Orijinalini görmek için tıklayınız : Meditasyon
Meditasyon Dediğimiz nedir?
Meditasyon zihnin berraklaşması, tüm dünyasal düşünce, duygu, duyum ve zevklerden belirli bir süre için bile olsa kendini çekmesidir.
Zihnimizde düşünce dalgalarının yoğunluğundan dolayı Öze ait olan tesirler hakkıyla algılanmamaktadır.Böyle bir durumda da kişide stres , yorgunluk , bıkkınlık , hayattan zevk almama yada tam tersine çok zevk almak , panik atak , agresiflik , öfke , sabit fikirlilik gibi beşeri realiteye ait olan tesirler hakim olabilmektedir.İşte bu tesirlere maruz kalmamak veya bunların etkisini yoketmek ve öze yönelebilmek maksadıyla meditasyon yapılır.
Meditasyon türlerinin kökeninin doğu dinlerine dayandığı bilinmektedir.Bu dinlerde mistik amaçlarla uygulanır.
İnsanlardan uzak , sessiz , ışıksız loş bir yerde , dik oturarak ve bir noktaya ya da objeye konsantre olarak düşüncenin sabitlenmesi ve düzenli solunum alınması olayıdır.Bu dik duruş pozisyonları çeşitli olup en bilineni yoga'dır.
Kimileri namaz'ında bir meditasyon olduğu fikrinde ise de , uygulama şeklinde hiçbir benzerlik yoktur.
kEL abim*-nerelerdesin gel abim**
sen gittin sitede böle bilinsel ilgiç soru soran kalmadı abim..:oops:
Senyoksun*-şindi kim soecek böle güzel sorulara?
Bak pANteabim bilene ilgiç bulmuş*cevap yazmış..
aBimseninki kadan ilgiçolmasada bende sana bi soru sorayım abim..
soRU: sinein kiprii varmıdır*?
cevabına bekliyom abim.çabuk ol sinei kaptırmıyalım.. :wink:
krdşn.cml.
abc
kEL abim*-nerelerdesin gel abim**
yönetiçi abilerim.bu silme dümesine koyun.çok çıkınca silemiyoz.cml.Bu 3. baskıyada böle sildim.
kEL abim*-nerelerdesin gel abim**
yönetiçi abilerim.bu silme dümesine koyun.çok çıkınca silemiyoz.cml.Bu 3. baskıyada böle sildim. Cemalım cemalım aslan cemaaaaaaaaaaalım nedir senin drdiiiinnn anlayamadıııımm yoksa kafanı vura vuraaaaaa klavyeyeeeee çok mu sarsıldıııınnn... cemalcim ezgisiyle söyleyince süper oluyo *:lol:
Cemal, sakin resime bakip korkmiyasin, onun icindeki de insan, her ne kadar farkedilmiyorsa da.
Sevgili pante meditasyonun temellerini açıklamış, ben de bazı ilaveler yapayım.
Meditasyonda zihin tek ve genellikle fazla anlam çağrıştırmayan bir şeye odaklanır. Bu genellikle anlam yüklü olmayan bir kelimedir. Bu kelime sürekli içten tekrarlanılır. Maharishi Meditasyon Merkezlerinde bu kelime sanskritçe bir kelime olarak öğretilir ve başka kimselere söylememeniz için imza da attırılır. Aslında bu kelimenin özelliği yoktur. Olayın ticari boyutunu kaybetmemek için böyle gizemli bir hava verilmeye çalışılır.
Bir kelime yerine bir sese de odaklanılabilir. Mesela deniz kıyısında gözlerinizi kapatıp dalgaların sesine de odaklanabilirisniz. Bu da bir meditasyondur.
ozgur_beyin
12-12-2006, 12:50
uyyyy cemalım sinekinin kirpisine rimel süreyim
Cemal, sakin resime bakip korkmiyasin, onun icindeki de insan, her ne kadar farkedilmiyorsa da. Vartor hocam ne ettin ben cemal abime takılayım dedim yafff ayıp ettin şimdi bak insan değil filan ne gördün insansızlığımı ne ettim ben sana yaaaaa vallahi çok üzüldüm bak üzdün beni abim neden ya neden nedemek şimdi ben insan değilmiyim insan değilsem neyim ben söyle allah aşkına bak çok fena üstüme alındım yaaaa vallahi bak ayip ettin *:cry: yoruldum ya yaza yaza cevap bekliyom özür tarzı ya da yanliş anladığımı filan de de işte bişiler
Yanlis anladin falan, bisi dedim,
Resim ocu gibi, ben bile korktum Cemali uyariyim dedim, belki icini bos zannedebilir.
no_panik
03-11-2007, 12:25
Meditasyonun ticarileştirilmiş ve dini içeriğinden kopartılmış biçimi A.b.d de transtandal meditasyon tm adıyla geliştirilmiş. Bu tekniği yetkili bir öğretmen sayesinde kolaylıkla öğrenebiliriz. Öğretmenimiz yeni başlayan kişiye bir mantra (özel bir ses) verir ve TM'ye özgü derin dinlenme ve farkındalığı yaratmak için bunu tekrar tekrar nasıl uygulayacağını anlatır.
Tm'nin mistik bağlantıları kurulmaksızın aynı gevşeme durumu yaratılabilmektedir. Benson ve arkadaşları tarafından geliştirilen teknik şu aşamaları içerir.
1.Rahat bir konumda sakince oturun ve gözlerinizi kapatın.
2.Ayaklarınızdan başlayıp yüzünüze doğru ilerleyerek tüm kaslarınızı iyice gevşetin. Kaslarınızı iyice gevşemiş halde tutun.
3.Burnunuzdan nefes alın. Nefes alışınızın farkına varın. Nefesinizi verirken sessizce içinizden bir deyin. Örneğin nefes alın...Verin, bir alın.. Verini bir ve bu şeklide devam edin. 20 dakika boyunca bunu sürdürün. Süreyi denetlemek için gözlerinizi açabilirsiniz, ancak çalar saat kullanmayın. Bitirdiğiniz zaman gözleriniz önce bir kaç dakika kapalı, sonrada açık olarak oturun.
4.Derin gevşemeye ulaşmayı başarıp başaramadığınızı düşünmeyin. Pasif bir tutum takının ve gevşemenin kendiliğinden gerçekleşmesine izin verin. Başka düşünceleri bekleyin. bu düşünceler ortaya çıktığı zaman iyi diye düşünerek onları göz ardı edin ve bir diye tekrarlamayı sürdürün. Bu tepki sürekli alıştırma sayesinde çok az bir çabayla gerçekleştirilmiştir.
5.Bu tekniği günde bir ya da iki kez uygulayın. Ancak yemeklerden sonra iki saat içinde bunu yapmayın, çünkü göründüğü kadarıyla sindirim süreçleri, öznel değişimlere müdahale etmektedir.
Hadi bakalım hayırlı meditasyonlar *:)
paslıçivi
18-01-2010, 06:22
Selam,
Yukarıda ki tanımlama ilgimi çekti...
Ama sanki çok basitmiş gibi bir anlatım söz konusu?
Acaba gerçekten bu kadar basit mi?
Bu sözlerin sahibi böyle bir tecrübe yaşamış mı?
Saygılarımla...
sevgili ululelbab..
bu bahsettiğim unsurlardan biri benim kendi denenyimlemem, meditasyon olanı.. farkında olmadan 12 yaşlarında oyun diye başladığım şeyin bir meditasyon tekniği olduğunu öğreneli 5 yıl oluyor.. 5 yıldır düzenli meditasyon yapıyorum.. aradaki değişimi sözlerle anlatmam çok zor.. 5 yıl öncesine kadar normal rutin yaşantısını yaşayan ben rastgele okuduğum bir kitapta meditasyonun ne olduğunu öğrendim ve dedim ki -ee ben bunu zaten çocukken yapıyordum.. hacı bir anne banın çocuğuyum, durduk yerde daha gençlik yıllarımda dini inancım zayıflamaya ve yokolmaya başlamıştı ve bir anlam veremiyordum..müslüman doğan ben 22 yaşlarında ateist olmuştum..
yaptığım meditasyonlar sonucunda yaşama bakışım, yaşam şeklim inanılmaz değişmeye başladı ve yaşamı/varoluşu algı/sezgi seviyesinde sorgulamaya başladım.. dünya dinlerini, tarihlerini, batıya yön veren peygamberleri, doğuya yön veren mistiklerin hayatlarını incelemeye başladım.. okuduklarım ve meditasyonlarım sonunda insanlığa yön veren bu insanların ortak bir noktasını göszlemledim, çok küçük yaşlarda ve ya gençlik yıllarındaki büyük acılar, üzüntüler travmalar yaşamış olmalarıydı..
ama bu dünyada sadece onlar bu travmaları yaşamıyorlardı, bir çok insan benzer travmayı yaşıyordu.. günümüz nonteistlerine baktığımda yine benzer gözlemler yaptım..
bu bahsettiğim iki olgu benim kişisel gözlemlerim, algılarım,sezgilerim.. yani bilimsel bir yönü yok henüz.. ama bu iki olgu dışında henüz bilmediğim çözemediğim ama azçok kişisel tahminlerimin olduğu başka nedenler de var. çünkü bu olayları deneyimleyen insanların hepsinde aynı bilinç seviyesi değişikliği yaşanmıyor.. burda ya kişide bir takım özellikler var yada varoluş bu konuda bir seçicilik bir dayatma yapıyor..
yani dediğiniz gibi bu kadar basit değil de, bu konuları henüz konuşabileceğim tartışabileceğim biri olmadığı için şimdilik böyle 2ye indirgeyerek basitliyorum olayı.. bu konuda bir çalışmanız, gözleminiz, algınız varsa tartışmaya/konuşmaya açığım..
UlulElbab
18-01-2010, 06:47
sevgili ululelbab..
bu bahsettiğim unsurlardan biri benim kendi denenyimlemem, meditasyon olanı.. farkında olmadan 12 yaşlarında oyun diye başladığım şeyin bir meditasyon tekniği olduğunu öğreneli 5 yıl oluyor.. 5 yıldır düzenli meditasyon yapıyorum.. aradaki değişimi sözlerle anlatmam çok zor.. 5 yıl öncesine kadar normal rutin yaşantısını yaşayan ben rastgele okuduğum bir kitapta meditasyonun ne olduğunu öğrendim ve dedim ki -ee ben bunu zaten çocukken yapıyordum.. hacı bir anne banın çocuğuyum, durduk yerde daha gençlik yıllarımda dini inancım zayıflamaya ve yokolmaya başlamıştı ve bir anlam veremiyordum..müslüman doğan ben 22 yaşlarında ateist olmuştum..
yaptığım meditasyonlar sonucunda yaşama bakışım, yaşam şeklim inanılmaz değişmeye başladı ve yaşamı/varoluşu algı/sezgi seviyesinde sorgulamaya başladım.. dünya dinlerini, tarihlerini, batıya yön veren peygamberleri, doğuya yön veren mistiklerin hayatlarını incelemeye başladım.. okuduklarım ve meditasyonlarım sonunda insanlığa yön veren bu insanların ortak bir noktasını göszlemledim, çok küçük yaşlarda ve ya gençlik yıllarındaki büyük acılar, üzüntüler travmalar yaşamış olmalarıydı..
ama bu dünyada sadece onlar bu travmaları yaşamıyorlardı, bir çok insan benzer travmayı yaşıyordu.. günümüz nonteistlerine baktığımda yine benzer gözlemler yaptım..
bu bahsettiğim iki olgu benim kişisel gözlemlerim, algılarım,sezgilerim.. yani bilimsel bir yönü yok henüz.. ama bu iki olgu dışında henüz bilmediğim çözemediğim ama azçok kişisel tahminlerimin olduğu başka nedenler de var. çünkü bu olayları deneyimleyen insanların hepsinde aynı bilinç seviyesi değişikliği yaşanmıyor.. burda ya kişide bir takım özellikler var yada varoluş bu konuda bir seçicilik bir dayatma yapıyor..
yani dediğiniz gibi bu kadar basit değil de, bu konuları henüz konuşabileceğim tartışabileceğim biri olmadığı için şimdilik böyle 2ye indirgeyerek basitliyorum olayı.. bu konuda bir çalışmanız, gözleminiz, algınız varsa tartışmaya/konuşmaya açığım..
