Orijinalini görmek için tıklayınız : Soruyorum, cevaplarsanız evrimi kabul edeceğim!
korelmis
26-02-2006, 13:08
SORU 1: Bir erkeğin spermi dişinin yumurta hücresinin içerisine girip onu dölledikten sonra, dişi yumurta hücresi başka spermlerin girişini engelleyecek mekanizmalara sahiptir. Eğer dişi yumurta hücresinin sahip olduğu bu mekanizma olmasaydı, yumurta hücresi diğer spermlerce de döllenecek ve o döllenmiş yumurtanın bir çocuğu oluşturması mümkün olmayacaktı. Şimdi soruyorum: "Eğer bu mekanizma evrimle, yani sonradan- ortaya çıktıysa, bu özelliği taşımayan önceki atalarımız nesillerini nasıl devam ettirebildi?"
SORU 2: Evrim Teorisi'ne göre balinalar kara memelilerinden evrimleşmiştir. Balinaların rahat nefes alıp verebilmeleri için burun delikleri yukarıdadır. Ayrıca suda yavrularını emzirirlerken, yavrularının boğulmaması için memeler sütü fışkırtacak bir tasarıma sahiptir. Yine vurgun yememek için derinlere dalmadan önce ciğerlerindeki havayı boşaltmaları gerektiği iç güdüsüne de sahiptirler. Şimdi soruyorum: "Eğer balinaların bu özellikleri yavaş yavaş ortaya çıktıysa, bu özelliklerden herhangi birini taşımayan daha önceki ataları nasıl hayatta kalabilmiştir?"
korelmis arkadaşımın sorularını okudum. ve gerçekten evrimin geçersizliğini ortaya koyan sorulardan ikisidir.hele ilk soru evrimi tek başına yıkıyor.saol korelmiş.cevapları da bekleyelim bakalım.
cevabın bumu oğuz ilk soruyu iyi oku lütfen
Bunlar soru dahi degil.. Soru diye soran dusunmeden hazirlamis bunlari... Ustelik bir de soruyu dagdan bayirdan asirip uzatmis ki, kompleks bir soru oldugu sanilsin, "sordum soruyu" hesabi olsun diye..
Her iki sorunun cevabi da acik,
uyum saglayanlar yasadi, uyum saglayamayanlar yok oldu...
Bunu anlamak bu kadar zor mu?
Dirilis,
sen sorulari karmasik bir soru olarak kabul algiladiysan, verdigim cevabi anlamak gibi bir kaygi duyuyorsan umurumda degil.. Ustelik birinci soruda hata var.. Birinci soru uzerinden bana soru yonelten sen, cevap ver bakalim; TEK YUMURTA IKIZI ne demektir?
Evrim yasasi aciktir: uyum saglayanlar varligini surdurur..
korelmis
26-02-2006, 14:17
Tek yumurta ikizleriyle konumuzun ne alakası var anlamadım. Yoksa sen tek yumurta ikizlerini birden çok sperm döller mi sanıyorsun? Birden çok spermin döllediği bir yumurtanın canlıyı oluşturması mümkün değildir.
Uyum sağlayanlar vardı, uyum sağlayamayanlar vardı. Uyum sağlayamayanlar yok oldu, geriye uyum sağlayanlar kaldı diyorsun. Sorum işte o uyum sağladığını söylediğin canlıların, nasıl var olduğuna ilişkin. En baştan beridir uyum sağlıyorlardı zaten diyorsan, bunun adı evrim değil yaratılıştır.
korelmis yumurta ikizlerinin mantığı şu : klasik evrim mantığı konuyu oraya buraya çekmek gibi basit bir kaygı ve cevaplayamadıkları soruları örtmek .
liopleurodon
26-02-2006, 14:37
Sondan geriye doğru giderken, bir önceki canlının hangi mekanizmalara sahip olduğunu bilmeden, böyle yaparsanız elbette iş içinden çıkılmaz görünür. Elindeki bilgisayarda MMU denen bir özellik var. Olmasa üzerinde o kullandığın işletim sistemi çalışmaz. Daha hatta, hardiski olmasa hiç işe yaramaz. Ama bu 80'lerde kullandığımız bilgisayarların MMU ve Hardisklerinin olmadığı gerçeğini değiştirmiyor. Bu onların bilgisayar olmadığı anlamına da gelmiyor.
Her iki soru da aslı aynı yanlışa sahip. Birinciyi açıklamaya çıkarsanız, 160 Milyon yıl önceki türlerin (ilk memeli(msi)ler) biyolojik özelliklerine dair "teorileri" ele almamız gerekir. Ama zigot ve spermler maalesef fosilleşmez. Bu yüzden kanıt gösteremeyiz, olası ihtimallerden hangisinin olduğunu tam olarak söyleyemeyiz. Ama ben sabrederim diyorsan, bu konudaki varyasyonları ifade edebiliriz. Ama ancak gene mevcut canlı çeşitleri üzerinden bunu kolayca açıklama şansımız olur.
500 Milyon sperm olması size biraz garip gelmiyor mu? Balıklara, böceklere vs. bakın. Onların Milyonlarca sperme karşılık aynı şekilde milyonlarca yumurtaya sahip olduğunu görürsünüz. Yani evrimin ilk aşamalarında çok sayıda yumurta ve çok sayıda sperm ortadadır. Bu durumda pek çok yumurta iki sperm tarafından döllenebilir ve çoğu durumda işe yaramaz olur. Bazıları ise tek sperm tarafından döllenir ve yoluna devam eder. Eğer canlıda yumurtaların tek sperm tarafından döllenmesini biraz olsun engelleyecek bir adım atarsa, bu adım tipik evrim sürecine uygun olarak belirtilen mekanizmaya doğru ulaşacaktır. 500 Milyon yumurta ve 500 Milyon sperm olan bir canlı türünde (ki bugünde böyle canlılar vardır) yumurtaların bir kısmı hiç döllenmez, bir kısmı birkaç sperm tarafından birden döllenir. Bir kısmı ise tek sperm tarafından. Böyle bir durumun nerde ortaya çıkmasını beklersiniz? 250 Milyon yıl önce filan başlayan bu süreci bugünde sürdüren canlılar vardır. Gidilip timsahlara bakılmalıdır mesela.
Balinalar içinde aynı durum geçerlidir. İlkel balina türleri ispermeçet balinası gibi binlerce metreye dalamıyorlardı ki? O zamanki özelliklerine göre yaşıyorlardı. Bu özellikler gelişti ve balinalar daha derine dalmaya vs. başladı. İşte şuradan konuyla ilgili kaynaklara ulaşabilirsiniz:
http://www.talkorigins.org/features/whales/
Sizin sorduğunuz sorular şuna benizyor. TCP/IP olmasaydı nasıl internete girerdik? Harddisk olmasaydı nasıl bilgi saklardık? Demekki, eskiden harddisk ve TCP/IP+Modem+Ethernet+ADSL vs. vardı. Bakın bakalım, eskiden ADSL veya kablo varmıydı? internete girebiliyor muyduk? Girsek bile mesela film izleyebiliyor muyduk? Harddisksiz ve DCROM'suz bilgisayarlar bilgisayar değil miydi?
korelmis
26-02-2006, 15:07
Konuyu uzun uzun çarpıtmışsın. Ama sorduğum soruyu anlamamışsın. Ben insan vücudundaki herhangi bir parçayı sormadım. İnsanın kromozomlarının sayısının değişmeden yeni nesillere aktarılabilmesi için OLMAZSA OLMAZ bir özelliği sordum. Bu özellik eğer evrimle yani sonradan ortaya çıktıysa, bu özelliği taşımayan eski atalarımız kromozom sayımızı sabit tutarak bizlere kadar nasıl aktarabildi.
Bilgisayardan bir örnek vererek anlatayım. Belki o zaman anlarsın. Elinde kopya bir CD var ve sana birisi bu CD 1800 yılından beridir sana kopyalana kopyalana gelmiştir diyor. O zaman ne düşünürsün. Demek ki, CD kopyalayıcı sistem de 1800 yılından beridir var ve eksiksiz çalışıyor. Şimdi soruyorum: Vücudumuzda taşıdığımız kromozomların, ilk orjinali bize kadar intikal ederken, onu kopyalayıcı sistem de en başından itibaren var mıydı, eğer varsa bunun adı yaratılıştır, yok eğer sonradan ortaya çıktıysa bu kopyalama sistemi olmadan orjinal CD bize kadar nasıl aktarılabildi?
liopleurodon
26-02-2006, 15:28
Kromozom sayısının değişmezliği mi? Bunu kim söylüyor ki? Kromozom sayısı kromozom sayısıdır. Değişebilir, ve evrim sürecinde değişmiştir. Ve hatta belli koşullar oluşunca gene değişecektir. Senin genetik kodun anan veya babanla aynı değil. Senin çocuğunun da farklı olacak. Yani binlerce nesildir saklanan değil, boyuna değişen bir allele ve gen dağılımın var.
Lise seviyesi biyoloji bilgisiyle bu soruları çözemezsin. Kromozom sayıları ne zaman değişir, hangi koşullarda farklılaşır? Bu konuları bilmeyen birisi olduğun aşikar. Benimde oturup intrudctorial biology okumamış birine bunları anlatmam imkansız.
Ama seni biraz aydınlatmak için şöyle söyleyeyim. Sen örneğin 1000 nesil önceki atalarından bir takım genetik özellikler taşıyorsun, fakat onlarda olmayan, sonradan ortaya çıkmış başak bir takım özelliklerde taşıyorsun. Eğer o insanla senin genlerin %100 aynı olsaydı. Onun, boy, pos, göz, saç vs. olarak %100 kopyası olurdun. Organ nakli sorunu olmazdı mesela asla. Kan uyuşmazlığı denen ve yüz yıldan önce bir çok bebeği hızla öldüren dertler olmazdı vs. vs.
Kısaca, 1800 yıl önceki CD, bugün elinde olan CD değil. Aralarında ciddi anlamda farklar var. Bilmem anlayabildin mi? Örneğin, bazı modern insanlarda daha önce hiç görülmemiş genler mevcut şu anda. Bunlardan bazıları faydalı mutasyon, bazıları ise zararlı mutasyon. Dahası mutasyon ofseti üzerinden gidilerek bir mutasyonun kaç nesil önce ortaya çıktığı da belirlenebilir. Böylece örneğin Aborjinlerin kaç yıl önce Avustralyaya ulaştığı da. Kısaca, değişim kaçınılmazdır ve kromozom sayıları da bu kurala uyar.
Evrim ile ilgili genetik bilgileri, sağlam bir genetik altyapısı olmadan anlamaya çalışıyorsunuz. Bu, çarpmayı öğrenmeden integral çözmeye benziyor. Ve sonuçta anlamaz hale geliyorsunuz. Size dilerseniz, bir kaç kitap önerebilirim, bunlarla temel kavramları öğrenip ardından Coensym, ebsym, polimerleşme, proteinleşme, RNA, DNA, kromozm DNA sakns patternler vs. anlayabilir hale gelebilirsiniz sanıyorum. Bizim okulda 5 yılımız aldı, siz sanırım bu dehanızla 1 yılda halledersiniz..
korelmis
26-02-2006, 15:35
Benimde oturup intrudctorial biology okumamış birine bunları anlatmam imkansız
Bırak bu ucuz hava atma numaralarını da cevap ver!
Ben burda seninle sidik yarıştırmıyorum. Soru soruyorum ve cevap bekliyorum!
Kromozom sayımızın sabit kalması için, yumurta hücresinin diğer spermlerin girişine izin vermemesi gerekir. Eğer bir sperm bile içeri kaçırsa kromozom sayımız 46 değil, 69 olurdu. Böyle bir döllenmiş yumurtanın canlıyı oluşturması ve daha sonra da neslini devam ettirebilmesi mümkün değildir.
hava atmayı bırak, çünkü komik duruma düşüyorsun. Sırf cevap vermiş gözükmek için de forumu şişirmekten vazgeç! Bu soruları senin ağababaların cevaplayamadı!
liopleurodon
26-02-2006, 15:51
Benim ağababam kim? Kim neyi cevaplayamadı? Sen daha bilmeden uyduran bir zavallı olmanın ötesine geçemedin.
Bu olay görülmeden önceki canlılar, yani bir ovumun bir spermden fazlasını kabul etmediği türdeki canlılar (bkz: Timsahlar, pek çok yılan türleri) aynı anda bir çok yumurtaya sahiptir. Bu yumurtalardan sadece uygun döllenmeye uğrayanlar hayatta kalır.
Diğer yandan kromozom sayısı 69 filan olmaz. Kormozom çarpıklığı denen durum oluşur ve olası en kötü mutasyonel hal meydana gelir. Zincirin dengesi bozulacağı için kendini tamir mekanizması ortaya çıkmaz vede DNA kendini çoğaltamaz.
Senin anlayacağın önce gelişen tek spermle döllenmeyi sağlayan mekanizmalardır. Bunu sağlayan canlılar daha çok hayatta kalır ve ürer. Ama bunu geliştiren canlılarda ki 250 Milyon yıl önce yaşamış canlılardır bunlar, bir anda bir çok ovum ve sperm mevcuttur. Git, bu dönemden kalma canlılara bak. Hala ovumların birden fazla sperme karşı korunması olayı yoktur bunlarda.. Sen ise çıkıp bu düzenek olmadan nasıl ürüyordu bunlar gibi saçma bir sual soruyorsun. Üremelerine devam ediyorlardı ve hala da ediyorlar.
korelmis
26-02-2006, 16:01
Bu olay görülmeden önceki canlılar, yani bir ovumun bir spermden fazlasını kabul etmediği türdeki canlılar (bkz: Timsahlar, pek çok yılan türleri) aynı anda bir çok yumurtaya sahiptir. Bu yumurtalardan sadece uygun döllenmeye uğrayanlar hayatta kalır.
İnsanlarda ise bir tek ovum var ve pek çok spermle karşılaşır, bu spermlerden sadece birini kabul eder ve sonra kapıları kapatır. Eğer bu kapı kapatma işlemini sonradan geliştirmiş olsaydı, daha öncekiler olmazdı ve biz de olmazdık. Biz varız, öyleyse en başından beridir bu halde varız. Yani en eski atalarımız da bizim gibi birer insandı!
liopleurodon
26-02-2006, 16:24
Başından beri o halde yoksun işte. Çünkü o mekanizma, 200 milyon yıldan beri evrimleşen canlıların çoğunda mevcut. Sana özgü değil. Çünkü senin 200 milyon yıl önceki ataların o mekanizmayı geliştirdiler. Bunların torunlarının da bir kısmı bir defada tek bir ovum olacak hali geliştirdiler ki bu ancak prematüre ve iri olması gereken yavruların doğumunu kolaylaştırma adımıdır.
Senin bir şey bilmediğini söyledik ama sen boş konuşmaya devam ediyorsun. 3. Dönemde üremenin evrimini öğrenirsin, eğer ders olarak seçmiş ve genobiyoloji alanına gitmek istiyorsan. Dersin konusu üremedir. Bu esnada üremenin bin bir şeklini öğrenirsin. Ve bunlar arasındaki geçişlerin hangi evrimsel baskı ve mutasyonların eseri olduğunu bulursun. BU dediğin olaya "Fertilization" denir. Temelde, host - parasit (konak - parazit) sürecini işleyen bir mekanizmadır. Bu mekanizmanın genetik olarak yumurtaya -eli mahkum- geçişi, sprem blokajına yol açan değişimi getirmiştir. Sonra laboratura gidersin. 3-5 çeşit deniz kestenesine hunharca davranır, spermlerini, yumurtalarını, embriyorlarını vs. öldürmek pahasına incelersin. Ve görürsün bu olay nasıl da olmuş evrimle. Yani, 200 kusur milyon yıl önce bu süreç nasıl oluşmuş, bunu görürsün.
Evet, bu tarihten sonra, bu ilk memeli, sürüngen (bazı) türlerinden evrimleşen canlıların tamamı bu mekanizmaya sahiptir ve bunu sağlayan babadan aldıkları genlerdir. Ve senin DNA'nda aynı allele pozisyonunda şu ofsette bir sekans olarak karşına çıkar. Deniz yıldızında da aynı yerde, aynı şekildedir. Şempanze, fil, kobra gibi yeni yılan türleri, kuşlar vs. bunlarada bakarsın, hayret edilecek şekilde aynı geni çoğu zaman aynı sekans olarak bazen bir allele difraksiyonu olarak görürsün. Yani DNA'nın ilgili kısmı birebir sana bunlarla akraba olduğunu gösterir.
Ders devam eder. Eşeyli üremde eşeylerin belirlenmesine geçilir. Bu defa kurbanlar salyangozlar olur. Sana da git salyangozlara bak diyoruz, ama hala oturduğun yerden ahkam kesiyorsun.. Oturup düşünüyorum diyerek bilim yapılmaz. Gidip inceleyerek, araştırıp bularak, görerek ve deneyerek bilim yapılır... Eğer bilisel bir şey söyleyeceksen, önce bunları yap. Sonra altının bezini değiştirt ve gel, sana himmet verelim biraz..
korelmis
26-02-2006, 16:36
Hala hava atmaya çalışıyorsun. Gören de bu eğitimleri bir tek senin aldığını sanacak. Ne kadar komik bir halde olduğunu bir bilsen?
Ben de 6 sene tıp okudum ve şimdi diyorum ki, kadının attığı bir tek ovum birçok sperm tarafından çevrelenmiş. Ve derken biri sahip olduğu kimyasal silahlarla delip yumurtanın içine giriyor. Bu esnadan sonra yumurta hücresi kalsiyum difüzyonunun bir sonucu olarak, kortikal granülleri perivitelin boşluğa ekzositozla serbestleştiriyor(istersen böyle konuşalım, kimse birşey anlamaz biz de bir b.. bildiğimizi ispatlamış oluruz ha ne dersin). Sonuçta yumurta hücresi tüm bu mekanizmaların sonucu yeni spermlerin tutunmasını önler ve tutunan varsa da düşmelerini sağlar.
Ve de soruyorum: Bu mekanizmayla, birden çok sperm tarafından bir köşede kıstırılmış olan yumurta hücresinin imdadına kim koştu? annemizin yumurta hücresi bu mekanizmaya sahip olmasaydı bizler şu an klavyenin tuşlarına basamıyor olacaktık? Bu mekanizmaya sahip olmayan canlılardan türediysek, o canlıların o yumurta hücreleri o spermlerin hışmından nasıl krunabildi de kromozom sayımızı 69(ve daha yüksek) yapmadan 46'da aktarıverdi!
liopleurodon
26-02-2006, 16:50
Çoktur öyle canlı.. Nesli tükenmiş türler listesinde bir kayır olurduk. Sen 6 yıl tıp okumuşsun ama biyoloji okumamışsın, kendini bir şey biliyor sanıyorsun. Tıp, mevcut canlı üzerinde iştigal eder, biz ise canlı dinamikleri sahasında. Sorduğun sorunun ne anlama geldiğini bile bilmiyorsun ki sana diplomayı vereni bir sorgulamak lazım..
Bak gene izah edeyim. Önce bu mekanizmayı geliştiren canlılar oluşur/oluştu. Bu canlılardan da biz. Biz sana taa ilkel planaryalar dönemine uzanan bir süreçten bahsediyoruz. Sen çıkıp bu 500 Milyon yıllık sürece bakıp nasıl olurda diyorsun...
Git bilgisayarlara bak. Abacus'tan bu hale nasıl geldi? Sanki birisi bir anda roekt yapıp aya gitti? Aya gitmek için gereken bilgilere baksan, sanırım, bunlar ancak vahiyle gelmiştir yada 51. Bölgeye düşen uçan daire vs. demeye başlarsın. Uçan tuğla F-16'lara bakıp ta aynı şeyi gene söylersin. Demezsin ki, bunlar binlerce yılın bilgi birikimiminin neticesidir. Evet, git uçağın evrimini incelede gör bakalım..
Asıl sorularında gizli büyük soruyu atlıyorsun. Nasıl oluyrda hemen her canlı ile ortak bir DNA yapısı taşıyoruz? Yani, mesela nede şempanze bizimle %98.5 oranında aynı gen yapısına sahip? İşte mesele burada. Biz (veya herhangi bir canlı) unique bir genetik formasyon göstermiyoruz. Sokaktaki otlara varıncaya kadar hepimiz bir şeyleri paylaşıyoruz. Canlılar biyolojik olarak ne kadar birbirine benzerse o kadar çok genleri ortak. Asıl cevap arayacağın soru bu. Geyikteki boynuz genlerinin insanda ne işi var? Git bak, atıl gen havuzuna.. Gör buna benzer acayip şeyleri. Pöh, diyerek burun kıvırıyorsan, git kuyruk genlerini incele ve asıl şuna dikkat et. Bazı allele kombinasyonlarında bu genler serbest kalır. Yani çekinik havuzdadır, atıl gen havuzunda değil. Bu durumda da adamın kuyruğu olur ki, böyle bir kuyruğa sahip insanlar mevcuttur.
İşte cevap verilecek soru budur. Neden madem kuyruk genlerine sahibiz, mesela?
korelmis
28-02-2006, 18:34
Benim sorduğum soruları cevaplayamadın, "İşte cevap verilecek soru budur" mu diyorsun? :D :D :D
Öncelikle şunu ifade edeyim ki, genetik benzerlikler evrim lehine hiçbir anlam ifade etmez. Bir cep telefonunun iki ayrı modeline bak! Bu iki model birbirine çok benzer, ama ne piyasaya sürüldükten sonra biri diğerine dönüşmüştür, ne de kendiliklerinden oluşmuştur.
Kuyruk derken, insanlardaki kuyruk sokumunu kastediyorsan, 4 yıldır hakkında bilgi topladığım-"körelmiş organlar"la ilgili internet sitemi ziyaret etmeni tavsiye ederim: ( http://korelmisorganlarmeselesi.sitemynet.com )
Yok eğer bazı doğumsal anomalilerde rastlandığı gibi kuyruklu doğumları kastediyorsan, sana soruyorum: "kuyruk olduğu iddia edilen bu yapıların histolojik özellikleri nedir?, yapılarında kemik ya da kıkırdak dokusu ihtiva ederler mi?"
Psödogenler konusundaki son bilimsel gelişmeleri de bir öğren, ondan sonra gel konuşalım. 100 yıldır köhnemiş evrimsel masalları bana anlatma!
Körelmiş
Ben biyoloji okumadım tıp da okumadım. Evrimi anlamak için ne biyolog ne de tıp doktoru olmak lazım.
İstediğin kadar hava at. İstediğin kadar tıbbi terim kullan, ne yaptığını anlayacak kadar analitik düşünce yapısına sahibiz. Sonuçta biz de 15 küsur yıllık eğitim hayatımızda armut toplamadık.
Senin yaptığın şu: Evrimi anlamak için olayları canlıların oluşumunu fosil bilimini zaman süreci içinde izlemek lazım. Senin yaptığın ise günümüzden bir fotograf çekmek ve bu fotografın üzerinden bilgi sahibi sandığın detaylarda kaybolmaya çalışmak ve büyük resmi görmemek.
Eğer detaylarda kaybolma sevdasındaysan körelmiş, parmağını oynatman ve "parmağımı oynatırken hangi noktalardan geçti?" diye sormak.
Bir doğru üzerindeki iki nokta arasında sonsuz sayıda nokta olduğu için hiç kimse sana tam detaylı cevap veremez ama sonuçta parmağın bir noktadan diğerine gitmiştir.
Tıp okumuşsun ama biraz yazık etmişsin. Detaylarda saklanıp kaybolmaya çalışarak nereye varacaksın merak ediyorum
liopleurodon
01-03-2006, 09:48
Vay be.. Demek insanlar yanlış beslendiği için çeneleri küçük oluyormuş... Umarım sende tıp okumamışsındır, öyleyse eğer hasta olursak vay halimize... Sen hiç, fiziksel faaliyetin kemikleri büyüttüğünü gördün, duydun mu? Avare, kemik gelişimi tamamen hormoneldir ve genetiktir.
Dahası, eğer insanlar beslenme sorunu yaşamıyorsa demekki yedikleri vücutlarına yeterlidir. Ayrıca sindirim sistemide bunu kabul etmektedir. Eğer yanlış besleniyorsak ne yememiz gerekiyordu? Otlayacak mıydık inekler gibi? O zaman da selüloz sindirme kabiliyetimiz yok, ne olacaktı?
Kısaca, bir tek 20 yaş dişi bile cehaletini ortaya koyuyor. Psüdogenler hakkındaki son gelişmeleri ortaya koyanlardan biride benim. Salavat getirmeden ağzına gen, psödogen filan alma, çarpılırsın valla :) Gidip yanlış beslenme disiplini yüzünden çene kemikleri gelişemiyor diyecek kadar bir cahilin gen filan lafını ağzına alacak cüreti olamaz..
korelmis
01-03-2006, 17:42
*----Hakaret Yok----
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * MuTeZiLe
liopleurodon
02-03-2006, 09:07
Gelişen çene kemikleri mi yoksa çene kasları mıdır?
korelmis
02-03-2006, 12:50
2. UYARI
* * * * * * * * * * * * * * * * * * --hakaret yok--MuTeZiLe
Bir 3. kez uyarılacağını garanti edemem.
Kimseye hakaret etme; kişilik haklarını ihlal etmemeye çalış..
En azından ''c e h d'' et..Başaramıyorsan zaten anlaşılır
Kaliteli Ateist arkada$ları görünce cevap veresim geldi :)
gelelim bilgisayar dünyasına liopleurodon karde$ tcp i$letim sistemleri vs.. bahsetti.. bende bilgisayar dünyasına yabancı olmayan biri olarak birkaç $ey eklemek istiyorum ;)
hda falan olmasa (yani disk) bilgileri nerde saklıcaz dedi gerçekten güzel bir soru.. bu diski yapmımı zor birşey gerçekten bunlar gökten inmedi bir tasarımcısı mevcut..
i$letim sistemi falan dedi arkada$'ki kullandığım i$letim sistemlerinin sayısını unuttum ki hepsinin coderları var bilgisayar kendi kendine olu$madığıda a$ikar onu düzenleyen sistemi sistem yapan birsürü şey vardır... bunu yapan güç insan gücü.. bu biraz $u olaya benziyor aya gidiyorsunuz kar$ınıza süper bir bilgisayar çıkıyor bu mekanizmanın sanırım kendi kendine olu$tuğunu dü$ünmek biraz değil tamamen saçma bişi yani bi tasarımcı arar insan :)
gelelim i$in biyolojik kısmına bran$ım değil ama biyolojiyi severim , insan bilgisayarın doğa tarafından olu$abileceği insanın fikriyatına yatmazken beyin kadar komplex bir yapının yüksek tasarım gücü olan bir tasarımcının yaptığı ihtimali neden gözden kaçmakta ? i$in hikaye kısmına girmeyeceğim milyonlarca uyarılma sözkonusu vs...
:) tabiki şimdi sizde $öyle bir soruyu sorduğunuzu tahmin edergibiyim peki o yüksek zekalı tasarımcıyı kim yarattı ?
bu biraz kaos gibi de yorumlamak mümkün çeşitli yöntemlerlede cevap aramak mümkündür fakat $u a$ikardır zaman bizim koyduğumuz bir sınırdır ve görecelidir..
benim dü$ünceme göre ba$langıç ve son Tanrıdır.
Sevgiler ve saygılarımla...
Ve de soruyorum: Bu mekanizmayla, birden çok sperm tarafından bir köşede kıstırılmış olan yumurta hücresinin imdadına kim koştu? annemizin yumurta hücresi bu mekanizmaya sahip olmasaydı bizler şu an klavyenin tuşlarına basamıyor olacaktık? Bu mekanizmaya sahip olmayan canlılardan türediysek, o canlıların o yumurta hücreleri o spermlerin hışmından nasıl krunabildi de kromozom sayımızı 69(ve daha yüksek) yapmadan 46'da aktarıverdi!
Sayın körelmiş, şu bir çok spermden sadece birinini yumurtayı döllemesi ile ilgili soruna müsade edersen ben farklı bir yönden yaklaşacam; bana söylermsin, madem dişi yumurta sadece bir sperm hücersiyle birleşiyorsa ve döllenme için bu yeterli ise neden insanlarda (ve benzer sisteme sahip diğer canlılarda) binlerce sperme gerek duyuldu, bu israfin nedeni nedir, diyelimki senin iddan doğru yani bunu olağan üstü bir güç sağlıyor, peki bu güç neden bir yumurtaya karşın bir spermi yeterli görmedi.
Sence insanın binlerce sperm üretiyor olması (gereksiz yere) diğer canlılarla olan büyük bir benzerlik değilmidir, yani atalarımızdan kalan bir sistemin devamı olamazmı, ve bu da başlı başına evrimin ısbatı değilmidir.
Yaw aslında sen cidden güzel bir nick seçmişsin kendine, sayfanıda inceedim, aman dikkat et sende körelip yok olma :-)
Saygılar!..
Körelmiş,
Bilimsel verileri inançlarından bağımsız inceleme yetisini edinememişsen -ki senin temel problemin burada- diyeceğim tek şey var. Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az.
Aşağıdaki siteyi öneriyorum ama senin problemin başka yerde.
http://www.evowiki.org
Ve de soruyorum: Bu mekanizmayla, birden çok sperm tarafından bir köşede kıstırılmış olan yumurta hücresinin imdadına kim koştu? annemizin yumurta hücresi bu mekanizmaya sahip olmasaydı bizler şu an klavyenin tuşlarına basamıyor olacaktık? Bu mekanizmaya sahip olmayan canlılardan türediysek, o canlıların o yumurta hücreleri o spermlerin hışmından nasıl krunabildi de kromozom sayımızı 69(ve daha yüksek) yapmadan 46'da aktarıverdi!
Sayın körelmiş, şu bir çok spermden sadece birinini yumurtayı döllemesi ile ilgili soruna müsade edersen ben farklı bir yönden yaklaşacam; bana söylermsin, madem dişi yumurta sadece bir sperm hücersiyle birleşiyorsa ve döllenme için bu yeterli ise neden insanlarda (ve benzer sisteme sahip diğer canlılarda) binlerce sperme gerek duyuldu, bu israfin nedeni nedir, diyelimki senin iddan doğru yani bunu olağan üstü bir güç sağlıyor, peki bu güç neden bir yumurtaya karşın bir spermi yeterli görmedi. *
Sence insanın binlerce sperm üretiyor olması (gereksiz yere) diğer canlılarla olan büyük bir benzerlik değilmidir, yani atalarımızdan kalan bir sistemin devamı olamazmı, ve bu da başlı başına evrimin ısbatı değilmidir.
Yaw aslında sen cidden güzel bir nick seçmişsin kendine, sayfanıda inceedim, aman dikkat et sende körelip yok olma :-)
Saygılar!..
Sayın körelmiş, şu bir çok spermden sadece birinini yumurtayı döllemesi ile ilgili soruna müsade edersen ben farklı bir yönden yaklaşacam; bana söylermsin, madem dişi yumurta sadece bir sperm hücersiyle birleşiyorsa ve döllenme için bu yeterli ise neden insanlarda (ve benzer sisteme sahip diğer canlılarda) binlerce sperme gerek duyuldu, bu israfin nedeni nedir, diyelimki senin iddan doğru yani bunu olağan üstü bir güç sağlıyor, peki bu güç neden bir yumurtaya karşın bir spermi yeterli görmedi.
sevgili Cano62;
bana söylermisiniz bir dna yada rna zincirinin olu$ma olasılığı nedir ?
ben size bir ortam vereyim Adenin vs.. zayıf hidrojen bağlarını o kadar düzgün şekilde olu$masını beklermisiniz?
bu $u olaya benziyor bilgisayar parçalarını bir araya toplayıp bir ortamda kendi kendine bilgisayar olmasını beklemek gibi birşey bu...
Sorunuza gelirsek zaten birçoğu yumurtaya ula$amıyor sadece güçlü ve $anslı olan sperm yumurtayı döllüyor (yada spermler) neden birtane olmadı dersen $u $una benzer benim 1 tane kolum var neden 2. sini tanrı yarattı neden tek kollu beni yaratmadı gibi birşey sevgili arkada$lar
Bilim Tanrının dü$ündüğünü dü$ünür... bu söz Newton,kepler vs.. nin sözüdür ;)
Sence insanın binlerce sperm üretiyor olması (gereksiz yere) diğer canlılarla olan büyük bir benzerlik değilmidir, yani atalarımızdan kalan bir sistemin devamı olamazmı, ve bu da başlı başına evrimin ısbatı değilmidir.
Yaw aslında sen cidden güzel bir nick seçmişsin kendine, sayfanıda inceedim, aman dikkat et sende körelip yok olma :D
Sevgili Ateist karde$;
canlılarla olan bir benzerlik diyorsunuz ve evrimi savunuyorsunu gerçektende benziyoruz bu a$ikar $öyle diyebilirsiniz benim Atalarım Maymundu yada ba$ka bişidi diyebilirsiniz bu çok normal insan dü$üne bilir fakat ba$kalarıyla dalga geçme hususu bana etik birşeyi çağrı$tırmadı doğrusu gerçekler ortadadır:
bana (birtane diyorum) evrimle$en ara form gösterebilirmisiniz ? bilim adamları birsürü göstermeye çalı$tı ama hep hüsranla sonuçlandı...
bazı evrimcilerse $unu idda etmekte bu evrim öyle bişi ki ara geçi$ bizim gözlemleyemiceğimiz kadar yava$ geli$iyor..
-iyi ara forum nerde?
belkide bizim gözlemliyemeyeceğimizden hızlı geli$iyor...
-iyide sen hiç maymundan doğan insan gördün mü?
bilim bir gün yanıtını bulacak...
-:D bekliyorum...
bazen gerçektende bu insanların maymundan geldiği fikriyatı ağır basmakta bunun sebebide şudur: bilim subjektif değildir fakak objektif değil takım tutar gibi ben evrimciyim vs.. denmesidir. :) argo anlamıyla ben maymunluk olarak nitelendiriyorum bir insanı bilgi yönüyle ezmek kolay gerçektende fakat şunu gözden kaçıranlar oluyor..
bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır bir insanı bir konuyu bilmediği için hor görmek maymunları bilmem ama insan etiğine sığmayan bir kavram olarak nitelendiriyorum...
Saygılarımla...
Ege-sum hoşgeldin.
Bizi çok özledin herhalde ki dayanamayıp geri döndün.
"Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak". Gerçekten hoş bir söz.
Gerçeği nasıl bileceğiz? Araştırarak tabi.
Ara formlar nerede diye soruyorsun. Doğal seleksiyon.
En son genelde avrupa da yaşayan neandertahl ler yaklaşık 20.000 yıl önce yok oldular. Ortalık onların iskeletleriyle dolu. Bildiğim kadarıyla DNA dizilimleri de ele geçirildi.
Bir de Avustralya da bazı yerliler var. Ne kafatası yapıları ne de ölçüleri diğer insanlara uymuyor.
Bunlar en son yaşayanlar. Daha eskilere bulunan fosil ve iskeletlere bakarsak bir sürü ara form var. Aşağıda linkini verdiğim siteyi tavsiye ederim.
http://www.becominghuman.org/
korelmis
05-03-2006, 16:58
Mutezile, eğer beni forumdan atmak gibi bir düşüncen varsa böyle saçmalamana gerek yok. Baktım hala bana karşı kullandığı "domuzlar hava ısınınca pisliğe bulaşmadan yaşayamaz, tıpkı sizler gibi" hakareti yerinde duruyor. En temel biyoloji bilgilerinden habersiz olan, hatta bilmediği şeyi açıp kitaplardan okuyup-anlayacak kadar becerisi olmayan ve kendini biyoloji doçenti -ki muhtemelen kazma bir biyoloji öğrencisidir- olarak tanıtan ve birkaç biyoloji terimi kullanıp beni kolayca korkutacağını sanarken kendi cehaletinin bir sonucu olarak rezil olan ve hocalarıma dahi dil uzatan bu şahsa "geri zekalı" demem eğer bir hakaretse, şunu bil ki bu laf onun bana dediği ve hala forum sayfalarında yer alan "beynini geliştir" lafının -benim onun beceriksizliğini bildiğim için söylediğim- bir benzeridir ve aynı manayı verir. Öyleyse bu çifte standartı nasıl açıklayacaksın?
Ege-sum hoşgeldin.
Bizi çok özledin herhalde ki dayanamayıp geri döndün.
"Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak". Gerçekten hoş bir söz.
Gerçeği nasıl bileceğiz? Araştırarak tabi.
Ara formlar nerede diye soruyorsun. Doğal seleksiyon.
En son genelde avrupa da yaşayan neandertahl ler yaklaşık 20.000 yıl önce yok oldular. Ortalık onların iskeletleriyle dolu. Bildiğim kadarıyla DNA dizilimleri de ele geçirildi.
Bir de Avustralya da bazı yerliler var. Ne kafatası yapıları ne de ölçüleri diğer insanlara uymuyor.
Bunlar en son yaşayanlar. Daha eskilere bulunan fosil ve iskeletlere bakarsak bir sürü ara form var. Aşağıda linkini verdiğim siteyi tavsiye ederim.
http://www.becominghuman.org/
bir ara olmu$tu aynısı türü tükendi dediler sanırım balık için demişlerdi sonra yakalandı aynı balık :)
DNA dizilimleri nerde ?
ele geçirilmiş dedinde bunu 20.000 yıl diyorsun DNA sına ula$mak çooook az bir ihtimal
ayrıca bu ara forumu kanıtlayacağını dü$ünmüyorum en basitinden türü tükenmiş maymun bile olabilir
verdiğin linkte ise dna dan söz ettiğine rastlamadım...
canlılar mitoz bölünerek çoğalırken ulan bu çok sıkıcı demişler daha seksapel bişey yapalım sikişerek çoğalalım demişler tanrıda bu dileklerini kabul etmiş.
Ege-sum,
Ne kadar alakasız ve bilgisizce cevap verdin. Senin gibi genç bir beynin daha araştırmacı olması gerekir.
liopleurodon
06-03-2006, 12:55
ege-sum, bir hayli yanlış bilgiyle donatılmış olarak geliyor, aklınca ispatlar yapıyor.. Ve safsataya batıyor, boğulacak garibim.. Acilen el uzatalım..
biraz $u olaya benziyor aya gidiyorsunuz kar$ınıza süper bir bilgisayar çıkıyor bu mekanizmanın sanırım kendi kendine olu$tuğunu dü$ünmek biraz değil tamamen saçma bişi yani bi tasarımcı arar insan
Hayır, öyle yapılmaz. Öncelikle bakılacak şey, doğal etmenlerin bunu nasıl yapacağıdır. Eğer doğal etmenler bunu yapamıyorsa (çok düşük ihtimal filan değil, 0 ihtimal) o zaman bir tasarımcı aranır.
