PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şu körelmiş organlar meselesine bi el atalım


aspartam
28-02-2006, 22:27
1893 yılında Alaman anatomist Robert Wiedersheim, 86 maddeden oluşan bir körelmiş organlar listesi hazırlamıştır. Bu tarihten önce de insan vücudunda işlevsiz organlar olduğu düşünülüyordu. Charles Darwin de söz konusu organların evrimsel gelişim süreci içerisinde işlevsiz kalarak köreldiğini söylemiş ve bu organları ortaya attığı Evrim Teorisi'nin kanıtlarından biri olarak görmüştür.Günümüzde bu listelerde yer alan organlardan bazıları bir tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Mesela hipofiz, tiroid ve timus bezlerinin görevleri kesin olarak anlaşılmış durumdadır. Listede yer alan diğer organlar hakkında da 100 yıl öncesine göre çok daha fazla bilgiye sahibiz. Ancak bazı insanlar, 100 yıldır süregelen tüm bilimsel çalışmaları görmezliğe gelerek, 100 yıl öncesinin iddialarını hiç değiştirmeksizin günümüze taşımaya çalışmaktadır.Şimdi tartışma konusu yapılan organları sırasıyla inceleyelim:

Apandis:

Histolojik yapısı incelendiğinde ihtiva ettiği bol miktardaki lenf nodülleri hemen dikkati çekmektedir.
Son derece zengin bir kanlanmaya da sahip olan bu organın, "barsak-ilişkili lenfoid doku sistemi(GALT)"nin bir elemanı olarak işlev gördüğü anlaşılmıştır. Son çalışmalar apandisin aynı zamanda hormonal bir merkez olduğunu ve barsak homeostazının sağlanmasına da katkı sağladığını ortaya koymuştur. Apandisin ameliyatla çıkarıldığı durumlarda bazı hastalıkların görülme riskinin arttığı konusunda da son 40 yıla ait pek çok yayımlanmış bilimsel makale mevcuttur. Ancak henüz bu konuda genel bir mutabakata varılabilmiş değildir.

Kuyruk Sokumu Kemiği:

Pelvis tabanının sağlam bir şekilde döşenebilmesi için ilgili kasların orta hatta tutunabileceği
bir kemiğe ihtiyaç olduğu açıktır. Ayrıca bu kemik sabit bir destek noktası teşkil ederek fekal kontinansın
sağlanmasına da katkıda bulunmaktadır. Sıkça iddia edildiği gibi bazı insanların kuyruklu doğduğu da doğru değildir.Kemik ve kıkırdak gibi temel kuyruk elemanlarından yoksun olan söz konusu yapı, çok nadir görülen bir doğumsal anomalidir.

Vücut Kılları:

Başımızı soğuktan ve güneş ışınlarından koruyan saçlar, terin göze inmesini engelleyen kaşlar,
göze gelen bir travmayı önceden fark ederek göz kapaklarını kapatan refleks mekanizmayı başlatan kirpikler, yabancı partiküller için bir filtre görevi gören burun ve kulak kılları vücudumuzdaki özelleşmiş kıllardır. Cinsel kimliğin kazanılmasında ve kişiliğin gelişiminde önemli rol oynayan seksüel kıllar da vardır. Ayrıca tüm vücuda yayılmış vücut kılları, köklerini saran zengin sinir ağı sayesinde bir dokunma reseptörü olarak görev yapmakta ve cisimlerin vücutla ilk temasını ve hareketini saptamaktadır.

Köpek Dişleri:

Ağzımızdaki dişlerin şekilleri ve yüzey özellikleri yapacakları göreve en uygun bir biçimde tasarlanmıştır.
Kesici dişer, düz ve keskin yüzeyleriyle adeta makasın iki ağzı gibi davranarak besinleri keser. Sivri yüzeyli olan köpek dişeri, sert gıdaların parçalanmasında görev alır. Girintili-çıkıntılı geniş yüzeyleriyle azı dişleri de besinleri öğütür.