Sevgili Paslıçivi,
Sezgilerin gücüne herzaman inanmışımdır.Anladığım kadarı ile Hayata Agnostik bir bakış açısı ile bakıyorsunuz? Bazı şeylerin BİLinemeyceği düşüncesindesiniz.
Ancak sizin deneyimlerinizi tahmin edebiliyorum...Eğer sizce özel değilse ne tür bir teknikler kullanıyorsunuz? bilmek isterdim...özellikle de çocuk yaşta "Bilinçsiz" olarak yaptığınız neydi?
Bilinçsiz yapılan bazı uygulamaların ciddi zararları da vardır...Beyin de bilincsizce oluşturulan "random" atlama kanalları çok farklı sonuclara götürebiliyor.
Dilerseniz Ö.M. yoluyla da beni bilgilendirebilirsiniz.
Acılar ve sarsıntılar Tekamül yolunda cidden önemli faktörler.Buna içtenlikle katılıyorum.
Üst bilincin gelişimi açısından bazı travmaların gerekli olduğuna dair düşüncenizde haklılık payı var.
Tarihten örnek verdiğiniz şahsiyetlerin çoğu Üst bilinçlerinin bir üstüne sıçrama gerçekleştirmişlerdir.
Ancak bu gibi durumlar savrulmaları da içinde barındırıyorlar.
Bende bu saatlerde düzenli meditasyon çalışmalarında bulunuyorum.
Ama dönem dönem aldığım o "Elektrik" beni kendisine bağımlı kılıyor ve
O Haz bir dönem gelmiyor ve beni derin üzüntülere sevk ediyor...
O kadar ki Sosyal çevrem ve Aile hayatımı dahi etkileyecek düzeyde.
Bir daha üst seviye çıkışları yaşayamayacağım endişesi,kısacası "terk edilmişlik" duygusu savrulmalara neden oluyor.
Tıpkı üzerine haddinden fazla yük binmiş bir eşek gibi...
Aklıma ilk gelen betimlemeyi yazdım ,teşbihte hata olmaz derler...
Daha fazla bilgi ve deneyim paylaşmak dileğiyle...
Sevgi ve Saygılarımla...
paslıçivi
18-01-2010, 07:29
Sevgili Paslıçivi,
Sezgilerin gücüne herzaman inanmışımdır.Anladığım kadarı ile Hayata Agnostik bir bakış açısı ile bakıyorsunuz? Bazı şeylerin BİLinemeyceği düşüncesindesiniz.
38 yaşına kadar sırasıyla müslüman-ateist-deist-panteist süreçlerini yaşadım, bunlardan bir tek müslüman ve ateist kelimelerini biliyordum.. diğer deist panteist gibi kelimelerin anlamlarını öğreneli 4-5 yıl oluyor.. bir şeyler yaşıyor ve inanıyordum ama bunların bir adının olduğunu dahi bilmiyordum..
meditasyonlara başlayınca panteizmden agnostizme otomatik geçiş yaptım.. agnostizm kavramını bir iki yıl yaşadıktan sonra adının agnostizm olduğunu öğrendim.. meditasyonlarımda tecrübe kazanıp kendi tekniklerimi geliştirmeye başladım.. ve şimdi farkındalık/aydınlanma/tam uyanıklık denilen bir bilinç seviyesindeyim..
bunun agnostizmden farkı duygusal sabitlenme.. bir çeşit nirvana diyebilirsiniz.. mutlak mutluluğa ulaşmak, artık mutluluğunuzu hiç bir şeyin çok fazla bozamaması, mutlak bir cesaret, algı sezgi dünyasına girmek diyebilirim.. geçmişin üzüntÜleri geleceğin kaygılarının yokolması yani zamandan kopup "AN"da yaşama olayı.. DELİYE HERGÜN BAYRAM OLAYI GİBİ BİRŞEY:bump2:
Eğer sizce özel değilse ne tür bir teknikler kullanıyorsunuz? bilmek isterdim...özellikle de çocuk yaşta "Bilinçsiz" olarak yaptığınız neydi?
bu konuda bir topic açmaya hep niyetlenmişimdir ama batılı insan zihninde meditasyon çok farklı bir yeri var.. bir rahatlama psikoterapi seansı gibi algılanıyor.. aslında meditasyon bir ilaçtır, insanlığın henüz keşfedemediği en büyük ilaçtır.. gerçek insanı ortaya çıkarıyor..
bunun için daha ayrıntılı daha sonra yazarım ama çocukluktaki tekniğim; sabahın erken saatlerine kalkıp öğrendiğim iki şeyi gözlerimi kapatıp sorgulamadan ibarettir..
1. allah kainatı yoktan varetmiştir..
2. evren sonsuzdur..
12 yaşlarında bu iki kavram beni çok zorluyordu.. kabul edemiyor aklıma yatmıyordu.. yoktan varolmak için hiçlik/yokluk diye bir kavram ortay çıkıyordu.. neydi bu hiçlik yokluk, nasıl bir şeydi, algılayabilirmiydim, yada evren sonsuz ne demek, nasıl sonsuz olur, aslında bir sonu var da biz ulaşamadığımız için mi sonsuz diyorduk falan gibi..
tüm bunları sabahın erken saatlerinde ya da boş kaldığım zamanlarda sessiz bir odada gözlerimi kapatıp algılamaya çalışırdım.. işte tam bunu yaparken gözlerim kapalı olması rağmen gözlerimin önünde bir takım şekilli şekilsiz şeyler oluşmaya ve sanki beynim gıdıklanıyormuş gibi bir his duymaya başalmıştım ve bu çok hoşuma gitmişti.. fırsat buldukça bunu yapmaya başladım.. ve zaman içerisinde zekamda bir artma, inancımda zayıflama gibi değişiklikler yaşamaya başladım ama bunları hiç bir zaman yaptığım bu oyunla ilgisi olduğunu düşünmedim..yıllar sonra osho adlı yazarın bir kitabında meditasyonu okurken olayı kavramaya başladım.. kısaca hikayem bu..
paslıçivi
18-01-2010, 07:49
Bende bu saatlerde düzenli meditasyon çalışmalarında bulunuyorum.
Ama dönem dönem aldığım o "Elektrik" beni kendisine bağımlı kılıyor ve
O Haz bir dönem gelmiyor ve beni derin üzüntülere sevk ediyor...
O kadar ki Sosyal çevrem ve Aile hayatımı dahi etkileyecek düzeyde.
Bir daha üst seviye çıkışları yaşayamayacağım endişesi,kısacası "terk edilmişlik" duygusu savrulmalara neden oluyor.
Tıpkı üzerine haddinden fazla yük binmiş bir eşek gibi...
Aklıma ilk gelen betimlemeyi yazdım ,teşbihte hata olmaz derler...
Daha fazla bilgi ve deneyim paylaşmak dileğiyle...
yaşınızı ve meditasyonla ne zamandır ilgilendiğinizi bilmiyorum ama ego(sahtebenlik) oluştuktan sonra meditasyon işini tek başınıza yapmanız sıkıntı yaratacaktır.. çünkü meditasyonun direk hedef aldığı şey zaten sizi bu uyuyan sahtebenliğinizdir.. yani meditasyon egoyu parçalamaya başlıyor ve ilk anlarda yaşayacağınız şey ir çökkünlük kaostur, bundan tek başınıza çıkabilir misiniz bilmiyorum.. bu işi doğu insanı usta/ermiş denilen kişilerin müridi olarak yapıyorlar, çünkü gerçekten tek başın altından kalkılabilinecek bir şey değil.. islamdaki tassavufta bilirsiniz bu yolda çok kişi ara seviylerde kalıp çok zor şeyler yaşamaışlardır.. benim şansım çok küçük yaşlarda bu işe başlamam, yani henüz ciddi bir ego/sahtebenlik oluşmadan yani çivi paslanmadan çiviyi çocukken zımparalamaya başlamışım..
o yüzden teizm düzeyi insanlara pek fazla önermiyorum, çünkü onlar direk egosentrik yaşıyorlar.. yani ego onları çok derin bir şekilde uyutuyor.. kim bu egosentrik teizm düzeyi insanlar? müslüman hristiyan budist hindu jaina musevi, aklına geleblecek her türlü dogmada yaşayan biri.. çünkü bu kişi kendisine yüklenen dogmayı bir gerçeklikmiş gibi yaşıyor, yani gerçekten öldükten sonra bir cennet ceheennem var zannediyor ya da gerçekten öldükten sonra yeniden doğumlar, karma yaşamlar var zannediyor ve bunu dışına çıkması imkansız.. çünkü bu ego/sahtebenlik dediğimiz şey çok kurnaz ve birçok savunma düzenekleri var.. ve bu savunma düzenekleri bilincinarkasında canavar gibi çalışıp kişiyi uyandıracak her türlü tehlikeyi öncden sezip anında savunmaya geçiyor, yapabildiğini yapıyor, gücü yetmediğin de kaçıyor.. yani kesinlikle bir mağlubiyet söz konusu değil.. mağlubiyet demek kişinin egosunun hasar görmesi ve peşinden çökkünlük dediğimiz ruhsal bir kaos yaşaması var çünkü..
nonteist insanlar yani kendilerine yüklenen dogmayı kırabilmiş insanlar egosentrik değil ama hala egonun egemenliğinde yaşıyorlar.. o kişiler için meditasyon daha uygun diye düşünüyorum.. çünkü onlar zaten o ego denen düşmanı bir şekilde parçalamışlar ve uyanıklık başlamış.. ama bu konu çok yeni olduğu için net birşey de söyleyemiyorum açıkçası..
Sayın paslı çivi önce kendimi tanıtmak isterim; bay kadirle kısmi olarak yazıştınız, onunla beraber doğu ana doluda tanınan bir ilde samimi arkadaşız,eğer ilgilenirseniz ben de sitenin arşivinde (eylül 2008 bülteni-no:13 “itiraf”) :
Gerçekleri görmek ve bunları açıklamak ‘kâfirlik’se ben kafirim!
Yazdıklarımın hepsini okuma metaneti gösterirseniz memnun olurum. Sebebini okudukça anlayacağınızdan eminim. Özellikle “Ben Allah’ın hizbiyim (taraftarıyım) ve ceyşiyim (askeriyim)” diyen insanlar iyi okusun…
İsmim E., Erzurumluyum, 38 yaşındayım. Akademik bir şahsiyet değilim; liseyi zar zor bitirdim.
Bir zamanlar mehdinin sağ koluydum. Öyle ki ondan hiç bir şüphe duymuyordum. Hattâ gerektiğinde bunu kanıtlamaya da hazırdım.
1986 Senesine kadar mahalle camilerindeki ‘Kuran kursu öğretileri’ ile Müslümanlığın gerektirdiği her ibadeti yapıp sevap -yani artı puan- almaya zorlandım. Buna 10 yaşından itibaren 30 gün Ramazan orucu da dahildi.
Merhabalar,
O zamanlar lise 2. sınıftaydım. Sigara içiyor ve alkol kullanıyordum; yani “Günah” denen ‘eksi puanlar hanesi’ni dolduruyordum. Aynı kafa yapısına sahip arkadaşlarla üniversite hayali taşımamıza rağmen serserilikten geri durmuyorduk.
