PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Herseye Anlam/Icerik Veren, Insanoglu Turu ve Onun Biridir


evrensel-insan
04-07-2010, 18:49
Saygideger arkadaslar;

Kendi turu ve biri dahil, herseye ve her bir seye anlam, icerik, soyutlama, oznellik, ozellik, kavram veren; bu sitedeki her yazarin da dahil oldugu insanoglu turu ve onun bolunmez, butunu olan biridir.

Bu su demektir. Yine insanoglu eliyle ortaya atilan hic bir insandisi degerin, ogenin, olgunun,varligin, soyut/somut; nesnel/oznel, ozsel/gorunussel, ozel/genel boyle bir yetisi yoktur.

Buna, her turlu ve her bir yaratici, Tanri, her bir ve her tur tanrisal, inancsal, ideolojik, teorik v.s. algilamayla ozdeslestirilen somut veri, deger, tabu; ayrica; madde, evren, evrim, varolus, doga, dunya ve bilimum metafizik ve etik ideolojik inancsal veriler, tabular, degerler ve de bilimum bilim dallari ve bilimsel buluslar, deneyler, ve bildirilen, belirtilenler v.s. dahildir.

Kendi dahil herseyi soyutlamasiyla iceriklediren ve anlam/tanim/tarif v.s. katan tek tur insanoglu turu ve onun bolunmez butunu biridir.

Insanoglu yok ise; ortada bir anlam, icerik, soyutlama, ozellik, oznellik, nesne,madde, varlik, evren, evrim, dunya, doga ve bilimum dile gelen kavramlar ve isimler yoktur. Olsa bile bunlari ortaya koyacak herhangibir baska turun ortaya koyacagini algilayacak insanoglu turu ve biri yoktur.

Insanoglu yoksa, hersey ve herbirsey; anlamsiz, iceriksiz, ozelliksiz, soyutsuz, ve ortaya koyumsuzdur.

Bunun aksini dusunen arkadaslardan, bu islevi yapanin insanoglu turu ve onun biri degilde, baska bir guc, olgu, veri, varlik v.s. oldugunu ortaya koymak isteyen varsa, buyursun ve ortaya koydugu bu baska gucun, bu islevi ve ozellikleri nasil barindirdigini o guc adina, eger onunla bir dialogu varsa, dile getirsin.

Evet, bu teze karsi, olacak antitezleri ve teze destek mesajlarinizi bekliyorum.

Bu konuyu "hodri meydan" da acacaktim, ama; hem orada konu bir yazar ile kisitli kaliyor, hem de buna paralel olarak actigim hodri meydanlarda pek bir katilim olmadi.

Oyuzden bu baslik, tum site yazarlarina aciktir ve bir tez ortaya koymaktadir.

Bu teze karsi bir antitez ortaya koyabilen varsa, yorum, gorus ve fikirlerini beklerim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

fevziyapak
05-07-2010, 11:58
Bu başlığa bir iki kişisel düşüncemi ilave etmek isterim fakat yazdıklarınızı iyi anlamak adına bir iki açıklama rica edeceğim.

"Bu su demektir. Yine insanoglu eliyle ortaya atilan hic bir insandisi degerin, ogenin, olgunun,varligin, soyut/somut; nesnel/oznel, ozsel/gorunussel, ozel/genel boyle bir yetisi yoktur."

Yetisi olamamayı daha açarmısınız. Örnek otomların moleküler bağlar yapması bir yetimidir yoksa değilmidir.

"Insanoglu yok ise; ortada bir anlam, icerik, soyutlama, ozellik, oznellik, nesne,madde, varlik, evren, evrim, dunya, doga ve bilimum dile gelen kavramlar ve isimler yoktur. Olsa bile bunlari ortaya koyacak herhangibir baska turun ortaya koyacagini algilayacak insanoglu turu ve biri yoktur."

Madde den kastınız nedir? Boşlukta yer kaplayan hacim ve kütle sahibi olanmı?

Şu anda dünya üzerinde tek bilinçli varlık olarak insanı biliyoruz ve bu sebeple pek çok şeye bizim gibi bir varlığın anlam vereceği yada yükleyebileceği konusunda hem fikirim. Fakat ifadelerdeki "insan" kısıtlamasına karşıyım. Demek istediğim daha geniş düşünelim. Ben kainatta tek zeki sorgulayan ve etrafına isim ve anlamlar verebilen varlığın insan olmadığını düşünürüm. Bunu kanıtlayamam tabiki. Fakat bunu olasılığı hayli fazla.

evrensel-insan
05-07-2010, 19:07
Saygideger fevziyapak;

Örnek otomların moleküler bağlar yapması bir yetimidir yoksa değilmidir.-fevziyapak-

Bu cumleyi yazan, bunun boyle oldugunu ortaya koyan, insanoglu mudur/ yoksa atom mudur? Eger Atom ise, insanoglu hangi dialoguyla, atom ile iliskidedir? Atom "ben molekul baglar yaparim" diye bir insanoglu dili mi kullanmistir. Ayni kuran gibi.

Eger Atomun insanoglu ile onun algiladigi bir dil ile dialoga gectigini dusunuyorsaniz, o zaman Kuran'in da Allah tarafindan yazildigini kabul etmeniz gerekir. Cunku ikisi de ayni zihniyet.

Maddenin ne oldugunu ben, "madde nedir?" basliginda acikladim. Isterseniz oraya bakin, isterseniz; size gore ne ise onu yazin, konu uzerinde mesajlasiriz.

Bu basligin konusu sadece ve ozel olarak madde degil; insanoglu eliyle/adina/ait monolog olarak ortaya konan, her olgu, veri, deger, tabu, ki bu ortaya koyum da, insanoglunun kendi dahil, distalanan hic bir sey yoktur. Insanoglunun ortaya attigi herbir sey ve her seyi icerir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
06-07-2010, 04:40
Saygideger fevziyapak;

Madde den kastınız nedir? Boşlukta yer kaplayan hacim ve kütle sahibi olanmı?

Şu anda dünya üzerinde tek bilinçli varlık olarak insanı biliyoruz ve bu sebeple pek çok şeye bizim gibi bir varlığın anlam vereceği yada yükleyebileceği konusunda hem fikirim. Fakat ifadelerdeki "insan" kısıtlamasına karşıyım. Demek istediğim daha geniş düşünelim. Ben kainatta tek zeki sorgulayan ve etrafına isim ve anlamlar verebilen varlığın insan olmadığını düşünürüm. Bunu kanıtlayamam tabiki. Fakat bunu olasılığı hayli fazla.-fevziyapak-

Madde, insanoglunun yansisini bes duyusu ile algiladigini, kavram ile ozdeslestirerek yansitmasidir.

Bir turevdir, bir donusumdur. Yansi, alginin kavramlastirdigi yansitmaya donusmustur.

Dogal dusuncenin evrensel yapilanis ve isleyisi, zaten inanc ve insandisi insanlik disi uzerine kurulmustur ve dogal dusunce temel olarak, hic bir zaman insanoglunu ve onun birini almaz. Sizin dediginiz de budur. Yani insanoglu ile sinirlamamak demek; insanoglu disi baska yine insa noglunun ortaya koydugu verilere yonelmek demek. Bunu ben ilk mesajimda belirtim, zaten.

Onemli olan epistemolojik gercekliktir. Oyuzden sizin olasiligi fazla olan insanoglu disi herhangibir veri, spekuletiftir ve inancsaldir. Beni de spekulatif inancsallardan ziyade, epistemolojik gercekler ilgilendirir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
06-07-2010, 04:52
Saygideger fevziyapak;

Eger insanoglu disina cikarsaniz,ki insanoglunun hala devam etmekte olan tarihi dogal dusunce temelinde budur, yine insanoglunun ortaya attigi felsefi ve de etik ideolojik inancsallardan birini, birkacini savunur, sahiplenir, sabitler ve/veya yasaminiz boyunca da, birinden digerine gecer durursunuz.

Yani, ya materyalist, ya idealist, ya pozitivist, ya realist, ya subjektivist, ya da isimci olrsunuz. Ya herhangibir yaraticiyi, ya bir dine bagli olarak,, ya da bir dine bagli olmayarak savunursunuz.

Ya teist, ya antiteist, ateist, panenteist, panteist, deist v.s. olursunuz. Ya akilli tasarimci, ya da evrimci olursunuz.

Etigin, siyasal izmler kismina girmiyorum.

Goruldugu gibi, tum bunlar hem insanoglu turu arasi; ideolojik inancsal dogrular arasi "benimki dogru" mucadelesinin, ikna olma/etme savasidir, hem de sizin bir insanoglu biri olarak yasaminizin onune koydugunuz, degerler, tabular ve verilerdir. Tabi butun bunlarin yaninda, doga ustuluk, dunya otelik, mitolojik, mistik, efsanevi v.s. olgulari, degerleri de yabana atmamak gerekir. Bunlara bir de dogup buyudugunuz cografyanin tarihi ve kulturel her turlu yasam ve iliski temelli sosyal ve toplumsal degerleri de eklenir.

Isin acisi ise, tum bu insanoglu turunu ayrimci, cikarci, bencil v.s. kilan ve insanoglunu bu temelli mucadelesinden dolayi da, otoriter ve guce dayanan bir iktidar savasinina ve de bunun ugruna insanlikdisi dusunce ve davranisa surukleyen herseyi de, yine insanoglunun ortaya atmis olmasidir. Yani insanoglu turu, kendi yarattigi suda bogulur, kendi yarattigi ateste yanar, kendi yasamini kendi harcar, kendi kendine eziyet eder, kendi eder, kendi bulur ve kendi kendine gelin/guvey olur.

Cunku insanoglu kendi tur ve biri dahil; hic bir seyin kendisini ortaya koyamamistir. Zaten,m insanoglunun neyi yaptigi seyde, kendi kendisini kendi adina ortaya koyamaz. Sonucta hersey ve her bir sey, insanoglu eliyle/adina/icin/ait bir monologdur.

Iste bu monologun en belirgin sorunu da insanoglunun kendi turu arasindaki dialogunda cikar. Cnku ortada sadece monologlarin tartismasi vardir.

Kimin monologunun ustunlugu de, dogrularin guc ve yonlendirim/yaptirim temelli verisiyle ortaya konur. Iste bunlarda, degerler, veriler ve tabulardir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
06-07-2010, 07:11
Insanoglu yoksa, hersey ve herbirsey; anlamsiz, iceriksiz, ozelliksiz, soyutsuz, ve ortaya koyumsuzdur.


doğrudur..

şimdi, şu anda, günümüzde yukarıdaki ifade geçersizdir, çünkü insanoğlu vardır..

tüm bunları ortaya koyan insan bilinci ve beyini nasıl, ne zaman, niçin varolmuştur?..

biliyor musun, bilmiyor musun?

fevziyapak
06-07-2010, 14:36
Sayın Evrensel İnsan,
Şu an için her şeye anlam, sıfat, önem, içerik, özellik vs. veren tabiki insandır daha doğrusu bilinç sahibi olan olarak. Bu konuda hemfikiriz.
Takıldığım yer hala şurası;
" .......... ayrica; madde, evren, evrim, varolus, doga, dunya ........v.s. dahildir."
İnsanda, onun kavramlar, sıfatlar, özellikler oluşturan zihnide maddeye bağlıdır. Madde yoksa insanda yoktur. O halde önce madde vardı. Maddenin var olabildiği evrende vardı tabiki doğada ve dünyada. Tüm bunlara anlam veren insandan öncede vardılar.
Bu varlıkların anlamları olmaları ayrı bir konu fakat onlar hakkında(yada işaret ettiği) var yada yok demek ayrı bir konu.

Sizin başlığınız şuydu;
"Herseye Anlam/Icerik Veren, Insanoglu Turu ve Onun Biridir"
Buna itiraz edilemez zaten. Ben diyorumki varlık söz konusu ise asıl olan insan değildir.
Yine insan (bilinç) olmasada ki zaten yoktu, madde bir şekilde bir çok şeyi kotarıp bilinçli insanı ortaya koyabildi. Yani madde var oluştaki yada daha önce zaten var olan kurallar altında iş gördü.

Bu kurallara insan ortaya çıkınca fizik, kimya matematik vs. dendi fakat biz bir anlam yüklemedende bunlar vardı. Belki başka bir bilinç düzeyi başka şekilde ifade edebilirdi bununda önemi yok. Sonunça iki kütle başından beri bir birilerini aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak çektiler. Ha biz buna kütlesel çekim yasası dedik formüle ettik. Fakat bu yasa ile ilgili ne varsa başlangıçta vardı.

Epistemolojik gerçeklik tabiki önemlidir fakat zaten gerçeklik dediğinizde de yine insan gerçekliğinden bahsederizki buda mutlak gerçektan farklı olabilir.

Bu sebeple epistemolojik gerçek yine bizim sınırlarımız içide kalacaktır. Fakat şu anda algı sınırlarımız içinde bilimin önümüze koyduklarına gerçek diyoruz sadece.
Ben insanoğlu dışına çıkmaya çalışmıyorum. Zaten insan dışında bir biliçten söz edildiği anda kendimizi çok farklı yerlerde ve inançlarda bulabiliriz. Ben şahsen metafizik neden şeyide kabul etmem. Metafizik bir palavradır yada şu an hala ortaya konamamış bir olgudur.
Siz bütün konuya kavramsal olarak bakıyorsanız tabiki bende madde yoktu diyebilirim. Yani insanın tanımladığı olarak.

Sizin yapmaya çalıştığınız anlıyorum. İnsan dışı bir bilinçin bizi çok farklı yerlere ve inançlara götürebileceği tehlikesine dikkat çekiyorsunuz. Bilmem doğrumu analiz ettim.

Farklı bakış açısı ile bu başlığı devam ettireceğim.

Sevgiler

evrensel-insan
06-07-2010, 17:40
Saygideger fevziyapak;

İnsan dışı bir bilinçin bizi çok farklı yerlere ve inançlara götürebileceği tehlikesine dikkat çekiyorsunuz.-fevziyapak-

Kusura bakmayin ama; "gunaydin" diyecegim. Zaten bu sizin dediginizi insanoglu tarih sahnesine ciktigindan beri yapiyor ve yapmakta.

Benim mesajimin amaci, insanoglunu bu insandisi ve insanlikdisindan, kendi turune ve birine geri dondurmek, kendi turu ve birinin varliginin bilincine ve farkina varmasini saglamak ve insanoglu turu ve birinin her seyin temeli oldugunu epistemolojik gerceklik olarak ortaya koymak. Tur butunlugu ve biri temelinde.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
06-07-2010, 17:44
Saygideger paslicivi;

tüm bunları ortaya koyan insan bilinci ve beyini nasıl, ne zaman, niçin varolmuştur?..

biliyor musun, bilmiyor musun? -paslicivi-

Bu yine insanoglunun ortaya koyumuyla surekli suregelen bir surectir. Bu temelde insanoglu bilimsel olarak epistemolojik temelde ve spekulatif olarak inancsal temelde bir suru bilgi ve ogretiler ortaya atmistir.

Ayrica bu ortaya atimlar, insanoglu varligini surdurdukce de, devam edecektir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
06-07-2010, 18:11
Saygideger fevziyapak;

buda mutlak gerçektan farklı olabilir.-fevziyapak-

Mutlaklik ve herhangibir seyin mutlakligi, insanoglunun duyumsal, sezgisel ve inancsal olarak algi temelinde ya kendine ideolojik, teorik v.s. ile dogruladigi, ya da pesinden kostugudur.

Hem bilimin konusu degildir, hem de bilimsel degildir. Epistemolojik olarak ta sadece bir algidir ve sadece algilayanin, algiladigi konuda kendini ikna ettigi, kendine dogruladigidir.
Hem bir evrensel onayi yoktur, hem de yanlislanamaz ve sadece pesinde kosani, kavusani kendi ideolojik inancsal dogrusu temelinde baglar.

Bu temelde de zaten, mutlaktan yola cikan, bir suru metafizik ve etik izm mevcuttur.

Oyuzden gercek mutlak degil; epistemolojiktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
07-07-2010, 06:36
Saygideger paslicivi;

tüm bunları ortaya koyan insan bilinci ve beyini nasıl, ne zaman, niçin varolmuştur?..

biliyor musun, bilmiyor musun? -paslicivi-

Bu yine insanoglunun ortaya koyumuyla surekli suregelen bir surectir. Bu temelde insanoglu bilimsel olarak epistemolojik temelde ve spekulatif olarak inancsal temelde bir suru bilgi ve ogretiler ortaya atmistir.

Ayrica bu ortaya atimlar, insanoglu varligini surdurdukce de, devam edecektir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

yani insanoğlu bu kaynağı/orjini merak edip öğrenmek/bilmek istemektedir, onu diğer varlıklardan ayıran bilinç sahibi olduğu için...

ama bir türlü öğrenip bilememektedir..

ne bilimsel çerçevede epistemolojik olarak, ne de inançsal spekülatif olarak..

ve insanoğlu bunu yani bilemediğini kendine itiraf edemeyip bunu bilimsel yada inançsal olarak bildiğini zannetme yanılgısında yaşamaktadır..

ve bilim ilerledikçe tüm dünya insanlığının bilmediği ama bilmediğini bile farketmediği bu çok merak ettiği sorunun arkasından ne tür bir cevap çıkacağı sonsuz ihtimaller içermektedir..

ama insanoğlu bu duvar gibi gerçekle henüz yaşamaya uygun bilinç evrimini tamamlamadığı için bilmiyorum diyemeyecek ve kendi nörokimyasal donanımının ona sağladığı benlik&bilinç kombinasyonuna uygun bir rüyada yaşamaya devam edecektir..


ve insanoğlu böyle bir donanıma erişmediği sürece bu durum eleştirilecek/suçlanacak bir durum değildir..

kanatları olmayan bir kaplumbağanın uçmadığı için suçlanamayacağı gibi..

insanoğlu varoluş karşısında bu kadar çaresizdir ama ego/benlik onun bu çaresizliğini çok güzel süspanse edip yaşamda kalıp soyunu devam ettirmesi için muazzam bir mekanizmayla çalışmaktadır..

evrensel-insan
07-07-2010, 18:35
Saygideger paslicivi;

Bence konu bilip, bilmemekten ziyade; ihtiyac duyup, duymamak ve bu duyulan ihtiyacin her insanoglu turu biri temelinde giderimine yonelmesidir. Ihtiyac yoksa, giderim de yoktur.

Her insanoglu turu birinin, ihtiyac algisi da; onun icinde bulundugu, bilgi, bilinc, birikim, v.s. temelinde farklilasir. Birinin ihtiyac gordugunu, digeri gormezse; zaten giderim gereksinimi de duymaz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

nihilist
07-07-2010, 20:03
sevgili evrensel

insanoğlu nedir.
somut sen ve ben üzerinden.
nedir insan.

evrensel-insan
07-07-2010, 21:14
Saygideger nihilist;

Insanoglu, epistemolojik olarak, yine insanoglu tarafindan bilinen, soyutlama yeti ve ozelligine sahip; fiziksel, kimyasal, dusunsel ve kavramsal olarak olusmus, algiladigi her seye, kendi dahil, kendi adina/ait/icin/eliyle ve soyutlama monologuyla, soyut/somut, isim, tanim, tarif anlam, icerik ve ozellik veren ve bu verdiklerini de, belirli bir disiplenlerde toplayan (dil, felsefe, bilim, inanc) ve kendisini diger turlerden farkli kilan bir olusumdur. En kucuk, bolunmez parcasi; kendi biridir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
08-07-2010, 06:46
Bence konu bilip, bilmemekten ziyade

sevgili e.i..

bu işin artık "sence"si "bence"si yok.. bilincimize yansıyan varlığı bilip bilmemek çok farklı, buna ihtiyaç duyup duymamak çok farklı konular..

ve bu konuda insanoğlunun bilim, inanç ve felsefe olgularını üretmesinin altında yatan yegane sebep de bu bilincimize yansıyan varlığı bil-me-menin verdiği sıkıntı ve rahatsızlıktır..

insanoğlu bilincine yansıyan varlığı/evreni bir bütün olarak ortaya koyup bil-seydi ne bilim ne inanç ne de felsefe ortaya çıkardı.. bu 3 kavramın asıl amacı işte bu varlığı bilme isteğidir.. ama insanoğlu varettiği ve geliştirdiği bu 3 olguya rağmen hala varlığı/evreni bil-ememektedir..

insanoğlunun varolan ruhsal aygıtı henüz bu bil-ememezlikle yaşamaya uygun evrimleşmemiştir.. çünkü insanın ruhsal aygıtının 2 ana öğesi duygulanma ve düşünmedir.. ve bu iki öğe bir insanda birbiriyle sinerjik(otokontrolle birlikte birbirlerini besleyen, denetleyen) bir uyum içinde olmak zorundadır.. yani duygu ve düşünce dediğimiz iki kompenent biribiriyle anahtar-kilit gibi uyumlu olmak zorundadır.. aksi takdirde kişinin ya duygulanması (duygudurum bozuklukları) ya da düşüncesi(psikozlar, şizofreni vs) bozulur.. bunlardan birinin bozulması diğerini de bozar.. bozuk bir anahtar kilidi, bozuk bir kilit de anahtarı bozar..

işte insanoğlu bir duvar gibi karşısında duran bu bilinemezlikle yaşamaya uygun olmadığı için benlik modülüyle süspanse edilmiştir.. benlik dediğimiz şey de bilinç dediğimiz olguyla yapışık kardeş gibi yaşamak zorundadır.. yazılarımda benlik&bilinç şeklinde yazmamın nedeni budur..


bilincin açıklık seviyesine göre benlik değişkendir.. bilinç ne kadar kapalıysa benlik o kadar kabarık ve sahte olmak, bilinç ne kadar açıksa benlik o kadar ince ve gerçekliğe yaklaşır.. daha önce bunu elektrik kablosunun içindeki metal kısımla dışındaki plastik kısıma benzeterek açıklamaya çalıştım..


ortada tek bir gerçek olgu vardır.. insanoğlu bilincine yansıyan evreni/varlığı bir bütün olarak bilmemektedir.. ama henüz bu bilmediğinin farkındalığına bile ulaşacak düzeye evrimleşmemiştir.. ve o yüzden değişik bilinçaçıklığına göre insanoğlu değişik kademelerde durup yaşamını idame ettirmek zorundadır..

nedir peki bu değişik kademeler..

teizm düzeyi bilinçaçıklığı:bilincin en kapalı/düşük ve benliğin en kalın/sahte olduğu düzeyde yaşayan insanlardır.. kimdir bu insanlar peki? doğdukları zaman ve coğrafyada "varlık/varoluş/evren nedir?" sorusuna cevap veren hazır paket programı olduğu gibi alıp bu programda yaşayan insanlardır.. bu insanlara sunulan hazır paket program, organize olmuş bir inançtır, "din" dediğimiz olgudur.. bunlara mensup birçok insan vardır..

günümüzden örnek vermek gerkirse hristiyanlık, islam budizm, hinduizm ve musevilik gibi 5 ana büyük hazır paket programda yaşayan insanlar bunlardır.. bu bilinçaçıklığında yaşayan insanların dinlerinde tanrının olup olmaması ve ya kaçtane olduğunun hiç bir önemi yoktur.. yani tüm kademeler batı zihinli filozofların oluşturduğu felsefedeki "tanrı temelli" değil "bilinçaçıklık temelli"dir..

tek tanrıya inanan bir müslüman, musevi hristiyanla, çoklu tanrıya inanan bir hindu ve tanrısızlığa inanan bir budist arasında bilinçaçıklık oranında hiçbir fark yoktur.. hepsinin ortak noktası doğdukları zaman ve coğrafyanın hazır paket programıyla yaşayabilecek bilinçaçıklığında olan insan toplulukları olmasıdır..

bu insanlar bir dine/organize inanca inanmak zorundadırlar.. bu insanlar kendi inandıkları dinle bir kaos/karmaşa/şüphe yaşadıklarında dinsiz(nonteizm düzey) kategoriye sıçrayamazlar.. gider kendi zaman ve coğrafyasına ve yaşamına uygun başka bir dinin çatısı altına girer.. günümüzde bunların örneklerini fazlasıyla yaşıyoruz, hristiyanlıktan islama, islamdan hristiyanlığa budizme, hinduizmden budizme islama hristyanlığa geçişler tamamen bu bilinçaçıklığında yaşayan insanların kendi inancıyla bütünleşiklerinin bozulması sebebiyle başak bir inanca geçişleridir.. kendi limanlarındaki güven bozulduğu için başka bir limana demirlerler..

ve bugün ateizm ağırlıklı nonteist kademelerindeki insanların bu teizm bilinçaçıklığında yaşamak zorunda olan insanların inançlarını yanlışlamaya çalışmaları ileri derecede insanlıkdışı bir tutum ve davranıştır..

ben nasıl bir nonteistle tartıştığımda kişi kendi deklarasyonunu benim karşımda savunmadığı için rahatsızlık duyup, kendi deklarasyonun da bir hayal/rüya olduğunu görüp huzursuzlanıyorsa aynı durum bu teizm düzeyi insanlar için de geçerlidir.. ama tüm bunların farkına varabilmek için bilincin mümkün olduğunca yükselmesi gerekmektedir.. ve bir kişinin bilinçaçıklığı yükselmediği sürece bu "insan temelli" görüşe ve bilince uygun davranamayacaktır.. o yine bildiğini okuyup kendi inançları dışındaki inançları yanlışlama yoluna gitmek zorundadır.. çünkü hala zihinde/benlikte yaşamaktadır ve o benlik tatmin olmak zorundadır.. kişi kendi inancını doğrulama diğer inançları yanlışladığı oranda mutlu/tatmin olmaktadır.. zihinden/benlikten arınmadığı sürece de tüm bu davranışlar bir dayatma bir zorunluluktur, çünkü hala benliğinin kölesidir, gerçek kendisini bulamamıştır kişi..

o yüzden her gnostik yaşayan insanın ne kendi inancının doğrulama ne de diğer inançları yanlışlama çabaları eleştirilicek/suçlanacak bir durum değildir.. çünkü bu durum onu benliğinin ona dayattığı bir dayatmadır bir zorunluluktur..

bugün bir müslüamn kendi inancının dışındaki tüm inançları yanlışlamak zorundadır.

bugün bir budist kendi inancının dışındaki tüm inançları yanlışlamak zorundadır

bugün bir hristiyan, bir hindu, bir musevi kendi inaçlarının dışındaki inançları yanlışlamak zorundadır..

bugün bir ataeist bir deist bir panteist kendi inaçlarının dışındakilerini yanlışlamak zorundadır..

bu yanlışlama kendi zihinlerinde bir zorunluluk/dayatma iken bunu dışarıya vurup konuşması böyle sitelerde mücadele vermesi yine kişinin kendi inancıyla barışık/bütünleşik olma oranında yine bir zorunluluk dayatmadır..

yani insanoğlu varoluşun ona layık gördüğü nörokimyasal donanım eşliğindeki benlik&bilinç kombinasyonununda yaşamak zorundadır.. aksi takdirde ya duygulanması ya düşünmesi ya da her ikisi birden bozulup kişi yaşamındaki anlamını yitirir ve "yaşamda kal ve soyunu devam ettir" emrini/güdüsünü yerini getiremez..

ama varoluşun asıl hedefi canlılığın devamıdır ve insan denen canlı türü için şimdilik uygun görülen arageçiş formu benlikli bilinçtir.. tüm bu olaylar insan denen canlının iradesi dışında gelişen olaylardır.. ama bunu ayarlayan düzenleyen bir irade kavram varmıdır, yokmudur ya da nedir bu? tüm bunlar insanoğlunun varolan donanımıyla bilebileceği şeyler değildir.. sonsuz sayıda ihtimalden bahsedebiliriz ancak.. yani 1/&

gnostik düzeyin nonteistik bilinçaçıklık düzeyi de yarına kalsın..

evrensel-insan
08-07-2010, 19:28
Saygideger paslicivi;

Yukaridaki mesajinda dile getirdiklerini, aramizda detayli bir sekilde mesajlasmistik.

