PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaşasın 1 Mayıs!


sargon
19-04-2006, 00:51
Evet 1 Mayıs yaklaşıyor. Gerçi biraz daha zaman var ama ben yakında yazmayı bırakabilirim, ne olur ne olmaz 1 Mayıs'a kadar kalamazsam diye başlığı açtım.

1 Mayıs ayini yada töreni bazı yerlerde daha erken bazı yerlerde daha geç yapılır. Ama yaygın olanı 1 Mayıs'ta kutlananıdır. Avrupa halk inanışlarında, ilkbaharın gelişinin bir ağacı süsleyip bir tören alayıyla gezdirilerek kutlandığı kadim ayinlerin izlerine ve kalıntılarına rastlanır. Birçok yerde yaz başında yada Vaftizci Yahya yortusunda ormandan bir ağaç getirilip kasaba meydanına konulur, yada bazı yerlerde herkes ormana gidip taze dallar keser ve bu dalları, evin efendisinin eve bolluk getirmesi için eve diker. Bu ağaca "mayıs ağacı" ya da "mayıs direği" denir. İngiltere'de 1 Mayıs'ta gençler ya da küçük kızlar başlarında dallardan ve çiçeklerden oluşan taçlarla, şarkılar söyleyip hediyeler isteyerek ev ev dolaşırlarmış. İsveç, İskoçya, Pireneler ve Slav ülkelerinde "mayıs direği"nin etrafında yapılan bir dansla sona eren toıplu eğlenceler yapılır.

Bazı bölgelerde bir tören alayı yapılır ve en önde bir ağaç taşınır. Pekçok bölgede "mayıs ağacı" yada "mayıs direği"nin taşınması sırasında önceki yılın ağacı yakılır. Hindistan'da da yeni yılın başında törenle ağaç yakıldığını biliyoruz. Hatta ağaç yakılması sırasında toplu orji düzenlendiğine dair kayıtlar da var. Bu ağacın külleri karnavalda yada noel'de tarlalara sepilir ve böylece hasast daha bereketli olur.

Bu ayinler hıritiyan inanışlarının içine yerleşmiş olmasına karşın tepkiler de almıştır. İngiliz püriten yazar Philipp Stubbes Anatomie of Abuses(1583) adlı kitabında bu putperestlik kalıntısı gelenekleri eleştirmiş. Çünkü, iki karşı cinsten genç insanlar geceyi ormanda geçirir, şeytan onların tanrısıdır ve sonra da mayıs direği etrafında putperest dansı yaparlar. Genç kızların ancak üçte biri eve kirletilmemiş olarak döner. Kilisenin bütün direnişine rağmen 1 Mayıs bayramı varlığını sürdürür.

Mayısın gelişi aynı zamanda bazı yarışmalar ve ritüel güreşlerle kutlanır. Kral ve kraliçe seçilir. Her yerde değişik (elma, kiraz,dut, yada bizde karpuz gibi) kasabanın gençleri bir direğe tırmanma yarışı yaparlar, bir ağacın dallrı kesilip en üstteki dallarına armağan olacak sosis, yumurta, pasta asılır, kasabanın delikanlıları arasında yapılan güreşlerde yenen sırta alınır. Pentekost Kralı ve Kraliçe'si seçilir.

Bunları daha uzun uzun anlatabiliriz. Bizde de "Hıdrellez Bayramı"nın buna karşılık geldiğini sanıyorum. Bütün bu törenlerin, ayinlerin temel amacı ilkbaharın gelişini kutlamak ve bereketi sağlamaktır.

Başlık mı? İşçi Bayramı mı? Ya, evet öyle bir bayram da var ama burası dini konuların tartışıldığı bir site olduğu için o konuda birşey yazmadım. :D

servet
19-04-2006, 01:23
paylaşımın için saol, ya sargon ben seni türkçü biliyordum, sanırım sosyalistsin, benim için mahsuru yok. şaşırdım.

FAN_FUH_
19-04-2006, 04:11
Değerli beğler,


Türkçülük Türk'ün hakkını savunmak olduğu için işçiler de buna dahil olduğundan işçiler adına faaliyet göstermenin sakıncası yoktur.Eğer ki Türkçü diye islam sentezcilerini görmüyorsanız..Sosyalist kesmin içinde de Türklüğünü bilen bireylerin olması beni sevindirmektedir.

Esas yazacağım işçi bayramının anlamı ve geleceği.Artık çağımız bilgisayar çağıdır.Eskiden daha çok insan gücü ile çalışarak yapılan bir iş bu gün çok daha az iş gücüne ve daha az maaliyete teknoloji sayesinde üretilebiliyor.Gelecekte bayramını yapacağımız işçi bile olmayabilir..Ne garip.Sanayi devrimi ile başlayan işçi ihtiyacı farklı bir çağa geçilmesi ile farklı bir boyut alıyor.Artık ileride geçmişi yad ederiz.Bir zamanlar işçilerimiz vardı deriz..

sargon
19-04-2006, 10:08
Sevgili arkadaşlar. Evet ben sosyalistim. Ancak bu başlığın konusu ile bunun bir ilgisi yok. Devamında da göreceğiniz gibi konu bitki tapımlarıyla ilgili. Başlığı 1 Mayıs Bayramı *seçmem espri idi. Çünkü gerçekten baharın gelişinin kutlandığı böyle bir bayram var. Bir pagan bayramıdır. Devam edelim..

Nu yazı sıradan bir gazete yazısı, alıştırma olsun diye Türkçeye çevirmiştim. İki şey ilginç geldi.
1. badem ağaçlarının kutsal ile ilişkisi
2. bu işin turizm aracına çevrilmesi

Karçiçekleri ve İntihar Eden Ağaçlar

Akdeniz Bölgesinin gelinlik giysili badem ağaçları

* * * * * *Valencia’nın kuzeyindeki Torrent belediyesinde, şubatın ilk haftasında, kulakları sağır eden patlamalar ve ateşlerle bir hıristiyan kardeşlik kutlaması yapılır “L’entrá de la flor”: Gece yapılan dinsel alayda taşınan bir badem ağacının ilk çiçekleri kutsal bir biçimde anılır ve böylelikle Costa Blanca’da bademçiçeği zamanı tabiri caizse hıristiyanlığa uygun biçimde takdis edilir.

Ölümü hissetmek

* * * * * *Badem ağacı ile ilgili birçok büyüden sözedilir. İlkçağda, yılın ilk patlayan çiçekleri, karanlık ve kışın soğuğu karşısında yeni hayatın gelişinin habercisi ve bir zaferi olarak kutlanırdı. Romalılar yeni nişanlanan çiftlerin üzerine, çiftin bereketli olması için badem atarlardı. *Bademler şans vaad ederken, diğer taraftan puslu, kasvetli kış aylarında badem ağaçlarının zayıf düşerek ölmeleri hassas insanları korkutur. Kuytu köşelerdeki çiftliklerin depresif sakinleri, intihar eden badem ağaçlarını, ölümü hatırlatan sihirli birşeymiş gibi görürler. Mallorka’da halk arasında bugün bile ölen badem ağaçlarına “árbol del ahorcado” (intihar eden ağaç) denir.

* * * * * *Mallorca’da duralım biraz: Son on yılda turizm uzmanları, bademçiçeklerini, kış yorgunu olan orta ve kuzey Avrupalıları şubat ayında beceri ile adaya çeken bir şirkete çevirip, işlerini yola koymuşlar. Buna karşın İspanya’nın en büyük badem ekimi bölgesi olan Costa Blanca’da bu uluslararası bademçiçeği turizmi hayret verici şekilde neredeyse yok denecek durumda. Bu şans açıkça kaçırılmış yada umursanmamış.

* * * * * *Birçok ülkenin gezgin “levant” emeklileri için bademçiçeği gezileri yıllık programlarının sabit günlerinden biri durumunda. Bu haftalar içinde sadece Dénia ve Torrevieja arasındaki bölgede almanca konuşan 11 klüp ve dernek bölgeye bademçiçeği gezisi düzenliyor. Çiçek açan badem ağaçlarıyla ilgili bu büyük temaşaya badem ağacı yetiştiren çiftçiler ise hemen hiç katılmıyorlar. *Badem ağacı yetiştirmek için üzerine titrenir ve önlemler alınmazsa onun ölümüne karar verilmiş olur.

Kaliforniya’dan rekabet

* * * * * *Kaliforniya’daki gelişme başka türlü. Tek tip badem çeşidinden devasa büyüklükte ekim yaparak, makine kullanımı ile daha ucuza *getirilen Kaliforniya bademi inanılmaz bir hızla liderliği aldı. Bugün dünya üretiminin yüzde 80’i Amerika tarafından yapılıyor. İklimin normal olduğu yıllarda 40 000 ton ile ikinci sırada yeraldığı iddia eden İspanya bunu , bir taraftan 15 yıldan beri uyguladığı ve şimdi dönüştürmeye çalışılan sübvansiyon programına, diğer taraftan da İspanyol bademlerinin olağanüstü tadına borçlu olduklarını söylüyor.

* * * * * *İspanyanın bademleri dünyanın birçok ülkesine gidiyor, fakat tersine büyük çaplı üretimi yapan ve ucuz Kaliforniya bademi kullanan ispanyol Turron fabrikalarına ve diğer endüstriyel hamurişi üreticilerine gitmiyor- tabii yerli badem üreticilerini de huzursuz ediyor. Yerli üreticiler kendi bademlerinin hem lezzetli olduğunu hem de çok sayıda doymamış yağ asidi, önemli mineraller ve vitaminler, özellikle de önemli beyin foknsiyonlarını koruyan ve konsantrasyon bozukluklarının önüne geçmeye yardım eden B grubu vitaminleri içeren bir sağlık kaynağı olduğuna işaret ediyorlar.

