PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tarkan: Atıl Kurt! ve Türklerin Doğuşu Öyküsü


sargon
21-03-2006, 23:28
Tarkan

Çocukluğumdan beri Tarkan filmlerini severim. Kartal Tibet’in o koyun derisinden midir nedir üstüne geçirdiği mont, ayakkabıları, bilekliği, yanındaki muhteşem kurdu, Bizans’lı dilberler, Bizans’lı kral ve efradının giydiği saten giyecekler ve pelerinler, hepsi hepsi beni büyülemiştir. Ne kadar aptalca sahneleri de olsa seve seve izledim Tarkan’ı. Bugün bile karşılaşsam oturup saatlerimi verebilirim bu filmlere. Çocukluğumda bana Milliyet Çocuk alınırdı, imam hatipe giden komşumuzun çocuklarına da Tercüman Çocuk. Biz dergileri okuyup, sonra değiştirirdik. Milliyet Çocuk’tan bir sürü klasik eserin çizgi romanlarını okudum, Tercüman Çocuk’tan da en çok eski türk ve müslüman kahramanları.

Ben Tarkan’ı gerçekten yaşamamış, hayali olarak uydurulmuş, “şanlı Türk milleti” kahramanlarından biri sanıyordum. Geçenlerde böyle birinin gerçekten yaşadığını öğrendim. Eğer kaynağım yanıltmıyorsa ve “tarkan” sözcüğü o zamanlar bir isim olmanın ötesinde bir tür rütbe, ünvan gibi bir özellik taşımıyorsa, benim çocukluğumun Tarkan’ı gerçekten yaşamış biri. Kaynağım tarihçi Jean-Paul Roux. Kitabı “Orta Asya: Tarih ve Uygarlık”.

Peki bizim Tarkan ne zaman, nerde yaşamış, ne iş yaparmış, kaç Bizans’lı dilberle birlikte olmuş, kaç Bizans’lı öldürmüş? Bunları öğrenme şansımız var mı acaba? Elimdeki bilgilerden yola çıkarak bazı yorumlar yapabiliriz, ancak kesinliği elbette şüpheli.

Önce ne zaman yaşamış: Roux’a göre Tarkan yüksek rütbeli bir subay ve Tu-kiu (Göktürkler) döneminde yaşamış. Ve elçi olarak, daha doğrusu Tu-kiu ülkesine gelen bir elçiyle birlikte (Zemark) Bizans’a gönderiliyor. Yıl ise 500’lerin sonu.

Göktürk’lerin o zamanki kağanı İstemi Kağan. Aslında o dönemde Bizans’lılarla bir çatışma falan sözkonusu değil. Tersine Bizans’lılarla Türk’ler arasındaki ilişkiler son derece iyi. Sorun İran’la (Sasaniler) ilişkilerde. Zaten Türklerin Bizans’la ilişki kurmasının arkasında da bu sorun yatıyor. Başlangıçta İran’la ittifak halinde olan Türk’ler ipek yolu üzerindeki Sogd/Sasani çatışmasının içinde kendilerini bulurlar. İstemi’nin elçileri Sasani’ler tarafından öldürülür. Neyse uzun etmeyelim, çeşitli nedenlerle İran karşısında bir ittifak arayan İstemi, uzak görüşlü bir kağan olarak Bizans’la ittifak arayışına girer.

Bu dönemin tablosu şöyle: O zamanki dünyanın en önemli güçleri Çin, İran ve Bizans’dır. Göktürk’ler 20 yıl gibi kısa bir sürede hızla yayılır ve Kore’den Karadeniz’e kadar yayılmayı başarırlar. 4. büyük güç olarak tarihe otururlar. İşte bu dönemde 500’lü yılların James Bond’u olarak tarih sahnesine bizim Tarkan çıkar. Görev alanı Bond’unki kadar geniş değildir. Hep Bizans’a gidip gelir. Yine de bugün ürettiğimiz Rambo’larla kıyaslanırsa geniş sayılır. Şimdikiler sadece Irak’a gidip geliyolar.

