PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : KÜÇÜK KIZ


sodomo--
18-03-2006, 18:19
KÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.

Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun
hiçde güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi.


Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti.

"Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.......

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.

Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi.

Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.

Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı.
Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat
ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu.
Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı.
Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü.

Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak

- Sanki yeniden dünyaya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış.
Estetik ameliyatı siz mi yaptınız?
Yaşlı doktor
- Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi.

Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, O' nun gözünden gördün kendini!..


Alıntı------http://www.haksever.com sitesinden ZorcocuK nick'li bir arkadaş.

Sağol Zorcocuk

18-03-2006, 20:44
sağol sodomo harika bir alıntı.

bir soru geldi aklıma bir yerde de okumuştum:
acaba kalp nakli yaptıranlar ,aşkları da alırlar mı ?

tşkler.

sodomo--
18-03-2006, 21:02
diriliş, okuduğun için teşekkürler

kalp naklinden sonra bazı ilginç gelişmeler oluyor; kalp nakli yapılan kişi kalbi öldükten alınan
kişiye ait bir takım olayları hafızasında canlandırabiliyor veya hissedebiliyor mesela ölen kişinin ölüm anında yaşadıklarını rüyalarında görebiliyor. Doktorlar buna "hücresel hafıza" diyorlar detaylı bilmiyorum.

Aşk konusuna gelince, vallahi değil kalp nakli, beyin nakli bile olsa bi şey değişmez.

pante
18-03-2006, 21:42
Göz değişmekle görüş , kalp değişmekle aşk naklolmaz , ruh aynı olunca farkolmaz.Ama bu öykü en beğendiğim öykülerdendir..

Mesnevi'den - "Şehvetin Sonu" nu (Kabak hikayesi) Aspartam çok sever de belli etmez!!

Bir halayık şehvetin çokluğundan, hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı. O eşek, kendisine yakınlaşmayı adet edinmiş, insana yakın olmayı öğrenmişti. O hilebaz halayığın bir kabağı vardı. Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı, eşeğin aletine takardı. Yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi yapmaktaydı. Çünkü, eşeğin aleti tamamı ile girse rahmi de parçalanırdı, damarları da.
Eşek boyuna zayıflayıp durmaktaydı. Eşeğin sahibi olan kadın da neden bu eşek böyle zayıflıyor, neden böyle kıl gibi inceliyor deyip dururdu. Fakat işin ne olduğunu anlamakta acizdi. Nalbantlara illeti nedir, neden zayıflamakta diye gösterdiyse de, onda hiçbir illet görünmedi, kimse bunun iç yüzünü haber veremedi. Kadın bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. Her an eşeğin haline dikkat etmekte, neden böyle zayıfladığını bulmaya çalışmaktaydı.

İnsanın adamakıllı çalışmaya kul olması gerekir. Çünkü her şeyi iyice arayan nihayet bulur. Eşeğin haline dikkat edip dururken bir de ne görsün? O halayık eşeğin altına yatmıyor mu? Bunu kapının yarığından gördü bu hale pek şaştı. Eşek erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış, işini becermekteydi.

Kadın hasede düştü. Dedi ki, bu eşek, benim eşeğim, nasıl olur bu iş? Bu işin bana olması lazım ben işe daha ehlim. Eşek işi öğrenmiş, alışmış. Adeta sofra yayılmış, mum da yanmış. Görmezlikten gelip ahırın kapısını vurdu. A kız ne vakte dek ahırı süpürüp duracaksın? dedi. Bu sözü işi gizlemek için söylüyor, ben geldim kapıyı aç diyordu.

Sustu halayığa hiçbir şey söylemedi. Bu işe tamah ettiği için işi gizledi. Halayık bütün fesat aletlerini gizleyip kapıyı açtı. Yüzünü ekşitip gözlerini yaşartarak dudaklarını oynatmaya başladı, güya oruçluyum demek istiyordu. Eline sapı yıpranmış bir süpürge aldı, develerin yatması için ahırı süpürüyor göründü. Elinde süpürge kapıyı açınca kadın, dudak altından seni usta seni, dedi.

Yüzünü ekşittin, eline süpürgeyi aldın, iyi. Fakat yemeden içmeden kesilmiş eşeğin hali ne? İşi yarıda kalmış, öfkeli, aleti oynayıp durmada. Gözleri kapıda seni beklemede. Bunu dudağı altından söyledi, halayıktan gizledi. Onu suçsuz gibi ululadı,

Dedi ki: Tez çarşafını başına al. Filan eve git benden selam söyle. Şunu söyle, böyle yap, şöyle et. Neyse ben kadınların masallarını kısa kesiyorum. Maksat neyse sen onun özünü al. O işi görmezlikten gelen kadın onu yola vurunca, zaten şehvetten sarhoş olmuştu, hemen kapıyı kapadı, oh dedi.