[align=center]

sargon
19-04-2006, 10:38
Ağacın kutsallığı

Kutsal ağaç temasını birkaç başlık altında anlatmaya ve örneklemeye çalışacağım.
1.Mikrokosmos olarak ağaç
2. Hayat Ağacı
3. Bilgi Ağacı
4. Ağaç ve Haç
5. Baş Aşağı Çevrilmiş Ağaç
6. Axis Mundi yada Osta Asya mitolojisinde ağaç

Şu anda çıkardığım çerçeve bu ama. Derlemeler yaparken sırada değişimler, çıkarma ve eksiltmeler olabilir. Bu arada konuya katılmak isteyen arkadaşlar yazılar da ekleyebilirler. Ortak bir çözümleme çabasıyla başka bir biçim de alabilir konu.

Ağaç simgeselliği son derece tutarlı ve zengin bir simgeselliktir. İlk olarak ne zaman ortaya çıktığını söyleyebilmek oldukça güç. İlkel dinsel inanışlarda ağacın gücü temsil ettiği görülüyor. Ancak hiçbir yerde tek başına bir "ağaç tapımı" yoktur. Ağaç temsil ettiği dinsel değerlerle birlikte bir kutsallık taşır ve tapım nesnesi haline gelir.

Ağaç, *dikey olduğu, yerden bittiği, yapraklarını kaybedip yeniden kazandığı, kendini sayısız kez yenilediği ("ölür" ve "dirilir") güzel ve süslü olduğu için kutsal güçlerle doludur ve dinsel değerler ifade eder.

Aşağıdaki resimde İskandinav mitolojisinin kutsal ağacı Yggdrasil görünüyor. İlgilenenler ingilizce wikipedide kutsal ağaçlar ile ilgili geniş bir kaynak bulabilirler: http://en.wikipedia.org/wiki/Trees_in_mythology

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/b/b9/Yggdrasil.jpg

deli_cevat
19-04-2006, 10:52
türküm doğruyum çalışkanım müslümanım koministim YAŞASIN 1 MAYIS YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ :D

19-04-2006, 16:08
bide ulu önderin sözünü ekleyelim: "Türk âleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her göründüğü yerde ezilmeli" M.K.Atatürk
ne güzel söylemiş atam.[hr:9d7c7f34f8]"Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Kemal ATATÜRK

pante
19-04-2006, 16:47
Muhakkak ki her konu diğerleriyle ilişkilidir. Din de siyasetle, ekonomiyle bağlantılıdır.
Dini bir forumda olsa zaman zaman konular zorunlu olarak siyasete, ekonomiye bulaşır.
Ama bir zorunluluk olmadığı müddetçe bu konulara girmezsek daha iyi olur.
Örneğin son iki yazı zorunluluktan oluşmuş değil.
Birisi girdiğinde zincirleme arkası devam ediyor ve *tatsızlaşıyor.
Belki ilerde bir de siyaset forumumuz olursa orada kapışmak daha uygun olur diyorum.

Kutsal ağaç denince Uygurların türeyiş destanı aklıma geldi :


UYGURLARIN TÜREYİŞLERİ


Tola ile Şelenga, birleşir dökülürmüş,
Suların kavşağında, bir ada görülürmüş.
Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş,
Tepenin tam üstünde, bir de kayın göğermiş.
Gün olmuş zaman olmuş, bir ışık peyda olmuş,
Işık gökten inince, kayın da nurla dolmuş,
Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş,
Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiş.
Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,
Bu durumu görenler, aklını kaçırmışlar.
On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış,
Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış.
Beş güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından,
Gözleri kamaştırmış, bakmışlar arkasından.
Gün olmuş zaman olmuş, hepsi kocaman olmuş,
Küçükleri "Böğü-Han", Uygurlara Han olmuş.
Türklere göre cennette, " Kutsal ağaç " ile bu ağacın kökünde bir " Ana-Tanrı " vardı. Efsanede bazı dış tesirler vardır. Fakat ana motifler, en eski Türk mitolojisinin özelliklerini taşırlar. Türklerde nehirlerin kavuştukları yerler, kutsal idiler. Tıpkı Oğuz destanında olduğu gibi burada da, " nehirlerin arasında kutsal bir adacık " görülmektedir. " Kayın ağacı ", Türklerin kutsal ağaçlarından biri idi. Tanrı, kendi haberlerini, kayın ağacı yolu ile gönderirdi. Bu ağaç aynı zamanda, bütün insanlığın atası olan, bir " Kadın-Ana " yı da içinde saklardı. Dede Korkut kitabında da, şöyle deniyordu: " Başun ala bakar olsam, başsuz ağaç! Dibün ala bakar olsam, dipsüz ağaç! "

meas_0
19-04-2006, 19:52
söz ağaçlardan açılmışken Mesnevi, II. cilttinden bilge ağacına yer vermeden olmaz sanırım,
ayrıca sargon gercekten güzel işliyorsun konuları 1 mayıs hakkında bu kadar ayrıntı vererek yazman en azından zamanımızı ayırıp sitede okuduğumuz bir çok boş konudan iyi geliyor uğraşların için teşekkürler...

Bilginin biri, Hindistan’da bir ağaç vardır,- meyvesini yiyen ne ihtiyarlar, ne ölür diye hikâye eder. –
Bir padişah bunu duyar, doğru sanıp o ağaca ve meyvesine âşık olur.
Bu ağacı bulmak, meyvesini getirmek üzere adamlarından bilgili birisini Hindistan’a yollar. Adamcağız, Hindistan’da yıllarca o ağacı arar tara. Kime sorsa, bu ne arıyor, deli mi ne diye güler, alay eder. Ümit ipi üzülür, aradığını aramaz olur, usanır. Padişahın yanına dönmeye niyet eder. Ağlaya ağlaya yola düşer. Meğerse o adamın ye’se (üzüntü) kapılıp geriye döndüğü memlekette kerem sahibi, büyükler büyüğü bir er varmış. Adam, ümitsiz bir halde onun tapusuna (huzuruna) varayım da oradan yola düşeyim der. Gözü yaşlı, bulut gibi yaş döke döke huzuruna varır. Acımanın, esirgemenin tam zamanı der, ümidim kesildi, lütfedecek an, bu an. O er, adamın derdini anlayınca gülümser de der ki: Ey saf adam, bu ağaç bilgi sahibindeki bilgidir. Pek yüce, pek büyük ve etrafa yayılmış bir ağaçtır o. Hatta ağaç da ne demek? Her tarafı deniz gibi bir dirilik suyudur. Ona bazı kere ağaç derler, bazı kere güneş. Bazı kere deniz adını takarlar, bazı kere bulut. Hasılı o, öyle bir şeydir ki, yüzbinlerce eseri var. En değersiz hassası, sahibine ebedî bir dirilik bağışlamasıdır. Tektir ama, binlerce eseri, nişanesi var. O bire, sayısız adlar gerek. Bir adam, senin baban olur ama, başka birisinin de oğludur. Birisine düşmandır, onun hakkında kahırdan ibarettir, diğer birine lütuftur, iyilikte bulunur, onca iyidir. Bir tek adam olduğu hâlde, bak, yüzbinlerce adı var. Bir vasfını bilen, öbürüne karşı kördür, öbürünü bilmeyebilir. Kim, bu ad doğru diye ada yapışır, onu ararsa senin gibi ümitsizliğe düşer, perişan olur. Ne diye bu ağacın adına yapışırsın da, dili dimağı acı talihsiz bir hâle düşersin? Addan geç, sıfatlarına bak da sıfatlar, seni onun üzerine, kendine ulaştırsın. Halkın aykırılığı addan meydana gelir, fakat anlama ulaşınca, rahatlaşırlar (Mesnevi, II. ciltten)

daha uzun tutarak sıkmamak için konuyu özetle aktardım...

pante
19-04-2006, 20:12
KUTSAL AĞAÇLAR VE "ANA-TANRI"

Eski Türklere göre, ağacın yalnız gövdesi ve yapraklar değil; kökleri de önemli idi. Çünkü " Dede Korkut " kitabında da dendiği gibi, onun kökleri dipsiz, yani, yer altı âleminin en derin noktalarına kadar gidiyor ve oralardan da haber getiriyordu. Gerçi Türklerin bu kutsal ağacı ile, Önasya mitolojisindeki " Tuba ağacı " arasında, bir ilgi de yok değildi. Ama, aralarındaki fark, çok büyüktü. Sibirya'da yaşayan Yakut Türklerinin efsanelerinde, böyle bir ağaç için, şöyle deniyordu:


Gitmiş sormuş ağaca, benim anam, kim diye!
Elbet bir atam vardır, benim babam, kim diye!
Ağaç da dile gelmiş, soyunu sayıp dökmüş,
Er-Sogotoh adlı er, saygı ile diz çökmüş.
Gök tanrısı Er-Toyon, onun babası imiş,
Karısı Kübey Hatun, onun anası imiş.

Türk mitolojisindeki bu ağaç da, tıpkı İslamiyetteki " Tuba ağacı " gibi, gökyüzünde ve cennette bulunuyordu. Fakat Türklerin bu ağacının, bir de sahibi vardı. Yakut efsanesi, ağacın bu sahibini de şöyle anlatıyordu:


Bu kutsal ağacın da, var idi bir sahibi,
Bir dişi Tanrı idi saçları da kar gibi!
Kendisi ihtiyardı, göğsü de ap alaca!
Görenler sanır idi, bir keklik gibi kırca!
Memeleri büyüktü, aşağıya sarkardı!
Uzaktan bakan kimse, iki tulum sanardı!
Aslında ise ağaç, normal boydan küçüktü!
Ana Tanrı gelince, ona göre büyürdü!
Büyürken sesler çıkar, gürültüyle esnerdi,
Bu sesler yavaş yavaş, gittikçe genişlerdi.