Kulak Kası:

Sesin hangi yönden geldiğinin belirlenmesinde kulak kepçesinin özel şeklinin de rolü vardır. Bu şeklin
oluşmasında ve korunmasında kulağın iç ve dış kasları rol almaktadır.

Yirmi Yaş Dişleri:

Erişkin insanların pek çoğunda çeneler yeterli büyüklüğe ulaşamadığından, yirmilik dişlerin çıkmasında
problemler yaşanmaktadır. Çenelerin yeterli büyüklüğe ulaşamamasının nedeni, yumuşatılmış besinlerin beslenmedeki oranının artması ve bu nedenle çenelerin daha az kullanıldığı bir beslenme alışkanlığının benimsenmiş olmasıdır. Bu çevresel bir etkidir ve genetik bir farklılaşma olmadığına göre evrimle bir ilişkisi de yoktur.

Plica Semilunaris (Gözdeki Yarımay Çıkıntısı):

Konjonktivanın katlanmasıyla oluşan bu yapının, ihtiva ettiği lenfoid doku ve sekretuar(salgı yapıcı) elemanlar sayesinde gözün korunmasında özel bir öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Gözün mediyalinde yerleşmiş olması da bu açıdan bakıldığında amaca uygundur.


Köprücük Kası (M.subclavius):

Bu kas, köprücük kemiği ve ilk kaburga arasında yerleşmiş olup, buradan geçen damar-sinir paketini
korumaktadır.

Dizkapağı Kemiği (Patella):

Bu kemik dört başlı uyluk kasının kaval kemiğine yapıştığı yerdeki açıyı artırarak, ilgili kasın
döndürücü etkisini artırmakta ve kirişin ekleme sürtünmesini de önlemektedir.


Plantaris Kası:

Uzun tendonu ve kas iğciklerinden zengin gövdesiyle proprioseptif duyunun sağlanmasında görev almakta ve gastrokinemus kasıyla koordineli çalışarak bacak hareketlerinin düzenli ve amaca uygun bir biçimde gerçekleştirilebilmesine yardımcı olmaktadır.

Paranazal Sinüsler:

Temel görevleri, sürekli ve belli bir yönde hareket eden mukozal salgılar üreterek solunum havasını
temizlemek, nemlendirmek ve ısıtmaktır. Ayrıca bu boşluklar organizmaya başka avantajlar da sağlamaktadır.

Avuçiçi Kası (M.palmaris longus):

Bu kas, deri altı yağ dokusunu derin fasya ile birbirine bağlayarak avuçiçinde güçlü bir aponevroz teşkil eder.

Palmaris Brevis Kası:

El hareketlerinde herhangi bir işlevi yoktur ama hipotenar kabartıyı belirginleştirerek ve bu bölgedeki deriyi de kırıştırarak elin kavrama yeteneğini artırır.

Beşinci Ayak Parmağı:

Ayaklarımız üzerinde durduğumuzda yükün önemli bir kısmı baş parmaklarımızca karşılanır ve
diğer parmakların fazlaca bir önemi yoktur. Ancak yürümeye başladığımızda, bir ayağımızı yerden kaldırmamızla birlikte yükün tamamı yerdeki diğer ayağın üzerine biner. Bu sırada vücut ilave yükü karşılamak için bazı pozisyon değişikliklerine gider. Bunlardan biri de yerdeki ayağı inversiyona getirerek yükü dış kısımlara doğru yaymaktır. İşte serçe parmaklarımız, hareketler sırasında ayağın dış kısmına binen ilave yükleri karşılayabilecek bir tasarıma sahiptir.

Vomeronazal Organ:

Yakın zamana değin, fetusta belirdiği fakat daha sonra ortadan kalktığı zannediliyordu. Ancak
son yıllardaki bilimsel çalışmalar erişkin insanlarda da bu yapının varlığını ve işler halde olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu organın anne ve bebek arasındaki duygusal bağlantıdan cinsel tercihlere kadar pek çok olayı bilincimiz dışında fakat çok kuvvetli bir biçimde yönlendirdiği tahmin edilmektedir.

