Orijinalini görmek için tıklayınız : Dogaustu Olaylarla ilgilenen bir bilim dali 'Parapsikoloji'
LagaLuga
17-03-2006, 14:20
Evet yanlis duymadiniz '' Parapsikoloji '' sirf dogaustu olgularla ugrasan bir bilim dali. 1967 de
bir bilim dali olarak resmen onaylanmis. Sizce bir takim gercekci yanlari olmayan bir olguyu bir
bilim dali yapabilirlermi ? bence hayir. Demekki bu tur dogaotesi veya metafizik ogelerin bir takim
kendine uygun gercekleri var. Bu konuda bir cok yazili kaynak ve internette bol miltarda web sitesi
bulabilirsiniz. Bu konuda sizinde goruslerinizi bekliyorum?
neeeee parapiskoloji mi??!!?!??!?
LagaLuga
17-03-2006, 14:47
Bu arada bilimin '' kuantum mekanigi '' hakkinda bir cok paradoksu oldugunu vede bir cok eksigi
oldugunu eminim sizde biliyorsunuz. Bir cok bilim adami evrenin dogaotesi aciklanamicak seyler
oldugunu anlamis lakin yinede dogaotesi olaylari bilimdisi gordugu gerekcesi ile '' Parapsikoloji ''yi
bir kenara atmistir. Lakin ileride fizik ve parapsikoloji sentez olacatir.
Bu konu hakkinda parapsikoloji.org adresinde '' fizik ve parapsikoloji '' bolumune bakmanizi
tavsiye ediyorum.
liopleurodon
17-03-2006, 14:54
Bizde parapsikoloji ile uğraşanlar vardı. Genelde iki tür olurlar. Birisi, paranormal vakaların ardında yatanları inceleme. Yani, ahha hayalet diye elinde video kaseti gelir birisi. Bunlar gider bu işin aslı neymiş onu çözer. Aslen bunların temel iştigal sahası, telepati, telekinetik vs. gibi olayların fiziksel açıklamalarını getirmektir. Bunlar bir grup insanların neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışır, bir grup ise bunlar varmıdır, aslı nedir astarı nedir bunlar üzerine uğraşır.
Bir diğer kısım ise, paranormal aktiviteleri takip eder. Çoğu kendileride bu konulara gönülden inanır. UFO olayları genelde bunların inceleme sahasına pek girmez. Kocaayak, yeti, iblisler vs. vs. üzerine uğraşırlar.
Bizim enstitüdeki çalışanlar birinci grup elemanlardı. Dalga mevzusu olurlardı çoğu zaman. Ama ihitsası farklı olup bir yan dal olarak ikinci grupla uğraşanlarda vardı. Yani, mesela adam antropolog ama gider hayaletlerle de uğraşır. Bazen bir fon bulur, bu resmen enstitünün resmi çalışması olur. Bakarsınız, asistanlar, öğrenciler filan toplanmış hayalet avlıyorlar.. Sorun, bunlaırn hiçbirinin harbi manada hiç bir paranormal vaka tespit edememiş olmaları. Ama olsun. Bilim, özgür düşünceyi bağlarsanız ilerleyemez. Bunlarında çalışması, en azından yok olduklarını göstermek için faydalı oluyor..
LagaLuga
17-03-2006, 15:03
liopleurodon kardesim, yani evren de hic bir olayi dogaotesi seylerle aciklayamayacagimizi mi soyluyorsun ? Hayat zaten bir mucize degil mi sence ? Evrene neyin sebep oldugunu biliyoruz ve
Dunya'da bir takim elementlerin bir araya gelerek ilk hucreyi ve dolayisiyle gunumuz canlilarini
ve akilli canli olan insana dek evrislestigini biliyoruz , bu bile bir *mucize degil mi?
Daha da otesi evrende o kadar canli arasinda bir tek insanin akilli ve yaratici olmasi buyuk
bir mucize degilmi ?
Veya evrim mekanizmasi yani canlilarin dogaya uyum saglasi ve genlerini diger nesillere aktarabilmesi bir mucize degil mi? Ayrica bir surungenden evrimleserek ucan bir canlinin olusmasi ?
liopleurodon
17-03-2006, 16:12
Bakın, bir sürü şeyi karıştırıyoruz.
Birincisi, maalesef elimizde bildiğimiz fizik, kimya vs. ile açıklayamadığımız hiç bir şey somut olarak yok. İdda var mı? Var. Ufooo derim, hayaaaleet derim, ciin derim... Ama bunlara dair "somut" bir şeyimiz maalesef yok. Bulanık olarak, telepati gibi ilginç vaziyetlere dair kayıtlar mevcut. Mesela, Rusya da bir kız çocuğu insanların hastalığını biliyormuş. Şöyle bakıp senin şuranda şöyle bir şey var diye organlardaki durumu çiziyormuş. Bir arkadaşın işyerine getirip ölçmüşler, 7/10 ortalam ile doğru söylediğini görmüşler. Ne dersin, ne düşünürsün bilmem. Kız şu anda Tıp okuyor, doktor olacakmış, belki olmuştur, bayaa bir oldu.. Bizim parapsikologlar iyi kavga etmişlerdi başında bu vakanın.. Bir başka gürültü ise, bir şehir efsanesi sayılan hayvanların depremi haber almaları vs. olayıydı. Son tsunamide buna şehir efsanesi diyenler kendileri "bilim adamı efsanesi" oldular.