Haa, kendi sorduğum soruları cevaplamayı unuttum. Cevapları bilmiyoruz ama yukardaki iki paragraftan bunu tahmin etmek mümkün. Muhtemelen hiç bir Bizans’lı öldürmemiştir, çünkü bunun için bir neden yok. Ortada savaş falan yok. Çok sayıda Bizans’lı dilberle olma ihtimali ise yüksek. Adam yüksek rütbeli bir subay. O dönemlerde değil, her dönemde barbar erkek tercih eden batılı kadınlar çok olmuştur. Bugün bile süren maço modası gibi. Tabii Tarkan’ı kişilik olarak tanımıyoruz, belki de maço değildi. :)

Ancak Roux’un Tarkan’ıyla, değerli Sezgin Burak’ın yarattığı hepimizin Tarkan’ı ne yazık ki aynı kişi değil gibi görünüyor.

http://www.tarkan-sitesi.com/eserler/tarkan/tarkan_isim_A_TR.htm

Benim bahsettiğim dönem Justinianus dönemi, yani *560-600 arası dönem. Atilla dönemi ise 400-450 arası. Arada 100 yıldan fazla bir fark var. Yani Roux'un bahsettiği elçi Tarkan'la Sezgin Burak'ın Tarkan'ı farklı dönemlerde, farklı ülkelerde yaşamışlar, Birisi Atilla'nın Hun'larından, diğeri Göktürk, İlteriş Kağan'ın subaylarından.

Bu arada bunları konuşmamızı sağlamakla kalmayan, yıllardır sevdiğimiz birçok kahramanı yaratmış olan Sezgin Burak'ı da anmadan geçmeyelim.

http://www.tarkan-sitesi.com/sezginburak/SB_main_A_TR.htm



Atıl Kurt


Tarkan’dan bahsedince insanın aklına hemen kurt geliyor. “Atıl kurt” özdeyişi ile çizgi roman ve sinema tarihimize de perçinlenmiş olan bu kurt teması kesinlikle biz Türk’ler için ayrı bir önem taşıyor. Zira bizler kurt’un çocuklarıyız. Asena öyküsü enteresan bir öykü. Türk göçebe kavimlerinin bu öyküsü, Çin kaynakları tarafından ve Bugut yazıtı diye bilinen Türklerin atalarını dişi bir kurtun emzirmesini tasvir eden bir resimle doğrulanmış. Herkes bilsede ben bir kez daha aktarayım öyküyü.

“Türkler komşu bir devlet tarafından yenilirler ve on yaşında bir oğlan çocuğu dışında tüm kavim öldürülür. Hiçbir asker bu çocuğu öldürmek istemez. Çözümü ayaklarını kesip sazlarla örtülü bir bataklığa atmakta bulurlar. Bu bataklıkta çocuğu bulan bir dişi kurt onu etlerle besler. Çocuk böylece büyür ve dişi kurtla birleşir. Kurt hamile kalır. Çocuğun hala yaşadığını öğrenen kral adamlarını çocuğu öldürmeleri için gönderir. Çocuğun yanında bir kurt olduğunu gören askerler kurdu da öldürmek isterler. Ama kurt Turfan’ın kuzeyinde bulunan yüksek bir dağa kaçar. Bu dağda bir mağaraya sığınır, mağarada etrafı yüzlerce li ve yüksek zirvelerle çevrili, sık otlarla örtülü dümdüz bir ova bulunmaktadır. Burada kurdun on tane erkek çocuğu olur. Bu çocuklar büyüyünce dışardan kızlarla evlenirler, böylece soyları çoğalır. Bunların çocukları birer soyadı seçer ve biri de Asena’dır. “ (Jean-Poul Roux, Orta Asya, s.130-131)

Suya bırakılan çocuk teması oldukça ünlü bir tema. Bu temanın diğer bilinen iki versiyonu dişi bir kurt tarafından büyütülen Romus ve Romulus (Roma’nın kökeni öyküsü) ve Nil’e bırakılan Musa öyküsüdür (Yahudilerin kökeni öyküsü diyemiyoruz ama, kurtuluşu öyküsü demek mümkün)

Tevrat’taki öyküde firavun İbranilerin erkek çocuk doğurmasını yasaklamıştır. Doğan her erkek çocuk Nil’e atılacak, kız çocuklar sağ bırakılacaktır.