Sünnet Derisi (Prepusyum):

Sünnet derisi buraya kadar saydığımız yapılardan daha farklı bir konumdadır. Çünkü bu
yapının varlığı erkekte üriner enfeksiyonların, cinsel yolla bulaşan hastalıkların ve penis kanserinin görülme riskini önemli ölçüde artırmakta ve bu yapıyı taşıyan erkeklerin eşlerinde de serviks kanseri daha sık görülmektedir. Hayata sünnet derisiyle devam etmenin sakıncalı olduğu açıktır ancak yine de hayata sünnet derisiyle gelmenin bazı faydaları olabilir. Mesela bu yapı ürettiği yağdan zengin bir madde sayesinde penis başını anne rahmindeki sıvı ortama karşı kimyasal olarak koruyor ve mekanik olarak da bir ambalaj teşkil ediyor olabilir. Bu mekanik koruyuculuk belki de erken bebeklik döneminde de devam ettiği söylenmektedir. Sünnet olmak, tırnak kesmek ve traş olmak gibi dış müdahaleye ihtiyaç duyan nadir bedensel özelliklerimizden biridir.

Transvers Torasik Kaslar:

Ekspiratuar fonksiyonlarının yanı sıra, sternumun stabilitesinin sağlanmasında da işlev görmektedirler.

Erkek Memeleri:

Sadece kadınlarda işlev görseler bile, memelerin erkeklerde de bulunması genetik bir zorunluluktur. Çünkü
otozomal genler hem erkek hem de kadınlarda aynıdır.

exclusive
01-03-2006, 03:56
Sana balinaların arka ayaklarını soracaktım ama internette ufak bir araştırma sonucu cevabı buldum...

Meğer balinaların arka ayak kemikleri 4 bacaklı bir kara hayvanından evrim geçiren balinaların artık kullanılmayan arka ayaklarının kalıntıları değilmiş...

İşin aslı şöyleymiş: Bu kemiklerin çok önemli bir işlevi varmış ve bu yüzden de körelmiş birer organ kalıntısı değillermiş. Balinalar çiftleşirken erkek balinanın ereksiyon olmasını bu kemikler sağladığı gibi dişi balinanın da cinsel ilişkiye girmesini kolaylaştırıyormuş...

Hayret doğrusu, demekki körelmiş organlar meselesine kafayı takmış bir adam bu uğurda kuzey buz denizine kadar gidip defalarca bu dev memelilerin suyun altındaki çiftleşmelerini incelemiş... Yani öyle bir iki gözlemle de çözülecek iş değil. Hayvanın et ve yağ tabakasının tamamen içinde kalan, dışarıdan kesinlikle gözükmeyen bu kemiklerin işlevini keşfedebilmek uğruna belki suyun altında çalışabilecek kocaman bir röntgen cihazı bile yaptırmıştır.

Ya da birisi bu zahmete hiç katlanmadan körelmiş organlar listesini eline alıp listedeki her bir organa bişeyler uydurmuş...

Ayrıca hadi balinanın arka ayağına bi kulp buldun diyelim... Peki hayvanın akciğerlerine ne yapacaksın? Bütün ömrünü okyanusta yüzerek geçiren bir hayvana solungaç takmayıp akciğer takan bir tasarımcının akıllı olduğunu savunmak kolay olmasa gerek...

Ayrıca körelmiş organ demek en ufak bir fonksiyonu bile olmayan organ demek değil ki. Evrim sonucu eski önemini yitirmiş, eski fonksiyonlarını kaybetmiş ve artık olmasa da olur konuma gelmiş ve bu yüzden de yok olmaya başlamış organ demek.

Örneğin bademciğin ufak tefek bir işlevini de arayan bulur ama ben bademcikleri alınmış bir insan olarak hiç eksikliğini hissetmedim desem yalan olmaz...

Aspartam'ın saydığı işlevlerin de çoğunu beğenmedim, kim uydurduysa söyleyelim bunları geliştirsin.

sünnet derisi belkilerle dolu. Herhangi bir işlevi net şekilde tanımlanamamış...

Erkeklerin memesi otozomal genlere bağlanmış... Yani bir yaratıcı için gen gibi bir konunun bağlayıcı olmaması gerekir.

