Orijinalini görmek için tıklayınız : Yehova'nın Şahitleri Nelere İnanırlar ?
1. Kutsal Kitap
Yehova'nın Şahitleri 'Kutsal Yazıların tümünün Tanrı ilhamı' olduğuna inanırlar..
(2. Timoteos 3:16). Bir üniversitenin ilahiyat bölümünde doçent olan Jason D. BeDuhn, Yehova'nın Şahitleri hakkında şöyle yazdı:
"Kutsal Kitabın içeriğiyle ilgili önceden herhangi bir varsayımda bulunmadan inanç ve ibadetlerini tamamen Kutsal Kitaba [dayandırırlar]."
Onlar Kutsal Kitabı inançlarına uydurmaya çalışmazlar, bunun yerine inançlannı Kutsal Kitapla uyumlu hale getirirler.
Aynı zamanda Kutsal Kitaptaki her şeyin sözcük anlamıyla anlaşılmaması gerektiğinin farkındalar.
Örneğin yedi yaratılış "günü" aslında semboliktir ve çok uzun dönemlere işaret eder (Başlangıç 1:31; 2:4).
2. Yaratıcı
Gerçek Tanrı Kendine, O'nu sahte tanrılardan ayıran özel bir isim seçmiştir: Yehova* (Mezmur 83:18).
(Bazı bilginler ve çeviriler bu ismi Yahve olarak yazmayı tercih eder.)
Tanrı'nın isminin İbranicesi, Kutsal Yazıların orijinal metninde yakışık 7.000 kez geçer. İsa örnek duasında bu ismin önemine dikkat çekerek şöyle dedi:
"İsmin kutsal kılınsın" (Matta 6:9). Tanrı haklı olarak, yalnızca O'na tapınmamızı ister. Bu nedenle Şahitler Tann'ya tapınırken dinsel resim, heykel ya da başka bir nesne kullanmaz (1. Yuhanna 5:21).
* "Yehova", Yehova'nın Şahitlerinin ürettiği bir isim değildir.
Tanrı'nın ismi yüzyıllar önce, Kutsal Kitabın yazıldığı dillerin dışındaki birçok dile "Yehova" diye çevrilmiştir.
Örneğin Kutsal Kitabın 1666'da Sultan IV. Mehmed'in tercümanı Ali Ufkî tarafından yapılan Türkçe çevirisinde "Yehova" ismi yüzlerce kez geçmektedir. Ne yazık ki günümüzdeki bazı Kutsal Kitap çevirmenleri. Tanrının ismi yerine "Tanrı" ve "Rab" gibi unvanlar kullanarak Kutsal Kitabı yazdıran Yehova Tann'ya büyük saygısızlık ediyorlar.
3. İsa Mesih
İsa "Kurtancı"dır ve "tüm yaratılanların ilki" olduğundan "Tanrı'nın Oğlu" olarak adlandırılır (Elçiler 5:31; Koloseliler 1:15; Yuhanna 1:34).
O, Tanrı'nın yarattığı bir varlıktır, Hıristiyan Âleminin öğrettiği gibi Tanrı değildir.
İsa "Baba benden büyüktür" demişti (Yuhanna 14:28). O, yeryüzüne gelmeden önce gökte yaşıyordu, yaşamını kurban olarak verdikten ve diriltildikten sonra da göğe geri döndü.
'Onun aracılığı olmadan Babaya kimse gelemez' (Yuhanna 14:6).
4. Tanrı'nın Krallığı
Bu, gökte bulunan gerçek bir yönetimdir.
Kralıİsa Mesih'tir ve "yeryüzünden satın alınmış" 144.000 kişi onunla birlikte yeryüzüüzerinde hüküm sürecektir (Vahiy 5:9, 10; 14:1, 3, 4; Daniel 2:44; 7:13, 14). O zaman dünya tüm kötülerden temizlenecek ve Tann'ya sadık milyonlarca kişi orada yaşayacak (Özdeyişler 2:21, 22).
5. Dünya
Vaiz 1:4 şöyle der: "Yeryüzü .... sonsuza dek duruyor."
Kötüler yok edildikten sonra yeryüzü cennete dönüştürülecek ve doğru kişiler orada sonsuza dek yaşayacak (Mezmur 37:10, 11, 29). Böylece İsa'nın duasında söylediği "yerde de Senin isteğin gerçekleşsin" sözleri gerçekleşmiş olacak (Matta 6:10).
Yehova'nın Şahitleri Nelere İnanırlar ? (Devamı)
6. Tanrı'nın gelecekle İlgili söyledikleri
'Tanrı yalan söyleyemez' (Titus 1:2).
Dolayısıyla Tanrı'nın Kutsal Kitapta bu kötü ortamın sonuyla ilgili bildirdikleri de dahil söylediği her şey mutlaka yerine gelir (İşaya 55:11; Matta 24:3-14).
Peki bu ortamın sonu geldiğinde kimler hayatta kalacak? 1. Yuhanna 2:17 "Tanrı'nın isteğini yerine getiren sonsuza dek kalacaktır" der.
7. Yönetimler
İsa, "Sezar'a ait olanı Sezar'a, Tanrı'ya ait olanı Tanrı'ya ödeyin" dedi
(Markos 12:17).
Yehova'nın Şahitleri buna uygun olarak, yaşadıklarıülkenin kanunlarına Tann'nın kanunlarıyla çelişmediği sürece uyarlar (Elçiler 5:29; Romalılar 13:1-3).
8. Duyuru İşi
İşa, bu ortamın sonu germeden önce 'Krallığın iyi haberinin' dünya çapında duyurulacağını söyledi (Matta 24:14).
Yehova'nın Şahitleri hayat kurtaran bu işe katılmaktan onur duyarlar. Elbette dinleyip dinlememek herkesin kendi seçimidir.
Kutsal Kitap şöyle der: "Dileyen ücretsiz olarak hayat suyu alsın" (Vahiy 22:17).
9. Vaftiz
Yehova'nın Şahitleri sadece, Kutsal Kitabı ayrıntılı olarak inceleyip Tanrı'ya O'nun bir Şahidi olarak hizmet etmek isteyen kişileri vaftiz ederler (İbraniler 12:1). Bu kişiler, kendilerini Tann'ya adamanın sembolü olarak suya daldırılarak vaftiz edilirler (Matta 3:13,16; 28:19).
10. Ruhban sınıfı
İsa, takipçilerine "hepiniz kardeşsiniz" dedi (Matta 23:8). İsa'nın ilk takipçileri arasında ruhban sınıfı yoktu; Kutsal Kitabın kısımlarını kaleme alanlar bile bir üstünlüğe sahip değildi. Kutsal Kitaptaki bu örneği izleyen Yehova'nın Şahitleri arasında da kimse diğerinden üstün değildir.