Doğa kendisi dehşetengiz bir tasarımcıdır. Bir roket yapabilir mi doğa? Yapar, nasıl yapar? Önce insanı yapar, o da gider roketi yapar. İşte yaklaşım bu olacaktır. Dağlara bakınca bunların tasarımcısı kim diye sorarız, gider tektonik hareketleri vs. keşfederiz. Bir kuş yuvasına bakınca da gider kuşu keşfederiz bunların hepsi doğanın bir parçasıdır, tıpkı insan gibi. Diyelim ki, ayda bir bilgisayar bulduk. Bu bize ancak gene doğada buluna ve bu bilgisayarı yapabilecek birisini işaret eder. İzleri takip ederiz vs. bakarız mesela vega'daki gezegenlerden birinden 1 milyon yıl önce getirildiğini buluruz, deriz ki, vega'da yaşayan bir uygarlığın izidir. Ve göreceğin gibi bu da gene doğanın içinde kalır. Ama aklımıza şu gelmez, bir tanrı burada oturmuş, dünyanın çapını hesaplamış bununla.. Yani, bunu doğaüstü bir mefhuma yormayız. Çıkacak sonuç her ne olursa olsun, doğal bir sonuç olacaktır.
İşte bu yüzden sizin gevelediğiniz bu kavram evrim geçirip "Akıllı tasarım" halini almıştır. Çünkü her şey en sonunda doğal bir süreçle oluşmaktadır. Tanrı gibi bir doğa üstü kavrama ulaşmadan kalmaktadır. Bu durumda olayı doğa sınırları içinde tutmak gayreti başgöstermiştir.
Oysa aklın ne olduğuna dair bilimsel gelişmeler arttıkça, akıl kavramının da küçük parçalara ayrılabilir olduğu görülmüştür. Her şey var/yok olarak özetlenebilir, bu silsile ile de hemen her şey ifade edilebilir. Şu malum dijital teknoloji. Eğer iki durum arasında doğru yanlış bağı kurulabiliyorsa, mantığın ilk adımı atılmış olur ve madde bu konuda son derece yeteneklidir. Mesela, He + O yanlıştır, ortaya bir şey çıkmaz. Bunun tıpkı bilgisayarda olduğu muazzam büyüklükte zincirler olarak tekrarı bir tür akıl mekanizması ortaya çıkarır. İşte evrimi vs. gerçekleştiren süreç budur. Doğa akıllıdır, bir ürettiği doğruyu tekrar edip her yönde geliştirerek kullanabilir. Basitçe, labirentten çıkmak için hep sağa, hep sola, bir sağa bir sola vs. bir sürü kombinasyonu deneyen bin tane denek kullanır. Bir yöntem doğru çıkarsa, labirentten çıkarsa, bu yöntem devam eden tüm labirentlerde kullanılmaya devam eder.
Evet, ilginç olsa da, akıl işinde temel olan karar verme kavramı doğada da mevcuttur. Ama o karar verip uygulamaz. Önce Uygular, doğru olmayan bir adım öteye gidemez. Bu insan aklına, mantığına benzemez ama evrensel ölçekte düşündüğünüzde muazzam bir "zeka" ile karşılaşmış olursunuz. İşte bu zekadır tasarımı yapan. Ama bu zeka, insan zekası gibi simülasyonu yaparak değil, birebir deneyerek çalışır. İnsan zekası, uçak yapmak için hesap eder, kitap eder vs. ve doğru tasarımı böyle bulur. Ama doğanın zekası tuğladan su damlasına kadar trilyon formda şey yapar, uçabileni uçan tarafa koyar. Yani, insan olayı önce simüle eder, doğa ise bizzat oturur yapar. Doğanın zaman, kaynak vs. sorunu yoktur. İşte doğanın tasarım zekası budur. Bakın, milyonlarca tür yaşıyor dünyada. Ama yok olan tür sayısı belki trilyonlarca. 9 Tane gezegen.. Ama birisinde hayat var. Peki doğanın niyeti hayatı oluşturmak mı? Hayır, hayat dünyada oluştu. Ama mesela, satürnde de halkalar oluştu. İşte böyle, ne olduysa o.
Biz insan olarak belirgin bir kaynak darlığı içinde yaşıyoruz. Bu yüzden tasarıma gidiyoruz. Ama doğa, hiç düşünmez, doğrudan yapar. Olursa olur, olmazsa başka bir tarafa doğru iş çıkar gider.
Bu bir insan zekası, insan mantık kavramı değildir. Ama tasarım oluşması için gereken durumu sağlayan bir mekanizmadır. İşte bu mekanizmaya gözleriniz kapalı olursa, gider kendiniz gibi bir mekanizma olduğunu düşünürsünüz. Bu basitçe, akıllı bir şeyin, bulutları otluk bölgeye getirip yağmur yağdırdığı düşüncesine benzer. İnsan böyle düşünür. Bulut burada, otlar şurada.. Ama doğa öyle düşünmez. Bulutlar gelir bir yere yağar. Çünkü iklim buna bulutları zorlar. Oraya yağmur yağdığı için orada yetişen bitkiler yaşar ve orası otluk olur. İşte doğanın aklı böyledir. Aha bitkiler, yağmur yağmalı demez. Ben yağmuru yağdırırım, nasıl olsa otlar oraya gelir der.
Bu yazılanlara bakarak, doğanın şuurlu bir varlık olduğunu filan kastettiğimi sanmayın. Doğa akıl, izan vs. sahibi değildir. Ama kompleks görünen ilişkiler, sistemler vs. arkasında yatan akıl, yani karar verme mekanizması budur doğadaki. Sonuç olarak, doğanın tasarımcısı kendisidir.
İşte o bilgisayara bakınca, biz bunu yapacak bir doğal etmeni ararız. Gidip bir tasarımcı aramayız. Bu etmen bir uzaylı uygarlığı olabilir. Ama o da doğal bir durumdur. Aynı şekilde insana, bitkilere vs. bakarız. Bunlarında doğadaki bir takım güçler tarafından tasarlandığını, düzenlendiğini görürüz. Ama bunlar gene doğanın içindeki güçlerdir. Güneş, su, hava vs. Siz ise bu işin doğaüstü bir tasarımcı gerektirdiğini düşünürsünüz. Çünkü, insan güdülerinizi, insan algınızı doğaya uygulamaya çalışmaktasınız. Ama doğa insan güdüleriyle çalışmaz.
Neanderthal'in genetik koduna ulaşmak çok zor değil. DNA canlının kökenidir. Ama canlı değildir. Çok uzun yıllar saklanabilir. Fakat, bu gerekmeyebilir. Çünkü, mevcut insan ve maymun türleri arasında yapılacak genetik inceleme Neanderthal'in olası genetik dökümünü verecektir. Bu yolla örneğin kızıl saçlara sebep olan genlerin neaderthallerden insana geçmiş olabileceği anlaşılmıştır. Ama bu, fosilleşmemiş Nenaderthal kalıntısı bulunamadı, DNA örneği bulunamadı anlamına gelmiyor. Partial pek çok DNA örneği, hem Neanderthal için, hemde H.Fluorensiensis için mevcut.
İki kol ile 500 Milyon sperm biraz acayip bir benzetme. İki kolunun her ikiside işe yarar. Biri olmasa eksik kalırsın. Örneğin, ağaçta daldan dala geçemezsin. Ama 500 Milyon spermden tek bir tanesi her şeye yeterlidir. Her şeyi çarpıtmada olağanüstü başarılısınız yani.
Diğer yandan araform diye bir şey yok. Yaşayan her canlı bir araformdur. Antievrimciler çıkıp, mesela yarı kuş, yarı kara hayvanı bir şey olmalı derler, hani nerde derler. Oysa evrim teorisi böyle bir şey gerektiğini söylemez. İlla araform göster bana diyen, aynaya bakmalıdır. tüm türler bir sonraki türler için birer araformdur.
Evrim deneysel olarak lab. koşullarında tekrarlanmış, gözlenmiştir. Doğada da gözlenmektedir. Doğası gereği evrim izole ortamlarda, hızlı üreyen türlerde daha kolay gözlenir. Bu tanıma en iyi uyan türlerde bakteri ve virüslerdir. AIDS virüsü o kadar hızlı evrim geçirir ki, siz ilacını, aşısını yapana kadar başka bir virüs türü olur. Bunun dışında gelişmiş organizmalarda evrimi en hızlı gözleyebileceğimiz türler meyve sineği gibi türlerdir. Bunlarda evrimsel bir durum oluşması çok kısa sürebilir. Sadece 2000 yıl filan. Ciddi bir evrimsel olay olmasa da bunlar için, 20-30 nesillik gözlemlerde umulduğu gibi doğal mutasyonlar yaşandığı raporlanmıştır.
Doğada ise, iki bariz örnek mevcuttur. Brezilya yılan adası yılanları ve galapagos ispinozları. Bu yılanların gözleminden türleşmeye dair teorilerden en kabul göreni olan cinsiyet değişikliği gözlenmeye başlanmıştır. Türleşme güçlü DNA farklılaşması gerektirir. Bu durum ise üremeyi zorlaştırır. Bu nedenle önce çift cinsiyetli bireyler ortaya çıkar, çünkü cinsiyet belirleyen genetik kodlar artık eskisi kadar etkin değildir. Bu yılanlarda işte bu sürecin başındadır. Gözlemler, bu yılanların 200 yılda bu mesafeye ulaştığını gösteriyor. Şu anda, karadaki orjinal yılanlardan daha küçük, renk ve pulları farklı, zehirleri ise 40 kat daha etkili bir hale gelmiş durumda.
Kısaca, evrim vs. hakkında, bilgi sahibi değilsiniz. Okuduğunuz kulaktan dolma bilgilerle gidiyorsunuz. Ama bunların doğru veya yanlış olduğuna dair hüküm verecek bir birikiminiz de yok. Bu da size yanlış yaptırıyor. Hepsi bu. Biraz daha inceleyin. Evrim teorisi, olan şeyin açıklamasıdır. Bıktık bu tanrıdan, nasıl kurtulacaz diye uydurulmuş bir şey değildir. Evrim olayının gözlenen bir gerçek olması sizlerin asıl sorununuzdur. Siz ise evrimi, dini inkar edenlerin uydurdukları bir teori olarak düşünüyorsunuz..
ege-sum, bir hayli yanlış bilgiyle donatılmış olarak geliyor, aklınca ispatlar yapıyor.. Ve safsataya batıyor, boğulacak garibim.. Acilen el uzatalım..
biraz $u olaya benziyor aya gidiyorsunuz kar$ınıza süper bir bilgisayar çıkıyor bu mekanizmanın sanırım kendi kendine olu$tuğunu dü$ünmek biraz değil tamamen saçma bişi yani bi tasarımcı arar insan
Hayır, öyle yapılmaz. Öncelikle bakılacak şey, doğal etmenlerin bunu nasıl yapacağıdır. Eğer doğal etmenler bunu yapamıyorsa (çok düşük ihtimal filan değil, 0 ihtimal) o zaman bir tasarımcı aranır.
Doğa kendisi dehşetengiz bir tasarımcıdır. Bir roket yapabilir mi doğa? Yapar, nasıl yapar? Önce insanı yapar, o da gider roketi yapar. İşte yaklaşım bu olacaktır. Dağlara bakınca bunların tasarımcısı kim diye sorarız, gider tektonik hareketleri vs. keşfederiz. Bir kuş yuvasına bakınca da gider kuşu keşfederiz bunların hepsi doğanın bir parçasıdır, tıpkı insan gibi. Diyelim ki, ayda bir bilgisayar bulduk. Bu bize ancak gene doğada buluna ve bu bilgisayarı yapabilecek birisini işaret eder. İzleri takip ederiz vs. bakarız mesela vega'daki gezegenlerden birinden 1 milyon yıl önce getirildiğini buluruz, deriz ki, vega'da yaşayan bir uygarlığın izidir. Ve göreceğin gibi bu da gene doğanın içinde kalır. Ama aklımıza şu gelmez, bir tanrı burada oturmuş, dünyanın çapını hesaplamış bununla.. Yani, bunu doğaüstü bir mefhuma yormayız. Çıkacak sonuç her ne olursa olsun, doğal bir sonuç olacaktır.
İşte bu yüzden sizin gevelediğiniz bu kavram evrim geçirip "Akıllı tasarım" halini almıştır. Çünkü her şey en sonunda doğal bir süreçle oluşmaktadır. Tanrı gibi bir doğa üstü kavrama ulaşmadan kalmaktadır. Bu durumda olayı doğa sınırları içinde tutmak gayreti başgöstermiştir.
Oysa aklın ne olduğuna dair bilimsel gelişmeler arttıkça, akıl kavramının da küçük parçalara ayrılabilir olduğu görülmüştür. Her şey var/yok olarak özetlenebilir, bu silsile ile de hemen her şey ifade edilebilir. Şu malum dijital teknoloji. Eğer iki durum arasında doğru yanlış bağı kurulabiliyorsa, mantığın ilk adımı atılmış olur ve madde bu konuda son derece yeteneklidir. Mesela, He + O yanlıştır, ortaya bir şey çıkmaz. Bunun tıpkı bilgisayarda olduğu muazzam büyüklükte zincirler olarak tekrarı bir tür akıl mekanizması ortaya çıkarır. İşte evrimi vs. gerçekleştiren süreç budur. Doğa akıllıdır, bir ürettiği doğruyu tekrar edip her yönde geliştirerek kullanabilir. Basitçe, labirentten çıkmak için hep sağa, hep sola, bir sağa bir sola vs. bir sürü kombinasyonu deneyen bin tane denek kullanır. Bir yöntem doğru çıkarsa, labirentten çıkarsa, bu yöntem devam eden tüm labirentlerde kullanılmaya devam eder.
Evet, ilginç olsa da, akıl işinde temel olan karar verme kavramı doğada da mevcuttur. Ama o karar verip uygulamaz. Önce Uygular, doğru olmayan bir adım öteye gidemez. Bu insan aklına, mantığına benzemez ama evrensel ölçekte düşündüğünüzde muazzam bir "zeka" ile karşılaşmış olursunuz. İşte bu zekadır tasarımı yapan. Ama bu zeka, insan zekası gibi simülasyonu yaparak değil, birebir deneyerek çalışır. İnsan zekası, uçak yapmak için hesap eder, kitap eder vs. ve doğru tasarımı böyle bulur. Ama doğanın zekası tuğladan su damlasına kadar trilyon formda şey yapar, uçabileni uçan tarafa koyar. Yani, insan olayı önce simüle eder, doğa ise bizzat oturur yapar. Doğanın zaman, kaynak vs. sorunu yoktur. İşte doğanın tasarım zekası budur. Bakın, milyonlarca tür yaşıyor dünyada. Ama yok olan tür sayısı belki trilyonlarca. 9 Tane gezegen.. Ama birisinde hayat var. Peki doğanın niyeti hayatı oluşturmak mı? Hayır, hayat dünyada oluştu. Ama mesela, satürnde de halkalar oluştu. İşte böyle, ne olduysa o.
Biz insan olarak belirgin bir kaynak darlığı içinde yaşıyoruz. Bu yüzden tasarıma gidiyoruz. Ama doğa, hiç düşünmez, doğrudan yapar. Olursa olur, olmazsa başka bir tarafa doğru iş çıkar gider.
Bu bir insan zekası, insan mantık kavramı değildir. Ama tasarım oluşması için gereken durumu sağlayan bir mekanizmadır. İşte bu mekanizmaya gözleriniz kapalı olursa, gider kendiniz gibi bir mekanizma olduğunu düşünürsünüz. Bu basitçe, akıllı bir şeyin, bulutları otluk bölgeye getirip yağmur yağdırdığı düşüncesine benzer. İnsan böyle düşünür. Bulut burada, otlar şurada.. Ama doğa öyle düşünmez. Bulutlar gelir bir yere yağar. Çünkü iklim buna bulutları zorlar. Oraya yağmur yağdığı için orada yetişen bitkiler yaşar ve orası otluk olur. İşte doğanın aklı böyledir. Aha bitkiler, yağmur yağmalı demez. Ben yağmuru yağdırırım, nasıl olsa otlar oraya gelir der.
Bu yazılanlara bakarak, doğanın şuurlu bir varlık olduğunu filan kastettiğimi sanmayın. Doğa akıl, izan vs. sahibi değildir. Ama kompleks görünen ilişkiler, sistemler vs. arkasında yatan akıl, yani karar verme mekanizması budur doğadaki. Sonuç olarak, doğanın tasarımcısı kendisidir.
İşte o bilgisayara bakınca, biz bunu yapacak bir doğal etmeni ararız. Gidip bir tasarımcı aramayız. Bu etmen bir uzaylı uygarlığı olabilir. Ama o da doğal bir durumdur. Aynı şekilde insana, bitkilere vs. bakarız. Bunlarında doğadaki bir takım güçler tarafından tasarlandığını, düzenlendiğini görürüz. Ama bunlar gene doğanın içindeki güçlerdir. Güneş, su, hava vs. Siz ise bu işin doğaüstü bir tasarımcı gerektirdiğini düşünürsünüz. Çünkü, insan güdülerinizi, insan algınızı doğaya uygulamaya çalışmaktasınız. Ama doğa insan güdüleriyle çalışmaz.
Neanderthal'in genetik koduna ulaşmak çok zor değil. DNA canlının kökenidir. Ama canlı değildir. Çok uzun yıllar saklanabilir. Fakat, bu gerekmeyebilir. Çünkü, mevcut insan ve maymun türleri arasında yapılacak genetik inceleme Neanderthal'in olası genetik dökümünü verecektir. Bu yolla örneğin kızıl saçlara sebep olan genlerin neaderthallerden insana geçmiş olabileceği anlaşılmıştır. Ama bu, fosilleşmemiş Nenaderthal kalıntısı bulunamadı, DNA örneği bulunamadı anlamına gelmiyor. Partial pek çok DNA örneği, hem Neanderthal için, hemde H.Fluorensiensis için mevcut.
İki kol ile 500 Milyon sperm biraz acayip bir benzetme. İki kolunun her ikiside işe yarar. Biri olmasa eksik kalırsın. Örneğin, ağaçta daldan dala geçemezsin. Ama 500 Milyon spermden tek bir tanesi her şeye yeterlidir. Her şeyi çarpıtmada olağanüstü başarılısınız yani.
Diğer yandan araform diye bir şey yok. Yaşayan her canlı bir araformdur. Antievrimciler çıkıp, mesela yarı kuş, yarı kara hayvanı bir şey olmalı derler, hani nerde derler. Oysa evrim teorisi böyle bir şey gerektiğini söylemez. İlla araform göster bana diyen, aynaya bakmalıdır. tüm türler bir sonraki türler için birer araformdur.
Evrim deneysel olarak lab. koşullarında tekrarlanmış, gözlenmiştir. Doğada da gözlenmektedir. Doğası gereği evrim izole ortamlarda, hızlı üreyen türlerde daha kolay gözlenir. Bu tanıma en iyi uyan türlerde bakteri ve virüslerdir. AIDS virüsü o kadar hızlı evrim geçirir ki, siz ilacını, aşısını yapana kadar başka bir virüs türü olur. Bunun dışında gelişmiş organizmalarda evrimi en hızlı gözleyebileceğimiz türler meyve sineği gibi türlerdir. Bunlarda evrimsel bir durum oluşması çok kısa sürebilir. Sadece 2000 yıl filan. Ciddi bir evrimsel olay olmasa da bunlar için, 20-30 nesillik gözlemlerde umulduğu gibi doğal mutasyonlar yaşandığı raporlanmıştır.
Doğada ise, iki bariz örnek mevcuttur. Brezilya yılan adası yılanları ve galapagos ispinozları. Bu yılanların gözleminden türleşmeye dair teorilerden en kabul göreni olan cinsiyet değişikliği gözlenmeye başlanmıştır. Türleşme güçlü DNA farklılaşması gerektirir. Bu durum ise üremeyi zorlaştırır. Bu nedenle önce çift cinsiyetli bireyler ortaya çıkar, çünkü cinsiyet belirleyen genetik kodlar artık eskisi kadar etkin değildir. Bu yılanlarda işte bu sürecin başındadır. Gözlemler, bu yılanların 200 yılda bu mesafeye ulaştığını gösteriyor. Şu anda, karadaki orjinal yılanlardan daha küçük, renk ve pulları farklı, zehirleri ise 40 kat daha etkili bir hale gelmiş durumda.
Kısaca, evrim vs. hakkında, bilgi sahibi değilsiniz. Okuduğunuz kulaktan dolma bilgilerle gidiyorsunuz. Ama bunların doğru veya yanlış olduğuna dair hüküm verecek bir birikiminiz de yok. Bu da size yanlış yaptırıyor. Hepsi bu. Biraz daha inceleyin. Evrim teorisi, olan şeyin açıklamasıdır. Bıktık bu tanrıdan, nasıl kurtulacaz diye uydurulmuş bir şey değildir. Evrim olayının gözlenen bir gerçek olması sizlerin asıl sorununuzdur. Siz ise evrimi, dini inkar edenlerin uydurdukları bir teori olarak düşünüyorsunuz..
Hayır, öyle yapılmaz. Öncelikle bakılacak şey, doğal etmenlerin bunu nasıl yapacağıdır. Eğer doğal etmenler bunu yapamıyorsa (çok düşük ihtimal filan değil, 0 ihtimal) o zaman bir tasarımcı aranır.
doğal etmenleri tasarlayankim ?
bu bana eski bir fıkrayı hatırlattı;
ilerki zamanlarda insan oğlu bilimi o kadar ilerletmişki Tanrıya meydan okumaya kadar götürmü$ olayı demişki artık bizde topraktan insan yapıyoruz...
-Tanrı tebessüm etmiş ve şöyle demiş;
kendi toprağınızı kullanın... :)
bu gerçi ateist fıkrası ama genede bu konuya tekabulen iyi bir örnek olu$turmakta...
"doğal etmenlerin bunu nasıl yapacağıdır" diyorsunuz iyide bu kadar muazzam bir yapının tasarımcısını dü$ünmeye geldiğinizde ne yazıkki cevap veremiyorsunuz...
Doğa kendisi dehşetengiz bir tasarımcıdır. Bir roket yapabilir mi doğa? Yapar, nasıl yapar? Önce insanı yapar, o da gider roketi yapar. İşte yaklaşım bu olacaktır. Dağlara bakınca bunların tasarımcısı kim diye sorarız, gider tektonik hareketleri vs. keşfederiz. Bir kuş yuvasına bakınca da gider kuşu keşfederiz bunların hepsi doğanın bir parçasıdır, tıpkı insan gibi. Diyelim ki, ayda bir bilgisayar bulduk. Bu bize ancak gene doğada buluna ve bu bilgisayarı yapabilecek birisini işaret eder. İzleri takip ederiz vs. bakarız mesela vega'daki gezegenlerden birinden 1 milyon yıl önce getirildiğini buluruz, deriz ki, vega'da yaşayan bir uygarlığın izidir. Ve göreceğin gibi bu da gene doğanın içinde kalır. Ama aklımıza şu gelmez, bir tanrı burada oturmuş, dünyanın çapını hesaplamış bununla.. Yani, bunu doğaüstü bir mefhuma yormayız. Çıkacak sonuç her ne olursa olsun, doğal bir sonuç olacaktır.
itiraf etmeliyimki yazınızı okurken gülerek okudum :) tebrik etmeliğimki mantığınızı baya zorlamı$sınız...
fakat yazı yazarken şunu ihmal etmişsiniz benim gittiğim yol subjektif bir hususa değil objektif bir husustur..
velhasıl belirtmek istediğim konu bütündür doğa tabiki kendisi birçok şeyi olu$turur ve mükkemmel bir tasarımcının eseridir... bunu ihmal etmek gerçekten çok zor geliyor dünyevi mantığa...
İşte bu yüzden sizin gevelediğiniz bu kavram evrim geçirip "Akıllı tasarım" halini almıştır. Çünkü her şey en sonunda doğal bir süreçle oluşmaktadır. Tanrı gibi bir doğa üstü kavrama ulaşmadan kalmaktadır. Bu durumda olayı doğa sınırları içinde tutmak gayreti başgöstermiştir.
:)) gevelemi$ olduğum $eyleri size $ukadarını söyleyim dünyaca ünlü bir çok prof. akademik kariyere sahip insanlar geveliyor ;) sanırım yaradılı$ teorisi mantıksız olsa biz gevelemeyiz ;)
Oysa aklın ne olduğuna dair bilimsel gelişmeler arttıkça, akıl kavramının da küçük parçalara ayrılabilir olduğu görülmüştür. Her şey var/yok olarak özetlenebilir, bu silsile ile de hemen her şey ifade edilebilir. Şu malum dijital teknoloji. Eğer iki durum arasında doğru yanlış bağı kurulabiliyorsa, mantığın ilk adımı atılmış olur ve madde bu konuda son derece yeteneklidir. Mesela, He + O yanlıştır, ortaya bir şey çıkmaz. Bunun tıpkı bilgisayarda olduğu muazzam büyüklükte zincirler olarak tekrarı bir tür akıl mekanizması ortaya çıkarır. İşte evrimi vs. gerçekleştiren süreç budur. Doğa akıllıdır, bir ürettiği doğruyu tekrar edip her yönde geliştirerek kullanabilir. Basitçe, labirentten çıkmak için hep sağa, hep sola, bir sağa bir sola vs. bir sürü kombinasyonu deneyen bin tane denek kullanır. Bir yöntem doğru çıkarsa, labirentten çıkarsa, bu yöntem devam eden tüm labirentlerde kullanılmaya devam eder.
burda azda olsa bana hak verdiğiniz için te$ekkür ederim gerçektende uygun lab. ko$ullarında bile bir çok deney yapılamamakta.. fakat $u bir gerçektirki bilim ilerledikçe ve $artlar geli$tikçe bu deneyler birşekilde gerçekle$mekte fakat $unu kabul etmeliğizki her zamlı suçlu olduğu ispatlana kadar masumdur.. fakat nedense önyargılı yakla$ımlarla tasarımcı inkar edilmektedir...
Bir madde yoktan var olamaz vardanda yok olamaz fakat diğer enerji türlerine dönü$ebilmektedir... bu hususta labirentinizde tek seçenek vardır mutlak bir enerjinin ezelden beri var olduğudur... bu enerjiyi kabul ettiğinize göre zaman kavramını bir anlamda a$mı$durumdayız... bu enerji nasıl olu$tu vs.. gibi bircümle bizim dü$üncelerimizi kaos'a itmektedir... yani akıllı bir tasarımcı mevcut olma $ansını ihmal etmek nekadar kolay değilse o derecede kabul etmemekde zordur..
i$in özü $udur kesin birşey yok....
kesin olmayan bir şey hakkında kesin hükümler vermek bana doğru gelmemekte ateist gözü açısından...
Evet, ilginç olsa da, akıl işinde temel olan karar verme kavramı doğada da mevcuttur. Ama o karar verip uygulamaz. Önce Uygular, doğru olmayan bir adım öteye gidemez. Bu insan aklına, mantığına benzemez ama evrensel ölçekte düşündüğünüzde muazzam bir "zeka" ile karşılaşmış olursunuz. İşte bu zekadır tasarımı yapan. Ama bu zeka, insan zekası gibi simülasyonu yaparak değil, birebir deneyerek çalışır. İnsan zekası, uçak yapmak için hesap eder, kitap eder vs. ve doğru tasarımı böyle bulur. Ama doğanın zekası tuğladan su damlasına kadar trilyon formda şey yapar, uçabileni uçan tarafa koyar. Yani, insan olayı önce simüle eder, doğa ise bizzat oturur yapar. Doğanın zaman, kaynak vs. sorunu yoktur. İşte doğanın tasarım zekası budur. Bakın, milyonlarca tür yaşıyor dünyada. Ama yok olan tür sayısı belki trilyonlarca. 9 Tane gezegen.. Ama birisinde hayat var. Peki doğanın niyeti hayatı oluşturmak mı? Hayır, hayat dünyada oluştu. Ama mesela, satürnde de halkalar oluştu. İşte böyle, ne olduysa o.
ke$ke her$ey yazdığınız kadar basit olsa bizde derdikki bu adam haklı ateist olalım :) bu bukadar basit değildir gerçektende mesela yazı tura oynarken paranın dik gelmesi gibi birşey :) olay $u elinizde milyonlarca para var ve bunları çok büyük bir çuvaldan yeryüzüne bo$altıyorsunuz ve tüm paralar dik gelecekdiyorsunuz ve bunu doğa sağladı diyorsunuz belki bunu inanabilirim gerçektende bu ihtimalden bile az bir ihtimal konu$maktayız... bu bilinen birşey az önceki örneği kafadan salladım ama gerçeğe yakın bir örnek size gerçeğe uygun örnekler yazabilirim tabiki eve gidince :) belki onlar daha imkansız örnekler o tür bir çalı$ma yapmı$ bilim adamları sizinle payla$mayı dü$ünüyorum.... hatta bu örneğe bazı şeyler eklenebilir mesela paralar hep üstüste dik gelecek :D bu kadar gırgır yeter sanırım :) fakat size $unu söyleyim bunları beklemek bile evrim teorisinden daha inandırıcıdır...
Biz insan olarak belirgin bir kaynak darlığı içinde yaşıyoruz. Bu yüzden tasarıma gidiyoruz. Ama doğa, hiç düşünmez, doğrudan yapar. Olursa olur, olmazsa başka bir tarafa doğru iş çıkar gider.
Bu bir insan zekası, insan mantık kavramı değildir. Ama tasarım oluşması için gereken durumu sağlayan bir mekanizmadır. İşte bu mekanizmaya gözleriniz kapalı olursa, gider kendiniz gibi bir mekanizma olduğunu düşünürsünüz. Bu basitçe, akıllı bir şeyin, bulutları otluk bölgeye getirip yağmur yağdırdığı düşüncesine benzer. İnsan böyle düşünür. Bulut burada, otlar şurada.. Ama doğa öyle düşünmez. Bulutlar gelir bir yere yağar. Çünkü iklim buna bulutları zorlar. Oraya yağmur yağdığı için orada yetişen bitkiler yaşar ve orası otluk olur. İşte doğanın aklı böyledir. Aha bitkiler, yağmur yağmalı demez. Ben yağmuru yağdırırım, nasıl olsa otlar oraya gelir der.
gerçekten güzel bir yakla$ım ama bu kabul edilmeyecek kadar küçük bir ihtimal sizde belki kullanmı$sınız dersiniz i$te x<<0 dan vs.. önemsemez denkleme katmazsınız doğa deney tüpü değildir doğa önemsenecek kadar komplex bir yapıdır...
Bu yazılanlara bakarak, doğanın şuurlu bir varlık olduğunu filan kastettiğimi sanmayın. Doğa akıl, izan vs. sahibi değildir. Ama kompleks görünen ilişkiler, sistemler vs. arkasında yatan akıl, yani karar verme mekanizması budur doğadaki. Sonuç olarak, doğanın tasarımcısı kendisidir.
güzel bir şekilde gidiyordunuz itiraf etmeliyim fakat burda çuvalladınız...
doğanın tasarımcısı kendisidir sözünden dolayı doğa doğayı nasıl tasarladı ?
cevapla... ama ba$tan $unu deme gaz ve tozbulutu muhabbeti :) bana en ba$tan anlatmaya ba$la... bunu söylemen için birşeylere dayanmanız gerekmekte fakat birşeye dayandığınızı dü$ünmemekteyim...
İşte o bilgisayara bakınca, biz bunu yapacak bir doğal etmeni ararız. Gidip bir tasarımcı aramayız. Bu etmen bir uzaylı uygarlığı olabilir. Ama o da doğal bir durumdur. Aynı şekilde insana, bitkilere vs. bakarız. Bunlarında doğadaki bir takım güçler tarafından tasarlandığını, düzenlendiğini görürüz. Ama bunlar gene doğanın içindeki güçlerdir. Güneş, su, hava vs. Siz ise bu işin doğaüstü bir tasarımcı gerektirdiğini düşünürsünüz. Çünkü, insan güdülerinizi, insan algınızı doğaya uygulamaya çalışmaktasınız. Ama doğa insan güdüleriyle çalışmaz.
bilgisayar görünce uzaylı arıyorsunuz beyini görüncede doğa yaptı diyorsunuz helal olsun :)
beyinin yapısını benden iyi bildiğinizi dü$ünmekteyim biyoloji ile uğra$tığınız için... bu kadar diyorum anlamı$ olmanız gerekmekte
Neanderthal'in genetik koduna ulaşmak çok zor değil. DNA canlının kökenidir. Ama canlı değildir. Çok uzun yıllar saklanabilir. Fakat, bu gerekmeyebilir. Çünkü, mevcut insan ve maymun türleri arasında yapılacak genetik inceleme Neanderthal'in olası genetik dökümünü verecektir. Bu yolla örneğin kızıl saçlara sebep olan genlerin neaderthallerden insana geçmiş olabileceği anlaşılmıştır. Ama bu, fosilleşmemiş Nenaderthal kalıntısı bulunamadı, DNA örneği bulunamadı anlamına gelmiyor. Partial pek çok DNA örneği, hem Neanderthal için, hemde H.Fluorensiensis için mevcut.
Evrim teorisine göre yazdıklarınız doğrudur gerçekten gözlerim ya$ardı gerçektende evrim teorisini biliyorsunuz evet evrim teorisi canlıların cansızdan olu$tuğunu idda etmektedir.. bunu yazma sebebim okumadan etmeden evrim teorisini yargılayanlar bilmeden savunanlar olu$udur... size tavsiyem yaradı$ teorisini okumanız... onun hakkında bir sürü kitaplar mevcut hatta evrim teorisini ve yaradılı$ teorisini kar$ıla$tırılması bile mevcuttur...
İki kol ile 500 Milyon sperm biraz acayip bir benzetme. İki kolunun her ikiside işe yarar. Biri olmasa eksik kalırsın. Örneğin, ağaçta daldan dala geçemezsin. Ama 500 Milyon spermden tek bir tanesi her şeye yeterlidir. Her şeyi çarpıtmada olağanüstü başarılısınız yani.
Diğer yandan araform diye bir şey yok. Yaşayan her canlı bir araformdur. Antievrimciler çıkıp, mesela yarı kuş, yarı kara hayvanı bir şey olmalı derler, hani nerde derler. Oysa evrim teorisi böyle bir şey gerektiğini söylemez. İlla araform göster bana diyen, aynaya bakmalıdır. tüm türler bir sonraki türler için birer araformdur.
ara forum bizsek aynaya bakıyorsak neden fosil kayıtlarından buna benzer ilkel bize benzer örnekler görülmemekte? tarihleride a$ikardır fosil kayıtlarının...
Evrim deneysel olarak lab. koşullarında tekrarlanmış, gözlenmiştir. Doğada da gözlenmektedir. Doğası gereği evrim izole ortamlarda, hızlı üreyen türlerde daha kolay gözlenir. Bu tanıma en iyi uyan türlerde bakteri ve virüslerdir. AIDS virüsü o kadar hızlı evrim geçirir ki, siz ilacını, aşısını yapana kadar başka bir virüs türü olur. Bunun dışında gelişmiş organizmalarda evrimi en hızlı gözleyebileceğimiz türler meyve sineği gibi türlerdir. Bunlarda evrimsel bir durum oluşması çok kısa sürebilir. Sadece 2000 yıl filan. Ciddi bir evrimsel olay olmasa da bunlar için, 20-30 nesillik gözlemlerde umulduğu gibi doğal mutasyonlar yaşandığı raporlanmıştır.
:) gerçektende güzel bir yakla$ım deneysel olarak yararlı mutasyon doğa koşullarında görünmektemidir? sizce AIDS virüsünün türünün yaptığı olay evrim mi ? tabiki değil eğer kabul edilseydi hepimiz nezle oluyoruz ve vicudumuz bağışıklık kazanıyor bu bir evrimlenme modeli olarak kabul edilmesi zor bir husustur.. mutasyon denilen olayı sizin benden daha iyi bilmeniz gerekmekte..
herhangi bir mutasyona uğramı$ bir canlının yararlı mutasyona uğrama $ansı nedir lütfen buraya yazınız...
Doğada ise, iki bariz örnek mevcuttur. Brezilya yılan adası yılanları ve galapagos ispinozları. Bu yılanların gözleminden türleşmeye dair teorilerden en kabul göreni olan cinsiyet değişikliği gözlenmeye başlanmıştır. Türleşme güçlü DNA farklılaşması gerektirir. Bu durum ise üremeyi zorlaştırır. Bu nedenle önce çift cinsiyetli bireyler ortaya çıkar, çünkü cinsiyet belirleyen genetik kodlar artık eskisi kadar etkin değildir. Bu yılanlarda işte bu sürecin başındadır. Gözlemler, bu yılanların 200 yılda bu mesafeye ulaştığını gösteriyor. Şu anda, karadaki orjinal yılanlardan daha küçük, renk ve pulları farklı, zehirleri ise 40 kat daha etkili bir hale gelmiş durumda.
Kısaca, evrim vs. hakkında, bilgi sahibi değilsiniz. Okuduğunuz kulaktan dolma bilgilerle gidiyorsunuz. Ama bunların doğru veya yanlış olduğuna dair hüküm verecek bir birikiminiz de yok. Bu da size yanlış yaptırıyor. Hepsi bu. Biraz daha inceleyin. Evrim teorisi, olan şeyin açıklamasıdır. Bıktık bu tanrıdan, nasıl kurtulacaz diye uydurulmuş bir şey değildir. Evrim olayının gözlenen bir gerçek olması sizlerin asıl sorununuzdur. Siz ise evrimi, dini inkar edenlerin uydurdukları bir teori olarak düşünüyorsunuz..
Herzaman söylerim genede söylüyorum bildiğim tek bir şey var o da hiçbirşey bilmediğimdir ve bilgilerim kulaktan dolma değil kitaplara dayanır evrim teorisi ve yaradılı$ teorisini incelerim ayrıca kafama yatmayan $eyi kabul etme gibi bir özelliğim yok her$eyi sorgulamaya çalı$ırım son olarak siz haklısınız :) evrim teorisini kabul etmeyen insanlar aptal insanlardır siz akıllısınız tüm bilgiye sahipsiniz ...
bize $u sorunun yanıtını verirseniz seviniriz;
ilk madde nasıl oldu ?
doğa kendi kendini nasıl olu$turdu ?
Saygılarımla...
Ege-sum,
Ne kadar alakasız ve bilgisizce cevap verdin. Senin gibi genç bir beynin daha araştırmacı olması gerekir.
Sağol sevgili mamuli;
önerinizi dikkate alacağım... herzaman cevap yazamıyorum kusura bakmayın daha önemli i$lerim var oyüzden foruma pek giremiyorum....
liopleurodon
10-03-2006, 15:40
Bir şeyler bildiğini sanıyor ama hiç bir şey bilmeyip boyuna yalan ve safsata üretiyorsun. Mesela, "ID diyen o kadar profesör filan".. Git bak, bunların sayısı onbinde birden azdır. Ve bunlara mensubu oldukları akademik kurum bile arka çıkmaz. Dahası, aksini söyleyen misli misli profesör vs. unutuluveriyor hemen.
Bir çuval parayı atıp, hepsi dik gelsin diyorsun. Ama şapşallığını seriyorsun. Bugünkü canlı formu, hepsi dik olan form değildir. Yani 1000 paranın 600'ü tura, 350'si yazı, 50 si dik gelmesine tekabül eden bir formdur. Haa, arada mesela 500 tura, 580 tura vs. gelmesi durumları da kabul edilr. Ne olur, bu canlı formu değil o canlı formu ortaya çıkar. Dahası böyle alıp bir defa atılmış bir çuval para da yok. Ve doğanın yöntemleri, hepsinin dik gelmesini de kolayca sağlar. Çuvalı boşaltır, dik gelenler kalır, kalanları tekrar atar. Ta ki bütün paralar dik olana kadar. Bilmem anladın mı?
