PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ayn RAND


Sangre
07-06-2010, 15:05
http://img576.imageshack.us/img576/7898/19838349837322533150583.jpg

Başkası için yaşamayacağıma
ve
başkasından da kendim için yaşamasını istemeyeceğime
varoluş aşkım üzerine andiçerim.



2 Şubat 1905'te Rusya'da, St. Petersburg'da, doğdu. Altı yaşında kendi kendine okumayı öğrendi ve iki yıl sonra bir Fransız çocuk dergisinde ilk hayâlî kahramanını keşfetti. Bu ona hayatı boyunca örnek olacak başlıca kişiydi. Dokuz yaşında roman yazarı olmaya karar verdi. Mistisizme ve kollektivist Rus kültürüne karşı çıktı ve Walter Scott ve özellikle beğendiği yazar olan Victor Hugo ile tanıştıktan sonra kendisini Avrupalı bir yazar olarak görmeye başladı.

Yüksek öğrenim yıllarında desteklediği Kerensky'nin iktidara gelişine ve başından beri yanlış ve tehlikeli gördüğü Bolşevik Devrimi'ne tanık oldu. Savaştan kaçarak ailesiyle birlikte Kırım'a yerleşti ve orada yüksek öğrenimini tamamladı. Son komünist zaferi babasının eczanesine haciz getirdi ve yoksulluk dönemi başladı. Ailesi Kırım'dan döndüğünde, o felsefe ve tarih üzerinde araştırma yapmak üzere Petrograd Üniversitesi'ne girdi. 1924'te mezun olurken, hakkında soruşturma başlatıldı, üniversite dağıldı ve komünistler üniversite yönetimini devraldı. Hayatının giderek kötüleşmesine rağmen onun en çok hoşlandığı şey Batı film ve oyunlarıydı. Filmlere olan hayranlığı sebebiyle, 1924'te oyun yazarı olarak Sinema Sanatları Enstitüsü'ne girdi.

1925'lerin sonuna doğru Birleşik Devletleri ziyaret etmek için Sovyet Rusya'dan ayrılmaya karar verdi. Sovyet makamlarına ziyaretinin kısa olacağını söylemesine rağmen Rusya'ya bir daha asla dönmemeye kararlıydı. 1926'nın Şubat ayında New York'a vardı. Chicago'da altı hafta geçirdi, vizesini uzattırıp oyun yazarı olarak kariyerine devam etmek üzere Hollywood'a gitti. Hollywood'daki ikinci gününde DeMill onu stüdyosunun kapısında beklerken gördü ve Kralların Kralı film setindeki işleri yürütmeyi teklif ederek, iş ve avans verdi. Böylece Ayn Rand metin okuyucusu oldu. Bir sonraki hafta stüdyoda 1929 yılında evlendiği aktör Frank O'Connor'la tanıştı. Frank'ın ölümü ile sona eren evlilikleri 50 yıl sürdü.

Oyun yazarlığı dışında çeşitli işlerde birkaç yıl çalıştıktan sonra bir film stüdyosunda vestiyer olarak çalıştı ve Kırmızı Piyon adlı oyun metnini 1932 yılında Universal Stüdyolarına sattı.

İlk romanı olan "We The Living" (Yaşamak İstiyorum) 1933'te tamamladı. Roman, Sovyet Rusya'da komünist rejimin baskılarını ve insanların sıkıntılı yıllarını anlatmaktadır. Otobiyografik yönü ağır basan romanda baskıcı komünist rejimin bireylerin hak ve hürriyetlerine müdahalesi anlatılır. Romanda yoğun bir sosyal hayat görüntüsü altında bireyin özel hayatının yok oluşu göz önüne serilmektedir. Rand'ın bu romanı yayınevleri tarafından reddedildi. Yıllar sonra Amerika'da Macmillian ve İngiltere'de Cassell adlı yayımcılar tarafından (1936) yayınlandı.

