Orijinalini görmek için tıklayınız : KADIN''''IN DÖVÜLMESİ KEYFİYETİ
SERMED-I_MAHDUT
09-01-2005, 16:32
Çokça polemik konusu yapılan NİSA SURESİ 34. ayeti ayrı bir başlık altında mufassalen anlatmaya çalışmak istiyorum.
NİSA 34. Allah''ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah''ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Huysuzluk yapan,tartışan,küstah davranan,aile içi huzuru bozan,itaat veya sorumluluklarda sorun çıkaran kadınlara yapılacak ilk iş nasihat etmektir.nasihat ederken azami ölçü kullanılıp meseleyi daha da büyütmeden konuşarak anlatarak halletme yoluna gidilmelidir.bunu yaparken bir mürşit bir öğretmen bir dost hassasiyetiyle meseleye yaklaşıp onlara yaptıklarının yanlışlığını uygun bir üslupla anlatmak gerekir.
eğer kadın nasihatten anlamıyorsa tabir caizse boykot başlar.Kadının özel bir konumu,özel bir durumu olan ve eşlerin hayatlarında ayrı bir yeri olan yer yatak odalarıdır.kadınların hakim olduğu bu yerde, erkek, edep sınırını aşmadan ve yaptığından evin içindekileri veya başkalarını haberdar etmeden, meselenin mahremiyetini koruyarak, kadına karşı iradesinin hakkını verir ve orada mağlup olmazsa, psikolojik olarak kadının hizaya gelmesi çok daha kolay olacaktır. Yalnız çok hassas davranılması gereken bu konuda aşırılıktan kaçınmak lazımdır.mesela aynı yatakta yatıp kadına sırtını dönme şeklinde olabilir.böylece kadın belki bu yolla hatasını anlayacaktır.
eğer bu da işe yaramadıysa dövme gelir ki;bazılarının anladığından farklı yönleri vardır.dövme en son çare en zorunlu durumda verilen bir ruhsat,bir hareket tarzıdır.yani fıtratı sadece dayakla yola gelecek cinsten kadınlara has bir durumdur.mesela bire arızaya sebebiyet vermemek gerekir.yüze vurmaktan kaçınılmalıdır.aksi bir durumda erkek mesul olur ve hesap verir.bir nevi okşama olarak da tabir edilebilir.
Bu konu bütünlük arz eder.yani bütün aşamalar beraber düşünülmelidir.yoksa ufak bir sebep bir pürüz çıkınca kadına kafa göz dalma olarak düşünülmemelidir.önce nasihat sonra hafif boykot sonra da aileyi koruma adına dövme.Ve dayağın nasıl olacağını yukarıda söylemeye çalıştım.
Saygılar...
Şunu söylerseniz kabul ederiz: ``Erkekler kas bakımından kadınlardan üstündür.`` Ama siz erkek kadından üstündür lafını böyle sınırlamıyorsunuz ve bu sorun oluyor.
Kadın namusunu korunmak için örtünüyor. Peki erkek namusunu korunmak için niye örtünmüyor? Kadının kolundan, saçından tahrik olan erkek var da erkeğin kıllı göğsünden, kaslı vücudundan tahrik olan kadın yok mu? Kadınların libidosu donmuş mudur?
Kuranınız itaat demeyseydi de saygı deseydi onu anlardık ama itaat lafı geçince benim aklıma kölelik geliyor, güdülen koyunlar geliyor.
Ben Kuranda kadın kocasını dövebilir diye bir şey okumadım. Yoksa ben mi görmedim? Veya tefsir mi yanlış çevirilmiş?
SERMED-I_MAHDUT
09-01-2005, 19:20
nothing,
Erkekler çıplak gezmiyor azizim.önyargılı davranmayın.Nice takva sahibi insanlar var ki vücut hatları belli olmasın diye veya rahat hareket etmek düşüncesiyle oldukça bol pantolonlar giyiyor.Mesela boynu iyice kapatan gömlekler giyiliyor.bu ve buna benzer nice durumlar var ki erkeğin iffetini koruması gayesiyle yapılıyor.
İtaat meselesini İSLAM VE KADIN 2 başlığında yazmaya çalıştım.Ayrıca itaat kavramı içinde saygı da vardır sevgi de.dar düşünmemek lazım.
Ben Kuranda kadın kocasını dövebilir diye bir şey okumadım. Yoksa ben mi görmedim? Veya tefsir mi yanlış çevirilmiş?demişsin.neye dayanarak söyledin bilmiyorum.Ben böyle birşey demedim.dediysem lütfen kaynak gösterin.
Saygılar...
(Sermed-i Mahdut''a)
Eğer bağımsız bir göz Kur''an''ın oluştuğu dönemi hesaba katarak bahsedilen ayetleri değerlendirirse çok fazla zorlanmaz diye düşünüyorum. Aleni birşey var. Kur''an daha çok erkek egemen bir söylemde bulunmaktadır. Başat rol erkektedir ve kadını doğru yola koyma işi de erkeğindir. Oluştuğu dönemde Kur''an''da böyle hükümler olması normal karşılanabilir. Çünkü o, bize o dönemki toplumsal ilişkilerden, aile, miras, hukuk vs. ilişkilerinden daha fazlasını sunamaz. Ekek, diyelim kas gücü vs. gerektiren işlerde daha etkin çalışabilir. Çölde ticaret yapan,yüzlerce km. yol geçen,çobanlık yapan Arap kabilelerinde erkeğin etkinliği önem kazanmaktadır. Kadına düşen görev de başka bir başlıkta belirttiğiniz gibi erkeğini iyi karşılamak "evin organizasyonunu angaje etmek''tir. (Merakımdan soruyorum, organizasyon angaje etmek ne demek?) Bilinen bir hadis vardır, Hz. Muhammed diyor ki sizlerden biriniz bir kadın görüp şehveti kabardığında hemen zevcesine gidip şehvetini söndürsün. Bir de kocasının yanaşma isteğini reddeden kadına melekler sabaha kadar lanet eder de deniyor. Siz allem etseniz kallem etseniz buradaki erkek egemen anlayışı görmezden gelemezsiniz. Bütün bunlar o toplum yapısı içinde anlamlıdır. Dolayısıyla söylemlerin evrenselliği iddiası da güçsüz kalıyor sonuçta. Olaya tarihsel olarak bakabilirseniz bazı şeyleri yerli yerine koyabilirsiniz. Bugün modern toplum, kadınların kas gücü vb. gerektirmeden çalışacağı bir ton iş üretiyor. Kalkıp hala erkeğin bu anlamda üstünlüğünden ne kadar bahsedebilir? Eğer din toplumun en küçük birimine nüfuz edinceye kadar, karı kocanın yatak odasına giresiye kadar hüküm vermemiş olsaydı belki onun evrenselliğinden söz etmek daha kolay olabilirdi. Ama bu onun doğasında vardır.
Ayete ilişkin tefsiriniz hakkında birşey söylemek istiyorum. Bana zarif çalımlar atıyorsunuz gibi geliyor. Kadına dayak yoktur diyelim İslam''da, kadına çok önem verir diyelim. İyi de, haşa huzurdan ama ayette öyle bir ifade olmasa olmaz mıydı? Hz. Muhammed de öyle sözler söylememiş olsa.. Siz de böyle driplingler yapmak zorunda kalmasanız..Olayları tarihsel bütünlüğü içinde değerlendirebilmek, bilimsel bir bakışla ele alabilmek yürek meselesidir biraz da. Ama her olgunun gerçek değeri de bu yapılabilirse anlaşılır ancak... Saygılarımla
Saçını açan kadın çıplak mı gezmiş oluyor? Diz hizasında etek giyen kadın çıplak mı gezmiş oluyor ki tesettürlüyorsunuz hatunları?
Ben kadının kolundan tahrik olmam ama müslümanlar kadınlarının her yerini kapatıyor, ee ben de haliyle nedir bu hal diyorum.
O kadın kocasını dövebilir mi lafını dememin sebebi ise hani erkek kadını dövebiliyor ya ( Kuran diyor ) o Kuranda kadın da erkeği dövebilir lafını görmediğimi belirttim. Şöyle deseydi : `` Kadın kocasını dövebilir, erkekte karısını dövebilir. `` Böyle olsa yine eşit olur gibi ama yinede dayaktan yana değilim.
Ben daha once sordugum ama cevap alamadigim bir soruyu tekrar soruyorum.
Islam''a gore bir kadin kocasini bosayabilir mi?
ngcoskun
10-01-2005, 19:57
sevgili arkadaşım yeni.sen de amma saçma sorular soruyorsun yahu. :lol:
hiç öyle birşey olabilir mi.nerde yazıyor bana gösterin inanayım.islama göre kadının hakları ne ki kocasını boşamaya hakkı olcak bir hakkı olsun.aşkolsun yani yeni.lutfen yaaa. :lol:
Madem oyle sorumu geri aliyorum :lol:
Ama inanan arkadaslarim eger biliyorlarsa soruma yinede cevap verebilirler. :?:
Sermed-i Mahmud’un KADININ DÖVÜLMESİ KEYFİYETİ başlıklı yazısını yakından inceleyelim. Sermed-i Mahmut bu cümle ile ne demiş olabilir?
KADININ KEYİFLİ DÖVÜLMESİ mi?
KEYİFLİ KADIN DÖVÜLMESİ mi?
KADININ DÖVÜLMESİNDEN ALINAN KEYİF mi?
DÖVÜLEN KADININ KEYFİ mi?
KEYFİ DÖVÜLEN KADIN mı?
Keeh keh kehhhhhhhhhhhhhh
HACI
Ben bu yaziyi ciddiye almiyorum..
ya neden se ne zaman su keh kehleri gorsem turleri dokulmus uyuz at geliyor gozumun onune
Buda bunu yapan arkadas ile iyice ozdeslesti yaw
neyse bakalim
SIZINTI
Demek keh keh’ler işe yarıyor..