1992’de bir kavgada vurulup ölüm tehlikesi atlatınca ¬o arkadaş çevresinden ayrıldım ve kendimi tanrıya adamaya karar verdim.1993’te tarikatlara girdim. Nakşi olup hafi (sessiz) zikir ve hatme (belirli sayıda taşlarla yapılan ibadet) yaptım; Kadiri olup cehri (sesli) zikir halkalarına katıldım; Rufai olup zikirlerde narlı şiş yaladım; Mevlevi olup sema (kendi etrafında dönme) zikri yaptım; hak aşığı olup beyitler yazdım…
13 Senelik tarikat hayatımın 12 senesini tek bir şeyhe bağlı olarak ve bunun 10 senesini de memleketimden uzak, farklı illerdeki dergâhlarda hizmet vererek geçirdim. Bulunduğum tarikatın bütün hizmetlerinde görev üstlendim. Sonunda da icazetle ‘zakirlik’ (dergah ve zikir yönetimi) unvanı aldım. Daha sonra vekil yetkisiyle bir şehre ‘manevi vali’ olarak atandım.
Bunları yaparken zamana bağlı olarak kafamdaki bazı sorulara cevaplar bulmaya çalışıyordum:
“Tanrının kâinatı ve bizleri yaratma sebebi nedir?”
“İnsanların ve cinlerin kulluk için yaratılması…”
“Tanrının kullara ihtiyacı var mı? Eğer yoksa yaratılışın sebebi nedir?”
“İhtiyacı yoktur; sebep de imtihandır…”
“İmtihanın sonucunu bilen tanrı bize bir şey ispat etmek zorunda mıdır? Değilse bunun sebebi nedir?”
“Değildir.. Sebebi tercihinin böyle olmasıdır; yani sır..."
“Tanrı, Muhammedi sevip ona aşık olmaya ihtiyaç duyar mı?”
“Duymaz.. Sebep tanrının Muhammed’de kendini görmesi dolayısıyla kendine aşık olmasıdır.”
“Tanrının kendine aşık olması ne kadar mantıklıdır ve kâinatın yaratılma sebebini tam olarak açıklar mı? Bu ‘kendine aşk’ durumu bir acziyet doğurmaz mı?
“Acziyet doğurmaz. Tüm bunlara sebep hepsinin kendi tercihi olmasıdır; yani sır… (Ne kadar da ‘sır’ yüklü, değil mi?) İşte bu sır ancak tasavvuftaki ‘vahdet-i vücut’ olgusuyla açıklanabilir. ‘Vahdet-i vücut’ta kâinat tanrının bir parçasıdır fakat bu sır sadece zatının olduğu yerde saklıdır. (Muhyiddin-i Arabi örneği)"
“Tanrının zatı bu vücuda hakim midir ve vücudunun bir parçası olan kâinata bu şekli vermesinin sebebi nedir?
“Tanrının zatı vücudun her zerresine hakimdir. Kâinatın bu şekli kendi tercihidir; bu sırrı tanrıdan başkası bilemez.”
Oysa ‘En-el Hak’ (“Ben hakkım” – Hallac-ı Mansur örneği) veya Fenafillah (“Allah da fani” yani onun vahdetinde yok olup belirli bir sırra vakıf olmak- Mevlana: “Men gönüller Kâbesiyem”, Beyazidi Bistami: “Ben kendimi bütün noksanlıklardan tenzih ederim”) makamına erdiğini zanneden peygamber ve veliler dahi bu sırrı tam olarak bilemez; Muhammed de dahil… Miraçta dahi tanrıyı görmüş değildir. ”Nedense saygı duyduğumuz bütün peygamberler de ‘Ben-i İsrail’ soyundandır.”
Aslında düşünen her insan bu veya benzeri soruları sorar kendine. En önemlisi, kişi kafasını kaldırıp yaşadığı düzeni analiz edince bütün sistemin aklın yönlendirmesiyle işlediğini, hiçbir ilahi gücün olmadığını ve tüm bu inanışların toplumların sevk ve idaresi için bir araç olduğunu rahatlıkla görür.
Bu sözleri söylemek benim en tabii hakkım. Çünkü gençliğimi –güya- yere göğe sığmayıp kulun kalbine sığan tanrıyı bulma uğruna harcadım. Tabiî ki ben de bu soruları o zaman mensup olduğum tarikat şeyhine özel olarak defalarca sordum. Hepimizin medyadan ve kitaplarından çok iyi tanıdığı, kendini mehdi kabul edip de bunu açıkça söylemeye cesareti olmayan H.Y. lâkaplı şahıs gibi şeyhim de kendini saklıyordu. Bana hep “Sağ kolum” derdi ve ben de bundan büyük bir haz alırdım.
Zihnimdeki soruların yönlendirmesiyle ona “Allah’ın var olduğuna inanmadığımı” ve “Şayet varlığını ispatlayabilecekse bunun vaktinin gelmiş olduğunu” söyledim. Beni sabır, hizmet, teslimiyet, kalp gözünün açılması gibi olgular ya da Yunus Emre hikâyeleriyle kandıramayacağını biliyordu. Bu sebeple bana bu konuyu cevaplayamayacağını bildirdi. Bunun üzerine 2006 yılı Haziranı’nda oradan ayrılarak gerçek hayata döndüm ve sanki yeniden doğdum. Çünkü bu şahıs bizlere yıllarca velilerin, peygamberlerin, Muhammed’in halâ yaşadığını; onları görmenin ancak manâ aleminde mümkün olduğunu; kendisinin görebildiğini ve bunun kalp gözünün açılmasıyla mümkünleştiğini; kölenin efendisine teslim olduğu gibi teslim olmamız halinde onları görebileceğimizi anlatıyordu. Daha da ileri giderek Allah’ı gördüğünü ve kendisine bağlanmayan, malını ve canını ve feda etmeyenlerin sonsuza kadar bundan mahrum olacağını iddia ediyordu.
1991 Senesinde İstanbul’da iken hukukçu bir arkadaşım Turan Dursun’dan ve Muhammed’in cinsel hayatından bahseden bir kitap göstermişti bana. Bu durum beni fazlasıyla üzmüştü. O zamanlar tanrıdan bu tür insanlarla mücadele edebilmek için yardım isteyip ağlamıştım. Görüyor ve anlıyorum ki inancımın gözyaşları benim 15 senemi boşa götürmüş.
Ne yazık ki insanların bu ağır inançsal ve psikolojik baskıdan sıyrılıp uyanması çok zor. İnanıyorum ki ancak cesaret ve kararlılıkla girişilecek mücadele uyuyanları gerçeğe uyandıracaktır.
Şimdiye kadar sanal bir dünya için gençliğimi verdim; şimdiden sonra da gerçekler için mücadeleye hazırım.
Saygılarımla…
Yazısıyla kendimi tanıtmaya çalıştım ve o gün bu gündür fazla activ olmasam da sizin, evrensel insanın, spartaküsün, fredonun, düşüngenin, özgür beyinin, dilaverin …. Daha bir çok değerli insanların yazısını okuma fırsatı buldum, tabi ki; bu zaman zarfında yukarda yazmış olduğum yazıya binaen aynı psikolojide ve benlikte kalmadım çok badireler atlatarak (buna intihar dahil) : senin bahsetmiş olduğun tarifi zor olan saf mutluluğu egosuz ve sahte benlikten uzak olarak kısmen algıladığım kadarıyla yaşadım. Bunun ispatını sorarsanız yaşadığım bölgede ailem ve yakım çevrem dahil hatta kendimi harcadığım tarikat şeyhini (ki; kafasına sıkıp öldürmeyi düşünmüştüm) hepsini artık var oluşun gizemli, bilinmez dehlizlerinde, somut ,materyal bilim dünyasının gerçekliğinde eritip, kaybedip; sonrada zaten hep olan buydu; hoş görüsü ve bilinç açıklığı ile samimiyetimle söylüyorum asla ve asla hiçbir kin ve hayvansal duygu olmadan saf bir insanlıkla her “şeyi” anlıyor ve kendime göre algıladığım tecrübe ile hoş görüyorum.
Sayın paslı çivi bu gerçeklikte, zamanda (anda) yapmamız gerekenlerden zaten bahsediyorsunuz;
Fakat bir insan olan “ben” sizin bahsetmiş olduğunuz algılanması güç olan; sürekli olması için (her an) çok uğraştığım mutluluğu (bebeklik) temizliğine ulaştırmam çok zor, peki bu arınma ismini verdiğin meditasyondan ne kadar eminsin, ispatı ortaya koymuş olduğun yazıların mı, cevabını rica edeceğim?
paslıçivi
03-11-2011, 09:24
Sayın paslı çivi bu gerçeklikte, zamanda (anda) yapmamız gerekenlerden zaten bahsediyorsunuz;
Fakat bir insan olan “ben” sizin bahsetmiş olduğunuz algılanması güç olan; sürekli olması için (her an) çok uğraştığım mutluluğu (bebeklik) temizliğine ulaştırmam çok zor, peki bu arınma ismini verdiğin meditasyondan ne kadar eminsin, ispatı ortaya koymuş olduğun yazıların mı, cevabını rica edeceğim?
sevgili erce, merhaba.. baykadire selamlar, baykadir'in bana sormuş olduğu son bir soru vardı, tam olarak anlayamadığım için cevaplayamamıştım, özelden kendisine ilettim ama bana dönmedi, dönerse onu da cevaplamaya çalışırım..
öncelikle son bir kaç haftadır oldukça "tıkanık" olduğumu söyliyeyim :) yani felsefeye yeterince ilgi duyamıyor ve düşünce üretemiyorum, bu benim elimde/irademde olan bir şey değil.. bazen de yağıyor ama ancak belli bir kısmını burda yazabiliyorum.. neyse..
meditasyon konusu oldukça geniş bir konu.. ama pozitif bilimde henüz bilgi düzeyinde veriler yok elimizde, bazı meraklı biliminsanları bazı çalışmalar yapıyor ama dediğim gibi elimizde somut veriler yok bu meditasyon konusunda.. sadece kişisel deneyimlerimiz var.. onlar da ancak subjektif bir takım veriler sağlar bize..
daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi ben meditasyonla 10-12 yaşlarında bir müslüman konektoma sahipken tanıştım.. benim ki sadece evreni, allahı tanımak algılamak üzerine basit bir düşünce oyun şeklindeydi, yaptığım işin bir meditasyon tekniği olduğunu dahi bilmiyordum.. islamla hiç bir problemim yokken kendiliğinden islamdan uzaklaşmaya başlamış ve 20li yaşlarda ateist olmuştum.. o zamanlar bu düşünce yapısının ateizm olduğunu bile bilmiyordum, çünkü felsefeye meraklı biri olmadım hiç bir zaman.. ama şimdi "ben ateistim" diyen arkadaşların düşünce tutum ve davranışlarını görünce o zaman ne kadar azılı bir ateist daha doğrusu "antiteist" olduğumu gözlemliyorum..
şu an 44 yaşımdayım, bundan 4-5 yıl önce okuduğum bir kitapta meditasyonla tanıştım ve o günden beri düzenli bir şekilde meditasyon yapmaya çalışıyorum.. çünkü yıllar içerisinde müslümanlıkla başlayıp ateizm, deizm, panteizm, klasik agnostisizm(tanrı bilinemzcilik), benim tanımladığım agnostisizm(evren bilinemezcilik) düzeylerini birebir deneyimlemiş ve bunun sebebini algılayamıyordum.. niçin çevremdeki insanların neredeyse tamamı müslüman başaldığı hayatını müslüman sürdürerken bana ne olmuştu da bunları yaşayıp deneyimliyordum.. işte bu soruların hepsinin cevabını meditasyonda buldum.. çünkü o kitapta okuduğum bir teknik benim çocukken kendi kendime oyun diye yaptığım düşünce şekliyle birebir çakışıyordu.. ve o oyunu oynarken yaşadığım beynimdeki karıncalaşma, çok değişik bir durumun "derin trans hali" olduğunu okumuştum..
tüm bunlar olurken diğer taraftan yaşamımda beni çok derinden etkileyen 3 tane derin psikolojik travma yaşadım.. diplere gömüldüm ama dipten dönüp tekrar yaşama tutundum.. sanırım bu yaşadığım psikolojik travmalar ve çocukluğumda yaptığım meditasyon benim beyin nörokimyamı/konektomumu somut anlamda çok ciddi bir değişime zorlamıştı.. çünkü yaşamımda hiç bir zaman bilinç düzeyi açısından stabil/durağan kalamadım..