Kisaca tekrar degineyim. Insanoglu yeryuzunde ve ileride belki, baska gezegenlerde; tur olarak yasam surdugu surece, kendi turu adina/icin/ait/eliyle bildigi, bildirdigi, bilecek oldugu ve o an henuz bilmedigi her zaman olacaktir.

Dolayisiyle bilim, epistemolojik olarak bilinen, bildirilen ve belirtilen demektir. Epistemoloji ustu ise, teorik/spekulatif/inancsaldir, taki pratikte, deney/gozlem/blus/arastirma ile evrensel onay temelinde ve yanlislanabilir iceriginde ortaya konana kadar.

Iste benim bahsettigim ihtiyac, bu epistemoloji ustu ihtiyacidir. Bu bir inancsaldir ve ben birey olarak, boyle bir inancsala ihtiyac duymuyorum. Benim yasam ve iliskilerimde, bilimin geldigi epistemolojik duzey ne ise o o an yeterlidir ve bu epistemolojik sinir, durmadan surekli suregelen bir surecle genislemektedir.

Ihtiyac konusuda, bilim, inancsal, felsefe v.s. ile degil; insanoglu turu ve birinin, insan gibi birlerin tur beraberligi ve butunlugu icinde yasayip, iliski kurabilmesi ve hem kendi birinin, hem de turunun bir ayrimci, cikarci, bencil v.s. icerige sokmayan dusunce ve davranisin saglanmasidir.

Iste ben; bu tur butunlugunu, bir bir olarak; herhangibir ayrimcilik, cikar, bencillik v.s. ile bozacak etik ve metafizik, epistemoloji ustu, evrensel onayi olmayan ve yanlislanma olanagi olmayan her turlu insandisi ve insanlik disi, hem de insanoglu eliyle/adina/ait/icin ortaya konmus degerlere/tabulara/verilere ihtiyac duymuyorum. Cunku bunlara ihtiyac duyanlar ve bunlari olumlu/olumsuz sahiplenip, sabitleyenler; insanoglu tur butunlugunu, beraberligini ve birlikteligini saglayamayanlardir. Bunun bilincli veya farkindalikli olup olmamasi, bu gercegi degistirmez.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
09-07-2010, 07:28
ortada tek bir gerçek olgu vardır.. insanoğlu bilincine yansıyan evreni/varlığı bir bütün olarak bilmemektedir.. ama henüz bu bilmediğinin farkındalığına bile ulaşacak düzeye evrimleşmemiştir.. ve o yüzden değişik bilinçaçıklığına göre insanoğlu değişik kademelerde durup yaşamını idame ettirmek zorundadır..

nedir peki bu değişik kademeler..


deyip en düşük bilinç düzeyi olan "teizm düzeyi bilinçaçıklığı" kademesini açıkladık.. şimdi ikinci kademeye geçelim..

nonteizm düzeyi bilinaçıklığı: dünyada hemen hemen her insanoğlu teizm düzeyi bilinçaçıklığında yaşayan insan topluluğunda dünyaya gelip gözlerini açar.. yani her insan mutlaka organize bir inanç/din olgusunun içinde doğar.. bu zaman ve coğrafyaya göre çok değişkenlik gösterir..

"evren/varlık/yaşam nedir?" sorusuna cevap veren bu hazır paket programın içinde doğan insan yavrusu ilk baştan bu zihin/öğretilere/dine ya ailesi ya toplum yada herikisi tarafından zihin bombardımına tutulup maruz kalır..

bu beyni(nörokimyasal donanım) henüz olgunlaşmamış insan yavrusu her nekadar değişkenlik gösterse de başlarda bu zihin bombardımına uyum sağlamaya çalışır.. ama her insanın nörokimyasal donanımı değişkenlik gösterdiği için bazı çocuklar bu zihin bombardımına ömür boyu uyum sağlarken bazı çocuklar daha çocukluğundan itibaren bu bombardımanla çatışmaya başlarlar..

daha çocukluk/gençlik yaşında nonteizme/dinsizliğe geçen insanlar bunlardır.. çünkü bu giydirilmeye çalışılan gömlek bir beden dar gelmektedir kişiyi sıkıp boğar.. o yüzden kişi daha yaşamının başlarında bu gömleği yırtıp atar ve nonteizm/dinsiz bir yaşama geçer..

bu nonteizm düzeyin "tanrı"yla hiç bir ilgisi yoktur.. çünkü dünyanın değişik zaman ve coğrafyalarında ortaya atılan bu din dediğimiz olgunun bazılarında "tek tanrı" bazılarında "çok tanrı" bazılarında da "tanrısızlık" vardır.. din; "tanrı" demek değildir..

din; her insanın bilincine yansıyan "varlık/evren/varoluş/yaşam nedir?" sorusuna cevap veren hazır paket programdır, içinde tanrı olur, olmaz bu çok değişkendir ve hiç bir önemi yoktur..

bu doğuştan nörokimyası teizm/din düzeyine uygun olmayan insan yavrularının bazıları daha çocukluktan bu gömleği reddederken bazıları yaşamlarını bu gömlekle idame ettirmeye devam ederler... ta ki beyin nörokimyaları bir şekilde değişip bilinç açılmaya başlayana kadar..

beyin nörokimyasını etkileyen/değiştiren bir çok endojen(içsel) ve eksojen(dışsal, çevresel) etken/faktör vardır..

endojen faktörlerin başında meditasyon, bir takım hastalıklar ve birtakım kimyasallları sayabiliriz..

eksojen faktörlerin başında da kişinin yaşam biçimi, eğitimi, psikolojik travmaları sayabiliriz..

beynimizin nörokimyası içsel ve dışsal uyaranlardan etkilenip yaşama uyup sağlamak üzere değişkenlik göstermeye hazır bir şekilde kurgulanmıştır.. değişik durumlarda değişik kimyasallar salgılayıp kişiyi yaşamda kalmaya adapte eder..

korku, sevgi, aşk, heyecan, tedirginlik, çoşku, kızgınlık, öfke, hoşgörü, zeka, bilinç, inanç vs tüm bunlar beyin nörokimyasının türevleridir.. burda kişinin gerçek kendisi yoktur, beyin nörokimyasının onda yarattığı "kişilik" dediğimiz nörokimyasal robot vardır..

yani kişi yaşamına yön verirken aldığı kararları gerçek kendisi alamaz, bu nörokimyasal donanımın emrettiği/müsaade ettiği kararları alıp yaşamına yön verebilir..

daha açık ifade etmek gerekirse;

kişi; ben korkmayacağım/korkacağım, aşık olacağım/olmayacağım, çoşku duyacağım/duymayacağım, öfkeleneceğim/öfkelenmeyeceğim, zeki/aptal olacağım, bilinçli/bilinçsiz olacağım, inanacağım/inanmayacağım gibi seçeneklerden birini seçme lüksüne, özgür irade/muhakemesine sahip değildir..

konumuz itibariyle; yaşamda ve bu sitede değişik düzeyde bilinç ve inanç sahibi insanların birbirlerini eleştirmeleri/suçlamaları çok büyük bir uyku ve farkındasızlık halidir.. bir şeye inanıp inanmamayı ya da neye inanıp inanmayacağınızı, ya da ne oranda inanacağınızı gerçek siz belirlemiyorsunuz..

çünkü en baştan inanç(gnostisizm) dediğimiz şey çok derin bir uyku ve farkındasızlık durumudur..

o yüzden tüm gnostikler(teizm ve nonteizm bilinç düzeyleri) kendi inançlarını(rüyalarını) doğrulama diğer tüm inançları(rüyaları) yanlışlama yoluna gitmek zorundadırlar.. çünkü farkındalıksızlık bunu gerektirir ve dayatır..

tüm bunlar bir zorunluluktur.. ben burda ne yazarsam yazayım, ne söylersem söyleyeyim, kişinin beyin nörokimyası bu bilince uygun değilse bu dediklerimi algılayamayacak ve hala kendi gnostik rüyasını doğrulamaya çalışıp bunun dışındaki dışındaki tüm gnostik rüyaları yanlışlamaya çalışarak yaşamını idame ettirmek zorundadır..

yani, dünyada varolan bu "gnostik kaos" bir zorunluluktur..

ve tüm bunlar insan bilincinin evriminde bir arageçiş formudur.. insanoğlu bu cehennemi yaşamak zorundadır, ta ki bilimin bulabileceği bir tedavi şekli ya da meditasyonun daha çocukluktan itibaren insanlara uygulanmasının gereği kavranana kadar..

neyse lafı uzatmayalım, noteizme geçelim..

bu "din gömleği" dar gelen bilinçler artık nonteizm bilinçaçıklığına geçip dinsizdirler..bu dinsizliğin tanrıyla hiç bir alakası yoktur..

ateizm: din olgusunu kabullenmeyen(orjinal ateist) ya da sonradan atan(çakma ateist) bilinçlerin açıklığı teizmden bir kademe yukarıda olduğu için kişi "varlık/evren/yaşam nedir?" sorusuna "işte bu gördüğümüz yaşadığımız somut herşeydir" diyerek tatmin olan bilinçlerdir.. bilinçaçıklıkları bu seviyede olduğu için tatmin olup daha üstünü sorgulama/öğrenme/bilme ihtiyacı hissetmezler.. çünkü ihtiyaç bilinçaçıklığıyla doğru orantılıdır.. ateistler tüm varlığın bir bütün olarak somut madde olarak algılanmasıyla tatmin olan bilinçaçıklık düzeyidir..

deizm, pantezim, panenteizm gibi bilinçaçıklar ise "tüm evreni/varlığı gördüğümüz dokunduğumuz somuttan ibarettir"le yetinmeyen/tatmin olmayan daha üst bilinçlerdir.. bilinç daha açık olduğu için sorgulama devam eder ve bu kişiler de nihai bir karara varırken, insanoğlunun üretebildiği tek soyut tanrıda tıkanıp kalan ve tatmin olan bilinçlerdir.. deistler aynı teistler gibi bir "birey tanrı"yı zihinlerinde somutlaştırırken, panteist panentesit gibi biraz daha üst bilinaçıklıkları tanrıyı bireylikten kurtarıp biraz daha evrenselleştiren/bütünleştiren bilinaçıklıklarıdır..

sonuç itibariyle; ateisti deisit panteisti evreni/varlığı/yaşamı bir bütün olarak bildiğini zannetme yanılgısı olan nihai kararı verip tatmin olmuş bilinçlerdir.. aslında hepsi kendilerine yansıyan evreni bir bütün olarak ortaya koyup bilememektedir ama insanoğlunun bilinçaçıklığı dolayısıyla ruhsal aygıtı henüz bu duvar gibi gerçekle yaşamaya uygun evrimleşmediği için şimdilik bu gnostik(inançlı/rüyada) yaşamak zorundadır..

yani herşey nörokimyasal donanımızın bize sunduğu bilinçaçıklığı ve bunun tatmin düzeyinde aklın kararverip bilincin/sorgulamanın uykuya geçme (stand-by) halidir..

tüm bu durumlar insanoğlu dediğimiz canlı türünü gnostik bir yaşama zorlayıp dayatmaktadır, şimdilik aksi mümkün değildir zaten.. ve bu gnostik yaşam varoluşun insana uygun gördüğü bir zorunluluk/dayatma olduğu için ne eleştirilebilir ne de suçlanabilir.. aynı şekilde gnostiklerin kendi içinde birbirleriyle olan kaosu yaşamaları gibi..

yani teizm/nonteizm ve ya diğer bir sınıflama ile materyalist/idealist bilinçli insanlar arasında olan çatışma/kaos şimdilik devam etmek zorundadır.. çünkü insanoğlu hali hazırda nörolojik bir robottur ve sahipolduğu bu donanım dahilinde davranmak ve bir yaşam biçimi sürmek zorundadır..

yukarıdaki açıklamalarda görüldüğü üzere gnostik düzeyde yaşayan insanoğlu eleştirilmemekte sadece durum tesbiti yapılıp yansıtılmaktadır..

agnostisizm ve farkındalık yarına kalsın..

paslıçivi
10-07-2010, 07:46
ortada tek bir gerçek olgu vardır.. insanoğlu bilincine yansıyan evreni/varlığı bir bütün olarak bilmemektedir.. ama henüz bu bilmediğinin farkındalığına bile ulaşacak düzeye evrimleşmemiştir.. ve o yüzden değişik bilinçaçıklığına göre insanoğlu değişik kademelerde durup yaşamını idame ettirmek zorundadır..

nedir peki bu değişik kademeler..

agnostisizm ve farkındalık yarına kalsın..

demiştik ama agnostisizm kelimesinin yerine "bilinemezlik" kelimesini kulanıcam. çünkü agnostisizm denilince batı felsefesi sadece tanrı soyutuna odaklandığı için agnostisizmi "tanrı bilinemezcilik" olarak algılıyor ve günümüze kadar talihsiz bir şekilde bu içerikle gelmiş..

ve hatta nonteistik(dinsiz) tanrıları vurgulamasına rağmen bilinci nonteistik tanrıları algılayamayan teist ve ateistler tarafından "dinli/teizm düzeyi tanrıların bilinemezliği" olarak algılanıyor.. yani semavi dinlerin inanırları teistler ile ateistler agnostisizm denince musanın isanın muhammedin bahsettiği tanrının bilinemezliği olarak algılıyorlar..

oysa klasik anlamda batı felsefesenin bahsettiği agnostisizm "dinsiz tanrıların bilinemezliğini" vurgular.. yani bir insan agnostisizm aşamasına gelmesi için ateizm devresinden geçmesi ya da bu bilinç kademesini onaylayıp algılamış olması şarttır.. ateizm devresini onaylayıp algılamayan biri agnostik olamaz zaten, "dinli tanrılara bilinemez" diyen bir bilinç sadece şüpheye düşmüş bir teisttir, agnostisizmle uzaktan yakından alakası yoktur..

neyse biz kendi bilinemezliğimize gelelim.. yukardaki alıntımdan bahsettiğim gibi bilincimize yansıyan varlığın/evrenin bir bütün olarak bilinmesi günümüz itibariyle(şimdi, şu anda) bilinmemektedir.. ve insanoğlunun varolan bilinç evrimi ve dolayısyla ruhsal aygıtı bu gerçekle yaşamaya henüz uygun olmadığı için bu duvar gibi gerçeği kabullenip deklare edemez demiştik..

ve bu gerçekle yaşamaya uygun olmayan insanoğlu kendi tarihinde gnostik bir yaşam içinde yaşamaya mahkum kalmıştır.. ne adına? yaşama uygun bir ruhsal aygıtta yaşamak adına..

o yüzdendir ki; her gnostik yaklaşım bir inançtır.. yani kısaca teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklığı yada diğer başka bir sınıflamayla materyalizm/idealizm düzeyindeki insanlar gnostiktir.. kendi bilinçlerine yansıyan varlık/evreni bir bütün olarak bilmedikleri halde bildiğini zannetme yanılgısında yaşamaktadırlar ve bu durum onların bilinçaçıklıklarının o insanlara olan bir dayatımıdır.. bu durum yaşamda kalma adına bir süspansiyondur, bir motivasyondur..

yani kişi bir şekilde kendisine yansıyan varlığa/evrene bir anlam bir içerik vermek zorundadır, aksi takdirde büyük bir hiçliğe/boşluğa/kaosa düşer.. ya duygulanma ya düşünme ya da çoğunlukla herikisi birden dengelerini kaybedip kişinin ruhsal aygıtı arıza yapıp yaşamda kalma mücadelesi veremez.. ve insan olmaktan çıkar.. çünkü kişinin insan olması demek; yaşadığı toplumla bir şekilde düşünce ve duygulanma bazında uyumluluk içinde olması demektir..

işte bu materyalizm/idelaizm ya da teizm/nonteizm düzeyin üstüne çıkmış bilinçler artık bu gnostik/inançlı dünyadan çıkmış, uykudan uyanmış insanlardır.. evreni/varlığı bir bütün olarak ortaya koyup bilemeyeceklerinin farkına varmış insanlardır.. ve bu gnostik bilinç düzeyinde yaşayan insanların evren/varlık hakkında nihai karar verip tatmin olduğu düzeyde karar verip tatmin olmayan bilinçlerdir..

bir bilinemezciyi teizm ve nonteizm düzeyi bilinç deklarasyonlarının hiçbiri tatmin etmez, çünkü o kişi evren/varlık hakkında kat'i hüküm/yargı verilemeyeceğinin farkındalığına varmış kişidir.. ve bu bilinç düzeyine gelmiş bir insanın en büyük özelliği inanmakla bilmek arasındaki farkın farkındalığına erişmiş olmasıdır..

inancın bir öğreti, bilmenin bir bil-gi olduğunu farkettiği için bilimin ürettiği ve evrensel onay almış dataların(kanun/yasa) dışına çıkamaz.. bil-imin ürettiği bil-gi dışındaki herşey onun için sadece bir olasılıktır, hiçbirini sahiplenip sabitlemez.. hipotez ve teoriler dahil olmak üzere.. bilimin ürettiği inançlara(hipotez ve teoriler) sadece çok daha güçlü bir olasılık olarak bakar ama asla bilincinde bunu sahiplenip sabitlemez..

örneklemek gerekirse..

evrim, bigbang, bigcrunch gibi bilimin ürettiği teorileri sadece çok güçlü bir olasılık olarak görür.. ama bilirki her zaman yeni bir keşifle her teori/hipotez her an güme gidebilir.. bir teori/varsayım kanunlaşıp yasalaşmadığı yani bil-gi düzeyine indirgenmediği sürece bir olasılıktır ama bilim tarafından ortaya atıldığı için güçlü bir olasılıktır.. yani insan zihninin ürettiği soyutlar gibi 1/& değerinde değildir..


mutlak bir bilinemezci, bu bilimsel hipotez ve teoriler dışındaki evreni bir bütün olarak ortaya koymadaki insan zihnin ürettiği diğer tüm olasılıklara 1/& değer verir..

ama bu sitede yaptığım yazışmalarda gördüğüm kadarıyla bu 1/& henüz kavranamamıştır.. evreni/varlığı bir bütün olarak ortaya koymada insanlık şimdilik kadar sadece tanrı soyutunu üretebildiği için topu topu 4-5 olasılık içinde sıkışıp kalmıştır insanoğlu.. ateizm, deizm, panteizm, panenteizm gibi..

bir bilinemezci bunların hiçbirini yanlışlamaya çalışmaz, çünkü hiçbirinin bilimsel bir dayanağı/somutu yoktur.. hepsine sadece 1/& sonsuz olasılık değeri verir.. ve bunların hepsini toplarsak 4/& olasılık eder.. geriya daha &/&-4/&=X dersek daha X kadar olasılık vardır, bu da yine sonsuzluk demektir...

sonuç itibariyle; mutlak bilinemezci, bu 4 olasılıktan hiçbirini sahiplenip sabitlemeyen, daha doğrusu bunlardan hiçbiriyle tatmin olmayan bir bilinç düzeyidir.. yani bilincimize yansıyan evren/varlık hakkında kat'i hüküm verilemeyeceğini, taraf olunamayacağının farkındalığına varmış bilinçtir.. ve verilen her hükmün, taraf olunan her fikrin/felsefenin bir inanç olduğunu ve sadece insanları tartıştırıp böldüğünün farkına varıp artık insan odaklı/temelli bir dünya görüşü yakalamış bilinçtir...

bu bilinemezlik bilincine kadar olan tüm bilinç seviyeleri yani gnostikler(teizm ve nonteizm düzeyi) evren/varlık hakkında karar/hüküm vermiş bilinçler olduğu için bir tatmin içindedirler..

insanın ruhsal aygıtının düşünce ve duygulanma diye 2 unsurdan oluştuğundan bahsetmiştik.. bu 2 unsur birbiriyle simbiyotik(birbirinden beslenen) bir ilişki/uyum içinde çalışır.. bunu ilişkiyi/uyumu açıklamak için şöyle bir benzetme yapayım..

yerçekimsiz bir ortam mesela uzay boşluğunu düşünün.. burda bir cisim varolsun.. bu cisim belli bir düzende/rotada hareket edebilmesi için ona yön/güç veren bir sabite ihtiyaç duyar.. uzayda yakıtı bitmiş bir uzay aracı en son hangi ivmedeyse artık sonsuza kadar oraya doğru savrulur.. ta ki tekrar yakıt koyup ya da çekim gücü olan bir gezegenin çekim alanına girene ya da bir meteora çarpana kadar yeni bir sabit bulana değin bu savrulma devam eder..

işte insanın ruhsal aygıtı da böyle bir mekanızmayla çalışır.. yani duygulanma ve düşünme unsurunun her ikisi de özgür/bağımsız olamaz, mutlaka birinin sabitlenmesi gerekmektedir.. aksi takdirde kişi aynı uzaydaki yakıtsız mekik gibi serseri bir mayın gibi savrulur gider..

ve varoluşun tek bir amacı/dayatması vardır.. yaşamda kal ve soyunu devam ettir.. yani canlılığın devamı...


bu amacın/dayatmanın gerçekleşebilmesi için de insan denen canlının düşüncesinin değil, duygulanmasının dengelenmesi gerekmektedir.. ve duygulanmanın dengelenmesi için yani kişinin tatmin/mutlu olması için düşünce/akıl unsurunun sabitlemesi bir zorunluluktur..

o yüzdendir ki insanoğlu binlerce yıldır gnostik bir bilinçaçıklığında yaşamak zorundadır.. yani düşünce/akıl boyutunu sabitleyip kendine yansıyan evren/varlık hakkında bir karar/hüküm verip yaşamını anlamlandırmak zorundadır.. bu teizm olur, nonteizm olur farketmez ve hiç önemli değildir..

önemli olan; kişinin karar verip artık düşünce/aklı sabitlemesi ve dolasıyla duygulanmayı dengeleyip tatmin/mutlu olması demektir..


ve bu yüzdendir ki; her gnostik kendi karar kıldığı hükmü/inancı/rüyasını doğrulamak diğer tüm hükümleri yanlışlama yoluna gitmek zorundadır.. çünkü diğer her hüküm/inanç/rüya onun rüyasını ciddi oranda tehdit etmektedir.. rüyada yaşamak güzeldir, huzur vericidir, rüyayı bozmaya yeltenecek her türlü tehdit şiddetli bir şekilde dışlanmak, yokedilmek, yanlışlanmak zorundadır..

insanoğlunun binlerce yıldır yaptığı ve hala yapmakata olduğu din savaşları ve bu tarz felsefe sitelerinde insanların birbirilerini yemelerinin altında yatan asıl sebep budur.. gnostik kişi kendi rüyasıyla mutludur ve onun haricindeki her rüyayı şiddetle, insanlıkdışı bir tutum ve davranışla yanlışlamak ve yoketmeye çalışmak zorundadır.. ve çoğu kez bu işi insanlık adına yaptığını ifade etmek zorundadır.. ister teizm düzeyi olsun ister nonteizm hiçbiri insanlıkdışı bir tutum içinde olduğunu itiraf edemez..


tüm bu sebeplerden dolayı bilinemezllik; varolan dünya insanına uygun bir bir bilinç seviyesi değildir.. varolan ruhsal aygıt bu bilinç düzeyinde düşünceyi/aklı sabitleyemediği için duygulanmayı dengeleyip tatmin/mutlu olamaz.. ve kişi savrulur gider.. önce duygulanma ardından düşünce ve daha sonra her iksinin de bozulduğu çok değişik psikolojik/duygudurum/psikotik problemler yaşamaya mahkumdur bilinemezci kişi..

bu bilinç seviyesine gelmiş bir insanın 3 seçeneği/olasılığı vardır..