Sibirya'nın en kuzeylerinde yaşayan ve yüzyıllar boyunca, hiçbir yabancı görmeyen Yakut Türklerinin bu efsanesinde de, ağacın sesler çıkardığı ve içinde de, bir " Ana-Tanrı " nın bulunduğu, açık olarak görülmektedir. Bazı Türk efsanelerine göre ise, bu " Ana-Tanrı " zaman zaman ağaçtan çıkıyor ve göklerde geziniyordu. Bazı efsanelerde ise, bu Ana-Tanrı, denizin diplerinde yaşardı. Altay Türkleri bu Ana-Tanrı'ya " Ak-Ana " adını veriyorlardı. O'da bir yaratıcı idi. Yeri, göğü ve insanları yaratan Tanrı Ülgen'e, yaratma gücüne de o vermişti.

twilight20
19-04-2006, 23:44
EVEEET..1 MAYIS GELİYOR..HEPİMİZE HAYIRLI OLSUN..AMACINDAN TAMAMEN SAPTIRILAN VE BUGÜN BÖLÜCÜ İTLERİN ŞEREFSİZLERİN APO YANDAŞI DANGALAK KAFASIZLARIN,BAŞLARINA PKK BAYRAĞI TAKIP HALAY ÇEKİCEKLERİ GÜN 1 MAYIS...1 MAYISTA NELER OLUCAK...KENDİNİ BİLMEZ DANGALAKLAR BİJİ APO DİYE SLOGAN ATICAKLAR..AMA BİLMEZLERKİ HİÇ BİR ÜLKEDE SİNEK BOKU KADAR DEĞERLERİ YOK..SONRA YİNE TÜRK BAYRAĞIMIZ YAKILACAK BELKİDE...AMA TABİKİ YİNE ÇOCUKLARA YAPTIRILACAK..ÇÜNKÜ DİĞERLERİNİN BÜZÜKLERİ YEMEZ..SONRA POLİSLE ÇATIŞILACAK,POLİS GÖZALTINA ALINCA EŞŞEKLER GİBİ ANIRACAKLAR...KÜRDİSTAN BİZİM VATANIMIIIZ...İMRALIDA Kİ ELEBAŞI O....ÇOCUĞUDA GÜLECEK OLANLARA..1 MAYIS YAKLAŞIYOR...ŞEREFSİZLER TOPLULUĞUNUN BAYRAM GÜNÜ BUGÜN...ATEŞLER YAKILACAK..HALAYLAR ÇEKİLECEK....ZATEN BAŞKA BİŞEY BİLMEZLER....NERDE SALAKLIK ONLAR ORDA....VE ONLARA DESTEK VERENLER....
KAHROLSUN APO,KAHROLSUN PKK...
MERAK EDİYORUM PKK YANDAŞLARI HANGİ GENELEVLERDE DOĞDU.
HERŞEYİMİZ EFSANE YARBAY KORKUT EKEN' SAYGILAR....
TÜRKİYE'MİZ BÖLÜNMEZ...HİÇ KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ...

meas_0
19-04-2006, 23:58
twilight20;

sen hala ordamısın!

twilight20
20-04-2006, 00:02
HAKLISIN MEAS KARDEŞİM,UNUTMAK GEREKİYO DİMİ VEYA SES ÇIKARMAMAK GEREKİYO,SONUÇTA TÜRKİYEDE YAŞAMIYORUZ,İSTEYEN İSTEDİĞİ GİBİ AT KOŞTURSUN HER TÜRLÜ REZİLLİK YAPILSIN..MEZHEBİMİZ O KADAR GENİŞ Kİ HERŞEYİ KALDIRIRIZ DİMİ MEAS..

meas_0
20-04-2006, 00:06
twilight20;

konuya bir girsek heralde nerelere gideceğini ben dahil bu forumda kestirebilecek arkadaş olduğunu sanmıyorum a)- b)- c)- neler anlatılabilir bu konuda bir bilsen o yüzden sen hala ordamısın dedim genede konu hakkında yazmak istersen buyur.

-3000 yıllık geçmişinin hesabını yapmadan yaşayan günü birlik yaşayan insandır- bu söz kime aitti hatırlamıyorum! yerinde bir söz.

twilight20
20-04-2006, 00:18
meas kardeşim,300 yıl veya 5000 yıl..bn 1 mayısta neler olacağını yazdım.ve bunların olacağı gün gibi ortada..şahsen ben içime sindiremiyorum,ciğeri 5 para etmeyen adamların bir şerefisizn adını zikrederek halay çekmelerini...sen hazmedebiliyormusun?

meas_0
20-04-2006, 00:31
benim hazmetmem gereken bir şey varsa bu konuda oda şudur, devlet istese pkk denen bir şey kalmaz *konuyu biraz daha derin işler istersen ne demek istediğimi anlarsın olan her zaman avam'a yani cahile yani neyi savunduğunu dahi bilmeyene olur.

yukarda yazdığım gibi bu konu hakkında yazmak istemiyorum daha fazla siyaset içeriyor bence.

sargon
20-04-2006, 01:37
Mikrokosmos Olarak Ağaç

Bildiğimiz kutsal yerlerin en ilkeli mikrokozmoslardı: taşlar, sular ve ağaçlar. (Pryzluski) Kutsal yerler önceleri bir orman daha sonra ağaç-taş-sunaktan oluşan bir meydandır. Taş-ağaç ikilisi eski inanışlarda da yaygındır. Hint uygarlığı öncesi İndus kültüründe kutsal yer bir ağacın etrafında oluşturulan kapalı bir alandır. Budah zamanında ise Hindistan'ın her yerinde bu tür kutsal yerler görülür. Pali metinlerinde, halk arasında bereket tanrıları tapımı kutsal bir ağacın yanında bulunan taştan yada sunaktan oluşurdu. Taş işe ağacın birlikteliği Budizm tarafından da benimsenmiş. Eski kutsal yerlerin ağaç ve taştan oluşan birlikteliği Budizm ve Hinduizm tarafından da sürdürülmüştür.

Hint, Mısır ve Maya uygarlıklarına ait kutsal ağaçlar
http://www.gamatron.net/gif/largemedtree.jpg

http://www.ib.hu-berlin.de/~wumsta/Milkau/15-2.jpg

http://www.geocities.com/aleyuc/uwe23.jpg

Aynı süreklilik Helen uygarlığı ve Sami dünyasında da gözlemlenir. Minoyen devirden Helen uygarlığının sonuna kadar tapım nesnesi ağaç, hep bir kayanın yanındadır. Eski Sami tapınakları da bir ağaçtan ve bir beytel'den oluşurdu. Kenanların ve İbranilerin sunak yerleri "yüksek tepelerde ve yaprakları yeşil her ağacın altındadır. Tevrat'ta bu şöyle anlatılır

Yeremya 2: 20

"Boyunduruğunu çok önce kırdın,
Bağlarını kopardın.
'Kulluk etmeyeceğim dedin.
Gerçekten de her yüksek tepede,
Her bol yapraklı ağacın altında
Fahişe gibi yatıp kalktın.

Tevrat'ta RAB, halkının İştar/Aşeya ile ilgilenmesine sürekli kızar. İştar'a tapımın yapıldığı yer bol yapraklı her ağacın altında, her tepede ve sunaklarla olmaktadır.

Yeremya 17: 2

Bol yapraklı her ağacın yanında,
Her yüksek tepedeki sunaklarla,
Aşera* putlarıyla
Çocuklarıymış gibi ilgileniyorlar.

Ey kırdaki dağım, ülkende işlenen günahlar yüzünden
Servetini, bütün hazinelerini
Ve puta tapılan yerlerini bırakacağım, yağmalansın.

Bir başka ilginç nokta RAB'bın her halkın kendi tanrılarına tapmasını övmesidir. RAB, İsraillilere kendi tanrılarını değiştiriyorlar diye kızar. Sizin tanrınız benim der.

Yeremya 2: 10-11

Gidin de Kittim* kıyılarına bakın!
Kedar* ülkesine adam gönderip iyice inceleyin,
Hiç böyle bir şey oldu mu, olmadı mı görün.

Hiçbir ulus ilahlarını değiştirdi mi?
-Ki onlar zaten tanrı değildirler-
Ama benim halkım görkemini
İşe yaramaz putlara değişti.

"Kittim": Kıbrıs ve İsrail'in batısındaki başka ülkeleri temsil ediyor.
"Kedar": İsrail'in doğusundaki ülkeleri temsil ediyor.

İştar putları reddedilir ancak kozmik ağaç figurleri Musevi ve Hıristiyan metinlerinde başka yerlerden adeta tekrar fışkırır. Hezekiel tapınağın altından fışkıran bir su kaynağını anlatır, bu kaynaktan bir ırmak oluşur ve ağaçları ortaya çıkarır.

Hezekiel *47:12

"Irmağın her iki yanında her çeşit meyve ağacı yetişecek.
Yaprakları solmayacak, meyveleri tükenmeyecek. Her ay meyve
verecekler, çünkü tapınaktan çıkan sular oraya akıyor. Meyveleri
yiyecek olarak, yaprakları şifa için kullanılacak."

Yuhanna'nın Vahyi'nde dünyanın sonunu işaret eden kozmik su-ağaç teması çıkar karşımıza.

Vahiy 22:1-2

1 Melek bana Tanrı`nın ve Kuzu`nun tahtından çıkan billur gibi berrak yaşam suyu ırmağını gösterdi.

2 Kentin anayolunun ortasında akan ırmağın iki yanında on iki çeşit meyve üreten ve her ay meyvesini veren yaşam ağacı bulunuyordu. Ağacın yaprakları uluslara şifa vermek içindir.