“Levili bir adam kendi oymağından bir kızla evlendi. Kadın gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce onu üç ay gizledi. Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp, katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı. Çocuğun ablası kardeşine ne olacağını görmek için uzaktan gözlüyordu.

O sırada firavunun kızı yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, firavunun kızı onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak ‘Bu bir İbrani çocuğu’ dedi.” (Mısırdan :Çıkış, 2:1-6)

Tevrat’taki öyküde kurt yok. Bir İbrani sütnine bulunup, getiriliyor. Eski Türklerde ise kurt kutsal bir anlam taşıyor. Altından bir kurt başı bayrak ve sancakları süslemede kullanılır ve kurdun ordunun önünde yürüdüğü söylencesinden dolayı ön saflarda yürüyen birliklere “kurtlar” denirmiş.

Öykünün en eski versiyonu ise yine Sümer kökenli. Asur kral listesinde Sargon aşağıdaki gibi anlatılıyor.

My mother was a changeling, my father I knew not. The brothers of my father loved the hills. My city is Azupiranu, which is situated on the banks of the Euphrates. My changeling mother conceived me, in secret she bore me. She set me in a basket of rushes, with bitumen she sealed my lid. She cast me into the river which rose over me. The river bore me up and carried me to Akki, the drawer of water. Akki, the drawer of water, took me as his son and reared me. Akki, the drawer of water, appointed me as his gardener. While I was a gardener, Ishtar granted me her love, and for four and […] years I exercised kingship. (King 1907: 87-96)

http://en.wikipedia.org/wiki/Sargon_of_Akkad

Burda Sargon Fırat’ın sularını atılıyor ve sulardan alınıp bahçıvan olarak yetiştiriliyor. Aslında bu öyküyü türkçe bir roman yazarımız yazmış. Yanılmıyosam romanın adı Enheduanna idi. Sargon’un yarı tanrı kızının öyküsü. (İşte benim adımı bu Sargon’dan yararlanarak koymuşlarJ )

Daha önce Nuh tufanı öyküsünde gördüğümüz gibi her kavim kendi kültürel değerlerini, yaşam tarzını eklemiş bu öyküye. Öykünün Mezopotamya, Avrupa, Asya içlerindeki farklı versiyonları dinlerin, kültürlerin, nasıl birbirlerinden etkilenmiş olduklarını ne güzel anlatıyor, değil mi?

pante
22-03-2006, 02:32
Bende birşeyler ilave edeyim Sargon..
Ulusların kültürleri içinde hayvan efsaneleri oldukça geniş yer kaplar.Aslandan kediye , domuzdan kurda bir çok hayvan mitolojisi mevcut.

Kurt , Türkler için çok önemli.Hatta Asya için bir sembol olduğu söylenebilir..Türklerin dışında da kurt öykülerine , efsanelerine rastlanır.

Bazı Mogol boyları , Borte-Çine adını verdikleri erkek bozkurtun , dişi akgeyik Goa-Maral
ile çiftleşmesi sonucu dogan "Bataçihan"ın ataları olduguna inanırlar.

Anadolu mitolojilerinde kurt motifi ; Hitit'lerle ortaya çıkar. Hitit'lerde kurt tanrının yoldaşıdır.
Orman tanrıları kurtları çok severler ve onları yanlarından ayırmazlar. Ancak Hitit'lerde kurt kesinlikle
bir totem degildir.

