PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Vahşi Emperyalizm, Aç Gözlü Sermaye ve Savaş Baronları


güneşinzaptıyakın
07-01-2010, 12:11
Kapitalizm kendi içinde taşır savaşı (1) ve bunu devamlı kılmak aç gözlü sermayenin işidir. 20. yy başlarında özellikle Avrupa kıtasında yükselen Kapitalizm’in politik biçimi olan Faşizm rüzgarı, elbette gücünü kendi içinden değil konservatif politikalar üreten Liberal politikacılardan almıştır, aldığı güçlede birinci ve ikinci Emperyalist paylaşım savaşını üstlenmiş ve yürütmüştür. Tahmini rakamlarla her iki savaşta toplam 110 milyon asker ve sivil İnsan kaybı yaşandığı öngörülmektedir. Aç gözlü sermaye savaşlarla beslenirken Kapitalizm de çıkan krizlerden beslenmektedir. 21. yy Dünya’sında da büyük değişiklikler beklemek safdillik olur savaş ve bunlardan beslenen savaş baronları adına. İkinci paylaşım savaşındaki Hitler Almanya’sında oluşturulan çalışma kampları ve tüm muhalif, Yahudi, savaş esiri vb. gibi köleleştirilmiş kitlelerin büyük tröstlerce (Krupp, Siemens vb.) ucuz iş gücü olarak kullanılmasını ve bu ticaretin devlet mekanizması vasıtasıyla yapılmasını bir çoğumuz biliriz. Gene savaşın diğer tarafında yer alan Britanya ve Abd’de ise erkekler savaş alanlarına sürülürken oluşan boşluğu ucuz iş gücü olarak kadınların doldurduğu gerçeği ise asla konuşulmaz, nede olsa söz konusu olan vatandır çünkü.

Savaşlar da özellikle erkekler cephelere sürülür, özellikle emekçi sınıf cephededir, sermaye cephe gersinde tatlı karlarını sayarken savaş alanlarında emekçiler ölür, cephe gerilerinde şehirler bombalanır ve fakir kadınlar ve çocuklar ölür, sermaye bu durumlarda kır evlerinde karaborsadan aldıkları ve karaborsadan kazandıkları paralarla rahat bir yaşam sürer. Ölenler fakir kitlelerdir, savaşa gitmek için gönüllü olaya ikna edilir erkekler vatan, millet, Sakarya propagandalarıyla, savaşa gitmeye zorlanırlar kadınlar tarafından erkekler, din ve temsil ettiği değerler zaten sonsuz bir kahraman nişanesi sunarlar sahte cennetlerin en ön saflarında. Her şey hazır olduğunda ve tüm şartlar oluştuğunda svaş başlar ve sermaye kazanırken yoksul kitleler cephede yada bombalanan şehirlerde ölür. Bunlar az çok belli bir kitle tarafından bilindik olsada yoksul emekçi kitleler din afyonu ile uyuşturulmuş hayatlarında bu gerçekleri unuturlar, o hatalar zaten babaları yada dedeleri tarafından yapılmıştır ve kendilerinden uzaktır düşüncelerine göre.

Düzen böyle işlemez gerçek emperyalist Dünya’da, aç gözlü sermaye daha fazla kazanmak için her zaman bir savaşa ihtiyaç duyar ve bunu istediği şekilde yürütmek içinde her türlü olanağı seferber eder, buna en güzel örnek ise birinci paylaşım savaşında Fransa ve Almanya genel kurmayı başta olmak üzere bazı politikacılar ve tröstlerle yapılan antlaşmalardır, bir birlerinde nefret etmesi öğretilen iki ülkenin vatandaşları ülkeleri uğruna savaşırken arka planda emperyalist tröstler kurdukları kanlı tezgahtan istediklerinde fazla nemalanırlar. Fransa’da Scheider, Almanya’da ise Krupp olan silah satıcıları gizli amaçları doğrultusunda sınırın her iki tarafında şiddeti ve nefreti tırmandıran politikacıları desteklerken kendi aralarında büyük bir antlaşma yapmışlardır, savaştan başka çare olmadığına dair büyük bir propaganda tüm Dünya’da yapılırken bunları yapması için çok sayıda gazeteciye ve politikacıya cömertce paralar ödenir, milletvekilide olan Wendel Fransa’da orduya cephane ve techizat sağlarken kuzeni von Wendel de Almanya’da aynı görevi üstlenmişti. Her iki tarafta böylece savaş öncesi büyük bir hızla silahlanma yarışına giriştiler. Her yerde yurtseverlik ve ülke onuru propagandaları yapılırken savaşın sürmesinde en büyük etken olan Briey havzasını anlatmak sanırım düzenin nasıl işlediğini anlamamıza daha iyi yardımcı olur.

