PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Her Plan Bir Planlayıcıyı Gerektirir


hur-kus
25-04-2010, 23:05
HİÇBİR evrimci, bir evin cansız maddeden kendi kendini inşa edebileceğini iddia etmez; oysa, içinde bilinmeyen milyonlarca galaksisi olan ve her galakside hepsi saniyenin en küçük bölümünde bile hayret uyandıran bir şaşmazlıkla hareket eden, bilinmeyen milyonlarca yıldızı bulunan bu cansız evrenin kendiliğinden oluştuğunda ısrar ederler.

Evrimciler bundan daha fazlasını da iddia ederler.

Onlara göre, yeryüzündeki sayısız canlı organizma, kendi kendilerini geliştirdiler; bu süreç, kendini cansız kimyasal maddelerden meydana getiren orijinal bir ilk organizmayla başladı.

Bütün bu canlı varlıklarda bulunan karışık ayrıntılı ve amaçlı planlar ile şaşırtıcı karmaşıklık da evrimciyi bu düşünüş tarzından vazgeçirmez.

Mucitlerin büyük ustalıkla yaptıkları şeylere hayret ediyoruz; ama yaptıklarının en büyüğü bile en ilkel canlı organizmayla karşılaştırıldığında önemsiz kalır. Yirminci yüzyılımızda, geliştirdikleri tüm bilimsel teknolojiye rağmen, küçük tek hücreli bir amip yapmaya doğru ilk adımı atmaları mümkün olamamıştır. Öte yandan evrimciler, yeryüzündeki tüm hayatı meydana getirmek için gereken gücü, doğal bir ayıklanmanın şüpheli yardımıyla, rasgele mutasyonların rol oynadığı kör rastlantıya atfetmekte hiç zorluk çekmezler.

Bu iddiada açık bir tutarsızlık vardır.
Evrimciler, çok basit nesnelerin zekâ sahibi bir planlayıcısı olmalı derken, tüm yaşayan karmaşık yapılı yaratıklardaki planlama gücünü kayıtsızca şansa atfederler.

Örneğin,

bir bilim adamı, bazı eski moloz yığınları içinde kazı yaparken, ortasında daire şeklinde bir oluk açılmış dikdörtgen bir taş bulursa, bunun daha önce bir sapa bağlanmış ve ilkel bir insan tarafından çekiç veya silah olarak kullanılmış olduğunu güvenle beyan eder; zira bulunan nesne, zekâ sahibi bir yaratıcı tarafından belli bir amaç için tasarlanmıştır der.

Fakat bir kuşun tüyü için durum başkadır. Bir kuş tüyünün, ekseninden çıkan binlerce kılı, kıldan çıkan yüzbinlerce lifi, uçmak için de bütün bunları bir arada tutan milyonlarca küçücük çengeli vardır. Kıllar birbirinden ayrıldığı zaman, kuş, gagasıyla fermuar kapatır gibi onları tekrar birleştirebilir.

İşte, bu fermuarlar, insanın icat etmesinden çok önce vardı!

Acaba kuşun tüyü zekâ sahibi bir planlayıcının işi midir?

Evrimci buna şu sözlerle hayır, diyor:

“Acaba bu yapı harikası nasıl gelişti?

Tüyü, şekli değiştirilmiş bir pul, aslında birbirine hafifçe bağlanmış, boyu oldukça uzun ve kenarları tarazlanıp yayılarak bugünkü son derece karmaşık yapı şeklini alana kadar gelişen bir sürüngenin pulu olarak tasavvur etmek, büyük bir hayal gücü gerektirmez.“—Life Nature Library, The Birds, s.34.

