PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Denizlerin Birbirine Karışmaması


ulpian
10-01-2010, 16:24
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com (http://www.mucizeyalanlari.com/) Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür.



=> Denizlerin Birbirine Karışmaması (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/)


Sitemizdeki metin, bu başlıktaki öneri, açılım ve eleştirilere binaen veya çalışma grubunun kendi araştırmalarıyla değişebilir.

Forumumuzda daha önce bu konu >şu başlıkta (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15141)< tartışılmıştır.

Metnin hazırlanmasında özellikle sayın arsenic'in (bilgisi dahilinde) yukarda linklenen başlığın 22. sayfasındaki (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15141&page=22)iletisinden de faydalanılmıştır.


Denizlerin Birbirine Karışmaması (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/)


1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#1)
2. Ayetlerin Yorumu (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#2)
3. Bilimsel Açıdan ”Denizlerin Karışmaması” İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#3)
a. İddianın Geçersizliği (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#3a)
b. Cebelitarık Boğazı (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#3b)
4. Kuran’dan daha Eski Kaynakların Varlığı (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#4)
5. Kaptan Coustea’nun Müslüman Olduğu Yalanı (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#5)
6. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#6)






1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)
Önce bu meşhur mucize yalanını orijinal haliyle okuyalım:


Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
Denizlerin araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği Kuran’ın Rahman Suresi’nde şöyle bildirilir:

Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)

Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. “Yüzey gerilimi” adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. Elbette ki insanların fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran’da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.



2. Ayetlerin Yorumu (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)
Mucize iddiacılarının dayandığı ayet -yukarda görüldüğü üzere- Rahman 19 ve 20′dir.


Rahman 19 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=19)/20 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=20)
İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır; birbirine geçip karışmazlar.

Yukardaki mucize iddiasında geçmeyen fakat konu ile doğrudan ilgili olan diğer bir ayete de yer vermek gerekir:


Furkan/53 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=25&ayet=53)
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.

(Ayrıca bkz. Fatır/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=35&ayet=12))

İslam alimlerince bu iki ayetin çok farklı yorumları yapılmıştır. Kimisi Furkan/53′e uygun olarak Rahman/19-20′de de karışmayan denizlerin tatlı ve tuzlu sular olduğunu söylemiş kimisi Rahman/19-20′yi diğer ayetten bağımsız ele alarak bu ayette belli ve somut bir coğrafi noktanın kastedildiğini yazmıştır. Tefsir edenin yorumuna göre ”birbirine karışmayan denizler” somut iki ırmak, somut bir ırmak ile belli bir deniz veya genel olarak tatlı ve tuzlu sular olabilmiştir.

Birçok alim ise her iki ayeti de mecazi olarak ele almıştır. Örneğin Abdullah b. Abbas’a göre iki denizden kasıt ”göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir”. Yine farklı bir yoruma göre iki denizden aslında ”hayır ve şer yolları” kastedilmiştir ve aralarındaki engel ilahi tevfiktir.(1)

Kısacası ayetlerin anlamı ve yorumu hiç de mucize iddiacılarının ima etmek istedikleri gibi açık ve net değildir. Daha da ilginci mucize iddiacılarının yukarda alıntıladığımız metinde tam olarak neyi kastettiklerini söylemeyişleridir.

Tam olarak hangi iki deniz birbiriyle karışmıyor bu iddiaya göre? Veya genel olarak tatlı ve tuzlu sulardan mı bahsedilmekte? Bu sorulara somut yanıt vermekten itinayla kaçınılmış ve sadece ”denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi” gibi ifadeler kullanarak bilimsel bir kesinlikten bahsediliyor izlenimi verilmek istenmiştir.

Ancak aşağıda görüleceği üzere ister somut iki deniz için ister genel olarak tatlı ve tuzlu sular için ele alalım bu iddianın bilimsel açıdan hiçbir geçerliliği yoktur. Aksine eğer ayeti gerçekten de mecazi değil de lafzi manâsıyla ele alırsak bu iddia Kuran’ı çürütmektedir. Çünkü Dünya’nın hiçbir yerinde aralarında ”adeta bir duvar” varmışçasına birbirine karışmayan denizler yoktur.



3. Bilimsel Açıdan ”Denizlerin Karışmaması” İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)

a. İddianın Geçersizliği (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)
Yüzey gerilimi su moleküllerinin birbirine çekim kuvveti uygulamasıyla oluşur. Üç boyutlu düşünürsek suyun ortalarındaki bir molekül her yönden çekim kuvvetine maruz kalır ve dengededir. Ancak su yüzeyindeki moleküller iç kısımdan çekilirken dıştan kuvvet etkimediğinden -hattâ hava basıncını da eklersek- içeri doğru çekilir ve itilirler. Dolayısı ile tüm sıvılarda olan bu yüzey gerilimi sıvılara toplu durma eğilimi kazandırır. Bir su damlasının boncuk gibi durmasının, birbirine çok yakın iki su damlacığının hemen birleşmesinin, deniz yüzeyinin bir jelatin gibi durmasının, ince kaplarda suyun bombeli durmasının (kapilarite) nedeni budur.(2)

Eğer tuz, su ile kimyasal reaksiyona girip bileşik oluştursaydı ve bu madde suda çözünmeseydi suyun yüzey gerilimi ve oluşan maddenin (sıvı olduğunu varsayarak) yüzey gerilimi durgun suda(!) önem arzedecekti. Ancak denizler arasındaki güçlü akıntılar ve dalgalar sebebiyle bu farazi durumda bile bir sınır oluşmazdı. Denizleri dalgasız ve akıntısız düşünürsek de oluşan sınır, dünya yüzeyine dik değil oluşan maddenin ve suyun yoğunluklarına göre biri altta diğeri üstte olacak 2 sıvının ayrı ayrı kendi yüzey gerilimlerinden oluşan hat, bu sıvılar arasında yer yüzeyine yatay bir sınır olacaktı. Yani denizlerin üstü tatlı su, altı da tuzlu su olacaktı. (bardaktaki su-yağ heterojen karışımı gibi) Ancak su ile tuz zaten bileşik oluşturmaz! Tuz, su içerisinde sadece iyonik olarak çözünür. Bu sebeple denizlerin içerisinde tuz, homojen olmak için sürekli difüzyon eder. Bu difüzyonun en yoğun olduğu yerler tuz oranı düşük ve yüksek olan suların buluştuğu yerlerdir. Ancak bunu keskin bir sınır ile ifade edemezsiniz.

Eğer denizlerin birbirine karışmadığını iddia ediyorsanız denizler arası akıntıları da inkar ediyorsunuz demektir. Ama denizler arası akıntılar bilinen bir gerçektir. Denizler arasındaki akıntıların (yani karışmalarının) başlıca nedenleri aşağıdadır.

1.Gelgitler,
2.Denizler arasındaki yükseklik farkı (yağışlar, buharlaşma ve akarsular nedeniyle),
3.Denizler arasındaki sıcaklık farkı,
4.Denizler arasındaki tuzluluk farkı,
5.Rüzgar,

Denizlerdeki tuz sürekli difüzyon halinde olmasına ve sürekli dalga ve akıntılarla karışmasına rağmen neden tuzluluk oranlarında ufak da olsa fark vardır? Çünkü denizlere sürekli bir su girdisi ve çıktısı vardır. Örneğin Karadeniz.. Akarsuların bolluğu, yağışın fazla ve buharlaşmanın az olması nedeniyle tuzluluk düşüktür. Ancak Kızıldeniz’e baktığımızda akarsuların azlığı, yağışların çok düşük olması ve buharlaşmanın çok fazla olması nedeniyle tuzluluk diğer denizlere göre yüksektir. Eğer denizler karışmasaydı Kızıldeniz’in kuruyup bitmesi gerekirdi.


http://img692.imageshack.us/img692/439/okyanusmucizesi1.png


Tuzluluğu etkileyen etmenler şunlardır:
1. Akarsular,
2. Buharlaşma,
3. Yağışlar,
4. Eriyen Buzullar,
5. Denizler arası akıntılar,

İşte denizlerin tuzluluğu bu yukarıda sayılan etmenler ve tuzun difüzyonu etkisiyle belli bir tuzluluk oranında dengelenir. Bu, o denizin ortalama tuzluluk oranıdır.

Sonuç olarak: Denizlerin birbirine karışmadığını iddia etmek fizik, kimya, coğrafya bilimlerine tecavüz anlamına gelir. Birbirine karışmayan komşu denizler yoktur. Ancak yukardaki sebeplerden bu karışım bazı bölgelerde daha yavaş ve daha düşük oranda gerçekleşmektedir. Fakat karışmama, ”görünmez duvarla birbirinden ayrı durma” gibi olgular kesinlikle söz konusu değildir.



b. Cebelitarık Boğazı (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)
Mucize iddiacılarının ”denizlerin karışmaması” konusunda verdikleri meşhur örneklerden biri de Akdeniz ile Atlas Okyanusu’nu birleştiren 60 km uzunluğundaki Cebelitarık Boğazıdır.

TÜBİTAK’ın bu soru üzerine resmi internet sitesinde verdiği kısa ve net cevap: ”Karışmama diye bir olayın varlığı kesinlikle doğru değildir.” (3) olmuştur.

Bugün Cebelitarık Boğazın’nın sadece su yüzeyinden Atlas Okyanusu’ndan Akdeniz’e saniyede 1 milyon metre küpten fazla akış olduğu bilinmektedir.(4)

Dünyaca ünlü Ana Britannica Ansiklopedisi’ nin “Cebelitarık Boğazı” maddesini işleyen kısmına bakalım (cilt 3, sayfa 426):


“…Boğazda önemli bir su değişimi gerçekleşir. Doğu rüzgarlarınca engellenmez ise boğazın merkezinden doğuya doğru iki kol halinde bir yüzey akıntısı akar. Bu yüzey akıntısı su yüzeyinden yaklaşık 100 m. aşağıda batıya doğru akan daha yoğun, soğuk ve tuzlu bir akıntının üstünde yer alır. Böylelikle boğaz Akdeniz’ in giderek küçülen bir tuz gölüne dönüşmesini önler.”

Anlaşıldığı üzere yüzeyde bir akıntı olduğu gibi derin kısımlarda da ters yönde bir akıntı vardır. Ayrıca Akdeniz eğer Atlas Okyanusu’ nun bu suları ile beslenmeseydi sıcaktan buharlaşacak ve bir tuz gölüne dönüşecekti.
Atlantik Okyanusu, Akdeniz’den aldığı tuzlu sularla tuz oranı yükselemeyecek kadar büyüktü. Akdeniz’in tuz oranı ise Atlantik’ten gelen sular nedeniyle azalmıyordu. Çünkü kapalı ve sıcak bir deniz olması nedeniyle buharlaşma miktarı durumu dengeliyordu.

“Kuran Mucizeleri” adlı bir sitede ise daha değişik bir tez ileri sürülmektedir. Cebelitarık bölgesindeki suyun alt ve üst kısımlarının birbirine karışmadığını iddia etmekte ve aşağıdaki şemayı göstermektedirler..

http://www.turandursun.com/forumlar/../images/genel/denizler.jpg

Oysa yüzey suyunun bir kısmı alt taraftaki suya karışarak geldiği yöne doğru (Atlantik yönüne) devam etmektedir. Bu durum Ana Britannica Ansiklopedisi’nde şöyle anlatılmaktadır:


“Yüzey akıntısıyla Atlas Okyanusu’ndan gelen suyun bir bölümü alt akıntıyla yeniden okyanusa döndüğünden Akdeniz “soluk alıp veren deniz” olarak da tanımlanmıştır.” (Ana Britannica Ansiklopedisi, 1. cilt, “Akdeniz” maddesi, sayfa 257).


Bu bilgiler doğrultusunda düzenlediğimiz şema aşağıdaki şekildedir…

http://img692.imageshack.us/img692/9823/okyanusmucizesi2.png


4. Kuran’dan daha Eski Kaynakların Varlığı (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)

Tekrarlamak gerekirse “denizlerin karışmaması” diye birşey kesinlikle söz konusu değildir, olamaz. Ancak tatlı ve tuzlu suyun karışması yukardaki sebeplerden ötürü daha yavaş ve düşük oranda gerçekleşir. Bu gözlem milattan önceki bazı bilim insanlarını tatlı su ile tuzlu suyun hiç karışmadığı gibi yanlış bir varsayıma sevketmiştir.

Muhammed’den yaklaşık 550 yıl önce yaşayan Romalı bir bilgin olan Gaius Plinius Secundus (M.S. 23-79), Naturalis Historia adlı eserde bu varsayıma şu şekilde yer vermiştir:


…Denize bir borudan akar gibi karışan tatlı suyun özellikleri daha da ilginç ve harikadır. Çünkü suda hayret edilecek özellikler vardır. Kendisi daha ağır olan deniz suyu, kendisinden daha hafif olan tatlı suyu üzerinde taşır. Dolayısıyla tatlı su, deniz suyundan hafif olduğu için deniz suyuna karışmaz ve denizin üzerinde yüzer. (Gaius Plinius Secundus, Naturalis Historiae II, CVI 224)


5. Kaptan Coustea’nun Müslüman Olduğu Yalanı (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)

Konuyla ilgili olarak uydurulan bir diğer iddia da Kaptan Cousteau’nun Cebelitarık’ta gördüğü bu bulgu üzerine Müslüman olduğudur.

Fakat bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıt ya da herhangi bir işaret olmadığı gibi aksine Cousteau’nun Hıristiyan geleneklerine göre defnedildiği bilinmektedir. İddia sadece bazı İslami kitaplarda herhangi bir ciddi kaynak vermeden veya karşılıklı birbirini kaynak göstererek tam manâsıyla ”ortalıkta dolaşmaktadır”.

Cousteau Vakfı, yazılı olarak bu iddianın doğru olmadığını açıklamıştır..


http://www.turandursun.com/forumlar/images/statusicon/wol_error.gif Bu grafik otomatik olarak yeniden boyutlandırıldı. Tam boyutlarda görmek için bu bara tıklayınız. Orijinal grafik boyutu 960×1076 pikseldir. http://www.turandursun.com/forumlar/../images/genel/kusto_cousteau.gif

Çeviri:
Cousteau Kurumu

Sayın Charles TUCKER
11A Chemin de Pennachy
69230 ST GENIS LAVAL
FC/DC

Paris, Kasım 2, 1991

Sayın ilgili,

Mektubunuzu aldık ve etkinliklerimizle ilgilendiğiniz için teşekkür ederiz.

Saygıdeğer Cousteau, Müslüman olmamıştır ve bu söylentinin aslı yoktur.

Yüksek Saygılarımla..

Didier CERCEAU
chargé de mission
(Kurum Sorumlusu/Yetkilisi)

6. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)
Sonuç olarak denizlerin karışmaması gibi birşey söz konusu değildir. Sıkça konu edilen Cebelitarık Boğazı’nda da karışım gerçekleşmektedir.

Tatlı su ile tuzlu su da birbirine karışmaktadır. Fakat bu karışma daha yavaş ve kısıtlı oranda gerçekleşmektedir.
Bu husus, eski zamanlarda yaşamış bazı bilim insanlarını tatlı su ile tuzlu suyun hiç karışmadığı gibi yanlış bir varsayıma sevketmiştir. Ancak biz bugün bu varsayımın yanlış olduğunu bilmekteyiz. Karışımın olmadığı hiçbir yer yoktur.

Fakat bunu bugün bilmiyor olsaydık bile yine de Kuran’da bu varsayımın geçmiş olmasına ”mucize” diyemezdik. Çünkü bu varsayım zaten Muhammed’den 550 yıl önce yaşamış olan Romalı bilgin Gaius Plinius Secundus’un yukarda alıntılanan eserinde de geçmektedir.

Kaptan Cousteau’nun bu sözde mucizeye şahit olup Müslüman olduğu iddiası ise kaynağı ve mesnedi olmayan Müslüman efsanelerindendir.


Dipnotlar
(1) bkz. Taberi Tefsiri, Rahman/19-20;
Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Rahman/19-20;
İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Bakara/178.

(2) http://w3.balikesir.edu.tr/~sedacan/yuzey.html (http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/yuzey.html)

(3) http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=11&soru_id=1545

(4) bkz. Gibraltarschwelle – Geologie (Almanca)
ayrıca: (http://de.wikipedia.org/wiki/Gibraltarschwelle#Geologie)Wasserhaushalt des Mittelmeeres (Almanca) (http://nat-meer.ifm-geomar.de/OzeanOnline/mittmeer/mittmeer.htm)
Strait of Gibraltar – Inflow and Outflow (İngilizce) (http://en.wikipedia.org/wiki/Strait_of_Gibraltar#Inflow_and_outflow)

cenkk_istt
14-01-2010, 18:06
sevgili ulpian gerçekten ellerine saglık bu konuya karşı cevap gelecegini sanmıyorum. konuyu öyle bir detaylarıyla hazırlamışsın ki eleştirilecek en küçük bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmamışsın.övündükleri bir kaptan custo nun müslüman iddaası vardı onuda çürütmüşsün.

ulpian
14-01-2010, 18:12
sevgili ulpian gerçekten ellerine saglık bu konuya karşı cevap gelecegini sanmıyorum. konuyu öyle bir detaylarıyla hazırlamışsın ki eleştirilecek en küçük bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmamışsın.övündükleri bir kaptan custo nun müslüman iddaası vardı onuda çürütmüşsün.

Çalışma Grubu adına teşekkür ederiz sevgili cenkk_istt,

bu makaleler başında da vurgulandığı gibi Mucize Yalanları Çalışma Grubunun ortak ürünü. Ayrıca özel olarak bu makalenin hazırlanmasında (çalışma grubunun dışından) arcenic adlı üyemizin büyük katkıları olmuştur.

saygılarımla

yafes_
15-01-2010, 01:30
hem diyorsunuz karışmama diye birşey kesinlikle yoktur. sonra da diyorsunuz ki az da olsa bilmem şu olayda görülür. arkadaşım demkki var bu sizin Kuran'ın mucizelerini çürütmek için kullandığınız delili çürüten bir işaret. siz istediğiniz gibi yorumluyor sonra da insanları aptal yerine koyup üstte yazdığınızın tam tersini altta yazıp bu sefer onunla vurmaya çalışıyosunuz. sürekli çelişkidesiniz.

ulpian
15-01-2010, 01:34
hem diyorsunuz karışmama diye birşey kesinlikle yoktur. sonra da diyorsunuz ki az da olsa bilmem şu olayda görülür. arkadaşım demkki var bu sizin Kuran'ın mucizelerini çürütmek için kullandığınız delili çürüten bir işaret. siz istediğiniz gibi yorumluyor sonra da insanları aptal yerine koyup üstte yazdığınızın tam tersini altta yazıp bu sefer onunla vurmaya çalışıyosunuz. sürekli çelişkidesiniz.

sayın yafes,

tam olarak neresini anlamadınız. Karışmama diye bir durum yok. Bazı yerlerde hızlıca bazı yerlerde yavaşça karışıyor sular. Fakat iki komşu denizin birbirine karışmaması diye birşey söz konusu değil.

saygılarımla

arsenic
07-02-2010, 16:44
Çalışma Grubu adına teşekkür ederiz sevgili cenkk_istt,

bu makaleler başında da vurgulandığı gibi Mucize Yalanları Çalışma Grubunun ortak ürünü. Ayrıca özel olarak bu makalenin hazırlanmasında (çalışma grubunun dışından) arcenic adlı üyemizin büyük katkıları olmuştur.

saygılarımla

Sn. Ulpian

Yaklaşık 1-1,5 aydır pek giremedim siteye. En başında hassasiyetinizden dolayı teşekkür ederim.

Çalışma gerçekten mükemmel. Mükemmelliği, tam 12'den vurması ve üstüne söylenecek söz olmaması. Gerçekten güzel ayrıntılar yakalamışsınız. Ayni zamanda, bi konu karmaşıklığı vardı. Onunda giderilmesi iyi olmuş.

RynerD
07-02-2010, 19:26
Burda mucize olarak atfedilen bilimin yeni bulduğu bir doğa olayının Kuran'da 1500 sene önce bahsinin geçmesidir. Düşünülmesi gerekn nokta budur aslında.

Çobanlık ve ticaret yapan, oku yazma bilmeyen birinin bu ve bunun gibi bilgiler bilmesi olağan dışıdır.

Ayrıca bilimin işinin adı ne ki! Varolan bişeyleri ortaya koymadıktan sonra o bilimin ne anlamı olur ki!

ulpian
07-02-2010, 19:28
Burda mucize olarak atfedilen bilimin yeni bulduğu bir doğa olayının Kuran'da 1500 sene önce bahsinin geçmesidir. Düşünülmesi gerekn nokta budur aslında.

Çobanlık ve ticaret yapan, oku yazma bilmeyen birinin bu ve bunun gibi bilgiler bilmesi olağan dışıdır.


Sayın RynerD,

hangi 1500 yıl öncesinden bahsi geçen ''doğa olayı''ndan bahsetmektesiniz? Metni mi okumadınız? Tatmin mi olmadınız?

saygılarımla

Nova
07-02-2010, 20:04
Burda mucize olarak atfedilen bilimin yeni bulduğu bir doğa olayının Kuran'da 1500 sene önce bahsinin geçmesidir. Düşünülmesi gerekn nokta budur aslında.

Çobanlık ve ticaret yapan, oku yazma bilmeyen birinin bu ve bunun gibi bilgiler bilmesi olağan dışıdır.

Ayrıca bilimin işinin adı ne ki! Varolan bişeyleri ortaya koymadıktan sonra o bilimin ne anlamı olur ki!

Muhammetten önce yaşamış olan birçok araştırmacı var, ve bu adamlar birçok araştırmalar yapıp bunları derlemişdir, hasbelkader bu insanların çalışmalarını kulaktan dolma duyup, allahın sözü olarak aktarmasına ne dersiniz. Bu ettiğim tarif ve benzeri birçok örnek için http://www.mucizeyalanlari.com/ sitesine göz atmanızı öneririm, nasılki buradaki yazılanları okuyorsanız, oradakileride okumanızı temenni ederim.

Bu arada son satırda anlatmak istediğinizi anlayamadım, ama anladığım kadarıyla diyorsunuzki;

"Varolan bişeyleri ortaya koymadıktan sonra o bilimin ne anlamı olur ki!"

Yani diyorsunuzki, bilim; varolan gerçekleri ortaya çıkarmalıdır, yoksa ne işe yarar.

Doğrumu anlamışım ? Eğer yanlış anladıysam, Bilim hakkındaki yorumunuzu açarmısınız.

koba
08-05-2010, 21:43
KURAN DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMADIGINI ÖNCEDEN SÖYLEMİŞMİDİR?

Kaptan Kusto Cebeli Tarık Bogazında Atlas Okyanusu ile Akdeniz in sularının birbirine karışmadıgını keşfetti.Karışmama sebebi Akdeniz ile Atlas Okyanusu nun sularının tuzluluk oranlarının farklı olmasıydı.Kusto bunu 20.yüzyılda keşfetti.Kuran bunu 1400 yıl önce nasıl bilmiştir?

Öncelikle Kuran iki farklı deniz birbirine karışmaz derken,DENİZLERDEN BİRİNİN SUYU TATLIDIR,İÇMESİ GÜZELDİR,DİĞER DENİZİN SUYU ACIDIR VE İÇİLEMEZ demektedir=FATIR SURESİ:12.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=fatir&ayet=12

Ama Kusto nun buldugu yerde,yani Cebeli Tarık bogazında her iki deniz de tuzlu ve içilmezdir.Hem Atlas Okyanusu nun suyu,hem de Akdeniz in suyu tuzlu ve içilemezdir.Birinin tuz oranı daha az,ama ikisi de tuzlu.

İkincisi,Hindistan da Allahabat nehri ve ganj nehrinde sularının denize döküldüğü nokta da tatlı nehir suyu ile tuzlu deniz suyu birbirine karışmıyor ve Hintliler bunu binlerce yıldır biliyorlar.Dünya nın pek çok yerinde bu böyledir ve Amazon nehrinin yerlileri bile bunu biliyorlar.Kusto da zaten bunu onlardan duymuştu ve bu bilinen olay Cebeli Tarıkta da varmı diye gidip orada da kontrol etti.Kusto bunu ilk ben buldum demiyor zaten.Binlerce yıldır her yerde bilinen bir olayın,Okyanus ve Denizlerin buluşma noktalarında da olup olmadıgını merak ettim diyor.İşte hepsi bu.

Muhammed in zamanında ki Araplar da bunu biliyorlardı zaten.Şu şekilde biliyorlardı=tatlı olan denizin suyunu içiyorlar ve zevk alıyorlar.tuzlu olanını ise suyunu acı buluyorlar ve içemiyorlar.Suların karışmadıgını böyle anlıyorlar.
Zaten ayetler de birini içtebildiğiniz,diğerini içemediğiniz şu iki deniz varya diye başlıyorlar.
''Ve iki denizi birbiri üstüne saldı.Biri TATLIDIR diğeri TUZLUDUR.Arada engel var karışmazlar=FURKAN SURESİ:53.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=furkan&ayet=53
''Tatlı olandan içersiniz ama tuzlu olandan içemezsiniz.Böylece bu iki deniz bir değildir.Üzerlerinde gemiler yüzdürürsünüz ve balık tutarsınız=FATIR SURESİ:12.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=fatir&ayet=12

Ama hem o devirdeki Araplar,hem de Muhammet arada bir perde,görünmez bir perde oldugu için karışmadıgını söylüyorlar.Oysa böyle bir perde yoktur.Olsaydı denizaltılar geçemezdi.Balıkların geçmemesini Araplar perdeye baglamışlardır.

Dr. Neo
16-05-2010, 13:52
Sonuç olarak denizlerin karışmaması gibi birşey söz konusu değildir.

İlginç..

600 sayfalık kitabı okuduğu ve hükmü verdi, deli saçması!..

selanikli
16-05-2010, 14:54
Furkan/53 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=25&ayet=53)
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.

Sayın Müslüman arkadaşlar,
tutarlı olmak gibi bir derdiniz var mı emin değilim.
Eğer tutarlı olmak gibi bir derdiniz varsa önce şu soruyu cevaplamalısınız:

Hangi denizdir bu suyu tatlı ve susuzluğu giderici deniz?

Tutarlı olmak gibi bir derdiniz yoksa, istediğiniz gibi yazıp çizmekte özgürsünüz tabi.
Burası özgür bir site.

ceylin
16-05-2010, 16:22
Kaptan Gusto bile bunu öğrenek müslüman olmuş siz ne diyosuz yaaaa

selanikli
16-05-2010, 16:32
Kaptan Gusto bile bunu öğrenek müslüman olmuş siz ne diyosuz yaaaa

Furkan/53 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=25&ayet=53)
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.

Yukardaki ayeti yazdım

Hangi denizdir bu suyu tatlı ve susuzluğu giderici deniz?

Yukardaki soruyu sordum.

Kaptan Custo'dan sana ne?
Bunun kaptan Custo'yla ne ilgisi var?
Sen Müslüman değil misin?
O zaman söyle Kuran'da bahsedilen bu suyu tatlı ve susuzluğu giderici deniz hangisi?

Ya da belli ki önyargılarınla yüzleşemeyeceksin, hiç değilse sus. O da bir erdemdir.

ceylin
16-05-2010, 16:42
Cebelitarık boğazı

selanikli
16-05-2010, 16:46
Cebelitarık boğazı


Aferin sana, iyi dayandın.
Cebelitarık Boğazına yolun düşerse bi su iç o boğazdan da gör bakalım tatlı ve susuzluğu giderici suyu.
Acemi militan sen de.
Dünyadan haberin yok, gelmişsin burda bizle boy ölçüşmeye kalkışıyorsun.
Seni buraya gönderende hiç akıl yok anlaşılan.

Gülşah
03-06-2010, 08:47
Kuran'ın mucizeleri konusu beni epeyce güldürdüğü için bu başlığa baktım ve bunca bilimsel dayanaklara rağmen hala kalp gözüyle yorum yapan birkaç arkadaşın yorumunu gördüğümde buraya bakmakla ne kadar haklı olduğumu anladım.

Şunu sormak istiyorum, acaba Ceylin dünya atlasında bize Cebelitarık boğazının yerini gösterebilir mi? Gösterebiliyorsa eğer enlemin etkilerini bilmesi gerektiğini düşünüyorum.Dünya baz alındığında pekte büyük sayılmayacak bir alan olan Türkiye'de bile Karadeniz ile Akdeniz arasında yaklaşık % 25 gibi bir tuzluluk oranı farkı vardır. Bu durumda kutuplardaki ve ekvatordaki denizler arasındaki farkın fazlalığını da tahmin edebiliriz.Akdeniz'in tuzluluk oranı %40 lardayken, Cebelitarık boğazındaki suyun susuzluğu giderici olduğunu iddia etmek gerçekten güldürücü.Bu bahsettiklerim milli eğitim müfredatında olan şeyler.Yani hemen herkesin az çok fikrinin olması gerektiğine inandığım şeyler olduğu için buraya yazdım,belki basitçe anlaşılabilirim diye.Bu arkadaşın söylediklerimi düşünmesini ve tekrar cevap vermesini isterim.

Ayrıca Kaptan Custo'nun yaşadığı yıllardan bu yana böyle bir mucize varsa şayet, bunu görüp niçin başka insanlar müslüman olmamışlar bunu da merak ettim açıkçası...

ertin
10-06-2010, 15:44
Evet onu Yalanlayabildiniz peki bu deniz altında akan nehire ne diyeceksiniz
http://img823.imageshack.us/i/32111200910184216244.jpg/
http://img218.imageshack.us/img218/3672/12111200910192116244.jpg

ertin
10-06-2010, 15:45
http://img823.imageshack.us/img823/2825/32111200910184216244.jpg

ertin
10-06-2010, 15:49
Furkan/53 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=25&ayet=53)
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.

Yukardaki ayeti yazdım

Hangi denizdir bu suyu tatlı ve susuzluğu giderici deniz?

Yukardaki soruyu sordum.

Kaptan Custo'dan sana ne?
Bunun kaptan Custo'yla ne ilgisi var?
Sen Müslüman değil misin?
O zaman söyle Kuran'da bahsedilen bu suyu tatlı ve susuzluğu giderici deniz hangisi?

Ya da belli ki önyargılarınla yüzleşemeyeceksin, hiç değilse sus. O da bir erdemdir.
Nereden su içiyorsun Gök yüzündenmi Allah Allah içtiğin su nerden geliyor

aliyarasfal
11-06-2010, 01:12
Sayın ertin, bu resim nedir, neyi kanıtlıyor, resimdeki yer neresi, resmin linki nedir, ayrıca siz nerden su içiyorsunuz sorunuz saçma olmuş. Bilmiyormusunuz içtiğimiz su deniz suyu değildir, ayette biri tatlı biri tuzlu ve acı hangi iki denizdir açıklamıyorsunuz. Çünkü bir perde ile birbirinden ayrılmış biri tatlı ve biri tuzlu-acı iki adet deniz ki birinin suyuda içiliyormuş, dünyada yok. Varda biz mi bilmiyoruz?Yada tanrı gezegenleri mi karıştırmış?
Şimdilik saygımla gittim...

insan_olmak
11-06-2010, 15:26
ilk olarak kaptan custo yalanı için bir link

Kaptan Custo ve Astronot Neil Armstrong Müslüman değildi! (http://www.answering-islam.org/turkce/histiryanoldu/armstrong.html)

ikinci olarak resimler koyan ve hiçbir açıklama yapmayani resimlerin içeriği hakkında bilgi vermeyen arkadaşımız için koyduğu resimlerle ilgili bir yazı

Bu inanılmaz görüntüler profesyonel dalgıç Anatoly Beloshchin tarafından çekildi.Usta dalgıç, Mek sika sularının derinlerinde yer alan Cenote Angelita mağarasında yaptığı keşif dalışında bu inalımaz görüntüleri elde etti.

Denizin ortalama 60 metre derinliğinde akan bu nehir gerçekten görenleri hayrete düşürüyor

'Doğa ne ilginç bir oluşum' dedirten bu manzarayı Anatoly Beloshchin şöyle tarif ediyor:

'Önce suyun 30 metre derinliğine indim. Bu bölümde tatlı su vardı.

Sonra 60 metre derine indiğimde suyun gittikçe tuzlu bir hal aldığını gördüm.

Altımda bir nehir akıyordu. Hem de suyun içinde.

Bu akan nehir aslında hidrojen sülfür tabakasıydı. Bu deneyimi herkesin tatmasını isterdim...'

kaynak
(http://www.gunceldurum.com/denizin-altindan-akan-nehir.html)

bir daha haber okurken sadece başlıklarına değil birde içeriklerine bakmayı denerseniz daha güzel olur sanırsam

saygılar

minyatur
16-06-2010, 13:25
cok yararlı bı paylasım... özetle okumaya calıstım vaktım olunca hepsını detaylı okuyacagım. bu durumda denızler bırbırıne karısıyosa Kurandakı ayetın dogruluk payı yok demek... gercekten tesekkurler özgür bi site olmus bu tarz özgür paylasımları görmek buyuk keyf verıyo bana..

ctrl-v
19-06-2010, 09:20
Resmi paylaşan arkadaş doğru söylüyor içtiğiniz su nereden geliyor diye bir soru
Tabiki denizden deniz suları buharlaşıp yağmur şeklinde yine yere gelir yeraltına gider işte cevabım doğru Ayet gayet güzel anlatmış

itiraz
24-08-2010, 05:09
Yaşamda olaylar vardır, olgular vardır. Sıcak ve soğuk su akıntıları ile beraber tuzluluk oranlarından ötürü deniz ve okyanus sularının birbirine karışmaması durumları birer olgudur.

Sizin sorunuzdaki konu ise bir olaydır. Sorunuzun temelinde yatan OLGU 1400 yıl önce Kuran'ı okuyan kişiler tarafından keşfedilmiştir. Sorunuza konu olan olayın ilk keşif tarihi hakkında ise net bir bilgi yoktur.

740'lı yıllarda, Tarık Bin Ziyad komutasında ki müslümanların, Cebeli Tarık Boğazını ve İspanyayı fethetmelerinin ardından İspanya'da ilmi seviyenin yükseldiği, kütüphanelerin kurulduğu ve araştırmaların yapıldığı tarihsel bir gerçek. Bu dönemde yapılan araştırmalarda bu olayın keşfedildiği söylenir.

Ayrıca 1950'li yıllarda, Kaptan Kusto (Cousteau)'nun bu olayı ilk defa keşfeden kişi olduğu da söylenir. Ancak olayı keşfettiği söylenen Kusto'nun bu olayı "İlahî bir güce" bağlayıp bağlamadığını bilmiyoruz. Zaten bu o kadar da önemli değil. Kusto'nun iman edip etmemesi kendisini ilgilendirir.

BİZLER İÇİN ÖNEMLİ OLAN: Rahman Suresi, 19 ve 20. ayetlerde geçen: [ Merace-l bahrayni yeltekiyân, Beynehumâ berze-un lâ yebgiyân] Tercümesi: [ O Allah ki, iki denizi salarak birbiriyle buluşturur ancak aralarında aşamayacakları tarifsiz bir engel var eder.]

Evet bizler için önemli olan İLMİN VE BİLİMİN İLKEL BİR KONUMDA OLDUĞU DÖNEMDE VE YERDE, BU AYETLERİN ORTAYA ÇIKIŞIDIR. Bu ve bunun gibi yüzlerce ayet mü'minlerin imanlarını kuvvetlendirirken, inkarcılarında kin ve nefretlerini artırır.

Kısa bir not: İman yanlızca; görmeye, duymaya, algılamaya bağlı değildir. Öyle olsaydı, İblis Allah'ı duyduğu ve O'nunla konuştuğu halde isyan etmezdi. Ayrıca Ebu Cehil onca mucizeye şahit olduğu halde iman etmedi.

Buradan anlıyoruz ki duyular ve algılar iman etmekte ilk sırada yer almaz. Belki imanı takviye eder, belki güçlendirir ancak, iman ilk başta kalp ve akıl ile ilişkilidir. Düşüncelerini ve hislerini Allah'a yönlendiren yani KARAR VEREN - İSTEYEN - İRADESİNİ ALLAH YÖNÜNDE KULLANAN insana, Allah iman nasip eder.

hercümerç
25-08-2010, 23:58
"itiraz"
sen kurandaki bu soruna cevap vermemişsin ki kuranda engel var karışmaz diyor ama bilimsel bulgular yavaşda olsa karışır diyor.
benim senin yazından anladığım kurana inanıyorsan bunada koşulsuz inanmak zorundasın bilimsel bulgular bunu değiştirmez.

Jdarc
06-09-2010, 16:20
Güzel çalışma, ellerinize sağlık.

xxxxxx
10-09-2010, 16:30
kızıldeniz olayı nı anlayamadım dünayada tüm sular yerdeğiştirmez mi? devir-daim olacakki sıcak iklimlerdeki buharlaşmanın denizleri kurutmasını engelleyebilecek yani burda denizlerin birbirne karışmıyordan kastı yerdeğişim sırasındaki akıntıda yoğunluğu büyük olan dipte akmasıdır diye biliyorum..

bulutorion
12-09-2010, 16:56
"arada bir perde,görünmez bir perde oldugu için karışmadıgını söylüyorlar.Oysa böyle bir perde yoktur.Olsaydı denizaltılar geçemezdi..." mantığıyla hareket ederseniz yanılırsınız. Allah (C.C) oraya bir perde koysa ve hiçbirşey o perdeden dolayı geçemese imtahanın ne anlamı var. Perdeyi gören herkes iman eder inkarı imkansız olurdu. Sizin mantığınızla bakınca haliyle taç yada brillant tül perde bkleyince de insan ve görmeyince e bu ayettte hata var bu yanlış olmuş haşa bu kainatı yaratan Allah yanlış ayet göndermiş Hazreti Muhammet (S.A.V.) ' e diyecekler haliyle. Yada Hz. Muhammet S.A.V. yanlış aktarmış yada uydurmuş diyecek haşa. Ayetimi inkar ediyorsunuz yoksa Peygamber efendimizi mi? Bu site neyin peşinde bu alkışlar neden inanınn anlamıyorum. Melekler varsa hadi bana bir melek gösterin mantığıyla yola çıkmış gözle görmeyince de bu bilimsel değil deyip hemen inkar etmede ne kadar da acelecisiniz...İnanmak için Evinizde ki mobilyaların Allah birdir Hz. Muhammet(S.A.V) onun kulu ve ELÇİSİDİR diye ille konuşmasını mı bekliyorsunuz yada ağaçların koşarak size gelip hadi inan artık demesini mi? Ya doğruysa diye hiç mi düşünmediniz ya az da olsa karışmayan bir yerde varsa ve hala keşfedilememişse yazık değil mi imanınıza...Ya bu ayette başka mana varsa bilmediğin...Kuran ne diyorsa doğrudur....Adı mucize olsa ne olmasa ne!

hercümerç
14-09-2010, 16:54
bulutorion (http://turandursun.com/forumlar/member.php?u=10628) ozaman herşeye inanmamız gerekir bunun şuan bilmediğimiz bir açıklaması olabilir diye. senin sorduğun soruları bu forumda senden çok daha fazla soranlar olduğuna emin olabilirsin. imtihan ibadetlerde, haramda, helalde olur. bunlara uyarsan geçer, uymazsan kalırsın fakat öncelikle bu imtihanın varlığına inanmak gerekir ve buda ancak bu ve benzer ayetlerin doğrulunu araştırmakla anlaşılabilir.

bulutorion
15-09-2010, 22:40
hercümerç
Kuranı Kerim 610 - 632 yılları arasında, Peygamber Efendimize yaklaşık 23 yıl parça parça vahyedilmek suretiyle indirilmiştir. Yani 632 de tamamının indiğini varsayarsak ineli 1378 sene olmuş. Allah aşkına 632 de kim ne biliyordu. Teknoloji neredeydi de ayetleri gerçek manalarında anlayacaktın. Bu çağda bile daha yeni yeni anlaşılan ayetler var ki bu da teknoıloji seviyemizle alakalı birşey. Şimdi sen 632 de yaşasaydın anlamadığın ayetler için -o dönem ve sonrasında yaşayanları kastediyorum- ne diyecektin...Şu an anlamadığım bir sürü ayet var ben iman etmiyorum kusura bakmayın mı? Yoksa senin mantığınla Allah C.C. O dönem yaşayanları sorumlu tutmayacakmı "kullarım siz daha bu ayetleri anlayacak teknolojiyi keşfedemediğiniz için sizi sorumlu tutmuyorum diyerek?" Böyle bir mantık yok! Aklın yolu bir. Allahın kulu ve elçisi Hz. Muhammet efendimize 22 yıl 2 ay 22 günde Cebrail vasıtasıyla vahyettiği ayetler EVRENSELDİR ve her çağa uyar. Her çağda o çağın nasibi ne kadar sa o derece de anlaşılır. Evet o zman her ayete inanman gerekir belki anlamadığın ayetlerin bilmediğin bir manası var diye. Hem bu tavır kime? Ne yiz yada ne olduğumuzu sanıyoruz. O istemese aldığın nefesi verebilirmisin ki gönderdiklerini sorguluyosun, pamuk ipliğinde dünyayı parmağımızda döndürmeye çalışıyoruz niye? ki acziyeti tavan yapmış yaratıklarız sonuçta. O ol dedi olduk. O nun gönderdiğini bunlar yanlış diye sorgulamak haddimize mi? Hem Kimin haddine? Tabi ki araştıracaksın anlamaya çalışacaksın ilk emri oku okuyacaksın ama bu şekilde çaldığın minarelere kılıf arayarak değil. Sen saf ve samimi bir kalple kafana takılan ayeti araştırıcaksında sonun da iman etmeyeceksin mümkün mü? Mümkün değil. Art niyet var sizde niyetlerinizden arının ki Allah doğru yolu göstersin size...

"imtihan ibadetlerde, haramda, helalde olur. bunlara uyarsan geçer, uymazsan kalırsın fakat öncelikle bu imtihanın varlığına inanmak gerekir ve buda ancak bu ve benzer ayetlerin doğrulunu araştırmakla anlaşılabilir." demişsiniz

imtahan sadece onlarla sınırlı olsa çok kolay ve basit olmazmıydı. İmtahan dediğin şey doğumla başlar ölümle biter...İmtahan dediğin şey senin dünya hayatındır. Ne kadar kısa...Haramdan helalden önce iman etmek gerek. İman olmazsa müslüman olmazsan imtahan olsan ne olmasan ne tabi yaratılanı en ii yaratan Allah bilir. O ne isterse o olur o ayrı. Ama kelime-i şehadeti dil ile tekrar ve kalp ile tasdik etmeyenin haline yazık. Araştır, araştırın ama ayetlerin doğruluğunu değil zira bir ayete yanlış demek eksik demek adamı dinden imandan çıkartır. Önce sorgusuz iman edin. Sonra artniyetsiz yanlış aramak için değil gerçekten samimiyetle araştırın ayetleri. Birilerinin kulağınıza fısıldadığını hissedeceksiniz. Tabi siz şimdi böyle şeylere de inanmazsınız. Sabah namazı için uyan diye cama vuran melekler, aynı anda iki yerde olanlar, mekana aldırmadan seyehat edenler, suyun üzerinde yürüyenler...Ne kadar anlamsız ve bilim dışı değil mi. Bu iş akıl işi değil kardeşler. Akıl işi olsa einsetein müslüman olurdu. Stephen William Hawking müslüman olurdu. Bu iş gönül işi. Bu iş kalp işi. He biz zaten müslüman değiliz diyorsan ona birşey diyemem. Ama Aya tükürmek gibi yaptığınız bilesiniz.
Son olarak 2003 de yine başka bir arkadaşa yazdığım bir yazıyla veda ediyorum. Allah yolunuızu açık etsin gönlünüzü açsın inşallah vesselam...

"Neyi görmek istiyorsan onu görürsün.
Neyi bulmak istiyorsan onu ararsın.
Aradığın şey her neyse uzaklarda arama, her şeyi içinde bil içinde ara.
Soruyu sorma kudretine sahipsen cevaplama kudretine de sahipsindir ayrıca.
Soru sendeyse cevap da sendedir.
İstediklerine dikkat et yalnız! İstemek bu Alemde büyük bir yasadır.
Neyi istersen o çıkar karşına başkası değil.
Gözüne mavi bir gözlük taktıysan ondan bütün dünya mavidir sana başka birşeyden değil.
Başkasının gördüklerine değil kendi gördüklerine inan.
Yalnız bir damla suda koca dicleyi görenler istisna..."

hercümerç
16-09-2010, 19:54
Bu çağda bile daha yeni yeni anlaşılan ayetler var ki bu da teknoıloji seviyemizle alakalı birşey. Şimdi sen 632 de yaşasaydın anlamadığın ayetler için -o dönem ve sonrasında yaşayanları kastediyorum- ne diyecektin...Şu an anlamadığım bir sürü ayet var ben iman etmiyorum kusura bakmayın mı?
dünyanın yuvarlak olduğu kesin bilinen bir bilimsel gerçek. ilerde biri çıkıpta bilim yanlış hesaplamış aslında dünya tepsi gibiymiş demez. yani bu değişmez gerçek biz bunları baz alıyoruz.
önceden denizlerin karışmadığı sanılıyormuş bilim adamları çalışıp çabalayıp filhakika yavaşda olsa karıştığını keşfetmişler ama Kurandaki Allah aralarında engel var karışmazlar diyor ve dağların dünyaya çakıldığını söylüyor ama dağlar tektonik hareketler sonucu yükseliyor bu bugün bile devam ediyor. ben başka bir dine mensup veyahut dinsiz olsam bunları gördüğüm gibi bu dini araştırılacak din listemden düşerim. Ben neyi baz alacağım gerçeğe ulaşmak için bilimi almıyacağım, onu almıcam, bunu almıcam önce inanıp itaat edicem sonra araştıracağım kusura bakma ama böyle doğru bilgiye ulaşılamaz. akla en yatkın yöntem tez antitez sentez yöntemidir.

O istemese aldığın nefesi verebilirmisin ki gönderdiklerini sorguluyosun, pamuk ipliğinde dünyayı parmağımızda döndürmeye çalışıyoruz niye? ki acziyeti tavan yapmış yaratıklarız sonuçta. O ol dedi olduk. O nun gönderdiğini bunlar yanlış diye sorgulamak haddimize mi? Hem Kimin haddine? Tabi ki araştıracaksın anlamaya çalışacaksın ilk emri oku okuyacaksın ama bu şekilde çaldığın minarelere kılıf arayarak değil. Sen saf ve samimi bir kalple kafana takılan ayeti araştırıcaksında sonun da iman etmeyeceksin mümkün mü? Mümkün değil. Art niyet var sizde niyetlerinizden arının ki Allah doğru yolu göstersin size...

Bana akıl vermiş araştır, sorgula, anla öyle her duyduğuna okuduğuna inanma diye, bunları kullanmak benim haddime. Mesele onun gönderdiği söylenen şeylerin gerçekten onun mu gönderdiği meselesi, bunu sorgulamayacağızda neyi sorgulayacağız. bende yazayım şuraya iki satır ayet bunları cebrail bana bildirdi deyim kaç kişi inanacak şap diye tabiki allahtan geldiğini sandığımız kitapları, insanları araştıracağız bundan daha doğru ne olabilir. onca kişi inanmış sana ne oluyorda inkar geliyorsun falan deme sakın.

benim niyetimi benden daha iyi nasıl anlayabilirsin buna şaşırmamak elde değil. ben hala namaz kılarım oruç tutarım bir umut uğruna gerçekten doğru buysa bana onu anlayabilecek bir akıl ver diye onun gerçekten bir din yollamış olduğunu nekadar istediğimi tahmin bile edemezsin ancak ben kendimi kandırarak yaşayamam.


imtahan sadece onlarla sınırlı olsa çok kolay ve basit olmazmıydı. İmtahan dediğin şey doğumla başlar ölümle biter...İmtahan dediğin şey senin dünya hayatındır. Ne kadar kısa...Haramdan helalden önce iman etmek gerek. İman olmazsa müslüman olmazsan imtahan olsan ne olmasan ne tabi yaratılanı en ii yaratan Allah bilir. O ne isterse o olur o ayrı. Ama kelime-i şehadeti dil ile tekrar ve kalp ile tasdik etmeyenin haline yazık. Araştır, araştırın ama ayetlerin doğruluğunu değil zira bir ayete yanlış demek eksik demek adamı dinden imandan çıkartır. Önce sorgusuz iman edin. Sonra artniyetsiz yanlış aramak için değil gerçekten samimiyetle araştırın ayetleri. Birilerinin kulağınıza fısıldadığını hissedeceksiniz. Tabi siz şimdi böyle şeylere de inanmazsınız. Sabah namazı için uyan diye cama vuran melekler, aynı anda iki yerde olanlar, mekana aldırmadan seyehat edenler, suyun üzerinde yürüyenler...Ne kadar anlamsız ve bilim dışı değil mi. Bu iş akıl işi değil kardeşler. Akıl işi olsa einsetein müslüman olurdu. Stephen William Hawking müslüman olurdu. Bu iş gönül işi. Bu iş kalp işi. He biz zaten müslüman değiliz diyorsan ona birşey diyemem. Ama Aya tükürmek gibi yaptığınız bilesiniz.

Ben bu imtihana girmeyi isteyip istemediğimi bile bilmezken beni imtihanların imtihanı ile yargılamak adalet değildir zira sonunda sonsuz bir cehennem azabı vardır. böyle bir imtihana girmek şuanki aklımla çılgınlıktır. aklı selim insan böyle bir sınava evet demez, diyemez. işte bu tür yaptırımlarda beni dinlerden uzaklaştırır.
Onca sabah namazına kalktım hiçte cama vuran melek duymadım olağan dışı birşeyde görmedim bu tip şeyleri görenler genelde akıl hastaları veya yiyip içtikleri ilaç vb. şeylerin yan etkileriden dolayı hayal görmeye başlayan insanlardır. Art niyetlisin ondan görüp işitemiyorsun diyeceksin ki art niyetli kimse sabahın köründe kalkıp tek başına sessiz sedasız kimsenin ruhu duymadan namaz kılmaz. Gönül işide, kalp işide akıldadır aklın bazı olaylara yüklediği anlamlardır. Akılsız sevgide olmaz, aşkta olmaz, vicdanda olmaz.
Senin ayakların yerden kesilmiş kardeşim aya anca sen tükürebilirsin.
2003 teki yazının temeli aslında istekler bende onları açıklamaya çalışayım.
İstekler ilgi ve alakalardan kaynaklanır. ilgi ve alakaları ise insan seçmez o onda yüklenmiş birşey gibidir ben geometri ile uğraşırken sıkılmam ancak kimyaya karşı hiç ilgim yoktur patlayacak gibi olurum. namaz kılmayı seviyorum başkası sevmiyor bunu sevme isteğimi kim belirledi. kimyaya karşı olan isteksizliğimi ben mi seçtim yada geometri aşkımı, namaz kılmayı sevmeyen insan neden benden daha kötü. İsteklerimi kimin yönettiğini bile bilmezken ben neden bunlar için yargılanıyorum.

vartor
17-09-2010, 03:13
Böyle bir mantık yok! Aklın yolu bir. Allahın kulu ve elçisi Hz. Muhammet efendimize 22 yıl 2 ay 22 günde Cebrail vasıtasıyla vahyettiği ayetler EVRENSELDİR ve her çağa uyar. Her çağda o çağın nasibi ne kadar sa o derece de anlaşılır.
Kainati ve dunyayi 6-7 gunde yaratan kendi yarattigi kullarina, dogru yolu gostermek icin 22 yil, 2 ay, 22 gun ugrasiyor.(bu da bir 22 mucizesi olsa gerek). Tabi ki isi cok uzun tuttugundan, araya seytan da girip bazi ayetleri yanlis soylemesine neden oluyor coooook kiymetli peygamberinizin.
Insan evrensel diye yazmadan once bir dusunur; Ya evrensel kelimesinin manasini bilmiyiorsunuz, ya da iman kalan aklinizi da alip goturmus. bence ikincisi daha mumkun. Bunca celiski, muhammedin cinsel hayatiyla ilgili ayetler filanin nesi evrensel?
Sirf sana ozelden indirdik demis bir de muhammedin tanrisi.
Uyanin artik, gercekler sizi goruyor da, siz bir turlu onu goremiyorsunuz dogmalara olan inanctan kaynaklanan korkunuzdan.

bulutorion
17-09-2010, 12:03
hercümerç

Dünyanın yuvarlak olduğunu inkar akılsızlıktır. 2+2=4 derecesinde sabit bir gerçektir bu. İnanmazsan çıkarsın mekikle atmosfere bakarsın fotoğrafını bile çekerbilirsin görürsün. Sağlam bir bilimsel gerçektir. Ama sen şimdi çıkıp falanca bilim adamları ki kim olduklarınıda bilmiyorum sarı çizmeli Mehmet ağa diyelim biz araştırma yapmış mış da az da olsa karışıyormuş diyormuş. Allah aşkına ifadeye bakarmısın nasıl çelişkili bir ifade "AZ DA OLSA". Ya karışıyordur yada karışmıyordur. Az da olsa karışması karışıyor demek değilmidir. Evet karışıyor demektir. Eeee o zman ne diye az da olsa diyorsun...Yok ama o da emin değil çünkü...Bak burda ALLAH gibi net ve kesin olacaksın. Ne diyor Rabbim:

“(Tatlı ve tuzlu sulu) iki denizi birbirine karışmamak üzere salıvermiştir Aralarında karışmalarını engelleyecek bir sınır vardır Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinden de inci ve mercan çıkar Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?”
(yalanlayacağınızı biliyor da soruyor size “Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız” diye hem de defalarca)

İfadeye bakarmısınız ne kadar berrak... Yani burda sözde falanca adamın kendinden emin olmayan "az da olsa" ifadesine mi inanıcaz yoksa ALLAHIN dediğinemi? Kaldıki o sarı çizmeli Mehmet ağa yada ağalar yanlış yapamazmı. Ya o bilim adamının dediği yanlışsa..O zman ne diyeceksiniz ALLLAHA. O ayeti inkar edip Allahın gönderdiğine yanlış diyeceksiniz, ifadesinde bile tutarsızlık olan bilim adamının dediğine görmeden araştırmadan sadece yazılanları okuyarak evet doğru diyeceksiniz..Böyle bir zarar ziyan yok, yapmayın bunu...

Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık... (Enbiya Suresi, 31)
Dağlar dünyanınn adeta çivilieri. Ayette bu tarz bir anlam var. Siz diyorsunuz ki
" ve dağların dünyaya çakıldığını söylüyor ama dağlar tektonik hareketler sonucu yükseliyor bu bugün bile devam ediyor. " Yani ne olur yükselince, yerinde bir çivi gibi olmasına engel bir durum varmı? Yok. Öyle abartıyorsunuz ki okuyanda sanır ki dağlar ayağa kalmış karstaki dağ istanbula geliyor. Yani olmadık yerlerden olmadık manalar çıkartıyorsunuz. Öpmeye niyetiniz yok ki habire ortalıkta yanak arıyorsunuz. Bide diyor ki biri “Tanrı, deprem olmasın ve deprem yüzünden insanlar sarsıntıya ve sefalete uğramasın diye, dağları, yeryüzüne birer çivi gibi çakıvermiştir. Söylemeye gerek yoktur ki, bu sözlerde akılcı bilime yatkın hiçbir şey yok. Aksine bütün bunlar, aklın bilimsel ve deneysel yollarla cerh ettiği şeylerdir.” Şimdi Allah dağları depremlerden korunmamız için yarattı bu aşikar ve elbette başka bilmediğimiz nice sebeplerle yarattı. Dağlar olmasaydı daha büyük ve daha çok deprem ler olamayacağı ne malum. Hem Allah hangi ayetinde dağları yarattım artık deprem olmayacak diyor..Böyle bir ayet varmı, yok. Sizin savunduğunuz bu saçmalıkları nette bilimsel olarak çürüten yüzlerce binlerce yazı var. Bakın biraz araştırmaktan bahsediyorsunuz sanki biz size araştırmayın diyoruz araştırın onlarada bakın. Kısa bi alıntı o çok güvendiğiniz bilim adamlarınızdan… (bu arada sakın bilime inanmadığım gibi bir mana çıkartma gafletinde bulunmayın) "Dünyaca ünlü okyanus jeolojisi alanındaki Japon bilim adamı Prof. Syawda
Kuran'da dağların yeryüzünü sabitleme fonksiyonu hakkında yapılan bir sohbette:

"İnanıyorum ki bu (Kuran bilgisi) çok çok ilginç ve neredeyse imkansız. Kesinlikle inanıyorum ki ne söylüyorsanız haklısınız, bundan dolayı bu kitabın (Kuran'ın) duyurusu çok değerli, size katılıyorum"

ALLAHIN ayetlerini yanılma payı olan kulların tutarsız yanlışlarına heba etmeyin…(ALLAHIN ayetlerini heba edemezsiniz elbette kastım sizlersiniz, bunu yapmaya çaslışarak ancak kendinizi heba edersiniz)
Cennet cehennem ölüm yaşam var olan gerçekler. Allah istemiş yaratmış bizi. Yaratma kudretine sahip olan o. O ol dedi olduk. Bu bizim isteğimizle olan bir şey değil. E insanız bizi melek te yaratabilirdi yada başa bir şey olarak da yaratabilirdi ama insan olarak yaratmış.Ne büyük nimet. Nefsimiz var şeytan var. İmtahan da haliyle var. Elbette bu imtahanın sonucunda cennet te olacak cehennemde. Olmaması adil olmazdı. O zalimlere o zulüm edenlere Allah cehennemi yaratmış. Haksız yere adam öldüren küçük çocukların ırzına geçen çalan çırpan şerefsizler için elbette bir azap olmalı. Boynuzsuz keçinin boyuzludan hakkını alacağı o gün elbette olmalı. Cennette olmalı cehennemde. E sen şimdi iyi yi de o şerefsizle aynı yere mi koyacaksın. Nası ayıracaksın onları. Tabi ki yaptığı işlerle amellerle. İyiliklerle yada kötülüklerle İbadetlerle...Zekatla namazla oruçla vs..(Bu yüzden Allah katında yükseklik takvayladır.)
İmtahan evet riskli hemde çok sonunda ebedi bir hayat var. Ve cennet cehennem gibi iki sonucu var. Allah göstermesin cehenneme gitme riskimiz hep var Allah yolundan ayırmasın(amin). Ama cennete gitmek de var. Acı ve kederlerin olmadığı sadece güzelliklerin olduğu bir yer. Haddim değil ama -o imana sahip olmadığım için diyorum bunu YUNUS EMRENİN dediği gibi hani
cennet cennet dedikleri
birkaç köşkle birkaç huri
başkasına ver onu
bana seni gerek seni, dediği ALLAH var. Daha ne olsun.
Demişsin ki "böyle bir imtihana girmek şuanki aklımla çılgınlıktır. aklı selim insan böyle bir sınava evet demez, diyemez." Bunu destekler halifeden birimiydi hatırlamıyorum ama bir söz var "Keşke, salih bir insanın göğsündeki bir kıl parçası olsaydım" diye...İmtahan hakikaten zor. Hele ahir zamanda bir başka zor. Ama dedimya onu bunu şunu boşver kardeşim herşeyi bir kenara bırak bak ALLAH var. Deymez mi? Fazlasıyla Değer...
"Bizi öldürdükten sonra yeniden dirilten Allah'a hamd olsun. Şüphesiz dönüş Allah'adır."
Ne güzel ayetler ne güzel müjdeler...

Allahın şeytanlaşan insansı yaratıklar için bir kaç azap ayetlerini sürekli gün yüzüne çıkartıpta merhametini anlatan ayetlerini hiç hatırlatmayan sadece onları gösteripte bakkk Senin Rabbin ne kadar azapçı diyen zihniyete de üzülüyorum. Yani gülünçtür, kazanın doğurduğuna inanıyorlar afiş afiş ifşa ediyorlarda o azap ayetlerini, ölüdüğüne neden inanmıyorlar, yani neden rahman sıfatıyla ilgili ayetleri anlatmıyorlar, yazık. Tabi nefsinin işine gelmiyor.

"Onca sabah namazına kalktım hiçte cama vuran melek duymadım olağan dışı birşeyde görmedim bu tip şeyleri görenler genelde akıl hastaları veya yiyip içtikleri ilaç vb. şeylerin yan etkileriden dolayı hayal görmeye başlayan insanlardır."

Ama şimdi sen Yunuslara Mevlanalara Saidnursilere Evliyaullaha ve bunun gibi bir sürü insana hakaret ediyorsun. Mevlananın hayatında ne mucizeler var hangi akılla ve bilimle açıklayacaksın? Bir dergaha 40 yıl odun taşımanın mantıkla işi ne. Dedim tekrar diyorum bu iş gönül işi. Aşk işi. Akıl hastası deyip de hakaret etmeyin. Yiyip içtikleriyle falan değil kardeşim bilimin açıklayamadığı gerçekler bu insanlar. Bunları inkara hiç gerek yok.
Geçen gün bir tv de kadir gecesi ile ilglili bir hadis okunuyordu. Biliyorsunuzdur son 10 gün içinde aramak gerekiyor o bin aydan daha hayırlı kadir gecesini. Hadiste kadir gecesinde şu şöyle olur bu böyle olur derken en çok aklımda kalanı "köpekler o gece bağırmazlar" oldu. 27. gece malum herkesin bilidiği kadir gecesi günü. Dışarı camiye gitmek için çıktığımda her gün köpekten, köpek kavgalarından ve havlamalarından geçilmeyen sokakda bir tane köpek ve bağırması yoktu. O kadar şaşırdım ki. Hayretler içinde kaldım... Bunu bilimsel olarakda açıklayabilirsiniz belki yada açıklayamazsanız nasıl inkar edersiniz bu hadisi bilmiyorum ama ne gerek var. Bu manevi bir olgu. Bu manevi bir işaret anlayalım diye. Hergün bağıran köpek kadir gecesi neden susar...Ki şuan bile ürüyorlar bu arada o da onların işi tabi yoksa kervanlar nasıl yürüyecek...
(Hadisler çok önemli bu yüzden. Kuranı hadisler ışığında incelemek şart. Yoksa Allah Peygamber efendimize ilham etmese Peygamberimizde hadislerinde buyurmasa o ayetlerin anlamlarını böyle saf akıllarla biz nasıl anlayacağız. Hadisi inkar ederseler sonu budur ayetleride inkar ederler ne din kalır ne iman sonra Allah korusun.)

"namaz kılmayı seviyorum başkası sevmiyor bunu sevme isteğimi kim belirledi. kimyaya karşı olan isteksizliğimi ben mi seçtim yada geometri aşkımı, namaz kılmayı sevmeyen insan neden benden daha kötü."

Yani böyle bir mantık yok. Şimdi namaz kılana ALLAH verdi o isteği diğerine de o isteği vermedi namaz kılmayan o yüzden namaz kılmıyor. Eee o zaman ahirette namaz kılamayan adam demez mi Allahım sen bana namaz kılma isteği vermedin bende kılmadım- o zaman hani imtahan. Hani adalet. Böyle bir mantık yok. Şimdi falanca nefsine uymuyor herkes kahve deyken orda burda eğlencedeyken adam camiden sohbetten namazdan çıkmıyor Allahı sürekli tesbih ediyor şeytana uymuyor sabah uyumuyor gece uyumuyor zulmetmiyor kul hakkına girmiyor karıncayı bile incitmekten kaçınıyor diğer adam da nefsince yaşıyor yan gelip yatıyor geziyor tozuyor ondan sonra benim içime istek gelmedi...Hadi ordan derim ben buna...Hadi ordan...Sözüm ona nefsine yarayanı yapıyorsun şeytanın sözünden çıkmıyorsun sonra Allah bana böyle bi istek verdi. Daha neler...Yok öyle bir şey.

"İsteklerimi kimin yönettiğini bile bilmezken ben neden bunlar için yargılanıyorum."
İstekler konusunda seni başkalarımı yönlendiriyor kardeşim. Kimyadan nefret ediyorum diye şartlayıp seni kitleyen senden başkası değil de kim? Kimi kastediyorsun? Şöyle bir hayatını düşün hep istedikerini yaşamadınmı? İstisnalar elbette hariç...

Bu arada namaz kılmak la iyi yada kötü diye damga vurulmuyor insanlara...Kim damga vuruyorsa da yanlış yapıyor. Namaz her müslümanın borcu. Ama kötülüklerden elbette alı koymalı koymuyorsa daha dikkatli kılmalı...Öyle bir ifade yok yani sonuçta münafıklarda namaz kılardı...

"ben hala namaz kılarım oruç tutarım bir umut uğruna gerçekten doğru buysa bana onu anlayabilecek bir akıl ver diye onun gerçekten bir din yollamış olduğunu nekadar istediğimi tahmin bile edemezsin ancak ben kendimi kandırarak yaşayamam."

Bak kardeşim Allah kabul etsin yaptıklarını ve yaptıklarımızı ne güzel O yaratana sığınmak kadar ona övgülerle gitmek kadar sonra ona kavuşmak kadar güzel bir şey varmı? Onun rızasını kazanmak değilmi şu hayat dediğin kısa oyun? Senin yada bu sitede size alkılş tutanların haşa uydurma yada yanlış yada esksik yada herne diyrosanız o şekilde bu bağrışmalarınızın ve insanların aklını fikrini karıştırmanın ne anlamı var. Hadi diyelim ki (ki temenni etmiyorum) siz inanmıyorsunuz bu ayetlerin doğruluğuna neden burda ifşa edip başkalarının imanını da zedeliyorsunuz bu yalanlarınızla. Yahu herkes kendi imanından sorumludur da siz başkalarının imanlarına neden kastediyorsunuz. Ya doğruysa -ki doğru- diye hiç düşünmüyormusunuz. Ya o göçen yanlış söylemişse...Ya şimdi çok pişmansa...Ya sizde yanlış yapıyorsanız. 1400 yıldır milyarlarca insan yanıldı da sizmi doğrusunuz? O kadar alim o kadar Allah dostu o kadar insan yanılmadı yanlış şeye inanmadı. Kendinizi kandırarak yaşamayın kardeşim...Neyse söz daha uzar gider...Kafanızdaki soru işaretlerini en kısa zamanda giderir inşallah Rabbim. Allah aşkınızı aşkımızı arttırsın inşallah. Gönlünüz gönlümüz açılsın inşallah. Ve Rabbim inşallah yukarıda ki duanı kabul eder kardeşim.

Son olarak;
"Senin ayakların yerden kesilmiş kardeşim aya anca sen tükürebilirsin."
Elhamdülillah diyorum...Ben hakkımı size helal ediyorum eğer sizi bir şekilde kırdıysam ve üzdüysem kusuruma bakmayın kardeşim sizde bana hakkınızı helal edin...kalın sağlıcakla...

(A evriliyorum derken devrilenler sizin dediğiniz gibi Kuran evrensel olmazsa o zaman imtahan nasıl olsun. Yarın ahrette adam demez mi Allahım o ayetler o döneme göre gelmişti benim dönemim de işlerliği olmadığı için senin dediklerini yapmadım. O dönemde sen içki içmeyi yasakladın ama şimdi gerek yok diye içtim… Böyle bir saçmalık yok. Kuran evrensel olmak zorundadır, ki zaten EVRENSELDİR. Evrenselin manasını sandığından daha iyi biliyorum. Bide diyor ki vatandaş, “işi çok uzun tuttuğundan araya şeytan girmiş” Ya hu nerden geliyor aklınıza bu saçma sapan sözler bilmiyorum. O akıl akıl dediğin şeyle düşünsen zaten anlarsın neden öyle olduğunu. En basit örnekle İslam geldiğinde ayetler gelirken içki bir anda yasaklanmadı. Allah insanın nefsini bilmiyor mu? Elbette biliyor. Bir anda kesmek zor olacağından ve beklide bir anda bırakılamayacağından Allah ne yaptı yavaş yavaş yasakladı ve sonunda tamamen haram kıldı. Şimdi Kuranın ayetlerini bir anda sana verseler mi daha rahat uyardın yoksa yavaş yavaş 22 senedemi. (Kendini şu an düşünme o zamanda putlara tapılan bir dönemi düşün) Ki Kuran sandığın gibi bi şiir kitabı değil. Kuran başlı başına BİR YAŞAM TARZI. Az bi aklını çalıştırsan -ki o çok güvendiğin aklını- o zamanın ne kadar doğru bir zaman olduğunu anlarsın. Senin yada sizin düşündüğünüz gibi olmuyor bu işler kusura bakmayın. Öyle cımbızla ayetleri alıp “aaa Allah namaz kılmayın dedi, hadi namaz kılmayalım” mantığıyla hiç olmuyor. Ayetin başına sakın bakmayın aman çünkü başında içkiliyken diyor. Senin ve bizim aklımızın yetmediği şeyler var bunu da unutma. Elbette araştıralım. Allahın ilk emri oku. Buna yürekten inanıyoruz. Evet bilim çok önemli ama yetersiz kaldığı açıklayamadığı şeyler var. Napıcaksın hemen acelece inkara mı kalkacaksın bilim anlatamadı diye. Bak birileri hala kendini maymun(dan) sanıyor. Şimdi ben darwinin yalanlarına inanmak zorunda mıyım? O sözde bilim adamının ara fosillerden yoksun saçma sapan söylediklerine mi inanıcam yoksa Allahın tertemiz ayetlerine mi? Şimdi o dönemde bir sürü insan buna inandı, imanı gitti. Eee şimdi artık yaratılış teorisini kabul ediyor bilim adamları. Bir yaratıcı olmak zorunda diyor. (Stephen Hawking de garibim nasıl kıvranıyor yaratıcı yok diye. “Zamanın kısa tarihi kitabını okuduysanız orda görürsünüz adamın sorduğu bütün soruların cevabı Allah. Okurken artık bağırıyorsunuz içinizden ya hu ALLAH var ondan diye… Sen o engelli bedenle oturduğun yerden karadelikleri anlat keşfedilemeyen bir sürü şey bul sorduğun bütün soruların cevabı olan ALLAH tan kaç…Demek ki Akıl insanları kurtarmıyor her zaman ve evet elbette akıl olmadan olmuyor. Hem Allah o kadar çok ayette diyor ya Hiç Düşünmez misiniz… Düşünün, biz düşünüyoruz, sizde düşünün. Rabbim o bilim insanına da iman nasip etsin inşallah. Onun dışında çok severim Hawking’ i. ) Maymundan Evrim denilen safsata da akıl dolu gerçeklerle yıkıldı. Şimdi soruyorum size? O dönemde bunlara inanıp da imanına heba eden insanlara yazık değil mi? Siz şimdi burada birkaç bilim adamının söylediği sözde bilimsel açıklamalara inanıp imanınızı mahvediyorsunuz yazık değil mi? Yarın öbür gün o bilim adamı yada bir başkası çıkıp aaa pardon yaa az da olsa karışıyor demiştim ya karışmıyormuş dese ne yapacaksınız. Sanki babanızın oğlu adamlar ya…O na inanıyor da neyse işte…Bir gün er yada geç mutlaka anlayacaksınız da iş işten geçmese. İnsanları kandırmayın. Başkalarına da sebep olmayın. Kendi günahınız yetmiyor mu size? Bu arada hakaret de etmişsiniz. Etmeyin. Allah gönlünüzü açsın Allah gerçekleri görmenizi nasip etsin inşallah.)

hercümerç
17-09-2010, 17:13
“(Tatlı ve tuzlu sulu) iki denizi birbirine karışmamak üzere salıvermiştir Aralarında karışmalarını engelleyecek bir sınır vardır Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İkisinden de inci ve mercan çıkar Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?”

azda olsa derken yanlış sözcük kullanmışım asıl anlatmak istediğim karışma birden olmuyor yani iki denizin özellikleri birden eşitlenmiyor ikisi birden aynı deniz olmuyor. ayrıca içinden inci ve mercan çıkan tatlı su denizi yoktur. buyur araştır tatlı su denizi bile yoktur. tatlı sularda inci ve mercanda olmaz. nerede bunları çürüten bilimsel yazılar ben hiçbir yerde bulamadım.
hala aynı şeyi yapıyorsun dostum biz burda bu sözleri Allahın deyip demediğini araştırıyoruz sen Allaha mı inanacaksın yoksa sarı çizmeli mehmet ağaya mı diyorsun. japon adamı prof yapıyor diğerlerini çizmeli ağa yapıyorsun. ben doğruyu arıyorsam tarafsız davranmak zorundayım.
varsa benimde hakkım sana helaldir.

vartor
17-09-2010, 17:19
Allah insanın nefsini bilmiyor mu? Elbette biliyor. Bir anda kesmek zor olacağından ve beklide bir anda bırakılamayacağından Allah ne yaptı yavaş yavaş yasakladı ve sonunda tamamen haram kıldı. Şimdi Kuranın ayetlerini bir anda sana verseler mi daha rahat uyardın yoksa yavaş yavaş 22 senedemi. (Kendini şu an düşünme o zamanda putlara tapılan bir dönemi düşün) Ki Kuran sandığın gibi bi şiir kitabı değil. Kuran başlı başına BİR YAŞAM TARZI.
Allah insanin nefsini bilmez mi? kendi yaratmisti ya unuttun mu? hem de bir gunde.
Daha ilk yarattigina soz dinletemezken,(Adem'in cennetten kovulmasi)(Sadece Adem diyorum, cunku havva'nin ehemiyeti zaten allahin kitabina gore yok) milyarlarla ugrasmasi zaten imkansiz.
Şimdi Kuranın ayetlerini bir anda sana verseler mi daha rahat uyardın yoksa yavaş yavaş 22 senedemi.
elcevap; allah herkesin kafasina bir anda kitabini dusurse idi, bugun bir tane imansiz kalmazdi; bir kere sacmalik ihtiva etmez, evrensel olmayan, peygambere ait ayetler yazmaz, yataga hangi kariyla ne zaman girecegini soylemez, matematiksel hatalar yapmaz, ve en muhimi, basindan beri istedigi itaatkar kullarina kavusurdu. Ama oyle mi oldu? kitabin yazari muhammed olunca, evrensel degil, isine geleni yazdi, bir anda o kadar siir yazamiyacagi da asikar oldugundan, bunu 23 senede, hem de birak insanligi kardeslik ve sulha surukleyecek ayetlerle degil, tam aksine, kiskirtici, vur kir al gotur ogretisiyle doldurdu.
Butun kainati bir anda yaratacabilecek bir irade var olsaydi, bu irade insanin kendine kulluk yapmasini mi isterdi?
Birakin artik tanriyi bir baba- kral figurine sokmayi; Ucu bucagi sonsuz gorunen bir kainati gorebilecek kadar buyuk dusunebiliyorsaniz, bir allah fikri kadar kucuk dusunmemelisiniz. Hawkings'in ne yazdigini okumadim, ancak dusundugunu 50 sene once dusunmustum; iradeli bir yaraticinin olmadigi fikri, dinlerin, ikide bir peygamber yollayip basarisizliga dusen ve bir yenisini deneyen tanri fikrinden, cok daha mantiklidir dusunebilene.

hercümerç
17-09-2010, 17:45
Demişsin ki "böyle bir imtihana girmek şuanki aklımla çılgınlıktır. aklı selim insan böyle bir sınava evet demez, diyemez." Bunu destekler halifeden birimiydi hatırlamıyorum ama bir söz var "Keşke, salih bir insanın göğsündeki bir kıl parçası olsaydım" diye...İmtahan hakikaten zor. Hele ahir zamanda bir başka zor. Ama dedimya onu bunu şunu boşver kardeşim herşeyi bir kenara bırak bak ALLAH var. Deymez mi?
değmez arkadaş değmez ben yok olmayı sonsuz cehenneme yeğlerim. o ateşin acısı öyle basit acılardan değil hem sadece oda değil çeşit çeşit işkenceler zakkumlar peki suçum ne onun yolladığı dini bulamamak. diğer katiller sapıklar bilmem neler, insanlar burada gerçekten Allahtan daha merhametli oluyor müebbet hapis, elektrikli sandalye yada kelle uçurma cezası uyguluyorlar. oysa kuran allah en merhametlidir diyor. hani derler ya aşk kapıdan girdimi akıl bacadan uçar diye sende onu görüyorum kardeşim ne diyim umarım dualarım kabul olurda sen gerçeksen ben seni, ben gerçeksem sen beni bulursun.

hercümerç
18-09-2010, 16:17
Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık... (Enbiya Suresi, 31)
Dağlar dünyanınn adeta çivilieri. Ayette bu tarz bir anlam var. Siz diyorsunuz ki
" ve dağların dünyaya çakıldığını söylüyor ama dağlar tektonik hareketler sonucu yükseliyor bu bugün bile devam ediyor. " Yani ne olur yükselince, yerinde bir çivi gibi olmasına engel bir durum varmı? Yok. Öyle abartıyorsunuz ki okuyanda sanırki dağlar ayağa kalmış karstaki dağ istanbula geliyor.

aslında bunun yeri burası değil ama yinede bildiklerimi yazayım.
evet var çünkü çiviler ve kazıklar sabitleştirmek için çakılırlar ki kıta hareketlerini araştırırsanız bulabilirsiniz kıtalar sürekli hareket halindedir ağrı dağı istanbula değil ama yanlış hatırlamıyorsam türkiye ve üstündeki dağlar 5 milyon yıl sonra rusyaya dayanacak. dağlarda levha çarpışmalarından meydana gelir yani aşağıdan yukarı doğru yükselir. çivi ve kazık ise yukarıdan aşağıya doğru çakılır. depremlerde zaten bu hareketlerin sürtüşmelerinden kaynaklanır. bugün bakıyoruz en yüksek dağların zirvelerindeki taşların aralarından deniz canlısı fosilleri çıkıyor buda bu görüşü destekliyor. Allah bunu isteseydi şüphesiz gayet net bir biçimde ve tüm dillere çevrilecek biçimde ortaya koyabilirdi ve böyle bir şeyi kuranın tümü içinde yapabilirdi ancak biz bugün bakıyoruz bir çok kişi çevirilere itibar etmeyin diyor.

hercümerç
18-09-2010, 16:42
"köpekler o gece bağırmazlar" oldu. 27. gece malum herkesin bilidiği kadir gecesi günü. Dışarı camiye gitmek için çıktığımda her gün köpekten, köpek kavgalarından ve havlamalarından geçilmeyen sokakda bir tane köpek ve bağırması yoktu. O kadar şaşırdım ki. Hayretler içinde kaldım...


bu konuda kesin bir bilgim yok ama antitez olarak ayın hareketlerini baz alabiliriz. ayın hareketleri medcezirlere bile sebep olabiliyor zira hayvanlar hassas yaratıklardır böyle birşeyi seziyor olabilirler ve hayvanlar her mevsimde bağırmazlarmış sen onlardan birisine rast gelmişte olabilirsin. ancak ben bunu merak ettim doğrusu birdahaki kadir gecesine kadar yaşarsam o akşam test edicem :) .