Selamlar, sizler Kutsal Kitap kanonu hakkında neye inanıyorsunuz yada kabul ettiğiniz nedir. Bildiğim kadarıyla şu anda mevcut 66 kitap sizinde kabulunüz. Yani Reformistlerin kabul ettiği gibi.
Diğer yandan apostolik kilise otoritesini yapılanmasını vs. kabul etmiyorsunuz değilmi.
Selamlar, sizler Kutsal Kitap kanonu hakkında neye inanıyorsunuz yada kabul ettiğiniz nedir. Bildiğim kadarıyla şu anda mevcut 66 kitap sizinde kabulunüz. Yani Reformistlerin kabul ettiği gibi.
Diğer yandan apostolik kilise otoritesini yapılanmasını vs. kabul etmiyorsunuz değilmi.
Sayın agnostikim, dediğiniz gibidir;
İSA’NIN öğrettiği hakikatin temiz suları ne yazık ki MS ikinci yüzyılın başından itibaren sahte öğretilerle bulanmaya başladı. Tanrı ilhamıyla yazılmış sözlerin önceden bildirdiği gibi elçilerin ölümünden sonra bazıları hakikati terk etti ve “masallara” yöneldi (2. Timoteos 4:3, 4).
Yaşayan son elçi Yuhanna MS 98 civarlarında bu gibi yanlış öğretilere ve İsa’nın sadık takipçilerini “saptırmaya çalışan” insanlara karşı uyarıda bulundu
(1. Yuhanna 2:26; 4:1, 6).
Çok geçmeden “Apostolik Babalar” olarak bilinen ilk kilise önderleri sahneye çıktı. Onlar bu dinsel aldatma karşısında nasıl bir tavır aldılar?
Yuhanna’nın Tanrı ilhamıyla yazdığı uyarıları dikkate aldılar mı?
“Apostolik Babalar” ifadesi bazı Hıristiyan yazarlar için kullanılır; bu kişilerin ya İsa’nın bir elçisi olarak tanındıkları ya da elçilerin öğrencilerinden eğitim aldıkları düşünülür. Genel olarak bu kişiler MS birinci yüzyılın sonlarıyla ikinci yüzyılın ortaları arasında yaşamıştı.
Onlardan bazıları Romalı Clemens, Antakyalı İgnatios, Hierapolisli Papias ve İzmirli Polikarpos’tur.
Aynı dönem içinde ismi bilinmeyen bazı yazarlar da Didakhe, Barnabas’ın Mektubu, Polikarpos’un Şehit Oluşu ve Clemens’in ikinci mektubu gibi eserleri kaleme almıştır.
Bugün “Apostolik Babalar”ın öğretilerinin İsa’nın öğretilerine ne kadar yakından uyduğuyla ilgili bir yargıya varmak zordur. Kuşkusuz bu kişilerin amacı Hıristiyanlığın belirli bir yorumunu korumak ya da desteklemekti.
Onlar putperestliği ve ahlaksızlığı mahkûm ettiler. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna ve diriltildiğine inandılar.
Ancak, hakikate isyan anlamına gelen sapkın öğretilerin bir sel gibi büyümesine engel olamadılar. Tersine, onlardan bazıları kendi yanlış öğretilerini de ekleyerek bu büyümeye katkıda bulundular.
Saygılarımla
Sayın Hürkuş, Yehova Şahitlerinin kutsal kabul ettikleri metinleri yani bu gün elinizde tuttuğunuz kitabın içeriğini oluşturan parçaların nasıl, kimler ve ne zaman bir araya getirildiği ve kutsal metin olarak kabul edildiği ile ilgili inancı ve temeli nedir. Tam olarak öğrenmek istediğim budur.
Yani kimler ne zaman falan falan metin yada mektuplar kutsal metindir kanona dahil edelim demiştir.
Sayın Hürkuş, Yehova Şahitlerinin kutsal kabul ettikleri metinleri yani bu gün elinizde tuttuğunuz kitabın içeriğini oluşturan parçaların nasıl, kimler ve ne zaman bir araya getirildiği ve kutsal metin olarak kabul edildiği ile ilgili inancı ve temeli nedir. Tam olarak öğrenmek istediğim budur.
Yani kimler ne zaman falan falan metin yada mektuplar kutsal metindir kanona dahil edelim demiştir.
Sayın özdekçi merhaba,
Bugün insanların Kutsal Kitap olarak bildiği eser bizim inancımıza göre aslında Tanrı ilhamıyla yazılmış eski belgelerin bütünüdür.
Bunlar 16 yüzyıllık bir dönem boyunca yazılıp derlenmiştir. Bu belgelerin bütünü Hieronymus tarafından Latince Bibliotheca Divina, yani Tanrısal Kütüphane olarak adlandırılmıştır. Bu kütüphanenin bir kataloğu, içindeki yayınların resmi bir listesi vardır; bu, yalnızca kütüphanenin ilgili olduğu dalda ve konudaki kitaplardan oluşur. Yetkili kaynaktan olmayan kitaplar listenin dışında bırakılmıştır.
Hangi eserlerin listede yer alması gerektiği konusunda standardı belirleyen, kütüphanenin Kurucusu Yehova Tanrı’dır. Böylece Kutsal Kitabın kesin olarak saptanmış bir kataloğu vardır; içerdiği 66 kitabın hepsi de inancımıza göre Tanrı’nın yönlendirici kutsal ruhunun eserleridir.
Kutsal Yazıları oluşturan, Tanrı ilhamı ve gerçek olarak kabul edilen kitapların bütünü ya da listesi, bazı dillerde kanon, yani kutsal metinler dizisi olarak adlandırılır. Metnin yazıldığı asıl dilde kamış (İbranice kaneh), ağaç parçası bulunamadığında, ölçü çubuğu olarak kullanılırdı.
Elçi Pavlus Yunanca kanon sözcüğünü hem bir davranış ‘ilkesi’ için hem de kendi ‘faaliyet sahası’ olarak ölçülüp ayrılmış yer için kullandı (Gal. 6:16; 2. Kor. 10:13). Dolayısıyla “kanonik” (kutsal metinler dizisine ait) kitaplar da doğru inançların, öğretilerin ve davranışların saptanmasında doğru bir ölçü olarak kullanılacak değerde, ilhamla yazılmış, gerçek kitaplardır.
Kullandığımız kitaplar bir çekül ipi gibi “doğru” değilse, kurduğumuz “yapı” da hakiki olmaz, usta Denetimcinin sınavından geçemez.
