ikisi de tüm varlıkların ve insanın doğanın bir parçası olduğunu söyler.Bilimle bütünleşirler ,diyalektiği evrimi kabul ederler.O nedenle bir materyalist olan büyük şair Nazım Hikmet Tasavvufa kucak açar ;
Sararken alnımı yokluğun tacı
Silindi gönülden neşeyle acı
Kalbe muhabbette buldum ilacı
Ben de müridinim işte Mevlana.
Edebe set çeken zulmeti deldim
Aşkı içten duydum, arşa yükseldim
Kalpten temizlendim, huzura geldim
Ben de müridinim işte Mevlana.
Tanrı inancı olmayan Nazım Hikmet , düşüncelerine en yakın felsefe olarak gördüğü Tasavvufu , materyalizmdeki boşluğu , eksikliği doldurmak için kabullenmiştir.Bu eksiklik , maneviyattır , duygudur , sevgidir , hoşgörüdür.İnançlı-inançsız , canlı-cansız , büyük-küçük , güzel-çirkin tüm varlıkları seven , tüm varlıkları yapısı itibarıyla kardeş gören , aynı kökten , aynı kaynaktan oluştuğu için bir ayırım yapmayan Tasavvuf onun için ilaç gibi gelmiştir.
Tasavvuf , ölümü bir son değil , aslımıza kavuşma olarak görür.Dünya yaşamını bir okul gibi düşünmemizi sağlar.Aslımıza kavuşurken , dünya yaşamından ne kazandığımız , ne kazandırdığımız , zaaflarımızı ne ölçüde frenleyebildiğimiz , nefsimizi ne kadar terbiye edebildiğimiz , insani derecemizi ne kadar yükseltebildiğimiz önem arzeder.Dolayısıyla bu felsefe kişiye faydalı işler yapmayı , dünyaya , çevresine ve insanlara karşı duyarlı olmayı , kötülüklere karşı mücadeleyi , iyi ve doğru olanı egemen kılmayı yol gösterir.İnsanlar arasında *ayrılığı değil , birlik ve beraberliği , barışı , sevgiyi , aşkı oluşturmayı amaçlar.
Sonsuzluğun kaçınılmaz olduğu , bunun bir tercih olamıyacağı , her canın değişime uğrayacağı ve yaşamın sürekli bir varoluş içinde akıp gideceği inancında olan Tasavvuf , ölüm korkusunu yokeder , insanı ölümün karşısında güçlü kılar.
"Ey yarenler, ey kardeşler, ecel ere ölem bir gün
İşlerime pişman olup kend'özüme dönem bir gün.
Yanlarıma kona elim, söz söylemez ola dilim
Karşıma gele amelim, nettim ise görem bir gün."
sodomo--
18-03-2006, 16:34
Neden "insan sevgisi" denilince aklıma hep Nazım gelir ?
Dünyanın neresinde bir insan acılar çekse, Nazım' ın kalbi de acırdi onunla birlikte,
G. afrikadan Japonya'ya Hindistana kadar her insanın acılarına ortak oldu Nazım,
O bize, aslında hepimizin aynı insan olduğumuzu öğretti,
O bize kendi kalbimizin nasıl dünyayı kuşattığını, sarıp sarmaladığını öğretti,
O bize nasıl bir büyük emanet yüklendiğimizi öğretti,
ve kalbi buruk bir şekilde ayrıldı bu dünyadan.....
Panteidar;
*Ateistlerin sevgisiz saygisiz ahlaksiz olduklarini iddia edenler ,kendileri degil,digerleridir. Ustelik,yok olacaklarindan korktuklari da yoktur. Nazim Hikmet'ten bahsederken ne kadar insan sevgisiyle dolu oldugunu siirlerinden kolaylikla anlayabiliyoruz.
*Cehaletin dorugunda bulunan dinci yobaz kesimin anlayabilecegi sozler degildir bunlar. Ancak insan olanlar anlayabilir onun hislerini.
*Ben ,maddeden varoldugumu kabul ettigim kadar ,yine bir madde olan beynimin yarattigi duygusalligi inkar etmedigim gibi ,ateistlerin cogunlugunun duygusalligini ,digerlerinkinden daha zengin oldugu kanaatindeyim.