Keeeeeeeeehhhhhhh
SERMED-I_MAHDUT
11-01-2005, 22:34
Slycako,
Sizin ''''Bağımsız Göz'''' tabirini ben ''''TESLİMİYET'''' olarak değiştirerek diyorum ki;Her müslüman gerek ayetleri gerek nassları incelerken bu teslimiyet içinde değerlendirmez ise kayması,yanlış mecraalara sapması daha kolay olur.Yanlış anlaşılmasın.Elbette hikmetini öğrenmeye çalışacak ama önce Ayetlerin kimden geldiğinin niye geldiğinin bilincinde olacak daha sonra neye nasıl niçin inandığını öğrenecek hatta bu işi bir UFUK haline getirecektir.Yani ben körü körüne bir iradesizlikten bahsetmiyorum.Sahibini de bilecek tesbihini de...
Sizin bahsettiğiniz aile, miras, hukuk gibi meselelerden tutun da çöl ticareti tarım veya çobanlık gibi meslek grupları şu an da var.ve böylelikle ayet tüm zamanlara şamildir.
Ben o cümle ile kadının ev içinde yapılması gereken şeyleri üstlenebileceğini hem mecazi hem hakiki yönüyle ifade etmeye çalıştım.Yanlış anlaşıldıysam özür dilerim.
Verdiğiniz hadisler sahih midir değilmidir?uydurma olma ihtimali varmıdır?bilemiyorum ama zaten onlar biraz da nefs veya cinsellik konuları olduğu için pek girmek istemiyorum.
Karı kocanın yatak odasına kadar giren hükümler olmasa idi, yatak odalarının inanca uygunluğu neye göre belirlenecekti?
Ben o yazıda en olması gerekenleri yazdım.Hatta tekrar tekrar okuyarak,
kaynak taraması yaparak düşünerek yazdım.bu nedenle bahsettiğiniz çalımlara (dripling ne demek?bilmediğim için soruyorum) gerek duymadım.Ayrıca olmasa demese yapmasa gibi göreceli yaklaşımların öne sürülmesi halinde her insanın kafasına göre şekillenen bir inanç sistemi oluşur ki bu da TEVHİD sırrına aykırıdır.
Saygılar...
SERMED-I_MAHDUT
11-01-2005, 22:59
haci,
Sana şimdi ne diyeyim.ahlaktan dem vurup'''' haci, hani sen alay etmeyi bir ahlaksızlık olarak görüyordun'''' desem biliyorum ki yine bir kılıf uyduracak güya kendini temize çıkardığını düşüneceksin veya cevap yazmayacaksın.çünkü sen elit tabakadansın ya. hani sen ''''Bu foruma katılacak olanların yalnız belli bir eğitim düzeyi, deneyim, sofistikasyon ve entellektüaliteye sahip olmaları yetmiyor. Aynı zamanda sağlıklı bir ruhsallığa sahip olmaları da gerekiyor. Bu niteliklere sahip olmayanların iletileri fena şekilde sırıtıyor'''' diyerek ne kadar bilge olduğunu, daha doğrusu bu tür vasıflara ne kadar haiz olduğunu gösteriyorsun ya o bakımdan diyorum.
Sana direkt olarak KEYFİYET arapça bir kelimedir.Mesele,Nicelik,Bir işin nasıl yapılması gerektiği.. gibi anlamlara gelir desem göreceğim yazı ya yeni bir alay, ya ilgisi olmayan farklı bir yazı ya da bilmem daha neler....
Yine sana haci, böyle yapacağına konuyla ilgili ne düşündüğünü söyle desem ya bilimin veya ilminin ALLAHsız izahlarına sığınacaksın, ya kendi kıstaslarına göre beni çürütmeye çalışacaksın ya da bilmem ne yapacaksın...
Haci efendi ben belki yukarıda forum üyelerinin olması gereken vasıflarına sahip değilim ama sonuçta insanım.Eğer yine o özelliklere sahip olup sana benzeyeceksem Rabbim''den dileğim benden fersah fersah uzaklaştırsın.Öyle olmaktansa Doğuluğumun üzeri buz kaplı anaforlarında yüzmeye razıyım.Senden şahsım adına değer veya saygı beklemiyorum.Yorumlarında hiçbir müsbet tesir vermiyor.O''nun için ya bildiklerini anlat ya da sus be kardeşim............
SERMED-İ MAHMUT...
Ben kimse ile alay etmiyorum. Şaka yaptım.. şaka..
Walla dayanamadım.. Öyle bir cümle kurmuşsun ki, her tarafa doğru çekilebiliyor. Fırsatı kaçırmak istemedim..
Tekrarlıyorum. Şaka.. Alay değil.. Ben hiciv ve şakayı çok kullanırım. Ama hiç bir zaman alay etmem.. Tabii benimle alay edilmemişse..
Keh keh’leri de alay için savurmuyorum. Ama kimse bana inanmıyor.. Neyse..
Bu arada senin şahsına değer veriyor ve hürmet ediyorum. Bunun aksi düşünülemez bile. Ancak senden bir hürmet ve değer beklemiyorum. Yani bu konuda senin gibi düşünüyorum.
Selam
HACI
SERMED-I_MAHDUT
11-01-2005, 23:13
nothing,
Sizin bahsettiğiniz giyim tarzları kişileri ilgilendirir.Diyelim ki bu bir zevk işi ve göreceli bir yaşam tarzı.Bu durumda saçını kapatan birine ne hakla açmasını empoze etmeye çalışacaksınız?Belki tesettüre bürünen biri o haliyle daha rahat oluyor kendini öyle daha huzurlu hissediyor.
arkadaşım kapanmanın boyutu biraz da takva ile ilgilidir.Takva''nın alt eşiği belirlenmiştir.Bundan sonrası yaşayanlara bağlıdır.Ben her müslime''nin kara çarşafa bürünmesi gerektiğini savunmuyorum ama inanca en uygun örtünmenin de bu kadar polemik konusu olmasını pek tasvip etmiyorum.
Ayrıca kolu açık bir bayandan herkes tahrik olmayabilir ama diz hizasında veya daha yukarısında etek giyenler için aynı durum söz konusu değil.Kadın iffetin ve hayanın remzidir.Örtünme de bunun inanca ait tatbikidir.
Kadın-erkek-dayak bermudasının aşamalarını anlatmıştım ama pek anlaşılamamış.Eğer inanmayanlar bu konuyu bütünlük içinde ele almazlarsa daha çok su götürür bu konu....
Saygılar...
SERMED-I_MAHDUT
11-01-2005, 23:19
Haci ,
Samimiyet ve dürüstlük her çamurda ışıldayan bir altın gibidir.Samimiyetin için eyvallah, sağol ama nedense senin buna benzer her iletin beni hissiyat dünyasında estiriyor.vardır bir hikmeti.......
Bu Kuranın buyurduğu yaşam tarzı değil mi? Yani örtünmek. Bu kişinin kendi isteğiyle olmuyor ki islamın isteğiyle kadın örtünüyor.İslam örtünmeyle ilgili bir şey demeseydi kim baştan aşağıya kapanırdı? Bence çok az kişi kapanırdı.O da çevre şartlarından fln. Üstelik amacımız açık giyinin demek değil.
Mini eteğin tahrin unsuru olduğunda sizinle hemfikirim ama diz hizasında bir etek ile tahrik olan insanlar varsa bunlar bence Allaha sığınmasınlar gidip tedavi olsunlar.
Kur’an’da bütün kadınların örtünmesi emri yoktur. Yalnız ziynet yerleri örtülmelidir. Göğüsler, kasık ve göbek gibi.. Müslüman’ların pratik etmede israr ettiği örtünme ise peygamber karıları içindir. YanI Muhammed’in karılarının öyle örtünmesi gerekir. Sünneti dikkate alan Müslüman’lar karılarını Muhammed’in karıları gibi örtmede israr ederler.
Aslında bu ilginç bir durumun ortaya çıkması demektir. Sünneti izlemek isteyen bir insanı kimse durduramaz. O kendine göre doğruyu yapmaktadır. Ama sünneti izlemeyen kadın için de günah işlediği söylenemez. Çünkü o da Kur’an’ın emirlerini harfiyen yerine getirmektedir..
Erkekler karılarını örtmek isterler. Bunda Kur’an’ın fazla rolü olduğunu sanmıyorum. Karılarını kıskandıkları için Müslüman erkekler onları örterler..
HACI
Bende Kurandaki örtünmenin kadınların ziynetlerini örtmeleri şeklinde yorumluyorum.Yani ziynetlerden dolayı başlarına tehlike gelebilir.( Hırsız vs. ) Bundan dolayı ziynetlerin gösterilmemesi söylenir.
Ancak dindarların genel savunduğu şekliyle yani hatunların kapanması, erkeklerden kaçması şeklini savunduklarından olaya şimdilik onların mantığıyla bakıyorum.
Yoksa Kurandaki örtünmenin baştan aşağıya kapanmak olduğu düşüncesinde değilim.
Merhaba Nothing,
Yukarıda ayette geçen itaatli ifadesi koca ile ilgili değildir. Bu ifade ( mutiun) bir sıfattır, Allah’a itaat eden anlamındadır. Yoksa kocaya itaatle alakası yok. Bu anlamı son derece yanlış olur.
Yeni Kuran’a göre kadının boşanma hakkın vardır. Bazı geleneksel yorumlar yok dese de bu uydurma hadisler kaynaklıdır.
Kuran’da erkek egemen bir uslübün olduğu düşüncesi bence yanlış. Arapça gramerinin bir özelliği vardır. Siz yada onlar ifadesi dişi ve erkek için ayrıdır. Karışık olduğunda mesela 5000 tane kadın olsun 300 tane erkek olsun siz derken erkek siz ifadesi kullanılır. Bu Arap dilinin bir özelliğidir. Mesela ey iman edenler derken siz erkekler zamiri kullanılır. Ama bunun sırf erkeklere hitap olmadığı kadınları da kapsadığı anlaşılır.
Bu şekildeki ifadeler sadece erkeklere yönelik olduğu düşüncesi sadece, Arapçanın bu özelliğinin bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.
Bunun yanında İslam dünyasında kadınların geri planda kalması gelenek ve kültürle ilgili bir konudur. Bu durum daha yoksul olark Budist yada Hıristiyan bir topluma giderseniz orada da geçerlidir.
