PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!


meas_0
20-04-2006, 22:59
Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi
Ay ve Dünya 3.9 milyar yıl önce dev bir meteor yağmuruna tutulmuştu. Uzmanlar, bu meteorların, yaşamın gelişmesini sağlayan bazı molekülleri yeryüzüne taşımış olabileceğini vurguluyor.

NEW YORK - Dünya tarihinin en yoğun meteor yağmurunun 3.7 milyar yıl önce, Dünya’da yaşamın gelişmesine etki ettiği düşünülüyor. Meteor yağmuru yeryüzünde ilk bakterilerin ortaya çıktığı dönemle aynı zamana rastlıyor. Bu tesadüfe istinaden kimi araştırmacılar Dünya’ya yaşamın bu meteorlarla taşınmış olabileceğini savunuyor.

Oregon State Üniversitesi uzmanları, 1960 ve 1970’lerdeki Apollo uzay aracıyla Ay’a gidip gelen astronotların getirdiği 50’den fazla kaya örneğini inceledi. Radyometrik tarihlemede yapılan kaya örneklerinin 3.8 ila 4 milyar yaşında olduğu anlaşıldı. Ay’dan gelen kayalar arasında kimyasal farklılıklar tespit etti. Oregon State Üniversitesi uzmanı Robert Duncan, kayaların bazılarının Ay’ın geneli ile benzerlik göstermediğini vurguluyor.

Bilim insanları, aynı zamanda 2002 yılında ilginç bir bulguya rastlamıştı; tortul kayalar arasında normal şartlarda Dünya’ya bulunmayan 3.7 milyar yıllık bir tungsten türü çıkarıldı.

AY’IN KRATERLERİ ORTADA
Ay yüzeyindeki binlerce irili ufaklı krater, uydunun astronomik tarihinin kaydını tutuyor. Ay’da sürtünme yaratacak hava, aşınma yaratacak su ve yüzeyi sürekli değiştiren depremler olmadığı için, kraterler genel itibariyle ilk günkü tazeliğini koruyor.

DÜNYA’DA İSE KANITLAR SINIRLI
Bilim insanları Ay’ın yüzeyini delik deşik eden yoğun meteor yağmurunun Dünya’yı etkilemiş olduğuna emin; fakat bu yağmurlara dair yeryüzünde kanıtlar oldukça kısıtlı. Bunun başlıca nedeni de, hava ve suyun yıpratıcı etkilerinin jeolojik kanıtları süpürmüş olması.

Dünya yüzeyinin 3.7 milyar yıl önce, yaklaşık 100 milyon yıl boyunca Ay’a benzer bir şekilde, kimi 10 kilometre çapında krater delikleriyle dolu olabileceği vurgulanıyor. Bilim insanları, meteor yağmuru sürecinde Dünya’da gelişmekte olan yaşam formlarının, yoğun meteor yağmurundan ve etkilerinden dolayı yok olmuş olabileceğini belirtiyor.

YAŞAMI BAŞLATMIŞ OLABİLİR
Meteor yağmuru sırasında yaşam formları vardıysa, ancak okyanus tabanında veya yeryüzündeki çatlakların içlerinde varlığını sürdürmüş olabilir. Ancak, bilim insanları bu durumda dahi yaşam formlarının meteor yağmurunda ayakta kalabilmesini düşük bir ihtimal olarak görüyor.

Bu durumda bilim insanları şu önermeyi dile getiriyor; Dünya’da yaşam varolmuş olsa dahi, bu yaşam formları meteor yağmuruyla yok olmuş ve sonrasında sıfırdan başlamış olabilir.

Bilim insanlarının ortaya attığı en çarpıcı fikir ise, meteor yağmurlarının yaşam formlarını ortadan kaldıran değil, başlatan bir süreç olduğu. Duncan, meteorların yaşamın gelişmesini sağlayacak bazı kilit molekülleri yeryüzüne getirmiş olabileceğini savunuyor.

METEOR YAĞMURUNUN KAYNAĞI BELİRSİZ
Meteor yağmurun nereden kaynaklandığı da ayrı bir soru işareti, kimi tahminlere göre 10’uncu ve 11’inci gezegenler birbirleriyle çarpışmış veya Güneş Sistemi’nin dışına doğru hareket eden Neptün, Kuiper Kuşağı’ndaki göktaşlarını uzaya savurmuş olabilir.

BEŞİNCİ GEZEGEN
Bir diğer olasılığa göre, Merkür, Venüs, Dünya, Mars hattında eskiden var olan beşinci bir gezegen Güneş’le etkileşim içinde dağıldı ve parçaları meteor yağmuru oluşturdu. Muhtemel Beşinci Gezegen’in artık parçalarının, bugün Mars ile Jüpiter arasında var olan meteor kuşağını oluşturduğu düşünülüyor.

GÜNEŞ SİSTEMİ’NDE KAOS
Son bir olasılık ise, 4 milyar yıl önce Jüpiter ve Satürn’ün yörüngeleri senkronize bir etki oluşturdu ve ortaya çıkan kütleçekim etraftaki diğer gezegenlerin yörüngelerini bozdu ve Güneş Sistemi’nde geçici bir kaos oluşturdu. Kimi gezegenler parçalanarak meteor yağmuru oluşturdu.