*Sevgiler hepimize....
Vartor kardeşim ;
Muhakkak ki her kesimin içinde iyi de vardır kötüde.Ne sevgi ne de ahlak hiç kimsenin tekelinde değildir.Ateistleri hiç bir şekilde ayırmıyorum diğer insanlardan.
Ancak ateizm bir inançtır.Kurumlaşması söz konusu olmayan bir inanç.
Bir ideoloji , bir sistem değildir.Üstelik de kapitalistlerin çoğu ateisttir.
Materyalizm ise bir ideolojinin , Marksizmin temelidir.Kurumlaşmış , devletleşmiş bir ideolojinin parçası olmuştur. Nazım Hikmet'in yaşadığı yıllarda da böyledir ve Nazım duygusal soğukluğu yaşamış , gözlemlemiştir.Materyalist Marksizmin evlilik kurumuna karşı oluşu ise ahlaki çöküntüyü getirmekte , sevgiyi , aşkı öldürmektedir.Yazımda belirttiğim sistemin oluşturduğu manevi boşluktur.Ateistliğin değil.
sodomo--
18-03-2006, 20:32
psikokemoterapi demiş ki ; "Fakat, O Birlik Zatı ve Görünmezlerin Görünmezi'nin gerçeği düşünceler ile tasavvurlardan kutsaldır ve vicdan O'na erişemez. O Kadim Gerçek, sonradan yaratılma olan bir gerçeğin kavrayışında sığdırılamaz. O, başka bir dünyadır ve anlaşılamaz; O'na ulaşmak ve O'na varmak hiç mümkün değildir. Sadece, Varlığı kesin ve ispatlanmıştır, fakat O'nun niteliği bilinemez. "
psikokemoterapi kardeşim bu yukarıdaki sözlerini okuyunca aklıma bir bektaşi fıkrası geldi,
hani nasıl dı o tamamını hatırlayamadım belki sen biliyorsundur ,
"..........hoca şuna yok diyeceksin ama dilin varmıyo"
bir de Bektaşi fıkrası ekleyelim hazır hatırlamışken ;
" Bir gün yolda yaya giden bir bektaşinin önüne bir atlı çıktı:
- "Baba" dedi, "bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?"
- Bektaşi yanıt verdi: - Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum.
- Şunu öğrenmek istiyorum: Şu anda Allah ne yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş:
- Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.
- Neden?
- Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!
Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş. Adam:
- "Hadi" demiş "söyle bakalım. Allah şimdi ne yapiyor?"
- Bektaşi: - "Ne yapacak" demiş, "atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor". .
Sodomo Dostum *,
Alıntı cevaplara bozuluyorsun biliyorum..
Merak etme..belli de oluyor..
Ama alıntı da olsa,
güzellikleri es geçme..
Seni bilmem ama,ben beğendim ve iştirak ediyorum yargılara..
"O Birlik Zatı ve Görünmezlerin Görünmezi'nin gerçeği düşünceler ile
tasavvurlardan kutsaldır ve vicdan O'na erişemez.
O Kadim Gerçek,
sonradan yaratılma olan bir gerçeğin kavrayışında sığdırılamaz.
O, başka bir dünyadır ve anlaşılamaz;
O'na ulaşmak ve O'na varmak hiç mümkün değildir.
Sadece, Varlığı kesin ve ispatlanmıştır, .....................(Sadece gönüllerdeki aşk'tır onun isbatı)
fakat O'nun niteliği bilinemez. "
Sevgilerimle…
İyiliklerde görüşmek üzere.. Gönül kırdıysak affola..
Bütün dostlarıma selam ederim... (Dost olmayanlarıma da...)
***********….*************….***********….********* ****….*********
Her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.
sodomo--
20-03-2006, 02:50
sevgili aldostu,
benim burada ki itirazım aslında geleneksel dini anlayışa yönelik. Dikkat edersen "aşk" sözcüğü hiç kullanılmamış ve Allah çok ötelere insanın hiçbir şekilde temas edemeyeceği kadar ötelere taşınmış.