Kuran aksine kadın ve erkeğin Allah katında eşit olduğunu açıkça bildirilmektedir.
Ella
Sizin bu yazınızdan sonra tekrar tekrar ayeti açıp okudum ancak ben sizin dediğiniz gibi bir anlam çıkaramadım.Ayete tekrar bakalım.
Nisa
34 - Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah''ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Burda şu cümleye dikkat çekmek istiyorum: `` Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın.`` Şimdi bu cümleden ben kadınların erkeklere itaatkar olması anlamını çıkardım ki bence de bu çıkarım yanlış değil. Bu ayette yaratıcı bence erkeklere sesleniyor, şöyle şöyle olursa böyle yapın vs. diye.
Birde şunu merak ettim bu yeni Kuran dediğiniz nedir?
Mesela sizin dediğiniz gibi çoğul anlam veren bir özelliği var diyelim ordaki seslenmenin.Ancak yaratıcı her yerde bu çoğul anlamı kullanmıyor.Mesela üstteki ayette kadın erkek diye ayırmış.O çoğul anlamı kattığı ayetlerde kime seslendiğini anlıyoruz.( Kadın ve erkeğe ) Ama bazı yerlerde sadece kadınlara ve sadece erkeklere sesleniyor.İşte burda sorun oluyor.
Merhaba,
İtaatli olarak çevrilen ifadesinin sözlükteki karşılığı “Kulluk etmek, boyun eğmek , dua etmek” gibi anlamları vardır. ( Kuran Lügati, timas yayinlari Sayfa:400) Bu kelime sadece Allah için söylenir. Onun dışında insanlara böyle bir ifade kullanılmaz. Eğer bu ifade kadının kocasına itaat etmesi anlamından yorumlanırsa, bu şirk olur ki, Kuran’ın genel mantığı dışında olan bir durumdur.
Senin mealinin verdiğin Kuran çevirilerinde özellikle erkek egemen düşünceye sahip kişiler tarafından bazı ifadeler farklı çevrilmektedir. Ayetteki ifadeler erkeklerin egemenliği yönünde yorumlanırlar. 34. ayete gerçekte şöyle çevrilmesi gerekmektedir:
4:34 Erkekler kadınları gözetirler. Zira ALLAH herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı''nın yasasına) boyun eğer ve ALLAH''ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH Yücedir, Büyüktür.
Bu ayette söylenen erkeklerin kadınların üstünde bir yönetici olduğu değil. Onlara bakmakla yükümlü olduğudur. Allah kadınların geçiminin sorumluluğu erkeklere vermiştir. Kadınlar bu ifadeye dayanarak erkeğin kendisine bakmasını isteyebilir. Fakat bu hakkına rağmen çalışmakta isteyebilir. Bu tümüyle kadına kalmış bir konudur. Bu ayet kadını sınırlandırmak yerine ona haklar tanıyan bir ayettir.
“Yeni Kuran” ifadesini yanlış yazmışım. Arada bir virgül koymayı unutmuşum. Yeni isimli arkadaş bir soru sormuştu. Ona cevap olarak “Yeni, Kuran’da….” Şeklinde yazmam gereken ifadeyi yanlış yazmışım. Yoksa tek bir tane Kuran var.
Yukarıdaki ayette kadınlara yönelikte anlatım vardır, erkeğe yönelikte anlatım vardır. Bundan yol çıkarak sadece Kuran sadece erkeklere hitap ediyor sonucunu çıkartmak bence yanlış olur.
Sevgiler.
Kuran lügatında elbette ki Allah dışındakilere itaat etmeme anlamında kullanılacaktır çünkü bunun aksi söylense benim dediğim gibi anlam çıkıyor ve bu da inançlıları zor duruma düşürüyor.
Sizinde dediğiniz gibi siz Kuranın genel mantığı ekseninde olaya bakıyorsunuz ben ise normal günlük yaşamımızdaki anlamlarına göre bakıyorum.Yani bir sınırım/eksenim yok.
Bu arada ayeti aldığım siteyi yazmayı unutmuşum ama çeviri Elmalılı Hamzi Yazır`ın. Diyanet çevirisinde de size itaat ederlerse diye çevrilmiş.
Sizin bana gönderdiğiniz çeviriye baktım ve daha açık şekilde erkeklere itaat edin gibi geldi bana. Bakın:
``İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın.``
Şimdi burda yaratıcı erkeklere diyor ki: Namussuz kadınlara öğüt verin vs. Sonra diyor ki: Size itaat ederlerse daha üstelemeyin.
Şimdi yaratıcı erkeklere açık şekilde seslenmiş cümlede ve sonra devamını getirmiş.
Kuran açık ve ben böyle anlıyorum. Tekrar diyorum: Sizin baktığınız mantıktan bakarsak bile, yaratıcı keşke size saygılı davranan kadınların üstüne gitmeyin deseydi daha iyi olurdu diye düşünüyorum.
(ella''ya)
İslam dünyasında kadının geri planda kalması kültür ve gelenekle ilgilidir demişsiniz. Bu pek çok toplum için de söylenebilir gerçekten. Fakat önemli olan şu. İslam geldiği dönemde mevcut toplumsal yapıdaki verili ilişkilere ne katmıştır, neyi değiştirmiştir? Buna bakmak gerekli. Kur''an''ın erkek egemen bir söylemde bulunduğunu düşünüyorum. Bu kadınlara hitaben hiçbir şey yazılmamıştır anlamına gelmez kuşkusuz. Nisa 34''ün doğru çevirisinin yazdığınız gibi olması gerektiğini söylüyorsunuz. Böyle bir meal için kaynağınız nedir? Kimin çevirisidir bu? Elimde Elmalılı ve Bilmen mealleri ve tefsirleri var. Sonuçta kimini kimine üstün kıldığımızdan erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler diyor. Bu kadar. Bunlara karşılık verdiğiniz çeviri epey bir yumuşatılmış. Bu arada belki aynı şeyleri savunuyor olmanıza rağmen sizin çevirinizle Sermed-i Mahdut''unki arasındaki farkı da belirtmek isterim. Bu konu elbette Nisa 34''le sınırlı değil. Yine bilinen ayetlerden birinde, Bakara 223. ayette "kadınlar sizin tarlalarınızdır, dilediğiniz gibi girin" diyor. Yine Bakara 228. ayette erkeklerin kadınlardan derecelerle daha üstün kılındığı belirtilmekte. Bir de mirasın ve gamimetlerin erkek lehine eşitsiz bölüşümü konusu var tabi. Kur''an''da kadınlara yönelik olarak yazılmış, bu anlamlara gelmek üzere, bu netlikte ayetler bulamazsınız.
Hadislerde de bu ağırlıkla hissedilir. Burada, önceki yazımda Buhari ve Müslim''in yer verdiği iki hadisten bahsetmiştim. Hz. Muhammed de kadınların dinen ve aklen eksik yaratılışlı olduğunu ifade etmektedir. Buhari''nin yer verdiği bir hadis bu. Hatta bu yüzden, yorumlarda, Hz Muhammed''in bir başka hadiste iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine bedeldir dediği söylenir. Yine Buhari''de Hz.Muhammed''in "erkekler için benden sonra kadınlardan zararlı bir fitne bırakmadım" sözü rivayet edilmiştir. Bunun yanında kadınların da erkekler üzerinde hakları olduğuna dair söylemler de var. Bakara 228''de bu görülüyor. Tırmizi ve Müslim''de yer verilen bir hadisten ilgili kısmı alıyorum;
"Bilin ki, sizin kadınlarınız üzerinde bazı haklarınız var. Kadınlarınızın da sizler üzerinde bazı hakları vardır. Kadınlarınız üzerindeki haklarınız istemediğiniz kimselere yatağınızı çiğnetmemeleri, evlerinize hoşlanmadıklarınızın girmesine izin vermemeleridir. (Onların sizdeki hakları ise) yiyecek ve giyeceklerinde iyi davranmanızdır."
Demeki kadınların da örneğin böyle bir hakkı var erkekler üzerinde. Bunu Hz. Muhammed söylüyor. Kütüb-i Sitte''de Nisa 34 için yapılan yorumda ise
şöyle deniyor ,
"Şu halde, İslâm, her devirde mevcudiyetini fiilen dünyanın her köşesinde muhafaza etmiş beşerî bir realiteyi ciddî kayıtlara bağlayarak kadınlar lehine ıslah etmiş, asgarî seviyeye, en az zararlı bir hâle getirmiştir."
Beşeri bir realiteyle kastedilen kadını dövmektir. Yorumun devamında kadını dövmenin her toplumda görüldüğünü, bunun kıyamete kadar da süreceğini, İslam''ın bu realiteyi kabul ederek belli kurallara bağladığı söyleniyor.
İşin diğer bir yönü, bu ayetler ve söylemler karşısında kimi inanırlar ayetleri, hadisleri orasından burasından düzelterek aslında söylenmek istenen şudur derken, kimileri, erkeğin kadın üstünde hakim olmasının normal olduğunu söyleyip bunun gerekçelerini anlatmaya koyulur. Bu anlamda bir görüş birliğinden söz edilemiyor.
Bu arada kişi zamiri kullanırken eril ya da dişil gibi özellikler yalnızca Arapça’ya özgü değildir. Tevrat’ta da, İncil’de de tanrı için eril zamir kullanılır. Lord denir örneğin tanrı için İngilizce çevirilerde. Tanrı ya da başka şeyler için eril ifadeler kullanmanın kaynağını daha çok erkek egemen toplum yapısında aramak gerekir.
Kanımca İslam, o dönemde varolan toplumsal yapıda konuştuğumuz anlamda kökten bir değişiklik, yepyeni bir anlayış sunmuyor bize. Kimi düzenlemeler getirdiği söylenebilir belki. Eğer değerlendirme yaparken bilimselliği elden bırakmamak gibi bir kaygımız varsa, olayları ve olguları tarihsel seyri içinde incelemek gerektiğini düşünüyorum. Bundan daha fazlası mümkün olamazdı. Kur''an''ın bahsi geçen ayetlerini değişik biçimlerde çevirmeye çalışan insanların sayısının, modern toplumun getirdiği toplumsal değerler ve yaşam biçimleriyle karşılaştıkça arttığını görüyoruz. Zaman geçtikçe bu pek çok ayet için bir zorunluluk olacaktır bana göre. Zaten bunu yavaş yavaş yaşamaya başladık. Tarih tarafsız yargılayıcımız olacaktır. Saygılar...