Hadi diyelim ki (ki temenni etmiyorum) siz inanmıyorsunuz bu ayetlerin doğruluğuna neden burda ifşa edip başkalarının imanını da zedeliyorsunuz bu yalanlarınızla. Yahu herkes kendi imanından sorumludur da siz başkalarının imanlarına neden kastediyorsunuz. Ya doğruysa -ki doğru- diye hiç düşünmüyormusunuz. Ya o göçen yanlış söylemişse...Ya şimdi çok pişmansa...Ya sizde yanlış yapıyorsanız. 1400 yıldır milyarlarca insan yanıldı da sizmi doğrusunuz?

Sen bunların yanlış olduğunu ispatlamadan yalan olduğunu söylersen diğerleride senin söylediklerinin yalan olduğunu ispatlamadan yalan der. Bunların yanlışlığıda bilimsel araştırmalarla ispatlanabilir düşünsel argümanlarla değil.
Bak arkadaş burda kimse kimsenin imanına kastedmiyor araştırmak isteyen şüphelenen gelip okuyor kimseye bunlar zorla okutulmuyor ama kuranın çocuklara zorla öğretilip okutulduğunu kendimden ve çevremden biliyorum.

nüfusa göre kesin konuşacaksak ozaman hristiyan olmamız gerekmez mi? araştır bakalım dünyada en çok inanılan din hangi din. ayrıca müslümanların sayısıda öyle milyarlarca değil 1,5 milyar.
1400 yıl değil sana göre ondan daha fazla uzun süredir yanılan milyarlarca insan var. biliyorsunki dünyada sadece müslümanlar yaşamıyor. bunu söyleme demiştim ama yine demişsin çünkü yanlış bir şeye milyarlarca insanın inanması onun doğru olduğunu kanıtlamaz. ben bunların kesin doğru olduğunuda söylemiyorum ancak elimizde olan en doğru yol atatürkünde dediği gibi "en hakiki mürşit ilimdir" yolu.

hercümerç
18-09-2010, 20:07
Yani böyle bir mantık yok. Şimdi namaz kılana ALLAH verdi o isteği diğerine de o isteği vermedi namaz kılmayan o yüzden namaz kılmıyor. Eee o zaman ahirette namaz kılamayan adam demez mi Allahım sen bana namaz kılma isteği vermedin bende kılmadım- o zaman hani imtahan. Hani adalet. Böyle bir mantık yok. Şimdi falanca nefsine uymuyor herkes kahve deyken orda burda eğlencedeyken adam camiden sohbetten namazdan çıkmıyor Allahı sürekli tesbih ediyor şeytana uymuyor sabah uyumuyor gece uyumuyor zulmetmiyor kul hakkına girmiyor karıncayı bile incitmekten kaçınıyor diğer adam da nefsince yaşıyor yan gelip yatıyor geziyor tozuyor ondan sonra benim içime istek gelmedi...Hadi ordan derim ben buna...Hadi ordan...Sözüm ona nefsine yarayanı yapıyorsun şeytanın sözünden çıkmıyorsun sonra Allah bana böyle bi istek verdi. Daha neler...Yok öyle bir şey.

önce inanıp sonra bakıyorsun arkadaş işte burada anlaşamıyoruz. yani sen kendini evin içine kilitlemişsin ben sana dışarıdan evin dışı beyaz içi yeşil diyorum sen hayır ev yeşil diye tutturuyorsun. dışarı çıkamıyorsun çünkü aşıksın ayrılmaktan çok korkuyorsun. bir arkadaşın sana zeytin yağı suyun yüzeyinde durur demiş. sen buna illede durur diyorsun bende sana diyorumki bunu test etmeden bir sonuca varamayız. sende diyorsunki vay efendim sen benim arkadaşıma yalancı mı diyorsun.

ben sana sadece insan halet-i ruhiyelerini söyledim orada sen kendine destek olarak sadece sınavı koydun. İşte burda sınava aykırılık var o halde bu yanlış, bir sınav olduğundan ben kesin olarak emin değilimki sen bana kesin kanıt olarak onu sunuyorsun. O analizler yokta diyemem çünkü var insanlar eşit yaratılmamışlar. Kimi a yı severken diğeri b yi sevebiliyor, kimi çok zeki iken kimi çok saf olabiliyor insan onlara göre şekilleniyor onlar sonradan kazanılmıyor. Bunu dindar insanlardada sezinledim birisi dini araştırmaları din ile ilgili ibadetleri yapmaktan okadar müthiş bir zevk duyarken diğeri bunlar ile uğraşırken patlayacak gibi oluyor. Bunlar çocuk iken bile ortaya çıkıyor.

bulutorion
21-09-2010, 22:54
Varot'a

Size yazacak tek bir satırlık cümlem bile yok aslında heybemde ama bir iki şey yazmadan geçmicem. Bakın ben size hakaret etmeyin dedim. Ama yine kusmuşsunuz. Ben size cevap verdikçe de kusacağınızdan fazla bir şey yazmayacağım. Yoksa yazdığınız cümlelerde ki mantık hatalarına bir kitap dolusu cevap yazılabilir. Yani akıl akıl diye yaygara yapıyorsunuz ortalığı adeta ayağa kaldırıyorsunuz ondan sonra Allahın verdiği aklı kullanmıyorsunuz. Ya hu Kainatın o en güzel kitabı o yaşam tarzını sana bir günde mi, verseler daha iyi anlar ve yaşarsın yoksa 22 sene demi diyorum. Adam bir günde verseler diyor. Uyacağından değil ya. Lafla peynir gemisi yürütmek başka bir şey değil… Ya şu aklın la şöyle bir kul düşün. Eğlence de temaşada en önde giden, gece gündüz orda burda para yiyen, yeri geldiğinde zina yapan, zulmeden, fakirlerin yoksulların suratına bakmayan, içkinin kırla gittiği bir günde (hadi sana bir kıyak olsun bir melek gelsin gökden varsayalım o ayetleri melekler getirsin, hani bir melek görse o gören kabul etmemesi daha bi imkansız olurya...) bir melek elinde bir kitapla gelse al kardeşim bu bundan sonra yaşayacağın hayatının kuralları, bundan sonra yaşam biçimin bu olacak dese. Sonra o adam o haliyle o kitabı açsa... Şimdi bir bakacak günde 5 vakit namaz hele bir sabah namazı var ki herkes uyurken aman aman hele bir de yatsı varki ...Ee zina vardı o da yasak...Oruç denen bir şey var kitapta birde, adam senenin bir ayı belli bir vakit belli saatlerde yemek yemeyecek...Parası vardı herkesten sakladığı bide zekat verecek, o suratına bile bakmadığı fakirlerle parasını paylaşacak...Zulmetmeyecek, yolda karıncayı görse üstüne basmamak için yolunu değiştirecek, birde hac var tabi. (bunların hepsi insanı insan yapan değerlerden) Ya hu be adam şimdi bi düşün bunlar sana bir günde mi gelse yaparsın kabul edersin yoksa 22 sene gibi uzun bi zamanda sırayla yavaş yavaş mı? Sana 1400 yıldır aktarıldığı halde kabul etmemişsin bunları bir günde mi kabul edeceksin. Normal sıradan bir kul olsan hani hiç ibadet etmediğini düşünelim bu işlerde bezi olmayan bir kul olsan bile birileri al hadi bunlara uy diye birşeyler getirse sana zor gelir bir anda. Ben bu normal halimle bile bazen öyle zorlanıyorum ki... Ki bu ibadet işi benim hayatıma işlediği halde yıllardır çocukluğumdan beri yapmaya çalıştığım halde. Yani hiç alakası olmayan adam bir günde kabul edecek ne varsa öylemi?(Şimdi kabul ederim dersin dersin de neyse…) Ya hu şunu ilkokul çocuklarına söylesen onlar bile derki elbette yavaş yavaş gelsin. Bir anda bu kadar şeyi ben nasıl yaparım der, Sen bu yaşınla bunları diyorsun yazık, bari inkar ederken aklınızı kullanın...
“bir anda o kadar siir yazamiyacagi da asikar oldugundan” Bu lafa çok tav oldum... Ya ben şu şair kılığımla 4 ayda neredeyse bir şiir kitabı yazacak kadar şiir yazdım. Nedir yani şiir yazmak yetenek olduktan sonra. 4 ayda yazdığım 100 sayfalık bir şiir kitabı rahat eder. 4 ayda 100 sayfa senede 300 sayfa...İki senede Kuran kalınlığında bir şiir kitabı hazır inşallah. Ne aşikarmış neyi kim yazamıyor yazsa bile (ki Kuranı Kerim Allah C.C tarafından 22 sene de onun kulu ve elçisi HZ. MUHAMMET S.A.V.'e vahiy şeklinde indirldi, öyle çocuk mantıklı şiir kitabı iftirası değil yani) nasıl bir mantık bu nasıl bir akıl inanın anlamıyorum sizi? Neyi nasıl inkar edeceğinizi şaşırmışsınız! (Adamın biride çıkıyor ordan diyor ki arada perde varsa o zaman denizaltılar nasıl geçecek:)) Ben güldüm Allah da sizi güldürsün...Birde kaptan custo müslüman olmuş muş olmamış mış...Bide belge koymuş oraya. Ya sizin başka işiniz yok mu gitmiş adamlardan belge almış mış… O belge dediğin şeye kim inanır.(Hiç ALLAHI ve Peygamberi inkar eden adamın lafına inanılır mı, itibar edilir mi?) Ya adam müslüman olsa bile derler mi –AA evet kaptan custo çok güzel müslüman oldu... Şimdi ikindi namazından geliyor. Bak yine sarığını kafasında unutmuş, Bizde birazdan namaza gidicez...:) diye...Ya adam herhalde öyle yazacak. Hem sizene adamının imanın dan siz kendinize baksanıza. Sanki kaptan custoyla asılacak bacakları. Adam ölmüş gitmiş ki inş. İman etmiştir de gitmiştir. Biz kendi imanımıza bakalım kardeşler...
Aşağıda bi kaç tane Rabbimden ayet sizin ve bizim için. (e sizin versiyondan o zaman da var ya Kuran evrenseldir diye boşuna demedik. Bak 1400 yıl -önce yazılmış ama, senin gibiler için...)

“Bismillahirrahmanirrahim.
Biz ona şiir öğretmedik. Bu onun için gerekmez de Yasin : 69

Hayır, yemin ederim gördüklerinize ve görmediklerinize ki o Kurân elbette değerli bir elçinin sözüdür. O, bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz. Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz. Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir. Hakka : 38-43

Hayır, dediler, Muhammedin söyledikleri karmakarışık rüyalar hayır onu uydurmuş hayır o şairdir. Eğer bizim kendisine inanmamızı istiyorsa o halde bize, öncekilerin kavimlerine mucizelerle gönderildikleri gibi, o da bir mucize getirsin. Taha : 5

Cinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz derlerdi. Hayır, o ne şairdi, ne de mecnun. O gerçeği getirmiş ve Peygamber(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)leri de doğrulamıştı. Saffat : 36-37

Yoksa onlar senin hakkında, Bir şairdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetiyoruz mu diyorlar? De ki: gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. Tur : 30”

Ya hu 1400 yıldır şu basit iftiralar hiç mi değişmez, o kadar da teknoloji ilerledi?

Her harfinize tek tek cevap yazardım ama sizinle muhatap olmak istemiyorum. (Sadece üç konuya cevap yazdım oda iki mevzuyu açıkladığım halde anlamadığınızdan ikincisinide “aşikar” kelimenizden...)Çünkü siz dediğim gibi hakaret ediyorsunuz. Ben size cevap verdikçe de devam edeceksiniz bu hakaretlerinize. Ve biraz empati artık... Ya biri sizin en sevdiğinize ağza alınmayacak sözler söylese ne yaparsınız? Bu kişinin kim olduğu önemli değil. En sevdiğinize...En sevdiğinize... Bak o sevmediğin kainatın yaratılma sebebi Hz. Muhammet S.A.V. 'in inci gibi en güzel sözlerinden sadece birinde sana ve bana ve herkese derki; Kendine yapılmasını istemediğin hareketi başkasına yapma. O zaman sizde yapmayın bu çağdışı hakaretlerinizi.

Hercümerç

“Sen bunların yanlış olduğunu ispatlamadan yalan olduğunu söylersen diğerleride senin söylediklerinin yalan olduğunu ispatlamadan yalan der. Bunların yanlışlığıda bilimsel araştırmalarla ispatlanabilir düşünsel argümanlarla değil.
Bak arkadaş burda kimse kimsenin imanına kastedmiyor araştırmak isteyen şüphelenen gelip okuyor kimseye bunlar zorla okutulmuyor ama kuranın çocuklara zorla öğretilip okutulduğunu kendimden ve çevremden biliyorum.” demişsin

Babamda beni ilkokuldayken her yaz camiye gönderirdi. O dönem biraz bazı hocalarımız sertti. Sadece bir yıl gitmek istememiştim oda hocanın tavrından. E çocukluk da var... Sonuçta hoca da senin benim gibi bir insan...Mizacı sert olabilir insanın. Ama şimdi şu aklımla düşünüyorum. Babamdan ALLAH razı olsun diyorum. Beni iyi ki göndermiş. Yahu hercümerç memlekette zorla insanları kuran kurslarınamı gönderiyorlar? Hangi haberde duydun falan kursta falan şahsı zorla alı koydular diye. Baba cocuğunu yollamıştır. Ne olur yollamışsa. Kaldı ki bu memlekette kanun var, polis var jandarma var. Gider şikayette bulunur ya da gider bir medya kuruluşuna zaten Allahtan arıyorlar şikayet eder. Çok komik yani sanki memlekette insanlara zorla Kuran öğretiyorlar ki Kuran öğrenme yaşı uçtu memlekette… Aksine zorla artık Kuran öğretmiyorlar, Kuran öğrenmek zorlaştı artık bizim hayıflanmamız lazım bu konuda. He olur bi iki bişey oda kardeşim pire için yorgan yakılmaz ki...(Adam orda zorla çocuğunu karısını kızını satar kimsenin gıkı çıkmaz zorla kuran öğretiliyor diye ortalık yıkılır ki böyle birşey yoktur eminim ben bu camiada büyüdüm ben rastlamadım daha. Varsa rastlayanda söyleyin. Elimde çok güzel pire kaçırmaya yarayan ilaçlarım var. Zira yorganlar lazım e haliyle önümüz kış...
Demişsinki “kimse kimsenin imanına kastedmiyor” kastedmiyorda sevkediyor burda. Alkışlıyor. Bak adamın biri nasıl hakaret ediyor. Sizden biri de çıkıp demiyor ki ya arkadaş napıyosun hakaret etme diye. He ben o zaman size derdim ki siz bu davanızda samimisiniz. Sizden biri yanlış da olsa doğru da olsa mantıksızda olsa bir şey yazınca alkışş şak şak. Başka biri Bir şey yazınca hakaret hemde insanların candamırından. Burada bazıları için yazıyorum bunları, eminim herkes böyle değil. Ne benim yazdıklarım onları benim dediğim yola iletecektir nede onların yazıkları beni onların yoluna. Elhamdülillah. Ama bakın aklı karışık olanları Allahın yolundan ayırıyorsunuz, onlarında imanlarına sebep oluyorsunuz. Sizin günahlarınız size yetmiyor mu da başkalarınında günahlarını alıyorsunuz? Yapmayın bunu. (Ya bana hakaret edin bana istediğinizi söyleyin ama ALLAHA ve Peygambere (S.A.V.)söylemeyin. Yani söylesenizde ne olur. Hiçbirşey. GÜNEŞE ÜFLEMEK GİBİDİR sizin çabanız buradan güneş söner mi a akılsızlar. (Üfleyen kimse o üstüne alınsın) Sönmez. 1400 yıldır sizden yok mu hep vardı. Peki ne oldu islam güneşine? Bir şey oldu mu, Söndü mü? Aksine artarak çoğalarak yanmakta. Millet müslüman oluyor bizimkilerin aklı ayda... Zaten bu benim bu siteye son yazım son cevabım. Çünkü devam ettikçe onların isimlerine gelecek hakaretlerden korkuyorum, yoksa bu ilkokul mantıklı sözde bilimsel savlarınıza verecek çok cevap var. )

“nüfusa göre kesin konuşacaksak ozaman hristiyan olmamız gerekmez mi? araştır bakalım dünyada en çok inanılan din hangi din. ayrıca müslümanların sayısıda öyle milyarlarca değil 1,5 milyar.
1400 yıl değil sana göre ondan daha fazla uzun süredir yanılan milyarlarca insan var. biliyorsunki dünyada sadece müslümanlar yaşamıyor.”

Ben oradaki cümlemde “1400 yıldır milyarlarca insan yanıldı da sizmi doğrusunuz?” şuan yaşayan müslümanlarla 1400 yıldır ahirete göçmüş müslümanlarıda dahil ederek yazdım. (Milyarları bulmuşuzdur heralde:)Ya siz yanlış anladınız Ya da soruya cevap vermek istemediniz hercümerç kardeşim...Çok basit bir soru var orada. Bunca yıldır bu kadar evliya bu kadar Allah dostu(hani şakayla karışık ilaç almıişlardır ondan halisilasyon görüyorlardır dediğin) bu kadar müslüman yanıldı da sizmi doğrusunuz diyorum. (Şimdi diyebilirsiniz ki o zman teknoloji o kadr ilerlememişti, şimdi ilerledi ve biz suların karıştığını gördük bu da ayetin yanlış olduğu anlamına geliyor” bende size derim ki o bilim insanları yanlış yapıyor olabilir (bknz.. şekil A darwin) yada bilmediğimiz başka bir şey vardır. Sabredin bekleyin göreceksiniz.)
“bunu söyleme demiştim ama yine demişsin çünkü yanlış bir şeye milyarlarca insanın inanması onun doğru olduğunu kanıtlamaz. ben bunların kesin doğru olduğunuda söylemiyorum ancak elimizde olan en doğru yol atatürkünde dediği gibi "en hakiki mürşit ilimdir" yolu.”

Allah ilahi bir kitap göndermiş peygamberleri aracılığıyla. Sen şimdi diyorsun ki kardeşim tamam milyarlarca insanda inanmış ama bu doğru olduğunu göstermez. (yani aklın yolu bir de neyse) İlim de ilim diyorsun. Ona da tamam. Zaten bildiğin gibi Allahın ilk emri oku. Ama a güzel kardeşim benim bilimle açıklayamadığın şeyler var. Onlar ne olacak. Bu apaçık ortadayken neden açıklayamadığınız şeyler için acelece inkar ediyorsunuz. En basit anlatımla metafizik denen bir oldu var. Bilim hala ruhu keşfedilmiş mi yeteri kadar ama ruh var. Meleklere iman ediyoruz gördükmü hayır ama varlar. Nerden biliyoruz Allah ve Peygamberi var diyor. O diyorsa doğrudur. E bide hissediyoruz. (Kadir gecesinde köpeklere dikkat edeceksin ya bir de bayram sabahı yeryüzünü şereflendiren melekleri hissetmeye çalış kardeşim. /geçen gün dinlediğim bir hadisle daha bir başka bakıyorum artık bayram sabahlarına. Melekler caddelerde heryerde sanki bizleri karşılıyoırlar gibi. Senede iki sabah. Sende bir dikkat et bak hissedeceksin bayram sabahları diğer sabahlardan hakikaten bir başka..)Bilim gözleme eyleme dayanan bir olgu. Sen şimdi elle tutamadığına gözle göremediğine bu yoktur diyemezsin ki görünmez binlerce alem var. Hem Alem içinde Alemler var. Parapsikoloji denen bir olgu var mesela. Duru işiti Duru görü telekinezi, Astral seyehat (Evliyaullahın hallerinin parapsikolojik deyimleri), vb. birsürü şey…Sen ruhsal bir varlıksın. Ortamda olan biten bir sürü şeyi hissediyorsun, algılıyorsun. Sen evet sen, bizzat algılıyorsun. Şimdi bunları göremiyorsun ölçemiyorsun tartamıyorsun diye bunlar yokmu. Melekler yokmu. Ruh yokmu? Bu böyle uzar gider yazmakla bitmez ama şu açık ve nettir ki GÖZÜNLE GÖREMİYORSUN ÖLÇEMİYORSUN TARTAMIYORSUN DİYE O ŞEY YOK DEĞİLDİR. Bu inkar mantıklı bir davranış mı? Bana diyorsun ki kardeşim tamam ahiret var güzel diyorsun da önce onun varlığına inanmak lazım…Sonra bişey daha anlatıyorum sana mantıklı bir şekilde açıklıyorum tamam o da vardır da ama ona da inanmak lazım.E be kardeşim o na inanamk lazım buna inanmak lazım diyorsun ben sana neyi nasıl anlatayım. Diyeceksin ki bilim.( "en hakiki mürşit ilimdir" ). Tamam bilimde her şeyi bilimle açıklayamıyorsun yukarıda da yazdım. İnkar etmiyorsun sen bu çok güzel. Ama senin en büyük handikapın her şeyi bilimsel olarak açıklamak istiyorsun. Bu olanaksız kardeşim. Bilimsel olarak açıklayamadığın kanıtlayamadığın şeyler de var bu 2+2=4 kadar net ve sabit bazıları gözlerini bu gerçeklere kapatsa da. (denizlerin karışması olayı da tamamen safsatadır eminim. İnsanlar yanılır ama Allah asla yanılmaz. Ayetler yanılmaz. Diğer yazımda daha uzun açıkladım bunları tekrar anlatmayacağım.) O yüzden hercümerç kardeşim sana en büyük tavsiyem kalbinin sesini dinlemen olacaktır. Sen ruhsal bir varlıksın. Kalbini aklının önüne geçir nereye gideceğini bilen tek rehber o. Yalnız sabretmen gerekebilir. İlhamlar ve sorduğun soruların cevabı biranda gelmeyebilir. Unutma Yunus Emre Taptuk Emre nin dergahına 40 yıl odun taşıdı. (Mantıklımı? Akıl dolu bir davranış mı? (ben sana mantıksızlık yap demiyorum sen sadece kalbinin sesini dinle kardeşim. Hani ilk yazında ne kadar çok istiyorum bilemezsin dediğin şey varya onu tekrar tekrar samimi bir şekilde iste Allahtan. Göreceksin nasıl da çorap söküğü gibi sökülecek soru(n)lar...) 40 yıl boyunca da kendinin farkına varamadı. Sonunda ben bu yolda hiçbir ilerleme kaydedemedim deyip dağa çıktı ve dağda iki derviş vasıtasıyla Allah güzel bir lisan la Yunusu Emre yapan hali ona gösterdi. Neden söyledim bunu yani bazıları istiyor ki Kuranın sırları hemen önüne dökülsün. Var mı öyle 3 kuruşa 50 köfte, hemde inanmadan… (Bu yolda zehirle pişmiş aşı yüzünü bile buruşturmadan yiyebilmek mesele kolay da değil e haliyle). O nası oluyor da böyle oluyor bu nasıl oluyor da böyle oluyor. E kardeşim her şey bu kadar açık bir şekilde sunulsa o zaman herkes iman eder imtahanın bir anlamı kalmazdı. Herkes Müslüman olurdu. Burada imtahan var. İmtahan da başarılı ve başarısız gibi iki sonuç var. E sınıfı geçen olacak kalanda olacak haliyle…Daha önce de dedim şimdi de diyorum bu iş gönül ve sabır işi. Erkenden pes etmeyelim…

Kalkmışsınız mucizeleri inkar ediyorsunuz. Ya hu isminiz le bile çelişiyorsunuz. Adı üstünde muciyi bilimle nasıl açıklamayı düşünüyorsunuz. Şimdi Hz. Musanın asasıyla bir sopayla yani denizi yarmasını hangi akılla hangi ilimle açıklamayı düşünüyorsun. Adı üstünde Allahın mucizesi. Mucize yani. He açıklanan yokmudur. Vardır! Geçenlerde Discovery de denizlerin yarılmasının bilimsel olarak mümkün olabileceğini gösteren bir belgesel vardı. E şimdi buna inanman için o belgeselin yayınlanmasını mı bekleyeceksin arkadaşım. Şimdi senin mantığınla düşünürsek bu daha önce açıklanmadıysa bilimsel olarak ne yapıcaz. İnkar mı edelim dinimizi açıklanamıyor diye. Teknoloji dediğin şey şunun şurasında 20 senedir ilerledi. 20 yıl önce biz trt de 12 de istiklal marşını dinler o bip sesini duyar ve yatardık. Eskiden discoverymi vardı. Olsa bile orda yayınlanacak o kadar belgesel mi vardı, o kadar araştırmamı vardı…? Hadi daha geri ye gidelim. Elektrik yok o yok şu yok bu yok. Hiçbir şey yok ama Allahın ayetleri hala aynı değişmemiş MAŞALLAH. Ne yapacak o insanlar sana soruyorum hercümerç. İlim ne seviyede ki, Kuranda geçen onca şeye akıl getirebilsinler ilimle açıklayabilsinler gitsinler de okyanusun tabanındaki akıntıyı ölçsünler. Uydurmamı diyelim bazı cahiller gibi yoksa şiir mi diyelim. Bu ve bunu gibi birsürü olayı sen şimdi bu nasıl oluyor da böyle oluyor e bilimsel değil dersen bir asayla deniz ortadan ikiye nasıl ayrılımış ayrılamaz dersen onlar yalan dersen Allahın sıfatlarını inkar eder imanı kaybedersin arkadaşım. Açıklayamadığın yerde bitersin. Yazık değil mi? Seni ve senin gibileri Allahtan uzaklaştıran o şeyler herneyse ALLAH sizi onlardan uzaklaştırsın inşallah.

Sizin bazılarınızın tavırlarını ebu cehil gibi buluyorum.

“Bir gün Ebû Cehil, Peygamber Efendimiz'i denemek istedi. Avucunun içine taş parçaları saklayarak Peygamberimiz'in yanına gitti.''Göklerin sırrından haberin varsa ve gerçekten peygamber isen, bil bakalım avucumda gizlediklerim nedir?'' diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu: ''Elindekilerin ne olduğunu ben mi söyleyeyim? Yoksa hak peygamber olduğumu avucunda sakladıkların mı söylesin?'' Ebû Cehil, ''İkinci teklifin mümkün değil, olamaz'' dedi. Peygamber Efedimiz, ''Allah'ın kudreti, daha da ötesine kadirdir'' buyurduğunda Ebû Cehil'in elindeki taşlar kelime-i şehadet getirmeye başladılar. Her bir taş ''lâ ilâhe illallah, Muhammeden Resûlullah'' dedi.Ebû Cehil taşlardan bu sözleri duyunca öfkeyle onları yere attı.”

Şimdi bunu okuyunca bu ne yaa diyenler eminim olacaktır. Ya biz hadisleri çoktan inkar ettik ayetleri inkarda arkadaşlarımızla yarışıyoruz o kainatı durdurabilecek aklımızla:) sen bize hikaye anlatıyorsun. Şunu vurgulamak istedim adamın elinin içindeki taşlar konuştu da o cehaletin babası iman etmedi. Sen sihirbazsın dedi sen şairsin dedi. Böyle bir kayıp varmı? Şuan yapılanda bundan farksız değil. Bende size dedim ki “İnanmak için Evinizde ki mobilyaların Allah birdir Hz. Muhammet(S.A.V) onun kulu ve ELÇİSİDİR diye ille konuşmasını mı bekliyorsunuz yada ağaçların koşarak size gelip hadi inan artık demesini mi?”

Bilimi Allahın ayetlerinin üstünde tutmayın! ALLAHIN ayetlerini yanılma payı olan kulların tutarsız yanlışlarına heba etmeyin…Elbette Allahın ayetleri bilimle açıklanabilir ama açıklanamayan da olacaktır. Hem Allahın Ya da Peygamber efendimizin (S.A.V.) öyle bir savı varmı? Bütün ayetler bilimsel olarak açıklanabilir diye bir ayet var mı ki? Yok. Eee öyleyse neden bu herşeyi bilimle açıklama merakınız. Bazılarının ki inkar dan. O belli ve açık. Ama bazılarınızı anlamıyorum. Adam alıyo o aciz aklıyla Kuranı şiir kitabı alır gibi. Açıyor sanki molla kasım edasıyla.(Bilirmisin molla kasımı, hani bir nehir kıyısında Yunus Emre'nin şiirlerini eline alır okur beğenmez yırtar atar, öteki öteki derken bir şiire gelir ki mısralar aynen şunlardır...

Ben dervişim diyene
Bir ün edesim gelir
Tanıyuban şimdiden
Varup yetesim gelir

Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstüne
Evler yapasım gelir

Altında gayya vardır
İçi nâr ile pürdür
Varıp ol gölgelikte
Biraz yatasım gelir

Ta'n eylemen hocalar
Hatırınız hoş olsun
Varuban ol tamu'da
Biraz yanasım gelir

Ben günahımca yanam
Rahmet suyunda yunam
İki kanat takınam
Biraz uçasım gelir

Andan Cennet'e varam
Hak'kı Cennet'te görem
Hûri ile gılmanı
Bir bir koçasım gelir

Derviş Yunus bu sözü
Eğri büğrü söyleme
Seni sıygaya çeker
Bir Molla Kasım gelir... Molla kasım bu şiirler karşılastığında ” Eyvah ! koskoca umman benim bu halimi yüz yıl öncesinden görmüşte ben onun hakikatini gözümün önündeyken dahi görememişim’ demiştir. Bu sebepledir ki kendisine ” Eyvah dedirten umman” denir. Eyvah dedirtmeyin arkadaşlar. Kuran asla bir şiir kitabı değil. Molla kasım edasıyla savurmayın sizin için yazılan o değerli ayetleri. Dönüşü olmayan ayrılıklara girmeyin. Firavun gibi yazık etmeyin kendinize son anda iman etmeyin. Vakit varken Azrail kapıyı çalmadan gelin Allaha ve peygamberine itaat edin. Nuhun oğlu gibi yapmayın boğulmadan kurtarın kendinizi Allahın ipine sıkı sıkıya sarılın. Benim size söyleyeceklerim bu kadar arkadaşlar. Rabbim tertemiz imanlar nasip etsin hepimize inşallah. Onunla güzelce konuşabilmeyi bembeyaz ellerle ve yüzlerle el açabilmeyi nasip etsin hepimize…. ALLAH ona olan AŞKIMIZI ARTTIRSIN İNŞALLAH. Bizi yolundan ayırmasın. Haydi kalın sağlıcakla vesselam…

taylan
22-09-2010, 00:09
Geçenlerde Discovery de denizlerin yarılmasının bilimsel olarak mümkün olabileceğini gösteren bir belgesel vardı.

Bir asayı yere vurarak değildir herhalde. Bir denizi ikiye ayırabilecek güçte bir rüzgar hareketinin ya da enerjinin herneyse yarılmış denizin içinden geçen kişileri de silip süpürmesi gerekir. Görüyoruz ki Musa ve tayfası bu işten ne hikmetse sağ salim kurtulmuş.

Muhtemelen delta benzeri bi yerden geçmişlerdir. Nil deltası gibi bi yer mesela. Suyun çekilmesi için beklemişlerdir. Sular çekilince geçip gitmişlerdir. Bu şekilde olmuştur. Tabi Musa diye biri yaşamışsa.

tamercosgun
23-09-2010, 19:40
arkadaşlar bu nasıl bir ilimdir, mucizeyi felan bir yere bırakalım ama şu gerceği nasıl inkar edebiliyoruz; yüzey gerilimi nedeniyle iki sıvının birbirine karışmadığı bugun lise kitaplarından tutunda üniverste kitaplarına kadar okutulan ve genel kabul gören bir kanundur. Bunun yorumu farklı bir olaydır ama bilimsel bir gerceği sırf bir Dini inanışı yalanlamak için nasıl saptırılrak anlatılır bunu anlatan arkadaşların ilim dururmlarında şüpheye düşmemek elde mi; ayrıca bu konunun eski kaynaklarda olduğunu söyleyen arkadaşlar bana tambir dipnot verebilir mi tarihciyim temel kaynağa sanırım ulaşabilirim. ne kadar bilmediğim şey varmış oysa fen-edebiyat mezunları kitapta yazılı olmayan herkesin ulaşamadığı tarihi araştırr demekki bizim proflar bize tam ders verememiş hayret; yazık yaa bilim böyle olmaz. Şüpheci melek taamamen safsatacıdır hiçbir ilminin olduğuna da inanmıyorum; heralde çoğunuzun kaynağı o.

taylan
23-09-2010, 21:57
Hiç bir şey beni bir denizi ikiye yarabilecek denli güçlü bir hava hareketinin o aralıktan geçecek bir kafileyi dümdüz etmeyeceği konusunda ikna edemez.

Bu tam anlamıyla bir saçmalık. Bir denizi ikiye yarabilecek şey ancak çok şiddetli bir fay kırılması olabilir o da oldukça kısa sürer. 1999'da Değirmendere'de gözlenmiş. Kızıldeniz de böyle bir aktif alan yok bildiğim kadarıyla.

Bununla ilgili hiç bir jeolojik veri yok, böyle bir olay madem olmuş neden belli aralıklarla tekrarlanmadı?

Madem bu deniz yarıldı, denizin dibindeki arazi düz değil uçurumlar, yarlar var, deniz tabanı bozkır arazisi mi nası yürüyüp geçiosun hacı???

İnancın nasıl bir zihin bozukluğu olduğu ortada. Şu saçmalığa inanan biriyle bilim adına ne konuşulur ki?

Deniz ikiye yarılıyor, içinden bir kafile geçiyor, o kafileyi takip eden askeri bir birlik tam geçecekken deniz tekrar birleşiyor.

Hadi be....

tamercosgun
23-09-2010, 23:26
Hiç bir şey beni bir denizi ikiye yarabilecek denli güçlü bir hava hareketinin o aralıktan geçecek bir kafileyi dümdüz etmeyeceği konusunda ikna edemez.

Bu tam anlamıyla bir saçmalık. Bir denizi ikiye yarabilecek şey ancak çok şiddetli bir fay kırılması olabilir o da oldukça kısa sürer. 1999'da Değirmendere'de gözlenmiş. Kızıldeniz de böyle bir aktif alan yok bildiğim kadarıyla.

Bununla ilgili hiç bir jeolojik veri yok, böyle bir olay madem olmuş neden belli aralıklarla tekrarlanmadı?

Madem bu deniz yarıldı, denizin dibindeki arazi düz değil uçurumlar, yarlar var, deniz tabanı bozkır arazisi mi nası yürüyüp geçiosun hacı???

İnancın nasıl bir zihin bozukluğu olduğu ortada. Şu saçmalığa inanan biriyle bilim adına ne konuşulur ki?

Deniz ikiye yarılıyor, içinden bir kafile geçiyor, o kafileyi takip eden askeri bir birlik tam geçecekken deniz tekrar birleşiyor.

Hadi be....
benim anlattığım konu yani yüzey gerilimi konusu ile senin anlattığın konu arasında nasıl bir bağlantı kurdun, yüzey gerilimi ile denizin yarılması arasında bir bağlantı olduğunu iddaa etmedim ki!!!. sen heralde benim ne dediğimi anlamadın, yani benm isyan ettiğim nokta farklı.

taylan
24-09-2010, 00:23
Tamer ben senin mesajına istinaden yazmadım rahat ol:) Başlığı açan kişinin iddiasına yorum yazdım. Seninle bir alakası yok. Mucize İddiaları bölümüne bakabilirsin.

batur
24-09-2010, 10:27
Sayın bulutorion;

Burada sürekli hakarete maruz kaldığınızı söylemişsiniz. Haklısınız insanların değerlerine söz söylenmesi onları incitir. Ancak aynı şekilde sizinde buradaki insanların araştırma haklarına saygı duymanız gerekir. Burada ki kişiler islama karşı ön yargılı olsalar bile. Belkide bu kişiler önceleri islamı yaşayan insanlardı ve kuranı okuduktan sonra fikirleri değişti. Benim hayattan anladığım insanlar benzer durumlara farklı tepkiler verebiliyor. Herkez aynı düşünemiyor. Aynı hislere sahip olamıyor. Kimseye benim gibi düşüneceksin diye dayatamayız. Tüm yazdıklarınızı okudum, nasıl ki buradaki arkadaşların islama karşı art niyetli olduklarından bahsetmişsiniz siz de islamdan başka bir düşünce anlayışına küçük bir tebessüm bile göstermiyorsunuz. Sizde önyargılısınız yani. Bir an bile islamın gerçek olamayacağını düşünemiyorsunuz, bu sizin hanenize yazılmış bir eksidir. Bu erdemi gösteremedikçe karşınızdan islamın gerçek olduğu fikrinin düşünülmesini bekleyemezsiniz.

demişsinizki Kuran'ın 22 yılda inmesi insanların onu kabul edebilmesi için olması gereken bir süredir. Yoksa insana birden bire böyle bir yük yüklenirse ağır olur. birde kafasına göre yaşayan bir insanı örnek göstermişsiniz. Hac, namaz, iyi bir insan olma, hiçbir canlıyı incitmeme vs. bunlar islamdan önce de olan şeyler. Yani islamın getirdikleri insanları şoka uğratacak, aa bunlarda ne denilecek şeyler değil. o yüzden olan şeyler neden bu kadar uzun bir zamanda geliyor. Bir çok şey gibi sorgulamaya değer.

Birde demişsiniz ki melekler var nerden biliyoruz? Allah ve Peygamber diyor... Peki ama Allah Peygamber dediği için var, bir Yaratan var ise bu Yaratanın Kuran da geçen Yaratan olup olmadığını araştırmamız gerek. Bu da sorgulamaya değer. Yani herkez sizin gibi Peygamberin her sözünü peşinen kabul etmek zorunda değil.

Birde kendinize sorun ama lütfen sorun. Küçükken babanız tarafından camiye Kuran öğrenmeye gönderilmişsiniz. hristiyan bir ana babadan bir Avrupa ülkesinde doğsaydınız, babanız tarafından bu kez Kiliseye İncil öğrenmeye gönderilseydiniz şu başlıkta hristiyanlığın eleştiri sayfası olsaydı, İncili mi savunuyor olurdunuz. Başka hiçbir inanışa beyninizde bir saniyelik dahi yer yokken, bir hiristiyandan bir yahudiden, budistten, hindudan bir binlerce inanıştan bu anlayışı bu sevgiyi nasıl beklersiniz.

Diyorsunuz ki ya islam doğruysa, o zaman haliniz ne olacak.. Siz kendinize hiç sordunuz mu ki ya hristiyanlık doğruysa o zaman ne olacak. İslam inançların maksimum yüzde yirmisini oluşturur. geriye yüzde seksen kalır. Ya bu yüzde seksenden bir oran doğruysa, ya da yüzde yüzü yanlışsa..

Demişsinizki dünyada bir buçuk milyar müslüman var ve müslümanların sayısı hızla artmakta.. İslamda bahsi geçen Müslüman profiline uygun birbuçuk milyar insan yok yer yüzünde, bir buçuk milyon bile yok. Bunu kötülemek için ya da işte insanlar müslümanlığı tam uygulayamıyorlar veya herkez dört dörtlük değil anlamlarına gelecek şekilde söylemiyorum. benim söylediğim yer yüzünde bir buçuk milyara yakın geleneklerine göre yaşayan insan var. Annelerimiz babalarımız bizi camiye göndermiş, anneleri babaları kendilerini camiye gönderdikleri için.. ve havraya göndermedikleri için..

Dikkat ettiyseniz İslama yansız yaklaşmaya çalıştım. Ama diğerlerine, varlığa ve yokluğa şans tanıdım.

Saygılarımla

tamercosgun
24-09-2010, 18:27
Tamer ben senin mesajına istinaden yazmadım rahat ol:) Başlığı açan kişinin iddiasına yorum yazdım. Seninle bir alakası yok. Mucize İddiaları bölümüne bakabilirsin.
anladım. ama benim dediğim olayın ilginc yanı bilimsel olarak kabul edilmiş kanunlar herhangi bir inanc için yok kabul edilemez. neredeyse bireyler yüzey gerilimi diye birşey yok demeye kadar ileri gitmişler ya bu bilinen bir gercek hem söz konusu olayın ifadesinde kullanılan yüzey gerilimi ifadesi yanlıştır iki sıvının birbirine karışmamasına yüzeylerarası(arayüzey gerilimi) gerilim denir.

tamercosgun
24-09-2010, 18:40
Sayın bulutorion;

Burada sürekli hakarete maruz kaldığınızı söylemişsiniz. Haklısınız insanların değerlerine söz söylenmesi onları incitir. Ancak aynı şekilde sizinde buradaki insanların araştırma haklarına saygı duymanız gerekir. Burada ki kişiler islama karşı ön yargılı olsalar bile. Belkide bu kişiler önceleri islamı yaşayan insanlardı ve kuranı okuduktan sonra fikirleri değişti. Benim hayattan anladığım insanlar benzer durumlara farklı tepkiler verebiliyor. Herkez aynı düşünemiyor. Aynı hislere sahip olamıyor. Kimseye benim gibi düşüneceksin diye dayatamayız. Tüm yazdıklarınızı okudum, nasıl ki buradaki arkadaşların islama karşı art niyetli olduklarından bahsetmişsiniz siz de islamdan başka bir düşünce anlayışına küçük bir tebessüm bile göstermiyorsunuz. Sizde önyargılısınız yani. Bir an bile islamın gerçek olamayacağını düşünemiyorsunuz, bu sizin hanenize yazılmış bir eksidir. Bu erdemi gösteremedikçe karşınızdan islamın gerçek olduğu fikrinin düşünülmesini bekleyemezsiniz.

demişsinizki Kuran'ın 22 yılda inmesi insanların onu kabul edebilmesi için olması gereken bir süredir. Yoksa insana birden bire böyle bir yük yüklenirse ağır olur. birde kafasına göre yaşayan bir insanı örnek göstermişsiniz. Hac, namaz, iyi bir insan olma, hiçbir canlıyı incitmeme vs. bunlar islamdan önce de olan şeyler. Yani islamın getirdikleri insanları şoka uğratacak, aa bunlarda ne denilecek şeyler değil. o yüzden olan şeyler neden bu kadar uzun bir zamanda geliyor. Bir çok şey gibi sorgulamaya değer.

Birde demişsiniz ki melekler var nerden biliyoruz? Allah ve Peygamber diyor... Peki ama Allah Peygamber dediği için var, bir Yaratan var ise bu Yaratanın Kuran da geçen Yaratan olup olmadığını araştırmamız gerek. Bu da sorgulamaya değer. Yani herkez sizin gibi Peygamberin her sözünü peşinen kabul etmek zorunda değil.

Birde kendinize sorun ama lütfen sorun. Küçükken babanız tarafından camiye Kuran öğrenmeye gönderilmişsiniz. hristiyan bir ana babadan bir Avrupa ülkesinde doğsaydınız, babanız tarafından bu kez Kiliseye İncil öğrenmeye gönderilseydiniz şu başlıkta hristiyanlığın eleştiri sayfası olsaydı, İncili mi savunuyor olurdunuz. Başka hiçbir inanışa beyninizde bir saniyelik dahi yer yokken, bir hiristiyandan bir yahudiden, budistten, hindudan bir binlerce inanıştan bu anlayışı bu sevgiyi nasıl beklersiniz.

Diyorsunuz ki ya islam doğruysa, o zaman haliniz ne olacak.. Siz kendinize hiç sordunuz mu ki ya hristiyanlık doğruysa o zaman ne olacak. İslam inançların maksimum yüzde yirmisini oluşturur. geriye yüzde seksen kalır. Ya bu yüzde seksenden bir oran doğruysa, ya da yüzde yüzü yanlışsa..

Demişsinizki dünyada bir buçuk milyar müslüman var ve müslümanların sayısı hızla artmakta.. İslamda bahsi geçen Müslüman profiline uygun birbuçuk milyar insan yok yer yüzünde, bir buçuk milyon bile yok. Bunu kötülemek için ya da işte insanlar müslümanlığı tam uygulayamıyorlar veya herkez dört dörtlük değil anlamlarına gelecek şekilde söylemiyorum. benim söylediğim yer yüzünde bir buçuk milyara yakın geleneklerine göre yaşayan insan var. Annelerimiz babalarımız bizi camiye göndermiş, anneleri babaları kendilerini camiye gönderdikleri için.. ve havraya göndermedikleri için..

Dikkat ettiyseniz İslama yansız yaklaşmaya çalıştım. Ama diğerlerine, varlığa ve yokluğa şans tanıdım.

Saygılarımla
Müsliman olmanın ilk şartı şehadet getirmektir. peki şehadet neden bukadar önemli? çünkü Kuran bizim müslimanlığı seçerken şehadet etmemizi yani şahidlik etmemizi ister;çünkü Kuran'da birinci ilke, Allh'ın ayetlerni araştırma ve doğruluğunu onaylama bu sürecten sonra Allah'a imanını ilmen seviyeye getirmektir. Yani Allah bizden Kuran'ı araştırmamızı istiyor. dolaysıyla Kuran'a yönelik eleştiriler ve çeşitli iddaalar olabilir bize düşen bu iddaaları ve eleştirileri güzel karşılama ve anlaşılır bir dille ilmen cevaplamadır. tam tersi bir durum yani kızma yada ağır hakaretlerde bulunma bir müslimana yakışmayan harekettir; herşeyden önce Kuran'a karşı gelmedir.



saygılarımla...

AerA
25-09-2010, 17:40
Denizlerin birbirine karışmaması gibi bir safsata söz konusu olamaz.
Cebelitarık'tan Akdenize giren su girişini hemen şu linkten okuyabilmeniz mümkün : http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/cevre/s-497-9.pdf Bu su girişi Akdeniz'in tuzluluk oranını belirliyor.

Kaldı ki Akdenize giren canlı türleride bulunmaktadır. Bunula ilgili olarak Tübitak bir yaz kampı yapmıştı. Bu yaz kampının basına duyurulmasında kullanılan belgenin ikinci sayfasında bundan bahsediyor. http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/basin/aciklama/08-29-07-sualti.doc

İsteyene bununla ilgili bir çalışmanın linkinide veriyorum : http://journals.tubitak.gov.tr/zoology/issues/zoo-99-23-ek2/zoo-23-ek2-17-96048.pdf Çalışanın özet bölümünde, ilk sayfada, tür geçişinden bahsetmekle beraber, isteyen tamamını okur. Zaten geçiş yapan türlerden birisi hakkında bir çalışmadır.

Suyuda birbirine geçiyor, canlı türleride birbirine geçiyor...

Birileri halen suyun içindeki bir perde ile bu geçişin olmadığında ısrarcı.

tamercosgun
26-09-2010, 00:54
Denizlerin birbirine karışmaması gibi bir safsata söz konusu olamaz.
Cebelitarık'tan Akdenize giren su girişini hemen şu linkten okuyabilmeniz mümkün : http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/cevre/s-497-9.pdf Bu su girişi Akdeniz'in tuzluluk oranını belirliyor.

Kaldı ki Akdenize giren canlı türleride bulunmaktadır. Bunula ilgili olarak Tübitak bir yaz kampı yapmıştı. Bu yaz kampının basına duyurulmasında kullanılan belgenin ikinci sayfasında bundan bahsediyor. http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/basin/aciklama/08-29-07-sualti.doc

İsteyene bununla ilgili bir çalışmanın linkinide veriyorum : http://journals.tubitak.gov.tr/zoology/issues/zoo-99-23-ek2/zoo-23-ek2-17-96048.pdf Çalışanın özet bölümünde, ilk sayfada, tür geçişinden bahsetmekle beraber, isteyen tamamını okur. Zaten geçiş yapan türlerden birisi hakkında bir çalışmadır.

Suyuda birbirine geçiyor, canlı türleride birbirine geçiyor...

Birileri halen suyun içindeki bir perde ile bu geçişin olmadığında ısrarcı.
(http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=9330)AerA (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=9330) http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/statusicon/user_offline.gif: Cebelitarık'tan Akdenize giren su girişini hemen şu linkten okuyabilmeniz mümkün : http://www.biltek.tubitak.gov.tr/hab...re/s-497-9.pdf (http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/cevre/s-497-9.pdf) Bu su girişi Akdeniz'in tuzluluk oranını belirliyor.
benim yazdıklarımla bu yazı arasında bir bağlantı kuramadım.

Ama denizlerin bir perde gibi kilometrelerce karışmaması gibi bir durum zaten sözkonusu değildir en azında şimdiki bilimsel bilgiler bunu gösternektedir.

Ancak yoğunluk farkından dolayı yüzeyler arası gerillimin belli noktada varlığı tabiki inkar edilemez bir bilmsel gerçektir. bu konu ile ilgili bir önceki sayfalrda arkadaşlar fotoğraf yüklemiş orayada bakabilirsiniz.

Aksini ıspat eden yani yüzeylararası gerilime rağmen böylesi bir gerilimin iki denizin karşılaşan sularında olmadığını gösteren bilimsel bir makale verirmisin lütfen. Ben bulamadımda.

AerA
26-09-2010, 01:08
Sayın tamercoskun ;

Siz daha forumumuzun üyesi değil iken, benzeri bir başlıkta bir grup kitle, denizlerden (ne menen bir sebepten bilmiyorum ama hep Akdeniz olurdu) ne su ne tür geçişinin olmadığından dem vururlardı. Hatta bazıları Cebelitarık'tan su geçişi olmadığını keşfeden Cousteau'nun müslüman olduğunu bile iddia etmişlerdir. Kaldı ki Cousteau Hristiyan inançları doğrultusunda defn edilmiş ve asılsız iddia, Cousteau Vakfı tarafından, rahatsız edici boyuta ulaşınca aydınlatılmıştır.

Son bir kaç gün boyunca forumdaki bu konuya ilgi olunca, okuyan arkadaşlarımız eklediğim çalışmalardan da faydalansın istedim.

Birisine yönelik bir mesaj yazacağım zaman, kişinin ilgili cümlesini alıntılar yada kendi cümleme sayın ....... şeklinde başlarım.

Misal ;

Aksini ıspat eden yani yüzeylararası gerilime rağmen böylesi bir gerilimin iki denizin karşılaşan sularında olmadığını gösteren bilimsel bir makale verirmisin lütfen. Ben bulamadımda.

İki sıvının sınır yüzeyine ait "arayüzey gerilimi" bilinen bir gerçektir. Bu gerilimi minimuma indirmek için "Yüzey Aktif Maddeler" kullanılmaktadır mesela. Bu yüzden, olmadığından dem vuran bir bilimsel makale olamaz. Bulamamanız çok normal.

Esen kalınız.

tamercosgun
26-09-2010, 14:45
Sayın tamercoskun ;

Siz daha forumumuzun üyesi değil iken, benzeri bir başlıkta bir grup kitle, denizlerden (ne menen bir sebepten bilmiyorum ama hep Akdeniz olurdu) ne su ne tür geçişinin olmadığından dem vururlardı. Hatta bazıları Cebelitarık'tan su geçişi olmadığını keşfeden Cousteau'nun müslüman olduğunu bile iddia etmişlerdir. Kaldı ki Cousteau Hristiyan inançları doğrultusunda defn edilmiş ve asılsız iddia, Cousteau Vakfı tarafından, rahatsız edici boyuta ulaşınca aydınlatılmıştır.

Son bir kaç gün boyunca forumdaki bu konuya ilgi olunca, okuyan arkadaşlarımız eklediğim çalışmalardan da faydalansın istedim.

Birisine yönelik bir mesaj yazacağım zaman, kişinin ilgili cümlesini alıntılar yada kendi cümleme sayın ....... şeklinde başlarım.

Misal ;



İki sıvının sınır yüzeyine ait "arayüzey gerilimi" bilinen bir gerçektir. Bu gerilimi minimuma indirmek için "Yüzey Aktif Maddeler" kullanılmaktadır mesela. Bu yüzden, olmadığından dem vuran bir bilimsel makale olamaz. Bulamamanız çok normal.

Esen kalınız.
ıspatlanması istediğim şey araştırırsanız vardır. İki farklı denizin sularının farklı yoğunlukta olduklarından dolayı kısada olsa yüzeylerarası gerilim yaşanmaktadır buna hiç yok demek tamamen bir cehalettir.İtiraz ettiğim nokta budur .Ayrıca Kuran;'ı Kerimdeki ayetlerde tambir yer belirtme gibi birşey sözkonusu değildir. ayrıca bu konuda verilen bazı ayetler arasında da yanlış bağlantılar kurulmuş bunu ayrıca tartışabilirim. Tekrar ediyorum kilometrelerce uzunlugunda birbirine karışmayan deniz söz konusu değildir en azından şimdilik mümkün gibi görünmüyor. Ama şunuda vurguluyorum denizleri daha tam keşfetmiş değiliz.


Saygılarımla

AerA
26-09-2010, 14:54
ıspatlanması istediğim şey araştırırsanız vardır. İki farklı denizin sularının farklı yoğunlukta olduklarından dolayı kısada olsa yüzeylerarası gerilim yaşanmaktadır buna hiç yok demek tamamen bir cehalettir.
Saygılarımla

Sayın tamercosgun ;

Bende aynısını söylüyorum zaten. İki sıvının birbirine karışmaması için sadece yoğunluk farkı yeterli değildir. Örnek olarak mürekkep ve suyu verebiliriz. Difüzyon kuvveti her daim sınır yüzey gerilimlerini yenecektir. İki sıvının karışmaması için basitçe birinin polar, diğerinin apolar olması, aynı şekilde yoğunluklarında da farkedilir bir büyüklük farkı olması gerekmekte. (Etil Eter-Su karışımı)

Bu bağlamda deniz suları karışamaz, karışmaz, kısmen karışır v.b. söylemler sadece havanda su dövmektir.

esen kalınız.

hercümerç
26-09-2010, 15:04
bulutorion (http://turandursun.com/forumlar/member.php?u=10628)

Verdiğin cevaplar için ve benimle tartıştığın için teşekkür ederim. Yazdıklarına filhakika verilecek çok cevabım var ama sen yoksan onlarında bir anlamı yok. Daha öncede dediğim gibi yaratandan dilerim sen doğruysan bana seni, ben doğruysam sana beni buldursun. Ondan neredeyse tüm dualarımda beni doğrudan ayırmamasını dilemiştim kendimi şimdilik burada buldum. Belkide yarın başka biryerde veyahut eski yerimde bulurum, belkide benim için asıl doğru olan buralardan geçip oralara varmaktır.

Deep Impact
27-09-2010, 00:11
arkadaşlar bu nasıl bir ilimdir, mucizeyi felan bir yere bırakalım ama şu gerceği nasıl inkar edebiliyoruz; yüzey gerilimi nedeniyle iki sıvının birbirine karışmadığı bugun lise kitaplarından tutunda üniverste kitaplarına kadar okutulan ve genel kabul gören bir kanundur. Bunun yorumu farklı bir olaydır ama bilimsel bir gerceği sırf bir Dini inanışı yalanlamak için nasıl saptırılrak anlatılır bunu anlatan arkadaşların ilim dururmlarında şüpheye düşmemek elde mi; ayrıca bu konunun eski kaynaklarda olduğunu söyleyen arkadaşlar bana tambir dipnot verebilir mi tarihciyim temel kaynağa sanırım ulaşabilirim. ne kadar bilmediğim şey varmış oysa fen-edebiyat mezunları kitapta yazılı olmayan herkesin ulaşamadığı tarihi araştırr demekki bizim proflar bize tam ders verememiş hayret; yazık yaa bilim böyle olmaz. Şüpheci melek taamamen safsatacıdır hiçbir ilminin olduğuna da inanmıyorum; heralde çoğunuzun kaynağı o.

Tüm konuyu okudum, Müslümanlardan bir örnek bulamadım. Haklısınız yüzey gerilimi bir olgudur ancak burda işlemez. Birbirine karışmayan denizlere örnek verir misiniz?

tamercosgun
27-09-2010, 00:45
Cebelitarık boğazı, Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’in sular ancak burda suların açıklamalrımda da ifade ettiğim gibi kilometrelerce karışmaması söz konusu değildir. Bu karışmama işlemi suların ilk karşılaştığı noktada sözkonusudur ve daha sonra sular birbirine karışır. Bunu hangi kaynaktan araştırrsanız araştırın bu böyledir. Hatta formun başlarında bunla ilgili gröüntüleri arkadaşlar paylaşmıştır.

tamercosgun
27-09-2010, 00:48
Tüm konuyu okudum, Müslümanlardan bir örnek bulamadım. Haklısınız yüzey gerilimi bir olgudur ancak burda işlemez. Birbirine karışmayan denizlere örnek verir misiniz?
Cebelitarık boğazı, Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’in suları örnek olarak verilebilir. ancak burda suların kilometrelerce karışmaması söz konusu değildir. Bu karışmama işlemi suların ilk karşılaştığı noktada sözkonusudur ve daha sonra sular birbirine karışır. Bunu hangi kaynaktan araştırrsanız araştırın bu böyledir. Hatta formun başlarında bunla ilgili gröüntüleri arkadaşlar paylaşmıştır. Lütfen sizde karşı tezinizi belgeleyn bir kaynak gösterirmisinz.

demos cratos
27-09-2010, 16:59
[URL="http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=9330"]
benim yazdıklarımla bu yazı arasında bir bağlantı kuramadım.

Ama denizlerin bir perde gibi kilometrelerce karışmaması gibi bir durum zaten sözkonusu değildir en azında şimdiki bilimsel bilgiler bunu gösternektedir.

Ancak yoğunluk farkından dolayı yüzeyler arası gerillimin belli noktada varlığı tabiki inkar edilemez bir bilmsel gerçektir. bu konu ile ilgili bir önceki sayfalrda arkadaşlar fotoğraf yüklemiş orayada bakabilirsiniz.

Aksini ıspat eden yani yüzeylararası gerilime rağmen böylesi bir gerilimin iki denizin karşılaşan sularında olmadığını gösteren bilimsel bir makale verirmisin lütfen. Ben bulamadımda.


Tam olarak ne demek istiyorsunuz?

Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?

tamercosgun
27-09-2010, 20:01
ispat: farklı yoğunluktaki denizler karşılaştıkları noktada, sınırlı bir alanda yüzeylerarası gerilimden dolayı karışmazlar . cebelitarık boğazındaki karışmama gibi.

Bu sitede bu olayı yanlış değerlendirmişler anladığım kadarıyla site çalışanları birbirine karışmayan iki deniz arıyor. Ama üzerinde durulması gereken nokta, karşılaşma anında karışmanın olup omadığının araştırılması. benim dediğim artık iddaa olmaktan öte, bilimsel bir gerçektir.

saygılarımla....

AerA
27-09-2010, 20:06
ispat: farklı yoğunluktaki denizler karşılaştıkları noktada, sınırlı bir alanda yüzeylerarası gerilimden dolayı karışmazlar . cebelitarık boğazındaki karışmama gibi.

Dostum tamercoskun ;

Cebelitarık boğazında suların karışmadığına dair kanıya nasıl vardınız?
Yüzey gerilimi tonlarca suyun ağırlığını maskeleyebilir mi?
Yüzey gerilimi fiziko kimyasal difüzlenme kuvvetlerini yenebilir mi?

Cebelitarık'ta sular alenen karışmaktadır. Ve bu karışmayı ne yüzey gerilimi ne başka bir nane engeleyememektedir. Hal böyle iken nasıl karışmıyor dersiniz ki?

Esenlikler dilerim.

tamercosgun
27-09-2010, 20:35
Ben gerekli bütün açıklamaları yaptım iş bundan sonra biraz iddaaya gidiyor gibi geldi bana. bana cebelitarık boğazında yada başka denizlerde iki farklı yoğunluğa sahip deniz suyunun yüzeylararası gerilime rağmen karışmadığını gösteren bir kaynak verin lütfen. sizden isteğim bu. Böyle bir kaynak yok. Ama tekrarlıyorum deniz sularıının belli bir alandan sonra karıştığına itiraz etmiyorum. siz hepiniz sitedeki yazıdan yola çıktığınız için yanılıyorsunuz. Yani neden buna karşı çıktığınızıda anlamışda değillim!!!

saygılarımla.....

AerA
27-09-2010, 20:44
Ben gerekli bütün açıklamaları yaptım iş bundan sonra biraz iddaaya gidiyor gibi geldi bana. bana cebelitarık boğazında yada başka denizlerde iki farklı yoğunluğa sahip deniz suyunun yüzeylararası gerilime rağmen karışmadığını gösteren bir kaynak verin lütfen. sizden isteğim bu. Böyle bir kaynak yok. Ama tekrarlıyorum deniz sularıının belli bir alandan sonra karıştığına itiraz etmiyorum. siz hepiniz sitedeki yazıdan yola çıktığınız için yanılıyorsunuz. Yani neden buna karşı çıktığınızıda anlamışda değillim!!!

saygılarımla.....

Dostum tamercosgun ;

Karışmadığını gösteren bir kaynak olamaz. Karışıyorlar çünkü. Ayrıca okuduğunuz yazı sizin kafanızı karıştırmış herhalde. Kusura bakmayın ama başlığa bir daha bakınız : "Denizlerin Birbirine Karışmaması" iddiası çürütülüyor. Karışıyorlar yani. Sitedeki yazı gayet açık. Denizler birbirine karışır. Bu Karun Kahyanın karışmaz iddiasını çürütür.

"Ama tekrarlıyorum deniz sularıının belli bir alandan sonra karıştığına itiraz etmiyorum" ,

O belli bir alanı belirleyen etmenler neymiş? Neredeymiş bu belli alan? Bilgilendiriniz...

Esenlikler dilerim.

tamercosgun
27-09-2010, 22:44
Ben okuduğum yazıyı gayet iyi anladım, bir iddaada bulunuyorsunuz ve diyorum ki suların karşılaştığı noktada (cebelitarık bogazı gibi) sular karışmaz bu bilnen bir gerçektir. Bilimseldir diyorum aksini ispat edin diyorum böyle bir kaynak olamaz diyorsun. Bence bilimin bittiği nokta tamda burası istersen daha fzla değerlendirme yapma. site tamamen konuya yanlış bir noktadan balıklamaya girmiştir. Şimdi sizde bunu doğrulamaya çalışmayın.


O belli bir alanı belirleyen etmenler neymiş? Neredeymiş bu belli alan? Bilgilendiriniz...


bu cümleyede offfff aera diyorum; ben şimdiye kadar yazdıklarıma ne anlattım acaba!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

saygılarımla....

AerA
27-09-2010, 22:51
Ben okuduğum yazıyı gayet iyi anladım, bir iddaada bulunuyorsunuz ve diyorum ki suların karşılaştığı noktada (cebelitarık bogazı gibi) sular karışmaz bu bilnen bir gerçektir. Bilimseldir diyorum aksini ispat edin diyorum böyle bir kaynak olamaz diyorsun.

Sayın tamercogun ;

Sular karışmaz diyen bir konu değildir bu. Karışır diyen bir konudur. Kaldı ki birbirine karışan suyun karışmadığına dair kanıtı nasıl bulabiliriz ki? Karışmaz diyen sizsiniz. Öyle ise şu biliminizi konuşturunda suların karşılaştıkları noktadan karışmadıklarını bir gösterin...

Bu kadar basit. Karışmadıkları nokta neresi? Neden bu noktada karışmazlar?

Böyle bir kaynak olamz dediğimiz nokta "Suların karışMAMAsı".

Sizde diyorsunuz ki bir noktada karışmazlar...Neresiymiş o nokta? Neden o noktada karışmıyorlarmış? İzah edin diyorum yahu... Söyleyecek bir şeyiniz yok mu yoksa?

AerA
27-09-2010, 23:09
Sayın tamercosgun ;

Ne yoğunluk farkı ne başka bir nane suların karışmamasını sağlamaz.

Örnek vererek açıklayayım :

Su : Yoğunluğu 1 g/ml
Sıvı Yağ : Yoğunluğu 0.9 g/ml
Etil Alkol : Yoğunluğu 0.789 g/ml

Yukarıda maddeler eğer ki yoğunluk farkından ötürü karışmayacak olsalardı, su ile etil alkol karışmazdı. Ama etil alkol su içinde tamamen karışır. İki sıvının karışmaması için gereken kaide birinin-birine göre polar/apolar olma durumlarıdır. Bu sebepten su alkol ile karışırken, yağ ile su karışamaz.

Atlantikten gelen suyun yoğunluğu düşüktür, Akdenizde ki suyun yoğunluğu ise yüksek. Lakin bu sular her noktada karışırlar. Her şey bir tarafa bunlar, ikiside sudur zaten. Tuzlu olan suyu mavi renk, az tuzlu olanını ise beyaz renk farz ediniz ve bana aşağıdaki resimde karışmadıkları noktayı gösteriniz :

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/fe/Blue-White_Gradient.svg/500px-Blue-White_Gradient.svg.png

Arayüzey geriliminin maksimum olduğu ve o noktada karışmıyorlar denilebilecek bir nokta varmı? Bir taraf hepten beyaz ki orası zaten Akdeniz, bir taraf hepten mavi ki orası zaten Atlantik.

Ama arada, suların ilk karşılaştıkları nokta diye bir şeyde söz konusu olamaz. Kaldıki yukarıda ki resmi 3 boyutlu bir uzaya yayınız. Her şekilde bunlar karışırlar.

"Yoğunluk farkından ötürü bir ara yüzey gerilimi oluştuğunu ve bu noktada karışmanın olmadığını" iddia ediyorsunuz ama yanlış biliyorsunuz. Öyle bir nokta yoktur. Yüzey gerilimi esnekliktir. Esnekliği bir nokta ile tanımlayamazsınız ki.

Mürekkebi bir bardak suya ekleyin. Hangi noktada karışmıyor gözleyin. Yoktur öyle bir nokta. Sizin tespit ettiğiniz her bir noktada az sonra bir karışım oluşacaktır zaten. Maddelerin polariteleri aynı olduğu müddetçe karışmama ve arayüzey gerilim noktası yoktur. Yoğunlukları ne olursa olsun, iki SU, her noktada difüzlenir. Difüzyonun olmadığı bir nokta yoktur. Açın Fiziko-Kimya okuyun. Ne kimyadan anlıyorsunuz, ne fizikten. Buyrun Balıkesir Üniversitesi Fiziko-Kimya ders notları (http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/yuzey.html)..Okuyun öğrenin. Anlamadığınız yeri sorun..Benim öğrencim olsa idiniz kesin kalmıştınız, bereket bizde Tarih öğrencisi yok.

Notlardan belki görürsünüz, aynı sıvıların karışmaması için "kohezyon işinin = 0 olması" lazım. Kohezyon işini sıfır yapacak bir nokta yoktur. Çünkü kohezyon işi = 2*sıvının yüzey gerilimi dir. Karışmamaları için suyun yüzey geriliminin sıfır olması lazım. Ama değil. Çünkü yoktur öyle bir nokta...

Nova
28-09-2010, 00:14
Sevgili AerA, verdiğin bilgiler ve kaynaklar için gerçekten teşekkürler.

Ümit ederizki, içinde azıcıkda olsa fizik-kimya bilgisi ve merakı olan insanlara faydası dokunur üstadım.

Saygılarımla.

oldschool
28-09-2010, 01:09
denizlerin suları karışıyorsa (yavaş yada hızlı farketmez) neden tatlı yada tuzlu dediğimiz denizler hala mevcut? tek tip olması gerekmez mi? bu konuda bilgilendirecek arkadaş varsa şimdiden teşekkürler. kısa ve öz cevap olsun lütfen...

saygılar...

AerA
28-09-2010, 01:16
Sayın nova ;

Kızım sana diyorum, gelinim sen anla...

Sevgili AerA, verdiğin bilgiler ve kaynaklar için gerçekten teşekkürler. Ümit ederizki, içinde azıcıkda olsa fizik-kimya bilgisi ve merakı olan insanlara faydası dokunur üstadım.

Saygılarımla.

Dostum Nova ;

Çok basitçe açıklıyorum, linkini verdiğim Balıkesir Üniversitesi Fiziko Kimya ders notlarından hemde...

Sıvı - Sıvı Arayüzey Gerilimi

İki sıvı (A ve B sıvılarımız olsun. Yoğunlukları farklı denizlerin suyu misal.) ele alalım. Bunların birbirlerine temas noktasında bir yüzey gerilimi vardır ve bu nokta ne üstteki ne de alttaki sıvıya benzemektedir. Bu sıvıların her birinin ayrı ayrı yüzey gerilimleri toplamı bu iki sıvının oluşturduğu ara yüzey geriliminden her zaman büyüktür. (Formül 1)

http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/resim/Image16.gif

Bu sıvıları birbirinden ayırabilmek için bir iş yapmak gerekir. Sıvılar farklı ise bu işe adezyon işi denir. Ve aşağıdaki gibi hesaplanır; (Formül 2)

http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/resim/Image17.gif

Bu formüle göre yoğunlukları farklı su molekülleri karışmıyorlarsa, adhezyon işi sıfır olmalıdır. Yani A sıvısının molekülleri B sıvısının molekülleri içinde adezyon kuvveti ile yol alamazlarsa, iş sıfıra eşittir. Lakin Formül 1 e göre Adhezyon işinin sıfır olma şansı yoktur. Çünkü AyB herzaman yA ve yB toplamından küçüktür. Adhezyon işini sıfır yapabilecek bir noktadan bahsedilemez.

Bu iş sıvılar aynı ise kohezyon işi olarak adlandırılır.

http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/resim/Image18.gif

Kohezyon işini sıfır yapabilmek için A sıvısının yüzey geriliminin sıfır olması gerekmekte. Ne yazıkki böyle bir şansımızda yok, çünkü ders notlarından da gördüğümüz üzere;

"Bütün sıvılarda şiddeti sıvının türüne göre değişen moleküller arası çekim kuvvetleri (kohezyon kuvvetleri) bulunmaktadır. Sıvılarda iç kısımlarda (sıvının çeşitli derinliklerinde bulunan) moleküller çevresindeki komşu moleküller tarafından her yönden eşit olarak , diğer bir ifadeyle küresel simetrik şekilde, çekim kuvvetlerinin etkisi altında bulunurlar." ifadesi doğrultusunca yüzeygerilimini oluşturan moleküler çekim kuvvetleridir. Bunlar sıfır olamaz.

Birbirini içine her daim karışabilecek sıvılar (Akdeniz-Atlantik Okyanusu suyu) için adhezyon ve kohezyon işini sıfır yapan yada sıfır olmasını sağlayan bir nokta yoktur.

Birbiri içine karışmayan sıvılarda (yağ-su) ise, adhezhon kuvveti, kohezyon kuvvetinden küçüktür. Yani her maddenin kendi molekülleri, kendi moleküllerini daha büyük bir kuvvetle (kohezyon) çekmektedir. Yağ ve suyun belirgin faz ayrımı bundandır.

Karşılaşma noktasında karışmazlar gibisinden bir görüş, havanda su dövmektir. Karşılaşma noktasında moleküler çekim kuvvetlerini sıfırlayacak hiç bir güç yoktur.

Umarım Üniversite ders notlarından derlediğim bu açıklama bir çok bireye yardımcı olur. İsteyene ders notları >BURADA (http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/yuzey.html)<

AerA
28-09-2010, 01:28
denizlerin suları karışıyorsa (yavaş yada hızlı farketmez) neden tatlı yada tuzlu dediğimiz denizler hala mevcut? tek tip olması gerekmez mi? bu konuda bilgilendirecek arkadaş varsa şimdiden teşekkürler. kısa ve öz cevap olsun lütfen...

saygılar...

Özel mesajla bilgilendirmiştim ama ana forumada yazayım istedim...

Örnek olarak Akdenize giren tatlı su yüzdesi (ırmaklardan) diğer denizlere göre azdır. Ve buharlaşma fazladır ki tuz yine denizde kalır.

Ayrıyeten yine Akdeniz örneğini vereceğim...Kıbrıs ismini Cuprum dan alır. Bakır demektir. Bakır mineralleri deniz suyunda çözülerek bakır tuzlarını oluşturur.

Denizlerdeki bu tuzluluk farkı denizler arası akımı sağlar ve Atlantikten giren su, Akdenizde buharlaşarak yine Akdenizin tuz seviyesini korumasını sağlar. Cebelitarıkın dar olması geçen suyun oranına etkidiğinden, tuzluluğunu değiştirmez. Cebelitarık 100 km uzunluğunda olsa idi Akdeniz suyu Atlantik ile aynı tuzluluğa sahip olurdu.

esen kalınız.

oldschool
28-09-2010, 01:43
Özel mesajla bilgilendirmiştim ama ana forumada yazayım istedim...

Örnek olarak Akdenize giren tatlı su yüzdesi (ırmaklardan) diğer denizlere göre azdır. Ve buharlaşma fazladır ki tuz yine denizde kalır.

Ayrıyeten yine Akdeniz örneğini vereceğim...Kıbrıs ismini Cuprum dan alır. Bakır demektir. Bakır mineralleri deniz suyunda çözülerek bakır tuzlarını oluşturur.

Denizlerdeki bu tuzluluk farkı denizler arası akımı sağlar ve Atlantikten giren su, Akdenizde buharlaşarak yine Akdenizin tuz seviyesini korumasını sağlar. Cebelitarıkın dar olması geçen suyun oranına etkidiğinden, tuzluluğunu değiştirmez. Cebelitarık 100 km uzunluğunda olsa idi Akdeniz suyu Atlantik ile aynı tuzluluğa sahip olurdu.

esen kalınız.

mesajınıza cevap yazmıştım sayın aera, madem burada da ihtiyaç arzetti...

aydınlatıcı bilgiler için teşekkürler. yani kısaca şöyle diyebiliriz, denizler karışmaktadır fakat sonuç olarak karışsalar bile kendileri olarak kaldıkları için karışmış sayılmazlar. yani akdeniz egeye karışsa da herzaman akdenizdir, ege de aynı şekilde. bu tüm diğer denizler için geçerliyse demek ki denizler karışmamaktadır.

saygılar...

aliyarasfal
28-09-2010, 04:23
Merakımdan soruyorum, şu suyu tatlı olan ve içilebilen deniz hangisidir?Tüm denizler ve okyanusların birleşme noktası olduğu noktaların yayıldığı alan orantısında suları birbirine karışır.Aralarında perde vardır diyen ya bilimden bihaberdir yada inançsal bir doğru peşindedir. Arkadaşlar iki bardak sumu bu tümden karışsınlar birbirinede her deniz eşit yoğunlukta olsun.

Sonuçta cebelitarık gibi birleşme noktaları dar olan denizlerdeki karışma elbetteki boğaz ve civarı ile sınırlıdır, ki ne akdeniz ne atlas okyanusunun yoğunluğudur aradaki karışım, ikisinin ortalamasıdır ve bu alan boğaz ile bir kaç yüz km.lik uzaklıklarda denizlerin normal yoğunluğundan elbetteki farklı olur.

Amazonun atlas okyanusuna döküldüğü delta ve çevresi daha az tuz yoğunluğuna sahiptir atlas okyanusunun genel yoğunluğuna göre, bunu perde germek sanan ya fizikten ya kimyadan habersizdir.

Mucize bunun neresinde. Perde çok kalınmış anlaşılan.Ayrıca tekrar soruyorum hangi deniz bu suyu içilen tatlı deniz?