İnsan beyni nasıl bir yapıdır? Nasıl oluşur? Bir fikrin var mı? Olsaydı, öyle saçma laflar etmezdin.
Bir madde yoktan var olamaz vardanda yok olamaz fakat diğer enerji türlerine dönü$ebilmektedir... bu hususta labirentinizde tek seçenek vardır mutlak bir enerjinin ezelden beri var olduğudur... bu enerjiyi kabul ettiğinize göre zaman kavramını bir anlamda a$mı$durumdayız... bu enerji nasıl olu$tu vs.. gibi bircümle bizim dü$üncelerimizi kaos'a itmektedir... yani akıllı bir tasarımcı mevcut olma $ansını ihmal etmek nekadar kolay değilse o derecede kabul etmemekde zordur..
Hayır, bir tasarımcı varlığını kabul etmek imkansızdır. Çünkü, ezeli madde vs. için, en azından maddenin yok olduğu bir zaman yok, bunu biliyoruz. O halde, neden madde ezeli olamasın. Dahası kalın kafanızın almadığı bir şey var. Madde, proton, nötron çorbası değil. Daha altlarda başka bir şeyden oluşuyor. Ve enerji ile madde de aslında şey. Haa, nedir bu şey, quantum teorisi bunu aydınlatmaya çalışıyor. Sen ise, bunu dizayn edecek bir şey.. Maddenin yok olduğu bir zamanı bilmiyor değiliz, böyle bir zamanın hiç olmadığını net bir şekilde biliyoruz. Kısaca, maddenin bir yaratıcısı yok, çünkü madde yaratılmış değil.
Kabul edilmeyecek kadar küçük bir ihtimal yoktur. İhtimal ya vardır, ya yoktur. Kaçırdığın, görmek istemediğin, diğer ihtimallerinde amaca hizmet ettiğidir en başta. Ve ihtimaller aslında o kadar azdır ki, uygun tekrar sayısı ile ki bu bir kaç bin ile sınırlıdır, gerçekleşmesi gayet kolaydır.
Evrim teorisine göre yazdıklarınız doğrudur gerçekten gözlerim ya$ardı gerçektende evrim teorisini biliyorsunuz evet evrim teorisi canlıların cansızdan olu$tuğunu idda etmektedir..
Yanlış. Evrim teorisi, canlıların cansızdan oluştuğunu filan söylemez. Buna açık bir şekilde "OUT-OF-SCOPE" der. Yani kapsam dışı. Evrim teorisi ilk canlıdan, hatta daha geniş terimiyle üreyen ve üremek + enerji üretmek için başka kaynaklara ihtiyacı olan ilk canlıdan sonrasını açıklar.
Bilgilerin, tamamen kulaktan dolma.. Daha doğrusu yalan yanlış kitaplardan okuma. Çarpıtma ve yalandan başka hiç bir bilgiye sahip değilsin. Sana bir soru soralım, *elindeki sigaranın bir yağmur tanesi yüzünden sönmesi ihtimali ne kadardır, hadi bir hesapla bakalım...
Bir şeyler bildiğini sanıyor ama hiç bir şey bilmeyip boyuna yalan ve safsata üretiyorsun. Mesela, "ID diyen o kadar profesör filan".. Git bak, bunların sayısı onbinde birden azdır. Ve bunlara mensubu oldukları akademik kurum bile arka çıkmaz. Dahası, aksini söyleyen misli misli profesör vs. unutuluveriyor hemen.
Bir çuval parayı atıp, hepsi dik gelsin diyorsun. Ama şapşallığını seriyorsun. Bugünkü canlı formu, hepsi dik olan form değildir. Yani 1000 paranın 600'ü tura, 350'si yazı, 50 si dik gelmesine tekabül eden bir formdur. Haa, arada mesela 500 tura, 580 tura vs. gelmesi durumları da kabul edilr. Ne olur, bu canlı formu değil o canlı formu ortaya çıkar. Dahası böyle alıp bir defa atılmış bir çuval para da yok. Ve doğanın yöntemleri, hepsinin dik gelmesini de kolayca sağlar. Çuvalı boşaltır, dik gelenler kalır, kalanları tekrar atar. Ta ki bütün paralar dik olana kadar. Bilmem anladın mı?
İnsan beyni nasıl bir yapıdır? Nasıl oluşur? Bir fikrin var mı? Olsaydı, öyle saçma laflar etmezdin.
Bir madde yoktan var olamaz vardanda yok olamaz fakat diğer enerji türlerine dönü$ebilmektedir... bu hususta labirentinizde tek seçenek vardır mutlak bir enerjinin ezelden beri var olduğudur... bu enerjiyi kabul ettiğinize göre zaman kavramını bir anlamda a$mı$durumdayız... bu enerji nasıl olu$tu vs.. gibi bircümle bizim dü$üncelerimizi kaos'a itmektedir... yani akıllı bir tasarımcı mevcut olma $ansını ihmal etmek nekadar kolay değilse o derecede kabul etmemekde zordur..
Hayır, bir tasarımcı varlığını kabul etmek imkansızdır. Çünkü, ezeli madde vs. için, en azından maddenin yok olduğu bir zaman yok, bunu biliyoruz. O halde, neden madde ezeli olamasın. Dahası kalın kafanızın almadığı bir şey var. Madde, proton, nötron çorbası değil. Daha altlarda başka bir şeyden oluşuyor. Ve enerji ile madde de aslında şey. Haa, nedir bu şey, quantum teorisi bunu aydınlatmaya çalışıyor. Sen ise, bunu dizayn edecek bir şey.. Maddenin yok olduğu bir zamanı bilmiyor değiliz, böyle bir zamanın hiç olmadığını net bir şekilde biliyoruz. Kısaca, maddenin bir yaratıcısı yok, çünkü madde yaratılmış değil.
Kabul edilmeyecek kadar küçük bir ihtimal yoktur. İhtimal ya vardır, ya yoktur. Kaçırdığın, görmek istemediğin, diğer ihtimallerinde amaca hizmet ettiğidir en başta. Ve ihtimaller aslında o kadar azdır ki, uygun tekrar sayısı ile ki bu bir kaç bin ile sınırlıdır, gerçekleşmesi gayet kolaydır.
Evrim teorisine göre yazdıklarınız doğrudur gerçekten gözlerim ya$ardı gerçektende evrim teorisini biliyorsunuz evet evrim teorisi canlıların cansızdan olu$tuğunu idda etmektedir..
Yanlış. Evrim teorisi, canlıların cansızdan oluştuğunu filan söylemez. Buna açık bir şekilde "OUT-OF-SCOPE" der. Yani kapsam dışı. Evrim teorisi ilk canlıdan, hatta daha geniş terimiyle üreyen ve üremek + enerji üretmek için başka kaynaklara ihtiyacı olan ilk canlıdan sonrasını açıklar.
Bilgilerin, tamamen kulaktan dolma.. Daha doğrusu yalan yanlış kitaplardan okuma. Çarpıtma ve yalandan başka hiç bir bilgiye sahip değilsin. Sana bir soru soralım, *elindeki sigaranın bir yağmur tanesi yüzünden sönmesi ihtimali ne kadardır, hadi bir hesapla bakalım...
Bir şeyler bildiğini sanıyor ama hiç bir şey bilmeyip boyuna yalan ve safsata üretiyorsun. Mesela, "ID diyen o kadar profesör filan".. Git bak, bunların sayısı onbinde birden azdır. Ve bunlara mensubu oldukları akademik kurum bile arka çıkmaz. Dahası, aksini söyleyen misli misli profesör vs. unutuluveriyor hemen.
:) abi yanlı$ anlama ama sana benzer birsürü allahsız kitapsız profesör var tabiki sizin bran$ınız biyoloji okuduğum kiplar harici bir bilgiye sahip değilim ayrıca o konu üzerine akedemik kariyerim de yok ama i$ fiziğe dönerse benim bran$ım $unuda unutmayınki Allahsız kitapsız bilim adamları kadar bilim tarihinde imanlı bilim adamlarıda mevcut birtanesi pascal hatta kitabı bile var güzel bir kitap kendi yazmı$ zamanında dü$üncelerle ilgili bu adam gibi birsürü bilim tarihine büyük hizmetler etmiş daha buna benzer birsürü bilim adamı var tabi inanan ve inanmayan bilim adamlarının istatistliği bende mevcut değil sizde mevcut değilse o ba$ka...
bana yalan yanlı$ saçma dü$ünceleriniz var dediniz fakat bu dü$ünceleri kabul ededen birsürü insan var inanmak ve inanmamak gayet normal inanan insanında cahili var inanmayan insanında cahili var...
Bir çuval parayı atıp, hepsi dik gelsin diyorsun. Ama şapşallığını seriyorsun. Bugünkü canlı formu, hepsi dik olan form değildir. Yani 1000 paranın 600'ü tura, 350'si yazı, 50 si dik gelmesine tekabül eden bir formdur. Haa, arada mesela 500 tura, 580 tura vs. gelmesi durumları da kabul edilr. Ne olur, bu canlı formu değil o canlı formu ortaya çıkar. Dahası böyle alıp bir defa atılmış bir çuval para da yok. Ve doğanın yöntemleri, hepsinin dik gelmesini de kolayca sağlar. Çuvalı boşaltır, dik gelenler kalır, kalanları tekrar atar. Ta ki bütün paralar dik olana kadar. Bilmem anladın mı?
:) abi sen onu bırakta bana doğa şartlarında yararlı mutasyonun olma olasılığınıyaz... herkez anlasın ne dik ne yazı ne tura...
İnsan beyni nasıl bir yapıdır? Nasıl oluşur? Bir fikrin var mı? Olsaydı, öyle saçma laflar etmezdin.
insan beynini bırak bir hücre içindeki mitakondriye bak bu üniversite bilgiside değil lise bilgisi onun bile kendine ayit bir genetik code u var ki beyin mükkemmel bir ağdır ve karma karı$ık bilgi aktarımlarıyla iletim neronlarıyla doludur bu lise bilgisi benim 4 sene önce gördüğüm bilgi...bu komplex değildir çok basit birşeydir beyin tamamen çözüldü diyorsanız haa o zaman ayrı konu size hak veririm..
Hayır, bir tasarımcı varlığını kabul etmek imkansızdır. Çünkü, ezeli madde vs. için, en azından maddenin yok olduğu bir zaman yok, bunu biliyoruz. O halde, neden madde ezeli olamasın. Dahası kalın kafanızın almadığı bir şey var. Madde, proton, nötron çorbası değil. Daha altlarda başka bir şeyden oluşuyor. Ve enerji ile madde de aslında şey. Haa, nedir bu şey, quantum teorisi bunu aydınlatmaya çalışıyor. Sen ise, bunu dizayn edecek bir şey.. Maddenin yok olduğu bir zamanı bilmiyor değiliz, böyle bir zamanın hiç olmadığını net bir şekilde biliyoruz. Kısaca, maddenin bir yaratıcısı yok, çünkü madde yaratılmış değil.
Kabul edilmeyecek kadar küçük bir ihtimal yoktur. İhtimal ya vardır, ya yoktur. Kaçırdığın, görmek istemediğin, diğer ihtimallerinde amaca hizmet ettiğidir en başta. Ve ihtimaller aslında o kadar azdır ki, uygun tekrar sayısı ile ki bu bir kaç bin ile sınırlıdır, gerçekleşmesi gayet kolaydır.
Gerçekten $artlanmı$ birisiniz çünkü varlığını yada yokluğunu ispat edemediğiniz bir hususta "imkansız" kelimesini kullandınız bir bilim adamının özelliklerinden birisi ise $udur tarafsızdır fakat siz ba$tan kaybediyorsunuz taraflı davranarak ayrıca benim kafam gerçektende kalın :) ben aptal biriyim ama aptallığımın da bir göreceliği var kime göre? neyse benim zeka durumumu geçelimde konuya dönelim madde tabiki o kadar basit değil bunu biyoloji biliminden olan birisinden iyi bileceğimi dü$ünüyorum. benim size biyoloji öğretmem gibi birşeydir sizin bana fizikle ilgili öğretmeye çalı$acağınız birşey..
madde hakkında şunu söyleyebiliriz madde enerjinin bir türüdür çeşitli formülleri vs.. si var ama $uda bir gerçektirki bilim deği$kendir deği$kenden kastım $udur bir zamanlar atom bölünemez bir bütündür derken şuan quarklara kadarinmiş durumdayızki böyle bir durumda gerçektende kesim hükümler vermeniz bana garip gelmekte hemde kanunlara dayanarak değil sadece teorilere dayanarak bunu yapmanız gayet ilginç...
$uanki bilim helyum atomunu vs.. gibi basit yapıları iyi bilmektedir ki diğer yapıların çoğu kendi muhammasını korumaktadır. ama tabiki bilim birgün bunların tamamını çözecek ve yeni teoriler ortaya çıkacak ilerki zamanlarda...
ihtimaller konusuna gelirsek kar$ımıza $u çıkmaktadır bazı fizik prob. vs.. gibi konularda seri açılımları kullanılmaktadır siz kullandınızmı yüksek matematik bilmem ama orda seriyi açarken bir kısmını ihmal ederiz fakat quantum fiziğinde bu ihmal herzaman sözkonusu olmayabilir..
mesela elimizde 99x10^300 diye bir sayı var burda 300 üst değeri eğer MATLAB vs.. kullandıysanız ne demek istediğimi anlarsınız o tür bir prog. kullanırken bile ihmal yaparsınız bu hassasiyeti ayarlarsınız ama ihmal genede kaçınılmazdır..
neyse.. devam edelim bu kadar büyük bir sayı ile 99x10^300+1/99x10^300 topladığınız zaman 1/99x10^300 yerine göre ihmal edilebilir dediğiniz gibi bir ihtimal vardır yada yoktur fakat bu ihtimalin gücü ne dir ne değildir dü$ünülmesi gereken asıl husus budur...
Yanlış. Evrim teorisi, canlıların cansızdan oluştuğunu filan söylemez. Buna açık bir şekilde "OUT-OF-SCOPE" der. Yani kapsam dışı. Evrim teorisi ilk canlıdan, hatta daha geniş terimiyle üreyen ve üremek + enerji üretmek için başka kaynaklara ihtiyacı olan ilk canlıdan sonrasını açıklar.
Bilgilerin, tamamen kulaktan dolma.. Daha doğrusu yalan yanlış kitaplardan okuma. Çarpıtma ve yalandan başka hiç bir bilgiye sahip değilsin. Sana bir soru soralım, *elindeki sigaranın bir yağmur tanesi yüzünden sönmesi ihtimali ne kadardır, hadi bir hesapla bakalım...
abi ben sizin yalancınızım :)
----------
Neanderthal'in genetik koduna ulaşmak çok zor değil. DNA canlının kökenidir. Ama canlı değildir.
---------
burda temelden girmişiniz ama cansızdan canlıya geçi$ söz konusudur..
iyi yakaladım sanırım ;)
Bilgilerin, tamamen kulaktan dolma.. Daha doğrusu yalan yanlış kitaplardan okuma. Çarpıtma ve yalandan başka hiç bir bilgiye sahip değilsin. Sana bir soru soralım, *elindeki sigaranın bir yağmur tanesi yüzünden sönmesi ihtimali ne kadardır, hadi bir hesapla bakalım...
harbiden ceviz kabuğundaki birbirlerine tüküren bilim adamlarına döndü olay :) size $unu söyleyim siz çok zekisiniz siz çok akıllısınız sizden akıllısı yok :D rahatladınız mı ? :) gerçekten sizin için üzülüyorum bir insan zeki olmayabilir yada bir insan bilgili olmaya bilir hatta kulaktan dolma bilgiye de sahip olabilir ama saygılı olmazsa benim gözümde ne bilgisi değerlidir nede ba$ka birşeyi... kaldıki gerçekten kötü bir özellik var toplumumuzda çamur at izi kalsın aptal de aptal sansınlar benim kanımca basit bir televole kültüründen öteye geçmeyen birşeydir... fakat insanların gözünde ne olduğum önemli değil Tanrının önünde ne olduğum önemlidir benim için.
Saygılar ve sevgilerimle...
korelmis
11-03-2006, 11:41
ege-sum kardeşim,
bilgili bilim adamları da inançsız olabiliyor ama yukarıdaki şahıs gerçekten cahil. ben tıp fakültesi 6. sınıfta okuyorum ve yukarıdaki cahilin birçok tıbbi hatasını gördüm ve yazdım.(vajinanın asidik ortamının koruyuculuğunu bilmiyor, hatta vajinanın ne demek olduğunu bilmiyor, onu rahim sanıyor, spermlerin vajinaya döküldüğünü bilmiyor) ama bu şahsın bırak konuştuğu konuda bilgi sahibi olmasını, cehaleti ortaya konulduğu bir konuda dahi açıp kaynaklardan gerçeği görecek kadar yeteneğinin olmadığını gördüm. ve daha fazla sinir olmamak için artık onunla konuşmuyorum. bir insan hem cahil, hem de ukala ve saygısız olunca onu Allah'ın merhametine bırakmak en iyisi...
Körelmiş,
Tıp fakültesi 6. sınıfta okuyorsun ama bu kadar açık bir bilimsel gerçeği anlamaktan uzaksın.
Nevi şahsına münhasır "bilimsel düşünceden yoksun" birisi misin yoksa okuduğun bölüm bilimsel açıdan yetersiz mi?
Aklınca evrimi yanlışlıyorsun. Hangi methodolojiyi kullanıyorsun. Milyonlarca yıl önce olmuş ve şu anda belki de iz bırakmamış veya bıraktığı izleri anlamaktan uzak olduğumuz bir konuda gevezelik yaparak. :)
Sonra çıkmış ben tıp fakültesinde 6. sınıfta okuyorum diye ilanlar ver. Van tıp fakültesinde çalışıyorum demiştin. Duyduk o üniversiteyi. Anlaşılan Yücel Aşkın hocamızın daha çok işi var orada.
Bilimsel yöntem fukarası mısın sen? Neden evrimi, diğer bilim adamları gibi bir süreç içinde incelemiyorsun. Fosil bilim, jeoloji... herkesin gittiği yoldan gidip neden soruları sırasıyla incelemiyorsun? Neden en eski canlılar en ilkelleri? Neden zaman içnde daha karmaşık canlılar çıkmış? Kimi yok olmuş kimi devam edebilmiş?
:) Sana gülüyorum. Neden mi? Salim kafayla önyargısız ve metodolojik olarak incelersen evrimin bir gerçek olduğunu göreceksin. O zamanki haline gülüyorum.
korelmis
11-03-2006, 14:08
İncecik saatlere bakıp, içerisindeki düzeneği böyle ince bir saate yerleştirme başarısı gösterenlere hayranlık duyan insan, gözle dahi görülemeyen bir hücrenin içerisindeki harika makinecikleri gördüğünde niçin bunu Allah'a değil de, dağa-taşa, rüzgara-yıldırıma bağlıyor?
Evet, bir tıp fakültesinde okuyorum. Senin küçümsemeye çalıştığın tıp fakültesinde...Eğer bir Yaratıcı olmasaydı, okuduğum fakülte ne kadar kötü olursa olsun, sanırım bunu fark ederdim, değil mi? Şunu bil ki, 6 sene boyunca öğrendiklerim beni Allah'a daha çok bağladı ve evrim iddiasının canlı bedenlerindeki karmaşıklık karşısında ne kadar basit kaldığını fark ettim.
ege-sum kardeşim,
bilgili bilim adamları da inançsız olabiliyor ama yukarıdaki şahıs gerçekten cahil. ben tıp fakültesi 6. sınıfta okuyorum ve yukarıdaki cahilin birçok tıbbi hatasını gördüm ve yazdım.(vajinanın asidik ortamının koruyuculuğunu bilmiyor, hatta vajinanın ne demek olduğunu bilmiyor, onu rahim sanıyor, spermlerin vajinaya döküldüğünü bilmiyor) ama bu şahsın bırak konuştuğu konuda bilgi sahibi olmasını, cehaleti ortaya konulduğu bir konuda dahi açıp kaynaklardan gerçeği görecek kadar yeteneğinin olmadığını gördüm. ve daha fazla sinir olmamak için artık onunla konuşmuyorum. bir insan hem cahil, hem de ukala ve saygısız olunca onu Allah'ın merhametine bırakmak en iyisi...
Sevgili korelmis karde$im;
Benim Bran$ım biyoloji değil o yüzden bilgiseviyesini bilemem ama bildiğim birşey var fizik hakkında 2-3 şey duymu$ yada yardım almı$ yazarkende belirli hataları gözüme ili$ti kaldıki beni yalancılıkla suçladı gerçek bir bilim adamı bunu yapmaz yapsa bile böyle yapmaz buraya getirir belgesini koyar ortaya...
Allah'ın merhameti gerçektende büyük o karde$ide doğru yola çevirmesini diliyorum...
İsmet Paşanın güzel bir sözü var sevgili korelmis kardeşim derki " Bir memlekette namuslular namussuzlar kadar cesur olmazsa kurtulu$ gerçekle$mez" ortalıkta namussuzlar her$eyi söylerler derler sen $öylesin sen böylesin çamur atarlar namuslular ise $öyle der aman üzerimize çamur deymesin...
namuslu insanlar eğer bu namussuzlar kadar cesur olmazsa bir kenara çekilir ve meydan namussuzlara kalır... bu yüzden bize büyük görev dü$mekte...
sevgili mamuli;
Bir diyecek kelime bulamıyorum size önce $unu öğrenin bir üniversiteyi üniversite yapan adı değildir içindeki öğrencilerdir..
doğudanda çok ba$arılı insanlar çıkar batı üniversitelerindende... bence önce birini yargılamadan önce insan kendi fıtratına bakmalıdır kendini tartıya çıkartmalıdır...
Saygılarımla...
Körelmiş,
Israrla kaçıyorsun. Sana net olarak evrime yaklaşımın sistematik değil, konuya sistematik olarak bakmalısın süreci incelemelisin diyorum ve bu konuyu bir kaç yazımda dile getirdim ama ısrarla bunu görmezden geliyorsun.
Tıp fakültesinde kişisel olarak nereye bağlandığın senin bileceğin iş; Ister islama bağlan ister budizme ister hiristiyanlığa beni ilgilendirmez.. Ama bir doktor adayı olarak profesyone açıdan bilime bağlanman gerekiyor.
17 yıllık eğitim ve öğretimden sonra bir konuyu enine boyuna bilimsel olarak inceleyememek ne kadar acı.....
Biyolojiden pek anlamam.Dolayısıyla sorumu basit bulabilirsiniz ama ;
Hani " Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar" sorusu vardır ya ; ister onu cevaplayın.İsterseniz;
Hem bölünerek hem de yumurtlayarak çoğalan bir canlı var mıdır?
Hem yumurtlayarak hem de doğurarak çoğalan bir canlı var mıdır?
Hayvanlar nesillerini devam ettirmek için mi birleşirler?
Birleşmekten zevk aldıkları için mi nesilleri devam eder?
Birleşme zevki , neslin devamı için mi oluş(tu)muştur?
evrim teorisi (zaten teori) çoktan çürütülmü$tür, ama evrim teorisinin yerini alacak ba$ka teori olmadigi için mecburen kullaniliyor
Darwinist
12-03-2006, 04:15
Sayın Dj, bu sözü yaratılışçılar artık kullanmıyor haberin olsun. Bilimle ilgilenen sıradan insanların ilk adım attığı düşünce yaratılış düşüncesidir. İnsanlık da bilimle, önce yaratılışı kurgulayarak tanıştı.
Evrim kuramına olumsuz bakış açınızın temelinde ailenizden aldığınız geleneksel düşünce şekli olduğu çok açık. Bence bir an için bile olsa, tüm dini önyargılarınızdan sıyrılıp çevrenizdeki doğayı, bir kere olsun basit ve açıklanabilir yöntemlerle sınayınız. Bakın bir balina yüzgecindeki parmak kemikleri bu bakış açısına geçişinizde bir ön adım olabilir.
"Doğa kendisi dehşetengiz bir tasarımcıdır. Bir roket yapabilir mi doğa? Yapar, nasıl yapar? Önce insanı yapar, o da gider roketi yapar. İşte yaklaşım bu olacaktır. Dağlara bakınca bunların tasarımcısı kim diye sorarız, gider tektonik hareketleri vs. keşfederiz."
Bak ne kadar basit bir yöntem. Bu gerçekten seni yaratıcına da götürebilir. Ama önce bu yöntemleri dene. Tanrı yarattı demeden önce basit bu tarz yolları sına. Sen her halükarda yaratıcına ulaşırsın merak etme. Ama önce basit yöntemleri kullan.
Evrim kuramının yerini alabilecek bir kuram gerçekten yok. Çünkü evrim kuramı evrenimizin özündeki disipline sahip. Değişimi ve gelişimi öngörüyor. Bu açıdan sabit ve değişmezdir. Değişmeyen tek şey budur evrenimizde. Sadece kuramı destekleyen buluntu (fosil) sayısı az. Bu da evrimcilerin suçu değil tabi ki. Dünyamız, teknoloji geliştikçe, derin yeryüzü katmanlarında bulunabilecek çok daha zengin fosil kaynakları barındırıyor olabilir.
liopleurodon
12-03-2006, 14:51
abi sen onu bırakta bana doğa şartlarında yararlı mutasyonun olma olasılığınıyaz... herkez anlasın ne dik ne yazı ne tura...
Mutasyon, her yeni bireyle birlikte oluşur, çünkü eşeyli üremekteyiz. DNA ofsetindeki kaymalar bağlı, ebeveynlerden bağımsız mutasyonlar ise ortalama 6 nesilde bir görülür. Gen kayması, bölünmesi, yokolması veya oluşması gibi mutasyonlar ise yaklaşık 8000 yılda bir oluşur. Birikimsel mutasyon sürecinde, faydalı mutasyon oranı 1/400'tür. Yani 400 mutasyondan biri faydalı mutasyondur. Diğer yandan bu ve diğer baskılanmış allele bazlı ve gen bazlı mutasyon ortalaması ise 200.000 yılda (50.000 nesil filan) bir ortaya çıkar. Bu her bir bireyin nesline bağlıdır. Oluşan mutasyonların popülasyon üzerinde paylaşılması (eşeylü üreme yüzünden) tipik insan toplulukların 4nk faktörü, ortalama 200 nesilde birdir. Bunun sonucunda yaklaşık 8000 nesilde yeni bir insan ırkı ortaya çıkması, 160.000 nesil kadar sonra türleşmeye gidilmesine yolaçacak bir mutasyon havuzu oluşur. Eğer doğal seleksiyon bu noktada devreye girerse, insanın 160.000 nesil sonra farklı bir türe dönüşmesi mümkündür. Elde edilen fosil kayıtları ve canlıların (primat, memeli vs., insan taksonomisine giren dalları) bu hesapları desteklemektedir. Nerden çıkıyor bu formüller filand erseniz, gidin master yapın DNA üzerine öğrenirsiniz..
İnsan beyni nasıl bir yapıdır? Nasıl oluşur? Bir fikrin var mı? Olsaydı, öyle saçma laflar etmezdin.
insan beynini bırak bir hücre içindeki mitakondriye bak bu üniversite bilgiside değil lise bilgisi onun bile kendine ayit bir genetik code u var ki beyin mükkemmel bir ağdır ve karma karı$ık bilgi aktarımlarıyla iletim neronlarıyla doludur bu lise bilgisi benim 4 sene önce gördüğüm bilgi...bu komplex değildir çok basit birşeydir beyin tamamen çözüldü diyorsanız haa o zaman ayrı konu size hak veririm..
Belli oluyor. Lise seviyesi bilgi ile insan beyni olamaz, zart zurt demek gayet normaldir. Size doktora seviyesinde teoriye dönük bilgiler lazım. Yani beyin nasıl tedavi edilir ciheti değil, beyin nasıl işler cihetinde, klinik açmanıza değil, okulda araştırma yapmanıza yönelik bilgi. Beyin tamamen çöüzlmedi, ama mevzunun ne olduğunu anlayacak kadar çözdüler işi. Detaylar kaldı. Mesela Rita ablamızın, "Mapping of the mind" gibi bir kitabi vardır, alınır, okunur, öğrenilir bir şeyler..
Birisi çıkmış, kitaptan okuduğu ile ahkam kesmeye çıkıp, bir de bir şey bilmiyor vs. vs. diyor. İddiası, vajinanın anti sperm özelliğinde olması. Okuyan sanır ki, vajianya resmen sperm kırıcı krem sürülmüş. Hala, meni vajinaya dökülür diyor. Cervix dene bölge nedir, neden burası vajinadan ayrı incelenir vs. hiç bakmıyor. Okuduğu kitap vajinaya dökülür yazmış ya, ötesi ne gam. Bahtsız erkekse, hiç bir kızı sulamamış, kızsa hiç kendini sulayan olmamış...
Bakalım, bunu bilmek için tıp okumaya gerek var mı? Basit bir anatomi dersi. Kadın üreme organlarının bizim işimize yönelik üç temel bileşeni mevcuttur. Vajina, dışarıdan rahme kadar olan bölgedir. Rahim bebeğin geliştiği bölgedir. Her ikisinin birleştiği yere cervix denir. Vajina içindeki döküntüdeki glikoz gibi moleküller nedeniyle, vajina asitli bir ortamdır. Peki, bir kadın nasıl durur, normalde, yürürken, otururken, yemek yerken vs? Bu asitli sıvı ve döküntü nereye toplanır bu halde doğal olarak? Vajinan giriş bölgesine doğru. Böyle olması çok iyidir, dışarıdan gelen çoğu bakteri bu yoğunluğa takılır. Peki, erkek spermelerini nereye döker? Şeyini eliyle sağıp kızın göbek deliğine mi? Yoksa iyice kökleyip rahme en yakın bölgeye mi? Rahme en yakın bölge, kadının normal yaşantısında nasıl durur? Ayaktayken, yürürken vs. Bu bölge, yani cervix *vajina birleşim yeri yukarıdadır. Buradaki asit vs. yerçekiminin etkisiyle aşağıya akar, bu yüzden de öyle çok aman aman bir antisperm özelliği yoktur. Gördüğünüz gibi, biraz düşünürseniz, vajinanın spermler için çok çok ölümcül bir bölge olmadığını anlarsınız. Dahası, spermelerin oluşması esnasında zaten tonla alkali bileşik oluşur, doğal olarak ve bunlar olan düşük miktardaki asidi nötrleştirir. Devamı? Spermin yolculuğu cervix civarında başlar, yani vajinanın sonunda. Ama büyük kısmı rahimde sürer. Spermler hiç alkali olmasa bile, bir kısmı yokolur ama artan kısmı gene yeter meseleye. Çünkü, dişiye gereken tek bir spermdir. Ama arkadaş kitaptan okumuş ya! İlla böyledir diye hala atıp tutuyor. Eline yüzüne bulaştığı içinde çıkıp hiç utanmadan "Asitli değil diyor" *vs diye atıyor. İşte forum burada, bakın bakalım, ben hiç, vajina asitli değildir filan demiş miyim?
Hatta şöyle bir laf üretiyor:
incecik saatlere bakıp, içerisindeki düzeneği böyle ince bir saate yerleştirme başarısı gösterenlere hayranlık duyan insan, gözle dahi görülemeyen bir hücrenin içerisindeki harika makinecikleri gördüğünde niçin bunu Allah'a değil de, dağa-taşa, rüzgara-yıldırıma bağlıyor?
Meşhur "saatçi" mevzusu. Gidilip kör saatçi (TÜBİTEK yayınları, 8 YTL) okunmalıdır, cevap için. Bu soru 150 yıl önce sorulmuş ve cevabı defalarca verilmiş. En son soranda, Behe'dir, cevabını Dawkins'ten bu kitapla almıştır. Ama birinin hala bu soruyu önümüze getiriyor olması, hala 150 yıl öncesinde otladığını bariz bir şekilde ortaya koyuyor..
Gerçekten $artlanmı$ birisiniz çünkü varlığını yada yokluğunu ispat edemediğiniz bir hususta "imkansız" kelimesini kullandınız bir bilim adamının özelliklerinden birisi ise $udur tarafsızdır fakat siz ba$tan kaybediyorsunuz taraflı davranarak
Bakın, bir şeyin varlığı ispat edilir. Varlığı ispat edilemiyorsa otomatikman yoktur. Yokluğu ispat edilmeye çıkılmaz. Ve varlığı bilinmeyen, ispat edilmemiş, bu yüzden de yol olduğu farzedilen bir şeyde bilimsel bir argüman olarak kullanılamaz. İşte mesele budur. Taraflı davranan filan yok ortada. Siz kafanız kumun içinde, sanki bir tek tanrı tanımı vs. varmış gibi hoppa diyorsunuz. Popol Vuh ile Allah arasında bilimsel açıdan bir fark yoktur. Ama Popol Vuh'un yaratış senaryosu başkadır. Von Daeniken'in "Tanrıların Ayak izleri"nde ortaya attığı dünyayı dölleyen uzaylılar fikri, inanın ki bilimsel yönden daha çok geçerli argümana sahiptir, bir allah fikrine göre. Ama o da kabul edilmez, gülünür geçilir. Çünkü, ahha bu yaptı bu tasarımı diyebilmniz gerekir ve o "bu" nun ortada, bilinen bir şey olması gerekir.
*fakat insanların gözünde ne olduğum önemli değil Tanrının önünde ne olduğum önemlidir benim için.
Hangi tanrının? Pedofil bir manyağı kendine elçi seçen tanrımı? Yoksa Zeus veya Thor'mu? Doğrusu, olmayan bir tanrının gözünde ne olduğunuzun hiç önemi yoktur. İnsan olun, insan, bunun da yolu akıldan, izandan, bilmekten geçer..
burda temelden girmişiniz ama cansızdan canlıya geçi$ söz konusudur..
iyi yakaladım sanırım
Evet, iyi yakaladınız, ama liopleurodon gibi avcıların, pusu canavarı olduğunu atladınız. Soru şudur: Canlı ile cansız arasındaki fark nedir? Bu soruya bir cevap verebilirseniz, sorun kökten çözülür. Hadi bir deneyin bakalım? basit bir tesadüf hesabından kaçıyorsunuz, bari bu "basit" soruya bir cevap verin..
sodomo--
12-03-2006, 17:52
liopleurodon önemli bir soru sormuşsun ; canlı ve cansız ayırımı yani nedir bir tek hücreli *bir mikroorganizmayı bir taş' dan ayıran ? meselenin bam teli burada . Onu da söyleyeyim ; "kendisinin farkında olması" veya "self-awareness".
Yani bir robotu ele alın ve bu robotun bir insanın yaptığı bütün herşeyi yapacak kadar gelişmiş bir robot olduğunu düşünün. Peki bu robotu insan yapacak mı ? hayır çünkü robot kendisini algılyan bir varlık olamayacaktır hiç bir zaman. Yani herbirimiz yalnızca kendimizi içeriden algılarız ve kendi dışımızdaki herşeyi dışarıdan algılarız. İşte bu bizi eşsiz yapan bir gerçekliktir. Yani sen liopleurodon olarak bütün bir kainatın merkezi olma vasfına sahipsiniz. Hatta vasıf da ne demek bizzat, şahsen, kendiliğinden kainatın merkezisiniz. *Çok mu uçtum acaba ? yok zannetmem daha da açıklayabilirim ama yazmak zor geliyor tembelliğim üstümde bugün.
liopleurodon
12-03-2006, 18:27
Biraz felsefi bir yanıt bu. Felsefe ise bilimle alakadar değildir. Aralarında keskin bir çizgi vardır. Bilim çizgiye, mayın, dikenli tel vs. ne varsa çekip onu kendi tarafına geçirmemeye uğraşır. Çünkü yanlışa gittiği bilinir, tecrübeyle sabittir. Şahsıma felsefe ile uğraşmak hiç bir zaman hazzetmediğim bir mevzu olmuştur.
Konu felsefi canlı değil, biyolojik canlı. Basit ve bilinen örneklere bakalım. Prion canlı mıdır? Eukaryotlar canlı mıdır? Virüsler canlı mıdır vs. vs. Hatta öyle acayip şeyler oluyor ki, bu hayvan mıdır, bitki midir cevap vermek zor oluyor. İşte böyle bu iş. Şu şu özelliklere sahip olan/olmayan hayvandır, canlıdır vs. demek çok kolay değil o kadar..
Sevgili liopleurodon;
Mutasyonlar konusunu $öyle bir ara$tırayım dedim ve belli sonuçlara rastladım...
1- Mutasyonlar geli$i güzeldir, belli bir yönleri yoktur.
2- Mutasyonlar sık değil, seyrek olu$urlar.
3- Yararlı mutasyonlar sayısı son derece seyrektir.(geli$i güzel ve denk gelme olayı ve rakam ilginç büyük çoğunluğu %99 dan çok daha fazlası zararlıdır.. )
---------
neyse zaten sizde rakamı verdiniz..
evet biyoloji alanında sadece lise düzeyinde bir öğrenimim var bunun nedeni gayet açık bran$ım biyoloji ile ilgili değil...
fakat insan meraklı bir varlık ara$tırarak bir$eylere ula$ması gayet normaldir...
Belli oluyor. Lise seviyesi bilgi ile insan beyni olamaz, zart zurt demek gayet normaldir. Size doktora seviyesinde teoriye dönük bilgiler lazım. Yani beyin nasıl tedavi edilir ciheti değil, beyin nasıl işler cihetinde, klinik açmanıza değil, okulda araştırma yapmanıza yönelik bilgi. Beyin tamamen çöüzlmedi, ama mevzunun ne olduğunu anlayacak kadar çözdüler işi. Detaylar kaldı. Mesela Rita ablamızın, "Mapping of the mind" gibi bir kitabi vardır, alınır, okunur, öğrenilir bir şeyler..
Rita ablanın "Mapping of the mind" internetten baktım ilginç bir$eye benziyor e-book olarak bulursam bo$ bir vaktimde okuyabilirim...
benim asıl olarak anlatmak istediğim $u yapı olarak bilgisayardan daha komplex bir yapıya sahip daha bilim bu derece bir komplexliğe sahip değil şimdi bilgisayarlar daha fazla i$lem yapıyor falan diyecekler bende $unu soracağım biz beyinin % de kaçını kullanmaktayız ? benim anlatmak istediğim buydu...
Bakın, bir şeyin varlığı ispat edilir. Varlığı ispat edilemiyorsa otomatikman yoktur. Yokluğu ispat edilmeye çıkılmaz. Ve varlığı bilinmeyen, ispat edilmemiş, bu yüzden de yol olduğu farzedilen bir şeyde bilimsel bir argüman olarak kullanılamaz. İşte mesele budur. Taraflı davranan filan yok ortada. Siz kafanız kumun içinde, sanki bir tek tanrı tanımı vs. varmış gibi hoppa diyorsunuz. Popol Vuh ile Allah arasında bilimsel açıdan bir fark yoktur. Ama Popol Vuh'un yaratış senaryosu başkadır. Von Daeniken'in "Tanrıların Ayak izleri"nde ortaya attığı dünyayı dölleyen uzaylılar fikri, inanın ki bilimsel yönden daha çok geçerli argümana sahiptir, bir allah fikrine göre. Ama o da kabul edilmez, gülünür geçilir. Çünkü, ahha bu yaptı bu tasarımı diyebilmniz gerekir ve o "bu" nun ortada, bilinen bir şey olması gerekir.