Mukaddes Kitaptaki 66 kitabın kutsal metinler dizisine ait olduğunun Tanrısal kaynaklı bazı göstergeleri nelerdir?
Bu belgeler, her şeyden önce Yehova’nın yeryüzünde yaptığı işlerden söz etmeli, insanları O’na tapınmaya yöneltmeli ve O’nun ismine, yeryüzüyle ilgili işlerine ve amacına karşı derin bir saygı uyandırmalı. Tanrı ilhamı, dolayısıyla da kutsal ruhun eseri olduklarını kanıtlamalı (2. Pet. 1:21).
İçinde insanı boş inanışlara, yaratıklara tapınmaya değil, sevgiye ve Tanrı’ya hizmete yönelten sözler olmalı.
Yazıların hiçbirinde, kitapların bütününde görülen iç uyumla çelişkili bir şey bulunmamalı; tersine, her bir kitap diğerleriyle bütünleşmiş yapısıyla tek bir kaynaktan, Yehova Tanrı’dan olduğunu desteklemeli. Bu yazıların, en küçük ayrıntılara kadar doğru olduğunun kanıtlarını da içinde görmek isteriz.
Bu temel koşullara ek olarak, her bir kitabın içeriğinin özelliğine göre, ilhamla yazıldığına, dolayısıyla kutsal metinlere dahil olduğuna ilişkin başka belirtiler de olmalı.
Ayrıca, Mukaddes Kitabın kutsal metinler dizisinin saptanmasına yardımcı olan, İbranice ve Yunanca Metinlerin her biri için farklı özel koşullar da vardır.
Arzu ederseniz bunlardan da bahsedebilirim.
Kutsal Yazıların oluşturulmasında kullanılmış olan insanların kimler oldukları bellidir, ama bizce bu en önemli konu değildir.
Saygılarımla
Sayın ür Kuş ;
"Yaşamınızı tehlikeye atmayarak ve kan yemeyerek yaşama saygı gösterin" (Tesniye 5:17)
"..... Hiç bir çeşit kanın etini yemeyeceksiniz." (Levililer 17:13,14)
Bablar bu şekilde iken kan nakline neden hoş gözle bakılmaz.Sonuçta kan yemiyorlar sadece hayati bir işleve sahip kanı kaybedildiğinde ölmemek için transferi yapılıyor.
Saygılar
Sayın ür Kuş ;
"Yaşamınızı tehlikeye atmayarak ve kan yemeyerek yaşama saygı gösterin" (Tesniye 5:17)
"..... Hiç bir çeşit kanın etini yemeyeceksiniz." (Levililer 17:13,14)
Bablar bu şekilde iken kan nakline neden hoş gözle bakılmaz.Sonuçta kan yemiyorlar sadece hayati bir işleve sahip kanı kaybedildiğinde ölmemek için transferi yapılıyor.
Saygılar
Sayın AerA,
Dediğiniz ayetlerde yazılanlar aşağıdaki gibidir:
(Tekrar 5:17) "Adam öldürmeyeceksin."
(Levioğulları 17:13-14) "İsrailoğullarından biri veya aranızda yaşayan bir yabancı, eti yenen bir yaban hayvanı veya bir kuş avlarsa, hayvanın kanını akıtıp toprakla örtecek. 14 Çünkü her varlığın canı onun kanıdır, can kandadır. Bu nedenle İsrailoğullarına şunu diyorum: ‘Hiçbir canlı varlığın kanını yemeyeceksiniz, çünkü her türlü varlığın canı onun kanıdır. Kim kan yerse yaşatılmayacaktır.’ "
Saygılar
Sayın AerA,
Dediğiniz ayetlerde yazılanlar aşağıdaki gibidir:
(Tekrar 5:17) "Adam öldürmeyeceksin."
(Levioğulları
17:13-14) "İsrailoğullarından biri veya aranızda yaşayan bir yabancı, eti yenen bir yaban hayvanı veya bir kuş avlarsa, hayvanın kanını akıtıp toprakla örtecek. 14 Çünkü her varlığın canı onun kanıdır, can kandadır. Bu nedenle İsrailoğullarına şunu diyorum: ‘Hiçbir canlı varlığın kanını yemeyeceksiniz, çünkü her türlü varlığın canı onun kanıdır. Kim kan yerse yaşatılmayacaktır.’ "
Saygılar
Sayın Hür Kuş ;
Yazdığım bablar Mukaddes Kitap Ne Öğretiyor isimli kitaptan.
Ama benim merak ettiğim "Kan Nakli" neden uygun görülmüyor.
Sonuçta keyiften yapılan bir operasyon değil ve can, kan ile geliyorsa naklinde problem olan nedir? Bunu öğrenmek istemiştim.
Esen Kalınız.
Sayın AerA,
aşağıdaki makalenin size yardımcı olabileceğini düşünüyorum;
Kan
Hayat İçin Çok Önemlidir
Kan hayatınızı nasıl kurtarabilir?
Bu sorunun sizi ilgilendirmesi doğaldır, çünkü hayatınız kana bağlıdır. Kan, vücudunuzdaki oksijen dolaşımını ve karbondioksidin dışarı atılmasını sağlar, çevredeki ısı değişikliklerine uyum sağlayabilmenize ve hastalıklara karşı mücadele edebilmenize yardım eder.
Hayat ile kan arasındaki bağlantı, William Harvey’in dolaşım sistemi haritasını ilk defa çizdiği 1628 yılından çok daha önce biliniyordu. Büyük dinlerin temel prensiplerinin odak noktasında, hayat ve kan hakkındaki görüşlerini insanlara bildiren bir Hayat Veren vardır. Hıristiyan Yahudi olan bir hukukçu Tanrı hakkında şöyle dedi:
“Herkese hayat, nefes ve her şeyi veren Kendisidir. Çünkü O’nun sayesinde yaşıyoruz, hareket ediyoruz ve varız.”
Kendilerine Hayat Veren’e iman eden insanlar, O’nun emirlerinin bizim ebedi iyiliğimiz için olduğuna güvenirler. İbrani bir peygamber, O’nun hakkında “faideli olanı sana öğreten, yürüyeceğin yolda seni güden”dir demişti.
Bu güvence, Mukaddes Kitabın İşaya 48:17 ayetinde bulunur. Mukaddes Kitap, herkese yararlı olabilecek ahlaksal değerlere sahip olduğundan, insanların saygısını kazanmış bir kitaptır.
Acaba Mukaddes Kitap, insanların kanı nasıl kullanmaları gerektiğine dair ne der?