"Kutsal yer" bir mikrokozmos'tur, kozmik peyzajı tekrarlar. İlk kutsal yerlerin dönüşüm geçirerek aldıkları son hal olan sunak ve tapınaklar da birer mikrokozmostur. Buralar dünyanın merkezidir. "Kutsal yer"in merkez ve mutlak gerçeklik olduğu düşüncesi en eski dinsel kavramlardandrı ve kutsal ağaç düşüncesinin bu kavramlar içinde her zaman bir yeri vardır. Taş kutsal "gerçekliğin" yüce bir temsili, yıkılmaz ve sonsuza kadar varlığını sürdürendir, ağaç ise düzenli olarak kendini yenileyen kutsal gücü ifade eder. Bu bütünü tamamlayan su ise, potansiyelleri, tohumu ve arınmayı temsil eder.

Saydığımız bu "mikrokozmik" bütün zamanla onu oluşturan öğelerden en önemlisine indirgenmiştir: ağaç yada kutsal direk. Böylece ağaç tek başına kozmosun ifadesi olmuş ve kozmosun "gücünü", yaşamını ve düzenli olarak kendini yenileme kapasitesini durağan bir biçimde cisimlendirmiştir.

Cemal
20-04-2006, 01:38
Salgon abi

yani ne biçim yazı bu:

"Evet 1 Mayıs yaklaşıyor. Gerçi biraz daha zaman var ama ben yakında yazmayı bırakabilirim, ne olur ne olmaz 1 Mayıs'a kadar kalamazsam diye başlığı açtım. "

neden korktun yazamam diye..
yoksam 1MAYIS çılarmı götürecek seni..

Güyakine bu bahar bayramı..

Hani bazı abiler esip köpürmüş yukarda PKK felan diye..

dorumu..doru..aynen öle..

Kutlama - bahar - sevinç ne güzel laflar..
ama yapılan pislik hareketler - bölücülükler - yakıp yıkmalar....

Lanet olsun 1 MAYIS a dedirtiyor..

böle olacaksa yine..
Keşke hiç olmasa 1 MAYIS..

olacaksa - mutluluk - seviç - huzur için olsun

CeMaL..

meas_0
20-04-2006, 01:48
KöfteciCemal;

seni sevdiğimden cevaben yazıyorum bunu gercekten öyle,


hanibazı abiler esip köpürmüş yukarda PKK felan diye..

dorumu..doru..aynen öle..

Kutlama - bahar - sevinç ne güzel laflar..
ama yapılan pislik hareketler - bölücülükler - yakıp yıkmalar....

Lanet olsun 1 MAYIS a dedirtiyor..

böle olacaksa yine..
Keşke hiç olmasa 1 MAYIS..

olacaksa - mutluluk - seviç - huzur için olsun

CeMaL..


bu milleti bu derecede böyle cahil bırakmaya heleki bu kadar uzun bir müddet devam etmesini sağlayan her kim olursa olsun ona lanet ediyorum her olayda her aklıma geldiğinde lakin gel görki elimden bir şey gelmiyor:( bundan başka...

sargon
20-04-2006, 02:21
Sevgili arkadaşlar,

Yapılan tartışmaları görünce insan üzülmeden edemiyor, ben yazdıklarımın hiç anlaşılmadığını düşünmeye başladım. Ya da bazı arkadaşlar yazılanları okumadan sadece başlığı okuyup klavyeye saldırıyorlar. Bunu yapmayın lütfen. Yani şuraya bir yazı eklemek için bazen saatlerce uğraşıyorum, sağdan soldan derlemeler yapıyorum. Ve bunları 20 yıllık okuma öğrenme sürecinin üstüne yapıyorum. Emeğe saygınız bu mu? Hiç değilse bir okuyun, okuyup da anlamadıysanız sorun.

Sevgili Cemal, yakında yazmayı bırakabilirim dememin nedeni yoğun bir çalışma dönemine girecek olmam. Şu anda siteye zaman ayırabiliyorum ama bir süre sonra bunu yapamayacağım, belki yazılanları da takip edemem, yoksa bişeyden korktuğum falan yok. Neden korkuyum ki?

1 Mayıs Bayramı'nın bahar bayramı olarak en eski zamanlardan beri kutlandığını, bunun bir putperest ritüeli olup tek tanrılı dinlere de geçmiş olduğunu anlatıyorum iki gündür. Olay budur. Başlığı "Yaşasın 1 Mayıs" şeklinde atmam da bir zamanlar Türkiye'de yaşanan "İşçi Bayramı" mı "Bahar Bayramı" mı tartışmasına atıfta bulunan bir espri idi. Hepsi bu. Ama hızını alamayan takayı bizim sahile bindirmiş. :D

meas_0
20-04-2006, 02:27
sargon;

kusura bakma konuyu gercekten kapatmak istedim daha öncede belirttim yukarda yazdıklarımda. yazdıkların bana kalırsa gercekten değerli konuyu dağıttığım için özür dilerim...

sargon
21-04-2006, 16:35
Sevgili meas, sözlerim sana ve panteidar dostuma değildi. Sizler tersine katkı yapmaya çalışıyorsunuz ve gayet güzel bir şekilde konuyu sizlerle birlikte geliştiriyoruz. Neyse provoke etmeler kesilmiş. Konumuza devam edebiliriz.

Hayat Ağacı

Aşağıdaki resim Mısır tanrıçası Hathor'a ait. Ulu tanrıça ile ağaç arasındaki ortaklık resimde oldukça belirgin. Hathor bir gök ağacına çıkmış ve bir ölünün ruhuna yiyecek ve içecek sunuyor. Hathor daha önce bahsettiğimiz Kenanlarda Aşera, Asurlarda İştar, Sümerde İnanna olarak geçen meşhur tanrıçadır.

http://www.bibleorigins.net/files/hathornutscyamoretreegoddess.jpg

Benzer şekilde gövdesi ağaçtan çıkan ve ölülerin ruhuna içecek sunan tanrıça ikonografilerine de sıkça rastlıyoruz. Göğü simgeleyen büyük bir ağacın altına yada alt dallarına oturmuş kader tanrıçası da ağaç temasını öne çıkarır, ağacın dallarında firavunların adları ve kaderleri yazılıdır. Altay halk inanışlarında da yedi dalı bulunan hayat ağacı'nın altında "Yıllar Tanrıçası" bulunmaktadır.

Mezopotamya'ya dönelim tekrar. Gılgamış destanının önemli temalarından biri tanrıça İştar'ın Gılgamış'a aşık olması ve onla evlenmek istemesidir. Gılgamış bu teklifi reddeder. (Dünyanın gelmiş geçmiş en güzel kadınını, bir tanrıçayı reddetmek nasıl bir insan tahayyülüdür, ben anlayamıyorum) Gılgamış, İştar'a bir asmanın yanında rastlar. Bağ eski doğuda "hayat otu"yla özdeşleştirilir. Sümerlilerin yaşam için kullandıkları işaret bir asma yaprağıdır. Bu mucize bitki ulu tanrıça'ya adanır. Ulu tanrıça "asma ana" yada "asma tanrıça" olarak da adlandırılmıştır. *(Havva'nın asma yapraklı figürlerinin kökeni)

Yunan mitolojisindeki Kalypso ile Gılgamış'ın eski versiyonlarındaki Siduri benzerler. Siduri de genç kız görünümündedir, peçe takmaktadır (kutsal fahişe) ve üzüm salkımları taşımaktadır.

Asma bir ölümsüzlük simgesiydi. Gal dilinde unschbheagh "hayat suyu", Farsça'da maiyye-i şebab "gençlik iksiri", Sümercede gestin ise "hayat ağacı" anlamına geliyor. Talmud'un ilk bölümü Mişna'da, Yaratılış'ta geçen iyiliği ve kötülüğü bilme ağacı bir asmadır. Üzümler ve şarap uzun süre boyunca bilgeliği simgelemiştir. Mazdeizm'de de kozmik Asma, kozmik ağaç, bilgi-kefaret ağacı varlığını sürdürür. Şarap ışığın, bilgeliğin ve saflığın cisimleşmesidir.

Kozmik asmadan insanlığın susuzluğunu gideren nehirler çıkar ve asma göğü kaplar, üzüm taneleri yıldızlardır. Üzüm yada bahçeleri Kuran'da da sürekli karşımıza çıkar. Hem tanrının insana verdiği nimetler içinde hem de cennette vadettikleri içinde üzüm bahçeleri çok önemli bir yer tutar.

Enam 99
O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.

Enam 141
Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

Nahl 67
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.

Bir arketip olarak ağaç, sonraki dönemlerde ise asma hayatla eşdeğerdir. Kuran'da bu açıkça ifade edilmese de bütün örneklerde görüldüğü gibi asma ve hurma hayat, bereket ifadeleri ile anlatılmış, yaşamın zenginliğini göstermek için kullanılmış sembollerdir. En ilkel dinlerden en gelişmiş olana kadar hiçbiri ağaç ve sonrasında asmanın hayat veren gücünden vazgeçmemiş onu bir sembol olarak kullanmıştır.

sargon
22-04-2006, 09:01
Buraya yazdığım bazı yazıları, maille dostlarıma da gönderiyorum. Dün bir arkadaşım bana 1 Mayıs yazısını çok beğendiğini, çocukluğunda onların köyünde de çok benzer şekilde Mayıs kutlaması yapıldığını anlattı. Nereli olduğunu hatırlamıyordum. Sivas-Şarkışla'nın bir köyündenmiş ve eskiden köylerinde Mayıs ayında kasabanın gençleri bir erkeği kadın kılığına sokar, kapı kapı evleri dolaştırırlarmış. Peşinde de kasabanın delikanlıları. Evlerden birşeyler isterlermiş.