Evrimcilerin keyfi düşünüşünün bir başka örneği ise şudur:

Evrimci keskin kenarlı yassı bir taş bulur ve onun Taş Devrindeki zekâ sahibi bir adam tarafından bıçak veya kazma olarak planlandığından emin olur.
Oysa evrimciye göre, akasya dalını halka şeklinde soyan küçük bir böceği planlayan birinin varlığına gerek yoktur. Dişi böcek akasya ağacına tırmanır, büyük bir dalın ucundaki kabukta bir yarık açar ve yumurtalarını oraya bırakır. Böcek, bunu yaptıktan sonra bulunduğu dalın ortasına kadar geri gelir ve kabuğun katman dokularını da keserek dalı halka şeklinde soyar.
Dalın uç kısmı kurur ve yere düşer. Böceğin yumartaları dağılır ve onlardan yavrular çıkar; ve devir böylece yeniden başlar. Bundan akasya ağacı da yarar görür. Budanır; bu nedenle aslında yaşadığından iki kat daha uzun, yani 40 veya 50 yıl yaşar. Aslında akasya ağacı bu böceği kendine çekmek için bir koku yayar. Bu küçük böcek de başka hiçbir ağaçta üreyemez.

Yassı biçimli keskin taşın bir planlayıcısı olması gerekir; akasya böceği ise, bir şans eseridir. Veya iddia edilen budur.

Başka bir karşılaştırma:

Ok ucu gibi şekillendirilmiş küçük keskin bir taş, evrimciyi bunun bir ok veya mızrağın ucuna takılmış durumda kullanmak üzere bir insan tarafından tasarlandığına inandırır. Bir amaç için planlanmış bu şeylerin birer şans eseri olmadığı sonucuna varılır.
Oysa evrimciye göre, örümceklerin durumu farklıdır.
Örneğin haçlı bahçe örümceğine bir göz atalım.

Altı tane ağ salgılama memeciği vardır; bunların her birinde ise, aşağı yukarı yüz tane delik bulunur; her delik bir boruyla örümceğin içindeki ayrı bir bezle bağlantılıdır. Örümcek birbirinden ayrı iplikler yapabilir veya onları birleştirerek geniş bir iplik şeridi haline getirebilir. Örümcekler yedi çeşit iplik imal ederler; ancak hiçbir türü yedi çeşidin tümünü birden yapamaz; yine de, her biri hiç değilse üç çeşit, haçlı bahçe örümceği ise, beş çeşit iplik yapabilir. Üzerindeki altı yüz deliğin hepsi de iplik imal etmez; bazıları kuvvetli bir yapıştırıcı ödevini gören bir tür tutkal çıkarır. Haçlı bahçe örümceği, ayaklarını yağladığından, hiçbir zaman ağa yapışmaz.
Acaba bu ağ salgılama bezleri nereden oluştu? Evrimcilere göre örümceğin bacakları bez haline geldi.

Düşünün: Örümceğin ipek iplik imal etmek üzere bir kimya laboratuvarı, bir örme mekanizması ve ağ yapmak için içgüdüsel bir yeteneği vardır. Bunlardan herhangi biri, diğerleri olmaksızın yararsızdır. Bunların hepsi aynı örümcekte ve de rastlantı sonucu gelişmelidir.

Evrimciler buna inanır.

Siz de inanır mısınız?

Hangisi bir rastlantı olarak daha kolay meydana gelebilir?

Keskin taş mı, yoksa örümcek mi?

Şimdi uzay çağını düşünelim ve Cornell Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr.*Carl Sagan’ı dinleyelim:

“Hiç şüpheye yer vermeksizin zeka sahibi varlıklardan geldiği anlaşılabilen yıldızlararası bir radyo mesajı oluşturmak kolaydır.”
Kendisine göre “en iyi sonuç verecek yöntem resimler göndermektir.” Gönderilmesi teklif edilen resimlerde bir erkek, bir kadın, bir çocuk ve güneş sistemi ile birkaç atom gösterilir. Nokta ve çizgiler şeklinde 1.271 bilgi parçası göndermekle bu iş başarılır.

Şunu düşünelim.