Bakın bazen Bir$ey olur fakat bilim bunu ispat edemez bununla ilgili bir çok olay var bilimde bir durum oluyor fakat onu bilim o dönemde ispat edemiyor sonra bir süre sonra bir bilim adamı çıkıp ispatlıyor belki 50 sene sürüyor belki 100 sene.. belki daha fazla..
burda anlatmak istediğim $u ispatlanamıyorsa bu onun yok olduğu anlamına gelmez...
Hangi tanrının? Pedofil bir manyağı kendine elçi seçen tanrımı? Yoksa Zeus veya Thor'mu? Doğrusu, olmayan bir tanrının gözünde ne olduğunuzun hiç önemi yoktur. İnsan olun, insan, bunun da yolu akıldan, izandan, bilmekten geçer..
Bence inanmak kadar inanmamakta normal belki gün gelir fikirleriniz deği$ir bu bilinmez...
bilinen bir$ey var o da $udur..
ben çok zeki birisi olabilirim bir yaratıcıya inanabilirim
zekam normalin altında olup inanmayada bilirim
bunların tam tersleride geçerlidir..
yani bir öğretim üyesinin yada bir öğrencinin inanıp inanmaması durumu hakkında zeka düzeyi hakkında bilgi vereceğini dü$ünmemekteyim... bu bir kişisel tercihtir..
Evet, iyi yakaladınız, ama liopleurodon gibi avcıların, pusu canavarı olduğunu atladınız. Soru şudur: Canlı ile cansız arasındaki fark nedir? Bu soruya bir cevap verebilirseniz, sorun kökten çözülür. Hadi bir deneyin bakalım? basit bir tesadüf hesabından kaçıyorsunuz, bari bu "basit" soruya bir cevap verin..
Evrim teorisine göre;(kitaptan baktım)
ya$amın ortaya çıkı$ı ==> Cansızdan evrimle$erek
Yaradılı$ teorsisine göre;
ya$amın ortaya çıkı$ı ==> Canlı,yalnızca Canlıdan
---
cevap benim için: Canlı yalnızca Canlıdandır..
yani ortaya çıkı$ tesadüf değil bir yaratıcı sayesinde en küçük veriler harmanlanarak olu$mu$tur..
fakat evrim teorisi bunu kabul etmez...
Saygılarımla...
liopleurodon
12-03-2006, 20:59
bilgisayarlar daha fazla i$lem yapıyor falan diyecekler bende $unu soracağım biz beyinin % de kaçını kullanmaktayız ?
Hemen hemen, %100'ünü filan kullanıyor, insan beyninin. Çok iyi bir garbage collector'u var. Gerekmeyen bilgiyi atarak derhla yenilerini öğrenmeyi sağlıyor. Ve bir kütüphanedeki teorik bilgi, bir insanı tanımak için gerekenden daha az nerdeyse. Yani, geçen ay sokakta ateşini istediğin adamı unutup, koca biyoloji müfredatını yerine koyabilirsin, mesela (biraz abartı oldu ama örnek işte, istersen detaya gireriz)..
Zaten beyin sınırlarına ulaşmış bir makine (?!). Bilgisayarlar vs. icat sebebi bu aslında.
Bakın bazen Bir$ey olur fakat bilim bunu ispat edemez bununla ilgili bir çok olay var bilimde bir durum oluyor fakat onu bilim o dönemde ispat edemiyor sonra bir süre sonra bir bilim adamı çıkıp ispatlıyor belki 50 sene sürüyor belki 100 sene.. belki daha fazla..
burda anlatmak istediğim $u ispatlanamıyorsa bu onun yok olduğu anlamına gelmez...
Böyle bir şey yok bilimde. Özellike modern bilimde. Bir şey gözlem sonucu elde edilen bilgiler olmadan asla ortaya konmaz. Mesela, hidrojeni yakarsın, ama cidden iyi yakarsın ve su yerine Helyum ortaya çıkar. Ortadaki 2 hidrojen, bir helyum döngüsünde bir şeyler eksilir, yani ortada olmaz. Bu o anda "ne olduğunu" bilmediğimiz ama var olduğunu bildiğimiz bi şeye işaret eder. Bilim bunun adını koyar. Sonra tonlarca ağır suyu yerin derinliklerine saklayıp bu"nötrino" ları yakalamayı başarır. Burada varlığı ispatsız filan değildir. Bu parçacığın varlığı zaten gözlem sonucu zaten ispatlanmıştır, ama kendisi yakalanamamış, gözlenememiştir.
Size bir şey söyleyince, alınıyor, kızıyor, yok avukatıma adresini ver filan diyorsunuz. Ama etmeyin lütfen.. Aptal ve salak, en iyi ihtimalle zır cahil durumuna düşmeyin elinizle:
Evrim teorisine göre;(kitaptan baktım)
ya$amın ortaya çıkı$ı ==> Cansızdan evrimle$erek
Yaradılı$ teorsisine göre;
ya$amın ortaya çıkı$ı ==> Canlı,yalnızca Canlıdan
cevap benim için: Canlı yalnızca Canlıdandır..
yani ortaya çıkı$ tesadüf değil bir yaratıcı sayesinde en küçük veriler harmanlanarak olu$mu$tur..
fakat evrim teorisi bunu kabul etmez...
Bakın şimdi, evrim teorisi, ilk canlı nasıl oldu bununla ilgilenmez. Bu konu teorinin kapsamı dışındadır. Bir takım biyologlar bu konu ile uğraşır ve evrim olayını başlatacak ilk canlının nasıl bir şey olduğuna dair varsayımlar üretir. Ama bunlar evrim teorisi içinde değildir.
Diğer yandan, bilmemenin en kötüsü neyi bildiğini bilmemektir. Eğer, ilk canlının nasıl oluştuğunu bilmiyorsan, bu bilmiyorsun anlamına gelir. Ama sen bun bilmediğini bilmeyip, canlıdan oldu, yaratıldı vs. gibi atıyorsan, bu ahmaklıktır resmen. Bilmiyorsan bilmiyorum diyeceksin. Kafandan böyle uydurmayacaksın. Ben gitmiş bu işin doçenti olmuşum, bende bilmiyorum.. Bizim prof.larda bilmiyor. Bilmiyoruz, işte bu hepsi. Ama bildiğimiz mevcut türlerin canlıların evrimi ile oluştuğu. Siz tanrı evrim kavgası çıkarıp, tanrıyı bilimin karşısına koyuyorsunuz. Evrime varana kadar Allah'ın veya Teslis'in tosladığı o kadar şey var ki... Hepsini içinize sindiriyorsunuz, ama içlerinde en bariz olanına karşı çıkıyorsunuz. Evrim gerçek, tıpkı Nuh tufanının hiç olmadığı gibi. Kimisi çıkmış, evrim teorisi çürütüldü zaten diyor, kimisi çıkmış başka türlü ahkam kesiyor. Yahu biz bu işin içindeyiz, burnumuza kadar batmışız bu işin içine, çürütüldü de niye haberimiz yok? Olur, insanız, atlamışızdır bir şeyi, neymiş çürüten? 150 yıllık saatçi hikayesi.. Geç bunu bi kalem.. Atlıyoruz göz, ahanda göz... Yahu, bana ayak başparmağı deme, ama göz de. Göz evrimi en iyi bilinen şeydir çünkü.. Tutmadı ya, başlanır hemen, *Piltdown Adamı... Ee, iyi, Lucy'ye ne dersin? Yada Gilbertar kızına veya hobbit insanlara? Kısaca bakıyoruz, bildiğimiz boş, kurumuş, artık ortaya atanların bile arkasında duramadığı argümanlar.. Ne bu ya!.. Kendinize bakın.. Biz kafa kırardık ödevleri yapacaz, şu kahrolası hamsterin kaç nesil sonra şu allele sekansına dönebileceğini bulacağız diye sabahlara kadar. Mutasyon sistematiğini dinamiğini yut, sayfalarca denklem çöz, 45 bilinmeyenli denkelemleri hesapla... Sonra biri çıksın sana, mutasyon olmaz, yoktur desin.. Ne diyon kardeşim, biz bırak olup olmadığını, hangi mutasyonun kaç yıl önce olduğunu hesap ediyoruz, buluyoruz, biliyoruz, sen gazel okuyorsun oradan...
İşte, mutasyon vs. hakkında bir halt bilmiyorsun. Ayıp değil, günah değil. Bilmiyorum dersin hepsi bu. Bana da sorsan, hala yatay atış hesabını ezbere bilmiyorum.. Ne o öyle G'ymiş, bilmem neyin integraliymiş vs. vs. Ama çıkıp, yerçekimi yoktur da demiyorum.. Bilmiyorsanız, çıkıp birde ahkam kesmeyin. Hepsi bu. Evrim yok, demek, ben bu işi bilirim, yok demektir. O zaman elinizde bir parametre lazım. Ama bakıyoruz, siz daha evrim teorisi nerde başlar onu bile bilmiyorsunuz. Bir hatıramı anlatayım. Lisede, biyoloji hocasını evrim mevzusunda madara etmiştim. Adam alt tarafı biyoloji hocası. Evrim filan diye geldi, konu gelince.. Biz o sıra sağlam nurcuyuz, 5 vakit namaz 10 vakit nafile ekleyip artan vakitte bir kaç şua, söz filan deviriyoruz.. Öyle bir hale düştü ki, Rapor aldı, okula gelemedi, tayinini istedi, başka okula gitti elimden. Şimdi bakıyorum, hiç te acımıyorum, vicdan azabımda yok.. Madem bu işe soyundun, git biraz üzerine düş.. Ama, o zamanlar ne DNA haritaları biliniyordu, nede şimdiki gibi mutasyonel mekanizmalar. Bundan 50 yıl önce olsaydı, evrime beni de zor inandırırdınız. Ama bugün hiç te öyle değil. Gerek denizlerde keşfedilen yeni türler, gerek DNA çözümleri Evrimi hiç bir terddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor, hepsi bu..
Peki, ben evrim teorisini öğrenince mi atesit oldum? Hayır, ne sayıklıyo bu diyerek, ayet yetmeyip, Arapça, o yetmeyip hadis ilmi, binlerce hadisi senediyle öğren vs. derken, yahu bu islam değil vs. noktasından, keklemişler bizi noktasına geldim. Hepsi bu. Ve bugün hem müslüman, hem hristyian tonla tanıdığım insan var ki, evrimi bilir, kabul eder (isterse etmesin, ay peynirdendir demekle, peynir olmuyor) hemde dinini yaşar. Anlamadığım, nedense gelip gelip, eksik akılla, yarım yamalak bilgiyle vs. hoop evrim teorisi çürüdü.. Eh, iyi, o çürüdüyse, siz de bittiniz, kullandığınız kullanacağınız ilaçların yarısı, besinlerin %80'i o teori sayesinde mevcut. Ya hastalıktan öleceksiniz, yada açlıktan, görün gününüzü, güzelim teoriyi çürütürsünüz, haa.. Bari buzluğa koysaydınız...
İşte sorun bu. Nedir kardeşim bilime itirazınız taa bu kadar? Size iman etmeyin diyen yok. Sizsiniz, evrim yalandır vs. diyen. Evrim olmasa bu sanki Allahın varlığına bir emare olur mu? İnanacak adamın evrim gibi bulanık yere gelmeden önce bir diğerlerine takılması lazım. Mesela, nuh tufanına.. Hadi buyrun, önce bu basit mevzuları çözün, ondan sonra, bir kütüphane dolusu gözlem ve kayıt ile ortaya serilen evrime filan gelin.
bilgisayarlar daha fazla i$lem yapıyor falan diyecekler bende $unu soracağım biz beyinin % de kaçını kullanmaktayız ?
Hemen hemen, %100'ünü filan kullanıyor, insan beyninin. Çok iyi bir garbage collector'u var. Gerekmeyen bilgiyi atarak derhla yenilerini öğrenmeyi sağlıyor. Ve bir kütüphanedeki teorik bilgi, bir insanı tanımak için gerekenden daha az nerdeyse. Yani, geçen ay sokakta ateşini istediğin adamı unutup, koca biyoloji müfredatını yerine koyabilirsin, mesela (biraz abartı oldu ama örnek işte, istersen detaya gireriz)..
Zaten beyin sınırlarına ulaşmış bir makine (?!). Bilgisayarlar vs. icat sebebi bu aslında.
Bakın bazen Bir$ey olur fakat bilim bunu ispat edemez bununla ilgili bir çok olay var bilimde bir durum oluyor fakat onu bilim o dönemde ispat edemiyor sonra bir süre sonra bir bilim adamı çıkıp ispatlıyor belki 50 sene sürüyor belki 100 sene.. belki daha fazla..
burda anlatmak istediğim $u ispatlanamıyorsa bu onun yok olduğu anlamına gelmez...
Böyle bir şey yok bilimde. Özellike modern bilimde. Bir şey gözlem sonucu elde edilen bilgiler olmadan asla ortaya konmaz. Mesela, hidrojeni yakarsın, ama cidden iyi yakarsın ve su yerine Helyum ortaya çıkar. Ortadaki 2 hidrojen, bir helyum döngüsünde bir şeyler eksilir, yani ortada olmaz. Bu o anda "ne olduğunu" bilmediğimiz ama var olduğunu bildiğimiz bi şeye işaret eder. Bilim bunun adını koyar. Sonra tonlarca ağır suyu yerin derinliklerine saklayıp bu"nötrino" ları yakalamayı başarır. Burada varlığı ispatsız filan değildir. Bu parçacığın varlığı zaten gözlem sonucu zaten ispatlanmıştır, ama kendisi yakalanamamış, gözlenememiştir.
Size bir şey söyleyince, alınıyor, kızıyor, yok avukatıma adresini ver filan diyorsunuz. Ama etmeyin lütfen.. Aptal ve salak, en iyi ihtimalle zır cahil durumuna düşmeyin elinizle:
Evrim teorisine göre;(kitaptan baktım)
ya$amın ortaya çıkı$ı ==> Cansızdan evrimle$erek
Yaradılı$ teorsisine göre;
ya$amın ortaya çıkı$ı ==> Canlı,yalnızca Canlıdan
cevap benim için: Canlı yalnızca Canlıdandır..
yani ortaya çıkı$ tesadüf değil bir yaratıcı sayesinde en küçük veriler harmanlanarak olu$mu$tur..
fakat evrim teorisi bunu kabul etmez...
Bakın şimdi, evrim teorisi, ilk canlı nasıl oldu bununla ilgilenmez. Bu konu teorinin kapsamı dışındadır. Bir takım biyologlar bu konu ile uğraşır ve evrim olayını başlatacak ilk canlının nasıl bir şey olduğuna dair varsayımlar üretir. Ama bunlar evrim teorisi içinde değildir.
Diğer yandan, bilmemenin en kötüsü neyi bildiğini bilmemektir. Eğer, ilk canlının nasıl oluştuğunu bilmiyorsan, bu bilmiyorsun anlamına gelir. Ama sen bun bilmediğini bilmeyip, canlıdan oldu, yaratıldı vs. gibi atıyorsan, bu ahmaklıktır resmen. Bilmiyorsan bilmiyorum diyeceksin. Kafandan böyle uydurmayacaksın. Ben gitmiş bu işin doçenti olmuşum, bende bilmiyorum.. Bizim prof.larda bilmiyor. Bilmiyoruz, işte bu hepsi. Ama bildiğimiz mevcut türlerin canlıların evrimi ile oluştuğu. Siz tanrı evrim kavgası çıkarıp, tanrıyı bilimin karşısına koyuyorsunuz. Evrime varana kadar Allah'ın veya Teslis'in tosladığı o kadar şey var ki... Hepsini içinize sindiriyorsunuz, ama içlerinde en bariz olanına karşı çıkıyorsunuz. Evrim gerçek, tıpkı Nuh tufanının hiç olmadığı gibi. Kimisi çıkmış, evrim teorisi çürütüldü zaten diyor, kimisi çıkmış başka türlü ahkam kesiyor. Yahu biz bu işin içindeyiz, burnumuza kadar batmışız bu işin içine, çürütüldü de niye haberimiz yok? Olur, insanız, atlamışızdır bir şeyi, neymiş çürüten? 150 yıllık saatçi hikayesi.. Geç bunu bi kalem.. Atlıyoruz göz, ahanda göz... Yahu, bana ayak başparmağı deme, ama göz de. Göz evrimi en iyi bilinen şeydir çünkü.. Tutmadı ya, başlanır hemen, *Piltdown Adamı... Ee, iyi, Lucy'ye ne dersin? Yada Gilbertar kızına veya hobbit insanlara? Kısaca bakıyoruz, bildiğimiz boş, kurumuş, artık ortaya atanların bile arkasında duramadığı argümanlar.. Ne bu ya!.. Kendinize bakın.. Biz kafa kırardık ödevleri yapacaz, şu kahrolası hamsterin kaç nesil sonra şu allele sekansına dönebileceğini bulacağız diye sabahlara kadar. Mutasyon sistematiğini dinamiğini yut, sayfalarca denklem çöz, 45 bilinmeyenli denkelemleri hesapla... Sonra biri çıksın sana, mutasyon olmaz, yoktur desin.. Ne diyon kardeşim, biz bırak olup olmadığını, hangi mutasyonun kaç yıl önce olduğunu hesap ediyoruz, buluyoruz, biliyoruz, sen gazel okuyorsun oradan...
İşte, mutasyon vs. hakkında bir halt bilmiyorsun. Ayıp değil, günah değil. Bilmiyorum dersin hepsi bu. Bana da sorsan, hala yatay atış hesabını ezbere bilmiyorum.. Ne o öyle G'ymiş, bilmem neyin integraliymiş vs. vs. Ama çıkıp, yerçekimi yoktur da demiyorum.. Bilmiyorsanız, çıkıp birde ahkam kesmeyin. Hepsi bu. Evrim yok, demek, ben bu işi bilirim, yok demektir. O zaman elinizde bir parametre lazım. Ama bakıyoruz, siz daha evrim teorisi nerde başlar onu bile bilmiyorsunuz. Bir hatıramı anlatayım. Lisede, biyoloji hocasını evrim mevzusunda madara etmiştim. Adam alt tarafı biyoloji hocası. Evrim filan diye geldi, konu gelince.. Biz o sıra sağlam nurcuyuz, 5 vakit namaz 10 vakit nafile ekleyip artan vakitte bir kaç şua, söz filan deviriyoruz.. Öyle bir hale düştü ki, Rapor aldı, okula gelemedi, tayinini istedi, başka okula gitti elimden. Şimdi bakıyorum, hiç te acımıyorum, vicdan azabımda yok.. Madem bu işe soyundun, git biraz üzerine düş.. Ama, o zamanlar ne DNA haritaları biliniyordu, nede şimdiki gibi mutasyonel mekanizmalar. Bundan 50 yıl önce olsaydı, evrime beni de zor inandırırdınız. Ama bugün hiç te öyle değil. Gerek denizlerde keşfedilen yeni türler, gerek DNA çözümleri Evrimi hiç bir terddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor, hepsi bu..
Peki, ben evrim teorisini öğrenince mi atesit oldum? Hayır, ne sayıklıyo bu diyerek, ayet yetmeyip, Arapça, o yetmeyip hadis ilmi, binlerce hadisi senediyle öğren vs. derken, yahu bu islam değil vs. noktasından, keklemişler bizi noktasına geldim. Hepsi bu. Ve bugün hem müslüman, hem hristyian tonla tanıdığım insan var ki, evrimi bilir, kabul eder (isterse etmesin, ay peynirdendir demekle, peynir olmuyor) hemde dinini yaşar. Anlamadığım, nedense gelip gelip, eksik akılla, yarım yamalak bilgiyle vs. hoop evrim teorisi çürüdü.. Eh, iyi, o çürüdüyse, siz de bittiniz, kullandığınız kullanacağınız ilaçların yarısı, besinlerin %80'i o teori sayesinde mevcut. Ya hastalıktan öleceksiniz, yada açlıktan, görün gününüzü, güzelim teoriyi çürütürsünüz, haa.. Bari buzluğa koysaydınız...
İşte sorun bu. Nedir kardeşim bilime itirazınız taa bu kadar? Size iman etmeyin diyen yok. Sizsiniz, evrim yalandır vs. diyen. Evrim olmasa bu sanki Allahın varlığına bir emare olur mu? İnanacak adamın evrim gibi bulanık yere gelmeden önce bir diğerlerine takılması lazım. Mesela, nuh tufanına.. Hadi buyrun, önce bu basit mevzuları çözün, ondan sonra, bir kütüphane dolusu gözlem ve kayıt ile ortaya serilen evrime filan gelin.
Böyle bir şey yok bilimde. Özellike modern bilimde. Bir şey gözlem sonucu elde edilen bilgiler olmadan asla ortaya konmaz. Mesela, hidrojeni yakarsın, ama cidden iyi yakarsın ve su yerine Helyum ortaya çıkar. Ortadaki 2 hidrojen, bir helyum döngüsünde bir şeyler eksilir, yani ortada olmaz. Bu o anda "ne olduğunu" bilmediğimiz ama var olduğunu bildiğimiz bi şeye işaret eder. Bilim bunun adını koyar. Sonra tonlarca ağır suyu yerin derinliklerine saklayıp bu"nötrino" ları yakalamayı başarır. Burada varlığı ispatsız filan değildir. Bu parçacığın varlığı zaten gözlem sonucu zaten ispatlanmıştır, ama kendisi yakalanamamış, gözlenememiştir.
Size bir şey söyleyince, alınıyor, kızıyor, yok avukatıma adresini ver filan diyorsunuz. Ama etmeyin lütfen.. Aptal ve salak, en iyi ihtimalle zır cahil durumuna düşmeyin elinizle:
Bazen bilimde öyle anlar gelirki ne elinizde gözlem yapabilecek haliniz vardır nede elinizde ba$kabirşey olur mesela quantum fiziğinde birçok benzer olay vardır konuyu açmadan birkaç cümleyle özetleyim;
bir parçacığa tekabul eden bir dalga karekteri vardır dalga fonksiyonu için birçok bilim adamı zamanında toplanmı$ belirli ekoller ortaya koymu$ bazı durumlarda momentumdaki belirlilik artarken konumdaki belirsizlik artmakta ama o parça orda var olarak kabul ediliyor...
ve quantum teorisinde bulunma olasılığı vardır ve bizim elimizden gelmeyen nedenlerden ötürü tam olarak bilinemekte gerçi Einstein konum ve momentum arasındaki belirsizliğinin sebebinin matematiksel yetersizlikten kaynaklandığı görü$ünde olduğunu bir yerde okumu$tum neyse burdaki herkez bunları bilmek zorunda değil kısacası bilimde bazen her$ey gözlenemeyebilir varsayım kullanabilirler zaten her$ey kesin olsa onun ismi teori olmaktan çıkar kanun olarak anılır...
fakat biyoloji bölümündede inanıyorumki daha açıklanamamı$ yada bulunamamı$ binlerce $eyler vardır ama bu olmadığı manasını ta$ımaz...
Newton amcanın dediği gibi "bilim tanrının dü$ündüğünü dü$ünmeye çalı$ır.."
Bu yazılarınızdan anladığım kadarıyla;(tümünü)
Evrim olsa bile çok yava$ oluyor deneysel olarak gözlenemiyor bu yüzden hiçbirşekilde çürütülemez ve doğruluğu ispatlanamaz.. "çünkü deneysel bilimin dı$ında"
zaten ispatlansa tam olarak yasa olur yerçekimi yasası gibi..
45 bilinmeyenli denklemleri yada daha fazla olan denklemleri ister analatik ister nümerik olsun bilgisayara girdiğinizde size sonucu verecektir yada bulamazsa vermez :) sadece siz denklemi girersiniz diff. denk. dersinde çok kullanmı$tım :) cevabı kontrol için;
beyin meselesine gelince $uanki süper birbilgisayar bile insan yardımı olmadan bir hiçtir.
aslında hayatınız bana benziyor :) bende her$eyi sorgularım hatta dini seçimimi kendim yaptım. o kadar sabit görü$lü biri değilim devamlı ara$tırmayı seven bir yapım var :) diğer arkada$larınıza gelince müslüman ve hristiyan yada yahudi onların kendi ki$isel görü$üdür evrim teorisini kabul etmekte özgürdürler. saygım var size bir kitap önermek istiyorum umarım okursunuz...
kitabın ismi;
Scientific Creationism
Editör;
Henry M. Morris,Ph.D.
kitabı e-book olarak belki bulabilirsiniz eğer bulamazsanız.
google.com arama motoruna "Scientific Creationism" yazmanız yeterli olacaktır..
bunları hazırlayanlar arasında sizin meslekta$larınızda var.
amacım kimseyi zordurumda bırakma gibi bir niyetim yok yada gidipte dalga geçme gibi bir amacımda olmadı zaten olamazda çünkü insanların birbirlerini sevdiği ve saygı duyduğu ve olumlu ele$tirilerin olduğu toplumlar bilinçli bir $ekilde büyür ve kalkınır...
Saygılarımla...
sodomo--
12-03-2006, 23:08
liopleurodon oldukça sıkı bir materyalist olduğun anlaşılıyor veya "bilimci".
Hani "dinci" derler ya aşırı dini saplantıları olanlara veya dini siyasete alet edenlere, halbuki "dindar" daha hoş dururken ne diye "dincilik" yaparlar değil mi ? bu da böyle birşey olsa gerek aşırı bilim saplantısı veya bilimi putlaştırmanın adıda "bilimcilik" olsa daha yerinde olur.
"Prion canlı mıdır? Eukaryotlar canlı mıdır? Virüsler canlı mıdır vs. vs. Hatta öyle acayip şeyler oluyor ki, bu hayvan mıdır, bitki midir cevap vermek zor oluyor. İşte böyle bu iş. Şu şu özelliklere sahip olan/olmayan hayvandır, canlıdır vs. demek çok kolay değil o kadar.. *dedin ve beni de hayretlere gark ettin. Ama biraz düşününce insan anlıyor neden bu canlılık-cansızlık ikilemine düştüğünü.
Şu sonuca vardım : İndirgemecilik
evet her bir canlı, cansız olanlardan farklı olarak bir biyolojiye sahip ama gel gör ki bu biyolojide maddenin temel kurallarına tabii. Yani atom ve onu oluşturan elektron, proton, nötron vb . O halde sonuç itibarı ile canlılarda cansızlarda olduğu gibi maddesel kurallara tabii ama daha kompleks bir bütünlükteler daha doğrusu canlı dediğimizde cansız olan maddeye göre daha kompleks, daha gelişmiş bir maddesel sistemden bahsetmiş oluyoruz o kadar sana göre. O halde neden canlı cansız ayırımı yapalım ki ? *insanda sonuçta çok gelişmiş bio-fizyolojik bir robottur değil mi ?
İşte tamda burası yanlış mantığının uç verdiği noktadır.
Çünkü canlılık kendisini oluşturan maddesel bileşenlerin ötesinde bir yerdedir. canlılık 2+2 nin 5 ettiği yerdedir. Burada parçaları toplayarak bütüne ulaşamazsın, ağaçların toplamı ormanı oluşturmaz veya yalnızca ağaçlara bakarak orman hakkında bilgi sahibi olamazsın.
Yani güzel dostum bilim elde ettiğin bilgilerin toplamı değildir ve bütünlüğü kavramakta maalesef bilimin harcı olamadı bugüne kadar keşke olsaydı.
Gün gelir anlarsınız bilimin ne kadar büyük bir cehalet içinde olduğunu
liopleurodon
13-03-2006, 09:13
Evrim olsa bile çok yava$ oluyor deneysel olarak gözlenemiyor bu yüzden hiçbirşekilde çürütülemez ve doğruluğu ispatlanamaz.. "çünkü deneysel bilimin dı$ında"
Bu yanlış. Evrim deneysel olarak gerçekleştirilebilir. Defaten de gözlenmiştir. Denemek daha kolaydır. Mesela, canlıyı mutasyona zorlarsınız. Aklınıza hemen ucubeler geldi sanırım.. Hayır değil. Köpeklere bakın. Melezleme yoluyla türleştirilmişlerdir. Daha evrim vs. nedir bilinmeyen devirlerde taa.. Lab. ta deney için en uygun hayvanlar meyve sinekleridir. Neden mi uygundurlar? FAO, ABD Tarım idaresi vs. meyve sineği ile mücadele etmeyi sever. Lazım olan parayı bulmakta zorlanmazsınız, işte o yüzden. Çünkü gen çözümleri tamamlanan çoğu hayvanı, mesela 1 ayda üreyecek hale getirmeniz filan mümkün ama para bulmak zordur o işlere.. Fakat, okul Lab.larında filan bakteri vs. kullanmak gayet iyi neticeler verir.
"Ben evrime inanmıyorum" demek ilginç bir yaklaşımdır. Önce sorulacak olan bunu söyleyecek kadar gözlemin, bilgin vs. var mı olacaktır. Ama nedense bunu hiç göremeyiz. Aynı kafayla, dünyanın yuvarlak olduğuna, yıldızların kandiller olduğuna, havadan ağır hiç bir şeyin uçamayacağına, insanın nurdan olduğu için aya gedemeyeceğine vs. hiç birine inanmayabiliriz. Peki bu fikir doğru olur mu? Evrimde bunların hepsi kadar gözlem, hesap, test vs. sonuçlarının ortaya koyduğu bir gerçektir. Ama bunu anlamak istememekte direniyorsunuz. Sizin görmüyor olmanız, evrimin boyuna işlediği gerçeğini değiştirmiyor..
Bir canlılık formülü vermiş sodomo, 2 + 2 = 5 eder demiş. Öyle olmadığını biliyoruz. Bu 2 + 2 = 4, ve 4 + 1 = 5 olmalı. Buradaki 1 nerden gelir mesele değil, bulunur. Mesele, bu birin ne olduğudur. Canlı ile cansız arasındaki farkı söyleyebilirsen, bunları anlamak kolay olacaktır. Ormanın ruhu vs. hikayesine girmenin anlamı yok. Ben sana, canlı demek için ölçülebilir bir parametre ortaya koymanı söylüyorum, yapmayı dene, ne kadar zorlandığını göreceksin. Ve işte böyle felsefi metafizik vs. açıklamalar gideceksin. Haa, bu falcıdan çıkmış evine giden ve bir kara kedi çıkmasın önüme diye dua eden sokaktaki vatandaş için kabul edilebilir bir açıklama olabilir, ama hiç bir bilimciye bunu kabul ettiremezsin..
"evet her bir canlı, cansız olanlardan farklı olarak bir biyolojiye sahip ama gel gör ki bu biyolojide maddenin temel kurallarına tabii." diyorsun, ama değil. Canlıda aynen maddenin temel kurallarına tabii. Bazıları çıkıp canlılık içinde bir efsun filan arıyorlar. Bir tür spiritüel düşkünlüğü sadece. Canlıda aslında cansız. Şöyleki, "Can" diye bir ekstra mefhum yok. Maddenin bir hali bu sadece. Canlılık hali filan değil. Maddenin bazı türleri (oksijen, azot karbon vs.) belli bir düzene gelince canlı dediğimiz olay vuku buluyor, hepsi bu. Bu tıpkı, Pusula'nın kuzeyi göstermesi gibi bir olay. Hiç bir ekstrası yok..
"Canlıda aslında cansız. Şöyleki, "Can" diye bir ekstra mefhum yok. Maddenin bir hali bu sadece. Canlılık hali filan değil. Maddenin bazı türleri (oksijen, azot karbon vs.) belli bir düzene gelince canlı dediğimiz olay vuku buluyor, hepsi bu. Bu tıpkı, Pusula'nın kuzeyi göstermesi gibi bir olay. Hiç bir ekstrası yok.."
İşte gelinen nokta.Canlı-cansız arasındaki , ismi üzerinde en belirgin fark olan "Can"ın reddi.
Bu sanki felsefi bir görüş değil.Evrim teorisinin , bilimin izahı değil bu.Ateizm de Tasavvuf da bilimi , evrimi kabul eder.Ama ateizm "Can"ı reddeder , yani diğer bir anlamla tüm varlıkları cansız gibi düşünür. Tasavvuf ise , tersine tüm varlıkları canlı gibi kabul eder , bir eşyaya bile davranırken , onu incitmeden , saygı ile yaklaşır.Ama sonuçta bu bakış felsefidir.
Canlıdaki "can"ın varlığı esastır.Canlının , geçmişinde bir cansız dönemi vardır.Canlılık yani hayat dönemi başlar ve ölümle cansızlık dönemine geçilir.Burada bahsettiğimiz fizik bedendir , maddedir.Canlı varlık , yine bir canlı varlıktan üreme yoluyla oluşur.cansız maddelerin , azotun-oksijenin-karbonun uygun şartlarda bir araya gelip canlı varlığa dönüşmesi ise ancak bir dış etkiyle mümkündür.
Aksi ispatlanamamıştır.Bunun ispatlanamaması teoriyi geçersiz kılmaz .İspatı ise , dinlerin belini kırar.Tanrı fikrini yine yoketmez.
Konuyu , bu yöne çekiyor ve tartışmaya açık kılıyor oluşumun sebebi , forumun konusunun bilim değil din olmasından ileri geliyor.Ayrıca , biyolojinin derinliklerine dalıp , teknik terimlere ağırlık verildikçe sıkıcı hale geliyor.Arkadaşlar yanlış anlamasın.
Evrim olsa bile çok yava$ oluyor deneysel olarak gözlenemiyor bu yüzden hiçbirşekilde çürütülemez ve doğruluğu ispatlanamaz.. "çünkü deneysel bilimin dı$ında"
Bu yanlış. Evrim deneysel olarak gerçekleştirilebilir. Defaten de gözlenmiştir. Denemek daha kolaydır. Mesela, canlıyı mutasyona zorlarsınız. Aklınıza hemen ucubeler geldi sanırım.. Hayır değil. Köpeklere bakın. Melezleme yoluyla türleştirilmişlerdir. Daha evrim vs. nedir bilinmeyen devirlerde taa.. Lab. ta deney için en uygun hayvanlar meyve sinekleridir. Neden mi uygundurlar? FAO, ABD Tarım idaresi vs. meyve sineği ile mücadele etmeyi sever. Lazım olan parayı bulmakta zorlanmazsınız, işte o yüzden. Çünkü gen çözümleri tamamlanan çoğu hayvanı, mesela 1 ayda üreyecek hale getirmeniz filan mümkün ama para bulmak zordur o işlere.. Fakat, okul Lab.larında filan bakteri vs. kullanmak gayet iyi neticeler verir.
"Ben evrime inanmıyorum" demek ilginç bir yaklaşımdır. Önce sorulacak olan bunu söyleyecek kadar gözlemin, bilgin vs. var mı olacaktır. Ama nedense bunu hiç göremeyiz. Aynı kafayla, dünyanın yuvarlak olduğuna, yıldızların kandiller olduğuna, havadan ağır hiç bir şeyin uçamayacağına, insanın nurdan olduğu için aya gedemeyeceğine vs. hiç birine inanmayabiliriz. Peki bu fikir doğru olur mu? Evrimde bunların hepsi kadar gözlem, hesap, test vs. sonuçlarının ortaya koyduğu bir gerçektir. Ama bunu anlamak istememekte direniyorsunuz. Sizin görmüyor olmanız, evrimin boyuna işlediği gerçeğini değiştirmiyor..
Bir canlılık formülü vermiş sodomo, 2 + 2 = 5 eder demiş. Öyle olmadığını biliyoruz. Bu 2 + 2 = 4, ve 4 + 1 = 5 olmalı. Buradaki 1 nerden gelir mesele değil, bulunur. Mesele, bu birin ne olduğudur. Canlı ile cansız arasındaki farkı söyleyebilirsen, bunları anlamak kolay olacaktır. Ormanın ruhu vs. hikayesine girmenin anlamı yok. Ben sana, canlı demek için ölçülebilir bir parametre ortaya koymanı söylüyorum, yapmayı dene, ne kadar zorlandığını göreceksin. Ve işte böyle felsefi metafizik vs. açıklamalar gideceksin. Haa, bu falcıdan çıkmış evine giden ve bir kara kedi çıkmasın önüme diye dua eden sokaktaki vatandaş için kabul edilebilir bir açıklama olabilir, ama hiç bir bilimciye bunu kabul ettiremezsin..
"evet her bir canlı, cansız olanlardan farklı olarak bir biyolojiye sahip ama gel gör ki bu biyolojide maddenin temel kurallarına tabii." diyorsun, ama değil. Canlıda aynen maddenin temel kurallarına tabii. Bazıları çıkıp canlılık içinde bir efsun filan arıyorlar. Bir tür spiritüel düşkünlüğü sadece. Canlıda aslında cansız. Şöyleki, "Can" diye bir ekstra mefhum yok. Maddenin bir hali bu sadece. Canlılık hali filan değil. Maddenin bazı türleri (oksijen, azot karbon vs.) belli bir düzene gelince canlı dediğimiz olay vuku buluyor, hepsi bu. Bu tıpkı, Pusula'nın kuzeyi göstermesi gibi bir olay. Hiç bir ekstrası yok..
Evrim teorisi yasala$tıda bizim neden haberimiz yok ? ayrıca yukarda verdiğim bilgileri kitaptan önceden okumu$tum çoğu evrimci karde$ bunu kabul eder derki evrim o kadar yava$ki gözlemden uzaktır derler hep... bu arada 2 ile 2 nin matematikte 5 ettiği özel durumlar vardır..
sanırım Sevgili sodomo-- karde$ bunu anlatmak istedi..
birazda $undan söz edelim evrim teorsisi adı üzerinde TEORİ dir... kanun değildir kesin birşekilde kabul görse kanun olurdu...
Sevgili Ege-Sum ;
Gözlerinden öperim yavrum.
Sen nedenini anlarsın..
İyiliklerde görüşmek üzere.. Gönül kırdıysak affola..
Bütün dostlarıma selam ederim... (Dost olmayanlarıma da...)
***********….*************….***********….********* ****….*********
Her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.
sodomo--
13-03-2006, 16:09
liopleurodon *demiş ki ; Canlıda aslında cansız. Şöyleki, "Can" diye bir ekstra mefhum yok. Maddenin bir hali bu sadece. Canlılık hali filan değil. Maddenin bazı türleri (oksijen, azot karbon vs.) belli bir düzene gelince canlı dediğimiz olay vuku buluyor, hepsi bu. Bu tıpkı, Pusula'nın kuzeyi göstermesi gibi bir olay. Hiç bir ekstrası yok..
liopleurodon http://www.kimyaokulu.com/konu/madde/haller.htm bu linki tıkla gör maddenin hallerini. tabii sen bu hallerin haricinde birde "canlılık" hali ilave edebilirisin ama ilköğretim fen müfredatına koymazlar bunu :)
gelelim canlının aslında cansız olduğu mantığına ; dikkate edersen ben de senin aslında bunu itiraf edeceğini tahmin ederek ilk yorumumu bunun üzerinden yaptım. İnsanı bir bio-kimyasal bir robot olarak gören yaklaşım kendi iflasının itirafını sunar açıkça.