Kaynak: NASA destekli araştırma Geochimica et Cosmochimica Acta dergisinin gelecek sayısında yayımlanacak.

bu sitede yazısını okudugum bir cok arkadaşım en azından bu tezi savunabilirler özellikle bilim bilim diye tutturanlar, bir cok kaynaklarınıda buraya işaret edenler.
böyle bir şey kacırılmaz bir fırsat bence.

pante
21-04-2006, 00:42
Yaşamın oluşumu konusunda belli başlı 3 teori var :

1. teori: İnsanlar da dahil tüm yaşamı Tanrı yarattı.
2. teori: Yaşam inorganik maddeden kendiliğinden oluşumla ortaya çıktı, tıpkı kurtçukların çürüyen etten ya da kınkanatlıların gübre yığınından oluşması gibi (Aristoteles).
3. teori: Yaşam dünyaya çarpan bir göktaşıyla dış uzaydan geldi ve sonra da gelişti.


1907’de Oluşum Geçiren Dünyalar adlı kitabında İsveçli kimyacı Svente Arrhenius, pan-sperm teorisini öne sürdü: eğer yaşam dünya üzerinde kendiliğinden oluşmadıysa, diğer gezegenlerden dünyaya aktarılmış olmalıydı.

Daha sonra Fred Hoyle, yaşamın dünyaya kuyruklu yıldızların kuyruğunda geldiğini öne sürdü. Bu düşünce, dünyanın uzaydan gelen zeki varlıklar tarafından kasten döllenmiş olabileceğini iddia eden Francis Crick ve Leslie Orgel tarafından yenilendi!

Burada 3. teori doğru olsa dahi, "uzayda yaşam nasıl oluşmuştu?" sorusuyla teori bir sonuca ulaşmayacaktır. Dünyadaki yaşamın oluşumuna bir yanıt olmuş olsa da, genel anlamda yaşamın oluşumunu açıklayamıyacak ve 1.teoriyi çürütmüş olamıyacaktır.


Mikrobiyolojinin babası olan Fransız bilimci Louis Pasteur, birçok deneyden sonra kendiliğinden oluşum teorisini gözden düşürdü. “Yaşam yalnızca yaşamdan kaynaklanmış olabilir” dedi Pasteur. Pasteur’in buluşları, kendiliğinden oluşumun ortodoks kavranılışına ezici bir darbe indirdi.

İnorganikten organiğe dönüşüm teorisi ise, göreceli olarak yakın tarihli bir görüştür :

Yerküre yüzeyinin soğumasıyla birlikte göller ve denizler oluşmaya başladı. Bu denizlerin, güneşten gelen morötesi ışınların etkisiyle kimyasal elementlerin sentezlenerek, aminoasitler gibi karmaşık azotlu organik bileşikler ürettiği bir prebiyotik (yaşam öncesi) “çorba” oluşturduğuna inanılıyor.
Nobel ödüllü kimyacı Harold Urey ve öğrencisi Stanley Miller tarafından 1953’te öne sürülen standart teoriye göre yaşam, metan, amonyak ve diğer kimyasallardan oluşan ilk atmosferde, yıldırımlar tarafından uyarılarak kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Daha sonraki kimyasal reaksiyonlar, basit yaşam bileşiklerinin, sonunda DNA ikili sarmalını ya da tek iplikli RNA’yı
doğuran gittikçe artan karmaşıklıkta moleküllere gelişmesini sağlıyordu.

meas_0
21-04-2006, 01:22
haklısın pante yaşadığımız her gün farklı teorilerle veya daha önce ortaya atılmış olanların *destekleme ispatı, her zaman olacaktır Harold Urey, daha önce yazısını okumaya çalışsamda sonuç olarak yardım almadan yapadım ve azda olsa okuyabildim aşagıda verdiğim linkten.

http://www.chem.duke.edu/~jds/cruise_chem/Exobiology/miller.html

daha önce açtığım bir topikte, piri reis haritasının incelenmesi hakkında yardım talebim olmuştu. avrupalı bilim adamları ve nasadan bir çok bilim adamının katıldığı, bir araştırmada, vardıklerı sonuç beni çok etkilemişti. hepsinin ortak fikri idi piri reis bu dünya haritasını dünyanın dışına veya başka bir gezegene cıkmadan cizmiş olmasının olanaksız olduğu hakkında görüş belirttiler ve cözülemeyen olaylar içinde yerini aldı. temennim oki gercekten bu konular hakkında bizlerin daha azimli olması ve bu konuları bizlerin daha iyi irdelenmesidir.

bizler piri reis hakkında ne biliyoruz osmanlının korsanıydı *:)

meas_0
21-04-2006, 01:31
şunuda belirtmek isterim senin araştırmacı ruhun ve ortaya cıkarıp bizlerle paylaştığın çok değerli bilgiler var her zaman böyle devam etmesini dilerim...

sargon
21-04-2006, 13:17
Organik maddelerin inorganik maddelerden oluşabilmesi bence insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biridir. Bu başlangıçta sadece bir teori idi ve belli atmosfer koşullarını laboratuvar ortamında gerçekleştirerek bu deneyden amino asit elde edilmesi başarıldı. Miller/Urey deneyi üzerine de bir sürü spekülasyon yapıldı bildiğim kadarıyla.