Kulak kası kulağın şekli için çok önemlidir denilmiş ancak kulağın şeklini belirleyen kıkırdak varken kulak kası olmasa da bu şeklin bozulması pek mümkün gözükmüyor. Ayrıca kulak şekli duyma için çok önemlidir denilmiş ancak her insanın kulak şekli farklıdır. Kimisinin kulakları yanlara yapışık gibi durur kimisininki ise çanak anten gibidir ve ileriye bakar. Ben kulağının şekli yüzünden duyma sorunu çekenine daha rastlamadım..

Tabi Transvers Torasik Kaslar gibi şeyler hakkında yorum yapamayacağım. Ancak şu yirmi yaş dişleri konusuna değinmek şart...

Yirmi Yaş Dişleri:

Erişkin insanların pek çoğunda çeneler yeterli büyüklüğe ulaşamadığından, yirmilik dişlerin çıkmasında
problemler yaşanmaktadır. Çenelerin yeterli büyüklüğe ulaşamamasının nedeni, yumuşatılmış besinlerin beslenmedeki oranının artması ve bu nedenle çenelerin daha az kullanıldığı bir beslenme alışkanlığının benimsenmiş olmasıdır. Bu çevresel bir etkidir ve genetik bir farklılaşma olmadığına göre evrimle bir ilişkisi de yoktur.
Tarih öncesi çağlara ait insan fosillerini incelerseniz çenelerinin ne kadar büyük olduğunu görürsünüz. Günümüzde çenenin küçülmüş olması elbette her evrim gibi çevresel etkenlerin bir sonucudur, tüm insanlar için geçerli genetik bir farklılaşmadır ve evrimle de yakından alakalıdır.

İnsanların neredeyse tamamı dişleriyle ilgili sorunlar yaşıyor, pekçok insanın dişleri milyon yıllık evrimde neredeyse yarıya yakın oranda küçülen çenesine sığmadığı için yamuk yumuk çıkıyor... akıllı tasarım ve kusursuz insan bunun neresinde yahu?

aspartam
01-03-2006, 10:06
Ex. kardeş hangi delili getirirsek getirelim ikna olmuyorsu(nuz)n.Yaw o zaman problem sende.Bi şartlanmışlık var.Gözünü kapatıyorsun güneş yok,güneş yok diye sayıklıyorsun.Şimdi o gözünü iyice aç sana,balinanın arka bacağı olduğunu iddia ettiğin kemik parçasının ne işe yaradığını açıklayayım.
Basilosaurus'un ve kaşalotun omurgalarının alt kısmında, omurgadan bağımsız küçük kemikler yer alır. Evrimciler bunların "küçülmüş bacaklar" olduğu iddiasındadır. Oysa söz konusu kemikler Basilosaurus'ta "çiftleşme konumunu almaya yardımcı olmakta", kaşalotta ise "üreme organlarına destek olmakta"dır.
National Geographic, "Balinaların Evrimi", Kasım 2001, s. 163.

liopleurodon
01-03-2006, 13:59
Bir acayip madem öyledir safsatası içinde görüyorum sizi? Denizde yaşayan zilyon tür mevcut. Neden balinalar böyle çiftleşmek zorunda? Neden akciğerleri var?

Erkek Memeleri:
Sadece kadınlarda işlev görseler bile, memelerin erkeklerde de bulunması genetik bir zorunluluktur. Çünkü
otozomal genler hem erkek hem de kadınlarda aynıdır.

Evet, genetik bir zorunluluktur. Kuyruğunun, apandistinin ve 20 yaş dişinini olması gibi. Bu zorunluluk taa eski devirlerdeki atalarından sana kalmış bir durumdur. Erkek ve dişi ayrı ayrı yaratılsaydı bu zorunlulukta olmazdı. Erkeklerin memeleri kadar ilginç bir diğer husus ise sırtlanların klitorisleridir. Git bir bak bakalım, erkeği ve dişisini ayırabilecekmisin sırtlanın? Bunda da atasından yadigar kalan, iri testesteron bezleridir mesela. Dişilerde testeronun varlığı (ki insanda da böyledir) da aynı şekilde genetik bir zorlamadır mesela?