Briey-Thionville demir madenleri Lüksemburg-Fransa ve Almanya sınırlarındadır. Sahibi Fransız-Alman Wendel ailesidir. Hatırlayacağımız gibi her iki ülkedede silahlanma ve savunmadan sorumlu milletvekilleri olan Wendel ailesidir elbette söz konusu olan (2), bu havzanın birinci paylaşım savaşında çok büyük bir önemi vardır. Savaş boyunca Almanya’nın demir ihtiyacının %90’ını sağlayan bu havzadır. Savaş öncesinde Fransa’da bazı uzmanlar havzanın Almanya tarafında ele geçirilmesinin çok büyük bir felaket olacağını yazarlar, durum böyleyken bir gerçek üstü olay olur ve 6 Ağustos 1914’te hiçbir direniş olmadan havzanın kontrolü Alman’ların eline geçer savaşın başlangıcında, daha da şaşırtıcı olansa bölgeyi savunmakla görevli tümen komutanı General Verraux (seferberlik emri ile açılması gereken bir zarfla) aldığı emirler doğrultusunda Briey’i savaşmadan terk etmesi gerektiğini kesin olarak aldığını beyan ediyor. Savaş bittikten çok sonra ortaya çıkan bir gerçekle durum aydınlanmıştır, Fransa’da bazı kurmay üyeleri ile savaş gereçleri üretenler arasında savaşın uzaması için (demir olmadan Almanya savaşı sürdüremezdi) bir antlaşma yapılmıştır. Savaş meşru müdafaa üzerine kurulmuştur ve ölenler bu uğurda öldüklerini sanmışlardır. Öykü burada bitmez elbette, tüm savaş boyunca Briey havzasına bir tek Fransız saldırısı olmaz, madenlerin yöneticisi Fransız bakana bir nota gönderir, ‘’Briey Fransız birlikleri tarafından işgal edilmiş olsaydı Almanya’nın diğer kaynaklarından elde edeceği demir cevheri ile savaşı sürdürmesi imkansızdır, bu durumda bölgenin Fransız ordusu tarafından işgal edilmesi savaşa hemen son verecektir’’ der. Fransız karargahı ve ve cumhurbaşkanı bunlardan haberdardır, bu konuda eksiksiz dosyalar hazırlanır ve ilgili tüm milletvekillerine verilir, bakanlar karışmazlar olaya ve kurmaylar o yöne her türlü saldırıyı redederler. Bölge bombalanarak ele geçirilmedende etkisiz hale getirilebilirdi kuşkusuz, ama aksine bölgeden Almanya’ya maden dolu cevherler taşıyan trenlerin bombalanmaması konusunda antlaşmalar yapıldı karşılıklı olarak kurmaylar arasında. Bu ermirlere uymayıp bölgeye birkaç bomba bırakan havacılar sert bir şekilde cezalandırıldılar. Peki bu yasaklar nasıl konulmuştu? Savaştan önce B. De Wendel’in yanında çalışan Lejeune diye bir teğmen (basit bir teğmen olmasına ragmen çok güçlüdür) kanalıyla. Savaş boyunca her iki taraftan savaş gereçleri üreticileri ve Franszı-Alman Wendel ailesi müthiş karlar elde ettiler savaşın uzaması sayesinde. Bu durum savaşan ülkelerin hükümetleri ile savaş gereçleri üreticileri arasında yapılan gizli antlaşmalardan birisidir, kayıtları uzun yıllar sonra devlet arşivlerinden çıkmıştır. (3)

Özetle; vahşi emperyalizm ve aç gözlü sermaye savaş baronları ile birlikte beslenir ve büyürler. Bütün savaşlar kirlidir, bütün savaşlar kinle beslenir, yurtseverlikle harlı tutulurlar ama en büyük destek elbette savaş baronlarının perde arkasındaki politikalarıdır ve yaptıkları gizli antlaşmalardır.


Kaynaklar:
1- Jean Jaures
2- Kapitalizm’in kara kitabı, Evrensel basım yayın, s.93-97
3- a.g.e. s.93-97

saroz
08-01-2010, 13:40
Sevgili Güneşinzaptıyakın, çok güzel bir yazı teşekkürler:)

Savaşlar hep sermayenin kasası dolsun diye yapılır. Bosna Hersek de müslümanlar katlediliyor diyen TC. egemenleri katliamlar yaşanırken Sırplara demir-çelik satmıştı.