Bu konuda ölçülebilir paremetre istiyorsun ama böyle ölçülebilir parametre bulamazsın sana "anlaşılabilir" parametre sunabilirim o da bizzat "kendi varlığın" dır. Yani günün 24 saatinde birlikte olduğun şey ve dahası sana en yakın olan şey, o yüzden o kadar uzaklara gitme kendi dışını öğrenmek seni bilgili kılar ama kendini tanımak sana aydınlanma getirir.
yenidendogus
14-03-2006, 01:49
Yukarda canlı ve cansız'lık olgusuyla ilgili açıklama yapan evrimci kişi, çok mantıklı yollar öneriyor. Bilinmeyen, modeli olmayan, faraziye bir olgu peşinde koşmaktansa, doğal olan yolları sınamayı önermiş. Canlı ve cansızın tanımını bu şekilde birbiri ardına ekleyerek doğadaki bütünü ifade etmiş. Canlılık da doğaüstü bir durum yoktur demiş. Bir model oluşturabilmiş. Yani canlılık maddenin farklı hal almış bir konumu deyince gözümüzün önüne maddeyi oluşturan elementler, onların sembolik de olsa modelleri ve birtakım imgeler geliyor. Bu sembolleri (azot, oksjien, karbon vs.) tanıyoruz. En azından modellerini oluşturabildik bu yüzyılda. O bahsettiğiniz parametre olan "kendi varlığım" bu işte.
Can denen şeyin modeli nedir? Farzedin ki ben küçük bi ilkokul öğrencisiyim. Soyut düşünme yeteneğim yok. Bir model istiyorum. Can denilen şeyin, yani belki de ruh herneyse onun şeklini boyutunu, uzayda kapladığı alanı merak ediyorum. Bana bir şekilde bunu elle tutulur bir hale getirebilir misiniz?
Teşekkürler
"Can denen şeyin modeli nedir? Farzedin ki ben küçük bi ilkokul öğrencisiyim. Soyut düşünme yeteneğim yok. Bir model istiyorum. Can denilen şeyin, *yani belki de ruh herneyse onun şeklini boyutunu, uzayda kapladığı alanı merak ediyorum. Bana bir şekilde bunu elle tutulur bir hale getirebilir misiniz?"
Cansız beden , bir madde yığınından ibarettir.Can ise bedene irade katar , bilinç katar , akıl ve enerji katar.İçgüdü katar.Can maddeye duygu verir , acıyı , aşkı , sevgiyi , nefreti , öfkeyi ,kıskançlığı , egoyu verir.
Maddenin can bulması , sürekli bir enerji alışverişi içinde olmasıdır.
Kendini bilmesi , kendini ifade edebilmesi , canını muhafaza etmeye çalışması , yaşam için çırpınması , neslini sürdürme amacı ve çabası içinde olması , üremeye , çoğalmaya çalışması demektir.
Can birleştiricidir.Bedendeki tüm hücrelerin her biri bağımsız gibi görünür, fakat bir bütün içinde yer alırlar , can sayesinde.Can gitti mi , birlik-bütünlük de biter.
Can bilinçtir.Bilinç madde ötesidir.Enerjiyi biçimlendirir ve enerji de maddeyi kalıplandırır.Enerjinin yapıtaşları olan kuantların tertiplenerek maddeyi biçimlendirmesi ve bir program doğrultusunda kalıplandırması sonucunda farklı içgüdülerde , akıllarda , karakteristik yapılarda varlıklar oluşur.
Sonuçta madde enerjinin , enerji de bilincin hükmündedir.oksijen , karbon ve azot denen elemanlar öylesine sevgiyle ve bilgiyle birleştiler ki , organik mole*kül*ler teşekkül etti , sonradan bunlar bâzılarının ko*zervat de*dik*leri canlılık öncesi oluşumlar hâline geldiler. Daha sonra bun*lara sevginin kaçınılmaz gereği olarak can verildi. Bâzıları buna ruh , bâzıları soul , bâzıları spirit , bâzıları başka isim*ler verdiler ; bu isimlerin hemen hepsi soluk , rüzgâr veya gölge anlamına gelen köklerden türedi , çünkü canın uçucu , ölümle cesedi terk edip giden bir cevher olduğu düşü*nül*dü. Can , O'nun mahlûkatın bir kısmına bahşettiği bir ay*rı*calıktı âdeta ama , evrimin kaçınıl*maz özelliği olarak , canlılıkla cansızlığın sınırları da kesin değildi. Bâzılarının virüs , prion gibi isimler taktıkları yaratıklar bu belirsiz sınırda yerlerini aldılar. Bâzılarının canlıları en mütekâmil açık sistemler olarak tanımlamaları , yâni entropiye karşı çıkarken (negentropi yaparken) çevre*deki entropiyi arttırdıklarını söylemeleri pratik açıdan çoğu kişinin işine yaradı ama ekserîsi düşü*nemedi ki , kâinatın kendisi en büyük açık sistemdi ve eğer canlılığın târifi buysa , hareketlilikse , reakti*vi*teyse , malzemeyi alıp kendi işine yarayacak şekilde kullanıp artıkları atmaksa ve eninde so*nunda gene entropiye mağlûp düşüp dezorganize olmaksa , bütün bu kıstaslara en mükemmel şekil*de uyan yaratık kâinatın ta kendisiydi. Yâni can her yerdeydi , ruh her şeydeydi.
Canın ne olduğu , mâhiyeti gibi sorular pek çok zihni binlerce yıl meşgûl etti. Halbuki can , mutlak gerçek olan O’ndan , sâdece ve sâdece O’ndan başka bir şey değildi.Ne can'ı ne de O'nu elle tutulur , gözle görülür somut bir varlık , bir model olarak görmekse fiziksel boyutumuz nedeniyle mümkün değildi.O'nu ancak hissedebiliriz.Bu his ise tüm varlıkların özünde mevcuttur.O'nu özümüzde aramalı ve hissetmeye çalışmalıyız..
liopleurodon
14-03-2006, 09:07
Evrim teorisi yasala$tıda bizim neden haberimiz yok ? ayrıca yukarda verdiğim bilgileri kitaptan önceden okumu$tum çoğu evrimci karde$ bunu kabul eder derki evrim o kadar yava$ki gözlemden uzaktır derler hep... bu arada 2 ile 2 nin matematikte 5 ettiği özel durumlar vardır..
sanırım Sevgili sodomo-- karde$ bunu anlatmak istedi..
birazda $undan söz edelim evrim teorsisi adı üzerinde TEORİ dir... kanun değildir kesin birşekilde kabul görse kanun olurdu...
Bir kaç soru:
1. Yerçekimi yasası diye bir şey var mı?
2. Radyo ve TV'leri evinizde kullanmayı sağlayan elektromanyetizma'nın bir yasası var mıdır? Yani radyo dalgalarının nasıl ortaya çıktığına dair bir yasa? Bu bir yasa olmadığı için radyo dalgaları yok mu demek gerekiyor?
Evrim bir teori değildir, bir gerçektir. Teori, evrimin adım adım tüm safhalarını izah etmeye çalışan kısmıdır. Hiç kimse, evrim olmamıştır demiyor. Ama bir salyangozun atası nasıl bir şey bunu bilmiyor. Tahmin edemiyor, kestiremiyor değil. Bunlar varsayım olur. Bir fosili vs. bulman gerekir. İşte bu yüzden evrim bir teoridir. Tıpkı yerçekimi teorisi gibi..
Bir takım evrimci kardeşler, sizden daha fazlasını yapmayıp kulaktan dolma davranıyorsa, bu onların sorunudur, evrim teorisinin değil. Evrim, doğada gözlenip lab.ta test edilebilien bir olgudur..
liopleurodon
14-03-2006, 09:16
İnsanı bir bio-kimyasal bir robot olarak gören yaklaşım kendi iflasının itirafını sunar açıkça.
Bu konuda ölçülebilir paremetre istiyorsun ama böyle ölçülebilir parametre bulamazsın sana "anlaşılabilir" parametre sunabilirim o da bizzat "kendi varlığın" dır. Yani günün 24 saatinde birlikte olduğun şey ve dahası sana en yakın olan şey, o yüzden o kadar uzaklara gitme kendi dışını öğrenmek seni bilgili kılar ama kendini tanımak sana aydınlanma getirir.
Basit bir kuraldan bahsedeyim sana. Ölçemiyorsan, yoktur. Ötesi garajdaki ejderhadır:
garajimda agzindan ates püskürten bir ejderha var diyorum. heyecanla "göster" diyorsunuz. garajima götürüyorum ve "aha orda" diyorum. siz hiç bir sey göremiyorsunuz, "e hani nerde?" diyorsunuz. "ah, söylemeyi unuttum, bu ejderha görünmez" diyorum. "tamam o zaman" diyorsunuz, "yere biraz un serpelim, bari ayak izlerini görürüz." serpiyoruz unu yere ve bekliyoruz, hiç bir sey olmuyor. "tabii ki ayak izlerini göremeyiz" diyorum, "çünkü bu ejderha uçuyor." siz gaza geliyorsunuz, elinize bir sprey boya alip ortaliga püskürtmeye basliyorsunuz, ejderhanin orada olup olmadigini anlamak için. boya duvarlardan baska hiç bir seyi boyamiyor. "sprey boya tabii ki ise yaramaz" diyorum, "çünkü bu ejderha casper gibi bi sey, cisimler onun içinden geçer." siz kosup bi kizilötesi kamera getiriyorsunuz, o da hiç bir sey göstermiyor. "tabii ki göstermez" diyorum ben, "bu ejderha isi yaymiyor ki."
denediginiz hiç bir test ejderhanin varligini ortaya çikarmiyor, ama ben hepsine bi açiklama getiriyorum. simdi bu ejderha var midir yok mudur? ne yoklugu ne de varligi direk olarak ispatlanmis degildir, ama varolmasi için hiç bir sebep (varolduguna dair bir isaret ya da kanit) olmadigi için yok demek çok daha akla yakindir. evet, garajimda (ya da ayni mantikla hemen yanibasimda, tuvaletimde, mutfagimda, akm'nin önünde, empire state'in tepesinde, kiçimda, ...) anlatilan özelliklere sahip bir ejderha olabilir, ama önemli soru: neden olsun ki?
Diğer yandan, kendince bir şey bildiğini sanıp, lafı tersinden anlayıp aklınca tribe girme. Daha maddenin 4. Hali plazmayı bilmeyen, böyle ilkokul 2. Sınıf siteleri ile de haşır neşir olma, git biraz büyü, oku, adam ol... Yada git elma şekerini yalayıp kumda oyna. Oldu mu canım?
sodomo--
14-03-2006, 15:00
ya ne kadar ilginç değil mi ?
Araş. Gör. Özlem Karakoç çocuklara verdiği kimya dersinde plazma dahil maddenin 4 halinden bahsediyor aşağıdaki linkte,
http://w3.balikesir.edu.tr/~karakoc/htmls/kimya/ci_kimya_haller.htm
ama gel gör ki bu linkte lise öğrencilerine maddenin 3 halinden bahsediyorlar,
http://www.kimyaokulu.com/konu/madde/haller.htm
yahu neler oluyor bu eğitim anlayışımıza bu ne keşmekeşliktir liopleurodon bi el at şunlara sana zahmet gözünü seveyim.
sodomo--
14-03-2006, 15:22
Cansız beden , bir madde yığınından ibarettir.Can ise bedene irade katar , bilinç katar , akıl ve enerji katar.İçgüdü katar.Can maddeye duygu verir , acıyı , aşkı , sevgiyi , nefreti , öfkeyi ,kıskançlığı , egoyu verir.
demişsin panteidar ama bunlar bi şey ifade etmez liopleurodon için çünkü o "katı mataryalist" abiciğim. Yani sen sevgi dersin o da "nedir bunun hormonu ? " diye sorar, onun için "akıl" bile bio-fizyolojik-nerolojik süreçler anlamına gelir boş yere uğraşma *bu katı materyalistler Einstein' ın izafiyet kuramına bile karşı çıktılar "öznel" duruyor diye.
Ama kendisi kaşındı madem ki canlı-cansız ayırımı yok temelde o halde canlılık olgusunu anlamanın yolu maddenin kurallarını tanımaktan geçiyor mantığı üzerinden ilerleyeceğiz yani liopleurodon' a ona en uygun olan "indirgemeci" mantık üzerinden açıklamalarda bulunacağım ve "3 fermion, 9 boson" ile yola çıkıp quantum'u yani maddenin taaa dibini anlatacağım bakalım ondan sonra ne olacak göreceğiz.
ne demiş Mevlana ; "akıl akla uygun olan herşeyi mucizeye ihtiyaç duymadan kabul eder"
bakalım göreceğiz.
liopleurodon
14-03-2006, 17:38
Sodomo, biraz sap, saman vs. vs. karıştırma huyunuz var. Ruhmuş, canmış böyle bir şey yok. Ama ne var? İnsanın maddi varlığının oluşturduğu, ondan soyutlanamayan ve ayrılmaz bir "insan" var. Madde yoksa, bu insanda yok. Bu insanın sevmek, hissetmek, kızmak vs. pek çok insani davranışı olacaktır bu ayrı bir husus. Ama birde, insan, evrim, ilk canlı filan tartışırken konuşulacak insan var bu apayrı bir şey. Madde, o sizin can dediğiniz şey gerekmeden "canlı" olabilir. İnsan içinde bir ruh gerekmeden "insan" olabilir. Ama sen burada sosyal, psikolojik vs. değil, fiziksel olarak insandan bahsediyorsun..
Fiziksel insan, salt maddeden ibaret. Aynı şekilde canlıda öyle. Bir takım bileşikler oluşuyor ve canlılık dediğimiz davranışları gösteriyor, hepsi bu. Güneşten ısı gelir, dünyanın bir yeri öbür yerinden sıcak olur. Sonuçta rüzgar eser. Yani moleküller hareket eder. İşte bunun gibi bir mekanizma. Ortada doğaüstü, spirütüel vs bir "can" yok. *Olmadığı için, biz canlılığın, cansız maddelerle, ortam koşulları uygun olunca başlayabileceğini söylüyoruz. Siz ise, işin içinie canlılık emaresi can denen bir mefhum koyuyorsunuz, bu da garajdaki ejderha oluyor haliyle..
sodomo--
14-03-2006, 17:59
Basit bir kuraldan bahsedeyim sana. Ölçemiyorsan, yoktur. Ötesi garajdaki ejderhadır demişsin ,
liopleurodon sen hiç "Schrödinger' in Kedisi" ni duydun mu ? eğer duymadıysan böyle düşünmen normal. Ama şimdiden söyleyeyim aynı verdiğin ejderha örneğindeki gibi kendi fikrini kendin çürütüyorsun farkında olmadan.
Açıklayacağım hem sana hem herkese,
gerçi daha "hologram kuramı" üzerinde derlemelere devam etmeml azım ama olsun bunu da araya alabilirim daha sonrada "beynin quantumu" na geçeceğim o zaman bambaşka bir gözle bakacaksın herşeye eminim.
Bir de Mevlana nın şu sözü isabet olacak bu konu için ;
"Can bedenden, bedende can dan ayrı değil ama kimseye can'ı görmeye izin yok"
liopleurodon
14-03-2006, 18:41
Boş ver o kediyi, açlıktan öldü garibim, birileri fotonları sayacam derken, mama vermeyi unutmuş...
Bak, iki bilinmeyen nokta var. Birisi şu quanta'ların altında, diğeri plank zamanından evvelinde. Bu iki noktaya doğaüstü bir kavram yerleştirmeye çalışıyorsunuz. Ama hüsran olacaktır, çünkü hep bu tür yerlerden gene doğal bir şeyler çıkmıştır.
Ama farzedleim, o noktada doğa üstü bir şey, bir "ruh", "öz" vs. çıktı. Bu sadece canlılardaki maddeye bağlı olmayacaktır. Cansız dediğin madde de bu ruha sahip olacaktır. Yani, gene "cansızı", "canlı" yapmak üzere tek gereken madde olacaktır. Ortada ekstra bir "can" veya "ruh" kavramı olmayacaktır.
Bunun bir indirgemecilikle filan alakası yok. Bilinen mevcutların ötesinde, nerede ve hangi zamanda olursa olsun, bulacağın her şey, her tür doğaüstü olay vs. mevcut maddenin ortak özelliği olacaktır. Eline kastettiğin şekilde bir "can" a dair veri geçmeyecektir. Yanlış, safsata olacak, ama şöyle bir örnek vereyim, tuzda pembe renk özelliği yoktur. Ama bir şekilde içinden sodyumu ayırırsan, pembe bir özellik elde etmiş olursun. Ama bu tuzun içinde pembe vardır anlamına gelmez, ancak, sodyumun işin içinde olduğu her şeyde pembe renk var anlamına erişebilirsin. Sen şimdi, hologram varsayımı vs. diyerek güya kafa bulandırıp, varsayımına destek arayacaksın, ama boşuna uğraşma, "can" denen bir mefhum olmadığını bilecek kadar canlıları tanıyoruz..
yenidendogus
15-03-2006, 00:16
Cansız beden , bir madde yığınından ibarettir.Can ise bedene irade katar , bilinç katar , akıl ve enerji katar.İçgüdü katar.Can maddeye duygu verir , acıyı , aşkı , sevgiyi , nefreti , öfkeyi ,kıskançlığı , egoyu verir.
Maddeye yığın gözüyle bakmak pek akıllıca değil. Sonuçta bu saydığınız, "Can" tarafından bedene katılmış tüm soyut kavramlar, aslında bir yığın olan maddi bedendeki organlar tarafından oluşturulur.
İrade ve Bilinç, nöronların organizasyonu sonucu oluşur. Akıl ise, bu organizasyonun gittikçe karmaşıklaşması sonucu ortaya çıkar. Bu da zeki varlığı doğurur. Maddeye yığını olan bedene enerjiyi modelsiz bir "can" fikri değil, yine doğadaki besinler sağlar. Ayrıca güneş ve çevre bu çevrimin motorudur. İçgüdü ise yine organlar tarafından organize edilir. Onların ihtiyaçlarını doyurma amaçlı ortaya çıkar. Yemek yeme, üreme vs gibi. Duygular ise, yine organlarımız olmazsa meydana gelmezler. Gözyaşı salgılamadan, hüznü veya acıyı nasıl ifade ederiz? Niye gözyaşı salgılarız peki, yine madde kökenli olan bedenimizin maddi ihtiyaçları doğrultusunda. Neden aşık oluruz? Maddi bedenimizi kopyalamak için bir motordur. Kıskançlık ve ego ise benliğimizin özüdür. Hayatta kalmanın, yaşamın özüdür. Yine madde olan bedenimizin madde olarak yaşamına devam etmesi için savaşırız. Hemcinslerimizi yoketmek için yine madde yığını olan bedenimizin ihtiyaçlarını gözönünde bulundururuz.
İşte tüm sayılan soyut bu kavramların temelinde maddi ve somut ihtiyaçlar yatar. Can eğer böyle bir organizasyonun tümüne deniliyorsa ona bir şey diyemem. Ama tek bildiğim "can" denilen olgunun tüm bunların dışında sırlar ötesinde, bilinmeyen, sonsuzluğa kadar bilinemeyecek bişey olmadığı.
Yani madde ötesinde olmadığı. Maddenin kendisi olduğudur.
Elle tutulur ve modelleri olan bir açıklama yapmaya çabaladım.
"Maddeye yığın gözüyle bakmak pek akıllıca değil. Sonuçta bu saydığınız, "Can" tarafından bedene katılmış tüm soyut kavramlar, aslında bir yığın olan maddi bedendeki organlar tarafından oluşturulur."
Cansız maddeye bir yığın olarak bakmak pek akıllıca değil öyle mi? 3-4 gün beklesin de o yığın , leş kokusundan yanına yaklaşabilir misin? bir gör o zaman canlıyla cansızın farkını.Ölmüş bedenden topla bütün organları , biraraya getir bakalım , can olmayınca bir işe yarıyor mu?
Gayet basit , madem can yok , bilim adamları yeni ölenlerin organlarıyla , canlı bir insan oluştursun mümkünse? "Başka malzeme bulun, Tanrının yarattığı malzemeyi kullanmayın" da demeden. Hazır malzeme bir tek can eksik .Verin bakalım , nereden bulacaksınız?
Organizmaya yönlendiren , beyne hükmeden bir "ben" olduğu gerçeğini reddetmek bu kadar basit mi?
"Ben" in ya da "can"ın ya da "ruh" un nasıl olduğu , şekli , niteliği vs. hakkında söylenenler veya kafalarda oluşturulanlar hiçbirşey ifade etmiyor.Bilimin bilinmezlerindendir.Birgün ispatlanabilir mi bilinmez. İspatlandığı takdirde ise , görüşlerinizde değişiklik olur mu bilemem.
Bunu da evrimin bir sonucu olarak yorumluyabilirsiniz.Öyle ya ! Bu kadar mükemmel organı bir araya getiren evrim mucizesi "ruh"u mu oluşturamıyacak?Bu defa da "Evet , ruh var ama organizma dışında yaşam ortamı bulamadığı için bedenle birlikte ruh da ölüyor" denilir ve
ruh'un ölümsüz olduğunun ispatı istenir! Bu bulmaca sürer gider!!
"Maddeye yığın gözüyle bakmak pek akıllıca değil. Sonuçta bu saydığınız, "Can" tarafından bedene katılmış tüm soyut kavramlar, aslında bir yığın olan maddi bedendeki organlar tarafından oluşturulur."
Cansız maddeye bir yığın olarak bakmak pek akıllıca değil öyle mi? 3-4 gün beklesin de o yığın , leş kokusundan yanına yaklaşabilir misin? bir gör o zaman canlıyla cansızın farkını.Ölmüş bedenden topla bütün organları , biraraya getir bakalım , can olmayınca bir işe yarıyor mu?
Gayet basit , madem can yok , bilim adamları yeni ölenlerin organlarıyla , canlı bir insan oluştursun mümkünse? "Başka malzeme bulun, Tanrının yarattığı malzemeyi kullanmayın" da demeden. Hazır malzeme bir tek can eksik .Verin bakalım , nereden bulacaksınız?
Organizmayı yönlendiren , beyne hükmeden bir "ben" olduğu gerçeğini reddetmek bu kadar basit mi?
"Ben" in ya da "can"ın ya da "ruh" un nasıl olduğu , şekli , niteliği vs. hakkında söylenenler veya kafalarda oluşturulanlar hiçbirşey ifade etmiyor.Bilimin bilinmezlerindendir.Birgün ispatlanabilir mi bilinmez. İspatlandığı takdirde ise , görüşlerinizde değişiklik olur mu bilemem.
Bunu da evrimin bir sonucu olarak yorumluyabilirsiniz.Öyle ya ! Bu kadar mükemmel organı bir araya getiren evrim mucizesi "ruh"u mu oluşturamıyacak?Bu defa da "Evet , ruh var ama organizma dışında yaşam ortamı bulamadığı için bedenle birlikte ruh da ölüyor" denilir ve
ruh'un ölümsüz olduğunun ispatı istenir! Bu bulmaca sürer gider!!
pan dostum.....Ölmüş beden dedinde aklima gordugum bir foto geldi.....
resimdeki kisi maddenin hangi hali *bilmiyorum......ama sanirim maddenin cansiz hali......ne kadar da bizden farkli gorunuyor.....
yenidendogus arkadasim resme bir bak ve ondan sonra karar ver istersen.......maddeye can katan ruh mu.....yoksa can dedigimiz sey senin soyledigin gibi bir katki maddesimi.......resimde acik acik sergilenmis akil denen sey.....o cok ovundugumuz beynimizden bir kac parca da var......resim tum maddesel varligimizi gozler onune seriyor adeta........iyi bak maddenin ta kendisi orda....
---------UYARI---------:ceset fotografi gormeye dayanamayanlar,cocuklar vs gibi kisiler lutfen resime bakmasin.....ben 2 saniye bakmaya dahi dayanamiyorum resme......midesi kaldirmayanlar lutfen bakip sonra bana kufretmesin.....
http://poetry.rotten.com/cab-driver/
yenidendogus arkadasim veridigin gozyasi ornedigide biraz ters olmamismi......yani ben gozyasi doktukten sonra uzulen birini tanimiyorum.....ruhum aci cekmisse bir seye uzulmusse gozyaslarim akar.....
diyorsun ki
------Duygular ise, yine organlarımız olmazsa meydana gelmezler. Gözyaşı salgılamadan, hüznü veya acıyı nasıl ifade ederiz?-------
Sjogren Syndrome(kuruluk hastaligi)............goz pinarlarinin kurumasida bu hastaligin icine dahil.....senin soylemine gore bu insanlar aci cekmiyor oylemi......hic huzunlenmiyorlar oylemi.......
bunun cevabini sen benden daha iyi biliyorsun....
Sodomo ;
Bu başlıkdaki yazıları çok da derinine inmeden takip ediyorum..
Çok fazla tıp ve biyoloji sıkıcı geliyor bana..
Çünki bunlar fiziksel yaşamın,maddi yaşamın bilimleri..
Sen se gönül adamısın..
Gönülcünün maddeci ile işi olmaz ,
inatlaşıp gönül kırmakdan başka..
Bazı şeyler gönül gözü ile görülüyor sadece..
İdrak , daha ziyade görünmeyen şeyleri algılamaktır..
Mesela duygular,yargılar,sevgiler..
Bunlar bilimsel ölçülere vurulamaz..
Eni ne ... *boyu ne * ... *ağırlığı ne denemez..
Nötrona,protona ,elektrona nisbet edilemez..
Ölçüsü olmadığı gibi..
Delili de olmaz..ne mikro teknoloji ile ne nano teknoloji ile görülemez..
Aklını başına al dendiği zaman..
Kaç kiloluk aklı başına sokuyorsun hiç düşündün mü Sodomo..
Veya kaç cm. senin aklın..
Aklını başına alacağına ,arada bir eline alıp da ölçsen..
Nasıl olacaksa ..?
Can kaç gram..
Ruh magazinel olarak bahsedildiği gibi 23 gram mı..
Ne diyeyim Sodomo..
Biri almanca.... *diğeri kenya dilinde konuşan iki insan anlaşabilir mi..
Materyalistlerin üstüne gitmeyin..onları küçümsemeyin,onları yargılamayın..
Onlar da sizi yaralayıcı yargılarla tavsif etmesin..
Bu tartışmalar bana hiç bir şey vermiyor gibi geliyor..
Kim neyi isbat edecek..
Kim neyi isbatlamanın sarsılmaz güveni ve gayreti içinde..
Anlat ..anlat..
fark eden ne ki..
Herkes kendi inancında daha mıhlanmış olarak çıkıyor *her tartışmadan..
Geriye ne kalıyor..
Kırılmış kalpler..
Kötü söylenmiş sözler..
Ve nedamet..
Bak bir düşünür ne kadar basit ve güzel söylemiş:
"Allah'ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri
sona erdikten sonra verdiğine inanırken...
Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek,
iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle...
Yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!
Dale Carnegie "
Sevgilerimle..
İyiliklerde görüşmek üzere.. Gönül kırdıysak affola..
Bütün dostlarıma selam ederim... (Dost olmayanlarıma da...)
***********….*************….***********….********* ****….*********
Her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.
liopleurodon
15-03-2006, 09:47
Cansız maddeye bir yığın olarak bakmak pek akıllıca değil öyle mi? 3-4 gün beklesin de o yığın , leş kokusundan yanına yaklaşabilir misin? bir gör o zaman canlıyla cansızın farkını.Ölmüş bedenden topla bütün organları , biraraya getir bakalım , can olmayınca bir işe yarıyor mu?
Eğer, gerçekten tekrar bir araya getirebilirsen, evet, işe yarar ve yaşamaya başlar. Leş olmak için, önce ceset olmak gerekir. Bu da can denen şeyin gitmesi değil bir sebepten vücuttaki bir organın görevini yapamaması sonucunda olur. Eğer, canlının %100 birebir kopyasını yaparsan, bil ki o da canlı olacaktır. Ve bu şekilde parçalanmış birisini eğer bir araya tekrar getirirsen, o da tekrar yaşamaya başlar. Tek koşul, bu işlem esnasında hücrelerin oksijen, besin vs. yetmezliği yüzünden kimyasal formlarının bozulmamasını sağlamaktır. Bunun örneği kolaydır. Adam ölür, alırsın böbreğini vs., uçakla yollar ihtiyacı olan takarsın. Hepsinin başında ilk mesele, beynin oksijensiz kalıp nöronların hızla bozulmasını engellemektir. Ölüm, maddeden canın çıkması değil, maddenin canlının tamir edemeyeceği şekilde deforme olmasıdır..
sodomo--
15-03-2006, 12:34
iyi demişsin, doğru demişsin aldostu ama insana et yığını veya robot muamelesi yapılması ağrıma gidiyor be dostum. Yani bende biliyorum inanmayanlar inatçı olurlar yalnızca doğruyu bulmak değildir onların derdi kendi inatlarını tatmin etmektir ama her insanın da bir hassas tarafı var ya işte bu da öyle bir şey.
Yoksa satmışız her türlü bilimin anasını çoktandır.
sodomo--
15-03-2006, 12:46
liopleurodon demiş ki ;Ve bu şekilde parçalanmış birisini eğer bir araya tekrar getirirsen, o da tekrar yaşamaya başlar
yahu her cümlende beni hayretlere gark etmen gerekiyor mu abiciğim. Yani daha önce "doğa uçak yapar" dedin , "canlılık maddenin bir halidir" dedin şimdide bu yukarıdaki cümle. Ama sana kızmıyorum biliyormusun çünkü bunlar senin değil YÖK denilen o ucube kurumun zihin çarpıklığı. Çünkü YÖK bilim adamı yetiştirmez bilimi ideoloji haline getiren insanlar yetiştirir. Sen de maalesef bu zihniyetin bir ürünüsün dostum.
Sana bir Çin atasözü;
"Öğrenmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir ilerleyemediğiniz taktirde gerilersiniz."
SORU 1: Bir erkeğin spermi dişinin yumurta hücresinin içerisine girip onu dölledikten sonra, dişi yumurta hücresi başka spermlerin girişini engelleyecek mekanizmalara sahiptir. Eğer dişi yumurta hücresinin sahip olduğu bu mekanizma olmasaydı, yumurta hücresi diğer spermlerce de döllenecek ve o döllenmiş yumurtanın bir çocuğu oluşturması mümkün olmayacaktı. Şimdi soruyorum: "Eğer bu mekanizma evrimle, yani sonradan- ortaya çıktıysa, bu özelliği taşımayan önceki atalarımız nesillerini nasıl devam ettirebildi?"
SORU 2: Evrim Teorisi'ne göre balinalar kara memelilerinden evrimleşmiştir. Balinaların rahat nefes alıp verebilmeleri için burun delikleri yukarıdadır. Ayrıca suda yavrularını emzirirlerken, yavrularının boğulmaması için memeler sütü fışkırtacak bir tasarıma sahiptir. Yine vurgun yememek için derinlere dalmadan önce ciğerlerindeki havayı boşaltmaları gerektiği iç güdüsüne de sahiptirler. Şimdi soruyorum: "Eğer balinaların bu özellikleri yavaş yavaş ortaya çıktıysa, bu özelliklerden herhangi birini taşımayan daha önceki ataları nasıl hayatta kalabilmiştir?"
liopleurodon
15-03-2006, 14:45
Basit bir şey yap. Bir canlı al eline. Git bir dereden su doldur kaba, 35 - 40 derece kadar sıcaklık olan bir yerde bir hafta kadar beklet. Önce içine bir miktar şeker, yemek artığı filan koy. Bir sürü canlın olacak. Bir tanesini al. Ve bunu öldürmeye çalış. Ancak ve ancak hücrenin bütünlüğünü bozarsan ölecektir. Ve sana garanti veriyorum. Ölmüş bir insanı veya terliksi hayvanı, molekül seviyesinde tekrar eski haline gelecek şekilde birleştirirsen gene yaşamaya başlayacaktır. Senin anlamadığın, Ahha bacak, ahha kelle deyip, iğne iplikle dikersen yerien hayal kurarsın ancak bu tekrar yaşayacak diye. En güçlü mikroskopların bile henüz gösteremediği kadar küçük boyutlarda birleştirme yapman gerekiyor. Haa, bir molekülünasıl diğerine dikersin bu ayrı husus elbette.
Bu ileri doğru değil, geriye doğru bir anlam kazanır. Canlı beden bütünlüğü bozulmadığı sürece canlı kalacaktır. Ve ölüm dediğin şey, bir canın çıkıp gitmesi değil, vücut bütünlüğünü bozulmasıdır. İnsan gibi kompleks bir canlı da imal edilebilir. Ama "tamamen duygusal, çok ama çok duygusal" sebeplerden imal edilmiyor. Fakat, Conan ve SuperConan gibi insan eliyle imal edilmiş bakteriler mevcut, elle yapma bir bakteri ve canlı. Bu ikisi bilinir, aşikardır. Ama US-NAVY lab.larında filan nelerin saklı olduğunu bilemeyiz asla..
sodomo--
15-03-2006, 15:48
Bir canlı al eline. Git bir dereden su doldur kaba, 35 - 40 derece kadar sıcaklık olan bir yerde bir hafta kadar beklet. Önce içine bir miktar şeker, yemek artığı filan koy. Bir sürü canlın olacak
yaa gülmeyeceğim ciddi olacağım diyorum ama vallahi kendimi tutamıyorum kusura bakma liopleurodon. Yaa şu deneyi sen yapsana bi zahmet sivrisinekler soksun seni de aklın başına gelsin ama sonra da Arşimet gibi çıkıp sokağa avaz avaz bağırma "buldum ! buldum !" diye sivrisinek yarattığını zannederek.
liopleurodon senin bu forumda o kadar güzel incilerin oldu ki bir derleme yaptım diğer arkadaşlarda biraz gülsünler diye ;
" parçalanmış birisini eğer bir araya tekrar getirirsen, o da tekrar yaşamaya başlar"
"doğa uçak yapar"
"canlılık maddenin bir halidir"
"Ölçemiyorsan, yoktur"
"İnsan gibi kompleks bir canlı da imal edilebilir. Ama "tamamen duygusal, çok ama çok duygusal" sebeplerden imal edilmiyor"
Şu Çin atasözünü ekleyelim bir süre daha ;
"Öğrenmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir ilerleyemediğiniz taktirde gerilersiniz."
dogugencligi
15-03-2006, 15:53
kendini maymundan gelen insan zanneden insanlar sizce ilk hücre nasıl meydana geldi o hücre kendiliğiden ortaya çıkmaz dimi o kadarda salak değilsiniz dimi.
sodomo--
15-03-2006, 16:00
liopleurodon, ne yaman bir çelişki değil mi ? doğa insan beyni denilen en harika ürününü yapıyor sonra bu insan beyni hem doğanın içine ediyor hem de "yapay bir bakteri" yaptım diyerek doğanın en ilkel ürünlerini tekerrür ediyor.
Ben doğanın yerinde olsam şunu derdim "ulan oğlum ben seni bunun için mi imal ettim ! bu kadar uğraştık seni imal etmek için senin uğraştığın şeylere bak ! git biraz öğrende gel" der ve hemen onu doğal selection'a tabi tutar bir de üstüne mutasyona uğratırdım ki bi daha ayağa kalkamasın dingo. (gülme ikonu koymayacağım artık yanlış anlaşılıyor)
liopleurodon
15-03-2006, 16:14
kendini maymundan gelen insan zanneden insanlar sizce ilk hücre nasıl meydana geldi o hücre kendiliğiden ortaya çıkmaz dimi o kadarda salak değilsiniz dimi.
Merak etme, en azından böyle soruyu soracak kadar salak değiliz..
liopleurodon
15-03-2006, 16:20
Doğa senin gibi bir salak yapabiliyor, birde üstüne hayatta kalmasına müsaade ediyor, daha ne beklerdin.. Okuduğunu anlamaktan aciz geri zekalı...
" parçalanmış birisini eğer bir araya tekrar getirirsen, o da tekrar yaşamaya başlar"
Evet, yaşar, ama sen %100 o adamı eski haline getirebilirmisin, o asıl sorundur. Parmak, bir ton canlı hücerden oluşur. Parmak kopar, hurra diye çuval diker gibi *dikersen olmaz, ama sinirleri, damarları teker teker düzgünce dikebilirsen yaşamaya devam eder. Buradaki sorun, mevcut teknoloji ile, parçalanan bir insan için bu birleştirmeyi yapacak kapasitemiz olmaması. Birde, parçalanma sonrası otomatikman bozulacak olan hücreler mevcut elbette..
"doğa uçak yapar"
Yapar tabi, ne dedik biz orada? Doğa uçak yapar, nasıl yapar, gider önce insanı yapar, insan da uçağı yapar.
"canlılık maddenin bir halidir"
Sen bunu geri zekalılığının bir abidesi olarak "maddenin üç hali" ile karıştırıyorsan, benim kabahatim ne? Canlılık maddenin bir halidir, belli maddeler belli bir hal alınca canlılık oluşur. Daha?
"Ölçemiyorsan, yoktur"
Kesinlikle.
"İnsan gibi kompleks bir canlı da imal edilebilir. Ama "tamamen duygusal, çok ama çok duygusal" sebeplerden imal edilmiyor"
Sen parayı getir, yaptıramazsam ondan sonra konuş.
sodomo--
15-03-2006, 16:43
Doğa senin gibi bir salak yapabiliyor, birde üstüne hayatta kalmasına müsaade ediyor, daha ne beklerdin.. Okuduğunu anlamaktan aciz geri zekalı
bu yukarıdaki sözlerini bir iltifat gibi kabul ettim bilmiş ol. Doğanın en akıllı ürünlerinin nasıl doğanın içine ettiğini gördükten sonra vallahi "salaklık" yeğlediğim bir durum haline geldi. (gülme ikonu)
diğer tezlerin ile ilgili olarak bak şimdiden uyarıyorum sıkı çalış, al gardını senin mantığını ve bilimini gömeceğim bu forumda.
birde şu son sözün yeni bir inci olmuş ;
Sen parayı getir, yaptıramazsam ondan sonra konuş. (gülme ikonu hemde 5 tane)
liopleurodon
15-03-2006, 16:55
*Ben doğanın yerinde olsam şunu derdim "ulan oğlum ben seni bunun için mi imal ettim ! bu kadar uğraştık seni imal etmek için senin uğraştığın şeylere bak ! git biraz öğrende gel" der ve hemen onu doğal selection'a tabi tutar bir de üstüne mutasyona uğratırdım ki bi daha ayağa kalkamasın dingo. (gülme ikonu koymayacağım artık yanlış anlaşılıyor)
Kafanız kalın, ben yapayım. Bizim tanrıyı çıkarıp yerine doğa denen bir tanrı koyduğumuzu sanıyorsunuz. Olayın aslı şu, doğa bu etrafındaki her şey. Sen de onun bir parçasısın. Ve o bütün için, amaç, hedef, istek, doğru yanlış vs. yok. Sadece fizik kanunu dediğimiz kurallar var. Şimdi, insan şöyle yakmış, yıkmış... Bu 5 Milyar ışık yılı uzaktaki yıldızın umrunda mı? Batır dünyanı elinle, yok et. Sanki kainatın umrunda. Çünkü, umrunda olacak bir aklı, zihin, hedef vs. yok. Sen bu madde denen heyula içinde küçük bir zerreden ibaretsin o kadar. Canlılık, ruh vs. diyerek kendini ondan soyutlayıp maddeden öte bir şey hissetmeye çalışıyorsun, ama kendini kandırıyorsun. Senin ne olacağını, ne olduğunu vs. düşünen bir şey yok, senden başka. Ötesi hikaye..
sodomo--
15-03-2006, 17:09
Bizim tanrıyı çıkarıp yerine doğa denen bir tanrı koyduğumuzu sanıyorsunuz.
gözlerime inanamıyorum, birisi çimdik atsın herşey uç noktada zıttına mı dönüyor acaba ? bu ne sürat böyle liopleurodon daha konulara girmemiştim hani...vallahi yakındır seni hac farizesini yerine getirirken görürler kabe de ama şeytan taşlamaya gitme olur mu ? yakıştıramam çünkü sana.....