Peki bu zorlamanın kaynağı neye dayanır? Nedendir? Yaratan aksini beceremiyor muydu? Yoksa evrimin buna bir cevabı var mıdır? Hadi bir sınav yapalım seni, bu soruya cevabın var mı?

korelmis
01-03-2006, 17:55
Erkek ve dişi ayrı ayrı yaratılsaydı bu zorunlulukta olmazdı.


Daha önceki yazılarda tıptan ne kadar habersiz olduğunu gösterdim. bilgi seviyenin ne derece yetersiz olduğunu bu yazıları okuyan herkes görecektir, ama sen hala ahkam kesmeye devam ediyorsun. bu son yazınla da mantık seviyeni netleştirmiş oldun.

erkek ve dişi bireylerin ayrı ayrı yaratılmasına ne gerek var? şuna benziyor, iki tane ansiklopedi yazacaksın, aralarındaki farkın bir sayfadan ibaret olması yeterli. şimdi soruyorum. aralarında bir sayfadan fazla fark olmayan iki ansiklopediyi ayrı ayrı yazmak mı daha mantıklıdır, yoksa fotokopi çekip sadece aradaki sayfayı değiştirmek mi daha mantıklıdır?

şimdi bana bundan daha ekonomik bir tasarım göster bakalım bay bilmişlik taslayan cahil efendi!

liopleurodon
02-03-2006, 10:52
Yani Allah önce kadını yarattı, sonra kopyasını çıkarıp Erkeği mi yarattı? Erkeğin kalçasını dar yaparken, testis vs eklerken rahim vs. yi çıkaran allah, göğüslere gelince, aman kim uğraşacak diyerek öyle mi bıraktı?

Bu bilinen yaratılış hikayelerinden hiç birinie uymuyor. Bizim bildiğimiz önce Adem, sonra Havva'dır..

Tasarım filan değil bu tıptan anladığını sanan, biyolojiden hiç anlamayan avare. Git evrim nasıl olur, öğren ve gör neden böyle bir durum oluyormuş...

Tıptan anlamak? Bana ne tıptan.. Benim işim Tıp değil. Ama sen işim tıp diyorsun, fakat asıl sen anlamıyorsun. Tıptan çakma vs. değil, mantık ve izan meselesinden anlamıyorsun. Yani, okumuş olabilirsin, ama bu bilindiği üzere sadece semerini almış, eşeklik sende baki kalmış.. Bilmem yanlışını anladın mı?

korelmis
02-03-2006, 12:48
Senin vajenin asidik ortamının koruyuculuğunu bilmediğini, hatta rahim ile vajinayı birbirine karıştıracak kadar tıptan habersiz olduğunu, çiğneme kaslarının çene gelişimi üzerine olan etkisinden de habersiz olduğunu gösterdim. Üstelik bunlar konusunda ahkam kesmeye kalkarken yakayı ele verdin... Yani bildiğini sandığın bir konuda cehaletini sergiledin.

Genetikten de habersiz olduğunu bu yazınla gösteriyorsun. Öncelikle genital organlarla memenin ayrımını anlaman için biraz embriyoloji okuman gerekecek. Eğer azıcık bile embriyoloji bilseydin, memenin genital organ olmayan bir vücut yapısı olduğunu bilirdin ve bu saçma soruyu sormazdın. Erkeğin ve kadının tüm vücut organları embriyolojik hayatın başında aynıdır. Buna genital organlar da dahil. Daha sonra erkeğin taşıdığı y kromozomu gonadların testis yönünde farklılaşmasını sağlar ve gelişen testisler ortak genital organ taslaklarının dişi ve erkekteki gelişmişlik düzeyini belirler. Bu son derece ekonomik tasarımı anlayacak bilgin de, zekanda yok anladığım kadarıyla...Erkekte meme dokusunun olmaması için, erkekteki y kromozomunda bu dokuyu ortadan kaldıracak mekanizmaları ortaya çıkaracak yeni genlere ihtiyaç vardır. Oysa buna hiç gerek yoktur, çünkü bunun erkek için bir zararı yoktur. Vücut neden ilave gen yüküne girip böyle gereksiz bir olaya girişsin ki!