1- delirerek "hergün bayram vaziyetlerine geçiş"
2- nonteizm veya teizme gerisin geriye çakılmak..
3- farkındalık/aydınlanma/tam uyanıklık seviyesine quantal sıçrayış, aşkınlık.. yani safbilinç ve mutlak mutluluk..

farkındalık, safbilinç, mutlak mutluluk(mokşa, nirvana) yarına kalsın..

paslıçivi
11-07-2010, 08:53
bir bilinç bilinemezlik düzeyine kadar yükselmişse mutluluğu/tatmini yakalayamaz ve savrulur gider demiştik..

günümüzde ve insanlık tarihinde bu bilinç düzeyine bir şekilde çıkmış birçok insan vardır.. bu kişilerde bu mutsuzluğu/tatminsizliği sağlayan şey hala sahip olduğu ego(benlik) veya onun kırıntılarıdır.. çünkü ego tatminsizlik üzerine kurgulanmıştır, bir insanda ego veya kırıntıları hala varsa kişi tatminsizliğe mahkumdur.. bilinemezlik düzeyine kadar olan diğer tüm gnostik bilinçler akıl/düşünceyi sabitlediği için tatmin olmuş bilinçlerdir..


işte bu bilinemzlik düzeyine gelmiş bir bilinç kendisindeki bu tatminsizliği yaratan egoyu beslemek zorunda kalarak yaşamla uyum içinde kalmaya çalışır.. yani kişide varolan tatminsizliğin/boşluğun/kaosun nedeni tatminsiz kalmış egodur.. kişi ya bu egoyu beslemek ya da kökten çözüm için bu egodan tamamen kurtulması gerekmektedir..

ama insanoğlu ne egonun ne de onun nasıl bir mekanızmayla çalıştığından bihaber olduğu için egoyu yoketmeyi aklına bile getiremez, zaten ego da buna izin vermez.. yani ego bindiği dalı kesmez..

bilinemezlik düzeyine gelmiş bir ego tatmin olmak için yan yollara başvurmak zorunda kalır..

peki nedir bu yan yollar?

bilincine yansıyan evreni bir bütün olarak ortaya koyma(gnostisizm/inanç) dışındaki her türlü somut ve soyut değerlere sahiplenip sabitlemek yani yapışmak zorundadır.. bunlar; her türlü dünya zenginliği, milliyetçilik, ahlaki değerler, politik görüş, karşı cinse sığınma, iktidar, güç, narkotik ve narkotik omayan her türlü uyuşturucu, kendi dünyasında yarattığı bir soyut vs, aklınıza gelebilecek inanç dışındaki her olguya tutunmak zorunda kalır kişi..

yani "bilinemezlik" bilinçaçıklığına gelmiş bir insan ego veya onun kırıntıları beslemek zorundadır, beslemediği zaman çok ciddi bir hiçliğe/boşluğa/kaosa/tatminsizliğe düşer.. ve dünya insanlığı ister gnostik olsun ister bilinemezci olsun, farkında olmadan bu yolu(egoyu beslemek) seçmek zorunda kalmıştır..

oysa çok daha kesin ve temiz bir çözüm vardır... ortada bir yorgan olduğu sürece kavga bitmeyecektir.. yorgan gittiği zaman kavga da bitecektir.. işte o yorgan egodur, benliktir.. yani kesin çözüm bu benlik denen illetten kurtulmaktır..

yani bilinemezlik düzeyine gelmiş biri ya bu benliği bir şekilde besleyerek ayakta kalmaya çalışacak ya da bundan tamamen kurtulup benlik&bilinç birlikteliğinden bilinç sadeleğine(safbilinç) geçecektir..

egodan/benlikten mümkün olduğunca arınmak kişiyi egonun getirdiği tatminsizliklerden kurtaracaktır.. yani insan doğasında/özünde aynı bir hayvan gibi bir bitki gibi zaten tatmin ve mutludur.. küçük bir çocuğu düşünün, temel/primer ihtiyaçları karşılandığı sürece mutlu ve çoşkuludur, çünkü henüz benlik/ego modülü oluşmamaıştır..

insanoğlunun tatminsiz/mutsuz kılan şey doğduktan sonra ona eklenen bu benlik/ego modülüdür.. bu benlik modülünden kurtulan kişi artık aynı bir hayvan/bitki gibi, küçük bir çocuk gibi evrenle/varoluşla bir uyum/bütünlük içine girip özündeki mutlak mutluluğa/tatmine ulaşır.. artık mutlu/tatmin olması için primer/birincil ihtiyaçlarından başka bir şeye ihtiyaç duymaz.. o birincil/primer ihtiyaçlar da her canlının yaşamda kalıp soyunu devam ettirecek kadarolarak ihtiyaç duyduğu beslenme ve barınma gibi basit şeylerdir..

işte benlik modülünden arınan insan ne bir inanca ne de ihitiyacından fazla dünyevi şeylere ihtiyaç duymayacaktır, aynı küçük bir çocuk gibi.. o zaman ne inanç yüzünden kavgalar kalır, ne de dünyevi her türlü somut/soyut zenginlik kavgası..


bir bitki, bir hayvan, küçük bir çocuk doğayla/evrenle bütünleşik yaşadığı için ihtiyacı kadar olanı alır, daha fazlasını değil.. ihtiyacından fazlasına gözdiken bir tek canlı türü vardır, benlikli yaşamak zorunda kalan bilinç sahibi yetişkin insanoğlu..

işte dünya insanlık tarihinin tek ve en büyük sorunu bu benlikli bilinç düzeyinde yaşamak zorunda kalan insanoğlunun kendisidir.. insanoğlu bu benlik denen illetten kurtulup arınmadığı sürece getirilecek hiçbir sistem/düzen/soyut insanlığa barışı ve huzuru getirmez ve getirmeyecektir.. ne materyalizm ne de idealizmin ne de başka bir sistem/soyutun sunduğu insanlık toplum düzeni tutmaz ve tutması da imkansızdır zaten.. insanlık tarihi tüm bunların başarısızlıkları ve kaosunun en güzel tanığıdır..

ve tüm bunlar varoluşta olması gereken sürecin gerçekleşiyor olmasından başka bir şey değildir.. yüzme bilmeyen insanoğlu denize atılmıştır, su üzerinde kalmaya çalışıp mücadele ettikçe daha da çok batacaktır..

insanoğlunu bu çıkmaz kaostan şimdiye kadar olduğu gibi yine bilim kurtatarabilecektir.. insan eliyle insanoğlu adına getirilecek, kurulacak her türlü düzen, soyut, sistem sadece ve sadece insan olma yolunda bir arageçiş formu olmaktan ileri gidemez ve sadece bu sistemi kuranları besler, sistemin uygulandığı insanları değil..

insanoğlu bu konuda çok uyanık olmak zorundadır, kendisine mükemmel düzeni vaadeden her sistemin altında bu sistemi yaratan benlikli bilinçlerin benlik tatmini yatar, yoksa insanoğlunun refahı değil..

benlik modülü kanser hücresi gibidir, onu kesip almadığınız sürece dışardan uygulayacağınız her tedavi sadece bir geçici bir merhemden öteye gitmez..

günümüzde varolan tecrübelerimiz ışığında egodan kurtulanacak bilimsel bir ürün/çözüm henüz bulunmamıştır ama ileriki zamanlarda bulunmayacak diye birşey yoktur.. sadece doğu dünyasının bulduğu meditasyon dediğimiz olgu vardır.. bu da tüm dünya insanlığına uygulanabilecek bir şey olmadığı için sadece kişisel kurtuluşa/huzura/mutluluğa hizmet etmektedir..

insanoğlunu benlikli bilinçler değil benliksiz bir bilinç olan bilim kurtaracaktır..

evrensel-insan
11-07-2010, 20:01
Saygideger paslicivi;

Senin ile bu konulara, birebir basliginda detayli degindigimiz icin, senin bu aciklamalarini, basliga katki olarak algiliyorum.

Yalniz, basligin sorusuna acik bir cevap gerekiyor.

Herseye anlam ve icerik veren, insanoglu turu ve onun biridir. Yani, insanoglu disinda, insanoglunun ortaya koydugu herhangibir nesnel varligin boyle bir ozelligi yoktur.

Yani, insanoglunun ortaya attigi her turlu insandisi varlik, eger bir icerik ve anlama sahip ise, bu icerik ve anlami ona, insanoglu oznelligi olarak veren, sadece ve sadece insanogludur. Bu da bir monologdur ve uzerine verilen her ne ise, onun kendini kendi adina ortaya koyup, bu verileni algilama, kabul etme/karsi cikma v.s. temelli insanoglu ozellikleri yoktur.

Bu her turlu, insanoglu eliyle/adina/ait/icin nesnellesen, madde,dunya, doga, evren, evrim, varolus v.s. icin istisnasiz, gecerlidir.

Seyin kendini kendi adina ortaya koyamamasina, insanoglunun kendi ve biri de dahildir. Iste asil amac, herseyi ortaya koyan insanoglunun, en azindan kendi olmak vasfiyla, kendi kendini kendi turu ve biri adina, ortaya koyabilmeyi basaracak, bilinc ve farkindaliga ulasmasi ve tur ici her turlu ve her konudaki savasimini sonlandirmasidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-07-2010, 05:04
Saygideger paslicivi;

Senin ile bu konulara, birebir basliginda detayli degindigimiz icin, senin bu aciklamalarini, basliga katki olarak algiliyorum.

Yalniz, basligin sorusuna acik bir cevap gerekiyor.

Herseye anlam ve icerik veren, insanoglu turu ve onun biridir. Yani, insanoglu disinda, insanoglunun ortaya koydugu herhangibir nesnel varligin boyle bir ozelligi yoktur.

Yani, insanoglunun ortaya attigi her turlu insandisi varlik, eger bir icerik ve anlama sahip ise, bu icerik ve anlami ona, insanoglu oznelligi olarak veren, sadece ve sadece insanogludur. Bu da bir monologdur ve uzerine verilen her ne ise, onun kendini kendi adina ortaya koyup, bu verileni algilama, kabul etme/karsi cikma v.s. temelli insanoglu ozellikleri yoktur.

Bu her turlu, insanoglu eliyle/adina/ait/icin nesnellesen, madde,dunya, doga, evren, evrim, varolus v.s. icin istisnasiz, gecerlidir.

Seyin kendini kendi adina ortaya koyamamasina, insanoglunun kendi ve biri de dahildir. Iste asil amac, herseyi ortaya koyan insanoglunun, en azindan kendi olmak vasfiyla, kendi kendini kendi turu ve biri adina, ortaya koyabilmeyi basaracak, bilinc ve farkindaliga ulasmasi ve tur ici her turlu ve her konudaki savasimini sonlandirmasidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sevgili e.i.. şu an online sın sanırım.. sık sık dile getirdiğin bu yukarıdaki ifadeler bize nasıl bir farkındalık kazandırmalı, yani bu ifaden şimdiye kadar bildiğimiz neyi değiştirir.. ?

bunu daha önce de sormuştum ama sanırım bu konuda uzlamamıştık..

senden ricam tekrar olarak bu konu üzerinde bir açıklaman getirmen..

evrensel-insan
12-07-2010, 05:15
Saygideger paslicivi;

Ilginctir. Iki gundur, sistem kayittan cikmama izin vermiyor. Tam kapatiyordum ki, senin mesajini gordum.

Farkindalik cok kisaca, eger insanoglu turu ve biri yok ise, mevcut degilse, epistemolojik gerceklik olarak, seyin, hem hic birsey, hem de hersey olarak bir ismi, anlami, icerigi ve ayrimi yoktur.

Ben buna insanoglu acisindan aynilik diyorum. Yani insanoglu yoksa, ayniligin farkliligi ve ayrimi yoktur. Cunku yansinin varlanmasi ve algilanmasi sadece bizlerinde dahil oldugu insanoglu turu ve birinin algilanani kavramla ozdeslestirerek yansitmasi ile mumkundur. Oyuzden neyin ne oldugunu sey olarak ortaya koyan insanogludur.

Daha once de belirttigim gibi, benim kulvarim; neyin sey olarak ortaya koyumu degil; neyin sey olarak nasil ortaya kondugunun ortaya konmasidir.

Bunu bilmek; isandisi ve insanlikdisi bir ortaya konan olguya, degere, tabuya oznel icerik vermemeyi ve bu oznel icerik yuzunden tanrisal soyut/somut bir deger yaratmamayi, kendi tur ve birimizin varliginin farkina varmayi ve algilamayi, turumuz arasindaki her turlu cekismenin sona ermesini, tek degerimiz olan yasamin onemini ve onun onune gececek baska bir deger olmadigini, ve insanoglu disinda insanoglundan guclu bir degeri ne/kim olarak aramamayi v.s. getirir.
Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-07-2010, 05:30
sevgili e.i..

bu ifadelerin gnostik yaşayan insanlara bir farkındalık kazandırabilir ve birbirlerini yemelerine belki bir parça faydası olur.. belki diyorum çünkü onların bu ifadelerin neyi anlatmaya çalıştığını algılayabilecek bilinaçıkları olduğunu zannetmiyorum ama..

benim açımdan nasıl bir farkındalık kazandırır senin bu ifadelerin..

evet herşeyi ortaya atan, ona bir anlam ve içerik veren insanoğludur ve insanoğlu yoksa bu herşey "aynılığını" sürdürmeye devam eder.. insanoğlu varolduğu için bu aynılık ortadan kalkmıştır, çünkü insanoğlu şeye nesnel değil öznel bakmaktadır..

ama tüm bunlar benim için bir şey ifade etmiyor, çünkü ben bilmek(bilgi/nesnel) ve inanmak(öğreti/öznel) arasındaki farkın farkındalığa eriştiğim için insan temelli/odaklı bir dünya görüşüne/bilinçaçıklığına ulaşmışım zaten..

benim adıma nasıl bir farkındalık kazandırır senin bu ifadelerin?

evrensel-insan
12-07-2010, 05:39
Saygideger paslicivi;

Sen ile, kendince oznel icerik vererek bir bag/iliski kurdugun varolus arasinda, ki iliskide nasil bir dialog var? Sen varolustan, bir mesaj aliyor musun? Ya da varolus, senin yasam ve iliskilerini yasamanda, nasil bir rol oynuyor?

Varolusun, senin ona verdigin nesnel ortaya konumu disinda, bilhassa insanogluna mahsus olan ve senin ona verdigin oznel icerik var mi?, ya da bu oznel icerigin varligini, varolus mu sana iletiyor?, hangi dialog ile?

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-07-2010, 06:13
Saygideger paslicivi;

Sen ile, kendince oznel icerik vererek bir bag/iliski kurdugun varolus arasinda, ki iliskide nasil bir dialog var? Sen varolustan, bir mesaj aliyor musun? Ya da varolus, senin yasam ve iliskilerini yasamanda, nasil bir rol oynuyor?

Varolusun, senin ona verdigin nesnel ortaya konumu disinda, bilhassa insanogluna mahsus olan ve senin ona verdigin oznel icerik var mi?, ya da bu oznel icerigin varligini, varolus mu sana iletiyor?, hangi dialog ile?

Saygilarimla;
evrensel-insan

sevgili e.i..

sık sık "algı/sezgi dünyasına girmek"ten bahsederim bilirsin.. bunu düşüngen ve kısmen ululelbab isimli arkadaşlarımız da yapıyor.. ben ve bu bahsettiğim iki arkadaş insanoğlunun şimdiye kadar varolan ve nesilden nesile aktarılan öznel/öğretilerin kölesi değiliz gördüğün gibi..

yani biz, bize yansıyan evreni/varlığı öğretiler eşiliğinde değil, bilim ve insan bilincinin algı ve yansıtması eşliğinde yapıyoruz.. o yüzdendir ki bu 3 kişi insan temelli bir dünya görüşüne sahipler.. öğretilerin/öznelliğin kölesi olmaktan kurtulmuş insanlardır..

ve bu durumdan dolayı bize yansıyan evreni/varlığı okumaya çalışıyoruz..çünkü bilincimiz yansıyan evren/varlık bizde "?" işareti oluşturuyor ve "?" cevaplanmadığı sürece bilinç tatminsiz kalıyor.. ve bu işi yaparken insandışı hiç bir nesneyi sahiplenip sabitlemiyoruz ve o yüzdendir ki bir inancımız, gnostik bilincimiz yok.. ve diğer insanlarla bu öğreti/zihin/öznellik konusunda ayırımcı/bölücü bir tutum içinde değiliz..

varoluş; benim/insanoğlu dilinde konuşan bir varlık olmadığı için tabii ki ondan mesaj alıp bir diyalog içine giremem.. ve yaşam ilişkilerimi gerçekleştirmemde de sadece bana verdiği nörokimyasal donanım eşliğinde bir etkisi oluyor.. bana verdiği nörokimyasal donanım eşliğinde bana ne arzulatıyorsa ben onu yapıyor ve yaşıyorum.. beni acıktırıyor, yemek yiyorum.. bana sevgi üretecek hormanlar vermiş seviyorum.. cinsellik üretecek hormanlar vermiş cinsellik yaşıyorum.. öfkelenmem için hormom vermiş öfkeleniyorum.. heyecan duymam için adrenalin vermiş heyecanlanıyorum vs..

ve tüm bunları yaşarken ateşten geçmek/meditasyon/aileden gelen aktarım "vicdan öğesi" sahip olduğum için diğer insanlarla empati kurabilip onlarla bir uyum/barış içinde yaşıyorum.. bunun dışında yaşamımda varoluşun bana hiçbir katkısı/etkisi yok..

evrensel-insan
12-07-2010, 06:25
Saygideger paslicivi;

varoluş; benim/insanoğlu dilinde konuşan bir varlık olmadığı için tabii ki ondan mesaj alıp bir diyalog içine giremem.. ve yaşam ilişkilerimi gerçekleştirmemde de sadece bana verdiği nörokimyasal donanım eşliğinde bir etkisi oluyor.. bana verdiği nörokimyasal donanım eşliğinde bana ne arzulatıyorsa ben onu yapıyor ve yaşıyorum.. beni acıktırıyor, yemek yiyorum.. bana sevgi üretecek hormanlar vermiş seviyorum.. cinsellik üretecek hormanlar vermiş cinsellik yaşıyorum.. öfkelenmem için hormom vermiş öfkeleniyorum.. heyecan duymam için adrenalin vermiş heyecanlanıyorum vs..-paslicivi-

Yukarida saydiklarini, varolus mu sana vermis?, yoksa senin varolusa verdigin oznel icerikler mi, bu dile getirdiklerin?

Yani, varolusta insanoglu turu gibi, bir soyutlama ve oznel icerige mi sahip?, yoksa bunlari ona, epistemolojik olarak yine sadece insanoglu turu tarafindan bilinen, tek soyutlama, yani oznel icerik verme yetisine sahip olan, insanoglu turunun biri olarak sen mi varolusa veriyorsun?

Insanoglu disinda, insanogluna yon, yontem veren onun yasam ve iliskisine mudahele eden, baska bir oznel icerikli varlik var mi?, ki bu varolus dahil, hersey olabilir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-07-2010, 06:53
varoluş; benim/insanoğlu dilinde konuşan bir varlık olmadığı için tabii ki ondan mesaj alıp bir diyalog içine giremem.. ve yaşam ilişkilerimi gerçekleştirmemde de sadece bana verdiği nörokimyasal donanım eşliğinde bir etkisi oluyor.. bana verdiği nörokimyasal donanım eşliğinde bana ne arzulatıyorsa ben onu yapıyor ve yaşıyorum.. beni acıktırıyor, yemek yiyorum.. bana sevgi üretecek hormanlar vermiş seviyorum.. cinsellik üretecek hormanlar vermiş cinsellik yaşıyorum.. öfkelenmem için hormom vermiş öfkeleniyorum.. heyecan duymam için adrenalin vermiş heyecanlanıyorum vs..-paslicivi-

Yukarida saydiklarini, varolus mu sana vermis?, yoksa senin varolusa verdigin oznel icerikler mi, bu dile getirdiklerin?


bunlar öznel değil nesnel içerikler.. yukarıda saydığım örnekler bilimsel gerçeklerdir, bu verdiğim örnekler konusunda tüm dünya insanlığı hemfikirdir ve epistemolojiktir.. yani nörokimyasal donanım eşliğinde bir davranış içinde olduğumuz.. aksini iddia edecek olursa bunu tüm dünya insanlığı gözüönünde sınanabilinir, tekrarlanabilir bir şekilde kanıtlarız..

Insanoglu disinda, insanogluna yon, yontem veren onun yasam ve iliskisine mudahele eden, baska bir oznel icerikli varlik var mi?, ki bu varolus dahil, hersey olabilir.


bu soruna bir kaç gün önce bir yerde değinmiştim ama şimdi bulamadım.. insanoğlu dışında, insanoğluna yön, yöntem veren, onun yaşam ilişkisine müdahele eden sadece bize yansıyan varoluştur.. varoluş bütündür, biz insanoğlu bu bütünün bir parçasıyız.. çünkü bu bahsettiğim nörokimyasal donanımı insanoğlu kendi isteğiyle/iradesiyle edinmemiş, seçenek sunulmamış, bu nörokimysal donanım kendisine dayatılmıştır..

ama tüm bunları insanoğluna dayatan varoluş dediğim bütün; öznel içerikli bir varlıkmıdır, başka bir şeymidir? biz insanoğlu olarak varolan yetilerimiz dahilinde bunu bilemeyiz.. sadece tahmin edebiliriz.. peki kaç tane tahmin üretebiliriz, sonsuz sayıda..

ama insanoğlu şimdiye kadar sadece "tanrı" tahminini üretebildiği için bunun etrafında dolanıp, kıvranıp büyük zihinsel sancı çekmektedir.. ya bunu dinli ya da dinsiz bir şekilde sahiplenip sabitlemiştir(idealizm) ya da bunun karşı tarafında pozisyon alıp(materyalizm) tanrıyla yatıp tanrıyla kalkmaktadır.. insanoğlu üretebildiği tek tahmin tanrının kölesi olmuştur.. hem teizm düzeyindekiler hem nonteizm düzeyindekiler, hem materyalistler hem ideaistler..

evrensel-insan
12-07-2010, 07:08
Saygideger paslicivi;

Insanoglu turu algiladigi herseyi, kendi dahil bilimsel olarak biliminin dallari ile ortaya koyuyor. Bu algilamaya kendi turu de dahil. Kendi turu ile ilgili algilamayi da, antropolojik, tipbi ve biyolojik olarak acikliyor.

Yani bilimsel olarak insanoglunun kendi yapisini ve canlilik gerekcelerini aciklamasi ile, kendi disindaki baska bir canliyi aciklamasi arasinda fark yok. Tek fark ortaya koydugu bilim dallari farki. Hastalaninca, sen doktora gidersin, bir hayvani da veterinere goturursun. Cunku birinin bilgisi hayvan, digerinin insanoglu uzerinedir.

Eger bir kisi doktora "ben neden acikiyorum?" diye sorarsa, doktor ona "seni Tanri/yaratici/evren/evrim/doga/dunya/varolus v.s. aciktiriyor" demez. Bilimsel olarak ve biyolojik temelde, neden aciktigini anlatir. Kimsede "beni ..... aciktiriyor" demez. "ben aciktim" der.

Sana bir kisi "ben neden acikiyorum?" diye sorsa, sen ona "seni varolus aciktiriyor" mu dersin?

Insanoglunun algisi hem kendi turu ve biri hem de diger hersey icin olarak farkli degildir. Insanoglu, bilimsel olarak her turlu nesneyi, deneyledigi, gozlemledigi, uzerinde arastirma, calisma yaptigi gibi, kendi fiziksel gorunumu uzerinde de ayni bilimsel calismayi yapmaktadir.

Yani epistemolojik olarak algiladigi herseyi bilimsel temelde ortaya koymasina kendi turu ve biri de dahildir.

Dolayisiyle, ben eger senden yaptigim alintida varolus yerine, evren, evrim, doga, dunya, tanri, allah, ya da baska isimlerdeki tanrilari koysam, ne fark eder?

Senin vucut yapin oyle oldugu icin acikiyorsun v.s., kimse seni aciktirmiyor v.s.

Simdi, butun bu aciklamalardan sonra tekrar soruyorum. Insanoglu turu disinda, insanoglu gibi soyutlama ve oznel icerik verme yetisine sahip, baska bir yine insanoglunun algilayarak ortaya koydugu, nesne, olgu, olusum v.s. var mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-07-2010, 07:33
Sana bir kisi "ben neden acikiyorum?" diye sorsa, sen ona "seni varolus aciktiriyor" mu dersin?


sevgili e.i..

burda günlük yaşamdaki insan iletişimimizden bahsetmiyoruz.. tabii ki bana böyle bir soru gelirse tıbbi olarak açıklarım.. ama biz burda şimdi felsefe yapıyoruz.. ben hastama seni varoluş acıktırıyor dersem, herhalde ağzıyla değil başka bir yeriyle güler bana..

Simdi, butun bu aciklamalardan sonra tekrar soruyorum. Insanoglu turu disinda, insanoglu gibi soyutlama ve oznel icerik verme yetisine sahip, baska bir yine insanoglunun algilayarak ortaya koydugu, nesne, olgu, olusum v.s. var mi?


sevgili e.i.

bu sorunun cevabını ancak gnostik bilinçaçıklığına sahip insanlar cevap verebilir.. evet ya da hayır diyerek.. böyle bir olgu, nesne, oluşum olup olmadığını bilmediği halde, bildiğini zannederek.. kat'i/kesin bir hüküm verir ama verdiği bu hüküm bil-gi değil inançtır.. çünkü bu verdiği hüküm tüm dünya insanlığı önünde tekrarlanabilir, sınanbilinir, tartışılmaz bir data olamaz hiçbir zaman.. öyle olsaydı şimdi biz burda seninle bunu konuşuyor olmazdık zaten..

çünkü her zaman bahsettiğim gibi insanoğlunun varolan halihazırdaki nörokimyasal yapısı ve onun türevleri olan ruhsal aygıt ve bilinç henüz buna uygun evrimleşmemiştir.. yani insanoğlu böyle bir soru karşısında tarafsız kalamaz, mutlaka bir taraf tutmak zorundadır, yani aklını/düşünce boyutunu bir yere teslim etmek zorundadır, aksi takdirde duygulanım boyutunu dengeleyemeyip savrulup gider..

o yüzden diyorum ya "bilinemezlik" henüz insanoğluna uygun bir bilinç durumu değildir diye.. bu bilinçaçıklığına gelmiş bir insanın 3-4 seçeneği vardır..

1. hiçliğe/kaosa/bunalıma düşmek..

2. teizm ya da nonteizme gerisi geriye çakılmak..