Belirli bir sıra takip ederek verilen 1.271 bilgi parçası, bir düzen ve tasarının varlığını gösterip, “şüpheye yer” olmaksızın “zeka sahibi varlıklardan geldiği”ni ispat ederse, her canlı hücredeki kromozomlarda kodlanan aşağı yukarı 10 milyar bilgi parçası hakkında ne denilebilir?
Evrimciler 1.271 bilgi parçasının ‛şüpheye yer vermeksizin zeka sahibi bir planlayacıdan geldiğini’ söyler, fakat 10 milyar bilgi parçasının planlamaya gerek olmadan, rastlantı sonucu meydana çıktığını savunarak bu meseleyi baştan savarlar.

Sizce böyle bir muhakeme tarzı mantıksız, keyfi hatta ön yargılı değil midir?

Eğer basit planlar bir planlayıcı gerektirirse son derece karmaşık planlar, daha büyük bir planlayıcıyı gerektirmez mi?

Britanyalı kuramcı Edward Milne, evrenin kökeni hakkında düşünürken, hikmetle şu sonuca vardı:

“Anlayışımız, O (Planlayıcı) olmaksızın eksiktir.”

evrensel-insan
25-04-2010, 23:30
Saygideger hur-kus;

Sence, bu dunyadaki tum yazilarin yazarlari belli mi?, yazi mi yazari yazar, yazar mi yaziyi?

Bilmem Derrida isimli filozofu hic duydun mu? Hem yazarin, author; hem de tarihin "oldugunu (olmek)" soylemektedir.

Eger bir "author" ararsan, "authority-otorite" de aramak zorundasin. Iste bu da insanoglunu, yaziyi yazan, yani yazar ve yaziyi okuyan, yani okur diye ayrimlastirir.

Sonucta buradaki otorite mantigi, "author'un, yani yazarin yazisi ve o yazinin takip edilmesi ve uygulanmasi" mantigini verir.

Iste tum dini orgutlenmelerinin, ki ideolojik inancsal izmlerde buna dahil, altinda yatan bu mentalitedir. Buradaki yaratici, tasarlayici, planlayici v.s. hepsi ayni zihniyetin urunudur.

Ustelik, yaratici da, tasarlayici da, planlayici da, soyut uretimi ile insanogludur.

Sizce, ic dinamik nedir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

nihilist
27-04-2010, 16:28
bazan planladığın şey olmaz da tam tersi olur sayın hurkus.
neden diye düşündünüz mü.
çünkü koşullar başka sonuçları üretecek biçimde bir araya gelir de ondan.
sizin bu plan sonucu diye zannettiğiniz şey sadece koşulların sonucudur.
bilim o koşulları açıklar.
ne bir plana ne de planlayıcıya dair tek bir iz bile yok.
ama koşullar ortada.
insanoğlu her geçen gün koşulları daha çok tanıyor.
o koşulların sonucunu da çıkan oldulaları da daha iyi çözümleyebiliyor.

yakında canlı hücereler bile üretilecek labaratuarlarda.
o zaman demogoji yapmaya devam edebilecekmisiniz merak ediyorum.

ozgur_beyin
27-04-2010, 20:59
sevgili hür kuş sen bizim oktara asistan olmalıymışsın

Natan
29-04-2010, 16:52
Ben yukarıdaki bu yazıyı okurken aklıma Adnan Hoca , ( Harun yahya ) geldi. Bir iki kitabını okumuşumdur. Mesela "evrim teorisinin çöküşü" adlı komedi yapıtında aynı şeyler yazıyor.

Bir alıntı yapayım ;

"Darwinizm, dünya tarihinin en mantık dışı, en akıl almaz batıl dinidir. Canlılığın her detayında mükemmel bir düzen ve akıl olmasına rağmen, Darwinizm bunların tümünün sözde bilinçsiz ve tesadüfi süreçlerin ürünü olduğu yorumunu yapar. " -H.y.