Yalnız kaldım, bağıra, bağıra şükredeyim. Artık erkeklerin gah tam, gah yarım yamalak yakınlaşmalarından kurtuldum. Kadının keçileri, sanki bini bulmuştu, öyle neşelendi. Eşeğin şehvet ateşiyle kararsız bir hale düştü. Hatta ne keçisi? O yakınlaşma kadını keçi haline getirdi. Ahmağı keçi haline getirmeye, hor hakir bir hale sokmaya şaşılmaz ki!

Şehvet isteği, gönlü sağır ve kör yaptı mı eşeği bile Yusuf gibi nurdan meydana gelmiş bir ateş parçası gösterir. Nice ateşten sarhoş olmuşlar vardır ki ateş ararlar, kendilerini de mutlak nur sanırlar.

Yalnız Tanrı kulu böyle değildir. yahut da Tanrı birisini çeker çevirir de yola getirir, yaprağı döndürür bu da başka! Böyle olan o ateş hayali bilir, o hayalin yolda eğreti olduğunu anlar. Hırs çirkinleri güzel gösterir. Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur. Şehvet yüz binlerce iyi adı kötüye çıkarmıştır. Yüz binlerce akıllı, fikirli adamı şaşkın bir hale getirmiştir. Bir eşeği bile Mısır Yusuf’u gibi güzel gösterdikten sonra o çıfıt bir Yusuf’u nasıl gösterir? Pisliği afsunu ile sana bal göstermede, iş inada bindi mi balı nasıl gösterir? Bir düşün artık. Şehvet yemeden olur, az ye. Yahut bir kadın nikahla da kötülükten kaç. Yedin içtin mi şehvet, seni harama çeker. Ele gireni elbet harcamak gerekir.

Şu halde nikah Lâhavle okumaya benzer. Oku, yani bir kadın nikahla da şehvet, seni belaya düşürmesin. Madem ki, yemeye içmeye hırsın var, çabuk bir kadın al evlen. Yoksa bil ki kedi gelir yağlı kuyruğu kapar. Sıçrayan eşeğin sırtına taş yükü vur, o kaçmadan, sıçramadan önce sırtına yükü yükle.

Ateşin ne yaptığını bilemezsin, savul oradan. Bu çeşit bilginle ateşin çevresinde dönüp dolaşma. Ateşe çömleği koyup çorba pişirmeyi bilmiyorsan bil ki ne çömlek kalır, ne çorba. Su hazır olmalı, ahçılığı da bilmelisin ki o tenceredeki çorba, dökülmeden, bozulmadan pişsin. Demircilik sanatını bilmiyorsan demirci ocağından geçerken sakalını bıyığını yakarsın.

Kadın kapıyı kapadı, sevine, sevine eşeği kendisine çekti, cezasını da tattı ya! Eşeği çeke, çeke ahırın ortasına getirdi. O erkek eşeğin altına yattı. O kahpe de muradına ermek üzere halayığın yattığını gördüğü sekiye yatmıştı. Eşek ayağını kaldırıp aletini daldırdı. Eşeğin aletinden kadının içine bir ateştir düştü. Alışmış eşek kadına abandı, aletini ta hayalarına kadar sokar sokmaz kadın da geberdi.

Eşeğin aletinin hızından ciğeri parçalandı, damarları koptu birbirinden ayrıldı. Soluk bile alamadan derhal can verdi. Seki bir yana düştü o bir yana. Ahırın içi kanla doldu, kadın baş aşağı yıkıldı, öldü. Kötü bir ölüm, kadının canını aldı.

Kötü ölüm, yüzlerce rezillikle gelip çattı babacığım. Sen hiç eşeğin aletinden şehit olmuş insan gördün mü?

Hırs, hepsini ister fakat bütün lezzetlerden mahrum olur. A turp oğlu turp hırsa tapma. O halayıkcağız hem gidiyor, hem de ah diyordu; a kadın sen ustayı yola saldın. Ustasız iş yapmak istedin. Bilgisizlikle canınla oynamaya kalkıştın. Benden bir bilgidir çaldın, çaldın ama tuzağın ahvalini sormaya arlandın. Kuş, hem harmanından tane toplamalıydı, hem de boynuna ip dolamamalıydı.