Haa, dersenki böyle şeyler yok mudur? Biz henüz maddenin tüm gizemlerini çözmüş değiliz. Ama bir gizemini çok iyi çözdük. Madde, doğal olarak çok muazzam bir mekanizma. Çok basit görünen yapılar, birleşip çok muazzam işler yapabiliyor. Basit kurallar ve maddenin ta kendisi. Ekstra bir doğaüstü vs. fenomen gerekmiyor. Mesela canlılık. Şurdaki taşta mevcut özellikler, potansiyel olarak bir canlı oluşturmaya yetiyor. Yani sıradan madde biraraya gelince canlı oluverebiliyor. Ekstra bir "ruh", "can" filan katmak icap etmiyor..
aspartam
17-03-2006, 16:18
Bilimadamları biraraya gelsinler.Canlı yayında (kaçgün sürerse sürsün ben izleyeceğim) o taştaki maddelerden tek bir canlı hücre yapsınlarda,bizde görelim ve size inanalım.
sodomo--
17-03-2006, 17:08
arkadaşlar, yakında "ölüm anı deneyimleri" ismiyle yeni bir topic açacağım. Çok ama çok ilginç şeyler anlatacağım "beyin ölümü" raporu verilip tekrar geri gelenler, morgda 3-5 gün kaldıktan sonra
otopsi yapılırken dirilenler ve onların anlattığı inanılmaz şeyler....
bekleyin bu yeni yazı dizisini, metafiziğin kralı burada.
liopleurodon
17-03-2006, 17:12
Aspartam önce mesele o taşa bağlı. Her taştan canlı çıkmaz :)
Sana bolca paran varsa her bir şeyi yaparlar diyoruz, sen hala atıyorsun oradan. Bakteri yetiyorsa sana: Conan. Yerin 7 kat dibinde, Level 6 izolasyona sahip bir odadaki buzdolabının içinde duruyor. Bethesda, "U.S. military research facility" lablarında. Askerde para çok, verdiler parayı yaptırdılar, radyoaktif atık yiyen bakteri. Tek sorun, doğaya salınınca bizi de yemeyi öğrenirse ne halt edeceğimiz. Evrim nasıl olursa olsun hiç bir canlının kaçamayacağı bir şeydir. Ve bunun da evrim geçirip 500, 1000, 1.000.000 yıl sonra dünyadaki hayatı yiyip bitirip yeni bir hayat başlaması gayet normaldir.
Conan'ın genetik bileşenleri elle yapmadır, başka hücrelerden kesip yapıştırma değil. Çünkü, radyasyon mevcut canlıların ilk önce DNA'sını bozar, standart DNA asla bu işe gelemez. Sen hala, yapsınlarda göreyim. Zahmet et, kaldır kendini, git bir araştır bakalım yapılmış mı, yapılmamış mı? Uyurgezerlik edip, lafa kaşınıyorsunuz, sonrada bir de moderatörlere şikayet ediyorsunuz...
aspartam
17-03-2006, 17:41
Bir takım fotoğraflar,kağıt üzerindeki raporlar beni ve buna inanmayanları ilgilendirmez.Madem inorganik maddelerden,organik maddelerin oluşacağında ısrarlısınız ve sizde bir bilim adamısınız bunu herkesin gözü önünde ispat edin.
liopleurodon
17-03-2006, 18:04
Sevgili L-aspartil-L-Fenilalanin Metil Ester, 28 dereceden sıcakta kalıp, formik aside dönmeye başlamışsın, git serin bir yere çık acilen, iyice bozunup gitmeden.. Sana yapılmış bir şeyi, adresini adını vs. veriyoruz, hala "Bana ne amman, ben annamam" diyorsun. Bu bakteri (!?) varlığına dair bilgi hasbel kader sızmış halde. Maliyeti söylenmiyor ama eşten dosttan duyduğumaz kadarıyla 400 Milyon dolara patlamış. ABD sever böyle harcamaları, askeriyenin parası çok. Ama sana kıyak. Sen bize 200 Milyon dolar ile gel, beraber oturup yapalım seninle. Bu pleseisour beni yer valla diye geçiyorsa aklından, parayı bavula doldur, ABD'ye git, karşına kim çıkarsa MIT ne tarafta gardaş diye sor, sana gösterirler yolu. Oraya getir parayı bak nasıl hemencecik yapıveriyorlar sana..