Halbuki Harun Yahya gibiler evrimi kavrayamamışlar.
Reddetme nedeni "inanç"larına ters düşdüğündendir.
Halbuki inanç ayrı bir şeydir ,bilim ayrı birşeydir.

sİz kimi dinleyeceksiniz Hur -kus beyefendi ?

Evrim teorisini " DİN ADAMLARI " ndan dinlemek isterseniz ,Adnan Hoca size yardımcı olur :

"evrim aldatmacası" temalı sitesi :

http://www.harunyahya.com.tr/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html

Yoksa " bilimi ,bilim insanı anlatsın " diyorsanız ;

Buyrun Bilim insanları yazıyor :

http://www.evrimteorisi.org/

Siz karar verin ,Özgürsünüz :)

Ancak evrim konusuna "din" karıştırmayı bırakınızlütfen. Din de konuşalım ama konu bu değil.

fevziyapak
27-06-2010, 14:16
HİÇBİR evrimci, bir evin cansız maddeden kendi kendini inşa edebileceğini iddia etmez; oysa, içinde bilinmeyen milyonlarca galaksisi olan ve her galakside hepsi saniyenin en küçük bölümünde bile hayret uyandıran bir şaşmazlıkla hareket eden, bilinmeyen milyonlarca yıldızı bulunan bu cansız evrenin kendiliğinden oluştuğunda ısrar ederler.

Evrimciler bundan daha fazlasını da iddia ederler.

Onlara göre, yeryüzündeki sayısız canlı organizma, kendi kendilerini geliştirdiler; bu süreç, kendini cansız kimyasal maddelerden meydana getiren orijinal bir ilk organizmayla başladı.

Bütün bu canlı varlıklarda bulunan karışık ayrıntılı ve amaçlı planlar ile şaşırtıcı karmaşıklık da evrimciyi bu düşünüş tarzından vazgeçirmez.

Mucitlerin büyük ustalıkla yaptıkları şeylere hayret ediyoruz; ama yaptıklarının en büyüğü bile en ilkel canlı organizmayla karşılaştırıldığında önemsiz kalır. Yirminci yüzyılımızda, geliştirdikleri tüm bilimsel teknolojiye rağmen, küçük tek hücreli bir amip yapmaya doğru ilk adımı atmaları mümkün olamamıştır. Öte yandan evrimciler, yeryüzündeki tüm hayatı meydana getirmek için gereken gücü, doğal bir ayıklanmanın şüpheli yardımıyla, rasgele mutasyonların rol oynadığı kör rastlantıya atfetmekte hiç zorluk çekmezler.

Bu iddiada açık bir tutarsızlık vardır.
Evrimciler, çok basit nesnelerin zekâ sahibi bir planlayıcısı olmalı derken, tüm yaşayan karmaşık yapılı yaratıklardaki planlama gücünü kayıtsızca şansa atfederler.

Örneğin,

bir bilim adamı, bazı eski moloz yığınları içinde kazı yaparken, ortasında daire şeklinde bir oluk açılmış dikdörtgen bir taş bulursa, bunun daha önce bir sapa bağlanmış ve ilkel bir insan tarafından çekiç veya silah olarak kullanılmış olduğunu güvenle beyan eder; zira bulunan nesne, zekâ sahibi bir yaratıcı tarafından belli bir amaç için tasarlanmıştır der.

Fakat bir kuşun tüyü için durum başkadır. Bir kuş tüyünün, ekseninden çıkan binlerce kılı, kıldan çıkan yüzbinlerce lifi, uçmak için de bütün bunları bir arada tutan milyonlarca küçücük çengeli vardır. Kıllar birbirinden ayrıldığı zaman, kuş, gagasıyla fermuar kapatır gibi onları tekrar birleştirebilir.

İşte, bu fermuarlar, insanın icat etmesinden çok önce vardı!

Acaba kuşun tüyü zekâ sahibi bir planlayıcının işi midir?

Evrimci buna şu sözlerle hayır, diyor:

“Acaba bu yapı harikası nasıl gelişti?