Merhaba Nothing,
Söylediğin kısma da baktım. Yukarıda itaat etmek olarak çevrilen kelimeyle aşağıda itaat etmek olarak çevrilen kelime bir birinden farklıdır. İkisi de Türkçeye çevrilirken itaat oalrak genelde meallerde çevriliyor. Ama anlam olarak farklı kelimelerdir.
Yukarıdaki kelime dediğim gibi sadece Allah için kullanılır. Aşağıdaki ise türkçe’deki itaat etmek ile aynı kelimedir. Zaten oradan Türkçeye geçmiş.
İkinci kısımda dikkat etmek gereken, buradaki itaatin genel bir itaat değil, orada anlatılan olayla ilgili bir itaattir.
Ayette karınızın sizi aldatmasından endişe ederseniz onlara, öğüt verilmesi söylenmektedir. Eğer kadın verilen bu öğüte uyup itaat ederse, aleyhlerinde bir yol aramayın diyor. Yani burada söylenen öğüte uyulmasıdır. Kadın kendisi hakkında şüphe uyandıran tavırlarından vazgeçmesi istenmektedir. Yoksa genel erkeğin her şeyine itaat etmesi gerekli gibi bir anlatım yoktur.
Ayrıca aynı şeyler kadın içinde geçerli olur. Eğer kocası hakkında kadın da bazı şüpheleri varsa, benzer tavrı gösterebilir. Eğer kadının uyarılarına erkek uymazsa, o da ondan ayrılır.
Ben şahsen bu anlatımda bir sorun görmüyorum.
Ömer Nasuhi’nin mealinde senin dediğin gibi çevrilmiş olması muhtemeldir. Genelde erkek egemen yorumlar olduğu için bu şekilde farklı anlamlardaki kelimeleri erkeklerin lehine olacak şekilde yorumlanmaktadır. Zaten bu tarz yorumları ben de eleştiriyorum.
Selamlar.
(ella''ya)
İslam dünyasında kadının geri planda kalması kültür ve gelenekle ilgilidir demişsiniz. Bu pek çok toplum için de söylenebilir gerçekten. Fakat önemli olan şu. İslam geldiği dönemde mevcut toplumsal yapıdaki verili ilişkilere ne katmıştır, neyi değiştirmiştir? Buna bakmak gerekli. Kur''an''ın erkek egemen bir söylemde bulunduğunu düşünüyorum. Bu kadınlara hitaben hiçbir şey yazılmamıştır anlamına gelmez kuşkusuz. Nisa 34''ün doğru çevirisinin yazdığınız gibi olması gerektiğini söylüyorsunuz. Böyle bir meal için kaynağınız nedir? Kimin çevirisidir bu? Elimde Elmalılı ve Bilmen mealleri ve tefsirleri var. Sonuçta kimini kimine üstün kıldığımızdan erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler diyor. Bu kadar. Bunlara karşılık verdiğiniz çeviri epey bir yumuşatılmış. Bu arada belki aynı şeyleri savunuyor olmanıza rağmen sizin çevirinizle Sermed-i Mahdut''unki arasındaki farkı da belirtmek isterim. Bu konu elbette Nisa 34''le sınırlı değil. Yine bilinen ayetlerden birinde, Bakara 223. ayette "kadınlar sizin tarlalarınızdır, dilediğiniz gibi girin" diyor. Yine Bakara 228. ayette erkeklerin kadınlardan derecelerle daha üstün kılındığı belirtilmekte. Bir de mirasın ve gamimetlerin erkek lehine eşitsiz bölüşümü konusu var tabi. Kur''an''da kadınlara yönelik olarak yazılmış, bu anlamlara gelmek üzere, bu netlikte ayetler bulamazsınız.
Hadislerde de bu ağırlıkla hissedilir. Burada, önceki yazımda Buhari ve Müslim''in yer verdiği iki hadisten bahsetmiştim. Hz. Muhammed de kadınların dinen ve aklen eksik yaratılışlı olduğunu ifade etmektedir. Buhari''nin yer verdiği bir hadis bu. Hatta bu yüzden, yorumlarda, Hz Muhammed''in bir başka hadiste iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine bedeldir dediği söylenir. Yine Buhari''de Hz.Muhammed''in "erkekler için benden sonra kadınlardan zararlı bir fitne bırakmadım" sözü rivayet edilmiştir. Bunun yanında kadınların da erkekler üzerinde hakları olduğuna dair söylemler de var. Bakara 228''de bu görülüyor. Tırmizi ve Müslim''de yer verilen bir hadisten ilgili kısmı alıyorum;
"Bilin ki, sizin kadınlarınız üzerinde bazı haklarınız var. Kadınlarınızın da sizler üzerinde bazı hakları vardır. Kadınlarınız üzerindeki haklarınız istemediğiniz kimselere yatağınızı çiğnetmemeleri, evlerinize hoşlanmadıklarınızın girmesine izin vermemeleridir. (Onların sizdeki hakları ise) yiyecek ve giyeceklerinde iyi davranmanızdır."
Demeki kadınların da örneğin böyle bir hakkı var erkekler üzerinde. Bunu Hz. Muhammed söylüyor. Kütüb-i Sitte''de Nisa 34 için yapılan yorumda ise
şöyle deniyor ,
"Şu halde, İslâm, her devirde mevcudiyetini fiilen dünyanın her köşesinde muhafaza etmiş beşerî bir realiteyi ciddî kayıtlara bağlayarak kadınlar lehine ıslah etmiş, asgarî seviyeye, en az zararlı bir hâle getirmiştir."
Beşeri bir realiteyle kastedilen kadını dövmektir. Yorumun devamında kadını dövmenin her toplumda görüldüğünü, bunun kıyamete kadar da süreceğini, İslam''ın bu realiteyi kabul ederek belli kurallara bağladığı söyleniyor.
İşin diğer bir yönü, bu ayetler ve söylemler karşısında kimi inanırlar ayetleri, hadisleri orasından burasından düzelterek aslında söylenmek istenen şudur derken, kimileri, erkeğin kadın üstünde hakim olmasının normal olduğunu söyleyip bunun gerekçelerini anlatmaya koyulur. Bu anlamda bir görüş birliğinden söz edilemiyor.
Bu arada kişi zamiri kullanırken eril ya da dişil gibi özellikler yalnızca Arapça’ya özgü değildir. Tevrat’ta da, İncil’de de tanrı için eril zamir kullanılır. Lord denir örneğin tanrı için İngilizce çevirilerde. Tanrı ya da başka şeyler için eril ifadeler kullanmanın kaynağını daha çok erkek egemen toplum yapısında aramak gerekir.
Kanımca İslam, o dönemde varolan toplumsal yapıda konuştuğumuz anlamda kökten bir değişiklik, yepyeni bir anlayış sunmuyor bize. Kimi düzenlemeler getirdiği söylenebilir belki. Eğer değerlendirme yaparken bilimselliği elden bırakmamak gibi bir kaygımız varsa, olayları ve olguları tarihsel seyri içinde incelemek gerektiğini düşünüyorum. Bundan daha fazlası mümkün olamazdı. Kur''an''ın bahsi geçen ayetlerini değişik biçimlerde çevirmeye çalışan insanların sayısının, modern toplumun getirdiği toplumsal değerler ve yaşam biçimleriyle karşılaştıkça arttığını görüyoruz. Zaman geçtikçe bu pek çok ayet için bir zorunluluk olacaktır bana göre. Zaten bunu yavaş yavaş yaşamaya başladık. Tarih tarafsız yargılayıcımız olacaktır. Saygılar...
Bunun genel itaat mi yoksa lokal itaat mi olduğu diğer ayetlerle karşılaştırılarak tespit edilebilir ama ben açık olan Kurandan böyle anlam çıkardım. Belkide yanlış anlam çıkardım olabilir ama yinede benim anladığım şimdilik bu.
Bu konu böyle uzar gider.
Merhaba,
Nisa Suresi 34. ayetinin çevirisini Edip Yüksel’in mealinden aldım. Bu meali incelemeni tavsiye ederim. En azından bir ayet hakkında araştırma yaparken bu meale bak. Bu ayette senin verdiğin çeviride “hakimdir” ifadesi veriliyor. Oysa doğru anlam “Sorumludur” olmalıdır. Erkek kadınlara karşı sorumludur. Onların bakımıyla mükelleftir. Evli bir kadın kendi bakımını çalışmadan, bu ayetin hükmü gereğince kocasından isteme hakkına sahiptir. Yoksa erkek kadın üstündür gibi bir anlam yok. Aksine Allah üstünlüğün ne cinsellikle ne de ırkla olmayacağını ayette söylemektedir:
49/13- Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
Bu çok önemli bakış açısıdır. Kuran’a göre insanlar ne cinsiyetinden dolayı üstündür nede mensup olduğu ırktan dolayı. Bu ayet net şekilde bu gerçeği vurgular.
İslam düşüncesine sahip insanlar bir örnek değildir. Farklı düşünceler olabilir. Ben şahsen hadislerin hiç birine inanmıyorum ve Kuran’ın uydurma hadislerin açıklamasına ihtiyaç duymadığını düşünüyorum. Başka kişilerin düşünceleri onları bağlar. Bu açıdan ateistler forumların birçok yönden faydası olduğunu düşünüyorum. Uydurma hadislerden oluşan bir dini anlayışın çarpıklıkları açıkça vurgulanmaktadır. Bu açıdan geleneksel din anlayışına sahip arkadaşlar da eminim kendilerini sorgulama ve gerçekleri araştırma içindedirler.