Sen bu madde denen heyula içinde küçük bir zerreden ibaretsin o kadar.
Dur sabret biraz, seni kainatın tam merkezinde olduğun konusunda ikna edeceğim, şüphen olmasın.
Sodomo ,
Aşağıdaki alıntıyı oku,sevip rahatlayacaksın.
Sıtkı AYTAÇ ( 2002)
Hakikati bulmak için, zihin boşaltılmalıdır.
Hakikat ancak boşaltılmış bir zihne ulaşır.
Zihin kendini tamamlamalıdır,
çünkü ancak kendini tamamladığı zaman, arzu içine girmez.
Zen ustasının bütünüyle saf ve lekesiz zihninde,
varlıklar ve olaylar bir ayna misali görünüme gelirler ve gene aynı şekilde
görünümden kaybolduklarında, zihin o saf ve lekesiz haline geri döner.
Bu nedenle zen’de “an”lık zaman yaşanır, zamanın akışı yoktur.
Onun için her yaşanan an sonsuz kalitesinde değer taşır.
Zihnin kavuşabileceği en yüksek özgürlük işte budur. B
unun tasavvuf’taki karşılığı ölmeden evvel ölmektir.
Ölmeden evvel ölmek hırsları denetim altına almaktır,
çünkü ölenin hırsı olmaz ve ne yapılırsa yapılsın dünyayı fethe yetmez.
Tutkusu olmayan gizliyi görür; Tutkusu olan ise yalnızca görüneni.
Unutulmamalıdır ki derdin çokluğu benliktendir.
Benlik olmasa dert olurmuydu? *
Bu konuda Lao Tsu şöyle der:
* * * * * *Aşırı düşkünlük büyük harcamalar gerektirir,
* * * * * *Çok şeye sahip olanın kaybı da çoktur.
* * * * * *Sana yeteni bilirsen, rezil olmazsın.
* * * * * *Nerede olacağını bilirsen, beladan uzak olursun.
* * * * * *Bu yolla uzun yaşamak olasıdır.
Gene aynı düşünür bir başka deyişinde
* * * * * *Bakınca görmediğimiz şeye sadelik deriz.
* * * * * *Dinleyince duymadığımız şeye incelik deriz.
* * * * * *Anlamaya çalışıp da kavramadığımız şeye giz deriz.
* * * * * *Bu üçü bütünüyle keşfedilemez, böylece bütünleşip bir olurlar.
* * * * * *Ne yukarısı parlaktır, ne de aşağısı karanlık.
* * * * * *Sürüp gidendir, isimsizdir, yeniden hiçliğe döner.
* * * * * *Bunun adı, biçimsizliğin biçimi, hiçliğin imgesidir.
* * * * * *Bunun adı zihinsel soyutlamadır.
* * * * * *Ona bak; yüzünü görmezsin, takip et; sırtını görmezsin.
* * * * * *Bilge, bütünlüğü bir dünya tasavvuru bilir.
* * * * * *Kendini görmediği için açık seçiktir.
* * * * * *Kendini göstermediği için göze çarpar.
* * * * * *Kendini övmediği için, işinde ustadır.
* * * * * *Kendiyle gururlanmadığı için, uzun ömürlü olur.
* * * * * *Kendiyle yarışmadığı için, kimse onunla yarışamaz.
demektedir. Tutkular ve görece dünya konusunda Yunus Emre:
Mal sahibi mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi,
Mal da yalan mülk te yalan,
Var biraz da sen oyalan.
diyerek son noktayı koymaktadır.
Hakikatin görüntülerle ilgisi yoktur.
Bizim o dar görüş biçimimizle de ilgisi yoktur.
Hakikat ifade edilmiş sevgidir, katıksız ve kusursuz sevgi.
Zaten görece olan mekanın ve zamanın değmediği bir sevgi.
Kendini dünyayla bir, evrenle bir, yani her şeyle bir
hissedip içinin dayanılmaz bir sevgiyle dolmasıdır.
Hakikat o dur. Doğru da o dur.
Ondan ne çıkardığımız ise bize kalmıştır.
Tıpkı hacı Bektaş Veli’nin söylediği gibi:
* * * * * *Hararet nar’dadır, sac’ta değildir
* * * * * *Keramet baştadır, tac’da değildir
* * * * * *Her ne arar isen kendinde ara
* * * * * *Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.
Sevgilerimle..
İyiliklerde görüşmek üzere.. Gönül kırdıysak affola..
Bütün dostlarıma selam ederim... (Dost olmayanlarıma da...)
***********….*************….***********….********* ****….*********
Her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.
sodomo--
15-03-2006, 17:20
aldostu bu yazını sindire sindire okuyacağım ama bil ki seninle ayrıca bir muhabbetimiz olacak.
sodomo--
16-03-2006, 00:53
Aşağıdaki metin Y.Nuri Öztürkü' ün Din ve Fıtrat adlı kitabından alınmıştır.
Bu tartıştığımız konu ile ilgisi olduğu için buraya aldım.
"Çağdaş buhranların hemen hepsinin temelinde eşyaya ait ilimlerin yani fizik ilimlerinin insana ait ilimlerden yani ruhi-manevi ilimlerden çok ileride olmasını görmek filozofik bir fantezi değil, bütün düşünürlerin paylaştıkları bir kanaat haline gelmiştir................................
Teknik ilimlerin akıl almaz ilerlemesi, Batı insanını adeta ipnotize etti ve kendi derinliğinden habersiz hale getirdi. Bugün batıda kökleri fetheden dev bir teknik ilimler manzumesi karşısında "cüce" bir "insan ilmi" dikkat çekiyor. Bu konuyu milletlerarası ilim çevrelerinde büyük bir eserle gündeme getirenlerden biri de Nobel ödülü sahibi Alexis Carrel'dir. Carrel, büyük eseri (I'homme cet Inconnu)nde şöyle diyor : "Canlılara ait ilimlerin ilkel bir durumda kalmalarına mukabil, madde ilimleri sınırsız bir ilerleme kaydetmiş bulunuyor. Sonuçta kendi varlığımız hakkındaki bilgisizliğimiz ; mekaniğe, fiziğe, kimyaya hayatımızın doğal tarzını rasgele değiştirme gücü kazandırdı." Bu durum , yani canlılara ait ilimlerin kütleye ait ilimlerden geri kalışı, insanlığın bir yığın kurban vermesine sebep teşkil etti. Oysaki herşey insan için olduğuna ve herşey insan eliyle yapıldığına göre, bizzat insanı konu edinen ve onun iç kuvvetlerini geliştirmeyi esas alan bir "insan ilmi" nin bütün ilimlerin önünde gitmesi gerekirdi.
sodomo--
16-03-2006, 01:09
Teknik ilimlerin bu dengesiz ilerlemesinin önümüze yığdığı bir çok problem tehlikeden biri ise şudur : Yüz yıla yakın zamandan beri insanlar ölçülebilir olmayan , yani labaratuar tarafından tasdik edilemeyen değerleri irreel ve anlamsız saymaktadırlar. Onlar için ne çocuğunu kaybeden annenin feryadı, ne ruhun hudutsuz fezalarında gezinen mistiğin müşahadeleri, ne sevgi ne şefkat ve ne de nefret- labaratuarlarda ölçülemediği için bir anlam taşımamaktadır...........
Meselenin bir başka görünümüde şudur : Fizik ve teknik ilimlerin insanı tanıma ve yüceltmeye kafi geleceklerini kabul etsek bile, bu ilimlerin halihazır durumları insanla ilgili yeterli genel prensiplerin elde edilmesi için asla müsait değildir.
Çünkü bu ilimler, putlaştırılmış bir ihtisaslaşmanın hegemonyası altında binlerce parçaya bölünmüş ve herbiri insanın bir parçasıyla uğraşmaktadır.
Bunların yaşayan ve duyan insan nedir sorusuna verecekleri "tam ve tek" bir cevapları yoktur. Bu ilimler, Toynbee'nin dediği gibi : "İnsanları taşlar ve sopalar gibi proton ve elektron kümeleri gibi görmekten zevk alırlar". Böyle oluncada fizik ilimlerin izlediği metodu, bizim ne varlık yapımızı izahta ne de faaliyetlerimizi açıklamakta güvenilir bir kıstas olarak kullanamayız.
sodomo--
16-03-2006, 01:38
Esasen, "İnsan varlığı; tarafımızdan, bir bütün halinde kavranamayacak kadar karmaşıktır. Bu yüzden biz insanı tanımak için küçük parçalara bölüyoruz. Bunu yapıncada insan yerine bazı fiziki ve kimyevi maddeleri tanımakla kalıyoruz."
Bu keyfiyet büyük müslüman mistik Mevlana Celaleddin Rumi'nin körlerin fili tanıtmaları misaline çok uygun düşmektedir.Kendilerinden fili tanıtmaları istenen körlerin her biri file dokunmuş ve dokunduğu yerin verdiği intibaa göre bir fil tanımı yapmıştır: Kimi kuyruğunu tutup "fil fırçaya benzer", kimi hortumunu tutup "fil sopa gibi bir hayvandır", kimi karnını tutup "fil tuluma benzeyen bir varlıktır" vs. demiştir. Onlar, fili bütünüyle göremediklerinden ancak böyle bir tanımlamaya gidebiliyorlardı..Ama sonuçta bir fil tanımı bekleyen için bu durum bir hüsrandı......
Akıl ve onun ürünü olan pozitif ilimlerin, insana yaklaşımları, gerçekten budur. Pozitif ilimler, insan bünyesinden gıdalanmak için o bünyeye musallat olmuş akbabalara benzerler. O halde, insanı bu akbabaların gagasına takılan parçalar halinde görmek ve tanımak yerine, onu bütün halinde ele alıp bize gerekli bilgileri veren bir başka kuruma ihtiyaç vardır.
sodomo--
16-03-2006, 02:04
Carrel çok isabetli konuşuyor : " Kendi varlığımız hakkındaki cehlimiz çok büyüktür. İnsan varlığını tetkik edenlerimizin sordukları soruların hemen hemen hepsi cevapsız durmaktadır. İç dünyamızın hudutsuz alanları henüz keşfedilmemiş meçhuller halindedir."
O halde ne yapmalıyız ? Yine Carrel'i dinleyelim: "Pozitif ilimleri aşarak bir insan ilmini kurmak zorundayız. Biz bugün dev teleskoplar, dev gemiler, koforlu otomobiller vs. inşaa etmekten çok kendimizle, kendi varlığımızla meşgul olmaya muhtacız. Bize lazım olan, fıtri (yaratılıştan gelen) merakımızı artık insana çıkan bir yola angaje etmektir."
İnsanla uğraştıklarını sandığımızve kendilerinden insanı tanımada medet umduğumuz psikoloji, pedogoji, sosyoloji gibi ilimlerin bir kaç yılda bir değişmeye mahkum olan bazı cılız tespitler ile insanlığı oyalamaktadır. İnsanlık hala Buda' yı, İsa'yı, Muhammed'i izlemeyi yeğlemektedir. Psikoloji, sosyoloji, ekonomi gibi ilimlerin tahmini ve çoğu kez aldatıcı doneleri insan ruhunu doyurmamaktadır. İlimler tarihi, peygamberlerin ve büyük velilerin kazandıkları hürmet ve sevginin binde birini kazanabilmiş tek isme sahip değildir.
Felsefe tarihi de öyledir. Binlerce filozof bugün, insan ruhunun derinlerinde değil, kütüphanelerin mütehassıslara hitabeden tozlu raflarında yer almaktadır.
İnsan ruhu, ilgi ve aşkını yalnız ve yalnız peygamberlere ve azizlere yöneltmektedir.
sodomo--
16-03-2006, 03:17
İlimde analiz esastır. O ölçülebilirlik ve kesinlik ister.....Oysaki insanda ölçülebilirin yanında ölçünün el süremeyeceği pek çok alan vardır. Max Scheler in ifadesiyle : İnsan maddeye ilişkin ilimlerin asla sokulamayacağı bir varlık alanına da sahiptir. Bu yüzdendir ki mükemmel insan yetiştirmek kadar insana dair söz söyleyecek insan yetiştirmek de zor ve önemlidir. Carrel'in dediği gibi : "İyi bir kimyacı, iyi bir fizikçi, iyi bir fizyolog veya bir psikolog olmak kolaydır. Zor olan bir çok ilimin sonuçlarını faydalı bir biçimde kompoze ederek insana ait ilim yapabilmektir.
sodomo--
16-03-2006, 03:45
Ne yazık ki insanoğlu, analizci beyinlerin yüzde biri kadar olsun sentezci ve bütünü gösteren ruhlar yetiştiremiyor. Çağdaş toplumlar analitik mesailerin dışındaki gayretlere ve fikir çilelerine fazla değer vermemektedir. İlahlaşan teknoloji, sentezci ilim ve fikir simalarını değil, mekanik ihtiyaçlarda işe yarayacak teknik personel yetiştirmeyi en yüce ibadet haline getirmiş bulunmaktadır. Türkiye' de bugün mesela felsefe, ilahiyat, edebiyat, pedagoji,vs. gibi insana ait ilimleri tahsil eden bir üniversite mezununun hayat hakkı ve kazanma şansı, bir elektrikçi çırağı kadar yüksek değildir. Bu olgu düşünebilenler için, çok büyük bir tehlikenin çan sesleridir. Elde bulunan bütün nimetler "teknik personel" için seferber edilmektedir. Bu hal giderek büyük bir "beyin ve gönül sefaleti" ne yol açmakta fakat bunun feci sonuçları kısa zamanda görülmemektedir........
Bugün insan, varlıklar aleminde kendisine emsalsiz yerini sağlayan değerlere ilişkin kafa ve gönül mesaisi verecek simaların, beklenenden çok az yetiştiği çorak bir dünya inşaa etmiştir. Bu çoraklık, makine ve onun uzantısı olan uzay silahlarıyla mı giderilecektir ? Çağın en büyük problemi, en önemli sorusu, bizce budur.
SON- (Yaşar Nuri Öztürk- Din ve Fıtrat- Yeni Boyut )
sodomo kardes mukkemel bir yazi bu......insan okuyunca istahlaniyor......yokmu bunun bir yolu peki.....dunyanin pisliklerinden elini ayagini cekip kendini *Allaha felsefeye adayacagin bir yol yokmu...teknolojinin geldigi uc noktalari kullaniyorum meslegimde....ama gel gor ki hic bir sey oturup 2 saniye Allah ile basbasa kaldigim zaman kadar beni mutlu ve huzurlu kilmiyor......sonra yine dunya islerine donmek zorunda kaliyorum....gonul mesaisi veremiyorum anliyacagin kardesim.....gonulde birikince gozlerinden suzuluyor sonra......yok mu bi care???
sodomo--
16-03-2006, 06:58
mev, dünyanın pisliklerinden kaçarak olmaz güzel kardeşim tam aksine üstüne üstüne gideceksin sen "su" gibisin ve pislikleri temizlemek senin görevin olacak yani ne demiş usta " temiz adamın hamam da işi ne, o ancak tellak olarak girer hamama" işte böyle bir şey yani dağın tepesinde
inzivaya çekilen hristiyan veya budist rahipler gibi yaşayamazsın yoksa dünyaya gelişinin amacı ne ola ki ? bi düşünüver....
:) * mesaj alindi.......sagol kardesim......
liopleurodon
16-03-2006, 14:31
MEV, insanın aya gitmesini sağlayan nedir bilir misin? Bir çizgi.. Evet, bir çizgi. Bu çizgi, bilim ile diğerlerinin (felsefe, metafizik, duygu vs.) arasında bulunur. Belirgin olacak kadar kalın, ama olabildiğince incedir.
"İnsan ruhu" diye bir kavram var. Bu, insan beyninin düşünme, hissetme vs. olaylarının tamamı.. Bu kavramı çizginin bilim tarafında incelersen, beyin, nöronlar, sinirler, nöronlar arası bağlar, bunları düzenleyen hormonlar vs. yığını durur. Bu yığın benlik denen şeyi oluşturur. Ama çizginin öbür tarafında bu benlik vs. insan benliği, ruhu vs. şeklinde işlenir. Dil ve terimler, binlerce yıllık insan dehasının ortaya koyduğu parametreler. Henüz, beyin ve onun oluşturduğu bilimsel benlik için, bir terimimiz yok. İşte bu yüzden bunun yerine ruh, hissiyat vs. diyoruz..
İnsan ruhunun derinlikleri dediğimizde, bizim için aslolan maddeden bağımsız insan değil. O beynin işleme sahasında, fonksiyonelitesi içersinde demekteyiz (biz, sizi bilmem).. ruhumuz aydınlatan, mutlu eden vs. bir sürü şey var. Ama bunlar bilimle diğerlerini ayıran o çizginin öbür tarafında. Neden severiz? Neden üzülürüz? Bunların da bilimsel cevapları var, ama eğer biyoloji dersinde değilsek, "Oğlum oldu, onun için sevindim", "Kızımın kocaya kaçtığı için çok üzüldüm" gibi yaklaşırız. Biyoloji dersinde, yani, çizginin öbür tarafında "Oğlumun olması, genlerimin devam edeceğini gösteriyor. Bu ise, beynin şu şu merkezinde işte şu şu hormonları ürettiriyor. Bunun sonucunda dopamin salgılanıyor vede bu hale geliyorum.." gibi konuşuruz.
Ama işte, herşeye böyle maddi yaklaşmak, insanın o benliğinde güzelliği vs. öldürür. Materyalizm vs. gibi, insanı saf bri madde olarak düşünmeye zorlar ve hayatın gerçekten bir "anlamı" kalmaz. Biz, insanın önce bedeni değil, bu benlik yönünden yaşamasını isteriz. Bu benliği belirleyen, düzenleyen maddedir, ama bunu değil, doğrudan o benliği konuşmak, işin içindeki büyüyü kaçırmamak isteriz. Yani, aşık olunca, kelebekler, çiçekler içinde koşup oynamak, mutluluğumuzu doyasıya yaşamak isteriz. Şimdi burada seks hormonlarını vs. katıp, aşk gibi bir güzelliği, maddenin kendini kopyalama zorunluluğuna döndürmek, adamı o zevkten mahrum etmenin ötesine gitmez.. Ama, bizim aşkı vs. böyle doyasıya yaşamamız, bu asıl gerçeği de değiştirmez.
Peki bunları neden söylüyoruz. Fiziği, kimyayı vs. atıp, bir insan ilmi oluşturabilir miyiz? Hayır. Ama bu insani yaşamı fizik ve kimya üzerine bina etmemizi gerektirmiyor. Biz hissetiklerimize uyan bir dünya düzeni kurabiliriz. İnsana yönelik bir bilim oluşturabiliriz. ama bu fizik ve kimyayı yok etmemizi gerektirmez. Dahası, bu gerçekleri de yok edemez.. Kısaca, bizim insan, muazzam varlık, can, ruh, öbür dünya vs. kavramlarına inanmamız, üzerine gitmemiz vs. bunların olmadığı gerçeğini değiştirmez. Fakat bizim, her şey madde nasıl olsa diyerek karşımızdakini %70 su, ötesi karbon vs. görmemize de sebep olamaz, olmamalıdır. Aksi, herşeyin başında beynimizin ürünü olduğu için benliğimizi ve maddi varlığımızı inkar etmek anlamına gelir.
İşte, bir takım metafizik açılımlar, yaratılışıtan gelen (fıtri) özellikler vs. derken bunların hiç biri, evrim teorisine dair bir başlığın altında olamaz. Evrim, o manevi insan üzerine değil, insanın biyolojik kökenlerine dair bir teoridir. Burada, vay efenim bilim manevi körelmeye yol açıyormuş vs. demek abestir o yüzden..
Sodomo, aklınca edebiyat yapmış. Buna felsefe deriz. Ruhu dinlendiri, huzur getirir vs vs. Şöyle diyor "Pozitif ilimler, insan bünyesinden gıdalanmak için o bünyeye musallat olmuş akbabalara benzerler." Komedi. Pozitif ilimler, gerçeği araştırır. Ancak masal üzerine manevi hayat kurmaya çıkanlar (dinler mesela) varsa, bunların tezlerinin masal olduğunu da gösterir, çünkü gerçek budur. Siz, rüya aleminde yaşayacaksınız, hayallerinizle avunacaksınız diye, insanlığın gerçeği öğrenme hakkını elinden alamazsınız. Tanrı var mıdır, yok mudur? Tanrı kimdir; kainatı yaratan, o zaman? Kainatın dışındaki bir mefhum. O halde? Bu bilimin sahasında değildir. Felsefenin sahasında mıdır? Bilmem, belki.. Ama siz, yok big bang, yok yaratılış, yok evrim yalanı filan derseniz, o tanrıyı kainatın içine çekmiş olursunuz ki, bilim burada doğruları bulmakta gerçekten mahirdir.
Yapılan, yapılmaya çalışan, Gazali'nin "Vaktini kullukla doldur, fani işleri boşver" felsefesinden ibarettir. Kafamızı kuma sokmak, bizim de bir hayvan olduğumuzu, yıllarca hayvan denen biyolojik formları "hayvan" diyerek aşağılamış olmakla aslında onların güzelliğini es geçtiğimizi, kendimizi kainatın uğruna yapıldığı mahluklar görmenin verdiği böbürlenme duygusunun bir hayal olduğu gerçeğini değiştirmez. Eğer, gerçek bunun aksi ise, bilim onu da bulacaktır, merak edilmesin. Bilim için asal mutlak doğru yoktur. Aksi ispatlanana kadardır her şey. Evrimin aksi ispatlanmamıştır, o kadar gayrete rağmen. Ama bir sürü tanrının aksi ispatlanmış haldedir. Kısaca, bilim bilinen tanrı kavramını yıkmıştır. Bunun ötesi yoktur. Şimdi birileri çıkıp, "Pozitif bilimler.." iyi, o zaman işimiz yok, oturup bizi atınız terkisine atacak bir beyaz atlı prens beklemeye devam edelim. Bilim bize gerçekleri gösterir, bu prensin gelmeyeceğini, veya, prensin her halükarda bizi kurtarırken aslında bizi bir temiz "s.k..." için kurtardığı gerçeğini gösterir. Bilim bunu söylüyor diye masala inanıp, saçımızı uzatmaya, eski lamba aramaya, Zümrüt'ü anka için kaf dağını gözlemeye vs. devam mı edeceğiz? İşte soru budur. Dinlerde bir masaldan ötesi değildir. Aksini inanın ki çok isterdim. Ama maalesef, benim veya sizin ne istediğiniz, neyin "doğru, adaletli, iyi (insani ölçülerle)" olduğu vs. "gerçekleri" değiştirmiyor.
Şimdi, gidin tanrınıza inanın, Beyaz atlı prensinizi ve onun sizi götüreceği harikalar diyarını düşlemeye devam edin. Polyanna'cılıkla mutlu ve huzurlu olarak ölür gidersiniz, çevrime katılırsınız. Nesi kötü? Teorik olarak hiç bir şeyi. Hoş, şeriat vs. diyerek canlara kıyma vs. olayı var, ama şu anlık bunları ihmal edelim. Yada, ben gerçeği öğrenmek istiyorum, pahası her ne olursa olsun derseniz, bilim şuradadır. Gelirsiniz gerçeği öğrenirsiniz. Ve rüyadaki masaldan uyanır, bambaşka ve aslında masaldakinden daha güzel ve sonuna kadar gerçek bir dünyaya açılırsınız. Fakat, siz çıkıp, masalınızdaki şatonun gerçek olduğunu vs. ispat etmeye soyunur, bilim tarafına geçmeye çalışır, oradaki mevcut gerçekleri görünce de bunun pahasını ödeyemeyecek halde olursanız, bu bilimin sorunu değildir. Bilim var olmalıdır. Bilim gerçekleri aramak zorundadır, çünkü mesela ben öyle istiyorum. Ve buradan çıksa, dedemin bir eşkiya veya çok eski dedemin bir tür sürüngen domuz olduğu, bu benim için sorun değil. Ben bulduğumda fiyatına razı olarak gerçeği aramaktayım çünkü. Siz ise, bunu göz almayıp, bilim tarafına geçip, orada fatura ağır çıkınca, "Pozitif bilimler hiç maneviyata saygı duymuyor, akbaba gibi onu kemiriyor" vs. diyorsunuz. Eee, gerçeği siz istediniz. Gerçeği istemiyorsanız, masallarınız ve siz gidin, kafanız kumun içinde yaşamaya devam edin. Yani, ruh ve benlik, can seviyesinin altın girmeyin. Bu seviyede, sipirütüel masallarla kendinizi afyonlayın ve yaşamaya devam edin. Dediğim gibi, polyanna'cılık huzur bulmanın en kolay yoludur. Bu yaptığınızda farksızdır ve gerçekten huzur içinde olursunuz. Ama bu yaşadığınız sanallığın hayalden ibaret olduğu gerçeğini değiştirmez, olsun, size ne ki?
sodomo--
16-03-2006, 20:04
liopleurodon, bu yazında senin ayrıca iyi bir edebi dilinin olduğunu farkettim ve ayrıca böylesine uzun uzadıya emek harcayıp bizleri aydınlatma çabanı taktir ediyorum lakin gel gör ki durum hiç de senin düşündüğün gibi değil. Bak senin adamın Carl Sagan'dan bir alıntı yapayım önce;
"Kuşkusuz indirgemeci bir programı bilime uygulama alanında hatalar yapabiliriz. Tüm bildiklerimizden yola çıkarak, görece basit bir kaç yasaya indirgeyemeyeceğimiz noktalar olabilir. Ancak geçtiğimiz bir kaç yüzyılın bulguları ışığında, indirgemecilikten yakınmak aptalca görünüyor. İndirgemecilik bir eksiklik değil, bilimin en önemli zaferlerinden birisi. Üstelik kanımca bulguları da bir çok din ile (geçeriliklerini kanıtlamasa da) son derece uyumlu. Neden bir kaç basit doğa yasası onca çok şeyi açıklayıp bu kocaman evrene hakim olsun ?Peki ama evrenin Yaratıcısı' ndan bekleyeceğimizde bu değil midir zaten ? Neden kimi dindar kişiler, sırf yanlış yönlenmiş bir gizemcilik sevdası yüzünden bilimdeki indirgemecilik programına karşı çıkıyorlar ?"
Peki bende nacizane şöyle bir yorum yapayım ; hiç kimsenin indirgemeci bir programdan şikayeti falan olamaz, inin inebildiğiniz yere kadar lakin sevgili bilim adamı abilerim nedir bu sizde herşeyin bilinebileceği kanaati. Neden bir yerde durup soluk almıyorsunuz ve şunu söylemiyorsunuz : "Burası bilimin bittiği noktadır" yani son 150 senede bir bilim ve teknoloji patlaması oldu diye neden bu kadar erken havalara girdiniz ?
Werner Karl Heisenberg abimiz bakın ne demiş ;" Bir partikülün pozisyonunu bilebliriz ama hızını bilemeyiz veya hızını bilebilirsek pozisyonunu bilemeyiz ve bu bilgisiziliğimiz bizim yeterince akıllı canlılar olamayışımızdan veya elimizde yeterli bilgi olmayışından gelmiyor, biz bunu bilemeyiz çünkü GERÇEKTE de mevcut değil" diyerek quantumun ikinci prensibini ortaya atmış, yani ;
Quantum parçacıklarının hız ve pozisyonu aynı anda bilinemez hem de hiç bir zaman.
Einstein demiş ki ; "Tanrı zar atmaz"
ama Heisenberg' göre Tanrı zar atmış.
ve bende şöyle bir espiri yapayım ; Tanrı zar atar ama her attığı zar düşeş gelir :)
yani quantum fizikçileri diyor ki "doğanın kendisi de ne yaptığını bilmiyor ki biz nasıl bilelim ?" yani diyorlar " doğadaki herşey olasılıklar üzerinden yürüyor" bir elektron aynı anda iki ayrı delikten geçiyor ve kutunun içindeki kedi hem ölü hem canlı hemde aynı anda yani sizin bakışınıza göre, gözleminize göre herşey ama herşey değişebiliyor. Hani karşı camdaki kızı dikizlersinde o da seni görünce perdeyi kapatır ya işte quantum parçacıkları da siz ona baktığınızda öyle size göre şekil alıyor.
Ne demişti Carl Sagan hoca ;
"Neden kimi dindar kişiler, sırf yanlış yönlenmiş bir gizemcilik sevdası yüzünden bilimdeki indirgemecilik programına karşı çıkıyorlar ?"
yok hocam ne münasebet bilakis biz bu indirgemeciliği çok sevdik çook...(hafif bir tebessüm)
ve bir özdeyiş ;
İyiliğin bilgisine sahip olmayana bütün diğer bilgiler zarar verir (Montaigne)
liop dostum aramizdaki en buyuk fark belli.....sen bana diyorsun ki -----gorunen bedeninden baska bir varligin yok.......bende sana diyorum ki-----Sen cansın,öyle olduğu halde kendini beden sanmaktasın-----
liop kardes......insan aya giderken ustunde bir giysi vardi.....ayin kosullarina uygun bir giysi......dunyada da yasarken bir giysiye ihtiyaci var.....madde dunyasinda yasarken maddeden su,karbon vs gibi maddeden olusmus bir giysiye ihtiyaci var.....biz buna inancimizda BEDEN diyoruz...bu sadece benim giysim.....curuyup toprak olacak bir maddeyi *beden sanmak senin icin basit ......oysa asil polyannacilik budur...asla kendimi bir bedenin icinde SIKISMIS,hapsolmus birisi olarak goremezdim...cunku benlik buna izin vermiyor zaten....
bunlar icin MASAL demen hic de sasirtici degil arkadasim.....1400 senedir MASAL deniyor zaten....
ama benim gibiler icin senin MASAL deyisin seni yargilamam icin asla sebep olamaz.....Allah bile insanlari OLDUKTEN sonra yargilarken ben seni daha HAYATTA IKEN yargilarsam Allahi gucendiririm...
hepimiz bu hayat icin bir seyler yapiyoruz az cok.....ben sanat la ugrasiyorum....sen bilimle....daha once de dedigim gibi insallah milletimiz icin bilimde hayirli bir insan olursun kardesim....Allah yolunu acik etsin
yenidendogus
17-03-2006, 00:48
Madde ötesine duyulan yoğun inancın evrimsel kökeni çok güçlüdür. Bu hayatta kalmamızı sağlayan yegane unsurdu. Çünkü çıplak doğada hiç birşey güvenli değil. İçinde yatılan mağara, av peşinde gidilen yol, kayalar, taşlar, yırtıcılar, yanlışlıkla yenebilecek zehirli bir yemiş. Kafayı yememek elde mi? Atalarımızın bu dürtüleri milyonlarca yıldır doğaötesi güvenilir birtakım güçlere inanma gereği doğurmuş.
Ama burada kuralların tümünü insan koyacaktır. Doğaüstü ama benim tasarlardığım gibi. Cin ama ateşten ya da dumandan. Tanrı ya da tanrılar ama emir verici, affedici ya da cezalandırıcı, seven kıskanan, sevilen. Cennet ama hep tanıdığım bildiğim meyvelerle dolu. Bunlarda insan kendini çizmiş işte. Hep bildiği tanıdığı sıfatları vermiş. Zaten bu hiç birşeyin güvenli olmadığı maddi doğada hayatta kalmanın başka bir yolu olabilir miydi? Güvenli bişeyler umut etmek.
Birbirine sıkıca kenetlenmiş ilk insanların dürtüleri ve güdüleri hala bedenimizde saklı duruyor. İnanç çok ama çok güçlü bir dürtüdür. Yaşamda kalmak için yapılan toplumsal örgütlenmenin temellerinden biri. Bizle birlikte evrimleşmiş bir dürtü. Bence bu insanlarla bu konuyu farklı bir boyutta ve içerikte konuşmak gerekir. Tabi ki kimse çürümüş bir et yığınına hoş duygularla bakmak istemez. Ama o çürümüş et yığını doğaya karışarak yeni canlılar ve yaşam ortamları oluşturacaktır. Bu çevrim dünyamızın yaşam döngüsünün temelidir. Hala can veya ruh arayanlar burda arasın o ruhu işte. O çürüyüp giden etin çiçeğe, suya, havaya karıştığını düşünsünler. Bakın böyle bir düşünce sizi daha da rahatlatabilir.
gercek olan cicege bocege karismak olsaydi rahatlatici olabilirdi....teroristler neye karisti acaba...kaktusmu oldular....yada lalemi.....hitler geberdi ve topraga karisti....ve belkide benim evimdeki cicegin topragi.....ne garip degilmi ben onu sevip suluyorum.....hayranim felsefenizdeki adalet anlayisiniza......
sunu bilki olmedikce can cekismez....olumden evvel olmedigin icin,can cekismen uzayip gitti....
-Mevlana-
Sevgili Sodomo Dostummm..
Azıcık bilmece çözelim...
Hangisi doğru-hangisi yanlış *?..
Aşağıdaki yazıyı madde madde değerlendirelim..
Bazı maddelerde , değerlendirilecek hiç bir şey olmadığını ,
yazan dostumuz da fark etmişdir amma..
Hiddet işte..
Oku bakalım..
1-)" Kafanız kalın, ben yapayım. ....
2-)Bizim tanrıyı çıkarıp yerine doğa denen bir tanrı koyduğumuzu sanıyorsunuz.
3-)Olayın aslı şu, doğa bu etrafındaki her şey. Sen de onun bir parçasısın.
4-) Ve o bütün için, amaç, hedef, istek, doğru yanlış vs. yok.
5-)Sadece fizik kanunu dediğimiz kurallar var.
6-)Şimdi, insan şöyle yakmış, yıkmış...
7-)Bu 5 Milyar ışık yılı uzaktaki yıldızın umrunda mı?
8-) Batır dünyanı elinle, yok et. Sanki kainatın umrunda.
9-)Çünkü, umrunda olacak bir aklı, zihin, hedef vs. yok.
10-)Sen bu madde denen heyula içinde küçük bir zerreden ibaretsin o kadar.
11-)Canlılık, ruh vs. diyerek
kendini ondan soyutlayıp maddeden öte bir şey hissetmeye çalışıyorsun,
ama kendini kandırıyorsun.
12-)Senin ne olacağını, ne olduğunu vs. düşünen bir şey yok,
senden başka.
13-) Ötesi hikaye.. "
Madde bir..1.satır yok..ben görmüyorum ..öyle bir satır yok..
Bu bilgileri yazan kıymetli arkadaşımız,benim-senin okuduğunu zannettiğin bu yazıyı yazmaz..
Sen hiddetinden ve alınganlığından okuduğunu zannediyorsun..
Sen,bu hitaba layık bir insan değilsin..
Sana yazana iade edeceksin ama..ona da terbiyen elvermez..
Sodomo dedik ya..1. satır yok..
1. satır yazılmışsa..
O zaman karşıda , cevap vermeye değecek bir adam yokk !!..
İştirak ettiğim,bence de doğru dediğim yargılar :3-6-7-8. satırlar.
Görünürdeki doğrular : 4-5. satırlar
Super yanlış yargılar : 9-10-11-13. satırlar..
Sevgili Liopleurodon,
Lütfen biz kültürlü geçinen insanlar lütfen,kırıcı-hakaretamiz yazmayalım,lütfen..
Bilim ayrı inanç ayrı..
Sen bilimsel şeyleri yazıyorsun , bilim var olan-görünen içindir..inanç konusuna hiç girme..
İnançla ilgili iddialı yazdığın herşey,
baştan sona yanlış..
Süper,süper yanlış..
Aynı şekilde benim yazdıklarım da doğru değil..
Maddenin ötesindeki bütün iddialarımızın hepsi zan..
sadece zan..Var da zan-Yok da zan..
Bilen yok ki..
" İşte..anasına avradına...kitabına sülalesine okuyorum..Varsa gelsin allahınız.." diyecek ilkellikte bir insan da değilsin..
Onun için , kendini "Kafanız kalın..anlamazsınız..ahmaksınız.." yargıları ile kirletme..
Bunu bir ağabey olarak rica ediyorum..
Burası güzel bir fikir-inanç platformu..
İnanada,inanmayana da saygı gösterelim..
Küçük bir özel bilgi..
Ben Mak.Yük.Müh.'yim,imalatçıyım..
Maddeyi şekillendiren biriyim..
Hurafelere şiddetle karşıyım - dinlerden beriyim..
Sadece, nasıl olduğunu çözemediğim,ama varlığına mutlaka inandığım, yaratılıştan yanayım..
Burada Ex. gibi,Mutezile gibi çook seviyeli ve de çok sevdiğim ateist dostlarım var..
Seni de o kategoride görmeyi arzu ediyorum..
Lütfen hiddetini biraz dizginle..
Hitap ettiğin kitle çember sakallı yobaz tayfası değil..
Burada tahsil olarak,kariyer olarak ,
seni beni katlayacak çook insan var..
Karnlıkta ıslık çalıp caka satmayalım..
Sevgilerimle..
İyiliklerde görüşmek üzere.. Gönül kırdıysak affola..
Bütün dostlarıma selam ederim... (Dost olmayanlarıma da...)