Tüyü, şekli değiştirilmiş bir pul, aslında birbirine hafifçe bağlanmış, boyu oldukça uzun ve kenarları tarazlanıp yayılarak bugünkü son derece karmaşık yapı şeklini alana kadar gelişen bir sürüngenin pulu olarak tasavvur etmek, büyük bir hayal gücü gerektirmez.“—Life Nature Library, The Birds, s.34.

Evrimcilerin keyfi düşünüşünün bir başka örneği ise şudur:

Evrimci keskin kenarlı yassı bir taş bulur ve onun Taş Devrindeki zekâ sahibi bir adam tarafından bıçak veya kazma olarak planlandığından emin olur.
Oysa evrimciye göre, akasya dalını halka şeklinde soyan küçük bir böceği planlayan birinin varlığına gerek yoktur. Dişi böcek akasya ağacına tırmanır, büyük bir dalın ucundaki kabukta bir yarık açar ve yumurtalarını oraya bırakır. Böcek, bunu yaptıktan sonra bulunduğu dalın ortasına kadar geri gelir ve kabuğun katman dokularını da keserek dalı halka şeklinde soyar.
Dalın uç kısmı kurur ve yere düşer. Böceğin yumartaları dağılır ve onlardan yavrular çıkar; ve devir böylece yeniden başlar. Bundan akasya ağacı da yarar görür. Budanır; bu nedenle aslında yaşadığından iki kat daha uzun, yani 40 veya 50 yıl yaşar. Aslında akasya ağacı bu böceği kendine çekmek için bir koku yayar. Bu küçük böcek de başka hiçbir ağaçta üreyemez.

Yassı biçimli keskin taşın bir planlayıcısı olması gerekir; akasya böceği ise, bir şans eseridir. Veya iddia edilen budur.

Başka bir karşılaştırma:

Ok ucu gibi şekillendirilmiş küçük keskin bir taş, evrimciyi bunun bir ok veya mızrağın ucuna takılmış durumda kullanmak üzere bir insan tarafından tasarlandığına inandırır. Bir amaç için planlanmış bu şeylerin birer şans eseri olmadığı sonucuna varılır.
Oysa evrimciye göre, örümceklerin durumu farklıdır.
Örneğin haçlı bahçe örümceğine bir göz atalım.

Altı tane ağ salgılama memeciği vardır; bunların her birinde ise, aşağı yukarı yüz tane delik bulunur; her delik bir boruyla örümceğin içindeki ayrı bir bezle bağlantılıdır. Örümcek birbirinden ayrı iplikler yapabilir veya onları birleştirerek geniş bir iplik şeridi haline getirebilir. Örümcekler yedi çeşit iplik imal ederler; ancak hiçbir türü yedi çeşidin tümünü birden yapamaz; yine de, her biri hiç değilse üç çeşit, haçlı bahçe örümceği ise, beş çeşit iplik yapabilir. Üzerindeki altı yüz deliğin hepsi de iplik imal etmez; bazıları kuvvetli bir yapıştırıcı ödevini gören bir tür tutkal çıkarır. Haçlı bahçe örümceği, ayaklarını yağladığından, hiçbir zaman ağa yapışmaz.
Acaba bu ağ salgılama bezleri nereden oluştu? Evrimcilere göre örümceğin bacakları bez haline geldi.

Düşünün: Örümceğin ipek iplik imal etmek üzere bir kimya laboratuvarı, bir örme mekanizması ve ağ yapmak için içgüdüsel bir yeteneği vardır. Bunlardan herhangi biri, diğerleri olmaksızın yararsızdır. Bunların hepsi aynı örümcekte ve de rastlantı sonucu gelişmelidir.

Evrimciler buna inanır.

Siz de inanır mısınız?

Hangisi bir rastlantı olarak daha kolay meydana gelebilir?

Keskin taş mı, yoksa örümcek mi?