Budha der ki; yaşam acılarla doludur, acıyı yaratan da arzu ve isteklerimizdir, arzu ve isteklerimizden kurtulursak bu acılardan da kurtuluruz..
ben bu düzeye gelirken bebekliğimdeki mutlak mutluluğa ulşamak gibi bir amaç/arzu taşımıyordum.. zaten böyle kavramların varlığında bile haberim yoktu.. Budha'nın ömrü boyunca yanında bir müridi vardı sanırım ismi Ananda idi, onun sağ kolu olarak yaşamı boyunca sürekli yanındaydı ve onun öğretileriyle meditasyon yapmasına rağmen aydınlanamadı.. çünkü Ananda, Budha gibi aydınlanma arzusu içindeydi, işin içinde arzu/istek varsa zihin/benlik devrededir ve buna müsaade etmez.. asıl mesele sanırım arzusuzluk/amaçsızlık olmalı ki benlik devreden çıksın.. bu durum da bilinçli olarak yapabileceğimiz bir durum değil..
bundan 4-5 yıl öncesine kadar felsefeye ilgi duymayan, düşünce üretemeyen, bu konularda iki cümleyi bir araya getirip bir şeyler söyleyemeyen ben, bu meditasyondan sonra bülbül gibi şakımaya başladım :) beynim durduk yerde bir şeyler üretiyordu ve ben de bunları dile getirip yazmaya başladım.. bu düşünme boyutunun yanında bir de duygulanma boyutunda ciddi bir değişim yaşadım.. hani insanın içinden nedensiz yere bir çoşku, yaşama sevinci fışkırır ya öyle bir şey işte.. ne tanrı umurunda ne ölüm sonrası yaşamlar ne bu dünyadaki iktidar güç para ne de bilmem ne.. primer ihtiyaçlarını(beslenme ve barınma) karşılayacak
kadar kazanıyorsan senden mutlusu yok, sadece varolduğun için, yaşadığın için içinden fışkıran bir mutluluk, çoşku, haz durumu..
Muhammed'in yaşamına baktığımda daha bebekliğinde başlayan baba kaybı, anne sevgisinden uzak büyümesi, itilip kakılması, sevdiği kızın verilmemsi vs gibi faktörler sonrasında o gittiği mağarada büyük olasılıkla kendinle başbaşa kalıp meditasyon yapması onu bu düzeye taşıdı..
fazla uzatmak istemiyorum zaten zamanım da kalmadı.. ama benim kişisel deneyimlerim ve algılarıma baktığımda; bu meditasyon denen şey ham beyin dokusunun doğuştan sonraki çevresel faktörler tarafından yeniden yapılanmasını(ikincibenlik yüklelemesi/ego) değiştirip fabrika ayarlarına geri döndürüyor.. yani bir çeşit hardiskke format atma gibi.. ama sadece meditasyon yeterli omuyor sanırım, format atabilmek için o konektomu biraz gevşeyip dağılmaya uygun hale gelmesi lazım.. işte onu da psikolojik travmalar yapıyor diye düşünüyorum.. tabi tüm bunlar bir tez niteliğinde..
havam yerinde olursa yarın devam etmeye çalışırım..
paslıçivi
04-11-2011, 08:56
meditasyon, dünyadaki tüm kültürlerde, tüm dinlerde var.. isalmdakinin adı tasavvuf.. ama meditasyonun gerçek anlamda işe yaraması için benim kişisel gözlemim şöyle..
örneğin bir hristiyan da bir müslüman da bir budist de bi hindu da bir yahudi de bir nonteist de meditasyon yapıyor.. ama meditasyon yaptığında hala evrene verdiğin anlam ve içeriğin(inancının) arkasında duruyorsan benim ulaştığım bilince göre o meditasyon değil sadece pasta cila..
yani bir budist yaptığı meditasyonların sonucunda hala Budhayı, budizmi, ölüm sonrası yeniden doğumların arkasında duruyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir isevi meditasyon yaptığı halde hala isayı, hristiyanlığı ölüm sonrası cennet cehennemi savunuyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir ateist meditasyon yaptığı halde hala bir dini yanlışlamaya uğraşıp, -evren maddeden ibarettir, madde ötesi varlık yoktur gibi bir felsefeyi savunuyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir hindu meditasyon yaptığı halde hala hinduizmin tanrılarına inanıp ineği kutsal görüp ölüm sonrası karmaya inanıyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir müsülüman tasavvuf/meditasyon işine girip sonunda hala allahı muhammedi savunup ölüm sonrası cennet cehennmin peşinden gidiyorsa o meditasyon amacına ulaşamamıştır..
yani meditasyon yapıp da hala bilincine yansıyan evren hakkında sabit bir kararın(inancın) varsa o meditasyon işe yaramamıştır.. meditasyon şayet işe yaramışsa anandan doğduğun gün gibi saf ve cahil olursun.. yani evrene baktığında koca bir bilinemezlik ve merak içerisindedir.. varolan hiç bir ideolojinin, felsefenin kölesi/taraftarı veya antitaraftarı olmazsın..
senin için artık evren/varoluş devasa bir puzzledır, bir bilinmeyendir, bunu çözmeye ve okumaya başlarsın.. çünkü doğduğundaki o safbilince ulaşmışsındır.. bilincinin üzerinde hiç bir zihin/öğreti kalmaz.. evrenle direk bağlantıya geçersin, arada hiç bir filtre/zihin/ego kalmadan.. hiç bir ideolojinin felsefenin artık kölesi değilsindir, kendi felsefeni kendin birinci elden evreni okuyarak yapmaya başlarsın..
meditasyon; doğduğumuz andaki safbilince geri dönmektir, doğduktan sonra beyin dokumuzu yeniden şekillendiren, yapılandıran o atasal ve çevresel tüm öğretilerden tamamen arınıp özgürleşmektir.. yani beyin dokumuzun/kenektomun anamızdan doğduğumuzdaki o ham/işlenmemiş hailne geri dönmesidir
ve tek yaratıcı tanrının "insanoğlu" olduğunun farkına varılmasıdır.. işte o zaman tüm insanoğlunu üzerindeki etiketleri görmeden seversin..
insanı ayırım yapmadan sevmek tanrıyı sevmektir ve bu duruma gelebilmek sadece senin kişisel kurtuluşundur.. diğer dünya insanlarına bu durumunu konuşarak aktaramazsın, çünkü karşındaki kişinin beyin dokusu/konektomu henüz bunu algılayabilecek somut değişim için uygun değildir.. gözlerden(optik sinir) ve kulaklardan(akustik sinir) içeriye giren iletileri o işlenmiş, doğal yapısı bozulmuş beyin dokusu filtre eder ve içeri almaz, reddeder..
ancak "kırılma noktası" dediğim düzeye gelmiş insanlar için önemli bir itkidir, bir üst bilince sıçramasına yardımcı olur..
meditasyon, dünyadaki tüm kültürlerde, tüm dinlerde var.. isalmdakinin adı tasavvuf.. ama meditasyonun gerçek anlamda işe yaraması için benim kişisel gözlemim şöyle..
örneğin bir hristiyan da bir müslüman da bir budist de bi hindu da bir yahudi de bir nonteist de meditasyon yapıyor.. ama meditasyon yaptığında hala evrene verdiğin anlam ve içeriğin(inancının) arkasında duruyorsan benim ulaştığım bilince göre o meditasyon değil sadece pasta cila..
yani bir budist yaptığı meditasyonların sonucunda hala Budhayı, budizmi, ölüm sonrası yeniden doğumların arkasında duruyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir isevi meditasyon yaptığı halde hala isayı, hristiyanlığı ölüm sonrası cennet cehennemi savunuyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir ateist meditasyon yaptığı halde hala bir dini yanlışlamaya uğraşıp, -evren maddeden ibarettir, madde ötesi varlık yoktur gibi bir felsefeyi savunuyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir hindu meditasyon yaptığı halde hala hinduizmin tanrılarına inanıp ineği kutsal görüp ölüm sonrası karmaya inanıyorsa o meditasyon amacına ulaşmamıştır..
bir müsülüman tasavvuf/meditasyon işine girip sonunda hala allahı muhammedi savunup ölüm sonrası cennet cehennmin peşinden gidiyorsa o meditasyon amacına ulaşamamıştır..
yani meditasyon yapıp da hala bilincine yansıyan evren hakkında sabit bir kararın(inancın) varsa o meditasyon işe yaramamıştır.. meditasyon şayet işe yaramışsa anandan doğduğun gün gibi saf ve cahil olursun.. yani evrene baktığında koca bir bilinemezlik ve merak içerisindedir.. varolan hiç bir ideolojinin, felsefenin kölesi/taraftarı veya antitaraftarı olmazsın..
Sayin Paslicivi;
Su alintiladigim kisma katilmiyorum.(Ego konusuna girmeyecegim, basligin sapmamasi bakimindan, zira baska baslikta tartisiliyor hala)
O saydiginiz kimliklerin tumu meditasyon yapsa dahi, herhangi bir felsefenin, fikrin tarafi olabilir. Meditasyon tarafsiz olmak degildir cunku. Bu sadece din degil, baska bir konu da olabilir.
Yani bir Budist, pekala meditasyon yapip hala ogretinin taraftari olabilir. Yeniden dogmayi savunabilir. Zaten oluyoruz ve topraga gomuluyoruz, veya kullerimiz yakiliyor evrene savruluyor vs.
Sonucta her turlu(maddesel olarak) yeniden evrene donusum yapiyoruz. Yani bugun atiyorum girdigimiz bir bostandan domates kopardigimizda, o domatese hayat veren topragin zerrelerinde, daha once yasamis, insan, hayvan, bitki vs. izi yok mudur? Herseyden once toprakta bulunan canlilari hesaba katarsak bir yasam alani degil midir?
Bunun aksini iddia edebilir misiniz ?
Toprak gayet kolay sekilde insan(dahasi canli) bedenini ve kendinden olusmus yapilari kolaylikla cozuyor, eritiyor bunyesinde.. Yani bu olay bu kadar acikken, Budist'in dunyaya bir dahaki sefere atiyorum bir ot, yabanil bir cicek vs. olarak gelecegini ileri surmesinin neresi garip ve kabullenilemez?
Gorunur mezar ustlerine hic sebze meyve ekilmez mesela, daima cicek ekilir. Insanlardaki bu aliskanligin sebebi ne olabilir? Oysa agactan kopardiginiz bir elma'nin yine gorunmez bir mezarlik veya yasam alani(hayvanlar, mikroorganizmalar vs.) urunu olmadigini iddia edebilir misiniz?
Bu noktada evrenin zaten puzzle'lik bir durumu kalmamistir ki ortada. Madde'nin farkli formlari cirit atmaktadir. Insanin zaten kendi uretmis oldugu, zaman, mekan, uzay vs. kavramlari merak etmesinin pek bir esprisi yok bence.
Ayrica meditasyon sadece, ben ulastim baskasindan banane mantigi gutmediginden, paylasima actiginiz noktada yine taraf olmak zorundasiniz. Ornegin; Iyilik ve kotuluk.. Son derece girift kavramlar olmasina ragmen, birinin taraftari olacaksiniz. Saflik ve cahillik ornegin.. Bunlarin taraftari olacaksiniz.
paslıçivi
12-11-2011, 09:08
Yani bir Budist, pekala meditasyon yapip hala ogretinin taraftari olabilir. Yeniden dogmayi savunabilir. Zaten oluyoruz ve topraga gomuluyoruz, veya kullerimiz yakiliyor evrene savruluyor vs.
