Khan
19-04-2010, 16:02
Merhabalar arkadaşlar;
Zengin bir ailenin çocuğuydum. Babam tam bir ateistdi. Annem deistdi. Ben ise şeriatçı bakıcım tarafından sürekli din ile dolduruşa geliyordum. Ancak şeriatçı bakıcım bana ne Arapça Kur'an okutturabildi, ne de başka bir halt. Ben sadece inanç sahibi biriydim.
Daima solcu olarak yetiştirildim. Allah'a şüphesiz inanıyordum ama ne oruç tutardım, ne abdest alırdım ne de namaz kılardım. Sadece inanır ve iyilik yapardım. Biraz büyüdüğümde kendime bir an olsun sordum. Babam ateist olmasına rağmen bana herhangi bir zorlamada bulunmaz, borçlarını ödemeye çalışırdı. Bir gün ona sordum ''Ya varsa?'' o da bana cevap vermeyip, ''sadece düşün'' dedi.
O günden itibaren kendime hep soru sordum, hep düşündüm. Kendime sorduğum ilk soru. ''Kanıt nerede?'' olmuştu. Daha sonra yıldızlara baktım. Evrenin ne kadar büyük olduğunu, bizimde ne kadar küçük olduğumuzu hissetim. Bu gün geçtikçe beni rahatsız ediyordu. ''Bir tanrı var, bu tanrı kocaman bir evren yaratmış. Ve bizim iyi olup olmamamızı kafasına dert ediyor.'' diye düşünmeye başladım. Daha sonraları küçük yerlerden ayrıntılar kopardım. Kur'an 'ı okudum. Görüyordum ki, Cin gibi melek gibi saçma sapan yaratıklardan bahsediyordu. Gözümle görmediğim şeye neden inanmalıydım ki? Dünyada o kadar özene bözene (!) yaratılan canlı varken neden Cin gibi melek gibi gözükmeyen canlılardan bahsediyordu bu kudretli yaratıcı.
Daha sonra internetten bütün ayrıntıları araştırdım. Turan Dursun'un ''Din Bu'' kitaplarını aldım. Ve dünya başıma yıkıldı. Neden yıkıldı? Yıkılmasının sebebi yaratıcı olmaması değil, melek olmaması değildi. Beni yıkan şey; ahiret hayatının tamamen yalan olduğuna ikna olmaktı. Sadece yaşayıp ölecektik. Bu beni çok üzdü.
Şimdi ise hala eğitim gördüğüm yerde milletle tartışıyor, insanların dinden kurtulmasını istiyorum. Lakin, bu din hastalığının uzun yıllar yüreyeceğine eminim.
''Kandırılmak güzeldi, gerçeklerle buluştum.''
Zengin bir ailenin çocuğuydum. Babam tam bir ateistdi. Annem deistdi. Ben ise şeriatçı bakıcım tarafından sürekli din ile dolduruşa geliyordum. Ancak şeriatçı bakıcım bana ne Arapça Kur'an okutturabildi, ne de başka bir halt. Ben sadece inanç sahibi biriydim.
Daima solcu olarak yetiştirildim. Allah'a şüphesiz inanıyordum ama ne oruç tutardım, ne abdest alırdım ne de namaz kılardım. Sadece inanır ve iyilik yapardım. Biraz büyüdüğümde kendime bir an olsun sordum. Babam ateist olmasına rağmen bana herhangi bir zorlamada bulunmaz, borçlarını ödemeye çalışırdı. Bir gün ona sordum ''Ya varsa?'' o da bana cevap vermeyip, ''sadece düşün'' dedi.
O günden itibaren kendime hep soru sordum, hep düşündüm. Kendime sorduğum ilk soru. ''Kanıt nerede?'' olmuştu. Daha sonra yıldızlara baktım. Evrenin ne kadar büyük olduğunu, bizimde ne kadar küçük olduğumuzu hissetim. Bu gün geçtikçe beni rahatsız ediyordu. ''Bir tanrı var, bu tanrı kocaman bir evren yaratmış. Ve bizim iyi olup olmamamızı kafasına dert ediyor.'' diye düşünmeye başladım. Daha sonraları küçük yerlerden ayrıntılar kopardım. Kur'an 'ı okudum. Görüyordum ki, Cin gibi melek gibi saçma sapan yaratıklardan bahsediyordu. Gözümle görmediğim şeye neden inanmalıydım ki? Dünyada o kadar özene bözene (!) yaratılan canlı varken neden Cin gibi melek gibi gözükmeyen canlılardan bahsediyordu bu kudretli yaratıcı.
Daha sonra internetten bütün ayrıntıları araştırdım. Turan Dursun'un ''Din Bu'' kitaplarını aldım. Ve dünya başıma yıkıldı. Neden yıkıldı? Yıkılmasının sebebi yaratıcı olmaması değil, melek olmaması değildi. Beni yıkan şey; ahiret hayatının tamamen yalan olduğuna ikna olmaktı. Sadece yaşayıp ölecektik. Bu beni çok üzdü.
Şimdi ise hala eğitim gördüğüm yerde milletle tartışıyor, insanların dinden kurtulmasını istiyorum. Lakin, bu din hastalığının uzun yıllar yüreyeceğine eminim.
''Kandırılmak güzeldi, gerçeklerle buluştum.''