Şimdilik saygımla gittim..

evrensel-insan
28-09-2010, 04:30
Saygideger aliyarasfal;

Benim algilayamadigim da, Cebelitarik Bogazi' ni meydana getiren sular arasinda, bir gol mu var ki, tatli su olsun? Sonucta, Akdeniz de, Okyanus ta, tuzlu. Tabi ki, deniz ile okyanusun su yapi ve akisinda farklilik olacaktir.

Ayrica, her golun tatli sudan olusacagi dusuncesi de, tek duzedir. Birak dunya'yi Anadolu'da Tuz Golu var.

Bu anlayisla, Cebelitariktan, bir miktar deniz suyu alindiginda, bunun Akdeniz'in suyu mu, yoksa Okyanus'un suyu mu oldugunun deneyi de yapilabilir. Ama bu deney, cografi olarak Akdeniz yogunlugunu ve Okyanus yogunlugunu verecektir.

Saygilasrimla;
evrensel-insan

AerA
28-09-2010, 13:53
Çok basitçe açıklıyorum, linkini verdiğim Balıkesir Üniversitesi Fiziko Kimya ders notlarından hemde...

Sıvı - Sıvı Arayüzey Gerilimi

İki sıvı (A ve B sıvılarımız olsun. Yoğunlukları farklı denizlerin suyu misal.) ele alalım. Bunların birbirlerine temas noktasında bir yüzey gerilimi vardır ve bu nokta ne üstteki ne de alttaki sıvıya benzemektedir. Bu sıvıların her birinin ayrı ayrı yüzey gerilimleri toplamı bu iki sıvının oluşturduğu ara yüzey geriliminden her zaman büyüktür. (Formül 1)

http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/resim/Image16.gif

Bu sıvıları birbirinden ayırabilmek için bir iş yapmak gerekir. Sıvılar farklı ise bu işe adezyon işi denir. Ve aşağıdaki gibi hesaplanır; (Formül 2)

http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/resim/Image17.gif

Bu formüle göre yoğunlukları farklı su molekülleri karışmıyorlarsa, adhezyon işi sıfır olmalıdır. Yani A sıvısının molekülleri B sıvısının molekülleri içinde adezyon kuvveti ile yol alamazlarsa, iş sıfıra eşittir. Lakin Formül 1 e göre Adhezyon işinin sıfır olma şansı yoktur. Çünkü AyB herzaman yA ve yB toplamından küçüktür. Adhezyon işini sıfır yapabilecek bir noktadan bahsedilemez.

Bu iş sıvılar aynı ise kohezyon işi olarak adlandırılır.

http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/resim/Image18.gif

Kohezyon işini sıfır yapabilmek için A sıvısının yüzey geriliminin sıfır olması gerekmekte. Ne yazıkki böyle bir şansımızda yok, çünkü ders notlarından da gördüğümüz üzere;

"Bütün sıvılarda şiddeti sıvının türüne göre değişen moleküller arası çekim kuvvetleri (kohezyon kuvvetleri) bulunmaktadır. Sıvılarda iç kısımlarda (sıvının çeşitli derinliklerinde bulunan) moleküller çevresindeki komşu moleküller tarafından her yönden eşit olarak , diğer bir ifadeyle küresel simetrik şekilde, çekim kuvvetlerinin etkisi altında bulunurlar." ifadesi doğrultusunca yüzeygerilimini oluşturan moleküler çekim kuvvetleridir. Bunlar sıfır olamaz.

Birbirini içine her daim karışabilecek sıvılar (Akdeniz-Atlantik Okyanusu suyu) için adhezyon ve kohezyon işini sıfır yapan yada sıfır olmasını sağlayan bir nokta yoktur.

Birbiri içine karışmayan sıvılarda (yağ-su) ise, adhezhon kuvveti, kohezyon kuvvetinden küçüktür. Yani her maddenin kendi molekülleri, kendi moleküllerini daha büyük bir kuvvetle (kohezyon) çekmektedir. Yağ ve suyun belirgin faz ayrımı bundandır.

Karşılaşma noktasında karışmazlar gibisinden bir görüş, havanda su dövmektir. Karşılaşma noktasında moleküler çekim kuvvetlerini sıfırlayacak hiç bir güç yoktur.

Umarım Üniversite ders notlarından derlediğim bu açıklama bir çok bireye yardımcı olur. İsteyene ders notları >BURADA (http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/yuzey.html)<

Eklemeden edemeyeceğim...Difüzyon fiziko kimyasal olarak bir dağılım fonksiyonudur. Dağılım fonksiyonları; her hangi bir alan, hacim ve noktada sıfırlanmazlar.

tamercosgun
28-09-2010, 20:24
sayın Aera
öncelikle bu konuda zahmet verip araştırma yaptığınız için teşekkür ederim.

Bu sıvıların her birinin ayrı ayrı yüzey gerilimleri toplamı bu iki sıvının oluşturduğu ara yüzey geriliminden her zaman büyüktür

Anladım bu bir kimya kanunu. Bu kanun söz konusu yerlerde ölçülmüşmüdür. Yani adhezyon'un söz konusu yerlerde sifir olmadığını gösteren bir kaynağınız var mı? zaten ispatlamanızı istediğim nokta tam da burası.Çünkü bu konu ile ilgili daha bir hafta olmadı TRT' de bir belgesel izledim ve sizin bu dediklerinizde anlatılıyordu. Ancak durumun söz konusu karşılaşma noktasında farklı olduğu söyleniyordu.

Ayrıca bu konuda bir araştırmayı sizle paylaşmak istiyorum. söz konusu yazı Kuran'da gecen ayetlerin bizim üzerinde konuştuğumuz denizlerin omadığını tespit etmiştir :

İki deniz :

Kur’an’ı Kerim’de denizlerden bahsederken, ayrıca “iki deniz “ ifadesini kullanmaktadır . “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de taze et (balık) yersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan ( nasibinizi ) arayıp da şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün. “ 35/12
Kur’an’ın üzerinde durduğu denizden birinin tatlı suları , diğerinin ise tuzlu suları ihtiva ettiğini anlamaktayız. Denizlerin tuzlu sular ihtiva ettiği coğrafi bir gerçek olduğuna göre, Tatlı sulardan kastın ne olduğunu anlamamız için, Kur’an’da deniz sözcüğünü karşılayan “Bahr“ sözcüğünün, Arapça karşılığına bakmamız gerekmektedir. Müfessirler bahr kelimesinin “büyük sular “manasını ihtiva ettiği üzerinde hem fikirdirler. Nitekim Kur’an’ı kerimde; Türkçe’de Dere, çay, ırmak, nehir adı verilen küçük suların karşılığı “Nahr “ olarak kullanılmaktadır. Kur’an’da bu hususta şu ayetleri örnek verebiliriz . “ Tâlût askerlerle beraber ( cihad için ) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. “ 2/249 “ Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır . “ 54/54 Bu yüzden genişlikleri ve uzunlukları büyük, akış rejimleri ve içinde barındırdıkları nimetler bakımından hacimli, sularını denize ulaştırarak denizle paydaş olan akarsular , Kur’an’da “Bahr “ “büyük sular “anlamında deniz olarak adlandırılmaktadır. Bundan dolayı yukarıdaki tarifle uyuşan; Fırat, Dicle, Nil gibi akarsular, deniz “bahr “olarak kabul edilmiştir.
Kur’an’da kehf suresi içerisinde, anlatılan “Alim kul ve Musa “ kıssasında da “İki deniz “in birleştiği yer olarak bir ifadeye rastlamaktayız. “Bir vakit Musa genç adamına demişti ki : “Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım , yahut senelerce yürüyeceğim . “
“ Her ikisi , iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti . “ 18/60-61 “ İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. “ “Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar. “55/19-20
Yeryüzü üzerinde bulunan “İki deniz” olarak addedebileceğimiz sular birbirine kavuşmaktadır, ancak ne tuzlu sular, tatlı suları istila edip hepsini tuzlu su yapar; ne de tatlı sular, tuzlu suları istila edip hepsini tatlı su yaparlar. Her ikisi de ayrı cenahtadırlar. Buna rağmen hem tatlı sulardan balık, hem tuzlu sulardan balık yenilebilir, İnci ve mercan çıkarılabilir, gemilerle yolculuk edilebilir. Allah'ın takdiri ile tuzlu da olsa, tatlı da olsa her iki deniz, nimetlerini insanlara sunar. İşte bu noktada Allah; “ikideniz “ özelliklerini sıraladıktan sonra onları yaratanın kendisini olduğunu ve tapılacak tek mabudun yalnızca kendisi olduğunu bildirmektedir. “Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O'dur. “ 25/53 “ Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır;; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir ; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. “ 6/59

“İkideniz “ neresidir?

Alim kul ve Musa kısasında anlatılan “Musa'nın “Mısır ve Filistin bölgesinde yaşayan Tevrat sahibi , Hazreti Musa olduğu baz alınırsa; kıssada adı geçen, Alim kul ile Musa'nın buluşma noktası olan “ikideniz “in birleştiği yerin, bu günkü coğrafik veya siyasi niteleme ile “Ortadoğu “sınırları içersindeki bir yer olması akla yatkındır. Buna göre; dünyanın en değerli incilerinin yetiştiği ve çıkarıldığı, Fırat ve Dicle gibi büyük tatlı suların, İran “Fars “denizine döküldüğü ve dökülen tatlı suların, deniz suyu ile uzun süre karışmadığı belirtilen Basra körfezindeki, Şattül arap mevkii ; Kur'an'ın hitab ettiği cahiliyye Arap toplumuna onların bildiği, anlayabilecekleri örnekler sunulması mucibince çeşitli ayetlerde belirtilen “İkideniz“ olduğu kanaati vermektedir.
Belirtmekte yarar bulduğumuz bir hususa dikkat çekmeliyiz. Müfessirlerce “İkideniz“ ile kastın genel olarak; Fırat ve Dicle'nin Basra körfezine döküldüğü şattül Arap mevkii olduğu kabul görmüş ise de ; Nil’in Akdeniz’e döküldüğü yer de “ikideniz“ olarak uygun görülmüştür. Bilindiği gibi her iki mevkide, Kur'an'ın nazil olduğu Arap toplumunun bildiği, aşina olduğu, ticaret kervanlarının yolculukları esnasında uğradıkları bölgeler arasındadırlar. Biz de “İki denizden “maksadın, Fırat ve Dicle'nin Basra körfezine döküldüğü “Şattül Arap“ mevkii olduğu kanaatini taşımakla birlikte; burada amaçlanan, belli bir coğrafyanın verilerek örneği dondurmak değildir. Verilen coğrafik yerden maksat , örneğin müşahhas olarak bilinip tefekkür edilmesi; bununla beraber, yeryüzünde hem tatlı , hem tuzlu suları veren , bunları birbirine karıştırmayıp hem içecek, hem sulama sularını oluşturan, bu sulardan yiyecek , giyecek ve türlü nimetler bahşeden, Allah’ın, yaratıcılığının, insanlar tarafından kabulü ve ona yapılacak kulluğun altının çizilmesidir. Bugün yeryüzü üzerinde “İkideniz “ özelliğinde yüzlerce mevki göstermek mümkündür. Her “ikideniz “ özelliğindeki yerlerde yaşayan, buraları temaşa eden insanların; Allah'ın bahşettiği vasıfları tefekkür ederek, Allah'a kullukta yerlerini alması lazımdır.

Tatlı ve tuzlu suların birbirine karışmaması :

Bin dokuz yüz seksen'li yılların başlarında ortaya atılan ve ünlü Fransız deniz bilimci, kaptan Cousteau'nun Müslüman olduğuna dair söylentilere konu olan; “İkideniz “in özelliği olan, sularının karışmaması olayı üzerinde durmakta yarar görüyoruz. Kaptan Cousteau, Atlas okyanusu ve Akdeniz sularında yaptığı deniz araştırmalarında, her iki deniz suyunun farklı fiziksel yapılarda olduğu; Atlas ve Akdeniz!in kesiştiği Cebel-i Tarık boğazında iki denizin sularının farklı fiziksel yapılarını korudukları ve her iki su arasında birbirlerinin karışmasını engelleyen bir su engeline rastladıklarını belirtmiştir.
Benzer bir olaya Kızıldeniz ile Aden körfezinin buluştukları yerde de rastladıklarını , Kaptan Cousteau'nun daha sonra Müslüman olan Fransız arkadaşı profesör doktor Maurıce Bucaille anlatması; bunun üzerine, Maurıce Bucaille'nin bu olayın Kur'an'da, bin dört yüz yıl önceden bildirildiğini söylemesi ile birlikte konu medyada yer almış ve İslamî çevrelerde gündem edilerek gündem edilmeye başlanmıştı.
Oysa kaptan Cousteau'nun denizlerdeki keşfi ile Kur'an'da bildirilen “İkideniz “özelliği ile aynı değildir. Kur'an'da bahse konu olan “İkideniz “in oluşturduğu sulardan biri tatlı diğeri tuzludur, oysa Kaptan Cousteau'nun keşfine konu olan denizlerin hepsi tuzlu su ihtiva etmektedir. Dolayısı ile Kaptan Cousteau'nun keşfettiği olayın yer aldığı denizlerin sularında, Kur'an'da bahsi geçen “İkideniz “in fiziksel özellikleri yoktur. Bundan dolayı Kur'an'ın bin dört yüz yıl öncesinden bildirdiği “ikideniz “örneği ile Kaptan Cousteau'nun keşfi aynı değildir. Ancak denizlerdeki bu tip yeni gelişmeleri , Allah'ın yaratıcılığına havale ederek, onun kudretini tanıyarak, gereğince kulluk edilmesi noktasında hidayete hamletmek gerekmektedir . “İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.” “Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.” “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” “İkisinden de inci ve mercan çıkar.” “ Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” 55/19-23 “yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından ( yer altından ve üstünden ) nehirler akıtan, arz için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Doğrusu onların çoğu ( hakikatleri ) bilmiyorlar. “27/61

AerA
28-09-2010, 20:59
sayın Aera
öncelikle bu konuda zahmet verip araştırma yaptığınız için teşekkür ederim.

Bu sıvıların her birinin ayrı ayrı yüzey gerilimleri toplamı bu iki sıvının oluşturduğu ara yüzey geriliminden her zaman büyüktür

Anladım bu bir kimya kanunu. Bu kanun söz konusu yerlerde ölçülmüşmüdür. Yani adhezyon'un söz konusu yerlerde sifir olmadığını gösteren bir kaynağınız var mı?

Sayın tamercosgun ;

Kohezyon ; Aynı sıvının moleküllerinin birbirini çekmesi eylemidir. Tek bir sıvının yüzey gerilimini oluşturan etmen, küresel simetrik alanda, kohezyon (aynı sıvı moleküllerinin birbirini çekmesi) kuvvetidir.

Yüzey gerilimi ; Kohezyon kuvvetlerinin bileşkesidir. Bunun yüzeyde gözlenmesi ise, sıvı yüzeyindeki molekülün 3 boyutlu bir çekim alanına sahip olmamasıdır. Yüzeyin üstünde sıvı yoktur yani. Aşağıdaki resim yardımcı olacaktır :

http://w3.balikesir.edu.tr/%7Esedacan/resim/Image33.gif

Adhezyon ; Farklı sıvılara ait moleküllerin birbirini çekmeleri eylemidir. Bazen adhezyon kuvveti, kohezyon kuvvetinden daha fazla olabilir. Buna sebebiyet veren durum maddelerin polar/apolar karekterleridir. Basit bir örnek : 100 ml etil alkol ve 100 ml su karıştırılırsa 200 ml bir karışım elde edilmez. 200 ml'den daha az bir karışım elde edilir. Bunun sebebi adhezyonun, kohezyondan fazla olmasıdır.

Bu kanun söz konusu yerlerde ölçülmüşmüdür.

Herhangi bir yerde ölçülmesine gerek yoktur. Nasıl ki yerçekimi Dünya üzerinde her yerde mevcut ise, buda mevcuttur. Ara yüzey geriliminin, farklı iki yüzey gerilim kuvvetleri toplamından daha küçük olması, bileşke kuvvetlerin bir sonucu olarak karşımıza çıkar.

Yani adhezyon'un söz konusu yerlerde sifir olmadığını gösteren bir kaynağınız var mı?

Adhezyon kuvveti hiç bir zaman, hiç bir yerde sıfır olmaz. Adhezyona sebep teşkil eden durum farklı moleküllere ait elektronların ve protonların birbirini çekmesidir. ( A maddesinin elektronu ile B maddesinin protunu ve B maddesinin elektronu ile A maddesinin protonu) Adhezyona sebep farklı elektriksel yüklerin birbirini çekmesidir. Dünya üzerindeki hiç bir noktada elektronlarla protonlar birbirini çekmemezlik yapamazlar. Bütün Dünya üzerindeki, Fizik ve Kimya kitapları bunun için kaynaktır.

Yağ ve su örneğinde de biz gözlemleyemesekte faz ayrım noktasında bu çekim mevcuttur.

Difüzlenme katsayısına bağlı olarak sıvıların karışması zaman alabilir (mürekkep-su) ama bu karışım moleküler anlamda her noktada gerçekleşir. Difüzyon bir dağılım fonksiyonudur ve noktalara bağımlılık içermez.

Yüzey gerilimi ve arayüzey gerilimi sadece farklı bileşke kuvvetlere verilen isimlerdir.

Esen kalınız.

tamercosgun
28-09-2010, 21:07
sayın aera

Öncelikle sabrınızdan dolayı teşekkür ederim konudan bihabersizlere birşey anlatmak zordur sabır ister.

Dediğiniz kanunlar süper işliyor diyelim ama yine deniz suları birbirine karışmaz aksi taktirde dünya üzerindeki deniz sularının yoğunlukları aynı olurdu. Soru şu: peki neden yeryüzündeki deniz sularının yoğunlukları farklı? Eğer karışıyorsa her yerde yoğunluk farkı aynı olması gerekiyormuydu?

frodo
28-09-2010, 21:15
Bu konu neden bu kadar uzatıldı anlamak güç. Denizcilik insanoğlunun en eski uğraşlarından biridir. Dolayısı ile tüm denizciler delta ağızlarında tatlı su ile deniz suyunun karışmadığını bilirler. Bunu denizde yükledikleri gemilerin delta ağızlarında
suya daha fazla gömülmesi ile pratikte öğrenmişlerdir.

Eğer kuran'da bunun bahsedilmesi "mucize" olarak alınıyorsa insanlığın bilgi birikiminin küçümsenmesi sözkonusudur.

Eğer bu ayetlerde bir mucize aranıyorsa tatlı sularda "mercan" çıkarılmasında aranmalıdır: “İkisinden de inci ve mercan çıkar.” gerçek bir mucizedir. Çünkü tatlı sularda mercan olduğu iddiası vardır ve bu kanıtlanırsa gerçek bir mucize olur.

AerA
28-09-2010, 21:26
sayın aera

Öncelikle sabrınızdan dolayı teşekkür ederim konudan bihabersizlere birşey anlatmak zordur sabır ister.

Dediğiniz kanunlar süper işliyor diyelim ama yine deniz suları birbirine karışmaz aksi taktirde dünya üzerindeki deniz sularının yoğunlukları aynı olurdu. Soru şu: peki neden yeryüzündeki deniz sularının yoğunlukları farklı? Eğer karışıyorsa her yerde yoğunluk farkı aynı olması gerekiyormuydu?

Sayın tamercosgun ;

Dediğim kanunlara sebep elektriksel çekim kuvvetleridir ve Evrenin var/devam etmesini sağlayan etmendir. Sadece 1 anlığına bu etkenden kurtulsanız vücudunuz moleküler olarak ayrışır. Ayrıca Evren bile moleküler olarak ayrışır. Yani bu kanunlar süper işlerken denizler karışmamazlık edemez. Onu diyen halt etmiştir. Mümkünse bir daha halt etmeyin :)

Denizler her daim karışırlar ama her denize giriş yapan tatlı su kaynakları, her denizin buharlaşma oranı ve her deniz tabanındaki tuz kaynakları (mineraller deniz suyu ile reaksiyon vererek tuzlaşırlar) farklı olduğundan denizler bireysel kimliklerini koruyabilirler. Bu sebepten Karadeniz ve Marmara arasındaki boğaz akıntısı bile Marmara ve Karadenizin tuzluluklarını değiştiremiyor yada belirgin bir değişim sergileyemiyor.

Sosyal bir örneğini vereyim ki tam olsun : Farklı kişilikte bireyler toplum adı altında karıştıklarında toplumdaki her bireyin kişiliği aynımı olur? Elbetteki hayır, çünkü aynı toplum içinde bulunsalarda, her bireyin özkaynakları farklı kişilikleri şekillendirir.

Denizler herzaman, herşekilde karışırlar. Bizim bilmediğimiz ise ; Bundan 2000 yıl önce Akdeniz'in tuzluluk oranı ne idi? Belki daha tuzlu idi?

Esen Kalınız...

Mümkünse bir daha elektriksel çekim kuvvetlerini, moleküler çekim kuvvetlerini ihlal ederek denizler karışmazlar demeyiniz. Yada en azından toplum içinde bu yanlış bilgiyi dile getirmeyiniz.

tamercosgun
28-09-2010, 22:45
Ozaman yoğunluk ve seviye farkından oluşan akıntıları nasıl izeh edeceğiz. Denizlerin beslenme ve buharlaşma özelliklerinin farklı olması tuzluluk (yoğunluk) ve seviyelerinin de farklı olmasına neden olur. Böylece tuzlulukları ve seviyeleri farklı olan denizleri birleştiren boğazlarda ve çevresindeki denizlerde görülürler. Çanakkale boğazları ile Marmara denizi,Akdeniz ve Atlas Okyanusunu birleştiren Cebelitarık boğazında olduğu gibi. Diğer komşu denizlere göre Karadeniz'de yağışların fazla olması Tuna gibi bol su taşıyan ırmakların dökülmesi buharlaşmanın az olması ve enlem gibi faktörler nedeniyle tuzluluk oranı az su seviyesi daha yüksektir. Bu nedenle Karadeniz'in az tuzlu suları üstten Ege'ye doğru Ege'nin tuzlu suları ise alttan Karadeniz'e doğru akıntılar oluşturur.

Denizler her daim karışırlar ama her denize giriş yapan tatlı su kaynakları, her denizin buharlaşma oranı ve her deniz tabanındaki tuz kaynakları (mineraller deniz suyu ile reaksiyon vererek tuzlaşırlar) farklı olduğundan denizler bireysel kimliklerini koruyabilirler

peki bu gerceği bilen bir kişi nasıl olurda yogunluk ve seviye farkından oluşan akıntıları izah edemez. ozaman coğrafya kitaplarından farklı öğreniyoruz. bence siz yanılıyorsunuz. Ya bana gönderdiğiniz kanunların ne olduğunu bilmiyorsunuz yada bizi yanıltıyorsunuz

tamercosgun
28-09-2010, 23:03
Yoğunluk (tuzluluk) ve seviye farkı akıntısı: Denizlerin boğazlarla birbirine bağlandığı yerlerde görülür. Ör: Yurdumuzda, Karadeniz’den Akdeniz’e doğru üst akıntı , Akdeniz’den de Karadeniz’e doğru alt akıntı olması. bunula ilgili daha yüzlerce site yazabilirim.
Yoğunluk ve seviye farkından dolayı söz konusu yede birbirine karışmayan akıntılarla ilgili linkler: http://www.ansiklopedim.com/detay/90/Su-Akintilari.htm
http://www.gizlikapi.org/deniz-bilimleri/36397-deniz-akintilari-hakkinda.html
http://bilimselkonular.com/index.php/oss-corafya/921-dalgalar.html
http://www.cografyatutkudur.com/akinti/akinti.html

AerA
28-09-2010, 23:07
peki bu gerceği bilen bir kişi nasıl olurda yogunluk ve seviye farkından oluşan akıntıları izah edemez. ozaman coğrafya kitaplarından farklı öğreniyoruz. bence siz yanılıyorsunuz. Ya bana gönderdiğiniz kanunların ne olduğunu bilmiyorsunuz yada bizi yanıltıyorsunuz

Siz bana neden tuzlulukları farklı diye sormuşsunuz, bende bir kaç sebebini vererek anlattım. Size akıntıyı izah etmedim ki, yoğunluk ve yükseklik farkından kaynaklananları izah etmemiş olayım...

Yoğunluk zaten difüzyonu beraberinde getirir, ve difüzyon bir dağılım fonksiyonudur. Bunu izah etmişim. Seviye farkındanda aynı şekilde bir akıntı elbette söz konusu olur.
Size verdiğim kanunlar arasında nasıl bir bağlantı kudunuz anlamıyorum?

Bu kadar akıntı varken, bu kadar sebep varken, adhezyon ve kohezyon gibi etmenlerde varken ; denizler karışmaz, karışamaz demek salt ahmaklıktır. Buna şartlanmak iki kat salt ahmaklıktır.

Size gönderdiğim kanunları bir üniversitenin ders notlarından aldım, mesleğimdir zaten. Ben ne yanılıyorum, ne yanıltıyorum. Ahmağı oynamak isteyene meydan serbest.

Daha anlaşılacak bir şekilde anlatalım bakalım ; Enerji farkını doğuran her durum bir akıntıya sebep verir. Bu enerji potansiyel enerji ise yükseklikten kaynaklı bir akıntı, elektriksel potansiyel ise, elektrik akımı v.b.

Hatta sıcaklık farkı bile suların akıntılarına bir sebeptir.

Hala neyi savunmaya uğraşıyorsunuz? Buna bir cevap verin...

tamercosgun
28-09-2010, 23:16
Yoğunluk (tuzluluk) ve seviye farkı akıntısı bu akıntılar birbirine karışmadan gerçekleşiyor ama!!!

Zaten tartışdığımız konuda bu. biz çoğrafya kitaplarından bu konuyu anlatırken çocuklara cebelitarık boğazında karşılaşan deniz suları yoğunluk ve tuzluluk farkından dolayı karışmaz deriz. Bu fark karadenizden akdenize doğru üst akıntı andenizden karadenize doğruda alt akıntı gercekleşmesinden kaynaklanır diyoruz. Eğer sizin dedikleriniz doğru ise böylesi birdurum olmamalı ben bunu diyorum. Yanılıyormuyum. Olay benim dediğim noktaya geldi malesef cebeli tarık boğazında suların karışmadığını kabul etmek zorundasın. işte karışmaz dediğim nokta burası...

AerA
28-09-2010, 23:24
Yoğunluk (tuzluluk) ve seviye farkı akıntısı bu akıntılar birbirine karışmadan gerçekleşiyor ama!!!

Zaten tartışdığımız konuda bu. biz çoğrafya kitaplarından bu konuyu anlatırken çocuklara cebelitarık boğazında karşılaşan deniz suları yoğunluk ve tuzluluk farkından dolayı karışmaz deriz. Bu fark karadenizden akdenize doğru üst akıntı andenizden karadenize doğruda alt akıntı gercekleşmesinden kaynaklanır diyoruz. Eğer sizin dedikleriniz doğru ise böylesi birdurum olmamalı ben bunu diyorum. Yanılıyormuyum. Olay benim dediğim noktaya geldi malesef cebeli tarık boğazında suların karışmadığını kabul etmek zorundasın. işte karışmaz dediğim nokta burası...



Yoğunluk farkından baş gösteren bu akıntı sonucu akan su ne oluyor ya? Karışmadan kalıyormu suyun içinde yumru gibi?

Herşekilde karışır. Tuzlu bir su hazırlayın, birde tatlı su...İkisini bir pipetle birleştirin, bakalım karışmadan kalıyorlarmı? Bir tarafa tuz ilavesi yaparsanız bu karışım devam eder zaten. Tuz ve su molekülleri sürekli hareket halindedirler ve yoğunluk arttıkçada düşük yoğunluğa doğru bu hareket devam eder. Cebelitarıkta bir akıntının olma sebebi bu tuzluluk zaten...Sıvılar karışmasa akıntıda olmaz ki.

Elektriksel çekim kuvvetlerini red ettiniz, moleküler çekim kuvvetlerini red ettiniz, difüzyon yasalarıı red ettiniz, bilinen bilimin tüm yasalarını red ettiniz... Bravo, mesleğiniz hayırlı uğurlu olsun. Karun Kahya'nın raporu var hadi..ya sizin...

tamercosgun
28-09-2010, 23:36
sayın aera

Yoğunluk (tuzluluk) ve seviye farkı akıntılarının ne olduğunu açıklarmısınız lütfen.... sinirlenmenize gerek yok bu arada terbiye sınırlarını baya bir aştınız, bir öğretmen olduğunuzu unutmayın. malesef söylemekten korktuğunuz kelimeyi ben söyleyim alt ve üst akıntılar birbirine karışmadan oluşan akıntılardır ve bu yüzden bir alt diğeride üst akıntı adını almıştır. vermiş olduğunuz kimya kanunlarının burayla bir alakası yoktur. sadece anlamadığımz formüllerle kafa karıştırıyorsunuz. çok basit bir şekilde izah ediyorum alt ve üst akıntılar karışmazlar. isteyen araştırsın. Objektif yaklaşan doğruyu bulur. Ayriyeten harun yahyanın ayeti yanlış yorumladığıyla ilgili bir yazıyıda attım okusaydınız harun yahyacı olmadığımı anlardınız. Kuran'da işaret edilen nokta burası değildir(en iyisini ALLAH bilir, yanlışda söylüyor olabilirim) en azından şimdiki bilgilerden bunu böyle olmadığını biliyoruz.



saygılarımla......

tamercosgun
28-09-2010, 23:48
sayın aera

Tuzlu bir su hazırlayın, birde tatlı su...İkisini bir pipetle birleştirin, bakalım karışmadan kalıyorlarmı? Bunun konumuzla ne alakası var. söz konusu suların ikiside tuzlu( zaten harun yahyanında yanıldığı nokta burası;malesef sizde aynı noktada yanılıyorsunuz). Bu yüzden vermeyeçalışdığınız bu örnak tamamen konumuz dışı bir örnektir.

saygılarımla.......

AerA
29-09-2010, 00:17
Bunun konumuzla ne alakası var. söz konusu suların ikiside tuzlu( zaten harun yahyanında yanıldığı nokta burası;malesef sizde aynı noktada yanılıyorsunuz). Bu yüzden vermeyeçalışdığınız bu örnak tamamen konumuz dışı bir örnektir.


Aralarında yoğunluk farkı oluşacak şekilde ikisinide tuzlu hazırlayınız o zaman. Tuz oranları sabit kalıyorsa, akışa rağmen, karışmıyorlardır. ama kalmaz...Tuz oranı sabitlenmeye gider. Bu arada bir tarafa tuz ilave etmeye başlarsanız, akım devam eder. Akdenizde daha çok suyun buharlaşması zaten tuz konsantrasyonunu arttırdığından akımda Cebelitarıkta devam eder.



sayın aera

Yoğunluk (tuzluluk) ve seviye farkı akıntılarının ne olduğunu açıklarmısınız lütfen.... sinirlenmenize gerek yok bu arada terbitye sınırlarını baya bir aştınız, bir öğretmen olduğunuzu unutmayın. malesef söylemekten korktuğunuz kelimeyi ben söyleyim alt ve üst akıntılar birbirine karışmadan oluşan akıntılardır ve bu yüzden bir alt diğeride üst akıntı adını almıştır. vemiş olduğunuz kimya kanunlarının burayla bir alakası yoktur. sadece anlamadığımz formüllerle kafa karıştırıyorsunuz. çok basit bir şekilde izah ediyorum alt ve üst akıntılar karışmazlar. isteyen araştırsın. Objektif yaklaşan doğruyu bulur. Ayriyeten harun yahyanın ayeti yanlış yorumladığıyla ilgili bir yazıyıda attım okusaydınız harun yahyacı olmadığımı anlardınız. Kuran'da işaret edilen nokta burası değildir(en iyisini ALLAH bilir, yanlışda söylüyor olabilirim) en azından şimdiki bilgilerden bunu böyle olmadığını biliyoruz.
saygılarımla......

Sevgili tamercosgun ;

Akdenizin daha tuzlu olduğu biliniyor (bazı sebeplerinede değinmiştim), Akdenizin hacminin daha küçük olduğu da biliniyor. Bu tuzluluk oranı yüzünden difüzlenme gerçekleşir. Akıntı yani. Akdenizin suyu tuzlu olduğundan, alt akıntı adını alır ama üst akıntı ile karışamazlar diye bir şey yoktur.

Alt üst her zaman karışırlar, yoğunluk farkı ne kadar fazla ise akıntının şiddeti o kadar fazla olur. Bu şiddet sadece akıntıyı belirginleştirir. Ama karışmazlar diye bir şey yoktur. Bu akan sular karışmasalar zaten yumru gibi kalırlardı birbiri içinde.

Kaldı ki hiç bir Çoğrafya kitabında bunlar (alt-üst akıntı) karışmadan geçerler diye bir ibare yoktur. Olamazda. Difüzyon her yüzeyde gerçekleşir.

Sizin damarınıza bir serum fizyolojik bağlandığında serum yukarı asılarak yükseklikten kaynaklı bir akıntı başlatılır. Sizce bu serum akarken damar içinde kan ile karışmaz mı? Her karşılaşma yüzeyinde karışır, ama akıntı şiddeti fazla olursa siz akıntıyı gözlemlersinizde.


Cebelitarıkta ki olay budur, şiddet fazla olduğundan gözlemlenir. Cebelitarık dar bir boğaz olduğundan gözlemlenir. Buradaki akıntı şiddeti, Ege-Akdeniz akıntılarından daha fazla olduğundan gözlemlenir büyüklüktedir.

Sizin söyleminize biz Türbülent Akım diyoruz...Moleküllerin akım yönünde daha hızlı olmak üzere her yöne doğru hareket ettiği yüksek hızdaki sıvı akışı.

AerA
29-09-2010, 00:43
Yoğunluk (tuzluluk) ve seviye farkı akıntısı: Denizlerin boğazlarla birbirine bağlandığı yerlerde görülür. Ör: Yurdumuzda, Karadeniz’den Akdeniz’e doğru üst akıntı , Akdeniz’den de Karadeniz’e doğru alt akıntı olması. bunula ilgili daha yüzlerce site yazabilirim.
Yoğunluk ve seviye farkından dolayı söz konusu yede birbirine karışmayan akıntılarla ilgili linkler: http://www.ansiklopedim.com/detay/90/Su-Akintilari.htm
http://www.gizlikapi.org/deniz-bilimleri/36397-deniz-akintilari-hakkinda.html
http://bilimselkonular.com/index.php/oss-corafya/921-dalgalar.html
http://www.cografyatutkudur.com/akinti/akinti.html

Bir tanesinde bile akarlarken karışmazlar demiyor...

Bana sadece karışma olmadan denizlerde akışın gerçekleştiğini gösterir, sonunda .edu bulunan (üniversite sitesi) bir çalışma veriniz..Sadece bir tane..Aksi takdirde siz Kimyadan Fizikten anlamıyorsunuz, en açık hali ile iki tane formülü yorumlayacak sayısal yetiye sahip değilsiniz diye difüzyonu, adhezyonu, kohezyonu red edecek değiliz. Yani bence susun artık...

tamercosgun
29-09-2010, 06:57
sayın aera

bu sizin yaptığınız klasik ayak diremedir. Çok şaşırdm bu anlamsız tartışmanıza.Yanlış tartışıyorsunuz ve Birde susun bence diyorusnuz. Artık sizle nasıl tartışacağım onuda bilmiyorum. Alın sizi tatmin edeceğini umduğum bir çalışmayı burda link olacak verecem. Çalışmada alt ve üst akıntılar ve arayüzeyler( yogunluk farkından dolayyı oluşan yani suların birbirine karışmasını engelleyen arayüzeyler) ile ilğili yapılan bilimsel çalışmalarının kronolojisidir.

İSTANBUL VE ÇANAKKALE BOĞAZLARIYLA İLGİLİ OŞİNOGRAFİK ÇALIŞMALARIN KRONOLOJİK İNCELEMESİ:
http://www.artuz.com/Artuz/LeventDeniz/Levent/PDF/tr-122.pdf


Alt üst her zaman karışırlar, yoğunluk farkı ne kadar fazla ise akıntının şiddeti o kadar fazla olur. Bu şiddet sadece akıntıyı belirginleştirir. Ama karışmazlar diye bir şey yoktur. Bu akan sular karışmasalar zaten yumru gibi kalırlardı birbiri içinde.
saygılarımla...... Bakın yoğunluk farkı fazlalaştıkca ağır olan su alta hafifolan ise üst kısma taşınır. eğer karışmış olsa idi akıntılar sözkonusu olmaz idi.Yoğunluk (tuzluluk) ve seviye farkı akıntısı: Denizlerin boğazlarla birbirine bağlandığı yerlerde görülür. Ör: Yurdumuzda, Karadeniz’den Akdeniz’e doğru üst akıntı , Akdeniz’den de Karadeniz’e doğru alt akıntı olması Arkadaşım bu cümleden suların karışmadığı ifadesini çıkaramıyorsanız sorun sizin anlayışınızda.

AerA
29-09-2010, 13:27
İSTANBUL VE ÇANAKKALE BOĞAZLARIYLA İLGİLİ OŞİNOGRAFİK ÇALIŞMALARIN KRONOLOJİK İNCELEMESİ:
http://www.artuz.com/Artuz/LeventDeniz/Levent/PDF/tr-122.pdf

Verilen bu alışmada da karışmıyorlar demiyor...Difüzyon bilinen bir gerçekken kimse diyemez bunu...Türbülent akım diyorum size...Ne olduğunu biliyormusunuz? Fizikten ne kadar anlıyorsunuzda difüzyona yok diyebiliyorsunuz? Birbirine zıt yönde akan türdeş maddeler arasında her daim difüzyon vardır. Madde göçü vardır, karışım vardır. Hareket akım doğrultusunda daha şiddetli olsada, her yönedir.

Bakın yoğunluk farkı fazlalaştıkca ağır olan su alta hafifolan ise üst kısma taşınır. eğer karışmış olsa idi akıntılar sözkonusu olmaz idi. Arkadaşım bu cümleden suların karışmadığı ifadesini çıkaramıyorsanız sorun sizin anlayışınızda.

Akıntı yüzeylerinde difüzyon olmasa, derişim farkı azalmaz ve akıntılar şiddetlerini yitirmeden sonsuza doğru akarlardı. Lakin her akıntıda akıntı yüzeyinde difüzyon vardır. Ve bu şekilde şiddetini yitirmekteler. Akdenizden çıkan akıntı şiddetini yitirmeden Amerika'ya gitmiyorsa, Atlas Okyanusundan giren akıntı şiddetini yitirmeden Suriye, Lübnan, İsrail'e kadar ulaşmıyorsa; bunun sebebi akıntı yüzeylerinde başlatan madde alışverişi ile derişimin azaltılması ve derişim farkından başgösteren akıntının kademeli olarak azalmasıdır.

Akıntı yüzeylerinde difüzyon ve madde transferi gerçekleşmiyor olsa idi, akan kanda oksijen hücre içine taşınmazdı.

Dünya üzerinde ara yüzeylerde madde geçişinin olmaması için moleküler çekim kuvvetlerinin olmaması gerekmekte. Yahu hiç anlamadığınz Fizik ve Kimya kanunlarını nasıl yok sayarsınız? Moleküler çekim kuvvetlerinin olmaması Dünya üzerinde yerçekiminin bile olmadığı (kütle çekim kuvvetleri makro moleküler çekimdir) anlamına geliyor, bir saçmalamayın artık.

Üniversite sınavına girin, mühendislik veya fen fakiltelerini kazanın, başta akışkanlar mekaniği olmak üzere difüzyona hatim inin. Bu kadar basit.

Akış esnasında sıvıların karışması, akışın olmayacağı anlamına gelmez. Akışın nedenleri bu karışımdan ötürü zayıflar ve her akışın şiddetindeki azalma bu sebeptendir.

tamercosgun
29-09-2010, 13:56
sayın aera

http://www.artuz.com/Artuz/LeventDen...PDF/tr-122.pdf (http://www.artuz.com/Artuz/LeventDen...PDF/tr-122.pdf) vermiş olduğum bu linkte ters yönlü akıntıların (akdanizden karadenize olan alt--karadenizden akdenize olan üst akıntılar) ve bunlar arasında oluşan arayüzey ölçümlerini vermektedir.artık sizn kimya bilgilerinizdende şüphe etmeye başladım vermiş olduğum makaleyide okumamışınız. okusaydınız arayüzey ölçümlerinin varlığından haberdar olurdunuz ve hala ısrarla karışmıyor demezdiniz. Fizik-kimya diyerek milletin kafayı karıştırmayın. Aklı selim bir insan senin ve benim verdiğim kaynaklardan neyin ne olduğunu anlar. Ben gereken bilğiyi verdiğime inanıyorum ve dolaysıyla tezimi ispatlamış bulunuyorum. Sizin vermiş olduğunuz formuller durağan sularda geçerlidir; farklı yoğunlukta olupta karşılaşan akışkan sularda bu söz konusu değildir.Eyer sözkonusu olsaydı zaten ters yönlü akıntılar oluşmazdı. Bu karışmamada sürekli değildir. Sonuçta yoğunluk farkı etkisini giderek kaybedecektir. İşte Takıldığınız ve ısrarla anlamak istemedğiniz nokta burasıdır.
Emin olun eğitimsiz olsaydım sizin yanıltmalarınıza kanardım. Fen-Edebiyat İngilizce ağırlıklı Tarih bölüm mezunuyum Üniversiteyi fakültemde ilk onda bitirdim. Ayrıca bu üniversite benim iknci üniversitem. Yeterlil eğitimi aldığımı düşünüyorum.


saygılarımla.....

tamercosgun
29-09-2010, 14:37
sayın aera

Uzun araştırmaların sonucu şükür aramış olduğunuz arayüzey (akıntıların birbirine karışmasını engelleyen etki) kelimesinide buldum. Bu çalışma ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından yapılmıştır. Ve tamamen benim anlattıklarımı desteklemekte.Söz konusu arayüzeyde resimlerle anlatılmakta.
Bu dosyyayı word hali olarak indiripkaydedebilirsiniz:www.ims.metu.edu.tr/cv/ozweb/marme2000.doc
buda söz konusu lınk:
http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:8YHO8VhHxrwJ:www.ims.metu.edu.tr/cv/ozweb/marme2000.doc+denizlerdeki+barotropik+etki&cd=8&hl=tr&ct=clnk&gl=tr


Bu çalışmada türbülans ölçümleri için serbest düşme halinde kullanılan AMP (Advanced Microstructure Profiler) cihazı ile çok sık aralıklarla fiziksel özelliklerin profilleri de elde edilmiştir. İstanbul Boğazı boyunca 179 profil kullanılarak elde edilen sıcaklık ve tuzluluk değişimleri Şekil 7 ve 8 de gösterilmiştir (Özsoy et al., 2000). Ayrıca, bir ara tabaka tarafından birbirinden ayrılan alt ve üst tabaka sınırları da her istasyonda işaretlenmiş olan bu Şekillerde türbülanslı girişim sonucunda her iki tabakanin ortam özelliklerinin Boğaz boyunca ve birbirine ters yönde hızlı bir şekilde değiştiği ve Karadeniz kıta sahanlığı’nda incelerek yayılan alt tabakanın özelliklerinin burada aynı yolla değişmeye devam ettiği izlenebilmektedir. Korunmalı bir fiziksel özellik olan tuzluluğun üst tabakada en hızlı değiştiği yer ise hidrolik kontrol’un bulunduğu Boğaz’ın en dar kesitinin güneyindeki karışım (hidrolik sıçrama ve Marmara çıkışındaki cet) bölgesinde bulunmaktadır.
Sekıl 9. 11 Mart 1999 te İstanbul Boğazında yapılan ayrıntılı ADCP akıntı ölçümlerine dayanılarak gride interpole edilmiş akıntılar.

AerA
29-09-2010, 14:52
Sayın tamercosgun ;

Verdiğiniz makalede hiç bir yerinde bu alt-üst akıntıların suları birbirlerine arayüzeylerde hiç karışmadan ilerlerler diye bir şey yazmıyor. Yazamazlar difüzyon var...Difüzyon siz reddetsenizde var. Tarih bölümünü bitirdi iseniz, İslam Forumunda Peygamberin pipisi doğrultusunda inen ayetlerin tarihini tartışınız.

Sayısal zekadan yoksun, fizik eğitimi almamış, kimya bilmeyen, moleküler çekim kuvvetleri, elektriksel çekim kuvvetleri, difüzyon yasaları, Yüzey ve arayüzey gerilimlerinin ne olduğu ve sebebleri hakkında en ufak bir fikri olmayan birisisiniz.

Türbülent akım, akım doğrultusunda hareketin daha yoğun olduğu fakat her yönde gerçekleştiği akımdır. Bu her yönde kelimesi istesenizde, istemesenizde sıvıların karıştığı anlamına gelir.

Bu akıntı yüzeyinde sıvılar karışmasalar, akıntının şiddeti azalır mı? Azalmaz hep sabit kalır. Karışım akıntı yüzeyinde de vardır.

Sizin vermiş olduğunuz formuller durağan sularda geçerlidir; farklı yoğunlukta olupta karşılaşan akışkan sularda bu söz konusu değildir.Eyer sözkonusu olsaydı zaten ters yönlü akıntılar oluşmazdı. Bu karışmamada sürekli değildir. Sonuçta yoğunluk farkı etkisini giderek kaybedecektir. İşte Takıldığınız ve ısrarla anlamak istemedğiniz nokta burasıdır.

Benim vermişim olduğum formüller moleküler düzeyde..Türbülent akım kelimesinde zaten akışkanın durağan olmadığı anlatılıyor..Durağan molekül diye bir şey olmaz.

Yüzey gerilim formülleri ile karışmamazlığın olması için adhezyon-kohezhon kuvvetlerinin sıfır olması gerektiğini ispat ettim. Bu kuvvetler sıfır olamayacağından bu sular karışır. Buna sebebiyet veren difüzyondur.

Ters yönlü akıntıların oluşma sebebi yoğunluk farkından kaynaklanan difüzyondur. Kaldıki sıcaklık farkından kaynaklanan difüzyon akımlarıda var. Gulf Stream gibi. Gulf Streamin suyu akarken akış yüzeyindeki diğer su ile karışmaz mı?

Bunu söylemek için insanın aklından zoru olması lazım.

Bilinen bilim bu sular difüzyonun etkisi ile akış yüzeyinde bile karışırlar diyor.

Cahil bir insan olsa idim, fizikten-kimyadan haberim olmasa idi; her halde müslüman olur Harun Yahyanın bu mucizesine inanır ve saçmalamaya devam ederdim. Aynen şu an sizin yaptığınız gibi..
Bana eşteş sıvıların, ters akımlarında sıvıların karşılaşma noktalarında madde transferinin olmadığını kanıtlayan bir tek fizik ve kimya yasası verin MÜSLÜMAN olacağım.
Uzun araştırmaların sonucu şükür aramış olduğunuz arayüzey (akıntıların birbirine karışmasını engelleyen etki) kelimesinide buldum. Bu çalışma ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından yapılmıştır. Ve tamamen benim anlattıklarımı desteklemekte.Söz konusu arayüzeyde resimlerle anlatılmakta.
Bu dosyyayı word hali olarak indiripkaydedebilirsiniz:www.ims.metu.edu.tr/cv/ozweb/marme2000.doc
buda söz konusu lınk:


Arayüzey sıvıların karışmasını engellemez, sadece gradyan kazandırır. Yani madde transferi akım yönünde devam ederken çeperlerden her daim madde geçişi vardır. İki sıvının karışmaması için tek koşul sıvıların POLAR/APOLAR olmasıdır. Yahu siz ikiside su demiyormusunuz? Kaldı ki makalede Karışmazlar demiyor hiçbiri. Diyemezler difüzyon var... Tekrar ediyorum : Bana eşteş sıvıların, ters akımlarında sıvıların karşılaşma noktalarında madde transferinin olmadığını kanıtlayan bir tek fizik ve kimya yasası verin MÜSLÜMAN olacağım.

AerA
29-09-2010, 15:56
bu çalışmada türbülans ölçümleri için serbest düşme halinde kullanılan amp (advanced microstructure profiler) cihazı ile çok sık aralıklarla fiziksel özelliklerin profilleri de elde edilmiştir. Istanbul boğazı boyunca 179 profil kullanılarak elde edilen sıcaklık ve tuzluluk değişimleri şekil 7 ve 8 de gösterilmiştir (özsoy et al., 2000). Ayrıca, bir ara tabaka tarafından birbirinden ayrılan alt ve üst tabaka sınırları da her istasyonda işaretlenmiş olan bu şekillerde türbülanslı girişim sonucunda her iki tabakanin ortam özelliklerinin boğaz boyunca ve birbirine ters yönde hızlı bir şekilde değiştiği ve karadeniz kıta sahanlığı’nda incelerek yayılan alt tabakanın özelliklerinin burada aynı yolla değişmeye devam ettiği izlenebilmektedir. Korunmalı bir fiziksel özellik olan tuzluluğun üst tabakada en hızlı değiştiği yer ise hidrolik kontrol’un bulunduğu boğaz’ın en dar kesitinin güneyindeki karışım (hidrolik sıçrama ve marmara çıkışındaki cet) bölgesinde bulunmaktadır.

sekıl 9. 11 mart 1999 te istanbul boğazında yapılan ayrıntılı adcp akıntı ölçümlerine dayanılarak gride interpole edilmiş akıntılar.

Battıkça batıyorsunuz...İyi okuyunuz lütfen.

Siyah yazılan yazılarda TÜRBÜLANSLI GİRİŞİM sonucunda her iki tabakanın ortam özelliklerinin (tuzluluk farkının) boğaz boyunca hızlıca değiştiğinden bahsediyor. Yüzeyler arası difüzyon yani :) Alt tabakanın ortam özelliklerinin boğaz boyunca aynı yolla değiştiğinden bahsediyor. (Türbülent akım : Moleküllerin akım yönünde daha çok olmak üzere her yöne yaptığı akımdır.):dance::first:

Kırmızı yazılan yer ise ; korumalı bir özellik olan tuzluluğun üst tabakada da hızlıca değiştiğini söylüyor. Hatta KARIŞIM BÖLGELERİNİNDEN bahsediyor... :) Acaba akım türbülent ondan mı?;):laugh:(Türbülent akım : Moleküllerin akım yönünde daha çok olmak üzere her yöne yaptığı akımdır.)



Bir önceki postumda da söyledim...Türdeş sıvıların (yoğunluk farkları neolursa olsun) tersine karşılaştıkları akıntı yüzeyinde difüzyonun olamayacağına dair; fiziksel-kimyasal-tıbbi-farmakolojik v.b. fen bilimleri alanının tamamından, bir tek kanun gösteriniz...
Ahmağa anlatır gibi 1000. defa tekrar ediyorum, sıvıların akışkanlıkta veya durgun halde, akışkan yüzeyinde karışmamaları için tek şart polar/apolar olmalarıdır. Yani daha basit hali ile birbirlerini çözmemeleri lazım. Bununla beraber abartı bir yoğunluk farkına-kristal yapı farkına sahip olmalılar ki moleküller birbirinin arasına giremesin. İki sıvı aynı madde ise maalesef difüzyon her yüzeyde gerçekleşir.

tamercosgun
29-09-2010, 16:57
Arayüzey sıvıların karışmasını engellemez, sadece gradyan kazandırır. Yani madde transferi akım yönünde devam ederken çeperlerden her daim madde geçişi vardır. İki sıvının karışmaması için tek koşul sıvıların POLAR/APOLAR olmasıdır. Yahu siz ikiside su demiyormusunuz? Kaldı ki makalede Karışmazlar demiyor hiçbiri. Diyemezler difüzyon var... Tekrar ediyorum : Bana eşteş sıvıların, ters akımlarında sıvıların karşılaşma noktalarında madde transferinin olmadığını kanıtlayan bir tek fizik ve kimya yasası verin MÜSLÜMAN olacağım.

Heralde müsliman olman gerekiyor. Sayın aera en başta alt-üst akıntılar arasında ara yüzey olmaz dediniz. ben arayüzeylerin olduğunu size ispatlayıncada sona doğru sııfırlarnır dediniz. İşte size enbaşta anlatmaya çalışdığım noktaya geldiniz. alt üst akıntılara sebep olan şey şekildede göreceğin üzere yoğunluğun en fazla olduğu noktada daha fazladır ve yoğunluk düştükce arayüzeyinde etkisi düşmekte ve iki su en sonunda ulaştığı deniz suyu ile karışmakta. ben size sayfalar dolusu mesajla bunu anlatmak istedim ama siz ısrarla hemde körükörüne iddaanızı savundunuz ve şimdide benim dediğimi bana satmaya çalışıyorsunuz.

Arkadaşalr Şekil 9. 13-19 Eylül 1994 tarihlerinde İstanbul Boğazı’nda 179 istasyonda AMP cihazı ile ölçülen profillerden elde edilen tuzluluk kesiti. Üst ve alt tabaka sınırları noktalarla gösterilmiştir. lütfen inceleyin arayüzeyin oluşum süreci verilmekte. Söz konusu yerde akıntıların etkisinin bittigi yerde karışma meydana geliyor ancak o ana kadar sular arasında arayüzey vardır.

Siz kendinize ve acizliğinize gülün. Aparkat yiyen boksör gülümser.

Korunmalı bir fiziksel özellik olan tuzluluğun üst tabakada en hızlı değiştiği yer ise hidrolik kontrol’un bulunduğu boğaz’ın en dar kesitinin güneyindeki karışım (hidrolik sıçrama ve marmara çıkışındaki cet) bölgesinde bulunmaktadır.

Dikkat ederseniz karışımın nerde meydana geldiğini söylüyor.

tamercosgun
29-09-2010, 17:08
Bana eşteş sıvıların, ters akımlarında sıvıların karşılaşma noktalarında madde transferinin olmadığını kanıtlayan bir tek fizik ve kimya yasası verin MÜSLÜMAN olacağım.Ahmaklık kelimesini çok kullanmaya başladınız ama heralde kendinizi bizlere anlatmaya çalışıyorsunuz. Arkadaşım anlamak mı istemiyorsun zorlayınca bu şekildemi davranıyorsun. Söz konusu denizlerin karşşılaştıkları noktada sular eşteş değildir yoğunluk farkı olan sulardır ve bu suların alt üst akıntılara uğramasının bir sebebide budur. Aynı vermiş olduğunuz örneğe benzedi bu bir tuzlu su birde tuzsuz su al pete koy karışıyormu karışmıyormu. Eyer söz konusu denizlerin sularının farklı oranlarda da olsa tuzluluklarının olduğunu söylemesem sitenizin örneğini yutturacaksınız. bu örneği verdiğinize göre birinin suyunu tuzlu birinin suyunuda tuzsuz biliyordunuz heralde.

tamercosgun
29-09-2010, 17:19
Difüzyon: dışarıdan bir etki olmadan konsantrasyon farklılığı, sıcaklık ve basınç gibi sadece ortam koşullarına bağlı olarak; gaz, sıvı veya katı bir maddenin bir başka gaz, sıvı veya katı içine dağınık moleküler hareket ile nüfuzudur.

Söz konusu alt üst akımların difüzyonla ne alakası var tutturmuşun bir difüzyon. söz konusu akıntılar difüzyondan kaynaklanmıyor, yoğunluk farkından kaynaklanıyor. zaten difüzyonda yoğunluk farkını tanımlayan bir ifade yok. Böyle bir durum olmadığı için sular karşılaştıkları noktada karışmıyor ancak daha sonra suların yoğunlukları sıfır derecesine gelince söz konusu karışım meydana geliyor işte bu aşamda difüzyon etkili oluyor ve her deniz kendi özelliğini koruyor.
söz konusu resimde de bu durum anlatılıyor isteyen grafik anlatımına bakabilir.

AerA
29-09-2010, 17:39
Sayın aera en başta alt-üst akıntılar arasında ara yüzey olmaz dediniz.

Böyle bir şeyi hiç söylemedim. Her defasında ara yüzey gerilimin karışmaya engel olamayacağını söyledim. Hatta bunu fiziksel bir yasa ile ispat ettim.

ben arayüzeylerin olduğunu size ispatlayıncada sona doğru sııfırlarnır dediniz. İşte size enbaşta anlatmaya çalışdığım noktaya geldiniz.

Ara yüzey gerilimlerinin varlığını ve ara yüzeylerin olduğunu defalarca söyledim. Bu ara yüzeyler zaten gradyanın eseridiri defalarca yineledim. Bu ara yüzeyler madde geçişinin olduğu, difüzyonun olduğu yerlerdir dedim. Arayüzeylerde madde geçişini fiziksel bir kanunla ispatladım.

alt üst akıntılara sebep olan şey şekildede göreceğin üzere yoğunluğun en fazla olduğu noktada daha fazladır ve yoğunluk düştükce arayüzeyinde etkisi düşmekte ve iki su en sonunda ulaştığı deniz suyu ile karışmakta.

Kendiniz söylemişsiniz işte, yoğunluk düştükçe arayüzey etkisi düşüyor. demekki yüzeyler arası madde geçişi var ki yoğunluk akıntı boyunca düşüyor ve ilerledikçe arayüzeyler iyice belirsizleşiyor. :becky:.Bunu sadece siz değil, bende, fizik yasalarıda, verdiğiniz makalelerde söylemekte.

Arkadaşalr Şekil 9. 13-19 Eylül 1994 tarihlerinde İstanbul Boğazı’nda 179 istasyonda AMP cihazı ile ölçülen profillerden elde edilen tuzluluk kesiti. Üst ve alt tabaka sınırları noktalarla gösterilmiştir. lütfen inceleyin arayüzeyin oluşum süreci verilmekte. Söz konusu yerde akıntıların etkisinin bittigi yerde karışma meydana geliyor ancak o ana kadar sular arasında arayüzey vardır.

Şekildende görüldüğü üzere ara yüzey sadece bir gradyan. Difüzyonun etkisi ile her an daha az tuzsuzluk bölgesine kaydığı yerler. Orada renklendirmenin yapıldığı yerde renkler arası geçişte bir gradyan varmı-yok mu?:becky:

Tuzlu suyun tuzluluk derecelendirmesinde katı suretle birbirinden ayrılmış, gradye edilmemiş (difüzyonun olmadığı) yer var mı?

http://i.msdn.microsoft.com/ms754083.wcpsdk_graphicsmm_diagonalgradientaxis%28 tr-tr,VS.100%29.png
Sizin ara yüzeyiniz aynen böyle işte. Kırmızı ve mavinin tam hakim olduğu yerler her sıvının kendi özelliğini daha çok barındıran ara yüzeyi iken mor karışımın gerçekleştiği yer...Mor nokta iki sıvı tabakasının ara yüzeyi... Makaledeki şekil 9 da sadece 2 renk yok...Birbirine karışım bariz belli.

Fiziksel kuramlarla ispat ettim, Bana yolladığını makalede türbülanstan ötürü her iki tabakanın ortam özelliklerinin (tuzluluk durumlarının) akıntı boyunca değiştiği anlatılmakta. Yani ara yüzeylerde madde geçişinin var ve akıntı boyunca devam ederek akıntının şiddetini azaltığını makaleniz açıklamakta. Şu ana kadar bütün kozlar bende:fencing:. Halen neyin edebiyatını yapıyorsunuz.

Lütfen kendi branşınız olan Tarih'e yönelip; İslam Forumunda Peygamberin Pipisi hakkında inen ayetlerde Tarihsel gerçeklikler arayınız.

Söz konusu alt üst akımların difüzyonla ne alakası var tutturmuşun bir difüzyon. söz konusu akıntılar difüzyondan kaynaklanmıyor, yoğunluk farkından kaynaklanıyor. zaten difüzyonda yoğunluk farkını tanımlayan bir ifade yok.

Difüzyon : Difüzyon, Geçişme veya Yayılma olarakda bilinir, maddelerin (http://www.turandursun.com/wiki/Madde) çok yoğun ortamdan az yoğun ortama göçü. Fiziksel kimyada (http://www.turandursun.com/wiki/Fiziksel_kimya) ise moleküllerin (http://www.turandursun.com/wiki/Molek%C3%BCl) kinetik enerjilerine (http://www.turandursun.com/wiki/Kinetik_enerji) bağlı olarak rastgele hareketlerine denir. Gözünüze girsin yoğunluk farkı...

İddianızın geçerli olması için arayüzeylerde difüzyon olmamalı.
Yani Arayüzeylerde yoğunluk farkı olmamalı.

Difüzyonun varlığını fiziksel kanunlarla ispat etmiştim. İddianızı kanıtlamanız için difüzyonun çok yoğun ortamdan-az yoğun ortama geçişinde arayüzeylerde gerçekleşmeyeceğini (Adhezyon işini sıfır yapma) kanıtlamaz gerekmekte. (Bu mümkün değil)

Bunun için adhezyon kuvvetelrin sıfır yapılması gerekmekte. Moleküler çekim kuvvetlerinin sıfır olması gerekmekte, kütle çekim kuvvetlerinin sıfır olması gerekmekte v.b.

Daha başka konuşmayın derim ben, difüzyonda yoğunluk etmeninden haberi olmayan kişi fen bilimlerinde söz sahibi olamaz. Kaldı ki Fiziko-Kimyager olan beni, bilinen fizik kanunlarına "YOK" diyerek alt edemez.

tamercosgun
29-09-2010, 17:41
Sayın aera bu yazıyı tekrarlama gerekti

Difüzyon: dışarıdan bir etki olmadan konsantrasyon farklılığı, sıcaklık ve basınç gibi sadece ortam koşullarına bağlı olarak; gaz, sıvı veya katı bir maddenin bir başka gaz, sıvı veya katı içine dağınık moleküler hareket ile nüfuzudur.
Söz konusu alt üst akımların difüzyonla ne alakası var tutturmuşun bir difüzyon. söz konusu akıntılar difüzyondan kaynaklanmıyor, yoğunluk farkından kaynaklanıyor. zaten difüzyonda yoğunluk farkını tanımlayan bir ifade yok. Böyle bir durum olmadığı için sular karşılaştıkları noktada karışmıyor ancak daha sonra suların yoğunlukları sıfır derecesine gelince söz konusu karışım meydana geliyor işte bu aşamda difüzyon etkili oluyor ve her deniz kendi özelliğini koruyor.
söz konusu resimde de bu durum anlatılıyor isteyen grafik anlatımına bakabilir.

Kırmızı yazılan yer ise ; korumalı bir özellik olan tuzluluğun üst tabakada da hızlıca değiştiğini söylüyor. Hatta KARIŞIM BÖLGELERİNİNDEN bahsediyor... :) Acaba akım türbülent ondan mı?;):laugh:(Türbülent akım : Moleküllerin akım yönünde daha çok olmak üzere her yöne yaptığı

sayın aera bu karışım bölgesi nereymiş onuda söylermisiniz?. Ben söyleyim yoksa siz bunuda yanlış aksedersiniz. yogunluk farkının sıfıra yaklaştığı bölgelerde karışım söz konusu. yanı örneğin akdenizin suyunun karadenize ulaştığı bölgede. Tekrar ediyorum bu arkadaşın saptırdığı karışım bölgeleri grafikte gösterilmekte. Detaylı bir şekilde hemde. İnceleye blirsinz.

Difüzyonun olması için suların eşdeş olması gerekir. Söz konusu sular eşdeş değildir. Bu yüzden alt ve üst akıntılar söz konusudr aksi taktirde böyle bir akımdan söz etmek mümkün değildir.

saygılarımla.......

AerA
29-09-2010, 17:58
Söz konusu alt üst akımların difüzyonla ne alakası var tutturmuşun bir difüzyon. söz konusu akıntılar difüzyondan kaynaklanmıyor, yoğunluk farkından kaynaklanıyor.

Hiç bu kadar gülmemişim:becky: Verdiğiniz açıklamaya bakınız bir defa :

Difüzyon: dışarıdan bir etki olmadan konsantrasyon farklılığı, sıcaklık ve basınç gibi sadece ortam koşullarına bağlı olarak; gaz, sıvı veya katı bir maddenin bir başka gaz, sıvı veya katı içine dağınık moleküler hareket ile nüfuzudur.
Difüzyon: dışarıdan bir etki olmadan konsantrasyon farklılığı, sıcaklık ve basınç gibi sadece ortam koşullarına bağlı olarak; gaz, sıvı veya katı bir maddenin bir başka gaz, sıvı veya katı içine dağınık moleküler hareket ile nüfuzudur.

Tuz Konsantrasyonundaki farklılık iki sıvının yoğunluklarında bir değişim yaratır ve hiç bir etki olmadan akmalarını sağlar.. Konsantrasyonun ne demek olduğunu, yoğunluğun ne demek olduğunu, yüzey-ara yüzey gerilimleri ve oluşumuna sebep olan adhezyon-kohezyonu bilmiyorsun, difüzyonu bilmiyorsun..............

Lütfen fizikten-kimyadan bir haber olan bünyenizle daha fazla macera aramayınız. Siz Peygamber Tarihi üzerine İslam Forumunda yazı yazınız...:roll::bounce::lock1:

sayın aera bu karışım bölgesi nereymiş onuda söylermisiniz?. Ben söyleyim yoksa siz bunuda yanlış aksedersiniz. yogunluk farkının sıfıra yaklaştığı bölgelerde karışım söz konusu

Bu yoğunluk; difüzyon yoksa, neden azalmakta?
Sıfıra giderken yol üzerinde nerede azalmakta?

Çok güldürdünüz beni..

tamercosgun
29-09-2010, 18:22
sayın aera siz benim dediğimden farklı birşey demiyorsunuz. bakın denizlein yoğunluk farkı suların karşılatığı ilk noktada(cebelitarık boğazı); yoğunluk farkının enfazla yani diğerbirdeğişle difüzyonun en az olduğu noktada herzaman sabittir. suların ilk karşılaşma noktasından sonra difüzyon hareket oluşur ve sular yavaş yavaş karışır. Ben bundan farklı birşey demedim. eyer suların karşılaştığı ilk noktada sular doğrudan karışsa idi difüzyon olayı gerçekleşmezdi. Bü yüzden difüzyon oluyor ve yoğunluğun en fazla olduğu noktadan enaz olduğu noktaya doğru arayüzeyde difüzyon sebepli karışım oluşuyor.

AerA
29-09-2010, 20:30
Eğer suların karşılaştığı ilk noktada sular doğrudan karışsa idi difüzyon olayı gerçekleşmezdi. Bü yüzden difüzyon oluyor ve yoğunluğun en fazla olduğu noktadan enaz olduğu noktaya doğru arayüzeyde difüzyon sebepli karışım oluşuyor.

Yanlış, suların ilk karşılaştıkları noktada zaten yoğunluk farkı maksimum, giderek azalan difüzyon o noktada başlar ve maksimumdur. Akış çeberi boyunca süregelir ve akış bitiminde zaten yoğunluklar eşitlendiğinden difüzyon kuvveti ortadan kalkar.

Kaldı ki bu noktadan sonrada moleküler çekimler devam eder. Bir dalga oluşumu moleküler çekim yüzündendir. Dalgada rüzgarla sürüklenen moleküller komşularınıda kendilerine çekerek, dalgayı büyütür, hacimlendirir, kütlesini arttırırlar.

Aşağıdaki yazımı "rahatta okumanızı" tavsiye ederim...Kendinize bir bardak çay doldurunuz ve arkanıza yaslanınız.

Kan damarlarından, deniz akıntılarına, hatta Petkim'e bile giderek yoğunluk farkından kaynaklı difüzyon, sıcaklık farkından kaynaklı difüzyon, adhezyon-kohezyon....hatta moleküler çekimin en belirgin örneği olan yerçekimini bile ziyaret edeceğiz. Bu günlük bilete gerek yok. Ama yarın turlarım biletli olur...:tea:

AerA
29-09-2010, 20:34
İŞ : Maddelerin bulundukları ortam dahilinde ve/veya dışına belli bir kuvvet etkisi ile belli bir yolu almaları fonksiyonudur.

W=F.X

Bu ifadede “W” iş, “F” işe sebebiyet veren kuvvet, “x” alınan yoldur.

Difüzyon herhangi bir mekanizmaya bağımlı olmadan sadece yoğunluk, sıcaklık, elektriksel potansiyel v.b. büyüklüklerden ötürü çok yoğundan az yoğuna yapılan harekettir. Ara yüzeyler de madde transferi difüzyon etkisi ile (maddenin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama akması) bir iş yapar.

Denizlerde tuzluluk oranı sebebi ile difüzyon başlar. Yani maddelerin bağımsız akımı. Denizlerde akıntının olması için çaba sarf edilmesine gerek yoktur. Bu işi difüzyon maddelere farklılanmalarından ötürü kendisi yaptırır.



Ara yüzeyler yoğunluk farkının var ve olduğu yerler olduğundan, bu yoğunluk difüzyonu yine beraberinde getirmek zorundadır. Bu ara yüzeylerde yoğun madde, az yoğun madde içine difüzlenir.


Adhezyon İşi : Ara yüzeyde difüzyon ile madde, diğer maddenin içinde “x” kadar yolu, adezyon kuvveti ile alır ve iş yapmıştır. Bu “x” kadar yolun alınmaması için difüzyon diye bir kanunun olmaması (bu en baştan akışların olmadığı anlamına gelir), adezyon diye bir kuvvetin olmaması gerekir.

Adezyon kuvvetleri moleküler çekim kuvvetleri olduğundan her daim vardır. “Yok” kabul edilemez. Boşlukta bile (uzayda) farklı maddelerin birbirini çekimi söz konusudur. Bu Kütle Çekim ve Keplerin Gezegenler Arası Çekim Kanunlarınca ispatlanmış gerçeklerdir. Çekime sebebiyet, maddelerin var ve bir kütleye-elektriksel yüke sahip olmalarıdır. Dünya üzerindeki her madde (moleküler yapı) bir kütleye ve bünyesinde elektron-proton barındırdığından bir elektriksel yüke sahiptir. Bu sebepten moleküler arası çekim kuvvetleri (adezyon-kohezyon-Yerçekimi-Coloumb Çekimi-Keplerin Gezegenler Arası Çekimi v.b.) her zaman vardır. Asla bir noktada “YOK” sanılamazlar.

Yoğunluk farkının olduğu her yerde difüzyon olur. Ara yüzeylerde her daim adezyon kuvvetinin sürekli var olması sebebi ile iş yapılır. Yani maddeler karışır. Karşılaşma noktaları, yoğunluk farkının en fazla olduğu yerler olduğu için difüzyon burada daha şiddetlidir.

Yol boyunca ara yüzeylerdeki difüzyonun (madde transferinin) etkisi ile akıntıları oluşturan sıvı kütlelerinin yoğunlukları azalırken, ara yüzeylerde madde geçişi (difüzyon) iki tarafın yoğunluğu da eşit olana kadar devam eder ve akıntı son bulması artık yoğunluk farkının olmamasına bağlı difüzyonun (yoğunluk farkına bağlı akış) son bulmasıdır. Difüzyonun gerçekleştiği her nokta ara yüzey/yüzey noktalarıdır zaten.

Difüzyon akımına en belirgin örneklerden biri Gulf Stream dir. Burada da sıcaklık kaynaklı bir akım görülmekte ve bazı başka akımlarla da şiddetlenerek sıcaklık farkı eşitlenene kadar akış gerçekleşmektedir. Sıcaklık farkının eşitlenmesi, ısıl enerjiye sahip taneciklerin dağılımı (difüzyonu) sonucuyla gerçekleşir. Bu akış halinde de, sıcak ve soğuk sular bir yoğunluk farkına sahiptir. (Sıvılarda Sıcaklık arttıkça yoğunluk düşer). Bu yoğunluk farkı sıcak ve soğuk su arasında bir yüzey oluşturur. Bu yüzeyler arasında taneciklerin (suyun) kendinden daha soğuk yere akışı söz konusudur. Gulf Stream akıntısının geçtiği yerleri ısıtmasının sebebi soğuk ve sıcak ara yüzeylerde madde alışverişinin (difüzyon) olmasıdır. Ne zaman ki akıntı dahilin de sıcaklık farkı iki yüzeyde de difüzif olarak eşitlenir, o zaman Gulf Stream akıntısı son noktasına gelmiştir.

Difüzyon ve adezyon kuvvetlerinin akıntı dahilinde yaptıkları başka bir iş (difüzyona bağlı adezyon işi) hayati öneme sahiptir. Akan kan içinde bulunan oksijen, (Hemoglobin molekülüne bağlı) kanda oksijen konsantrasyonu fazla ama hücre içlerinde az olduğundan, hücre içine akar. Hücre içinde oksijenin tüketilmesi ile konsantrasyonu (oksijen yoğunluğu) düşer ve kandan sürekli oksijenin hücrelere geçişini sağlar. Bu arada oksijence fakirleşen kan, akciğer alveollerinde (alveolde oksijen daha fazla-kirli kanda daha azdır) yine difüzyon ile oksijence zenginleşir. Buradaki tek faktör, akciğer alveollerinde oksijen konsantrasyonunun (yoğunluğunun) her daim soluk alıp verme ile daha fazla olmasıdır.

Denizlerdeki akış ise; tuzluluk farkı, sıcaklık farkına v.b sebebiyet verecek etmenin, her daim mevcut olmasındandır. Karadeniz daha fala yağış, akarsu suyu aldığından daha az tuzludur. Bu sebebin var ve sürekli olması Marmara-Karadeniz akışını yaratır ve yüzey/arayüzeyler de madde transferi ile akışın bir noktada son bulması sağlanır. Aksi takdirde Karadeniz den çıkış yapan az tuzlu su akışı hiç kesintiye uğramadan tüm Dünyayı dolaşmalıdır. Transfer zaten temas noktası durumunda olan ara yüzey/yüzeylerde gerçekleşmek zorundadır.

Görüldüğü üzere fiziksel ve kimyasal bir bütün olan difüzyon, adezyon, kohezyon, moleküler çekimler ve yüzeylerde madde transferi yadsınamaz bir gerçektir. Kaldı ki bu büyüklükler tıptan-eczacılığa, fizikten-biyolojiye, kimyadan-astronomiye her bilimi alakadar eder.

Eşdeş (türdeş) sıvılar, aynı çözücü molekülünü (suyu) barındıran ama içlerindeki iyon konsantrasyonları farklı olduğundan yoğunlukları farklı sıvılardır. Eşdeş (türdeş) sıvılar aynı zamanda bir sıcaklık farkına sahip olduklarından yoğunlukları da farklı olan ama çözücü olarak aynı (su) olan sıvılarda olabilirler. Temelde çözücüsü aynı olan (su mesela) ama yoğunluğu, sıcaklığı vb. farklı olabilen sıvılardır. Tuzlu-tuzsuz su, sıcak-soğuk su, iyonik-noniyonik su hep eşdeş (türdeş) sıvılardır.

Birbirine ters ve tuz konsantrasyonu farkından ötürü difüzlenen (akan) akışkanlar, eşdeş sıvılar ise eğer; adezyon kuvveti kohezyon kuvvetine eşit olduğundan karışma ve yüzeylerde madde geçişi, diğer sıvı-sıvı karışımlarına göre daha rahat olur.

Eşdeş iki sıvının karşılıklı akışlarında yüzey/ara yüzeylerinde madde geçişi (maddelerin karışması) her zaman vardır. Bu yüzeylerde madde geçişi hayati bir fonksiyon olan solunumda bile kendini göstermektedir. Kaldı ki Dünya üzerinde hiçbir insan tuzlu ve az tuzlu bir suyu tek bir boru içerisinde taşıyamaz, aynı şekilde difüzyon gereği sıcak ve soğuk sularda aynı boruda taşınamaz. Çünkü karşılaştıkları her yüzey alanında bir karışım söz konusu olacaktır. Bunun olmaması için ;


· Difüzyon



· Adezyon



· Kohezyon



· Kütle Çekimi (en bilinen kütle çekim, yer çekimidir)



· Elektriksel Çekim



· Magnetik Çekim (elektriği geçiren her madde magnetik alanda da bir yönelime sahiptir. Su molekülü kendini oluşturan oksijen atomu üzerindeki ortaklanmamış iki çift elektronu yüzünden, elektrik ve azda olsa magnetik çekime cevap verir.)



· v.b. Fen Bilimleri Kanunlarının olmaması gerekmektedir.


En basitinden kütle çekimi “biri” olan yerkürenin moleküler olarak sizi kendi üzerine çekmesinin (Yerçekiminin) olmadığını söylemek zorunda kalırsınız.

Eşdeş iki sıvı karşılaşma noktalarının her yüzeyinde birbirine karışırlar. Bütün Dünya üzerindeki Kimya Endüstrilerinde sıcak-soğuk, tuzlu-az tuzlu su sistemlerinin farklı borularda hareket etmesi bundandır.

Petkim’de görülebilir : Deniz suyundaki tuz polimerleşmede kullanılacağından tuzlu su olarak denizden alınır ve kısmen daha az tuzlu olan çıkış suyu farklı bir boru sistemi ile ters yönde denize tahliye edilir. Akıntı Yüzey ve Ara yüzeylerinde (difüzyon noktası) madde transferi olmasa idi (difüzyon) aynı borudan bir sıvı aşağıdan akar (tuzlu olan) , diğeri yukarıdan (az tuzlu olan) akar ve tek boru ile sistem çözümlenirdi. Ne yazık ki öyle değil. Eşteş sıvılar karşılaşmanın her yüzeyinde/ara yüzeyinde karışırlar.