Sonucta her turlu(maddesel olarak) yeniden evrene donusum yapiyoruz. Yani bugun atiyorum girdigimiz bir bostandan domates kopardigimizda, o domatese hayat veren topragin zerrelerinde, daha once yasamis, insan, hayvan, bitki vs. izi yok mudur? Herseyden once toprakta bulunan canlilari hesaba katarsak bir yasam alani degil midir?
Bunun aksini iddia edebilir misiniz ?
Toprak gayet kolay sekilde insan(dahasi canli) bedenini ve kendinden olusmus yapilari kolaylikla cozuyor, eritiyor bunyesinde.. Yani bu olay bu kadar acikken, Budist'in dunyaya bir dahaki sefere atiyorum bir ot, yabanil bir cicek vs. olarak gelecegini ileri surmesinin neresi garip ve kabullenilemez?
sevgili neva.. bir budistin hayata verdiği anlam ve içerik "garip ve kabullenilemez" demedim ki :) şimdiye kadar yazdıklarım ve meditasyon konusunda söylediklerimi sanırım aktaramamışım ben.
insanoğlu yaşama/evrene baktığında sonsuz sayıda anlam ve içerik verebilir. budizm; bu sonsuz sayıda anlam ve içerikten sadece bir tanesidir.. insanoğlu şimdiye kadar çok sınırlı sayıda anlam ve içerikte tıkanıp kalmıştır, bunların başlıcaları tek tanrılı dinler, çok tanrılı dinler, tanrısız dinler, ateizm, deizm, panteizm vs ile sınırlanıp kalmıştır.. oysa insanoğlu evrene daha sonsuz sayıda anlam ve içerik verebilir.. biri budizmdir, biri ateizmdir, biri islamdır, biri deizmdir, biri panteizmdir, biri hristiyanlıktır vs.. bunların hepsi evrene anlam ve içerik verme tabanlı(teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklığı, doğal düşünce) bilinçaçıklığının ürünleridir..
bunların hepsini ortaya koyan ve ifade eden insanoğludur, bunların hiç biri "garip ve kabullenilemez" değildir benim için.. bunları ortaya koyup sahiplenen ve taraftarı olan her insanı "doğal ve kabuledilebilir" görürüm ben..
meditasyonda zaten bu bilinaçıklığını aşıyorsun işte :) yani artık evrene sabit bir anlam ve içerik verip onun taraftarı/kölesi olmuyorsun.. yani bir inancın olmuyor.. maddenin sonsuz sayıda nitelik kazanıp buna göre varlığını ortaya koyabileceğini görüp artık bilincine yansıyan evrene/yaşama bir sabitlik(anlam ve içerik/inanç) getirmiyorsun..
evren 1/sonsuz oluyor..
artık yaşama/evrene sabit bir anlam vermek zorunda değilsin.. ve bu bilinçte yaşıyan insanların nasıl biribirine düştüğünü, bölündüğünü, insanlıkdışı yaşadığını farkedip kavrıyorsun..
meditasyonda "amaca ulaşamak"tan kastettiğim budur.. artık senin yaşamın anlam ve içerik verme tabanlı değil "insan tabanlı" oluyor.. zaten bu bilince sıçradığında artık yaşam verilen her türlü anlam ve içeriği sonsuz bir hoşgörüyle karşılamaya ve kavramaya başlıyorsun..
karşındaki adam müslüman mı? onu hoşgörüyle karşılıyorsun
karşındaki budist mi? hoşgörüyle karşılıyorsun
karşındaki ateist mi? hoşgörüyle karşılıyorsun
karşındaki deist, bahai, hristiyan, hindu satanist mi? hoşgörüyle karşılıyorsun
çünkü karşındaki insanın henüz bilinaçıklığı olarak yaşama bir anlam verip bunun "taraftarı olmak zorunda olduğunu" farkediyor ve bu kişiyi olduğu gibi kabulediyorsun.. o insanın yaşama verdiği anlamı bozmaya çalışmıyorsun, çünkü sen bu bilinci aşmışsın artık.. o insanın geçtiği yollardan geçmişsin, onunla empati kurabiliyorsun.. onun yaşama verdiği bu anlamın(inancının) onun duygulanımı için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun artık.. onun dünyası o, onu yıkmamaya gayret ediyorsun..
artık teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklığında(doğal düşünce, anlam ve içerik verme tabanlı) değil aydınlanma/farkındalık düzeyinde yani "insan tabanlı" bir bilinçaçıklığunda yaşıyorsun..
ve bu bahsettiğim bilinçdüzeyine gelmek de kişinin kendi elinde/iradesinde değil.. beyin nörokimyası değişmeden kişi bu bilince çıkamaz, kendini zorlasa bile tatmin/mutlu olamaz.. çünkü dopamin, seretonin vs gibi endojen morfinler salgılamaz merkezi sinir sistemimiz(MSS)..
işte benim kişisel deneyimlerim ve tecrübelerimden kazandığım şey ve ileri sürdüğüm hipotez; meditasyonun insan beynini(MSS) bu SOMUT nörokimyaya taşımasıdır..
bu aralar siteye ve felsefeye karşı çok ilgisizim, bunu bile zorla yazabildim :).. gaza gelirsem yazarım yine ..
sevgili neva.. bir budistin hayata verdiği anlam ve içerik "garip ve kabullenilemez" demedim ki :) şimdiye kadar yazdıklarım ve meditasyon konusunda söylediklerimi sanırım aktaramamışım ben.
insanoğlu yaşama/evrene baktığında sonsuz sayıda anlam ve içerik verebilir. budizm; bu sonsuz sayıda anlam ve içerikten sadece bir tanesidir..
meditasyonda zaten bu bilinaçıklığını aşıyorsun işte :) yani artık evrene sabit bir anlam ve içerik verip onun taraftarı/kölesi olmuyorsun.. yani bir inancın olmuyor.. maddenin sonsuz sayıda nitelik kazanıp buna göre varlığını ortaya koyabileceğini görüp artık bilincine yansıyan evrene/yaşama bir sabitlik(anlam ve içerik/inanç) getirmiyorsun..
evren 1/sonsuz oluyor..
artık yaşama/evrene sabit bir anlam vermek zorunda değilsin.. ve bu bilinçte yaşıyan insanların nasıl biribirine düştüğünü, bölündüğünü, insanlıkdışı yaşadığını farkedip kavrıyorsun..
Sayin paslicivi;
Meditasyon bahsettiginiz gibi o bilincacikligini asmak demek olmus olsaydi en azindan siz, "bilinemez" demezdiniz daha onceki tartismalarda..
Bilinemez demek de bir taraftir evrene dair. Bir anlam ve icerik vermektir.
Maddenin sonsuz sayida nitelik kazanabilecegini meditasyon sayesinde anliyorsaniz sayet, bununla, bir budistin de oldukten sonra maddenin farkli formlari halinde tekrar dunyaya donecegine inanmasi arasinda pek bir fark yoktur.
Zaten baslibasina meditasyon ile bu bilincacikligini asma dusuncesi dahi bir inanctir. Yasama, evrene anlam vermek acisindan. (insanlar birbirini bolmez, kirmaz vs.)
paslıçivi
16-11-2011, 09:35
meditasyonda zaten bu bilinaçıklığını aşıyorsun işte :) yani artık evrene sabit bir anlam ve içerik verip onun taraftarı/kölesi olmuyorsun.. yani bir inancın olmuyor.. maddenin sonsuz sayıda nitelik kazanıp buna göre varlığını ortaya koyabileceğini görüp artık bilincine yansıyan evrene/yaşama bir sabitlik(anlam ve içerik/inanç) getirmiyorsun..
evren 1/sonsuz oluyor..
artık yaşama/evrene sabit bir anlam vermek zorunda değilsin.. ve bu bilinçte yaşıyan insanların nasıl biribirine düştüğünü, bölündüğünü, insanlıkdışı yaşadığını farkedip kavrıyorsun..
Meditasyon bahsettiginiz gibi o bilincacikligini asmak demek olmus olsaydi en azindan siz, "bilinemez" demezdiniz daha onceki tartismalarda..
Bilinemez demek de bir taraftir evrene dair. Bir anlam ve icerik vermektir.
sevgili neva..
-bir insanın yaşama/evrene bir anlam vermeyip,
-o verdiği anlamın kölesi/taraftarı olmayıp,
-evrene anlam verip kölesi olan diğer insanlarla(teizm ve nontezim düzeyi)
-insani olmayan bir yaşam biçiminden arınmasını
-ifade edebilmesi için "bilinemezlik" değil de hangi kelimeyi kullanmasını
-ve nasıl bir tutum davranış içinde olmasını beklerdin?
istersen sen kafandakini koy ortaya, öyle konuşalım.. çünkü ben kendimi nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum:)
benim bu sitedeki yazılarımda ısrarla üzerinde durduğum kavram;
-bilinemezlik mi?
yoksa
-farkındalık/aydınlanma yani insanlaşma mı?
Maddenin sonsuz sayida nitelik kazanabilecegini meditasyon sayesinde anliyorsaniz sayet, bununla, bir budistin de oldukten sonra maddenin farkli formlari halinde tekrar dunyaya donecegine inanmasi arasinda pek bir fark yoktur.
benim için; madde aklımıza dahi gelmiyecek sayıda sonsuz nitelik kazanabilir, bu olasılıklar sonsuzdur
bir budist için; bu olasılıklar sonsuz değildir, 1/sonsuzu 1/1 e indirgemiştir.. sonsuz sayıdaki anlamdan bir tanesini sahiplenip sabitlemiştir..
bir budistin bilinçaçıklığı açısından bir müslümandan bir hristiyandan bir museviden bir hindudan bir bahaiden farkı yoktur.. ve bu durumundan dolayı suçlanamaz eleştirilemez.. çünkü sahip olduğu daha doğrusu insanoğlu tarafından yapılandırıldığı benliği(egosu) ancak budizmi savunmak ve sahiplenmek(inanmak) ile tatmin olacaktır..
Zaten baslibasina meditasyon ile bu bilincacikligini asma dusuncesi dahi bir inanctir. Yasama, evrene anlam vermek acisindan. (insanlar birbirini bolmez, kirmaz vs.)
cevabı aşağıda, daha önceki yazımda vermiştim zaten
işte benim kişisel deneyimlerim ve tecrübelerimden kazandığım şey ve ileri sürdüğüm hipotez; meditasyonun insan beynini(MSS) bu SOMUT nörokimyaya taşımasıdır..
sevgili neva.. bir veri 4 aşamada incelenir ve ele alınır..
1. tez, iddia
2. hipotez, varsayım
3. teori
4. kanun, yasa, epistemolojik gerçeklik
epistemolojik gerçeklik düzeyine gelmemiş bir veriyi bir insanın sahiplenmesi savunması(1/1 e indirgemesi) ve bu uğurda kendi türünün diğer bireyleriyle insani olmayan tutum davranışa girmesi bir inançtır, derin uyku hali veya uyku mahmurluğudur..
teizm ve nontezim düzeyi bilinçaçıklığında yaşayan insanlardan hangisi yaşama verdiği anlamın sadece ve basitçe bir "tez/iddia" olduğunu dile getirebilir?
bir müslüman için allahın varlığı ve ölüm sonrası yaşam basitçe bir tez midir?
bir materyalist için, tanrının yokluğu, tüm evrenin maddeden ibaret olduğu basitçe bir tez midir?
bir budist için, Budha'nın kutsallığı ve ölüm sonrası yeniden doğumlar basitçe bir tez midir?
bir isevi için, İsa'nın bedeni tanrının kendisi olduğu basitçe bir tez midir?
işte bilmek ve inanmak arasındaki "farkın farkındalığı" bu kadar önemlidir aydınlanma/insanlaşma yolunda..
http://www.youtube.com/watch?v=iNUfo_xzWXg
Montreal Üniversitesi tarafından yapılan ve Emotion dergisinde yayımlanan araştırmada, bilim adamları zen meditasyonu yapan ve yapmayan deneklerin korteks bölgesinin kalınlığını karşılaştırdı.