3. ya da kendine başka bir somut ya da soyut tutanacak dal arayıp onu sabitleyip sahiplenmek

4. bilinemezliğin bir üst kademesi olan duygulanmanın sabitlendiği(mutlak mutluluk, safbilinç) ve düşünce/akıl boyutunun özgür kaldığı aydınlanma/farkındalık/tam uyanıklık düzeyine bir sıçrayış, aşkınlık..

evrensel-insan
12-07-2010, 07:57
Saygideger paslicivi;

Insanoglu turu ve birinin, kendi disindaki algiladigi herseyden farki zaten soyutlamasi, yani !? isaretidir. Bu !? isareti, epistemolojik olara baska insanoglu turunun algiladigi ve ortaya koydugu hic bir seyde yoktur.

Butun canli turleri aynidir, dogar, yasar ve olurler, beslenirler, urerler v.s. tum bunlar canliligin bir geregidir.

Insanoglu turu disindaki hic bir canli turu, "ben neden aciktim" diye sormaz. Aciktigini hisseder ve aclik ihtiyacini giderir.

Zaten insanoglu sordugu icin, bilim, bilimsellik ve dallari vardir. Eger bilimsel icerikte insanoglu, boyle bir soru sormasaydi, cevabini da aramazdi.

Iste bir yerde senin yaptigin budur. Yani nedeni, insanoglu disinda baska bir nedene baglayip, kestirip atmak. Bilim senin gibi dusunseydi, bilim degil inanc olurdu zaten. Neden mi?, sorardi "ben neden aciktim?" diye, sonrada hic bir arastirma, inceleme, gozlem, deney v.s. yapmadan, cogu kisinin yaptigi gibi, oznel icerik verdigi kendi turu disindaki bir olguya, olusuma v.s. "beni .... aciktiriyor" derdi, iste tanrisal zihniyet ve yanasim da, budur zaten.

Buradaki tek fark; bilimin epistemolojik aciklamasiyla yetinmektir. Bugun bilim insanoglunun neden aciktigini, bu duzeyde aciklar, yarin aciklamasi; inceleme, gozlem, bulus, deney v.s. temelinde gelisir. Iste o yuzden BIL KOKENLI HERSEY EPISTEMOLOJIK GERCEKLIKTIR.

Ama, biri cikipta "kusura bakma, ben neden aciktigima karsi aldigim cevap beni tatmin etmedi, o yuzden ben kendimi tatmin edecek (kendimi inandiracak) baska bir cevap bulayim" dusuncesi ile, insanoglu epistemoloji ustune ve inanca ve de kendini inandirdigi ile ona verdigi oznel icerik temelinde, ve de kendini ona teslim eden, bir bag ve iliskiye girer.

Ama bilim "kusura bakma, benim su an sana epistemolojik olarak verecegim cevap bukadar" der ve calismasina, deneyine, gozlemine v.s. devam eder.

Iste zaten fark da budur, ya bilimin epistemolojik cevabiyla ve bilimin devamli gelistiginin bilincinde ve farkinda olarak tatmin olmak, ya da tatmin olayip, bilim ve bilimsellik disina cikip, kendini tatmin edecegine inandigin insanoglu disi bir olguya, olusuma v.s. verdigin oznel icerikle tatmin olmak.

GORDUGUN GIBI, IKISIDE TATMIN OLMAKTIR. AMA, BIRI BILIMSEL, DIGERI INANCSALDIR ve fark ta budur.

Iste bu farkin farkindaligi ve bilinci, insanoglunu insanlastiracaktir. Bu farki fark edemeyenler ve bilincine varamayanlar da, ya kendilerini gelistirecekler, ya da kendilerini tatmin ettiklerini dusundukleri, insandisi oznel icerik verdikleri bir olgu, olusuma kendilerini teslim edeceklerdir. Bu da zaten inanc temelli tanrisal zihniyettir.

Ya epistemolojik bilginin tatmini, ya da inancsal ogretinin tatmini. Tatmin olma secimi senin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-07-2010, 08:11
Insanoglu turu ve birinin, kendi disindaki algiladigi herseyden farki zaten soyutlamasi, yani !? isaretidir. Bu !? isareti, epistemolojik olara baska insanoglu turunun algiladigi ve ortaya koydugu hic bir seyde yoktur.



sevgili e.i..

bu yukardaki kırmızı puntoladığım yer senin kişisel bilinçaçıklığı oranında aklının/düşüncenin teslim olduğu yer..

şayet bu hükmün bir inanç değil de bil-gi olsaydı şimdi tüm dünya insanlığı seninle hemfikir olurdu.. ve biz burda şimdi tüm bunları konuşuyor/tartışıyor olmazdık..

tartışmada çok kritik bir noktaya geldik, şu andan itibaren benlik(ego) modülün ve onun savunma mekanızmaları tehlikeyi sezip savunmaya geçtiler bile..

tartışmanın bundan sonraki bölümlerinde senin bilincin değil benliğin savunma mekanızmaları devreye girecektir..

1. beni alaya alabilirsin..

2. bana hakaret edebilirsin..

3. benlik modülünün savunma mekanızmaları bunlarla başa çıkmayacağını algılarsa tartışmadan bir bahane bulup seni kaçıracaktır..

ben çıkmak zorundayım.. yarın devam ederiz..

evrensel-insan
12-07-2010, 08:18
Saygideger paslicivi;

Benim cevabim, bilimsel ve epistemolojik gercekliktir. Yani su an gecerlidir. Yarin, bakarsin, insanogluna en yakin babun maymun turu de soyutlama ozelligi kazanir. Beyninde !? belirir ve onu varlar ve ortaya koyar. Benim o zamanki cevabim da ona gore olur. Benim cevabim, bugun icindir. Bu bugun beni tatmin eder ve senin yaptigin gibi, varolus ya da baska bir nesneye, oznel icerik verip, onunla inancsal/tanrisal bir bag kurmam. Zaten buna da, epistemolojik olarak, su an ihtiyacim yoktur.

BILIM EPISTEMOLOJIK GERCEKLIK, INANC TANRISAL SONSUZLUKTUR. Senin varolusun da, inanc temelli tanrisal zihniyetli 1/sonsuzdur. Secim senin ve herkesin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-07-2010, 13:18
Secim senin ve herkesin.


güzel..

sence bu bir seçim mi? yoksa zorunluluk ve dayatma mı?

etobor olan bir aslanla otobur olan bir kuzu, yiyecekleri besinin miktarını ve içeriğini kendileri mi seçmiştir, yoksa bu beslenme onlara dayatılmış mıdır?

bir insan teist, nonteist, materyalist, idealist, farkındalık düzeylerinde olması bir seçenek mi bir zorunluluk mu?

bilinci yükselmiş bir insan kendi isteğiyle/öziradesiyle ben bu kadarıyla tatmin olabilirim diyebilir mi?

sen mesela teist bir ailenin evladı olduğun halde niçin teizmle yetinmeyip bu bilince geldin?

bir insan cehennemde yanma tehlikesi olduğu halde niçin böyle garip bir inanıştan kopup nonteizme geçip keyif süremez?

ya da bir budist onca bilim ve teknolojiden ilerlemesine rağmen öldükten sonra defalarca tekrar doğacağı inancından çıkamaz?

niçin gelmiş geçmiş milyarlarca insanların parmak izleri ve yüzleri genel bakışta aynı görünmekle beraber hepsinin farklıdır?

her insanın bilinaçıklığının ve bu açıklığı oranında tatminin nasıl aynı düzeyde olmasını bekleyip de evrensel insan düşünce paketini insanlığın kurtuluşu olarak sunabilirsin?

sevgili e.i.. sen gerçekten farkındalıklı bir insanmısın ya da gnostisizm seviyesini aşıp yan yollara sapan ve dolayısıyla evrensel insan düşüncesini sahiplenip sabitleyerek yaşama tutunan biri misin?

paslıçivi
12-07-2010, 17:27
Bu bugun beni tatmin eder ve senin yaptigin gibi, varolus ya da baska bir nesneye, oznel icerik verip, onunla inancsal/tanrisal bir bag kurmam. Zaten buna da, epistemolojik olarak, su an ihtiyacim yoktur.


seni bunun tatmin etmesi senin varolan bilinçaçıklığın oranındadır.. bir başkasınınki farklı düzeyde bilinçaçıklığındadır, onunla yetinmez, daha ötesini algılamaya çalışır.. bir başkasınınki çok düşük düzeydedir, çok daha azıyla yetinir..

bilincimize yansıyan evren/varlık bir bütün olarak ortaya konup bilinmediği sürece herkes bilinçaçıklık oranında tatmin peşinde koşar.. kimisi dinli bir tanrıyla, kimisi tanrısız bir dinle, kimisi dinsiz bir tanrıyla kimisi evrensel bir tanrıyla, kimisi sadece maddeyle tatmin olabilir, kimisi de hiçbiriyle tatmin olamaz ve bilmiyorum der ve bu bilinaçıklık ve dolayısıyla bunu tatmin düzeyi kişinin kendi öziradesinde değildir..

tüm bu bilinçaçıklığı ve tatmini aynı her insanın parmak izi gibi farklıdır.. o yüzdendir ki, insan eliyle insan adına üretilen hiçbir soyut/sistem/düzen tutmamıştır ve tutmayacaktır..

çünkü her insanoğlu diğer insanları kendi gibi bilir.. her insanın ayrı bir dünya olduğunun farkındalığına erişemez.. bugün bırak teist nonteist arasındaki devasa bilinç farkını teist ve nonteistler kendi aralarında bile o kadar zengin değişik bir bilinçaçıklık yelpazesi vardır ki..

bu dünyada aynı tanrıya inanan iki insan/bilinçaçkılık düzeyi bile bulamazsın..

tüm bunlar gözönündeyken; bilinemezlik kapısından girecek bilinçaçıklığın olmadığın için yan yola sapmışsın.. çünkü düşünerek aydınlanmış bir insansın ve düşündüğün zaman benliğini yokedemezsin.. benlik seni o bilinemezlik kapısından içeri sokmaz çünkü tehlikeyi sezip önlemini alır..

peki aydınlanmış ama benliği olan bir bilinç ne yapacaktır? nasıl tatmin olacaktır..? kendi ürettiği soyutu sahiplenip sabitleyerek böyle bir siteye sabahtan akşama kadar yazı gönderip, tüm dünya insanlığına kurtuluş vaadederek ve ilgi odağı olmaya çalışarak tabii..

paslıçivi
12-07-2010, 18:31
sevgili e.i..

senin sorun olarak gördüğün "doğal düşünce" bir "düşünce çeşidi" değildir.. kişi varolan yapıya düşünerek gelmemiştir çünkü.. kişi sadece kendine ataları tarafından giydirilen/dayatılan/şartlandırılan zihinde yaşamaktadır.. teisti de nonteisti de zihinde yaşamaktadır..

çünkü hepsi insanoğlunun üretebildiği tek soyut tanrının altından girip üstünden çıkmaktadırlar.. oysa ortada tanrı falan hiç varolmamıştır, yani tanrı ortaya çıkıp ben varım dememiştir.. tüm bunlara rağmen hadi idealistleri geçtim materyalistler niçin bu kadar tanrıyla uğraşmaktadır biliyor musun..

zihinde yaşadıkları için.. oysa varolan zihinden arındıklarında küçük bir çocuk gibi, tanrı insanoğlu için hiçbir şey ifade etmeyecektir.. bana hiçbir şey ifade etmeyip sadece sonsuz hayalden biri olması gibi..

insanoğlu binlerce yılın mirası olan tanrıyla başı çok ciddi derttedir..

doğal düşünce sorun değil, varoluşun insanlığa dayattığı bir bilinaçıklık düzeyi oranında bir tatmin olayıdır.. varlığın olmazsa olmaz şartı kaos için bir zorunluluktur..

bir insan elmayı, armutu, masayı, dağı, denizi, ağacı, otu, boku, böceği sorduğunda "evet biliyorum" derken peki bilincimize yansıyan evren/varlık nedir? diye sorduğunda "bilmiyorum" diyemez.. hemde bilmediği halde..

işte burda benlik dediğimiz mekanızma devreye girer, çünkü insanoğlu henüz kendine yansıyan varlığı bir bütün olarak ortaya koyamadığı halde bunu bilincine taşıyamaz, çünkü bu durum benlikli insanoğlunun kabuledebileceği bir şey değildir.. o yüzden bilmiyorum diyemez.. ya bildiğini zannederek yaşamak zorundadır ya da yan yollara sapıp başka somut soyutlara kene gibi yapışmak zorundadır..

ve tüm bunlar eleştirilecek/suçlanacak bir durum değildir.. çünkü insanoğlu henüz bütünün çok çaresiz/aciz bir parçasıdır ama bunun farkındalığına erişmesi için o benlik denen süspansiyondan kurtulması, arageçiş formundan geçmesi gerekmektedir..

evrensel-insan
12-07-2010, 22:08
Saygideger paslicivi;

sence bu bir seçim mi? yoksa zorunluluk ve dayatma mı?

Eger dogal dusuncenin her turlu bilinc duzeyi farkinin ve bilincinin algisindaysan, secim olabilir. Aksi, Inancsal duzeyde kalip, diger bilinc duzeyine cikamazsan, bu ilk asamadir. Sorun bu duzeyden daha ileri gitmek icin, dusunce uretmemektir.

etobor olan bir aslanla otobur olan bir kuzu, yiyecekleri besinin miktarını ve içeriğini kendileri mi seçmiştir, yoksa bu beslenme onlara dayatılmış mıdır?

Konu yaratilma mantikli dayatilma degildir, bu aslan ve kuzunun evrimsel olan sureclerinde geldikleri bu gunku durumlaridir. Bir canlinin ve atomik yapinin, kendi ic dinamigi vardir. Bu seyin, hareket dinamigidir.

bir insan teist, nonteist, materyalist, idealist, farkındalık düzeylerinde olması bir seçenek mi bir zorunluluk mu?

Eger hepsinin kendine gore farkinda ve bilincinde ise, kendine en uygununu yine kendi secer. Yok degilse, zaten ya ne oldugunun bilincinde ve farkinda degildir, ya da digerlerine karsi birini secmistir. Bir kisi, bu saydiklarinin hepsini, bir kacini, ya da birini one cikarabilir. Cunku bunlar birbirinden keskin cizgilerle ayrilmaz ve hepsinin de ne oldugu bir algi meselesidir. Bir kisi kendisini materyalist olarak ilan edebilir, ama dusunup ve de davrandiklari, idealizm olabilir. Benim algimda mesela idealizmin tanimi; inancsal ve/veya tanrisal zihniyet ve yanasimdir. Bu tanim isiginda, yukarida farkli olarak gosterdigin diger izmler, yasam ve iliskilerindeki benim algimdaki tanim temelinde dusunce ve davranista hala idealist olabilirler ve kendileri idealizme benim algimdaki tanimi vermedikleri icinde, kendilei kendilerinin idealist olduklarinin farkinda vebilincinde olmayabilirler. Sonucta tum varlik ideolojileri bir inancsaldir ve tanrisal zihniyet tasir..

bilinci yükselmiş bir insan kendi isteğiyle/öziradesiyle ben bu kadarıyla tatmin olabilirim diyebilir mi?

Demesine gerek yoktur, kendi algisinca icinde bulundugu duzey onu rahatsiz etmedikce ve zarar gormedikce ve de "acaba" supheciligine dusmedikce, zaten tatmin olmus, sorgulamiyor ve duzeyini sabitlemis ve sahiplenmistir.


sen mesela teist bir ailenin evladı olduğun halde niçin teizmle yetinmeyip bu bilince geldin?

Cunku beni teist dusunce yasam ve iliskilerimde rahatsiz etti. Bende sorguladim, bu sorgulama ta dogal dusunce temellerini ve kokenini ortaya koyana kadar surdu. Cunku benim rahatsizligim, dogal dusuncenin her hangibir bilinc duzeyinin, tartisma, sahiplenme, sabitleme, sadece ikna olma/etme, mudaheleye, karismaya, ustunluk ve otoriteye v.s. gereksinim duygdugunun farkina ve bilincine varmamdi. Bu gereksinimlerin nereden geldigini, temel ve koken kaynagi olarak sorguladim ve ortaya koydum.

bir insan cehennemde yanma tehlikesi olduğu halde niçin böyle garip bir inanıştan kopup nonteizme geçip keyif süremez?

Etik yonlendirim ve yaptirimlara boyun egme, babadan/aileden gelen yanasimin kopyalanmasi, korku, bilgisizlik, alisilagelmislik, kabullenmislik, gordugunu uygulamalik, dusunmemezlik, kulluk, emir kululuk, kendi varliginin farkina varamama, kendi yasamini yasamama, suru psikolojisi v.s. kisaca inanc/ogreti, yani bilimin/bilginin tam tersi.

ya da bir budist onca bilim ve teknolojiden ilerlemesine rağmen öldükten sonra defalarca tekrar doğacağı inancından çıkamaz?

Olumu algilayamama, olumu yasayamamanin bilincide ve farkinda olmama, bencillik, olumsuzluk, oyle rahat etme, kendini inandirma ve bundan rahatsiz olmama, sorgulamama v.s.

niçin gelmiş geçmiş milyarlarca insanların parmak izleri ve yüzleri genel bakışta aynı görünmekle beraber hepsinin farklıdır?

Cunku her canli bir butun olarak turseldir, ama bir bir olarak gozle gorulemiyecek farklara sahiptir. Buna birin essizligi denir. Bu bilhassa, insanoglunda dusunce ve davranis farkinda ortaya cikar. Her insanoglunun tirnagi vardir, tibbi olarak ta tirnak ile ilgili herhangibir hastaligin giderim yontemi aynidir. Ama, her birin tirnak gozle gorulemeyen detay farklari vardir. Ama; bu detaylar, o seyi tirnak disina cikarip, baska bir sey yapmaz. AYNILIGI FARKLARIN CESITLILIGININ BUTUNLUGU VE HER BIR FARKININ FARKLILIGI OLUSTURUR. Burada tirnak verilmis bir ornektir. Bu fark yasam ve iliskide, ayni olayda, her bir birin, farkli dusunup davrandigini da icerir.

her insanın bilinaçıklığının ve bu açıklığı oranında tatminin nasıl aynı düzeyde olmasını bekleyip de evrensel insan düşünce paketini insanlığın kurtuluşu olarak sunabilirsin?

Benim sundugum, yukaridaki tirnak ornegidir, her bir kisi, kendi tirnaginin detaylarini kendisi olusturacaktir. Ama, olusacak olan tirnaktir, yani evrensel insan duzeyli birey bilinci. Ustelik, isteyen bu tirnagin, cesidini de olusturabilir. Ama, tirnak olmak vasfiyla. Cunku insanoglunun ihtiyaci bu tirnaktir. Su an onun yerinde olan dogal dusunce, tirnak degildir, tirnakimsidir. Burada tirnak, yine bir ornektir. Tirnaklar, cesitlidir, farklidir ve her bir tirnak ta essizdir, ama tirnak oarak ayniligi icerir. Cesidi de, insan tirnagidir.

sevgili e.i.. sen gerçekten farkındalıklı bir insanmısın ya da gnostisizm seviyesini aşıp yan yollara sapan ve dolayısıyla evrensel insan düşüncesini sahiplenip sabitleyerek yaşama tutunan biri misin?

Benim ne oldugumu ben dusuncelerimi dile getirerek ortaya koyuyorum. Bu dusunceleri okuyupta onu algilayan herkes kendi algisiyla beni degerlendirir. Oyuzden benim dusuncelerimin ne oldugu degil; neyi dile getirmek istedigi onemlidir. Bir onemli olan da, dusuncelerin dile geldigi gibi algilanabilmesidir. Boyle olup olmadigi da, dusuncelere gelen yanittan algilanir. Oyuzden benim sahiplenip, sabitledigim bir dusunce yoktur, kullanip paylastigim ve epistemolojik gercekci, notr algili, disaridan bakis acili, dile getirim, konuyu ya da geneli sorunsal temelde resim olarak ortaya koyum vardir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
12-07-2010, 22:32
Saygideger paslicivi;

peki aydınlanmış ama benliği olan bir bilinç ne yapacaktır? nasıl tatmin olacaktır..? kendi ürettiği soyutu sahiplenip sabitleyerek böyle bir siteye sabahtan akşama kadar yazı gönderip, tüm dünya insanlığına kurtuluş vaadederek ve ilgi odağı olmaya çalışarak tabii.-paslicivi-

Ben sana daha oncede izah ettim, bana gore ve benim tatminim epistemolojik gerceklik ve epistemolojinin surekli suregelen surec temelindeki bilimsel sinir degistirimidir. Cunku hersey, degisim, donusum, baskalasim ve olusumdur.

Dusuncede her epistemolojik olusumu gercekci olarak saglamak demek, bilimin su an icinde bulundugu evrensel onay temelli ve yanlislanabilir ilkeli bilimselligi yasam ve iliskilerde dusunce ve davranis olarak uygulamak demektir. Bu olusumun farkina ve bilincine varamamak, geri kalmislik, bu olusumun epistemolojik sinirlari ustune cikmak ise, inancsal sonsuzluktur. Epistemolojik gerceklik ise, tam da tatmin eden olusumun sinirlari ve icerigidir. Bu sinirlar degistikce de, epistemolojik gerceklik olusan yeni sinira gore kendini adapte eder, farkina varir ve bilincine tasir.


Koyulastirdigim yer, sana ait olan ve senin inancini senin adina dogrulayan bir dile getirimdir. Ama, inan bunu bir satasma olarak almiyorum.:director:

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
12-07-2010, 22:58
Saygideger paslicivi;

kendi ürettiği soyutu sahiplenip sabitleyerek böyle bir siteye sabahtan akşama kadar yazı gönderip, tüm dünya insanlığına kurtuluş vaadederek ve ilgi odağı olmaya çalışarak tabii.. -paslicivi;

Ben, senin gibi; kimin, siteye ne zaman girdigini, her giriste ne kadar kaldigini, ne kadar s1kl1kla girdigini ve nerelere ne mesajlar attigini v.s. takip etmiyorum ve site adina boyle bir gorevim olmadigi icinde, beni ilgilendirmiyor.

Her yazar, site ile olan iliskisini, suresini v.s. kendi ayarlayacak insiyatife sahiptir.

Ben sitede oldugumda, gerekli gordugum yerlere mesajimi yaziyor, gerekli gordugum basliklari konusuna gore asiyor ve her yazilan mesaji ve acilan basligi okumaya gayret ediyorum.

Cunku bu okuma bana, mesajlarini hangi konuda olursa olsun, dile getiren, yazar arkadaslarin, ne gibi ve ne konuda bir dusunce dile getirdiklerini gozlemlememe ve o yazari kendi ifadesiyle dusunce olarak yakindan tanimama ve onunla ona gore bir bilgi, birikim, v.s. alis verisi yapmama yariyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
12-07-2010, 23:19
Saygideger paslicivi;

tüm bunlara rağmen hadi idealistleri geçtim materyalistler niçin bu kadar tanrıyla uğraşmaktadır biliyor musun..-paslicivi-

Son gunlerde, gerek baska basliklarda, gerekse evrensel'in kosesi'ne yazdigim mesajlarda bende bunu dile getirdim zaten.

Tanri baskadir, tanrisal zihniyet baskadir. Insanoglu eger tanrisal zihniyete sahip ve ondan arinamamissa, zaten hangi izmi sahiplenip, sabitledigi fark etmez.

Cunku, insanoglu temelini, temel alamayan her zihniyet, baska bir kaynaga, olusuma, guce yonelecektir. Bu ya dinli teistler gibi, soyuttan (Tanridan), somuta (kitaba/rehbere vs.), ya da dinsiz teistler gibi, soyuttan (Tanridan) /soyuta/somuta (bilinmeze, kararsizliga,belirsizlige, inanca veya nesneye/maddesel olusuma), ya da non teistler, ateistler ve anti teistler gibi, somuttan (madde, evren, doga, evrim, dunya v.s.), soyuta (somuta oznel ve insanoglu ozellik icerigi vermek), olarak yasam ve iliskide ve dusunce ve davranista yansir.

Onemli olan bu farkli tanrisal/inancsal zihniyetteki ortak nokta; kendi turunun ve birinin disinda bir kaynak aramak ve aradigi kaynaga, oznel ve insanoglu ozellik icerigi ve anlami vererek, onunla bir bag/iliski kurmak, gerektiginde onu tek ve ilkve de ana kaynak gorerek, onu sahiplenip, sabitlemekve en nihayetinde ona teslim olmak ve idee fixe olarak ta, bu fikri sorgulamamak ve ondan rahatsizlik duymamak, zarar gormemek ya da rahatsizligini ve zararini algilayamayacak bilinc ve farkindalikta olmak.

Oyuzden benim algimda, izmin tanrisal/inancsal duzey farklari degil; bu farklarin ayni bilinc duzeyindeki ortak noktalari olan tanrisal zihniyet ve yanasim ihtiyac ve giderimidir.

Iste bunun bir ust bilinci, birey bilincidir. Yani kendi birinin varliginin farkinda ve bilincinde olmak ve kendi biri ustu baska bir insandisi olgu, olusum, veri v.s. ye oznel bir insanoglu icerigi vermeyerek Tanrisini oldurmek.

Iste bunu da bir ust duzeyi, evrensel/insansal/kavramsal/bilissel ve epistemolojik duzeydir. Bu duzey, bireyin insanoglu turunun bolunmez bir parcasi oldugunun farkinda ve bilincinde olarak, temeli bir olarak degil; tur olarak alir ve bu turun uzerinde baska bir guce, olguya, olusuma, veriye oznel icerik vermeden ve onu tanrilastirmadan tanrisal zihniyet ve yanasimdan arinir ve kurtulur. Cunku kendi birinin ve turunun varlik temeli, ona baska bir hem de insandisi bir kaynak aramaya ihtiyac duydurtmaz. Bu da tanrinin olmesi degil; tanrisal zihniyet ve yanasimin dusunce ve davranisolarak son bulmasi ve o birey adina tarihe karismasidir.

Sen gerci, gene son mesajinda, genellemelere deginmissin. Ben kendimden ve evrensel insan tezinin bana verdigi bilinc ve farkindaliktan bahsediyorum.