Şimdi uzay çağını düşünelim ve Cornell Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr.*Carl Sagan’ı dinleyelim:

“Hiç şüpheye yer vermeksizin zeka sahibi varlıklardan geldiği anlaşılabilen yıldızlararası bir radyo mesajı oluşturmak kolaydır.”
Kendisine göre “en iyi sonuç verecek yöntem resimler göndermektir.” Gönderilmesi teklif edilen resimlerde bir erkek, bir kadın, bir çocuk ve güneş sistemi ile birkaç atom gösterilir. Nokta ve çizgiler şeklinde 1.271 bilgi parçası göndermekle bu iş başarılır.

Şunu düşünelim.

Belirli bir sıra takip ederek verilen 1.271 bilgi parçası, bir düzen ve tasarının varlığını gösterip, “şüpheye yer” olmaksızın “zeka sahibi varlıklardan geldiği”ni ispat ederse, her canlı hücredeki kromozomlarda kodlanan aşağı yukarı 10 milyar bilgi parçası hakkında ne denilebilir?
Evrimciler 1.271 bilgi parçasının ‛şüpheye yer vermeksizin zeka sahibi bir planlayacıdan geldiğini’ söyler, fakat 10 milyar bilgi parçasının planlamaya gerek olmadan, rastlantı sonucu meydana çıktığını savunarak bu meseleyi baştan savarlar.

Sizce böyle bir muhakeme tarzı mantıksız, keyfi hatta ön yargılı değil midir?

Eğer basit planlar bir planlayıcı gerektirirse son derece karmaşık planlar, daha büyük bir planlayıcıyı gerektirmez mi?

Britanyalı kuramcı Edward Milne, evrenin kökeni hakkında düşünürken, hikmetle şu sonuca vardı:

“Anlayışımız, O (Planlayıcı) olmaksızın eksiktir.”


Bilimsel gelişmeler karşısında çatırtılarının sesleri iyice duyulur olan antik dünyanın uzantıları olan dinlerin taraftarları yada ileri gelenlerinin ortaya attığı evrim sepmatisi kokan yada akıllı tasarım gibi düşüncelerini çokta anlamlı bulmuyorum.
Yazılanları okudum, tamam hadi yaratılışa baktık ve arkasında bir tasarımcı olduğunu kabul ettik. Bu bir kişiyi sadece felsefenin tanrı anlayışına ulaştırır. Yada evet zorunlu bir ilk neden olarak bir "ŞEY" vardır diyebiliriz.
Peki bu anlayış bizi Hristiyan, Musevi yada Müslüman'ın tanrısına götürürmü? Hele hele bu üç inancın tanrısınında arasında büyük kişilik farkları varken. Sonuçta hangi dinden olursa olsun inanç sahibinin burdan yola çıkıp kendi tanrısını kabul ettirmesi zordur.
Sonuçta mevcut üç tek tanrılı din sahibininde işine, örnek benim gibi sadece bir tanrının olma olasılığını kabul eden birisi yaramaz.
Ok. Tanrı var evrim yok, yada evrimide tasarladı, kuantum boşluklarıda yarattı, özgür iradeyide hadi verdi. O müthiş bir tasarımcı, süper zeka küpü vs.
Bilemem ama belki bir amacıda var.
Şimdi bu sizleri tatmin ettimi? Mesela ben şimdi size göre kurtuldummu? Hani iman yeterliydi? Ben sizin için neyim? Hala ötekilermiyim?
O zaman bir tanrı fikrinin kabulu ile Kutsal Kitabın Baba, Oğul Ruh'u yada Kuran'ın Allahı arasında bir fark yokmu?
Söylenen doğal yada rasyonel teolojidir. Çok eski ve şimdi bir çok düşünür felsefeci'nin kafasında zaten öyle böyle bir yaratıcı fikri var.
Fakat hiç biri dindar değil yada bir dine mensup değil.
Ne yazıkki sizlerin Kutsal Kitaplarınızdan başka kullanabileceğiniz bir şeyiniz yok.