Ölünce cennet ve herşey vatan için afyonları, yoksulların savaşa ikna olmalarını sağlarken ,kasasını dolduran egemenler şişmiş göbeklerini kaşıyorlar.

history
08-01-2010, 14:16
Savaş, en özlü anlatımla, siyasetin başka araçlarla yani silahlar aracılığıyla sürdürülmesidir. Sınıflı toplumlar tarihinin her döneminde, egemen sınıflar, kendi çıkarlarını korumak ve geliştirmek üzere sayısız savaşların başlatıcısı oldular. Ve istisnasız her birinde bu savaşların gerçek amaçlarını, savaş alanına sürdükleri insanlardan sakladılar. Kimi zaman “Tanrı kelâmını gavurlara da benimsetecek kutsal bir cihat” olarak, kimi zaman “barbar halkları uygarlaştıracak erdemli bir insani girişim” olarak, kimi zaman “tehlike altındaki vatanın düşmanlardan kurtarılması” olarak sunulan yüzlerce savaşa tanık ve dahil oldu insanoğlu. Ama her birinde savaş genellikle savaşa sürülenlerin haberdar olmadığı belli amaçlara ulaşmak üzere şiddetin kullanıldığı bir araç olageldi. Bu durumda savaşları anlamak ve savaşa karşı doğru bir sınıfsal tutum alabilmek için, aracın kendisine değil amaca bakmak zorundayız. Diğer bir deyişle, işçi sınıfının bakması gereken nokta, savaşın hangi siyasi, iktisadi, askeri, stratejik hedefler ve amaçlar uğruna verildiği, yani hangi siyasetin doğrudan bir sonucu ve devamı olduğu noktasıdır.
-alıntıdır-

savaşı 'kutsallık'paydası altında buluşturan emperyal kesimin alter egolarındaki oluşumu en iyi anlayanlardan biri olan Lenin'e,'savaş korkunçtur' diyen birisine verdiği şu yarı alaycı cevap durumu kısaca özetlemektedir.
'doğru,savaş korkunç karlar demektir.'

güneşinzaptıyakın
08-01-2010, 14:41
Birinci paylaşım savaşında yaşanan esas gerçekte savaşın devam ettiği her gün 5000 kişinin üstünde bir kitlenin öldüğüdür. Bu rant savaşı İnsanlığa 8,435,000 cana ve 10 milyonlarca yaralı ve sakata mal olmuştur. Bu savaşın bir ucuda bizlere dokunmuştur unutmayalım...

Natan
03-06-2010, 20:47
"Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır." -Sun Tzu

Savaşmadan nasıl kazanılabilir..?

sevgiler

breymin
03-06-2010, 22:03
Kirli savaslari ve sebeplerini mükemmel kaleme almissin günesinzaptiyakin,,keyifle okudum,,gemi krizindede savas cikartmak istiyorlar diyebilirmiyiz?bizim millet saatli bomba gibi heran patlamaya hazir,,,saygilar

evrensel-insan
03-06-2010, 22:04
Saygideger Natan;

Savaşmadan nasıl kazanılabilir..?-Natan-

Buradaki savas new savasidir ve kazanilacak olan nedir?, eger bu savas dusunce ve davranista insan olma insanlik sunma savasiysa; bu savasi kisi once kendiyle vermelidir. Kendiyle savasip, dusunce ve davranisini insansallastirmasidir. Bu da insanoglu turu bunyesinde, kisinin yasamini geri plana itecek, hic bir etiksel ve metafizik tabu, deger ve ideolojik inancsal dogrulugun AYRIMCI SAVASINI vermemek ile olur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
16-06-2010, 01:37
Kirli savaslari ve sebeplerini mükemmel kaleme almissin günesinzaptiyakin,,keyifle okudum,,gemi krizindede savas cikartmak istiyorlar diyebilirmiyiz?bizim millet saatli bomba gibi heran patlamaya hazir,,,saygilar Evet gemi krizi olarak adlandırılan fekat son 60 yılın Türk-İslam sentezi neticesinde oluşan fetihci İslami emperyalist cephenin savaş istemesi ve neticesinde Emperyalist bir İslam devleti kurma izlemeleri yeni değildir ama somut olarak gündeme ilk defa oturmaktadır.