Kan vasıtasıyla hayatların nasıl kurtarılabileceğini gösterir mi?
Aslında Mukaddes Kitap, kanın karmaşık biyolojik bir sıvı olmasının ötesinde bir nitelik taşıdığını açıkça göstermektedir.
Kana 400 kereden fazla değinmektedir ve bunların bazıları da hayat kurtarmakla ilgilidir.
Mukaddes Kitabın ilk başlarında, Yaratıcı, insanlara şöyle dedi: “Hareket eden her hayvan size yiyecek olacaktır . . . . Fakat eti onun canı [hayatı] olan kanı ile yemiyeceksiniz.”
Ve şunları ekledi:
“Ve gerçek sizin kanınızı, canlarınız için arıyacağım.” Sonra da cinayet işlemeyi yasakladı (Tekvin 9:3-6).
Tanrı, bu sözleri, Yahudilerin, Müslümanların ve Hıristiyanların büyük saygı duydukları, insanlığın ortak atası olan Nuh’a söyledi.
Böylece kanın Yaratıcı’nın gözünde canı veya hayatı temsil ettiği tüm insanlığa bildirilmiş oldu.
Bu, perhiz kurallarının da ötesinde bir şeydi. Açıkça anlaşıldığı gibi, ahlaksal bir prensip söz konusuydu. İnsan kanı büyük bir anlam ve önem taşıdığından, asla yanlış şekilde kullanılmamalıydı.
Yaratıcı’nın daha sonra eklediği ayrıntılar sayesinde, hayatı temsil eden kanla ilgili ahlaksal prensipleri daha kolay görmek mümkündür.
Tanrı, kan ile ilgili prensipleri, eski İsrail’e verdiği Kanuna da dahil etti. Bu kanunların hikmet ve ahlaksal değerlerini pek çok insan saygıyla karşılar, ancak pek az kişi bu kanunların kanla ilgili çok ciddi hükümler içerdiğinin farkındadır.
Örneğin: “İsrail evinden, yahut kendi aralarında misafir olan gariplerden her kim her hangi bir çeşit kan yerse, ben kan yiyen cana karşı döneceğim, ve onu kavmının arasından atacağım. Çünkü etin canı [hayatı] kandadır” (Levililer 17:10, 11).
Tanrı daha sonra bir avcının, avladığı hayvanla ilgili ne yapması gerektiğini açıkladı: “Onun kanını akıtacak, ve onu toprakla örtecektir . . . . Hiç bir çeşit etin kanını yemiyeceksiniz; çünkü her çeşit etin canı [hayatı] onun kanıdır; onu her yiyen atılacaktır” (Levililer 17:13, 14).
Musa Kanununun insan sağlığını koruyan kurallar içerdiğini bilim adamları şimdi anlamaktadır. Örneğin, insan dışkısının kampın dışında bir yerde bırakılıp, üzerinin örtülmesi ve kavmin, hastalık riski yüksek olan et cinslerini yememesi emredilmişti (Levililer 11:4-8, 13; 17:15;
Tesniye 23:12, 13).
Diğer yandan, kanla ilgili kanun sadece sağlık açısından verilmemişti. Başka birçok yönü vardı. Kan, sembolik bir anlam taşıyordu. Yaratıcı’nın verdiği hayatı temsil ediyordu.
İnsanlar, kana çok özel bir yer vermekle, hayatlarının sürekliliği için Yaratıcılarına muhtaç olduklarını göstermiş oluyorlardı. Evet, kan yememelerinin başlıca nedeni, bunun sağlıksız olması değil, kanın Tanrı için özel bir anlam taşımasıydı.
Kanun, Yaratıcı’nın hayatı sürdürmek üzere kan yemeyi yasaklayan emrini defalarca vurguladı. “Sakın ki, kanı yemiyesin; . . . . onu su gibi yere dökeceksin. . . . . doğru olanı yaptığın zaman, sana ve senden sonra çocuklarına iyilik olsun diye onu yemiyeceksin” (Tesniye 12:23-25; 15:23; Levililer 7:26, 27; Hezekiel 33:25).
Bugün bazılarının düşüncelerinin aksine, acil bir durum baş gösterse bile, Tanrı’nın kanla ilgili kanunu ihlal edilmemeliydi.
Tarihte bir savaş krizi esnasında, bir grup eski İsrailli asker, hayvanları öldürüp “onları kanı ile yedi.” İçinde bulundukları acil durum gözönüne alınarak, hayatlarını sürdürmek için kan yemeleri acaba mazur mu görüldü? Hayır. Komutanları, ciddi bir suç işlediklerini söyledi (1. Samuel 14:31-35).
Dolayısıyla, hayat değerli olduğu halde, Hayat Veren Yaratıcımız acil durumlarda Kendi standartlarının ihlâl edilebileceğini asla söylemedi.
KAN
VE İSA’NIN TAKİPÇİLERİ
İnsan hayatını kurtarmak amacıyla kanın kullanımı konusunda acaba İsa’nın takipçilerinin görüşü nedir?
İsa, mükemmel ve Tanrı’ya sadık bir kişiydi. Zaten bu nedenle büyük saygınlık kazandı.
Yaratıcı’nın kan yemenin yanlış bir şey olduğunu söylediğini ve bununla ilgili kanunun kesin olduğunu biliyordu.
Bundan dolayı, İsa’nın baskı altında bile kanla ilgili kanunu tutacağına inanmak için iyi bir nedene sahibiz. İsa “Günah işlemedi, ağzından hiçbir hileli söz çıkmadı” (1. Petrus 2:22). Böylece, kendi takipçilerinin izlemesi için bir örnek bıraktı; bu, hayat ve kana karşı saygıyı da içeriyordu.
İsa’nın ölümünden yıllar sonra, Hıristiyan olanların Musa Kanununun tümünü tutmalarının gerekip gerekmediği konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktığında olanlara dikkat edelim. Konu elçilerin de içinde bulunduğu İsa’nın takipçilerinin yönetim kurulunun bir toplantısında ele alındı.
Bu toplantıda, İsa’nın üvey kardeşi Yakub, kan hakkında Nuh’a ve eski İsrail kavmine verilmiş kanunları içeren kutsal yazılara değindi. Acaba bu kanunlar, Hıristiyanlar için de hâlâ bağlayıcı nitelikte miydi? (Elçiler 15:1-21).
Kurul, verdiği kararı tüm cemaatlere gönderdi:
Hıristiyanların, Musa’ya verilen kanunu tutmalarına gerek yoktur, ama “putlara kurban edilen şeylerden, kandan, boğularak öldürülmüş hayvanın etinden [kanı akıtılmamış etten] ve cinsel ahlaksızlıktan sakın”maya devam etmeleri ‘gerekir’ (Elçiler 15:22-29).