Yoksa, herkesin bu bilinc ve farkindalikta oldugundan degil. Ama, bu bilinc ve farkindalik, insanoglu olarak dogan her bire aciktir. Yeterki ihtiyac ve giderimini bu duzeyde bir bilinc ve farkindaliga eristirebilsin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
13-07-2010, 07:14
Eger dogal dusuncenin her turlu bilinc duzeyi farkinin ve bilincinin algisindaysan, secim olabilir. Aksi, Inancsal duzeyde kalip, diger bilinc duzeyine cikamazsan, bu ilk asamadir. Sorun bu duzeyden daha ileri gitmek icin, dusunce uretmemektir.




sevgili e.i.. aynı şeyleri söylüyoruz ama farklı algılayıp yorumluyoruz..

sen de aynı benim gibi, bir insanın bilinci ve farkındalığı yükselmeden varolan inançsal(gnostik) yapıdan kurtulamayacağını ve bu duruma mahkum olduğunu ifade ediyorsun..

ama sen bu durumu bir sorun olarak algılayıp yorumluyorsun ve "bu düzeyden daha ileri gitmek için, düşünce üretmemektir" diyerek sorunun kaynağını gösteriyorsun..


oysa burda kullanman gereken kelime üret-memek değil üret-e-memek olmalıydı.. yani bu kişi kendi keyfinden "düşünce üretmiyor" değildir, düşünce üret-e-miyordur.. çünkü düşünce üretmek dediğin şeyin kaynağı bilinç ve farkındalıktır, bu donanıma sahip olmayan bir insan düşünce üret-e-mez.. ve o yüzdendir ki bu bir sorun değildir.. nasıl bir hayvanın bilinçsiz olması sorun değilse bazı insanların bilinç ve farkındalıklarının düşük ve çok değişik olması bir sorun değildir.. bu varoluşun varolmasının gereği olan kaosun bir zorunluluğu ve dayatımıdır..

ama sen de dahil insanoğlu henüz bunun farkındalığına erişmemiştir ve o yüzden insanlık tarihi varolan bu insanlararası kaosu düzene sokmak için insan eliyle insan adına soyut/düzen/sistem üretip diğer insanları da "kendi gibi bilip" bu sistemi/soyutu/düzeni onlara uygulamaya çalışmıştır.. ama hiçbiri tutmamıştır ve tutmayacaktır da.. yeri ve zamanı geldiğinde kurulan her düzen/sistem yıkılmaya ve kaos devam etmeye mecburdur.. bu kaos varlığın/varoluşun yegane şartıdır..

"kendi gibi bilip" diyorum bak.. sen mesela; kendindeki bilinç yükselmesini diğer insanların da başarabileceğini umarak insanlık yaraına/adına insan eliyle bir soyut/düzen geliştirmişsin.. ve zannediyorsun ki her insan isterse senin gibi kendinle kavga ederek bu düzeye çıkabilir, sen çıktın ya! diğer insanlar da çıkabilir senin zihninde..

o yüzden sana sık sık senden bana senin bilinç düzeyine çıkarabildiğin başka bir tane örnek göster diyorum , .. ama yok değil mi ve olmayacak da..

ne senin devrimci yaklaşımın ne benim yansıtma yaklaşımım diğer insanların bilinç düzeylerini bizim sahip olduğumuz seviyeye çıkarmayacaktır.. çünkü bilinç ve farkındalık bir nörokimyasal donanım türevidir, ikincilidir..

nasıl bir hayvanın nörokimyasal donanımını değiştiremediğin sürece onu bilinçli bir canlı haline getiremezsen aynı şekilde gnostik(mateyalist+idealist) düzeyde bir insanı bu düzeyden yukarı taşıyamazsın.. onu bir üst bilince sen taşıyamayacağın gibi kişi kendisi de bir üst bilince kendi özgür iradesi ile çıkamaz.. çünkü beyin nörokimyası buna kesinlikle müsaade etmez..

biz seninle, ululelbabla, düşüngenle burda bu kadar önemli konuları irdeleyip konuşurken diğer üyelerin bir durumuna bak.. onların işi gücü islam topiğinde islamı, islamın tanrısı allahı, muhammedi yanlışlamak ve doğrulamakla geçiyor.. çünkü hala zihinde yaşıyorlar, teisti de non teisti de.. şurdan 100 km batıya geçip yunanistana gitsek ordaki bir sitede islam kimsenin umrunda değildir, ordaki zihinde yaşayan gnostikler de isayla, onun babasıyla, incille uğraşıp durmaktadırlar.. hindistana git, ordaki bir felsefe sitesine gir ne islam ne hristiyanlık umurunlarında bile değildir, ordaki zihinde yaşayan gnostikler de hinduizm ve onun tanrılarıyla uğraşıp dururlar.. budizmin hakim olduğu çine japonya git, ordaki felsefe sitelerinde tanrı, cennet, cehhenem peygamber kimsenin umrunda değildir, ordakiler de budhayla, budizmle, reenkarnasyonu tartışıp durmaktadırlar.. işte tüm dünya insanlığı teisityle nonteistiyle "zihinde yaşıyor/uyuyor" dediğim şey budur..

senin daha çocukluğunda teizm düzeyinin senin yaşamını ve insan ilişkilerinden rahatsız olmanı ve düşünerek daha üst bilinçlere taşıyan, seni tetikleyen şey senin beyin nörokimyandır.. senin beyin nörokimyasal donanımın daha doğuştan böyle farklı olmasaydı şu an sen 5 vakit namazında bir müslüman olarak karşımızda bulunacaktın.. yani dünyaya geldiğin zaman ve coğrafyada önüne konan otu yemek zorunda kalmış tüm dünya insanlığı gibi bir koyundan(bu bir benzetme olup hakaret içerikli değildir) farkın olmayacaktı..

ben teizmle başladığım hayatımda şanseseri bir oyun olarak oynadığım meditasyonu yapmasaydım şimdi belki de 3 defa hacca 5 defa umreye gitmiş kafasında takkesi elinde tespihiyle dolaşan biri olacaktım.. ve bu sitede farkındalık anlatacağım yerde burdaki tüm gayrimüslimlere "bre kafir zındıklar" diye hitap ediyor olacaktım..

"insan nörokimyasal bir robottur" dediğimde neyi ifade ettiğimi algılayabiliyor musun..

tüm bunların eşliğinde sana diyorum ki;

evet ürettiğin "evrensel insan düşünce paketi" insanlık adına mükemmeldir ama insanlığa uygulanabilirliğini ummak güzel bir hayalden başka bir şey değildir ve aslında senin adına bir "farkındalıksızlık" durumudur..

ve senin bu farkındasızlığının tek nedeni de bu duruma "düşünerek" gelmiş olmandır.. yani benlik modülün olduğu yerde durmaktadır.. ve benlik tatmin edilmesi zorunlu olan bir nörokimysal türevdir.. benlik ve farkındalık ikisi bir arada olamaz.. benliğin olduğu sürece bilinaçıklığını yükseltebilirsin ama farkındalık/aydınlanma düzeyine çıkabilmek için benliğin yokedilmesi/zayıflatılması olmazsa olmazlardandır..

senin bu sitede bu kadar çok zaman geçirmen, bu kadar çok yazı göndermenin sebebi de tatmin olmayı bekleyen bu benliğinin hali hazırda olduğu gibi durmasıdır..

ve artık tüm bu yansıtmalarımı senin de bahsettiğin gibi bir sataşma olarak algılamaman güzel.. çünkü amacım sana sataşmak değil, insanoğlunu bir insanı örneklendirerek anlatmaya çalışmamdan başka bir şey değildir..

paslıçivi
13-07-2010, 07:50
etobor olan bir aslanla otobur olan bir kuzu, yiyecekleri besinin miktarını ve içeriğini kendileri mi seçmiştir, yoksa bu beslenme onlara dayatılmış mıdır?

Konu yaratilma mantikli dayatilma degildir, bu aslan ve kuzunun evrimsel olan sureclerinde geldikleri bu gunku durumlaridir. Bir canlinin ve atomik yapinin, kendi ic dinamigi vardir. Bu seyin, hareket dinamigidir.


burda asıl vurgulamak istediğim şeyi sanırım tam ifade edememişim.. etobur aslanla, otobur kuzunun yiyeceği miktar(az-çok) ve içerik(et-ot) bu hayvanların nasıl bir tercihi değilse, insanlardaki varolan bilinçaçıklık oranlarındaki tatmin düzeyi de yani inancı kişinin gerçek kendisinin tercihi değildir.. vurgulamak istediğim buydu..

beyin nörokimyasının müsaade ettiği bilinaçıklık neyse kişi ancak o oranda bir tatmin/inanç düzeyiyle yaşayabilir, ne bir aşağı ne bir yukarı.. bu aşağı yukarı kaymalar kişide huzursuzluk/şüphe/sıkıntı yaratır ve kişinin tatmin edilme düzeyini zorlar.. ve kişi arayışa girer.. bu teizm düzeyi bir dinden başka bir dine geçmek olabileceği gibi, şayet beyin nörokimyası müsaitse nonteist aşamaya geçebilir.. kişi beyin nörokimyasının ona sunduğu bilinçaçıklığı oranında tatmini nerde bulursa orda kalır ve dengeyi bulup huzura kavuşur..

bugün bilinçaçıklığı oranında tatmini yakalamış bir müslüman bir hristiyan bir budist bir ateist bir deist bir panteist aynı oranda tatmin ve keyiflidir.. ve o yüzdendir ki kimse sahip olduğu bu tatmin ve keyfin tehdidi olan diğer tüm bilinç/inanç deklarasyonları yanlışlamak zorundadır..

bu tarz felsefi sitelerde yaşanan bu tür mücadelelerin/tartışmaların tek nedeni budur.. yoksa mesele görüldüğü/tartışıldığı üzere bir tanrının varlığı/yokluğu/bilinemezliği falan değildir.. tüm mesele gnostik bilinçte yaşamaya zorlanılmış/dayatılmış zavallı/aciz insanoğlunun amansız/çaresiz tatmin olma mücadelesinden başka bir şey değildir.. kişi yaptığı tartışmalarda üstünlük sağladığı oranda tatminini pekiştirmektedir.. bu insanların tartışmasıyla ne tanrının varolması ne yokolması değişecek bir durum/bilgi değildir..

tanrı varsa vardır, yoksa yoktur, bu insanoğlunun bilebileceği bir şey değildir, sadece inanıp/inanamayacağı bir şeydir.. ama varlığına inanlarla inanamayanlar arasındaki bu tartışma/çekişme/kaos tamamen kişinin sahip olduğu tatmini koruma çabası diğer tüm olasıkları tatminin bir tehdidi olarak görmesi dolayısıyla yanlışlama çabasına girmesinden başka bir şey değildir..

oysa insanoğlu kendine yansıyan varlığı/evreni bir bütün olarak koyma/yaşamı anlamdırma adına üretebildiği tek soyut tanrı soyutundan/zihninden arınabilseydi ya da bu hastalık/zihin/soyut kendisine hiç bulaşmasaydı ne doğrulamaya ne de yanlışlamaya çalışmayacaktı..

bütün mesele insanoğlunun zihinde/rüyada yaşamasıdır,daha doğrusu yaşadığını zannetmesidir.. kendisine yüklenen zihinden bir arınabilseydi ne demek istediğim çok daha iyi kavranabilirdi.. dinli tanrıların hiç bir anlamının olmadığı, dinsiz(nonteist) tanrı kavramlarının da varlığı/evreni bir bütün olarak ortaya koymada/yaşamı anlamlandırmada sonsuz sayıda ihtimalden sadece 1 değerinde bir olasılık olduğunu farkedip yegane değeri olan yaşamını bu kısırdöngü tartışmalarla ıskalamayıp gerçek yaşamın tadına varabilecekti..


ama niçin tüm dünya insalık tarihi bu kadar farklı bilinç düzeyiyle bir kaosa zorlanmaktadır, orası da apayrı konuşulacak/irdelenecek bir konu..

evrensel-insan
13-07-2010, 19:44
Saygideger paslicivi;

Ifade etmek istediklerini gayet net ve acik olarak algiliyorum. Ustume de alinmiyorum.

Senin ile ayrildigimiz tek farkli nokta (sen bunu tam olmasa da, dile getirmissin), benim bu konuda, active, pozitive ve olabilirlik olanagini yuksek bir olasilik olarak, tutmam. Senin ise bunu benim bakis acim ile gorememen. Bu da belki,m ikimizinde geldigi duzeye, gelisimizdeki farkliliklarla aciklayabilirim.

Fakat ben bu site dahil, yasamda kisilerin bilinc duzey degisimine sahit olmus biri olarak, bunun IMKAN DAHILINDE OLDUGU, yani IMKANSIZ OLMADIGINI dusunenlerdenim.

Bir de bana gore, benim acimdan senin net algilayamadigin bir konu da; benim sadece kendimi, evrensel insan antitezinin dogal dusunce resmini verisini, ortaya koymam.

O yuzden de bu olanaktan, kimin nasil, niye, neden yararlanabilecegi, ne kadar yararlanabilecegi, nasil yararlanabilecegi yararlanip isteyip, istemedigi, ya da tam tersi olarak, ilgilenmedigi, okumadigi, onemsemedigi, bos ve anlamsiz buldugu, hatta fobisi haline geldigi, s1k1ld1g1, alaya, satasmaya,sakaya almaya calistigi, yazmamam uzerine mesajlar yazdigi, ekrana oynadigi, karsisina aldigi, yanlis algiladigi, kendi yorumunu, sanki benim yorumummus gibi benim azimdan kullandigi, benim dusuncelerim adina, kendi duzeyiyle ben oyle diyormusum gibi ifade edisi, beni dusuncelerimden vaz gecirme cabalarini v.s. gozlemlerim, kendi adima, ortaya koyuyar zaten.

Iste butun bu yukaridaki paragraf, benim dile getirdigim dusuncelerin baskalari tarafindan tuzu/biberidir. Yoksa benim "simdiye kadar kac kisi, ne oldu, nerelere geldi?" v.s. temelli ne bir dusuncem, ne de bir amacim yoktur.

Iste bu temelde de, bende herkes gibi, ustelik hic bir beklenti ve karsilik beklemeden, dusuncelerini dile getiren bir yazarim. Gerisi okurun insiyatifindedir.

Iste bu yuzden, senin konuya bakis acin, benim bakis acima gore pasifdir. Iste o yuzden, bana gore URETMEZ, sana gore URETEMEZ. Ama; uretim ortadadir ve mumkundur, olasilik dahilindedir. Ne imkansiz ne de olanaksiz degildir.

Ustune ustluk, konuya senin bakis acindan yanasirsakta, en azindan mesajlarim, alinabilirlik ve algilanabilirlik olcusunde kisinin norokimyasal yapisinin kapasitesini ve yapabilirligini de ortaya cikarmaya yardimci olur.

Yani senin bakis acinla, norokimyasal yapisi musait olupta, bu yapiyi kullanmayanlara da, bir dusunce kapisidir. Yine senin bakis acinla, olaya bakarsak; bu sitede de, duzey degistirenler, oyle bir norokimyasal yapiya sahip olduklari icin degistirdiler, ama; bu degisimi yasayabilmeleri icin, kendilerini degistirecek dusuncelerin dile gelmesi gerekti ve onlarin da bu dile gelen dusunceleri okumalari, iste olan da budur.

Her iki halukarda da, yani ya dusunce ureterek, ya da norokimyasal yapi yeterliligi temelinde, bilinc asamasi ancak bilincin asamasini saglayacak yazilarin dile gelmesi ve bunlarin okunmasi ve algilanmasi ile mumkundur, iste olan da budur.

Zaten ben, kimseden "kendimin aynisini" beklemeyecek kadar bilinci ve farkindayim. Ama, herkesin en azindan bilinc duzeyi yukseltme olanagi varsa (senin acinla, norokimyasal yapi) bu olanaga da ulasabilmesi icin, o duzeyde dile gelen dusuncelerin olmasi gerekir. Ben bir yerde, benim dile getirdiklerime bu acidan, bakiyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
14-07-2010, 07:11
Fakat ben bu site dahil, yasamda kisilerin bilinc duzey degisimine sahit olmus biri olarak, bunun IMKAN DAHILINDE OLDUGU, yani IMKANSIZ OLMADIGINI dusunenlerdenim.


sevgili e.i..

"bilinç düzey değişimi imkansızdır" demiyorum..

imkansız olan şey; beyin nörokimyası endojen ve/veya eksojen değişip uygun duruma gelmediği sürece kişinin, okuması, araştırması, eğitimi, bizimle konuşması, bizim yazdıklarımızı okuması vs tüm bunlar kişinin bilinçaçıklık düzeyini bir gram yukarı taşımaz, taşıyamaz, imkansız olan budur..

çünkü primer/birincil olan, somut beyin nörokimyasıdır..

bunun haricindeki bilinç, benlik ve bu ikisinin kombinasyonundan oluşan inanç seviyeleri gibi soyutlar sekonder/türev/ikincildir..

yani temel, aslolan şey; somut olan beyin nörokimyamızdır..

bu somut beyin nörokimyamız eşliğinde/izin verdiği oranda insanoğlunda benlik, bilinçaçıklık, inanç gibi ikincil soyutlar oluşabilir..

işte tüm dünya insanlığı henüz bunun farkındalığına ulaşamadığı için biribirini yemektedir..

tüm dünya insanlığı zannetmektedir ki; bu kadar farklı düzeyde bilinçaçıklığı ve inanç zenginliklerinin nedeni; insanoğlunun kendi özgür iradesiyle bunları seçip inanması..

oysa insanoğlunun bu kadar farklı bilinç ve inanç çeşidi/farklılığı olması insanoğlunun özgüriradesi değil, onun beyin nörokimyasının müsaade ettiği seviyedir sadece..

ve tüm bu farklılık/çeşitlilik sadece varoluşun bir zenginliğidir ve varolmanın olmazsa olmaz şartı olan kaos için bir zorunluluktur..

varlık ancak kaosla mümkündür..

kaos yoksa yani düzen varsa, varlık sona erer ve yokluğa/hiçliğe geçeriz..

ve varlığın/evrenin milyarlarca yıldır yaşadığı bu süreç kaostan düzene geçiş sürecidir..

paslıçivi
14-07-2010, 08:05
kisilerin bilinc duzey degisimine sahit olmus biri olarak

buna sadece sen tüm dünya insanlığı şahittir..

insanoğlu;

islamdan hristiyanlığa,
hinduizmden budizme,
musevilikten hristiyanlığa,
hristiyanlıktan islama,

vs, her türlü geçişi yaşamıştır, yaşamaktadır ve yaşayacaktır.. bu kategorideki insanlar teizm düzeyi bilinçaçıklığında yaşamak zorunda kalan insanoğludur..

dikkat edersen teizm düzeyi diyorum teist değil.. çünkü teist tanrıcıdır.. oysa yukarıda verdiğim örneklerdeki dinlerde belirleyici olan şey bir tanrı değildir.. bu dinlerde tek tanrı, çok tanrı ve tanrısızlık vardır..

tek tanrıya inanan biri; çok tanrıya ve tanrısız bir dine geçiş yapabilir..

çok tanrıya inanan biri; tanrısız veya tek tanrılı bir dine geçiş yapabilir..

tanrısız dine inanan biri; tek veya çok tanrılı bir dine geçiş yapabilir..

ve tüm bu geçişler geşmişte de yaşanmıştır, günümüzde de yaşanmaktadır, gelecekte de yaşanacaktır..

peki niçin bu insanlar bu geçişi yaşamaktadır ve bu geçişi kendi özgür iradeleriyle mi yapmaktadır?

bu insanlar kendi beyin nörokimyalarının müsaade ettiği oranda başta kendi inançlarıyla bütünleşik/barışık iken, bir şekilde beyin nörokimyaları değişir.. bu değişim sebeplerinden daha önce bahsetmiştim, bunlar dışsal ve içsel bir çok neden olabilir..

işte bu değişim aşamasından sonra kişide varolan bu bütünleşik/barışık düzen, uyum, huzur bozulur, kişi tatmin ve huzurunu kaybetmiştir.. ve arayışa girer, tekrar eski huzuru bulmak için.. bu huzur arayış aşamasında okur, araştırır, değişik dinleri inceler, değişik insanlarla bu konuları hem gerçek yaşamda hem böyle felsefe sitelerinde konuşur,tartışır vs..

ve yaşadığı tatminsizlık/huzursuluk onu yeni bir limana demirlemeye, teslim olmaya iter.. işte tüm bu şartlar altındaki kişi tatmini/huzuru bulduğu limanda/dinde demirleyip aklını/düşüncesini teslim eder.. ve teslim olmuş akıl/düşünce boyutu sabitlendiği için duygulanma boyutu dengelenmeye ve tatmini/huzuru bulmaya başlar.. ve kişi artık yeni huzur bulduğu bu limanı sahiplenip sabitleyerek, mutlululuğunu huzuru bozacak diğer tüm dinleri/limanları yanlışlamak, dışlamak zorundadır artık.. çünkü o diğer tüm limanlar onun bu huzuru/mutluluğu için çok ciddi bir tehdittir..

işte tüm bu kaosu, huzurszuluğu, arayışı, yeni bir liman seçimini, diğer limanları yanlışatan/dışlatan ve yeni huzuru/tatmini yaşatan, ayarlayan şey kişinin özkendisi değil, somut beyin nörokimyasının oluşturduğu türev olan soyut benlik/ego ve onun amansız açlışan savunma mekanızmalarıdır..

ama insanoğlu ne bu benlik denen modülden ne de onun nasıl çalıştığından bihaber yaşayan bir canlı türüdür.. ve zaten tüm bunları farketmesi imkansızdır, çünkü benlik kendi kendini göremez, farkedemez..

benlik/ego modülünü ve onun nasıl çalıştığını görüp farkedebilmek için ondan ayrılıp onun arkasına geçmek gerekmektedir, yani benlik&bilinç kombinasyonundan sade/saf bilinç durumuna geçmekten bahsediyorum..

ve bu duruma "düşünerek" geçemez insanoğlu, çünkü "düşünme" dediğimiz olayı ayarlayan, denetleyen, yöneten zaten benlik modülünün kendisidir.. benlik kendi bindiği dalı kesmez, kesemez..

benlik/ego modülünü bizim kontrolümüz/isteğimiz dışında bir çok şey değiştirebilir.. ama bizim kendi kontrolümüz/isteğimiz dahilinde bu benliği değiştiren, törpüleyen, yokeden tek şey şimdilik bildiğimiz tek bir uygulama vardır.. o da meditasyon dediğimiz işlemdir..

ve bu yukarda örneğini verdiğim bu teizm düzeyi bilinaçıklığında yaşamak zorunda kalan insanlarda benlik/ego çok güçlüdür ve öyle olmak zorundadır zaten.. o yüzden bu kişiler egosentrik/egomerkezli yaşamak zorundadırlar.. çünkü ego dediğimiz şey bilinci kapatan yegane kavramdır.. ego güçlendikçe bilinç kapanır, ego zayıfladıkça bilinç açılır.. aralarında ters bir oarntı vardır..

ve bu düzeyde yaşayan insanlar nonteizm/dinsiz düzeye geçemezler.. bakın tanrısız düzeye demiyorum, dinsiz düzeye diyorum..

tanrısızlığın bilinaçıklığıyla uzaktan yakından alakası yoktur.. o yüzdendir ki bir müslüman bir budizme bir hinduizme çok rahat geçebilir..

tanrısız bir budistle tek tanrıya inanan bir müslüman, hrisityan ya da çoklu tanrıya inanan bir hindu bilinçaçıklığı açısından aynı düzeydedir, hepsi teizm düzeyi bilinçaçıklığındadır..

ve bu insanlar nonteizm düzeyi insanlarla kesinlikle empati kuramazlar.. nasıl olur da bir dine inanmadan huzurlu yaşadıklarını algılayamazlar.. ama burda hepsinin vurguladığı din kendi inandığı dindir ve bu dinin tek tanrılı, çok tanrılı ya da tanrısız olmasının hiç bir önemi yoktur.. bir budistin bir hindunun bir müslümanın bir hristiyanın nonteizm düzeyindeki insanlara yaklaşımları/empatisizliği aynı düzeydedir, onları algılayamazlar.. tüm gnostiklerin bilinemezcileri algılayamayıp empati kuramadıkları gibi..

paslıçivi
14-07-2010, 08:16
beyin nörokimyasının değişimi ve egonun çatlayıp zayıflamasıyla egosentrizmden, ego egemenliğine yani nonteizm bilinçaçıklığına geçiş ve bu düzeyin özellikler de yarına kalsın..

paslıçivi
15-07-2010, 07:49
teizm düzeyi bilinçaçıklığındaki değişimlerden ve geçişlerden bahsettik..

bu nörokimyasl yapı egoyu çok ciddi zedelemedikçe ego bütünlüğünü koruyarak ve dolayısıyla bilinci kapatarak kişinin teizm düzeyinden nonteizm düzeyine sıçramasına izin vermez.. ego bütünlüğünü koruduğu sürece kişinin yapabileceği en fazla değişim başka bir teizm düzeyi inanca/dine geçmesidir..

egoda çok ciddi zedelenme yapacak bir gelişme kişiyi egosentrik/ego merkezli bilinçaçıklığından kurtarır.. egonun bu ciddi hasarı dolayısıyla bilinç bir parça daha açılır ve kişi uyuduğu o derin uykudan uyanmaya başlamıştır.. ve bilinç daha fazla açıldığı için artık organize olmuş bir inanç olan din kavramı kişiyi tatmin etmez, daha doğrusu uyutmaya yetmez.. bu aşamada kişi sadece kendi zaman ve coğrafyasındaki kendisine yüklenen dini değil dünyadaki hiçbir zaman ve coğrafyanın dinini kabul edemez, tatmin olamaz..

evreni/varlığı herşeyiyle bir bütün olarak ortaya koyan bu hazır paket programlar/dinler kişideki bilinaçıklığını doldurmaya yetmez, bilincin bir parçası açıkta/boşlukta kalır.. bilinç en küçük bir açıklığa/boşluğa müsaade etmez, edemez.. çünkü o boşlukta/açıklıkta "?" olduğu gibi durup kişiyi evreni sorgulamaya ve tatmin etmeye zorlar.. çünkü "?" durduğu sürece bilinemezlik vardır ve halihazırda varolan insanoğlu henüz bu "?/bilinemezlik" le yaşamaya uygun evrimleşmemiştir.. ve kişi bu "?/bilinemezlik" liği doldurmak zorundadır..


işte bu hazır paket programı/dini bilincinden atan insanoğlunda koskocaman bir "?" kalır ve kişi bir an önce bu "?" boşluğu/bilinemezliği doldurmak zorundadır, hiç zaman kaybetmeden.. işte tam bu aşama kırılma noktasıdır ve kişi teizm düzeyinden nonteizme sıçrama/geçiş yaşar..

o artık dinsizdir.. ama terkettiği dinin ne olduğu hiç önemli değildir, bu tek tanrılı, çok tanrılı ve tanrısız bir din olabilir.. yani "tanrı" kavramının varolan "?" boşluğu doldurmada hiç bir önemi yoktur.. yani bu kişi semavi dinlere inanan biri olabileceği gibi hinduizm, budizm, jainizm vs gibi herhangi bir dine inanan biri olabilir..

teizm düzeyindeki bilinaçıklığını bir din doldurmaya ve hiçbir boşluk/? bırakmamaya yeter.. ama nonteizm düzeyindeki kişideki boşluğu/? doldurmaya yetmez..


kişi artık atalarının binlerce yıldır nesilden nesile aktardığı bu hazır paket programdan kurtulmuş ve koskocaman bir "?" yle başabaşa kalmıştır.. ve dediğim gibi biran önce, hiç zaman kaybetmeden bu "?/bilinemezlik/boşluk" doldurulmak zorundadır..

bu "?" doldurma işleminde ilk aşama materyalizm/ateizmdir.. bu insanların bilinçaçıklıkları teizm düzeyine çok yakın olduğu için dinden özgürleşmesiyle birlikte boşalan yere hemen "herşey maddedir, evren maddeden ibarettir" otmatikman oturuverir/dolduruverir.. o yüzdendir ki bu dünyada teizm düzeyi bilinçaçıklığından kurtulmuş ve nonteizm düzeyine geçmiş insanlardan en fazla olan ateistlerdir.. yani bu dünyada en fazla teizm düzeyi, ve sonra ateistler vardır.. hatta bu olgu "az felsefe kişiyi tanrısızlığa, çok felsefe tanrıya götürür" olarak tarihteki yerini almıştır..

burdaki "az felsefe tanrısızlığa götürür" ifeadesindeki tanrı dinli tanrıdır, yani teizm düzeyindeki insanların inandığı tanrıdır.. ateistlerin "yok"ladığı tanrı budur.. ve ben bunu "ateistler dinli tanrıları bilinçli dinsiz tanrıları bilinçsiz yoklar" olarak daha önce ifade etmiştim.. ateistler deistlerin panteistlerin tanrı kavramlarını algılayamadıklarını onlarla empati kuramazlar ve onların inandığı tanrıyı da "yok"lamaya çalışırlar ve bu "dinsiz tanrı" onlar için çok anlamsız gelir..