“Kadınlar sizin tarlanızdır” ayeti bence biraz çarpıtılıyor. Bu ayette Allah insanların eşlerine yaklaşırken kendilerini sınırlandırmamalarını ve cinsel ilişkilerinde taassuplu değil rahat olmalarını vurgulamakta. Bu şekilde belirtilmiş olması sadece erkekleri bağlamaz aynı şey kadınlar için de geçerlidir. Onlar için de erkek tarladır ve diledikleri gibi yaklaşabilirler.
Miras konusunda ise Kadın erkek arasında bir eşitsizlik söz konusu değildir. Bu oran kardeşler arasında söz konusudur. Yani erkek çocuk kız çocuğa göre iki misli hisse alır. Yukarıda tartıştığımız konuda da söylediğim gibi erkekler eşleri üzerinde sorumludur. Onların bakımını sağlamakla mükelleftir. Mirasta da erkek bu yönüyle korunmuştur.
Her miras durumda kadın erkeğin yarısını almaz. Örneğin ölenin geride anne ve babası varsa ikisi eşit oranda mirastan pay alırlar. Akrabalık ilişkilerine göre bazı durumlarda kadın olanlar erkeklerden daha fazla mirastan pay alma durumları bile söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla kadın erkek arasında bir ayrım olduğunu söylemek haksızlık olur. Olsa olsa çocuklar arasında böyle bir durum söz konusu olabilir, o da yukarıda söylediğim gibi evin bakımıyla sorumlu olmakla ilişkili bir durumdur.
Şahitlik konusunda ise ayete bakarsan bu sadece bir borçlanma esnasında olaya şahit olarak iki erkek yada bir erkek biri unuttuğunda diğeri hatırlatması için bir kadın şartı vardır. Mesela böyle bir durumla karşılaşıldı ve sahitlere ihtiyaç duyuldu. Eğer kadınlardan biri bu olayı hatırlarsa diğerinin şahitliğine ihtiyaç yoktur. Bu sadece kadınların toplumsal olarak ticarette daha uzak olmasına karşı alınmış bir önlemdir. Ayrıca kadın şahitlerin çoğaltılarak bu tarz bir alacak verecek durumda, ilerde karşılaşabilecekleri tacizlerden korumak amaçlanmış olabilir. Fakat ticari borçlanmaya şahit olma dışında her yerde kadın ve erkeğin şahitliği eşittir. Bir cinayet davası olsun, yada bir hırsızlık yada bir boşanma davası, kadın erkek şahitliği birbirine eşittir. Bu Kuran’ın sınırlarıdır.
Fakat uydurma hadislerde durum çok farklıdır. Genelde toplumlarda geleneksel olarak kadınların arka planda kalması ve erkeklerin egemen olması bu tarz uydurmaların inanılmasına ve hayata geçirilmesine sebep olmuştur. Ben şu anki durumda geleneksel İslam inancına sahip toplumlarda, kadınların aşağılandığını ve ikinci sınıf konumda olduğunu kabul ediyorum. Ama dediğim gibi bunun sorumlusu Kuran değil gelenekler ve uydurma hadislerdir. Kadınlarında bu konuda kendi haklarını araması ve bu haksızlığa karşı direnmesi gerektiğini düşünüyorum.
Yine senin Buhari ve Tirmizi’den verdiğin hadisler bu çerçevede değerlendirilmeli din adına uydurulmuş bu hadislerin layık olduğu yer olan çöp tenekesine atılması gerekir. Kuran sizin üstün olanınız takvaca üstün olanınız derken, hadiste kadınların dinen ve aklen eksik varlıklar olduğunu söylemesi tam bir çelişkidir. Bu uydurmaların din adına savunulması imkansızdır. Çünkü bizzat Kuran ile bu uydurmalar çelişirler.
Nisa 34. ayetinin tefsirden söylediğin yorum, onu yapan kişiyi bağlar. Geleneksel ve erkek egemen gözlüklerle olaylara baktıklarından, Kuran’ın ruhu dışında olmadık yorumlar üretmektedirler.
Ben gerçekten bu tarz tartışmaların faydalı olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi bu hadislere yönelik getirdiğiniz eleştiriler, geleneksel İslam inancına sahip insanların kendi inançlarını sorgulamaları açısından son derece faydalı oluyor. Belki farklı amaçla bunu yapıyorsunuz ama Kuran’ın bu tarz hurafelerden ayıklanması ve yalnızca insanların Kuran inancına yönelmelerini sağlamak açısından son derece faydalı olmaktadır. Allah sizin elinizle dinini bir anlamda temizliyor, siz sadece bunun farkında değilsiniz. Zaman birçok şeyi bize gösterecek, hep birlikte bunu yaşayacağız ömrümüz olursa.
Sevgiler.
Merhaba ella,
Bana (tahmin ettiğim gibi) Edip Yüksel’in çevirisini önermişsiniz. Birkaç yıl once onun çevirisini tümden okumasam da bazı ayetleri yorumlayış biçimine baktım. Kendisinin de açıkça beyan ettiği gibi ayetleri epey bir reformize ettiğini düşünüyorum. Daha sonra Reşat Halife’nin İngilizce Kur’an çevirisine baktığımda çeviriyi Arapça’dan değil de Reşad’ın İngilizcesinden doğrudan kopya ettiğini düşündüren şeylerle karşılaştım. Bu tartışılacak apayarı bir konudur elbette. Fakat okuduğum diğer meallerle kıyasladığımda Yüksel’in çevirisini epey bir zorlama bulduğumu söylemeliyim. İkincisi, Yüksel’in Nisa 15. ayetteki “zina eden kadına dört şahit getirin” ifadesinde, dört şahitle, dört insanı değil de DNA’nın dört bazını kastettiği yorumunu duyunca bendeki güvenilirliği iyice zedelendi diyebilirim.
Sonuç olarak elimizde bulunan pek çok mealde ortaklaşılan bir ifade var. O da hakimlikten (kaim) yana olan anlamdır. Bu hakimlik de ayete göre hem yaratılıştan hem de sonradan kazanılmış özelliklerden kaynaklanır. Yaratılıştan olanı, hakim olmanın gerekçesinin açıklandığı ayetin devamındaki, Allah’ın “birini diğerine üstün yaratması”dır. Sonradan kazanılanı ise erkeklerin “mallarından harcama”larıdır. (F.Razi ve Taberi’ye elimdeki tefsirler olan Elmalılı ve Ö.N.Bilmen’in yorumlarına bakılabilir. Razi ve Taberi kadının edilgen halde kalmasını çok daha kesin hükümlerle bildiriyorlar.) İki şeyi birbirine karıştırmamak gerek. Allah nezdinde elbette bütün yaratılanlar eşittir. Fakat ayette kadın ve erkek kendi arasında kıyaslanıyor. Buna dikkat etmek gerek. Bu arada bu hakimlik elbette sorumluluğu da kapsar. Nisa 1. ayette (ve A’raf 189), kadının erkekten yaratıldığının ifadesi de ayrıca bu üstünlük meselesinde manzarayı tamamlayan bir parça olarak düşünülmelidir. Ayetlere bakıldığında, çok zorlamalı yorumlar yapılmadan düşünülürse kendi iç tutarlılığı olan bir iddia yer almaktadır. O da erkeğin kadından üstünlüğü ile ilgilidir. Yukarıda geçtiğim Nisa 15.ayet doğrudan erkeklere kadınlar hakkında seslenmektedir. Rum 21. ayete bakıldığında “ve onun ayetlerindendir ki sizin için nefislerinizden zevceler yaratmış, onlara ısınasınız diye aranızda sevgi ve merhamet yapmıştır..” ifadesi görülür. Tur 39 ve Necm 21, İsra 40 gibi ayetlerde Allah, melekler için O’nun kızlarıdır diyenlere, kendinize bile yakıştıramadığınız kız çocukları bana mı yakıştırıyorsunuz diye kızar. Tüm bunlar düşünüldüğünde burada öncelik verilenler, seslenilenler, görece ön plana alınanlar, işleri düzenleyenler ya da ne derseniz deyin erkeklerdir. Bu bakımdan Kur’an erkek egemen bir söylemde bulunmaktadır demiştim.
“Kadınlarınız tarlalarınızdır” sözüne ilişkin yorumunuz doğru olabilir. Fakat başka konularda da olsa kadınlara yönelik, onlara seslenen bu kadar net ayetler bulamazsınız. Erkektir hitap edilen. Kadın şahitliğine gelince, ayette iki erkek şahit bulunamazsa bir erkek ve iki kadın bulun deniyor. Yani ancak zorda kalınırsa kadın akla geliyor. Kadınlardan biri unutursa diğeri hatırlatır deniyor. Biri hatırlarsa diğerine ihtiyaç yoktur ifadesi tamamen size aittir. Iki kadın da hazır bulunmalıdır. İşi ticaret olmayıp o işlerden anlamayan bir erkeğin şahitliği hakkında ne düşünürsünüz? Tek ölçüt işten anlamamak mıdır? Günümüzde bu işlerden anlayan pek çok kadın varken…Dolayısıyla kimi işlerden uzak olmak, o dönem için durumu bir ölçüde açıklasa da bu daha çok kadının yaratılışındaki zayıflıkla ilgili gibi gözükmektedir. Ayrıca kısas ve ceza hususunda kadınların şahitlikleri kesinlikle geçerli değildir (Bkz. yukarıdaki tefsirler) Gerekçe olarak tefsirlerde kadının fıtraten zayıflığıyla ilgili bir ton laf bulabilirsiniz. Bu, yukarıda geçen üstünlükle ilgili ayetlerle ve siz kabul etmeseniz de, pek çok hadisteki (kadınlar dinen ve aklen eksiktir gibi) ifadeyle örtüşür gözükmektedir.
