güneşinzaptıyakın
10-04-2010, 02:00
- Birader şimdi sen neredeydin o dönemde?
- Nerede olacak hücredeydim elbette.
- Yani bizler tüm bu eylemleri yaparken sen tek başına ölümümü bekliyordun?
- Aslında ben ölümü ilk başta düşündüm bir tek, sonrasında hep dışarı çıkacağımı ve yaşama tutunacağımı düşündüm, mücadeleye kaldığım yerden devam edecektim elbette! hiçbir zaman ölmeyi ne kendime ne arkadaşlarıma nede davaya yakıştırdım aslında.
- Yani bizler tüm o marşları ve şarkıları aslında sizlere söylemişiz o zaman değilmi?
Bu tespit var olan gerginliği ortadan kaldırmış ve iki arkadaşın içten kahkahaları ile pekişmişti bir yerde, o sırada Veli dar ve iki kişinin zor sığdığı kulübeye girdi ve kapı kenarına, daha doğrusu kulübe dışına konulan bir tabureye oturarak sohbete katıldı.
- Muhabbetiniz bol olsun yoldaşlarım! Dedi
- Vay ihtiyar sen hala varmısın yahu?
Dedi gülümseyen bıyıkları altından memet…
- Seni bile bu davada eler geçerim ben aslında ama yengeniz kızıyor artık, bırak gençler yapsın diyor artık bir şeyleri. yoksa sizlere ancak getir götür işleri düşerdi yoksa…
Kahkahalar ard arda koptu birden ve ortam dahada sıcak bir sohbete dönüştü.
- Veli bizde tam ölümü konuşuyorduk sen geldin…
Dedi Kazım, Veli gülümsedi ve…
- Gördünüz beni işte dediniz değilmi?
Kahkahaların ardından Kazım;
- Yok yahu ihtiyar,
- Bizde tam benim hücrede idamı beklememi konuşuyorduk ki sen geldin,
- Duydum kahkahalarınızı,
- Nasıl bir ölüm beklemesidir ki bu kardeşlerim Hızır ile İlyası hatırlattı…
- Bak şimdi ihtiyar anlatmazsan seni şikayet ederim yengeme artık…
Bir kahkaha koptu gruptan…
- Ülen kereta buldun korkunun kaynağını dayan artık salvoya değilmi?
- Olurmu ihtiyar?
- Sen anlatsana Hızır ile İlyasın hikayesini be ihtiyar…
- Neyini anlatayım be canlarım, bildiğiniz şeyler değilmi bunlar?
- Hızır’da İlyas’da benimle aynı davada yargılandı bilirsiniz?
- Gerçi onlar benden küçüktü ama birlikteydik neticede…
- Nasılda yaşama tutunmuşlardı bir görseniz…
- İkiside daha yaşamdan bir tek şey tatmamışlardı aslında…
- Umudumuz hep kurtulacağımız üzerineydi…
- Birde vaki olursa son olan an, bir devrimciye yakışan şekilde ölmekti aslında…
- Son akşam Hızır’la sohbet etmiştik…
- Bak Veli…
- Bir çıkalım var ya, ilk işim Tunalı Hilmide piyasa yapmak olacak, inadına tüm lümpenlere…
- Nasılda gülmüştük, bilmiyorduk sabahına olacakları…
Veli birden mahsunlaştı…
- Bak ihtiyar sen yaz bunları yaz, basmak ve kitap yapmak benden olsun,
Dedi Kazım ve devam etti…
- Bak Memet’te tüm angaryayı yapar değilmi şişştt…
- Elbet sevgili Veli ne gerekiyorsa…
- Bir arkadaşım var ressam kitap kapağını ona çizdiririz belki, ama önemli olan bir hücrede ölümü bekleyen ve umursamayan iki gencin, yani iki devrimcinin, yani iki İnsan’ın hikayesini bu lümpen gençliğe anlatmak değilmi?
- Doğru dersin be yoldaşım…
- Her şeyden önce iki İnsan’ın yiğitliğini anlatmaktır bu, iki yiğit gencin ölüme yürümesidir, gerisi lafı güzaftır aslında sevgili yoldaşlarım…
Bu sohbetten 7 ay sonra ‘’Hıdır ile İlyas’’ adlı kitap tüm raflardaydı…
- Nerede olacak hücredeydim elbette.