"çok felsefe tanrıya götürür" ifadesindeki tanrı da dinsiz tanrılardır, yani deizm, panteizm, panenetiizm dir..


dinlerden özgürleşen bir bilinçte, açıklık ateizmden biraz daha fazlaysa "?" inin yarattığı boşluk "herşey maddedir" le tatmin olmaz.. kendisine yansıyan evreni/varlığa sorgulamaya/felsefeye devam eder kişi.. ve insanoğlu şimdiye kadar evreni/varlığı anlamlandırmada bir tek "tanrı soyutunu" üretebildiği için ateistlerden daha fazla bilinçaçıklığı olanlar deizm, panteizm panenteizm gibi sadece "tanrısal bir soyutta" nihai kararı verip taraf olurlar.. ve kişinin aklı/düşüncesi artık bu aşamada teslim olup duygulanma boyutunu dengelemeye ve tatmini/huzuru bulmaya başlar..

insanoğlundaki bu bilinaçıklık skalası daha önce de bahsettiğim gibi bir piramite benzer.. piramitin tabanı en geniş yerdir ve teizm düzeyi insanlarla başlar, daha sonra ençok ateist, deist ve en az panteist/panenteist vardır.. bilinçaçıklığı arttıkça kişi sayısı azalır.. tabanda devasa kalabalıklar varken zirveye çıkıldıkça kişi sayısı azalmaya başlar.. tabandaki bilinç kendi adıyla anılırken, zirveye çıkıldıkça varolan bilinç kişiye özelleşmeye ve kişi ön plana çıkmaya başlar.. çünkü az olan değerlidir, kör eşek de azdır, o zaman kör eşek değerlidir:twitch:

yukarda bahsettiğim tüm bu bilinçaçıklıkları ve onların ulaştığı nihai kararlar tamamen kişinin nörokimyasal birincilinin/primerinin türevleridir.. yani aslolan beyin nörokimyası iken bilinaçıklığı onun türevidir.. ve bir insan beyin nörokimyasına hükmedemediği için ulaştığı nihai karar onun özbilincinin/iradesinin kararı olmayıp beyin nörokimyasının müsaade ettiği benlik&bilinç deklarasyonunda yaşamak zorundadır..

ve bu durum kesinlikle onun suçu/hatası/kusuru olmayıp basitçe bir nörokimyasal robot olmanın getirdiği zorunluluk/dayatmadan başka bir şey değildir.. o yüzdendir ki bu dünyada hangi bilinçaçıklığında hangi dine hangi felsefeye inanacağını kişinin safbilinci/öziradesi değil varolan nörokimysal donanımı belirler..

ama insanoğlu henüz bu nörokimyasal bir robot olduğunun farkındalığına varamadığı için değişik düzeydeki bilinçaçıklığındaki insanlar birbirlerini eleştirip/suçlayarak, kendi bilinçaçıklığını doğrulayıp diğer tüm bilinçaçıklarını yanlışlayarak düşmanca/hayvanca bir kaos içinde yaşamak zorundadırlar..

uzun lafın kısası.. dünyada yaşanan bu insanlıkdışı yaşam biçimi ve kaos insanoğlunun tercihi değildir... varoluşun; varolmanın olmazsa olmazı kaos için bir zorunluluktur..


kaos sürdüğü sürece varız, kaos bittiğinde yokluğa/hiçliğe geçeriz..

ve milyarlarca yıldır yaşanan süreç bu "kaostan düzene geçişin" aşamalarından başka bir şey değildir..

ve tüm bunların farkındalığına varabilmesi için kişinin kendi beyin nörokimyasını değiştirme, hükmedebilme becerisi olmalıdır, bunu sağlayan bildiğimiz şimdilik tek şey de meditasyondur..

evrensel-insan
15-07-2010, 16:33
Saygideger paslicivi;

ve tüm bunların farkındalığına varabilmesi için kişinin kendi beyin nörokimyasını değiştirme, hükmedebilme becerisi olmalıdır, bunu sağlayan bildiğimiz şimdilik tek şey de meditasyondur.-paslicivi;

Artik, su sorgulamayi ve dusuncenin gelistirimini de, bireyin kendi bilincini kendinin yukseltebilcegini de, kendi kendini dusunce ve davranis olarak evrensel ve insansal duzeye getirebileegini de, epistemolojik gerceklik olarak algila, olur mu?

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
16-07-2010, 08:01
Artik, su sorgulamayi ve dusuncenin gelistirimini de, bireyin kendi bilincini kendinin yukseltebilcegini de, kendi kendini dusunce ve davranis olarak evrensel ve insansal duzeye getirebileegini de, epistemolojik gerceklik olarak algila, olur mu?


sevgili e.i.. sen bir ol demenle herşey yoluna girecekse niye olmasın.. tabii ki olur..:kiss:

paslıçivi
17-07-2010, 09:01
Ustune ustluk, konuya senin bakis acindan yanasirsakta, en azindan mesajlarim, alinabilirlik ve algilanabilirlik olcusunde kisinin norokimyasal yapisinin kapasitesini ve yapabilirligini de ortaya cikarmaya yardimci olur.

Yani senin bakis acinla, norokimyasal yapisi musait olupta, bu yapiyi kullanmayanlara da, bir dusunce kapisidir. Yine senin bakis acinla, olaya bakarsak; bu sitede de, duzey degistirenler, oyle bir norokimyasal yapiya sahip olduklari icin degistirdiler, ama; bu degisimi yasayabilmeleri icin, kendilerini degistirecek dusuncelerin dile gelmesi gerekti ve onlarin da bu dile gelen dusunceleri okumalari, iste olan da budur.

Her iki halukarda da, yani ya dusunce ureterek, ya da norokimyasal yapi yeterliligi temelinde, bilinc asamasi ancak bilincin asamasini saglayacak yazilarin dile gelmesi ve bunlarin okunmasi ve algilanmasi ile mumkundur, iste olan da budur.

Zaten ben, kimseden "kendimin aynisini" beklemeyecek kadar bilinci ve farkindayim



sevgili e.i..

yukarda yazdıklarında haklısın ama çok önemli bir noktayı ıskalıyorsun.. evet bizim yazdıklarımızdan bazı insanlar etkilenip bilinç sıçraması yapabiliyorlar, nörokimyasal yapısının müsaade ettiği oranda.. zaten bunun bilincinde olmasam ben bu sitede yazmazdım.. kimsenin bilincini yükseltmeyeceksem burda ne işim var o zaman, kendi kendimimi tatmin ediyorum.. bu durum zaten böyle çelişki doğurur..


ama işte bu "aydınlatma" işini yaparken senin de bahsettiğin gibi "kendinin aynısı" olamayacaktır bu kişi ve kişiler.. yani senin ulaştığın bireysel bilince ve özgürlüğe birebir ulaşamayacaktır..

işte bu aşamada, aydınlanmasına yardım ettiğin insan senin soyutunla birlikte seni de sahiplenecektir.. çünkü senden benden faydalanacak insan zaten varolan bilinçaçıklığı&benlik kombinasyonunda mutsuz/huzursuz kişidir.. ve böyle bir insan tutunacak bir dal, bir ışık, güvenli bir liman aramaktadır.. senin bireysel bilincin ve özgürlüğne ulaşmadığı sürece seni de sahiplenecek yani senin "takipçin" olacaktır..

işte tüm dünya insanlık tarihindeki üstbilince ulaşıp kendi zaman ve coğrafyasına yeni bir bilinç, düzen, yaşam biçimi, görüşü getiren üstbilinçler bu paradoksu algılayamayarak dünya insanlığını bu hale getirmişlerdir..

bu dünya isacıların, budhacıların, muhammedçilerin, taocuların, konfisyuçcuların, sokratesçilerin, musacıların, mahaviracıların vs yarattığı bir dünyadır.. bu insanların peşinden giden hiçbiri o insanın yegane bilincine ve özgürlüğüne ulaşamamıştır.. ve bu insanların ürettiği soyutun hiç bir önemi yoktur.. istediği kadar insani ve insan temelli olursa olsun, arkasından gelenler bu bilince çıkamadığı için bu soyutun dışındakileri yanlışlamak ve dışlamak zorundadırlar..

aydınlanma yolunda oldukça üst bilince ulaşmış isa ve budha, bugün yaşamış olup kendi takipçilerinin diğer insanlarla olan durumunu görselerdi emin olki bu işe hiç kalkışmazlardı bile.. ne isa ne budha kötü bir şeyden, insanları savaştırmaktan bahsetmemiştir.. ama bu üstbilinçleri takip eden insanların durumu bugün ortadadır..

bu insanlar her nekadar insan temelli sevgi ve yaşamın önemini vurgulasalar da kendi zamanlarında bu soyutun tepesine oturup, sahiplenip, liderlik işini yapmışlardır..

göle maya çalmakla, göle taş atmak arasındaki fark burdadır işte..

bu insanlar göle maya çalmaya çalışıp bu işi başarmışlar ve bugünkü birbirine düşman dünya insanlığının oluşmasında farkında olmadan hizmet etmişlerdir..

bugün bir budist budhanın bireysel bilincinde ve özgürlüğünde değildir..

bir hristiyanın/isevinin isa bilincinde, bir müslümanın muhammed, bir alevinin ali, bir mevlanacının mevlana vs bireysel bilinç ve özgürlüğünde olmadığı gibi..

bu insanlar sadece kaostan düzene geçişte bir rol almışlardır ve bunun farkındalığına ve paradoksuna ulaşamayıp bu varoluşun dayatmasına çok güzel hizmet etmekten başka bir şey yapmamışlardır..

evrensel-insan
17-07-2010, 20:45
Saygideger paslicivi;

Baskalarinin ne yaptigi beni hic ilgilendirmiyor. Onlar benim icin tarihsel bir ornek ve gozlem. Oyuzden de, ben kendi adima; bu tarihi orneklerin gozlemimden, neyin insanoglunu birbirine dusurucu oldugunu algilayacak kadar, bilinc ve farkindalik sahibiyim.

Yoksa, bu olayi kitlesel, toplumsl olarak degerlendirsem, bir ideolojim,bir dogrum ve insanlari o ideolojiye ve dogruya cekme cabam olurdu. Hatta bir orgutum/dernegim/partim v.s. olurdu. Ben uzay boslugunda bir sesim ve ancak sesimi duyururum. Ne o sese kimseyi cekerim, ne de ayni sesi siz cikarin derim, sesi de isteyen, duyar/duymaz; dinler/dinlemez, anlar/anlamaz, algilar/algilamaz. Bu da zaten duyulan sese gelen, yanitlardan algilanir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
18-07-2010, 07:05
Baskalarinin ne yaptigi beni hic ilgilendirmiyor.

doğrudur.. işte benim de anlatmaya çalıştığım bu.. sen de bu paradoxun farkında değilsin.. sen de varoluşun kaostan düzene geçişteki sürecine hizmet eden biri olduğunun farkında değilsin.. çünkü hala bir benlik sahibisin ve bu senin bir hatan değil..

neden mi?.. anlatayım..

insanoğlunu diğer varlıklardan ayıran ve onu dünya adlı gezegende hakim canlı türü olmasını sağlayan tek özelliği bilinç sahibi olmasıdır.. insandışı varlıkların bilinçsiz olduğunu söyleriz, oysa bu biz insanoğlunun öznel bir yaklaşımıdır.. yani insandışı varlıklar bilinçsiz değil sadece bizim bilinaçıklığımıza ulaşamamış bilinçli varlıklar olabilir..

çünkü bilinç kavramını da, insanoğlunun bilinçli, insandışı varlıkların bilinçsiz olduğunu da diğer varlıklarla bir iletişime/diyaloga girmeden ortaya koyup sahiplenen biz insanoğludur.. mutlak manada bilinç nedir bunu bilemeyiz.. biz sadece bilinç diye bir kavramdan bahsedip buna sahip olan ve olmayan diye ayırabiliriz..

oysa bilinç dediğimiz kavram görüldüğü üzere insanoğlunda olan bir özellik olmakla beraber aslolan onun açıklık düzeyidir.. teizm düzeyi bilinçaçıklığında yaşayan insanlar nonteizmi algılayıp empati kuramazlar, nonteizm düzeyinde yaşayanlar ise farkındalık/uyanıklık düzeyini algılayıp empati kuramazlar..

o yüzdendir ki; aslolan bilinçasahibi olmak değil bu bilincin açıklık düzeyidir..

tüm bunlardan yola çıkarak insandışı varlıkları bilinçsiz değil de farklı bilinçdüzeyi açıklığında varlığını sürdüren olası varlıklar olarak görmemiz çok daha akılcı ve çok yeni ufuklara açılmamızı sağlayacaktır.. çünkü hayvanlar bilinçsizdir, onlar doğanın verdiği içgüdüyle hareket ederler diyoruz ama bu içgüdü kavramını açıklayamıyoruz, yani bilmiyoruz.. yani hayvanların yaşam ve davranış biçimindeki kendi arasındaki düzenini, hiyerarşisini vs hiçbirini açıklayamıyoruz, içgüdü deyip kestirip atıyoruz.. sanki insanoğlu içgüdüyle değil de tamamen bir bilinç gibi hareket eden canlıymış gibi.. dünya insanlığının binlerce yıllık tarihi ve günümüzde geldiğimiz duruma baktığımızda aslında insanın da bir bilinç değil bir içgüdüsel davranış içinde olduğunu söylememiz hiç de yanlış olmaz..


bugün insanla hayvan arasındaki en önemli ayırıcı özellik, onların hala doğayla barışık/bütünleşik yaşarken bizim doğadan kopup refahımızı ve konforumuz arttıracak şeyler peşinden koşmamızdan başka bir şey değildir..

bunun haricinde iki insan karşı karşıya gelip beslenme ve barınma, hayatta kalma gibi temel/primer ihtiyaçlar temininde hayvandan çok da farklı bir tutum izlememektedir.. hatta çok daha vahşi ve bilinçsiz bir tutum ve davranış içinde olduğunu çok rahat söyleyebiliriz.. bir hayvan ihtiyacı olmadığı ve bir tehdit hissetmediği sürece ne diğer bir canlıyı öldürür ne de onun elindeki besin ya da barınma yerini alır.. ama insan öyle değildir, insan bu temel ihtiyaçlarının çok üstünde bir yaşam sürmektedir.. işte tüm bunları insana yaptıran bilinç değil varoluşun şimdilik ona uygun gördüğü benlikli(ego) bir canlı türü olmasındandır..

insandışı varlıkların yaşam dünyası ve varlığı aslında çok daha insani! ve adaletlidir.. çünkü hepsi varlıklarını sürdürebilecek kadar olanını alırlar, daha fazlasını değil.. ihtiyacından fazlasını alan, almak isteyen, biriktiren, diğer varlıkların/canlıların hakkını çalan yegane varlık insanoğludur.. ve bunun adına da zenginlik demektedir.. oysa zenginlik dediğimiz şey varoluşta diğer insanoğlunun da hakkı olan şeylere gereğinden fazla sahip olmak ve diğer insanların hakkını çalmaktan/sömürmekten başka bir şey değildir..

ve tüm bunları insanoğluna yaptıran bilinci değil benliğidir(egosudur)

belki de biz insanlar hayvanların bilinçaçıkığından daha düşük düzeyde yaşayan canlı türüyüz.. belkide biz hayvandan evrimleşmedik, hayvanlar bizden evrimleşti.. çünkü onlar yaşadığı gezegeni yokedecek bir tutum ve davranış içinde değiller, yani bindikleri dalı kesmiyorlar..

neyse ne anlatacaktım nerelere girdim..:doh: bu fantastic yaklaşımdan çıkıp asıl konuyu ifade etmeye çalışayım..

paslıçivi
18-07-2010, 08:15
insanoğlunun bilincine yansıyan varlık "?" oluşturuyor.. ve insanlık bu "?" işaretinin cevaplanmasıyla/doldurulmasıyla uğraşan bir canlı türü.. bu soru işareti cevaplanmak zorunda, yani bu bir dayatım.. aksi takdirde insanoğlu bir bütünlük/uyum sağlayamıyor..

insanoğlu kendini 1/1=1 gibi hissetmek istiyor, asla kesirdeki paydanın 1 den büyük olmasıyla birlikte kesrin değerinin 1 den küçük olması durumunu kabullenemiyor.. çünkü kesrin değeri 1'den küçük olması demek "?" soru işaretini tam cevaplamış ve tatmin etmiş olmuyor.. bir bilinemezlik ve tatminsizlik durumu ortaya çıkıyor, yani bir boşluk.. varoluş şimdilik bu boşluğu kabuletmiyor, daha doğrusu insanoğlu kabuletmiyor, kabuledemiyor.. ve bu boşluğu bir şekilde doldurup kendini 1/1=1 olmadığı halde 1/1=1 miş gibi yaşıyor(uykuda rüya görüyor)..

insanlık aslında 1/X te yaşıyor ve bu X değeri 1 den büyük (X>1)olduğu için kesrin değeri de 1 den küçük oluyor..

yani 1/X=A dersek A<1 durumu ortaya çıkıyor ki; 1 den küçük olma durumu henüz insanoğlunun yaşamaya uygun bir durumu değil.. çünkü kişide bir bilinemezlik, bir boşluk ve bir bütün olamama durumu yaratıyor..


işte insanoğlu 1/1=1 olamadığı halde 1/1=1 miş gibi yaşaması için bu boşluğu bir şekilde doldurmak zorunda..

işte bu boşluk..

1/1-1/X=B dir.. burdaki (-) işareti eksi anlamına geliyor..

formülü açalım.. 1/1=1 ve 1/X=A olduğuna göre

insanoğlu 1-A=B denen boşluğu doldurmak zorunda kalıyor.. A yı eşitliğin diğer tarafına taşıdığımızda 1=A+B oluyor..

işte kişi A da yaşarken B nin de yanına gelmesiyle kendini 1'e tamamlıyor..

1; gerçek bir bütünlüktür..

A+B ise yalancı bir bütünlüktür..

yani bir uyku durumudur, bir rüya görme durumudur..

insanoğlu o yüzden bir rüyada yaşamaktadır..


A ya bu bütünlüğü hissettiren şey B nin takviyesi, süspansiyonudur..

B dünya insanlığında teizm ve nonteizm inançlarla doldurulurken sende "evrensel-insan düşünce paketi"yle dolduruluyor.. çünkü benliğinle o bilinemezlik kapısından içeri giremezsin, benlik ve savunma mekanızmaları buna kesinlikle müsaade etmez, çünkü orası gerçekten çok karanlık ve muazzam bir boşluktur.. tutanacak hiç bir şey yoktur, bir parça ışık yoktur, bir insanın orda kalması imkansızdır..

benliğin olduğu için bilinemezlik kapısından giremiyorsun ama düşünerek aydınlamnmış biri olduğu için teizm ve nonteizme de geri dönüp tatmin olamıyorsun.. işte burda bahsettiğim yan yola sapmak zorunda kalmışsın..

bu yan yola sapmak kendinle kavga etmeni gerektirmiş, çünkü benlik ve onun savunma mekanızmalarıyla amansız mücadele vermek zorunda kalmışsın.. uzun lafın kısası iki ateş arasında kalıp yaşamda kalmak uğruna "zor oyunu bozar" dercesine evrensel-insan düşünce paketine ulaşmışsın..

çünkü benliğinden arınmadan aydınlanmışsın.. benlik ve farkındalık(tam uyanıklık) ikisi bir arada olmaz.. çünkü benlik tatmin olmak zorundadır.. benlik tatminsiz yaşayamaz, varolamaz..

o yüzden insanoğlu bilincine yansıyan varlığı/evreni bilmiyorum diyemez.. hem de bilmediği halde..

çünkü bu durum muazzam bir kaostur, boşluktur, hiçliktir ve kişi duygulanma boyutunu dengeleyemez ve savrulur gider.. ne duygulanması kalır ne düşünce boyutu, yani insan olmaktan çıkar..

evrensel-insan
18-07-2010, 18:28
Saygideger paslicivi;

Mesajlarinda, evrensel-insan adina yapmis oldugun ve sirf senin dusuncenin (norokimyasal yapilanisinin) senin elinle? (varolus da olabilir?) dile getirdigi aciklamalarin icin, tesekkurler. Bu da senin (varolusun izin verdigi bilinc duzeyi temelinde), evrensel-insan'in kendi adina dile getirdiklerinden, ne anladigindir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

buddhanin_gazabi
24-07-2010, 13:54
kaos sürdüğü sürece varız, kaos bittiğinde yokluğa/hiçliğe geçeriz..

ve milyarlarca yıldır yaşanan süreç bu "kaostan düzene geçişin" aşamalarından başka bir şey değildir..

ve tüm bunların farkındalığına varabilmesi için kişinin kendi beyin nörokimyasını değiştirme, hükmedebilme becerisi olmalıdır, bunu sağlayan bildiğimiz şimdilik tek şey de meditasyondur..

selam paslicivi,

felaket bir noktaya parmak bastin. yokluk/hiclik dedigin olgu son seneler

bilim dünyasini mesgul eden önemli bir konudur. (belli teorilere göre kesin olmamakla beraber) kara enerji dedigimiz yani hicligi olusturan ve bütünü kontrol eden cok önemli bir fonksiyona sahip bir enerji cesidi var ortada. vücudumuzun bile + - %70ini kontrol eden kara enerji.
yokluk da birseydir. bizim tabirimizle yokluk diye birsey olmasaydi varlik da olmazdi. varlik - yokluk..
bence bu hayatta hicbirseyin anlami yoktur. "anlam" diye bir kavrami kazandiran sizin de belirtmis oldugunuz gibi biziz. o sebepten dolayi cogu zaman ölsem de yasasam da farketmez diye düsünürüm.

"hayatta hicbirseyin anlami olmasa bile yasamaya calismak bir erdemlik
göstergesidir". bu sözü bana söyleyen psikologum belki de yasamam icin bir sebep göstermistir.

saygilarimla

evrensel-insan
24-07-2010, 21:20
Saygideger budhanin gazabi;

"hayatta hicbirseyin anlami olmasa bile yasamaya calismak bir erdemlik-bg-

Hayatin eger bir anlami olasi gerekecekse, bu anlami da, zaten; insanoglu turunun biri kendi adina verir.

Hayatin anlamindan ziyade, algilanmasi gereken; insanoglu turu birinin elinde tek yasami oldugu. Iste onemli olan bu yasami, kisinin kendisinin bilincli ve farkinda olarak yasamasi ve yasamini, kendisine insanoglunun verdigi her turlu tabuya degismemesi.

Unlu bir dusunur, soyle demis;

"Aciklanmamis bir hayat, yasamaya degmez."

Yasam, insanoglu turunun biri dahil; hercanli turu birinin, mustakil var olan varlik olarak dogan yapisinin yasamasidir. Cunku mustakil var olan varlik, yasamak icin dogar. Yasaminin ustunde de, yasamini ugruna feda edecegi, teslim edecegi, baska hic bir deger, veri, tabu yoktur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

buddhanin_gazabi
24-07-2010, 22:01
Saygideger budhanin gazabi;

"hayatta hicbirseyin anlami olmasa bile yasamaya calismak bir erdemlik-bg-

Hayatin eger bir anlami olasi gerekecekse, bu anlami da, zaten; insanoglu turunun biri kendi adina verir.