Çünkü aptalların ancak etleri işe yarar. Güzel ve zariflerinse güzel sesleri işe yarar. Hasılı halayıkcağız kapının yarığından, hanımının eşeğin altında can verdiğini görünce, dedi ki: A ahmak kadın, bu iş nedir? sana ustan bir şey gösterdi ise, yalnız görünüşe kapıldın. Halbuki iç yüzü senden gizliydi. Usta olmadan dükkan açtın.Bal gibi , pâlüze gibi olan o aleti gördün , âlâ. Fakat a haris neden kabağı görmedin? Yoksa eşeğin aşkına o kadar mı dalmıştın ki gözüne kabak görünmedi?

sodomo--
18-03-2006, 22:17
Mevlana'nın en sevdiğim hikayesidir.
Konumuz "şehvet" olsaydı belki anlamı olurdu ama bu "küçük kız" hikayesinin altında iyi durmadı.
Söz yerinde güzeldir.

pante
18-03-2006, 22:28
Sevgili Sodomo ;
Benimkisi dengelemeydi gerçi.Madem benzer konu olsun diyorsun , biz de öyle yaparız.Seni mi kıracağız..

KULAKSIZ BEBE

Bebegimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucagina yumusak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeginin minik yüzünü görmek için kundagi açti ve saskinliktan adeta nutku tutuldu! Anne ve *bebegini * seyreden doktor hizla arkasini döndü ve camdan bakmaya basladi. Bebegin kulaklari yoktu...Muayenelerde, bebegin *duyma *yetisinin etkilenmedigi, sadece görünüsü bozan bir kulak yoksunlugu oldugu anlasildi. *Aradan yillar geçti, çocuk büyüdü ve okula basladi.Bir gün okul dönüsü eve kosarak geldi ve kendisini annesinin kollarina atti .Hiçkiriyordu *Bu onun yasadigi ilk büyük hayal kirikligiydi; *aglayarak" Büyük bir çocuk bana ucube Dedi." * Küçük çocuk bu kadersizligiyle büyüdü .Arkadaslari tarafindan * seviliyordu ve oldukça da basarili bir ögrenciydi.Sinif baskani * bile olabilirdi; eger insanlarin arasina karismis olsaydi. Annesi, her zaman ona "Genç insanlarin arasina karismalisin"diyordu, ancak ayni zamanda yüreginde derin bir acima ve sefkat *
hissediyordu.

Delikanlinin babasi, aile doktoru ile oglunun sorunu ile ilgili görüstü; "Hiçbir sey yapilamaz mi?" diye sordu. Doktor "Eger bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapilabilir" dedi.Böylece genç bir *adam için kulaklarini feda edecek birisi aranmaya baslandi. *Iki yil geçti bir gün babasi "Hastaneye gidiyorsun *oglum, annen ve ben, sana kulaklarini verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi. Operasyon çok basarili geçti ve adeta yeni bir insan yaratildi. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal *hayatinda büyük basarilar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat *oldu. * * Yillar geçti, bir gün babasina gidip sordu: "Bilmek zorundayim, *bana *bu kadar iyilik yapan kisi kim? Ben o insan için hiçbir *sey yapamadim..."
Bir sey yapabilecegini sanmiyorum"dedi babasi, "fakat *anlasma kesin, su anda ögrenemezsin, henüz degil..." Bu derin sir yillar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açiga çikma *zamani geldi... Hayatinin en karanlik günlerinden birinde, annesinin cenazesi basinda babasiyla birlikte bekliyordu.

Babasi *yavasça annesinin basina elini uzantti; kizil kahverengi saçlarini *eliyle geriye dogru itti; annesinin kulaklari yoktu. "Annen hiçbir *zaman *saçini kestirmek zorunda kalmadigi için çok mutlu oldu" diye fisildadi babasi "..ve hiç kimse, annenin daha az güzel oldugunu * *düsünmedi degil mi?"Gerçek güzellik fiziksel görünüse bagli degildir, ancak kalptedir!Gerçek mutluluk, gördügün seyde degil, asil *görünmeyen yerdedir... Gerçek sevgi, yapildigi bilinen seyde degil, *yapildigi halde bilinmeyen seydedir!"

aspartam
18-03-2006, 22:46
Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır. (31/14)

Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım. (46/15)

yenidendogus
19-03-2006, 00:46
kalp naklinden sonra bazı ilginç gelişmeler oluyor; kalp nakli yapılan kişi kalbi öldükten alınan
kişiye ait bir takım olayları hafızasında canlandırabiliyor veya hissedebiliyor mesela ölen kişinin ölüm anında yaşadıklarını rüyalarında görebiliyor. Doktorlar buna "hücresel hafıza" diyorlar detaylı bilmiyorum.