Senin formaldehide doğru dengesi kaymış beynin anlamıyor, soğuğa çık devamını okumadan önce. İnorganik madde, element veya molekül seviyesinde olabilir, ama organik madde molekül seviyesindedir. Ve her zaman inorganiklerden oluşur. Bugün katrilyon dolar para kazandıracağı düşünülen bu low-level DNA altı, protein seviyesi nanoteknoloji bilgilerini öyle lise kitaplarına yazacaklarını mı düşünüyorsun? Bunlar şu anda nükleer silah teknolojisinden bile daha gizli tutulan veriler. Başka kimseye dokunmadan tam olarak seni 2 saat içinde yiyip bitirecek bir bakteri yapmak ihtimal dahilinde. Al sana mükemmel silah. Çölü vahaya çevirecek (her sabah geçip giden sisi toplayıp sulayacak) bakteri yapmakta. Al sana para.. Adamlar harıl harıl çalışıyor, bizde çalıştık, biliyoruz bu teknolojinin nelere gebe olduğunu. Sen ise, "İnancıma uymuyor" diye reddediyorsun. Gidip mesela Google'a olsun bir kez sordun mu? Neymiş bu Conan diye? Peşin hüküm, kitapta yazıyo ya, 1400 sene evvel yazılmış koca kitap yalan mı söyleyecek? Söylese söylese mevzu üzerine tez yazmış bu liopleurodon söylüyordur değil mi?
"UFO olayları genelde bunların inceleme sahasına pek girmez. Kocaayak, yeti, iblisler vs. vs. üzerine uğraşırlar."
UFO konusu , çağımızın en çok inanılan doğaüstü olayı herhalde.
Tanrıya inandığı kadar UFO'ya inananlar var.Hatta ateist olupta UFO inanırları var.
Bir yalan bu kadar detaylandırılabilir , bu kadar gerçekmiş gibi sunulabilir mi?
Ya da ateş olmayan yerden duman tüter mi? diye de düşünebilirsiniz..
Meraklılarına ;
http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/ufotechnology11.htm
aspartam
17-03-2006, 21:49
conan,conan bakteri,conan bilim teknoloji diye taramalar yaptım.karşıma aşağıdakine benzer sonuçlar çıktı.
Bu tutkusu hiç dinmemekle kalmayacak 19. yüzyılın bilim ve teknoloji alanındaki büyük ... Bilim ve teknoloji alanında elde edilen gelişmelerin; elektriğin, ...
www.pandora.com.tr/sahaf/eski.asp?pid=119 - 22k - Önbellek - Benzer sayfalar
ABONET Dergi Aboneliği... Çocuklar ve Gençler için · Bilgisayar · Bilim-Teknoloji ... Çizgi Roman. Conan (Albüm) Conan Albüm'ün 5. cildi, Mezardaki Gölge ve Diğer Hikayeler ...
www.abonet.net/cizgiroman.htm - 8k - Önbellek - Benzer sayfalar
Fıkra Komik Resim ve Aktüel olaylar geniş mizah sitesi - Mizzah ...Conan'dan Red Sonja'ya... Marvel'den DC Comics'e... Teksas'tan Kaptan Swing'e ... Yeni mesaj yok, Bilim Teknoloji Bilim dünyası, yeni teknolojiler... ...
www.mizzah.com/forum/ - 71k - Önbellek - Benzer sayfalar
Kıbrıs Genç TVArnold Schwarzenegger: California Valisi’nin “Arnie”, “Conan” ve ... medya media kibrista kıbrısta internet politika spor bilim teknoloji egitim eğitim ...
www.kibrisgenctv.com/main. php?page=habergoster&HaberId=5844 - 32k - Önbellek - Benzer sayfalar
MİLLİYET İNTERNET - TV REHBERİ... Mizah, Çizerler, Bilim Teknoloji, Kültür Sanat, Sinema, Kitap, Magazin ... Kötülere karşı iyiliğin savaşını veren bu kahramanın adı Kimeryalı Conan. ...
www.milliyet.com.tr/content/tv/index. asp?title=TV8&Day=21&Month=09&Year=2005 - 38k - Önbellek - Benzer sayfalar
MİLLİYET İNTERNET - TV REHBERİ... Mizah, Çizerler, Bilim Teknoloji, Kültür Sanat, Sinema, Kitap, Magazin, Astroloji ... Conan The Barbarian adlı ilk filmin devamı niteliğindeki Conan The ...
www.milliyet.com.tr/content/tv/detay. asp?ID=178462&Day=17&Month=02&Year=2006 - 36k - Önbellek - Benzer sayfalar
30 Kasım 1998, Pazartesi STAR 07.00 Günaydın Türkiye 09.00 Baskül ...08.05 Dedektif Conan 08.25 Şut ve Gol 09.00 Dallas ‘‘Dizi’’ 10.00 Bitmeyen ... 18.05 Bugünün Saraylısı 19.00 Akşam Bülteni 19.30 Bilim Teknoloji 20.00 Müzik ...