Hayatin anlamindan ziyade, algilanmasi gereken; insanoglu turu birinin elinde tek yasami oldugu. Iste onemli olan bu yasami, kisinin kendisinin bilincli ve farkinda olarak yasamasi ve yasamini, kendisine insanoglunun verdigi her turlu tabuya degismemesi.

Unlu bir dusunur, soyle demis;

"Aciklanmamis bir hayat, yasamaya degmez."

Yasam, insanoglu turunun biri dahil; hercanli turu birinin, mustakil var olan varlik olarak dogan yapisinin yasamasidir. Cunku mustakil var olan varlik, yasamak icin dogar. Yasaminin ustunde de, yasamini ugruna feda edecegi, teslim edecegi, baska hic bir deger, veri, tabu yoktur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sevgili evrensel-insan,

hayati anlamlandirmak bize ait olan bir düsünce bicimidir. bu konu 1000lerce senedir ünlü filozoflari mesgul eden bir konudur.

bizim türümüz milyarlarca sene evvelinden denizdeki kimyasal reaksiyonlar sonucu olusmus tek hücrelilere dayanir. herseyin sonucta bir sebebi vardir.
biz homosapiensler olarak hala bir ara gecis formundayiz.atalarimiz olan neanderthal türüne ait ilk fosiller yaklasik 85000 sene öncesinin afrika kitasinda bulunmustur. gelmek istedigim nokta (eger yasarsak) sonraki nesillerin 50000 sene sonra cok farkli görünmesi ve su an cevaplayamadigimiz sorularin cogunun cevaplanmasi kacinilmazdir.

hayatin tek anlami türünü devam ettirmek ve günes dünyaya cok fazla yaklasmadan baska gezegenlerde yasama olanaklari aramak olabilir. o zamana kadar bu teknolojiye sahip olunacagi tartisilmaz bir gercektir. tabi ki
doga sartlarinin hangi yönde degisecegi ve canliligin üzerinde ne gibi negatif
etkiler yaratacagi varsayilmasi gereken faktörlerden biridir.

saygilar

evrensel-insan
24-07-2010, 22:08
Saygideger budhanin gazabi;

hayati anlamlandirmak bize ait olan bir düsünce bicimidir.-bg-

Konunun basliginda da belirtildigi gibi, insanoglu turu ve birinden baska, bilinen bir tur bir var mi, anlam/icerik, tanim, tarif, isim v.s. veren? seyi ( hersey, hic birsey/bir sey, herhangibirsey), ortaya kendi monologu ile koyan tek tur ve bir, insanogludur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
25-07-2010, 00:41
Unlu bir dusunur, soyle demis;

"Aciklanmamis bir hayat, yasamaya degmez."



bence çok doğru söylemiş.. açıklanmamış hayat bilinemezliktir ve insanı kasoa sonsuz bir boşluğa atar, tutanacak hiçbir dal kalmaz ve kişi duygulanamasını dengeleyemeyip savrulur gider.. o yüzden insanoğlu yaşamı mutlaka açıklamak ve bildiğiniz zannetmek zorundadır.. bu ister materyalizm olur, ister idealizm ister kişisel bir sonuç.. herkes yaşama bir anlam vermek zorundadır..

evrensel-insan
25-07-2010, 00:48
Saygideger paslicivi;

Benim adima aciklanmis hayat; epistemolojik ( bilimin ve bilimselliginin su ana kadar evrensel onay olarak ve yanlislanabilirliginin bakiliginde, belirttigi, bildirdigi bilginin surekli suregelen surec olarak degisime ugramasi) gercekliktir.

Benim yasadigim hayatta; olumu icermeyen ve kendi dusunce ve davranislarim ve iliskilerim ile surdurdugum birliktelik, bilgilenme, bilinc, birikim, gozlem v.s. alis verisi ve kendini evrensellestirmek ve insanlastirmak adina, surekli suregelen bir surec temelinde, beni yonlendiren her turlu olguyu (nesnel gerceklik), kurguyu-kural/kuram, (oznel gerceklik), epistemolojik gerceklik temelinde, sorgulamak, degerlendirmek ve etud etmektir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
25-07-2010, 01:02
sevgili e.i..

her insan ayrı bir dünyadır, bu varoluşun zenginliğidir.. senin yaşamının açıklaması yukarda bahsettiğin olurken bir başkasının ki teizm düzeyi dinidir, bir başkasının ki nonteizm düzeyi inancıdır.. daha önce de dediğim gibi bu iş parmak izi farklılığından doğan bir zenginlilk, çeşni gibidir.. kimse birebir aynı anlamı vermez yaşama, herkesin verdiği anlam içerik değişiktir ve ne kadar insanoğlu varsa o kadar anlam ve içerikli yaşam vardır..

yaşama ne anlam verdiğimiz önemli değildir, önemli olan yaşama bir anlam verip vermediğimizdir..

yaşama anlam verilemediği zaman yaşamanın bir anlamı kalmaz, insanoğlunun tüm motivasyonu gider.. o yüzden yaşama anlam vermek insanoğlu adına bir zorunluluktur.. aksi düşünülemez bile..

evrensel-insan
25-07-2010, 01:16
Saygideger paslicivi;

Tabi ki!

Peki senin, yasama ve de kendi?! yasamina verdigin anlam nedir?, bilinemezlik demeyeceksin, herhalde!:doh::p

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
25-07-2010, 02:11
sevgili e.i..

insanoğlu beyin, bilinç ve bunu türevleri olan duygu&düşünce kombinasyonunda yaşıyor diyorum her zaman.. ve ikili kombinasyon birbirini kontrol eden, dengeleyen birbirinden bağımsız çalışamayan iki unsur..

bu iki unsuru biribirinden bağımsız özgür çalıştıramadığın sürece yaşama bir anlam vermek zorundasın.. "yaşama anlam vermek" demek bu düşünce kompenentini sabitlemek demektir.. düşünce kompenentini sabitlemeden duygulanma kompenentini dengeleyemezsin çünkü..

ben bu bilinemzlik denen devasa karanlığı/boşluğu meditasyonla aştığım için ben yaşama bir anlam vermek yani düşünce boyutumu sabitleme zorunda değilim..

çünkü bu ego/sahtebenlikten arınınca safbilince, özbenliğe ve mutlak mutluğa ulaşıyorsun.. yani duygulanma boyutu otomatikman dengelenip sabitleniyor.. sadece varolduğun için mutlusun/tatminsin, yaşamın bir anlamı olması gerekmiyor.. o yüzden yaşamı anlamlandıran hiçbir teizm, nonteizm ya da yan yollardan birine saparak sahiplenip sabitlemene gerek kalmıyor.. çünkü artık zamanda değil anda yaşıyorsun, anda ne geçmişin kederleri ne geleceğin kaygıları var.. şimdi, şuanda büyük bir çoşku ve mutluluk içinde yaşadığın için duygulanma kompenenti sabitleniyor..

ve işte o zaman düşünce özgür kalıyor.. artık duygulanmaya bağımlı/köle değil.. her türlü şeyi her türlü olasılığı hiç bir tedirginlik duymadan büyük bir zevkle sorguluyor..

o senin sorun, çözümsüzlük olarak gördüğün ve doğal düşünce dediğin bilinemezlik/sır kapısından girip içerde özgürce devasa zihinsel sörfünü yapıyorsun.. hiç bir dalga seni hiç bir yere sürükleyemiyor, artık sen sonsuzluk içindesin ve bu durumdan en ufak bir şikayetin yok.. hiç bir limana demirlemiyorsun, bir bu limanda diğer gün başka bir limanda öbürgün başka bir limanda kendini değişik sevgililer buluyorsun.. bir gemici tayfası gibisin.. her lezzetten tadıyorsun ama biliyorsun ki tadabileceğin lezzetler sonsuz olduğu için hiç bir limanda demirlemeye gönlün razı olmuyor..

benim yaşamımı anlamlandırmam düşünceyi sabitlemek değil duygulanmayı sabitlemenin getirdiği düşünce/zihin/sorgulama özgürlüğüdür..

ama bu bahsettiğim durumu deneyimlemeden algılamak imkansız gibi bir şey..

evrensel-insan
25-07-2010, 02:31
Saygideger paslicivi;

Her seferinde, dile getirdiklerin olarak, karsitligi belirtebiliyorsun ve diyalektik olarak ta, teke indirgemiyorsun. Ama bu yeterli degil; cunku epistemolojik mantigin, karsitlari veren ogesini, yakalayamamis oluyorsun, bunu ben senden cevap bekleyen, "Ayrimciliktir" basliginda isledim.

Oyuzden ortaya koyum, oz, karakter olarak ikilem ve karsitlik oldugu halde (ki sen burada ikilemi de ortaya koymuyorsun/koyamiyorsun), gorunus, tabiat olarak, bir uclemdir.

Yani ortaya koyum, MADDESININ DUSUNCESININ KAVRAMIDIR. Iste buradan, "ortaya konan ne?" sorusunun tartismasi ve kokun olusturdugu temellerden biri, noktalama olarak one surulur. Bu da hangi temel one surulurse surulsun, diger temellerin goz ardi edildiginin ve resmin tum goruntusunu ortaya koyamamanin sonucudur.

Oyuzden sorun, seyin ne oldugunu ortaya koymakla degil; seyin nasil ortaya konulacaginin yapilanis ve isleyisini, aynen uygulamakla baslar.

Bu uclemi soyle de verebiliriz. OLGUSAL GERCEKLIK, KURGUSAL GERCEKLIK, BULGUSAL GERCEKLIK.

Burada kurgu, tamamen, kural, yasa, kanun, kuram, ideoloji, inanc ve dogru temelli oznel iceriktir.

Olgu ise, nesnel, maddesel yani bilimin uzerinde calistigidir.

Bulgu da, bil kokenli, bulus, deney, gozlem, arastirma v.s. sonucu ortaya konan, bilgi, birikim, bilmek, bildirmek ve belirtmektir.

Eger, kurgudan, olguya gecis varsa; inancsal, varliksal, ideolojik, dogrusal
Olgudan kurguya gecis varsa, bilimsel algi soz konusudur.

Mesela, demokrasi, kurgudan olguya, ordanda sistemleserek bulguya gecer.
Tanri da, aynen kurgudan olguya (din, Kuran ve islam/imanin sartlari), ordan da bulguya, yani sistemlesmeye gecer.

Olgudan kurguya gecis ise bilimsel olandir. Burada ilginc bir fark ve algi dogar. Eger bir musluman olgudan (kuran), kurguya gecerse (Allah), kurgudan (Allah), olguya gecen (Kuran), Muhammed'den farkli bakis acisina sahip olur.

Bu bir panteist icin de farklidir. Kurgudan (Tanri), olguya mi (evren), yoksa; olgudan (evren), kurguya mi (Tanri), gecis?

Mesela sen kurgudan (bilinemezlik), olguya mi (varolus), yoksa olgudan (varolus/norokimyasalyapi), kurguya mi (bilinemezlik), gectin?

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
25-07-2010, 02:33
bende pire uçuşma harekatı başladığı için zıbarma moduna giriyorum.. herkese iyi geceler..

Varta
25-07-2010, 03:23
Sadece yorum ve tartışma ile yaşamımıza anlam vermeye çalışmak çok yorucu ve hatta bence çıkmaz bir sokak...Artık biryerden sonra 'İnsan' bilmek istiyor...Araştımaya başlanılıyor ,bilgi doğru yada yanlış olsada düşüncelerimizi şekillendiriyor...Şu 'zaman' denen ve benim bir türlü kavrayamadığım yada kavramak istemediğim bu olgu aleyhimize bu kadar çalışırken...Bu kadar çaresizlik müthiş biçimde canımı sıkıyor...Ne yapmalı anlamayamı çalışılmalı yada sadece yaşamalımı?...

evrensel-insan
25-07-2010, 03:31
Saygideger varta;

Ne yapmalı anlamayamı çalışılmalı yada sadece yaşamalımı?... -varta-

Hersey bir ihtiyac duyma ve o ihtiyaci giderecek sekilde tatmin olmada yatar. Bu da, iki duzeydedir, ya bilimselligin epistemolojik siniri ve degiskenligi ile, bu doyuma ulasmak, ya da seni tatmin edecek ve yeterli olmayan epistemolojik sinirin ustune cikip, inancsal bir ideolojik dogruya tutunmak.

Butun bu ihtiyaclarin, bir de zihniyeti vardir. Tanrisal/inancsal zihniyet, zaten dusunce olarak, ne dusunurse dusunsun, bilimselligin disindadir ve ister istemez inancsaldir. Bu temeldeki ihtiyac giderim tehlikesi, kisi acisindan, oznel icerik vererek sekillendirdigi bir tanrisi ile arasinda kuracagi ve kendi tur ve varligini yoklayacagi, teslimiyetci bir dusunce ve davranistir.

Bunu yapma da, seni rahatsiz etmeden, sana zarar vermeden, ihtiyacin ne ise, onu ya bilimselligin epistemolojik gercekligi, ya da inanbcsalligin, sonsuzluktaki 1/sonsuz, ideolojik dogrusu ile tatmin ol. Yeterki, kendin gibi, baskasina da zarar verme ve rahatsiz etme. Yani, herkesi kendini ortaya koydugu gibi algila vekendi ideolojik inancsal dogrularina ikna etmek, cekmek icin, bir mucadele verme.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Varta
25-07-2010, 04:03
Saygideger varta;

Ne yapmalı anlamayamı çalışılmalı yada sadece yaşamalımı?... -varta-

Hersey bir ihtiyac duyma ve o ihtiyaci giderecek sekilde tatmin olmada yatar. Bu da, iki duzeydedir, ya bilimselligin epistemolojik siniri ve degiskenligi ile, bu doyuma ulasmak, ya da seni tatmin edecek ve yeterli olmayan epistemolojik sinirin ustune cikip, inancsal bir ideolojik dogruya tutunmak.

Butun bu ihtiyaclarin, bir de zihniyeti vardir. Tanrisal/inancsal zihniyet, zaten dusunce olarak, ne dusunurse dusunsun, bilimselligin disindadir ve ister istemez inancsaldir. Bu temeldeki ihtiyac giderim tehlikesi, kisi acisindan, oznel icerik vererek sekillendirdigi bir tanrisi ile arasinda kuracagi ve kendi tur ve varligini yoklayacagi, teslimiyetci bir dusunce ve davranistir.

Bunu yapma da, seni rahatsiz etmeden, sana zarar vermeden, ihtiyacin ne ise, onu ya bilimselligin epistemolojik gercekligi, ya da inanbcsalligin, sonsuzluktaki 1/sonsuz, ideolojik dogrusu ile tatmin ol. Yeterki, kendin gibi, baskasina da zarar verme ve rahatsiz etme. Yani, herkesi kendini ortaya koydugu gibi algila vekendi ideolojik inancsal dogrularina ikna etmek, cekmek icin, bir mucadele verme.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel-insan sizin yorumlarınızı okurken sizin düşüncelerinizin benimkinden bariz şekilde daha umutlu olduğunu görüyorum ve kendimi şunu düşünmekden geri alamıyorum...Çevrenin düşünceye pozitif yada negatif etkisi...Ki siz londra'da yaşıyorsunuz...Daha medeni olduğunu düşündüğüm sizin ortamınızın sizi daha umutlu kılması mümkün mü?...Çünki ben Tr'de yaşamakdan müthiş şekilde yorgunum...Yolda yürürken bile bir şey düşünürken kaldırımın ortasına atılmış boş pet şişesine basıp düşmekden...Aracımı servise götürüp bile bile kazıklanmakdan...Bir yılda maaşların % 5 artıp elektirik kullanım bedelinin % 80 artmasından....Vs vs...Çok yorgunum...Bu ortamda nasıl bir beyin sağlıklı ve iyimser düşünür?...

evrensel-insan
25-07-2010, 04:25
Saygidegedr varta;

Daha medeni olduğunu düşündüğüm sizin ortamınızın sizi daha umutlu kılması mümkün mü?...-varta-

Hersey biribiriyle, zincirleme etkilesim icindedir. Bu yadsinamaz. Yalniz onemli olan, gercekci olabilip, ona gore dusunup, davranmaktir.

Ben Turkiye'ye tatile geldigimde, bu mantikli, sakin, sivil, normal haleti ruhiyemin, bilhassa hak ve ozgurlukler konusunda, "sarsildigina" ve duygusal bir dusunce ve davranis sergiledigime, kendim sahit oldum.

Evet, cok farkli iki, toplum ve sartlar ve de kosullar. Konu bir yerde, bulundugun ortama, adapte olabilmekle de bagli. Ama, bu adaptasyonda, hak ve ozgurluklerden de taviz vermemek gerekir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
25-07-2010, 07:31
Sadece yorum ve tartışma ile yaşamımıza anlam vermeye çalışmak çok yorucu ve hatta bence çıkmaz bir sokak...Artık biryerden sonra 'İnsan' bilmek istiyor...Araştımaya başlanılıyor ,bilgi doğru yada yanlış olsada düşüncelerimizi şekillendiriyor...Şu 'zaman' denen ve benim bir türlü kavrayamadığım yada kavramak istemediğim bu olgu aleyhimize bu kadar çalışırken...Bu kadar çaresizlik müthiş biçimde canımı sıkıyor...Ne yapmalı anlamayamı çalışılmalı yada sadece yaşamalımı?...

Sayın evrensel-insan sizin yorumlarınızı okurken sizin düşüncelerinizin benimkinden bariz şekilde daha umutlu olduğunu görüyorum ve kendimi şunu düşünmekden geri alamıyorum...Çevrenin düşünceye pozitif yada negatif etkisi...Ki siz londra'da yaşıyorsunuz...Daha medeni olduğunu düşündüğüm sizin ortamınızın sizi daha umutlu kılması mümkün mü?...Çünki ben Tr'de yaşamakdan müthiş şekilde yorgunum...Yolda yürürken bile bir şey düşünürken kaldırımın ortasına atılmış boş pet şişesine basıp düşmekden...Aracımı servise götürüp bile bile kazıklanmakdan...Bir yılda maaşların % 5 artıp elektirik kullanım bedelinin % 80 artmasından....Vs vs...Çok yorgunum...Bu ortamda nasıl bir beyin sağlıklı ve iyimser düşünür?...

sevgili varta..

anladığım ve gördüğüm kadarıyla bilinciniz teizm ve nonteizm düzeylerle tatmin olmayacak düzeyde yükselmiş/açılmış ve mecburen bilinemezlik kapısına dayanmışsınız.. bir insan için bu durum tam bir cehennem gibidir.. yani artık sizi ne materyalizm ne de idealizm tatmin etmez.. çünkü bilinaçıklığınız bunlarla doldrulmayacak kadar geniş ve açık..

ve siz kendi öziradenizle bu durumdan kurtulamazsınız.. yani "ben de diğer insanlar gibi bir şeye inanayım ve huzuru bulayım" demenizle bu iş olmaz artık.. açılmış ve yükselmiş olan bilinç mutlaka tatmin olmak ister, dolmak ister, bir bütünlük ister..

insanoğlu duygu&düşünce bileşkesinde yaşadığı için duygulanmayı dengeleyebilmesi için düşünceyi sabitlemesi lazımdır.. düşünceyi sabitlemek dediğim şey bilincimize yansıyan varlık/evren hakkında bir sabitleme ve sahiplenme durumudur.. yani aklınız bir noktada teslim olmak ister ve bu bir zorunluluktur.. aklınızı/düşüncenizi bir noktada teslim etmediğiniz sürece duygulanmayı dengeleyip mutlu/huzurlu olamazsınız..


ama şu an bulunduğunuz durum öyle kritik bir noktada ki aklınızı teslim edecek bir soyut yok karşınızda.. işte bu bilinemzliğin büyük kaosu ve boşluğudur, hiçliğidir.. duygulanmayı bir türlü dengeleyip huzura ve mutluluğa kavuşamazsınız.. bu durumda çok fazla kalamazsınız ve beyin nörokimyanız sizi pozitif veya negatif bir davranış ve yaşam biçimine itecektir..

ve o bahsettiğiniz tr'deki dış/ekonomik şartlarla hiçbir ilgisi yoktur bu işin..nereye giderseniz gidin bilincinizdeki bu boşluk sizi rahatsız ve mutsuz etmek için bir bahane bulacaktır.. isterseniz londraya gidin, ordaki ufak tefek şeyler size mutsuzluk kaynağı olarak yansıyacaktır.. aslında sizi mutsuz eden onlar değil, siz mutsuz olduğunuz için herşey sizi irrite etmeye, mutsuz kılamaya itecektir..

işte insanoğlu bu boşluğu hiçliği yaşamamsı için ego denen modülle beslenir, desteklenir.. ego hem bilincin fazla açılmasını engeller, hem de gelebilecek dışsal/çevresel tehditleri savunma mekanızmaları sayesinde bertaraf ederek kişinin mutluluğunu korur..

sizde ego ya hiç olurşturulmamış ya da sonradan yaşadığınız bazı şeyler bu egoyu zayıflatmış ve yoketmiş ki bu bilinçaçıklığına ulaşmışsınız.. aksi takdirde egonuz olsaydı bu duruma, bu bilinçaçıklığına gelmenize müsaade etmezdi.. sizi teizm ve ya nonteizm düzeyindeki bir inanç seviyesinde tutup mutluluğunuzu sağlardı..


bu aşamada yapabilecğiniz tek şey var.. sizi mutsuz kılan beyin nörokimyanızı değiştirmek.. bunun da iki yolu var birisi meditasyon ki şimdilik size bunu önermiyorum çünkü gördüğüm kadarıla yetişkin bir insansınız ve bu yaştan sonra yapılacak meditasyon bir takım sıkıntılara sebebiyet verebilir..

diğer yol ise bilime başvurmak.. yani bilimin bir dalı olan tıptan profesyonel yardım almak.. nasıl troid beziniz troid hormonları salgılamadığı zaman (hipotiroidi)guatr hastası oluyorsanız, nasıl pankreas organınız yeterli insülin salgılamadığı zaman şeker hastası oluyorsanız vs. şu an beyniniz de mutluluk hormonları(endojen morfinler, seretonin vs) salgılamıyor.. çünkü bu dengeyi sağlayacak ego denen modül ya yok ya da büyük hasar görmüş..


uzman bir hekim tarafından size verilecek bir antidepresanı uygun dozda ve uygun sürede kullanırsanız sizde 2-3 hafta içinde mutluluk hormonları salgılanmaya başlanacaktır.. ve sizi şu an mutsuz ve huzursuz eden o çevresel faktörlere gülüp geçeceksiniz.. çünkü o bahsettiğiniz çevresel faktörler her insan için geçerli ama herkesi mutsuz etmiyor değil mi? bir çok insan için yaşamın bir parçasından başka bir şey değil.. yani tüm bunlar bir sorun değil.. sorun; bunları dert olarak gören sizin beyin nörokimyanız..

Varta
25-07-2010, 16:38
sevgili varta..

anladığım ve gördüğüm kadarıyla bilinciniz teizm ve nonteizm düzeylerle tatmin olmayacak düzeyde yükselmiş/açılmış ve mecburen bilinemezlik kapısına dayanmışsınız.. bir insan için bu durum tam bir cehennem gibidir.. yani artık sizi ne materyalizm ne de idealizm tatmin etmez.. çünkü bilinaçıklığınız bunlarla doldrulmayacak kadar geniş ve açık..

ve siz kendi öziradenizle bu durumdan kurtulamazsınız.. yani "ben de diğer insanlar gibi bir şeye inanayım ve huzuru bulayım" demenizle bu iş olmaz artık.. açılmış ve yükselmiş olan bilinç mutlaka tatmin olmak ister, dolmak ister, bir bütünlük ister..

insanoğlu duygu&düşünce bileşkesinde yaşadığı için duygulanmayı dengeleyebilmesi için düşünceyi sabitlemesi lazımdır.. düşünceyi sabitlemek dediğim şey bilincimize yansıyan varlık/evren hakkında bir sabitleme ve sahiplenme durumudur.. yani aklınız bir noktada teslim olmak ister ve bu bir zorunluluktur.. aklınızı/düşüncenizi bir noktada teslim etmediğiniz sürece duygulanmayı dengeleyip mutlu/huzurlu olamazsınız..


ama şu an bulunduğunuz durum öyle kritik bir noktada ki aklınızı teslim edecek bir soyut yok karşınızda.. işte bu bilinemzliğin büyük kaosu ve boşluğudur, hiçliğidir.. duygulanmayı bir türlü dengeleyip huzura ve mutluluğa kavuşamazsınız.. bu durumda çok fazla kalamazsınız ve beyin nörokimyanız sizi pozitif veya negatif bir davranış ve yaşam biçimine itecektir..

ve o bahsettiğiniz tr'deki dış/ekonomik şartlarla hiçbir ilgisi yoktur bu işin..nereye giderseniz gidin bilincinizdeki bu boşluk sizi rahatsız ve mutsuz etmek için bir bahane bulacaktır.. isterseniz londraya gidin, ordaki ufak tefek şeyler size mutsuzluk kaynağı olarak yansıyacaktır.. aslında sizi mutsuz eden onlar değil, siz mutsuz olduğunuz için herşey sizi irrite etmeye, mutsuz kılamaya itecektir..

işte insanoğlu bu boşluğu hiçliği yaşamamsı için ego denen modülle beslenir, desteklenir.. ego hem bilincin fazla açılmasını engeller, hem de gelebilecek dışsal/çevresel tehditleri savunma mekanızmaları sayesinde bertaraf ederek kişinin mutluluğunu korur..

sizde ego ya hiç olurşturulmamış ya da sonradan yaşadığınız bazı şeyler bu egoyu zayıflatmış ve yoketmiş ki bu bilinçaçıklığına ulaşmışsınız.. aksi takdirde egonuz olsaydı bu duruma, bu bilinçaçıklığına gelmenize müsaade etmezdi.. sizi teizm ve ya nonteizm düzeyindeki bir inanç seviyesinde tutup mutluluğunuzu sağlardı..


bu aşamada yapabilecğiniz tek şey var.. sizi mutsuz kılan beyin nörokimyanızı değiştirmek.. bunun da iki yolu var birisi meditasyon ki şimdilik size bunu önermiyorum çünkü gördüğüm kadarıla yetişkin bir insansınız ve bu yaştan sonra yapılacak meditasyon bir takım sıkıntılara sebebiyet verebilir..

diğer yol ise bilime başvurmak.. yani bilimin bir dalı olan tıptan profesyonel yardım almak.. nasıl troid beziniz troid hormonları salgılamadığı zaman (hipotiroidi)guatr hastası oluyorsanız, nasıl pankreas organınız yeterli insülin salgılamadığı zaman şeker hastası oluyorsanız vs. şu an beyniniz de mutluluk hormonları(endojen morfinler, seretonin vs) salgılamıyor.. çünkü bu dengeyi sağlayacak ego denen modül ya yok ya da büyük hasar görmüş..


uzman bir hekim tarafından size verilecek bir antidepresanı uygun dozda ve uygun sürede kullanırsanız sizde 2-3 hafta içinde mutluluk hormonları salgılanmaya başlanacaktır.. ve sizi şu an mutsuz ve huzursuz eden o çevresel faktörlere gülüp geçeceksiniz.. çünkü o bahsettiğiniz çevresel faktörler her insan için geçerli ama herkesi mutsuz etmiyor değil mi? bir çok insan için yaşamın bir parçasından başka bir şey değil.. yani tüm bunlar bir sorun değil.. sorun; bunları dert olarak gören sizin beyin nörokimyanız..
Yani diyorsunuz ki...Uyandınız bir şekilde...Uyumanın bir yolunu bulun...Önerinize saygı duyuyorum...Fakat o kadar basit değil...Yaşadığımız ülkenin sorunları maalesef gülünüp geçilecek gibi değil...Bu ülkede yaşayan herkesin beyin kimyasını bozar bu sorunlar...Benim kendimi iyi hissetmem ne yazar...!Gelelim ego mevzusuna benimde halen egolarım var fakat kendimi bunlarla tatmin ederken veya etmeye çalışırken,dışarıda geometrik olarak üreyen ve göz göre göre bilinçsizlik denizinde yüzmeye çalışan,boğulan,kör olanları görüp,bende kendimde bir anormaliik var yahu ben bir uzmanına gideyimde kendimi mutllu hissedeyim...! Enterasan gerçekten...