***********….*************….***********….********* ****….*********
Her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.
liop *kardesim....
topraga ait olan beden yerde kalir....ruh ise goklerden yucedir....
dolayisi ile senin ruhunun yuceliginide bir an ofkeyle unutup hakaretlerine karsilik vermek istemiyoruz...ama sen de ne olur hep bunu hatirla olurmu....ruh de insanlik de ne dersen de.....yeterki kufur ve hakaretle guzelligini kirletme.....bu bir rica hadiim olmayarak....
sodomo--
17-03-2006, 07:18
aldostu yazıların gökkuşağını andırıyor ne güzel rengarenk vallahi içim açılıyor seni okurken.
liopleurodon'a hiç kızmadım şimdiye kadar, o kadar uğraşıyor adamcağız bize bir şeyler anlatabilmek için baksana ne kadar da detaylı bilgiler veriyor, uzun uzun izah ediyor falan, farkındamısın bir de edebi bir yönü var ;
"Biz, insanın önce bedeni değil, bu benlik yönünden yaşamasını isteriz. Bu benliği belirleyen, düzenleyen maddedir, ama bunu değil, doğrudan o benliği konuşmak, işin içindeki büyüyü kaçırmamak isteriz. Yani, aşık olunca, kelebekler, çiçekler içinde koşup oynamak, mutluluğumuzu doyasıya yaşamak isteriz"
tabii ayrıca bir de güzel incileri var ki, onlara zaten daha önce değinmiştim (tebessüm).
yani şugar bi arkadaşımız netice itibarıyla......
sodomo--
17-03-2006, 08:48
yenidendoğuş kardeşim, sana fikirlerini yazmadan önce diğer yazılarıda okumanı tavsiye ederim,
bak orada Y.Nuri hocadan bir alıntı var şöyle diyor ;
"İnsanla uğraştıklarını sandığımızve kendilerinden insanı tanımada medet umduğumuz psikoloji, pedogoji, sosyoloji gibi ilimlerin bir kaç yılda bir değişmeye mahkum olan bazı cılız tespitler ile insanlığı oyalamaktadır"
ve sen demişsin ki ;
"Birbirine sıkıca kenetlenmiş ilk insanların dürtüleri ve güdüleri hala bedenimizde saklı duruyor. İnanç çok ama çok güçlü bir dürtüdür. Yaşamda kalmak için yapılan toplumsal örgütlenmenin temellerinden biri." *
maalesef senin bu sosyo-psikolojik yorumlarında "cılız" kalıyor hem gerçeği anlamada hemde insan denilen o muhteşem varlığı tanımlamada.
herşeyden önce şunu bilmeni isterim ki ; "inanç" bir dürtü veya güdü değildir,
inanç, parçanın bütünle kucaklaşmasının hikayesidir,
inanç, insanın aşk yolculuğunda üzerinden geçtiği bir köprüdür,
inanç insanın kendi varoluşuna yönelttiği bir soruya bulduğu cevaptır.....
bir de insanı "sürünün içindeki koyun" gibi gören sosyolojik yorumlara pek yüz vermemeni öneririm, çünkü onlar insanı değil anlamaya çalışmak bilakis insanı yok saymak için ellerinden geleni yaparlar.
Anlayacağından eminim.
liopleurodon
17-03-2006, 11:23
inanç, parçanın bütünle kucaklaşmasının hikayesidir,
inanç, insanın aşk yolculuğunda üzerinden geçtiği bir köprüdür,
inanç insanın kendi varoluşuna yönelttiği bir soruya bulduğu cevaptır.....
Yanlış... İnanç, insanın hayalini gerçek sanıp, bir tür şizofreni içinde yaşayıp gitmesidir. Masallar çocukları uyutmak için, dinlerde büyükleri uyutmak için söylenmiş eserlerdir. Onlardaki hayal gücüne vs. bakınca takdir etmemek elde değildir. Ama kötü olan, her ikisininde sallama ve uydurma olmasıdır.
Haa, çocuklar büyür, anlar masalmış bu diye, ama o büyüyü içinden atamaz, büyüyünce daha acayip bir masala, dine filan inanmaya başlar. Buna da inanç denir. Bu hayaldünyasında yapılan icraatlarden bir kaçı da senin söylediklerindir..
Masal dünyasında yaşamanın hiç bir sakıncası yok. Cidden, dilediğin gibi inan ve yaşa. Ama çıkıp bu masal ahha böyle gerçektir diyerek kafa ütüleme aspartam, tek dileğim budur senden.. Mesnetsiz tezler üzerine kurduğun bu hayali çardak, gölge etmesin gerçeği arayanlara, başka ihsan istemez...
sodomo--
17-03-2006, 16:56
liopleurodon sen hep "nasıl ?" sorusu ile ilgileniyorsun ben ise "neden ?" sorusu ile,
aramızdaki farklılık bu kardeşim.
liopleurodon
17-03-2006, 17:37
Sen neden sorusunu sorarken farziye üzerine cevap veriyorsun, asıl sorun bu aramızdaki. Ahha, adam öldü. Sen neden öldü sorusuna, hayali bir ruh vardı, o ruh çıktı bedenden diyorsun, ben ise, kalbine giden damar tıkanmış. Oksijensiz kalan hücrelerin formu bozulmuş filan diyorum. Senin tezine bakıyorum, ruh diye bir şey göremiyor ve bunlar ancak masal diyorum..
İşte fark bu. Eee, ne var bunda dersen. Sen bu masalını "Bu gerçektir, gerçeğin taa kendisidir" diyorsun. Sonra bu masalı anlatanı bir elçi görüp, bu ruhu yaratan (!) şudur diyorsun. Tamam kardeşim, ejderhanı besle garajında, tamam, itirazımız yok.. Amma sen öyle kalmıyorsun ki? Bu ejderha, şöyle edenleri öldürün diyor, öldürecem... Böyle edenleri dövün diyor dövecem... Bu ejderha bana cevaz veriyor, 9 yaşında kızı alıp gereğini düşünecem... Eeee, bunları dediğin zaman bizde artık "Hooop..." demeye başlıyoruz. Öldüreceğin bizim kardeşimiz, türdaşımız. Alacağın kız bizim, insan neslinin garantisi. Sen artık kendi dairenden çıkıp işi sosyal hayata taşımaya, bizleri o masalın devamında ilkel adetlere uymaya davet ediyorsan biz işte buna icabet etmiyoruz. Hepsi bu...
sodomo--
17-03-2006, 19:06
liopleurodon, farz-u mahal durumu quantumun ana gerçekliğidir.
http://www.atominsan.com/ sitesinde şu sözlerle ifade etmişler bunu,
"Olabilir desinler, ama olur demesinler." Cicero
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
"Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.." Atasözü
sonra da Max Born dan bir alıntı yapmışlar ;
* " Einstein, Bohr ve benim (Born) dahil olduğum nesile bizden bağımsız, değiştirilemez yasalara göre gelişen nesnel bir fiziksel dünya olduğu öğretilmişti; biz, bir tiyatroda seyircilerin bir oyunu seyretmesi gibi bu süreci seyretmekteyiz. *Einstein hâlâ bunun bilimsel bir gözlemci ile onun konusu arasındaki ilişki olmaması gerektiğine inanıyor " (Heinz Pagels,Kozmik Kod, s: 91)
* Fakat kuantum kuramına göre insanın niyeti fiziksel dünyanın yapısını etkiliyor.
ve Wheeler 'in şu sözü ile de özetlemişler "Gözlemlenmiş bir fenomen olana kadar hiçbir fenomen, bir fenomen değildir".
ve yorumları da şöyle olmuş ,
Hiçbir süpermen, belirsizlik ilkesini aşamaz. Üzücü bir sonuç, ama böyle!
Bir gün sende anlayacaksın liopleurodon, "nesne" değil "özne" belirler herşeyi.
Ne demiş Mevlana;
"Biz cisimden vucut bulmadık, cisim bizden vucut buldu- biz şaraptan serhoş değiliz, şarap bizden serhoştur"
asıl masal olan bu sözün üstüne söylenen sözlerdir.
liopleurodon
17-03-2006, 19:31
Faraziye ile farzı muhal aynı şey değildir. Sizin belirsizlik üzerine kurduğunuz teorilerin de bir değeri, kıymeti harbiyesi filan yoktur. Güzel edebiyattır, ruhu okşar vs. vs. ama hepsi o.. Çünkü ruh diye bir şeyde yok. Verdiğin örnekleri bir iyi oku. Belirsizlik belirsizliktir, bundan ne ruh çıkar, ne başka bir şey. Özne dediğin, nesnenin ta kendisidir ayrıyetten. Sizinki de biraz bayat be gözüm.. gidin biraz brahmanizm, zerdüşt, tao filan takılın, bakın daha böyle ne inciler döktürmüş insanoğlu...
Nerden nereye... Sperm asit vs mevzusundan taa buralara.. Anlaşıldığı kadarıyla o cihette edecek laf kalmayınca, işi felsefeye filan vurmak işinize geliyor. Ama bu felsefenizin masal olduğu gerçeğini değiştirmiyor maalesef.. Üzgünüm, cidden aksi olmasını bende isterdim, ama değil... Tek masalcı dede Muhammed veya Musa değil. Daha bir sürüsü var ve maalesef onlar da sınıfta kalıyor, ötekiler inanın çok daha muazzam...
sodomo--
17-03-2006, 19:48
liopleurodon, benim bir önceki safadaki şu yazımı okumamış gördüm seni, bu yüzden tekrar aşağıya aldım.
liopleurodon, bu yazında senin ayrıca iyi bir edebi dilinin olduğunu farkettim ve ayrıca *böylesine uzun uzadıya emek harcayıp bizleri aydınlatma çabanı taktir ediyorum lakin gel gör ki durum hiç de senin düşündüğün gibi değil. Bak senin adamın Carl Sagan'dan bir alıntı yapayım önce;
"Kuşkusuz indirgemeci bir programı bilime uygulama alanında hatalar yapabiliriz. Tüm bildiklerimizden yola çıkarak, görece basit bir kaç yasaya indirgeyemeyeceğimiz noktalar olabilir. Ancak geçtiğimiz bir kaç yüzyılın bulguları ışığında, indirgemecilikten yakınmak aptalca görünüyor. İndirgemecilik bir eksiklik değil, bilimin en önemli zaferlerinden birisi. Üstelik kanımca bulguları da bir çok din ile (geçeriliklerini kanıtlamasa da) son derece uyumlu. Neden bir kaç basit doğa yasası onca çok şeyi açıklayıp bu kocaman evrene hakim olsun ?Peki ama evrenin Yaratıcısı' ndan bekleyeceğimizde bu değil midir zaten ? Neden kimi dindar kişiler, sırf yanlış yönlenmiş bir gizemcilik sevdası yüzünden bilimdeki indirgemecilik programına karşı çıkıyorlar ?"
Peki bende nacizane şöyle bir yorum yapayım ; hiç kimsenin indirgemeci bir programdan şikayeti falan olamaz, inin inebildiğiniz yere kadar lakin sevgili bilim adamı abilerim nedir bu sizde herşeyin bilinebileceği kanaati. Neden bir yerde durup soluk almıyorsunuz ve şunu söylemiyorsunuz : "Burası bilimin bittiği noktadır" yani son 150 senede bir bilim ve teknoloji patlaması oldu diye neden bu kadar erken havalara girdiniz ?
Werner Karl Heisenberg abimiz bakın ne demiş ;" Bir partikülün pozisyonunu bilebliriz ama hızını bilemeyiz veya hızını bilebilirsek pozisyonunu bilemeyiz ve bu bilgisiziliğimiz bizim yeterince akıllı canlılar olamayışımızdan veya elimizde yeterli bilgi olmayışından gelmiyor, *biz bunu bilemeyiz çünkü GERÇEKTE de mevcut değil" diyerek quantumun ikinci prensibini ortaya atmış, yani ;
Quantum parçacıklarının hız ve pozisyonu aynı anda bilinemez hem de hiç bir zaman.
Einstein demiş ki ; "Tanrı zar atmaz"
ama Heisenberg' göre Tanrı zar atmış.
ve bende şöyle bir espiri yapayım ; Tanrı zar atar ama her attığı zar düşeş gelir *
yani quantum fizikçileri diyor ki "doğanın kendisi de ne yaptığını bilmiyor ki biz nasıl bilelim ?" yani diyorlar " doğadaki herşey olasılıklar üzerinden yürüyor" bir elektron aynı anda iki ayrı delikten geçiyor ve kutunun içindeki kedi hem ölü hem canlı hemde aynı anda yani sizin bakışınıza göre, gözleminize göre herşey ama herşey değişebiliyor. Hani karşı camdaki kızı dikizlersinde o da seni görünce perdeyi kapatır ya işte quantum parçacıkları da siz ona baktığınızda öyle size göre şekil alıyor.
Ne demişti Carl Sagan hoca ;
"Neden kimi dindar kişiler, sırf yanlış yönlenmiş bir gizemcilik sevdası yüzünden bilimdeki indirgemecilik programına karşı çıkıyorlar ?"
yok hocam ne münasebet bilakis biz bu indirgemeciliği çok sevdik çook...(hafif bir tebessüm)
ve bir özdeyiş ;
İyiliğin bilgisine sahip olmayana *bütün diğer bilgiler zarar verir *(Montaigne
sodomo--
17-03-2006, 19:52
İlave olarak da tam sana göre bir Zen hikayesi alıdım aşağıya kıymetimi bil....
"Japonya'da batılı bir felsefe profesörü Zen Budizmi üzerine araştırma yapmaktaymış. Bu konuda konuşmak için, bir Zen ustası olan Nan İn'in manastırına gitmiş. Sohbete başladıklarında profesör, bu konulardaki bilgisini göstermek istercesine sürekli olarak kendi fikirlerini ortaya atmakta ve bir tartışma çıkartmaya çalışmakta imiş. Bunun üzerine Zen ustası, beraberce çay içmeyi teklif etmiş. Usta çayı ikram etmeye başladığında profesörün kabına çok fazla çay doldurmuş. Üstelik çay kaptan taşmak üzere olmasına rağmen hala dökmeye devam ediyormuş. Profesör onun dalmış olabileceğini düşünerek atılmış:
"Durun! Ne yapıyorsunuz? Kap zaten çayla dolu. Daha fazlasını alamaz."
Zen ustası cevap vermiş:
"Tıpkı bu fincan gibi siz de kendi fikir ve düşüncelerinizle dolusunuz. Fincanınızı önce boşaltmadan size Zen'i nasıl gösterebilirim."
sodomo--
17-03-2006, 20:06
-----------
sodomo--
17-03-2006, 20:08
yetmedi mi ? al bi tane daha Zen hikayesi ;
Bir Japon Zen ustası, manastıra eğitim için gelmiş Avrupalı bir öğrencisine şunları söyemiş:
" Bu tapınak bir pedagoji sanatoryumu veya öğrenme hırsını tatmin edecek bir okul değil. Eğer doğu felsefesi ve dinlerine ilgi duyuyorsan, karma ve reenkarnasyon hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorsan yapacağın tek şey şu kapıdan çıkmak, iki kere sağa, sonra üç kere sola dönersin. Karşına Kyoto Üniversitesi çıkar. Senin tüm sorularını yanıtlayacak profesörler var orada. Ama cevabını aldığın her şey yeni bir soru üretecektir. Entelektüellik harika bir araçtır, ama burada, bizim yanımızda daha farklı bir şey keşfedeceksin. Koanı çözdüğünde sorusu olmayan yanıtlar bulacaksın."
sodomo--
17-03-2006, 20:53
"Faraziye ile farzı muhal aynı şey değildir. Sizin belirsizlik üzerine kurduğunuz teorilerin de bir değeri, kıymeti harbiyesi filan yoktur. Güzel edebiyattır, ruhu okşar vs. vs. ama hepsi o.. Çünkü ruh diye bir şeyde yok. Verdiğin örnekleri bir iyi oku. Belirsizlik belirsizliktir, bundan ne ruh çıkar, ne başka bir şey. Özne dediğin, nesnenin ta kendisidir ayrıyetten. Sizinki de biraz bayat be gözüm.. gidin biraz brahmanizm, zerdüşt, tao filan takılın, bakın daha böyle ne inciler döktürmüş insanoğlu"
neymiş faraziye ? varsayım veya hipotez : "Bilim ya da metodolojide, gözlemlenen olgularla ve olgular arasındaki ilişkilerle ilgili açıklama taslağı ya da belirli olgulara ilişkin geçici bir açıklama işlevi gören öner*me ya da kabul. Olguları açıklama gücüne sahip görünen ve deney yoluyla sınanmaya elverişli bir yapıda olup, ilgili olgular ya da veriler tarafından desteklenebildiği gibi, ret de edilen önerme"
şimdi söyle bakalım liopleurodon, bu yukarıda fizikçilerin ifade ettikleri quantum teorileri faraziye miymiş ? yani senin gözünde bir tek biyologlar mı bilim adamı ? ben sana ünlü quantum fizikçilerinden tespitler aktarıyorum sen ise hala aynı telden çalıyorsun..."canlılık maddenin bir halidir" diyen sensin ve sen kaşındın o halde al sana maddenin hali pür melali... üstelik senin en sevdiğin metodoloji olan "indirgemeciliği" kullandık daha ne istiyorsun ?
yeni bir inci daha gelmiş senden ;
"Özne dediğin, nesnenin ta kendisidir ayrıyetten" (kahkaha ikonu)
"Sizinki de biraz bayat be gözüm.. gidin biraz brahmanizm, zerdüşt, tao filan takılın, bakın daha böyle ne inciler döktürmüş insanoğlu"
döktürmüş döktürmüşte sen hiç nasiplenmemişsin. yukarıda Zen hikayeleri verdim sana eğer kafi gelmesse Tao, Zerdüşt, Buddha, Konfiçyüs her bi şeyi anlatırız endişen olmasın.
"Çünkü ruh diye bir şeyde yok. Verdiğin örnekleri bir iyi oku. Belirsizlik belirsizliktir, bundan ne ruh çıkar, ne başka bir şey.
ben bu örneklerden ruh çıkarmadım ki. Yalnızca "özne" nin belirleyeciliği üzerinde durdum daha nasıl anlatayım. Üstelik ben "ruh" derken ontolojik bir varlıktan bahsetmem bunu anlamış olman lazım.
Nerden nereye... Sperm asit vs mevzusundan taa buralara.. Anlaşıldığı kadarıyla o cihette edecek laf kalmayınca, işi felsefeye filan vurmak işinize geliyor. Ama bu felsefenizin masal olduğu gerçeğini değiştirmiyor maalesef.. Üzgünüm, cidden aksi olmasını bende isterdim, ama değil... Tek masalcı dede Muhammed veya Musa değil. Daha bir sürüsü var ve maalesef onlar da sınıfta kalıyor, ötekiler inanın çok daha muazzam...
valla ben sperm, asit konularına falan girmedim kardeşim o "körelmiş" in sorunu. Bir de felsefeye "masal " demek ancak ve ancak YÖK' ün bu ülkeye yaptığı kötülükleri koyar ortaya işte herkes görsün nasıl bilim adamı yetiştiriyor YÖK.
Evrim teorisi yasala$tıda bizim neden haberimiz yok ? ayrıca yukarda verdiğim bilgileri kitaptan önceden okumu$tum çoğu evrimci karde$ bunu kabul eder derki evrim o kadar yava$ki gözlemden uzaktır derler hep... bu arada 2 ile 2 nin matematikte 5 ettiği özel durumlar vardır..
sanırım Sevgili sodomo-- karde$ bunu anlatmak istedi..
birazda $undan söz edelim evrim teorsisi adı üzerinde TEORİ dir... kanun değildir kesin birşekilde kabul görse kanun olurdu...
Bir kaç soru:
1. Yerçekimi yasası diye bir şey var mı?
2. Radyo ve TV'leri evinizde kullanmayı sağlayan elektromanyetizma'nın bir yasası var mıdır? Yani radyo dalgalarının nasıl ortaya çıktığına dair bir yasa? Bu bir yasa olmadığı için radyo dalgaları yok mu demek gerekiyor?
Evrim bir teori değildir, bir gerçektir. Teori, evrimin adım adım tüm safhalarını izah etmeye çalışan kısmıdır. Hiç kimse, evrim olmamıştır demiyor. Ama bir salyangozun atası nasıl bir şey bunu bilmiyor. Tahmin edemiyor, kestiremiyor değil. Bunlar varsayım olur. Bir fosili vs. bulman gerekir. İşte bu yüzden evrim bir teoridir. Tıpkı yerçekimi teorisi gibi..
Bir takım evrimci kardeşler, sizden daha fazlasını yapmayıp kulaktan dolma davranıyorsa, bu onların sorunudur, evrim teorisinin değil. Evrim, doğada gözlenip lab.ta test edilebilien bir olgudur..
1. Yerçekimi yasası diye bir şey var mı?
kütle çekim yasasını söylemek istedim burda bu yasadır ve "law" (yasa) olarak geçer ingilizcesinde...
ayrıca yer dediğimizde sonuçta kütleye tekabul eder.. bunun genel kabulü vardır istersen fizikçilere sorarsın... tabiki ilk önce teori olarak atılmı$tır ortaya sonra genel bir kabul sağlamı$ yasa olmu$tur..
Newton's second law of ...
falan diye geçer ingilizce fizik kitaplarında...
ayrıca..
Heisenberg belirsizlik ilkesine göre momentum ile konum arası bir belirsizlik var ayrıca
ben bu konuya girdim yazılarımı dikkatli okursanız fakat gerekli detayları verme gereği duymadım sanırım biraz açmamlazım konuyu arkada$lar için faydalı olabilir mesela momentumunu ölçmedeki değer bize kesin değere yakla$ıyorsa konumdaki kesinlik o derece uzakla$ıyor bunun tersi de mümkün...
zaten quantum fiziği dendiğinde belirsizlikde yanında gelir hiç bir$eyi kesin olarak söylemez.. quantum fiziği...
sodomo--
18-03-2006, 15:51
ege-sum, quantum gerçeği bize şunu öğretiyor ;
"madde altı parçacıkların kuralları maddenin kuralları ile aynı değil üstelik bu alanda kural da yok"
yani maddecilere en iyi cevabı bizzat maddenin kendisi veriyor. Madde diyor ki *;
" sen bana nasıl bakarsan ben öyleyim"
"eğer bana yok dersen ben de yok olacağım",
"eğer ben güzelsem bu senin bakışının güzelliğidir "
vb. çoğaltabiliriz
yani dilimizde tüy bitti anlatmak için bazı şeyleri,
bir gün herkes gerçeğin *kendinde gizli olduğunu anlayacak
ve kainatın merkezinde olduğunu farkedecek.....
ege-sum, quantum gerçeği bize şunu öğretiyor ;
"madde altı parçacıkların kuralları maddenin kuralları ile aynı değil üstelik bu alanda kural da yok"
yani maddecilere en iyi cevabı bizzat maddenin kendisi veriyor. Madde diyor ki *;
" sen bana nasıl bakarsan ben öyleyim"
"eğer bana yok dersen ben de yok olacağım",
"eğer ben güzelsem bu senin bakışının güzelliğidir "
vb. çoğaltabiliriz
yani dilimizde tüy bitti anlatmak için bazı şeyleri,
bir gün herkes gerçeğin *kendinde gizli olduğunu anlayacak
ve kainatın merkezinde olduğunu farkedecek.....
insanın her dü$ündüğü gerçek olsaydı dünya nasıl bir yer olurdu...
:) neyse olay aslında $unda gizli;
önümüzde öyle bir$ey varki ne bilim bunu tarif ediyor nede ba$ka bir$ey tabi siz bunların rasgele olduğu sonucuna varabilirsiniz fakat ben bu sonuca varamıyorum...
çünkü bilim bu yönüyle çok dü$ük seviyede... açıklamakta zorluk çekiyor çoğu $eyi...
insanın doğruları da kendine göreceli benim doğrum sizin doğrunuz olmayabilir bu olay aynı zamanda tersinirdir..
Bilimde seculer bir dü$ünce sistemi olu$turmak gerçekten bana kolay gelmiyor yani bilimle Tanrı inancı paralel gittiği dü$üncesindeyim bunun yegane temel sebebi $udur bilim tanrının dü$ündüğünü dü$ünmeye çalı$ır olgusudur...
en ba$ta dediğim gibi bu benim doğrum sizin doğrunuz aynı olacak diye bir$ey yok fakat gerçek tektir...
sodomo--
19-03-2006, 18:58
"bilimle Tanrı inancı paralel gittiği dü$üncesindeyim bunun yegane temel sebebi $udur bilim tanrının dü$ündüğünü dü$ünmeye çalı$ır olgusudur... "
ben buna katılmıyorum, bunun yerine "bilim tanrının yaptıklarını anlamaya çalışmaktır" dersek daha doğru olur. Tabii bunu tanrı'yı dışlayarak yapmaya çalışır ve vardığı sonuçlar gerçekle bağlantısız olagelmiştir hep bugüne kadar çünkü onlar minik minik parça bilgilileri toplayıp da bütüne ait bilgiye ulaşamazlar bu yüzdendir ki, kimya, biyoloji, fizik, astronomi, arkeoloji vb. birçok bilimdalına ve bu bilim dallarına ait alt bilim dallarına (moleküler biyoloji vb.) bölünmüşler herbir bilim adamı veya disiplin yalnızca ve yalnızca kendi alanında uzmanlaşma pahasına diğer alanları gözden çıkartmak zorunda kalmıştır. Ne tuhaftır ki, varolan bilgi birikimine bir ufak bilgi daha eklemek için diğer bütün bilim dallarını gözden çıkartmak gerekecektir bir bilim adamı için.
Ve dahası yapılan bilimsel çalışmalar ve elde edilen yeni bilgiler maalesef başta silah sanayii olmak üzere hep çıkar guruplarının hizmetine girmiş ve insanlığa hizmet etmek yerine onun zaraına çalışmaya başlamıştır. Mesela, kimya bilimi kimyasal silahları (hardal gazı-Halepçe katliamı), fizik bilimi atom bombası, biyoloji bilimi de biyolojik silahların (virüsler) doğuşunu hazırlamıştır.
Ve bugün bizler bilimden "kaygı" duyuyoruz.
Keşke bir çoban kadar sade yaşayabilseydik.
-----Keşke bir çoban kadar sade yaşayabilseydik.------
sodomo sen bitmissin,okeye donuyorsun..........benide yanina al :D
---------------
Ve dahası yapılan bilimsel çalışmalar ve elde edilen yeni bilgiler maalesef başta silah sanayii olmak üzere hep çıkar guruplarının hizmetine girmiş ve insanlığa hizmet etmek yerine onun zaraına çalışmaya başlamıştır. Mesela, kimya bilimi kimyasal silahları (hardal gazı-Halepçe katliamı), fizik bilimi atom bombası, biyoloji bilimi de biyolojik silahların (virüsler) doğuşunu hazırlamıştır.
Ve bugün bizler bilimden "kaygı" duyuyoruz.
Keşke bir çoban kadar sade yaşayabilseydik.
Ne kadar sade? Çoban ne kadar sade yaşamaktadır? Evcilleştirilen hayvanları otlatan kimse değil midir Çoban? Demek ki çoban'ın ataları, biz bu kadar sade yaşamayalım, bari hayvanları evcilleştirelim, her seferinde avlamakla uğraşmayalım demişler değil mi? Bir sürü sahibi çıkmış ortaya, bir de çoban.
Ben bir çoban kadar sade yaşamayı seçebilirim, peki komşum bunu seçmiyorsa ne olacak? H.Sapiens'in ataları ilk aleti yaptıkları anda zaten sade yaşam bitmişti. Her zaman daha sade yaşamayı seçenler oldu, seçmeyenler de oldu. Gün geldi, sade yaşayanlar ne kadar mutlu, huzurlu da olsalar, bunu seçmeyenler için ilkel kabul edildiler, yok edildiler. Bir kısmı sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, kendi sade, animist dinleri yüzünden ilkel kabul edilip, o kadar da sade olmayan tek tanrılı dinlerin inananları tarafından yok edildi, dinleri fazla sade bulunduğundan olsa gerek dinleri, kültürleri, dilleri değiştirildi. Kuzey ve güney amerika kıtalarının tarihlerine bakmamız yeter bunun için. Aynı şekilde afrika da güzel örnektir.
Biyoloji bilimi biyolojik silahları doğurduğu kadar, daha önce bizi öldüren bazı hastalıkları yenmeyi de başarmıştır. Kimya deseniz, sadece hardal gazı değildir. Fizik de aynı şekilde. Atom bombasının yapılabilmesini sağlayan fizik bilimi, kanser tedavisi için aynı ilkelerin kullanılmasını da sağlamıştır. Bilim'i savunacak değilim aslında. Bu konuşmayı bile yaptığımız ortamı düşününce *:lol:
Saygılar.
sodomo arkadasim ---cobanlar kadar sade yasayabilseydik----derken ,coban gibi yasamayi kastetmedigini sende biliyorsun......bildigin halde sade yasama kavramini ilkel yasamla esdeger tuttugun bir yaziyi buraya yazmandaki maksat sadece guzelligi ortmek,karalamak....cok belli oluyor sevgili kardesim.....
less is more......
"Ve dahası yapılan bilimsel çalışmalar ve elde edilen yeni bilgiler maalesef başta silah sanayii olmak üzere hep çıkar guruplarının hizmetine girmiş ve insanlığa hizmet etmek yerine onun zaraına çalışmaya başlamıştır. Mesela, kimya bilimi kimyasal silahları (hardal gazı-Halepçe katliamı), fizik bilimi atom bombası, biyoloji bilimi de biyolojik silahların (virüsler) doğuşunu hazırlamıştır.
Ve bugün bizler bilimden "kaygı" duyuyoruz.
Keşke bir çoban kadar sade yaşayabilseydik." (normal alıntının şeklini beğenmediğim için böyle yaptım)
Belki de yeteri kadar düzgün ifade edememişimdir. Bir çoban kadar sade yaşanabilir, daha sade de yaşanabilir (bu mutlaka ilkellik anlamına da gelmez). Bu sadelik sınırını nerede çizmekteyiz? Çobanlar kadar sade yaşamayı siz tarif eder misiniz? Belki hatamı görebilirim. Bilimden kaygı duymayı da açıklayabilirsiniz belki sodomo yerine?
Saygılar.
sevgili neutrino kardesim......yazindaki SADE kelimlerini siyah ile yazdigin icin sana boyle bir tepki verdim....seni kirmak degil amacim sakin kalbine ofke dusmesin.....sadece hatan su bence....
diyorsun ki :
H.Sapiens'in ataları ilk aleti yaptıkları anda zaten sade yaşam bitmişti.
obur yazinda diyorsun ki :
Bir çoban kadar sade yaşanabilir, daha sade de yaşanabilir (bu mutlaka ilkellik anlamına da gelmez)
sence biraz celismiyormu dostum.....dikkatsiz davrandiysam kusura bakma......bilimden kaygi duymuyorum.....atom bombasi yapilmadigi surece,ilac firmalarinin bir tarfini duzeltirken baska bir yeriniz bozan ilaclar yapmadigi surece.......insanlar sadece evrim teorisi okutulsun istiyorlar......-yaratilis-cikarilsin istiyorlar.......bence her ikiside okutulmali ve beyinler kendisi karar vermeli muhakeme yaparak.....
Dünyada sade yaşam hareketleri , toplulukları vardır çeşitli ülkelerde.Zaman zaman benim de özendiğim olur bunlara ama teknolojinin nimetlerinden de vazgeçmeyi düşünemiyorum.
Bu sade yaşamcılar ,doğayla içiçe yaşar , hiç bir teknoloji kullanmaz.Televizyon seyretmez.Sohbet eder , müzik dinler , lüks eşyalardan , lüks hayattan uzak kalmaya çalışır.
Fakat bunun tüm yaşamı kaplayacak şekilde sürdürülmesi çok zor bence.Kırsal alanda belki mümkün de.Teknolojiyi niçin kullanmayayım.Televizyonun esiri olmayalım ama dünyadan da kopmamak gerek.Ayrıca Neutrino'nun dediği gibi , sade yaşamı tüm insanlığa kabul ettirmek mümkün mü?
Sodomo duygularını bu sözle ifade etmiş ama , bilim ve teknolojinin başlangıçta yasaklanması gerekirdi ki , bunun sonuçlarında belki atom bombası , kimyasal ve biyolojik silahlar olmazdı ama , insanlık da olduğu yerde mıhlanır kalırdı.
Elektriğin insanı çarpma tehlikesi var diye böylesine önemli ve faydalı bir nimet reddedilebilir mi?
Bir veba salgını Avrupa'nın yarısını kırıp geçirmişti.Tıbbı , biyolojiyi reddedebilir miyiz , suni virüsler nedeniyle.
Bilimi frenlemek yerine , devletleri frenlemeye çalışmalı dünya halkları.
Bilim , Tanrı inancı taşımadan , tanrıya ulaşmayı sağlamaktadır.
Tanrı inancı , bilimin elini kolunu bağlardı aksi takdirde.İlerleme sağlanamazdı.
Batılı bilim adamları kiliseye bağlı , kilisenin yap dediğini yapan emir kulları gibi olurdu.
Tanrı keşfedilmeyi bekliyor ve bu keşif te ona inanmayanlar sayesinde gerçekleşecektir.
pan kardesim sade yasamanin teknoljiden uzak olmakla ne alakasi var anlayamadim ben......
ben windows kullanmiyorum.....bir teknolji urunu.....ama sadelikten uzak kendi icinde celisen,kalabalik yaratan bir sistem...bu yuzden apple i tercih ettim......dunyada tum profesyonel medya uygulayicilarina bak.....yuzde 90 i apple ve mac osx kullaniyor.....daha teknolojik oldugu icinmi..hayir...daha SADE oldugu icin.....boylece isine odaklanma imkani veriyor sana sistem....
Turkiyedeki en iyi studyo diye nitelendirilen bir studyoya calisma yapmak icin gitmistim.....yaklasik olarak 5 milyon dolar degerinde bir sistem vardi icerde.....ama ne kablolardan adim atacak yer bulabiliyordun,nede kurulmus sitemi hemen anlayip calismaya gecebiliyordun......
Daha sonra Hamburgda bir cok dunya stari olmus insanlarin calistigi studyoya gectik......burasida yaklasik 5-6 milyon dolar degerindeydi.....sistemin basina gecer gecmez takriben 10 dk sonra sisteme hakiim bir sekilde calismaya baslamistik.....Turkiyedeki kaos icinde yaratilmis studyolardan sonra bu studyo bizim icin cennetti.....ve Turkiye de yanina bile yaklasamadigimiz bir sounda ulastik.....cunku hersey gozumuzun onunde hersey kontrolumuzun dahilindeydi......her sey cok sadeydi....
Sevgili Mev,
Belki daha az acele ederek, daha düzgün anlatabilirim düşüncelerimi;
Benim için bir insanın 3 temel ihtiyacı vardır, beslenme, barınma ve üreme. Bu 3 ihtiyacı karşıladığınız sürece mutlu olabilirsiniz de. Bu ihtiyaçları karşılayabilmek için ne fizik bilimine, ne diğerlerine hiç bir ihtiyacımız da yoktur. Bu ihtiyaçları karşıladıktan sonra entellektüel ihtiyaçlarımıza sıra gelir. Çok az şeyle bile yaşayabiliriz. Evimizde buzdolabı kullanmamız gerekmemekte örneğin, ben denedim 2 yıl, hiç bişey olmuyor, yaşanıyor gayet güzel. Burada benim bahsedilen "sade" likten anladığım (hadi koyu yapmayayım, tırnak içine alayım) teknolojiye, bilime, mümkün olabildiği kadar az bağımlı olabilmek.
"bilimden kaygi duymuyorum.....atom bombasi yapilmadigi surece,ilac firmalarinin bir tarfini duzeltirken baska bir yeriniz bozan ilaclar yapmadigi surece" demişsiniz, ama bu şekilde olamıyor malesef. Atalarımız taş aletleri yaptılar, daha iyi avlanabildiler, beslenebildiler, nüfusları artabildi. Ama bu aletlerle kendi "kardeşlerini" de daha kolay öldürdürebildiler. Elektronik istiyorsanız, yanında atom bombası da olacak. İlaçları kabul ediyorsanız, biyolojik silahları da kabul edeceksiniz. Buzdolabına ihtiyacınız varsa, ozon deliğini de göze alacaksınız.
çelişki konusuna gelince, bu sade bir yaşamın tanımı ile ilgili. sade yaşamın sınırı nerede biter? ilkelliğin sınırı nerede başlar? 1. soruyu "sadelik nedir" olarak daha önceki mesajda da sormuştum.
"insanlar sadece evrim teorisi okutulsun istiyorlar......-yaratilis-cikarilsin istiyorlar.......bence her ikiside okutulmali ve beyinler kendisi karar vermeli muhakeme yaparak.....
Ben de bu görüşü, "yaratılışın bilim eğitiminde yeri yoktur" görüşünü sonuna kadar desteklemekteyim. Olacaksa bile, bunun yeri biyoloji dersi değildir, din kültürü ve ahlak dersidir. Yaratılış, bilimsel bir teori değildir. Ne kadar farklı kılıflara (AT gibi) sokulmaya çalışılsa da, malesef değildir. Siz de gayet iyi bilmektesiniz ki, yaratılış net olarak "Tüm canlıları, her şeyi tanrı olduğu şekilde yarattı" noktasına gelip durmaktadır. Üstelik bu teorinin şu anda üç dinsel kaynağı vardır Musevilik, Hristiyanlık ve İslam (musevilerin bu konuda pek sesleri de çıkmamaktadır ayrıca. Hristiyanların da özellikle ABD'de olan protestan kesimi duyarlıdır bu konuya), yani bu herşeyi yaratan tanrının bir adı da vardır, Allah ya da Yehwe/Elohim. Bu görüşler bu üç dine göre farklılık da göstermektedir ne hikmetse (10.000 yaşında dünya gibi). O halde ABD'de öğretilecek yaratılış teorisi ile Türkiye'de, Hindistan'da, Çin'de öğretilebilecek yaratılış teorisi bile birbirinden farklı olacak. Temel felsefe aynı olsa bile, iş biraz açıklamaya, detaylandırmaya girince öyle olacak. Dinler, kültürler yerel olabilir, bilim yerel değildir. Neyse, bu konuyu yeteri kadar başka başlıklar altında tartışmaktayız / tartışacağız. Sadece bu düşüncenize kesinlikle katılmadığımı belirtmek için yazdım. Hatta bu konuyu daha uzun tartışmak istiyorsanız, yeni bir konu açın, konuşalım da.
Umarım daha az tepki çekici ve açık yazabilmişimdir.
Saygılar.
sevgili kardesim acele ederek,yada tepki cekerek yazmis degilsin.......bunlari okuyunca seni kirdigimi gordum.....ilk basta ozur dilerim.....senin yazinin ustundeki yazimi okursan benim SADElik anlayisimi anlayacagini umuyorum kardesim....
su cumlenden ben yanlis anladim sanirim seni
----H.Sapiens'in ataları ilk aleti yaptıkları anda zaten sade yaşam bitmişti.----
ilkelligi sadelikle esdeger tuttugunu sandim......demek istedim;sade yasam benim icin bitmedi......olene kadar da devam etmesini istiyorum.......kaos icersinde dusunebilmek cok zor ve sagliksiz......her ne olursa ama bu......gerek Tanriyi dusunmek olsun gerek bilimle ilgili dusunceler olsun.....sade bir hayatta sade bir ortamda sade bir kafa yapisiyla daha saglikli fikirlerimiz olacagina inaniyorum.....sadeligin esitligi teknoljiden yoksunluk,ilkellik gibi kavramlar olmamali bence.....minimal sade bir dekorasyon anlayisi icersinde dosenmis bir salonun icersinde son teknolji urunu bir plazma tv gordugumuzde bu salona teknoljiden uzak,ilkel bir salon diyebilirmiyiz.......dedigim gibi sevgili kardesim....less is more :)...........
sodomo--
20-03-2006, 03:10
neutrino kardeşim,
akıl ile vicdan'ın çatıştığı her noktada *"vicdan" dan yana tercih de bulunurum.
din ile vicdan'ın çatıştığı her noktada yine "vicdan"dan yana tercih de bulunmam gibi.
sende öyle yap, emin ol çok şey kazanacaksın.
