aspartam
10-03-2006, 10:43
Endülüs, İspanya'nın güneyinde 8 yüzyıl yaşamış bir medeniyet, coğrafya ve imparatorluğun adıdır.
Kuruluşundaki azim ve kararlılığın, yaşayışındaki medeniyet ve ihtişamın, yıkılışındaki tefrika ve hüznün adıdır Endülüs..
Muhammed İkbal, Salih bin Şerif, Yahya Kemal ve Mehmet Âkif gibi, müslümanların dertlerini kendisine dert edinmiş nice bağrı yanıklar, ağıtlar yakmış Endülüs için.
Dilerseniz zaman tünelinden geriye doğru bir yolculuk yaparak, fethinden yıkılışına kadar her safhasında binbir ibret levhası taşıyan Endülüs'ü fetheden ruhu, İslâm mefküresinin engin medeniyetini ve hazin yıkılışı, birlikte seyretmeye çalışalım:
711 yılının bir ilkbaharıydı. Çiçeği burnunda bir delikanlı, 19 yaşındaki komutan Târık bin Ziyad, 12.000 kişilik bir kuvvetle Septe (Cebel-i Târı k ) boğazını geçip, Vizigotların hakim olduğu Endülüs'e ulaştı.
Düşman kuvvetleri sayı, silah ve cephane bakımından kat kat üstündü. Târık bin Ziyad emir vererek, askerlerini taşıyan gemilerin hepsini yaktırdı. Böylece geri dönme ümidini ortadan kaldırmıştı.
Sonra da askerlerine dönerek seslendi:
“ Askerlerim!... Karşımızda düşman, arkamızda deniz var. Bizim için geriye dönüş imkânı kalmadı. Önümüzde bulunan düşmandan kaçarsak bizi deniz yutar, yok yere ölürüz. Tek çare düşmanla kahramanca savaşıp kazanmak ve İslâm bayrağını şerefle dalgalandırmak... Ya başarır zafere ulaşırız; ya da şehit düşer cennete gideriz. Ya şehadet, ya zafer. İnanıyorum ki, Allah'ın izniyle zafer bizim olacaktır.”
Askerler hep bir ağızdan:
“ Zafer bizimdir ” diye haykırdılar.
Günlerce süren mücadeleden sonra Vizigotların Kralı Roderick ve yüz bin kişilik ordusu bozguna uğratıldı ve İslâm sancağı İspanya burçlarına dikildi.
Müslümanlar, kısa zaman içerisinde İspanya'da muhteşem bir medeniyet kurdular. İkiyüzbin hanelik ve bir milyon nüfuslu Kurtuba şehrinde 80.000 saray ve konak, 600 cami, 80 mektep, 50 hastane, 900 hamam, 600 han yapılmıştı.
Yalnız Kurtuba Kütüphanesi'nde 600.000 cilt kitap toplandı. Bunların kataloğu ise 44 cilt tutuyordu.
İlmî gelişmeler öylesine ilerlemişti ki, dünyanın her tarafından, öğrenim yapmak için Endülüs'e talebeler geliyordu. Pek çok Fransız, İngiliz, Alman ve İtalyan asıllı öğrenciler Endülüs Üniversitelerinde eğitim görmüşlerdir.
Bu öğrenciler ülkelerine döndüklerinde yeni kurulan üniversitelerde hoca oluyorlardı. Endülüs ve Sicilya'da gördükleri İslâm medreselerindeki mîmarî üslûp, ders programları, öğretim metotlarına uygun olarak bu üniversiteleri genişletip sayılarını çoğalttılar.
Fransa'da Bologne, Montpellier ve Paris Üniversitesi; İngiltere'de Oxford, Almaya'da Köln Üniversiteleri İslâm medreselerini takliden; İslâm ilim, kültür ve medeniyetinin Batı'ya aktarılması gayesiyle kurulmuş okullardır.
Rönesansın, dolayısıyla bugünkü Avrupa ilim ve tekniğinin temelinde, Endülüs Medeniyetinin büyük katkısı vardır.
Toplumsal yaşam açısından bakıldığında, belli haklar ve sorumluluklar çerçevesinde, Müslümanlarla Müslüman olmayanların, müşterek bir coğrafya üzerinde ve tek bir devlet çatısı altında, birlikte yaşayabilecekleri anlayışına dayalı yeni bir sosyal model uygulanmıştı.
Yerli halka;
- Can ve mal emniyetlerinin sağlanacağı,
- Dinlerini yaşama ve muhafaza konusunda güçlükle karşılaşmayacakları, dinlerini terke zorlanmayacakları, dinlerinden dolayı kınanmayacakları, mâbetlerine zarar verilmeyeceği,
- Hür olarak yaşamaya devam edecekleri, yani köleleştirilmeyecekleri,
- Ailelerin parçalanmasına yol açabilecek tasarruflarda bulunulmayacağı,
- Kendi aralarındaki mesele ve ihtilaflarda kendi hukuklarını tatbik hakkına sahip olacakları, taahhüt edildi.