Konuyla ilgili iyi niyetinizi ve önerinizi anlayabiliyorum. Fakat bana gore, ham materyal bu iyi niyeti karşılayamayacak kadar belli bir gerçeği ağırlıkla hissettiriyor. Dediğiniz gibi, sizin yorumunuz da sizi bağlar. Bir inanır olarak, pek çok kaynağın aksi yönde bir inanç biçimi geliştirmeniz de sizi bağlar. Hadisleri toptan reddetmek İslam dünyası için çok ağır ve kimi ayet ve hükümler için bir o kadar da sakıncalar doğurabilecek bir adımdır kanımca. Ben Kur’an’ı, hadisleri, Hz.Muhammed’in hayatını birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak görmek eğilimindeyim. Kadınların aşağılanması ve ikinci sınıf olarak görülmesinin sorumlusunu gelenekler ve uydurma hadisler olarak belirtiyorsunuz. Uydurma hadisleri kaynak alarak mevcut toplum yapısını sürdürenler nasıl olur da, doğrudan Allah’ın sözü olan Kur’an’ı, söylendiği kadar açıkken ikinci plana atabilir? Yoksa bu insanlar Kur’an’daki ifadelerle hadislerdeki olayları örtüştürmüşler midir? Yoksa anadilleri olan Arapça’yı erkek egemenlik yüzünden yanlış mı okumuş ya da anlamışlardır? İslam bunların bütünüdür. Hadisleri en azından kaynağına gore elemek anlamlı olabilir. Fakat toptan elemek, daha çok, baş ağrıtacak, uğraştıracak pek çok şeyin varlığının farkında olan ve bunun sorumluluğunu yok sayan bir anlayışı çağrıştırıyor bana. Yazışmak üzere saygılarımla…
Merhaba Sylcoka,
Edip yüksel’in Nisa 15 hakkında yaptığı yoruma açıkçası ben de katılmıyorum. Bir tek o görüşüne değil katılmadığım bir çok başka görüşü de var. Fakat bir çok konuda da son derece iyi yorumları var. Normalde ben Arapça okumaya çalışıyorum. Çok iyi olmasa da genel olarak ayetleri anlayacak kadar bir Arapçam var. Takıldığım yerler de ise farklı meallerdeki çevirilere bakıyorum. Benim de sana tavsiyem sadece tek bir meali referans almadan bir çok meale bakarak ayetleri değerlendirmek gerekli. Sonuçta mealler de insanların tercümesi. Hepsinde de hatalar olur.
Meallerdeki asıl sorun onu çeviren kişinin dine bakışıdır. Hadisleri kendisine referans alanlar ayetleri bu gözlükle tercüme ederler, ilave kelimeler ve yorumlarla, hadislerin verdiği mantıkla konuları değerlendirirler. Bu yüzden bu tarz meallere fazla güvenmemek gerekli. Ömer Nasuhi olsun, Elamlı olsun bu tarz bakış açısı olan insanlardır. Dolayısıyla tercümeleri de bu yönde olmuştur.
Nisa 15 konusunda yukarıda söylediklerimden başka fazla bir şey ilave edemeyeceğim. Ayette söylenen erkeklerin bakmakla yükümlü olmasıdır sadece.
Ayetlerden ima ve yorumla sonuç çıkartılması yanlıştır. Eğer yorumlanması gereken ayetler varsa bunlar muhkem kesin anlamlı ayetlerin sınırları içinde yorumlanır. Bakın bir ayette şöyle diyor:
49/13- Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
Üstünlük ne ırkta ne de cinsiyettedir. Allah bunların hiç birinin ölçü olmadığını Kuran’da söylüyor. Bu kadar açık bir net varken, bir ırkı yada bir cinsiyeti, bazı ayetlerdeki ifadeleri yanlı yorumlayarak farklı gösterilmesi Kuran’ın ruhu dışında bir yorum olur.
Bu konuyla ilgili yapılan diğer yorumlar da oldukça yanlı buluyorum. Örneğin Allah Tur, Necm ve İsra surelerinde müşriklerin melekleri dişi olarak gösterdiklerini ve Allah’ın kızları olduklarını söylemlerini eleştirir. Şimdi buradan yola çıkarak kadınlar aşağılanıyor demek yanlış bir yorum olur. Allah böyle söylenmesini eleştirir, yoksa erkekler melek Allah’a uygundur demez ki.
Buna benzer yapılan tüm yorumlar sadece ayetlerdeki bazı ifadelerin belli bir yönde yorumlanmasıdır. Yukarıdaki ayette ise net bir şekilde insanlar arasında ırkın yada cinsiyetin bir ölçü olmayacağı açıktır.
Kadının şahitliği konusunda, eğer Kuran sadece referans alınırsa bu durum sadece borçlanma ile ilgili durumda söz konusudur. Onda da eğer biri hatırlarsa yine diğerine ihtiyaç yoktur. Kuran’ın hükmünün evrensel olduğunu ve tüm zamanlara geldiğini unutmamak gerekir. Günümüzde kadınlar ticaretle erkekler kadar olmasa da geçmişe göre daha iyidir.
Tefsirler de bu şahitlik konusu tüm durumlar için geçerli olduğunu söylese de, bunlar hadis gözlüğüyle yapılan yorumlardır. Kuran’da dediğim gibi böyle değildir. Ayetteki ifade son derece açıktır.
Mevcut durumdan Kuran değil, hadislerle beslenen gelenek sorumludur. Siz Kuran açıkken nasıl böyle bir durum olabilir diyorsunuz. Fakat maalesef durum böyledir. İnsanlar Kuran uymak yerine hadislere uymayı tercih ediyorlar. Eğer sadece Kuran referans alınsa çok farklı bir tablo ortaya çıkacaktır. Peygamberim kıyamet günü tüm ümmetinden şikayetçi olacağı tek bir konu vardır. Çok ilginçtir ama o da Müslümanların Kuran’ı ter etmeleridir.
25/30- Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur''an''ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar."
Ayette de söylendiği gibi Müslümanlar Kuran’ın hükümlerini terk etmiş durumdalar. Kuran bu kadar açık ve net hükümler koyarken hurafe ve uydurmalar dinin yerini almıştır. Kuran’ın anlaşılmaz bir kitap haline getiren din bilgileri, bunların ancak hadislerin yorumlanmasıyla anlaşılabileceğini iddia etmişler ve hadis temelli mezhepler ortaya atılmıştır.
Hadis etkisi sadece hadislerde kalmayıp, senin verdiğin örneklerde olduğu gibi, Kuran meallerine ve tefsirlere kadar girmiştir. Bunları okuyanlar da olaylara yine hadislerin kendisine verdikleri mantıklarla olayları değerlendirebilmekteler.
Bu açıdan İslam hakkında bu forumları ve bu tarz sorgulamaları ben çok faydalı bulduğumu hep belirtiyorum. İnsanlar bu tarz sorularla muhatap olduklarında kendi inançlarını ve hadisleri sorgulamak ihtiyacı duymaktalar. Belki bu forumun hazırlanışı ve yazılar farklı bir amaç doğrultusunda olsa da, bilmeden bir anlamda Kuran’ın ortaya çıkmasına hizmet ediyor diye düşünüyorum. Bu açıdan bu tarz tartışma ortamları ne kadar çoğalırsa, yukarıdaki ayette peygamberin şikayetçi olacağı durumdan insanlar daha çok kurtulabilirler.
Selamlar.
Merhaba Ella,
Birden fazla meale bakmamı tavsiye etmişsiniz. Benim elimde 6 ayrı meal var. Bunu zaten yapıyorum. Fakat size meal beğendirmek biraz zor. Edip Yüksel hakkındaki fikirlerimi yazmıştım. Onun çevirisini ciddiye alabileceğimi sanmıyorum. (Tam hatırlamıyorum ama bir ayetin çevirisine şok şok şok diye başlıyorudu. Tercih etmememin tek neden anlayacağınız gibi böyle abuk sabuk çeviri olması değil tabi, akla zarar pek çok yorum vardı ayetlerin dipnotlarında) Örneğin Avrupa görmüş yorumculardan Prof. Dr. M. Hamidullah çevirisi de var elimde. O da kimi ayetleri akılcı yorumlamayı denemiş ama Yüksel''inki kadar sırıtmıyor. Meallerdeki asıl sorun çeviren kişinin dine bakışıdır diyorsunuz.İyi de Araplar dışında kalan toplumlardaki insanlar bunun kurbanı olmak zorunda mıdır? Allah''ın sözü bir iki çevirmenin insafına mı kaldı? Bir de kalkıp çevirmenin dine bakışını mı araştıracağız?Ortalama bir insandan bu beklenebilir mi? Ve aslında her çevirmenin Kur''an''daki farklı konulara bakışı da farklı farklı olmaktayken..Böyle olursa işin içinden çıkılır mı? Bir de özüne dönelim diye Kur''an''ı kuşa çevirme riski de var tabi. Yüksel''in, sanıyorum Ahzab suresinin son iki ayetini atmak konusundaki niyetlerini bilirsiniz herhalde. Dolayısıyla konuya ilgili bir insan olarak, samimiyetle, karşılaştırmalı biçimde bakarım ben ayetlere. Örneğin kadın konusunda, hakim olma meselesinde elimdeki çevirilerin tümü de aynı şeyi söylüyorsa kusura bakmayın ama arka planda sahip olduğum birikimle beraber birşeyler anlarım artık bende. Daha fazla sizinle de tartışmam.
Örnek verdiğiniz ayete gelince, ne dediği açık, en üstün olan Allah''tan en çok korkandır deniyor. Tabi bu arada konudan ayrı olarak, insanların birbirini tanımaları için, bir vasıta olarak halklar ya da kabileler kılınması ya da bu biçimde ayrılması da çok anlaşılır birşey değil. Demek uluslar, halklar ,ya da ne derseniz artık, bu yüzden var, birbirleriyle tanışmak için. O dönem yaşayan bir insan için farklı kabilelerin varlığı bu biçimde açıklanıyor. Herneyse, ben de siz başka "net" bir-iki ayet vereyim :
"Ey İsrailoğulları! Vaktiyle size bağışladığım nimetimi ve sizi dünyalara üstün kıldığımı hatırlayın" (Bakara 47 ve 122, hemen hemen aynı anlama gelen iki ayet. Bu çeviri Beyan yayınlarından çıkan, M.Hamidullah''ın çeviisine ait, Yrd.Doç. Abdülaziz Hatip ve Mahmut Kanık çevirisi)
Diğer meallere baktığımda örneğin Bilmen "Sizi alemler üzerine üstün kılmış olduğumu.." derken, Elmalılı "alemdeki ümmetlerin üzerine geçirdiğimi" diye çeviriyor. Doç Dr.Abdülvehab Öztürk çevirisinde de aynısı var.