Kilit Nokta : İki sıvının karşılıklı akımında, ara yüzeyler difüzyon ile madde alışverişinin yapıldığı yüzeyler olup, ara yüzey noktasının altındaki/üstündeki her noktada bu alışveriş gittikçe “minimuma inmektedir”. Lakin akış içinde “sıfır” olduğu yer olamaz. Çünkü moleküler çekim kuvvetlerinin akış içinde sıfırlanacağı bir yer yoktur. Moleküler çekim kuvvetleri “yere”, “noktaya” bağımlı kuvvetler değildir. Kütleye (ağırlığa değil, ağırlık yere bağımlıdır. Ayda bir insanın kütlesi aynı ama ağırlığı farklıdır.) ve elektriksel yüke bağımlıdır. Bu yüzden sıfır olamazlar. Difüzyonun akıntı içinde minimuma gidişinde, “YOK” denilecek kadar minimuma inilse bile, hiçbir zaman “YOK” olamazlar. Çünkü difüzyon fonksiyonu, moleküler çekim kuvvetinden ötürü “mutlak sıfır” olamaz.

Şu durumda açıkça görülür ki “Eşteş sıvılar akıntı dahilinde, akıntının yüzeyi ve ara yüzeylerinde karışmazlar” diyebilen biri, bilinen tüm Fen Bilimleri Kanunlarını “Hiçe Saymakta“(Fen Bilimleri Kanunları birbirinin üzerine inşa edilmektedir. Bu yüzden birbirini doğrulamaktadır. Birine yok derseniz domino gibi devamı gelir.) ve Endüstrinin kullandığı metotları “Yok Bilmekte”dir. Bu kişi ya bilmemektedir, ya bilmemektedir.

taylan
29-09-2010, 20:48
Sayın Aera, sabrınıza hayran olmamak elde değil. Yazdıklarınızı ilgiyle okuyorum.

Verdiğiniz bilgiler yeteri kadar ikna edicidir. İlkel bir din kitabını savunmak adına bilime bu denli kafa tutmak neden anlamıyorum? Yanlışsa yanlıştır deyip çekilmek varken....

AerA
29-09-2010, 20:57
Sayın Aera, sabrınıza hayran olmamak elde değil. Yazdıklarınızı ilgiyle okuyorum.

Verdiğiniz bilgiler yeteri kadar ikna edicidir.

Sayın taylan ;

İkna edici değil, gerçektir.

Hatta tamercosgun dostumla yaptığımız fikir alış-verişinden sonra; "Difüzyon fonksiyonunun noktaya bağımlı olmadığını kanıtlayınız?" şeklinde tek bir vize sorusu geldi aklıma. Eminim ki çocuklar fizikokimyasal eşitliklerden bunu kanıtlayacaklardır ama "Difüzyon dağılım fonksiyonudur zaten hocam, neyini kanıtlayayım?" diyen kişi bile 100 alır. Bu notu, ikna ediciğiniden değil, Gerçek olduğu için alır.

Esen kalınız.

taylan
29-09-2010, 21:01
Sayın Aera,

Tabi ki gerçektir. İkna edicidir derken gerçekliğini vurgulamak istedim. Konu uzmanlık alanım olmadığı ve bilgi sahibi olmadığım için gerçekliğinden önce ikna ediciliğini vurgulamak istemiştim :)

Saygılar

tamercosgun
30-09-2010, 09:12
Sayın aera ve okuyucular

Biz burada sayın aera ile Kuran'ın söz konusu ayetinin doğru olup olmadığını tartışmadık. Kuran'da adı gecen ayetin bahsettiği suların biri tatlı biri tuzludur.Bizim tartıştığımız suların ise ikiside farklı yoğunluktada olsa tuzludur. Bu konu ile ilgili yani söz konusu ayette bahsedilen suyun nasıl olduğu ile ilgili açıklama yapmıştım mesajları takip ederseniz bu açıklamaları okyabilirsiniz. Harun yahya ayetleri yanlış yorumlamış ve büyük bir yanlış yaparak tuzlu sulardaki yüzeylerarası gerilimi bu ayetin bir mucizesi olarak göstermiştir; aynı şekilde yanlışıda bu site yöneticileri yanlış yorumu değerlendirmeye alarak yapmıştır. Çünkü sitenin ortaya çıkarmış olduğu karışmayan sular ile Kuran'da geçen sular arasında hiçbir alaka yoktur. Bu ayette geçen suların ise nerede olduğu konusunda tefsirciler hemfikir değildir.Birkaç farklı görüş vardır. Açıklamalarımda bunada değindim. Yapılması gereken ise site yöneticilerinin Ayetin tefsiri ile ilgili yeterli araştırmayı yaptıktan sonra işin aslını burda ilan edip; söz konusu yalanlamanın Kuran'la bir alakası olmadığının; yalanlanan kişinin Harun yahya olduğunu açıklamalarıdır.


Sayın aera en başta alt-üst akıntılar arasında ara yüzey olmaz dediniz

Sayın aera bu benim ifadem.bununla ilgili mesajınızı okudum ve sizin böyle brşey demediğininzi tespit ettim. Ben bu konuda dediklerinizi yanlış anlamışım. Demediğiniz birşeyi dediniz diyerek birnevi size iftira atmış gibi oldum. Bu yüzden özür dilerim.



saygılarımla........

AerA
30-09-2010, 13:22
Sayın tamercosgun ;

Kuran'da mucize Yoktur isimli forum başlığı, Kuran Mucizeleri isimli kitabın yazarı yüce insan, kutsal karakter, heykeli dikilesi zat, olmazsa olmazımız Adnan Hocamızın eserine bir reddiyedir.

Kendisi bir çok zaman ayetlere olmayan anlamlar yüklemekte, ayetin içine etmektedir. Bir çok zaman ise bilinen bilim kanunlarının içine ederek, bakınız mucize demektedir.

>Şuradan (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=21577)< ayetin içine ederek farkına vardığı bir Kuran mucizesi görülebilir.

Denizlerin Karışmadığı İddiasında; Cebelitarık örneğini veren, site yöneticileri ve konuları hazırlayan ekip değil, Adnan Hocamızın ta kendidir.

"Akdeniz'de ve Atlas Okyanusu'nda büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler vardır. Akdeniz'in suyu, Cebelitarık Boğazı'nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır." (Harun Yahya)

Maalesef ki karşılaşma noktasıda dahil, bütün yüzey ve arayüzeylerde adı geçen sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmektedir. Buda bilinen bilimin içine edipte bulduğu mucizedir.

esen kalınız

tamercosgun
30-09-2010, 15:33
sayın aera

Bu sitenin içeriğini incelemdim ama şunu belirtmekte yarar var; ayet yorumlamak, onlara bir anlam yüklemek için enaz söz konusu edilen bilimlerde uzman olmak gerekmektedir. Sıradan bir insanın çıkıp "ayette şu var, bu var, bak bu bilimsel mucizeye işaret ediyor" diyerek yanıldığında bunun sorumlusu ve yalancısı( haşa) Kuran değil mucizeyi iddaa edendir. Eyer söz konusu ayetleri değerlendirip bir tezi çürütmeye çalışıyorsanız bünyenizde en azından farklı alanlarda uzaman Kuran tefsircilerininde olması gerekmekte. Aksi taktirde yanlışı yanlışla telafi etmiş oluyorsunuz. Çünkü sizin sitenizde söz konsu çürütülen iddaalar harun yahyaya değil Kuran'a maal edilmekte. Buda ilmini bilmediğinz bir kitaba iftira atmaktır. Bu yüzden bu sitedeki Kuran'da mucize yoktur başlığının ve içeriğinin kesinlikle kabul edilebilir bir yanı yoktur. En azından başlık harun yahyayı hedef göstermelidir. Ayetin yanlış yorumlanan anlamlarını, size göre, çürütüyorsunuz ama doğru anlamlarını açıklamıyorsunuz. Bu da çalışmaların Bilimsel olmaktan öte ideolojik olduğunu gösteriyor.Çünkü tektaraflı bir çalışma oluyor. Lütfen bu konuda daha hassas olalım.


saygılarımla......

vartor
30-09-2010, 15:43
Sayin tamercoskun,
Indiren tarafindan "apacik, herkesin anlayacagi dilden indirdik" diyen bir yaraticinin sozlerini inkar mi ediyorsunuz? Hem apacik, hem de anlamak icin, alim olmak gerekiyor ha!. neticede kendi cikarlari yonunde yorumlamadiklarini, ve karsimizda tamamen insan yapisi (ki ateistlere gore suphe goturmez sekilde oyledir) olmadigini nereden biliyorsunuz?

AerA
30-09-2010, 16:17
Ayetin yanlış yorumlanan anlamlarını, size göre, çürütüyorsunuz ama doğru anlamlarını açıklamıyorsunuz. Bu da çalışmaların Bilimsel olmaktan öte ideolojik olduğunu gösteriyor.Çünkü tektaraflı bir çalışma oluyor. Lütfen bu konuda daha hassas olalım.

Büyük olasılıkla halen anlamak istemiyorsunuz, ayetin yanlış yorumlanarak getirilen anlamı ve sözde Dünya'da ki gözlemi bilimsel olarak çürütülmektedir. Ayetin doğru anlamını açıklamak diye bir şey olamaz zaten. Kutsal kitaplar ve ayetleri Galimatias'tır.

Bana hiç kimse, Dünya üzerinde karışmayan iki tane türdeş sıvı gösteremez. Yoktur ve olmayacaktır. Ayetteki bu anlam nasıl açıklanır. Çok basit : SAÇMALIK...

Denir ki "tefsirciler daha o denizlerin hangileri olduğunu bulamadı."
Ama biz difüzyonu bulduk.
Denirki "o denizler bulunduğunda difüzyon bunu açıklayamayacak..."

Bulunamayacak/Var olmayan bu iki denizi, bilimi ve bilimselleği kullanarak nasıl açıklarsınız ki? Bilimsel açıklamayı hak etmeyecek kadar küstahça bir tebligat var ortada. Din ile bilimi birbirine karıştırmayın, isterseniz halen karışmayan denizlere inanabilirsiniz. Ama unutulmaması gereken nokta bunun "inançsal doğru" olduğudur. Bilimsel olarak koca bir SAÇMALIKTIR..

Artık İslam Forumunda konu paylaşmaya başlayabilirsiniz.

tamercosgun
01-10-2010, 01:14
sayın aera

Bana hiç kimse, Dünya üzerinde karışmayan iki tane türdeş sıvı gösteremez. Yoktur ve olmayacaktır. Ayetteki bu anlam nasıl açıklanır. Çok basit : SAÇMALIK...

işte benimde bahsettiğin yanlış budur. Çünkü ayette ifade edilen deniz bu değildir. Söz konusu denizlerin biri tatlı biri tuzlu olması gerekiyor ve aralarında bir engel olması gerekiyor. Ayrıca söz konusu suların tatlı ise tatlı su özelliği göstermesi; eğer tuzlu ise tuzlu su özellikleri göstermesi gerekiyor. Ayeti farklı yoğunluktaki tuzlu sular ile karıştırarak yanlış yorumlayan Harun yahyadır. Dolaysıyla siz harun yahyayı yalanlmış oluyorsunuz. Biz Kuran'daki pekçok ayetin neye işaret ettiklerini bugün dahi anlamış değiliz. Bunun için butip ayetlerin tefsirlerinde bir kaç ihtimal üzerinde durulur.Tefsirciler, söz konusu bu ayette ise harun yahyanın yorumlamış olduğu iki tuzlu deniz suyu olayı üzerinde ise hiç durmamışlardır. Bu yorumu sadece harun yahya sitelerinde bulabilirsiniz. Umarım ne demk istediğimi anlamışınızdır.


saygılarımla......

vartor
01-10-2010, 01:25
Hic degilse karun kahya'nin sacmaladigini gorebildiginize sevindim. Apacik yazilan kitapta, olmayan denizlerden bahsedildigini de anlarsiniz gunun birinde. Velev ki dogru olsa bile, bu neyi ispat eder? allahin varligini mi?

tamercosgun
01-10-2010, 01:26
sayın vartor

Indiren tarafindan "apacik, herkesin anlayacagi dilden indirdik" diyen bir yaraticinin sozlerini inkar mi ediyorsunuz? Hem apacik, hem de anlamak icin, alim olmak gerekiyor ha!. neticede kendi cikarlari yonunde yorumlamadiklarini, ve karsimizda tamamen insan yapisi (ki ateistlere gore suphe goturmez sekilde oyledir) olmadigini nereden biliyorsunuz?Evet kesinlikle doğru bir şey dediniz, Kuran'ı indiren yüce Allah, Kuran'ı herkesin anlayacağı şekilde indirmiştir. Ancak bu Arapça dilinde indirilmiş bir kitaptır. Dolaysıyla Araplar kitabı tefsire ihtyaç duymadan anlayabilirler ve bizim yaşadığımız sorunların hiçbirini yaşamazlar çünkü ayetin neye işaret ettiğini doğrudan anlayabilirler. Ancak biz kıtabı dilimize cevrirken bazı sorunlarla karşılaşıyoruz. malesef herdilde olduğu gibi arapçada da bazı kelimeler vardır ki bunu karşılığını tam olarak Türkçe'de bulamıyoruz. İşte bu yüzden bu ilimle uğraşan tefsirciler çok önemlidir. Benimde sitenize anlatmaya çalışdığım nokta budur. İlahiyatçılar boş yere biryıl Arapç hazırlıktan sonra dör yılda lisans okumuyorlar.Eğer bu konuda siteniz bir çalışma yaparsa çok memnun oluruz. En azından yanlış yorumlayan ve yorumlananın ne olduğu ortaya çıkar. İlginiz için teşekkür ederim.


Saygılarımla.......

AerA
01-10-2010, 01:58
Dostum tamercosgun ;

Çünkü ayette ifade edilen deniz bu değildir. Söz konusu denizlerin biri tatlı biri tuzlu olması gerekiyor ve aralarında bir engel olması gerekiyor.

Siz denizlerin biri tatlı, biri tuzsuz olduğunda karışmayacaklar mı sanırsınız?
Yoğunluk farkı bu durumda difüzyon kuvvetini sadece daha da şiddetlendirecektir.
Kaldı ki tatlı bir deniz....

Bu yüzden, "inançsal doğruları", "bilinen gerçek" ile karıştırmayınız. Aralarında fark vardır.

Biz Kuran'daki pekçok ayetin neye işaret ettiklerini bugün dahi anlamış değiliz.

Böyle bir söylem kullanmayın. "Apaçık bir kitap indirdim" diyerek birçok defa kitabı işgal eden Tanrı, eğer siz bugün anlamadı iseniz-dün hiç kimse anlamamıştır, Hava-Civa Tanrısıdır. Kendi Tanrınızın söylemleri ile çelişmeyin. Kendi Tanrınızı küçük düşürmeyin. Herkes tefsir uzmanı, İslam alimi olmak zorunda değildir, "Apaçık bir kitabı" anlamak için. Kuran "Yoruma Açık" değil, "Apaçık"tır. Tercüme (meal) ayrı şeydir, yorum (tefsir) katmak ayrı şey...

Dolaysıyla siz harun yahyayı yalanlamış oluyorsunuz.

Ben hali ile HY'nın iddiasını çürütüyorum. Aynı iddia ile külliyatı gelse "Difüzyon Yasaları"ndan ötürü onunkini de çürütürüm. Çürütürler. İki cam balon, istenilen özelliklerde sıvılar ve aralarında vanalı bir boruya bakar...

Günümüz bilinen gerçekleri ve bilimi; sular tuzlu-az tuzlu-sıcak-soğuk-distile-v.b. her ne nane ise karışamazlar diyene SAÇMALIK demektedir. Arada bir perde var karışmazlar ise eğer, ben araya plastik boru koyarım karışmaz. Ne gerek var karışmamaları için perde koyacak "İlah"a.

Şunu unutmayın; ne ben, ne bilim icra eden başka bir meslektaşım, bugün şunu yapacağım-öğreteceğim-keşfine çalışacağım derken “Kutsal Yazıtları” kale almaz. Yaptığı-Öğrettiği-Keşfettiği şey bu yazıtlarla çelişiyorsa, SAÇMALIK yazıtlardadır. Bizler deneye, gözleme, tekrarlanabilirliğe, verilerin oluşturulmasına, değerlendirilmesine, olursa devamına, olmazsa iyileştirilmesine önem veren kişileriz. Bir varsayımı kafadan kabul edip, üzerine öğreti inşa ederek, öğretiyi yanlışlayan her şeyi görmezden gelen kişiler değiliz.

Tekrar ediyorum "inançsal doğrularınız" ile "bilinen gerçekleri" karıştırmayınız.
İnançsal doğrularınızdan şüphe ediyorsanız, bilinen gerçeklerin yanına bile yaklaşmayınız.
İnancınızın el verdiği ölçüde bilime girin. İnancınız el vermiyorsa, kök hücre çalışmayın.
İnancınız el vermiyorsa, kan fizyoloji çalışmayın, transferini yapmayın (Yehova Şahitleri).

Esen Kalınız.

vartor
01-10-2010, 05:42
malesef herdilde olduğu gibi arapçada da bazı kelimeler vardır ki bunu karşılığını tam olarak Türkçe'de bulamıyoruz.
Kainati yaratacak kabilyette bir irade, birgun Turklerin musluman olup da bu kitabi anlamiyacaklarini, cozebilenlere alim diyeceklerini de biliyor olmasi, ve acikca, biz bu kitabi sadece araplara apacik indirdik demesi gerekmez miydi? Eger inancli iseniz, bundan iki sonuc cikar: allah Turklerin de musluman olacagini ve kitabi sokemiyeceklerini bilmiyordu, veya Turkleri adamdan saymiyordu.
Araplarin lisani gayet iyi anladiklari da dogru degil sevgili tamercoskun kardes. Onlar da aynisini biliyorlar; bir iki kelime eksikligi olabilir ama iste apacik ne mal oldugu ortada, inanmazsaniz ve lisaniniz var ise, internetten arap kardeslerinizin anlayislarini test edebilirsiniz. Ben sahsen, iki filistinli, 5 vakit namazinda, arapla tartistim ve bizim dediklerimizi aynen onayladilar.

tamercosgun
01-10-2010, 14:18
sayın aera

Bigbang'in keşfine kadar ateizm Kuran'da ki Evrenin yoktan var edildiğini; evrenin genişlediği ayetlerini aynen bugün sizin bu ayeti yalaladığınız gibi yalanlıyordu. peki sonunda ne oldu; evreniin oluşmasına sebep olan büyük bir patlamanın olduğunu ve bu patlamanın etkisiyle sürekli genişlediği keşfedildi. Peki dönemim maddeci ateist bilim adamları neyi iddaa ediyordu; evrenin sonsuz olduğunu yani ebediyen yaşayacağını. Ancak bugün hepimiz iyi biliyoruz ki sonsuz bir evrende yaşamıyoruz. en azından samanyolları için bunu iddaa edemiyoruz. Bütün bunlar keşfedilmeden önce sizi gibi düşünenler aynen Kuran'a böyle saldırıyorlardı. Bugün okyanus diblerini; okyanus diblerini oluşduran karaparçalarının alt katmanlarını vsvs gibi pekçok şeyi keşfetmiş değiliz yani yaşamış olduğumuz dünyayı %100 keşfetmiş değiliz. Acba Kuran'da bahsi gecen ayet söz konusu karışmayan denizleri ifade ederken neyi anlatmak istiyor? Karışmaya engel olan bir karaparcası olamaz mı? Ayrıca şunu belirtmem gerekir;-Ayette geçen “Behreyn”: iki denizden maksat, biri deniz, biri de denize benzer büyük bir ırmak kast edilmiş olabilir. Arapça’da tağlip sanatı diye bir edebî sanat vardır. Bu, asgarî müşterekte birleşen iki şeyden söz edilirken, onlardan yalnız daha çok revaçta olan, daha güçlü görünen varlığın adını kullanma sanatıdır. Mesela; erkek-kadın için birlikte bir kelime kullanılacaksa, erkek için geçerli olanı kullanılır, fakat, kadın da onun içerisinde yer alır. Örneğiğin, Kur’an’da hep “Ya eyyühellezine âmenû”(ey iman edenler) tabiri kullanılır. Bu tabir, dil bilgisi açısından yalnız erkekler içindir, ancak kadınların da bu hitaba dahil olduğunda şüphe yoktur. Yine Araplar, ay kelimesinin tesniyesi/ ikili olan “Kameran” kelimesini kullanırlar ve bununla “ay-güneş” ikilisini kastederler.

Bunun gibi ayette de, “deniz-ırmak” ikilisi için “iki deniz” tabirinin kullanılması mümkündür.

Buna göre, tatlı su ırmak için, tuzlu da deniz için kullanılmış olabilir. Müfessirler daha çok Fırat, Nil, Ceyhun nehirlerinin isimlerini vermişler. Ayette “Fırat” kelimesi, sanki Fırat ırmağını da çağrıştırmaktadır.

Alusî bazı alimlere göre, büyük ırmaklara deniz demek yaygın bir kullanımdır. Bu sebeple, bu ayetten Nil nehrini anlamakta bir sakınca yoktur. Çünkü, Nil nehri bir kara parçasıyla ikiye bölünmüş durumdadır. Bu açıdan yalnız bu nehir için “iki deniz” tabiri kullanılabilir.

Bu gün, bazı denizlerin diplerinde tatlı suyun bulunduğuna dair önemli bilgiler vardır(ama kesinleşmemiş bir bilgi). Bu açıdan meseleye baktığımızda, iki deniz tabirinde bir sakınca yoktur. Fahreddin Razî, -kendi dönemindeki bilgilere dayanarak- bunu kabul etmese de, kanaatimizce, yakın bir gelecekte denizlerin önemli miktarda tatlı su barındırdıklarına dair, önemli bilgiler elde edilecek ve o zaman ayetin bir mucizesi daha gerçekleşmiş olacaktır.

tamercosgun
01-10-2010, 14:35
sayın vartor

bir iki kelime eksikligi olabilir ama iste apacik ne mal oldugu ortada

Arkadaşım benimde anlatmak istediğim bu işte bir iki kelime eksikliği.... Zaten sorunda burdan kaynaklanıyor.


iki filistinli, 5 vakit namazinda, arapla tartistim ve bizim dediklerimizi aynen onayladilar.


Ben bu ilmin bilimsel çercevede yapılmasını söylüyorum siz olayı bir iki 5 vakit namzlı filisitnli ile halletmişiniz.

Sayın vartor siz benim ne demek istediğimi anlamak istemiyorsunuz heralde. Bence çok saçma bir sürece giren bu tartışmayı burda noktalayalım. Zaten anlamak isteseydiniz bu saçma tartışmaları şimdi yapmıyor olacaktık. Ozamanda gerçek anlamda bilimsel olacaktınız buda sizin işinize gelmezdi heralde. Neyse ben geri adım atıyorum bu bu tartışmayı noktalıyorum.


Saygılarımla.....

AerA
01-10-2010, 16:08
sayın aera

Bigbang'in keşfine kadar ateizm Kuran'da ki Evrenin yoktan var edildiğini; evrenin genişlediği ayetlerini aynen bugün sizin bu ayeti yalaladığınız gibi yalanlıyordu. peki sonunda ne oldu; evreniin oluşmasına sebep olan büyük bir patlamanın olduğunu ve bu patlamanın etkisiyle sürekli genişlediği keşfedildi. Peki dönemim maddeci ateist bilim adamları neyi iddaa ediyordu; evrenin sonsuz olduğunu yani ebediyen yaşayacağını. Ancak bugün hepimiz iyi biliyoruz ki sonsuz bir evrende yaşamıyoruz

Sevgili tamercosgun ;

Bigbangin herhangi bir şeyin yoktan var edildiği hiç söylemiyor değil mi? Enerji varsa tamamen yokluktan bahsedilemez herhalde. Bu iddia (Yoktan Var Etme) Din İnançlarının iddiası. Kaldı ki "Evrenin Genişlemesi" modeli Kuran'ın hiç bir ayetinde adam akıllı yer almayıp, genişlediğine dair fikirler çıkınca meallerin bu yöne kaydığını görmekteyiz. 1983 basımı Kuran'da genişleme yok, genişlediğine dair bilgiler gelmeye başlayınca Kuran meallerine bir "genişleme" girmiş. Ne bu Kuran'ı modaya uydurmamı? Halen bir çok Kuran kuran mealinde "Geniş Kudret Sahibiyiz" diye çevrilen bir kelime var. Modaya uymak isteyenler "Genişletiriz" diye çevirmiş. Tuzlıyayım da kokmasın.

Denizler arasında ki perde bir dağda olabilirmiş...Yıkarız o dağı, karışırlar. Örnek Süveyş Kanalı. Yıktık ve artık karışıyorlar.

Arabçada ki TAĞLİP sanatı, Arap edebiyatını, ve icra eden kişileri bağlar. Evrensel anlayış içinde HİÇTİR. Kurduğunuz cümle sadece, Kuran'ın tağlip sanatına sahip Araplarca yazıldığı hususunu destekler. Evrensel anlamı HİÇTİR. Tanrınızı bu şekilde daha fazla küçük düşürmeyin.

Tekrar ediyorum ; konu başlığını baltalamayınız. "İnançsal Doğrular" ile "Bilinen Gerçekleri" karıştırmayın. "İnanmak" ile "Bilmek" arasında ki farkı fark edin. Sizin ki "İnanmaktır". "Bilmek" değil.

flipper
01-10-2010, 17:13
Bu ayeti veya tüm kitabı doğru anlamamız için arapça v.b yan sanatlarını öğrenip arap kültürümü almalıyız.Açık seçik kitap denmesinden anlayışınız bumudur sizin. Nasıl açık seçik kitaptır ki; milyonlarca müslüman aynı ayet için hem fikir olamıyor...Kendi içinizde anlaşamazken nasıl olurda bizleride bu saçmalığa inandırmaya veya kitabı savunmaya çalışıyorsunuz..
Bir müslümanda çıkıp demez mi; yahu ''Allah burda şöyle deseydi daha doğru olurdu''..Ama yok, biz illa bu arapçayı ve yan sanatlarını öğrenmek zorundayız..Çünkü Allah orda şunu söyledi ama, sen bilmem ne sanatını yada arapça yı bilseydin anlardın...Bumudur apaçık kuran..Bumudur herşeye gücü yeten kudretli Allah.

aliyarasfal
01-10-2010, 17:21
Sayın tamercosgun;

Materyalizm hakkında en ufak bilgin yok değil mi?Olsa bu kadar boş konuşmazdın.Evren yoktan var olmamıştır bu bir, hiç bir bilimadamı böyle bir iddiada bulunamaz, işte inancınıza bing-bangten darbede budur.Materyalizmin madde anlayışını hiç bilmediğiniz anlaşılıyor, tüm algıya dahil olan evrendeki enerji, foton veya nesnel gerçekliklerin bütününe madde denilir.(materyalizm kalıplarla değil bilimin tanımlarıyla bakar evrene-bilim yarın yanlışlarsa bunu materyalizmde yeni bilimsel tanımlamayı aynen kabul eder.Materyalizm inanç değildir.)Siz maddeyi sadece hacmi-kütlesi olan cisim olarak fiziksel algıyla lisede öğrendiğiniz alt düzey bilgi derecesinde sanıyorsunuz ki bu sizin bilgisizliğiniz.

Önce materyalizm ve madde kavramlarını öğrenin sonra konuşun, burdan da anlaşılacağı üzere madde bing-bang teoreminde denildiği gibi tek noktadan (vardan-maddenin enerji biçimi) kendi özelliklerinde var olan fiziksel ve kimyasal tepkimelerin sonucunda patlayarak evrenin bu günkü haline dönüşmüş değişik evreleridir ve hem cisim hem enerji olarak varlığını aynen kanıtlamaktadır.

Şimdi bu saçmalamanızı geçip denizler konusunda (deniz büyük ırmak basitliğine sığınmışsınız) nil-fırat yada başka ırmak denize eninde sonunda karışmıyor mu. Yoksa nilin-fıratın suyu akdenizde tatlı tatlı duruyor mu. Yok nil denize dökülene kadar olan kısımsa bu ne mucizesidir söylermisiniz.Ne perdesi, ne tanrısallığı. Bir ırmağa bakan herkes deniz olmadığını bilir, denize döküldükten sonrada ırmak olmadığını bilir.

Tabanda karışmayan su (kanıtlanmamış) son çareniz olmuş bakıyorumda.Ama doğru ya unutmuşuz, bilim dine uymuyorsa dini bilime uydurursunuz, oda olmazsa hepimizin sonu hayırola katlimiz vaciptir.

Dert etmeyin, harun yahya evrim karşıtı naralar atarken ses etmiyordunuz şimdi çoğunuz evrimci oldunuz, mucize saçmalıklarınız beni güldürüyor.Araplar arapça bilmiyor bizim türkler süper biliyor, araplar bu mucizeleri ciddiye almıyor bizimkiler alıyor.

Ne denir şu konuda size bilimsel olarak onca açıklama yapıldığı halde inançsal doğrularınız uğruna hepsini reddetmeye çalışıp beceremeyince harun yahyaya topu atıp sanki farklı iddianız varmış gibi ondan beter mucize uydurmaya yönelmeniz tam bir tuhaflık.Madem harun yahya mucize uydurmaya kalkarak saçmalamış siz ne demeye farklı açıklamalarla mucize uyduruyorsunuz. Onunki saçma sizinki değil öylemi.

Bilim diyerek inançsal doğrularınızı göstermeniz öyle iğreti duruyorki ,gülünçsünüz desem alınmayın.


Sayın Aera bilgiler için gerçekten teşekkür ederim, konuya katkılarınız içinde ayrıca teşekkür ederim. Söz bitmiş ama inanç kör döğüşünde ısrarlı, sabrınız şaşırtıcı.


Şimdilik saygımla gittim...

tamercosgun
01-10-2010, 18:00
sayın aliyarasfal

Tek kelimeyle süpersin. Eğer tartışmanızın aera kadar seviyeli ve bilimsel olacağına inansa idim emin olun zaman ayırıp sizinle tartışırdım. Yanlışı savunan hep benim siz hep doğruyu savunuyorsunuz ve yanlış yapma ihtimaliniz bile yok. Oldumu duymak istediklerinizi söyledim. Tartışmayıda noktalamış oldum. Mutlu olun.


saygılarımla......

tamercosgun
01-10-2010, 18:10
sayın aera

Bigbangin herhangi bir şeyin yoktan var edildiği hiç söylemiyor değil mi?


Pek neyi söylüyor?
Big Bang döneminden 300.000 yıl sonra, evren şimdiki haline kıyasla bin defa daha sıcak ve bir milyar misli daha yoğunken yıldızlar ve galaksiler henüz mevcut değildi.Bu büyük patlamadan 300,000 yıl sonraki, yani bundan aşağı yukarı 13,5 milyar yıl önceki evrenin ilk görülebilir halinin fotografı çekildi. 1992 yılında NASA’nın COBE uydusunun çektiği bu fotoğrafın astrofizikçilerin hesaplarına tam uyumlu olduğu gözüktü. Peki bu oluşum olmayan bir evrenin oluşumu değilmidir?
http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Patlama bilginin kaynağı çok basit vikipedi isteyen ulaşabilir.

Halen bir çok Kuran kuran mealinde "Geniş Kudret Sahibiyiz" diye çevrilen bir kelime var. Modaya uymak isteyenler "Genişletiriz" diye çevirmiş. Tuzlıyayım da kokmasın.
Arabçada ki TAĞLİP sanatı, Arap edebiyatını, ve icra eden kişileri bağlar. Evrensel anlayış içinde HİÇTİR. Kurduğunuz cümle sadece, Kuran'ın tağlip sanatına sahip Araplarca yazıldığı hususunu destekler. Evrensel anlamı HİÇTİR. Tanrınızı bu şekilde daha fazla küçük düşürmeyin.

Sayın aera bu durumda tartışmamıza gerek yok sanırım

tamercosgun
01-10-2010, 18:44
sayın aera

aera'nın iddaası:

Halen bir çok Kuran kuran mealinde "Geniş Kudret Sahibiyiz" diye çevrilen bir kelime var. Modaya uymak isteyenler "Genişletiriz" diye çevirmiş. Tuzlıyayım da kokmasın.



Söz konusu ayet ve iddaa'nın geçersizliği:

ZARİYAT(51)/47:

ve es semâe : ve sema, gökyüzü
beneynâ-hâ : onu biz bina ettik
bi eydin : bir kudretle, büyük bir kuvvetle
ve innâ : ve muhakkak ki biz
le : elbette
mûsiûne : genişletici olan

51/ZÂRİYÂT-47: Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).
Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.
Gördünüzmü sizin iddaa ettiğiniz bir durum söz konusu bile değil.
İsterseniz evrenin yaradılış ile ilgili diğer ayetleri kelime kelime açıklayabilirim.

saygılarımla.....

AerA
01-10-2010, 19:07
Pek neyi söylüyor?
Big Bang döneminden 300.000 yıl sonra, evren şimdiki haline kıyasla bin defa daha sıcak ve bir milyar......

Sayın tamercosgun ;

Kendinizi bu kadar küçültmeyin. Big Bang bile fiziğin konusudur. Siz Fizikten ne anlarsınız? Bakınız artık sizin verdiğiniz linkleri bile okumadığınızı, ve okumadığınız her şeyi bana karşı sözde kullanmanızı, ve her defasında kendinizi küçük düşürmenizden bıktım-usandım.

Verdiğiniz vikipedia linkinin ilk cümlesinde bile , "Evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan....." demektedir. Bir şeyin yoğun ve sıcak olabilmesi, bir şeyin var olduğu anlamına gelir. En basitinden yoğunluk bir kütle fonksiyonudur, sıcaklıkta...

Big Bang, hiçlikten var olma diye bir şey asla söylemez. En yakın üniversitenin fizik bölümüne giderek teyit edebilirsiniz.

sayın aera
.........
aera'nın iddaası:
.........

Böyle bir şey benim iddiam olamaz. Boş kelimeler dizisi bir kitapla ilgilenmem zaten.

"Kaldı ki "Evrenin Genişlemesi" modeli Kuran'ın hiç bir ayetinde adam akıllı yer almayıp, genişlediğine dair fikirler çıkınca meallerin bu yöne kaydığını görmekteyiz." demişim.

Okumayı-yazmayıda size ben öğretemem. Genişlemenin kullanılmadığı ve Yaratanın kudretinin genişliğinden dem vurulan mealler var ve mevcuttur demişim. Bir de eklemişim Tuzlayayımda Kokmasın.

İslamcı Profesörün Domuz Yalanı ve Denizlerin Birbirine Karışmama Yalanı hadiselerinde konuyu okuyanlar bile kendinizi küçük düşürmeyin artık demişler.

Artık İslam Forumunda bilgi paylaşınız.

aliyarasfal
01-10-2010, 19:48
sayın aliyarasfal

Tek kelimeyle süpersin. Eğer tartışmanızın aera kadar seviyeli ve bilimsel olacağına inansa idim emin olun zaman ayırıp sizinle tartışırdım. Yanlışı savunan hep benim siz hep doğruyu savunuyorsunuz ve yanlış yapma ihtimaliniz bile yok. Oldumu duymak istediklerinizi söyledim. Tartışmayıda noktalamış oldum. Mutlu olun.


saygılarımla......

Sayın tamercosgun;

Doğru konuşun yanlışlanamasın ki böylece mazlum kurban numaralarına ve seviye tespit aleti konumlarına sığınmadan demogojiye kaymadan tartışabilesiniz.Siz burada saçmalayarak bilimsel konuşuyorum havalarına girmeden ve bilmediğiniz konularda ahkam kesmeden düşünecektiniz sonuçlarını.

Eşteş sıvılar karışırmıymış karışmazmıymışı tartışıyormuş. Bilimsel bilgin olsa böyle bir tartışma olmadığını-olamayacağını, bu tartışmayı kendin uydurduğunu anlardın.

Bing bang teoremi hakkındada Yoktan varolma gibi bir iddia olmadığını bilir idin, materyalizme göre maddenin tanımınında bilimsel açıklamalarla eş olduğunu bilirdin, bilipte bu kadar saçmaladıysan oda senin kusurun.

Bu arada teşekkür ederim ancak iltifatını üzülerek reddedeceğim, süper olan akıl ve bilgidir, bu konuda ben değil senin saçmaladığını tescilleyen sayın Aera hak ediyor süper sıfatını.

Şimdilik saygımla gittim...

tamercosgun
01-10-2010, 21:25
sayın aera

Evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan.

Cümlesinin devamı;
Büyük Patlama ya da Big Bang, evrenin (http://www.turandursun.com/wiki/Evren) yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan evrenin evrimi (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Evrenin_evrimi&action=edit&redlink=1) kuramı (http://www.turandursun.com/wiki/Kuram) ve geniş şekilde kabul gören[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Brit-0) kozmolojik (http://www.turandursun.com/wiki/Kozmoloji) model.[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-WP.2Fmodelling-1) İlk kez 1920’lerde Rus kozmolog (http://www.turandursun.com/wiki/Kozmolog) ve matematikçi Alexander Friedmann (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Alexander_Friedmann&action=edit&redlink=1) ve Belçikalı fizikçi papaz Georges Lemaître (http://www.turandursun.com/wiki/Georges_Lema%C3%AEtre) [3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-2) tarafından ortaya atılan, evrenin bir başlangıcı olduğunu varsayan bu teori, çeşitli kanıtlarla desteklendiğinden bilim insanları (http://www.turandursun.com/wiki/Bilim_insan%C4%B1) arasında, özellikle fizikçiler arasında geniş ölçüde[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Brit.2FBB-3)kabul görmüştür.
Burda evrenin nasıl meydana geldiğini anlatılıyor. Tabiki evrenin meydana gelmesi için yoğun ve sıcak bir noktaya ihtiyac vardır. Ancak yoktan var etme ifadesiyle işaret edilen bu nokta değildir. İşaret edilen şey bu noktada meydana gelen büyük patlama sonucu oluşan evrendir(En doğrusunu Allah bilir).Nokta halindeyken evren söz konusu değildir yani noktanın patlaması sonucu evren oluşmuştur; yıldızlar galaksiler vsvsv. Evrenin yokken var olmasını ifade etmek için nasıl bir cümle kurmamız gerekiyor acaba....

Hakkı örtenler görmediler mi, muhakkak "gökler ve Arz bitişik"(aynı-gaz halinde) idi, o ikisini ayırdık. Ve her canlı şeyi, sudan kıldık(yarattık). İman etmiyorlar mı?
[ENBİYA(21)/30
Söz konusu ayet sizi doğruluyor sanırım; çünkü ayet bigbangin yoğun ve sıcak bir noktadan olması gerektiğini işaret ediyor. gök ve arz bitişik olması o noktaya işaret ediyor. Yoktan var etme ise olmayan bir evren sisteminin bigbang sonucu olması anlamına geliyor.

Ama artık sizin bu aşalayıcı ifadeleriniz beni üzmeye başlıyor. Efendim öyle diyorsunuz ama sanki islam bölümünde tartışanların hepsi islam ilimi sahibi; Kuran mucizeleri konusunda tartışan herkes sanki her ilimde uzman kişiler. sizin bu ifadeleriniz bir bilim adamına yakışmaz. Arştırarak ve kaynaklarından okuyarakta öğrenmek mümkün. Akıl sahibi insanın araştırarak öğrenemeyeceği hiçbirşey yoktur.


saygılarımla...

aliyarasfal
01-10-2010, 23:04
Sayın tamercoskun;


Size bir önceki mesajımda doğru konuşunki yanlışlanmasın demiştim;
enbiya-30

İnkâr edenler, göklerle arz(yeryüzü) bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?

gerçekten ilginçsiniz.Bu ayetteki yer neresi? Dünya değil mi? Arz kelimesi ile tarif edilir, Evren oluştuğunda dünya varmıydıki siz bu anlamı yükleyip birde bing bangi alet ediyorsunuz.Okuyun enbiya 31 ayetide konuşun.

enbiya-31

Ve arzda (yeryüzünde), onları sarsar diye (sarsmaması için) dağlar kıldık. Ve orada geniş yollar oluşturduk. Umulur ki (böylece) onlar, hidayete ererler (ulaşırlar).


Senin tanrın evreni değil dünyayı oluşturmakla meşgul, evrenmi önce oluştu, dünyamı?Kitabının neresinden ayet getirirsen getir, evreni değil sadece dünyayı (arz= yeryüzü) ve gökler diyerekte geriye kalan tüm evreni tanımlar.Yıldızları kandil sanar, ayı nur, güneşi çıra olarak asar. Nasıl asıyorsa artık.Artık bilimi bırakın ayetlerinizi bile yalan yanlış çevirmekten çekinmiyorsunuz.

Demek bing bangi doğruluyor bu ayetiniz. Bunun doğruladığı tek şey sizin inançsal körlük uğruna ayetleri bilime uygun hale getirmeye çabalayarak insanları küçük görmeniz.

Bana evrenin ilk hali gaz ve tozdu demeye kalkmayın, ne gazdı, ne tozdu, ne suydu, evrenin ilk hali teoride bir noktada toplanmış enerjidir.sizin anladığınız anlamda maddenin oluşumu ise 300.000 yıllık süreç olarak geçer. İnanılmaz bilgi ve kavram kirliliği yaratıyorsunuz.


Arz ne zaman oluştu kardeşim.Bu teoreme göre senin arzın (dünya) evrenden 9 milyar yıl sonra oluştu. Dünya oluştuğunda ayetlerdeki gibi yer gök(arz-ve geri kalan gökler olarak geçen evren) bitişik falan değildi. Evren çoktan oluşmuş, güneşte dünyadan önce oluşmuştu. Ama ne hikmettirki önce dünyayı oluşturan tanrınız güneşide ona(arza) çerağ diye sonradan yarattığını sanıyor.

Sana diyecek söz çok, sen ayetlerin anlamını bile çarpıtırken bilim ne yapsın.Ayetlerini bile reddeceksin az kaldı. Gerçi çok gördüm tefsir,tevil diye yeni ayetler yazıp tanrı rolü oynayanları, seninle sayı bir arttı o kadar.

Kolay gele inkarcı kardeşim.

Şimdilik saygımla gittim...

semihgencayla
03-10-2010, 21:36
Sayın tamercoskun;


Size bir önceki mesajımda doğru konuşunki yanlışlanmasın demiştim;
enbiya-30

İnkâr edenler, göklerle arz(yeryüzü) bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?

gerçekten ilginçsiniz.Bu ayetteki yer neresi? Dünya değil mi? Arz kelimesi ile tarif edilir, Evren oluştuğunda dünya varmıydıki siz bu anlamı yükleyip birde bing bangi alet ediyorsunuz.Okuyun enbiya 31 ayetide konuşun.

enbiya-31

Ve arzda (yeryüzünde), onları sarsar diye (sarsmaması için) dağlar kıldık. Ve orada geniş yollar oluşturduk. Umulur ki (böylece) onlar, hidayete ererler (ulaşırlar).


Senin tanrın evreni değil dünyayı oluşturmakla meşgul, evrenmi önce oluştu, dünyamı?Kitabının neresinden ayet getirirsen getir, evreni değil sadece dünyayı (arz= yeryüzü) ve gökler diyerekte geriye kalan tüm evreni tanımlar.Yıldızları kandil sanar, ayı nur, güneşi çıra olarak asar. Nasıl asıyorsa artık.Artık bilimi bırakın ayetlerinizi bile yalan yanlış çevirmekten çekinmiyorsunuz.

Demek bing bangi doğruluyor bu ayetiniz. Bunun doğruladığı tek şey sizin inançsal körlük uğruna ayetleri bilime uygun hale getirmeye çabalayarak insanları küçük görmeniz.

Bana evrenin ilk hali gaz ve tozdu demeye kalkmayın, ne gazdı, ne tozdu, ne suydu, evrenin ilk hali teoride bir noktada toplanmış enerjidir.sizin anladığınız anlamda maddenin oluşumu ise 300.000 yıllık süreç olarak geçer. İnanılmaz bilgi ve kavram kirliliği yaratıyorsunuz.


Arz ne zaman oluştu kardeşim.Bu teoreme göre senin arzın (dünya) evrenden 9 milyar yıl sonra oluştu. Dünya oluştuğunda ayetlerdeki gibi yer gök(arz-ve geri kalan gökler olarak geçen evren) bitişik falan değildi. Evren çoktan oluşmuş, güneşte dünyadan önce oluşmuştu. Ama ne hikmettirki önce dünyayı oluşturan tanrınız güneşide ona(arza) çerağ diye sonradan yarattığını sanıyor.

Sana diyecek söz çok, sen ayetlerin anlamını bile çarpıtırken bilim ne yapsın.Ayetlerini bile reddeceksin az kaldı. Gerçi çok gördüm tefsir,tevil diye yeni ayetler yazıp tanrı rolü oynayanları, seninle sayı bir arttı o kadar.

Kolay gele inkarcı kardeşim.

Şimdilik saygımla gittim...





Yazinizi ayrintisi ile okudum anlamaya calisiyorum, kuran sadece dunyanin olusumundan sozetmis uzayi da ayrica anlatmamis diye mi yanlis buluyorsunuz ?

AerA
03-10-2010, 21:53
Saygıdeğer arkadaşlar ;

Gökler (ne demekse artık) ve Yerin birbirinden ayrılması <BURADA (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15904)> incelenmektedir.

Şu an bulunduğunuz konu, difizyon gereği her daim her türlü suyun karışmasına rağmen, birilerinin aksini rivayet ettiği ve rivayetlerinin elle tutulur bir tarafı olmadığının tartışıldığı bir bölümdür. Gerçi artık tartışma kalmadı herhalde.

Gökler (ne demekse artık) ve Yerin birbirinden ayrılması başlığında tartışmaya açılması gereken, ama ne ilmi hikmetse burada alevlenen konunun, kendi başlığında tartışılmasında fayda görüyorum.

Esen Kalınız.

tamercosgun
04-10-2010, 02:13
sayın aera

yakın zamanda Meksika'nın altında uzanan yüzlerce kilometre uzunluğunda koridorlarla kaplı bir yer altı tatlı su denizi keşfedilmiş. Tamamen tatlı su ile kaplı olan bu devasa yer altı mağaraları, en sonunda Dünya'nın en tuzlu okyanusu olan Atlas Okyanusu'na açılmaktadır. Ancak okyanusun tuzlu suyu, bu yer altı tatlı su denizi ile karışmamakta ve arada gözle görülür bir sınır varmış. Öyle ki, dalgıçlar, bu tatlı su- tuzlu su sınırından geçerken sudan çıktıkları yanılgısına düşmektedir. Bu konuyu bir aydınlatırmısın.
Ayrıca tuzlu suyun, tatlı suya karışmaması, tatlı suların tuzlu ve içilemez hale gelmemesi açısından da hayati öneme sahip olabilir. Örneğin yukarıdaki örnekte Meksika altındaki tatlı su denizi, binlerce yıldır bölge insanlarının tatlı su ihtiyacını karşılamaktadır. Ya okyanus suyu ile tatlı su, mürekkebin suda dağılması gibi karışsaydı, acaba yer altı tatlı su kaynağı kalır mıydı? Cevabını ben de bilmiyorum
(Bunun videosu için bkz. BBC Planet Earth - Caves (Mağaralar) belgeseli ya da kısa bir kısmı için http://www.dailymotion.com/video/xern9w_yer-alty-mayaralary_tech )
ayrıca:
http://www.virahaber.com/haber/denizin-60m.-derinligindeki-nehir-12926.htm

saygılarımla......

AerA
04-10-2010, 02:28
Değerli tamercosgun ;

Verdiğiniz linkten ;

"Önce suyun 30 metre derinliğine indim. Bu bölümde tatlı su vardı. Sonra 60 metre derine indiğimde suyun gittikçe tuzlu bir hal aldığını gördüm. Altımda bir nehir akıyordu. Hem de suyun içinde. Bu akan nehir aslında hidrojen sülfür tabakasıydı. Bu deneyimi herkesin tatmasını isterdim".

Bu noktada da hidrojen sülfür derişiminin (konsantrasyonunun-yoğunluğunun) difüzif etki ile suyun yükselen katmanlarında giderek azaldığını anlatmama gerek yok herhalde.

tamercosgun
04-10-2010, 02:40
sayın aera


"Önce suyun 30 metre derinliğine indim. Bu bölümde tatlı su vardı. Sonra 60 metre derine indiğimde suyun gittikçe tuzlu bir hal aldığınıhidrojen sülfür tabakasıydı


ama orda bu drum hep böyleymiş. Yani tatlı su üste tuzlu su altta... difüzyona göre ikisinin karışması gerekmiyor mu? hem böylesi bir durum açıklanabilir birşey olsaydı fizikciler yada kimyagerler bir açıklama yapardı sanırım... Bu haberin normal bir durum olduğunu ifade eden bir uzaman açıklaması var mı acaba? bana link atarsanız sevinirim. Çünkü bende o linki kimyager arkadaşlarıma gönderecemde....


saygılarımla......

AerA
04-10-2010, 02:58
Sayın tamercosgun ;

Hidrogen Sulfide (http://en.wikipedia.org/wiki/Hydrogen_sulfide) ' in gaz halde ki yoğunluğu 1.363 g/L
Bunun sıvı yoğunluğu hali ile daha fazla olacak ve her daim bu madde aşağıda olacaktır.

Hidrogen Sulphide çözünürlüğü 0.4-0.25 gram/100 ml saf su...

Bir kere bu çözülecek de ondan sonra difüzif etki ile üst tabakalara taşınacak. Sıvı hali ile taşınmaz ki, gaz haldeki yoğunluğu bile sudan daha fazla. Sadece çözünen küçük bir kısmı difüzyonla üst tabakadaki suya karışır. O kadar.

Son derece olagan bir fiziksel hal söz konusu iken, kim bunun üzerine bu olağandır diye açıklama yapsın ki?

Siz hiç demir bir bilyanın suda batmasına "bu olağandır" diyen ve sadece demir bilyayı alakadar eden bir yazı okudunuz mu? Böyle bir yazı yazılmasına gerek bile yok... Yazarsanız bilim camiası güler size. "Bize bilmediğimiz bir şey anlat yada sus" derler.

Aklı olan çözünürlüğü 0.25 g/100 ml su olan ve gaz fazda yoğunluğu sudan fazla olan bir maddenin sıvısının su tabanında olacağını, bilir zaten.

Umarım açıklayıcı olmuştur.

tamercosgun
04-10-2010, 03:09
sayın aera

bunlarda sizin anlattığınız nedenlerle birbirine karışmıyorlar zaten.....


Son derece olagan bir fiziksel hal söz konusu iken, kim bunun üzerine bu olağandır diye açıklama yapsın ki?



Çok olağanbirşey olduğu için mi BBC-bilim -teknikte konu olmuştur?normal birşey olsa bunu haber yapmazlardı sanırım bence siz olayı biraz baside alıyorsunuz gibi geldi bana :)


Bir kere bu çözülecek de ondan sonra difüzif etki ile üst tabakalara taşınacak. Sıvı hali ile taşınmaz ki, gaz haldeki yoğunluğu bile sudan daha fazla. Sadece çözünen küçük bir kısmı difüzyonla üst tabakadaki suya karışır


ama sonuçta taşınmıyor ve bu resim ortaya çıkıyor... neyse konuyu fazla uzatmayacağım. Zaten benim gibi cahiller merak ederse araştırır konuyu :)

Meksika altındaki tatlı su denizi, binlerce yıldır bölge insanlarının tatlı su ihtiyacını karşılamaktadır. Ya okyanus suyu ile tatlı su, mürekkebin suda dağılması gibi karışsaydı, acaba yer altı tatlı su kaynağı kalır mıydı? Bu soruyuda araştırmak lazım...

saygılarımla....

AerA
04-10-2010, 03:20
Çok olağanbirşey olduğu için mi BBC-bilim -eknikte konu olmuştur?normal birşey olsa bunu haber yapmazlardı sanırım bence siz olayı biraz baside alıyorsunuz gibi geldi bana :)

Saygıdeğer dostum ;

Oluşum ilk defa keşfedilmiş, bu sebepten değil BBC her türlü basın ortamına girer tabiki. İzahatının herhangi bir yerde rastlanmaması ise cidden olağan oluşundan. Yani H2S olduğu tespit edilince kimse açıklama yapmak gereği duymamış. Aksi takdirde BBC'ye bile konu olmasının sebebi "Tamamen bir doğa harikası ile karşılaşıyor olmamız." Kaldı ki gündelik hayatımızda ikide bir rastlamıyoruz böyle oluşumlara... Oluşumu baside almıyorum kesinlikle, açıklamasını baside alıyorum. Benim içinde harika bir deneyim olurdu emin olun.

ama sonuçta taşınmıyor ve bu resim ortaya çıkıyor... neyse konuyu fazla uzatmayacağım. Zaten benim gibi cahiller merak ederse araştırır konuyu :)

saygılarımla....

Taşınmaması diye bir şey olamaz. Elbetteki çözülen miktarı taşınacaktır. Çözülmeyen ise (çözünmediğinden) dibte kalacak, Akıntı boyunca akacaktır. Kaldı ki akıntı sonsuza değil bir noktaya kadardır...

Meksika altındaki tatlı su denizi, binlerce yıldır bölge insanlarının tatlı su ihtiyacını karşılamaktadır. Ya okyanus suyu ile tatlı su, mürekkebin suda dağılması gibi karışsaydı, acaba yer altı tatlı su kaynağı kalır mıydı? Bu soruyuda araştırmak lazım...

Akış yükseklikten ötürü tek yönlü olarak okyanusa gerçekleşiyorsa neden kalmasın. Tuvalette sifonu çekince tuvaletin içindeki su, sifona doluyor mu?

Esen Kalınız.

tamercosgun
04-10-2010, 03:39
sayıın aera


Akış yükseklikten ötürü tek yönlü olarak okyanusa gerçekleşiyorsa neden kalmasın


sanırım akış yükseklikten ötürü tek yönlü değil; çünkü iki suyun karşılaşma noktasında(30 m'de tatlı--60'm'de tuzlu su) dalıgclar tuzlu ve tatlu su arasındaki farkı rahat bir şekilde görebiliyorlar. bunu şimdilik araştırıyorum okuduklarımdan sizn dediğinizi çıkaramadım ama siz bir ipucu bulursanız paylaşın lütfen...link olabilir.

saygılarımla.....

AerA
04-10-2010, 03:54
sayıın aera

sanırım akış yükseklikten ötürü tek yönlü değil; çünkü iki suyun karşılaşma noktasında(30 m'de tatlı--60'm'de tuzlu su) dalıgclar tuzlu ve tatlu su arasındaki farkı rahat bir şekilde görebiliyorlar. bunu şimdilik araştırıyorum okuduklarımdan sizn dediğinizi çıkaramadım ama siz bir ipucu bulursanız paylaşın lütfen...link olabilir.

saygılarımla.....

Değerli dostum ;

Ben tatlı suyun kaynağından bahsediyorum. Onun yüksekliği ne? Yani bir ırmağın denize boşalması gibi...Irmak doğuş ve akış hattında ki her nokta, denizden yüksek olduğu için denizle karışma olmaz. Akışın tek yönlülüğünden kastım bu idi...

Kaldı ki buda tek etmen değildir. Yeraltı suyunun şayet tuzlu su ile bağlantısı var ise, tatlı su kaynağını, oluşumdan fazla tüketirseniz oradaki aşırı boşluğu akı zayıfladığından tuzlu su gelir doldurur. Bunun için bizde D.S.İ 167. kanunun 1. Maddesi derki "Yeraltı sularının kontrolü devlettedir." Sırf bilmeyen yeraltı suyunu komple rezil etmesin diye.

okuduklarımdan sizn dediğinizi çıkaramadım

H2S in Yoğunluğu ve çözünürlüğü yazıyor zannedersem...

tamercosgun
04-10-2010, 04:07
sayın aera

Tamamen tatlı su ile kaplı olan bu devasa yer altı mağaraları, en sonunda Dünya'nın en tuzlu okyanusu olan Atlas Okyanusu'na açılmaktadır. Ancak okyanusun tuzlu suyu, bu yer altı tatlı su denizi ile karışmamakta ve arada gözle görülür bir sınır olmaktadır. Öyle ki, dalgıçlar, bu tatlı su- tuzlu su sınırından geçerken sudan çıktıkları yanılgısına düşmeaktedir. yani dalgıçlar iki farlı su arasında geciş yapabilmektedir. yani sziin dediğiniz yükselti farkı pekte önemli değil. gönermiş olduğum videoda da bunu göstermekte. Yani birşekilde okyonus suyu ile tatlı su arası temas var. Ancak tatı suyun döküldüğü yer yüksekce olsa idi ve döküldüğü yerdeki bütün sular belli bir difüzyon alanından sonra tuzlu olsa idi dediğiniz doğruydu ama böylesi bir durum sözkonusu değil. Arştırmalarımı genişletecem ve yabancı kaynaklara ulaşmaya çalışacam. Zaten leh yada aleyh yeni bir bilgiye ulaştıgımda buraya damlarım.

Şimdilik herkese iyi geceler
esen kalın....

AerA
04-10-2010, 04:29
sayın aera

Tamamen tatlı su ile kaplı olan bu devasa yer altı mağaraları, en sonunda Dünya'nın en tuzlu okyanusu olan Atlas Okyanusu'na açılmaktadır. Ancak okyanusun tuzlu suyu, bu yer altı tatlı su denizi ile karışmamakta ve arada gözle görülür bir sınır olmaktadır.

Bu sınır tatlı-tuzlu su sınırı değil, H2S-su sınırı. Buna dikkat....Akan nehir tatlı su nehri değil...H2S, ve çözünürlük durumunu bildirdim ben size...

Öyle ki, dalgıçlar, bu tatlı su- tuzlu su sınırından geçerken sudan çıktıkları yanılgısına düşmeaktedir. yani dalgıçlar iki farlı su arasında geciş yapabilmektedir. yani sziin dediğiniz yükselti farkı pekte önemli değil. gönermiş olduğum videoda da bunu göstermekte.

Video alenen H2S sınırını göstermekte...Tatlı-tuzlu su sınırını istesekte gösteremeyiz:hug: Az önce fark ettiğim bir hatanız var. Meksikalılar yüzyıllardır kullandıkları bu tatlı suyu denizden almıyorlar değil mi?:thumb: Tatlı su kaynağına sondaj yapıp öyle alıyorlar...En azından Türkiye'de biz öyle yapıyoruz...

Yani birşekilde okyonus suyu ile tatlı su arası temas var. Ancak tatı suyun döküldüğü yer yüksekce olsa idi ve döküldüğü yerdeki bütün sular belli bir difüzyon alanından sonra tuzlu olsa idi dediğiniz doğruydu ama böylesi bir durum sözkonusu değil. Arştırmalarımı genişletecem ve yabancı kaynaklara ulaşmaya çalışacam. Zaten leh yada aleyh yeni bir bilgiye ulaştıgımda buraya damlarım.

Kırmızı ile işaretlediğim yeri iyi okuyunuz. Öyle olmadığını nereden biliyorsunuz ki? Ne videonuz ne verdiğiniz linkte bu konuda bir şey yok değil mi? Yani akan su sonsuza kadar tatlı veya tuzlu ayrımına maruz bir şekilde akıyor diye kim diyor...Siz diyorsunuz, başka kimse değil...

Basit bir deney...

İki bardak su alınız. Birinin içine tuz koyunuz ve tuzsuz olanın içinden geçiriniz. Tuzsuz olanın tuzluluk seviyesi değişmez ise tüm Dünyayı bilgilendiriniz ve Fizik-Kimya-Tıb-Eczacılık-Biyoloji v.b. bölümleri kapatsınlar. Sizde ünlü olun...:fish2:

Esen Kalınız

ha_babam
06-10-2010, 05:55
Sayın Kimyacı dostum siz şimdi bilimn dahi şimdiki imkanları ile açıklamaya çalıştığı olayı hemde 1400 sene önce Kuranda geçmesi size hiç ilginç gelmiyormu ..? heleki bulunduğu zamana okuma yazması olmayan insanların olduğu mekanda. dahası ümmi olan kişinin uydurduğu denilen kitapta..

AerA
06-10-2010, 10:54
Sayın Kimyacı dostum siz şimdi bilimn dahi şimdiki imkanları ile açıklamaya çalıştığı olayı hemde 1400 sene önce Kuranda geçmesi size hiç ilginç gelmiyormu ..? heleki bulunduğu zamana okuma yazması olmayan insanların olduğu mekanda. dahası ümmi olan kişinin uydurduğu denilen kitapta..

Saygıdeğr ha_babam ;

"Şimdiki bilimin açıklamaya çalıştığı" diye bir şey yoktur. Ortada suların sürekli karışması gibi bir gerçek vardır. Bilim suların sürekli karıştığını keşfetmiştir. Bana Dünya üzerinde karşılaşıp karışmayan iki su kütlesi gösteriniz, gösterirseniz tüm akademik kariyerimi geride bırakıp, bilinen tüm diplomalarımı yakmaya hazırım. Peki siz gösteremezseniz hangi kitabın hangi ayetini yakacaksın? Dahası öyle bir cesaretiniz olabilir mi?

Varsa yoksa efsaneler üzerinden edebiyat yapıyorsunuz. Neredeymiş bu 1400 yıl öncesinin, okuması yazması olmayan bedevisine, malum olan karışmayan sular?

Saçmalamayın. Bilinen ve Fizik kuralları dahilinde devam eden Dünya da böyle bir olay yoktur. Kendinizi dahası itikatınızı küçük düşürmeyin.

Kaldı ki sizin söyleyecek hiç mi bir şeyiniz yok. İnsanlar bildiklerini paylaşırlarken sizin tek amacınız amaçsızlık mı? Siz gerçek anlamda Dünya üzerinde ki tek bilgisiz kişimisiniz? Eğer bir Tanrı varsa; sizi-beni yaratan aynı Tanrı olamaz.

Dünya üzerinde karşılaşıp karışmayan iki su kütlesi keşfedin...ÜNLÜ OLUN...
Bol keseden sallayın imanlı olun.

Karar sizin.

vartor
06-10-2010, 16:34
Inanmak varken, neden kafayi calistiracak ki? oldu dersin hersey izah olur. Nasil kandirildiklarinin, nasil masallarla uyutulduklarinin farkinda degiller, cunku uyumak, hayal dunyasinda dolasmak, gercegi arastirmaktan daha kolay. Adam dini uyusturucuya bosuna benzetmemis; alirsin bir doz, oh hersey toz pembe, baslarsin cennette etrafinda dolasan hurileri gormeye...

Dark_Prince
12-12-2010, 21:12
DENİZLERİN KARIŞMAMASI

İslam dinine mensup olanların, Kuran mucizelerinden bahsederken en çok ileri sürdükleri
mucizelerden biri, süphesiz “Denizlerin Birbirine Karışmaması” mucizesidir. Örnek vermek
gerekirse, :

Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran’ın
Rahman Suresi’nde şöyle bildirilir:

“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin
sınırını geçmezler.” (Rahman Suresi, 19-20)

Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği,
okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. “Yüzey gerilimi” adı
verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır.
Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının
birbirine karışmasını engeller.

Elbette ki işin ilginç yanı, insanların, ne fizikten, ne yüzey geriliminden, ne de okyanus
biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran’da bildirilmiş olmasıdır.

Bu, sıkça duyduğumuz birşeydir. “Denizlerin birbirine karışmaması” mucizesini açıkladığı iddia
edilen ayetin Kuran’da varolması; Kuran’ın Tanrı sözü olduğuna işaret ettiği defalarca kez dile
getirilmiştir. Öte yandan, bu olayı keşfeden Kaptan Jaques Cousteau(Kaptan Kusto)’nun, aynı
olayın Kuran’da da yazdığını görünce Müslüman olduğu öne sürülmüştür. Ancak; hiçbir zaman
olaylar, ilgili şahıslara tam gerçekliğiyle, objektif bilgiyle insanlara aktarılmamıştır.
Öncelikle “Denizlerin birbirine karışmaması” gibi bir olay yoktur. Sular arası yoğunluk,
kimyasallık, ısı vb. farklılar, karışmayı engellemez, geciktirir. Öte yandan yüzey gerilimi de
çarptılımıştır.

Yüzey geriliminin, denizlerin birbiriyle karışmaması ile pek fazla alakası yoktur. Su, tek başına
var olduğunda da yüzey gerilimi mevcuttur. Yüzey gerilimi adından da anlaşılacağı gibi suyun
yüzeyiyle alakalıdır. Örneğin; bir karıncanın, yaprağın ya da herhangi bir nesnenin suyun
üstünde yüzmesi olayı yüzey gerilimindendir.

Bu olayı kendimiz de deneyip, anlayabiliriz: Suya elimizle çok hafifçe baskı uyguladığımızda, ilk
anda suyun yüzeyinin aşılamadığını bir an için hissederiz. (Tabi bizlerin suya uyguladığı kuvvet
fazla olduğundan, yüzey gerilimi anında aşılacaktır.) Ya da daha iyi bir yöntem olarak; uygun
büyüklükte ve yumuşaklıkta olan bir yaprağı, tabanınından suyun altına yavaşça sokmaya
çalışalım; yaprağın ilk anda suyun yüzeyini aşamayıp, suyun altına girmediği anlaşılacaktır. İşte
bunu sağlayan şey de yüzey gerilimidir.

Diğer bir olay da; ayetlerin bir çok çevirisinde, “denizlerin acı ve tatlı” olduğudan
bahsedilmektedir. Örneğin; başta Diyanet meali olmak üzere, Ali Fikri Yavuz’un, Bedir Sadak’ın,
Hasan Basri Çantay’ın meallerinde, Elmalılı’nın sadeleştirilen meallerinden bazılarılarında ve
Fizilal-il Kuran’da iki denizin ayrı ayrı “acı ve tatlı” olduğundan bahsedilir. Biz bunlardan en
güvenilir meal olan Diyanet Meali‘ni baza alalım:

55. Rahman Suresi 19-22. Ayetler:

(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. (Fakat) aralarında bir
engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar…O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.

Buradan anlaşılan, suyu acı ve tatlı olan iki ayrı denizden bahsedilmektedir. Ancak ortaya çıkan
sorun şu ki; Dünya üzerinde suyu tatlı olan deniz veya okyanus yoktur. Denizlerin ve
okyanusların hepsi tuzludur. Burada bahsedilen şey, muhtemelen “akarsu ile deniz” olabilir.
Eğer durum böyle ise karşımıza ilginç olan şu sonuç çıkar: Bu (karışmıyormuş gibi gözüken
olay) zaten gözümüz ile gözlemlenebilen birşeydir.
Akarsuların veya nehirlerin, denizlere döküldüğü bölgelere bakarsanız; aradaki yoğunluk,
kimyasallık, kütle, ısı vb. farklılıklardan kaynaklanan renk tonu farklılığından dolayı, suların ilk
anda birbirine karışmadığını rahatlıkla görebilirisiniz. Ama deniz suyuyla, denize dökülen tatlı
su; eninde sonunda -tamamı olmak üzere- birbirleriyle karışacaklardır. (Karışma ilk anda başlar)

Peki, bu “denizlerin birbiriyle karışmaması”na işaret eden ayetin yazılmasına neden olan başka
bir kaynak yok muydu?: Sanırım bunu öğrenmek için Tevrat’a bakmak yeterli olacaktır.
Kuran’daki ayetlerin bir çoğunun Tevrat kökenli veya Tevrat’a benzer olduklarını biliyoruz.
Örneğin, Kuran’la, Tevrat’ın benzer olan şu sözlerine bir bakalım:
Tevrat. Yaradılış1: 2 = Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın
Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Kuran. 11. Hud Suresi 7 = O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su
üzerinde idi…

Tevrat. Mika.6: 2= Ey dağlar ve yeryüzünün sarsılmaz temelleri, RAB’bin suçlamasını dinleyin…

Kuran. 79. Naziat Suresi 32 = Dağları, demir atmış gibi oturttu;

Tevrat. Eyüp.9: 5 = O dağları yerinden oynatır da,Dağlar farkına varmaz,Öfkeyle altüst eder
onları.

Kuran. 27. Neml 88 = Sen dağlara bakar da onları donuk-durgun görürsün. Oysaki onlar,
bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır…

Bu kıyaslamalardan anlaşılan, Kuran’daki birçok ayetin temeli Tevrat’ta geçen sözler… İşte
“denizlerin birbirine karışmaması” sözünün de temelinin Tevrat olduğunu düşünüyorum:

Tevrat. Özdeyişler 8: 29= Sular buyruğundan öte geçmesinler diye, denize sınır
çizdiğinde…

Son olarak da Kaptan Kusto’nun Müslüman olduğu iddiası da asılsızdır. Kusto Kurumu’nun,
Kasım 1991′de Paris’ten yaptığı açıklamada, bu iddia kesinlikle reddedilmiştir.

KAYNAK:http://dinsizdeist.blogspot.com/2010/12/denizlerin-karsmamas-2.html

milliyetçimuhafazakar
12-12-2010, 21:20
DENİZLERİN KARIŞMAMASI



Diğer bir olay da; ayetlerin bir çok çevirisinde, “denizlerin acı ve tatlı” olduğudan
bahsedilmektedir. Örneğin; başta Diyanet meali olmak üzere, Ali Fikri Yavuz’un, Bedir Sadak’ın,
Hasan Basri Çantay’ın meallerinde, Elmalılı’nın sadeleştirilen meallerinden bazılarılarında ve
Fizilal-il Kuran’da iki denizin ayrı ayrı “acı ve tatlı” olduğundan bahsedilir. Biz bunlardan en
güvenilir meal olan Diyanet Meali‘ni baza alalım:

55. Rahman Suresi 19-22. Ayetler:

(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. (Fakat) aralarında bir
engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar…O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.

Buradan anlaşılan, suyu acı ve tatlı olan iki ayrı denizden bahsedilmektedir.

KAYNAK:http://dinsizdeist.blogspot.com/2010/12/denizlerin-karsmamas-2.html
bahsettiğin ayette suların acı ve tatlı olduğu yazmıyor parantez içindeki görüşlerin ne anlama geldiğini anlatmama gerek yok

Dark_Prince
12-12-2010, 21:24
tamam işte yazar da öyle demiş dostum.

milliyetçimuhafazakar
12-12-2010, 21:28
denizlerin birbirinden karışmamasından maksat cebelitarık boğazıdır
ikideniz birbiriyle birleşiyor ama birbirlerinin sınırını aşmıyorlar



19 İki denizi salmıştır, birbirleriyle birleşiyorlar.
20 Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırını aşmıyorlar.
55 Rahman Suresi 19-20

milliyetçimuhafazakar
12-12-2010, 21:37
http://www.kuranmucizeleri.com/res/denizler.jpg
Akdeniz'de ve Atlas Okyanusu'nda büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler vardır. Akdeniz'in suyu, Cebelitarık Boğazı'nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır.

Dark_Prince
12-12-2010, 21:39
onun bir mucize olmadığı yazıda açıkça anlatılıyor.ayrıca ''berzah'' yüzey gerilimi değildir, en fazla 2 su kütlesini birbirinden ayıran kara parçası olabilir.mucizeperestler yüzey gerilimi bulununca ayeti saptırıp yüzey gerilimine yordular.

milliyetçimuhafazakar
12-12-2010, 21:41
sayın dark prince
ben yüzey gerilimini falan bilmem
benim bir mucizeperest olarak savunduğum
ikidenizin
birbirleriyle içiçe olmalarına rağmen sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluklarının değişmemesidir
yani savım şu iki denizin karıştığı yerde sıcaklık, tuzluluk ve yoğunlukları
birbirnden farklı olup kendilerine ait özellikleri korumasıdır

Dark_Prince
12-12-2010, 21:45
değişmez değişir o ayrı konu ama bunun kuranda geçtiğini söyleyip,mucize diye insanları kandırmak etik olarak nereye koyulabilir?

milliyetçimuhafazakar
12-12-2010, 21:51
değişmez değişir o ayrı konu ama bunun kuranda geçtiğini söyleyip,mucize diye insanları kandırmak etik olarak nereye koyulabilir?
sayın dark prince ben aşağıdaki alıntıya katılıyorum kandırıldığımı yahut kandırdığımı düşünmüyoru
saygılar

9 İki denizi salmıştır, birbirleriyle birleşiyorlar. 20 Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırını aşmıyorlar.
55 Rahman Suresi 19-20
Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız bilim adamı Kaptan Jacques Cousteau denizlerdeki su engelleri ile ilgili yaptığı araştırmaların sonucunu şöyle anlatmaktadır: "Bazı araştırmacıların farklı deniz kütlelerini birbirinden ayıran engellerin bulunduğuna dair ileri sürdükleri görüşleri inceliyorduk. çalışmalar sonucunda gördük ki, Akdeniz'in kendine has tuzluluğu ve http://www.mucizeler.com/bolumler/images/32_1.jpgyoğunluğu var. Aynı zamanda kendine has canlıları barındırıyor. Sonra Atlas Okyanusu'ndaki su kütlesini inceledik ve Akdeniz'den tamamen farklı olduğunu gördük. Halbuki Cebeli Tarık Boğazı'nda birleşen bu iki denizin tuzluluk, yoğunluk ve sahip olduğu hayatiyet açısından eşit veya eşite yakın olması gerekiyordu. Oysa ki bu iki deniz, birbirine yakın kısımlarda bile ayrı yapılara sahiptiler. Bunun üzerine yapmış olduğumuz araştırmalarda bizi şaşkına çeviren bir durumla karşılaştık. çünkü bu iki denizin karışmasına birleşme noktasında bulunan harika bir su perdesi engel oluyordu. Aynı türden bir su engeli 1962 yılında Alman bilim adamları tarafından Aden Körfezi ile Kızıldeniz'in birleştiği Mendep Boğazı'nda da bulunmuştu. Daha sonraki incelemelerimizde farklı yapıdaki bütün denizlerin birleşme noktalarında aynı engelin bulunduğuna tanıklık ettik."
Kaptan Cousteau'yu şaşırtan bu durum, denizlerin birleşmesine rağmen suların karışmaması, Kuran'da 14 asır önceden söylenmiştir. çıplak gözle algılanamayan ve suyun algılanan özelliklerine ters gibi gözüken bu özellik, ilk olarak Arap Yarımadası'nın denizcilikle ilgisi olmayan insanlarına açıklanmıştır.

Dark_Prince
13-12-2010, 00:03
peki allah yüzey gerilimiyle araplara ne anlatmak istemiş?1400 yıl önce araplar ''aa kuranda bir bilgi var denedik ve tıpkı dediği gibi oldu,bu kesinlikle allahın sözü'' demişler mi,yoksa yakın yüzyıllara kadar beklenilip yüzey gerilimi bulunduktan sonra kuranı çarpıtmaylamı bu mucizeyi elde etmişler?hangisi daha mantıklı sence?

edra-sukeyna
13-12-2010, 22:41
peki allah yüzey gerilimiyle araplara ne anlatmak istemiş?1400 yıl önce araplar ''aa kuranda bir bilgi var denedik ve tıpkı dediği gibi oldu,bu kesinlikle allahın sözü'' demişler mi,yoksa yakın yüzyıllara kadar beklenilip yüzey gerilimi bulunduktan sonra kuranı çarpıtmaylamı bu mucizeyi elde etmişler?hangisi daha mantıklı sence?
A benim güzel kardeşim Allah burada herşeyden bir sıfır önde olduğunu kanıtlamıyor mu.?

A benim kıymetli kardeşim Kuranın sahifelerine bu mucizeleri koymasa da sadece Arapların anlayacağı kısmı yazsa başka forumlarda ''Allahın kitabı diye bişeyi yok olaylar geliştikçe yazılmış bir kitaptır''dediğiniz gibi bu halde bile bilmukabele daha büyüğünü demiyecek misiniz?

Allah ''onu biz indirdik koruyacak olan da yine biziz''derken zaten elimde bir sopa(Haşa)değiştirmeye kalkanı al sana kötek deyip dövcem mi diyor.yoksa imanlar tazelenmeye muhtaç kaldığında Kuran da safsata denildiğinde akıl ilerledikçe kendini bir şey sananlar çoğaldığında seneler hatta asırlar önce gönderdiğimle ben sizin bugününüzü de biliyorum diyeceğim ve hükümlerimi böyl koruyacağım demiyor mu?

size de nası olacak bilmiyorum bir diyorsunuz kuran asırlar öncesine yazıldı o devrin araplarına hitap ediyor o zaman diyorsunuz yorumlarımıza şimdiler de çıkan hakikatlere de bunu araplara niye demiş diyorsunuz anlamadım gitti.Saygılar...