Varta
25-07-2010, 16:40
Ama, bu adaptasyonda, hak ve ozgurluklerden de taviz vermemek gerekir.

Saygilarimla;
evrensel-insan[/QUOTE]
Sizce bizim ülkede bu mümkün mü?İşte bu yüzden beynimizin özgür kalması gerekiyor hem çevre şartlarından hemde bu sağlıksız koşulların sağlıksızlaştırdığı bedenimizden...O zamanda 'İnsan' mı oluyoruz..?Yani sözün özü bence 'İnsan' olarak yada olmaya çalışarak yaşama vereceğimiz anlam hiç bir zaman gerçek olmayacak olsa olsa 'Felsefe' olacak...

evrensel-insan
25-07-2010, 18:17
Saygideger varta;

Insanoglu olarak, birbirinden ayrilmayan ama farkli iki yasam algimiz var. Bunlardan, ilki kendi yasamimiz, digeri de kendimiz gibi olanlarla birlikte yasamimiz. Iste bu ikisi arasindaki DENGE cok onemlidir. Kendini one cikarirsan, bencil, egoist, bananeci, yalniz, asi, dik basli v.s. temelli bir icerge; kendini one cikarmazsan da, samar oglani, herkesin kendine gore kullandigi, ezilen, saga/sola savrulan, psikolojik bunalimli, kaybolmus, icine kapanik v.s. olabilirsin.

Iste bu denge oyle uyumlu bir dengedir ki; NE KENDINI ONE CIKARACAKSIN, NE DE YOK OLACAKSIN.

Bunun anlami sudur. Bir bir olarak, nasil kendi hak ve ozgurluklerine sahip cikip, onlari koruyup, kendi dusunce ve davranisinda, toplum icinde bir yere sahip olman "ben buyum" demen ve toplumun seni hissetmesini sagliyorsan, senin disinda olanlarinda, "ben buyum" demelerini, nasil kendi adina sagliyorsan, onlarin adina da saglayacaksin. Yani kendi hak ve ozgurluklerini, toplumdaki yerini, her senin gibi birin saglama mucadelesine destek vereceksin.

Iste boyle bir durumda, her bir kendi hak ve ozgurlugunun bunyesinde, birlikte ve beraber yasayacak.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Varta
25-07-2010, 19:12
Saygideger varta;

Insanoglu olarak, birbirinden ayrilmayan ama farkli iki yasam algimiz var. Bunlardan, ilki kendi yasamimiz, digeri de kendimiz gibi olanlarla birlikte yasamimiz. Iste bu ikisi arasindaki DENGE cok onemlidir. Kendini one cikarirsan, bencil, egoist, bananeci, yalniz, asi, dik basli v.s. temelli bir icerge; kendini one cikarmazsan da, samar oglani, herkesin kendine gore kullandigi, ezilen, saga/sola savrulan, psikolojik bunalimli, kaybolmus, icine kapanik v.s. olabilirsin.

Iste bu denge oyle uyumlu bir dengedir ki; NE KENDINI ONE CIKARACAKSIN, NE DE YOK OLACAKSIN.

Bunun anlami sudur. Bir bir olarak, nasil kendi hak ve ozgurluklerine sahip cikip, onlari koruyup, kendi dusunce ve davranisinda, toplum icinde bir yere sahip olman "ben buyum" demen ve toplumun seni hissetmesini sagliyorsan, senin disinda olanlarinda, "ben buyum" demelerini, nasil kendi adina sagliyorsan, onlarin adina da saglayacaksin. Yani kendi hak ve ozgurluklerini, toplumdaki yerini, her senin gibi birin saglama mucadelesine destek vereceksin.

Iste boyle bir durumda, her bir kendi hak ve ozgurlugunun bunyesinde, birlikte ve beraber yasayacak.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Dediğim gibi pozitif düşüncelerinize saygı duyuyorum...Maalesefki yaşam koşullarımız standart değil...Belki başda koşulların farklı olması düşünce çeşitliliği sağlasada...Zamanla beynimizi ve bedenimizi negatif yönde etkileyecek çevre koşulları bizi nereye götürür bilemeyiz...Düşünüyoruz ruhani varlığız fakat kimyasal-biyolojikde varlığız aynı zamanda...Bu koşullarda denge diye bir şey olduğuna ben inanmıyorum...Sadece 'Kaos' var halen...

Varta
25-07-2010, 19:23
Yani diyorsunuz ki...Uyandınız bir şekilde...Uyumanın bir yolunu bulun...Önerinize saygı duyuyorum...Fakat o kadar basit değil...Yaşadığımız ülkenin sorunları maalesef gülünüp geçilecek gibi değil...Bu ülkede yaşayan herkesin beyin kimyasını bozar bu sorunlar...Benim kendimi iyi hissetmem ne yazar...!Gelelim ego mevzusuna benimde halen egolarım var fakat kendimi bunlarla tatmin ederken veya etmeye çalışırken,dışarıda geometrik olarak üreyen ve göz göre göre bilinçsizlik denizinde yüzmeye çalışan,boğulan,kör olanları görüp,bende kendimde bir anormaliik var yahu ben bir uzmanına gideyimde kendimi mutllu hissedeyim...! Enterasan gerçekten...
Gelelim bilinç açıklığına...Şimdide çok öncede yaşadığımız 'Kaos' enteresan biçimde bazılarımızın bilinç sıçramasına sebep olabilir...Tabii anlıyorum bu durum size henüz erken gelmiş olabilir...Sizde bu geldiğiniz durumda belkide delirmemek için meditasyon yapıyorsunuz...Olabilir ben sizin durumunuzuda beyhude görüyorum...Önceki yorumlarda anlatmaya çalışdım...Bu uzun yolda 'insan' lık duraklardan biridir...Ben devamınında olduğunu düşünüyorum...Yeterki yolun sonuna geldiğimizi düşünüp algılarımızı kapatmaya çalışmayalım...

evrensel-insan
25-07-2010, 19:30
Saygideger varta;

Sizin anladiginiz gibi, olay pozitiflik/negatiflik degil; aksine, notrluk, disaridan bakis acisi ve tum resmi icinde yer almadan gorebilmek ve icinde bulundugun yerin de bilincinde ve farkinda olmak ve de en onemlisi resmin disini gosteren ve resmin tum sorunsal yapisini ortaya koyan, altenatifin vakfina erebilmektir.

Iste bu anlamda, evrensel insan, dogal dusunceyi ortaya koyan ve dogal dusunce disi bir insanlasma ve evrensellesme alternatifidir.

Butun mesele, dogal dusuncenin hangi duzey bilincinde tatmin olma ve teslim olma meselesidir. Ama, evrensel insan, dusunce ve zihniyet olarak, dogal dusunce tekligine teslim olmak yerine, ona hukmeder ve onu curutebilecek bir bilinc ve farkindaligin urunudur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
26-07-2010, 08:15
Sadece yorum ve tartışma ile yaşamımıza anlam vermeye çalışmak çok yorucu ve hatta bence çıkmaz bir sokak...Artık biryerden sonra 'İnsan' bilmek istiyor...Araştımaya başlanılıyor ,bilgi doğru yada yanlış olsada düşüncelerimizi şekillendiriyor...Şu 'zaman' denen ve benim bir türlü kavrayamadığım yada kavramak istemediğim bu olgu aleyhimize bu kadar çalışırken...Bu kadar çaresizlik müthiş biçimde canımı sıkıyor...Ne yapmalı anlamayamı çalışılmalı yada sadece yaşamalımı?...

Yani diyorsunuz ki...Uyandınız bir şekilde...Uyumanın bir yolunu bulun...Önerinize saygı duyuyorum...Fakat o kadar basit değil...Yaşadığımız ülkenin sorunları maalesef gülünüp geçilecek gibi değil...Bu ülkede yaşayan herkesin beyin kimyasını bozar bu sorunlar...Benim kendimi iyi hissetmem ne yazar...!Gelelim ego mevzusuna benimde halen egolarım var fakat kendimi bunlarla tatmin ederken veya etmeye çalışırken,dışarıda geometrik olarak üreyen ve göz göre göre bilinçsizlik denizinde yüzmeye çalışan,boğulan,kör olanları görüp,bende kendimde bir anormaliik var yahu ben bir uzmanına gideyimde kendimi mutllu hissedeyim...! Enterasan gerçekten...

sevgili varta.. insanlar arasında günlük konuşmada bahsedilen gurur/kibir gibi anlamlara gelen egodan bahsetmiyorum ben..

size yansıyan varlığı/evreni bilmek istemenizle ego arasındaki bağı göstermeye çalışmıştım.. neyse zaman içerisnde ne demek istediğimi daha iyi kavrarsınız..

artı ülkemizin durumu gülünecek bir durumdur demek istemedim.. bütün olay sizin beyin nörokimyanızda dedim.. bugün dünyanın en zengin en ferah ülkesinde yaşayan insanların beyin kimyası çok düzgünde herkes büyük bir mutluluk içinde mi yaşıyor zannediyorsunuz.. o ülkelerden herşey güllük gülistanlı bir cennettemi yaşıyorlar zannediyorsunuz.. herşey insanda başlıyor ve insanda bitiyor.. anlatmak istediğim buydu..

siz objektifliğinizi kaybettiğinizde evrenin neresine giderse gidin sizi mutsuz kılacak bir şey mutlaka vardır.. ama objektifliğinizi koruduğunuz sürece yani beyin nörokimyanız buna uygunsa kenyada açlık çekerken bile dünyanın en mutlu insanı olabilirsiniz..

Varta
26-07-2010, 11:54
sevgili varta.. insanlar arasında günlük konuşmada bahsedilen gurur/kibir gibi anlamlara gelen egodan bahsetmiyorum ben..

size yansıyan varlığı/evreni bilmek istemenizle ego arasındaki bağı göstermeye çalışmıştım.. neyse zaman içerisnde ne demek istediğimi daha iyi kavrarsınız..

artı ülkemizin durumu gülünecek bir durumdur demek istemedim.. bütün olay sizin beyin nörokimyanızda dedim.. bugün dünyanın en zengin en ferah ülkesinde yaşayan insanların beyin kimyası çok düzgünde herkes büyük bir mutluluk içinde mi yaşıyor zannediyorsunuz.. o ülkelerden herşey güllük gülistanlı bir cennettemi yaşıyorlar zannediyorsunuz.. herşey insanda başlıyor ve insanda bitiyor.. anlatmak istediğim buydu..

siz objektifliğinizi kaybettiğinizde evrenin neresine giderse gidin sizi mutsuz kılacak bir şey mutlaka vardır.. ama objektifliğinizi koruduğunuz sürece yani beyin nörokimyanız buna uygunsa kenyada açlık çekerken bile dünyanın en mutlu insanı olabilirsiniz..
Mesele mutlu olmaya çalışmak değil...'İnsan' olmaya çalışmak oda şimdilik...Bu yolun sonunda mutlu olacağımızı kim bilir...Enterasan siz gördüğüm kadar mutlu olmak için çaba sarfediyorsunuz...Ben sadece bilmek isterdim...Fakat bunun şimdilik mümkün olmadığının farkındayım...

evrensel-insan
26-07-2010, 17:30
Saygideger varta;

Ben sadece bilmek isterdim...Fakat bunun şimdilik mümkün olmadığının farkındayım.-varta-

Bilmek vemumkunluk baginin iki farkli algisi vardir. Birincisi epistemolojik gercekliktir, yani, bilimin her turlu dalinin bilimsel olarak ve olgusal temelli evrensel kabul ve yanlislanabilir ilkesine bagimli olarak, su ana kadar bildirdikleridir. Mumkun olmayan ise, sadece su andir. Yani, bilimsel olarak, su an bilinmemekte olan herhangiir seyin, gelecekte ve su an sonrasinda bilinebilirligi olasilik dahilindedir.

Diger algi ise, bilmek istenen seyin; epistemolojik gerceklik ustu olmasi ve bunun bilinmesinde israr edilmesidir. Bunun da yolu, inancsal zihniyet olarak; herhangibir ideolojik dogrunun getirdigi ve henuz evrensel onay kazanmamis bir olgu haline gelmeyen, kurguyu, yani teoriyi, ideolojiyi, sirf bilmek tatminligi ve merak giderimi temelinde kabullenmek, sahiplenmek ve sabitlemektir.

Burada algilanmasi gereken, kisinin bu inancsal dogrusunun, dogrulugunu sadece kendisini bagladigini ve ayni konudaki dogrularla bir tartisma, ikna olma/etme mucadelei icinde olunacaginin bilincinde ve farkinda olunmasidir.

Iste bu iki farkli secenekten hangisinin secilecegi;hem kisinin her turlu konuya bilimsel mi/inancsal mi yakastigiyla paraleldir, hem de kendi kedini dusunce/inanc olarak tatmin etmekle.

Iste bu anlamda, seni hangisi rahatsiz etmeyecek ve sana hangisi zarar vermeyecek ise, secim senin.

Bu secimde, ya alisilagelmis, otomatiklesmis bir yanasim, ya da yenilik,degisim v.s. icerir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Varta
26-07-2010, 17:53
Saygideger varta;

Ben sadece bilmek isterdim...Fakat bunun şimdilik mümkün olmadığının farkındayım.-varta-

Bilmek vemumkunluk baginin iki farkli algisi vardir. Birincisi epistemolojik gercekliktir, yani, bilimin her turlu dalinin bilimsel olarak ve olgusal temelli evrensel kabul ve yanlislanabilir ilkesine bagimli olarak, su ana kadar bildirdikleridir. Mumkun olmayan ise, sadece su andir. Yani, bilimsel olarak, su an bilinmemekte olan herhangiir seyin, gelecekte ve su an sonrasinda bilinebilirligi olasilik dahilindedir.

Diger algi ise, bilmek istenen seyin; epistemolojik gerceklik ustu olmasi ve bunun bilinmesinde israr edilmesidir. Bunun da yolu, inancsal zihniyet olarak; herhangibir ideolojik dogrunun getirdigi ve henuz evrensel onay kazanmamis bir olgu haline gelmeyen, kurguyu, yani teoriyi, ideolojiyi, sirf bilmek tatminligi ve merak giderimi temelinde kabullenmek, sahiplenmek ve sabitlemektir.

Burada algilanmasi gereken, kisinin bu inancsal dogrusunun, dogrulugunu sadece kendisini bagladigini ve ayni konudaki dogrularla bir tartisma, ikna olma/etme mucadelei icinde olunacaginin bilincinde ve farkinda olunmasidir.

Iste bu iki farkli secenekten hangisinin secilecegi;hem kisinin her turlu konuya bilimsel mi/inancsal mi yakastigiyla paraleldir, hem de kendi kedini dusunce/inanc olarak tatmin etmekle.

Iste bu anlamda, seni hangisi rahatsiz etmeyecek ve sana hangisi zarar vermeyecek ise, secim senin.

Bu secimde, ya alisilagelmis, otomatiklesmis bir yanasim, ya da yenilik,degisim v.s. icerir.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Aslında hep başa dönüyoruz...Anlatmak istediklerimi geçmiş sayfalarda yazmışdım...Beynimizin geçirdiği evrimle bedenimizin geçirdiği evrim eşit değil bence beyin evrim olarak çok ilerde...Ve söylemeye çalıştığım beynin özgür olması için onu taşıyan bedenden bağımsız kılınması gerekiyor diyorum...Sizde kendi düşüncenizde haklı olarak o zaman 'insan' olamayız diyorsunuz...Bu duruma katılıyorum ve yine tekrarlıyorum bizim algımızda bu uzun yolda 'İnsanlık' duraklardan biridir... Ki evrim teorisi bunun kanıtıdır...Başlıngıçta 'İnsan' mıydık...Evrim geçirerek bu duruma geldik...Evrimin durduğunu kim söylüyorki bilemiyorum...Evrime inanmaya bilirsiniz onada saygı duyarım...Bence evrim durmadığına göre 'İnsan'lıkda şimdilik yaşadığımız bir süreçtir 'İnsan'lık bence bu işin sonu değildir o yüzden bu kadar kutsamaya gerekde yoktur...Şu koca 'Evren' de 'İnsan'lık nedir ki...Fakat siz dersenizki 'İnsan'lığımızdan başka neyimiz var...Sizde haklısınız ama şimdilik...

evrensel-insan
26-07-2010, 17:59
Saygideger varta;

Ve söylemeye çalıştığım beynin özgür olması için onu taşıyan bedenden bağımsız kılınması gerekiyor diyorum...Sizde kendi düşüncenizde haklı olarak o zaman 'insan' olamayız diyorsunuz.-varta-

Zannedersem burada bir yanlis algilama soz konusu. Birincisi, dusunce zaten oznel olarak, vucuttan bagimsizdir ve bir nesnesi yoktur. Yani, aynen burada oldugu gibi, bir vucut onu dile getirdiginde, baska vucutlarin o dile gelen dusunceyi gormesine, algilamasina acilir.

Insan olunamamasinin sebebi ise, dogal zihniyet ve onun alisilagelmis, otomatiklesmis ve yerlesmis evrensel yapilanisinin ve isleyisinin dusuncelere ve davranislara getirdigi sinirlamadir.

Bak bu konuda, ben evrensel'in kosesi'ne son bir mesaj yazdim, istersen once onu oku. Ne dedigimi daha iyi algilayabilirsin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Varta
26-07-2010, 18:06
' dusunce zaten oznel olarak, vucuttan bagimsizdir'...Ben bunun şimdilik 'İnsan' lık için çok uzakda görüyorum...Bu seviyeye gelmeye daha çok zaman var...

evrensel-insan
26-07-2010, 18:20
Saygideger varta;

Bunun uzakta olmasi, ufugun disina cikarmaz, insansal zihniyetin (dogal degil), ufku dahilindedir. Zaten notr algi ve disaridan bakis acisinin konunun ozeline veya genele gore, konunun icinde yer almadan tum resmi verebilmesi, dusunceyi dile getiren bedenin, o resmin bir yerinde yer almamasi ve kendi bedeninin de disinacikarak, kendini de her yonuyle degerlendirebilmesini saglar.

Iste bu temelde evrensel-insan'in dile getirdikleri ile, benim bir birey olarak dile getirdiklerim farklilasir.

Cunku, birisi nesnesiz dile getiris, digeri nesneli dile getiristir. Bu konuda da, bireyin uclemini evrensel'in kosesi'nden okuyabilirsin. Evrensel'in Kosesi

Sayfa 84
836- Birin Y-Uclem Bilinci/Farkindaligi

Sayfa 85
843- Ben/Birey/Bencillik, Bagi-Farki ve Fark Algisi

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
27-07-2010, 08:26
Mesele mutlu olmaya çalışmak değil...'İnsan' olmaya çalışmak oda şimdilik...Bu yolun sonunda mutlu olacağımızı kim bilir...Enterasan siz gördüğüm kadar mutlu olmak için çaba sarfediyorsunuz...Ben sadece bilmek isterdim...Fakat bunun şimdilik mümkün olmadığının farkındayım...


sevgili varta.. dediğim gibi yazışmlar ilerleikçe ya da benim yazılarımı okudukça ne dediğimi algılayabileceksiniz.. şimdilik çok ayrı tellerden çalıyoruz..:p

mutlu olmayı sadece günlük konuşmadaki basit içerikte algılamayın.. sürekli bilincin tatmininden bahsederim..

yukarda kalın puntoladığım alıntınızın altında yatan nedeni hiç sorguladınız mı?

niçin bilmek istiyorsunuz? bilmeden yaşayamaz mısınız? sizi bu bilmeye iten şeyin ne olduğunu bir düşünün bakalım..

Varta
28-07-2010, 16:57
sevgili varta.. dediğim gibi yazışmlar ilerleikçe ya da benim yazılarımı okudukça ne dediğimi algılayabileceksiniz.. şimdilik çok ayrı tellerden çalıyoruz..:p

mutlu olmayı sadece günlük konuşmadaki basit içerikte algılamayın.. sürekli bilincin tatmininden bahsederim..

yukarda kalın puntoladığım alıntınızın altında yatan nedeni hiç sorguladınız mı?

niçin bilmek istiyorsunuz? bilmeden yaşayamaz mısınız? sizi bu bilmeye iten şeyin ne olduğunu bir düşünün bakalım..
Yaşam sadece nefes almaksa yaşarım...Yaşamıma anlam vermek için bilmek isterim...Kendimizi avutarak yaşamakda şu andaki tek seçeneğimiz maalesef...

evrensel-insan
01-08-2010, 16:33
Saygideger varta;

Kendimizi avutarak yaşamakda -varta-

Sizce "kendimizi avutarak yasamak" tamlamasinin, anlam ve icerigi nedir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Varta
02-08-2010, 06:04
Saygideger varta;

Kendimizi avutarak yaşamakda -varta-

Sizce "kendimizi avutarak yasamak" tamlamasinin, anlam ve icerigi nedir?

Saygilarimla;
evrensel-insan
'Bilmeden' yaşamak kendini avutmakdır...

evrensel-insan
02-08-2010, 17:34
Saygideger varta;

'Bilmeden' yaşamak kendini avutmakdır-varta-

Ozaman "bilerek/bilincli" yasamak nasil olmalidir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Varta
04-08-2010, 06:28
Saygideger varta;

'Bilmeden' yaşamak kendini avutmakdır-varta-

Ozaman "bilerek/bilincli" yasamak nasil olmalidir?

Saygilarimla;
evrensel-insan
Kim bilir...?

evrensel-insan
04-08-2010, 21:09
Saygideger varta;

Su an sen, kendini "avutarak mi" yasiyorsun?, Eger oyleyse, kendini nasil ve ne ile "avuttugunu" aciklayabilir misin?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Varta
07-08-2010, 07:41
Saygideger varta;

Su an sen, kendini "avutarak mi" yasiyorsun?, Eger oyleyse, kendini nasil ve ne ile "avuttugunu" aciklayabilir misin?

Saygilarimla;
evrensel-insan
Bu forumda bu seviyede yorum yapan herkes kendini avutuyor...Bu bilince henüz sahip olmayanlar ise 'Yaşıyor' lar umurlarında olmadan(Şimdilik)...Hepimizin 'Gerçek'i farklı ise zaten bu tartışmalara hiç gerek yok herkes kendi dalgasına baksın...Bizler burada bir şeyler paylaşmaya çalışıyorsak vardır bir sebebi... Demekki bizce evrensel bir hareket var diye düşünüyoruz...Da elde ne var?...Bence halen hiçbirşey yok...Bilmiyoruz fakat hissediyoruz ve bu hissetdiğimiz 'Şey' leri evrensel anlamda anlamlandıramıyoruz...Çünkü 'Bilinç' denen algı ile büyük bir savaştayız...Elimizden hiçbir şey gelmiyor o kadar aciziski...İşte burda felsefe yaparak hemde paylaşmaya çalışıp kendimizi avutuyoruz...Şu 'Zaman' var ya şu zaman tik tak tik tak...Elimizden hiç bir şeyde gelmiyor...

evrensel-insan
07-08-2010, 17:28
Saygideger varta;

Eger "elimizden bir sey gelecekse" bu once herbirimzin kendi icin gecerlidir. Yani ilk basta yapilmasi gereken, insanlasma yolunda bir kisinin kendi ile olan mucadelesi, sorgulamasidir. Cunku kisi kendisini ne kadar gelistirirse, sadece kendine degil; etrafindakilere de bu gelismisligi dusunce ve davranis olarak, dile getirir.

Yani, asil mucadele, disariyla degil; iceriyledir. Herkesin kendi kendine verilen degerlerini sorgulamasi, ogrendiklerini bilmeye tasimasi ve en azindan bilincli ve farkindalikli olarak dusunebilmesi ve davranmasi anlaminda.

Saygilarimla;
evrensel-insan