Bana çok ilginç gelmesinin nedeni benim burda anlatmış olduğum Mayıs törenlerinin Avrupa'dan alınmış olmasıydı. İngiltere, Almannya, İsveç gibi yerlerdeki Mayıs törenlerini anlatmıştım, çünkü kaynağımda anlatılanlar bunlardı. Anadolu'ya muhtemelen Orta Asya'dan getirilen Mayıs törenlerinin de aynı biçimde yapılıyor olması gerçekten ilginç.

Bu şekilde deneyimleri yada bilgileri olan başka arkadaşlar varsa, buraya yazmalarını isterim. Konu çok daha zengin hale gelir.

sargon
23-04-2006, 21:46
Bilgi Ağacı

Eski Ahit'te bahsedilen Bilgi Ağacı, hayat ağacından farklı bir ağaç.

Yaratılış 2

Yar.2: 8 RAB Tanrı doğuda, Aden'de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem'i oraya koydu.

Yar.2: 9 Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı.

Ancak tanrı Adem'e bu iki ağaçtan sadece "bilgi ağacını" yani "iyiyle kötüyü bilme ağacı"nı yasaklıyor. Bu konu teologlar ve bilim adamları tarafından epey tartışılmış. Tanrı neden hayat ağacı'nı yasaklamamış da, bilgi ağacını yasaklamış. Bu ağaçlar aynı ağaçlar mıdır yada hayat ağacı bilgi ağacının meyvesini yedikten sonra mı görünür hale gelir.

Ancak yılanın kandırmasıyla Adem ve Havva'nın bilgi ağacının meyvesinin ardından hayat ağacının meyvesi de yasaklanır.

Yar.3: 22 Sonra, "Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu" dedi, "Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli."

Yar.3: 23 Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem'i Aden bahçesinden çıkardı.

Yar.3: 24 Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi.

Bilgi ağacından yedikten sonra Adem'e hayat ağacı yasaklanır. Ve o ağaca ulaşmasını engellemek için Keruv denen yaratıklar ve "her yana dönen alevli bir kılıç" yerleştirilir. Peki bilgi ağacı ne oldu, onun meyvesi ne oldu. Bilgi ağacının meyvesinden bir defa yedi mi, insan da tanrılar gibi olmuştur, iyiyle kötüyü ayırabilir. Ama hayat ağacının meyvesinin vereceği ölümsüzlüğü yaşayabilmek için belki de sürekli yemek gerekiyordur.Burda bir yorum yapmak güç.

Bilgi ve Hayat ağacı ayrımı Babilde de var. Babilliler "göğün doğu girişine" iki ağaç dikerlermiş: Hakikat ve Hayat Ağaçları.

Ağaçlarla ilgili kutsallık inanışlarının bir başka biçimini de yine Tevrat'tan okuyalım. Birisi ölüm cezasına çarptırılıp asılırsa, asılan kişinin ağaçta kalması ülkenin kirletilmesi demektir. Ölü o gün gömülür.

Yasa'nın Tekrarı

Yas.21: 22 "Eğer bir adam bir günahtan ötürü ölüm cezasına çarptırılıp
öldürülür ve ölüsü ağaca asılırsa,

Yas.21: 23 ölüyü gece ağaçta asılı bırakmamalısınız. O gün kesinlikle
gömmelisiniz. Asılan kişi Tanrı tarafından lanetlenmiştir. Tanrınız RAB'bin mülk olarak size vereceği ülkeyi kirletmeyeceksiniz.

Hıristiyanlığın bilgi ağacından yola çıkarak yaptığı bir "katkı"yı daha burda eklemek gerek. Bilgi ağacı, ortaçağda "true cross" yani İsa'nın çarmıhıdır. Aslında kadınlık sembolü Venüs simgesi, bir yuvarlağın altında + işareti. Burdaki kaç işatetinin "ilk günah"a bir gönderme özelliği de taşır. Çünkü "ilk günah"ın sorumlusu kadındır.

"Hayat ağacı"nı korumakla görevlendirilmiş canavarlar birçok eski kültürde geçer. Bazen ölümsüzlük veren bir bitkiye dönüşür. Ancak ulaşılması çok zor bir yerdedir, dünyanın sonundadır, denizlerin dibindedir, karanlıklar ülkesindedir, çok yüksek bir dağın zirvesindedir. Üstelik bir canavar, bir yılan vb. bu hayat ağacını (bazen de hayat çeşmesi olur) korumaktadır ve ona ulaşmak isteyen bu canavarla dövüşüp onu yenmelidir.

sargon
23-04-2006, 22:17
Tanrının Ağaçta İkameti

Kasas suresini incelerken tanrının ağaçtan seslendiği ayetleri Tevrat ve Kuran'dan aktarmıştık. Burada tekrarlayalım.

Tevrat Metni
Tanrı Musa'yı Çağırıyor

Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitro'nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı'na, Horev'e vardı. RAB'bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. "Çok garip" diye düşündü, "Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!" RAB Tanrı Musa'nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, "Musa, Musa!" diye seslendi. Musa, "Buyur!" diye yanıtladı.

Kuran Metni

29.Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm" dedi.

30. Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi.

Bu olay aslında daha önce resmini astığımız Mısır tanrıçası Hathor'a ait resimlerde de görünüyor. Yani tanrının ağaçta ikamet etmesi Kuran ve Tevrat'a çok daha önceki dinsel inanışlardan aktarılmıştır. Bir Babil büyü duasında da şöyle deniyor

Eridu'da, kara bir "kishanu" yetişir, kutsal bir yerdir yaratıldığı;
Lacivert taşı gibi parıldar, apsu'^ya uzanır.
Müreffeh Eridu'da Ea'nın gezindiği yerdir burası
Bau'nun dinlendiği saraydır evi..

"Kishanu" kozmik ağacımızdır, dünyanın merkezinde bulunmaktadır, yada gerçekliğin merkezindedir.

sargon
24-04-2006, 02:43
Hinduizm Öncesi Hindistan’ta Ağaç


Hindistan’da bugün bile birçok köyde bir kutsal ağaç yada çalı bulunmaktadır. Bu ağaçlara saygı göstermenin en eski biçimleri onlara her sabah süt, yiyecekler, çiçekler ve güzel kokular sunmaktır. Hindu etnolog Trilochan Pande hinduların saygı duydukları en az 30 ağaç türü olduğunu saptamıştır. En eski öyküler incir ağacı (ficus religiosa) banyan ağacı(ficus bengalensis) ve orman elması ağaçlarıdır (aeglke marmelos) Sonuncu ağacın üç köşeli yaprakları kehanet için de kullanılır. En eski zamanlardan beri insanoğlunun (köken olarak) ağaçtan geldiği düşünülmüştür. *Brahma-Purana ağacın yaratma işinde nasıl baskın olduğunu, diğer türlerin yaratılmasında nasıl belirleyici olduğu ile açıklanır:

“Tanrı Pracheda kızgınlıkla baktı ve ateş ile rüzgara herşeyi yerle bir etmelerini emretti. Bütün ağaçlar hızla ortadan kaybolduğu anda, tanrı Soma insana döndü ve sakin olmasını söyledi. İnsana, dünyaya yayılabilmeleri için ağaçların kızı Marişa ile evlenmesini *emretti. Bunun üzerine Marişa, insanoğlunun atası olan Dakşa Prajapati’yi doğurdu.”

Hindistan’daki etnik gruplar arasında kutsal çalı ve ağaçlara ilişkin daha birçok eski gelenek bulunur. *Bihars kabilelerinde *sal ağacı (Shorea robusta) en *kutsal ağaç yani Sal yada kutsal çalı olan Sarna olarak kabul edilir. Diğer kabilelerde ise Mahua veya Murun (Bassia latifolia) demirhindi (Tamarindus indica) Baumwollbaum (Bombax malabaricum) ve tabii Banyan ağacı kutsal sayılır. Genel olarak kutsal ağaç köyün ruhlarının yada bütün bir bölgenin bitkisel ruhlarının ikamet ettiği bir yerdir. Totem ağaçları olan kabileler de vardır, Santhal’ın birkaç kabilesi Banyan veya Bel ağacına göre isimlendirilir. Bazı bölgelerde belli ağaç türleri ile ilişkilendirilmiş yıllık bayramlar da vardır; örneğin Chotanagpurs kabilelerinin kutladığı Karam ağacı bayramı (Nauclea parvifolia). Bir ağaç türü önemli bir tıbbi anlam taşırken, bir diğeri düğün yada geçit törenlerinde önemli bir rol oynuyordu.

Son olarak Büyük İskenderin seferinde beraberinde giden tarihçilerin yazdığına göre “Hintliler herşeyi, özellikle de ağaçları tanrı olarak kabul ediyor ve onlara saygı gösteriyorlar. Ve bunları yaralamanın cezası ölüm olabiliyor.”

17. yüzyılda Surat bölgesinde 3000 yaşında olan kutsal bir Banyan ağacı vardı. Bu ağacın içindeki tanrısal güçten dolayı kimse onu kesmeye, hatta bir metalle dokunmaya bile cesaret edememişti. Bu ağaca hac ziyaretleri düzenlenir ve altında çeşitli seremoniler yapılırdı.

Orijinal metin: http://www.spirit-of-trees.de/gdb3.html

sargon
24-04-2006, 11:35
Tevrat'tan birkaç ağaç derlemesini buraya atayım, sonra yorumlamaya çalışırız. Önce asma ile ilgili bir bölüm. Musa'nın halkını Mısır'dan çıkardıktan sonra yer araması ile ilgili öyküde ağaç konusu yeniden karşımıza çıkıyor.

Yasanın Tekrarı - Bölüm 13

17 Musa, Kenan ülkesini araştırmak üzere onları gönderirken, “Negev`e, dağlık bölgeye gidin” dedi,

18 Nasıl bir ülke olduğunu, orada yaşayan halkın güçlü mü zayıf mı, çok mu az mı olduğunu öğrenin.

19 Yaşadıkları ülke iyi mi kötü mü, kentleri nasıl, surlu mu değil mi anlayın.

20 Toprak nasıl? Verimli mi, kıraç mı? Çevre ağaçlık mı, değil mi? Elinizden geleni yapıp orada yetişen meyvelerden getirin.”Mevsim üzümün olgunlaşmaya başladığı zamandı.

21 Böylece adamlar yola çıkıp ülkeyi Zin Çölü`nden Levo-Hamat`a doğru Rehov`a dek araştırdılar.

22 Negev`den geçip Anakoğulları`ndan Ahiman, Şeşay ve Talmay`ın yaşadığı Hevron`a vardılar. -Hevron Mısır`daki Soan Kenti`nden*fş* yedi yıl önce kurulmuştu.-

23 Eşkol Vadisi`ne varınca, üzerinde bir salkım üzüm olan bir asma dalı kestiler. Adamlardan ikisi dalı bir sırıkta taşıdılar. Yanlarına nar, incir de aldılar.

24 İsrailliler`in kestiği üzüm salkımından dolayı oraya Eşkol*ft* Vadisi adı verildi.

25 Kırk gün dolaştıktan sonra adamlar ülkeyi araştırmaktan döndüler.

Görüldüğü gibi burada asma basit bir bitki değildir. Bir vadiye sırf ondan dolayı onun adı verilir. Muhtemelen önceki anlayışlardan gelen kutsallık tezahürleri silinmiş ama asma'nın önemi varlığını sürdürmektedir.

Hakimler - Bölüm 9

6 Şekem ve Beytmillo halkları toplanarak hep birlikte Şekem`de dikili taş meşesinin olduğu yere gittiler; Avimelek`i orada kral ilan ettiler.

7 Olup biteni Yotam`a bildirdiklerinde Yotam Gerizim Dağı`nın tepesine çıkıp yüksek sesle halka şöyle dedi: “Ey Şekem halkı, beni dinleyin, Tanrı da sizi dinleyecek.

8 Bir gün ağaçlar kendilerine bir kral meshetmek* istediler; zeytin ağacına gidip, `Gel kralımız ol dediler.

9 Zeytin ağacı, `İlahları ve insanları onurlandırmak için kullanılan yağımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim? diye yanıtladı.

10 Bunun üzerine ağaçlar incir ağacına, `Gel sen kralımız ol dediler.

11 İncir ağacı, `Tatlılığımı ve güzel meyvemi bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim? diye yanıtladı.

12 Sonra ağaçlar asmaya, `Gel sen bizim kralımız ol dediler.

13 Asma, `İlahlarla insanlara zevk veren yeni şarabımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim? dedi.

14 Sonunda ağaçlar karaçalıya, `Gel sen kralımız ol dediler.

15 Karaçalı, `Eğer gerçekten beni kendinize kral meshetmek istiyorsanız, gelin gölgeme sığının diye karşılık verdi, `Eğer sığınmazsanız, karaçalıdan çıkan ateş Lübnan`ın bütün sedir ağaçlarını yakıp kül edecektir.

Burda geçen öyküdeki anlatım Tevrat yazıldığı zaman artık kutsal ağaç inancının adeta bir masal haline getirilmiş olduğunu gösteriyor. Ama biz artık biliyoruz ki bu masallar bir zamanlar insanlar için gerçekti. Ağaçlar konuşurdu, çünkü onlar tanrıydı. Her birinin ayrı özellikleri vardı. Hatta ağaçların evlendirilmesi bile sözkonusuydu.

--Devam edeceğim

meas_0
24-04-2006, 19:00
sargon;

tuğba ağacı hakkında yazı yazacaktım vazgeçtim eminim benden daha iyi bilgiler taşırsın buraya ayrıca güncellenmiş olur.

sargon
24-04-2006, 20:51
Sevgili meas, yazarsan çok sevinirim. Benim de planımda var ama olay gittikçe büyüdü. Bir türlü ona sıra gelmedi. Ayrıca ben tek başıma değil de başkalarıyla birlikte bir konuyu işlemeyi daha çok seviyorum. Ben de elimdekileri eklerim. Belki farketmediğimiz şeyler çıkarırız karşılıklı yazarken. Senin ve panteidar'ın eklediği yazılar çok güzeldi mesela. Son günlerde panteidar da yazmıyor, yazılarını özlemeye başladım doğrusu.

meas_0
24-04-2006, 21:33
ne tarafa dönsem konu mutlaka bir yerden diğerine bağlanıyor şaştım kaldım sargon :)
şuna bir bakarmısın şimdi;

noel ağaçı;

Günümüzdeki şekliyle Noel Ağacı uygulaması ilk olarak 16. yüzyılda Almanya'da görülmüştü.
17. yüzyılda popülerleşen Noel Ağacı, 19. yüzyılda Slavlar arasında ve Fransa'da yaygınlaşmıştır.

Modern Noel Ağacı, Orta Çağlar boyunca görülen İncil kaynaklı Cennet Ağacı ve Noel Işığı uygulamalarının bir devamıdır.
Adem, Havva ve Hayat Ağacı ile ilişkili canlandırmacı törensel uygulamaların 15. yüzyılda kilise tarafından yasaklanması ile Noel Ağacı daha özel bir alana kaymış ve 24 Aralık günü evlerde Cennet Ağaçları kurulmaya başlanmıştır. Bu geleneğin bir parçası olan Noel Işığı da Dünya'nın Işığı olarak kabul edilen İsa'nın bir simgesidir.

Öte yandan, Noel Ağacı aslında eski Mezopotamya'nın Işık Ağacı olarak adlandırılan kutsal ağacının bir devamıdır. :) buyur devam ediyoruz...

Işık Ağacı Sümer'den Anadolu, Avrupa, İran, Orta Asya ve Uzak Asya'ya yayılmıştır. Sümer Işık Ağacı, İyi ve Kötünün Ağacı olarak, Dilmun (Eden) adı verilen Cennet'de İran Körfezi'nin doğusunda ortaya çıkmıştır. Genesis'de Eden Bahçesi'nde iki ağaç bulunur Bilgi/Kötülük Ağacı ve Hayat Ağacı. Bu ağaçlar Sümer kozmolojisindeki kutsal ağaç kavramı ile uyumludur. Kur'an'da yer alan Sidret ül-Münteha (LIII/13-18)'en son sınırın ağacı'dır ve bu gelenekle uyumlu olarak Cennet'de veya Cennet'in kapısında konumlandırılmıştır. Sümer Işık Ağacı'nın Ortaçağ'da Doğu'da ve Batı'da ortak bir törensellik içinde günlük dinsel, esoterik uygulamalarda, ayrıca sanat ve mimarlık alanında yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz.

sargon
25-04-2006, 21:59
Çok haklısın meas, ama konunun dönüp dolaşıp aynı yere çıkması güzel birşey bence. Farklı kanallardan topladığımız bilgiler aynı yere bağlanıyorsa, doğru yolda giden bir araştırma oluyor demektir. Gerçi bizim yaptığımız daha çok bir derleme ve öğrenme süreci ama kendi ölçülerimizde bir tür araştırma da yapmış oluyoruz.

Bu arada Hinduizm hakkında hemen hiçbirşey bilmiyordum. Öğrendikçe bayağı bir derinliği olduğunu farkediyor insan. Enteresan.. İslamın cennete koyduğu (bence biraz da kötürüm ettiği) *ters duran ağacın Hinduizmdeki *anlamının derinliğe bakar mısınız..

Hinduizm'de Ağaç

En eski Hindu yazıları Veda ve Upanişadlara (M.Ö. 900-500 ) göre de, tanrılar ikamet etmek için belli yerleri seçerlerdi: Koruluklar(Hain sözcüğünü çalı olarak çevirmiştim ama sanırım koru daha uygun), su kaynakları ve dağlar. Yaratılış mitosunda Brahma, altından Lotus çiçekleri veren, ilksel suyun üzerinde yüzen OM’un ruhundan oluşmuş, *bütün diğer tanrısal varlıkları dallarında taşıyan bir ağaçtır. *


“Evren bir ağaçtır, ezeli olarak vardır, kökleri göğe uzanır, dalları ise aşağı sarkar. Bu ağacın saf kökleri Brahmandır, ölümsüz olandır, üç dünyanın içinde dinlendiği, erişilmez olandır, kendi olandır.”
Katha Upanischad, VI, 1

Ezeli Assvatha’nın(bizim tuba ağacının karşılığı) kökleri yukarda, dalları aşağıda olduğu ve yapraklarının Vedalardır (Hint ilahileri), bunları bilen kişi bilgeliği bilir.
Bhagavadgita XVI, I

Assvatha ağacı “hayat ağacı”dır. Hayat advattha’dır, çünkü sürekli değişim gösterir. Ağacın kökleri daha zengindir, ruhun sınırsız gerçekliğindedir, dalları ise dünyaya doğru büyür. *(Kraliyet soğağaçları da bu geleneğe göre yapılır ve aşağıya doğru dallanıp budaklanır,en eski atalar en üsttedir.) Dünyaağacının yaprakları veda’lardır, bilgeliktir, çünkü bilgelik ve anlayış ruhsal gelişimi olanaklı kılar.

Dünyanın bir illuzyon olduğu şeklindeki doğu algısı, Bhagavadgida’da gösterilir, Krishna dünya ağacını bir metafor olarak kullanır ve bu ağacı “feragat baltası” ile kesmesini öğütler. Swami Prabhupada şöyle yazar:

“Yaşadığımız dünyada dalları aşağıda, kökleri yukarıda olan herhangi bir ağaç yoktur, böyle birşey bilmiyoruz, ancak şöyle birşey var. Bir su kaynağına yaklaştığımız zaman böyle bir ağacı görebiliriz. Bir suyun kıyısında durduğumuzda, ağacın sudaki aksini (aynadaki görüntüsü gibi) ters olarak görürürüz, yaprakları aşağıda, kökleri üsttedir. Diğer bir deyişle yaşadığımız maddi dünyanın ağaçları gerçek ağaçların sadece bir yansımasıdır. Gerçek ağaç ruhsal dünyadır. Gerçek ağacın yansısı olan bu dünya hırs ve açgözlülükle temellenir, aynı sahildeki ağacın suda yansıması gibi. Eğer insan maddi varlığından uzaklaşmak isterse, bu ağacı sürekli ve sürekli tanımalı, onu inceleyip düşünmelidir. Ta ki onunla olan tüm bağlarını koparıp atana kadar.”

sargon
26-04-2006, 09:56
Ağacın feragat baltası ile kesilmesi, insanı kozmostan ayırmak, onu “duyu nesneleri”nden ve “eylemlerinin meyvelerinden” yalıtmak demektir. Kozmik yaşamdan kopuş, kendine geri dönüş ve kapanış teması, insanın kendini aşmasının ve kendinden kurtuluşunun tek olasılığı olarak görünür. Mahabbarata’da şuna rastlarız: “Tezahür etmemiş olandan kaynaklanan bu kaynaktan tek destek olarak doğar ve gövdesi bodhi’dir, iç tarafındaki boşluklar duyuların aktığı kanallardır, dalları yüce elementlerdir, yaprakları duyu nesneleridir, güzel çiçekleri, iyi ve kötü, acı ve zevk meyveleridir. Bu ezeli Brahma-ağacı tüm canlıların yaşam kaynağıdır... “Feragat baltasıyla” bu ağaç kesilirse ve böylece Ruh’tan zevk alınırsa artık geri dönülemez.

Teslis ve Cennet'in Hinduizm'deki Kökeni

Hinduizmdeki “üçlü birlik-teslis” yani üç yaratıcı tanrı, yaratıcı olan Brahma, koruyucu olan Vişnu, yıkıcı olan Şiva bu dünya ağacının üç ana dalı olarak ifade edilir. (Maitreya-Upanischad)

Rig-Veda Brahma’yı yaprakları tanrılar olan dev bir dünyaağacı olarak tanımlar. Ayrıca Veda’larda yüksek bir dağın tepesinde bulunan Kalpadruma adında devasa bir bulutağaçtan bahsedilir. Güneş ve Ay yaratılmadan önce onun gölgesi ışık ve gölge yapardı. (Burdaki incelik de çok hoş. Halbuki Tevrat’ta önce ışık yaratılır, sonra güneş ve yıldızlar yaratılır. İnsanlar da bu nasıl olur diye sorup dururlar. Hinduizm konuya açıklık getirmiş aslında. Işığın kaynağının güneş olduğu o zaman gözlemlenmiş yani. Kutsal bulutağaç (bunun aynı zamanda evren aynı zamanda Brahma yani tanrı olduğunu hatırlayalım) bu ışığın kaynağıdır)

Hindu hayatağacı aynı zamanda kutsal akışkan özsuyu/varlık, ölümsüzlük veren Soma’nın (İranlılarda Haoma) da kaynağıdır. Vedalar bu içeceği “mutlu düşünceler veren”, “bir şairin canından oluşan ilahi” olarak tanımlar ve “bolluk ve refah veren, bin şarkının ustası, bilginin rehberi” diye adlandırırlar. (Germen ve Kelt geleneklerinden gelen, kutsal kazanlarda yapılan, sarhoşluk veren bilgelik ve ilham içkileri ile karşılaştırmalar için xxx)

Ağaçların besleyici özellikleri bir Hindu cennet söylencesinde ortaya çıkar. “Indras Bahçesi” Keşmir sınırında Meru dağında tanrıların ikamet ettiği yerdir. Burda beş tane olağanüstü ağaç vardır. Bu ağaçların altında tanrılar ağaçtan düşem Ambrosia yerler. Ambrosia ölümsüzlük veren meyvedir.

Rig-Veda’da kutsal meyve, ölümsüzlük veren kutsal bilgelik olarak sembolize edilir.

“Birbirinden ayrılmayan iki kuş, aynı ağaca tünerler. Kuşlardan biri tatlı yemişlerden (üzümlerden) yer, diğeri yemeden onu seyreder. Meyveyi yedikten sonra, bütün dünyanın kudretli bekçisi kapıları kapattığı için, ölümsüzlüğe ortak olan kuşun artık gözleri hep açık kalır ve bilgelik şakır. Tatlı meyveyi yiyen kuşun yuva yapıp kuluçkaya yattığı yer, tatlı yemişlerin olduğu ağacın tepesidir. Bekçiyi tanımayanın ulaşamayacağı yerdedir.”
Rig-Veda I, 164, 20-2281

(Şimdi söyler misiniz bana, Rig-Veda’da bu metinleri okuyan bir Hindu Tevrat’taki yada Kuran’daki Adem Havva’nın cennetten kovulma öyküsünü okuyunca ne düşünür sizce? Bizim yazdıklarımızı alıp, Tevrat'a koyup üstelik kuşlarımızı da Adem ile Havva'ya çevirip ne yaptıklarını sanıyor bu batılılar demezler mi?)

meas_0
30-04-2006, 22:00
Druid Öğretisinde Ağaç Kültü;

Druidler kısaca Kelt rahipleri olarak tanımlanırlar. Druidlerin Kelt toplumu içindeki yerleri çok önemlidir . *Toplumsal bir çok olayda rol oynadıkları gibi dağınık olan Kelt kabileleri arasında birleştirici bir rol de oynuyorlardı

Druidlerin öğretileri her şeyden önce ezoterik öğretilerdi ve sadece seçilmiş müritlere sözlü olarak aktarılırdı . Bu yüzden druidlerin öğretilerini tam olarak bilemiyoruz. Antik yazarlar ve Kelt efsane ve öykülerinden derleyebildiğimiz kadarı ile druid öğretisini belirleyebiliyoruz

Druidlerde sembolik olarak ağaç yeraltı dünyası , yer ve gök arasında bir bağlantıyı temsil etmektedir.

Kelt sembolizminde en önemli olarak meşe gücü ve elma ağacı ölümsüzlüğü sembolize eder.

Ağacın bir önemi de üzerinde tanrıların habercileri olan kuşları barındırmasıdır. Kökleri ise geçmişe , yeraltına doğru gider. Bu yüzden efsanelerde ölülerin ruhları dallar arasında ya da ağaçların gövdelerinde bulunurlar.

Kutsal korular Druidler için kutsal mesajı aldıkları ve erginlenmenin olduğu yerlerdir. Druidler buralarda , nemeton denilen kutsal yerlerde açık havada ritüelleri gerçekleştirirlerdi. Bu yüzden de Druidler’den günümüze tapınaklar binaları kalmamıştır.

Druidler , ellerinde bir ağacın küçük bir sembolü olan değnekleri taşırlardı. Bu değnekler druidin gücünün belirtis i olduğu kadar bunlarda sihir gücü de olduğuna inanılırdı. Ayrıca bu değneklerin yapıldığı madde ya da ağaç taşıyanın *toplum içindeki yerini de belirttiğinden büyük önem taşımakta idi.

Druidler için kutsal olan bir bitki de ökse otu idi. Bununla ilişkili törenlerin nasıl yapıldığını yukarıda incelemiştik. *Ökse otu aynı zamanda ay sembolizmi ile de ilgili idi. Bu nedenle Druidlerin meşe üzerindeki ökse otunu kesmek için kullandıkları orak da hilal biçiminde idi. Ökse otu aynı zamanda üzerinde bulunduğu ağacı ruhu ve eliksir’i olarak da kabul ediliyordu. Aynı şekilde ökse otunun bir başka adı da “Meşe suyu” idi.

30-04-2006, 22:15
Sevgili Sargon,

Keltler'in bir kabilesi olarak Galatlar adı ile karşılaştım birkaç kez. Ankara'nın ilk kurucuları olan kavim (belki de Galatia-Galata bölgesine de adını veren kavim). Doğruluğundan çok emin değilim ama. Bu inanışın anadoluya da en azından eski zamanlarda yayılmış olma olaslığı var mı? Bu konuda bir bilginiz var mı?

Yazının düzenini bozduğum için üzgünüm, aklıma takıldı okuyunca

Saygılar ve sevgiler.

sargon
01-05-2006, 00:58
Sevgili Neutrino,

benim için de konu yeni sayılır. Ağaç kültü ile ilgili Eliade'nin kitabında yazdıklarını okumuştum ama bizim araştırmamızda yeni yerlere de ulaşacağız gibi görünüyor. En azından Keltlerdeki ağaç kültüne ilişkin bir bilgi Eliade'de yoktu. Hinduizm'le ilgili çevirdiğim metinlerden Eliade de bahsediyordu ama, pek açık değildi ve kısaydı. (Aslında Eliade Hinduizm'de otorite ama sanırım başka kitaplarında Hinduizme daha ayrıntılı girmiştir)

Sevgili Meas,
Druidizm'le ilgili koyduğun yazı beni başka yerlere götürdü. Hemen şu linkleri vereyim

http://dunyadinleri.com/druidler.html
http://www.teoriler.com/?q=node/231

Geçenlerde ağaç köklerinden heykel yapan bir arkadaşımın sitesinde gördüm. Şu yazıları da incelemekte fayda var.

http://www.agaclar.net/index.php?id=3029

Bu linkin altında tahtacılar denilen alevi kesimine ilişkin bir yazı da var ama bize tahtacıların aldıkları isim hakkında yeterli bilgi vermiyor. *Bunlar hakkında şurda daha çok bilgi var
http://www.tahtacilar.com/

Aslında eski Türklerle ilgili ağaç kültünü düşünürken birşey aklıma geldi. Jean-Paul Roux "Altay Türklerinde Ölüm" kitabında türklerin ölüleri ağaçların üzerinde sergilemeleri üzerine oldukça uzun bir inceleme yapmıştı.

Arkadaşlar bu konu çok derin. Ama ben zaman bulamamaya başladım. Halbuki o kadar zengin ve eğlenceli bir konu ki. Gördüğünüz gibi artık çalakalem yazmaya başladım.

sargon
13-05-2006, 03:44
Budizm’de Ağaç

Gautama Siddharta (yaklaşık M.Ö. 563-483) zengin ve güçlü bir aileden gelme bir prensti, dünya zevklerini bıraktı, huzuru seçti. Yaşlı ve saygın bir ağacın altında son meditasyonunu yapıyordu. O sırada, aradığı “mükemmel kavrayışı” ve “mutlak ve koşulsuz gerçeği” (bodhi) bulduğunu farketti. O, Budha idi ve ağaç da ilham veren kutsal Bo ağacı yada Bodhi ağacı idi.

Budha’nın son iç mücadelesi mitolojik olarak Kama-Mara şeytanının “saldırı ve ayartmaları” olarak tasvir edilir. Şeytan Kama (yani “tutku”) olarak, sonra Mara (yani “ölüm”) olarak, sonra Buddha’nın etrafını saran fırtına, rüzgar, yağmur ve lavı ve kaynayan çamuruyla bir yanardağ püskürmeleri olarak görünür. Fakat Buda kımıldamaksızın durur. O çoktan evrenin merkezinde duran ağaçla tek vücut olmuştur. Böylece o zamana kadar tabi olduğu varoluşunun sınırlamalarından ve koşullarından kurtulmuş, Kosmos’la bir bütün olmuştur. Tam da bu yüzden, erken dönem Budizmi Budha’yı insan biçimli şekillerde tasvir etmez. Gösterilen herşey ağaçtır ve Budha’nın oturması gerektiğini düşündüğümüz ağacın dibindeki yer genellikle boştur. Budha evrenle bir olmuştur ve bu yüzden de kendisini en iyi şekilde dünya ağacı olarak gösterir. İlk dönem Budist yazılarını daha sonrakiler Bodi ağacı olarak anarlar –ve Buda değil “Büyük Uyandıran” olarak. *Budist misyonerler *küçük bir ağaç taşımak suretiyle buna uyum gösterirler: Başka ülkelerde de yetişebilmesi için Budizm ağacını (bu ağaç hintinciri ağacıdır) *yayarlar.

http://www2.bremen.de/info/nepal/Gallery-1/Buddhas/1-12/bud-nak1.JPG

sargon
13-05-2006, 04:00
Görüldüğü gibi Budha'nın ağacın altında şeytanla mücadele etmesi oldukça eski bir efsane. Aynı olayın Muhammed'in ağacın altında şeytanla dövüşmesi ve onu yenmesi şeklinde bir hadiste olduğunu hatırlıyorum, ama bulamadım.

sargon
13-05-2006, 23:44
7. yüzyılda bir Çinli gezgin Budha’nın Bodh Gaya’daki (Bihar, Hindistan) kutsal incir ağacını ziyaret eder:

“İncir ağacı orda duruyordu, altında ise elmastan bir taht vardı. Bu tahtta oturan, gerçek esini kazanan geçmişteki bütün Budha’lar böylece geleceğe çıkmışlardı. Demek ki, dua et ve bu yere git! Elmas tahtın üstündeki Bodi ağacı incir ağacı ile aynıdır. Budha’nın yaşadığı zaman birkaç yüz ayak daha yüksekti. Birçok defa zarar görmüş olmasına karşın 40-50 ayak kadar yüksekliğe erişiyordu. Kabuğu sarımsı-beyaz bir tondaydı, yaprakları ve dalları ise koyuyeşildi. Her Nirvana gününde binlerce ve binlerce inanan her taraftan buraya toplanır, kutsanmış sular ve kokulu sütlerle *köklerini sular, müzik eşliğinde çiçekler ve buhurlar sunarlardı. Ve gün ışığı yerini yanan meşalelere bıraktığında, getirdikleri hediyeleri ona sunup giderlerdi.”

O dönemki şahitlerin ifadelerine göre M.Ö. 273-326 yılları arasında yaşamış ve inançsız olan Kral Asoka, Budha’ya ait bütün izleri tabii Bodhi ağacını da yeryüzünden silmek ister. Fakat ağaç her saldırıdan mucizevi şekillerde kurtulur. Asoka en sonunda derinden etkilenir ve Budizme döner, ağaca karşı zorbalığı bırakır, tövbe eder ve krallığı süresince sayısız ağaç dikilmesini sağlar.

Gautama’nın daha önceki kırküç enkarnasyonda bir ağaçruhu olduğuna ilişkin efsane, bu inanışlarda eski bir orman ülkesinin güçlü etkisi olduğunu gösterir. Aslında efsane bitkilerin ruhları olmadığını söyleyen saf Budizm’le tam olarak uyumlu değildir. Sadece insanlar, tanrılar, cinler, hayvanlar ve yüksekyaratıkların ruhları vardır, sadece onlar “yeniden doğuş çemberinde” tutkuları yüzünden kalırlar, kurtuluşa ihtiyaç duyarlar.

Kaynak: http://www.spirit-of-trees.de/gdb3.html

sargon
11-06-2006, 18:37
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/de/thumb/0/06/Schamanentrommel2.JPG/300px-Schamanentrommel2.JPG

Eski türklerde bazı ağaç ve korulukların güçlü bir ruh taşıdıklarına inanılır ve düzenli olarak içecekler ve tütsüler sunulur ve saygı gösterisinde bulunulurdu. Doğaya zarar verenler ağır şekilde cezalandırılırdı, örneğin bir ağacın dalını gereksiz kere kırmak yada kesmek büyük bir tabu idi. Yukardaki resim bir Şaman davulunu gösteriyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tengrizm

Davulun ortasındaki "Dünyalar ağacı" üç dünyayı birleştiriyor. Yeraltı, yerüstü ve üst dünya. Ağacın bu üstün birleştirici niteliği sadece Türk dünyasında değil, indo-avrupa halklarında ve kuzey kültlerinde de aynı şekilde ortaya çıkıyor.

Daha önceki sayfalarda verdiğim Yggdrasil'i tekrar veriyorum. Bu ağaç eski cermenlerin Yggdrasil adındakiş kutsal ağacıdır ve aynı eski türklerdeki gibi üç dünyayı birleştirir. Örneğin Odin atını bu ağaca bağlar. Ağacın köklerinin yer aldığı bölgede tanrılar kavga ettikleri zaman ağaç ve dünya sallanır.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/b/b9/Yggdrasil.jpg

Aynı üç dünya inancı Hinduizm'de de geçiyor. Yukarda Hindu kaynaklarında evren bir ağaç ve Brahma 'da üç dünyayı birleştiren olarak tanımlanıyordu.

Hepsinde üç dünya vardır: Yeraltı, yerüstü ve üst dünya.

pante
27-04-2007, 01:36
1 MAYIS MARŞI *


Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider


İŞÇİLER BÖLÜNDÜ

En son 1 Mayıs 1978'de işçilere açılan Taksim Meydanı'nın bu yılki kutlamalarda kullanılması için Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) yaptığı çağrı Emek Platformu'nu böldü.
Türk-İş, 1 Mayıs'ı Kadıköy'de kutlama kararı alırken, Hak-İş ise İstanbul dışındaki bir kentte kutlama yapacak.

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Taksim'in 'ne birilerinden korunacak alan ne de kurtarılacak mevzi olduğunu vurgulayarak', "Burada maç sonrası gösteriler, yılbaşı, polisler günü kutlaması, protestolar yapıldı. Alanın işçilere kapatılmaması lazım. Maçtan sonra Taksim'de kutlama yapanlar izin mi alıyor?" diye konuştu.

'Nostaljik takıntı'
Çelebi, Emek Platformu'yla bu noktada ayrıldıklarını belirtirken, Hak-İş Başkanı Salim Uslu ise DİSK'in isteğinin 'sendikal değil, siyasi' olduğunu söyledi. Uslu'ya göre, DİSK'in tutumu nostaljik bir takıntı.

Vali Güler, 1 Mayıs'ta Taksim'de toplananların dağıtılmayı göze almalarını söyledi.

Anlaşılan o ki yine olaylı bir 1 Mayıs yaşanacak. Taksim'deki 1 Mayıs'a katılacaklar arasında DTP'nin de olması, PKK'lıların ve sempatizanlarının da katılacağı anlamına geliyor ki herhangi bir polis müdahalesinde istenmeyen olaylar ve provakasyonlar kaçınılmaz gözüküyor.

kamyonet
27-04-2007, 10:02
84 YILDIR İŞİNİZ GÜCÜNÜZ BİRYERLERDE TOPLANIP İSLAMA DİNE HAKARET ETMEK ELİNİZE NE GEÇTİ *KOCAMAN BİR HİÇ YAZIK SİZE * ........LER