MR verilerine göre, beynin duygu ve acıyı düzenleyen orta bölgeleri meditasyon yapanlarda, yapmayanlara oranla belirgin şekilde daha kalın çıktı.
Deneklerinin acıya dayanıklılıklarını görmek isteyen araştırmacılar, zen meditasyonu yapanların çoğunun 53 dereceye kadar ısıtılan bir metal plakanın ısısını tolere edebildiklerini gördü. Diğer denekler bu ısıya dayanamadı.
Bu çok eski disiplinin beynin acıyı düzenleyen orta bölgesini kuvvetlendirebileceğini belirten Kanadalı araştırmacılar, zen meditasyonu yapanların acıyı ortalama yüzde 18 daha az hissettiklerini tespit etti.
http://www.e-psikiyatri.com (http://www.e-psikiyatri.com/psikiyatri-haberleri/BU-MEDITASYON-ACIYI-AZALTIYOR/5005/)
http://www.sciencedaily.com/releases/2010/02/100224103357.htm
paslıçivi
18-11-2011, 10:47
beynin duygu ve acıyı düzenleyen orta bölgeleri meditasyon yapanlarda, yapmayanlara oranla belirgin şekilde daha "kalın" çıktı.
bu başlangıç bile güzel, hiç olmazsa kalın kafalı olduğumuz ortaya çıkmış..
ama hepimizin bildiği gibi bir organımızın boyutu değil işlevi önemlidir :)
bu araştırma daha çok maddenin boyutunu gösteriyor, önümüzdeki on/yüzyıllarda meditasyonun önemi çok daha iyi kavranacaktır diye öngörüyorum.. ama o zamana kadar meditasyonun yaptığını yapabilecek kimyasallar/droglar bulabiliriz..
bu başlangıç bile güzel, hiç olmazsa kalın kafalı olduğumuz ortaya çıkmış..
ama hepimizin bildiği gibi bir organımızın boyutu değil işlevi önemlidir :)
bu araştırma daha çok maddenin boyutunu gösteriyor, önümüzdeki on/yüzyıllarda meditasyonun önemi çok daha iyi kavranacaktır diye öngörüyorum.. ama o zamana kadar meditasyonun yaptığını yapabilecek kimyasallar/droglar bulabiliriz..
Sevgili paslıçivi,
sadece meditasyon ile mi sınırlısınız yoksa aura ve astral projeksiyon gibi konular üzerine de eğiliminiz var mı? Misal Aura'nızı görebiliyor musunuz?
Meditasyon gerçek doğamızı algılayabilmek için yapılmaktadır. Yani egoyu biz kendimiz sanırız.Aslında ego, bir benzetme yapılırsa, gökyüzündeki geçip giden bulutlara benzer. sahte bir benlikten ibarettir. Ancak gerçek doğamız olan asıl benliğimiz masmavı gökyüzüne benzeyen saf bilinç (içimizdeki tanık) durumudur. Egonun arkasında olan budur. Ego gidince ortaya çıkar.
Meditasyon üç evrelidir;
a) Dharana
b) Dhayana
c) Samadhi
Bu evrelrden ilki meditasyon nesnesine odaklanma durumudur. İkinci evrede bu odaklanma uzunca bir süre devam eder.Samadhi durumunda ise meditasyon nesnesi ile meditasyonu yapan bir olurlar. Yani gözlemci ile gözlenen aynı olurlar. Böylece kim olduğunuzu algılamış ve gerçek kişiliğinizi öğrenmiş olursunuz...
Para verilerek öğrenilen meditasyon olamaz. Çünkü meditasyon yoganın üç aşamasından olup,yogadaki '' aparigraha '' (toplayıcı olmamak) ilkesi para ile öğretmeyi yasaklamaktadır.
Sevecenlikle kalın,
Herturlu inanc sekline direnc gosteren bir beyin, meditasyon yapmayi ogrenebilir mi dersin sevgili sesli? Supheci olmak bastan olumsizluk yaratir mi sence?
Herturlu inanc sekline direnc gosteren bir beyin, meditasyon yapmayi ogrenebilir mi dersin sevgili sesli? Supheci olmak bastan olumsizluk yaratir mi sence?
Sevgili Vartor,
Öncelikle inançları iki bölümde incelemek gerekir. Yani biz inançlarımızı iki ayrı türde zihnimizde ağırlamaktayız. Yaşamda bize yardımcı olan inançlarımız da vardır. Bizi sınırlayan, gelişmemizi önleyen inançlar da var.
a) Bizim gelişmemize yardımcı olan, yani kişisel faydalar sağlayan inançlar
b) Bizi sınırlayan gelişmemize karşı direnç gösteren inançlar.
Şimdi (a) daki inançlara bir kaç örnek verelim, mesela bir kişi kendisinin iyi resim yapacağına inanmaktaysa, bu inancı nedeniyle bilinçaltından gelen yardımlarlagüzel resimler yapabilmesi mümkün olabilir. Ya da bir sporcunun rekor kırabilmesi için kracağı rekora inanması öncelikle gereklidir. Bu yapılmazsa rekor kırılamaz.
Bir de (b) deki inanca örnek verelim, eğer kişi matematik konusunda çok kötü olduğuna inanmışsa, matematik konusunda daima başarısız olabilir.
Şimdi inançlarımızı bir kenara koyarsak,( aslında inançlardan sıyrılabilmek her zaman için mümkün değildir.) Ve aslında ''ben '' dediğimiz kimdir diye bir soru sorarsak, buna yanıt vermeye çalışırsak, egomuzu ''ben '' sandığımız ortaya çıkar. Bu sahte benliğimizdir. Düşünce ve duyguları,yani egoyu ''ben'' sanmaktayız. Ancak egonun arkasında olan gerçek ''BEN'' meditasyon sonusunda algılanabilir. Gerçek ''BEN'' yargılamaz, iyi, kötü diye ikilemlerde bulunmaz.
Sahte ''ben'' aynen bulutlarla kapalı bir gökyüzüne benzetilen ego olup bulutlar burada düşünceler, ve duyguları, dolayısıyle geçici olan bu sahte beni yani egoyu işaret ederler.
Bu bulutların yani egonun ardında daima bulunan ve doğduğumuz andan başlayarak, ölene kadar hiç değişmeden kalan gerçek doğamız olan ''SAF BİLİNÇ'' durumumuzun aslında ''BEN '' olduğunu ancak meditasyon yaparak,yani farkındalığımzı arttırarak algılamak mümkündür.
Jolly Jocker
15-04-2012, 23:39
Herturlu inanc sekline direnc gosteren bir beyin, meditasyon yapmayi ogrenebilir mi dersin sevgili sesli? Supheci olmak bastan olumsizluk yaratir mi sence?
Bende de var benzer bir durum. Ama ben şüpheci değilim. Herşeyin temelinde bir boşluk olduğu ve herşeyin bundan çıktığını düşünüyorum. Evrenin ve insanın bu boşluğu paylaştığını da kabul ederim. (Spinoza ve Marks'ı harmanlayan Deleuze'ci çizgiye yakın bir materyalizm anlayışım var. Kolaylıkla hümanizme, varoluşçuluğa, nihilizme kayabilen daha incelikli bir materyalizm.) Fakat astral beden konusu, ''ruhun'' çıkıp dolaşması, sonra geri gelmesi v.s. bunlar işin hikaye kısmı bence. İnancım yok bu kısma.
Ama bireyin ''özündeki'' boşluğu keşfetmesi, boşluğa odaklanmayı öğrenip dünyadan ve dolayısıyla acılardan v.s. soyutlanabilmesi söz konusu olabilir. Meditasyon bunu sağlamada bir eğitim metodu gibi görülebilir. Bu aslında dinsel değil dünyevi birşey. (Benim dahil olduğum maddeci görüş ile budizmin, gnostisizmin görüşleri benzeşiyor. Ama mistisizmin sınırı nerede başlıyor, nereye dek kabul edebilirim ben de bilmiyorum. Bu sınırı netlikle görmeye çabalıyorum.)
Öte yandan, meditasyonda 'kafayı boşaltıp' kendini ve etrafı olduğu gibi, önyargısız algılama yeteneği gelişebilir. Bunun, yaşadığımız hayatta olumlu sonuçları da olabileceğini düşünüyorum.
Yine örneğin çok öfkelendikten veya üzüldükten sonra bu duygunun yatışması için de meditasyon kullanılabilir. Yani kişiyi sakinleştirmek için, psikolojik bir amaçla kullanılabilir.
Keza bireyin 'içindeki boşlukla bütünleşip varlıktan soyunması', onu kültürel açıdan radikal ölçüde dönüştürebilmenin yolunu da açabilir. Zira o içindeki boşluğa odaklanarak kültürel elbiselerini çıkarmaya başlamıştır bile. Böyleleri hiçbir şeye bağlanmaz, fanatizmden uzak dururlar. Bu da iyi birşeydir.
Meditasyon, benliğe kapılmayıp evrensel boşlukla bütünleşme yolunu açarak egoizmi, dolayısıyla kıskançlık ve zarar vericilik eğilimlerini dizginlemekte kullanılabilir. İnsanlar böylece daha affedici ve anlayışlı olabilir. Benliğiyle mücadele eden bireyler bireycileşmemiş, bencil olmayan bireyler olacaktır. Böylelerinde sahip olma/toplama yönelimi de dizginlenir ve bunun politik olarak fazlasıyla anti-kapitalist sonuçları da olur(mantıken olması gerekir yani).
Kısacası; meditasyon son derece dünyevi sonuçlara da yol açar bence. Üstelik bunlar hiç de olumsuz değildir. Zaten bu, uygulayanlarına cemaat bilinci veren bir uygulama da değil, son derece bireysel. Kent yaşamında da uygulanabilir. Evinde yaparsın. Ben sıcak bakıyorum açıkçası.
Şimdi diyeceksin ki bu kadar anlattın da kendin yapıyor musun meditasyonu?
Hayır. Ama aklımdan geçiriyorum başlamayı. Bir kere evde denedim, gülme geldi. :)
Dostlarım,
Meditasyon aslında her zaman olmasa da, bazen yaptığımız bir olgudur. Eğer bir çiçeğe veya bir ağaca baktığınızda kafanızda bu ne güzel bir ağaç veya bu ne güzel bir çiçek demeksizin, salt, tarifsiz ve düşüncesiz ve anlatılmaz bir şekilde o çiçeğe veya o ağaca veya o nesneye kapılarak (kendinizden geçerek) bakıyorsanız, zaten o anda meditasyon yapmaktasınızdır. Olgulara bir düşünce ve duygunun araya girmeden bakılmasına (algılanmasına) meditasyon denilir...
Sevecenlikle kalın,
Dostlarım,
Meditasyon aslında her zaman olmasa da, bazen yaptığımız bir olgudur. Eğer bir çiçeğe veya bir ağaca baktığınızda kafanızda bu ne güzel bir ağaç veya bu ne güzel bir çiçek demeksizin, salt, tarifsiz ve düşüncesiz ve anlatılmaz bir şekilde o çiçeğe veya o ağaca veya o nesneye kapılarak (kendinizden geçerek) bakıyorsanız, zaten o anda meditasyon yapmaktasınızdır. Olgulara bir düşünce ve duygunun araya girmeden bakılmasına (algılanmasına) meditasyon denilir...
Sevecenlikle kalın,
Ne tip meditasyonlar yapmaktasınız sevgili sesli?
Daha doğrusu uyguladığınız yöntemler nelerdir. Bunun yanı sıra meditasyon dışında çakra vb konular üzerine uygulamalarınız ve çalışmalarınız mevcut mudur?
Ne tip meditasyonlar yapmaktasınız sevgili sesli?