arsiv.hurriyetim.com.tr/kelebek/turk/98/11/30/diger.htm - 19k - Önbellek - Benzer sayfalar
5 Ekim 1998, Pazartesi STAR 07.00 Günaydın Türkiye 09.00 Uzaylı ...07.00 Show Başlıyor 08.00 Dedektif Conan ‘‘Çizgi’’ 08.30 Dallas ‘‘Dizi’’ 09.45 ... Akşam Bülteni 19.30 Bilim Teknoloji ve Biz 20.00 Yaşamla İçiçe 20.30 35. ...
arsiv.hurriyetim.com.tr/kelebek/turk/98/10/05/diger.htm - 18k - Önbellek - Benzer sayfalar
[ arsiv.hurriyetim.com.tr alanından daha fazla sonuç ]
Akistanbul.com - "Yerel İle Ulusal Arasındaki Köprü..."Datahaber.com - Bilim, bilişim, teknoloji bizim alt konumuz değil, ASIL KONUMUZ! ... Fotoğraftaki şahıs;Dünya Vücut şampiyonu, Conan filiminin unutulmaz ...
www.akistanbul.com/speaking_ photo.asp?action=show&id=30 - 74k - Önbellek - Benzer sayfalar
bilim kurgu ile fantastik arasindaki farklar - ek$i sozluksourtimes.org/ show.asp?t=bilim+kurgu+ile+fantastik+arasindaki+fa rklar - Benzer sayfalar
Tüm zamanların en ünlü gemisi Titanic, herkes tarafından bir deniz faciası nedeniyle tanınır , oysa dev yolcu gemisinin ardında inanılmaz bir gizem saklı.
Hiç kimse onun dünyanın en büyük kehanetlerinden birisini yaptığını bilmiyordu. Hatta kendisinin dahi haberi yoktu. Adı ; Morgan Robertson´du , Amerikalıydı , 1861´de doğdu , gençken denizcilik yaptı, sonra ise bir elmas eksperi oldu ve New York´da kuyumculuk yaptı. Sonra Kipling´in bir öyküsünü okudu ve yazar olmaya karar verdi. İlk öyküsü 25 $´a satıldı , daha sonra yazdığı 10 öyküden ise 1000 $ kazandı. Yazmak ona artık kolay ve kazançlı geliyordu. 1897 yılının bir kış gecesinde 24.Caddedeki dairesinde yeni bir deniz öyküsü yazmayı planladı. Bu bir uzun öykü olacaktı Hayalinde dev bir yolcu gemisi vardı , asla batmayan bir gemi. Bir aşk teması üzerine kurulu olan öykünün kahramanları bu dev gemiye binip , İngiltere´den ABD´ye gidiyorlardı ve aşk hikayesi dünyanın en lüks gemisinde sürecekti. Ama öykünün hayali kahramanları beklenmedik bir sürprizle karşılaşacaklar ve bir deniz kazası batmaz denen gemiyi okyanusun dibine yollanacaktı. Robertson´un teması buydu , oturup yazmaya başladı ve öyküye iki isim verdi ; "Futility"yani "Nafile" ve "Titan Kazası"... Evet , yanlış okumadınız ; Titan... Şimdi beraberce Robertson´un romanından bİr bölümü ; "Titan"ın batış sahnesini okuyalım.
"Gözcü haykırdı ; ´buzdağı! Birinci subay , kaptana haber verdi ve derhal makine dairesine tornistan yani geri git emri verildi. Fakat dev gemi durmuyordu , hızını kesmesi için zaman lazımdı ve sisler arasında görünen buzdağı yaklaşıyordu. Aşağıdan ise orkestranın ve eğlenen insanların sesleri duyuluyordu. Sonra buzdağı gemiye ulaştı, bu arada gemi ters çalışan pervanelerin gayretiyle yan dönmüştü ama yetersizdi ve kaptanla yardımcılarının çaresiz bakışları arasında buzdağı Titan´ın sancak tarafına çarptı. Darbe hafifti hatta pek hissedilmedi , kaptan o anda ucuz atlattık diye düşünüyordu. Ama birkaç dakika sonra gemi birden yan yattı , buzdağı asıl yarayı su kesiminin altında açmıştı , yara öldürücüydü çünkü uğursuz buzdağı Titan´ın bordasını jilet gibi keserek , parçalamıştı."