Elçiler burada bir ayin talimatı veya perhiz kuralları vermiyorlardı. Bu bildiri ile, ilk Hıristiyanların itaat etmeleri gereken temel ahlak kurallarına dikkat çektiler.
Böylece, on yıl kadar sonra, “putlara kurban edilen şeylerden, kandan, . . . . ve cinsel ahlaksızlıktan” hâlâ “sakınmaları” gerektiğini anlamışlardı (Elçiler 21:25).
Bugün milyonlarca insanın kiliselere gitmekte olduğu biliniyor. Onların çoğu, Hıristiyan ahlak kurallarının putperestliği ve cinsel ahlaksızlığı yasak ettiğini kabul ederler. Oysa, elçilerin, kandan kaçınmanın, bu tür günahlardan kaçınmak kadar büyük ahlaksal önem taşıdığını ifade etmiş olmaları kayda değer bir gerçektir.
Elçilerin verdiği karar şu sözlerle sona eriyordu: “Bunlardan dikkatle sakınırsanız ferah içinde olursunuz. Sağlıcakla kalın!” (Elçiler 15:29).
Elçilerin bu kararının bağlayıcı niteliği uzun bir zamandan beri kabul edilmektedir.
Eusebius, ikinci yüzyılın sonlarında yaşamış genç bir Hıristiyan kadından söz eder. Bu kadının işkence çekerek ölmeden önce, Hıristiyanların, “idraksiz hayvanların bile kanını yememeleri gerektiğini” savunduğunu belirtir. Bu kadın, ölmeye hakkı olduğunu savunmuyordu.
Hayır, o yaşamak istiyordu. Ama bağlı olduğu prensiplerden ödün vererek değil.
Prensipleri kişisel menfaatlerinin üzerinde tutan insanlara saygı duymaz mısınız?
Bilim adamı Joseph Priestley şu sonuca vardı:
“Nuh’a verilen kan yeme yasağının, onun tüm soyunu kapsamına aldığı anlaşılıyor . . . . Elçilerin koyduğu yasağı, bu yasağın içeriğini ve kapsamını doğru anladıklarından emin olduğumuz ilk Hıristiyanların yaşamlarına göre yorumlayacak olursak söz konusu yasağın kayıtsız şartsız ve ebediyen geçerli olduğu sonucuna varmak zorunda kalırız; çünkü Hıristiyanlar yüzyıllar boyunca kesinlikle kan yemediler.”
KANIN
TIBBİ KULLANIMI İÇİN NE DENİLEBİLİR?
Acaba Kutsal Yazılardaki kanla ilgi yasak, Nuh’un, Musa’nın ve elçilerin günlerinde bilinmeyen tıbbi amaçlı kan kullanımını, örneğin kan naklini de kapsamına alıyor mu?
Kanla gerçekleştirilen bugünkü tedavi yöntemleri o zaman bilinmiyordu, ancak kanın tıbbi amaçlı kullanımı günlerimize özgü değildir.
2.000 yıl kadar uzun bir süre boyunca, Mısır’da ve diğer bazı yerlerde, insan “kanı cüzama karşı birebir ilaç olarak kullanıldı.” Asur milletinin gelişmiş olduğu sıralarda, kral Esar-haddon’un oğluna uyguladığı tedaviyi bir hekim şöyle anlatır: “[Prensimiz] şimdi çok daha iyi; efendim Kral hazretleri artık mutlu olabilir. 22. günden itibaren (ona) kan verdim ve 3 gün kan içti. 3 gün daha ona dahili olarak (kan) vereceğim.” Esar-haddon’un İsraillilerle ilişkisi vardı. Ama eski İsrailliler Tanrı’nın Kanununa sahip olduklarından, ilaç için de olsa asla kan içmezlerdi.
Acaba kan, Romalılar zamanında da tıbbi amaçla kullanıldı mı?
Elçilerle aynı dönemde yaşayan doğabilimci Pliny ve ikinci yüzyılda yaşayan hekim Aretaeus, sara (epilepsi) hastalığının tedavisinde insan kanının kullanıldığını kaydediyorlar. Tertullianus daha sonra şunları yazdı:
“Arenadaki gösteri sırasında kötü yürekli canilerin taze kanını açgözlü bir susamışlıkla alıp . . . . sara tedavisi için içen insanları bir düşünün.” Devamen onları Hıristiyanlarla karşılaştırdı: “[Onların] yemeklerinde hayvan kanı bile yoktur. . . . . Hıristiyanları denemek için onlara kan sosisi ikram ediyorsunuz. Oysa kan yemenin onlar için bir suç olduğunu pekâlâ biliyorsunuz.”
Böylece İsa’nın ilk takipçileri, kan yemektense ölmeyi göze almaktaydılar.
“Kan, en doğal şekliyle, . . . . tıp ve sihirbazlık alanlarında modası geçmeyen bir madde olma özelliğini korudu” diyen bir kitap şöyle devam ediyor:
“Örneğin 1483’te, Fransa’da XI. Luis ölmekteydi. ‛Durumu her geçen gün kötüye gidiyor ve en garip ilaç bile kendisine fayda vermiyordu. Zira insan kanının kendisini iyileştireceğini kuvvetle ümit ettiğinden bazı çocuklardan aldığı kanı içmeye başladı’” (Flesh And Blood).
Ya kan nakli için ne denilebilir?
Bu konuda ilk deneyler 16. yüzyılın başlarında yapılmaya başlandı. Kopenhag Üniversitesi’nde anatomi profesörü olan Thomas Bartholin (1616-1680) şu itirazda bulundu:
‛Hastalıkların dahili tedavisi için insan kanının kullanılması üzerinde ısrarla duranlar, anlaşılan kanı yanlış amaçla kullanıyor ve ciddi bir günah işliyorlar. Yamyamların davranışlarını kınıyoruz da, gırtlaklarını insan kanı ile lekeleyenleri neden iğrenç bulmuyoruz? Bir başkasının kanının kesilen bir damardan ağız yoluyla ya da bazı alet ve gereçlerle alınması da aynı şeydir. Böyle bir operasyonun sorumluları, kan yemeyi yasaklayan Tanrısal Kanun önünde suçludurlar.’
Dolayısıyla, geçmiş yüzyıllardaki düşünen insanlar, Mukaddes Kitap kanununun ağızdan kan almak için olduğu kadar damar yoluyla kan almak için de geçerli olduğunu fark ettiler.