Daha doğrusu uyguladığınız yöntemler nelerdir. Bunun yanı sıra meditasyon dışında çakra vb konular üzerine uygulamalarınız ve çalışmalarınız mevcut mudur?
Sayın Vrael,
Daha çok Anapanasati, yani nefes üzerine farkındalık meditasyonu ile, VİPASSANA, yani iç-görü tabir edilen meditasyonları yapmaktayım.
Çakralar konusu bana pek cazip gelmediği için, sadece bazen bu çakra merkezlerini saptamaya yönelik zihinsel çalışmalarda da bulunmaktayım. Yani bu merkezlerin bulunduğu yerlere odaklanmak şeklinde...
Sevecenlkle kalın,
Sayın Vrael,
Daha çok Anapanasati, yani nefes üzerine farkındalık meditasyonu ile, VİPASSANA, yani iç-görü tabir edilen meditasyonları yapmaktayım.
Çakralar konusu bana pek cazip gelmediği için, sadece bazen bu çakra merkezlerini saptamaya yönelik zihinsel çalışmalarda da bulunmaktayım. Yani bu merkezlerin bulunduğu yerlere odaklanmak şeklinde...
Sevecenlkle kalın,
Deneyimli gibi görünüyorsunuz. Yerinizde olsam çakralar üzerine ciddi uygulamalara başlardım.
Aura temizliği ve günlük hayatta görebilme yönünde çalışmalarınız var mıdır peki?
Bende meditasyon yapan biriyim ondan sorup duruyorum yanlış anlamayın. (=
Deneyimli gibi görünüyorsunuz. Yerinizde olsam çakralar üzerine ciddi uygulamalara başlardım.
Aura temizliği ve günlük hayatta görebilme yönünde çalışmalarınız var mıdır peki?
Bende meditasyon yapan biriyim ondan sorup duruyorum yanlış anlamayın. (=
Sayın Vrael,
Aura konusu bana göre her cismin yaydığı bir ısıdan başka bir gerçeklik taşımaz.
Yoga çalışmalarımızda aura ile ilgili pek sağlıklı bir bilgiye rastlamış değilim. Çakralar konusu dahi bende bazı şüpheler uyandırmaktadır. Her çakra denilenin bedenimizdeki hormonal salgı bezlerine karşılık olduğu kanısındayım.
O bakımdan sözünü ettiğiniz konular bana pek cazip gelmiyor. İlgi duymak yaşadığımızın bir göstergesidir. Ancak ilgi alanımıza girdiği müddetçe...
Teşekkürlerimle,
Sayın Vrael,
Aura konusu bana göre her cismin yaydığı bir ısıdan başka bir gerçeklik taşımaz.
Yoga çalışmalarımızda aura ile ilgili pek sağlıklı bir bilgiye rastlamış değilim. Çakralar konusu dahi bende bazı şüpheler uyandırmaktadır. Her çakra denilenin bedenimizdeki hormonal salgı bezlerine karşılık olduğu kanısındayım.
O bakımdan sözünü ettiğiniz konular bana pek cazip gelmiyor. İlgi duymak yaşadığımızın bir göstergesidir. Ancak ilgi alanımıza girdiği müddetçe...
Teşekkürlerimle,
İlginç, doğu mistisizmi ile bu kadar haşır neşir olmanıza rağmen aura ve çakralara bu kadar şüpheli yaklaşmanız...
Basit bir uygulama vereyim o halde, ister dener ister denemezsiniz.
Aynası olan karanlık bir odaya geçin.
Odanın ışığını öyle ayarlamalısınız ki, aynada sadece kendi karanlık bir şekilde silüetinizi görebilmelisiniz. Hafif surat hatlarınız, burnunuz gözleriniz görünecek kadar da olabilir. Üzerinize ışık düşmesin ve aynayla aranızda en az 1 metre olsun.
Şimdi ister ayakta ister oturarak, aynanın karşısına geçin, tahmininizce kaşlarınızın ortasına veya alnınıza gözleriniz hiç kırpmadan tek bir ufak noktaya odaklanarak bakmaya çalışın. gözlerinizi sakın kırpmayın, başka bir noktaya geçiş yapmayın. Net bir şekilde odaklanmanız ve tam konsantrasyon sergilemeniz önemli. Başarılı olursanız, odaklanmanızdan dolayı göz yanılsaması sonucu aynadaki görüntünüz üzerine siyah boya dökülüyormuş gibi kararmaya başlayacak ve yok olacak, 3-5 saniye sonra yeniden karanlık vücut silüetinizi görmeye başlayacaksınız. yaklaşık bir 20-30 saniye sonra dış hatlarınızda parlak 1-2 cm kalınlığında sürekli hareket eden ve kalınlığı 1-3 cm arsaıda değişip duran bir dış katman-parlaklık görmeniz lazım. Tabi bunları görürken hala o alnınızdaki veya kaşlarınızın ortasıdaki noktaya odaklanıyor olmalısınız, gözlerinizi asla kırpmamalı ve o noktadan ayırmamalısınız. Eğer gözleriniz kuruluktan dolayı acımaz veya başka bir etken olmazsa odaklanmayı ve konsantrasyonu devam ettirdiğiniz sürece aurayı net görebileceksiniz.
Şu resimdeki auranın daha incesi ve daha belirsizi, vücudun ise karanlıkta kalmış gölge hali olarak düşünülebilir:
http://www.mysticalblaze.com/Aura1.jpg
Sayın Vrael,
Ben uzun yıllar fizikle haşır neşir oldum. Aura sanılanın her nesneden çıkan Kızılötesi ışınlar yani ısı olduğunu bilmekteyim. Mesela karanlık bir gecede kızılötesi dürbünle nesnelerden çıkan bu ısısal ışınları görebilirsiniz hem de gözünüzü hiç bir yere odaklamaksızın. Bilimle haşir olunca derim ki;BİLEN İNANMAZ, İNANAN BİLMEZ
Tabii sizin inançlarınıza bir sözüm yok. Herkes istediğine inanır.
Sayın Vrael,
Ben uzun yıllar fizikle haşır neşir oldum. Aura sanılanın her nesneden çıkan Kızılötesi ışınlar yani ısı olduğunu bilmekteyim. Mesela karanlık bir gecede kızılötesi dürbünle nesnelerden çıkan bu ısısal ışınları görebilirsiniz hem de gözünüzü hiç bir yere odaklamaksızın. Bilimle haşir olunca derim ki;BİLEN İNANMAZ, İNANAN BİLMEZ
Tabii sizin inançlarınıza bir sözüm yok. Herkes istediğine inanır.
o halde "benim" ve bir çok doğu mistisizmi, okültizm, ezoterizm gibi jargonlarla ilgilenen insanların gördüğü bu "mavi" ve vücuduma yapışık gibi duran ve sürekli bir sürkülasyon içinde olan ışığın vücudumdan yayılan ısının olduğunumu söylüyorsunuz?
Ne yani ben aynaya odaklanarak vücudumda çıkan ısının yaydığı ışığımı görüyorum.
Amma da nurlu insanmışım (((=
pek bi ihtimal vermedim.
inanç derken?
Olayın inanmakla, inançla, bilmekle pek bir alakası yok, fizikle-bilimle alakalıdır bu konu daha çok. zira auranın daha çok insan vücudunun oluşturduğu manyetik alanla ilgili olduğu düşünülüyor.
saygılarımla
Sayın Vrael diyor ki; '' Olayın inanmakla, inançla, bilmekle pek bir alakası yok, fizikle-bilimle alakalıdır bu konu daha çok. zira auranın daha çok insan vücudunun oluşturduğu manyetik alanla ilgili olduğu düşünülüyor.
Sayın Vrael,
Eğer insan vücudu bir manyetik alan oluşturuyorsa, fizik yasalarına göre pusula ibresinin insan vücudundaki manyetik alana doğru yönelmesi gerekmez mi?
Yıllarca Jeomanyetizma ile uğraştım. Ama hiç bir şekilde, insan vücudunun kendinden bir manyetik alana sahip olduğunu görmedim ve bu konuda bir bilimsel makale de okumadım.
Şöyle bir gerçek var, ''Manyetik Rezonans'' olarak bilinen, insan vücudundaki iç organların görüntüsünün alındığı bir bilimsel görüntüleme (MR) tekniği var. İnsan vücudunu oldukça kuvvetli bir yapay manyetik alana sokarak hücrelerdeki hidrojen ihtiva eden bölümleri, içine sokulan manyetik alanın yönünde bir manyetik alana dönüştürebiliyorsunuz. Diğer katı bölgeli hücrelerse bu alandan etkilenmeyince, daha koyu bir görüntü vermektedirler.
Böylece taranılan bölgenin içsel bir görüntüsü bu tarzda elde edilmiş olmaktadır. Ama insan bedeninin kendinden olan bir manyetik alanı olduğu hakkında hiç bir bilimsel veriye rastlamış değilim. Zaten pusula ibresini siz ne kadar kendinize doğru tutsanız da o yine Yer manyetik alanı yönünde bir doğrultuyu alacaktır. Öyle değil mi?
Selam ve sevgilerimle,
Sayın Vrael diyor ki; '' Olayın inanmakla, inançla, bilmekle pek bir alakası yok, fizikle-bilimle alakalıdır bu konu daha çok. zira auranın daha çok insan vücudunun oluşturduğu manyetik alanla ilgili olduğu düşünülüyor.
Sayın Vrael,
Eğer insan vücudu bir manyetik alan oluşturuyorsa, fizik yasalarına göre pusula ibresinin insan vücudundaki manyetik alana doğru yönelmesi gerekmez mi?
Yıllarca Jeomanyetizma ile uğraştım. Ama hiç bir şekilde, insan vücudunun kendinden bir manyetik alana sahip olduğunu görmedim ve bu konuda bir bilimsel makale de okumadım.
Şöyle bir gerçek var, ''Manyetik Rezonans'' olarak bilinen, insan vücudundaki iç organların görüntüsünün alındığı bir bilimsel görüntüleme (MR) tekniği var. İnsan vücudunu oldukça kuvvetli bir yapay manyetik alana sokarak hücrelerdeki hidrojen ihtiva eden bölümleri, içine sokulan manyetik alanın yönünde bir manyetik alana dönüştürebiliyorsunuz. Diğer katı bölgeli hücrelerse bu alandan etkilenmeyince, daha koyu bir görüntü vermektedirler.
Böylece taranılan bölgenin içsel bir görüntüsü bu tarzda elde edilmiş olmaktadır. Ama insan bedeninin kendinden olan bir manyetik alanı olduğu hakkında hiç bir bilimsel veriye rastlamış değilim. Zaten pusula ibresini siz ne kadar kendinize doğru tutsanız da o yine Yer manyetik alanı yönünde bir doğrultuyu alacaktır. Öyle değil mi?
Selam ve sevgilerimle,
Sayın Sesli
Mantıklı bir yaklaşımınız var
Bu konuda şunları söylebilirim:
Okültizmde insan vücudunun mıknatıs benzeri özellik taşıdığı söylenir,
http://www.astromerkez.com/images/manyeto1.gif
Misal resimde görüldüğü gibi sol kolunuz negatif enerji düzeyine sahipken sağ eliniz pozitif enerji düzeyine sahiptir.
Bu kutuplaşma ve mantyetizmanın insan vücudundan ki biyoenerjinin titreşiminden oluştuğu düşünülür.
Sovyetler birliğinde tüm bunlara dair bilimsel araştırmalar yapılmış. Dünya da ise bu araştırmaları yapan bilimcilerden örnek istiyorsanız çekoslavak dr. Zdenek Rejdak, Nicola Tesla, Rus mühendis Semyon Kirlian, Alman hekim Franz Anton Mesmer, Fransız Marki Puységur gibi isimler yer almakta.