Dark_Prince
14-12-2010, 10:34
bunun mucizeyle ilgisi olmadığı açıktır dostum,berzah iki şeyi birbirinden ayıran hertürlü engele nedir.2 denizi birbirinden ayırandan kasıt ise yüzey gerilimi değil,iki su kütlesi arasındaki kara parçası anlatılmaktır.sen kurtubiden veya diğer tefsircilerden dahamı iyi bileceksin?

kuran apaçık bir kitap değil mi?burada anlatılan o zaman bilinemeyecek birşey olsa adam demez mi;burada anlatılan ne,hani apaçık bir kitaptı,denizlerin karıştığı apaçık görülüyorken allah nasıl denizler karışmaz der, gibi birçok soru ve sonucunda dinden çıkmazmı saçma olduğunu düşünerek?

gerçekten korunduğunamı inanıyorsun kuranın?bugünkü farklı mushaflarda ne olaki?

kuranın kimsenin bilemeyeceği bilgiler vermesi mantıksızdır!!!

Saygılar...

zocor
16-12-2010, 15:04
konuyu açan üye konuyu açtığına açacağına pişman olmuştur eminim.

@milliyetçimuhafazakar faydalı bilgiler için teşekkürler.

Dark_Prince
16-12-2010, 16:42
çok pişmanım,ağlıyorum:D

zocor
16-12-2010, 21:50
bundan sonra konu açarken biraz araştırırsn hemen ilkokul terk turandan copy-paste yaparsan olacağı bu..
kendi açtığınız konularınızla kendi fikirlerinizi çürütüyorsunuz resmen, seviyorum bu siteyii:)

Dark_Prince
17-12-2010, 00:39
hocamız öğrenimine MÜSLÜMANLAR tarafından katledildiği için devam edemedi biliyorsun değil mi?onun yazdığı kitaplardan birini yazabilir misin,yaptığı araştırmalardan birini yapabilir misin?kendi dinin hakkında bile onun kadar bilemezsin.lütfen yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin.

sen lafımı ciddiye aldın heralde kardeşim,yorumunu okuyunca gülmüştüm,ağlamıyordum aslında.çürüyen bişey yok ortada,hala bana bu konuyu kapattırabilecek güçte bir cevap bekliyorum.

ayrıca copy yaptığım şahıs turan hocamız değil kaynak belirttiğimi sanıyorum,cevabınız varsa bekliyorum kardeşim.hadi selametle...

zocor
17-12-2010, 20:40
olayı katletmek boyutuna getireceksen bende sana Kamboçya'da soykırımın alasını yapan ateist diktatör Pol Pot'dan bahsederim..
açtığın konuya cevabın alası verilmiş zaten bir daha benim belirtmeme gerek yok..
bundan sonra bilgisizce konu açmadan önce biraz daha araştırırsın umarım, sana da tavsiyem olsun..

callap
19-12-2010, 04:40
Suların birbiriyle karışıp karışmamasına dair bi araştırmayı sanırım Kuran'dan çok önceki dönemlerde Natural History kitabında açıklayan Platicus (ismi doğru olarak yazdığımdan emin değilim) yapmıştı. Bu konuda kurandan evvel de bir takım bilgiler verilmiş olabilir yani.

callap
19-12-2010, 04:43
konu şurada tartışılmış:

http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15913

4. Kuran’dan daha Eski Kaynakların Varlığı (http://www.mucizeyalanlari.com/denizlerin-birbirine-karismamasi/#)

Tekrarlamak gerekirse “denizlerin karışmaması” diye birşey kesinlikle söz konusu değildir, olamaz. Ancak tatlı ve tuzlu suyun karışması yukardaki sebeplerden ötürü daha yavaş ve düşük oranda gerçekleşir. Bu gözlem milattan önceki bazı bilim insanlarını tatlı su ile tuzlu suyun hiç karışmadığı gibi yanlış bir varsayıma sevketmiştir.

Muhammed’den yaklaşık 550 yıl önce yaşayan Romalı bir bilgin olan Gaius Plinius Secundus (M.S. 23-79), Naturalis Historia adlı eserde bu varsayıma şu şekilde yer vermiştir:


…Denize bir borudan akar gibi karışan tatlı suyun özellikleri daha da ilginç ve harikadır. Çünkü suda hayret edilecek özellikler vardır. Kendisi daha ağır olan deniz suyu, kendisinden daha hafif olan tatlı suyu üzerinde taşır. Dolayısıyla tatlı su, deniz suyundan hafif olduğu için deniz suyuna karışmaz ve denizin üzerinde yüzer. (Gaius Plinius Secundus, Naturalis Historiae II, CVI 224)

selanikli
19-12-2010, 12:42
A benim güzel kardeşim Allah burada herşeyden bir sıfır önde olduğunu kanıtlamıyor mu.?

A benim kıymetli kardeşim Kuranın sahifelerine bu mucizeleri koymasa da sadece Arapların anlayacağı kısmı yazsa başka forumlarda ''Allahın kitabı diye bişeyi yok olaylar geliştikçe yazılmış bir kitaptır''dediğiniz gibi bu halde bile bilmukabele daha büyüğünü demiyecek misiniz?

Allah ''onu biz indirdik koruyacak olan da yine biziz''derken zaten elimde bir sopa(Haşa)değiştirmeye kalkanı al sana kötek deyip dövcem mi diyor.yoksa imanlar tazelenmeye muhtaç kaldığında Kuran da safsata denildiğinde akıl ilerledikçe kendini bir şey sananlar çoğaldığında seneler hatta asırlar önce gönderdiğimle ben sizin bugününüzü de biliyorum diyeceğim ve hükümlerimi böyl koruyacağım demiyor mu?

size de nası olacak bilmiyorum bir diyorsunuz kuran asırlar öncesine yazıldı o devrin araplarına hitap ediyor o zaman diyorsunuz yorumlarımıza şimdiler de çıkan hakikatlere de bunu araplara niye demiş diyorsunuz anlamadım gitti.Saygılar...


Müslümanlar'ın her zaman yaptığını yapmış bu kardeşimiz de, cevap veremeyeceği gerçekleri görmezden gelmiş. Bakın ne yazmış Dark Prince:

''(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. (Fakat) aralarında bir
engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar…O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.

Buradan anlaşılan, suyu acı ve tatlı olan iki ayrı denizden bahsedilmektedir. Ancak ortaya çıkan
sorun şu ki; Dünya üzerinde suyu tatlı olan deniz veya okyanus yoktur. ''

Cevap var mı? Tabii ki yok.
Ne yapacak Müslüman, yokmuş gibi davranacak.
Allah bilmez mi tatlı sulu deniz olmadığını?
Bilir?
Kim bilmez?
Muhammed.
KURAN ALLAH SÖZÜ DEĞİLDİR.
Yukarda bahsedilen ayet bu gerçeğin kanıtlarından sadece bir tanesidir.

Dark_Prince
21-12-2010, 08:31
Suların birbiriyle karışıp karışmamasına dair bi araştırmayı sanırım Kuran'dan çok önceki dönemlerde Natural History kitabında açıklayan Platicus (ismi doğru olarak yazdığımdan emin değilim) yapmıştı. Bu konuda kurandan evvel de bir takım bilgiler verilmiş olabilir yani.

tabiki o bilgidende alıntı yapmış olabilir.yazıda yazar tevratta benzer bir hükümdende bahsediyor,kara parçası olma ihtimalide çok yüksek(ben oyumu buna veriyorum,tefsirlerdede görüyoruz).nereden tutarsan tut elinde kalıyor.

allah müslümanların kalplerindeki mühürü kaldırsın,amin....

Dark_Prince
21-12-2010, 08:35
Müslümanlar'ın her zaman yaptığını yapmış bu kardeşimiz de, cevap veremeyeceği gerçekleri görmezden gelmiş. Bakın ne yazmış Dark Prince:

''(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. (Fakat) aralarında bir
engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar…O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.

Buradan anlaşılan, suyu acı ve tatlı olan iki ayrı denizden bahsedilmektedir. Ancak ortaya çıkan
sorun şu ki; Dünya üzerinde suyu tatlı olan deniz veya okyanus yoktur. ''

Cevap var mı? Tabii ki yok.
Ne yapacak Müslüman, yokmuş gibi davranacak.
Allah bilmez mi tatlı sulu deniz olmadığını?
Bilir?
Kim bilmez?
Muhammed.
KURAN ALLAH SÖZÜ DEĞİLDİR.
Yukarda bahsedilen ayet bu gerçeğin kanıtlarından sadece bir tanesidir.

aslında hiç uğraşmaya gerek yok kuran kendi kendini çürütüyor :D

Dark_Prince
21-12-2010, 08:45
Yeni bir ayet daha buldum konuya ışık tutması bakımından:

Neml:61=Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Hayır, onların çoğu bilmiyor!

Sanırım bu ayet de iki deniz arasındaki kara parçasını anlatıyor.

arsenic
25-02-2011, 21:19
Bu konu neden bu kadar uzatıldı anlamak güç. Denizcilik insanoğlunun en eski uğraşlarından biridir. Dolayısı ile tüm denizciler delta ağızlarında tatlı su ile deniz suyunun karışmadığını bilirler. Bunu denizde yükledikleri gemilerin delta ağızlarında
suya daha fazla gömülmesi ile pratikte öğrenmişlerdir.

Eğer kuran'da bunun bahsedilmesi "mucize" olarak alınıyorsa insanlığın bilgi birikiminin küçümsenmesi sözkonusudur.

Eğer bu ayetlerde bir mucize aranıyorsa tatlı sularda "mercan" çıkarılmasında aranmalıdır: “İkisinden de inci ve mercan çıkar.” gerçek bir mucizedir. Çünkü tatlı sularda mercan olduğu iddiası vardır ve bu kanıtlanırsa gerçek bir mucize olur.

Delta ağızlarında da tatlı su ve tuzlu su karışır. Tatlı su ile tuzlu su her zaman karışır. Bu doğa kanunudur. Evde, pardakla da bu deneyi yapabilirsiniz. Denizcilikten anlamam. Eskiden karışmıyor olarak bilinebilir. Öyle algılamış olabilirler. Ancak şu an kesin biliyoruz ki karışıyor.

Tuz suyun içerisinde çözünür ve suyun içerisinde homojen dağılıncaya kadar difüzyon ile yayılır. Ancak bu difüzyonun belli bir hızı vardır. Delta ağızlarında, suyun debisi fazla olduğundan, karışmıyormuş gibi algılanabilir. Denizler arasındaki tuzluluk farkı da bununla alakalıdır. Tüm denizlerin, girdi ve çıktılarını eşitleyebilseydik(buharlaşma, tatlı su karışımı, dışarıdan tuz karışımı vs.) belli bir süre sonra bu tüm okyanusların, denizlerin, tuzun difüzyonu sayesinde tuzluluk oranları eşitlenirdi.

Evren34
25-02-2011, 21:50
Yeni bir ayet daha buldum konuya ışık tutması bakımından:

Neml:61=Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Hayır, onların çoğu bilmiyor!

Sanırım bu ayet de iki deniz arasındaki kara parçasını anlatıyor.

Sevgili Dark_Prince Bir müslüman olarak sizinle daha öncede bu mucizeler üstüne konuştuğumuzu sanıyorum ,Tekrar etmem gerekirse kur'anı kerimde mucize yoktur,Tek mucizesi Allahın kelamını sözlerini içermesidir ,peygamberin mucizeside
Allah kelamını getirmesi insanlara teblig etmesi. sanırım anlaşamadığımız bir konu yok sağlıcakla kalın

Dark_Prince
04-03-2011, 20:54
Sevgili Dark_Prince Bir müslüman olarak sizinle daha öncede bu mucizeler üstüne konuştuğumuzu sanıyorum ,Tekrar etmem gerekirse kur'anı kerimde mucize yoktur,Tek mucizesi Allahın kelamını sözlerini içermesidir ,peygamberin mucizeside
Allah kelamını getirmesi insanlara teblig etmesi. sanırım anlaşamadığımız bir konu yok sağlıcakla kalın

Sevgili kardeşim;

sen olmadığını söylüyorsun ama müslümanların çoğunluğu bu iddiaları her defasında kafirlerin gözlerine sokmaktalar.ben bu mucize konusuna ayrı bir önem veriyorum çünkü bunlara kanıp içlerini korku bürüyen birçok insan var ve korku gerçekleri görmelerini önlüyor.

tabiki seninle anlaşıyoruz :) Saygılarımla,Esen Kal...

undersun
05-03-2011, 16:12
inanmayan zaten inanmayacak buda kuranı kerımde açıkça ifade edilmekte. sana cehennemıde cennetıde gösterse yıne ınanmıcaksın göğü ıkıye yarsada ınanmıcaksın bu ayetlerıde bence araştır ..bence burda onemlı olan neden hayatta olduğundur..ilk önce bu kavramı ortaya çıkar..bunu anla..amacın ne..neden yaşıyorsun nie varız..bunları tartışalım dımı..doğduğuna inanıyosun öldüğünüde ınanıyosun peki neden tekrar dırıltıleceğini inanmıyosun gibi..

Dark_Prince
05-03-2011, 22:22
hayata neden geldiğimiz açık değil mi dostum?

tanrının birgün canı fena sıkılmış ve oyalanacak birşeyler arzulamış.bizlerde bu arzunun sonucuyuz.

Saygılarımla...

Firestorm
05-03-2011, 23:28
senınde bence canın sıkılıyo burda böyle konuşuyosun boşlukdasın çünkü yerın ve amacın yok...neye hızmet ettığını bılmıyosun ısyan etmışsınn kendı nefretınde kaybolmuşssunn ...


Sende laf söyliyicek yer arıyorsun sanırım:confused:

Not:Bunu söyledigimde bende aynı katogoriye giriyorum ama çaktırmayın:heh:

Dark_Prince
06-03-2011, 01:56
senınde bence canın sıkılıyo burda böyle konuşuyosun boşlukdasın çünkü yerın ve amacın yok...neye hızmet ettığını bılmıyosun ısyan etmışsınn kendı nefretınde kaybolmuşssunn ...

Şiir yazasım geldi,yaratacağım kirlilik için herkesten özür dilerim:

Dünya'ya tekrar baktı yaşlı gözlerle,
Yıllar önceki durumundan daha kötüydü gördükleri,
Oysa geçmişteki hali bile delirtirdi onu
Peki bu bozuluşun nedeni neydi?

Tonlarca dua etmişti Allah'a
İbre neden oynamadı?
Neden Karanlıklar aydınlık olmadı?
Allah nerdeydi,kulağına takabileceği büyüklükte bir kulaklık yaratabilirmiydi,
Yoksa duymayışı rızasından mıydı?

Allah yüreğinde yara oldu,
Sonsuz sevgi gitti ve nefret doldu,
Birkez daha bağırdı Allaha;nerdesin,
Ve birkez daha,birkez daha.

Görünen oyduki,Allah ışığı görmeye engel için oluşturulmuş bir icat,
Allah karanlıktan beslenen yaratıklara yem atan kötü bir sanat,
Gelişim için bir masala yalvarmayı bırak ve kendin kalkıp birşeyler yap.
Gemin karanlıkları delsin,aydınlığa demir at.

palya
09-02-2012, 01:26
Tatlı ve tuzlu suların birbirine karışmaması :

Bin dokuz yüz seksen'li yılların başlarında ortaya atılan ve ünlü Fransız deniz bilimci, kaptan Cousteau'nun Müslüman olduğuna dair söylentilere konu olan; “İkideniz “in özelliği olan, sularının karışmaması olayı üzerinde durmakta yarar görüyoruz. Kaptan Cousteau, Atlas okyanusu ve Akdeniz sularında yaptığı deniz araştırmalarında, her iki deniz suyunun farklı fiziksel yapılarda olduğu; Atlas ve Akdeniz!in kesiştiği Cebel-i Tarık boğazında iki denizin sularının farklı fiziksel yapılarını korudukları ve her iki su arasında birbirlerinin karışmasını engelleyen bir su engeline rastladıklarını belirtmiştir.
Benzer bir olaya Kızıldeniz ile Aden körfezinin buluştukları yerde de rastladıklarını , Kaptan Cousteau'nun daha sonra Müslüman olan Fransız arkadaşı profesör doktor Maurıce Bucaille anlatması; bunun üzerine, Maurıce Bucaille'nin bu olayın Kur'an'da, bin dört yüz yıl önceden bildirildiğini söylemesi ile birlikte konu medyada yer almış ve İslamî çevrelerde gündem edilerek gündem edilmeye başlanmıştı.
Oysa kaptan Cousteau'nun denizlerdeki keşfi ile Kur'an'da bildirilen “İkideniz “özelliği ile aynı değildir. Kur'an'da bahse konu olan “İkideniz “in oluşturduğu sulardan biri tatlı diğeri tuzludur, oysa Kaptan Cousteau'nun keşfine konu olan denizlerin hepsi tuzlu su ihtiva etmektedir. Dolayısı ile Kaptan Cousteau'nun keşfettiği olayın yer aldığı denizlerin sularında, Kur'an'da bahsi geçen “İkideniz “in fiziksel özellikleri yoktur. Bundan dolayı Kur'an'ın bin dört yüz yıl öncesinden bildirdiği “ikideniz “örneği ile Kaptan Cousteau'nun keşfi aynı değildir. Ancak denizlerdeki bu tip yeni gelişmeleri , Allah'ın yaratıcılığına havale ederek, onun kudretini tanıyarak, gereğince kulluk edilmesi noktasında hidayete hamletmek gerekmektedir . “İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.” “Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.” “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” “İkisinden de inci ve mercan çıkar.” “ Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” 55/19-23 “yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından ( yer altından ve üstünden ) nehirler akıtan, arz için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Doğrusu onların çoğu ( hakikatleri ) bilmiyorlar. “27/61

palya
09-02-2012, 01:30
ayette bahsedilen iki denizin birbirine karışmadığı iddiası deildir. tatlı su ile tuzlu suyun nitelikleri ve nimetleridir. bunu bile bile insanları yanlışa sevetmek ya cehalettendir yada nifaktan... çünkü yazınızın tamamı iki deniz suyunun birbirine karışmaması üzerine iken kuranda tatlı su ve tuzlu sudan bahsedilmektedir...

Dark_Prince
09-02-2012, 01:55
ayette bahsedilen iki denizin birbirine karışmadığı iddiası deildir. tatlı su ile tuzlu suyun nitelikleri ve nimetleridir. bunu bile bile insanları yanlışa sevetmek ya cehalettendir yada nifaktan... çünkü yazınızın tamamı iki deniz suyunun birbirine karışmaması üzerine iken kuranda tatlı su ve tuzlu sudan bahsedilmektedir...

Buyur Tevrat'ta daha iyisi var;

http://dinsizdeist.blogspot.com/2011/07/denizlerin-karsmamas.html

Hatta bu da Puranada;

http://dinsizdeist.blogspot.com/2011/02/denizlerin-karsmamas.html

Buradan da Tevrat'ın yayınladığım tüm mucizelerine ulaşabilirsin;

http://dinsizdeist.blogspot.com/2011/07/tevratincil-ve-zeburdan-mucizeler.html

rastaman
09-02-2012, 14:19
Deniz biyologları kara kara düşünüyor;Suveyş kanalı yoluyla Akdenize geçen Kızıldeniz ekosistemine ait yüzlerce tür Akdeniz de ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Tıpkı Avustralya faunasına ait olmayan kedi ve köpeklerin bu tür bir tehlikeye hazırlıklı olmayan,ona göre evrimleşmeyen yerli türlerin kökünü kazıdığı gibi Kızıldeniz türleri de Akdenizdeki canlılar için tehlike oluşturuyor.

Arada insan yapımı daracık bir kanal varken bile geçiş bu kadar netken Akdeniz-Atlantik ve Kızıldeniz-Hint okyanusu geçişlerindeki tür aktarımını varın siz hesap edin.

Biz de burda oturmuş hala bu iki denizin sularının karışmadığını anlatanları ikna etmeye çalışıyoruz.

alpan
04-06-2012, 15:53
Dünyayı dolaştım yeni geldim. Bu 2 denizi bulamadım :D Bu arada bulan oldu mu? Buldum diyene tatlı olandan içirteceğiz ama ona göre cevap verin :D

Furkan/53 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=25&ayet=53)
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.

elilim
04-06-2012, 22:09
http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=yar%202

Tevrat
Aden'den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. 11 İlk ırmağın adı Pişon'dur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar. 12 Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur. 13 İkinci ırmağın adı Gihon'dur, Kûş sınırları boyunca akar. 14 Üçüncü ırmağın adı Dicle'dir, Asur'un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat'tır.

Fatır 12

Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke fîhi mevâhire li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Bahrani, Bahreyni - İkiside farklı. Çeviri yanlış gibi.

(Tevrat) Fırat - (Kur'an) Furat

Furkan 53

Ve huvellezî meracel bahreyni hâzâ azbun furâtun ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve ceale beynehumâ, berzehan ve hıcran mahcûrâ(mahcûran).

(Tevrat) Dört Kol - (Kur'an) Dört Çeşit - lezzetli, tatlı, tuzlu, acı. Ayette iki desede dört görünüyor.

Sesli
04-06-2012, 23:28
Bu denizlerin birbiriyle karışmaması hikayesi yalan,yanlış bir masaldır. Bu masalın gerçek nedenini de aslında FENİKELİLER bilmekteydiler.

Fenikeliler denizcilikte son derecede ileriydiler. Öyle ileri ki bugün dahi kullanılmayan bir çok denizcilik tekniğini FENİKELİLER bilmekte ve kullanmaktaydılar. Mesela rüzgarların olmadığı zamanlarda, Fenikeliler SEREN direğine benzeyen, ancak teknenin alt kısmına takılı duran bir direğe yine yelken şeklinde bir nesneyi bağlayarak , bu defa alt akıntılardan istifade ederek yollarına devam ederlerdi.

Konunun karışmayan denizlerle ilgisi de buna dayanmaktadır. Denizler birbirleriyle karışırlar. Ancak iki denizi birleştiren yerlerde bir EŞİK bulunur. Mesela Karadeniz ile boğazlarda böyle eşikler vardır. Aynı şekilde bir eşik de Atlantik ile Akdeniz arasında Cebelitarık boğazında vardır. Eşiklerin altında ve üstünde değişik yönlerde akıntılar bulunur. Bu akıntılar nedeniyle denizler o cıvarda birleşemez gibi görünürlerse da daha sonra birleştikleri ve ortaya çıkan denizin her iki denizden daha farklı salinite ve sıcaklıkta olduğu bugünkü OSEANOGRAFİ bilimince saptanmıştır.

Yani kısaca söylemek gerekirse, Muhammed kendisinden asırlarca önce yaşamış olan FENİKELİLER'den öğrendiğini bize daha değişik bir tarzda satmaktadır. Yani Fenikeliler kadar dahi DENİZ bilgisi olmayan Muhammed, bir de denizler birleşmez diyerek bilime de ters düşmektedir...

aliyarasfal
05-06-2012, 19:01
Dünyayı dolaştım yeni geldim. Bu 2 denizi bulamadım :D Bu arada bulan oldu mu? Buldum diyene tatlı olandan içirteceğiz ama ona göre cevap verin :D

Furkan/53 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=25&ayet=53)
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.
Bu denizlerin özellikleri, inci ve mercan barındırırlar. Birinin suyu kesinlikle içilebiliyor.

Ben bu denizlerin nerde olduğunu biliyorum.Tıpkı kalbin beyin sanıldığı yerde, muhammedin çağının yanlış bilgilerinde var. Kurandan başka hiç bir yerde yok böyle suyu içilen deniz.

Ama kime anlatıyoruz:horn:, adamlar devekuşu, ayet bilime ters, kimin umrunda, bilimi red et, oldu bitti.:amen:

Şimdilik saygımla gittim...

bymehmet
01-09-2012, 23:47
Bu konuyu okuduğum ve müthiş bir bilgi kirliliği ve dalga-rüzgar gibi hususlarla konunun anlaşılmasının muğlak hale getirildiğine şaşırdım.

Termoklin haloklin ve piknoklin hakkında internette kısa tanımlardan başka türkçe kaynak bulamadım. Ancak dileyenler aşağıdaki sıvıların karışmaması hakkındaki linklerden gerçek bilimsel veri bulabilirler. Bu farklı yoğunluklardaki suların birbirine karışmamam sebeplerini gösteren gerçek bir kaynaktır.

http://en.wikipedia.org/wiki/Thermocline
http://en.wikipedia.org/wiki/Halocline
http://en.wikipedia.org/wiki/Pycnocline

kurandaki tatlı-tuzlu su ile ilgili bilimsel halocline gerçeğini aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz. BBC belgeselidir, tarafsızlığından şüphe etmeyiniz. (ateist bir yayın olsa bile size göre tarafsız en azından)

ingilizce bilmeyenler için çeviri "this is a halocline, a meeting o fresh and salt water"
"bu tatlı ve tuzlu suyun karşılaştığı bir haloklindir"

http://www.youtube.com/watch?v=lkUCHqgrnm0

rastaman
02-09-2012, 00:44
..

Bymehmet kardeşim,sen bana dünyanın herhangi bir yerinden bir tek halocline örneği getir ki iki denizden ''birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici'' olsun;topluca Müslüman olalım.
Furkan 53 açık ve net anlatmış,nerede bu içilebilir halocline?

bymehmet
02-09-2012, 03:20
1. ve huve : ve o
2. ellezî : o ki
3. merace : serbest bıraktı
4. el bahreyni : iki deniz
5. hâzâ : bu
6. azbun : lezzetli
7. furâtun : tatlı
8. ve hâzâ : ve bu
9. milhun : tuzlu
10. ucâcun : acı
11. ve ceale : ve kıldı, yaptı
12. beyne-humâ : ikisinin arası
13. berzehan : berzah, engel
14. ve hıcran : ve engelleyerek, mani olarak
15. mahcûren : engellenen, mani olunan

http://www.kuranmeali.org/25/furkan_suresi/53.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

ikinci kaynak isterseniz

furat kelimesi : http://www.sozluk.net/index.php?word=f%C3%BBrat&sozluk=osmanlica
azb kelimesi : http://www.sozluk.net/osmanlica/AZB.htm
bahr kelimesi : http://www.sozluk.net/index.php?word=bahr&sozluk=osmanlica

gördüğünüz gibi bahr kelimesi göl ve büyük nehirler için de kullanılıyor. Bu siteden öğrendiğim söylem tarzıyla ifade etmem gerekirse m.ö.150000 yılında da deniz suyunun içilmediği biliniyordu. Burada kastedilenin ne olduğunu yorumlamaya gerek yok. ancak konu içerisinde birilerinin sanki allah içilebilen denizden bahsediyormuş gibi yorumlar yapması bu konuya cevap yazmama sebep oldu.

tarafsız belgeseli izlediyseniz "fresh water" kelimesini duymuşsunuzdur. elbette ki kimse o derinliklere girip de o suyu içmeye kalkmaz ama bu onun (herhangi bir nehirin içilebilirliği kadar tabi ki) içilebilirliğini bozmaz. zaten bu tatlı suyla deniz suyu birbirine azar azar da olsa karışsa zamanla karışma miktarı artar ve tamamen birbirine karışmış olur ve halocline diye birşey hiç olmazdı.

aşağıdaki videoda da amazon ile rio negro nehirlerinin yanyana atlantik okyanusuna birlikte döküldüklerini izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=1l4cHWn4fds

bymehmet
02-09-2012, 03:28
1. ve huve : ve o
2. ellezî : o ki
3. merace : serbest bıraktı
4. el bahreyni : iki deniz
5. hâzâ : bu
6. azbun : lezzetli
7. furâtun : tatlı
8. ve hâzâ : ve bu
9. milhun : tuzlu
10. ucâcun : acı
11. ve ceale : ve kıldı, yaptı
12. beyne-humâ : ikisinin arası
13. berzehan : berzah, engel
14. ve hıcran : ve engelleyerek, mani olarak
15. mahcûren : engellenen, mani olunan

http://www.kuranmeali.org/25/furkan_suresi/53.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

ikinci kaynak isterseniz

furat kelimesi : http://www.sozluk.net/index.php?word=f%C3%BBrat&sozluk=osmanlica
azb kelimesi : http://www.sozluk.net/osmanlica/AZB.htm
bahr kelimesi : http://www.sozluk.net/index.php?word=bahr&sozluk=osmanlica

gördüğünüz gibi bahr kelimesi göl ve büyük nehirler için de kullanılıyor. Bu siteden öğrendiğim söylem tarzıyla ifade etmem gerekirse m.ö.150000 yılında da deniz suyunun içilmediği biliniyordu. Burada kastedilenin ne olduğunu yorumlamaya gerek yok. ancak konu içerisinde birilerinin sanki allah içilebilen denizden bahsediyormuş gibi yorumlar yapması bu konuya cevap yazmama sebep oldu.

tarafsız belgeseli izlediyseniz "fresh water" kelimesini duymuşsunuzdur. elbette ki kimse o derinliklere girip de o suyu içmeye kalkmaz ama bu onun (herhangi bir nehirin içilebilirliği kadar tabi ki) içilebilirliğini bozmaz. zaten bu tatlı suyla deniz suyu birbirine azar azar da olsa karışsa zamanla karışma miktarı artar ve tamamen birbirine karışmış olur ve halocline diye birşey hiç olmazdı.

aşağıdaki videoda da amazon ile rio negro nehirlerinin yanyana atlantik okyanusuna birlikte döküldüklerini izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=1l4cHWn4fds
edit butonu neden yok arkadaşlar? yazmayı unutmuşum.

yukarda verdiğim linklerden de anlaşılabileceği üzere kuranın içme ile ilgili bir vurgusu yok zaten. illa içilebilir bir sudan bahsetmiyor bu ancak bizim veya mealcinin yorumu olur ki, onun da içilebileceğini söylemiştim. mesajınızdan illa birinin içmesi gerekiyormuş gibi anladım yanlış anladıysam kusura bakmayın.

rastaman
02-09-2012, 03:31
80 senedir ''iki deniz birbirine karışmıyor,ahan da Kuran mucizesi'' diye ortalığı boşuna yıktınız yani,olay şimdi de nehrin denize karışmasına mı döndü?

Ne ara vazgeçtiniz iki denizden?

bymehmet
02-09-2012, 05:03
Ben size ilgili sözlük linklerini verdim, neticede siz kuran hakkında bir yargıya varacaksanız bunun "kendi görüşünüz" olması sanırım en sağlıklısı olur. İnanmazsınız belki ama, ben dini belgeselleri izlerken bile her ayeti kendim açar bakarım, arapçayı ana dil olarak bildiğim halde gerektiğinde sözlüklere bakarım. yeri gelir çevirilere o kadar kızarım ki size anlatamam. Keşke 3-4 kelimeden oluşan bir ayetin türkçede aynı anlamı vermesi için ne kadar zorlanıldığını bilseydiniz. Yabancı dil biliyorsanız ne demek istediğimi anlamışsınızdır sanırım. Ancak 80 yıl önce çeviri yapmış birinin yorumlaması ile benim veya sizin yorumunuz arasında hiçbir fark yoksa sanırım ortada tartışılacak bişey de yoktur.

vartor
02-09-2012, 06:56
bymehmet, velev ki, iki denizin sulari birbirine karisamaz olsun, mucize bunun neresinde? Mucize, yogunluk farki olan iki degisik denizin, golun suyunun karismamasinda denmez, karisan bu iki suyu, tekrar orijinal hallerine getirebilirseniz olur; cunku ancak o zaman fizik ve kimya kanunlarini alt ust etmis, bir mucize yaratmis olursunuz.

bymehmet
02-09-2012, 07:08
bymehmet, velev ki, iki denizin sulari birbirine karisamaz olsun, mucize bunun neresinde? Mucize, yogunluk farki olan iki degisik denizin, golun suyunun karismamasinda denmez, karisan bu iki suyu, tekrar orijinal hallerine getirebilirseniz olur; cunku ancak o zaman fizik ve kimya kanunlarini alt ust etmis, bir mucize yaratmis olursunuz.

Sn.vartor, haklı bir bakış açınız var buna itirazım yok, daha önce yukarda da belirtmiştim bunu mucize olarak görmeyebilirsiniz, bu gayet normaldir. Benim itirazım sanki kuran yanlış hatalı yahut gerçekte olmayan birşeyden bahsetmiş gibi lanse ettirilmesi. Ayrıca sorgulayan insanların ortamı olması gerekirken bilimsellikten çok uzak bir uslupla insanlara sağlam bir kaynak sunulmadan yargısız infaz yapılması. Ben bu başlıktaki iletilerimde sözlükler, wikipedi ve bbc belgeselini size sundum. Mucizeden bahsetmedim bile, herkes kendi değerlendirsin.

ateistplus
11-09-2012, 22:20
eline sağlık :)

Jingo
09-11-2012, 22:47
19 sayfa boyunca, konuyla alakalı doğru dürüst bir tane bile "eleştiri" gelmemiş.

Tebrik ediyoruz...

Kimi berzah aleminden dem vurmuş, kimi kalp gözü muhabbeti yapmış, kimi "Sizin ilminiz ne ki?" diye efkarlanmış.

Netice sıfır.

Bazı kişilerle tartışabilmek için "100 insan sabrı" gerekiyor gerçekten.

ereninthenature
09-11-2012, 23:18
19 sayfa boyunca, konuyla alakalı doğru dürüst bir tane bile "eleştiri" gelmemiş.

Tebrik ediyoruz...

Kimi berzah aleminden dem vurmuş, kimi kalp gözü muhabbeti yapmış, kimi "Sizin ilminiz ne ki?" diye efkarlanmış.

Netice sıfır.

Bazı kişilerle tartışabilmek için "100 insan sabrı" gerekiyor gerçekten.

Muslumanlarin Kuran'dan zorlamayla cikardiklari cakma mucizelerden biridir bu sularin karismamasi durumu. Evet kuran acikca bahsediyor sularin karismadigindan ama bu bir mucize midir? Eger o donemde bilinen bir gercekse mucize degildir. Zaten gun gibi ortada olan, butun karadeniz ve marmarada bilinen bir gercektir. Ozellikle bogazda cok acik deneyi yapilabilen ve balikcilarin cok iyi bildigi bir gercektir. Eger bogazda aginizi az derinlige birakirsaniz ayri cok derinlige birakirsaniz ayri tarafa suruklenirsiniz. Bu balikcilarin gozlemledigi anadoluda, marmarada binlerce yildir bilinen bir gercek. Bunu mucize saymak baya bir zorlama olur.Asagidaki videoyu izlerseniz mucize hakkinda yorumlar var ve muslumanlarin kurandan bilim cikarma girisimleri icin neler yaptigina guzelce deginiliyor.Sularin karismamasi dakka 11'de.

http://www.youtube.com/watch?v=tvTwMdBKXl8&feature=plcp

cmb
23-11-2012, 14:11
Yaşamın Kökeni isimli sayfa emeğinizi neredeyse tamamen çalmakta ve kendi yazılarıymış gibi yayınlamaktadır. Kaynak olarak sizin sayfanızı, ana kaynak olarak sizin kullandığınız kaynakları kullanması gerekirken, yazı içerisinde birkaç önemsiz modifikasyon ile, adınızdan ve emeğinizden bir gıdım bahsetmeksizin, yazılarınızı paylaşmaktadır.

Buna dikkatinizi çekmek ve bu bilgi hırsızlarına yol vermemenizi tavsiye etmek istedim:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=433958176669164&set=a.351347111596938.79578.334754999922816&type=1&ref=nf

Bilginize önemle sunarım.
ÇMB

ereninthenature
23-11-2012, 14:34
Keske bi link verseymis foruma gercekten.

Krmc21079
10-01-2014, 14:48
hem diyorsunuz karışmama diye birşey kesinlikle yoktur. sonra da diyorsunuz ki az da olsa bilmem şu olayda görülür. arkadaşım demkki var bu sizin Kuran'ın mucizelerini çürütmek için kullandığınız delili çürüten bir işaret. siz istediğiniz gibi yorumluyor sonra da insanları aptal yerine koyup üstte yazdığınızın tam tersini altta yazıp bu sefer onunla vurmaya çalışıyosunuz. sürekli çelişkidesiniz.

Karışmama gibi bir mucize yok tur zira birçok sıvı yoğunlukları farklı olduğu için birbirlerine homojen olarak karışmaz iken heterojen olarak karışabilir tıpkı zeytin yağı ve su gibi yada benzin ve su gibi bunun neresi mucize

ruhebesi
12-04-2014, 03:13
ÖNCELİKLE HERKESE MERHABALAR …DÜŞÜNÜYOR OLDUĞUNUZU GÖRMEK ÇOK HOŞ…ÖZELLİKLE HİÇ DÜŞÜNMEYEN DİN KARDEŞLERİMİN DÜŞÜNÜRSEK…YAPTIĞINIZ ARAŞTIRMAYA BİR CEVABIM VAR AŞAĞIDA VE TARAFSIZ BİR ŞEKİLDE OKUMANIZI UMUYORUM…AMA ÖNCELİKLE BİR KAÇ KONUYA AÇIKLIK GETİRMEKTE FAYDA VAR.
1-HARUN YAHYA’NIN ÇALIŞMASINI ÇÜRÜTMENİZ YAHUT BAŞKA BİR YAZARIN; İSLAM I ÇÜRÜTTÜĞÜNÜZ MANASINA GELMEZ.
2-MADEM MUCİZELER VAR NEDEN APAÇIK BİR ŞEKİLDE BELİRTİLMEMİŞ KURAN DA DİYE DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ.ÇOK BASİT:EĞER APAÇIK BİR ŞEKİLDE VERİLSEYDİ MÜSLÜMAN OLMAYAN TEK BİR KİMSE KALMAZDI.YANİ BİR İMTİHAN OLMAZDI.
3-BAHSETTİĞİNİZ BİLİMSEL GERÇEKLER NE KADAR GERÇEK BİLMİYORUM AMA ŞUNU BİLMELİSİNİZ Kİ KURAN İNDİĞİ TARİHTEN İTİBAREN GEÇEN 1400 YILDIR BİR ÇIK ŞEY DEĞİŞTİ DOĞADA.VE BU DEĞİŞİMLERDEN BİRİNİNDE BU DENGE(DENİZ SUYUNUN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI) OLMADIĞINI BİLEMİYORUZ.Kİ AŞAĞIDA BİLİMSEL OLARAK BÖYLE BİR ŞEYİN OLABİLECEĞİNİ GÖRÜYORUZ.
Yüzey gerilimini etkileyen faktörler VİKİPEDİ
Sıvının sıcaklığının artırılması veya sıvıya deterjan veya sabun gibi etkenlerin karıştırılması yüzey gerilimi azaltır[2]. Bu durum iyidir çünkü temizlik yapılabilmesi için sıvının yüzey geriliminin düşürülmesi lazımdır. Yüzey gerilimi düşürülen sıvı içerisine kiri daha rahat almaktadır. Bu yüzden yüzey gerilimi düştükçe daha iyi temizlik yapılabilmektedir.


4-BAHSEDİLEN AYETLERDE TEK BİR DENİZDEN BAHSEDİLİYOR…DENİZLERDEN VEYA SULARDAN DEĞİL Kİ AŞAĞI DA BUNUN HANGİSİ OLDUĞUNU GÖRECEKSİNİZ…
5-İNANMAK İÇİN KENDİNİZİ ZORLAMAYIN DEMİŞSİNİZ BENDE AYNISINI SİZE SÖYLÜYORUM…İNANMAMAK İÇİN KENDİNİZİ ZORLAMAYIN…
SEVGİLERİMLE…VE DUALARIMLA….
Kuran-ı Kerim’in Büyük Mucizesi:Tatlı Suyla Tuzlu Suyun Karışmadığı Yer
(Kuran’dan Basra Körfezine Dair Mucizevî Coğrafi İşaretler)



25:53 - Birinin suyu tatlı, birinin suyu tuzlu iki denizi salıveren, buna rağmen ikisinin arasına karışmalarını önleyici bir engel koyan O (Allah)tır.
25:53 - Ve huwellezi meracel BAHREYNi haza azbun FURATun we haza milhun ucacun we ceale beynehuma BERZEHen ve hicran mahcura.
Yukarıdaki ayette, sure ve ayet numaralarından başlayarak, ayetin içerdiği bazı kelimelerin ve de ayetin ifade ettiği temel yargının verdiği ipuçlarının bizi tek bir coğrafi bölgeye yönlendirdiğini görürüz: Basra ( İran) Körfezi
Basra Körfezi'nin (diğer adıyla İran Körfezi) uzunluğu 800 km kadardır. 80 km enindeki girişi, Kızıl Deniz'inki gibi, nispeten dardır ve adalarla doludur. Arabistan tarafında körfez yumuşak bir şekilde sığ sahillere dönüşür. “Birçok yerde denizin içinden tatlı su çıkar.” Mercan kayalıkları ve kum setleri giriş çıkışı tehlikeli yapsa da, gemicilerin kullanabileceği küçük koylar vardır. İran tarafındaki kıyı düzlükleri ise dardır, büyük ölçüde susuz ve kesintilidir.
www.geocities.com/ystezel/articles/mezopotamya/bolum2.html
(Tefhimü-l Kuran’dan/Furkan Suresi 53. ayet ve tefsiri)
İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
Bu olgu, denizde ve karada pek çok yerde görülmektedir, yani tatlı suyla acı su yan yana bulunmaktadır. Türk amirali Seydi Ali Reis, "Meratü'l-Memalik" adlı eserinde (16. yüzyıl), İran Körfezi'nde, denizin acı sularının altında tatlı su kaynaklarının bulunduğunu ve donanması için bunlardan faydalandığını yazar. Amerikan Petrol Şirketi de içme suyu için Zahran (haritada Dhahran adıyla geçer) yakınında kuyular kazmadan önce İran Körfezi'ndeki aynı kaynaklardan su almıştı. Bahreyn yakınında da, deniz yatağında halkın son zamanlara kadar su aldığı tatlı su kaynakları vardı.
http://www.kuranmeali.com/tefsir.asp?sureno=25&ayet=53

İlk olarak ayetin numarası olan 25:53 değerini enlem-boylam koordinatlarına uyarladığımızda 25.Kuzey enlemi ile 53. Doğu boylamının kesişim noktası Basra Körfezi’nin Arabistan Yarımadası tarafına isabet etmektedir. İki rakamda doğal olarak pozitif rakamları ifade ettiği için koordinat düzlemini haritaya uyarladığımızda 25. kuzey enlemi ve 53. doğu boylamı olarak karşımıza çıkar. Ayetin anlamı incelendiğinde, tatlı suyun deniz dibinden çıkarak tuzlu suyla karışmadan su yüzeyine kadar çıktığı bilgisi karşımıza çıkmaktadır. Basra Körfezi’nde bu şekilde tatlı suyun ve tuzlu suyla karışmadan yüzeye kadar çıktığı bölgeler bol miktarda mevcuttur. Daha da önemlisi bu tür bölgeler 25:53 koordinatlarının isabet ettiği Arabistan Yarımadası kıyılarında toplanmıştır. Peki neden Basra Körfezi’nden geçen herhangi bir enlemi değil de ayetin sure numarası olan 25’i ve dolayısıyla 25.enlemi esas alıyoruz? Çünkü sadece bu enlem Basra Körfezi’nden geçtiği her noktada tatlı suyla tuzlu karışmaması olayının olduğu Arabistan Yarımadası kıyılarına daha yakındır. 53. boylam ise Arabistan tarafında ve sığ olan ve aynı zamanda 25.enlemin geçtiği bölgenin tam orta kısımlarına denk gelmektedir. Bu bölge de denizin derinliğinin az, yani sığ olması deniz tabanından çıkan tatlı suyun mümkün olduğunca tuzlu suyla karışmadan yüzeye çıkmasını sağlamaktadır.
İkinci çok önemli bir özellik ise ayette geçen özellikle BAHREYN ve FURAT kelimeleri ile ilgilidir.BAHREYN , tamamı Basra (İran) Körfezi içinde kalan tek ada devletidir.
Ayette geçen “furat” kelimesi hem tatlı su, hem de özel isim olarak Fırat Nehri anlamına gelmektedir.Fırat Nehri suları Basra körfezine dökülen en uzun nehirdir.
BERZAH kelimesi ise Arapça kökenli bir söz olup, coğrafyada bir yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su, dar kara parçası, kıstak anlamına gelmektedir.
Kıstak kelimesi ise bir yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su, dar kara parçası, berzah, “ DİL” anlamlarını içermektedir.

Basra Körfezi haritaları incelendiğinde en dikkat çekici ve karakteristik şeklin, dar bir kıstak ile anakaraya bağlanan dil şeklindeki Katar Yarımadası olduğu hemen fark edilebilir. Ayette geçen “berzah” kelimesinin coğrafi terim olarak içeriği ele alındığında, bir yarımadanın olması ve bu yarımadayı karaya bağlayan iki yanı suyla çevrili dar bir geçidin, yani kıstağın bulunması gerekiyor. İşte, Katar (Qatar) Yarımadası BERZAH tanımının özelliklerine göre Basra Körfezi için çok belirgin bir şekil oluşturuyor. Tatlı ve tuzlu suyun karışmadığı bölgelerin önemli miktarda bulunduğu deniz olan Basra Körfezinde BAHREYN ve FURAT (FIRAT) ile birlikte üçüncü bir ayırıcı özellik olarak kendisini gösteriyor.ALINTIDIR.
http://www.yenimucizeler.com/furkan-suresi-bahreyn-furat/furkan-suresi-bahreyn-furat-t15.0.html;wap2
http://www.sinancanan.net.tr/p/faaliyetler.html

AerA
12-04-2014, 12:44
Saygıdeğer ruhebesi ;

Adam "sonda" attı Basra körfezine, sonda.
Tıpkı denizin altından çıkarılan petrol gibi. Sonda attı.
Sonda sayesinde çıkarttı tatlı suyu, toprağın altından.
Karışmama diye bir şey yok yani.

Kalınız sağlıcakla

anti-ka
12-04-2014, 13:03
ÖNCELİKLE HERKESE MERHABALAR,Türk amirali Seydi Ali Reis, "Meratü'l-Memalik" adlı eserinde (16. yüzyıl), İran Körfezi'nde, denizin acı sularının altında tatlı su kaynaklarının bulunduğunu ve donanması için bunlardan faydalandığını yazar.
16.Yüzyilda biri o günün imkanlariyla oradaki tatli sudan haberdarsa,6.Yüzyildada bu o günün imkanlariyla bilinemezmiydi?,bu tatli su aci su hikayesinin yerine dna dan atomalti parcaciklardan hücrenin yapisindan bahsetseydi o zaman evet bu o günün sartlariyla bilinemezdi bu ya bir tanrinin yada insan üstü varliklarin eseri diyebilirdik,ayrica kuranda o kadar celiski varken siradan birseyi bilmesi onu tanrisal yapmaz.hos geldiniz saygilar.

mrdragon
12-04-2014, 18:47
Öncelikle çok küçük yaş seviyesinde dahi değer görmeyecek düşüncelerde uzak durmak gerekir. Sanırım bir müslüman ile anlaşamamın en büyük nedenlerinin altında bu yatıyor. Saflıkta ve düşüncesizlikte son noktada yüzüyorlar.


Böyle bir savunma sistemi olabilir mi? Efendim kuranda açık mucize olsaydı, herkes müslüman olurdu.

Yahu kitabına göre adamların gözünün önünde koca deniz yarılıyor da, yine de imanı 1 yıl dolmadan satıyorlar. Ölü diriltiliyor, peygamberi çarmıha geriyorlar. Mısırın başına tonla bela geliyor da yine de sevgili firavun ordusu ile israiloğullarının üzerine gidiyor.

Daha da beteri, adem ve havva gibi az zekada hayat bulacak iki tane insan prototipi, tanrıyı bizzat bilmelerine, cennette özel olarak yer almalarına, ve meleklerden üstün kılınmalarına rağmen;

Ölümsüz, ebedilerden ve meleklerden olacaksınız gibi olabilecek en absürd yalan ile, bir meyve ağacına tanrıyı satabiliyorlar.

Efendim neymiş, kuranda mucize olsaydı herkes müslüman olurdu. Yahu bencede birşey açık olsaydı çoğu insan ona inanırdı da, anlaşılan o ki, kitabınıza göre tanrı fazlası ile uyduruk ne yaparsa yapsın yine de insanlar ona tarih boyunca inanamamış. Değerli iki varlığı bile onu anında satmış.

Size de kala kala utancından olsa gerek bir hikaye kitabı bırakmış.

Bu aşamada sanırım siz saklambaç oynuyan, enteresan kişilikli tanrı mitine imanı tercih ediyorsunuz. Tarih boyunca hikaye kitabını göremeyen insanlarda umrunuzda değil. Gerçi hoş kitap her ne kadar araplara geldiğini söylesede, siz kalbiniz ile düşünmeyi zorladığınız sürece, bizler boşa konuşacağız.

Bu denizlerin karışmaması olayında türlü türlü, kelime oyunları oynuyarak herkes mucize arama gayretinde,

Kimse de şunu sormuyor? Yahu Muhammed oradaki insanlara doğrudan seslenmekte;

Bilmiyorlar mı oradaki insanlar bunu?

Göklerin yere düştüğünü, güneşin hergün aynı koordinattan doğduğunu bilmiyorlar mı?

Oysa bilinmeyene yönelik açıklamada bulunduğunda, sen tarık nedir bilir misin? Sen sekar nedir bilir misin ile söze girmeyi tercih ediyor sevgili tanrı.

Aslında, herkesin bildiği bir nimete işaret etmeyi denerken sevgili yazar, sevgili mucizeci kardeşlerimiz ayetleri büke büke sündüre sündüre ne hale çeviriyorlar.

Kuran bu tarz hatırlatmaları tekrarlaması ile ünlüdür ama diğer ayetlerdeki net ifadeleri de koparıp kendilerince özel koordinat tasarımına geçiyorlar.


Fatır 12:
İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün.

Bakın deniz kavramı ile aslında bildiğiniz, dere ırmak su içebileceğiniz! tatlı sudan bahsetmekte, her birinden taze et yemeniz süs eşyası çıkarmanız da, aslında bunu net olarak belirtiyor.


55.19 - İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.
55.20 - Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.
55.21 - O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
55.22 - İkisinden de inci ve mercan çıkar.

Mercan ve inci hatasına deyinmeyeceğim. 3 farklı surede de aynı durum izah ediliyor anlayana.

Kuran'ın anlatım dili zor değildir, hedef kitlesi de bellidir.

Suyun ne kadar önemli olduğu bir coğrafyada, sadece koca denizin tatlı su taşıyan bir ırmak ile kavuştuğunu düşünün. Bunu büyük büyük dedeleriniz dahi bilse de, zaman akıp gitse de ne deniz tatlı oluyor ne de ona göre küçük olan ırmak tuzlu, siz de torununuzda o suyu kana kana içebiliyor. O suyun tüm NİMETLER'inden yararlanıyorsunuz.

Bu kadar net dille izah edilmiş ayeti ne hale çeviriyorlar anlamak mümkün değil.

Yoksa özel karışmaz deniz tanrının nimetinin değil büyüklüğünün göstergesi ile desteklenir. Oysa bu insanlığın hizmetine sunulmuş büyük bir nimettir.

25.53 - O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.

Buyrunuz; birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerinin ki tuzlu ve acı olarak gerekli betimlemeyi de yapmış.

Hiç oradaki insanlar oturup itiraz etmişler mi? Acep bu büyülü mecnun nediyor diye.

Büyük olasılık hayır ama, Muhammed'den asırlar sonra adamlar oturup kafa patlatmışlar elbette.

Kaldı ki bunun aksinde koordinatsal olarak gözle görülür bir olguyu paylaşanlar da var. İran gibi arabistana yakın bir konum üzerinden hareket ile bu tarz noktalar söylense de eski tefsirlerde dahi bu deniz olasılığına karşı bilgiler verilir. Sonuç itibari ile, yüzey gerilim farkı ile oluşan denizlerin kavuşma yerlerindeki farklar ticaret ile uğraşanlar adına görülebilir bir durumdur.

25.52 koordinatları da katarın hemen dibidir. Birleşik arap emirliklerinin çaprazı. En azından mucize tutturacağım diye ne isterlerse zorluyor sevgili imanlı kardeşler onları da takdir etmek gerekir. İyi ki, pinokyo fanatikleri yok burnundan fatih sultan mehmet köprüsünü dahi üretebilirlerdi..

ruhebesi
13-04-2014, 18:46
Tekrar merhabalar…
16 yy da bilinen bir bilgi 6 yy da bilinemezmi demişsiniz.Lütfen yapmayın.Arada tam 1000 yıl var.Durun bir daha yazayım 1000 YIL! Ve Kuran ın çölün ortasında okuma yazma bilmeyen bir adama inmesi tesadüf değil.Bu arada çöle de dikkat buyurun.Çöldeki adamların deniz bilgisi nereden geliyor acaba
İkinci olarak ne yazık ki yanlış kişilerin elinde oyuncak olduğundan bu koordinat meselesi var.Size soruyorum verdiğim örnekte ve inşallah vereceğim örneklerde ve hatta yanlış kişilerin elindeki tüm örneklerde nasıl oluyor da ayet ile alakalı bir şekilde tüm bu sayılar ne bir eksik ne bir fazla çıkıyor.(ama yine de bu konuya fazla takılmayalım konuşulacak daha önemli konular var ve bu sayılara tek bir itirazınız bile olamaz çünkü sayılar hakkında farklı yorumlama diye bir şey yok.)
Bazı örnekler için neden daha önceki tefsirlerde böyle geçmiyor diyorsunuz.Evet bazılarında geçmiyor.Ama unutmayın ki Kuran ın Arapça inmesi de tesadüf değildir.Arapça Kuran ın çağlar ötesine seslenebilmesi için seçilmiş çok katmanlı bir dildir.Yani biz verdiğimiz örneklerde ayetlerin ilk anlamlarını kabul ediyoruz.Fakat ayetlerde şaşırtıcı bir biçimde tam bugüne beklide daha da ileriye seslenen manalar da buluyoruz.Bunun neresi garip.
Neden daha açık örnekler yok demişsiniz.Bekleyin size öyle açık örnekler vereceğim ki inanmamak için kendinizi zorlayacaksınız.ve sakın sizin deyiminizle bizim yaptığımız gibi sorgulamamazlık etmeyin ve ön yargılı davranmayın.
Sevgilerimle.
Lütfen http://www.sinancanan.net.tr/ den alıntıladığım yazıyı dikkatle okuyun ve bittiğinde kendinize sorun:ACABA…???

Çeyrek asırdan fazla oldu; ama ben daha dünmüş gibi hatırlıyorum.

Yedi yahut sekiz yaşlarındayım; erkek kardeşim ise iki yaş daha küçük benden. Halının üzerinde oturmuş meraklı gözlerle bakıyor ve dinliyoruz. Dedem anlatıyor her zamanki gibi. Sakalları, nur yüzü, vakur ama sevecen tavrı hep gözümün önünde.


Belki daha evvel on kere anlattığı şeyleri yine heyecanla dinliyoruz: Hz Musa'nın hikayesi, Firavun'un zulümleri, Hz. Hızır ve akıl almaz maceraları ve daha neler neler...

Bir yandan bu kadar şeyi nereden öğrendiğini düşünürken, bir yandan da adeta sinema filmi seyreder gibi, anlattığı hadiselerin gözümde canlandığını ve heyecanlandığımı hatırlarım yıllardır.

Yine anlatıyor dedem... Sonra, muhtemelen ilgimizin dorukta olduğu noktayı takip ederek, gözlerini gözlerimize dikip, konudan konuya atlıyor ve bize temel olarak gördüğü bazı bilgileri de vermeyi ihmal etmiyor: "Beş şeyi insanlar bilemez!" diyor otoriter ama sevecen bir ses tonuyla:


"Kıyametin ne zaman kopacağını, yağmurun ne zaman yağacağını, doğacak çocuğun erkek mi dişi mi, said mi şaki mi (yani iyi huylu mu kötü huylu mu) olacağını, kişinin yarınki kazancını ve nerede öleceğini... Allah'tan başka kimse bilemez!"

Hayretle ve ürpererek dinliyoruz. Kardeşim çok bir şey anlamıyor, biliyorum, ama o da bu adamın anlatırkenki heyecanıyla aynı frekansa geçiyor ve çıt bile çıkartmadan dinliyor. Allah'ın ne kadar kudretli, ne kadar bilgili olduğunu kendimizce öğreniyor ve şaşıp kalıyoruz...

***

O günlerin üzerinden yıllar geçti. Ben üniversitede okumaya başladım. Bir gün, alanında ünlü bir hocamız derste "Eskiden doğacak çocuğun cinsiyeti bilinmez derlerdi; ben şimdi isteyene isteyen cinsiyette çocuk yaparım! Yağmur ne zaman yağar bilinmez derlerdi, şimdi televizyonu açan yağmur zamanını öğreniyor! Ama hala ortada bunları söyleyen boş kafalı softalar var birsürü!" deyiverdi...

Ruhumdaki derin yaranın acısını tarif edemem...

Benim o aslan gibi dedem, bizi hikayeleriyle bambaşka diyarlara götüren, bildiğimiz her şeyin neredeyse onda dokuzunu öğrendiğimiz dedem, "boş kafalı bir softa" oluvermişti! Hem sinirlendim, hem üzüldüm. O güne kadar hiç düşünmemiştim bunların üzerinde. Ama gerçekten de, televizyonu açınca hava durumunu dinleyebiliyordum ve tüp bebek uygulamaları artık sıradan hadiseler olmuştu bile! Doğru muydu gerçekten, bize anlatılan her şeyin sadece "hikaye"den ibaret olma ihtimali?

Verecek bir cevabım yoktu o gün. Sorularımla başbaşa kaldım. Ama neyse ki, sorularımı hiç unutmadım.

Yıllar sonra, üniversite bitip de akademik hayatın kapısından girince, çok farklı konularla ilgilenmek nasip oldu kısa zaman içinde. Bunlardan bir tanesi de kaos fiziği ve buna bağlı olarak yakın tarihlerden itibaren bilim dünyasını sallayan "kaos paradigması" idi. Bu bilim dalı, öngörülemeyen, karmaşık, hesaba kitaba gelmez, ve çoğu zaman "garip" işlerle ilgileniyordu. Bu dalın bilim adamları, sözgelimi bir su girdabının şeklini nasıl aldığını ve koruduğunu anlamak için senelerini harcıyorlardı. Merak ettim; ne yapıyorlar diye biraz daha yakından bakınca, çok ilginç şeyler öğrendim...

****

Kaos biliminin temelleri aslında basit bir "hata" ile atılmıştı. Yetmişlerin başlarında Edward Lorenz adlı bir meteorolog (hava uzmanı), bilgisayarında hava durumunu modellemek için uğraşıyordu. Hava durumuna etki ettiğini bilinen değişkenleri rakamsal olarak bilgisayardaki özel bir yazılıma yüklüyor ve yazılımın, zaman içinde hava koşulalrındaki değişimleri göstermesini sağlıyordu. O zamanın bilgisayarları oldukça iptidai aletler olduğundan bu işlem genellikle uzun zaman alsa da, yine de önemli miktarda doğruluk payına sahip benzeşimler (simulasyonlar) elde edilebiliyordu.

Rivayet odur ki; Lorenz bir gün, bilgisayarında süregiden bir işlemi orta yerinden başlatmak istedi. Bunun için hesaplamanın ortasında bir yerdeki verileri alarak bilgisayara girdi ve programı çalıştırdı. İşlem oldukça uzun sürdüğünden, kendisine bir kahve almak için odayı terketti. Bir süre sonra döndüğünde, ilginç bir sürpriz bekliyordu kendisini. Odaya dönüp de bilgisayardaki sonuçları incelediğinde, gözlerine inanamadı. Daha önce defalarca yapmış olduğu işlemlerin aynısını yapan bilgisayar, bambaşka sonuçlar vermişti!

Lorenz önce bir hata olduğunu, bilgisayarının bozulduğunu düşündü. Fakat hemen sonra, hazırlıklı zihni gerçeği kavramasını sağladı: Lorenz, verileri bilgisayara girerken, fazla önemli olmayacağını düşünerek, girdiği değişkenlerin virgülden sonraki beşinci basamaklarını kabaca yuvarlamış ve o şekilde giriş yapmıştı. Fakat sonuçlar, aslında bir kelebeğin kanat çırpışı kadar önemsiz olan bu milyonda birlik yuvarlama işleminin, çok kısa bir süre içinde hava koşullarında, adeta kasırgalar oluşturacak şekilde çarpıcı farklılıklara yol açtığını gösteriyordu...

İşte Lorenz'in bu buluşunu yayınlaması, modern kaos fiziğinin de hız kazanmasını sağladı.

"Kaos" kelimesi, düzen anlamına gelen "kozmoz" teriminin zıddını ifade eder ve aslında kargaşa/karmaşa anlamında bir terimdir. Bu gün bir bilim dalı olan kaos ise, bildiğimiz düzenden çok daha farklı, üst düzeyde bir düzenelenmeye sahip ve hesaba kitaba gelmez sistemlerle uğraşır. Hızla giden bir arabanın arkasındaki hava girdaplarının davranışları, canlı bir hücrenin çevresiyle etkileşimleri, bir boya molekülünün su içinde izlediği yol, düşüncelerimizin işleyişi, tabiattaki biçimlerin oluşumu... Bunların hepsi, hesaplaması neredeyse imkansız denecek düzeyde karmaşık, ama aşikar bir düzen içerisinde işleyen süreçlerin örnekleridir.

Kısacası artık "kaos", sıradan yöntemlerle öngörülemeyen fakat "içkin" bir düzen içerisinde işleyen sistemlerin davranışını tanımlamakta kullanılan bir terimdir. Kaos davranışı gösteren sistemler ise "kaotik sistemler" olarak adlandırılır.

Bu gün artık, "kaotik sistemler"in başlangıç şartlarına hassas bir biçimde bağlı, yani çok ufak değişikliklerin tahmin edilemez farklılıklar doğurabileceği sistemler olduklarını biliyoruz. kaotik bir sistemin genel davranışını kabaca tahmin edebilirsiniz, fakat herhangi bir anda tam olarak nasıl bir davranış sergileyeceğini söyleyemezsiniz.

Örneğin, kış aylarında hava sıcaklığının düşeceğini, kar ve yağmur yağacağını bilirsiniz ama, önümüzdeki yılın Şubat ayının 14'ünde, saat 16:32'de hava durumunun nasıl olacağını bilme ihtimaliniz yoktur. Yahut, akan bir nehirdeki suyun hep yokuş aşağı akacağını bilirsiniz, fakat nehirdeki bir tek su molekülünün, veya su üzerinde yüzen bir yaprağın izleyeceği yolu tam olarak hesaplayabilme şansınız yoktur. Ne kadar ince ölçümler, ne kadar uzun hesaplar yaparsanız yapın, sizin hesaplarınıza girmeyen minicik bir değişken, kısa bir süre sonra sizin tüm tahminlerinizi alt üst edebilecek değişiklere neden olacaktır. Bilimsel yöntemimiz, bu değişikliklere neden olacak değişkenlerin tamamını hesaba katmaktan acizdir.

Dolayısıyla, kaotik sistemlerin en önemli özelliğinin "hesaplanamazlık" veya "öngörülemezlik" olduğunu söyleyebiliriz.

***

Kaos biliminin çıkarımlarına daldıkça gördüm ki, kaos bilimcileri, rasgele hava hareketlerini inceliyorlar veyahut karıştırılmakta olan bir dondurma yığınına damlatılan bir damla çukulatanın dondurma içine nasıl dağıldığını, hangi kurallara göre karıştığını bulmaya uğraşıyorlardı. İlk başta kulağa "delice" gelen bu işlerin altında, aslında çok önemli bir gerçek vardı.

Ve bu gerçek, dedemin yıllar önce bize anlattığından hiç de farklı değildi.

Tabii süreçler (canlı bir hücrenin içindeki kimyasal tepkimelerden, akan bir nehir suyunun oluşturduğu burgaçlara kadar) çok karmaşık ve hesaplanamaz, adeta sonsuz karmaşıklıkta nedenlerin ortak sonuçlarıymış meğerse.

İşte bu nedenle, normal bir cinsel birleşme sonrasında milyonlarca spermin hangisinin yumurtayı dölleyeceğini ve dolayısıyla bebeğin hangi cinsiyete sahip olacağını halen bilmiyormuşuz!

Spermi seçip döllenmeyi yapsak bile, ortaya çıkacak organizmanın özellikleri hakkında neredeyse hiç fikrimiz olamazmış meğerse!

Zira klonlanan (aynı genetik şifreye sahip olacak şekilde birbirlerinden kopyalanan) canlılar bile aynı bireyler olmuyorlarmış!

O yüzden hava tahminlerimiz üç-dört günün ötesine geçemiyormuş!

İşte bu nedenler yüzden, biz aslında hiç bir şeyi kesin olarak bilemiyormuşuz!

Günümüz bilimi söylüyor bize bunları. Bahsedilen "hesaplayamama" özelliği, teknolojik eksikliklerden kaynaklanan bir sınır da değil üstelik. Kuramsal olarak bir sınır var; onun ötesini hesaplayamıyorsunuz. Pekin'de kanat çırpan bir kelebek, Washington'da bir fırtınaya bile neden olabilir diyorlar! Zira bu tip karmaşık hadiseler, minik değişimlerle bu kadar hassas bir biçimde bağlantılı. Hava durumunu uzun vadede kesin biçimde hesaplayabilmek için, tüm kelebeklerin, sineklerin ve kuşların kanat çırpışlarını, tüm soluyan canlıların nefes alış-verişlerini ve daha milyarlarca farklı değişkeni hesaba katmak mümkün mü? Elbette değil. İşte o yüzden bilemiyoruz, sadece kısa vadeli tahminlerde bulunabiliyoruz...

Sadece böyle büyük ölçekli hadiselerde değil, atomaltı dünyada da "Heisenberg belirsizlik ilkesi" hakimmiş meğerse! Orada da hiç bir şeyi kesin olarak ölçemiyormuşuz!

Dedemin dediği gibi, bu bilgiler insana kapalıymış kısacası.

Bunları ancak, adına ne derseniz deyin, "görmesi", "işitmesi", "ilmi" ve "kudreti" sonsuz bir zat görebilir ve bilebilirmiş, aynen dedemin bize anlattığı gibi...

Bilim adamlarının yıllar süren çalışmalarından çıkarttıkları sonuçları, dedem bize o ilkokul tahsili ile, evindeki halısının üzerinde yıllar önce öğretirmiş meğer.

Teşekkürler dedeciğim, Allah rahmetini üzerinden eksik etmesin...

Sana "softa" diyenlere ise, ancak acımalı belki de...
Tekrar hatırlatırım. İnanmamak için kendinizi zorlamayın.İnanmak güzeldir

orca mind
13-04-2014, 20:10
ÖNCELİKLE HERKESE MERHABALAR …DÜŞÜNÜYOR OLDUĞUNUZU GÖRMEK ÇOK HOŞ…ÖZELLİKLE HİÇ DÜŞÜNMEYEN DİN KARDEŞLERİMİN DÜŞÜNÜRSEK…YAPTIĞINIZ ARAŞTIRMAYA BİR CEVABIM VAR AŞAĞIDA VE TARAFSIZ BİR ŞEKİLDE OKUMANIZI UMUYORUM…AMA ÖNCELİKLE BİR KAÇ KONUYA AÇIKLIK GETİRMEKTE FAYDA VAR.
1-HARUN YAHYA’NIN ÇALIŞMASINI ÇÜRÜTMENİZ YAHUT BAŞKA BİR YAZARIN; İSLAM I ÇÜRÜTTÜĞÜNÜZ MANASINA GELMEZ.
2-MADEM MUCİZELER VAR NEDEN APAÇIK BİR ŞEKİLDE BELİRTİLMEMİŞ KURAN DA DİYE DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ.ÇOK BASİT:EĞER APAÇIK BİR ŞEKİLDE VERİLSEYDİ MÜSLÜMAN OLMAYAN TEK BİR KİMSE KALMAZDI.YANİ BİR İMTİHAN OLMAZDI.
3-BAHSETTİĞİNİZ BİLİMSEL GERÇEKLER NE KADAR GERÇEK BİLMİYORUM AMA ŞUNU BİLMELİSİNİZ Kİ KURAN İNDİĞİ TARİHTEN İTİBAREN GEÇEN 1400 YILDIR BİR ÇIK ŞEY DEĞİŞTİ DOĞADA.VE BU DEĞİŞİMLERDEN BİRİNİNDE BU DENGE(DENİZ SUYUNUN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI) OLMADIĞINI BİLEMİYORUZ.Kİ AŞAĞIDA BİLİMSEL OLARAK BÖYLE BİR ŞEYİN OLABİLECEĞİNİ GÖRÜYORUZ.

Organize bir dinin sahte-bilimsel anlatilar ile dogrulugunu kanitlamaya calismak biraz anlamsiz ve komik degil mi? "Din", bir inanc sistemi degil midir? Bir inanc sistemini bilgiyle desteklemeye calismayiniz, maksadiniz bilgi olsaydi zaten inanc ile hasir-nesir olmaz idiniz, oyle degil mi?

Denizler birbirine karissin ya da karismasin, yildizlar dokulsun ya da dokulmesin, gezegenle ilgili bir cok faktor, gerek Gnostikler gerek Hindular tarafindan Muhammed'den cok oncesinde de zaten bilinmekte idi, tarihsel veriler yalan soylemiyor ise. Yani burada anlattiklariniz, "Allah" diye adlandirilan bir sahsiyetin, 1400 sene once "Muhammed" isimli bir Arab'a vahiy aktardigi manasina gelemez.

"Apacik sekilde verilseydi, musluman olmayan kimse kalmazdi" seklindeki soyleminiz ise - ki Kuran'in, kendisinin apacik oldugunu iddia etmesine ragmen, mensubu oldugunuz zihniyetin ne denli bilincsiz, ayrimci, kotu niyetli, seytani ve egosal bir anlayis oldugunu gostermeye kafi degil midir?

Zihninizi ozgur birakmanizi, ve derin anlayis sahibi olmanizi tavsiye ediyorum. Siz bunu yapmaya karar verirseniz, icinde bulundugunuz zihinsel kuyudan cikmanizin son derece mumkun oldugunu bildirmek isterim. Unutmayiniz ki yerimizde saymamiz, ya da gelisimimizi hizlandirmamiz zihnimizi nasil kullandigimiza bagli.

bursali68
13-04-2014, 20:24
Merhaba,

Sn.ruhebesi, " denizlerin birbirine karışmaması " hadisesi, " Süleyman'ın Meselleri " n de de var...Yani Kur'an'dan önce bunu yazan bir dini referans var...!

Sağlıcakla kalınız...

AerA
13-04-2014, 21:38
Tekrar hatırlatırım. İnanmamak için kendinizi zorlamayın.İnanmak güzeldir

İnanmamak zorla gerçekleştirilen bir eylem olmasa gerek.

Lakin "zorlama" veriler ile kendi inancınızın sağlamasını yapmaya çalışmanız, işte bu en kolayı.

Yok birbirine karışmayan sular, yok balığın midesinde yüzlerce yıllarca yaşayan insanlar. Tüm bu ahmakça hikayelere gerçekten inanma ihtiyacı duyuyorsanız, ayet numaralarından tutunda, gökteki yıldızların sayısına kadar kendinize "bahane" bulabilirsiniz.

Ayrıca söylemeden de edemeyeceğim : Elinizdeki Kuran'ın ayet numaraları sonradan uydurulmuş numaralar. İlk inmeye (yazılmaya) başlandığında belli bir sıraları, numaraları yoktu. Hangisinin hangisinden önce/sonra indiği kesin değil yani :)

ruhebesi
13-04-2014, 21:53
1-Orada var burada var diyorsunuz ama ne son yazdıklarıma cevap var ne de açıkça kaynak...Ben size neden inanmanız gerektiğini söylüyorum ama siz bana neden inanmamam gerektiğini anlatamıyorsunuz.Hadi anlatın bakalım Tanrı neden yok...Bilimin bilemeyeceği beş şey yazısına da cevap yok...Hadi bakalım söyleyin 20.yy bilimini henüz bulabildiği bu bilimsel gerçekleri nasıl biliyor...Sadece büyük yazarlardan şaşalı sözle paylaşıyorsunuz...
ve diğer bir nokta.Diyelim ki dediğiniz gibi olsun ve bazı gerçeklerin Kuran dan önce bilinmesi ve Kuran ın da bunları yazması Kuran ın yanlışlığına mı delalet eder.
Lütfen üç beş müslümanın söylediklerini hemen İslam a yüklemeyin ve bunları yalanlayınca islam ı çökerttiğinizi sanmayın.
bir diğer konu da açık olup olmama meselesi.Evet Kuran okunduğunda ilk anlamıyla herkesin anlayacağı kadar apaçıktır.Zaten bahsettiğiniz açık olma meselesini Kuran evren için kullanır.Ama biz burada örtülü anlamlarından bahsediyoruz.Şimdi düşünün biraz Allah bir çok bilimsel gerçeği tartışmaya neden olmayacak kadar apaçık verdiğini düşünün.
1-Biz burada bu tartışmayı yapıyor olmazdık.Çünkü bu kadar kesin bilgiler karşısında insanların çoğu müslüman olurdu.Hatta belki de cemaatle namaz kılıyor olurduk:hug: Ve lütfen söyleyin bu bir sınav olur muydu?hayır
2-O zaman ki insanların dna dan filan anlayacağını sanmıyorum.
3-İnanç meselesi neden sorguluyorsunuz demişsiniz.İnanın ben sorguladıkça inancım artıyor.Bazı insanlar manevi güzelliği dolasıyla inanır.Lütfen onları küçümsemeyin.Çünkü inanç anlatılmaz yaşanır hissedilir.Yani hissetmediğiniz duygular hakkında atıp tutmayın.Bazı insanlarda mantıki deliller isterler sizin gibi.Size tavsiyem birazcık doğru kaynaklardan islam ı araştırın.birazcık hz Muhammed in davranışlarını inceleyin.Belki de peygamberin suyu oturarak içmeyi tavsiye etmesinin ardındaki manayı görerek bile iman edebilirsiniz...Hatta isterseniz bir kaç kitap tavsiye edebilirim size...Emin olduğum bir şey varsa İslam ı tanımıyorsunuz.Evet tanıdığınızı zannediyor ama tanımıyorsunuz...Ama sizde haklısınız müslümanlar bile tam anlamıyla bilmiyorlar ki...Ama sizlerin sorgulayan insanlar olduğunuzu görmek bana umut veriyor...sevgiler saygılar ve dualarla...

ruhebesi
13-04-2014, 22:00
sevgili aera size bahsettiğim hatayı yapıyorsunuz.Eminim araştırmadan yazdınız bunları.Çünkü ayetlerin sıralaması Cebrail tarafından bildirilmiştir peygamberimize...Ve hafızlar tarafından bu sıraya göre hıfz edilir.Daha sonrada yazıya geçirilmiştir.Ama size kızmıyorum çünkü müslümanlar bile bilmiyorlar neredeyse...

Natürelist
13-04-2014, 22:55
....(.)...Ben size neden inanmanız gerektiğini söylüyorum ama siz bana neden inanmamam gerektiğini anlatamıyorsunuz.Hadi anlatın bakalım Tanrı neden yok...(.)...

Bunun derdinde olan bizler degiliz zaten "yok" olan bir seyin üzerinde de konusmak sacmaliktir.

Peki sence Zeus var mı? Ya da Superman? net bir cevap lütfen! (spartacus)

orca mind
13-04-2014, 23:12
Çünkü ayetlerin sıralaması Cebrail tarafından bildirilmiştir peygamberimize

sn ruhebesi, nerden biliyorsun?

mrdragon
13-04-2014, 23:36
Tekrar merhabalar…
16 yy da bilinen bir bilgi 6 yy da bilinemezmi demişsiniz.Lütfen yapmayın.Arada tam 1000 yıl var.Durun bir daha yazayım 1000 YIL! Ve Kuran ın çölün ortasında okuma yazma bilmeyen bir adama inmesi tesadüf değil.Bu arada çöle de dikkat buyurun.Çöldeki adamların deniz bilgisi nereden geliyor acaba



Sanırım arabistan bilginiz sıfır.

Cidde bir liman şehridir. Aynı zamanda çöldeki bedevi kardeşler ticaret ile uğraşıyorlar.

Kuran da boşa oradaki insalara gemileri denizde yüzdüren tanrıya gönderme yapmıyor. Bu adamlara boşa tatlı su kaynağınız, tuzlu suya karışmaz demiyor. Hani dedik ya nimet! diye ne anladınız siz oradan bilemiyoruz.

Kaldı ki, arabistanın bir yarım adadır. basra körfezi ve kızıldeniz'de şişme havuz değil.

O kadar ayet yazdık ama okuyan kim. Sanırım siz müslümansınız. )


İkinci olarak ne yazık ki yanlış kişilerin elinde oyuncak olduğundan bu koordinat meselesi var.Size soruyorum verdiğim örnekte ve inşallah vereceğim örneklerde ve hatta yanlış kişilerin elindeki tüm örneklerde nasıl oluyor da ayet ile alakalı bir şekilde tüm bu sayılar ne bir eksik ne bir fazla çıkıyor.(ama yine de bu konuya fazla takılmayalım konuşulacak daha önemli konular var ve bu sayılara tek bir itirazınız bile olamaz çünkü sayılar hakkında farklı yorumlama diye bir şey yok.)