Şimdi, bu ayetleri sizin verdiğiniz ayet karşısında nasıl yorumlamak gerek, bir çelişki var mıdır?Ne yapalım ki Kur''an ruhu dışında bir anlam çıkmasın? Bunlar da yanlı çeviriler midir size göre?Edip Yüksel bu ayetleri nasıl çevirmiş, nasıl yorumlamıştır? Ve en sonu siz nasıl yorumlarsınız bu ayetleri? Galiba "bu kadar açık ayet varken.."diye sürüp giden cümleniz başka bir apaçık ayet karşısında yoruma muhtaç kalıyor.
Meleklerin kız evlatlığına ilişkin olarak şunu söylemek istedim. Allah elbette bir çocuğu olmasının söz konusu olmadığını belirtiyor orada. Yalnız, ayette bir yorum buluyoruz. Diyor ki, siz bile kız çocuklarınızdan utanırken nasıl olur da bana kız çocuk olarak yakıştırırsınız. Bu satır arasında geçen, algılama düzeyine ilişkin bir ifadedir diyorum.
Bir konuyu yorumlarken, herhangi bir sebep göstermeyip "ne yapalım ki maalesef durum böyledir" demek pek iyi bir açıklama olmuyor ella. Belirli bir hiyerarşi vardır olayları yorumlarken. İlk kaynak Kur''an''dır sonra diğerleri gelir, hadis ,icma,kıyas diye. O bahsettiğiniz insanlar da en az sizin kadar Allah korkusu duyuyorlardı herhalde. Onlar da öncelikle Kur''an''ı temel alırlar, gelenek budur. Hadislerin tefsirlere girmesinin nedeni, bazı ayetlerin hangi olay üzerine indiğinin açıklaması içindir çoğunlukla. İşte bu olay üzerine ayet nazil olmuştur denir. Benim gördüğüm şu, kimi zaman ayet hadise çanak tutuyor kimi zaman hadis ayete..Örneğin Ahzab suresinde Hz.Muhammed''in kadınlarını ziyaterlerini sıraya koyması, kimleri alıp alamayacağı, Zeyd''in karısını nasıl aldığı vb. konularda hadislere baktığınızda işte bu hadisler uydurmadır diyemezsiniz. Çünkü ayetlerle tamı tamına örtüşür ve hatta ayetleri açıklığa kavuşturur. Örneğin Nur Suresi 11-16. ayetlere baktığınızda, ve sonra konuyla ilgili hadisi okuduğunuzda o ayetlerin özel bir olay için indiğini anlarsınız (Hz.Ayşe''nin kolye düşürme hikayesi) Tefsirciler ise bu olay için 10''dan fazla ayet indiğini söylüyor. Velhasıl kimi ayetler hakkındaki yorumlar, öyle söylediğiniz gibi yalnızca tefsircinin dine bakışına göre olmuyor. Bunu aşan ayetler var. Kimi zaman insanı hayrete düşüren gayet teknik çözümlemeler, akla hayale gelmedik ayrıntıları kaçırmayan araştırmalar yapılıyor ve "nesnel bilgi" hadislerden elde ediliyor. Yaşanan kimi münferit olaylar üzerine ayet gelmesi de Kur''an''ın evrenselliğine ilişkin yorumları epey bir sallantıda bırakıyor bence. Bu da başka bir konu tabi. Sonuçta hadisler tefsirlere sızmasa kimi ayetleri anlamak zorlaşır ve hatta söylendiği gibi kimi ayetler için "apaçıklık" iddiası epey zora girer.
Hadisleri toptan reddetmekle onların değerini (en azından sahih diye tabir edilenlerin) ciddi bir biçimde gözden kaçırıyorsunuz gibi geliyor bana. Ayrıca hadis kitaplarında kimi hadisler için uzun uzun yorumlar yapılır, senedi yoktur, şazdır, pek dikkate almamak gerekir diye. (Örneğin Allah''ın aklı yaratmasıyla ilgili bir hadisin bu şekilde değerlendirilmesi için bkz. Kütüb-i Sitte)Hiç kimse hadislere sebebi belli olmayan bir biçimde, Kur''an''ı yok sayacak ölçüde itibar ediyor ve balıklama atlıyor değil. Böyle yapan varsa onu da siz eleyebilirsiniz. Kur''an''ı açığa çıkarıyor diye, dikkat edin de İslam''ın temel direklerinden birini (ve aslında ikisini) çökertmeyin. Sonra altında kalınabilir.. Saygılarımla.
Merhaba Sylcako,
Dediğim gibi Edip Yüksel’in görüşlerinden katılmadığım bir çok nokta var. Tercüme konusunda maalesef tercüme edenin tavrına endeksi olduğumuzu düşünüyorum Bu yüzden tercüme edenin dine bakışını önem kazanıyor. Bu sorun her tercümede yaşanır. Bazen öyle tercümelere rastlıyorum ki, adam adeta Kuran’ın okumuş aklında kalanı meal olarak yazmış. O derece yanlış çeviriler içinde barındırabiliyor.
Fakat bu bütün mealler yanlıştır anlamına gelmez. Bazı kritik ayetler vardır. Bunların tercümelerinde sorun olabilir diğer kısımlarda anlamlarda geniş çaplı bir meallendirme hatası zaten olmaz. Sizin yaptığınız gibi 5-6 mealden kıyas yaparak okunduğunda daha doğru bir bakış açısına ulaşılabilir. Ama yine de özellikle kadınlar üzerinde koruyucu olma ile ilgili bu ayette gibi birkaç ayette sorun olabilir. Ayrıca ben bu mealleri sadece meallerle karşılaştırarak değerlendirmiyorum. Orijinal metnine de bakıyorum.
İsrailoğullarıyla ilgili ayete gelince, bu konuda hem dine eleştiri getirenler, hem de geleneksel inanca sahip olanlar benzer hatalı yorumlar yapıyorlar. Sizin yorumunuzda da bu hatayı görüyorum.
Yukarıdaki ayette bildirildiği gibi insanlar ırklarından dolayı üstün olmazlar. Kuran’ın kriterlerine göre bir insan doğuştan sahip olduğu ırk ya da cinsiyetten dolayı bir üstünlüğü kabul edilmez. Bu senin gösterdiğin ayette de o dönem yaşamış insanlar ırklarından dolayı üstün olmamışlardır. Allah onlara kendi içinden peygamber göndermiş ve firavunun zulmünden kurtarıp, onları suda boğarak üstün kılınmıştır. Söylediğin ayetin devamına da bakarsan bu mantığı görürsün:
2:47 İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi tüm halklara üstün tutmamı hatırlayın.
2:48 Öyle bir günden sakının ki, kimse kimsenin yerine birşey ödeyemez, aracılık (şefaat) kabul edilmez, kimseden bir fidye alınmaz ve yardım da edilmez.
2:49 İşkencenin en kötüsünü size uygulayan, kadınlarınızı bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun''un adamlarından sizi kurtarmıştık. Bu, Rabbinizden büyük bir sınav idi.
2:50 Denizi yararak sizi kurtarmış, Firavun''un adamlarını da gözlerinizin önünde boğmuştuk.
İsrailoğulları kendilerine verilen bu nimetten sonra bunun karşılığını gerektiği gibi gösteremediği, buzağıya tapmaya tekrar döndükler, Musa’nın sözlerine karşı geldikleri için Allah onları lanetlediğini de söyler.
5/13- Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar.
Geleneksel din anlayışına sahip olanlarda burada hataya düşerler ve tüm Yahudilerin lanetli olduğuna inanırlar. Oysa bunun da ırkla bir alakası yoktur. Nasıl Allah ilk başta İsrailoğullarına verdiği üstünlük ırkla değil onları firavundan kurtarması ve elçi vermesiyle olmuşsa, buna uymadıkları için lanetlemesi de onların isyankar tavrından dolayı olup ırkla alakası yoktur. Allah katında üstünlüğün ölçüsü Allah’tan sakınmaktır. İsrailoğulları ilk başta kendilerine gönderilen peygambere uymuşlar ve onunla birlikte hareket ederek Mısır’dan çıkmışlardır. Bu o dönemde yaşamış olan kişilerin takvalarından dolayı olan üstünlüğüdür. Fakat daha sonra Allah’ın elçisine isyan etmişler ve onun sınırlarını dışına çıkmışlardır. Irk olarak aynı ırk olmalarına rağmen, takva sınırlarını korumadıkları için daha alçak bir konuma gelmişlerdir. Dolayısyla burada üstün tutulma ırkla ilgili değildir. İki ayet arasında bir çelişki yoktur.
Kuran okurken Kuran’ın genel ruhu ve ayetlerdeki genel akış çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Kuran ilahi bir kitaptır. İçinde muhkem ve müteşabih ayetler vardır. Bu açıdan Ali İmran-7. ayetini okumanı tavsiye ederim.
3:7 O ki sana bu kitabı indirdi. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır (muhkem), ki bunlar kitabın özüdür. Diğerleri de benzer anlamlıdır (müteşabih). Kalplerinde hastalık bulunanlar, insanları şaşırtmak ve farklı anlam vermek için benzer anlamlı olanlarının ardına düşerler. Onların gerçek anlamını ise kimse bilmez, ancak istisnadır ALLAH ve derin bilgiye sahip olanlar "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır," derler. Akıl ve anlayış sahiplerinden başkası öğüt almaz.
Müteşabih ayetler muhkem ayetler çerçevesinde yorumlanır. Fakat ayetin ifadesiyle “kalplerinde kayma olanlar” bu müteşabih ayetlerin “olmadık yorumlarına uyarlar”. Şimdi eğer ayette kadın erkek veya ırksal açıdan bir ayrım yapılmadığı açıkça ifade edilmişse, diğer katlı anlamlı ayetler bu sınırlar çerçevesinde yorumlanması gerekir. Daha doğrusu iman edenler bu ayetleri böyle yorumlarlar.