Bugün insanların toprakta yalın ayak gezerek desarj olabildikleri, nöronların uyarıları elektriksel ve kimyasal yolla ilettiklerini, quarkların elektrik yüklü olduklarını ve titreşimler oluşturduğunu biliyoruz. Bunun yanı sıra adını rus mühendis Semyon kirlian'dan alan Kirlian fotoğrafçılığı dediğimiz bir olayda var, araştırmaya değer.
Pusula ibresinin neden insan vücüduna yönelmediğine dair kesin bir cevap veremem, zira sizin kadar fizik okumuş araştırmış biri değilim.
Geçmişte yüksek hızda giden trenlerin kullanılamayacağı zira o kadar hızlı giden trenin içindeki havanın çekileceği için yolcuların nefes alamayacağı iddiası ortaya atılmıştı. O zaman ki insanların kulağına nasılda mantıklı gelmiş... Fakat bugün ise ankara-eskişehir arası 1 saat...
Yarının bilimini bugünün en uçuk tezleri oluşturur. Tren örneğinde olduğu gibi.
Ben auramı yukarıda anlattığım basit tekniği uygulayarak görebiliyorum. Fakat yüzde yüz aura vardır kesinim de demiyorum, ne de olsa her şeye şüphe ve kuşkuyla yaklaşan bir non-teistim.
Kim bilir, belki de yarın öbürgün sizin teorinizde olduğu gibi vücuttan çıkan ısının görüntüsüdür. Belli mi olur? Halkının yüzde 80'nin, dünyayı 6 günde yaratan bir tanrıya inandığı bir gezegenden her şeyi beklerim ben.
Uzaydayız, her an herşey olabilir =D
saygılarımla
Sayın VraeL,
Yanıtınıza teşekkürler. Ancak açıklamanızdaki NEGATİF ENERJİ ve POZİTİF ENERJİ nitelendirmelerinin fiziksel olmadığı size anlatmak isterim. Çünkü fizikte pozitif enerji demek sisteme eklenen veya sisteme giren enerjinin gösterimidr.
Fizikte negatif enerji de sistemden çikan, yani sistemden eksilen manasında kullanılır.
Kısaca enerji girişleri (+) ile gösterilirken enerji çıkşları ise (-) ile gösterilir. Yani sizin sözünü ettiğiniz durum fizikte giren ve çıkana karşılık olur. Yoksa bir kutuplaşma şeklinde bir olguya değil. Onun için bu söylem pek bilimsel olmuyor. Kırlıan fotografçılık da zaten her cismin çıkardığı ısı enerjisinin resminden başka bir gerçeği de göstermez.
Özetlersek, her cisim çevresine göre sıcaklık bakımından daha sıcaksa, çevresine doğru bir ısı enerjisi verecektir. Eğer bu cisim çevresine göre daha soğuksa, bu defa çevresinden bu cisme doğru bir ısı akımı oluşacaktır. İşte bu durumu tutup da kırlıan veya AURA diye okkult bir tarza sunmak bizlere yakışmaz diye düşünmekteyim. Bunun yerine termodinamikteki gibi açıkladığım bu ısı giriş ve çıkışları daha çok fiziki bir gerçeği işaret eder.
Saygıyla,
Sayın Sesli, öncelikle asıl ben teşekkür ederim.
Pozitif-negatif enerji kelimelerinden anlatmak istediğim yüklü kutup idi. Enerji kelimesini fizikle olan deneyimsizliğimden kullanmışım (:
Bunun yanı sıra kirilian fotoğrafçılığını doğru bulmuyorum, internette arattığımızda çekilen aura resimlerinin benim gördüğümle uzaktan yakından alakası yok. Kaldı ki cansız nesnelerinde aurası olduğunun iddia edilmesi bana uymuyor. Isı enerjisi tezi kirilian için daha uygun bence de. Kirlianı dünyada bu tip konular üzerine araştırma yapan kesimler için örnek niyetine vermiştim.
Peki insan gözü belirli bir nesneye uzun süre odaklandığında o nesneden çıkan ısıyı görebilme yetisine sahip midir? Sahipse bu ısıyı mavi mi görür? Mavi görürse neden mavi görür? Fizikte veya biyolojide buna dair bir bilgi-araştırma-tez olup olmadığına dair bir bilginiz var mı?
Sayın Sesli, öncelikle asıl ben teşekkür ederim.
Pozitif-negatif enerji kelimelerinden anlatmak istediğim yüklü kutup idi. Enerji kelimesini fizikle olan deneyimsizliğimden kullanmışım (:
Bunun yanı sıra kirilian fotoğrafçılığını doğru bulmuyorum, internette arattığımızda çekilen aura resimlerinin benim gördüğümle uzaktan yakından alakası yok. Kaldı ki cansız nesnelerinde aurası olduğunun iddia edilmesi bana uymuyor. Isı enerjisi tezi kirilian için daha uygun bence de. Kirlianı dünyada bu tip konular üzerine araştırma yapan kesimler için örnek niyetine vermiştim.
Peki insan gözü belirli bir nesneye uzun süre odaklandığında o nesneden çıkan ısıyı görebilme yetisine sahip midir? Sahipse bu ısıyı mavi mi görür? Mavi görürse neden mavi görür? Fizikte veya biyolojide buna dair bir bilgi-araştırma-tez olup olmadığına dair bir bilginiz var mı?
Sayın VraeL,
Ben sadece şu kadarını bilmekteyim. Göz bir nesneye uzun süre odaklandıktan sonra, başka bir yere baktığında o nesnenin şeklini görebilmektedir. Bu uzunluk eğer daha da uzar, ve meditatif bir şekle bürünürse, o cizmi bu defa renkli olarak da görmeye başlar. Ancak bunun nedenlerini ve oluş mekanizmasını ancak OFTALMOLOJİ ile ilgilenen göz uzmanları açıklayacak bilgiye sahiptir sanıyorum.
Esenlik dileklerimle,
Sayın VraeL,
Ben sadece şu kadarını bilmekteyim. Göz bir nesneye uzun süre odaklandıktan sonra, başka bir yere baktığında o nesnenin şeklini görebilmektedir. Bu uzunluk eğer daha da uzar, ve meditatif bir şekle bürünürse, o cizmi bu defa renkli olarak da görmeye başlar. Ancak bunun nedenlerini ve oluş mekanizmasını ancak OFTALMOLOJİ ile ilgilenen göz uzmanları açıklayacak bilgiye sahiptir sanıyorum.
Esenlik dileklerimle,
Evet kastettiğiniz olayı psikoloji dersinde de görmüştük eskiden lisede. Öğretmen tahtaya ne olduğu belirsiz bir resmi projeksiyon ile yansıtmış ve ortasındaki 3 noktaya gözümüzü kırpmadan bakmamızı söylemişti. 6-7 saniye bakıp kafayı çevirip başka bir yere bakınca bir leke şeklinde (sanki güneşe bakmışız gibi) isa resmini görmeye başladık (. üstelik renkliydi. hemen imana geldik tabi euheuh = P
fakat benim aynaya odaklanarak gördüğüm şey bu tip basit bir leke veya göz yanılsaması değil, ne diyelim, umalım bir gün bilim bunlara da bir cevap verir.
saygılarımla
lao tzunun enistesi
24-04-2012, 20:55
bu iş küçümsememek gerekir, rahatlatıcı ve kendine getirici bir etkisi olduğu gerçek..benim tahminim ilerde çok daha net bilimsel açıklaması yapılabilecektir...ancak işin kaynağını yiyenler çok..bu konuda en çok takdir etiğim osho denilen adam...adam ne yaptığını kesinlikle biliyor...adam ateistin önde gideni, ancak öldükten sonra kendi yerine bir din kurmuşlar bile...
o halde "benim" ve bir çok doğu mistisizmi, okültizm, ezoterizm gibi jargonlarla ilgilenen insanların gördüğü bu "mavi" ve vücuduma yapışık gibi duran ve sürekli bir sürkülasyon içinde olan ışığın vücudumdan yayılan ısının olduğunumu söylüyorsunuz?
Ne yani ben aynaya odaklanarak vücudumda çıkan ısının yaydığı ışığımı görüyorum.
Amma da nurlu insanmışım (((=
pek bi ihtimal vermedim.
inanç derken?
Olayın inanmakla, inançla, bilmekle pek bir alakası yok, fizikle-bilimle alakalıdır bu konu daha çok. zira auranın daha çok insan vücudunun oluşturduğu manyetik alanla ilgili olduğu düşünülüyor.
saygılarımla
Sevgili Vrael;
Gordugun sey, cift yonlu, sadece isigin gozunde+aynada kirilmasi sonucu olusur. Cunku karanlik, isigin yokolmasi(tamamen) degil, isigin azalmasidir. Renk gorursun ama bu isigin kirilmasi sonucudur.
Bu yuzden isiklari sonuk, karanlik tabir ettigimiz bir odaya, bir muddet sonra kolaylikla adapte olursun.
Bu yuzden dogustan gorme ozurlu olanlar, enerji anlaminda bizlerden cok daha gelismis insanlardir. Ortama her siradan insan gibi enerji verirler, ancak disardaki dokulen isigi kirmak gibi bir islevsellikleri yoktur gozlerinin.
Ne gokyuzu, ne dunya hicbir zaman tamamiyla kararmaz, sadece isik azalir.
Diger evrensel kuvvetlere gore(manyetik alana sahip diye tabir edebilecegimiz) oldukca dusuk oranda enerjisi vardir insanin.
Meditasyonun içinde sevgi var. Yani işi yapan sevgi. Dolayısıyla sever olmak kendiliğinden huzur. Meditasyon ayrı bir uygulama gibi görünüyor. Rant kapısı.
Sevgili Vrael;
Gordugun sey, cift yonlu, sadece isigin gozunde+aynada kirilmasi sonucu olusur. Cunku karanlik, isigin yokolmasi(tamamen) degil, isigin azalmasidir. Renk gorursun ama bu isigin kirilmasi sonucudur.
Bu yuzden isiklari sonuk, karanlik tabir ettigimiz bir odaya, bir muddet sonra kolaylikla adapte olursun.
Bu yuzden dogustan gorme ozurlu olanlar, enerji anlaminda bizlerden cok daha gelismis insanlardir. Ortama her siradan insan gibi enerji verirler, ancak disardaki dokulen isigi kirmak gibi bir islevsellikleri yoktur gozlerinin.
Ne gokyuzu, ne dunya hicbir zaman tamamiyla kararmaz, sadece isik azalir.
Diger evrensel kuvvetlere gore(manyetik alana sahip diye tabir edebilecegimiz) oldukca dusuk oranda enerjisi vardir insanin.
hocam ben gördüğüm şeyin basit bir ışık kırılması veya karanlığa adapte olunması gibi birşey olduğunu sanmıyorum. Gördüğüm şey oldukça somut, hareket halinde olan parlak bir dış katman adeta. dilerim bilimde bunun bir açıklaması çıkar zaman ile ((:
hocam ben gördüğüm şeyin basit bir ışık kırılması veya karanlığa adapte olunması gibi birşey olduğunu sanmıyorum. Gördüğüm şey oldukça somut, hareket halinde olan parlak bir dış katman adeta. dilerim bilimde bunun bir açıklaması çıkar zaman ile ((:
Sevgili Vrael;
Bilim bu bahsettigin durumu zaten bir nebze acikliyor. Gozun bilinen bir ozelligi bu.
Bak yukardaki mesajinda ne diyorsun?
Ben aynaya , (gozumle)odaklanarak, bu gordugumu goruyorum.
Sevgili Vrael;
Bilim bu bahsettigin durumu zaten bir nebze acikliyor. Gozun bilinen bir ozelligi bu.
Bak yukardaki mesajinda ne diyorsun?
Ben aynaya , (gozumle)odaklanarak, bu gordugumu goruyorum.
Evet sizinle aynı sebepten dolayı bende şüphe ile yaklaşıyorum zaten. Demek ki HD kalitesinde görüyorum ben :D doğal olarak kaliteli görüntüyü gerçek sanıyorum :P