Daha sonra Robertson öyküye; gemi hızla su aldığını, alarm verildiğini , filikaların indirilerek , önce kadınlar ve çocuklar bindirildiğini , yardım çağrıları yapılırken , Avrupa´nın en ünlü ve zengin ailelerinin mensuplarnın birbirlerine ebediyen veda ederken , dev yolcu gemisi Titan’ın buzlu kutup sularına hızla gömüldüğünü anlatarak devam ediyordu. Ve Robertson 1898 yılında öyküsünü küçük bir kitap olarak yayınladı. Kitap onu çok daha sonra ölümsüz yapacaktı , dünyanın en çarpıcı ve en dehşet verici kehanetini yazmıştı ama sonuç yayınladığı dönem için aynen kitabın adı gibiydi yani "Boşyere" Aradan 14 yıl geçti ve başka bir zamanda , başka bir gemi , asla batmaz denen dünyanın en lüks ve en büyük yolcu gemisi Titanic , İngiltere’nin Southampton limanından yeni dünyaya doğru denize açıldı. Sonra, 1912 yılında 14 Nisan´ı , 15 Nisan´a bağlayan gecede sisler arasından birden ortaya çıkan bir buzdağı batmaz denen Titanik’in katili olacaktı. Yukarda okuduğunuz Robertson´un romanındaki batış sahnesi aynen gerçekleşti. Sadece o kadar mı? Bakın Morgan Robertson Titanik´den 14 yıl önce yazdığı romanında daha neleri bilmişti ;
Robertson´un romanındaki Titan adlı gemi Southampton limanından yola çıkıyordu ve 14 yıl sonra Titanic de aynı limandan yola çıktı.
Romandaki gemi ile , Titanik arasında sadece 4 metre fark vardı. Titan 248 metre , Titanic 252 metreydi.
İki geminin ağırlıkları da çok yakındı. Robertson romanında Titan´ı 70.000 ton ağırlığında yazmıştı; Gerçek Titanic ise 66.000 tondu.
Her iki geminin de üç pervanesi vardı ve her ikisi de 3000’er yolcu taşıyorlardı. Gerek romandaki hayali Titan´a gerekse de gerçek Titanic´e Avrupa´ nın sayılı zenginleri ve ünlü aileleri binmişlerdi.
Robertson´un romanındaki dev Titan , New Foundland yakınında ; Kuzey Atlantik´ de bir buzdağına çarparak battı ve işte inanılmaz ama gerçek ; Talihsiz Titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta , aynen romandaki benzeri gibi bir buzdağına çarparak okyanusa gömüldü.
Ve her iki gemide de ; yeterince cankurtan filikası yoktu; Robertson romanındaki gemide 24 filika bulunduğunu yazıyordu; Titanik´de ise 22 filika vardı ve bu yüzden can kaybı büyük oldu.
Sonra... Gerçek kazanın sonucunda 1513 yolcu boğularak öldü ve kayboldu. Aynen 14 yıl önceki romanda yazıldığı gibi... Robertson´un romanındaki Titan´da ise 1500 kişi ölüyordu. Her iki gemi de 3000 kişilikti ve Titanik´e 2224 kişi binmişti.
Aynı asla batmaz denen gemi ,
Aynı yerden aynı yere yolculuk ,
Aynı tarihte , aynı yerde kaza ,
Aynı buzdağı ve aynı tür batış ,
Aynı yolcu ve ölü sayısı ,
Hatta iki gemi de batarken orkestranın ilahi çalmasına kadar...
Morgan Robertson başarılı olamadı , kitabı satmadı , daha sonra yazdıkları da ilgi görmedi. Bunalıma girerek , bir hastanede psikolojik tedavi gördü. Sonra yeni bir öykü yazdı , bir Fransız dergisinde yayınlanan bu öyküde de, denizaltılardan söz ediyor ve periskopu tarif ediyordu. Ama yine ilgi görmedi. Başarısız bir yazar olarak , Mart 1915´de bir otel odasında ayakta geçirdiği bir kalp kriziyle yaşama veda etti. Asıl inanılmaz olay burada , çünkü Robertson mart 1915´de öldü. Yani gerçek Titanic´ in batışından üç yıl sonra...Ve hiç kimse Robertson´la ilgilenmedi , yine kimse farketmedi ve hiç kimse onun 14 yıl önce Titanic´i aynen nasıl anlatabildiğini merak etmedi.
Kimse onu anımsamadı , ta ki 1980´lerde inanılmaz olaylarla ilgili araştırmalar yapılıncaya kadar...
bende de doğa üstü bir durum vardır:kampanyada olan bütün ürünleri elimle koymuş gibi bulurum.geçenlerde canım çok pis çikolatalı puding çekti,markete gittim o da ne, iki alana iki bedava kampanyası ,lakin bu markete; aradığımı bulamazsam giderdim. gel gör ki o gün ne alakaysa gittim.çünkü o kampanya beni çekiyor işte böyle bir güç bu da:D
Dogaustu olay nedir ? Veya bu bilim dalinin, bilimsel olarak acikliga kavusturdugu dogaustu olaylar nedir?
Yunanistanda yıllarca sakat yaşamaya mahkum olmuş bir kadın duydum. Hikayesini araştırdım. Bir gün mucizevi bir şekilde iyileşmiş. Kanıtı da var: Çeşitli fotograf karelerinde görünmektedir. Hayli yaşlı olan bu teyzenin ismini unutum ne yazıki. Ancak Ortodoks yayınlarından olan Yuhanna'nın mucizelerini temin edebilirseniz iz de görebilirsiniz.
Sayın neva;
İşte size olağanüstü bir durum.