Pardon ama verdiğiniz koordinatlar için yine okumadınız hemen Katar'ın dibidir dedik. Dilerseniz gider google maptan kontrol edersiniz. Orada da tatlı ve tuzlu su hadisesi yoktur. Uydurma bilgiler ile sadece kendinizi kandırırsınız.

Bazı örnekler için neden daha önceki tefsirlerde böyle geçmiyor diyorsunuz.Evet bazılarında geçmiyor.Ama unutmayın ki Kuran ın Arapça inmesi de tesadüf değildir.Arapça Kuran ın çağlar ötesine seslenebilmesi için seçilmiş çok katmanlı bir dildir.Yani biz verdiğimiz örneklerde ayetlerin ilk anlamlarını kabul ediyoruz.Fakat ayetlerde şaşırtıcı bir biçimde tam bugüne beklide daha da ileriye seslenen manalar da buluyoruz.Bunun neresi garip.
Neden daha açık örnekler yok demişsiniz.Bekleyin size öyle açık örnekler vereceğim ki inanmamak için kendinizi zorlayacaksınız.ve sakın sizin deyiminizle bizim yaptığımız gibi sorgulamamazlık etmeyin ve ön yargılı davranmayın.
Sevgilerimle.

Arapça inmesi garip değil. Sonuç itibari ile kuran daha önce uyarılmamış bir kavime, meke ve çevresine, kendi dilinde, öncekilere anlatılanları anlamıyoruz demiyesiniz diye açıklamalı inmiştir.

Yani kitap bas bas ben evrensel değilim, araplara aitim derken, siz üfürükten evrensellik türeterek, akla aykırı hareket etmekte ısrar ediyorsunuz. Yoksa bu devirde kaç kişi arapça biliyor?

Kitap yazarı ve dile muhtaç, sürekli dibe batan hayali puta iman saplantı olsa gerek değil mi?

Bir tanrı düşünün asırlar boyunca dilde oyuncak olmaktan bir santim öteye geçememiş olsun. Putlar hakkında ne derse kendisi de aynı aciziyete kurban gitsin. İşte o sizin iman ettiğiniz tanrının ta kendisi oluyor.




Yedi yahut sekiz yaşlarındayım; erkek kardeşim ise iki yaş daha küçük benden. Halının üzerinde oturmuş meraklı gözlerle bakıyor ve dinliyoruz. Dedem anlatıyor her zamanki gibi. Sakalları, nur yüzü, vakur ama sevecen tavrı hep gözümün önünde.


Belki daha evvel on kere anlattığı şeyleri yine heyecanla dinliyoruz: Hz Musa'nın hikayesi, Firavun'un zulümleri, Hz. Hızır ve akıl almaz maceraları ve daha neler neler...

10 yaşındayken, çağrı filminin etkisi ile, hristiyan komşumuzun oğluna hayali at üzerinde kılıç eşliğinde gösteri sunmaktaydım. O zamanlar çocuktum. Akla aykırı da olsa inanç denilen şeyin bir dayanağı yoktu ve ezberlerim vardı.

Oysa bizler büyüdük, siz hala çocuk kalıp sakız ile uçacağını sanan çocuklardan olmayı diliyorsanız ve bu inanca sarılıyorsanız o size ait güzellik olur.

Balık karnında yaşayan adam, garip hızır karakteri, mucize gösteresi deve hikayesi, helak edilen kavimler, tonla absürd hikayeleri bırakın, önlerinde koca deniz yarıldığı halde tanrıyı satan sevimli insanlar dahi 12 yaşımdaki zekamın oldukça altında bir seviyede hayat bulur.

Dedik ya, tanrı adem ve havva hikayesinde dahi herşeyi batırmış. Dillere muhtaç olan tanrı sürekli aynı hatalı eyleme imza atacak kadar dengesiz tasarlanmış.


"Kıyametin ne zaman kopacağını, yağmurun ne zaman yağacağını, doğacak çocuğun erkek mi dişi mi, said mi şaki mi (yani iyi huylu mu kötü huylu mu) olacağını, kişinin yarınki kazancını ve nerede öleceğini... Allah'tan başka kimse bilemez!"

Kaos ile işe kalkarsanız, oradan belki bir tanrıya çıkabilirsiniz de, bu kuran'ın tanrısını yerle bir eder.

Öncelikle; kuranın tanrısı rastlantılar üzerine ve belirsizlikler üzerine kurulu değildir. Aksine dilediği anda dilediği yere yağmuru veren, ya da kuraklığı salan moddadır. Hali ile biz insanlık tüm bunlara çare ararken hayali kuran tanrısının eli kolu bağlıdır.

Evet biz çocuğun cinsiyetini de, yağmurun yağacağını da önceden bilebiliyoruz.

Hatta daha da ötesi tanrının bir zamanlar kuran da belirttiği gibi, dilediğinin üzerine yıldırım gönderme zevkinin de içine ettik.

Teknoloji sürekli üzerine kata kata hızla ilerliyor. Araplar develer üstünde hacca giderken, bizler uçuyoruz. Tanrısal güçler olmadan fezaya çıkıp, yıldızlara atılmalık süs eşyası yıldızları gözlerinizin içine en ince detayına kadar sokuyoruz.

Yine de; sevgili kitabın sayfasına hapsolan arap tanrsına tapanlar bundan nasiplenemiyorlar.

İnanç çoğu zaman düşünceyi zehirleyen ve analitik bakış açılarını kitleyen ezberlerin bütünü olarak ele alınıyor. Hali ile kalp kasları ile düşünce üretenler adına bu aşamada fazla da bir şey bekleyemeyiz değil mi ama?

Hali ile, kitapçı ve insan diline gebe sevgili tanrı, tüm insanlara seslenmeyi beceremezken, biz insanlık internet gibi bir ortamda bir kelimeyi binlerce km öteye saniyede yolluyoruz. Farklı dillere çeviriyoruz v.s.



Sadece böyle büyük ölçekli hadiselerde değil, atomaltı dünyada da "Heisenberg belirsizlik ilkesi" hakimmiş meğerse! Orada da hiç bir şeyi kesin olarak ölçemiyormuşuz!


Kim bilebiliyor? Kuran tanrısının kesin dille bildirebildiği birşey var mı ki?

O, spermi bel ile kaburga arasından çıkartmak ile uğraşa dursun. Daha kutupları bilemesin, evreni fanus gibi küçültsün yan cebine koysun, dünyanın oluşum süreçlerini allak bullak etsin ve arabistanda 23 yıl boyunca dilden dökülüp, kılıç ve kan eşliğinde yayılmayı beklesin. Farazi tahminlerde bulunsun ve duruma göre sözlerini değiştirsin, yeri gelsin eskisini unutturup yenisini getirsin. Bununla da yetinmesin, Muhammed'in eşleri için özel ayetleri sıraya dizsin. Cariye ve kölelik içinde araplara yön çizsin.

Daha da acısı; mucize hikayeleri (eskilerin masalları) anlatıp defalarca tekrar edip dururken(tek çıkış noktası Muhammed'in dilinden) ondan istendiğinde durmadan bahane üretecek acizliğe bürünsün.

Sevgili dil tanrısının bir de tüm vicdana ve akla aykırı cennet-cehennem tafiri var. Onu siz insanlığınızın neresine sığdırıyorsunuz merak ettim.

Sana "softa" diyenlere ise, ancak acımalı belki de...
Tekrar hatırlatırım. İnanmamak için kendinizi zorlamayın.İnanmak güzeldir

Evet inanmak güzeldir. Tabii neye inandığın önemli:

Hasan abi; çekirgeye baktıkça onun gibi sıçrayabileceğine inanıyor ve mutlu oluyor. Onun için de inanç güzel. Putlara tapanlar için de inanmak güzeldi. Şimdi siz, kendi putunuza inanarak güzelliği yaşıyorsanız, bizde sizlere bakarak, bu kadar düşünceden uzak yaşamdan kurtulmanın güzelliğine inanıyoruz. Saygılarımla.

AerA
14-04-2014, 00:07
sevgili aera size bahsettiğim hatayı yapıyorsunuz.Eminim araştırmadan yazdınız bunları.Çünkü ayetlerin sıralaması Cebrail tarafından bildirilmiştir peygamberimize...Ve hafızlar tarafından bu sıraya göre hıfz edilir.Daha sonrada yazıya geçirilmiştir.Ama size kızmıyorum çünkü müslümanlar bile bilmiyorlar neredeyse...

Sevgili ruhebesi ;

Sadece beni olsa iyi ama forumda ki herkesi güldürdünüz.

Cebrail'in Muhammed'e ayetlerin sırasını bildiridiği ve hafızların bu sıraya göre ayetleri yazıya döktüğünü nasıl söyleyebilirsiniz? Kitabın başında Medinni bir ayet var iken, akabinde Mekki bir ayet gelmiyor mu? Muhammede din Medine'de vayih olundu da milletin mi haberi yok :)

Yahut, Cebrail sıralamayı söyledi de Allah mı karma karışık gönderdi sonrasında? Önce Medineli bir ayet, akabinde Mekke li bir ayet.

Müslümanlar bile bilmezler bunu derken, bence bilmeyen sizsiniz. Yada ayet numaralarından yola çıkarak, inancınıza kanıt aradığınız teorileri çöpe atmak istemiyorsunuz.

Bu kafa ile devam ederseniz çok yakında Hira Mağarasının aslında Arabistan'da değil, ABD de Beyaz Saray içinde bir oda olduğunu da söylersiniz. Nasıl olsa müslümanlar bile bilmiyor böyle şeyleri değil mi?

Sağlıcakla kalın

ruhebesi
14-04-2014, 01:42
Başlamadan önce sizleri tebrik ederim …Gerçekten de düşünen insanlar varmış…ve her ne kadar ciddiye alınmayacağını düşünsemde birileri hala daha son noktayı koymamış gibi görünüyor düşünve yolculuğuna…Öncelikle sizlerden Allah ın var olma ihtimalini göz ardı etmemenizi isteyeceğim.:yo:Çünkü anlatabileceklerimi anlatmam ve sizin de anlayabilmeniz için biraz empati kurmanız ve kapılarınızı kapatmamanız gerekiyor…Tabi benim de…
Öncelikle ön yargılarla dolu olduğunuzu görüyorum ve de aklınızda çok fazla soru bulunduğunu…Ve bunlara dişe dokunur cevaplar bulamayınca da reddetmeye başladığınızı görüyorum…Gelin şöyle yapalım …sorularımızı apaçık soralım…çünkü yukarıda yazdıklarınız genelde şöyledir böyledir ithamlarından ibaret ve ben bunlara nasıl cevap verebilirim ki çünkü soru değiller…Ve eğer veremezsem de bu islam ın değil benim eksikliğimdir...
İlk olarak Kuran ın arabistana inmesi sizi neden bu kadar rahatsız ediyor anlamıyorum ya da Arapça olması.Evrensel bir dil demişsiniz…fakat evrensel bir dil gerçekten var mı?başka bir dil olsaydı o dili bilmeyenlerde mutlaka olurdu…Fakat size dediğim gibi Arapça olması kesinlikle tesadüf değil…Bazı edebiyatçılar cahiliye devri şiirinin gelmiş geçmiş en iyi edebiyatını yaptığını söyleyecek kadar yüceltirler…Doğru yanlış bilinmez ama hepimiz çok güçlü bir şiir geleneklerine sahip olduklarını biliyoruz.Ve Kuran indiği zaman bir çok büyük şairin böyle bir eserin kesinlikle bir insan tarafından yazılamayacağını söyleyerek iman ettiğini de.demek istediğim Kuran basit bir hikaye kitabından çok çok daha güçlü bir edebiyatın ürünüdür.Tabi Arapça bilmeden bunu anlamamız mümkün olmasada lutfedip biraz dinlerseniz ne kadar muhteşem bir dile sahip olduğunu anlayacağınızı umuyorum.Madem insan ürünü hadi bir insan onun gibi bir kitap yazsın…
Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.
Yunus 38

Eminim bir çoğunuz Kuran ı okumuş beğenmemiş ve bir kenara atmışsınızdır.Sebebi ortada onu herhangi bir insanın( hatta hz Muhammed in) yazdığı bir kitap olarak okudunuz.İşte biz buna önyargı diyoruz.Siz hiç yaratıcının olabileceğine inanarak okumadınız ki.onu Allah ın yazdığına inanarak okumadınız ki.Eğer yapabilirseniz bunu yapın.İnanın Kuran sıradan bir kitap değil.Anlamaya çalışarak okumazsanız tabi ki anlamayazsınız.
Ve yağmurun yağacağını ve çocuğun cinsiyetini bilebilen dostum önceki yazıyı tekrar okuyunuz.(bilimin asla bilemeyeceği beş şey)Ve size bir soru.Lütfen düşünerek cevap verin.Kuşlar olmasaydı uçaklar olur muydu acaba?

Ve nereden biliyorsun sorusu.Şaka mı bu?Bana klişe soruyu mu sordurtacaksınız yani?Hadi sorayım aklınız var mı?nereden biliyorsunuz ve onu bana gösterin?
Ve ve ve son olarak size birini tavsiye ediyorum. lesley hazleton.ted de yaptığı iki konuşmayı izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.kendisinin agnostik olduğunu da söyliyeyim.Bir de hz Muhammed i ve Kuran ı ondan dinleyin…
Ve çok gülen dostum ve sıralama meselesi.İşte biraz uğraşsanız hemen bulacağınız bilgiyi sizin için aşağıya alıntılıyorum.
1- Allah'ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhi fermanı olan Kur'an, 23 senede âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur.

Peygamber Efendimiz kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler.

Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur'an'ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamberin sağlığında Kur'an'ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail (A.S.) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize yeni baştan okurdu.

2- Kuran 23 senede nazil olmasına ve her bir ayetin de ayrı ayrı konular sebebiyle inmesine rağmen bu kadar konu birliği içerisinde olması bir mucizedir. Hayatın her yönünü içine alan ve iki dünyanın saadetini temin eden Kuranın, bu kadar değişik zaman diliminde ve değişik problemlere göre nazil olması, ayrıca farklı zamanlarda inen ayetlerin yerlerinin sırayla olmadığı halde konu birliği ve bütünlüğü bulunması harikadır ve mucizedir.

3- Kuranın her bir suresi Küçük bir Kuran gibidir. Bu nedenle her hangi bir sureyi okuyan bir kuran okumuş ve istifade etmiş gibi olacaktır. İşte ayetler iniş sırasına göre olsaydı bu hikmet de yok olacaktı.

4- Allah'ın işleri insanlarınkine benzemiyor. Nitekim bir insanın yaratılmasında önce baş taraftan ayaklara veya ayaklardan başa doğru bir gidiş olmuyor. Bütün organları beraber büyüyor ve gelişiyor. İşte Allah'ın Kelamı olan Kuran-ı Kerim de bu şekilde farklı ama mucize bir metotla tanzim ve tertip edilmiştir.


Sorularla İslamiyet Editör

Kaynak:ww.w.sorularlaislamiyet.com

Sevgi saygı ve dualarımla…

ruhebesi
14-04-2014, 01:49
büyük ihtimalle tesadüf ama yinede yazayım:)
“Kara” kelimesi Kuran’da 13 kere geçerken, “deniz” kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran’da bahsediliş sayısı olan 13’ü 45’e bölersek, %28,888888888889 sayısını buluruz. Denizlerin Kuran’da bahsediliş sayısı olan 32’yi 45’e böldüğümüz zaman ise, %71,111111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar ise, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır. (Scientific Miracles)

orca mind
14-04-2014, 01:54
Ve nereden biliyorsun sorusu.Şaka mı bu?Bana klişe soruyu mu sordurtacaksınız yani?Hadi sorayım aklınız var mı?nereden biliyorsunuz ve onu bana gösterin?

Sayin ruhebesi;

"Çünkü ayetlerin sıralaması Cebrail tarafından bildirilmiştir peygamberimize"

Burada fiziksel bir olay anlatmaktasin, karakterleri isimlerle tanimlamaktasin.

1. Siz bu olaya sahit oldunuz mu?
2. Olmadiysaniz, olay hakkindaki bilgilerinizin kaynaginin gercekligini dogrulayacak herhangi bir gorsel kanitiniz var mi?

Sizin bir hadisenin gercekligine inanmaniz inandiginiz hadiseyi gercek kilmaz, zira inanc zihnin bir kurgusudur, bilginin kendisi degildir. Herseye inanabilirsiniz, oyle degil mi?

Kendinizi sakin gelisime kapatmayin, tahmin ediyorum yasiniz da cok degil henuz.

vartor
14-04-2014, 03:38
büyük ihtimalle tesadüf ama yinede yazayım:)
“Kara” kelimesi Kuran’da 13 kere geçerken, “deniz” kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran’da bahsediliş sayısı olan 13’ü 45’e bölersek, %28,888888888889 sayısını buluruz. Denizlerin Kuran’da bahsediliş sayısı olan 32’yi 45’e böldüğümüz zaman ise, %71,111111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar ise, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır. (Scientific Miracles)

Neden 32 ye degil de 45 e? Neden kara ve deniz kelimelerini topladniz , neden carpmayip boldunuz, bunun formulu neresinde sakli kuranin? Yaw inandiginiz tanri allah, size apacik ve herkesin anlayacagi bir dilden yolladim dedigi kurandan, boyle carpasik hesaplamalar cikariyorsunuz? yetmiyor degil mi icindeki sacmaliklar, ille de bir mucize olacak. Aslinda haklisiniz, siz de yenilir lokma olmadiginin farkindasiniz; mucize aramanizin yegane nedeni inanilmaz olusu, muhammedin karilariyla yatis sirasi, genc, subyan karisi icin ozel ayet inmeleri, savasta omuz omuza carpisan melekler filani sizler de fazla buluyorsunuz, eminim.

Natürelist
14-04-2014, 04:10
Eminim bir çoğunuz Kuran ı okumuş beğenmemiş ve bir kenara atmışsınızdır.Sebebi ortada onu herhangi bir insanın( hatta hz Muhammed in) yazdığı bir kitap olarak okudunuz.İşte biz buna önyargı diyoruz.

Hayir yaniliyorsunuz, bu bir önyargi degildir.

Inanmak istemedigimizi buna sartlanarak kendimizi zorladigimizi saniyorsunuz sayin ruhebesi. Tam tersi, ben kura'nin tercümesini ilk defa okudugumda hayal kirikligina ugrayan ve islami arastirdigim da, inanabilmek icin iyi ve mantikli sebepler arayan ve islami savunabilmek icin bin türlü yorumlar düsünen insanim. Ama ne yaparsam yapayim YETMEDİ. En cok hayret ettigim konulardan biride sudur; Bu ayette su bildirilmis bu ayett-i kerimede söyle buyrulmus, vs, vs, diye kurani savunan ve kendince ne demek istedigini anlatmaya ugrasan kimselerin aslinda o ayetlerin ne kadar zavalli ve savunulmaya muhtac oldugunu gözler önüne serdiklerinin farkina varamamalariydi.

Düsününüzki büyük bir tanri bu aklin alamayacagi evreni yaratan bir güc kalkip insanla irtibata geciyor ve bizi kendine inanmaya cagiriyor, ama bizi imana davet ettigi kitabinda yazili ayetler daha acikca ne istedigini anlatmaktan aciz iste bir türlü derdini anlatamamiski mezhepler de sonuc itibari ile bundan kaynaklanmis, su kur'ani kime sorarsaniz sorun 1.000 kisiden bin türlü sonuc ve farkli anlamlar cikar bu bir gercek. Bu tanriyi konusma özürlü görmek gibi bir sey dir. Eger kuran, tevrat ve incilde anlatilan tanri gercek olsaydi, eminim insanliga asla ama asla bu üc kitabi göndermezdi, bir Tanri üc cesit din yaratacak sonunda bunlari birbirine kelle koltukta kan gövdeyi götürecek ve hala bu dinler varligini sürdürecek? dolayisiyla ben bu gücün(!) bu kadar aciz olabilecegini asla kabullenemem bu yüzden kendini dindar kabul eden kimselerden daha cok ben tanri kavramina saygiliyim, nasilki bir zeus, süperman, kavramlari örnegindeki gibi. Cünkü bizler din'leri sorgulamaya tanrinin büyüklügüne yüceligine yakistiramadigimiz bu kitaplari ve iclerindeki celiskileri arastirarark basliyoruz. Dogru cevaplari buldudugumda da zaten dinden cikmis oluyoruz.

Sanilir ki bir kimse din konusunda bilgisizliginden ve cahilliginden dolayi inanci terkeder. Oysa dinlere inanmayan insanlar iki günde bu karari vermis insanlar degildir. Uzun bir arastirma ve sorgulama dönemi ardindan dinlere inanmamayi secen din konusunda oldukca genis bilgiye sahip kimsler ancak dinsiz olur. Genel durum budur. Zaten adi üstünde bir I-N-A-N-C dan bahsediyoruz, yani birseyin varligindan olup olmadigindan emin degiliz, böyle bir dayanak ne yazikki pek tutarli gelmiyor ve oldukca da spekülatif dir, temeli hayali kurgular ile beslenmektedir, kisacasi insan zihnin kuruntularidir. Böyle bir durumda, bir tanrinin gercek oldugunu ispat edebilirmisiniz? Daha ne oldugunu ve neye benzedigini bilmeden, nesnel olarak izah etmeye kalkismak zaten pek akillica bir is degildir. Ancak zihniniz de öznel olarak bunu canlandirirsiniz, örnegin ben de zihnimde süperman'i canlandiririm, diyeceksiniz ama süperman yok ki? elbette yok, zira bizler de bunu öznel olarak tipki sizin tanri kavrami gibi zihnimizde canlandiririz, biliyoruz ki süperman da vardir, ancak realiteden kopuk olarak vardir... Iste tüm inanclar bu dayanagin üstüne kurulmus insan ürünüdür, cünkü dayanak basta saglam degil. Dayanaklar insan mantigina ters geliyorsa, bunun önyargi ile bagdastirilmasini ciddiyetsizlik olarak buluyorum...

Günümüzde bir insan tanriyla konustugunu idda ederse deli kabul edilirken binlerce yil önce yasayan ve ayni iddialar da bulunan insanlarin peygamber olduguna inanmiyorum, kaldiki islamin sarti da, kelime sehadet ki, görmedigimiz duymadigimiz birseye taniklik yapmak yalanci sahitlik yapmak demektir... Siz bir mahkemeye cikip bir sansasyonel spekülatif olay hakkinda gercekten görmediginiz halde buna sahitlik yapilmasina yalanci sahitlik denilir .


Iste sizin yaptiginiz da baska bir sey degildir, imanin sartlari , peygamberlere, kitaplara ve mucizevi meleklere inanmak, yalanci sahitlik yapmadan müslüman olamiyorsunuz.



Siz hiç yaratıcının olabileceğine inanarak okumadınız ki.onu Allah ın yazdığına inanarak okumadınız ki.Eğer yapabilirseniz bunu yapın.İnanın Kuran sıradan bir kitap değil.Anlamaya çalışarak okumazsanız tabi ki anlamayazsınız.
Ve yağmurun yağacağını ve çocuğun cinsiyetini bilebilen dostum önceki yazıyı tekrar okuyunuz.(bilimin asla bilemeyeceği beş şey)Ve size bir soru.Lütfen düşünerek cevap verin.Kuşlar olmasaydı uçaklar olur muydu acaba?



Ilk basta inananarak okunulmasini bizlere tavsiye ediyorsunuz sayin ruhebesi? Iyi de bir insan basta sartlanip okuyorsa, mantigi devre disi birakmak demektir. Cünkü en basta inanmissiniz! bu insan zihnini zincire baglamak demektir bunun baska bir anlami da yoktur, zaten inansaydik buralarda beyin firtinasi yapabilecekmiydik? Ilk basta bir insan bir kitabi acip okuyorsa ona buna muhtac kalmadan akil süzgecinden gicirmelidir, ya kitabin icinde tanriya degil de seytan iman edin diyorsa? heleki basta buna kanaat getirip inanmissam o zaman ne yapmaliyim? kaldimi simdi basta inanarak okumanin anlami? O halde sizin mantiginiza göre kitap ne diyorsa ona inanip iman edecegiz? He canim oldu ;) bizlerde yuttuk :) Dolayisiyla basta inanip okumamizi bizlere tavsiye edeceginize, mantiginiza ters gelenleri kaldirip atmayi ve iman mapusundan disariya cikmayi deneyiniz ;)

Bilmece-bulmaca soru soracaginiza, kuslar ile ucmayi ne ile bagtastirmaya cabaladiginizi da bari söyleseydiniz, kuslar olsa ne olur olmasa ne olur? bunu kanit diye bizlere sakin sunayim demeyiniz? ;)



Hadi sorayım aklınız var mı?nereden biliyorsunuz ve onu bana gösterin?


Birisi gecenlerde facebook'da da aynen sormustu bu soruyu :)

Akil dediginiz nedir ki? saniyorsunuz yenilir icilir, elle tutulur bir nesne? zaten sonuc olarakda buna benzer bir yanit bekliyorsunuz? Wala gecenler de biraz aklim azalmis, bir dükkanin yaninda gecerken bari dedim suradan biraz kendime 150 gramlik akil alayim... Iste sizin soru sormanizda buna benzer. Akil bir insanin yeni bulusu eylemi ve yaptirimidir ve neticesinde bunun iyi mi? kötü mü? bir sey oldugunu anlayip iyi ve yararli bir sey ise: akil oldugunu göreceksiniz, zararli ve kötü ise, bunda da akil olmadigini göreceksiniz. Soruyorum o zaman kötülük nicin vardir? mademki bir tanriya baglamaya calisiyorsunuz? ve kitabiniza göre iyilik de kötülük de tanri tarafindan yaratilmistir, ki bununla insanlari test(!) edebilsin diye... Bakiniz kitabiniza göre empati kurarak söylüyorum. Sizce kötülük akil isimi dir? ve burada tanri kötülügü yaratmissa (kitaba göre istese yaratmaz imis(!) ) akilsiz bir davranis olmazmi? kötülügün akilsiz bir davranis oldugunu biliyorsa? tanrinin akilli olduguna kim karar verebilir? Ama bir insan akli bunlari görebiliyor kötülügün akilli bir is olamayacagini... Sizce bu durumda insan tanri'dan daha akilli olmaz mi?...

Natürelist
14-04-2014, 04:43
büyük ihtimalle tesadüf ama yinede yazayım:)
“Kara” kelimesi Kuran’da 13 kere geçerken, “deniz” kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran’da bahsediliş sayısı olan 13’ü 45’e bölersek, %28,888888888889 sayısını buluruz. Denizlerin Kuran’da bahsediliş sayısı olan 32’yi 45’e böldüğümüz zaman ise, %71,111111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar ise, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır. (Scientific Miracles)

Tam bir muamma, yahu bu müslümanlar mucize pesinde kosmaya devam etsinler, bak su anda Japonyanin kiyilarinda yeni kara parcalari yani zamanla büyük adalara dönüsecek yeni yeni adalar olusmaktadir. Bu adalari hangi kefeye koyacaksiniz? Oranlara ne olacak? Ayrica yarin öbürgün kutuplar tamamen eriyip yeryüzündeki cogu deniz seviyesindeki adalar su altinda kalma ihtimali var, ki herhangi bir cözüm getirilmezse bu kacinilmaz olacaktir, kaldimi simdi sizin oranlarin bir anlami?

Bilimden uzak hayal dünyalarinda yasarlarsa, daha bunlar cooook sözde mucize pesinde kosarlar :) gecmis olsun kardesim sevincinizi kursaginizda biraktigim icin.

O halde kanitlari buraya alalim:


http://www.haberler.com/haber-resimleri/125/japonya-da-volkanik-patlama-yeni-bir-ada-aciga-5333125_1481_o.jpg


http://www.spektrum.de/fm/912/thumbnails/nishinoshima131122d.jpg.1412810.jpg

http://www.spektrum.de/fm/912/thumbnails/nishinoshima140112b.jpg.1412796.jpg

Bu ada hala büyümeye devam ediyor su anda diger ada ile birlikte birlesmis durumda ve her iki adanin capi 1 kilometreye kadar varmis, kisa bir zaman icinde bu iki ada ciftlesmis ve bitkiler ve hayvanlar yerlesmis bile... :)

Bilmem topladim sonra böldüm, sonra yine böldüm = alin size mucize :)

Iddia ettiginiz mucize(!) keyfi cikarimlara göredir. Isterseniz eger bundan tavsan bile cikarirsiniz? cikarmi? cikar cikar istedikten sonra deve de cikarirsiniz, yahu kayda degmez ne absürd seyler ile tartisiyoruz, zamanimiza yazik :(

Kaynak:http://www.spektrum.de/alias/geotektonik/vulkaninsel-waechst-und-waechst/1281472

http://web.de/magazine/wissen/bildergalerien/bilder/18813062-beben-tiefe.html#/cid18813062/0

http://www.haberler.com/japonya-da-volkanik-patlama-yeni-bir-ada-aciga-5333125-haberi/

http://web.de/magazine/wissen/bildergalerien/bilder/18813062-beben-tiefe.html#/cid18813062/10

mrdragon
14-04-2014, 08:13
İlk olarak Kuran ın arabistana inmesi sizi neden bu kadar rahatsız ediyor anlamıyorum ya da Arapça olması.Evrensel bir dil demişsiniz…fakat evrensel bir dil gerçekten var mı?başka bir dil olsaydı o dili bilmeyenlerde mutlaka olurdu…Fakat size dediğim gibi Arapça olması kesinlikle tesadüf değil…Bazı edebiyatçılar cahiliye devri şiirinin gelmiş geçmiş en iyi edebiyatını yaptığını söyleyecek kadar yüceltirler…Doğru yanlış bilinmez ama hepimiz çok güçlü bir şiir geleneklerine sahip olduklarını biliyoruz.Ve Kuran indiği zaman bir çok büyük şairin böyle bir eserin kesinlikle bir insan tarafından yazılamayacağını söyleyerek iman ettiğini de.demek istediğim Kuran basit bir hikaye kitabından çok çok daha güçlü bir edebiyatın ürünüdür.Tabi Arapça bilmeden bunu anlamamız mümkün olmasada lutfedip biraz dinlerseniz ne kadar muhteşem bir dile sahip olduğunu anlayacağınızı umuyorum.Madem insan ürünü hadi bir insan onun gibi bir kitap yazsın…

diyelim ki; tanrı gibi bir kavram için evrensel dil yollamak imkansız olsun. Bu durumda sevgili iman ettiğiniz tanrı heryere kendi dilinde din göndermekten bahseder.

Hali ile arabistanda mevcut koşullarda süryanice, ibranice tevrat ve inciller dururken, onlardan yabancı kalmasınlar diye kuran'ın gelme nedenlerinden önemli bir noktaya imza atar.

Bu durumda düşünelim bakalım. Hani nerede çince kitap? 2 milyar çinliyi tanrı görmezden mi geliyor? Yoksa arapların deve ve at üzerinde oraya gidip kan döküp sevimli dinini yayacağını düşünecek kadar kusurlarla mı üretilmişti?

Azizim, tanrıyı bu kadar cüceleştirmenize gerek yok. Ben gayet net söylüyorum. Önyargı değil, olabilecek en absürdlükte tasarlanan tanrı modeli kuranın içindedir. Siz sustuğunuz anda o da susuyor, çaresizlikler içinde...

Şairlere gelince, pardon ama şairler aksine hiciv sanatı eşliğinde, Muhammed'in karşısında durmuşlardır. Kaldı ki, bu neden ile şairlerin etkileri pasifize edilmiş, hicivcilerin kellesi suikastler ile alınmıştır. Tek yönlü islam tarihiniz bunları yazar. Aynı zamanda o tek yönlü islam tarihiniz, bırakın şairlerin bu eserin büyüsüne kapılmasını, ilk 12 yıl boyunca 50-100 arası anca inanır olduğundan bahseder.

Sanırım sevgili tanrıya iman için, ganimet, cariye ve köle denklemi şart olmuş manevi süper ilkel tasralanan tam da arapların kıt düşüncelerine yönelik cennet yetmemiş değil mi?

Bu arada o döneme ait yazılı ne varsa, bilin ki artık neredeyse tamamı yok. Kuran'ın taşa ağaca yazılı parçaları dahil. Adamların yine de günümüze ulaşan ve kuran içinde de hayat bulan birkaç şiirine sahibiz.

Bu neden ile, insanların kuran'a bakış açılarını yine kuran içinden okuyoruz. Eskilerin masalı diyorlar ve Muhammed'e inanmıyorlar. Zaten kuran da tevrat tabanlı hikayeleri allak bullak ederek karışık farklı zaman dilimlerinde yamayarak aktarıyor. Bu neden ile yahudiler ile Muhammed'in yıldızı hiç barışmıyor. Sonrasında sevgili tanrı! karar değiştirip, yahudilere sallama moduna geçiyor. Kafası atan tanrınız, bir anda önceki orijini değiştirip, kabeyi işaret ediyor ve sinirlenip cevap veriyor.

Sevimli kuran tanrısının o ota dağa taşa yeminleri boşa değildir. Hali ile, kahrolasıca, hayvandan aşağıdırlar söylemleri de. Tanrının dile hakarete, yemine ihtiyacı tartışılmaz.

12 yılda 50 imanlıya sahip olacak teknikle donatılmış tanrı, seçimlerde bir köy muhtarı bile çıkartamaz. Tabi işin rengini değiştirip dünyevi ve hayali ödülleri garibanlara sununca, deve üstünde kervan baskınları moda olur ve özellikle ekonomik düzeyi sıkıntılı araplar, cennete huri ve bol bol gölgelik altında meyvenin etkisi ile yetinmeyip, ganimet'in 5'te 4'ü ve güzel cariye statüsünde hatunlar desteği ile dine sarılır.


Kuran'ın benzeri miti de gerçekten sıktı. Bakın biz insanlık nice eserler okuduk. Nice filmleri hayranlıkla izledik, nice müzikler bizi bizden aldı. Hiç bilmediğimiz bir ülkeden birinin kitabını türkçeye çevirdiler. Okuduk, duygusal yoğunluğa ulaştık mest olduk.

Sonra geldik, kuran denilen kitabı okuduk. Araplar şiir sever diye şiirsel modda yazılıp bol bol mecazlara kaçan, sürekli tekrarlar ile donatılan, ayetleri karıştırılmış, akış diyagramı olmayan, durmadan duruma göre tepki veren oldukça kötü içeriğe sahip bir kaynak ile karşılaştık.

Net söylüyorum yineliyorum, incilde dilimizde değil ama onu okumanın verdiği keyif, kuran'ı 5'e katlıyor. Kaldı ki, bizler bir zamanlar müslümandık.

İnsan hakları evrensel beyannamesini de biz sevimsiz körolasıca insanlar yazdık ama onu okurken vicdanım da aklım da mest oluyor. Siz bence kuran tanrısını bir yakalayın sorun bu kadar akla ve vicdana aykırı eseri yazarken ne düşündü diye.




Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.
Yunus 38

Kuran bu ayeti söylerken biliyorsunuz ki, tam bir kitapta değildi. Bu durumda benzeri sözler dizgesini istediği aşikar.

Oysa bunu deneyen vatandaşı, uzak diyarlardan hikaye toplamak ile suçlayan da Muhammed ne garip değil mi? Aynı şekilde yinelenecek ama nerede eski arap mistik öğretileri ve sözleri? Niye sevgili imanlı araplar onları tarihten kaldırdılar?

Daha da acısı, hani Muhammed'i o cahil araplar yıllarca dinledi de, hem Muhammed döneminde, hem de hemen sonrasında tanrıdan vahiy aldığını iddia eden ve nice partizan misali taraftar toplayan sahte! dediğiniz peygamberleri katlettiler?

İslam literatüründe zaten 26 tane suikast boşa bulunmuyor. Sözel savaşta rakiplerin etkisi net olacak ki, o sizin süper edebiyat eseri kuran'ın üzerinde etkisi göz ardı edilemeyip dillendirenleri türlü oyunlar ile cehennemin sonsuz işkence kuyularına postalanıyor.



Eminim bir çoğunuz Kuran ı okumuş beğenmemiş ve bir kenara atmışsınızdır.Sebebi ortada onu herhangi bir insanın( hatta hz Muhammed in) yazdığı bir kitap olarak okudunuz.İşte biz buna önyargı diyoruz.Siz hiç yaratıcının olabileceğine inanarak okumadınız ki.onu Allah ın yazdığına inanarak okumadınız ki.Eğer yapabilirseniz bunu yapın.İnanın Kuran sıradan bir kitap değil.Anlamaya çalışarak okumazsanız tabi ki anlamayazsınız.

Bir kitap, bir kitaptır azizim. Tanrının varlığına hakarettir kitap. Kitabın ana içeriği, akış diyagramı, psikolojisi bana göre nettir. Kitap bence derdini net anlatıyor. Yani daha erken satırlarında sevgili yaratıcı, Muhammed'in amcasına lanet okursa, x elemanına kahrolasıca ölçtü biçti diye tekrarlar ile yaklaşırsa tehdit savurursa ve tüm bunları Muhammed'in dilinden yaparsa;

üzgünüm ama orada Hamdi abinin bir nefeste ölüleri mezarından kaldıracağına da inanmam gerekir. Beyin denilen organı bir yaratıcı tasarladıysa işte kuran ve işleyişi orada hayat bulamıyor. Sanırım bunu anlamamakta ısrarcı müslüman arkadaşlar.

Benim aklıma, vicdanıma zerre hitap etmeyen kitap size göre edebi bir kaynaksa, o tanrının ne derece kötü bir yazar olduğunun da göstergesi oluyor. Bırakın o 2 kat azap ile Muhammed'in zevcelerini korkutsun. Ayşe'nin sorununu ayetler dizerek çözmeyi denesin. Bunları yaparken de tek çıkış noktası Muhammed'in diline sarılarak! yapsın.


Ve yağmurun yağacağını ve çocuğun cinsiyetini bilebilen dostum önceki yazıyı tekrar okuyunuz.(bilimin asla bilemeyeceği beş şey)Ve size bir soru.Lütfen düşünerek cevap verin.Kuşlar olmasaydı uçaklar olur muydu acaba?

Kuşlar olmasaydı ne olacağını bilemezdik ama insanların doğadan esinlendikleri bir gerçektir. Tabi uzaya çıkan canlı görmedikleri de bir gerçek ama çıktılar. İnsanlık herşeyi geliştirmeyi deneyen, daha öteye taşıyan varlıktır. Okuma kısmına gelince, dikkat edin o metine yönelik yazıldı herşey. Oradan kaosa gittiğinizde tanrının batacağına vardık. Kuran ayetlerine ters, ayarlanmış önceden belirlenmiş evren mitine ters.

Oysa evren karmaşık randomize girdilerin bütünü olabilir. Bu aşamada, dil tanrısı değil o aklınız başka olabiliritesi hayat bulan tanrıya yönelir. Tabi onu da siz dilinizden dökerseniz, yine dil tanrısı olma yolunda oscara aday gösterilir.

Unutmayın, evrene bakarak tasarlanan her put dillerden döküldü. O tanrılar adına da nice kanlar döküldü. Dikkat edin hayali islam tanrısı adına hala nice kanlar dökülüyor...



Peki ya kuran tanrısı? Yahu işte tanrı burada battıkça batıyor. Hikaye kitabınıza göre, durmadan dile hapsolup zerre ilerleyemeyen, komik yöntemi sayesinde nice insanı birbirine kırdıran, daha da kötüsü, özgür iradeli cin tasarlayıp, umduğunu bulamayıp, yine özgür iradeli insan tasarlayıp milyarlarcasını cehennemde yakacak olan değil miydi? Kuran tanrısı neyi geliştiiriyor ya da yeniliyebiliyor?

Kafadan üretilen bir putun, evren üzerinde bir olguya etki etme ihtimali yoktur. Hali ile uydurulduğu zamandaki ilkellikleri ile yok olmaya mahkumdur. Siz onu zihninizde yaşatırsınız ama o hayali putunuz buraya tek satır dahi yazamayacak kadar hayalidir.

Ve nereden biliyorsun sorusu.Şaka mı bu?Bana klişe soruyu mu sordurtacaksınız yani?Hadi sorayım aklınız var mı?nereden biliyorsunuz ve onu bana gösterin?

Aklınız, çevredeki diğer canlılar ile kıyaslayabileceğiniz soyut bir kavramdır. Ona o tanımı veren sizlersiniz.

Sorun şu, bir tanrı var mı ile bir tanrı var ama o Allah, Zeus arasında çok ciddi bir ayırım var.

Yani evrene bakıp bir tanrının varlığına ulaşabilirsiniz ama onu kıyaslayacağınız 2. bir tanrı yoktur. Bir varsayımda bulunursunuz. Bu varsayımın kesinliği olması da imkansızdır.

Zaten kesin olsaydı şimdi bunu tartışıyor olmazdık. Dikkat edin akıl var mı yok mu diye tartışan insan evladı yok. Lakin tanrı var mı yok mu diye tartışan nice insan görürsünüz.

Daha da acısı, fi tarihinde tasarlanan tanrılara iman edenler birbirlerini yer dururken, bu olabilmesi muhtemel tanrı, mısır eşliğinde muhtemelen eğlenerek sizleri izliyordur. Ne de olsa insana onun diline muhtaç tasarlanan tanrı için başka bir eylem beklenemez.

Ve çok gülen dostum ve sıralama meselesi.İşte biraz uğraşsanız hemen bulacağınız bilgiyi sizin için aşağıya alıntılıyorum.
1- Allah'ın son mukaddes kitabı, bütün insanlığa İlâhi fermanı olan Kur'an, 23 senede âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur.

Peygamber Efendimiz kendisine nazil olan âyet ve sûreleri yanında bulunan sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir kısmı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri özel olarak yazmakla vazifeli idiler.

Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur'an'ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamberin sağlığında Kur'an'ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail (A.S.) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize yeni baştan okurdu.

2- Kuran 23 senede nazil olmasına ve her bir ayetin de ayrı ayrı konular sebebiyle inmesine rağmen bu kadar konu birliği içerisinde olması bir mucizedir. Hayatın her yönünü içine alan ve iki dünyanın saadetini temin eden Kuranın, bu kadar değişik zaman diliminde ve değişik problemlere göre nazil olması, ayrıca farklı zamanlarda inen ayetlerin yerlerinin sırayla olmadığı halde konu birliği ve bütünlüğü bulunması harikadır ve mucizedir.

3- Kuranın her bir suresi Küçük bir Kuran gibidir. Bu nedenle her hangi bir sureyi okuyan bir kuran okumuş ve istifade etmiş gibi olacaktır. İşte ayetler iniş sırasına göre olsaydı bu hikmet de yok olacaktı.

4- Allah'ın işleri insanlarınkine benzemiyor. Nitekim bir insanın yaratılmasında önce baş taraftan ayaklara veya ayaklardan başa doğru bir gidiş olmuyor. Bütün organları beraber büyüyor ve gelişiyor. İşte Allah'ın Kelamı olan Kuran-ı Kerim de bu şekilde farklı ama mucize bir metotla tanzim ve tertip edilmiştir.


1) sahabelerin, katiplerin yazdıkları o küçük parçalar nerede?

Yok, vallahi de billahi de yok. Ne acı değil mi?

2) Bu kuran neden topluca inmedi de ayet ayet indi? Topluca inmesi gökten inmesi, dağa taşa yazılması (10 emir mitine rağmen) imkansızdı.


Birazda kurandaki cevap üzerinden; mantıksal kuran imanlısı modunda yorum katalım;

İyi ama burada kuran; Muhammed'in kalbinde iyice pekişmesini istemiş, hakim olmasını dilemiş ve bu yüzden parça parça geldiğini iddia etmiş.

O halde, sevgili peygambere inen düzen konunun pekişmesi için en doğru düzen olmalı.

Cebrail amcanın bu değişikliği yapacağı kuran'ın hangi ayetinde yazar?

El cevap; unuttu tanrı ama sonrasında 200 yıl sonra açığa çıkan hatta kökenleri fars olan hadis yazarları (en ünlüsü buhari) böyle buyurmuşlar.

Kuran'ın tüm yapısına terstir bu durum. Kaldı ki, gerçektende akış diyagramını ayetlerin yerini değiştirirseniz koparıyorsunuz.

İniş sırasına göre ayetlerin yerini bilen tek canlı da dünya üzerinde yaşamıyor. Haydi tombala ne çıkarsa bahtıma modu )

3. açıklamayı yapan adamı alnından öpmek gerek. Yahu kuran inerken de bunu dillendiriyor.

Yani kuran dediğiniz bir kitap değil, okunan şeydir. Her ayet aslen bir kurandır. Bu aşamada iniş sırasına göre böyle değil miydi?

Kuran kendi içinde bu iddiada bulunurken bu neyin nesidir?

Ne diyor sevgili kuran? Hani ayeti indirdik, onu da açıklamak bize düşer diyor. Sabret açıklaması sonra gelecek diyor. İyi de ayetleri karıştırsan tombala moduna merhaba demen gerekir.

Önce sorun, hemen arkasından onun açıklaması gelir. Kuran'da o yüzden fıkıhçılar iniş sırasına dikkat etmek zorunda kalıyorlar. Yani birileri zamanında kuran'ı yazılı hale getirirken fena çuvalladı diye, sevgili günümüz imanlısı da bu kadar absürd cebrail amca hikayesine kafa sallıyorlar.

Kendi kitabını bile düşünmeyen insana, fi tarihindeki üfürükçülerin akla-mantığa aykırı tonla hadisi merhaba diyor. Bayılıyorum memleketimin müslüman profiline,

En temel noktaları bile düşünmekten aciz kalıp, bir de düşünün demezler mi? Ağlanacak halimize güldürüyorsunuz.

4. açıklama da akıllara zarar. Ayetleri de tersten indirseydi ya? Hönk.

Efendim ayetleri düz indirdik, sonra yerlerini değiştirdik. Amacımız, sağdan girip soldan vurmaktı.

Sevgili tanrı 23 yıla toplasan kaç ayet sığdırıyor. Günlerce konuşamadığı oluyor. İnsanlar cevap beklerken o herşeye gücü yeten sevgili tanrı düşünme modunda acaba ne karalasam da Muhammed'in dilinden döküversem düşüncesinde.

Evet insana benzemediği gerçek, sonuçta bizim güzelim eseler 23 yılda yazılmıyor. 23 yılda kitap değil kütüphane doldurur değerli düşünürlerimiz de...

Bence bir gelenekçi mod, bir reformist modda ilerlemeyi deneyecekseniz, ilkini denerken en azından kuran ile ne derece örtüşür diye sorgulayın. Sizin iman ettiğiniz kitabın analizine göre tamamen hatalı yorumları paylaşıyorsunuz.

Kısacası kitabı birşeye inanarak değil, ne anlattığını hangi koşullarda hayat bulduğunu anlamaya çalışarak okuyun. Bir şeye inanarak okuduğunuz kaynaklarda objektif olmanız imkansızdır.

Fenerli amcam, ile Galatasaraylı babam aynı derbiyi izler ama aynı pozisyonda 180 derece farklı yorumlar katar. İşte bu neden ile, duygusal ve inanç kimliklerini bir kenara bırakıp gerçekliğe odaklanmak gerekir.

Tabi sevgili tanrı insanları kötü tasarlamış ve bir türlü versiyon güncellemeyi beceremediğinden biz boşa konuşuyoruz....

ruhebesi
14-04-2014, 17:10
Öncelikle şunu söylemek istiyorum haddini bilmez bir şekilde inancıma hakaret eden kişiye kimse zorla cevap yazdırmıyor...inançlarım sana ne kadar saçma gelse de saygı duymalısın, duymuyorsan lütfen bu tartışmanın seviyesini bozma...
Evet belki de uzun uzun yani sizin gibi şöyledir böyledir gibi bir şeyler yazmalıyım...ama görüyorum ki sizin deyiminizle ben ne kadar dar kafalı isem siz de o kadar kapalısınız:D Müslümanlara diyorsunuz ama inançsızlığa nasılda körü körüne bağlandığınızın farkında mısınız? hiç şunu düşünmüyorsunuz:ya ben yanlış yapıyorsam, ya bilgilerim yanlış kaynaklardan ise ,ya sorun bendeyse diye sormuyorsunuz.Belki de siz anlayamıyorsunuzdur... bence biz bu tartışmaya yanlış yönden başladık...ben Allah a inanmayan birilerine Kuran ı anlatmaya çalıştım...bence düşünmemiz gereken nokta işte tam burası...Allah var mı?varsa neden var yoksa neden yok?mesela size sorayım neden yok?
biraz bu konuda düşündükten sonra islam üzerine düşünmeliyiz belki de.Çünkü inanın biliyorum inanmayacaksınız ama islam ı kesinlikle bilmiyorsunuz.Daha önce müslüman olmanızda bildiğiniz anlamına gelmiyor...Evet düşünen araştıran insanlarsınız ama bana birazcık kulak verin ve ciddiye alın:ya yanlış tanımışsanız.Ya sizin tahayyül ettiğiniz islam ın gerçekle alakası yoksa...Lütfen bir ihtimal açın ve bunu ciddi olarak düşünün...
ve diğer bir nokta.Aslında burada tartışma bilimsel noktalardan açılsada çoğunuzun daha çok psikolojik felsefi v sosyolojik nedenlerle inançsızlığa inandığınızı görüyorum...belkide doğrudan bunlar üzerine konuşmalıyız...çünkü şu bir gerçek ki Kuran da ne kadar açık bulgular olursa olsun siz inanmamak için kendinize nedenler bulacaksınız...
İslam ı bilmediğinizi söylemiştim.Yanılmadım çünkü bir çoğunuz hala islam ın hz muhammed ile geldiğiniz zannediyor...insan hakları beyannamesinden bahsedersiniz de veda hutbesinden bi habersiniz...Allah aşkına:D söyler misiniz hz Muhammed aşağıdaki emirleri söyleyerek ne kazandı?ya da ne gibi bir amacı vardı?Ya da insan hakları beyannamesine hayran kalırken ondan yüzyıllar önce kız çocuklarını gömen topluma söylenenler sizde neden hayranlık uyandırmaz...rica ederim ön yargılarınızı bir kenara bırakınız ve bir kere daha okuyunuz...
islam güzel ahlaktan başka nedir ki?anne baba ya saygılı ol...yalan söyleme...komşun açken tok yatma...affedici ol...zekat ver...sadaka ver...kurban kes üçte birini fakirlere üçte birini eşine dostuna dağıt...kibar ol ve Allah a teşekkür et...hastaları ziyaret et...akrabaları ziyaret et...büyüklere saygılı ol...dostunla küs kalma...ağaçları kesme......kibirli olma...israf etme...kapıyı çalmadan izin almadan içeri girme...


ve Kuran hakkında dedikleriniz için...belkide gerçekten dar kafalıyım.bu yüzden kendinize biraz daha yakın hissedeceğinizi zannettiğim agnostik bir hanımın konuşmasını şiddetle öneriyorum...merak etmeyin sonradan müslüman
olamadı:D

http://tedle21gun.com/2013/03/14/lesley-hazleton-kurani-okumak-uzerine/


AKLINIZLA ALLAH I BULABİLİRSİNİZ.AMA AKLINIZLA ONU ANLAYAMAZSINIZ.BİR KALBİNİZ OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ.

saygılar sevgiler dualar

ruhebesi
14-04-2014, 17:33
ve şiddetle tavsiye edilen bir başka video...sizin bakış açınıza yakın olduğunu düşündüğüm için http://okyanusum.com/guncel/kusku-suphe-inanc-icin-onemlidir/

orca mind
14-04-2014, 17:53
Aklinla buldugun nedir sevgili ruhebesi? Nesilden nesile aktarilmis kagitlara dokulmus doktrinler, ve bir "Arap tanrisini" aklinda bulmak ne demektir? Buldugun nedir?

Kalbinin olmasi, sana anlatilan herseye inanmani mi gerektiriyor? Sana anlatimi daha guzel tanrilar uretebilirim. Onlara da mi inanacaksin? Kurban kes ucte birini fakirlere ver? Bunu kestigin kurbana anlatmayi denedin mi?

"Islam" denen hususun, islama inanmayanlar tarafindan bilinmedigi sanrisinda israrci olmamani tavsiye ederim. Emin ol ki tartistigin insanlarin cogunun islam hakkindaki bilgisi, kendini "musluman" olarak tanimlayanlarinkinden fazla, hayat hakkindaki kavrayis kabiliyetleri de daha derin.

An itibariyle, enjekte edildigin bilgilerden tureyen iluzyonlarin icinde bocalar haldesin, cennet arzusu ya da cehennem korkusu gibi zihinsel etmenlerin hafizanda yarattigi bloklar tarafindan itelenen bir ego cikmazi icerisindesin. Insaniyet ya da erdem gibi ogeleri birinci elden tecrube etmek yerine, baskalarindan duydugun sozleri kendine "gercek" belledin.

Organize dinler, belki bir donemler gerekliydi, zira insanlar cok bilincsizdi, ve cesitli korku/umut mekanizmalari olmadan durdurulmalari imkansizdi. Fakat, bu bilincsizlik donemi bir nebze de olsa geride kaldi diyemez miyiz? Insan, biraz daha olsun global bir bilince sahip diyemez miyiz? Elinizin altinda internet.

Bir de sormussun, "Allah var mı?varsa neden var yoksa neden yok?mesela size sorayım neden yok?"

Sen, guya "emin oldugun" bir husus hakkinda, ne sebeple teyit ihtiyaci duymaktasin? Su gercegi bil ki, "inanmak" denen zihinsel faaliyet, seni "insan" olarak asla gelistirecek degil. Inanmak eyleminin sana tek etkisi, seni uyutmasidir. Dolayisiyla, dinler insanlari uyutan kontrol mekanizmalaridir diyebiliriz. Cunku "inanarak" kendini sana enjekte edilmise sartlamaktasin, dolayisiyla algi ve anlayisin bu sartlanma uzerinden otomatik olarak limitleniyor. Yani inandigin surece ~ goremezsin ~ bilemezsin ve anlayamazsin. Gorup, bilip, anlayisa sahip oldugun zaman, "inanc" muessesesi ile bir alakan kalacak mi? Hayir.

Allah var mi? Tabi ki var. Sen zihninde neyi var edersen, o var. Sen bilgisayarina nasil bir yazilim yuklersen, erkraninda o yazilimin getirilerini gorebilirsin, oyle degil mi?

Biraz daha derin dusunecek misin?

Allah yok mu? Tabi ki yok. "Allah" dedigin karakteri ve tanimini, omrunde isitmemis milyarlarca insan yasamadi mi dunya tarihinde? Tabi ki yasadi.

Demek ki, anlayislar ve kulturler, ve bu kavramlari benimseyip benimsememek, sadece zihinde gerceklesen bir alisveristir. Zira zihin yoksa, hic bir sey yok ~ oyle degil mi ?

Sen, duyduklarina "inanmanin" egosal varligini kurtaracagina inanmaktasin. Sozlerin olusturdugu kavramlardan tureyen arzularin ve korkularin, sana bilincsiz oldugun halde boyle bir iluzyonu dikte edip duruyor.

Kisaca "onyargili" dedigin kimse, kendinden baskasi degil. Cunku bilincsizce "inaniyorsun". Bastan yargilamissin. Kavramaya, anlayisa, derinlige odakli degil, dikte edilene odaklisin. Boyle yaptigin surece ne anlayis gelir, ne erdem gelir, ne de insaniyeti farkina varabilirsin.

Dogru insan olmak, kulturel bir tanrinin sana vaadettigi cennetten gecmiyor. Bunu idrak etmeye basladigin vakit, zihnindeki bloklarin da ayni olcude yikilmaya baslayacagini garanti ederim.

mrdragon
14-04-2014, 19:43
Öncelikle şunu söylemek istiyorum haddini bilmez bir şekilde inancıma hakaret eden kişiye kimse zorla cevap yazdırmıyor...inançlarım sana ne kadar saçma gelse de saygı duymalısın, duymuyorsan lütfen bu tartışmanın seviyesini bozma...

Size saygı duyarım ama inancınıza değil. İnancıma saygı duymanızı beklemem de.

İnançlar başkalarının yaşam haklarını kast etmediği sürece özgürdürler. Ne zaman başkalarının yaşamlarına bulaşmayı denerlerse işte orada ortadan saygı denilen kavram kalkar.

Tanrısal yaklaşımlarımdaki alaycı tarzın aslında bir nedeni var. İnsanların bilinçaltında yatan gerçeği açığa çıkarmak. Bu elbette sizi rahatsız ediyordur özür dilerim ama biraz düşünseniz şunu algılayabilirdiniz.

Devasa bir güce, kusursuz bir varlığa dilediği anda dilediğini yapana iman ediyorsunuz. Benim sözlerim karşılığında hatta inancınıza göre bana sonsuz işkenceler edilecek ama 2 saniye okuduğunuz satırlar sizi rahatsız ediyor. Çünkü aslen iman ettiğiniz tanrının böyle eylemlerinin olduğunu bilmiyor sadece inanmayı seçiyorsunuz.

Oysa günlük hayatta olayların karşısında hiçte böyle bir tanrı modeli yok.

Hani ben hamdi abinin dilediğini yapabileceğini bilsem, herşeyi bildiğini gördüğünü varsaysam siz ona laf söylediğinizde sadece halinize acırım. İnsan psikolojisi böyle işler. Bu psikoloji içinizde var ettiğiniz tanrının bir zandan ibaret olmasına dayanıyor.



Allah var mı?varsa neden var yoksa neden yok?mesela size sorayım neden yok?

Allah ile tanrı arasındaki çizgiyi çekelim.

Bir tanrı var mı? Olabilir tam olarak bilemesekte, bir tanrıyı evrenin işleyişine koyduğunuz anda herşey kolay gelir. İnsanlıkta tarih boyunca bunu yapıyor ama inanmak istediği tanrı adına türlü hikayeler ortaya atıp, peşinden milyonları sürüklüyor.

Bir tanrı varsa, herşeyi dilediği gibi yapmıştır zaten diye düşünmek daha mantıklı geliyor. Bu aşamada o tanrı gerçekten de insanın abidik gubidik düşüncelerine ve yaşantılarına muhtaç olmamalı.


Allah var mı? Ne aklımda ne vicdanımda öyle üfürük tasarlanan bir tanrı hayat bulamaz.(yine kızdınız ama arapların kafasında zeusta üfürüktü ve ilkeldi. Putlarda. Bir putu bırakıp başkasına tapmak adetinden vazgeçemiyor insanlar.)

Bakın dile muhtaç bir tanrınız var. Asırlar boyunca sürekli bir inasnın bölgesel dilinden dökülmüş, defalarca bu yöntemi dibe batmış, çürümüş olsa da sistemini geliştiremeyip en embesil insana biraz güç verseniz dahi yapmayacağı en akıl dışı yönteme sardırmış. Şimdi siz kalkıp evreni, daha ne yarattığını bilemeyen arapların zihinlerinde yeşeren tanrıya mı adıyorsunuz?

Kitap yazarı modu ile yaklaşsak sevgili tanrıya, bu aşamada oldukça kötü bir yazar olduğu açığa çıkıyor.

Derdini anlatma konusunda son derece sıkıntılı olduğu, ilkokul seviyesinde hayat bulduğu da ortaya çıkıyor.

Araplardan birinin yaşantılarına paralel sözler dizen ve insanı dili ile takan bir tanrı miti, aklımızda nasıl hayat bulsun ki?

Ben her müslümana söylüyorum. Bir puta dilediğin kadar yalvar yakar, bir taşı bir cm yerinden kıpırdatabilir mi? Hiç gücü yetebilir mi? şimdi putu kaldır oraya Allah'ı koy ve sen değil tüm müslümanlar her türlü ritüelleri topluca yapsınlar o taş bir cm yerinden oynayacak mı? İkisinin de cevabı elbetteki hayır.

Hayat adına tanrının pasifizmini bilirsiniz ama korkularınız gerçekler ile yüzleşmenize müsade etmez. O yüzden aynı olay da iyi de olsa kötü de olsa hepsini siz inandığınız Allah'a bir zamanlar da romalılar Zeus'a bağlardı. Yahudiler de Yehowah'a bağlıyor...
biraz bu konuda düşündükten sonra islam üzerine düşünmeliyiz belki de.Çünkü inanın biliyorum inanmayacaksınız ama islam ı kesinlikle bilmiyorsunuz.Daha önce müslüman olmanızda bildiğiniz anlamına gelmiyor...Evet düşünen araştıran insanlarsınız ama bana birazcık kulak verin ve ciddiye alın:ya yanlış tanımışsanız.Ya sizin tahayyül ettiğiniz islam ın gerçekle alakası yoksa...Lütfen bir ihtimal açın ve bunu ciddi olarak düşünün...


İslam'ı kim biliyor?

Bakalım kuran'ı kaç defa okudum. O ayetleri iniş sırasına göre kaç kere dizdim? İslam tarihini kaç defa elime aldım.

Sünni tabanlı kütüb-i sitte hadislerini kaç defa inceledim. Buhari-taberi-Müslim ibn mace,tirmizi v.s. yaşantılarını kimliklerini enine boyuna neden araştırdım.

Halifeler çağı, islam öncesi mekke üzerinde kaç farklı yazı okudum.
Taberi'nin aktardığı tarih üzerine üniversite bazında ilahiyat fakültesi odaklı hangi yazıları okudum?

Alevilik dediler, Şiilik dediler, gizli öğreti dediler, onları da gidip araştırdım. Kendi sitelerindeki tartışmalara katıldım.

Eski ahit ve Yeni ahit'i okudum. Eski inanışları ve dinler ile arasındaki bağlantıları araştırdım v.s.

Pardon ama islamı bırakın bence siz kendi kaynağınız kuran'ı dahi anlamayı denemiyorsunuz.

Sonuçta kitabı ister tanrı yazsın, ister se insan, kitabın bir öğretisi var. O kitabın tarihsel bir süreci var ve yaşantılar üzerine kurulan her ayetinde oradaki insanlara yönelik psikolojik bir etki bırakmayı deneyen sözel misyonu var.

Bu neden ile, islamı bilmiyorsunuz gerçek islam budur deme işini, bence mezheplere, hadisçilere, kuran müminlerine, tarikatçılara v.b. lerine söyleyin. Anlaşabilirlerse ne ala. Kuran aslen bölünmeyin dese de, tanrının muzipliği ve anlatım dili diyelim değil mi ama. Sadece bu ayrılıklar yüzünden de nice kanlar döküldü. İnsanlar katledildi.

Araplar o kuran'ın cihad döngüsü altındaki ayetleri sayesinde, hemen Muhammed'in vefatı ile birlikte 1 yıl içinde 30.000 canı sadece kendi yarımadalarında aldılar. (oysa islam adına o cehil araplar ile yapılan ana savaşlarda toplam da 200'e yakın kişi öldü.) Gerçi hoş beni kureyza katliamında bu sayı 300-600 civarı olarak sahih hadisler ile rivayet edilir.

Tabi bir de, iç savaş bitince, ganimet'in 5'te 4'ü savaşçıların olacak güzelliği ile, birleşip afrika, sasani, türk şehirleri üzerine yürüyerek nice canlara kıyıldı, nice cizye adı altında haraca bağlanan şehirleriniz oldu.

Yanılmadım çünkü bir çoğunuz hala islam ın hz muhammed ile geldiğiniz zannediyor...insan hakları beyannamesinden bahsedersiniz de veda hutbesinden bi habersiniz...Allah aşkına:D söyler misiniz hz Muhammed aşağıdaki emirleri söyleyerek ne kazandı?ya da ne gibi bir amacı vardı?Ya da insan hakları beyannamesine hayran kalırken ondan yüzyıllar önce kız çocuklarını gömen topluma söylenenler sizde neden hayranlık uyandırmaz...rica ederim ön yargılarınızı bir kenara bırakınız ve bir kere daha okuyunuz...
islam güzel ahlaktan başka nedir ki?anne baba ya saygılı ol...yalan söyleme...komşun açken tok yatma...affedici ol...zekat ver...sadaka ver...kurban kes üçte birini fakirlere üçte birini eşine dostuna dağıt...kibar ol ve Allah a teşekkür et...hastaları ziyaret et...akrabaları ziyaret et...büyüklere saygılı ol...dostunla küs kalma...ağaçları kesme......kibirli olma...israf etme...kapıyı çalmadan izin almadan içeri girme...


ve Kuran hakkında dedikleriniz için...belkide gerçekten dar kafalıyım.bu yüzden kendinize biraz daha yakın hissedeceğinizi zannettiğim agnostik bir hanımın konuşmasını şiddetle öneriyorum...merak etmeyin sonradan müslüman
olamadı:D


İslam dediğiniz Hz. Muhammed ile gelmiştir. Önceki dinleri hatta Adem'i bile bu kapsama almak isteseniz de, öneki kitapların içeriği buna müsade etmez. İslam'ı nasıl tanımladığınız önemlidir ama yahudilerin şeriati ile hristiyanların şeriati farklı olduğu gibi siz müslümanların şeriati de farklıdır.

Veda hutbesinin hangi versiyonundan bahsediyoruz? Kuran'ın üzerinde kaynak mı arıyorsunuz? Kuran müminleri ile tartışmayı deneyin. Onların argümanları daha sağlamdır ama bu tartışma adına kuran bilginiz belli ki son derece sınırlı.

Sanırım siz herşeyi çıkarlarınız için yapıyorsunuz. İnsan hakları beyannamesini de tanrı yazmadı. Peki o insanlar ne için yazdı? Budha neye istinaden o kadar hümanist bir yaşam biçimini insanlara aşıladı?

Hz. Muhammed bir reformistti. Zaten başlangıç noktası arabistan sınırları içinde kendisine ters düşen yaşantıları düzenleme üzerine odaklıdır. Mekke döneminde bu odak üzerinden fazlaca ayrılmamıştır.

Buna karşın medine süreci ile tam olarak, otorite ve güç sahibi konumuna gelmiş, medinenin yöneticiliğini üstlenmiş, o gücü ile o bölgedeki tüm yahudileri pasifize edip, yurtlarını ganimet olarak kullanmış, yeri gelmiş eşlerini cariye diye koleksiyonuna katmış birinden bahsetmektesiniz.

Düşünsenize, bir sözünde belli ki onu takmasalarda, araya yine kendi dilinden tanrısal vahiy katıldığı anda, ölümüne cennette huri dünyada ganimet cariye ve köle isteği ile savaşa koşturanlar olmuş.

Kendisini hibe eden kadınlar açığa çıkmış. Statü icabı kendisinin üstünde yer alan amcasına dahi kuran aracılığı ile sallamış, mekkenin önde gelenlerine kahrolasıca demeyi başarmış, bir zamanlar yetim olmanın etkisi ile yetimlerin haklarını da korumayı esirgememiş, hatice ile olan tek eşli evliliği etkisi altında kadınlara daha ılımlı gözle yaklaşmayı da başlarda ihmal etmemiş lakin, çok eşli olunca kadınlarını hizaya sokmak için, onları evlerinde oturmaya yöneltmiş, perde arkasından konuşturtmuş, iki kat azap ve iki kat mükafat ile kendi dilinden korkutmuş, icap ederse boşatıp bakire ve hayırlı eşler ile ödüllendirileceğini her zamanki gibi kendi dilinden sözde tanrıdan aktarmış birinden bahsediyorsunuz.

Onun bu imkanlarına dünya üzerinde kaç kişi sahip olmuştur ki?

Ağaçları kesme diyen peygamber, yahudilerin hurmalıklarını da kurutmayı ihmal etmeyendir. Hani farklı düşüncelerde ise anne ve babayı da unut diyendir.

Aynı zamanda, müşrikleri nerede bulursanız öldürün diyen de odur. Cizye uğruna yahudi ve hristiyanlar ile savaşmayı farzdan sayan da kendisidir.

vartor
14-04-2014, 21:29
Sevgili ruhebesi, emin ol, en az senin, kendin gibi dusunmeyenlere, putlara tapanlar diye tanimladigin, inegi kutsal sayanlara duydugun saygi kadarini biz ateistler de duyuyoruz. Hatta bir derece de fazlasini, zira biz ateistler de ayni sizin gibi kandirildik ailemiz ve toplum tarafindan. Ezberleri bozmayi denemeseydik, hala sizlerin durdugu yerde duruyor olacaktik.

ruhebesi
14-04-2014, 23:38
evet sonunda biraz sizi anlayabildim sayılır.Ve kendinizi neden karanlıktan aydınlığa çıkmış gibi hissetiğinizi de anlıyorum.İnanın islam böyle bir din olsaydı bende sizlere katılırdım.gerçektende öyle...yazdıklarınızı okurken hem hayret ettim hem de üzüldüm.Şöyle ki gerçekten de düşünen insanlar olmanıza rağmen düşündükleriniz için çok üzüldüm...Evet İslam hakkında araştırmalar yaptığınızı farkettim.Ve inanmamayıda öyle hemen kolayca seçmediğinizi de...Belli süreçlerden geçtiğiniz çok açık...yani sizleri asla bilgisizlikle yargılamıyorum...
tarih üzerine çok bilindik bir tartışma vardır bilirsiniz.Tarih gerçekte yaşananlar mıdır yoksa kitaplarda yazanlar mı?yada şöyle sormalı bildiğimiz gerçekler gerçek midir yoksa birileri tarafından yazılanlar mı?Yazdıklarınıza hayret ettim. neden mi?
çünkü inanın benim bildiğim islam ile benim inandığım yaratıcı ile ve benim bildiğim hz muhammed ile sizinkiler arasında dağlar kadar fark var...gerçektende tuhaf bir biçimde farklılar ama bu kesinlikle bir bakış açısı farkı değil.Bu tamamen farklı yerlere bakma meselesi...bunun üzerinizde durmanızı isterim(ve hatta hala düşünce kapılarınız açıksa bir kaç kitap önermeyi ya da boşverin kitapları size kendi tanıdığım islam ı anlatmayı isterim.)

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama sizin redleriniz daha çok insanlar ve olaylar üzerine...ya da her nedense araplar üzerine...ve tabi bir de sizi belki kaygı belki de kendini arayışınızdan dolayı sevgiyle seyreden Allah üzerine:)
ve genelde bu insanların islam ı tahayyüleleri üzerine...Şunu belirtmek isterim ki İslam ne hallacı mansur ne mevlana ne de sarıklı cübbelilerdir.Geçen gün camide vaaz veren bir hocayı dinliyorum.Adamın dediklerine bakar mısınız?Kadın kısmının saçı uzun aklı kısa olurmuş.kadına fazla güvenmemeliymişiz...Ne kadar sinirlendiğimi anlatamam.Bu adam hangi islam dan bahsediyordu?yahut cübbe sarık sakal ile müslüman olduğunu sananlardan hiç bahsetmiyorum...şöyle bir sorun var ki sadece bir müslümanın görünümü yaşıyorlar...eğilip bükülmeyi namaz bir gün aç kalmayıda oruç sanıyorlar.Hayır bu kafa yapısı islam a uymuyor.Ve inanın bu insanların bunları öğrendikleri kitapların yazarları da islam a uymuyor.Evet aslında hepsi islam ın kuralların yasaklarını kendilerine göre uyarlamaktan başka bir şey yapmamışlar...her toplum kendi yapısına giydirmeye çalışmış.Tıpkı bugün çağa uydrmaya çalışanlar gibi...sanki Allah ilerisini tasarlayamamış ya da bir gün bu kitap eskir mi diye düşünememiş gibi.Üstelik bunu yapanlar müslümanım diyenler.Hayır Kuran eskimez eskimedi eskimeyecek.Çünkü o asırlar geçse dahi yaşam şartları değişse dahi ve her şey değişse dahi değişmeyecek bir şeye hitap ediyor.İnsana.İnsan hep günah işliyor aşık oluyor hep yalan söylüyor vs vs...İslam işte sadece budur.Kuran sadece bizim için vardır.Bir toplum olarak yahut birey olarak nasıl yaşamamız gerektiğini söylüyor.Evet size göre bu bir sınırlama ama bu sadece ve sadece toplumun refehı için var...Yalan söyleyelim ya da söylemeyelim birilerini öldürelim ya da öldürmeyelim bu Allah ın neden umrunda olsun ki?Söylermisiniz bu yasalar bizim yaşamımıza düzen katmaktan başka ne işe yarıyor ki?Ya da Allah ın kurban kesmeyi kan görmeyi sevdiğinden dolayı mı yaptığını düşünüyorsunuz?Kestiğimiz kurbanın ne kadarını ona gönderiyoruz ki?Aç kalmamız onu mutlu mu ediyor sizce?Hz muhammed köleliği kaldırarak ne elde etti?İnsanlara iyiliği öğütlüyerek ne elde etti.Çocuklarını diri diri gömen bir toplumu iyi yola sevkederek ne elde etti.Sadece biraz olaylar üzerine değilde olgular üzerine düşünelim.Siz İslam ıperdeleyen kişilere olaylara efsanelere anlatılara takılmışsınız.Perdeyi hafifçe kaldırınız ve gerçeği apaçık bir şekilde görünüz.