liopleurodon
02-03-2006, 13:13
Sen ne acayip bir adamsın ki, okuduğunu bile anlamaktan acizsin. Ben ne zaman memeler genital organdır dedim? Ne zaman vajina asitli bir ortam değildir dedim. Angutluğu şiar edinip üstüne boyuna konuşuyorsun. Vajinadaki asitlik koruyucudur ama öyle abarttığın kadar etkin bir antibakteriyel, antisperm özellik taşımaz dedik sana, sen ne anladın. Ben ne zaman memeler genital organdır dedim ki?

Hala aynı lafları ediyorsun. Hiç bir kas grubunun gelişmesi, kemiklerin gelişimini etkilemez. İdman yaparak boyunu uzatamazsın. Aynı şekilde akşama kadar geviş getirip çene kemiklerini büyütemezsin. Bir de kendini bir şey bilir sanıp, millete laf sokmaya çalışıyorsun.

Boş icraat üstündesin. Memelerin çıkar ve gelişme süreci böyledir (3 eksik, 5 fazla, önemli değil) Ve bunu atalarından genetik olarak miras alırsın. Çünkü eşeyli üreme ve memeliliğe geçiş sürecinde ataların çift cinsiyetliydi. Böyle bir tasarım ancak beyinsiz birinin tasarımı olabilir. İşe yaramayacak şeyi niye koyuyorsun? Ekstra genetik yük mü? Angut laflar edeceğine, insandaki atıl gen yükünü, yani hiç bir halta yaramayan, çekinik değil tamamen fonksiyonsuz olan gen bloklarını nerene sokacağını düşün..

Bu organlar evrimin sonucudur. Kuyruklu bir hayvandan, ağaçta yaşayan bir hayvandan geldiğimizin işaretleridir. Erkeğin Memeleri ise türleşmenin başlangıcında yaşanan çift cinsiyetli olma halinin mirasıdır. Sen hala gidip memelere fonksiyon uydurmaya çalış. hiç uğraşma, emzirmeye başla iş yaptıklarını görürsün büyük ihtimalle. Ama bu senin neden östrojene sahip olduğunu, kadının da neden testosterona sahip olduğunu gene izah etmez.

Tasarım filan boş laflardır. Asılsız ve zorlamadır. Genetik olarak böyle olması zorunludur diye atıyorsun. Evet zorunludur, çünkü memeliler erkek dişi bireyleri olmayan bir türden türemiştir. Bize güya bunların gelişimini anlatarak aksini ispat edeceksin? Neyi gösterdin bize... Bir embriyoloji dersi aldık ayaküstü.. İyi, hoş, ama biz sana bunu sormadık ki? Neden genlerde bu özellik var diye sorduk.. Sen ekonomik bir tasarım diyorsun, külahıma anlat. Ekonomik çünkü evrimle adım adım mutasyonla gidebileceğin ancak böyle bir yön. Baştan tasarlanan bir DNA'da böyle olmasına hiç gerek yok ve öyle olsaydı çok daha ekonomik olurdu. Ama böyle, çünkü, mutasyon ve evrim ancak buna müsaade ediyor..

Oysa buna hiç gerek yoktur, çünkü bunun erkek için bir zararı yoktur. Vücut neden ilave gen yüküne girip böyle gereksiz bir olaya girişsin ki!

Bak bu doğru. Çünkü bu vücudu geliştiren gene vücudun kendisi. Bunun biraz daha eski hali. Dışarıdan yapılmış herhangi bir tasarım veya müdahale yok. Vücut kendini böyle geliştiriyor ki başka yolu da yok. Pat diye ilahi yoldan yaratılan bir dişi ve erkek için böyle yapmak, ancak salak bir tasarımcıyı gösterebilir. Ama bir canlının evrimle kendine (nesiller boyu türüne) yeni nitelikler kazandırması ancak böyle olabilir. Bilmem kafan bastı mı?