"sadelik" konusuna gelince *açgözlülüğün yok ise ve doğa ile dost isen, biliyorsan onun değerini her noktada sade yaşarsın zaten.
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır....Aşık Veysel
Ne kadar çok güzelliklerimiz var. İyi ki bu toprakların çocuklarıyız değil mi ?
"bilimle Tanrı inancı paralel gittiği dü$üncesindeyim bunun yegane temel sebebi $udur bilim tanrının dü$ündüğünü dü$ünmeye çalı$ır olgusudur... "
ben buna katılmıyorum, bunun yerine "bilim tanrının yaptıklarını anlamaya çalışmaktır" dersek daha doğru olur. Tabii bunu tanrı'yı dışlayarak yapmaya çalışır ve vardığı sonuçlar gerçekle bağlantısız olagelmiştir hep bugüne kadar çünkü onlar minik minik parça bilgilileri toplayıp da bütüne ait bilgiye ulaşamazlar bu yüzdendir ki, kimya, biyoloji, fizik, astronomi, arkeoloji vb. birçok bilimdalına ve bu bilim dallarına ait alt bilim dallarına (moleküler biyoloji vb.) bölünmüşler herbir bilim adamı veya disiplin yalnızca ve yalnızca kendi alanında uzmanlaşma pahasına diğer alanları gözden çıkartmak zorunda kalmıştır. Ne tuhaftır ki, varolan bilgi birikimine bir ufak bilgi daha eklemek için diğer bütün bilim dallarını gözden çıkartmak gerekecektir bir bilim adamı için.
Ve dahası yapılan bilimsel çalışmalar ve elde edilen yeni bilgiler maalesef başta silah sanayii olmak üzere hep çıkar guruplarının hizmetine girmiş ve insanlığa hizmet etmek yerine onun zaraına çalışmaya başlamıştır. Mesela, kimya bilimi kimyasal silahları (hardal gazı-Halepçe katliamı), fizik bilimi atom bombası, biyoloji bilimi de biyolojik silahların (virüsler) doğuşunu hazırlamıştır.
Ve bugün bizler bilimden "kaygı" duyuyoruz.
Keşke bir çoban kadar sade yaşayabilseydik.
dostum kusura bakma ama katılmıyorum diyorsun kelime oyunu yapıyorsun vs.. :)
bana katılmamak için bahane arayabilirsin fakat $unu kabul et
bilim tanrının dü$ündüğünü dü$ünmeye çalı$ır sözü ile bilim tanrının yaptıklarını anlamaya çalışmaktır yaw bak mantığını ele$tirmi$ gibi olmayım kusura bakma ama sanırım ne demek istediğimi anladınız...
bakın burda yarı$ yapmıyoruz eğer katkısı olacağını dü$ündüğünüz bir$ey yazarsanız daha iyi olacağı görü$ündeyim ayrıca bu forum kirliliğinden öteye geçmekten ba$ka bir faydası olmaz...
Saygılarımla...
sevgili kardesim acele ederek,yada tepki cekerek yazmis degilsin.......bunlari okuyunca seni kirdigimi gordum.....ilk basta ozur dilerim.....senin yazinin ustundeki yazimi okursan benim SADElik anlayisimi anlayacagini umuyorum kardesim....
su cumlenden ben yanlis anladim sanirim seni
----H.Sapiens'in ataları ilk aleti yaptıkları anda zaten sade yaşam bitmişti.----
ilkelligi sadelikle esdeger tuttugunu sandim......demek istedim;sade yasam benim icin bitmedi......olene kadar da devam etmesini istiyorum.......kaos icersinde dusunebilmek cok zor ve sagliksiz......her ne olursa ama bu......gerek Tanriyi dusunmek olsun gerek bilimle ilgili dusunceler olsun.....sade bir hayatta sade bir ortamda sade bir kafa yapisiyla daha saglikli fikirlerimiz olacagina inaniyorum.....sadeligin esitligi teknoljiden yoksunluk,ilkellik gibi kavramlar olmamali bence.....minimal sade bir dekorasyon anlayisi icersinde dosenmis bir salonun icersinde son teknolji urunu bir plazma tv gordugumuzde bu salona teknoljiden uzak,ilkel bir salon diyebilirmiyiz.......dedigim gibi sevgili kardesim....less is more :)...........
Ben uzun uzun yazarken araya iki mesaj daha girmiş :) Sevgili Mev, benim ilk cevap verdiğim mesaj sizin yazdığınız mesajın altında olsa da, alıntı yaptığım mesaj sodomo'ya aitti, bunu siz de farketmişsiniz zaten. Aynı alıntıyı özellikle tekrar tekrar kullandım. Sizin minimalist-sade yaklaşımınızı gerçekten takdir ediyorum, benim genel yaklaşımımla da oldukça örtüşür, özellikle dekorasyon kısmı. Ancak benim eleştirdiğim ve cevap verdiğim minimalist bir yaklaşım değil biraz daha farklı bir yaklaşımdı. Tekrar aynı alıntıyı yapmıyorum, şişirmeyeyim forum'u :).
Sodomo'nun eleştirdiğim mesajı minimalist bir yaklaşımı önermekten ziyade, bilimin (ya da daha düzgün bir anlatımla, ilerlemenin) insanlığa bir iyilik getirmediği üzerine idi. Benim üzerinde durmak istediğim (görünüşe göre pek başarılı da olamadığım) nokta ise şu idi. Bilimin ilerlemesi bir çok sorun getirmiş olabilir, hatta hiç ilerleme olmamış olsaydı çok daha mutlu olabilirdik belki. Ama ya böyle düşünmeyenler ne olacak? Panteidar da benzer noktaya değinmiş mesajında. Ben "bu bana kötülük getirecek" diye nükleer araştırmayı reddedebilirim, ama aynı şekilde düşünmeyen komşum bunu uygular ve tepeme bombasını gönderebilir. Ben o bombayı yiyene kadar çok daha huzurlu, mutlu bir yaşam sürebilirim, ama sonunda soyu tükenen ben olurum. İlk taş aleti yapan hominidlerden beri de bu böyle (aslında yaşamın başlangıcından beri bu böyle, evrim teorisi zaten bunu anlatır, o kısma dalmayalım ama şimdi). Bu iki ucu keskin bir bıçak. Plazma TV istiyorsanız, eviniz ne kadar sade olsa da, plazma tv ile aynı teorinin (Quantum mekaniği) sonucu olan atom bombasını da kabullenmek durumundasınız. Atom bombasını kabullenmek de, onu "iyi" kabul etmek, desteklemek anlamında değil burada. Sadece bilim ve teknolojinin sonuçları/uygulamaları karpuz gibi seçilememekte. Ben sadece Plazma TV kısmını yapacam diyemiyorsunuz. Plazma TV'yi yapmak için şişeden çıkardığınız cin, atom bombasının yapılabilmesini de mümkün kılıyor. Sizin müziğinizi üretmek için kullandığınız yazılımın dili ile, tüm dosyalarınızı,çalışmalarınızı yok eden virusler de yazılabiliyor. Bu geç saatte hala istediğim kadar toparlayamadığımı farkettim bu arada, şimdilik en iyisi burada keseyim.
Son olarak; kesinlikle beni kırmadınız, özür dilemenizi gerektirecek bir durum da yok. Burası düşüncelerimizi dile getirdiğimiz bir ortam, bazen sert yazışmalar olsa bile, sanırım herkes bunlara zaten fazlasıyla alışıktır. Üstelik benim yazma tarzımın çok daha sert olduğunu da biliyorum. Umarım ben sizi kırmamışımdır. Birbirimize hakaret etmediğimiz sürece, sert bile olsa tartışmaktan bir zarar gelmeyecektir bence
Saygılar.
:) neutrino arkadasim anladim seni...tesekkur edeim cevap yazdigin icin.....
bence SADElik ozumuzdur.....icimizdeki kotuye dair herseyi cikarip attigimizda ne dine zarar gelir ne bilime nede baska bir seye...
demissin ki :
bilim ve teknolojinin sonuçları/uygulamaları karpuz gibi seçilememekte. Ben sadece Plazma TV kısmını yapacam diyemiyorsunuz. Plazma TV'yi yapmak için şişeden çıkardığınız cin, atom bombasının yapılabilmesini de mümkün kılıyor.
bu bilimin sucu degil sevgili kardesim.....insan nefsinin sucu.....bilim atom bombasini emretmez.....din ve bilim kotu seyler soylemezler.....bilim nedir biliyormusun kardesim bak;
Ingilterede yasayan 5 aylik Josh Gallagherin dogustan kalbinin yarisi calismiyor...Kalbi hizli attigi zaman vucuduna yeterli kan pompalanmiyor....bu yuzden annesi ile babasi Josh aciktiginda yada altini islattiginda aglamasina firsat vermiyor....cunku aglarsa kalp atislari hizlandigi cin olebilir....minik Josh a KALP NAKLI yapilmasi bekleniyor....
iste bilim budur sevgili kardesim :)
liopleurodon
20-03-2006, 09:59
Ve dahası yapılan bilimsel çalışmalar ve elde edilen yeni bilgiler maalesef başta silah sanayii olmak üzere hep çıkar guruplarının hizmetine girmiş ve insanlığa hizmet etmek yerine onun zaraına çalışmaya başlamıştır. Mesela, kimya bilimi kimyasal silahları (hardal gazı-Halepçe katliamı), fizik bilimi atom bombası, biyoloji bilimi de biyolojik silahların (virüsler) doğuşunu hazırlamıştır.
sodomo, çok şeyi atlıyorsun. Bugün çocukları ölmekten kurtaran, kitlesel felaketleri durduruan ilaçlar da bilimin eseridir. Bir hususu bilmiyorsun. Bilim para ile yapılır. Para olmadan artık hiç bir şeyi çözemezsin. Karnını doyurmak için paraya ihtiyacın var, ama ötesinde basit bir karbon testi bile tonla paraya mal oluyor. Bugün, savunma işlerinde para çok. Bu yüzden o sahada gelişme ışık hızıyla gidiyor. Mesela, hadi çıkarayım, şu insanın kökenini diyen bir arkadaşım vardı. Kaynak bulamadı, didinirken ederken, National Geographics kanalıyla IBM'nden bir miktar para buldular. Yapılacak iş, dünya insanlarından DNA alıp bunlar üzerinden geriye mutasyonları takip ederek genetik yoldan insan kültürlerinin geldiği kaynağı tespit etmek. Fakat, Harvard'daki arkadaşlar zırlarken, boykot filana vardırıp kaynak bulamadılar. Mesele, inorganik - organik geçişini aydınlatmak. Bu konu dedikodu sütunlarına geçince, üniversite 1 milyor dolar kaynak ayırdı, ayıp olmasın gibisinden. Ama, her yıl bir tatbikatta eğitim için atılan füzenin fiyatı 1 milyon doların üzerinde..
Eğer bu sahadaki araştırmalara yeterince kaynak ayrılabilse, on yıl içinde evrim, hayatın kaynağı vs. gibi konularda bilinmeyen bir şey kalmaz. İyi de bunun sorumlusu bilim değil. Ülkeleri idare edenler.
Diğer yandan arada birde "Yerçekimi Kanunu" geçiyor. Böyle bir kanun yok. Çürütüldü. Demekki kanun olsa bile çürüyebiliyormuş. Bu yüzden modern bilimsel lügatta hemen hiç bir şeye kanun denmez, teori denir. Artık bir yerçekim teorisi var. Çünkü yerçekiminin sadece etkisel mekanizması biraz biliniyor. İşleyişi, nasıl ortaya çıktığı bilinmiyor. Bu açıdan evrim ile tamamen aynı durumda. Canlıların evrim geçirdiklerini biliyoruz, ama nasıl geçirdiklerini henüz tam anlamıyla bilmiyoruz. İki maddenin birbirini çektiğini biliyoruz, ama nasıl çektiğini bilemiyoruz. Çürütülen yerçekimi teorisinin yerini izafiyet teorisi aldı. Einstein aslında öyle çok aman aman buluşlar yapmamıştır. Yanlış çıkan şeyleri de daha çoktur. Ama onun en büyük başarısı, herkesin kanun olarak bildiği, değişmez, kesin doğru sandığı Yerçekimini çürütmesi olmuştur. Şimdi gene, "Bu adam Einstein'i de beğenmiyor" dersiniz. Hayır, öyle değil. Ama deha yönünden Schredinger, Plank, Hubble, Newton vs. hepsi de Einstein kadar üstündür. Fakat böyle büyük bir sansasyonel teori ortaya koyamadılar.
aspartam
20-03-2006, 10:14
ERGUN GÖZE
--------------------------------------------------------------------------------
* *RADİKAL Gazetesi’nde, Darwin Nazariyesi hakkında, birbirine zıt iki makale okudum. Ne zamandır Darwin Nazariyesi’nin, dini çevrelerde şiddetle saldırıya uğramasının sebebi nedir diye düşünüyordum. Elbette biliyordum, bazılarının bu nazariyeyi din ve Allah’a iman konusunda bir karşı silah diye kullandığını. Nitekim İsmet Berkan, fıkrasında işin bu tarafını seçmiş ve bir ilmi dergide çıkan makaledeki polemiğin arkasına sığınarak ve bir bilginin, dindarların bu nazariye hakkında ileri sürdükleri tenkitlere cevaplarını sıralayarak “Yaratılış neden bilim dışıdır” sorusunun cevabını vermeye çalışmış..
Nuray Mert ise “Yaratılmayış Efsanesi” başlıklı yazıda, meseleye daha objektif bir noktadan yaklaşıyor ve nihayet bunun okul kitaplarında birçok benzeri bulunan bir teori, yâni bir yorum olduğunu ve yaratılış meselesinin bu görüş üzerine odaklanarak ele alınmasını sakıncalı bulduğunu ifade ediyor. Netice olarak da Darwin teorisinin ilahi mânâdaki yaratılış dogmasının karşısında bir başka dogma haline getirilmesine itiraz ediyor.
Her ne kadar teori ile yorum arasında fark varsa da Nuray Mert İsmet Berkan’dan daha çağdaş bir ilmî zihniyet seviyesinde görünmektedir.
Yanılıyorlar
Darwinciliğe din bakımından (Bilhassa İslâm) hücum edenler de yanılmaktadırlar, ateizm aşkına, onu kullanmak isteyenler de yanılmaktadırlar. Bunu anlamak için çok kısa olarak ilmi zihniyetin son geldiği noktayı ele almalıyız. İlim anlayışı artık Auguste Comte’un, pozitif ilim anlayışından çok değişik bir noktadadır. Tabiat kanunlarının zorunsuzluğu çoktan ortaya konmuş, hatta geçen yüz yılda relativist telakki kabul edilmiştir. Makrofizikle mikrofizik âlemde aynı kanunların işlemediği konuşulmuştur. Üstelik, ilimlerin bu kadar ilerlemesi de, sahalarını sınırlamış ve laboratuvara girmeyen meseleleri kadrolarından çıkarmış olmaları sayesinde gerçekleşmiştir. Gerçek ilim adamları “İlim metafizik konularda ne evet, ne de hayır diyebilir” noktasına yüz sene önce gelmişlerdir.
Darwinizm’in sahası bellidir. “Yaratılış” gibi, bütün zamanı ve mekânı -bizim ölçülerimizde ölçülmezi- kaplayan bir konuda son kararı vermeye müsait bir tecrübi imkâna da müşahade selahiyetine sahip değildir. Fizik kanunları için bile şöyle söylenip düşünüldüğü vakidir: “Su, deniz seviyesinde yüz santigrat derecede kaynar. Doğru. Ama üç milyon sene önceki şartlarda da öyle miydi?”
Darwin’in tekamül hakkındaki, mevzii fakat olağan müşahadeleri doğru ve nispi manasında ilmidir. Ama metafizik neticelere götürecek cinsten mutlak doğru değildir. Zaten böyle bir pozitif ilim yoktur. Hele son astronomi gözlemleri kâinat hakkındaki birçok düşünceyi sakatlamış küçültmüştür.
Darwin Nazariyesi’ne din namına hücum edenler de fuzuli bir iş yapmaktadır. Çünkü Darwin nazariyesinin kâinatı bir “Kudreti Külliye”nin yarattığı gerçeğini sakatladığı zannından hareket etmektedirler. Halbuki değil. Kur’an’ı Kerim 1400 sene önce “Haleka fesevva” (Âlâ sûresi 2.) ayeti kerimesinde her iki gerçeği birleştirmiştir. Yâni “Allah âlemi yarattı ve tesviye etti, tekamül ettirdi, düzene koydu”. Yine “ve hüve bikülli halkin alim” Yâsin Sûresi’nin 79. ayetinin “Allah, her türlü yaratılışı bilicisi ve failidir” ifadesi ile aynı husus açıklanmıştır. Yâni Allah yaratıcıdır. İster birden bire, ister tekamül ettirerek olsun. Bu ifade Kur’an’ın mucizesi, zamanı ve mekânı aşıp geçmesidir.
İlimle ideoloji, ilimle iman konusunda, en ilginç ilmi tespiti, 1970’li senelerin Nobelli Fransız biyologu Jacques Monod, kendisi de bir komünistken, laboratuvarda kendisine Nobel kazandırmış tecrübelerinden yola çıkarak, “Fiziko-şimik hiçbir farkı olmayan iki hücrenin ayrı fonksiyonlar icra etmesi için maddeye madde üstü bir müdahale olması gerekir ve anladığım kadarıyla tabiatta diyalektik değil kartezyanizm hakimdir. Namuslu Marksistler’in ideolojilerine materyalizmden başka bir yeni temel bulmaları gerekir” diye yapmıştı... “Le Hasard et la necessite, 1970”
Türkiye’de gerçek mânâsında bir biyokimya âlimi de, bir Marksist de olmamıştır. Marksistlerimiz ya ideolojik inat, yahut taklit ve öykünmeden ibaret kalmışlardır. Mesela, Sartre’ın dev eseri “Varlık ve Yokluk”a gıpta edeceklerine, Simon’la yaşadığı iki ucu da zinaya açık münasebete gıpta etmekle, dolayısıyla mutlak olanla nispi olan arasındaki ilişkiye de aldırmadan sadece ideolojik kavga entelektüeli halinde kalmışlardır.
Nuray Mert, bu iki sahayı ayırmakta metot bakımından haklı görünmektedir. Ne var ki insan için bu iki saha da gereklidir. Yine eski bir Marksist olan Arthur Koestler, Marksizm’den döndükten sonra yaptığı “beyin” araştırmalarında, beynin eski ve yeni “korteks” diye iki bölgesi olduğunu, bunların arasında bir faz farkı bulunduğunu, eski beynin heyecanın, yeni beynin ise aklın emrinde olduğunu bir röportajda (Soruşturma, Ergun Göze, S.41, Boğaziçi yayınları 4. Baskı) açıklamıştı.
İlim dışı açıklama
Demek isterim ki, bu iki parça bir tek insana ait olduğuna göre her ikisinin de hakkı verilmeli, dinî heyecan sahipleri akli ilimlerle, akıl sahipleri de dini heyecan konularıyla -sanat ta buna girer- kendilerini yâni zihni yapılarını tamamlamalıdırlar. Radikal, kıyısından köşesinden de olsa fikri bir meseleyi dile getirmekle iyi etmiştir. Sonuç: Yaratılış gibi metafizik bir meseleyi Darwin’in zamanındaki ilmi anlayışla, bugün açıklamaya kalkmak ilim dışıdır.
liopleurodon
20-03-2006, 10:45
Eee, ne yapalım yani?
Birincisi, sonuç paragrafı önemli. Yaratılış, bir metafizik öngörüdür. Bilimsel hiç bir tarafı yoktur. Alırsın, bir din dersi olarak okutursun. Bu ayrı bir tartışmadır. Ama bilimsel olmayan bir konuyu bilimsel bir konu olan bioyoloji dersi müfredatına alırsan, bu kabul edilemez. Çünkü, göz göre göre hurafe, bilim diye çocuklara öğretilemez.
aspartam
20-03-2006, 11:42
Bir soru:Darwin bilim adamımıydı?Hangi üniversitenin hangi biyoloji fakültesinden mezun oldu?Doktorasını nerde yaptı?Hangi akademik ünvanları aldı?Ne gibi akademik çalışmaları vardı?Yoksa o bir maymunmuydu?Maymun gibi şaklabanlık mı yapıyordu?
---------
"bilim ve teknolojinin sonuçları/uygulamaları karpuz gibi seçilememekte. Ben sadece Plazma TV kısmını yapacam diyemiyorsunuz. Plazma TV'yi yapmak için şişeden çıkardığınız cin, atom bombasının yapılabilmesini de mümkün kılıyor."
bu bilimin sucu degil sevgili kardesim.....insan nefsinin sucu.....bilim atom bombasini emretmez.....din ve bilim kotu seyler soylemezler.....bilim nedir biliyormusun kardesim bak;
---------
yukarıdaki cümlenize tamamen katılıyorum. Bilim yansızdır. İyi ya da kötü değildir. Zaten ilk mesajımdan beri vurgulamak istediğim nokta hep buydu. Ortaya çıkardığı yeni bilgiler iyi için de kötü için de kullanılabilir. Bir çok bilim insanının motivasyonu "Ben insanlara iyilik yapacam" ya da "kötülük yapacam" da değildir aslında. Merak ettikleri, çözmek istedikleri bir sorun vardır, onu çözmeye çalışırlar. Evrenimizde olan biteni daha iyi anlamaya çalışırlar. Bir bilmeceyi çözmek bir çok insan için bir tatmin kaynağıdır. Tam olarak aynı şey olmasa da bu konuda güzel bir kitap aklıma geldi, Bilgi yayınlarından, "Yalnızca eğlenmek için - Linus Torwalds". Forum'un genel çizgisi ile ilgili olmadığı için alıntı yapma taraftarı değilim.
Saygılar.
aspartam,
Bir soru:Darwin bilim adamımıydı?Hangi üniversitenin hangi biyoloji fakültesinden mezun oldu?Doktorasını nerde yaptı?Hangi akademik ünvanları aldı?Ne gibi akademik çalışmaları vardı?Yoksa o bir maymunmuydu?Maymun gibi şaklabanlık mı yapıyordu?
yazmışsınız, bir çok kaynaktan bu soruların cevaplarını rahatlıkla öğrenebilirsiniz sanırım. Ama bu yazdığınız diğer mesajlarla bir miktar çelişmekte farkındaysanız. "Dinlerin Evrimi" başlığı ile yazdığınız mesajdaki alıntının sahibi Adnan Oktar (Harun Yahya) ile ilgili de sorulabilir aynı sorular. :) Biyoloji, Jeoloji, Tarih, Arkeoloji ve daha sayamadığım niceleri ile ilgili çalışmalar, araştırmalar ve yorumlar yapan bu kişinin yazdıklarını kullanmakta, önermekte aynı hassasiyeti göstermediğinizi düşünüyorum.
Saygılar.
ERGUN GÖZE
Nuray Mert ise “Yaratılmayış Efsanesi” başlıklı yazıda, meseleye daha objektif bir noktadan yaklaşıyor ve nihayet bunun okul kitaplarında birçok benzeri bulunan bir teori, yâni bir yorum olduğunu ve yaratılış meselesinin bu görüş üzerine odaklanarak ele alınmasını sakıncalı bulduğunu ifade ediyor. Netice olarak da Darwin teorisinin ilahi mânâdaki yaratılış dogmasının karşısında bir başka dogma haline getirilmesine itiraz ediyor.
Her ne kadar teori ile yorum arasında fark varsa da Nuray Mert İsmet Berkan’dan daha çağdaş bir ilmî zihniyet seviyesinde görünmektedir.
---------------
İlim dışı açıklama
Demek isterim ki, bu iki parça bir tek insana ait olduğuna göre her ikisinin de hakkı verilmeli, dinî heyecan sahipleri akli ilimlerle, akıl sahipleri de dini heyecan konularıyla -sanat ta buna girer- kendilerini yâni zihni yapılarını tamamlamalıdırlar. Radikal, kıyısından köşesinden de olsa fikri bir meseleyi dile getirmekle iyi etmiştir. Sonuç: Yaratılış gibi metafizik bir meseleyi Darwin’in zamanındaki ilmi anlayışla, bugün açıklamaya kalkmak ilim dışıdır.
Demiş. Nuray Mert'in makalesi, inananlar içerisinde son zamanlarda karşılaştığım en aklı başında yazılardan biri idi. Biraz önce tekrar bulup okudum.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181296
güzel bi noktaya da değinmiş, "Tanrı inancı başta olmak üzere, dinsel dogmalara bilimsel verilerden bağımsız olarak inanılır. Diğer bir deyişle, bilimsel veriler, inanca ilişkin dogmaları yanlışlama gücüne sahip değildir."
Ergun Göze de yazmış yazmış, en sonunda "Sonuç: Yaratılış gibi metafizik bir meseleyi Darwin’in zamanındaki ilmi anlayışla, bugün açıklamaya kalkmak ilim dışıdır." demiş bırakmış. Evrim teorisinin güncel açıklaması ile Darwin zamanındaki açıklama aynı imiş gibi. Üstelik bir yerde demiş ki;
"Darwin Nazariyesi’ne din namına hücum edenler de fuzuli bir iş yapmaktadır. Çünkü Darwin nazariyesinin kâinatı bir “Kudreti Külliye”nin yarattığı gerçeğini sakatladığı zannından hareket etmektedirler. Halbuki değil. ". Sanki aynı eğitim kurumlarında, Newton zamanının bilimsel anlayışı ile açıklamalar yapılmıyormuş gibi. Üstelik Newton'un kuramının belli bölümlerinin düşük hızlarda doğruya yakın olduğunu gösteren "Görelilik Kuramı" da varken.
Nuray Mert'in yazısından benim anladığım: "Din bilimle ne doğrulanır, ne yanlışlanır. Bu ikisinin yaşam lalanları farklıdır". Katoliklerin evrim ya da başka teorilerle protestanlar kadar uğraşmamalarının temelinde de bu yatıyor sanırım. Galileo zamanından beri birşeyler öğrenmişler anlaşılan. İnançlarının doğruluğunu kaygan bir zeminde sınamamaları gerektiğini farketmişler. *
Ayrıca okunması son derece zor bir yazı. Özel bir çaba mı gösterilmekte bu şekilde yazmak için?
Ek olarak, kendi düşüncelerimi yazayım.
Metafizik konuları bilim ile açıklamaya, doğrulamaya çalışmak oldukça riskli bir yaklaşım diye düşünmekteyim. Bugün eleştirilen bir kuram yarın kanıtlanırsa inancınızı mı değiştireceksiniz? ya da inancınızın doğruluğu için "kanıt" olarak gösterdiğiniz bir kuram yarın yanlışlanırsa inancınızı bırakacak mısınız? Bilimin dogmatik olmadığını, bugün doğru kabul ettiğini yarın eksik ya da hatalı bulabildiğini sanırım biliyorsunuz. Bu konunun en başına dönelim, körelmiş arkadaşım, sorduğunuz sorulara cevap bulduğunuzda inancınızdan vaz mı geçeceksiniz? "İman" dediğiniz bu mudur? Görmediğiniz, var ya da yok olduğunu hiç bir bilimin kanıtlayamayacağı (aslında zaten bilimin konusu da değildir) bir yaratıcıya nasıl iman etmektesiniz?
Saygılar.
aspartam
20-03-2006, 14:07
Harun Yahya müstear ismiyle yayınlanan yazılar Adnan Oktara ait değildir.Adnan Oktar aynı zamanda kurucusu olduğu Bilim Araştırma Vakfının başkanıdır.Vakıf bünyesinde akademik ünvanlara sahip birçok bilim adamı vardır.Bu bilim adamlarının yaptığı bilimsel araştırmalar ve yabancı bilim adamlarının yaptığı bilimsel araştırmalarının makalelerinin derlemeleri,vakfın başkanı olan Adnan Oktarın müstear ismi Harun Yahya adıyla yayınlanmaktadır.Şimdi bu kısa cevaptan sonra benim darwin haklkındaki sorumuın cevabını rica etmek hakkı üzerime vasıl oldu.İstirham ediyorum, efendim.
Buyrun, ikisi için de aşağıda linkler.
http://www.harunyahya.org/yazar_hakkinda.htm
http://www.online-literature.com/Darwin/
Bu arada, mesajda bahsettiğiniz akademik ünvanlara sahip kişilerin neden adları, çalışmaları vs. yoktur ortada? Kitaplarda neden bunlar yer almaz? Adnan Oktar'ın bu kitapları tek başına yazmadığını biliyorum zaten.
liopleurodon
20-03-2006, 15:04
Aspartam ne demeye çalışıyo, anlayan var mı? Boyuna bakmadan Darwin'in biyoloji etiketini sorgulamaya çıkmıyordur umarım?
Böyle bir şey yaparsan, dünyadaki bilmem kaç bin biyolog, Darwinin teorisinin altına imzasını atar, kafana indirir o kalın kitabı, altında kalır ezilirsin. Farzet, Darwin alakasız biridir, okuma yazmayı ancak bilmektedir. Bu neyi değiştirir?
Pasteur adında birisi vardır. Darwine bu işin gelmesine sebep olan isimdir. Canlıların ancak canlılardan gelebileceğini ortaya koyarak bir diğer hristiyan pragmasını yıkmıştı. Onun için de böyle spekülasyonlar yapılmıştı. Gerçeği yıkamıyorsan, gerçeği söyleyene çat.. Eski ve işe yaramayan vede bugün malum bazı şebeklerin kullanıdğı bir yoldur..
sodomo--
20-03-2006, 16:21
körelmiş, bu arkadaşa bu topic de, geçmiş yazılarda ben cevabını verdim olayı bitirdim abiciğim arkadaşta "meslek körlüğü" dediğimiz bir saplantılı durum var o yüzden kendi alanı dışına çıkmamak için özel bir çaba gösteriyor bir de veciz sözleri var ki yemede yanında yat. Bunlardan birisini imza yaptım herkes görsün diye...
Ne demiş atalarımız "bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün"
liopleurodon
20-03-2006, 18:38
Hakaret - Küfür yok..
Liop bu sanırım 2. uyarıydı. Seviyenin düşmemesi için katkı yapacaksan yap.
Aksi takdirde aktarmak istediğin mesajı *burda dinlemek isteyen yok.
3. kez uyarılır mısın; garanti edemem..
(Silinen her iki mesajın da kayıt da. İçinde hakaret /küfür olmadığını iddia ediyor olabilirsin. Oturur bakarız, var mı yok mu?)---MuTeZiLe---
seviye sifirin altina dustu
sodomo--
20-03-2006, 18:53
sen şu maili yazdın ya, seni değil bilim adamı, adam yerine bile koymam
liop.....ayip denen kavramdan nasibini alamamis bir insan olarak seni buraya yakistiramiyorum.....burda olmamani dilerdik....
liopleurodon
20-03-2006, 19:06
Hakaret, aşağılama vs kendine sakla-ok---MuTeZiLe.
su yazilarinla karakterini belli ettin sen liop......bu saatten sonra birak bir insan yapmayi kabile yaratsan da kimsenin seni kaale alacagini sanmiyorum.....
insan yapacaksan once kendinden basla
liopleurodon
20-03-2006, 19:42
---Hakaret/aşağılama yok; --Mutezile--
Bliyorsanız, susun, adam sansınlar, adam yerine koysunlar. Bilmiyorsanız, kimse sizi adam yerine koymaz, her tür lafıda işitirsiniz..(Liop)
Fena yanılıyorsun; her türlü lafı söyleyecek insanlar buraya ait değil.Buna emin ol.--MuTeZiLe--
ya kardesim sen niye anlamak istemiyorsun.......senin burda kimseye hakaret etmeye hakkin...ne olursa olsun.....senin bilim adamliginla kimsenin sorunu yok...adamliginla sorunu var.....okuyoruz yazdiklarini......ne kadar bilimle ilgili sey yaziyorsan bir o kadar da hakaret yaziyorsun.....sonrada ustune birde 9 yas polemiklerine giriyorsun........kendine gel artik....terbiyesizsin sen.....anliyabiliyormusun bunu......bak bu hakaret falan degil......terbiyesizsin diyorum....bilginle yanlislari duzeltme yoluna gitseydin sayginligin daim olurdu......simdi yazdiklarini dogru bile olsa kimse kaale almiyor.....
amacin kalp kirmaksa,site yonetimi sana izin verdigi yere kadar devam et.......ama bu sana kazandiracak onu bilmiyorum
liopleurodon
20-03-2006, 20:01
Kim kime hakaret ediyor mev? Git bir bak bakalım şöyle geriye doğru. Benim yazdıklarıma da bak, diğerlerine de. Aldostu, Sen vs. mümkün olduğunca hakaret etmemeye çalışıyordum ve hala da çalışıyorum. Hakaret istenince nasıl edilirmiş? Hoş, kendien vs. gelince bolca "insan hakları, adap, terbiye experti" kesiliyorsun. Ama kılıfının altında sakladığını da görüyoruz. Adam gidip "Don lastiği" diye yazarken hiç gık yok sizde. Adam güya imzasına bizim yazımızı yapıştırıp maytap ederken sizde gene tık yok. Laf açılmışken, "Ayakkabı Köselesi" Lafı sana muhatap değildi, ama öyle anlamışsın, özür dilerim. Fakat, "Bir pedofilin ardında giden" tayfa lafının kapsama alanı seni de kapsıyor. Bunu söylemek edepsizlikse, gelip bu pedofilin dinini savunmak için burada klavye eskitme. Önce kendi kapının önünü temizle, ondan sonra cehennemlik kafirlere bir bak..
bana hakaret edemezsin zaten......ben hakaret ettigin arkadaslar gibi o konuda hic hosgurulu bir insan degilim.......ettigin anda alirsin boyunun olcusunu.....karadeniz orkinosundan bahsederken kendinede yontacaksin o lafi......hakaret edeceksen bana acik adresinide yazacaksin ozelime......ama oyle okkali kufur edeceksin bana ki seni affetmiyeyim......ondan sonra gor bak nasil surunuyorsun mahkemden mahkemeye....
taksimde cikip insan yapacak hal birakmam sende bak haberin olsun bana terbiyesizlik ettigini gorursem....her neyse buaryi kisisel tartisma ortamina cevirip benide baska bir terbiyesizlige surukluyorsun...ne yazicaksan ozelime yaz...
yaw beyler ,agabeyler sizler bu forumda bilgilerini paylaşan örnek insanlarsınız.yani şimdi bu hakaretleşmelerden egoların tatmininden başka *ve kinden başka ne çıkıyor.liop sana şunu söyleyeyimki senin islama ve peygambere saldırışından dolayı 3-kişi ban yedi.. ( malum banlananlardan biri de bendim ) lütfen bu tavrından vazgeç.bak onca ettiğin taksim küfürlerinden sonra bile hepinize lütfen diyorum...
mev abi lütfen ortamı germeyelim.liopun zaten hiç bir güvenilir tarafı kalmamıştır.
ortaokul ağzı ile konuşmayalım.gerekeni adminlerimiz yapacaktır zaten...
hayir dirilis oyle degil......kotulugu cirkinligi guzellikle savarsin......ama gordugun gibi kardesim liop guzellikten anlamiyor.....kac kere uyardim sayisini ben hatirlamiyorum.....kisisel hakaretlerini yer verilmeyecegini okuyup kabul etmedikmi bu forumu....sadece bir gece ofkeme yenik dusup bi kac kardesimin kalbini kirmistim burda......ne oldu...agzimin payini aldim...insanligimi hatirladim......ozur dilemek icin bir topic actim.......ve o gunden beride sozumde duruyorum.....hatt sunu soyleyebilirimki bu site sayesinde ofke nasil yenilir onu ogrendim......ama liop HARD MODE kardesim.....insanda sabir birakmiyor.....sadece bugune ait bir sey degil bu gerginlik....buraya her geldiginde mutlaka birilerine laf gecirip gidiyor......yeter artik.....ya tavrindan vazgecsin yada site neyse geregi yapsin
sodomo--
20-03-2006, 21:03
bak kardeşim liopleurodo, herşeyden önce dikkatli oku yazıları, senin o zırva lafını aspartam değil ben imza olarak kullandım ne söyleyeceksen bana söyle öyle 70 yaşındaki bunaklar gibi isimleri karıştırıp durma, üstelik "espiri, hiciv, tii' ye alma" ile "hakaret" aynı düzlemde değerlendirilmez hele "terbiyesizlik" hiç değerlendirilmez senin burada bana ve diğer insanlara söylediğin hakaretleri alt alta *yazsam ayrı bir başlık atmam gerekir ama bu bir yere götürmez bizi.
liopleurodon
20-03-2006, 21:32
Yaz, hadi, öbür tarafa da mesela "Salak, Avanak" vs. için TDK'nın tarifini koy. Benim burada ancak hakarete hakaretim vardır, eğer siz salak lafını hakaret kabul ediyorsanız o sizin bileceğiniz iş. Bak, git gör, bize "don lastiği" diyene bile laf etmedik. Ama sabrın da bir sınırı var. Dahası, hiç farketmiyorsunuz, ama "salak, aptal, akılsız, izansız, kör vs." şeklinde temelde "Salaklık" üzerine her türlü lafı hiç farketmeden ediyor yada bizi resmen salak yerine koyuyorsunuz. Bir gözatın yazdıklarınıza, görün...
sodomo--
20-03-2006, 22:02
sodomo- liopleurodon, ne yaman bir çelişki değil mi ? doğa insan beyni denilen en harika ürününü yapıyor sonra bu insan beyni hem doğanın içine ediyor hem de "yapay bir bakteri" yaptım diyerek doğanın en ilkel ürünlerini tekerrür ediyor.
liopleurodon- Doğa senin gibi bir salak yapabiliyor, birde üstüne hayatta kalmasına müsaade ediyor, daha ne beklerdin.. Okuduğunu anlamaktan aciz geri zekalı...
sodomo-bu yukarıdaki sözlerini bir iltifat gibi kabul ettim bilmiş ol. Doğanın en akıllı ürünlerinin nasıl doğanın içine ettiğini gördükten sonra vallahi "salaklık" yeğlediğim bir durum haline geldi. (gülme ikonu)
liopleurodon-Kafanız kalın, ben yapayım. Bizim tanrıyı çıkarıp yerine doğa denen bir tanrı koyduğumuzu sanıyorsunuz. Olayın aslı şu, doğa bu etrafındaki her şey. Sen de onun bir parçasısın. Ve o bütün için, amaç, hedef, istek, doğru yanlış vs. yok. Sadece fizik kanunu dediğimiz kurallar var
liopleurodon' un "Bastır parayı ben sana insan yapacam" sözünü imza olarak yazmam üzerine beni aspartam ile karıştırarak söylediği laflar ;
liopleurodon -Aspartam, kolaydır bu işler.. Sen parayı getir, biz sana insan yapmazsak,.........................
halbuki liopleurodon şunu söylüyor son yazısında "Benim burada ancak hakarete hakaretim vardır"
şimdi değerlendirelim ; madem yalnızca hakarete hakaretin var o halde ;
a) niye sana hakaret etmediğim zaman hakaret ettin ?
b) niye ben senin bu zırva sözünü imza yaptığım için bu yukarıdaki terbiyesizce lafları söyledin?