Bu anlatış iki tür sonuca yol açar ;
a) Allah' a ulaşmak mümkün değildir hiç boşuna uğraşma,
b) Biz insanların yalnızca bir kibrit çöpü kadar değeri var.
Yani dikkat edersen ateistlerin yaklaşımı ile aynı (istersen lipo' nun yazılarını oku) ve bu noktada "yok diyeceksin ama dilin varmıyo" diyebiliriz ancak.
O halde Cenab-Aşk dan bir kaç söz aktaralım da ne demek istediğimiz tam anlaşılsın ;
"İnsan öyle büyük bir sırdır ki bunu söylersem bende yanarım duyan da yanar"
" Sen büyük bir şehirsin; belki de bir şehir değil, binlerce şehirsin sen. Her şey sensin; her şeyden öte ne varsa o da sensin; O da senden ibaret."
belki şimdi anlamışızdır aslında nedenli önemli olduğumuz bir insan olarak.
sevgilerle...
sodomo....Im your fan :) :)
Allah insana sah damarindan daha yakindir.....
insan icindeki kini nefreti,kisacasi KOTUYE dair herseyi cikarip attiginda meleklerin secdesine layik olur...
sodomo--
20-03-2006, 17:10
psikokemoterapi, İlahiyat Fakületsinde Doçent falan mısın abiciğim ? yani senin olayın beni aştı o yüzden konuya giremeyeceğim kusura bakma.
BİLİM ERGEÇ, MADDEYİ ENERJİYE YANİ MADDEÖTESİNE DÖNÜŞTÜREBİLDİĞİ GİBİ , ONU TEKRAR ESAS HÂLİNE , YANİ MADDE HÂLİNE DE SOKMAYI GERÇEKLEŞTİRECEKTİR!
Zira bu husus Tasavvufda görülen "tayyı mekân" yahut bir diğer deyişle "ESRA" olayının açıklanmasından başka bir şey değildir.
Nasıl ki bir velinin uzak mesafede olanları olduğu yerden aynen görmesi "Clairvoyans" olayı bugün televizyonla kısmen açıklanabiliyorsa!.
Zamanımız velilerinden birinin:
-"Biz hasırdan Mısır'ı göremeseydik , siz Avrupa'da olanları buradan zor seyrederdiniz!"
Yâni , insanın yapısında beyninde bu özellik olmasaydı , siz televizyonu zor keşfederdiniz!
Sözü üzere ; bilimin her izah ettiği , gerçekte tasavvuf ehlinin normal yaşantısının müsbet ilimle isbatından başka bir şey olmamaktadır..
İNSAN RUHU ,VARLIĞIN ÖZÜNÜ MEYDANA GETİREN ENERJİDEN MEYDANA GELMİŞTİR!
"RUH" , boyut boyut yoğunlaşarak , kabul edilen bir biçimde , değişik varlıklar suretinde algılayıcılarca değerlendirilmekte ; ve böylece de çokluk görüntüsü vermektedir!.
“Nefs-i Küll”den , yani varlığın özünü meydana getiren enerjiden , ana rahmindeki sperm-yumurta birleşmesiyle hâsıl olan ilk maddeye , 120. Gün`de özden dışa doğru diye tanımlamağa çalışacağımız bir boyutsal geçişle ulaşan “Nefs-i Küll”ün kudreti , o birim`de , “Ruh-u izâfi”yi yani “birim ruhunu=ruhu insanî”yi meydana getirir..
Yani , beyin çekirdeği , 120. Günde “can”lılığa kavuşur , faaliyete geçer... “Nefs-i Küll” dediğimiz varlığı meydana getiren kaynak enerjiden–Ruhu A`zâm`dan-aldığı hayatiyet , melekî güç tesiriyle ile ürettiği ışınsal yapıyla , kendi ruhunu meydana getirir!.
Ruh , insana hayatiyet verir...
Hayatiyetimizin cevheridir. Varlığımızı meydana getiren ana cevherdir. ki bu “Ruh-u A’zam”dır!