Tıp, mühendislik, iletişim ve diğer alanlardaki çok sayıda başarısı nedeniyle, birçok insan bilime gerçekten hayranlık duyar. Bilimsel buluşlar bugün yaşayan insanların hemen hepsinin yaşamını etkilemiştir. Birçok bilim adamı tüm yaşamını bilime adamıştır ve yaşamın kalitesini artırmayı amaçlayan tüm dürüst bilimsel çabalar övülmelidir. Hatta, yazar Tony Morton daha da ileri giderek “bilim kesinlikle çağdaş uygarlığın temel direklerinden biridir” demiştir.
Fakat yaşamın tüm alanlarında, gerçek değeri saptarken dengeli olmak gereklidir ve bilim de bir istisna değildir. Böyle dengeli bir görüşü korumak üzere, bilimin yaşamımızda oynadığı rolden bu kadar övgüyle bahsetmeyen bir başka yazarın sözlerini ele alalım. Lewis Wolpert The Unnatural Nature of Science (Bilimin Doğal Olmayan Doğası-Türkçe basımı yok-) adlı kitabında şunları yazıyor:
“Araştırmalar, bilime karşı duyulan büyük ilgi ve hayranlığa onun tüm sorunları çözebileceği yönünde gerçekçi olmayan bir inancın da eşlik ettiğini gösteriyor; başkalarında ise derinlere kök salmış bir korku ve düşmanlık vardır . . . . Bilim alanında çalışanlar soğuk, kişiliksiz, çevresine karşı ilgisiz teknisyenler olarak görülüyor.”
Mutezile
17-02-2012, 18:09
Muhammedin de Ay yarılması mucizesi var. Şakk-ı Kamer diye geçer. Siyerlerde okuyoruz. İşte Hira dağının iki tepesi arasında Ay bölünmüş de falan filan.
Sevgili Turan Dursun bu ay yarılması masalını bilimsel bir şekilde çürüttü (Din Bu'da)..Çürütmeye reddiye yazanları da tekrar çürüttü.
Demek ki mucizeye inanmak için öncelikle 'iman' gerekiyor, kanıt değil.
Bilim insanlığa ışık tutsa da bilimsel metodu dine uygulamak bizi çıkmaz bir sokağa götürebilir. Din ve bilim farklı alanlardır çünkü. Bilimsel metot dine uygulanamaz. Örneğin kızıldenizin yarılması gibi.
Bilime güvenebilirsiniz/ ki güveniyoruz/ ancak dinle karşılaştırılamaz. Dinin alternatifi nedir? Ben bilmiyorum ancak din olmadığı açıktır. Dünya tarihinde pek çok bilim insanı tanrıya inanmıştır. Newton bunlardan biridir; üstelik Newton, tanrısal ilkeye inanmakla kalmamış, İsa'nın da mesih olduğunu kabul etmiştir. Ludwig Beethoven'ın inancı da böyledir. Ancak bu insanlar bilim ve sanatın karşısına dini çıkarmamışlardır.
Yukarıda anlatmak istediğim budur.
Demek ki mucizeye inanmak için öncelikle 'iman' gerekiyor, kanıt değil.- Mutezile
Evet, iman gereklidir. İman nedir ayrıca. Değişik inançlara göre tanımlamak mümkündür. İnanç taşımayanlara göre de tanımlanabilir. Herkesin kendisine ait bir algısı var sonuçta. Sığ düşünen biri için iman: Körü körüne birşeylere inanmak olarak deklare edilir. Oysa benim İncil'de gördüğüm iman şudur: İman, ümit edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır. ( İbr.11:1) Dinsel alanda bu vardır, doğrudur. Ancak kanıtların ortaya koydukları da güvenilirdir.
Size bir örnek vereyim bu konuyla ilgili. Çölde israiloğullarının dolaştığı ilk zamanlarda tanrı, insanlara yiyecek olarak "bıldırcın" vermiştir. Öyle yazar tevratta. Peki neden bıldırcın? Neden başka bir yiyecek kaynağı değil de bu kuşlar?
O coğrafyada, belirli dönemlerde bıldırcın göçleri olduğu yapılan araştırmalarla görülmüştür. Bıldırcınlar, ters esen rüzgara dayanaklı değildir ve sürü halinde bu durumlarda yere iner. Saatlerce hata iki gün boyunca yerde kalabilmektedirler. Bu zaman onların dinlenmeleri ve güçlerini toplamaları için gereklidir. Kuşların davranışlarını ve göçlerini inceleyenler araştırabilir bu olguyu.
"Neden bıldırcın?" sorusunun cevabı belki de budur. Kesin bir gerçek mi? Bilmiyorum ama kanıtlar görülmek istendiğinde görülebilir.
rastaman
07-03-2012, 19:29
Evet yanlis duymadiniz '' Parapsikoloji '' sirf dogaustu olgularla ugrasan bir bilim dali. 1967 de
bir bilim dali olarak resmen onaylanmis.
Böyle birşey yok,insanları yanlış bilgilendirmeyelim.