Bu kadar saçma bir şey daha duymadım. Nasıl yani? Kalp kan pompalayan bir organdır. Kalp nakli ilik nakli gibi bir şey. Ölen kişinin tüm anıları o kişinin beyninde saklıdır. Beyin nakli de henüz gerçekleştirilmiş bi şey değil. Belki kalbi alınan kişiyle ilgili olarak kalbin nakledildiği kişi daha önceden bir şeyler biliyorsa kendi kendine telkinle bazı olayları o kişiye aitmiş gibi hissedebilir. Bu tamamen psikolojik bir durum. Sonuçta insan duygusal bir canlı.

19-03-2006, 01:06
yenidendogus arkadasim demissin ki :

Salaklığın zirvelerine oynuyoruz bazen insan türü olarak.....


acikcasi su ki salaklagin degil ama ahlaksizligin ve terbiyesizligin zirvesine oynadigimiz kesin.....boyle cumleleri okudugum zaman vardigim kani budur....boyle degerli insanlara aptal salak demek ne sana nede baskalarina hic yakismiyor.....sunu hic unutma.....bizle beraber bu siteyi okuyan uye olmamis bir suru insan var.....ve hic birimizin,hic birimize onur zedeleyecek sozler sarfetmeye asla hakki yok...asla....sevgili site yoneticisi kardeslerimde bu konuda daha dikkatli olurlarsa cok memnun olucam....


ne olursan ol yenidendogus kardesim......yeter ki guzel soz soyle.....insan olana bu yakisir...

yenidendogus
28-03-2006, 00:25
Bu salaklık türümüzün doğasından kaynaklanıyor bunu söylemek istemiştim. Zaman zaman büyük salaklıklar yaptık insan ırkı olarak. Hurafelerle bilimi karıştırmak da bunlardan biri. Genel bir niteleme ama kırıcı oldu sanırım özür diliyor, düzeltiyorum hemen...

sargon
28-03-2006, 02:09
Güzel öyküymüş.

Bu arada, Yenidendogus arkadas hemen düzeltiyorum diyorsun ama, bir haftada sürmüş. Bu arada Sodomo terk-i diyar eyledi. Belki hisseder seni, güzel insandı. Demek ki, ben siteye tekrar gireli bir hafta olmamış. Bu yazıyı görmemiştim.

eda
16-11-2006, 10:37
DEĞER VERMEK...


Hayata farkli açidan bakabilmekle ilgili söyle bir hikâye anlatilir:

"Bir gün New-York'ta bir grup is arkadasi, yemek molasinda disariya çikar.
Gruptan biri, Kizilderili'dir.

Yolda yürürken insan kalabaligi, siren sesleri, yoldaki is
makinelerinin çikardigi gürültü ve korna sesleri arasinda ilerlerken,

Kizilderili,kulagina circir böcegi sesinin geldigini söyleyerek circir aramaya baslar.

Arkadaslari, bu kadar gürültünün arasinda bu sesi duyamayacagini,
kendisinin öyle zannettigini söyleyip yollarina devam eder.

Aralarindan bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.
Kizilderili, yolun karsi tarafina dogru yürür, arkadasi da onu takip eder.
Binalarin arasindaki bir tutam yesilligin arasinda gerçekten bir circir
böcegi bulurlar.

Arkadasi, Kizilderili'ye: "Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasil
duydun?" diye sorar.
Kizilderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya
gerek olmadigini söyleyerek, arkadasina kendisini takip etmesini söyler.
Kaldirima geçerler ve Kizilderili cebinden çikardigi bozuk parayi
kaldirimda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin
geldigi tarafa bakarak, onun ceplerinden düsüp düsmedigini kontrol eder.
Kizilderili, arkadasina dönerek:
"Önemli olan, nelere deger verdigin ve neleri önemsedigindir. Her seyi ona göre duyar, görür ve hissedersin."der.

tewderi
16-11-2006, 11:07
Çok güzel bir öykü *:cry:

mhmd
16-11-2006, 11:18
Sn. Sodomo,

Sizden böyle bir başlık beni şaşırttı. İlavemi kabul buyurun.

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *(N. F. Kısakürek)
Tüm annelere ithaf ediyorum.


Bendeki üzüntü sende dert keder
Yaşlanmış vücudun olmuşsun heder
Kıymetin bilmez ne biz ne peder
Evimizin gülü, bülbülü anne
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * (Mhmmd)
Anneciğime...

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

sodomo--
16-11-2006, 13:12
Muhammed, neden insanlara "önyargısız" ve "çerçevesiz" bakmayı denemiyorsun ?

mhmd
16-11-2006, 23:21
Sn. Sodomo,

Çerçevelerin içine sıkışanları ve ön yargılarıyla güreşenleri görünce ne yapayım?

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın