16-04-2006, 13:30
Bugünkü Milliyet Gazetesinde yayınlanan Münir Metin'in aşağıdaki yazısına hitaben bir yanıt maili gönderdim. Sizlerle bunu paylaşmak ve görüşlerinizi almak istedim:
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/16/yazar/munir.html
Yanıt mailim:
Sayın Metin Münir Bey,
Bugünkü yazınızda ele aldığınız konuda ve buna benzer konularda yıllardan beri yayın yapan bir web sitesinin yöneticisiyim (http://www.turandursun.com)
Uzun yıllarımı bu konulara vermiş biri olarak görüşlerimi belirtmek ve bazı sorularınızı yanıtlamak istiyorum.
Her şeyden evvel şunu belirtmeliyim ki bilim, “insanın ruhsuz bir hücre koleksiyonu” olduğunu veya buna benzer başka bir ifadeyi kullanmaz. “Kainat boş ve anlamsızdır ve hiçbir amaca hizmet etmiyor. İnsan özel bir yaratık değildir. Beyin denilen karmaşık bir elektrik ve kimya olgusunun emrindedir. Doğar, yaşar, ölür ve yok olur. Hiçten gelir, hiçe gider. Ruh sonsuza dek var olmaz çünkü ruh yoktur.” gibi bir iddialarda da bulunmaz bilim. Bu bahsettiğiniz iddialar genel olarak bilimin değil bilim dünyası içindeki *veya dışındaki bazı felsefecilerin, düşünürlerin görüşleridir.
Yaşamın anlamının olup olmadığı da pozitif bilimlerin konusu değil felsefenin konusudur. Çünkü yaşamın anlamının olup olmadığı pozitif bilimlerce deney ve teste tabi tutulamaz, gözlenemez. Ancak psikiyatri bilimi yaşama anlam veren insanlar ile vermeyen insanlar arasında çeşitli ruhsal-davranışsal farklılıklar olup olmadığını inceleyebilir. Ama bu doğrudan yaşamın anlamı vardır veya yoktur diye iddiada bulunmaktan çok farklı bir şeydir. Psikiyatri bilimi bile yaşamın anlamı vardır veya yoktur gibi bir yargıda bulunamaz, etkilerini inceler.
Evrim teorisi ise tanrı ve din konusu ile ilgilenmez. Ancak bu teorinin iddiaları semavi dinlerin (İslam, Hıristiyanlın ve Musevilik) yaratılış iddiasının karşısındadır. Çünkü semavi dinler Adem ve Havvadan geldiğimizi iddia etmektedir. Oysa evrim teorisi, daha ilkel canlılardan evrilerek geldiğimizi iddia eder ve bu iddialarına arkeolojik bulgularla delil sunar. Ancak şurasını özellikle belirtmeliyim ki evrim teorisi tanrının olmadığını değil semavi dinlerin doğru olmadığına yönelik kanıt olarak sunulabilir. Çünkü tanrının insanı evrim yoluyla daha ilkel canlılardan oluşturmuş olabileceği de bir hipotez olarak mümkündür. Ancak bu hipotezi semavi dinliler savunamaz. Dolayısıyla evrimi redetmekten başka seçenekleri yoktur. Bu nedenle koyu hıristiyanlar ve islamcılar evrim teorisine saldırmakta ve sanki bu teori insanı maddeden ibaret gösteriyormuş gibi lanse etmektedirler. Bu açık bir çarpıtmadır.
Bilimin bir şey hakkında yargıda bulunmasının ne anlama geldiğini açıklayalım. Bir yargı felsefi olarak iki şekilde mümkündür:
1--Mutlak doğru ifade eden yargı: Bir iddianın doğruluğunun kesinlik belirtmesidir. Dinler bu tip yargılarda bulunur. Bilim bu tip yargılar belirtmez. Ancak doğruluğu o kadar yüksek ihtimal yargılar vardır ki bunlar sanki mutlak doğruymuş gibi ifade edilir bilim pratiğinde. Örneğin bilim “dünya yuvarlaktır” yargısında bulunduğunda bu yargının doğruluğunu destekleyen o kadar çok gözlem ve delil vardır ki artık doğru olmama ihtimali pratikte göz ardı edilir. Oysa tam ifadeyle bilim “dünya yuvarlaktır” derken şunu demek istemektedir: “Dünya üstünden çektiğimiz uydu görüntüleri, Magellanın tam tur dünya gezisi ve benzeri deneyler ve gözlemler ışığında dünyanın yuvarlak olduğunu söylüyoruz”. Görüldüğü gibi iddia aslında mutlak doğru değil göreli doğrudur.
2-- Göreli doğru iddia eden yargı: Sınırları belli olan koşullar altında iddia edilen doğruluk yargısıdır. Bilim bu tip yargılar belirtir. Bu nedenle örneğin bir dönem bir * hastalığın tedavisinde uygun bulunan bir ilaç sonraki yıllarda uygun bulunmayabilir. Ayrıca bilim, bir iddia, bulgularla desteklenmedikçe *onu teori olarak kabul etmez. Bu nedenle örneğin dinsel anlamdaki ruh, bulgularla desteklenemeyeceği için böyle bir ruhun varlığını teori olarak kabul etmez. Bilim, böyle bir ruh kavramının yokluğunu ispatlamakla değil, vardır diyen varolduğunu göstermekle mükelleftir. *Örnek olarak ele aldığımız *bedenden ayrı ruh varlığı hakkında bilim “mutlak olarak yoktur” ifadesini değil “şu şu deneyleri, gözlemleri yaptık ama varolduğuna dair bulguya rastlayamadık” *der. Ruh yoktur derken bilimin kastettiği budur.
Cem
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/16/yazar/munir.html
Yanıt mailim:
Sayın Metin Münir Bey,
Bugünkü yazınızda ele aldığınız konuda ve buna benzer konularda yıllardan beri yayın yapan bir web sitesinin yöneticisiyim (http://www.turandursun.com)
Uzun yıllarımı bu konulara vermiş biri olarak görüşlerimi belirtmek ve bazı sorularınızı yanıtlamak istiyorum.
Her şeyden evvel şunu belirtmeliyim ki bilim, “insanın ruhsuz bir hücre koleksiyonu” olduğunu veya buna benzer başka bir ifadeyi kullanmaz. “Kainat boş ve anlamsızdır ve hiçbir amaca hizmet etmiyor. İnsan özel bir yaratık değildir. Beyin denilen karmaşık bir elektrik ve kimya olgusunun emrindedir. Doğar, yaşar, ölür ve yok olur. Hiçten gelir, hiçe gider. Ruh sonsuza dek var olmaz çünkü ruh yoktur.” gibi bir iddialarda da bulunmaz bilim. Bu bahsettiğiniz iddialar genel olarak bilimin değil bilim dünyası içindeki *veya dışındaki bazı felsefecilerin, düşünürlerin görüşleridir.
Yaşamın anlamının olup olmadığı da pozitif bilimlerin konusu değil felsefenin konusudur. Çünkü yaşamın anlamının olup olmadığı pozitif bilimlerce deney ve teste tabi tutulamaz, gözlenemez. Ancak psikiyatri bilimi yaşama anlam veren insanlar ile vermeyen insanlar arasında çeşitli ruhsal-davranışsal farklılıklar olup olmadığını inceleyebilir. Ama bu doğrudan yaşamın anlamı vardır veya yoktur diye iddiada bulunmaktan çok farklı bir şeydir. Psikiyatri bilimi bile yaşamın anlamı vardır veya yoktur gibi bir yargıda bulunamaz, etkilerini inceler.
Evrim teorisi ise tanrı ve din konusu ile ilgilenmez. Ancak bu teorinin iddiaları semavi dinlerin (İslam, Hıristiyanlın ve Musevilik) yaratılış iddiasının karşısındadır. Çünkü semavi dinler Adem ve Havvadan geldiğimizi iddia etmektedir. Oysa evrim teorisi, daha ilkel canlılardan evrilerek geldiğimizi iddia eder ve bu iddialarına arkeolojik bulgularla delil sunar. Ancak şurasını özellikle belirtmeliyim ki evrim teorisi tanrının olmadığını değil semavi dinlerin doğru olmadığına yönelik kanıt olarak sunulabilir. Çünkü tanrının insanı evrim yoluyla daha ilkel canlılardan oluşturmuş olabileceği de bir hipotez olarak mümkündür. Ancak bu hipotezi semavi dinliler savunamaz. Dolayısıyla evrimi redetmekten başka seçenekleri yoktur. Bu nedenle koyu hıristiyanlar ve islamcılar evrim teorisine saldırmakta ve sanki bu teori insanı maddeden ibaret gösteriyormuş gibi lanse etmektedirler. Bu açık bir çarpıtmadır.
Bilimin bir şey hakkında yargıda bulunmasının ne anlama geldiğini açıklayalım. Bir yargı felsefi olarak iki şekilde mümkündür:
1--Mutlak doğru ifade eden yargı: Bir iddianın doğruluğunun kesinlik belirtmesidir. Dinler bu tip yargılarda bulunur. Bilim bu tip yargılar belirtmez. Ancak doğruluğu o kadar yüksek ihtimal yargılar vardır ki bunlar sanki mutlak doğruymuş gibi ifade edilir bilim pratiğinde. Örneğin bilim “dünya yuvarlaktır” yargısında bulunduğunda bu yargının doğruluğunu destekleyen o kadar çok gözlem ve delil vardır ki artık doğru olmama ihtimali pratikte göz ardı edilir. Oysa tam ifadeyle bilim “dünya yuvarlaktır” derken şunu demek istemektedir: “Dünya üstünden çektiğimiz uydu görüntüleri, Magellanın tam tur dünya gezisi ve benzeri deneyler ve gözlemler ışığında dünyanın yuvarlak olduğunu söylüyoruz”. Görüldüğü gibi iddia aslında mutlak doğru değil göreli doğrudur.
2-- Göreli doğru iddia eden yargı: Sınırları belli olan koşullar altında iddia edilen doğruluk yargısıdır. Bilim bu tip yargılar belirtir. Bu nedenle örneğin bir dönem bir * hastalığın tedavisinde uygun bulunan bir ilaç sonraki yıllarda uygun bulunmayabilir. Ayrıca bilim, bir iddia, bulgularla desteklenmedikçe *onu teori olarak kabul etmez. Bu nedenle örneğin dinsel anlamdaki ruh, bulgularla desteklenemeyeceği için böyle bir ruhun varlığını teori olarak kabul etmez. Bilim, böyle bir ruh kavramının yokluğunu ispatlamakla değil, vardır diyen varolduğunu göstermekle mükelleftir. *Örnek olarak ele aldığımız *bedenden ayrı ruh varlığı hakkında bilim “mutlak olarak yoktur” ifadesini değil “şu şu deneyleri, gözlemleri yaptık ama varolduğuna dair bulguya rastlayamadık” *der. Ruh yoktur derken bilimin kastettiği budur.
Cem