- Yani bizler tüm bu eylemleri yaparken sen tek başına ölümümü bekliyordun?
- Aslında ben ölümü ilk başta düşündüm bir tek, sonrasında hep dışarı çıkacağımı ve yaşama tutunacağımı düşündüm, mücadeleye kaldığım yerden devam edecektim elbette! hiçbir zaman ölmeyi ne kendime ne arkadaşlarıma nede davaya yakıştırdım aslında.
- Yani bizler tüm o marşları ve şarkıları aslında sizlere söylemişiz o zaman değilmi?
Bu tespit var olan gerginliği ortadan kaldırmış ve iki arkadaşın içten kahkahaları ile pekişmişti bir yerde, o sırada Veli dar ve iki kişinin zor sığdığı kulübeye girdi ve kapı kenarına, daha doğrusu kulübe dışına konulan bir tabureye oturarak sohbete katıldı.
- Muhabbetiniz bol olsun yoldaşlarım! Dedi
- Vay ihtiyar sen hala varmısın yahu?
Dedi gülümseyen bıyıkları altından memet…
- Seni bile bu davada eler geçerim ben aslında ama yengeniz kızıyor artık, bırak gençler yapsın diyor artık bir şeyleri. yoksa sizlere ancak getir götür işleri düşerdi yoksa…
Kahkahalar ard arda koptu birden ve ortam dahada sıcak bir sohbete dönüştü.
- Veli bizde tam ölümü konuşuyorduk sen geldin…
Dedi Kazım, Veli gülümsedi ve…
- Gördünüz beni işte dediniz değilmi?
Kahkahaların ardından Kazım;
- Yok yahu ihtiyar,
- Bizde tam benim hücrede idamı beklememi konuşuyorduk ki sen geldin,
- Duydum kahkahalarınızı,
- Nasıl bir ölüm beklemesidir ki bu kardeşlerim Hızır ile İlyası hatırlattı…
- Bak şimdi ihtiyar anlatmazsan seni şikayet ederim yengeme artık…
Bir kahkaha koptu gruptan…
- Ülen kereta buldun korkunun kaynağını dayan artık salvoya değilmi?
- Olurmu ihtiyar?
- Sen anlatsana Hızır ile İlyasın hikayesini be ihtiyar…
- Neyini anlatayım be canlarım, bildiğiniz şeyler değilmi bunlar?
- Hızır’da İlyas’da benimle aynı davada yargılandı bilirsiniz?
- Gerçi onlar benden küçüktü ama birlikteydik neticede…
- Nasılda yaşama tutunmuşlardı bir görseniz…
- İkiside daha yaşamdan bir tek şey tatmamışlardı aslında…
- Umudumuz hep kurtulacağımız üzerineydi…
- Birde vaki olursa son olan an, bir devrimciye yakışan şekilde ölmekti aslında…
- Son akşam Hızır’la sohbet etmiştik…
- Bak Veli…
- Bir çıkalım var ya, ilk işim Tunalı Hilmide piyasa yapmak olacak, inadına tüm lümpenlere…
- Nasılda gülmüştük, bilmiyorduk sabahına olacakları…
Veli birden mahsunlaştı…
- Bak ihtiyar sen yaz bunları yaz, basmak ve kitap yapmak benden olsun,
Dedi Kazım ve devam etti…
- Bak Memet’te tüm angaryayı yapar değilmi şişştt…
- Elbet sevgili Veli ne gerekiyorsa…
- Bir arkadaşım var ressam kitap kapağını ona çizdiririz belki, ama önemli olan bir hücrede ölümü bekleyen ve umursamayan iki gencin, yani iki devrimcinin, yani iki İnsan’ın hikayesini bu lümpen gençliğe anlatmak değilmi?
- Doğru dersin be yoldaşım…
- Her şeyden önce iki İnsan’ın yiğitliğini anlatmaktır bu, iki yiğit gencin ölüme yürümesidir, gerisi lafı güzaftır aslında sevgili yoldaşlarım…
Bu sohbetten 7 ay sonra ‘’Hıdır ile İlyas’’ adlı kitap tüm raflardaydı…