1935 yılında "The Fountainhead" (Pınar) adlı romanını yazmaya başladı. Hikaye geleneksel standartlara karşı olan, savaşta doğruluktan taviz vermeyen ve aynı zamanda kendisini de hezimete uğratmaya çalışan güzel bir kadına aşık olan zeki, genç bir mimarı anlatmaktadır. Şu ana kadar 6 milyondan fazla satılan bu roman her yıl 100 binden fazla genç okuyucuya ulaşıyor. Ayn Rand Pınar'ı şöyle tasvir ediyor: Sonu ne olursa olsun insanoğlu yaşamının şafağında doğası ve hayat potansiyeliyle ilgili mükemmel vizyonunun peşine düşer. Bu vizyonu bulmak için bir kaç ipucu vardır. Pınar bunlardan biridir. Pınar son kısmında gençlik ruhunun önemini vurgulamakta, insanın şerefinin önemine işaret etmekte ve bunların hangi ortamda yaşayacağını göstermektedir. Pınar da 12 yayıncı tarafından reddedildi fakat sonunda Bobbs-Merrill tarafından yayına kabul edildi. Roman 1943'te yayınlandı, hemen klasik haline geldi ve Ayn Rand da romanla birlikte bireyci felsefenin şampiyonu olarak tanındı. Ayn Rand 1943'ün sonlarına doğru Pınar'ın senaryosunu yazmak üzere Hollywood'a geri döndü, ancak savaş zamanının kısıtlamaları bu projeyi 1948 yılına kadar erteledi. Bu arada "Anthem" (Ben) hikâyesini yazdı. Ancak hikâyedeki fikir ve olaylarda hiçbir değişiklik yapmadan, sadece içindeki birtakım aşırı kelimeleri çıkarttı. "Ben"; bir nükleer savaştan sonra ortaya çıkan totaliter sistemde yaşayan bir kimsenin, sözlüklerden ve toplumsal hayattan silinen, yeri "biz" kelimesi tarafından doldurulan "ben" kelimesini ve kendini keşfedişinin hikayesidir. Rand bu hikayede "gerçek özgürlük"ün ne olduğunu en kısa ve en veciz bir şekilde dile getirmiştir. Prodüktör Hal Wallis için oyun yazarı olarak çalışan Rand, 1943'te, en büyük romanı olan Atlas Shrugged'ı yazmaya başladı. New york'a geri döndü ve zamanının tamamını Atlas Shruged'ı tamamlamaya adadı.

1957 yılında yayımlanan ''Atlas Shrugged'' (Atlan Silkindi) onun en büyük başarısıydı ve son roman çalışması oldu. Bu roman ABD'de entellektüel açıdan bir dönüm noktası olmuştur ve 40 yılı aşkın bir süredir best-sellerdir. Dünyanın motorunu durduracağını söyleyen ve gerçekten durduran bir adamın hikayesidir. Dünyanın motoru nedir? Her insanın motive edici gücü nedir? Günümüzün uzmanları bu kitabın bir felsefî devrim olduğunu söylemektedir.

Rand kendisini aslında roman yazarı olarak görmesine rağmen, hayâlî roman kahramanları yaratarak, bireyci felsefesinin ilkelerini tanıtırken insanlara veya en azından düşünme zahmetine katlananlara kendi içinde tutarlı, dürüst ve rasyonel bir yaşama tarzı sunmayı amaçlıyordu. Bundan dolayı Rand, Objektivizm felsefesi hakkında yazmaya ve dersvermeye başladı. Bir röportajda Ayn Rand'a objektivizmin önkabulleri nelerdir ve nereden başlar diye sorulduğunda şöyle demiştir: Objektivizm mevcudiyetin varolduğu aksiyomuyla başlar. Bu aksiyom objektif bir gerçekliğin duygularımızdan, hislerimizden, dileklerimizden, umutlarımızdan veya korkularımızdan bağımsız olarak varolduğunu belirtir. Objektivizm insanın gerçekliği algılamak ve eylemlerine yol göstermek için tek aracının mantık olduğunu savunur. Mantık derken insanın duyularıyla elde ettiği bilgileri tanımlayan ve düzene sokan işlem kastediliyor. Objektivist etiğin değer standardı, insanın insanca vasıflarını muhafaza ederek yaşaması, yani insan hayatı için, ya da diğer bir deyişle rasyonel bir varlığın kendine yakışır şekilde hayatta kalması için gerekli olan neyse odur. Objektivist etik özünde insanın kendi iyiliği için yaşadığını, kişisel mutluluğunun en yüksek ahlâkî amacı olduğunu ve ne kendini başkaları için ne de başkalarını kendisi için feda etmesi gerektiğini savunur.

Ayn Rand 1962'den 1976'ya kadar felsefî denemeler yazmaya devam etti. Makaleleri 9 kitapta toplandı ve objektivizme ilgi duyanların felsefî çalışmalarda ilk başvuru kaynağı oldu. Ayn Rand 6 Mart 1982'de New York'daki apartman dairesinde öldü.

Ayn Rand'ın hayattayken yayımlanan her kitabı hâlâ basılmaktadır. Kitapları her yıl 500.000 adet satılmaktadır. Şimdiye kadar satılan Rand kitaplarının sayısı toplam 20 milyondan fazladır. Ölümünden sonra da bazı çalışmaları izleyicileri-hayranları tarafından yayınlandı. Onun insana bakış açısı ve felsefesi binlerce okuyucunun yaşamını değiştirdi Rand'ın Amerikan kültürüne olan etkisinin büyümesiyle birlikte ülkedeki felsefî hareketlilik arttı.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/3/31/Ayn_rand_stamp.jpg


Filozofun diğer eserleri objektivizmi anlatan makalelerinden oluşturulan kitaplardır: For The New Intellectual, Capitalism:The Unknown Ideal, The Romantic Manifesto, The New Left, Objectivist Epistemology, Basic Principles of the Objectivism, Objectivist Newsletters, The Virtue of Selfish Philosophy: Who Needs It?

Kaynak; http://www.bencil.org/4873/Without_fl/Html/aynrand.htm

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ayn_Rand

Sangre
07-06-2010, 15:11
Ben varım. Var olacağım. Ellerim... Ruhum... Bu gök benim... Benim ormanım... Benim dünyam...Bu benim vücudum ve ruhum; aradığım herşey Ben'de... Ben, var olmanın, yaşayan, yürüyen, hisseden canlı bir ispatıyım.

Gören benim gözlerim ve benim gözlerimin bakışı bütün dünyayı güzelliğe boğuyor. Duyan benim kulaklarım ve benim kulaklarımla duyabilmek, dünyadaki bütün sesleri tatlı namelerle süslüyor. Düşünen benim aklım ve gerçekler benim düşüncelerimle aydınlanıyor. Kendi arzumla seçen benim ve yalnızca arzumla seçtiğim şeylere hürmet ve sevgi duyacağım.

İyi,kötü,doğru,yanlış birçok kelime biliyorum. Ama bunların içinde kutsal olan bir tane var, o da
"BEN".

Seçtiğim yolu aydınlatan ışık ve o yolun pusulası içimde ve orada her şeyimle; gören gözüm, duyan kulağım, anlayan ve düşünen aklımla ben varım.

Hedefim ve kendimin tek amacı: huzur ve mutluluk.Mutluluk o kadar yüksek bir değerki, daha üstün bir hedefin bile peşinde koşmaya ihtiyacım yok. Mutluluğum herhangi bir sona giden bir araç da değil. O gidilebilecek en son nokta, ulaşabilecek en büyük hedef. Kendi kendimin hedefi, kendi kendimin sebebi...

Ben başkalarının ulaşmaya çalıştığı sonların da aracı değilim. Başkalarının bir aleti, tornavidası da değilim. Başkalarının arzularının hizmetkarı da, yarasının bezi de, onların mabedlerine adadıkları kurban da olmayacağım...

Ben bir insanım. Bana ait olan bu mucize, benim sahip olduğum ve koruyacağım bir şey;ben koruyacağım, ben kullanacağım ve onun önünde yalnız BEN secde edeceğim.

Sahibi olduğum güzellikleri, erişilmez değerleri kimseye teslim ve emenet etmeyeceğim. Hatta onları istemediğim sürece kimseyle paylaşmayacağım. Onlar benimdir. Yalnız BENİM. Manevi bütünlüğümün hazinesini, bozuk para gibi harcayıp fakir ruhlara, manevi bütünlüğü olmayanlara sadaka olsun diye rüzgarın hakimiyetine terk etmeyeceğim. Bana ait olan, benim sahip olduğum bütün zenginlikleri;düşüncemi,arzumu,hürriyetimi ben koruyacağım. Bunların içinde üzerine en çok titreyeceğim, en ulu göreceğim şey, şüphesiz hürriyetimdir. Onu kimseye teslim ve emanet etmeyeceğim. Hatta kimseyle paylaşmayacağım.

Babama-çocuğuma,karıma-kardeşlerime, hiçkimseye hiçbir şey borçlu değilim. Onlardan istediğim, talep ettiğim bir alacağım da yok. Hiç birinden benim için yaşamasını talep etmiyorum ve ben de hiçbirisi için yaşamıyorum. Hiçbirinin ruhunda gözüm yok ve artık hiçbiri benim ruhuma hasetle bakamaz.