Bartholin şu sonuca vardı:
“[Kan] almanın her iki yolu da aynı amaca, yani hasta bir bedenin beslenmesi veya sağlığına kavuşması amacına yöneliktir.”
Bu genel açıklama, Yehova’nın Şahitlerinin sahip oldukları dinsel konumu ve neden bundan ödün vermek istemediklerini anlamanıza yardım edebilir. Onlar hayata çok büyük bir değer verirler ve her iyi tıbbi tedaviden yararlanmak isterler. Fakat onlar, Tanrı’nın şu tutarlı standardını da ihlal etmemeye kararlıdırlar: Hayata Yaratıcı’nın bir hediyesi olarak saygı gösterenler, kan alarak hayatlarını devam ettirmeye çalışmazlar.
Buna rağmen, yıllardır kanın hayat kurtardığı iddia edilmektedir. Doktorlar, hastanın, akut kan kaybına uğradığı fakat daha sonra yapılan kan nakli yoluyla hızla iyileştiği vakalardan söz edebilirler. Bu nedenle aklınıza şöyle bir soru gelebilir:
‛Acaba bu, tıbbi açıdan ne derece hikmetli veya hikmetsiz bir yöntemdir?’
Kan nakli ile ilgili tıbbi dayanaklar ancak kan terapisini desteklemek üzere dikkatimize sunuluyor; o halde, kanla ilgili bilinçli bir karar verebilmek için, gerçekleri öğrenmeye hakkınız var.
“Tanrı’nın ve insanın bakış açıları çok farklıdır. Bazen bizim gözümüzde çok önemli görünen bir şey, sonsuz hikmet kaynağı olan Tanrı’nın bakış açısından hiç de önemli olmayabilir; diğer yandan, bize önemsiz veya değersiz görünen bir şey çoğu kez Tanrı için çok büyük bir önem ifade eder. Bu, başlangıçtan beri böyle olmuştur” (An Enquiry Into the Lawfulness of Eating Blood [Kan Yemenin Yasallığı Üzerine Bir Araştırma], Alexander Pirie 1787).
Pek çok kimse kan nakline hayat kurtaran bir yöntem gözüyle bakıyorsa da, bunda aslında birçok risk vardır.
Her yıl kan nakli yüzünden binlerce kişi ölüyor; on binlercesi feci hastalıklara yakalanıyor ve uzun vadeli sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılıyor.
Bu sebeple, Mukaddes Kitabın ‛kandan çekinin’ emrini yerine getirmek sırf beden sağlığı açısından bile hikmetli bir hareket tarzı olacaktır (Elçiler 15:28, 29).
Kansız tıbbi tedaviyi seçen hastalar, pek çok tehlikelerden korunmuş olurlar. Ciddi bir uğraş niteliğindeki kansız ameliyat sorununa göğüs gererek bunu Yehova’nın Şahitleri üzerinde uygulamayı göze alan maharetli doktorlar, sayısız tıbbi raporun da kanıtladığı gibi, güvenilir ve etkili bir standart geliştirdiler.
Kan kullanmadan kaliteli bir tedavi sağlayan hekimler, bunu, değerli tıbbi prensiplerden ödün vererek yapmıyorlar. Daha ziyade, bir hastanın kendi bedenine ve hayatına ne yapılacağına dair bilinçli bir seçim yapabilmesi için riskleri ve yararları bilme hakkına saygı gösteriyorlar.
Bu konuda ilk deneyler 16. yüzyılın başlarında yapılmaya başlandı. Kopenhag Üniversitesi’nde anatomi profesörü olan Thomas Bartholin (1616-1680) şu itirazda bulundu:
‛Hastalıkların dahili tedavisi için insan kanının kullanılması üzerinde ısrarla duranlar, anlaşılan kanı yanlış amaçla kullanıyor ve ciddi bir günah işliyorlar. Yamyamların davranışlarını kınıyoruz da, gırtlaklarını insan kanı ile lekeleyenleri neden iğrenç bulmuyoruz? Bir başkasının kanının kesilen bir damardan ağız yoluyla ya da bazı alet ve gereçlerle alınması da aynı şeydir. Böyle bir operasyonun sorumluları, kan yemeyi yasaklayan Tanrısal Kanun önünde suçludurlar.’
Dolayısıyla, geçmiş yüzyıllardaki düşünen insanlar, Mukaddes Kitap kanununun ağızdan kan almak için olduğu kadar damar yoluyla kan almak için de geçerli olduğunu fark ettiler.
Bartholin şu sonuca vardı:
“[Kan] almanın her iki yolu da aynı amaca, yani hasta bir bedenin beslenmesi veya sağlığına kavuşması amacına yöneliktir.”
Sayın Hür Kuş ;
Bartholin bellidir ki günümüz bilimsel doğrularından bihaber kanın tedavi amaçlı ağızdan alınmasını dile getirmiş ve damar yolu ile alınanla eşdeğer kefeye koymuştur.
Oysaki kan içmek size kan gerektiğinde fayda sağlamaz. Midede sindirimi başlar. Gaita rengini siyaha boyar ve çıkışı yapılır.
Oysaki kan naklinde alınan kan için durum farklııdır.
Bereket Bartholin daha farklı şeylerede K.M yorumlaması yapmamış. Hepsi bir tarafa bu adamın dediği nasıl bütün K.M destekçilerince doğrulanmış oda ayrı konu. Birde günümüzde yaşasa bu zihniyetle hasta bakıcı bile yapmazlar. Kan tedavi amaçlı yenmiyor ve içilmiyor artık. Bunlar eskilerin hikaye ve metotları idi.
Esen kalınız.
´ Just!ce `
07-08-2010, 15:54
Yehovanın şahitleri paraya inanırlar , para olmadan hiçbişeye inanamazlar.
Fakat istenilen düzeyde para olursa neye isterseniz ona inanırlar.
´just!ce`
Yehovanın şahitleri paraya inanırlar , para olmadan hiçbişeye inanamazlar.
Fakat istenilen düzeyde para olursa neye isterseniz ona inanırlar.
´just!ce`
Sayın Just!ce;
Bu mesajınızı şarabınızın etkisinde yazmadıysanız eğer, lütfen söylediğiniz konusunda somut bir örnek verir misiniz?
Saygılarımla
´ Just!ce `
12-08-2010, 05:28
Sayın Just!ce;
Bu mesajınızı şarabınızın etkisinde yazmadıysanız eğer, lütfen söylediğiniz konusunda somut bir örnek verir misiniz?
Saygılarımla
Keşke şarabın etkisiyle yazsaydım :)
İllegal bişeye legal bi örnek verememki ben gördüğümü söylüyorum sayın hur-kus.