Parapsikoloji dünyada çoğunlukla sözdebilim(pseudoscience);en iyimser bakılan yerlerdeyse sınırbilim olarak değerlendirilir.Bu konuda araştırma yapan üniversiteler ve kuruluşlar az da olsa vardır,ama şu ana kadar herhangi bir ilerleme katedilemediğinden sayıları gitgide azalmaktadır.
En popüler ve saygın(!) dönemleri 60-80 arasıdır.
Bir zamanlar devlet destekli araştırmalarla oldukça popüler hale geldiği doğu bloku ülkelerinde günümüzde de etkisini sürdürür.
Bu şarlatanlar Rusya,Azerbaycan,Ukrayna gibi ülkelerden dönem dönem Türkiyeye ve değişik ülkelere seferler düzenler,tv.lerin kadın programlarında eğitim seviyesizlerini kandırıp alkışlanırlar.
Bir kısmıysa sözümona tıpta uzmanlaşır,umutsuz hastaların paralarını yerler.
rastaman
09-03-2012, 12:57
Tüm zamanların en ünlü gemisi Titanic, herkes tarafından bir deniz faciası nedeniyle tanınır , oysa dev yolcu gemisinin ardında inanılmaz bir gizem saklı.
Hiç kimse onun dünyanın en büyük kehanetlerinden birisini yaptığını bilmiyordu. Hatta kendisinin dahi haberi yoktu. Adı ; Morgan Robertson´du , Amerikalıydı , 1861´de doğdu , gençken denizcilik yaptı, sonra ise bir elmas eksperi oldu ve New York´da kuyumculuk yaptı. Sonra Kipling´in bir öyküsünü okudu ve yazar olmaya karar verdi. İlk öyküsü 25 $´a satıldı , daha sonra yazdığı 10 öyküden ise 1000 $ kazandı. Yazmak ona artık kolay ve kazançlı geliyordu. 1897 yılının bir kış gecesinde 24.Caddedeki dairesinde yeni bir deniz öyküsü yazmayı planladı. Bu bir uzun öykü olacaktı Hayalinde dev bir yolcu gemisi vardı , asla batmayan bir gemi. Bir aşk teması üzerine kurulu olan öykünün kahramanları bu dev gemiye binip , İngiltere´den ABD´ye gidiyorlardı ve aşk hikayesi dünyanın en lüks gemisinde sürecekti. Ama öykünün hayali kahramanları beklenmedik bir sürprizle karşılaşacaklar ve bir deniz kazası batmaz denen gemiyi okyanusun dibine yollanacaktı. Robertson´un teması buydu , oturup yazmaya başladı ve öyküye iki isim verdi ; "Futility"yani "Nafile" ve "Titan Kazası"... Evet , yanlış okumadınız ; Titan... Şimdi beraberce Robertson´un romanından bİr bölümü ; "Titan"ın batış sahnesini okuyalım.
"Gözcü haykırdı ; ´buzdağı! Birinci subay , kaptana haber verdi ve derhal makine dairesine tornistan yani geri git emri verildi. Fakat dev gemi durmuyordu , hızını kesmesi için zaman lazımdı ve sisler arasında görünen buzdağı yaklaşıyordu. Aşağıdan ise orkestranın ve eğlenen insanların sesleri duyuluyordu. Sonra buzdağı gemiye ulaştı, bu arada gemi ters çalışan pervanelerin gayretiyle yan dönmüştü ama yetersizdi ve kaptanla yardımcılarının çaresiz bakışları arasında buzdağı Titan´ın sancak tarafına çarptı. Darbe hafifti hatta pek hissedilmedi , kaptan o anda ucuz atlattık diye düşünüyordu. Ama birkaç dakika sonra gemi birden yan yattı , buzdağı asıl yarayı su kesiminin altında açmıştı , yara öldürücüydü çünkü uğursuz buzdağı Titan´ın bordasını jilet gibi keserek , parçalamıştı."
Daha sonra Robertson öyküye; gemi hızla su aldığını, alarm verildiğini , filikaların indirilerek , önce kadınlar ve çocuklar bindirildiğini , yardım çağrıları yapılırken , Avrupa´nın en ünlü ve zengin ailelerinin mensuplarnın birbirlerine ebediyen veda ederken , dev yolcu gemisi Titan’ın buzlu kutup sularına hızla gömüldüğünü anlatarak devam ediyordu. Ve Robertson 1898 yılında öyküsünü küçük bir kitap olarak yayınladı. Kitap onu çok daha sonra ölümsüz yapacaktı , dünyanın en çarpıcı ve en dehşet verici kehanetini yazmıştı ama sonuç yayınladığı dönem için aynen kitabın adı gibiydi yani "Boşyere" Aradan 14 yıl geçti ve başka bir zamanda , başka bir gemi , asla batmaz denen dünyanın en lüks ve en büyük yolcu gemisi Titanic , İngiltere’nin Southampton limanından yeni dünyaya doğru denize açıldı. Sonra, 1912 yılında 14 Nisan´ı , 15 Nisan´a bağlayan gecede sisler arasından birden ortaya çıkan bir buzdağı batmaz denen Titanik’in katili olacaktı. Yukarda okuduğunuz Robertson´un romanındaki batış sahnesi aynen gerçekleşti. Sadece o kadar mı? Bakın Morgan Robertson Titanik´den 14 yıl önce yazdığı romanında daha neleri bilmişti ;
Robertson´un romanındaki Titan adlı gemi Southampton limanından yola çıkıyordu ve 14 yıl sonra Titanic de aynı limandan yola çıktı.