Roma imparatorlugunun kurucuları olarak kabul edilen Romus ve Romulus'un öyküleri de
kurt motifinin kullanıldıgı ilginç bir öyküdür. Savas tanrısı Mars'ın ogulları olan Romus ve Romulus'u
Tiber nehri kıyılarında bulup emziren yine bir dişi kurttur.

İskandinav mitolojisinde Fenris adı verilen son derece yırtıcı bir kurt vardır. Bu vahşi kurt ,
savas tanrısı Odin'i yok eder. Ancak tanrı Odin , her zaman yanında iki kurtla betimlenecektir.
Ayrıca İskandinav'lar , günes ile ay'ın pesine iki tane vahşi kurtun takıldıgını düsünürler. Bu nedenle ay ve güneş sürekli hareket halindedir.

meas_0
22-03-2006, 03:41
yani sargon yaptığın işmi şimdi ne kadar ülkücü varsa adamların hayallerini dahası ideolojilerini yerle bir ettin;
hayde şimdi sil baştan herşeyi okumak zorunda kalacaklar cık cık cık :)

neyse genede eline sağlık uğraş verdin....

Khazar
22-03-2006, 05:57
Sümerler'in dil ve kültür öğeleri açısından tamamen Asyatik karakteristikler sergilediği, ve eldeki veriler doğrultusunda incelendiğinde bu halkın M.Ö. 3500 yıllarında Mezopotamya'ya Orta Asya'dan çıkarak gelmiş olduğunun ortaya çıkması değerlendirildiğinde, bu durum ülkücülerin, özellikle de türkçülerin (bkz. ülkücü-türkçü kutuplaşması - www.nihalatsiz.org) hayallerini vesaire yıkmadığı gibi, olsa olsa heyecan dozunu arttırıp sokaklarda çılgınlar gibi koşuşturma şeklinde tezahür edecek hezeyanlara sebebiyet verebilir.

Khazar
22-03-2006, 06:08
Aklıma gelmişken, Romus - Romulus hikayesi Roma kültürünün temelini atan Etrüskler'in kültüründen o coğrafyaya sonradan gelen Latinler tarafından miras alınmıştır. Etrüskler'in kökeni hakkında yapılan son genetik araştırma için bkz. http://web.unife.it/progetti/genetica/Giorgio/PDFfiles/AJHG2004.pdf .

Link'ini verdiğim sayfadan bir alıntı veriyorum ki araştırmayı sıkılmadan, ilgiyle okuyunuz:

"The likely contributions of each parental population, or admixture coefficients, are similar for the three modern Italian populations, but Etruscans differ in two aspects: they show closer relationships both to North Africans and to Turks than any contemporary population. In particular, the Turkish component in their gene pool appears three times as large as in the other populations."

sargon
23-03-2006, 02:15
Bu yazıyı yazarken amacım aslında ülkücülerin iddialarını çürütmek değildi. Dediğim gibi farklı kültürlerin birbirlerinden nasıl etkilendiklerini, aynı öyküleri kendi doğuş öyküleri olarak aldıklarını, bunların dinlere ve kutsal kitaplara geçtiğini göstermekti. Atalarımız birbirlerinden bu kadar yararlanmışlarken, bizim gibi çömezlerin ırkçılık yapması da yakışık almaz tabii.

Sümerler gerçekten de Sami yada Hint-Avrupa dil ailesine bağlı değiller. Aslında Sümer dili daha çözülmeden önce bu dilin İskit dili yada Türk, Moğol, Mançu dilleriyle yakınlığı olabileceği ortaya atılmış. Geçtiğimiz yüzyıl içinde dil önemli ölçüde çözüldü. Sonuç: Sümerce, bugünkü herhangi bir dille akraba olmasa da, Ural-Altay dil ailesine ait dillere yakın benzerlik gösteren bir dil. Aslında Sümerce'nin bu dil ailesine tam olarak sokulamaması anlaşılır birşey bence. Zira Türk ve Moğolların tarih sahnesine çıkışları, Sümerlerle karşılaştırılırsa çok yeni. Göktürkler M.S. 500'lerden sonra çıkıyorlar. Tarihçilerin bundan sadece birkaç yüzyıl önceki Hunların milliyetini bile tartıştıklarını düşünürsek bu tarihlerden 4-5 bin yıl önce uygarlık kurmuş bir kavim için bu belirsizlik anlaşılır birşey.