Önceki yazım bir Ahmet Hulusi alıntısıdır.Daha geniş bilgi için ;
http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/enerji/index.htm
Mutezile
21-03-2006, 19:48
Psiko arkadaş;
Önceki 2 yazına istinaden yazıyorum. Bu yazıların - eğer iktibas ise iktibasların - doğal olarak hiç bir kelimesine katılmam mümkün değildir. Aralarında abes ile iştigal çokta cümle var, naçiz kanaatimce.
belki de içlerinde cevheri keşfedememişimdir. Bu sanırım daha da olası...
Sözgelimi şu aşağıdaki cümledi cevheri keşfetmeme belki yardımcı olabilirsin?
Psiko yazdı:''Aklı başında bir insan manasını anlayamadığı birkaç kelime yüzünden Tanrı’nın hidayet (doğru yol, Hak yolu) kapılarının insanlara ilelebet kapalı kalacağına nasıl hükmedebilir?''
Bu cümle ne anlatmaya çalışıyor?
sodomo--
22-03-2006, 16:10
psiko, şöyle bir benzetme yapmak isterim müsadenle;
Şimdi büyük bir nehir düşün ve bu nehir deliler gibi çağlıyor, öyle ki önüne bir set koyabilmek ne mümkün, bu nehirde yüzmek, balık avlamak ne mümkün herşeyi ama herşeyi önüne katıp sürüklüyor. Tabii ahali bu nehirin çoşkunluğundan dolayı ondan hiç nasiplenemiyor öyleki iki avucuna bir miktar su alıp içmek bile mümkün değil ve ötelerde ekinler kuruyor susuzluktan nehir bir taraftan çağlayarak akarken. Bir gün bu nehir şöyle bir düşünüyor taşınıyır ve diyor ki ;
"kimsenin benden haberi yok ne içimde balık yaşar, ne önüme geçip bana selam verebilen var ne suyumu içen, ne beni seyreden . O halde bir baraj kurmalıyım ve toplamalıyım kendimi bir havuzun içinde kendimi azar azar kanallar yolu ile boruların içinden sunmalıyım tarladaki ekinlere ve üzerimde insanlar balık tutmalılar oltayla, gezmeliler tekneyle, seyretmeliler beni kenardan köşeden veya atlayıp yüzmeliler içimde"
ve bunu yapıyor nehir, *barajını kuruyor, kendini bir havuzda topluyor, önce kanallar boyunca ve sonra ince borular ile ulaşıyor ekinlere, suluyor onları ve *yeşeriyor heryer, mutluluk dört bir yanda çiçekler, böcekler, kuşlar, insanlar hepsi ama hepsi nasipleniyorlar nehirin sularından....
İşte psiko kardeşim , o nehir "aşk" , o baraj da "akıl"dır . Yani azar azar hatta damla damla sulamak gerek ekinleri, çiçekleri, bahçeleri yoksa seller karşısında dayanamaz onlar viran olurlar.
liopleurodon
22-03-2006, 16:34
onda hayvanların yoksun bulunduğu olağandışı bir güç bulunmaktadır. onda hayvanların yoksun bulunduğu olağandışı bir güç bulunmaktadır.
Rahlenin başına oturup ahkam kesen, böyle laflar edip kendini cahil vaziyetine düşürecektir, kaçınılmazdır. Merak ederim, bu lafı eden, acaba kaç hayvanı incelemiş, doğada kaç gün kalmıştır?
Bu hususta temel sorun hayvanların bizimle konuşamamasıdır. Ama kendi aralarında yeterince anlaşırlar. Sanat, insana özgü değildir. müzik için kuşları dinlemek yeterli olur. Dans için gene kuşları izlemek çok iyi olur. Evlerini süsleyen pek çok canlı mevcuttur. Bilim? Acaba bilim kaç yılın birikimi? Bu insanın "geliştirdiği" bir kavram, yaratılıştan bir bahşiş değil. Şempanzeler, babalarından gördükleriyle tıp ilmi icra ederler, parazit solucanlarla başetmek için sert yaprakları rulo yaparak yutarlar. Bir başka maymun türü, yediği zehirli meyvelerin etkilerini azaltmak için, odun kömürü yer. Bir sıçrayan örümcek, avının hareketini, mesafeyi vs. hesaplyıp tam üzerine büyük bir kesinlikle atlayabilir vs. vs.
İnsanda olup, hayvanlar aleminde olmayan hiç bir şey yoktur. Nitelikten çok nicelik ön plandadır bu hususta. İnsan daha fazladır, bu işlerde. Ama diğerlerinde olmayan hiç bir şeye sahip değildir. Ve evrimin yarın bizden bu konuda daha iyi olan bir canlı türü getiremeyeceğini söylemek ahmaklık olur. Bunu önleyecek tek şey, biz olabiliriz, fırsat vermeyerek.. Doğadaki bir kaide, bir şey bir kere olduysa, ikinicisi mutlak olacaktır şeklindedir. Doğa, insan gibi sütün bir canlı bir defa üretmişse, bunun ikincisini beklemek abes değildir. Belki dünyada, belki uzayın bilmem neresinde..
Kısaca, bunlar bize bahşiş filan değildir. Bunlar sadece diğer hayvanlara göre daha gelişmiş olan özelliklerimizdir..
Şimdi, eğer ruh ve beden tek ve aynı şey olsalardı veya ruh maddesel bir özellik olsaydı, o zaman insanın ruhani güçlerinin gaz yağı biten bir lambanın azalan ışığı gibi, bedenin zayıflık ve güçsüzlüğü ile birlikte azalması gerekirdi.
Hayır, böyle bir şey yok. Bu tamamen safsatadan ibaret. Bilimsel olarak, organlar birbirlerini etkiler. Doğru ama bu bir organ diğerini bloke eder anlamına gelmez. Böbreğindeki taşın ağrısı, beyin ve midenin çalışmasını değiştirmez. Dahası, beyin, bilhassa beyin, bu gibi durumları aşacak endorfin gibi mekanizmalara sahiptir. Ama, cümlenin kendine bakarsak, burada apaçık bir "bağlantısız olma" safsatası görürüz. Ruh diye bir özellik olduğu zaten tanımsız. Bu hayali mevzuyu alıp, bu tür bir önerme kurmak, safsata ile iştigaldir..
Şimdi büyük bir nehir düşün ve bu nehir deliler gibi çağlıyor,
Buna da analojik safsata mı denirdi? Ne alakası vardır nehirle, balıkla filan insan bilinci, dinamiği vs. nin? Bu ne felsefi olarak, ne bilimsel olarak hiç bir anlam ifade etmeyen, ötesini cut&paste bile etmenin israf olacağı bir safsatadır. "İşte aynen öyle" diyerek hiç bir mantıksal veya bilimsel çıkarım yapılmaz, yapılamaz. Bu yoldan da, aşk şudur, akıl budur şeklinde bir tanım çıkarılamaz. Hayır kardeşim, aşk o nehrin köpüğüdür, akıntı azalınca azalır ve yok olur, akılda o nehre ağ kurup balıkları gözüne kestiren adamdır.. Neden böyle olmuyor da senin dediğin gibi oluyor? Olmaz böyle bir tarif, tanım vs.. safsata batağında boğulmuş gitmişsiniz, acırım halinize...
sodomo--
22-03-2006, 16:50
liop, sen bu forumların gülüsün, bülbülüsün.....
yenidendogus
28-03-2006, 00:07
İnsan ruhunun doğasını soruyorsun. Bil ki, özüne büyük âlimlerin akıl erdiremediği ve sırrını en keskin zekâların bile çözmekten aciz kaldığı insan ruhu, Tanrı’nın bir izi, bir işaretidir.
Alimlerin ve en keskin zekaların bile akıl erdiremediği bu şeye kim, nasıl, nerede akıl erdirip bize anlatacak söyler misin? Çözülmekten bu kadar aciz bir meselenin kime ne faydası olacak?
Bir türlü akıl sır erdirip çözemediğimiz için özüne bu kadar yabancı olduğumuz bu şeyin bu yüzden bizle hiç bir alakası yok demektir. Bunu söyleyerek üzgünüm ki bunu itiraf etmiş bulunmuşsun. Bu kadar keskin zekanın arasından sıyrılıp bu işi çözmüş gibi konuşmuşsun. Dolayısıyla bir önceki cümlen ile çelişkiye düşmüşsün.
En kuvvetli düşünürlerin geçmiş ve gelecekte edindikleri ve edinecekleri zekâ ve kavrayışın hepsi senin olsa ve bu topyekûn zekâ ve kavrayışla sonsuza kadar düşünsen bile, sonsuza kadar ölümsüz ve nurani olan Tanrı’nın bu ayette belirtilen ince gerçeğinin sırrını mümkün değil anlayıp takdir edemezsin.
Tamam. Bunu söylediğin kişi o zaman gayet mutlu olacaktır. Sonsuza kadar düşünüp anlam veremeyeceğimiz bir şeyi düşünmemek en iyisi zaten. Buna sen de dahilsin demektir. Sen de benden çok farklı olmadığına göre bu kavrayamama senin için de geçerli. Düşünme o zaman.
Dünyada aynı tanrıya inanan iki kişi bulamazsınız.
Jean Meslier
Kaygusuz
10-02-2009, 04:18
Ruhun varligi konusunda emin degilim, ama varsada bekledigimiz gibi bir sey degil, yani öldükten sonra ben olamaz. yada benim kafamdaki ruh tanimi. cünkü insan bir trafik kazasi gecirip beyni hasar gördükten sonra kisiligi degisebiliyor, alkol alindigindada alkol beyni etkileyip kisiligi degistirebiliyor. bilim adamlarinin utangacligi yok eden hap yaptiklarini duymustum. üstelik ruh varsa hafizayida tutamiyor, beyne gelen her zarar ruhu etkiliyorsa ruh vucuttan ayrildiktan sonra var olsa bile var olan artik ben olabilecek birseymidir? zannetmiyorum.
Ruh varsa ve eger birgün ispatlanabilirsede tanrinin ispati olabilmesi icin ispatlanmasi gereken diger sey, sperm yumurtayi dölleyiip ilk hücre olustuktan sonrami ruh olusuyor, yada ruh olustuktan sonrami sperm yumurtayi döllüyor :D -tavukmu yumurtadan yumurtami tavuktan sorusundan beter oldu bu soru, arayada maddemi tözmü önce sorusuda geldi :) - ama egerki ruh olusup insanlar sonradan sevisip cocuk doguyorsada buda özgürlügü yok eder tümüyle. ben insanlarin özgür oldugunu düsünüp - tabi burda maddenin özgür hareketinide güveniyorum belirsizlik yasasiyla- ruhu olusturanin olusan ilk hücre oldugunu söyliyebilirim.
Simdilik bu cikarimla ruh ispatlanabilsede tanrinin varligini ispatliyamiyor.
Simdilik bu cikarimla ruh ispatlanabilsede tanrinin varligini ispatliyamiyor.
Bu ateistlik böyledir işte! :)
Yaşadığım için biliyorum.
Hele pozitifinden oldun mu eğer, Kaygusuz gibi "Ruh ispatlansa dahi bu Tanrının ispatı anlamına gelmez" diye söyletir insanı.
Ben de çok uzun yıllar önce "Birgün ruhun olduğu, hatta beden öldükten sonra ruhun yaşadığı ispatlansa dahi bu bile ruh'un evrimin neticesinde oluştuğunu gösterir, tanrıyı kanıtlamaz." derdim.
Hep de o "Tanrıyı kim yarattı o zaman?" şeytani sorusu yüzünden. :D
Çok şükür atlattık o dönemi. :)
Bre Allahsız Kaygusuz, sana ruhu ispatlayacaklar da illa "Tanrıyı da görmem lazım" diyeceksin öyle mi? Sen bu pozitiflikle Tanrıyı görsen bile inanmazsın. :D
Kaygusuz
11-02-2009, 00:50
:D aynen.
Tanriyi görsem "Sen ne mantiksiz adamsin ya! cekil surdan!" derdim heralde.
(Tabi bu tanriyla nasil karsilastigima bagli, yada daha acikcasi altima sicip sicmadigima) :))