Ama örnek veremiyosan 3.yol gibi "kapa çeneni" dersen , saygı duyarım :)
Kan nakli cemaatte yasak olup "ölümcül bir günah" olarak adlandırılabilir.
Yehovacılar böyle düşünüyor. Fakat yakın tarihte organ naklindeki yasak kalktı. Yani Yehovacılar organ naklini eskiden "ölümcül günah" olarak değinirken şimdi vazgeçtiler.
Belki ileride kan nakli için de benzer bir tutum görebilir miyiz ?
Bir de organ naklinde organla birlikte doğal olarak kan da transfer oluyor. Yani insan istese de istemese de kan bir şekilde vücuttan diğerine giriyor.
Bu durum nedir peki ?
KESİNLİKLE KAN NAKLİ GÜNAH ise ve organ nakline izin veriliyorsa Organdaki kan değil midir ?
Yoksa bilimsel ( !) cevabınız "Olur canım o kadar da, az kandan bişey olmaz, " mı ???
saygılarımla
Ntn
Kan nakli cemaatte yasak olup "ölümcül bir günah" olarak adlandırılabilir.
Yehovacılar böyle düşünüyor. Fakat yakın tarihte organ naklindeki yasak kalktı. Yani Yehovacılar organ naklini eskiden "ölümcül günah" olarak değinirken şimdi vazgeçtiler.
Belki ileride kan nakli için de benzer bir tutum görebilir miyiz ?
Bir de organ naklinde organla birlikte doğal olarak kan da transfer oluyor. Yani insan istese de istemese de kan bir şekilde vücuttan diğerine giriyor.
Bu durum nedir peki ?
KESİNLİKLE KAN NAKLİ GÜNAH ise ve organ nakline izin veriliyorsa Organdaki kan değil midir ?
Yoksa bilimsel ( !) cevabınız "Olur canım o kadar da, az kandan bişey olmaz, " mı ???
saygılarımla
Ntn
Sayın Natan,
İleride tekrar dua etmeye başlarsanız, bu emri veren kişiye şahsen sorarsınız......
O' da size belki hikmet verir de Kutsal Yazılardan tam olarak ne demek istediğinin cevabını şahsen bulursunuz.
Öyle ya, yediğiniz hayvan etinde de o kadarcık kan vardır......
Bu durumda "Hiç bir çeşit Kan yemeyeceksiniz"... emriyle Tanrı kendisiyle çelişmiş midir ?
Bu arada kullanmakta olduğunuz "Yehovacılar" terimini bir alaya alma ifadesi olarak algılıyorum. Çünkü böyle bir ismimiz yok....
Bizler Yehova'nın Şahitleriyiz. Yanlış biliyorsanız öğrenin diye söylüyorum.
Saygılarımla
EK olarak ;
"Yehovacılar" terimiyle ilgili söylemek istediğim bir şey var.
Sayın Hur kuş, bu söylemi grubunuzu küçümsemek,aşağılamak gibi bir düşünceyle dile getirmedim. Bir oluşumun takipçileri için bazen kullanılır ..
Rahatsız olduysanız bir daha kullanmayacağım. Kusura bakmayın .
Konuya dönecek olursak ,
Kan, Yehova şahitleri tarafından "can" "hayat" olarak değerlendiriliyor. Kan nakli ise hayatın kutsallığına saygısızlıktır.Kan nakliyle kan yemek aynı anlamı taşıyor.
Ben de diyorum ki ; Kan nakli "günah" ise, bir bedenden diğer bir bedene transferi yasak kapsamında değerlendiriliyorsa ,organ naklinde organla birlikte geçen kan için ne denilebilir ?
Yehova Şahitleri bir şekilde kendi ilkelerini çiğnemiş olmuyor mu ?
Bedenimize bir başkasının kanı geçmiyor mu ?
Değerlendirmenizi/düşüncenizi paylaşırsanız seviniriz
saygılarımla
Yehovanın şahitleri paraya inanırlar , para olmadan hiçbişeye inanamazlar.
Fakat istenilen düzeyde para olursa neye isterseniz ona inanırlar.
´just!ce`
höh be kardeşim,cehaletin bukadarı da adamı kör eder yani.Para olsa millet yehova şahidi olmak için kuyruğa girerdin.O KUYRUĞUN BAŞINDA DA SEN OLURDUN bence :) Ya arkadaşlar bikere Bu Bir Din.TC Devleti tarafından 1980'lerde RESMEN mahkemece tanınmış bir din.O bakımdan uydurmayın.Çamur atmayın.Bu swiss otelde yapılan reiki seansı değil ki para toplansın.Din işte! Millet inanıyo! Sen inanmıyorsan çamur atabileceğin anlamına gelmiyor.Saygı gösterin
EK olarak ;
"Yehovacılar" terimiyle ilgili söylemek istediğim bir şey var.
Sayın Hur kuş, bu söylemi grubunuzu küçümsemek,aşağılamak gibi bir düşünceyle dile getirmedim. Bir oluşumun takipçileri için bazen kullanılır ..
Rahatsız olduysanız bir daha kullanmayacağım. Kusura bakmayın .
Konuya dönecek olursak ,
Kan, Yehova şahitleri tarafından "can" "hayat" olarak değerlendiriliyor. Kan nakli ise hayatın kutsallığına saygısızlıktır.Kan nakliyle kan yemek aynı anlamı taşıyor.
Ben de diyorum ki ; Kan nakli "günah" ise, bir bedenden diğer bir bedene transferi yasak kapsamında değerlendiriliyorsa ,organ naklinde organla birlikte geçen kan için ne denilebilir ?
Yehova Şahitleri bir şekilde kendi ilkelerini çiğnemiş olmuyor mu ?
Bedenimize bir başkasının kanı geçmiyor mu ?