Mustafa Kemal'in de Sümerlerin Türk olabileceğine dair bir düşüncesinin olduğunu ve bunun araştırılmasını istediğini, hatta Sümerbank, Etibank gibi adların da bu tarih araştırmalarından duyulan heyecandan geldiğini biliyoruz.

Ancak bana kalırsa Sümerlerin Türk olup olmadığı konusunda ülkücüler son derece dikkatliler. Bir ara bazı ülkücü forumlara girip bu konudaki tartışmalarını okumuştum. Fazla havaya girip, Sümerler atalarımız diye ortaya atılanlara, forumların tecrübeli yazarları, durun bakalım, bu konularda konuşmak için erken, henüz ispat edilmiş bişey yok falan diyorlardı.

Samuel Noah Kramer'e göre Sümerler, muhtemelen M.Ö. 5000 yıllarında daha kuzeyden, Hazar denizi civarından Mezopotamya'ya göç etmiş bir kavimdir. Hiç bir dille akrabalığı yoktur, bükümlü bir dil olarak Türkçe, Moğolca, Fince gibi dillerle benzerlik taşır.

Etrüskler konusunda da Khazar'ın verdiği bilgi doğru. Etrüskler de Hint-Avrupa'lı değiller. Ama Etrüsk dili de tümüyle sınıflandırılamamış durumda. Wikipedi'de muhtemelen Lemnian diye bir grupdan demişler. Yani Limnos adası.

Ortadoğunun bildiğimiz tarihi boyunca üç dil ailesi ortaya öıkıyor: Sümerler Ural-Altay dil ailesine yakın, sonrasındaki Babil/Akad Sami yada Afriko-Asyatik dil ailesinden (İbranilerle, Araplar da bu aileden) ve ardından Pers/Hitit/Yunan Hint-Avrupa dil ailesinden.

Dil aileleri için
http://en.wikipedia.org/wiki/Language_families_and_languages

Ancak genetik çalışma olayından bişey anlamadım. Bu kısım bana sadece korku veriyor. Bilmediğim için soruyorum: Gerçekten genler birkaç bin yılda değişiyor mu? Ve farklı ırkların gen yapılarında farklılık var mı?

Khazar
04-04-2006, 16:13
Evet, tarihsel süreçte DNA aktarımı prosedüründeki çeşitli küçük dallanmalar bin yıl kadar kısa bir süre içinde ciddi boyutlarda farklılaşmalara sebebiyet verebiliyor. Bakış açısına bağlı tabii gene de, zira orangutan ile aramızda sadece 2.4%'lik bir fark olması söz konusu. Hatta şempanze ile aramızdaki fark da 1.2%'lik bir genetik uzaklıktan ibaret. Yani özetle, sayısal açıdan bakarak bu farkları görmezden gelmek mümkünken, hayatın gidişine bakarak değerlendirildiğinde 1.2%'nin dahi nelere kadir olduğunu müşahade etmemek mümkün değil.

Genetik biliminin gösterdiği yolların nerelere varabileceğini tasavvur etmek elbette ki tedirginliğe yol açmaktadır, ancak korkunun ecele faydasının olmadığı unutulmadan, meseleye bardağın dolu tarafına bakarak yaklaşmakta fayda vardır kanımca.

Neva
28-10-2011, 23:13
Dunya efsanelerinin tumunde hayvan agirlikli hikayeler, efsaneler vs. mevcut..

Kurt fazlaca kullanilmis.