Halk, kendilerine tanınan bu haklar karşılığında, tespit edilen miktardaki senelik vergilerini ödeyecek, ayrıca düşmanla işbirliği içine girmeyecekti.
Kuruluşundaki azim ve kararlılığın, yaşayışındaki medeniyet ve ihtişamın, yıkılışındaki tefrika ve hüznün adıdır Endülüs..
Muhammed İkbal, Salih bin Şerif, Yahya Kemal ve Mehmet Âkif gibi, müslümanların dertlerini kendisine dert edinmiş nice bağrı yanıklar, ağıtlar yakmış Endülüs için.
Dilerseniz zaman tünelinden geriye doğru bir yolculuk yaparak, fethinden yıkılışına kadar her safhasında binbir ibret levhası taşıyan Endülüs'ü fetheden ruhu, İslâm mefküresinin engin medeniyetini ve hazin yıkılışı, birlikte seyretmeye çalışalım:
711 yılının bir ilkbaharıydı. Çiçeği burnunda bir delikanlı, 19 yaşındaki komutan Târık bin Ziyad, 12.000 kişilik bir kuvvetle Septe (Cebel-i Târı k ) boğazını geçip, Vizigotların hakim olduğu Endülüs'e ulaştı.
Düşman kuvvetleri sayı, silah ve cephane bakımından kat kat üstündü. Târık bin Ziyad emir vererek, askerlerini taşıyan gemilerin hepsini yaktırdı. Böylece geri dönme ümidini ortadan kaldırmıştı.
Sonra da askerlerine dönerek seslendi:
“ Askerlerim!... Karşımızda düşman, arkamızda deniz var. Bizim için geriye dönüş imkânı kalmadı. Önümüzde bulunan düşmandan kaçarsak bizi deniz yutar, yok yere ölürüz. Tek çare düşmanla kahramanca savaşıp kazanmak ve İslâm bayrağını şerefle dalgalandırmak... Ya başarır zafere ulaşırız; ya da şehit düşer cennete gideriz. Ya şehadet, ya zafer. İnanıyorum ki, Allah'ın izniyle zafer bizim olacaktır.”
Askerler hep bir ağızdan:
“ Zafer bizimdir ” diye haykırdılar.
Günlerce süren mücadeleden sonra Vizigotların Kralı Roderick ve yüz bin kişilik ordusu bozguna uğratıldı ve İslâm sancağı İspanya burçlarına dikildi.
Müslümanlar, kısa zaman içerisinde İspanya'da muhteşem bir medeniyet kurdular. İkiyüzbin hanelik ve bir milyon nüfuslu Kurtuba şehrinde 80.000 saray ve konak, 600 cami, 80 mektep, 50 hastane, 900 hamam, 600 han yapılmıştı.
Yalnız Kurtuba Kütüphanesi'nde 600.000 cilt kitap toplandı. Bunların kataloğu ise 44 cilt tutuyordu.
İlmî gelişmeler öylesine ilerlemişti ki, dünyanın her tarafından, öğrenim yapmak için Endülüs'e talebeler geliyordu. Pek çok Fransız, İngiliz, Alman ve İtalyan asıllı öğrenciler Endülüs Üniversitelerinde eğitim görmüşlerdir.
Bu öğrenciler ülkelerine döndüklerinde yeni kurulan üniversitelerde hoca oluyorlardı. Endülüs ve Sicilya'da gördükleri İslâm medreselerindeki mîmarî üslûp, ders programları, öğretim metotlarına uygun olarak bu üniversiteleri genişletip sayılarını çoğalttılar.
Fransa'da Bologne, Montpellier ve Paris Üniversitesi; İngiltere'de Oxford, Almaya'da Köln Üniversiteleri İslâm medreselerini takliden; İslâm ilim, kültür ve medeniyetinin Batı'ya aktarılması gayesiyle kurulmuş okullardır.
Rönesansın, dolayısıyla bugünkü Avrupa ilim ve tekniğinin temelinde, Endülüs Medeniyetinin büyük katkısı vardır.
Toplumsal yaşam açısından bakıldığında, belli haklar ve sorumluluklar çerçevesinde, Müslümanlarla Müslüman olmayanların, müşterek bir coğrafya üzerinde ve tek bir devlet çatısı altında, birlikte yaşayabilecekleri anlayışına dayalı yeni bir sosyal model uygulanmıştı.
Yerli halka;
- Can ve mal emniyetlerinin sağlanacağı,
- Dinlerini yaşama ve muhafaza konusunda güçlükle karşılaşmayacakları, dinlerini terke zorlanmayacakları, dinlerinden dolayı kınanmayacakları, mâbetlerine zarar verilmeyeceği,
- Hür olarak yaşamaya devam edecekleri, yani köleleştirilmeyecekleri,
- Ailelerin parçalanmasına yol açabilecek tasarruflarda bulunulmayacağı,
- Kendi aralarındaki mesele ve ihtilaflarda kendi hukuklarını tatbik hakkına sahip olacakları, taahhüt edildi.
Halk, kendilerine tanınan bu haklar karşılığında, tespit edilen miktardaki senelik vergilerini ödeyecek, ayrıca düşmanla işbirliği içine girmeyecekti.