Romandaki gemi ile , Titanik arasında sadece 4 metre fark vardı. Titan 248 metre , Titanic 252 metreydi.
İki geminin ağırlıkları da çok yakındı. Robertson romanında Titan´ı 70.000 ton ağırlığında yazmıştı; Gerçek Titanic ise 66.000 tondu.
Her iki geminin de üç pervanesi vardı ve her ikisi de 3000’er yolcu taşıyorlardı. Gerek romandaki hayali Titan´a gerekse de gerçek Titanic´e Avrupa´ nın sayılı zenginleri ve ünlü aileleri binmişlerdi.
Robertson´un romanındaki dev Titan , New Foundland yakınında ; Kuzey Atlantik´ de bir buzdağına çarparak battı ve işte inanılmaz ama gerçek ; Talihsiz Titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta , aynen romandaki benzeri gibi bir buzdağına çarparak okyanusa gömüldü.
Ve her iki gemide de ; yeterince cankurtan filikası yoktu; Robertson romanındaki gemide 24 filika bulunduğunu yazıyordu; Titanik´de ise 22 filika vardı ve bu yüzden can kaybı büyük oldu.
Sonra... Gerçek kazanın sonucunda 1513 yolcu boğularak öldü ve kayboldu. Aynen 14 yıl önceki romanda yazıldığı gibi... Robertson´un romanındaki Titan´da ise 1500 kişi ölüyordu. Her iki gemi de 3000 kişilikti ve Titanik´e 2224 kişi binmişti.
Aynı asla batmaz denen gemi ,
Aynı yerden aynı yere yolculuk ,
Aynı tarihte , aynı yerde kaza ,
Aynı buzdağı ve aynı tür batış ,
Aynı yolcu ve ölü sayısı ,
Hatta iki gemi de batarken orkestranın ilahi çalmasına kadar...
Morgan Robertson başarılı olamadı , kitabı satmadı , daha sonra yazdıkları da ilgi görmedi. Bunalıma girerek , bir hastanede psikolojik tedavi gördü. Sonra yeni bir öykü yazdı , bir Fransız dergisinde yayınlanan bu öyküde de, denizaltılardan söz ediyor ve periskopu tarif ediyordu. Ama yine ilgi görmedi. Başarısız bir yazar olarak , Mart 1915´de bir otel odasında ayakta geçirdiği bir kalp kriziyle yaşama veda etti. Asıl inanılmaz olay burada , çünkü Robertson mart 1915´de öldü. Yani gerçek Titanic´ in batışından üç yıl sonra...Ve hiç kimse Robertson´la ilgilenmedi , yine kimse farketmedi ve hiç kimse onun 14 yıl önce Titanic´i aynen nasıl anlatabildiğini merak etmedi.
Kimse onu anımsamadı , ta ki 1980´lerde inanılmaz olaylarla ilgili araştırmalar yapılıncaya kadar...
Bunu atlamışım;harika bir hikaye,önce yukarıyı okuyun derim.
Ama eğer bu kadar tesadüfün birarada olamayacağına inanırsak evrime de inanmayalım.
Şöyle bir hesap yapalım;
Sadece Türkiyede,az satan,çok satan toplam kaç roman ve hikaye yazılmıştır;adı bile duyulmamış,neredeyse hiç satmamışları da sayarsak en az 50.000'i bulmuştur,hatta geçer diye düşünüyorum.
Tek başına 1000'den fazla hikayesi(kitabı değil) olan yazarlar var,Aziz Nesin'in bile hikayelerinin sayısı 700-800'i buluyor.
Her bir Avrupa ülkesini,Amerikayı ve tüm dünyayı düşünün;milyonlarca hikaye ve roman.
Bu hikayeleri gelecekte spesifik bir olayla bağlandırma gibi bir zorunluluğumuz yok;milyonlarca hikayenin gelecekteki herhangi bir olayla benzeşme olasılığı tahmin edebileceğimizden çok daha yüksektir.Aradığımız özellikle Titanik'e benzeyecek olan bir olay olmadığı için şansımız kat be kat artacaktır.
Ben araştırılırsa buna benzer yüzlerce benzerliğin ortaya çıkacağına eminim.
Bir elli yıl sonra,yaşlandığımızda bunun gibi bir sürü hikaye gerçekleşmiş olacak,doğaüstü olaylara inanma eğilimindekilere de buradan iyi malzeme çıkacaktır.