Değerlendirmenizi/düşüncenizi paylaşırsanız seviniriz
saygılarımla
Selamlar öncelikle.Onlar organ nakli de yapmıyorlar.Şimdi öncelikle onların kurallarını KENDİ ÇİĞNEMELERİ gibisinden bir örnek vermeye çalışmışsınız.Şansınızı zorlamışsınız.Arada yapan insanlar varsa da dinden çıkarılıyorlar! Yok yani.Bu adamlar şimdiye kadar öğrendiğiniz bir din sistemi içinde değiller.Siz bir sınıfa sokmaya çalışıyorsunuz ama zaten şimdiye kadar görmediğiniz bir sınıftalar onlar.Adamlar dini HAYATLARINDA yaşıyor.Kuralı neyse harfiyen uyguluyor.Birileri de açık arıyor.Bulsanız bile bir önemi yokki.Sistemleri işliyor işte.Kusur bulmak var,KUSUR BULMAYA ÇALIŞMAK var! Size yobazlık gibi gelse de bu onların kendilerini temiz tutma araçları olarak nitelendiriliyor.Amerika'da Amishler var adamlar elektrik kullanmıyorlar! Herkes saygı gösteriyor! Ben burda sizin daha önce başka konulara verdiğiniz yazıları okudum.Hakarete yakın yazılar! Sorularınız da imalı ve anlamsız! zaten suçlamak kusur aramak için soruyorsanız bin dereden su getirsek sizi inandıramayız.Uzak doğuda bir atasözü var bilir misiniz? Uyuyanı uyandırabilirsiniz ancak uyuyor numarası yapanı asla uyandıramazsınız! diye.Şimdi sen uyumuyorsun,sen uyuyor taklidi yapıyorsun bence.Bu arkadaş sana milyon şey açıklasa sen gözünü açmazsın.İkna olmazsın.Bırak adam neye inanıyorsa inansın.
Benim hindistanlı arkadaşlarım var! Adamın yanında inek eti yiyorsun! Herife günah! Ama biftek işte! Dünyanın en lezzetli şeyi! Herifin gıkı çıkmıyor! Niye? Saygidan.Sen de kabullenmesen de saygi goster
spartacus
17-10-2010, 16:32
BIR SOYLESI (http://www.turandursun.com/soylesiler/eski-yehova-sahidi-habilis-ile-soylesi)
Yehova şahitleri nerede?
Şeytan'ın -elit bir kesimi- gör dediği yerde..
Eğer şeytanı, aynı tanrı gibi insanın türettiği ve her türlü dinde dahil kisvelerle, insanın insana kulluğunun inceliklerinde yatan ayrıntı olarak düşünürsek daha anlamlı olur diye düşünüyorum...
İnsan amaçları için tanrıyı ve şeytanı yaratmıştır, asla tek başına olamazdı ve şeytan her zaman lazımdı, ikiside araçtı. her ikisinde ise tarih gösteriyor ki, amaç elit bir kesimin tüm insanlığı bir komuta merkezi eliyle yönetmesi, hakimiyet kurması ve köleleştirme gerçeği yatar. özünde ise elit kesimlerin, iktidarlarında, dünyayı kendileri için bir cennete dönüştürmüş olmalarıdır.
Burada söylediklerim inançla ve inanırlar temelinde, kişisel değildir, şeytanın gör dediği yerdedir ve bu söylemim inanır yada inanmaz ayrımı taşımıyor ve belli bir hedefi yoktur.
Kaldır perdeyi işte o an şeytan dile gelecek, ve tanrı inkar edecek... Tabi perde bir kez açılmış, oyun bitmiştir...
Nelere inanırlar? İnanmak zorunda oldukları her şeye, buyrulanana inanır, buyrulmayana inanmazlar. kanımca ilk buyruk, teslim ol! olacaktır, ilk eylem ise inanmak ve itaat. Sonrası ise hiç de zor olmasa gerek, adına inanç denmese, emre amadelik dense nasıl olur.... (örneğin kan nakli, organ nakli mevzusu gibi)
sayın hür kuş;
ben yehova şahitlerinin internette yazışmalarının yasak olduğunu yani yasak olmasa da cemaat tarafından onaylanmadığını duymuştum.Siz bu yazıları cemaatinizden izin alarak mı yazıyorsunuz yoksa kendi imkanlarınızla mı cevap veriyorsunuz.Gerçi cemaatinizden izin alsaydınız da sanırım bu cevaplar değişmezdi yani tam olarak yehova şahitlerini yansıtacak ve temsil edecek bilgiler verebildiğinizi söyleyebilirim.Ancak bu sadece şahsi bir sorum...
Teşekkürler.
sayın hür kuş;
ben yehova şahitlerinin internette yazışmalarının yasak olduğunu yani yasak olmasa da cemaat tarafından onaylanmadığını duymuştum.Siz bu yazıları cemaatinizden izin alarak mı yazıyorsunuz yoksa kendi imkanlarınızla mı cevap veriyorsunuz.Gerçi cemaatinizden izin alsaydınız da sanırım bu cevaplar değişmezdi yani tam olarak yehova şahitlerini yansıtacak ve temsil edecek bilgiler verebildiğinizi söyleyebilirim.Ancak bu sadece şahsi bir sorum...
Teşekkürler.
Sayın zeonx,
Şahsi sorunuza cevabımı, kişisel olarak size gönderdim.
Saygılarımla
Sayın zeonx ;
Onbeş gündür suskunluğumu bozduracak şu yazınız (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=346307&postcount=19)için teşekür ederim. Fırsat buldum ,katılayım dedim.Sizin için bir anlam ifade ederse..
Onlar dediğiniz kim yada hangi grup ? Yehova'nın Şahitleri. Bu dinsel grup üyelerinin "organ nakli yaptırmadığını" neye dayanarak dile getirdiğinizi gercekten merak ediyorum.
Yehova'nın şahitleri organ nakli yaptırır mı yaptırmaz mı? Bu davranış onların 'cemaatten ' atılmasına sebep olur mu ?
Bu soruların cevabını neye yada kime göre veriyor sunuz ?
Vereceğiniz olası kaynakları araştıracağım,söz.
Gelelim belli inançtan olan kesimi sıkıştırıp sıkıştırmadığım yada karşı propaganda meselesine.
Burada sayın hür kuş, çoğunluğu ateist-non teist olan kişilere kendi inancını anlatmakta,bazen ikna/empoze etmeye de calışmaktadır. Kim bu şahsa ne yaptı, ne dedi ?
Argümanlarını sizden daha iyi bildiğim halde eleştirmiyor,sıkıştırmıyor(haddim DEĞİL) bahsi gecen kişinin paylaşımlarını izliyorum.
İMALI SORU sorduğum da yok. Ki olabilirdi de, aykırı bir davranış da değil.
Siz BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLER konusunda öyle iddalı konuşuyorsunuz ki ,bunu anlayamadım ben :)
saygılarımla
Not: Verdiğiniz 'atasözü' için teşekkürler .
milomanara
27-01-2011, 22:20
New Humanist Dergisi'nin Koz Tanrı (http://newhumanist.org.uk/1915) adlı kağıt oyununu çok hoşuma gitmişti. Yehova Şahidi kartını vermeden edemeyeceğim: :)
http://img291.imageshack.us/img291/6085/19184237.png
Diğer kartlar için: http://rapidshare.com/files/260247175/God.Trumps.Pack.rar