Şimdi meleklerin dişi olmasıyla ilgili şöyle bir yorum yapıyorsunuz:
Sylcako Yazdı:
Meleklerin kız evlatlığına ilişkin olarak şunu söylemek istedim. Allah elbette bir çocuğu olmasının söz konusu olmadığını belirtiyor orada. Yalnız, ayette bir yorum buluyoruz. Diyor ki, siz bile kız çocuklarınızdan utanırken nasıl olur da bana kız çocuk olarak yakıştırırsınız. Bu satır arasında geçen, algılama düzeyine ilişkin bir ifadedir diyorum.
Yani sen yazınızda da söylüyorsunuz, satır aralarından kendince farklı bir yorum çıkartıyorsunuz. Buradan yola çıkarak Kuran’da kadınlar ikinci sınıf tutulmuştur sonucuna ulaşıyorsun. Fakat dediğim gibi muhkem bir ayette sizin yaptığınız yorumun tam tersini söylüyor. Ben de meleklerle ilgili ayetleri okuduğumda sizin yaptığınız yorumu çıkartmıyorum. Bence Kuran’da hata arama önyargısıyla değil de, burada Allah nasıl bir mesajı insanlar vermektedir diye genel Kuran mantığında bakarsanız, ayetin yorumunun çok farklı olduğunu görürs diye düşünüyorum.
Ayrıca Kuran’ın kendisi de bir imtihan vesilesidir. Yukarıda Ali İmran suresinin 3. ayetinde söylendiği gibi farklı yorumlar olacaktır. Müteşabih ayetleri farklı insanlar farklı şekilde yorumlayacaktır. Bunu Kuran söylüyor. Benim açımdan bu farklı yorumlar Kuran’ın bir mucizesi diye düşünüyorum.
Ben daha önce de dediğim gibi Kuran’a göre ibadet eden bir insanım. Hiçbir şekilde hadislere de ihtiyaç olduğunu da düşünmüyorum. Aksine hadislerle meydana gelen din Kuran’da anlatılan İslam’dan tümüyle farklı apayrı bir dindir. İnsanlar Kuran’ı hadislerle düşünmeye alıştırıldıkları için, hadisler olmadan din olmayacağını varsaysalar da Kuran tek başına gerçek hidayet rehberidir. Bu konudaki gerekçelerimi burada uzun uzun anlatmayayım. Bu konuyla ilgili sana bir e kitap tavsiye edeyim.
http://www.dunyadinleri.com/ekitap/kurandakidin.chm
Burada detaylı olarak neden sadece Kuran sorusuna cevap bulabilirsin. İstersen o kitabı bir incele. İtirazlarını onun üstüne tartışabiliriz.
Sadece Kuran’a göre dinin yeniden yapılanması ile gerçek İslam dinini ortaya çıkartacaktır. Hadisler İslam’ın temel direği olması iddiasının aksine üstündeki yüktür. Onlar Kuran’ı örten hurafeler topluluğudur. Onların temizlenmesi gerçeği ortaya çıkartacaktır.
Selamlar.
Merhaba,
Kur’an’ın İsrailoğulları’nı artık üstün tutmaması kendi içinde tutarlıdır. Tevrat’ın tanrısı gerçekten milliyetçi bir tanrıdır. Peygamber gönderdiği kavmini yere göğe sığdıramaz. Buna ilişkin pek çok ifade var Tevrat’ta. “Ve seni büyük millet edeceğim ve seni mübarek kılacağım ve senin adını büyük kılacağım ve senin adını büyük edeceğim ve seni mübarek kılanları mübarek kılacağım ve sana lanet edenlere lanet edeceğim ve yer yüzünün bütün kabileleri sende mübarek olacaktır” (Tekvin, Bap12, 2-4)
Fakat artık yeni bir din, yeni bir kitap yeni bir peygamberdir söz konusu olan. Ama bir yandan da yeni kitap eskisinin devamı, tasdikleyicisi vs. olduğunu iddia etmektedir. Bu durum Hz.Muhammed’in, çevredeki Yahudi ve Hıristiyan kabileleri kendisine çekmek istemesiyle de tutarlılık gösterir. Bugün dünyada yüzmilyonlarca Yahudi varken kimileri buzağı tapımını seçmiş diye ahdin bozulduğunu hükmetmek ayrı bir tartışma konusudur tabi. Sonuçta Kur’an, Tevrat’taki bu ifadeleri kullanmak, tabir caizse Yahudileri tavlamak için Tevrat’tan kimi pasajları “hatırlatmak” durumundadır. Bir anlamda Kur’an, Tevrat’ın milliyetçi tanrısı nedeniyle ulusçu ya da kavimci ifadeler kullanmıştır. Aslında İsrailoğulları’nı vakti zamanında “alemlere üstün kılan” Tevrat’taki tanrıdır. Devamlılık iddiasında bulunan yeni kitap bu ikilemi yaşamak durumunda kalmıştır. Tevrat’taki kavimcilik Kur’an’a adeta bulaşmak zorunda kalmıştır.
Gelelim Kur’an’ın genel ruhuna uygunluğa..Kur’an’da, örneğin Nahl 36 ve Rad 7’de açıkça her ümmete bir peygamber gönderildiği belrtiliyor. Eğer peygamber göndermek üstün kılmayla ilişkili birşeyse (ki takva sahibi olmak da bununla epey ilişkili birşeydir), birine peygamber göndererek diğerinden üstün kılmış olmanın bir esprisi kalır mı? Belki gönderilen peygamberin Allah katındaki üstünlüğüne bakmak gerekir o zaman. Çünkü, Bakara 253 ve İsra 55’te bazı peygamberlerin diğerlerine üstün kılındığından bahsedilir. Hz.Musa’nın Allah’la konuşabildiği ya da İsa’nın doğrudan Meryem’in karnına Allah’ın ruhundan üflemesiyle varolduğu düşünülürse belki onların gayet beşeri özellikte olanlara göre üstün olduğu ve gittikleri kavmin de bu yüzden üstün tutulduğu düşünülebilir. Şimdi Kur’an’ın hangi genel ruhundan bahsedilecek? Çok muğlak bir kavram bu. Üstelik İslam dünyası içinde bile bu kadar farklı yorumlar,tefsirler, mezhepler, anlayışlar varken..Hangisininkini genel ruha uygun yapalım? Kur’an’da kimi ayetlere dayanarak, ayetlerin tümünün muhkem ya da muteşabih özellikte olduğunu ileri süren yorumcular da var. O bile kendi içinde tartışılan bir konudur. Bir muteşabih ayetin neye göre yorumlanacağı da değişkendir, dediğiniz gibi sadece muhkeme göre yorumlanmaz. Bu ayet de, o dönem Kur’an’daki kimi ifadelerle ilgili zor sorular soranların önünü almak için iyi bir caydırıcı olarak düşünülmelidir kanımca. Hadislere itibar etmiyorsunuz belki ama Hz.Ömer’in muteşabih ayetlerle ilgilenenleri nasıl dövdüğünü belki duymuşsunuzdur. “Kalplerinde kayma olanlar” da illa bu ayetlerle ilgileniyorlarsa biraz da “kalpleri kaydırana” bakacaksınız. Ben size başka birşey önereyim, Kur’an’daki pek çok ayeti yorumlamak, sadece Kur’an’ın genel ruhu ve gidişine göre değil tasdiklediği diğer kutsal kitapların ruhuna ve gidişine bakılarak yapılmalıdır. İşimiz daha da zor bence.
Kız çocuklar mevzusunda, ayette geçen ifadelerden Allah’ın kız çocuklara bakışının, o dönemde yaşayan insanların bakışından çok da farklı olmadığını (Rabbiniz erkekleri size ayırdı da kızları kendine mi aldı? Ya da, sizin için erkek de onun için dişi mi) söylemeye çalıştım. Doğru, çocuk edinme iftirasına kızıyor ama bunun kız çocuk olmasına daha da çok kızıyor gibi.
Hadisler konusunda, size daha doğru gelecek şekilde, Kur’an’dan bir hatırlatma yapayım, Nisa 59’da “Ey iman edenler,..birşeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe inanmışsanız onu Allah’a ve elçisine arz ediniz” deniyor. Bu Allah sözüdür. Herhalde bunu yalnızca o dönemki insanlara ithafen yazılmış bir söz olarak alamayız. “İman edenler” dediğine göre..İhtilafa düşülen konularda (örneğin muteşabih ayetlerde!!) elçiye nasıl danışabiliriz sizce? Bu hadise ya da sünnete bir davet değil midir, Kur’an tarafından? Örneğin Abdullah ibn Mesud ve Abdullah b. Abbas pek çok hadis rivayet etmiş sahabelerdendir. Ama ilginçtir, bunların tefsirlere ve kimi yerlerede tefsir ilminin doğuşunda da çok büyük katkısı vardır, tefsir tarihinde özel bir yerleri vardır. Kimi yerlerde tefsiri neden öyle değil de böyle yaptıklarına bakıldığında cevap olarak peygamberin sünnetini verirler. Çünkü peygambere çok yakın insanlardır ve pek çok olayı birlikte yaşamışlardır. Peygamberin söz konusu durumda ne yaptığını, neye hükmettiğini iyi bilirler. Taberi tefsirinin büyük bir kısmının da ibn Mesud’unkinden oluştuğu söylenir. Yani o tefsirler bile bir nevi hadis kaynaklı sayılır aslında. Kur’an gerçek bir hidayet rehberiyse, hidayete giden yolda, kendi deyimiyle, sünneti dikkate almak sandığınız kadar önemsiz olmayabilir belki. Saygılar...
Bu sözleri nerden uyduruyorsunuz bilmiyorum ama Peygamber Efendimiz Hanımlarına her zaman iyi davranmış ve ümmetine örnek olmuştur. Ayrıca Peygamber Efendimiz hanımlarına işlerinde bile yardımcı olurdu. Şunu da belirteyim ki tevbe edildiğinde bile affedilmeyecek tek günah kul hakkıdır ve hakkı yenen kişi hakkını almadıkça veya hakkını helal etmedikçe hak yiyen kişi azaptan kurtulamaz. yani ister eşi olsun ister kölesi olsun yani kim olursa olsun gerçek bir müslüman zulmetmez. bunu her zaman aklınızda tutun.