Onların düşmanı da dostu da değilim. Herbiri hak ettikleri yerde duruyorlar içimde. Bildiğim tek şey varsa, o da sevgimi kazanmaları için, doğmuş olmaları yetersizdir. Sevgimi hiç kimsye laf olsun diye, sebepsiz yere veremem. Şans eseri yanımdan geçen, yanımda duran, yanımda doğup yaşayan kimse onun sahibi olamaz.

Ben sevdiğim insanlara sevgimle şeref veririm. Şeref ise kazanılması gereken bir şeydir. Bunun yolu da söyleneni düşünmek, istenileni söylemek,emredileni istemek,kısacası yaşamak için yerde sürünmeye rıza göstermek olamaz.

Artık insanlar arasından arkadaşlarımı BEN seçiyorum. Ama arkadaşlar,köleler veya efendiler değil. Sevgimin temeli olan hürmetle bağlanıyoruz birbirimize, mecburiyetle değil.Gönlümün istemediğini yapmayacağım. Gönlümün istediğini seçiyor ve seçtiklerimi sevip onlara hürmet ediyorum. Onların ne esiri, ne de hakimi olacağım. Onlara ne emredeceğim, ne de itaat.

Onlarla istediğim zaman, daha doğrusu karşılıklı arzularımız mevcut olduğu zaman ve arzularımızın devamı süresince el ele sıkışacağız, el ele tutuşacağız,el ele oturup dostluk kuracağız ve yan yana yalnız olacağız.

İnanıyorumki herkes ruhunun tapınağında yalnızdır ve yalnız olmalı, yalnız bırakılmalıdır. Bırakın herkesin içindeki bu mabet dokunulmamış, lekelenmemiş olarak kalsın. Bırakın insanlar istedikleri elleri, istedikleri sevgi ve şiddetle sıksınlar, insanlar mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden içeri, onlara rağmen adım atmayın.

Bütün ellerin, en kirlisinin bile mıncıklamaya hak kazandığı anda mutluluğumun ne değeri olabilir? Aptalların bile el uzattığı yerde aklımın, sefil ve güçsüzler de dahil olmak üzere bütün yaratıkların tahakkümü altında kalan hürriyetimin ne kıymeti olabilir? Ve yalnız eğilerek,itaat ederek, hürmet etmediğim kişilerin hürmet etmediğim fikirlerini kabul edeceksem, hayatımın ne kıymeti olabilir?

Ben, "biz" denen O korkunç hayaleti, esaret, çapulculuk, sefalet, cehalet ve hayasızlıktan gelen bu rezalet kelimeyi ezdim, çiğnedim, mağlup ettim.

İşte gerçek kudretin gerçek yüzünü görüyorum şimdi. Bu kudreti toprağın üzerinde yüceltiyorum. Bu kudreti insanlar var oldukları günden beri aramışlar, bu bilinmeyen kudret onlara mutluluk, huzur ve gurur vermiş. Bu kudret, bu tek kelime:
BEN

Buraya ve heryere, benim bayrağım ve işaretim olan kelimeyi yazacağım. Bu kutsal kelime:
BEN
http://www.bencil.org/aynimzasi.gif

ulpian
07-06-2010, 15:35
Radikal liberalizmin ve kapitalizmin temsilcisi olarak bilinir. Kadın olması ve romanlarında da kadın kahramanların ön planda olması hasebiyle feminist akımlar da sıkça sahip çıkarlar.

Atlas Shrugged adlı romanı, Amerikan toplumunun siyasi düşüncesini en çok etkileyen kitapların başında geliyormuş. Roman, popüler kültürde de çok etkili (örn. Bioshock 1 ve 2 bilgisayar oyunları Rand'ın bu romanından mülhem ve süper oyunlar :) )

Ayn Rand Enstitüsü (http://www.aynrand.org/site/PageServer?pagename=index&cvridirect=true), Amerikan siyasetinde güçlü bir düşünce lobisi. Yılda ortalama 6 Milyon Dolar bağış topluyor (tıkla (http://www.charitynavigator.org/index.cfm?bay=search.summary&orgid=8345)).

saygılarımla

vartor
07-06-2010, 16:18
Biz de bencillik yapmayalim diye yirtindik hayat boyunca.
Ilk defa duydum Ayn Rand adini. enteresan fikirleri varmis, arastirmaya calisacagim.

Ovidius
07-06-2010, 17:38
Ne manidar bir ismi var,ben cilliğin kraliçesinin''AYNI RİND''.