İsterseniz konuşmaya devam edebiliriz...sevgiler...

ruhebesi
14-04-2014, 23:43
Kuran’ın cennet tarifinde geçtiği söylenen 72 huri bahsini duymuşsunuzdur. Bu konuya geri döneceğime dair söz vererek geçiyorum. Ama aslında biz, burada kuzeybatıda, Kuran’da 36 defa “içinden ırmaklar akan bahçeler” diye tarif edilen cennete oldukça benzeyen bir hayatı yaşıyoruz. Union Gölü’ne akan bir ırmağın kenarındaki tekne evimde yaşadığımdan bu bana tamamıyla mantıklı geliyor. Fakat asıl mesele şu: nasıl oluyor da bu pek çok insana yeni geliyor?
İYİ NİYETLE KURAN’I OKUMAYA BAŞLADIKTAN SONRA ONA HAS FARKLILIKLARDAN ÖTÜRÜ VAZGEÇMİŞ BİRÇOK GAYRİMÜSLİM TANIYORUM. Tarihçi Thomas Carlyle, Muhammed’in dünyanın en büyük kahramanlarından biri olduğunu düşünmekle beraber, Kuran’ı;
“Şimdiye kadar karşılaştığım okuması en zahmetli, yıpratıcı ve karmaşık kitap.” olarak tanımlıyor.
Sanırım sorun biraz da şu: BİZ KURAN’I, DİĞER KİTAPLARI OKURKEN YAPTIĞIMIZ GİBİ, YAĞMURLU BİR ÖĞLEDEN SONRA BİR KASE PATLAMIŞ MISIR EŞLİĞİNDE BİR KENARA KIVRILARAK OKUYABİLECEĞİMİZ BİR KİTAPMIŞ GİBİ ZANNEDİYORUZ. Sanki Allah herhangi bir yazar, Kuran ise Allah’ın Muhammed’le konuşmalarının derlendiği ve çok satanlar listesindeki herhangi bir kitapmış gibi düşünüyoruz. Oysa ki çok az insanın Kuran’ı gerçekten okuyor olmasının sebebi, ondan alıntı yapmanın — veya aslında yanlış aktarmanın — çok kolay olması. Kuran’ın genel anlam bütünlüğünden koparılarak, çeşitli ifade ve bölümlerin toplanmasından oluşmuş, daha özet bir uyarlamasını hem köktenci müslümanlar hem de gayrimüslim islamofobikler daha çok tercih ediyor.
Böylece bu yaz bir hevesle Muhammed’in biyografisini yazmaya hazırlanırken Kuran’ı hakkıyla okumaya ihtiyacım olduğunu fark ettim. Yapabildiğim kadarıyla hakkını vermeliydim. Şu anda Arapçam sözlük kullanmaktan ibaret. Ben de dört adet iyi bilinen tercümeyi alıp, Kuran’ın orijinal yedinci yüzyıl Arapçası ile beraber kelime çevirisini cüz cüz ayet ayet okumaya karar verdim. Tabi benim bir avantajım vardı. Son kitabım Şii-Sünni ihtilafının hikâyesi üzerineydi ve bu nedenle İslam tarihi üzerine yakından çalışmalar yapmıştım. Bu nedenle Kuran’da sıklıkla atıfta bulunulan olaylar ve dolayısıyla Kuran’ın referans çerçevesi hakkında bilgi sahibiydim. Ama şunun farkındaydım ki, her ne kadar Kuran’da gezinen bilgi sahibi ve hatta deneyim sahibi bir turist olsam da ben hala başka birinin kutsal kitabını okuyan agnostik (bilinemezci) bir Yahudi idim.
Bu nedenle gayet yavaş okudum.
Başlarken bu proje için üç haftamı ayırdım. Ki kibir bu değilse nedir… Çünkü ancak üç ay sonunda bitirebildim. Geri atlayıp baş taraftaki daha kısa ve açıkça daha mistik bölümleri okuma arzuma karşı koydum.
Fakat ne zaman Kuran’ı kavramaya başladığımı düşünsem
– “Tamam şimdi oldu” desem — bir gece sonunda kayıp gidiyordu. Ve ertesi sabah yabancı bir yerde kaybolmuş olma ihtimalimi düşünüyordum. Ama yine de mekân bana tanıdık geliyordu. Kuran, Tevrat ve İncil’in mesajını yenilemek tazelemek için indirildiğini ifade ediyor. Zaten üçte biri, İncilde de geçen İbrahim, Musa Yusuf, Meryem ve İsa gibi şahısların kıssalarını tekrarlıyor. Allah kendisinin daha önceki tezahürü olan Yehova’dan alışkın olduğumuz gibi, ısrarla kendisinden başka ilah olmadığını vurguluyordu. Develer, Dağlar, Çöldeki kuyular ve nehirler, beni Sina Çölünde dolaşarak geçirdiğim yıla götürdü. Ve bir de o dil vardı elbette. Ondaki ritmik ahenk… Bana, bedevi ihtiyarların, saatlerce ezberden anlattıkları hikâyeleri dinleyerek geçirdiğim akşamları hatırlatıyordu. VE BEN NEDEN ŞÖYLE DENDİĞİNİ ANLAMAYA BAŞLADIM: KURAN ANCAK ARAPÇA OLARAK KURAN’DIR.
Fatiha’yı ele alalım. 7 ayetli açılış suresi, öyle ki “Pederimiz Babamız” (Hristiyanlıktaki en bilinen dua) ve “Şema İsrail”in (Tevratın açılışı) birleşimi denebilir. Arapça haliyle sadece 29 kelime iken, tercümeleri 65 ile 72 kelimeye kadar çıkıyor. Ve sanki kelimeler eklendikçe anlam daha fazla kayboluyor. Arapçanın büyülü ve neredeyse hipnoz edici bir kalitesi, okunmaktan çok dinlenmeyi, analiz edilmesinden çok hissedilmeyi bekleyen bir özelliği var. Adeta bir şarkı gibi söylenmek istiyor ki müziği kulakta ve dilde duyulabilsin. Bu yüzden Kuran’ın İngilizce tercümesi kendisinin bir gölgesi gibi ya da Arthur Arberry’nin kendi uyarlamasındaki tabiriyle: “bir anlam çıkarma/yorumlama”. Tabi anlamın tamamı tercüme ile kaybolmuyor.
Tıpkı Kuran’ın vaadettiği gibi, sabredenler ödüllendirilecektir. Kuran’da İncil’den farklı olarak pek çok sürprizler bulunuyor: bir çevre bilinci, ya da insanın Allah’ın yarattıklarının vekili olması gibi pek çok sürpriz. Ve özellikle erkeklere yazılmış İncil’de ikinci ya da üçüncü şahıs olarak tamamen erkeğe hitap edilirken; Kuran kadını da dahil ediyor, ve mesela şöyle diyor: “inanan erkekler ve kadınlar” veya “onurlu erkekler ve kadınlar.” Ya da şu kötü şöhretli ayeti ele alın; kâfirlerin öldürülmesi hakkında olanı. Evet öyle söyleniyor, ama çok özel bir durum için: savaşın ekseriyetle yasak (haram) olduğu kutsal şehir Mekke’nin beklenen fethi için. Ve öldürme izni çeşitli niteliklerle sınırlandırılmış bir şekilde geliyor. “Mekke’deki kafirleri öldürmelisiniz” şeklinde değil, ancak sadece onlara verilen mühlet dolduğu zaman ve eğer sadece aranızda başka antlaşma yapılmamışsa ve eğer sadece onlar Kabe’ye girmenizi engellemeye karkarsa ve eğer sadece ilk saldıran onlar olursa onları öldürebilirsiniz. Ve o zaman bile — Allah merhametlidir, ve bağışlayacıdır — ve bu yüzden de en güzeli hiç kimseyi öldürmemenizdir.
Bu belki de — en azından sabit fikirli olmayanlar için Kuran’ın ne kadar esnek olduğunu gösteren en büyük sürprizdi.
Kuran der ki: “Bu ayetlerin bazılarının anlamı çok kesindir.” “Ama bazıları ise oldukça muğlaktır.” “Kalpleri sapıklıktan katılaşmış olanlar bu muğlak noktaları fazlaca kurcalayarak bir uyumsuzluk bulmaya çalışırlar. Herşeyin doğrusunu sadece Allah bilir.” “Allah Latif’tir (lütuf sahibi)” ifadesi tekrar tekrar belirir. VE ASLINDA, KURAN’IN TAMAMI, BİZE İNANDIRILANDAN ÇOK DAHA FAZLA ZARİFTİR. Mesela bahsettiğim şu huriler ve cennet meselesinde olduğu gibi. Eski moda oryantalizm burada devreye giriyor. Oryantalizm, Kuran’da dört yerde geçen Huriler kelimesini şöyle tasvir ediyor: kara gözlü, göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt eşler veya açıkça dik göğüslü bakireler. Bununla beraber, orijinal Arapçadaki ifadesiyle tek kelime: Huriler. Kabarık ya da dik göğüs ifadesine yer vermeden. Şimdi aslında burada kastedilen — melekler gibi — saf varlıklar veya antik Yunan’da geçen Kouros veya Kórē gibi ebedi gençliğe sahip varlıklar olabilir.
Ama gerçek şu ki hiç kimse doğrusunu bilmiyor ve asıl mesele de bu. Çünkü Kuran’da gayet açık bir şekilde şöyle deniyor: “hepiniz cennette yeniden yaratılacaksınız” ve “hiçbirinizin bilmediği bir şekilde yeniden yaratılacaksınız.” Kİ BU BANA BİR BAKİRE VAADİNDEN ÇOK DAHA ÇEKİCİ GELİYOR. Ve şu 72 sayısı hiçbir yerde geçmiyor. Kuran’ın hiçbir ayetinde 72 bakireden bahsedilmiyor. O düşünce Kuran’ nazilinden 300 yıl sonra ortaya çıktı. Ve çoğu İslam âlimi, bulutların üstünde oturup arp çalan kanatlı insanlar fikrini onunla eşdeğer görüyor. Cennet ise bunun oldukça zıttıdır. O bekâret değil, doğurganlıktır, bolluktur, içinden ırmaklar akan bahçelerdir.
lesley hazleton(agnostik yahudi olarak tanımlar kendini)

ruhebesi
14-04-2014, 23:44
Lesley Hazleton
Biyografi yazmak garip bir şeydir.Bu bir başkasının yabancı topraklarına yapılan bir yolculuktur.Şimdiye kadar gitmeyi hayal etmediğiniz bir yerin keşfi ve o keşifle birlikte halâ orada olduğunuza inanmamadığınız bir yolculuk.Özellikle de benim gibi agnostik bir musevinin Hz.Muhammed’in hayatını keşfetmesi gibi..
5 yıl önce örneğin, her sabah kendimi mistik bir şekilde imkânsız bir sorunun cevabını bilmeyi umarak uyanır buluyordum: Gerçekten de dünyanın, ya da dünya tarihin nerdeyse ilk yarısında, 610 yılının o gecesinde, Mekke’nin dışındaki bir dağda bulunan Hz. Muhammed’e Kuran’dan ilk ayetler vahyolunduğunda ne olmuştu?..Bu İslamiyetin en temel, çekirdek mistik Anıdır ve tabii ki amprik yani deneyimsel bir analiz yapmaya da meydan okuyan, pek de izin vermeyen bir durum. Ancak yine de bu soruyu sormaktan kendimi alamıyordum.Benim gibi seküler biri olduğumun oldukça farkında olarak, şunu soruyordum; acaba net olarak bu bir “chutzpah”(eski ibranice kelime) küstahlik, cüretkarlık olarak görülebilir miydi?… ve ben suçumu kabul ediyorum.Çünkü tüm keşifler; fiziksel ya da entellektüel kaçınılmaz olarak bir anlamda aktif bir sınırı aşma trangresyonudur-ihlâlidir.. ve halâ bazı sınırlar diğerlerine göre daha geniştir. Dolayısıyla, müslümanların Hz. Muhammed’in yaptığına inandığı gibi, bir insanın “ilahi” ile karşılaşması, rasyonalistlere göre gerçek bir durum olmayıp, hayal ürünü birşey. Tıpkı hepimiz gibi, ben de kendimi rasyonal görmek isterim. Belki de o yüzden o geceye ait eski beyanlara, açıklamalara baktığımda, beni çarpan ve etkileyen şey o gece ne olduğundan çok ne olmadığı…
Hz.Muhammed havada yürüyerek, dağdan süzerek inmemiştir.O, “şükür!” ve “rabbime şükrederim!” şeklinde koşarak bağırmamıştır. O, ışık ve neşe saçmamıştır. Orada meleklerden bir koro, müzik alanları, haz, aşırı coşku, onu sarmalayan altından bir aura ve tanrının elçisi olarak mutlak, önceden hüküm verilmiş bir rol hissi de yoktu. Bu şu demek; O, bu gibi durum karşısında tepki göstermeyi kolaylaştırabilecek olan şeylerin hiç birini yapmadı yani tüm olayı dini bir öykü haline getirip, ucuzlaştırmadı. Tam tersine, ilk anda olan şeyin gerçek olamayacağını düşündüğünü bizzat kendisi ifade etmiştir ve en iyi açıklama ile bunun bir halusinasyon–gözün ya da kulağın ya da belki de zihinin ona karşı oynadığı bir oyun—olduğunu düşünmüştür. En kötüsü de şeytani bir cin tarafından hükmedilip, ele geçirilip, onu aldattığını düşünmüştür. Aslında, sadece bir mecnun olabileceğine, ve bir cin tarafından hükmedildiğine o kadar emindi ki, kendini halâ canlı ve yaşarken bulduğunda, ilk tepkisi; bu işi kendisinin bitirmesi gerektiği ve en yüksek tepeden kendisini atıp, tüm yaşadığı deneyimlerin dehşetinden kaçmak şeklinde idi.Dolayısıyla, bu zat, neşe ve mutlulukla değil, titreyerek, sarsılmış, iptidai bir korku halinde dağdan indi. O, bir şey kanaat getirmemiş, şüphe ve kuşku ile dolup taşmıştı ve bu telaşlı çözülme, kendi durumunu değerlendirememe, etrafında tanıdık gelen herşeyden kopma, insan aklının kavramasından öte olan ürkütücü farkındalık, sadece müthiş bir dehşet, huşu olabilir.
Bu yaşanılana göre düşündüğümüzde, yeni bir aplikasyon ya da yaygın bir video için kullandığımız “dehşet verici” kelimesini şimdi kavramak biraz güç olabilir.İstisnai olarak büyük çapta bir deprem dışında bizler gerçekten dehşetten korunmaktayız. Bizler kapıları kapatıp, işimize bakıyoruz ve herşeyin kontrol altında olduğuna ikna olmuşuz ya da en azından kontrol altında olacağını ümit ediyoruz. Her zaman kontrole sahip olmadığımıza ve herşeyin açıklanamayacağı gerçeğini göz ardı etmek için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. İster rasyonalist olun, ister mistik, ister Hz.Muhammed’in o gece duyduklarının içinden, özünden ya dışından geldiğini düşünün, net olan şey; O’nun bunu deneyimlediği ve bunu öyle bir kuvve ile yaptığı ki, bu kuvve ile kendi varlık, benlik hissi ve dünyası paramparça olmuş ve onu mütevazilikten sosyal ve ekonomik adaletin radikal destekçisi haline dönüştürmüştür. Korku, sadece makul bir tepki idi, sadece insani bir tepki idi.Bazıları için oldukça insani idi ki, örneğin; muhafazakar müslüman ilahiyatçılara göre, eski islamik biyografilerde bulunmasına rağmen onun kendisini öldürmek istemesinden bahsedilmemeliydi. Onlar, onun bırakın ümidini kaybetmiş olmasını bir an bile şüpheye düşmediği konusunda ısrar etmekteler. Onlar insan kusuru, eksikliğine tolerans göstermeyi reddedip, mükemmelik, kusursuzluk talebindeler.Ancak, şüphe hakkındaki kusur gerçekten de ne? Bu eski kayıtları okuduğumda, fark ettiğim şey; tam olarak da Hz. Muhammed’in bu şüphesinin beni cezbetmesi ve beni Onu tam ve bütün, hakikatin doğruluğu ile uyumlu olarak görmemi sağladı ve bu konuyu ne kadar düşünürsem, Onun neden şüphe duyduğu o kadar anlamlı geldi. Çünkü, şüphe inanç için gerekli.İlk başta bunu şaşırtıcı bir fikir gözüküyorsa, o zaman Graham Greene’in bir defasında “şüphe olayın kalbidir” demesini bir düşünün.Tüm şüpheleri ortadan kaldırın ve geriye kalan inanç değil ama mutlak katı bir kanı, görüş olacaktır.
Hakikate hakim olduğuna, Hakikate tutunduğuna eminsin—kaçınılmaz olarak buradaki imâ edilmiş Hakikatin “H”si büyük harf—ve bu eminlik çabucak dogmatizm ve doğruculuğa dönüşüyor.Bundan kasdım; gözçarpan ve mağrur bir gururun çok doğru olması, kısaca, tutuculuğun kibri. Aşırı tutucu müslümanların favori sözü olan Latince kelime olan “imansız”dan gelen “Kafir”kelimesini, “haçlı”diye bilinen aşırı tutucu Hıristiyanların da aynı şekilde kullanması tarihteki pek çok ironiden bir tanesi olmalı Çünkü onların muklakiyetçiliği aslında imana terstir. Doğrusu onlar imansız, kafirlerdir!.Mesela,her dindeki aşırı eğilimcilerin soruları yoktur, sadece cevapları vardır.Onlar düşünceye karşı mükemmel panzehiri ve hakiki imanın zorlu taleplerinden kaçınmak için uygun sığınak bulmuşlardır. Onların, tıpkı Yakup’un tüm gece bir melekle mücadele etmesi ya da Hz.İsa’nın 40 gün ve gece çölde geçirmesi ya da sadece bir gece dağda değil, ona umutsuzluğa kapılmamasını ve ona karşı olan ve bilinecek herşeyi bildiklerini iddia eden ve sadece kendilerinin haklı olduğunu düşünenelere karşı hüküm veren Kuran’la geçirdiği tüm o rasullük yılları boyunca Hz. Muhammed gibi mücadele etmeleri gerekmiyor ve ancak geniş bir kitle olan bizler ve halâ oldukça sessiz çoğunluk, halkın arenasını aşırı uç azınlığa bırakmaktayız. Museviliği şiddetli bir güce sahip olan West Bankası yerleşimcilerine, Hıristiyanlığı homofobik ikiyüzlü ve kadınlardan nefret eden yobazlara ve Müslümanlığı ya da yahudiliği de intihar bombacılarına bırakıyoruz ve şu gerçeği görmekten kendimizi alıkoyuyoruz. O da;onlar her ne kadar kendilerinin hıristiyan, yahudi ya da müslüman olduğunu iddia ederlerse etsinler, bu militan radikaller bunlardan hiç biri değildir.
Onlar kendi başlarına bir putperest, bir mezheptir ve kan kardeşler diğer insanların kanını ellerine bulaştırmışlardır.Bu inanç değildir!.Bu fanatizmdir!! ve bizleri bu ikisini karıştırmayı bırakmalıyız. Şunu fark etmeliyiz ki; hakiki imanın kolay cevapları yoktur. Zordur ve inatçıdır.Sürekli bir mücadele ve ne bildiğimizi düşündüğümüz konusunda da devamlı bir sorgulama, sorunlar ve fikirlerle boğuşma içerir ve şüphe ile beraber, hiç bitmeyen konuşma,sohbet bazen de bilinçli bir muhalefet şeklinde gider ve işte bu bilinçli muhalefet, meydan okuma, bir agnostik olarak benim hala neden inancımın olabileceğidir. Örneğin; tam tersine yönelik epey bir birikmiş kanıt olmasına rağmen benim Orta Doğuda barışın olabileceği yönünde bir inancım var.Buna ikna olmuş değilim.Buna inandığımı da zorlukla söyleyebilirim. Sadece buna inanabilirim ve kendimi buna, bu fikre adıyabilirim ve bunu da ellerimi tevekkül ve teslimeyetin cazibesi ile kaldırıp, sessiz bir geri çekilme, inziva içinde yapıyorum. Çünkü, umutsuzluk kendini gerçekleştiren bir şey. Birşeye “imkansız” dersek, o şekilde davranırız ve o öyle olur ve ben bu şekilde yaşamayı reddediyorum. Aslında, pek çoğumuzda öyle.İster ateist olalım, ister Tanrı’ya inanalım ya da ikisi arasında bir şey ya da ötesinde, bizi sürükleyen şey; şüphelerimize rağmen ve hatta şüphelerimiz yüzünden, bizler umutsuzluğun yokluğunu reddediyoruz. Gelecek ve birbirimiz hakkında inancımızda direniyoruz.İsterseniz buna “naif, safça” diyin. Demeniz gerekiyorsa buna imkansız bir şekilde idealist deyin.ama bir şey kesin: buna “insan” deyin.
Hz.Muhammed inancı olmadan, kararlı dar zihniyetli kibre teslim olmayı reddetmeden, dünyasını radikal bir biçimde değiştirebilir miydi? Bence, hayır! Geçen 5 yıldır yazar olarak O’nunla birlikte olduktan sonra, bugün Orta Doğuda ve herhangi başka bir yerde Onun adına konuşup, onun adına hareket eden militan aşırıcı tutucu kesmin sadece onun adını kötüye kullandıklarından başka bir şey göremiyorum. O, cinsiyeti yüzünden nüfusun yarısının baskı altında olduğunu görse dehşete düşerdi. O, bu bölücü tarikat ve mezheplerin sertliğinden elem duyardı.O bunlara terörizm derdi ve buna sadece suç demez ayrıca inandığı ve uğrunda mücadele verdiği herşeyin yakışıksız, son derece beceriksiz yapılmış bir taklidini görürdü. Kuran’da yazanı aktarırdı: “Kim bir kişinin hayatını sonlandırırsa, tüm insanlığın yaşamına son vermiştir.
Kim bir yaşam kurtarırsa, tüm insanlığı kurtarmıştır. Ve O, zorlu ve sıkıntılı barış sürecinin işlemesi için kendini adardı.
Teşekkür ederim.
Çevirİ: AylinEr
Düzenleme: İlknur Çakmak

vartor
15-04-2014, 00:27
Eger bana, diger dinleri de onyargisiz inceledim, peygamberlerinin, temsilcilerinin, kurucularinin yasam tarzlari ve ogretilerini inceledim, ve islami ve muhammed'i ustun bulup kabul ettim diyebilirsen, ben de senin yazdiklarindan birseyler anlamaya calisabilirim. Kendi inancin dogrultusunda yazanlara karsit yuzlerce yazar bulabilirsin, inancini ispatlamaya yarayan yazilari asmakla, sadece kendini kandirabilirsin.

orca mind
15-04-2014, 00:31
Sayin ruhebesi, alintilar ile "din" reklami yapmaniza gercekten luzum var mi sizce? Burada herkes yetiskin ve dininiz hakkinda yeterince fikir sahibi gibi gorunmuyor mu?

Natürelist
15-04-2014, 06:22
Sayin ruhebesi, reklam diye astiginiz yaziyi okudum, ancak tamamen kisisel bir yorumdur, icerigi neye dayaniyor? kanit? kanit ise yok, insan zihninin dayanaksiz kuruntulari...

Siz bizlere kur'an dan bahsedin en iyisi mi.

Kur'an köleligi kaldirmistir diyorsunuz? Kanit?

Evet biliyorum kur'an da 72 huriler verilecektir diye gecmez. Ancak memeleri yeni kabarmis zeytin gözlü ceylan bakisli, cin eli degmemis esler verecegini de söylemektedir.. Bu nedir?

Cariye, yani seks kölesi nicin var ve kaldirilmamis? Kaldiracagi bir hükmü sonradan cikarmak istiyorsa eger, o halde bu hükmü basta nicin kitabina koyuyor?

Kadinlar nicin yarim akilli dir? kur'ana göre?

Abdest bozulmasinda, kadinlara dokunmak ve tuvaletten gelmek ile nicin esdegerde tutuluyor?

Kadinlarin sahitligi nicin erkelere karsi yarim sayiliyor? sizce bu esitsizlik degilmidir?

Muhammed nicin köle, cariye, sahibi olmustur?

Muhammed nicin kendine cariye alinmasinda sinir tanimamistir? ve kendine 9-11 es den fazla daha fazlasini nicin alamamistir?

Üvey evladinin karisi ile nicin evlenmistir?

Fuhusa nicin yesil isik yakmaktadir? ve nicin herhangi bir yaptirim yoktur?

Kadinlar nicin istedikleri zama bosanamazlar, bu hak neden erkeklere yalnizca taninmistir? ve hülle sistemi nicin vardir?

Kur'anin tanrisi nicin astral tanrilalarin üzerine yemin etmektedir? nicin burc suresi vardir?

Lat, uzza, menat,i nicin övmektedir?

Minarelerin tepesinde nicin ay- hilali temsil eden bir simge vardir?

Abdest ne zaman farz olmustur, namaz ne zaman?

Bu liste daha uzayip gideceginden dolayi kesiyorum.

Konusup tartisacaksaniz eger ondan bundan degilde, direkt kitabin dan konusalim, ve asil konusulmasi gereken bunlardir, Lesley mis bilmem kimmis, beni ilgilendirmez, zira kendisine Agnostik demesi icin, ilk basta musevi dini'ni terketmesi gerekir, zira Agnostikler de bütün dinleri ve kitaplari reddeder...

Buldugunuz yerde öldürün ayetini carpitmayiniz, ne oldugunu zira gayet cok iyi biliyorum....

Ayrica deniz ve kara oranlarindaki, sözde mucize cikarmanizi da hatirlatirim, mucizeyi(!) gördük degil mi?

Sorun bizler de degil, asil sorun, sizin iddia ettiginiz sözde kutsal olan kitabinizda... Islam öncesine bence hic girmeyiniz, bakiniz bu konu da altinda kalip ezilirsiniz.. Size inceden hatirlatayim.

Cahiliye diye nitelendirilen bir devirde cocuklarin öldürülmesi külliyen yalan, kanitiniz nedir? günümüzde olmuyor mu bu olaylar?

Sonra, ...."sizin redleriniz daha çok insanlar ve olaylar üzerine"..... diyorsunuz. Hayir öyle bir derdimiz yoktur, sözde kutsal olan bütün kitaplari referans alarak yapiyoruz, bak üste örneklerini cok kisa olarak siraladim, aslinda bunlar daha bir sey degil. Yani deve de kil misali bunlara benzer tonlarca ayet vardir, ve su an hangi birine yer vereyim ki?

Dinlere saygili olmadigimi da hatirlatirim, sizin neye inandiginiz beni ilgilendirmez, isterseniz bir agaca da inanabilirsiniz ve o da bir inanctir, ancak bunlara saygi duyulmasini istemeniz ile kisilere saygi duyulmasini karistirmayiniz, eger ki burada fikirleri tartisiyorsak, haddini bilmemezlik diye absürt aciklama yaparak bizlerden dinlere saygili davranmamizi bekliyorsunuz? sizin dininiz bizlere saygili davraniyor mu? Sanmiyorum. Ayrica hakaret ile elestiriyi de birbirine karistirmayiniz... Lakin su an yazdiklarimda da bir hakaret göremezsiniz, ancak ince dokundurmalar kacinilmazdir. Umarim anlatabilmisimdir.

mrdragon
15-04-2014, 07:54
Hayır sevgili ruhebesi;

Sizin vicdanınızda hayat bulan islam, sadece görmek istediğiniz yerleri görmenizde gizli.

Kuran'ın içinde iyi doğru, güzel sözler dizgisi yok demiyoruz. Aksine kuran içinde insani, ve hümanist düşünceleri de barındırmıştır. Kuran dönemsel güce odaklı, zamanla değişen psikoloji içinde, belli bir bölgeye aktarılan sözler dizgesi.

Bu aşamda sadece iyiyi alarak iyi, sadece kötüyü alarak kötü denilemez. Sıkıntıyı arkaya tanrıyı koyduğunuz anda yaşarsınız. Kuran'ın kullandığı yöntem ve tek düşünce tek silah olma noktasındaki hedefe yönelik hareketleri, peygambere has sunduğu ayrıcalıklar, düşsel farklılıklar karşısında gösterdiği tutumlar, ve modern hukuk karşısındaki hezeyanları açığa çıktığında, işte orada tanrıyı ara ki, bulasın.

Zaman içinde insanlar ve yaşantılarını aktarmamızın nedeni ise, tanrı şayet bir yol belirlemek istediyse, kullandığı yöntemin ne kadar sakıncalı olduğunu göstermekti.

Kuran içeriği ile günümüz müslümanlarının ve geçmiştekilerin yaşantıları örtüşmüyor. Herkes kendi içinde bir tanrı tasarlayıp ona göre hareket ediyor. Genelde mezhepsel öğretiler, ailesel bilgiler sünnetçi yaklaşımlar hayat buluyor.


Düşünün, bir öğretmensiniz ve öğrencilerinize bir öğreti vereceksiniz. Siz a demek istiyorsunuz ve sınıfın yüzde 1'i a yaparken yüzde 99'u geriye kalan harfleri kullanıyor.

Bu sizin yönteminizin ne derece aptalça olduğunun net göstergesi olur. Günlük hayatta yaptığınız sınavlarda adaleti arayan siz, dünya üzerinde islami sınav sistemine dahi bakmayı ihmal ediyorsunuz. Doğrudan cennetlik olan, kitaptan habersiz yaşayan, farklı koşullarda hayat bulanları boşverirken, bir sınavda bir çocuğa tek bir soruda yardım eden öğretmen olsa, ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz.

Hangi açıdan bakarsanız bakın, dil tanrısı olabilecek en ilkel tasarlanan putlardan biridir.

Kısacası; Budistlere bakarak, budizmi, hristiyanlara bakarak incili, müslümanlara bakarakta kuran'ı değerlendirmiyorum.

Bana göre budizm'in mistik öğretileri de, bilgeliği de, kuran'ın aktarım ve öğreti dilinden çok üstündür.

Bana göre incil'in içindeki felsefe, jesus isa karakterinin özelliği de, kurandaki tanrı ve peygamberin çok üzerindedir.

Bu aşamada, kitabın yazarına odaklanın. Yarattığını varsaydığınız kısıtlı insan zekasına ve en önemlisi en aptalının dahi vicdanına hitap edemiyorsa, orada kitabın içeriğini sorgulamanız gerekir.

Bakın, size o yazıda, daha en erken dönemde bile yeminler dizen, lanet okuyan, tehdit eden, ödülle yola getirmeyi deneyen, sevgili peygamberinin özel hayatını düzenleyen, kararlarını koşullara göre şekillendiren, ahireti sistem yetersiz gelince, dünyevi insan savaş teşvik ödüllerini dizen bir kitaptan bahsettik.

Sizce; fanatik müslümanlar, sizin vicdanınızın dışındaki eylemleri gerçekleştirirken, kuran'dan ayetleri okuyorlar mı?

9.111 - Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak va'detmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.


Sizin vicdanınız ne söyler bilinmez ama kuran bunu söyler. Kaldı ki, incilde böyle bir durum yoktur. Öldürmeye yönelik tek satır bulamazsınız. Eski ahit ve incil ayrımını yapmadan tevrat'ın öğretilerini incilden sayacak biri için bu sözler geçerlidir. Tevrata hiç girmeyelim o inanılmaz insanlık dışı bir kitap.


9.5 - Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

9.29 - Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm'ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.


9.23 - Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

33.27 - Allah, sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Erken dönem ayetlerinde dahi bireysel insana evrensel kitabın kullandığı sözlere dikkat edin. Tabiki de Muhammed'in dilinden.

tebbet:111.1 - Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu. Eşini ve kendisini cehenneme postalıyor sonrasındaki ayetlerde..

Tanrının hiddeti, Muhammed'in dilinden hayat buldu diyelim.


müddesir:
74.18 - Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
74.19 - Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
74.20 - Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
Çok erken dönem ayetlerindendir yukarıdakiler, mekke'nin önde gelenlerinden birine ayetler okunduğunda ayetler üzerindeki tepkisi üzerine tanrının kahredesice düşünceleri yine Muhammed'in dilinden hayat buluyor.

Kaldı ki, ayetlerin devamında bu düşünüp ölçen biçen vatandaş, en son suratını asıp, kaşlarını çatıp(tanrıya göre) Bu insan sözünden başka birşey değil diye tepki koyduğu anda,

Sevgili kuran tanrısı(Muhammed'in dili) Ona cehennem miti eşliğinde neler yapacağını söylüyor. Bekle hele daha yeni ayetlerimiz var 23 yıl yaşa da bari daha neler diyeceğim hele bir dinle de diyemiyor hali ile.

Muhammed'e has fazlası ile içerik barındıran sevimli sureye de değinelim;


33.30 - Ey Peygamber'in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allah'a göre kolaydır.
33.31 - İçinizden kim Allah'a ve Resûlüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükâfatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır
33.32 - Ey Peygamber'in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.
33.33 - Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
33.36 - Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
33.37 - Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, "Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah'tan sakın" diyordun. İçinde, Allah'ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü'minlere bir zorluk olmasın. Allah'ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.

33.50 - Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Bakın, eline ne geçti demektesiniz. Allah ve resulü (kaldı ki, Allah'ın tek dile geldiği yer Muhammed'in sözleri) hüküm verdiği anda tereddütsüz yerine getireceksin. Kendisine has haklar, duble azaplar, duble sevap pointleri, bol bol eşler ve cariyeler dışında, bir de eşini boşarsa, eşini kimseler alamayacakta. Bu nasıl iştir ağam. Tanrının muzipliğine ve uğraştığı işlere bakar mısınız?


Kuran'ın tonla ayetini yukarıda yazıp ne derece aklıma ve vicdanıma aykırı duyduğunu anlatabilirim ki, bu yazıların hiçbiri çevrenizdeki insanların yaşantılarını barındırmaz. Bizzat kuran'ın kendi içeriğini gösterir.

Ben sadece bu içeriğe yönelik tarih içinde insanların hangi ayetleri arkalarına alarak neler yaptığını, ya da ayetlere rağmen kuran da hiç olmasa da neler yaptırdıklarını söyleyebilirim. Kitabın analizi zor değil.

Muhammed'in dilinden dökülen kelimeler o bölgedeki insanlara seslendiğinden onlar için gerçekten de açıktır. Siz evrenselleştirmek istediğiniz için, bocalayıp duracaksınız. Sadece o dönemdeki bir insan yerine kendinizi koysanız ve empati kursanız, sözlerin nedenleri de, peygamberin hangi psikoloji de neyi söylediği de, hangi koşullara yönelik geldiği de, ve altındaki temel nedenler de kabak çekirdeği gibi açılacak.

Bakın klişe haline getirdiğim söz ile noktayı koyayım. İman ettiğiniz tanrı dilsiz ve kimliksizdir. Şu saniyede yazmayı bırakın, o tanrı da yokları oynayacak, oturup yalvarın yakarın tek bir harfe dokunsun tek bir satır yazsın diye, hayallerinizde yaşattığınız tanrının imkansızına merhaba demiş olacaksınız. Hiçbir put düşlerden öteye geçemez. Sadece ona inandıkça sizler, dilinizden dökülmeye mahkumdurlar....

ruhebesi
15-04-2014, 12:26
Kölelik ve cariyelik İslam’ın getirmediği, ama önce ıslah ettiği ve zamanla tamamen kalkmasını hedeflediği bir statü idi; dünya milletlerinin de aynı noktaya gelmeleri sonunda geri dönüşsüz olarak tarihe karıştı. Ama şunu unutmayalım ki, bugün dünyanın birçok yerinde açlar, açıklar, işsiziler, evsizler, güçsüzler var ve bunların bir kısmı, eski köleler ve cariyeler gibi kullanılıyorlar, yoksullukla özgürlük bir arada olamıyor, ihtiyaç insanları köleleştiriyor; bu sebeple insanlık köleliği kaldırmakla yapması gerekenin ancak küçük bir kısmını yapmış oldu.
Cariyelerle ilgili olan evlilik, ayette: “eliniz altında bulunanlar” şeklinde ifade edilmiştir. Buna “milkü’l-yemin” veya “akdu’l-milk” da denilir.

İslam fıkhında bu konuyla ilgili önemli bir kavram da “Teserri” kavramıdır.Bunun anlamı; cariye olarak elde edilen bir köle kadını eş olarak almaya, onunla birlikte olmaya karar vermek demektir. İslam hukukuna göre, teserri olgusu, sadece cariyeye sahip olmakla gerçekleşmez. Nikah akdi dışında, normal kadınlarla evlilikte gereken bütün şartların hazırlanması gerekir.
Hanefî mezhebine göre teserrinin gerçekleşmesi için iki şart vardır:Birincisi: Normal hür kadınlardan olan eşlerine ayırdığı gibi, tesri(birlikte olmak) istediği cariyesi için de hususî bir mesken ayırması. İkincisi, diğer eşlerle birlikte olmak için ayırdığı zamanı ona da ayırması.

İslam ı anlamak için emirlere sorulan niçin neden sorularına cevap bulmak için arap toplumunu yani Kuran ın indiği toplum yapısını doğru bilmek gerekir.




İslâm’dan önce cahiliye devrinde kadının yerini anlayabilmek için öncelikle o günün toplum yapısını incelememiz gerekiyor. Çünkü o zamana ait şartlar ve yaşam biçimleri, toplumdaki algıları ve kabulleri şekillendiriyor.

Kadına ve erkeğe aynı mükellefiyeti yükleyen İslâm dini; insanlıkta, kullukta mükâfatta eşitliği getirerek, bu iki cins arasında değer ve sorumluluk bakımından bir fark olmadığını ortaya koyar. Peygamber Efendimiz (sas)’in teşbihi, konuyu özetler niteliktedir: “Kadınlar ile erkekler bir ağacın iki dalı gibidirler.”(Tirmizi, Taharet, 82.)Ataerkil aile yapısının yaşandığı bu toplumda aile, erkekten ve erkeğin akrabalarından oluşuyordu. Kadının akrabaları aileden sayılmazdı. Kabileler arasındaki savaşlarda erkek, gücü ile ön plana çıkıyor, kuvvet ve hâkimiyeti temsil ettiği için değer kazanıyordu. Kadın ise sadece tüketici olarak kabul ediliyordu. Bu sebeple de itibar görmüyordu. Bu durumu Hz. Ömer (ra) bir rivayette şöyle dile getiriyor: “Cahiliye devrinde kadına hiçbir değer vermezdik, İslâm gelip, Allah’ın onlardan bahsettiğini görünce (…) onların üzerimizde bazı hakları olduğunu gördük.” (Canan, İbrahim, Hadis Ansiklopedisi, 9,322.sy)
Özellikle göçebe Araplar arasında evlenme bir alım satım işi gibi görülürdü. Kadına ait olması gereken mehir adlı ücreti velisi alırdı. Evlenme akdinde de kız adına taraf olarak velisi bulunurdu. Bunun sonucu olarak koca, istediği zaman mehri vererek karısını boşayabilir ya da boşamadan onu ailesine geri gönderebilirdi. Erkek maddi durumu gereği mehir vermeyi ve geçindirmeyi göze aldığı sürece istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Kocasının ölümü halinde kadın mirasçı olamazdı. Miras erkeğin ailesine geçer, kadın babasının evine geri dönerdi.
Cahiliye toplum yapısında kadına karşı olumsuz bir bakış açısı vardı. O, sadece tüketen bir üye idi. Kabile hayatına katkısı bulunmazdı. Savaşlarda esir düşebilir ve bunun sonucunda da “cariye” olarak satılabilirdi. Evlenip başka bir kabileye de gidebilirdi. Beraberindekilere hiçbir faydası olmayan kadın, bu durumu ile ancak bir utanç vesilesi idi. Oysa erkeğin pozisyonu farklı idi. O kabilenin en önemli üyesi idi. Savaşmak, göç etmek onu ayrıcalıklı kılıyordu. Kabilenin gücü ona bağlı idi. Bu sebeple kız çocukları olduğu zaman utanıyor, onları istemiyorlardı. “Birine kız doğduğuna dair haber gelse öfkelenir, çehresi bozulurdu. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!” (Nahl 16/58-59)

Araplar kadının hilebaz, intikamcı, dedikoducu olduğuna inanırlardı. Sözlerine itibar etmez, fikrini sormazdı. Görüş ve aklının varlığını tartışırlardı.
İslâm, Arapların kadınla ilgili tüm olumsuz düşünce ve davranışlarını, yanlış ve aşırılıklarını yasaklamış, kontrol altına almaya çalışmıştır. İnsan olma noktasında kadınla erkeği bir tutmuş, tüm mükellefiyetler ve mükâfatlar açısından eşit davranmıştır. Kadını sosyal hayattan çıkarmaya çalışmamış sadece kadın-erkek ilişkilerinin ölçülerini, ilke ve sınırlarını belirlemiştir.
………………………………………………
Yararlanılan Kaynaklar:
Sosyal Hayatta Kadın, İsav Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, Ensar Neş., İstanbul, 2005.
Adnan Demircan, Kızların Gömülerek Öldürülmesi ve Çok Kadınla Evlilik.
İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi Kütüb-i Sitte,IX,s.322-325.
Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslâm, Beyan yay.,II/ 247-260, 328, IV/229-365.
Hayrettin Karaman, İslâm’da Kadın ve Aile.

Ve diğer bir nokta ayetleri parça parça incelemek ve ayetin ne zaman ,hangi olay üzerine ve ne sebeple indiğini bilmemek ,bir Kuran meali alıp oradan bazı sonuçlar çıkarmaya çalışmak yanlışınız var.Kuran bir bütündür.Ve Kuran ın indiği zamanın şartlarını ve Kuran ın yaptığı düzenlemelerinin kademe kademe olduğunu unutmamak gerekir.Birazdan peygamberin eşleriyle ilgili bir şeylerde paylaşacağım ama en basitinden eşi ölen bir kadının o zamanki yaşam koşullarında nasıl yaşayacağını düşünüyorsunuz?Kadının yalnız olarak geçinmesi mümkün olmadığına göre iki yol var.Ya birisiyle evlenecek ya da… söylememe gerek yok sanırım…ve eminim hiç biri arasında ayrım gözetmemek şartıyla alınan ikinci yahut üçüncü eşler kuralıda gayet mantıklı…ama siz yinede aklınızdaki sorulara cevap olacağını düşündüğüm bir sonraki yazıyı okuyunuz…dipnot:hz Muhammed in eşlerinden hz aişe dışındakilerin hepsi duldur.
Bu arada aklıma gelmişken sorayım İslam ın kadına değer vermediğini düşünenler acaba günümüzde cinsel bir obje haline gelmiş kadınlar hakkında ne düşünüyor…Ne gariptir ki İslam ın kendilerine yücelten uygulamalarını beğenmeyenler bundan rahatsızlık duyuyor gibi görünmüyorlar…

ruhebesi
15-04-2014, 12:30
Ali Bozkurt'un makalesi HZ MUHAMMED VE EŞLERİ

"Bu konuyu doğru bir şekilde ve yeterli olarak izah edebilmek için, aşağıdaki beş soruya sırasıyla cevap vermek gerekir:
I-Hz. Muhammed (s.a.v.)’in çok evlenme sebepleri neler değildir?
II-Hz. Muhammed (s.a.v.), yirmi beş yaşından elli yaşına kadar niçin tek hanımla evli kalmıştır?
III-Hz. Muhammed (s.a.v.), ömrünün son on yılında niçin çok evlenmiştir?
IV-Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evliliklerinden her birinin fayda ve hikmetleri nelerdir?
V-Hz. Muhammed (s.a.v.), ömrü boyunca sınırsız evlenme yetkisine sahip olmuşmudur?
Şimdi sırasıyla bu beş sorunun cevabını vermeye çalışalım.
I-Hz. Muhammed (s.a.v.)’in çok evlenme sebepleri neler değildir?
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in çok evlenme sebebi, kesinlikle dünya zevki değildir; bunun kabul edilmesi için şu delillerin sıralanması yeterli olacaktır:
*Mekke’nin en asil, en yakışıklı ve en güvenilir gençlerinden olan Hz. Muhammed (s.a.v.), isteseydi ilk evliliğini kendinden genç ve çok güzel olan bir hanımla yapabilirdi. Hâlbuki o, ilk evliliğini kendinden on beş yaş büyük olan ve daha önce başından iki evlilik geçen Hz. Hatice ile yapmıştır.
*Gene Hz. Muhammed (s.a.v.), İsteseydi yirmi beş yıl boyunca sadece Hz Hatice ile evli kalmaz, başka evlilikler de yapabilirdi; ancak o, ilk eşi vefat edinceye kadar başka biriyle evlenmemiş, elli yaşına kadar sadece Hz. Hatice ile evli kalmıştır.
*Hz. Peygamber, ilk eşi Hz. Hatice vefat ettikten sonra da hemen evlenmemiş, birkaç yıl bekâr kalmıştır. Eğer evliliklerinde dünya zevki düşüncesi olsaydı, yeniden evlenmek için birkaç yıl beklememesi gerekirdi.
*Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin vefatından birkaç yıl sonra kendisinden üç yaş büyük olanHz. Sevde ile evlendi. Eğer Resulullah’ın evliliklerinde dünya zevki düşüncesi olsaydı, en azından ikinci evliliğini genç ve güzel bir kadın ile yapar, elli beş yaşındaki Hz. Sevde ile evlenmezdi.
*Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, Hz.Aişe dışında evlendiği bütün kadınlar dul idi. Eğer Resulullah’ın çok evlenme sebepleri arasında dünya zevki bulunsaydı, evlendiği kadınlardan çoğunun dul olmaması gerekirdi.
*Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Hatice dışında evlendiği on kadınla ve Mukavkıs tarafından hediye olarak gönderilen cariye Maria ile ömrünün son on yılında evlenmiştir. Eğer Resulullah’ın evliliklerinde dünya zevki isteği bulunsaydı, ömrünün son on yılında değil gençliğinde çok evlenirdi.
Görüldüğü gibi, hangi yönden bakarsak bakalım, Hz. Muhammed (SAV)’in çok evlenmesini dünya zevki ile izah etmek asla mümkün değildir.
II-Hz. Muhammed (s.a.v.), yirmi beş yaşından elli yaşına kadar niçin tek hanımla evli kalmıştır?
*Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gençliğinde ve ilk orta yaşlılık döneminde, kendisinden on beş yaş büyük olan Hz. Hatice ile evli kalarak başka bir hanımla evlenmemesi, onun ileriki yıllarda ilahi hikmetlere binaen çok evlenmesinde dünya zevki gibi art niyet arayacak olanlara peşinen verilmiş, reddi kabil olmayan tokat gibi bir cevaptır.
*Hz. Muhammed, peygamberliğinin en zor yıllarını Hz. Hatice ile evli olarak geçirmiştir. Güngörmüş, zengin ve olgun bir kadın olan Hz. Hatice, bu zor yıllarda Hz. Muhammed (s.a.v.)’e hem feraset ve olgunluğuyla, hem de mal varlığıyla yardımcı olmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v.), İlk vahyin gelişinden sonra, endişe içinde, Hıra mağarasından evine döndüğünde, Hz. Hatice’nin sergilediği olgunluk, bu evliliğin hikmetini anlatmaya yeter. Eğer o sırada Hz. Hatice’nin yerinde yeterli olguluğa sahip olmayan genç bir kadın bulunsaydı, Resulullah’ı bırakıp annesinin evine gitmesi işten bile değildi.
III-Hz. Muhammed (s.a.v.), ömrünün son on yılında niçin çok evlenmiştir?
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ömrünün son on yılında yaptığı her evliliğin ayrı ayrı hikmet ve faydaları vardır. İşin bu yönünü dördüncü sorunun cevabında anlatmaya çalışacağım.
Resulullah’ın çok evlenmiş olmasının fayda ve hikmetlerinden bir kısmını toplu halde şu şekilde saymak mümkündür:
*Aile hukuku ve kadınların değişik halleri ile ilgili bütün ayrıntıların ortaya çıkıp cevaplandırılması için, Resulullah’ın çok evlenmesi bir ihtiyaçtı. Müslüman kadınlar, bir erkeğe sormaktan çekinecekleri değişik halleri konusunda, Hz. Peygamber’in hanımlarına müracaat ederek bilgi sahibi olmuşlardır. Bu açıdan Resulullah’ın her hanımı, bir başöğretmen görevi ifa etmiştir.
*Hz. Peygamber’in eşleri, herkesin şahit olamayacakları ortamlarda öğrendikleri söz ve uygulamaları (hadis ve sünnetleri) naklederek ashabı ve tabiini bilgilendirmişler böylece akait, fıkıh ve tefsir bilimlerinin gelişimine büyük katkılarda bulunmuşlardır. Bilindiği gibi Hz. Aişe (r.a.), 2100’den fazla hadis rivayet etmiş ve en çok hadis rivayet eden sahabeler (el-Müksirûn) arasında yer almıştır.
*Hz. Muhammed (s.a.v.), yaptığı evlilikler ile akrabalık bağları oluşturmuş, bu sayede İslam destekçilerinin çoğalmasına vesile olmuştur.
*Hz. Peygamber’in evlendiği bazı kadınların kabileleri meydana gelen akrabalık nedeniyle Müslüman olmuşlar böylece İslamiyet’in yayılması hız kazanmıştır.
*Dini açıdan zor durumda kalan bir hanım ile evlenerek hem onu içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarmış, hem de bu konuda arkadaşlarına örnek olmuştur.
*Bir cariyeyi satın alıp azad ederek, sonrada satın alma bedelini mehir sayıp kadının kendi isteği ve Müslüman olma şartına bağlı olarak kendisiyle evlenmiş ve bu konuda da arkadaşlarına örnek olmuştur.
*Bir evliliği ile İslamiyet’e göre evlatlığın boşanmış hanımının gerçek oğlunun hanımı gibi sayılamayacağı kuralını yerleştirmeye vesile olmuştur.
Bu bölümde isim verilmeden genel anlamda nakledilen bazı hikmetler, dördüncü sorunun cevaplandırılası ile birlikte ismen anlatılacaktır.
IV-Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evliliklerinden her birinin fayda ve hikmetleri nelerdir?
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in her evliliği, ilahi kader boyutuyla, çeşitli hikmetlere mebnidir. Resulullah’ın evlendiği mü’minlerin anneleri olan zevcât-ı tahirât (temiz eşler) ve bu evliliklerle ilgili hikmetler hakkında şu açıklamaları yapabiliriz:
1.Hz. Hatice: Kureyş kabilesinden olup babası Huveylid, annesi Fatma’dır. Hicretten 68 yıl önce doğmuştur. Hz. Muhammed (s.a..) ile evlendiğinde kendisi kırk, Hz. Muhammed 25 yaşındaydı. Hz. Hatice hem çok zengindi, hem de yüksek bir ahlaka sahipti; bu özellikleriyle, Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra, ona çok yardımcı olmuştur. İkinci sorunun cevabında anlatıldığı gibi bu evlilik büyük hikmetlere mebnidir. Hz. Peygamber, bu evlilik sayesinde hem risalet görevinin zor yıllarında eşinden maddi manevi çok yardım gömüş, hem de sonraki evliliklerinin yanlış yorumlanmasının önü kesilmiştir.
2.Hz. Sevde: Hz. Sevde validemizin kocası, Habeşistan’a hicretten sonra vefat etmiş ve kendisi kimsesiz kalmıştır. Hz. Sevde, Resulullah’ın eşi olma şerefine kavuşma dışında hiçbir istek taşımadan peygamberimizle evlenmeye talip olmuş ve bu isteğinin kabul edilmesi üzerine, elli beş yaşında iken evlenme akdi yapılmıştır. Hz. Peygamber bu evlilikle hem Hz. Sevde’yi içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmış, hem de ikinci evliliğini de gene kendinden daha yaşlı bir kadınla yaptığı için, evliliklerinin yanlış yorumlanmasının önü bir kere daha kesilmiştir.
3.Hz. Aişe: Hz. Ebubekir’in kızı olan Hz. Aişe validemiz, Resulullah’ın evlendiği tek dul olmayan kadındır. Önceleri Cübeyr ile nişanlanmış, Cübeyr’in İslamiyet’i kabul etmemesi üzerine bu nişan bozulmuştur. Bu nişanın bozulması Hz. Ebubekir’i üzmüş, Hz. Peygamberin onunla evlenmeyi kabul etmesi, yaşanan üzüntüyü ziyadesiyle mutluluğa çevirmiştir. Hz. Aişe’nin dokuz veya on bir yaşında evlendiğine dair rivayetler şöhret bulmakla birlikte, onun 17–18 yaşlarında evlendiğine dair kuvvetli deliller vardır. Hz. Aişe, ablası Esma’dan on yaş küçüktür. Esma ise hicretin yapıldığı yıl 27 yaşındadır. Önce nişanlı olup bu nişanın bozulması da, onun evlenme yaşının dokuz veya on bir olamayacağını göstermektedir. Küçük yaşta evlenmesiyle ilgili rivayetlerin, ilk nişanlandığı tarih ile karıştırılmış olma ihtimali de vardır. Hesaplamalara göre Hz. Aişe risaletten üç yıl önce doğmuş ve 18 yaşından yedi ay aldığı sırada evlenmiştir. Dokuz yıl evli kalan Hz. Aişe, Hz. Peygamberden sonra 48 yıl daha yaşamış ve 74 yaşında vefat etmiştir. Hz. Aişe validemiz 2100’den fazla hadis rivayet ederek, çok hadis rivayet eden sahabeler (el-Müksirûn) arasında yer almıştır. Bu kadar çok hadis rivayet etmesinde zeki ve bilgili olmasının yanı sıra Resulullah’tan sonra uzun süre yaşamasının payı da vardır. Resulullah’ın Hz. Aişe ile genç yaşında evlenmesi ve onun Hz. Peygamberden sonra uzun süre yaşamaya devam etmesi, böylece hadislerin günümüze kadar ulaşmasında ciddi anlamda katkı sahibi olması ilahi bir hikmet olarak düşünülmelidir.
4.Hz. Hafsa: Hz. Ömer’in kızı olan Hz. Hafsa validemiz, kocası Huneys’in Bedir savaşından dönerken hastalanıp Medine’de vefat etmesi üzerine dul kalmıştı. Hz. Ömer, kızının evlenmesini arzu ediyordu. O günün geleneklerine göre, bir baba kızını evlendirmek istediğinde sevdiği ve güvendiği birine teklifte bulunurdu. Hz. Ömer kızı ile evlenmesi için önce Hz. Osman’a, daha sonra Hz. Ebubekir’e teklifte bulundu; ancak ikisi de mazeret bildirip bu teklifi kabul etmedi. Bu gelişmeler üzerine Hz. Ömer’in çok üzüldüğünü gören Resulullah, dul ve hasta bir kadın olan Hz. Hafsa ile evlenmeyi kabul ederek arkadaşı ve İslam Kahramanı olan Hz. Ömer’in üzüntüsünü sevince gark etti.
5.Hz. Zeynep Binti Huzeyme bin Haris: Kocası Bedir savaşında şehit olan Huzeyme kızı Zeynep Validemiz, Resulullah ile evlendiği zaman 60 yaşındaydı; evlendikten iki ay sonra vefat etmiştir. Bu evliliğin, kocasının şehit olması üzerine yalnız kalan yaşlı bir kadını koruma altına alma niyeti taşıdığı meydandadır.
6.Hz. Ümmü Seleme: Kocası Uhud savaşında şehit düşen Ümmü Seleme validemiz, dört çocuğuyla birlikte yalnız kalınca, Hz. Peygamber, onun çocuklarının bakımını da üstlenerek kendisiyle evlenmiştir. Resulullah’ın, dört çocuğu bulunan 60 yaşındaki bakıma muhtaç bir kadınla evlenmesinin hikmeti, başka bir izaha gerek kalmayacak şekilde açıktır.
7.Hz. Zeynep Binti Cahş: Hz. Peygamber’in halası Ümeyye’nin kızı olan Hz. Zeynep validemiz, önce Resulullah’ın evlatlığı Hz. Zeyd ile evlenmiş ve aralarındaki uyumsuzluk nedeniyle boşanmıştır. Arap geleneklerine göre evlatlığın boşanmış eşi, gerçek oğlun boşanmış eşi gibi kabul ediliyordu. Oysa İslamiyet hem evlat edinmeye son vermiş, hem de evlatlığın boşanmış eşinin gerçek oğlu gibi sayılma geleneğini ortadan kaldırmıştı. Ancak Araplar bu yeni hükmü kabul etmekte zorlanıyorlardı. Cenab- Hak, Hz. Zeynep’in Resulullah ile evlenmesini murat etti: “…Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.” (33.Ahzâb–37) Ayetten de anlaşıldığı gibi Resulullah, bu evliliğe istekli olmadığı halde, Allah’ın muradı bu şekilde tecelli etmiş ve yanlış bir gelenek Hz. Peygamberin yaşantısı ile sona erdirilmiştir. Bu evlilikteki hikmetlerden biri de, evliliklerde denklik (küfüv) prensibine riayet edilmesi gereğidir.
8.Hz Cüveyriye: Müreysi gazvesinde Müstalikoğullarından esir alınan 700 kadar esir arasında bulunan Hz. Cüveyriye, Resulullah’a müracaat ederek mükâtebe yoluyla kölelikten azad edilmek için yardım istedi. Hz. Peygamber, parasını ödeyerek onu esirlikten kurtardıktan sonra kendisiyle evlendi. Bu evlilikten sonra Müslümanlar, ellerinde bulunan bütün esirleri serbest bıraktılar, onlarda toptan İslamiyet’i seçtiler. Bu evlilik neticesinde hem barış sağlandı hem de İslamiyet kuvvet kazanmış oldu.
9.Hz. Ümmü Habibe: Ebu Sufyan’ın kızı olan Ümmü Habibe, kocası Abdullah bin Cahş ile birlikte Müslüman olarak Habeşistan’a göç etmiş; ancak kocası Habeşistan’da Hıristiyan olunca zor durumda kalmıştır. Bunun üzerine Hz. Peygamber Necaşi’ye elçi göndererek Ümmü Habibe’yi kendisine eş olarak istedi. Necaşi, bu isteği kabul etti. Hicri yedinci yılda gerçekleşen bu evlilik ile hem samimi bir Müslüman olan elli yaşındaki Ümmü Habibe zor durumdan kurtarılmış, hem de babası Ebu Sufyan’ın İslamiyet’e karşı olan düşmanlığı yumuşama ve yok olma sürecine girmiştir.
10.Hz. Safiye: Nadir oğullarının reisi Huyey bin Ahtab’ın kızı olan Hz. Safiye, Harun bin İmran’ın soyundandır. Hz. Peygamber, onu cariye olarak satın alıp azad ettikten sonra şöyle buyurdu: “İstersen serbestsin, mallarını al ve git, istersen sana evlenme teklif ediyorum, Müslüman ol ve yanımda kal.” Hz. Safiye ikinci teklifi kabul etti. Resulullah, onu cariyelik bedelini mehir sayarak kendisiyle evlendi. Bunun üzerine ashap, Hz. Safiye’nin akrabalarını serbest bıraktı ve onlar da Müslüman oldular. Bu evlilik ile hem birçok kişinin Müslüman olması sağlanmış, hem de bir cariyeyi satın alarak cariyelikten kurtardıktan sonra ödenen bedeli mehir sayma konusunda ashabına örnek olmuştur. Ayrıca Hz. Safiye’nin Yahudi asıllı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Hz. Peygamber’in insanlar arasında ırklarına göre bir ayrım yapmadığı açıkça görülmektedir.
11.Hz. Meymune: Hz. Peygamber’in evlendiği son kadın olan Hz Meymune, Hz. Abbas’ın baldızıdır. Hz. Meymune, Hz. Abbas aracılığıyla Resulullah’a evlilik teklifinde bulunmuş ve bu teklif kabul edilmiştir. Resulullah’ın Hz Meymune ile evlenmesi, Mekkelileri sevindirmiş ve Hz. Muhammed ile dostluklarının devam edebileceği fikrini canlandırmıştır.
Hz Peygamber, bu on bir kadın dışında, Mısır Mukavkısı’nın kendisine cariye olarak gönderdiği Hz. Maria ile de evlenmiş ve bu evlilikten oğlu İbrahim doğmuştur. Böylece Hz. Maria çocuk annesi (ümmü’l-veled) olarak hür statüsüne kavuşmuştur.
Görüldüğü gibi, Hz Muhammed (s.a.v.)’in evlilikleri, ilahi takdirin bir tezahürü olarak, nübüvvet görevinin tam anlamıyla ifa edilebilmesi için, yapılan evlilikledir; bu evliliklerden hiçbirini şahsi istek ve dünya zevki ile yorumlamak mümkün değildir.
V-Hz. Muhammed (s.a.v.), ömrü boyunca sınırsız evlenme yetkisine sahip olmuş mudur?
Bu konuda şu bilgilere sahip olmak gerekir:
Ahzâb suresinin 28. ve 29. ayetleri ile Resulullah’ın hanımlarının isterlerse ondan ayrılmaları değilse onunla birlikte kalmaları izni verilmiş; validelerimiz, Resulullah’a eş olarak kalmayı tercih etmişlerdir. Bunun ardından Hz. peygamber, eşlerinden vefat etmeyen dokuz tanesi ile evli iken nazil olan şu ayet ile bundan sonra yeni bir evlilik yapması yasaklanmıştır:
“Bundan sonra sana kadınlar helal olmaz; mülkiyetin altında bulunanlar dışında kadınlarını, güzellikleri hoşuna gitse bile başka eşlerle değiştirmen de helâl olmaz. Allah, her şeyi görüp gözetmektedir.” (33.Ahzâb52)
Hz. Peygamber’in hanımları, mü’minlerin anneleri sayılmışlar ve Resulullah’ın vefatından sonra da onun eşi olma şerefi ile yaşayıp toplumu aydınlatmaya devam etmişlerdir.
Son söz olarak şöyle diyebiliriz:
Hz. Peygamber’in yaptığı evlilikler, şartları ve hikmetleriyle birlikte göz önünde bulundurulduğunda, hiçbir yanlış anlamaya yer olmadığı bilakis Resulullah’ın bu evlilikleri yaparak fedakârlıkta bulunduğu açıkça görülmektedir."

ruhebesi
15-04-2014, 12:41
Kur’an’da erkeğin kişisel ihtiyaçları doğrultusunda dörde kadar eş alma ruhsatı ve sınırsız sayıda cariyeyle beraber olmaya müsaade bulunmuyor. Rasul’un vefatından sonraki yıllarda, Emevi yönetiminin cahiliye dönemi Arap adetlerinin hortlatmasıyla, Kur’an ayetlerine yüzlerce yıldan beri getirilen Arabesk bakış açısından kaynaklanan yanlış yorumlamalar söz konusu sadece.
Rasul bilinci açığa çıktığında, onun döneminde çok eşlilik (poligami) ve cariyelik sistemi hâlihazırda vardı malum. Rasul’e gelen “bundan sonra senin için [başka] kadın helal olmaz (Ahzab-52)”; “içinizden eşi olmayanlarınikâhlayın (Nûr-32)” ve “ne kadar hırslansanız da kadınlar arasında adaletli davranamazsınız. Öyleyse tamamen birine yönelip de diğerini boşluktabırakmayın (Nisa-129)” ayetlerinden sonra, zaten eşi olanların, başkalarıyla da nikâhlandırılması yerine, bekârların evlendirilmesi teşvik edilmiş; zaruri nedenler olmadığı müddetçe poligaminin de nesilden nesle kaldırılması hedeflenmiştir.

Kadının değerinin, eski katı-ataerkil çağlara göre daha yüksek olduğunu iddia ettiğimiz (!) günümüz koşullarında dahi, erkeklerin [normalin üzerinde seyreden bir takım açlıklarını/ihtiyaçlarını doyurabilme adına] keyfince, çok eşliliğine müsaade olduğuna ve uygulanabilirliğine kanıt olarak öne sürülen Nisa suresindeki ilgili ayetlere bakılacak olursa…
Dikkatimizi çekecektir: Ayetlerin odak noktası bir erkeğin birden fazla kadınla evlenebilme ruhsatı değil, yetimlerin hukukunun korunması/düzenlenmesi konusudur.
Ey İnsanlar! … (Nisa-1), yetimlere mallarını verin, temiz (helal) olan ile pis (haram) olanı değiştirmeyin, onların mallarını mallarınıza dâhil ederek yemeyin… (Nisa-2). Ve eğer yetimler[in malları] konusunda uygun davranamamaktan korktu iseniz; o halde gönlünüze hoş gelen o [yetimlerin] kadınlar[ın]dan ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder nikâhlayın. Bu kez de eğer [kadınlar arasında] adaletli davranamamaktan korktu iseniz, o halde bir kişiyi [nikahlayın] veyahut da [hâlihazırda] yeminlerinizin sahip olduğu ile [kalın] …(Nisa-3). … eğer yetimlerin kendilerinde olgunluk yaşını görürseniz, o taktirdemallarını onlara teslim edin.
Savaş durumu veya başka sebeplerle babalarını kaybederek ortada, yetim kalmış çocukların mallarının/miraslarının korunabilmesi için onları gözeten kadınların (anne, teyze vs.) toplum tarafından ikişer, üçer, dörder nikâhlandırılarak yetimlerin evlatlık konumuna getirilmesinden bahsediliyor. Yani buradaki mesele, ey erkek mü’minler, bir tek kadın size yetmiyor veya bir tane ile yetinemiyorsanız (<–“yetinmek” ifadesini kullanan mealciler var ne yazık ki), ikinci ile üçüncü ile dördüncü ile nikâhlanın gibi bir emir bulunmamakta.
Sure “ey insanlar” hitabıyla başlayarak kadın, erkek tüm topluma hitap ediyor(Nisa-1). Sonrasında ise yetim kalmış çocukların, sahip oldukları malların/mirasın mal hırsı olan kişilerce yenmemesi konusunda mü’minlere uyarı geliyor (Nisa-2).Bir yandan bu görevi yerine getirmeye çalışırken, bu işte tam olarak başarılı olabileceğinizi düşünmüyorsanız, bu çalışmalara ek olarak, yetimlerin üvey evlat kapsamına alınıp/hukukuna dâhil edilip mallarının koruma altına alınabilmesi maksadıyla yetimleri [gözetleyen/kollayan] kadınları, anlaşmış olduğu erkeklerin nikâhlaması emrediliyor. Surenin insanlara hitap ederek başlaması erkek, kadın tüm toplumun bu konuda yardımcı olmaları maksadıyladır. Bu kez de, eşler arası adaleti sağlayamamaktan korkuluyorsa o zaman hâlihazırda nikâhlı/yeminli olduğunuz kişi ile kalın denilmekte (Nisa-3). Tabi gündem burada bitmiyor ve yetimler buluğa erdiklerinde, mallarının kendilerine teslim edilmeleri de ekleniyor (Nisa-6).
Toparlarsak;
 Öncelikli olarak yetimlerin malları korunacak. Eğer bu hukuka uygun bir şekilde sağlanabiliyorsa bir sonraki nikahlama seçeneğine gerek kalmayacaktır.
 Sıkıntı çıkabileceği endişesi var ise; bekar veya evli erkekler güçleri nisbetince bir veya bir kaç yetim annesi nikahlayacak ve yetimleri hem evladı gibi yetiştirecek, hem de onların mallarını olgunluk çağlarına gelene kadar koruması altında tutup saklayacak.
 Bu durumda da alınan yeni eşler arasında veya eski eş arasında ayet (Nisa-129) gereği adaletli davranamama endişesi olanlar var ise,bekar erkekler sadece tek bir kişiyle nikahlanacak, evli olanlar ise halihazırda nikahlı oldukları ile kalacaklar ve en azından öncelikli seçenek üzerinden yetimlerin mallarını korumaya yardımcı olacaklardır.
Görüleceği üzere, evli erkeklerin -eşlerinin rızası olsa bile- yeni bir eş alma gibi bir duruma ruhsat verilmesi söz konusu değil. Çünkü evlenilen bayanların hepsi bir yetimi bakmakla mükellef olan bireylerdir. Eğer bir ruhsat varsa ve günümüzde de uygulanmak isteniyorsa [yasalar açısından resmiyette mümkün değil tabi], bu bir yetime bakan bayanın nikahlandırılması şeklinde olmalıdır.
Cariye Kavramı
Benzer saptırmalardan birisi de CaRiye kavramı üzerinde yapılmıştır. Rasulullah’tan yüzyıllar sonra türetilmiş Cariye kelimesi ve tekrardan sınırsız sayıda cariye alma konsepti de Kur’an’da geçmemekte. “CaRiye” olarak çevrilen ifadelerin orijinalinde “ma MeLeKet eYMaN” ibâresi vardır.
“eYMaN” kelimesi, “sağ el” anlamına da gelen Arapça’da “YeMiN” kelimesinin çoğulu olup, çoğul biçimiyle Kuran boyunca “yeminler/anlaşmalar” anlamında kullanılmaktadır (Nisa-33, Maideh-89; Tevbeh-12; Nahl-91; Bakara-224, 225; Nahl-92, 94; Rum-28; Tahrim-2; Maideh-53; En’am-109). Bu durumda “ma MeLeKet eYMaNu küm”, “sağ ellerinizin, yeminlerinizin, anlaşmalarınızın sahip olduğu” anlamına geliyor. Yani, ortada “yemin edilerek” yapılmış olan bir sahiplenme bulunuyor ve dikkat edilirse “sahiplik” kişilere/kişiye değil de “yeminin kendisine” yapılarak “yemin” ön planda tutuluyor.
Araplarda şeref ve asaleti simgeleyen “sağ el”, diğer kimi toplumlarda da yemin ederken havaya kaldırılmaktadır, yemin etmek ile özdeşleştirilen bir beden dili hareketidir.
Kelimesi kelimesine çevirdiğimiz “ma MeLeKet eYMaN” ifadesini, daha anlaşılır olması için şöyle açalım: ilgili ayetin bağlamına göre bu ifade cinsiyet ayrımı yapmadan, yemin edilerek kurulmuş bir nikâh akdine (> evlilik) de veyayemin edilerek bir kadın veya erkek ile yapılmış anlaşmaya/sözleşmeye (> evin içinde çalışan kiralık işçi) de, yemin edilerek sahip çıkılan kişilere (> bakımları üstlenilen çocuklar vs.) de işaret edebilmektedir. Yani, erkeklerin sınırsız sayıda alabileceği düşünülen ve “Câriye” diye çevrilen, “ma MeLeKet eYMaN” ifâdesi kadınlar için de kullanılabilen bir ifade ve özelliktir. Bu kullanımı Kur’an’dan örnek iki ayet ile de destekleyelim:
“Mü’min kadınlara da söyle: Bakışlarıyla cinsel mesaj vermesinler. Cinsel organlarını korusunlar. Ziynetlerini (cinsel mesaj veren bölgelerini) [kendiliğinden] görünen kısımlar müstesna, belli etmesinler …. kendi kadınları olsa bile; “yeminlerinin/anlaşmalarının sahip olduğu/çıktığı” olsa bile [ma meleket eyman] (belli etmesinler) (Nur-31)”
“Peygamber’in hanımlarına; babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, hizmetindeki kadınlar ve“yeminlerinin/anlaşmalarının sahip çıktıklarından” [ma meleket eyman] ötürü hiçbir günah yoktur (Ahzap-55) “
Diğer ayetlerde erkeklere özgüymüşçesine “Cariye” diye çevrilen “ma meleket eyman” kalıbının birçok erkek (!) mealci tarafından kafalarındaki şablona uymadığından bu ayetlerde farklı çevrilmesi de dikkate değerdir.
Kimi mealcilerce bazı ayetlerde bu kalıba “köle” şeklinde de anlam verilmektedir. Fakat bu yanlış bir tanımlamadır, çünkü “köle” Kur’an’da ayrı kelime (“abd”, “rakabe”) olarak zaten geçmektedir. Ayrıca kölelikte kişinin rızası alınarak, çift taraflı yapılmış yeminli bir anlaşma bulunmadığından “ma meleket eyman” kavramı ile de örtüşmeyecektir.
Sınırsız sayıda cariye şablonuna uydurulmaya çalışılan ayetlerden bir tanesi de“Onlar iffetlerini/cinsel bölgelerini eşleri ve cariyeleri haricinde korurlar”şeklinde çevrilen Mu’minun-6 (“vellezîne hum li furûcihim hâfizûn illâ alâezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum”) ayetidir.
Bu yanlış meallendirme, ayetteki hitabın sanki sadece erkek müminlereyapıldığı ve meal içine yerleştirilen “ve” bağlacı saptırmasıyla nikâhlı eşlerinyanında sınırı olmayan sayıda cariyeler ile de cinsel ilişkiye girilebileceği hissini veriyor. Şimdi, şu düzeltmeleri yapalım:
 Sure, “ey mümin erkekler” olarak değil de, “ey müminler” şeklinde başlayıp müminlerin özelliklerini sıraladığı için, ayet kadın müminleri de muhatap almaktadır. Öte yandan bir bayanın sınırsız sayıda cariye ile ilişkiye girmesi söz konusu olamayacağından “cariyeler” şeklindeki çevirinin bir geçerliliği bulunmamakta.
 Arapça’da “birbirinin zıttı çift” anlamına gelen “zevç” kelimesi sadecekadın eşi değil, kocayı da kasteder.
 Ayetin orijinalinde geçen “ev” bağlacını mealciler, nedense “ve” anlamıyla Türkçeye çeviriyorlar. Oysa Arapça “ev”; “veya”, “yani”, “başka bir deyişle” anlamlarına gelir.
 Yukarıda da ayrıntıladığım şekilde “mâ meleket eymân” da bu ayet bağlamında “nikâh” anlamına gelmektedir.
Ayeti yeniden meallendirirsek, “O mümin erkekler ve kadınlar iffetlerini/cinsel bölgelerini eşleri yani nikâh ahdi yapmış oldukları haricinde korurlar” olacaktır.
http://www.sonsuzlukkulesi.com/tum-yazilar/

mrdragon
15-04-2014, 19:07
Buyrunuz kuran üzerinden çok eşlilik ve cariye tartışmalarına;

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=33305&page=9

Nasıl bulunmaz efendim; ayetler gayet net.

Gerçekten bu bilgileri sağdan soldan toplarken hiç düşünmez misiniz?

Tüm müslümanlarda böyle bir hastalık var. Kendi sözleri ile dahi çelişirler. Bir hadislere sallarlar bakarsın tirmizi'den hadis paylaşırlar )


Diyanet meali aşağıda;

4.3 - Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

Evet, gerçekten de yetim kızlardan bahsediyor. Yani bu yetim kızları başkalarına nikahlayacaksanız size helal olmasına gerek var mıdır? (hönk düşünemedim ben oni papağan gibi düşünmeden yazı paylaşiyrem ben, müslümanem agam sevsinler.)

4'ünü verecekken 1'ini vererek ne adaleti sağlarsınız? İşte müslümanem ben gelmeyin üzerime...

Hadi onu da almadınız, sağ elinizin sahip oldukları ile nasıl yetineceksiniz?

Hani eşleri ve sağ elinin malik olduklarına yaklaşmalarından kınanmazlar diyen ayete göre, sağ elinin malik olduklarını yetim yapan arkadaş vardı size verdiğim nikte, ısrar edip duruyordu durumun böyle olduğu hakkında,

Bu durumda sevgili araplar hem eşlerine, hem de baktıkları yetimlere cinsel içerikli yaklaşma ruhsatına sahip oldular. Tanrıyı kurtacağım diye o kadar bariz mantık hatalarına düşüyorsunuz ki, nereye elinizi atsanız patlıyor.

Bir baskın sonucu, öldürülen adamların eşlerini cariye yaparken, çocuklarını yetim diye almıyor köle olarak tanrı katında savaşmak adına paraya dönüştürüyorlardı.

Hani o çok sevdiğiniz hadisçiler de bunları aktarır. Hem islam tarihini, sözlerini eleştir. Emevi saçmalıklarından bahset, hem de öyle kopyala yapıştır yaparken hadisleri aktar. (kadının yerine gönderme)

Ben bayılıyorum memleketimin müslüman profiline...

Kısacası, sağ el ve yemin için, zaten eşin yeminlidir eşin yanında yeminli oldukların demesi tamamen çelişkidir de, müslümanlarda bunu düşünecek özgürlük olsa zaten müslüman kalmazlardı..


70.30 - Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar.

Zaten eşleri nikahlı olacakta, diğerleri kimdir?

Cariyelik ve köleliği kaldıran bir yapıda değildir kuran.

Bakın ben size tek satırla cariyeliği ve köleliği kaldırayım.

Dünya üzerinde hiçbir insan başkasının kölesi olamaz. Her insan özgürdür ve tüm köleler özgür bırakılmak zorundadır. Cehaletin içinde hayat bulan cariyelik kurumu tamamen yasaklanmıştır.

Evet sizin iman ettiğiniz tanrı iki kelimeyi bir araya getirememiş olacak ki, kölelik avrupanın baskısı altında asırlar sonra arabistanda kalktı.

Bir insan kadar dil dökmeyi beceremeyen sevgili tanrı;

Örnek verirken bakın ne diyor. Bu örneği de putlar ile kendisi arasındaki farkı göstermek için kullanıyor.

Şimdi ben tanrıya zeka özürlü muamelesi mi yapmalıyım?

16.75 - Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.



33.51 - Ey Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

33.52 - Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.

Ne oldu sana ne oldu söyle yoksa müslüman mısın? Gerçekten ağlanacak halinize güldürüyorsunuz copy pasteci yaklaşımlar ile.

Bakın sevgili tanrı Muhammed'e özel bir stil belirliyor. Sadece ona ait eş dizme sırasında keyfiyet.

Peki uyarıya dikkat ettiniz mi? Güzellikleri hoşuna gitse bile!

Peki ya o devamı da ne, sağ elinin sahip olduklarını nasıl eş olarak belirleyebilecek, sahi onlar nikahlı değillermiydi? Gümm bomba patladı.

Yahu açın biraz kitabınızı okuyun, koyun gibi gütmesin kuranı az okuyupta diledikleri gibi sizi sıraya dizenler.


Muhammed'in mekkenin en asil en yakışıklı, en güvenilir olduğunu kurandaki posterinden mi biliyorsunuz?

Enteresan; Bu kadar absürd yazı yazılır mı? Yakışıklı olan şair olan ve sözleri etkili olan birine suikast yaptığını hadisler yazar ama biz orayı es geçelim.

Muhammed'in yetim olduğunu, güvenilir olmasının kabilesel olarak eman verme ticaretteki kervanları doğrudan koruyabilme yetisinden aldığını da bilmiyorsunuzdur siz. Buna karşın kabile statüsünde bireysel olarak zengin değildir ve kabile reisinin gölgesi altındadır. Bu nedenle Amcasının koruması altına girmiştir. Kuran da zaten buna işaret eder. Onu nereden alıp nereye koyduğunu anlatır.

Lakin dediğiniz gibi, o cahil arapların içinde, dul ve dilediği kadar özgür ve zengin Hatice ile evlenerek statü yapmıştır. Patroniçe eşinin üzerindeki etkilerini düşünmek gerekir.

İsteseydi Hatice'den başkasını da Hatice'nin yanına alabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Hatice'nin etkisi dedik. Hatice ve Muhammed'in ortak noktalarından biri de onları evlendiren aracı olan Varaka Bin Nevfel. Sahih hadisler bunu söyler. 15 yıl boyunca sürekli irtibat halinde bulunabilecekleri bu şahıs, ilk vahiy bilgisini de yorumlayandır aynı kaynaklara göre, hem de hristiyanadır, tevrat ve incil bilgisine sahip olup arapçaya çevirdiği de rivayet edilir.

O halde, şu sorulabilir? Bunca süreç boyunca acaba Muhammed'in düşünceleri arapların yaşantıları ve hristiyanlık - yahudilik arasında nasıl bir köprü kurdu? Hatice'nin bu düşünce üzerindeki rolü neydi?

Tek yönlü islam kaynaklarından edinilen bilgiler bunlar. Zaten islam dışı tüm kaynaklar yok edilmiştir.

Hz Muhammed'in her eşi için farklı bir nedeni olabilir, sonuç itibari ile kendisini hibe eden kadın dahi statüsüne girsin diye kurana ona has ayet konulmuş.

Kaldı ki, Zeyd'in eşi için dahi ayet inmiş ama onun açtığı yoldan hiçbir insan gitmemiş. Sanırım bizler uyduruk ayetlere rağmen ahlakımızı ezmiyoruz. Vesile olmak istemişse bir kendisine bahane üretmiş duruma düşmüş. O olaydan sonra bunu yapan tek bir arap kayıtlarımıza gelmiyor ne acı değil mi? Muzip tanrı utansın. Belki de siz düşünüyorsunuzdur bilemiyorum. )

Minicik ayşe'yi geçelim. Ayşe'nin deli gibi kıskandığı bir baskından sonra kocasını öldürdükten hemen sonra eş diye nikaha geçen yahudi kızımıza bakalım değil mi ama?

Sevde olayı muhtemelen ilk aşamada çocuklara analık etsin diye düşünülmüş olabilir. Kime sorsak söyleyecek? Açın dua edin belki cevap gelir.

Son eşi diye bildiğiniz Maria da kendisine hediye olarak verilmiştir. Tabi ondan olduğu rivayet edilen ve küçük yaşta ölen çocuk aslında kritik bir noktadır ama biz o noktaya değinmeyelim.

Yani azizim ne islam tarihi ne kuran, ne de hadisler, söyledikleriniz ile örtüşmüyorlar.

O halde sizin inancınız neye dayanıyor?

Cevap basit, tanrı yokken onun sözlerini dilediğiniz gibi kıvırdığınzda, hşşt hatalıysam ara modunda bir müracaat noktanız olmadığından dilediğiniz gibi ayetleri büküp vicdanınızı yatıştırmaya çalışıyorsunuz.

Tekrarlayalım, bu zihniyetiniz anca cehaletin içinde hayat bulur da bunu anlayabileceğinizi sanmıyorum.

ruhebesi
15-04-2014, 19:49
kusura bakmayın ama gerçekten yazdıklarımı okuduğunuzu sanmıyorum.Eğer okuduysanız da büyük bir önyargıyla okumuş olmalısınız.Müslümanlara laf ediyorsunuz ama farkında mısınız bilmiyorum eleştirdiğiniz yönleri aynen siz yapıyorsunuz.Ben size şimdi ne kadar açık örnekler versemde ne kadar mantıklı açıklamalar yapsam da ki yukarıda yaptığım açıklamalarda da görüldüğü gibi siz kendinizi İslam ın hak olamayacağına katı bir şekilde inandırmışsınız.Benim yazdıklarımı okuyup ta birazcık düşündünüz mü acaba? hayır ,tıpkı ne kadar yanlış olursa olsun fikirlerinin arkasında duran politikacılar gibi.Her yazdıklarınızı okuduğumda şunu farkediyorum ki dogmatik körü körüne bağlı olarak düşündüğünüz insanlardan tek bir farkınız yok.En başta dediğim gibi, islam hakkında en başta edindiğiniz yanlış bilgilere öyle bir kaptırmışsınız ki beni hiç dinlemiyor ve hala kendi tahayyül ettiğiniz İslam a laf atıp duruyorsunuz.Bir kere bile acaba diye sormadınız.Bir kere bile bana saf bir şekilde peki şu nedendir nasıldır diye sormadınız.
ve farkettiğim bir diğer nokta son yazınızın-lütfen af buyurun- mantıktan bir hayli uzak ve hakaret ederek savunma yapılabileceği anlayışı üzerine kurulu olduğu.Evet daha önceki yazılarınızı beğeniyordum, düşünen bir insanın sorması gereken soruları soruyordunuz.Ama şimdi ne oldu acaba?yoksa bir takım yanlış kaynaklardan edindiğiniz yanlış fikirlerinizin çöküşü sizi rahatsız mı etti?İslam ın aslında her şeyi belli bir mantık çerçevesinde ve neden sonuçlar içerisinde yapmış olduğunu öğrenmek size acı mı geldi?Bırakın acı versin.Bu tatlı bir ıstıraptır ama sonu selamettir.Gülmeyin lütfen bana...nereden mi biliyorum?Hala daha bana cevap veriyorsunuz çünkü.benim yaptığım gibi.İşte bu arayışın işaretidir...İşte bu şüphe etme sanatıdır...işte bu hala daha bir şeylerin eksik olduğunuzu düşündüğünüzün işaretidir...Sancılı bir süreç ve belkide oldukça uzun bir süreç ama ucunda umut olan bir süreç...ne o,yoksa bana gülüyor musunuz eğer gülüyorsanız bu gerçekten de körü körüne bağlandığınızı gösterir...yok eğer hala daha her şey olabilir ve neden olmasın diyorsanız bu sohbeti seve seve sürdürmeye razıyım...yalnız bir isteğim var lütfen bu yazıyı okumayı bitirdikten sonra kendinize sadece on dakika verin ve biraz düşünün sakinleşin ve eğer yazmak isterseniz ondan sonra yazın...
sevgiler...
(vereceğiniz cevaba göre tartışma konularımızda bir şeyler yazmaya ve hunharca alıntı yazılar paylaşmaya devam edeceğim:)

mrdragon
16-04-2014, 00:49
Sizin yazdıklarınızı okumak mı?

Pardon ama onları siz yazmadınız. Aynı yazılar defalarca post edildi.

Farkında olmasanızda hali ile farklı sitelerden derleme vicdanınıza uyan yazıları ilk paylaşan siz değilsiniz.

Hali ile bu tarz yazılar üzerine her biri ayrı başlıkta nice tartışma yapıldı. hiç gidip okumayı denediniz mi?

Bakın mesela size nisa suresinin analizi adına bu siteden doğrudan link verdim.

Cariye kavramı için istiyorsanız onu da gidin bulun. Tevbe suresinin ilk ayetinden itibaren analizini kaç kere yaptım sayısını unuttum.

Müslüman kardeşlerin bunu algılayamamalarına bayılıyorum ben. Evet sürekli müslüman kardeşlere gönderme yapıyorum çünkü bunu bile düşünmekten acizler.

Siz bana mantıklı açıklama yaptığınızı düşünebilirsiniz sadece, halbuki geldiğiniz andan itibaren tüm tahminleriniz boşa gitti. Bu bana sadece sizin iyi düşünemediğinizi ve iyi bir analist olmadığınızı gösterir. Hele ki, bir söz söyleyip onun aksinde paylaşımda bulunduğunuzda ne söylediğinizi bile bilemeyeceğinizi...

İslam tarihine gönderme yapıp, hadislere gönderme yapıp onlarla ilgili söylemleri copy-paste yapan siz olduğunuza göre, sanırım daha kendi sözleriniz ile nelerin çelişeceğinin farkında bile değilsiniz.

Sizi dinlemek kısmına gelince; hani ted den agnostik teyzemi de paylaşmıştınız değil mi? Kuran'ın tarzına hayran olan.

Bakın ben o linke tıklamadım. Biri amerikayı yeni keşfetmiş gibi benzer linkleri sürekli paylaştı. hiç düşünemediler ki, o paylaşılar öncesinde de vardı, izlendi tartışıldı. (açın okuyun bakalım bu sitede neler yazılmış, neler paylaşılmış.)

Daha hangi siteye hangi insanların arasına girdiğini dahi anlayamayan birinden düşünce üzerine ne üretmesi beklenebilir ki?


Kafalarında o kadar kıt bir sentez yapmışlar ki, anlatılmasına rağmen anlamamakta ısrarcılar. bir ateist ne yazık ki, sizin islam adına bildiğinizin katlarca fazlasını biliyor. Kullanacağınız, inandığınız neredeyse tüm argümanlar ellerinden geçti. Özgün olmayı denemeniz gerek ama o düşünceyi üretecek zihin islama esir düştüğü anda itaat mod on oluyor ve sadece dilinizden kelimeler dökülüyor.

Hayrettin Karaman'dan nisa suresi yorumu nu da paylaşmıştınız değil mi?

Bakın ben o alıntı olan kısmı okumadım.

Neden biliyor musunuz? Çünkü bu güne kadar sayısız insan ile tartıştım ve sayısız insan farklı yerlerden az bilgisi doğrultusunda yazıları copy paste yaptı.

Daha önceki forum deneyimimde özellikle Hayrettin Karaman odaklı çok ciddi araştırma ve tartışmalara girdiğim en azından daha donanımlı müslümanlar da oldu. Sayfalar dolusu argümanlar eşliğinde düşünceler konuştu.

Temel olarak, bir müslümanın bilgi ve düşünce seviyesine dikkat ettiğimi söyleyebilirim de, içinde en ufak kırıntı dahi göremediğim sürekli tekrarlara saranların bu masumane çabaları belli bir noktadan sonra gına getiriyor.

Burnunuzun dibinde gelişen kelimeleri analiz etmeyi başarsanız, en azından kendinizce sözler söyleyip daha fazla dikkate alınmayı başarabilirsiniz.

Ya da tamamen farklı söylemler getirirsiniz, bize de araştırmak ve sorgulamak düşer. Bunlar yokken nedir bu hezeyanlarınız bilemedik.




Hatalı kaynaklardan öğrenmek derken? Ne kaynağı? yukarıdaki yazıda yazanlar kuran ayetleri azizim.

Hadis derseniz onlarda kütüb-i sitte hadisleri; Alevi ile tartışırken mesela, sünni tabanlı hiçbir hadisi kullanmam da, kuran mümini ile tartışırken de hadisleri,

Tarih derseniz o da taberi tarihi ki, islamın tarihsel anlamda can damarıdır taberinin aktardıkları. Yine sünni kesim için bu tarih önemlidir.

Ama ben size sadece kuran ayetlerini verdim. Siz ise, kafanıza göre Muhammed'i yakışıklı bile yapan yazıları paylaştınız.

Rüyanıza mı girdi? Kızların hepsi peşinden koşuyordu da yüz vermiyordu haberimiz mi yoktu? (bak yine ti'ye alıyor diyecek şimdi. Haydi kurandan bana tek bir ayet getirin de Muhammed yakışıklı diyelim.)

Dersiniz ki, altına hadislerden gelen bilgiler eşliğinde yorumlar da yaptınız. Evet ya işte dikkat budur. Bu bir çelişkidir.
Kaldı ki, hadislerin verilerinin yorumları herhangi bir kaynaktan değil bizzat bendendir.

Şimdi burada sünni tabanlı bir imanlı olan siz gerçekten hangi islamı yaşıyorsunuz o da ayrı bir ironi.


Neden ciddiye alınamadığınızı anlamayı deneyin, belki başarırsınız.

Sadece size değil bana göre en cahil ve düşünce konusunda kıt olana da cevap veriyorum. Bunun karşısında gerçekten dişe dokunur veriler ile gelen ile samimi bir şekilde tartışıyorum da.

Ben sadece bu aşamada sizin sürekli copy paste yazı stiliniz üzerinden düşünen insana, islamın bir insanın düşüncelerini ne derece körelttiğini göstermeyi tercih ediyorum. Merak ediyorsanız, açın bugüne kadar benzer yazılara karşı farklı tepkiler koymuşmuyum inceleyin.

Bugüne kadar gerçekten dişe dokunur tartışmalara girdiğim müslüman sayısı azdır. Tornadan çıkmış gibi etkilendikleri akımı islam diye anlatmayı deneyenler ile karşılaştık. İçlerinde düşünceden eser yoktu ama kimisi gerçekten ince noktalarda daha hassas ve dişe dokunur veriler kullanıyordu. Lakin o kişiler, genel müslümanların papağan gibi klişe söylemlerinden ve düşüncesizliklerinden de muzdaripti.

Gülmeyin bana diyorsunuz da zaten size gülmüyorum. Sizin gibi nice insanlar tanıdım ve onlarada gülmedim. Nitekim, ülkenin yaşadığı her olayın altında, az düşünen insanların büyük kitleler halinde imza attıkları yatıyor. Öğretmenim ben, düşünceden uzak söylemler beni güldürmez aksine üzer.

İman ettiğiniz tanrı kavramını ti'ye almama gelince; kurandan esinleniyorum. Kuran hiçbirşeye gücü yetmeyen putları ne ölçekte ti'ye alıyorsa, ben de aynı şekilde kuran tanrısını ti'ye alıyorum evet. Siz buna hakaret deseniz de, yeterince iman ediyorsanız bırakın cehennemde irinleri içelim, iç organlarımız deşilsin, kafamıza kaynar sular dökülsün, başımıza zebaniler dikilsin (kaçarız ya işkenceci şart azizim.) zincirlere vurulalım, zakkum ile beslenelim, ateşlerde yanalım derilerimiz yüzülsün. Kısa vadelik hayatta uyduruk tanrı mitine inanamadık! diye sonsuz azap eşliğinde milyarlarcamız yanarken, siz de cennette huriler ile oynaşıverin. Gölgelikler altında (dikkat başınıza güneş geçebilir.) meyveleri löp löp götürürken sarhoş etmeyen içkileri tahtlarınızda için yakutlar ile oynayın ve elbiseniz yeşilden eksik olmasın )

Ben bir analizde bulunayım.

Evet bu sitede sizin gibilere cevaplar dizen nice değerli yazarlar vardı ama neredeyse ben hariç bu kısır döngülere cevap vermek isteyen kalmadı. Dejavu gibi gelen adamın leveline göre hiç takmamayı tercih ediyorlar.

Bu aşamda peki neden sen durmadan cevap veriyorsun mrdragon?

Aslında cevaplarım size değil. Bu site herkese açık bir site; yazan az kişi olsa da, okuyan nice insanlar var. Ne yazık ki, sevgili insanımız tembel araştırmayı sevmez. Gazetenin ön sayfasına bakar, köşe yazılarına detaylara odaklanmaz.

Hatta bu kadar uzun yazdığım için bu yazıları da okuma oranları düşük olur. Ancak ilgilerini çeken bir durum olması gerekir. Bu anlamda tartışma diye görüyorlarsa ancak merak edip boyunu inceleyebilirler.

Bu aşamada bilinçlendirme adına çok doğru bir eylem yapmadığım söylenebilir. Az ve öz düşündüren bilgilerin verilmesi yeterli.

Peki ben bana inanmalarını ve benim gibi düşünmelerini mi istiyorum?

Hayır sadece bilinçaltlarında var olan sorgulama, analiz etme ve gerçeği arama güdüsünü açığa çıkartıp, korkularından arınmalarını ve kendi benliklerine uygun olanı açığa çıkartmalarını istiyorum.

Düşünceler özneldir, çeşitlidir ve çeşitlilik güzeldir. ,

Sahip olduğunuz gelişmelerin altında da bu çeşitlilik, aykırılık ilkesi yatar. Karma düşüncelerin hayat bulduğu evrende sabit yaşantılara ve ilkelliğe hapsolmuş dinler belki bir zamanlar bazı toplumlar adına reformist görülebilir ama, biz taş devrinde değiliz ve üzerine katarak geliştirerek iman ettiğiniz tanrıların hayallerinin dahi kıyısandan geçemeyen gerçekliklere, yeniliklere yelken açıyoruz.

Siz, cehaletin içinde basit düşüncelerde hayat bulup, hayallere sarılmak isteseniz de, düşünen insan tanrının cehaletine ortak olmayı tercih etmiyor. Bu durumda tüm çabam düşünebilen insanları özgür kılmaktan ibaret...

Natürelist
16-04-2014, 05:39
Kölelik ve cariyelik İslam’ın getirmediği, ama önce ıslah ettiği ve zamanla tamamen kalkmasını hedeflediği bir statü idi; dünya milletlerinin de aynı noktaya gelmeleri sonunda geri dönüşsüz olarak tarihe karıştı. Ama şunu unutmayalım ki, bugün dünyanın birçok yerinde açlar, açıklar, işsiziler, evsizler, güçsüzler var ve bunların bir kısmı, eski köleler ve cariyeler gibi kullanılıyorlar, yoksullukla özgürlük bir arada olamıyor, ihtiyaç insanları köleleştiriyor; bu sebeple insanlık köleliği kaldırmakla yapması gerekenin ancak küçük bir kısmını yapmış oldu.
Cariyelerle ilgili olan evlilik, ayette: “eliniz altında bulunanlar” şeklinde ifade edilmiştir. Buna “milkü’l-yemin” veya “akdu’l-milk” da denilir.

İslam fıkhında bu konuyla ilgili önemli bir kavram da “Teserri” kavramıdır.Bunun anlamı; cariye olarak elde edilen bir köle kadını eş olarak almaya, onunla birlikte olmaya karar vermek demektir. İslam hukukuna göre, teserri olgusu, sadece cariyeye sahip olmakla gerçekleşmez. Nikah akdi dışında, normal kadınlarla evlilikte gereken bütün şartların hazırlanması gerekir.
Hanefî mezhebine göre teserrinin gerçekleşmesi için iki şart vardır:Birincisi: Normal hür kadınlardan olan eşlerine ayırdığı gibi, tesri(birlikte olmak) istediği cariyesi için de hususî bir mesken ayırması. İkincisi, diğer eşlerle birlikte olmak için ayırdığı zamanı ona da ayırması.


Sayin ruhebesi, sorularima birbir cevap vereceginize, gidip sagdan soldan bölük pörcük topladiginiz sözde kurtaracagim derken, tam cuvalliyorsunuz, kendi fikriniz yokmu?

Bak kaynak verdigin kisiler, cariye yani seks kölesi islam da yok diyemiyorlar!? Insanlik nicin kaldirsin ki köleligi, savundugun adaletli olan tanrinizin ne güne duruyor? Iste yine savunma mekanizmasi yine tökezlemis....

Kur'an nicin insanlik disi olan cariyeligi, köleligi kaldirmamis ve aynen bunu binlerce yil devam eden gelenekleri ki kötü gelenek! hani diyorsunuz ya, muhammed geldi de cahiliye dönemindeki herseye ceki düzen verdi(!) verseydi ya bir ceki düzen de bu insanlik disi uygulamaya? Hem seks kölesi olan cariye ne zamandir söz söyleme hakkina sahip ve birlikte karar vereceklermis? Kim diyor bunu, senin ulema mi? yoksa kitabiniz mi? Biraz ayaklarinizi kontrol ediniz uctugunuzun farkinda bile degilsiniz,bana kanit getiriniz, peynir gemisi ile yürümüyor maalsef bu isler... ;)



İslâm’dan önce cahiliye devrinde kadının yerini anlayabilmek için öncelikle o günün toplum yapısını incelememiz gerekiyor. Çünkü o zamana ait şartlar ve yaşam biçimleri, toplumdaki algıları ve kabulleri şekillendiriyor.



Cahiliye dönemine de bakalim, güzelim bir gelenegi gel sen kaldir? kaldirilan gelenek ise, evlatlik edinmis bir ogullugunuzun karisi ile evlenilmesi! O dönemde toplumun genlerine kadar yerlesmis bu güzelim gelenegi sen gel bir cirpida kaldir? Ardindan da hülle sistemini kadinlarin onur kirici kurallari getir?!! Kölelik ve seks köleligi acil kaldirilmasi gerekirken savundugunuz tanrinin gücü bu güzelim gelenege mi yetti?! Bak muhammed nasilda sehvet istahina göre ayet indirtiyor? Hem kaldiriyorsa ille de Zeynebi koynuna sokmasi mi gerekir? Tek bir ayet yeterli degilmidir örnegin: evlatlik edinmis birisinin karisi ile evlenmek sizlere helal dir, diye kitabina koyamazmiydi? Illede ne yapip ne edip yatagina atmasi mi sart idi? Ne yazikki bu ayetler basli basina sehvet kokulari saciyor! Bir tanrinin insanlarin uckuru ile ilgilenmesini ben ahlaksizlik olarak görüyorum, tanri bir o kadar elci gönderecek ve bu hüküm birdenbire aklina gelip muhammed'i örnek gösterip yeni kanun cikaracak? Ve binlerce yil bir düzen olusturmasi icin "ol dedimi " hersey oluveren diyen bir tanriya, bu yeni kanunlar uymuyor maalasef....


Kadına ve erkeğe aynı mükellefiyeti yükleyen İslâm dini; insanlıkta, kullukta mükâfatta eşitliği getirerek, bu iki cins arasında değer ve sorumluluk bakımından bir fark olmadığını ortaya koyar. Peygamber Efendimiz (sas)’in teşbihi, konuyu özetler niteliktedir: “Kadınlar ile erkekler bir ağacın iki dalı gibidirler.”(Tirmizi, Taharet, 82.)Ataerkil aile yapısının yaşandığı bu toplumda aile, erkekten ve erkeğin akrabalarından oluşuyordu. Kadının akrabaları aileden sayılmazdı. Kabileler arasındaki savaşlarda erkek, gücü ile ön plana çıkıyor, kuvvet ve hâkimiyeti temsil ettiği için değer kazanıyordu. Kadın ise sadece tüketici olarak kabul ediliyordu. Bu sebeple de itibar görmüyordu. Bu durumu Hz. Ömer (ra) bir rivayette şöyle dile getiriyor: “Cahiliye devrinde kadına hiçbir değer vermezdik, İslâm gelip, Allah’ın onlardan bahsettiğini görünce (…) onların üzerimizde bazı hakları olduğunu gördük.” (Canan, İbrahim, Hadis Ansiklopedisi, 9,322.sy)
Özellikle göçebe Araplar arasında evlenme bir alım satım işi gibi görülürdü. Kadına ait olması gereken mehir adlı ücreti velisi alırdı. Evlenme akdinde de kız adına taraf olarak velisi bulunurdu. Bunun sonucu olarak koca, istediği zaman mehri vererek karısını boşayabilir ya da boşamadan onu ailesine geri gönderebilirdi. Erkek maddi durumu gereği mehir vermeyi ve geçindirmeyi göze aldığı sürece istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Kocasının ölümü halinde kadın mirasçı olamazdı. Miras erkeğin ailesine geçer, kadın babasının evine geri dönerdi.
Cahiliye toplum yapısında kadına karşı olumsuz bir bakış açısı vardı. O, sadece tüketen bir üye idi. Kabile hayatına katkısı bulunmazdı. Savaşlarda esir düşebilir ve bunun sonucunda da “cariye” olarak satılabilirdi. Evlenip başka bir kabileye de gidebilirdi. Beraberindekilere hiçbir faydası olmayan kadın, bu durumu ile ancak bir utanç vesilesi idi. Oysa erkeğin pozisyonu farklı idi. O kabilenin en önemli üyesi idi. Savaşmak, göç etmek onu ayrıcalıklı kılıyordu. Kabilenin gücü ona bağlı idi. Bu sebeple kız çocukları olduğu zaman utanıyor, onları istemiyorlardı. “Birine kız doğduğuna dair haber gelse öfkelenir, çehresi bozulurdu.

Hayir kur'an da böyle bir sey gecmez, uyduruk hadisler ile cevap vereceginize, birinci sözde kutsal olan kitabiniz ile veriniz... Bakin ben ne size söylüyorum? kitabinizi referans aliniz... insan sözleri insani baglar ;) Ben de sandim bizim arkadas sözde kutsal olan kitabindan bahsedecek? Hadislere pek fazla siginmayiniz, zira kur'an bu dediklerinize kötek atar ;) Dolayisiyla gelecekseniz eger ondan bundan degil de, kitabinizdan getiriniz, sahi konu neydi? Sözde kutsal olan kur'an mi? yoksa tonlarca zirvaliklari barindiran hadisler mi? Elbette bazi hadisler var ancak cok azi kayda degerdir, gerisini kaldirip atiniz...

Nahl suresindeki ayetlere bakalim.

57. Onlar, kızların Allah'a ait olduğunu iddia ediyorlar. Hâşâ! Allah bundan münezzehtir. Beğendikleri de (erkek çocuklar) kendilerinin oluyor.
58. Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir.
59. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!
60. Kötü sıfat, ahirete inanmayanlar içindir. En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. Çünkü O, her şeyden üstün ve hikmet sahibidir.
61. Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.
62. Kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnat ediyorlar. En güzel sonucun kendilerinin olduğunu anlatan dilleri de yalanın örneğini veriyor. Hiç şüphesiz onlar için sadece ateş vardır ve onlar, (ateşe) terkolunacaklar

Bak senin tanrin nasil da kötü müjde veriyor cezalandirildin demektedir, ve o yüzden adamin nasil öfkelendigini ifade ediyor. Peki kötü olan nedir? bu da;

....."Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı".... Peki ne veriliyor? verilen debir kiz cocugu ....."Onlardan birine kız müjdelendiği zaman"....

Demekki tanri da biliyor bir kiz cocugunun degeri düsük oldugunu. Ki, adama da bunu kötü müjdeyi veriyor! Aynen: ....."Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun".... demektedir! peki asagilik olan nedir? o da kiz cocugu!

Acikca görülmektedirki tanri burada ancak bu cezayi vermek ile yetindigini, ve asil caza ise öbür dünyada oldugunu söylemektedir, zaten ....."Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı"... ..."yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı"... demektdir, yapamadigina göre, ancak bu ceza yani "kötü müjde" ile güya cezalandirildigini acikca bildirmektedir. Burada kötü olan kur'anin allahi, kiz cocuklarina kötü olarak bakis acisidir.

Diger yandan bir de, tanri, güya insanlarin hoslarina gitmedigi yani kizlari: "tanrinin kizlari oldugunu" söylemektedirler, pekii, burada kötü olan ne? cahiliye döneminde insanlar kizlara önem vermislerki bir de tanrinin kizlari yani birer melekleri olarak görülüyordu. Degerleri olmasaydi hic bu denli önemli olurlarmiydi? Iste bu duruma sinirlenen tanri, bana nicin kendi begendikleriniz erkek cocuklari yakistirmiyorsunuz demektedir ve size de erkek cocuklar öylemi? Acikca burada tanri degeri düsük olan
bir kiz cocugundan rahatsiz olmus!?...

Ayrica günümüzde de kiz cocuklari öldürülmektedir örnegin Cin de... Onlarda sistemin kurbanlari...

Dolaysiyla bu ayetleri vermeniz bir bakima iyi olmus ve ne oldugunu da gördük, öyle sandiginiz gibi cahiliye dönemi kötü de degildir.

ruhebesi
16-04-2014, 13:46
Benim fikirlerimi istemişsiniz.tamam artık alıntı yapmamaya çalışarak kendi fikirlerimi yazıyorum.
Hani bazen birisiyle tanışırız.Fakat yeni tanıştığımız yani aslında onu pek tanımadığımız için onun hangi sözle ne demek istediğini anlayamayız.Misal onun gayet içten yaptığı bir şakayı bir alaysama olarak görebiliriz.Ama tanışıklığımızı artırınca ve gün geçtikçe artık onu tanımaya ve onun bizimle dalga geçmediğini anlamaya başlarız.Çünkü artık onu tanıyoruzdur.
İşte sizin Kuran ı anlama gayretinizi de bu nedenle yanlış buluyorum.Henüz Allah ı tanımıyorsunuz.Onun hangi sözle ne anlatmaya çalıştığınızı anlamanız da dolayısıyla çok zor.Özellikle de bu yazar yazdığı kitabını edebi sanatlarla donatmışsa iş daha da zorlaşıyor.Ve tabi en kötüsü de bu edebi sanatlar mecazlar mübalağalar göndermelerle dolu bu kitap sanattan bihaber birileri tarafından başka dillere çevriliyor.Ben Kuran meali nin Kuran ı tam manasıyla yansıttığını düşünmüyorum.Hatta bırakın tam manasıyla yansıtmayı yanlış anlaşılmaya bir hayli müsait hale getirdiğini düşünüyorum.Kuran ı anlamak için tamamen yeterli olmasada doğru kişilerin tefsirlerinin(pek okunmaz ama be Sabuni nin tefsirini diğerlerine göre iyi buldum) okunması gerekiyor.Ve bir de tabiki müslüman müfessirlerin Kuran ı daima sahip oldukları önkabul ve beklentiler ışığında anlayıp tefsir etmeleri problemi var.Her ne kadar yazarının yaratıcı olmasına rağmen yorumlayanın önkabulleri olan ve hatta sizinde dediğiniz gibi dar bir bakış açısıyla düşünen birileri olması büyük bir sorun oluşturuyor.Fakat tabi herşey bununla da sınırlı kalmıyor.Bence Kuran kitap haline getirilirken en büyük hata sadece ayetlerini yazmak oldu.Ayetler yazıldı ama kimse bu ayet neden indi hangi olay üzerine indi bunu belirmedi.Dönemin şartlarını gerçekleşen olayları ve ayetin iniş sebebini(buna nüzul sebebi de denir) bilmeden o ayeti yorumlamanında yanlış fikirlere yol açacağını düşünüyorum.Ama ne yazıkki ayrı ayrı çalışmalar olmasına rağmen tüm bu belirttiğim çalışmalar bir araya getirilememiş.Aslında belki de dediğim çalışmanın biraz da Kuran eleştirisi olabileceği düşüncesiyle yapılmamıştır.Sadece bir yarumlayış olarak nitelendirdiği tefsir çalışmasının ardından sonra Seyyid Kutup un aldığı tepkiler bile örnek gösterilebilir.Evet gerçekten de objektif bir bakışa ihtiyacımız var.bilmem Kuran ı neden çok az insanın tam manasıyla kavrayabileceğini söyleyip durduğumu anlatabildim mi?

vartor
16-04-2014, 16:09
şte sizin Kuran ı anlama gayretinizi de bu nedenle yanlış buluyorum.Henüz Allah ı tanımıyorsunuz.Onun hangi sözle ne anlatmaya çalıştığınızı anlamanız da dolayısıyla çok zor.Özellikle de bu yazar yazdığı kitabını edebi sanatlarla donatmışsa iş daha da zorlaşıyor.Ve tabi en kötüsü de bu edebi sanatlar mecazlar mübalağalar göndermelerle dolu bu kitap sanattan bihaber birileri tarafından başka dillere çevriliyor.Ben Kuran meali nin Kuran ı tam manasıyla yansıttığını düşünmüyorum.Hatta bırakın tam manasıyla yansıtmayı yanlış anlaşılmaya bir hayli müsait hale getirdiğini düşünüyoru

Ateistlerin daha once teist olduklarini artik kavramissindir zannederim; Bizler de, senin gibi, kurani, allahi anladigimizi zannediyorduk bir zamanlar. Belki birseyler kacirmis oldugumuzu dusunerek, siz taniyabildiginiz icin, bize de allahi bir tarif etmenizi rica edecegim. Tabi ki boyunu bosunu, saclarinin rengini, cinsiyetini ima etmedigimi de anlamissinizdir.

ruhebesi
16-04-2014, 23:08
tabi anlatmak isterim tanıdığım kadarıyla ama sizce de çok kapsamlı bir soru olmadı mı?biraz daha doğrudan bir soru olursa belki bir iki laf edebilirim.ama tabi şunu da belirtmek gerekir.Buna da itiraz edeceğinizi biliyorum ama Allah ı tamamen anlayabileceğimizi sanmıyorum ki bu çok doğal.Henüz onun yarattığı evreni doğayı yahut en küçük parçasını tam manasıyla kavrayabilmiş değilken onu anlamak haliyle zor olacak.Ama denemeye değer...

orca mind
16-04-2014, 23:27
Alacak cok yolunuz var, sayin ruhebesi. Kendinizi gelisime kapatmayacaginizi umit ediyorum.

Natürelist
17-04-2014, 08:21
Benim fikirlerimi istemişsiniz.tamam artık alıntı yapmamaya çalışarak kendi fikirlerimi yazıyorum.

Iyi olur, lakin kopya yapip bende aynisini size yapabilirdim...


Hani bazen birisiyle tanışırız.Fakat yeni tanıştığımız yani aslında onu pek tanımadığımız için onun hangi sözle ne demek istediğini anlayamayız.

Iyi de, ben anlamadigim bir söze nasil emin olabilirim? ve sözde ilahi bir güc derdini anlatamiyorsa, ben ne yapabilirim? Tanistigimiz kisi nesnel olarak diyaloglar icerisinde bir kisi ile iliskiye girip o kisinin ne karakterde oldugunu anlayip görebilirsiniz, ancak zihinlerimizde türettigimiz bir tanri ile tanisma cay kahve icmek gibi bir firsatimiz var mi, daha neye benzedigini bilmediginiz bir tanri'yi nasil taniyip ve haaa... simdi anlatabildin derdini tanri hazretleri dememiz icin varmi böyle bir imkan? Olmadigina göre, tanrinin sözüdür diye iddia edilen kitaplari karistirmamiz gerekecektir. O halde tutanaginiz nedir? kur'an diyeceksiniz? madem kur'an, o halde alalim ayetleri bakalim bizlere ne anlatmaya calismaktadir, tabii ki empati'yi eksik etmeyerek;

Andolsun ki, Biz o dünya göğünü takım takım kandillerle donattık ve onları şeytanlar için atmalar (atış yapılan mermiler) yaptık; ayrıca onlara o çılgın ateş azabını hazırladık. (Mülk suresi, ayet-5)

Nasil olur da dünya gökyüzü yildizlar ile donatilir? Var mi bunun bir aciklamasi? Kaldiki hem bir de, "seytanlari kovalamasi icin atis nasil olur bir yildiz icin? el cevap...???


Misal onun gayet içten yaptığı bir şakayı bir alaysama olarak görebiliriz.Ama tanışıklığımızı artırınca ve gün geçtikçe artık onu tanımaya ve onun bizimle dalga geçmediğini anlamaya başlarız.Çünkü artık onu tanıyoruzdur.

Henüz tanismadim, o dedigin insan beyninin kendisine oynadigi kötü bir oyunu'dur. Zihinler de türetilen, var edilen bir tanriy'i, simdiye kadar ne görenler olmus, ne de dost edinmisler? Zira hep "zan" lardan yer edinmis... Öyle bir örnek vermissiniz ki, sanki tanri benimle birebir ahbap olup ancak o nu o sekilde taniyip anlayabilirim... Bu olsa olsa zoraki zan'lara dayanan bir tutanak olur, realite ile hic bir baglantisi olamaz...


İşte sizin Kuran ı anlama gayretinizi de bu nedenle yanlış buluyorum.Henüz Allah ı tanımıyorsunuz.

Iyi de allahi tanima firsatimiz oldu mu? zaten tanisma firsatim olsaydi kelamini okumaya gerek kalirmiydi daha...? Tanri'yi tanimamiz icin ilk basta sözde kutsal olan kur'an dan baslayacagiz, yoksa bu kitap ne güne duruyor sizce? Kitap size diyormu ki, basta benimle rendavu alin, ve sonra bir süreligine beni iyi taniyip anlayana kadar, ondan sonra da kitabim olan kur'an dan devam ediniz, diyor mu...? Iste siz de bunun gibi absürt bir önerme getiriyorsunuz... Tek dayanaginiz kitap ise, o kitap da ki, hakkinda yazilan cizilen bir tanrinin nasil bir tanri oldugunu? anlamamiz icin pek zor olmasa gerek. Siz hala kitabinizda ki tanri profilini cözüp anlamamissaniz eger, belkide o tanri profili sizi rahatsiz ettigi icin? kur'an disi tanimlara ve arayislara yöneliyorsunuz.... Hem anlamayacak ne var? bu bilmece-bulmaca kitabi mi?...


Onun hangi sözle ne anlatmaya çalıştığınızı anlamanız da dolayısıyla çok zor.

Bizlere anlamayacagimiz kitabini göndermesinde gayesi nedir..? Anlamaniz da zorluklar cektiginizi ve anlasilmasi cok zor oldugunu ifade ediyorsunuz, anliyorum. Bakiniz ben gayet iyi anliyorum, bunun aksini iddia eden sizsiniz. Dolayisiyla tipik müslümanlarin ciliz iddiasindan baska bir sey de degildir, zira bu lakirdilari epeyce dinledik ;) Velhasil, kur'an'in tanrisi apacik kitap gönderdim demektedir, o halde binbir dereden su getirmeye gerek de yok, tevil'e basvurursaniz eger, bununla birlikte hareket etmeniz de kitabiniza aykiri davrandiginizi da hatirlatirim...

Özellikle de bu yazar yazdığı kitabını edebi sanatlarla donatmışsa iş daha da zorlaşıyor.Ve tabi en kötüsü de bu edebi sanatlar mecazlar mübalağalar göndermelerle dolu bu kitap sanattan bihaber birileri tarafından başka dillere çevriliyor.

Yazarlar dediginiz kisiler kimdir? onlarda en azindan kafa patlatmis kisiler, bizler gibi ;) Eliniz de kur'anin orjinali varmi dir? Hem yazar nicin kendi sanati ile donatmaya kalksin? Tanri bilmiyormu bu bir gün büyük sorun olacak, insanlar bunu yanlis tercümesini yapacaklar ve bu zorluklari gördügü halde, neden karanliklara terkediyor anlasilmasi bakimindan...?? Eger bir kitap indiriliyorsa bunu herkesin anlamaya hakki nicin olmasin? Kur'an'in tanrisi nicin ona buna sari cizmeli memmet agaya neden muhtac kilsin...? Ya dediginiz gibi ben de tüm meal'leri kaldirip atarsam ve kafama göre ceviri yaparsam ne olacak? kabul edermisiniz? Ve herkes bu yönde hareket ederse, sizce bu kitabin bir anlami kalir mi..? Bakiniz kardesim, sorun olan nedir? Sorun olan sudur: kur'an yetersiz kalip bir türlü derdini anlatmiyor, onun bunun dillerin de dökülüp hayat buluyor... Lakin bu dedikleriniz bunu göstermektedir, Iste mezheplerin cemaatlarin, tarikatlarin olusmasina da besiklik yapmaktadir, sonrasi malum, kelle koltukta gövdeyi kan götürüyor...!!! Daha kendi icinizde anlasamiyorsunuz, bir de sözde kutsal kitabinizin ne oldugunu bizlere anlatmaniz oldukca tuhaf?


Ayrica "mecazlar mübalağalar göndermelerle dolu bu kitap".... demeniz garip degilmidir? Tabii ki kur'an'a bu türden sokusturmalar kilifina uydurmalar olmustur, ancak bu dedikleriniz bir de kur'an'in orjinali yakilip kopyalandigi siralarda olmustur. Hem kur'an'a sokusturmalar ve degistirmeler olacak hem de, meal hatasi olacak, meal hatasi derken bilerek yapilir, bazi yerlerde örnegin "Deki" ifadesi yoktur, ve genellikle bu akla mantiga ters gelen ayetleri örtbas yapmak icin kullanilir, yani bilincindeyiz kimin ne yaptigini? kimin ne yapmadigini? Zira elimiz armut toplamiyor, elbette bir kac gramlik beyin sizlerde oldugu gibi bizlerde de var ;)


Ben Kuran meali nin Kuran ı tam manasıyla yansıttığını düşünmüyorum.Hatta bırakın tam manasıyla yansıtmayı yanlış anlaşılmaya bir hayli müsait hale getirdiğini düşünüyorum.Kuran ı anlamak için tamamen yeterli olmasada doğru kişilerin tefsirlerinin(pek okunmaz ama be Sabuni nin tefsirini diğerlerine göre iyi buldum)

Kur'an'i tam manasiyla yansitmadigini söylüyorsunuz, iyi de iyi olmasina, pekii siz nasil vardiniz böyle bir yargiya? daha manasinin ne oldugunu siz de bilmiyorsunuz? bilmediginiz bir cümlenin üzerinden bunun yanlis oldugunu iddia etmek pek saglikli görünmüyor..? Emin olmadiginiz bir seye, dogruymus gibi kesin bir yargiya varmak sizce ne kadar dogru olabilir...? Sabuni de siradan digerleri gibi bir mealci...


Ve bir de tabiki müslüman müfessirlerin Kuran ı daima sahip oldukları önkabul ve beklentiler ışığında anlayıp tefsir etmeleri problemi var.

Evet bu önkabüller genellikle durumu kurtarma cabasidir.

Her ne kadar yazarının yaratıcı olmasına rağmen yorumlayanın önkabulleri olan ve hatta sizinde dediğiniz gibi dar bir bakış açısıyla düşünen birileri olması büyük bir sorun oluşturuyor.Fakat tabi herşey bununla da sınırlı kalmıyor.

Aradan kac yil gecmis? yaklasik 1.400 yil! O halde türkler nasil müslüman olmus? Herhalde tipis tipis kendi rizalari ile islama gectigini iddia etmezsiniz?

Tanri bir kitap gönderiyorsa eger, ilk basta o halka, o ülkeye derdini anlatmalidir, arabin dili ile anlatamadigina göre demekki büyük bir sorun var!? Ve neticede karsilarinda islamin siddetini bulmus ve talanci, ganimetci, yagmalamaci, kelle ucurarak asip bicip, kadinlari, kizlari, cocuklari köle diye aldirtarak büyük katliamlara imza atmistir..!!? Bakiniz bu konuda Türkler nasil müslüman olmus? Site'de arayip bulabilirsiniz, bulamazsaniz eger yardimci olurum...


Bence Kuran kitap haline getirilirken en büyük hata sadece ayetlerini yazmak oldu.

Zaten yukarda belirtmistim, evet kur'an'in yazilmasi maalesef resmen bir serüvendir... 23 yilda hayvan derisi, hurma yapragi üzerine (nasil yazilmissa?) tasa, agaca vs.vs. yazilan metinlerden olusmus, sira numarasi derseniz, o da yok tabiiki. Sonrasi malum, 3 kez derlenip kopyalaniyor ve orjinali yakiliyor. Su trajedi komedi'ye bakarmisiniz: koskoca tanri, en son saglam bir kitap indirecegim der, ama onu biz koruruz diyerek, kelaminin yakilmasina seyirci kalmistir!? Asil önemli mesele budur. Her seye gücü yeten bir tanri'nin, Ay'i ikiye bölünmesi martavalini sanirim biliyorsunuzdur, ve muhammed de sözde güya Ay'i ikiye bölmüs(!) (hadislerde de anlatilir) yani böyle bir süper güce sahip olacaksin! sonrada tanri'nin en önemli laflarini kiytirik nesnelerin üzerine yazdirtacaksin? Muhammed yapsaydi ya, sözde Ay'i ikiye bölüp(!) mucize yaptigi gibi, bir defter kalem de hira dagina indirebilirdi?.. Kaldiki kitap haline getirilmesi muhammedin ölümünden sonra bi 23 yilda yine o kadar sürmüstür, kim kaleme almis? Yahudi asilli Zeyd İbn Sabit yazmistir....

Ayetler yazıldı ama kimse bu ayet neden indi hangi olay üzerine indi bunu belirmedi.Dönemin şartlarını gerçekleşen olayları ve ayetin iniş sebebini(buna nüzul sebebi de denir) bilmeden o ayeti yorumlamanında yanlış fikirlere yol açacağını düşünüyorum.Ama ne yazıkki ayrı ayrı çalışmalar olmasına rağmen tüm bu belirttiğim çalışmalar bir araya getirilememiş.Aslında belki de dediğim çalışmanın biraz da Kuran eleştirisi olabileceği düşüncesiyle yapılmamıştır.Sadece bir yarumlayış olarak nitelendirdiği tefsir çalışmasının ardından sonra Seyyid Kutup un aldığı tepkiler bile örnek gösterilebilir.Evet gerçekten de objektif bir bakışa ihtiyacımız var.bilmem Kuran ı neden çok az insanın tam manasıyla kavrayabileceğini söyleyip durduğumu anlatabildim mi?

Zaten kitaba baktigimiz da icler acisi, bölük pörcük, bir hikaye bir yerden baslayip, filmin ortasinda kopar gibi kopuyor, ve diger surede benzer bir sekilde tekrari ediliyor hatta bazi konular üc dört defa tekrari ediliyor? ne yazikki bu calismalar hepsi tümden bir araya getirilse bile, sonuc ayni sonuc olacaktir ve bundan da emin olabiliriz, cünkü kur'anin neresinde tutarsaniz tutun elinizde kaliyor, o yüzden de yerde mantar biter gibi mezheplerin cemaatlarin, tarikatlari n keselerini doldurmalarina yaramistir, ve tüm savaslarin nedeni de....

ruhebesi
17-04-2014, 15:13
Bakınız yazdıklarınızla beni nasılda doğruladınız…Bir mealden yaptığınız alıntı ile(ki çok daha iyi alıntılar yapabilirdiniz) anlamaya çalıştınız ve mantıksızlığına hüküm verdiniz…Kusura bakmayın ama gittikçe sizin düşünen araştıran insanlar olup olmadığınızdan şüphelenmeye başladım…
Size Shakespeare den çok hoş bir kesitle cevap veriyorum…
Gel ey gece…
Kirpikleri kavuşturan karanlık…
Bağla gözlerini yumuşak yürekli gündüzün…
Neden kimse çıkıp ta bu adam ne saçmalamış demiyor.Sıradan bir insan da yahut çok iyi bir sanatçıda yazarın burada bir benzetme(teşbihte denilir ve bir edebi sanattır kendileri) yaptığının farkında.Bu konuda daha fazla bir şey söylemek gerekmez sanırım.Birazcık kitap okuyan her insan farkında bunun…Burada birbirinden güzel şiirler paylaşmamada gerek yok sanırım…
Diğer bir konu.Benim düşüncelerimin inaçlarımın birbiriyle çeliştiğini söyleyebilmek için veri olarak benim inanışımı kullanmalısınız.Siz benim söylediklerime karşılık olarak kendi düşüncelerinizi öne sürüyor ve sonrada bakın fikirleriniz çelişkili bakın İslam çelişkili diyorsunuz.Oysa bu nasıl olabilir ki.Biri benim diğeri sizin fikirleriniz.En basitinden Kuran ın yazılışı ile ilgili nereden öğrenildiği belli olmayan şeyler söylemiş daha sonrada bunları eleştirmişsiniz.Kendi tahayyül ettiğiniz İslam hakkında konuşuyorsunuz siz.
Hep suçu nedense Allah a atıyorsunuz.Ama gerçektende hiç düşünmeyen akletmeyen insanda bir suç bulmuyorsunuz.Allah sarı çizmeli Mehmet ağaya bir akıl verdi.Ve zaten onu bu nedenle sorumlu tutuyor.Diğer insanların düşünerek yada düşünmeyerek ne tür sonuçlara vardığını bilmiyorum.Ama madem bir aklımız var onu kullanmakta bize düşer.Hz İbrahim nasıl düşünerek bulduysa sarı çiz. Mehmet ağa da düşünmek ve bulmak zorunda.Peygamberler neden melek değilde insandı acaba?Örnek olmaları için.Hz İbrahim in bizden bir fazlası yoktu.Hatta günümüz koşullarını düşünürsek eksiği bile vardı.İşte sıradan bir insan olarak o nasıl düşünüp bulabiliyorsa bizde düşünüp bulmak zorundayız.
Ve diğer bir nokta Allah ı tanıma anlayışınız.Sizce bir varlığın var olduğunuz görmeden duymadan anlayamaz mıyız? Misal evinize geldiniz ve odanıza girdiniz.Odanızın duvarında bir sırrınızın yazılı olduğunu gördünüz,ne düşünürsünüz?Bunu yapan kişiyi görmesenizde bunu yapan birisinin olduğunu anlarsınız.Ve bunu yapan kişi hakkında düşünmeye başlarsınız.Tıpkı akıl meselesindeki gibi.Evet ben sizin aklınızı somut bir şekilde göremem ama bir takım davranışlarınızı görerek sizin aklınız olduğu fikrine varabilirim.Ve şu renktir şu kadar ağırlıktadır diye bir tanımlama yapamasam da onun hakkında fikir yürütebilirim.İçinizde Mimar Sinan ı gören birileri olduğunu sanmıyorum.duyan koklayan dokunan birileride yoktur heralde.Ama biz onun yaptığı eserlere bakarak özelliklede bilimsel olarak inceleyerek onun hakkında fikir sahbi olabiliyor ona hayran kalabiliyoruz.
Aklınızın bir takım verileri kullanarak Allah a ulaşması onu yarattığı manasına gelmez!

vartor
17-04-2014, 18:27
Siz sadece hayran olabildiginiz seyleri goruyorsunuz bana kalirsa. Iman ask gibidir, gozleri koreltir, beyni muhurler.
Akletmeyen insan, buyuk tabloyu goremeyip, kurana, muhammed'e odaklanandir. Daha once yaratip yok etigimiz tanrilari gormezden gelendir. Herseyi planlatyip yaratabilecek bir iradeyi, adi insan sinifina sokandir. Allahin muhammed'e, kadinlar helal edecegini, evlatliginin karisina goz dikmesini hos karsilayacagini, taze, subyan Ayse'yi 52 yasinda igfal etmesine ve karilarina sirayla giden muhammed'in ayse icin sirayi bozmasinda mahsur olmadigini soyleyebilecegini dusnup kabul edendir.
Daha yuzlerce misal verilebilir imanlilarin tanriyi nasil alcattigini gosteren, ama beyin iman ile muhurlu ise, neye yarar?

mrdragon
17-04-2014, 18:51
Bakınız yazdıklarınızla beni nasılda doğruladınız…Bir mealden yaptığınız alıntı ile(ki çok daha iyi alıntılar yapabilirdiniz) anlamaya çalıştınız ve mantıksızlığına hüküm verdiniz…Kusura bakmayın ama gittikçe sizin düşünen araştıran insanlar olup olmadığınızdan şüphelenmeye başladım…
Size Shakespeare den çok hoş bir kesitle cevap veriyorum…
Gel ey gece…
Kirpikleri kavuşturan karanlık…
Bağla gözlerini yumuşak yürekli gündüzü
Neden kimse çıkıp ta bu adam ne saçmalamış demiyor.Sıradan bir insan da yahut çok iyi bir sanatçıda yazarın burada bir benzetme(teşbihte denilir ve bir edebi sanattır kendileri) yaptığının farkında.Bu konuda daha fazla bir şey söylemek gerekmez sanırım.Birazcık kitap okuyan her insan farkında bunun…Burada birbirinden güzel şiirler paylaşmamada gerek yok sanırım…

Neden mi demiyor? Basit; Shakespeare, iman ettiğiniz tanrıyı çöpe atacak kadar insana seslenmeyi biliyor da ondan. Tanrı bilemiyorsa, çağırın soruyu ona sorun ama ben söyleyim cep telefonu nedir bilmez arasanızda bulamazsınız.

Olsun varsın siz bulmuş gibi söz söylemeye devam edin de tek dili olmayan tanrınız pısırık pısırık otursun.

Zaten bu da büyük bir çelişkidir: Basit insanların sözleri de eylemleri de tanrının ötesinde olunca, orada bence tanrıda kusur arayın.

Bakın bir film, güzelse o filme nice insanlar tepki verir. Değilse belli oranda seveni olur. En güzelin dahi sevmeyeni olur ama siz evrensellikten girdiğiniz anda olaya, orada kimlere nasıl seslenebildiği önem arz eder.

Tanrı bu konuda 5 yaşındaki bir çocuktan daha kötü. Sıknıtıyı tanrı da mı ararsınız yoksa onu sizin zihinlerinize kazıyan düşüncelerin kıtlığında mı bilemem.


Diğer bir konu.Benim düşüncelerimin inaçlarımın birbiriyle çeliştiğini söyleyebilmek için veri olarak benim inanışımı kullanmalısınız.Siz benim söylediklerime karşılık olarak kendi düşüncelerinizi öne sürüyor ve sonrada bakın fikirleriniz çelişkili bakın İslam çelişkili diyorsunuz.Oysa bu nasıl olabilir ki.Biri benim diğeri sizin fikirleriniz.En basitinden Kuran ın yazılışı ile ilgili nereden öğrenildiği belli olmayan şeyler söylemiş daha sonrada bunları eleştirmişsiniz.Kendi tahayyül ettiğiniz İslam hakkında konuşuyorsunuz siz.

Hangi islam? Sizin inancınızı mı ele alalım, yoksa tanrısal kabul ettiğiniz sözleri içeren kaynağı mı?

Sizin düşünce şekliniz tatmin edici gelmiyor, tanrının ki de gelmiyor.

Ben oturup çoğu zaman 15 yaşındaki bir çocuğu hem aktarım dilinden hem ince zekasından dolayı dinleyebiliyorken,(benim karşımda duran sözleri aktarsa da) iman ettiğiniz tanrının ve ona imanlı olanların cidden bana göre akıl dışı oldukça düşük seviyede işleyen sözlerini görünce üzülüyorum.

Kuran'ın nasıl yazıldığını bilemiyoruz. Üzerinde bilimsel analiz yapılmasına dahi müsade etmeyecek kadar korkuyorlar gerçeklerden...

Kaldı ki, ayetlerin sırasını bildiğini iddia eden müslüman evladı yok. Yoksa siz biliyor musunuz? size 200 yıl sonra uydurulan bir hadis, bu ayetlerin sırasını cebrail amcanın belirlediğini söylemiş ve siz de bu masala inanmayı tercih ediyorsunuz. Oysa evrensel olduğunu iddia ettiğiniz anda, bu fikir doğrudan çöker, 23 yıla yayılması ise baştan biter.

Hep suçu nedense Allah a atıyorsunuz.Ama gerçektende hiç düşünmeyen akletmeyen insanda bir suç bulmuyorsunuz.Allah sarı çizmeli Mehmet ağaya bir akıl verdi.Ve zaten onu bu nedenle sorumlu tutuyor.Diğer insanların düşünerek yada düşünmeyerek ne tür sonuçlara vardığını bilmiyorum.Ama madem bir aklımız var onu kullanmakta bize düşer.Hz İbrahim nasıl düşünerek bulduysa sarı çiz. Mehmet ağa da düşünmek ve bulmak zorunda.

Olmayan birine neden suç atalım ki, onu kafalarında üretecek kadar beyinsel aktivitelerini bloklayanlara gönderme yapabiliriz sadece.

Bakın, ortada bir kitap var. Kitabın aktarmak istediği hayali bir putumuz var. Biliyoruz ki; bu hayali put sadece kitaba göre insanların dilinden döküldü. Ötesine geçemedi. Geçmeside zaten mümkün değil. Geçebilse hayali olmaktan ötede olurdu.

Birine akıl verdi diyelim: Güzel de bende o aklımın hiçbir kıvrımında o düşük levelde üretilen tanrıyı gerçek kılamıyorsam, akıl veren tanrının bu konuda ne derece yeteneksiz olduğu açığa çıkıyor.

Kaldı ki; her insanın zekası aynı şekilde işlemiyor. Akıl dediğiniz kavram özneldir. Farklılık gösterir. En kıt zekaların sorumlu tutulmadığı bir dinde, çok zeki ile yeterli zeka da olan insanlar arasındaki farkı yaratana sormanız gerekir. (Bulursanız benden sevgilerde iletin ama siz bulacaksınız ne de olsa hayallerinizde yaşıyor. Küçük bir çocuğa kurabiye canavarını sorun arada bence fark yok.)

Ha bir de, akıllarda bulunacak tanrı hangi tanrıdır? İnsanlar akıllarında farklı tanrılar bulup defalarca uydurmadılar mı?

Kurandan habersiz olanlara ne olacak? Deve üstünde cihadcıların kılıçlarının tadına varmaları mı gerekecek?

Onlar tanrının yeteneksizliğinin ürünü boşver gitsin değil mi ağam?

İbrahim bir kitapta yer alan hikayenin kahramanıdır. Aklı ile mesela şu soruyu sorar.

Rabbim güneşi doğudan getirmekte, öyleyse haydi sen de onu batıdan getir.

Bende ibrahim'e ve tüm müminlere sorarım. Benim rabbim de güneşi doğudan getiriyor batıdan batırıyor. Öyleyse söyle o hayali tanrına güneşi batıdan getirsin.

Bak işte benim hayalimden üfürdüğüm tanrının da, senin iman ettiğin tanrının da, bugüne kadar uydurulan tüm tanrılarında imkansızı bu işte.

İster dile, ister takla at, ister hatim indir, ister tüm insanlığı öldür. İstersen melek gibi adam ol, istersen şeytan ol dünyayı kana bula, işte o güneş doğudan doğmaya devam edecek ve ne yaparsan yap bırak güneşi, bir çakıl taşını bile kıpırdatamayacaksın.

Yapabileceğin tek şey, kandırılmış zihninde dil tanrısına ibadet edip hayal dünyasında tanrın ile yaşamaya devam etmek olacak..



Peygamberler neden melek değilde insandı acaba?Örnek olmaları için.Hz İbrahim in bizden bir fazlası yoktu.Hatta günümüz koşullarını düşünürsek eksiği bile vardı.İşte sıradan bir insan olarak o nasıl düşünüp bulabiliyorsa bizde düşünüp bulmak zorundayız.

Öyleyse kuran'a gerek yok değil mi ama?

Kitapçı ve dilbaz tanrıya sevgiler. Kuranı çöpe atalım biz ibrahimden ötede bir zamanda yaşıyoruz, daha bilgiliyiz, evreni daha iyi tanıyoruz. Düşünürüz de tanrıyı buluruz da, saklambaç oynamayı seviyor ama olsun. Tabi emin olun bulduğumuz tanrı ile kuranın akıl dışı tanrısı zerre örtüşmeyecek. Günümüzde biri din yazmak istese, eski hikaye kitaplarının çok ötesinde tasarlar çünkü bilgi seviyesi de düşünce sistematiği de o günlerin çok ötesinde...


[/QUOTE]
Ve diğer bir nokta Allah ı tanıma anlayışınız.Sizce bir varlığın var olduğunuz görmeden duymadan anlayamaz mıyız? Misal evinize geldiniz ve odanıza girdiniz.Odanızın duvarında bir sırrınızın yazılı olduğunu gördünüz,ne düşünürsünüz?Bunu yapan kişiyi görmesenizde bunu yapan birisinin olduğunu anlarsınız.Ve bunu yapan kişi hakkında düşünmeye başlarsınız.Tıpkı akıl meselesindeki gibi.Evet ben sizin aklınızı somut bir şekilde göremem ama bir takım davranışlarınızı görerek sizin aklınız olduğu fikrine varabilirim.Ve şu renktir şu kadar ağırlıktadır diye bir tanımlama yapamasam da onun hakkında fikir yürütebilirim.İçinizde Mimar Sinan ı gören birileri olduğunu sanmıyorum.duyan koklayan dokunan birileride yoktur heralde.Ama biz onun yaptığı eserlere bakarak özelliklede bilimsel olarak inceleyerek onun hakkında fikir sahbi olabiliyor ona hayran kalabiliyoruz.
Aklınızın bir takım verileri kullanarak Allah a ulaşması onu yarattığı manasına gelmez![/QUOTE]

Bakın akılsal işlemler ile bir tanrıya ulaşmayı deneyebilirsiniz. Bir değil aynı anda var olan daha fazla tanrı da bulabilirsiniz. Bunun için bir engel yok.

Asıl engel olan; o tanrıyı tanımlamayı deneyen, ilkel zamanlarda üretilmiş dillere gebe olan hiçliklerin krallarıdır. O tanrılar o kadar temel hatalar ile üretilmişlerdir ki, insan diline muhtaç olup kan ile yayılmaya da muhtaç kalmışlardır.

Sizin Allah diye tanımladığınız ezber tanrınız da budur zaten. Arapların içinde hayat bulmuştur, bir kavime yönelik üretilmiştir. Evrensel hiçbir dayanağı yoktur. Görüş açısı kıttır. Evren bilgisi çok zayıftır, tehditkardır, paranoyak tavırlar sergileyebilir. Zalimlikte son noktaya ulaşabilir ve basit düşünen bir insandan bile daha ilkel yöntemler ile hayat bulmak zorunda bırakıldığı için sadece halleriniz ölçeğinde onu dilediğiniz şekile sokabilirsiniz gıkı bile çıkmaz.

Bu neden ile mesela evrenin işleyişine bakıp tanrı üretenler, sonra da kutsal diye farz ettiğiniz kitaplara baktığında, farklı tanrı kavramlarını açığa çıkartıyorlar.

Açığa çıkarttıkları tanrı kavramı ise, gerçekten dilediği gibi yaratmayı başarabilen ve insan diline gebe kalmayan modda işliyor. O yüden çekinmeden rahatlıkla dinlere çocukça!! masal gözü ile bakabiliyorlar. (En ünlüsü Einstein'dir )

İnsan zekasına hakaret seviyesinde işleyen dinlere iman etmeniz, şahsen bana zihni yeterince körleştirilmiş bir köleyi çağrıştırır. Bakın düşünemiyor zeki değil demiyorum. Zihni tam da amaca yönelik yeterince köleleştirilmiş piyon olmayı tercih eden insan prototipi çiziyorum. Korkularınız da hayalleriniz de gerçeklikten iyice uzaklaşıp, esaretin altında iyice ezilmiş ve benliğini yitirmiş.

ruhebesi
20-04-2014, 20:09
Evet bazen bir film güzelse nice insanlar tepki verir(ki veriyor zaten) .Ama çok güzel olup ta nice insanların tepki vermediği nice film vardır.Herkes anlayamayabilir onun güzelliğini ve sizin anlayamamanız onu değersiz kılmaz.Film gayet anlaşılırdır üstelik fakat her nedense bazıları bir türlü göremez anlayamaz kavrayamazlar.Belki de küçük akıllarıyla her şeyi anlayabileceklerini sandıkları için…Akıl topal bir eşeğe benzer o sizi ancak bir yere kadar götürür sonrası gönül işidir…Hissetmediğiniz bir duyguyu size anlatamam…Namaz kıldıktan sonraki ruh halimi de anlatamam size…Çok iyi biliyorum ki benim yaratıcım güneşi batıdan da getirse siz yinede inanmayacaksınız.İnanmamak için kendinize nedenler bulmaya devam edeceksiniz.Gerçi güneşi batıdan getirmeye filanda gerek yok evrenin kendisi bir mucize ama siz yinede göremiyorsunuz.Sanki gözlerinize gönüllerinize bir perde inmişte görmenizi ve kavramanızı engelliyor gibi…siz topal eşeğin götürebileceği yere gelmişsiniz ama kalbinizle bakmadıkça gerçeği göremeyeceksiniz…bilemiyorum gidin bir süre doğayla iç içe yaşayın yada biraz Abdussamet ten Kuran tilaveti filan dinleyin…çok düşük bir ihtimal ama yinede deneyin belki işe yarar…Ne yapıp yapamayacağınız size kalmış…Ve ne yazık ki beni de ilgilendirmiyor.Ya sarsılıp kendinize gelir ya da bataklığınızda debelenip durursunuz…
Belki de size şu evrenin var oluşunu nasıl açıklayacağınızı sormalıyım ama sizi de bilimsel tek bir dayanağı ve mantıki hiçbir temeli olmayan, bir adamın yanlışlıkla uydurduğu(bakın zihinde yaratılana tapma tamda böyle olur işte.Adamın biri bir teori öne sürdü ve binlercesi de sorgulamadan tapındılar.Üstelik bilimsel hiçbir dayanağı olmadığı gibi ahlaksal olarakta hiçbir üstünlük emaresi göstermeyen bir teori) bir teoriyi açıklamanızı isteyerek zor durumda bırakmak istemem.
Bu arada yaratıcımın güneşi batıdan getirip getiremeyeceğini soranlar için söylüyorum.Merak etmeyin bir gün o da olacak, pişman olmak için çok geç olacak bir gün…

vartor
20-04-2014, 20:32
Dunyada yasamin milyarlarca yil suren bir evrimlesme sonucu var oldugu mantiksiz, ama hayali bir yaraticinin "ol dedi, oldu" deyip, butun kainati ve icindekileri 6-7 gunde hop deyip yaratmis olmasi mantikli oyle mi?
Iman sizlerde hic mantik kirintisi birakmadigi alenen sabitken, kalkip, dusunup muhakeme edebilen din karsiti kisileri mantiksizlikla itham edebilmek icim cahil cesareti gerekir; acikca goruluyor ki, o da sende bolca var.

istatistik
20-04-2014, 23:36
İnanırların savunmaları laf kalabalığından başka bir şey değil. ühendisi olmayan kalem olmaz, film güzel ama sen anlamıyorsun gibi bir sürü saçma argüman.

Ortada bilimsel gerçekler ve yapılmış deneylerle sabit kanıtlar varken çıkıp da bunları milyonların hayali arkadaşına bağlamak ne ölçüde mantıklıdır?

Bahsettikleri;
-Bu böyledir ve bunu tanrı yapmıştır!
-Tamam da nasıl yapmıştır?
-Orası bizi aşar!
-Yok ya aşmaz bunun bilimsel açıklaması var.
-Tamam işte o bilimi de tanrı yaptı.
-Eee az önce bilmiyordun. Şimdi nasıl bunun bilim olduğunu anladın.

İkiyüzlülükten başka bir şey değil. En küçük bir çabada bulunmadan elde edilen bilimsel gerçekleri bilen kendine yontma alışkanlığı.

mrdragon
21-04-2014, 00:09
Evet bazen bir film güzelse nice insanlar tepki verir(ki veriyor zaten) .Ama çok güzel olup ta nice insanların tepki vermediği nice film vardır.Herkes anlayamayabilir onun güzelliğini ve sizin anlayamamanız onu değersiz kılmaz.Film gayet anlaşılırdır üstelik fakat her nedense bazıları bir türlü göremez anlayamaz kavrayamazlar.

Senaristin amacı önemlidir burada. Şayet tüm insalığa seslenebilmeyi deniyorsa, ve bunu başaramıyorsa seslenmek istediği insanlığı tanımayamadığı kesindir.

Basit modda yaratıcı tasarlarsanız aynı kapıya çıkarsınız. Tüm insanlığa seslenmek isteyen yaratıcı, bir türlü bunu başaramıyorsa sorun ondan kaynaklanıyordur.

Neden mi onda? Ben kıt zekalı mrdragon, o kıt zekam ile, düşünen pc ya da robot tasarlarsam; onu olabildiğine geliştirir ve ne söylediğimi anlayacak seviyede tasarlarım. Ya da tasarladığım basitlikte onun anlayacagı dilden konuşurum.

Tanrı başaramıyorsa; ve söylemleri yüzünden nice savaşlar çıkıp kanlar dökülüyorsa, sizin mantığınıza göre tanrı paranoyaktır.(bence ilkokul mezunu)

5 yaşındaki hamdi abinin oğlu, tüm misafirlerin önünde çişim var dediğinde onu herkes anlayabiliyor da, derdini insanlığa anlatmak için asırlar boyunca farklı diller de dil döken gariban tanrı konuştuğunda; biri çişe götürürken, 20 tanesi çocuğun pipisini kesiyor.

Evet; aşık adam duygularına kapıldığında sevdiği kızın, öküzgillerden olduğunu anlayamaz. Duygusal yaklaşım, inançta böyle işler.

Yani bu nedenle de, kuran dil tanrısı, böyle bir savunmaya muhtaç kalır: Gözlere perde indirir, dilediği kadar Muhammed'in dilinden(başka yerde hayat bulamadığı içindir ki) dökülse de, kimilerinin imana gelmeyeceğini dillendirir.

Satacağı ilaç ile saç çıkartacağını iddia eden dolandırıcı adam; o ilacı denetmek yerine sadece dilinden binlerce kelime döker ve tanrı ile aynı yolu izler ne acı değil mi?



Belki de küçük akıllarıyla her şeyi anlayabileceklerini sandıkları için…Akıl topal bir eşeğe benzer o sizi ancak bir yere kadar götürür sonrası gönül işidir…Hissetmediğiniz bir duyguyu size anlatamam…Namaz kıldıktan sonraki ruh halimi de anlatamam size…


Gönül işi için yukarıda söylemiştik, adam eşeğe aşık olsa onu prenseste sanır o gönül ile, sonuç itibari ile mantıksal bir yaklaşım değildir. Aynı davranışı sergileyen 2 şahıstan gönül koyduğunuza gülerken, diğerini yerden yere vurabiliyorsunuz bu mantık ile.

Namaz kıldıktan sonraki ruh halinizi anlatmanıza gerek yok. Duygusal yaklaşımlar ve inanca bağlılık böyledir.

Mesela; Hamdi abi her sabah uyandığında, 2 kere duş aldığı anda, tüm günahlarından arındığına ve o günün mükemmel geçeceğine inanır.

Bu durumda duş aldığı andan itibaren neşhesi ultra yerindedir ama sular kesik olduğu için duş alamazsa, o gün ona zindan olur. (ibretlik hikaye modu)

Her türlü inanışa sahip insanlar, kendi ritüellerini haybeye gerçekleştirmiyorlar.

İneğin kutsadığı çocuk dahi sizinle aynı duyguları paylaşıyor. Tabi sizde bunu düşünecek akıl var ama onu kullanacak özgürlük yok, duygularınızı esir alanlar sizi bu esaret altında bebekken zincirlemişler.

Düşünceleriniz tutsak haberiniz bile yok, o yüzden; suya tapan, ota tapan, puta tapan, muza tapanlar ile aranızda fark kalmıyor. Aynı mutluluğu esaretinizde paylaşıyorsunuz.



Çok iyi biliyorum ki benim yaratıcım güneşi batıdan da getirse siz yinede inanmayacaksınız.İnanmamak için kendinize nedenler bulmaya devam edeceksiniz.

Ben daha önceki konuşmalarımda da söylemiştim. Biri benim önümde, hele o dönemde, koca denizi cart diye ortadan ikiye ayırsa, saniyede secdeye varırdım. Yeter ki; masal anlatıp durmasın.

Sonuç itibari ile necati amca 55 yaşında bir tatlı amca ve durmadan dilerse uçacağını iddia etmekte, ama onun uçtuğunu gören olmadı.

Uçmasını dilediğinizde ise durmadan bahane üretti durdu. (bu senaryo kurandan alıntıdır. Mucize isteyenlere nanik diyen komik tanrı modeli.)

Kısacası çok iyi bildiğinizi iddia ettiğiniz şey, sizin düşünce adına ne denli sıkıntılar yaşadığınızın delili oluyor azizim.

Güneşi doğu yerine, batıdan getirip, tüm doğal düzeni allak bullak etmesine gerek yok. Zaten güneş öyle basit tasarlanmış süs eşyası değil.

Benim bir öğrencim var; avukat olacağını iddia ediyor ama çocukta hiç ışık yok, zeka da yok, çalışma ve azim de yok neden inanayım değil mi?

İşte islamın tanrısı da böyle, ama bir çocuk var, hem zeki, hem çalışkan hem girdiği deneme sınavlarında çok üst dereceler yapıyor işte ona inanmam daha mantıklı oluyor. Kaldı ki, yine de bu inanç onun avukat olacağını garanti etmez ama söylediği gibi avukat oluyorsa işte orada onu alkışlamak bize düşer.

Oysa hayallerde yaşattığınız her putun sadece sözlerde kimliği vardır. Gerçekleştirebildikleri hiçbir eylemleri yoktur. O yüzden kıytırık hikayeler ile zihin bulandıran atmasyon modda işleyecek tanrılara karnımız tok azizim.

Asıl acı olan; biri gerçekten güneşi doğudan değil, batıdan doğurtsa, ve bugüne kadar anlatılan tüm dinler masaldı dese, siz yine de ona inanmazsınız ve deccal gözü ile bakarsınız. (Andersondan masallar diyarında kaybolan gençlik modu; Dünyanın yuvarlak olduğu gözlerine sokulduğunda eski müslümanların verdiği tepkiler misali..)

Gerçi güneşi batıdan getirmeye filanda gerek yok evrenin kendisi bir mucize ama siz yinede göremiyorsunuz.Sanki gözlerinize gönüllerinize bir perde inmişte görmenizi ve kavramanızı engelliyor gibi…siz topal eşeğin götürebileceği yere gelmişsiniz ama kalbinizle bakmadıkça gerçeği göremeyeceksiniz…

Yahu, doğanın kendisi mucize ise, bu mucize neden Muhammed'in dil tanrısına adansın ki; bunu bile düşünmekten aciz misiniz?

Ne dedik; nice bilim adamı doğaya evrene bakıp bir tanrının varlığı konusunda fikir üretti ama arkasından eklediler, dinler masaldır diye.

Yani evrene bakarak göreceğiniz tanrı ile, dinlerin anlattığı uyduruk tanrılar örtüşmüyor.

Kalp ile değil, akıl ile kendini bilerek bakmak doğruyu aramanın yoludur.

O yüzden kalp ile bakanlar; develer üzerinde hacca gitme hayali kurarken, akıl ile bakanlar; uçağı keşfediyorlar.


bilemiyorum gidin bir süre doğayla iç içe yaşayın yada biraz Abdussamet ten Kuran tilaveti filan dinleyin…çok düşük bir ihtimal ama yinede deneyin belki işe yarar…Ne yapıp yapamayacağınız size kalmış…Ve ne yazık ki beni de ilgilendirmiyor.Ya sarsılıp kendinize gelir ya da bataklığınızda debelenip durursunuz…

Acaba sizin dilinizden dökülmeye muhtaç hayali elinizde oyuncak olmuş ne söylerseniz ona göre şekillenen tanrınız bizi ilgilendiriyor mu?

Yani bakın, şimdi siz benim tanrım var ya, iki saniyede kuzuyu midesine indirir, kırmızı patik giyer deseniz, tanrının gıkı çıkacak mı? Kaldı ki az sonra tam da bu söylediğim gibi bir tanrı tasarlayan biri gelip yine dilinden saatlerce o tanrısını buraya aktarabilir.

Hanginizi ele alırsak alalım, sessizliğin içinde yokları oynayan iman ettiğiniz tanrılarınız olur. Tıpkı putlar gibi....

Efendim ben bir kitapta okumuştum. Tanrı insanı yaratmıştı. Eeeee, bak sen. Evreni bilmeyen, arapların içinde yitip giden, zamana gebe yayılan, dilden ötede duramayan hayali tanrınız ile mutluysanız, Necati abi de cebinde kelebek kanadı taşıdığında güçlü olduğunu hissedecek batıl inancı ile mutlu. İyi de bu sapkın inançlarınızdan bize ne değil mi ama.



Belki de size şu evrenin var oluşunu nasıl açıklayacağınızı sormalıyım ama sizi de bilimsel tek bir dayanağı ve mantıki hiçbir temeli olmayan, bir adamın yanlışlıkla uydurduğu(bakın zihinde yaratılana tapma tamda böyle olur işte.Adamın biri bir teori öne sürdü ve binlercesi de sorgulamadan tapındılar.Üstelik bilimsel hiçbir dayanağı olmadığı gibi ahlaksal olarakta hiçbir üstünlük emaresi göstermeyen bir teori) bir teoriyi açıklamanızı isteyerek zor durumda bırakmak istemem.


O kıytırık teoriler ile hastalıklar ile mücadele ediyor ve şu anda yazdığınız pc'yi kullanıyorsunuz. Genetik üzerinde ilerlemek, klonlamayı keşfetmek, melezleştirme tekniklerinden tutun, koşullara daha dayanıklı canlı türleri üzerinde kafa patlatmanın yolunu açan teorilerden biri de evrimdir.

Düşünceler diyarında bu gibi teorilerin, nice gelişime neden olduğunun farkına varamamanız sadece sizin eğitim düzeyiniz ve kitlenen düşüncelerinize delil olmakta.

Haydi çıkın er meydane ve bırakın gavurun akıl ile ürettiği tanrının hayal edemediği teknolojiyi kullanmayı da, sabah akşam secdeye varın da tek kelimeyi dualar ile yazın saygı ile önünüzde eğilelim. Sonra neden mrdragon ti'ye alıyor derler...

Yok ama, ben ille de bir tanrıya iman edeceğim diyorsanız bende diyorum ki;

Evet bu evreni tanrı yarattı, ama tam da istediği gibi yarattı ve sizin kıytırık secdenize sevgi gösterinize muhtaç değil. Oturup bir bedevinin dilinden dökülecek kadar da düşmedi. Dilediğini dilediği anda yapabilecek moddaysa da, zaten isterse insanlığın yazılımını da değiştirirdi. Kitap yazarı da değil bu sevgili tanrı. Bakın sizin akla zarar eylemlerinize de benim bu sözlerime de aldıran bir tanrı yok.

Sadece zamanında yazılmış masala kanacak kadar akıllarını inkar edenlerin hezeyanları var. Hem kafalarında bu kadar güçlü bir tanrı tasarlarlar hem de, o tanrıyı, kendi ellerine muhtaç kılar sinirden kudururlar. Kendileri ile çelişiyorlar farkına bile varamıyorlar. Seviyorum meleketimin müslüman profilini.


Bu arada yaratıcımın güneşi batıdan getirip getiremeyeceğini soranlar için söylüyorum.Merak etmeyin bir gün o da olacak, pişman olmak için çok geç olacak bir gün…

Hmm, kitabını da bilmezmiş arkadaşımız. Efendim güneşin batıdan doğacağı hikayesi hadisseldir. Büyük kıyamet alameti diye yutturulandır.

Oysa kurana göre kıyametin alameti olmaz. O hiç beklemediğiniz bir anda da kopabilir ve ne zaman kopacağı bilgisi inancınıza göre Allah katındadır. O size ansızın gelebilir. Belki çok yakında olabilir v.s. (bu yazdıklarımı iman ettiğiniz kitapta arayın bari inancınız bir düşünce temeline dayansın o zaman ciddiye alınma şansınız artar.) Buna karşın kıyametin koptuğu andaki olaylar kitabınızda var.

Ne okuduğunuzu anlayın masal içinde başka masallarda yaşamayın.

Kitabınıza göre kabir azabının olması da mümkün değil mesela, herneyse, bir müslümanın bu kadar düşünceden uzak yazılar yazması yıllarca karşılaştığımız bir durum olunca, tek dileğimiz biraz çakralarının açılabilmesi oluyor.

Belki de hiç anlamıyorlar ama, islamın insanların düşünce sistematiği üzerindeki bu kitleyici etkisi zaten inanca karşı duyulan en büyük engeldir. Bunu durmadan kanıtlamanıza gerek yok.

Mesela, Necla ablanın küçük kızı Cavide diyor ki, bana çikolata almazsan anne, kurabiye canavarı seni yiyecek, şimdi sen onu hiç görmedin ama bir çıkarsa iş işten geçecek pişman olman işe yaramayacaaakk seni ham diye yiyecekkkk.. (ironi diyelim, yazdığınız ile bu hikaye arasında benim için en ufak fark yok ama siz kurabiye canavarına inananlardansanız yapacak birşey yok Cavide en azından yaşından dolayı sevimli oluyor.)