Ancak bu deneyden sonra "canlı"nın oluşmasına dair bu görüşü, çürüyen etten kurtçukların oluştuğu, kirli bezlerden farelerin oluştuğu gibi binlerce yıl öncesinin inançlarıyla eş değer tutmak objektif bir değerlendirme olmaz kanımca. (Sevgili Panteidar, güzel bir 3'lü gruplama yapmışsın ama en bilimsel olan tezi daha doğrusu tek bilimsel olan tezi en komik ve inanılmayacak olanmış gibi göstermişsin) "Canlı"nın tanrı tarafından yaratıldığı tezi bir bilimsel değer taşımaz. Bilimsel olarak saptanabilecek bir şey değil bu.

Diğer iki tez, yani inorganik maddelerden oluşum ile uzaydan gelme tezlerini de "dünyadaki" organik yaşam nasıl oluştu sorusu üzerine bir tartışma olarak kabul edebiliriz. Eğer bir meteor yada kuyruklu yıldız üzerinden dünyaya organik bir madde gelmişse -ki bu sadece bir teori, bilimsel bir teori denilip denilemeyeceğini bilmiyorum- yine de panteidarın dediği gibi o organik maddenin nasıl oluştuğu sorusu kalıyor.

Bu konuda yıllar önce Bilim Teknik'te okuduğum bir yazıyı hatırlıyorum. Konu şuydu. Dünyamızın yakın çevresinde bir yaşam olma şansı var mı? Bu yaşam basit bir organik madde biçiminde olabilir. Yazıda öncelikle şu açıklanıyordu. Bir organik maddenin yaşayabilmesi için belli koşullar gerekiyor. Bir güneş sisteminde yaşam olabilmesi için bu asgari koşulların olması gerektiği varsayılıyordu. Sonra da güneşin etrafında 10-25 ışık yılı yarıçapında bir daire çizildiği varsayılıyor. (Mesafeyi tam hatırlamıyorum. Ama en yakın yıldız 3.6 ışık yılı olduğuna göre yeteri kadar yıldızı alacak bir yarıçaptı) Ve bu daire içindeki yıldızların özelliklerinden yola çıkılarak en yakınımızdaki bu yıldızlarda/yıldız sistemlerinde bir yaşam olamayacağı sonucuna varılıyordu.

liopleurodon
21-04-2006, 17:07
Yaşam uzaydan mı geldi? Belki.

Organik maddeler inorganik maddelerden oluşabilir mi? Oluşabiliyor, ama ilkel dünya koşulları bu iş için kritik bir sınırda bulunuyor. Bu yüzden hayatın uzaydan gelmiş olabileceğine sıcak bakanlar var. Ama bu kritik düzeyde de hayatın gelişmesi mümkün, çünkü şu anda benzer koşullarda yaşayan canlılar var.

Binlerce aynı boyda, son derece mükemmel küreler görseniz ne düşünürsünüz? Ve ortamda su yoksa? Aşındırma faaliyeti imkan dışı kalıyorsa? Bir sürü şey.. Ama şu mars'ın blueberry'leri Mars Rovers'in en ilginç buluşu oldu. Onlar var Mars'ta biliyoruz..

Uzaydaki çeşitli gaz/toz bulutları vs. nin yaşamın temeli olan nükleitler gibi organik moleküller barındırdığı biliniyor. Bir kuyruklu yıldız bu tür bir buluttan geçebilir, bir sürüsünü kapabilir, güneşe yaklaşınca fırınlayıp daha gelişmiş polimerler vs. haline çevirip getirip dünyaya düşerek bırakmış olabilir. İşte bu hipotezin, varsayımın dayanağı bunlar.

İlkel dünya yaşamı başlatacak bir portre çiziyor. Ama uzaydaki bazı oluşumlar net bir manzara fotoğrafı ortaya koyuyor. Diyemeyiz ki, dünya yaşam başlamış olamaz. Ama dünyada başlama imkanı %30 ise, bir göktaşında %50 olabilir.

İlk yaşamın nasıl başladığı bilinmiyor, çünkü ilk yaşama dair bir bulgu yok henüz. Elimizdekiler hep yaşamın bir kaç aşamasından sonraya ait. Ama mevcut kimya bilgisi yaşamın başlaması için doğaüstü bir etmen gerekmediğini gösteriyor..

sodomo--
21-04-2006, 18:00
liop, gördüğüm kadarı ile hala "nedenlere" olan sevdan devam ediyor. Dünya üzerinde ki sebepler zinciri yetmedi bir de bu zincire meteorlardan gelen organik molekülleri ekledin. Böylece rastlantının bu kadarına da "çüş" denir türünden bir durum hasıl oldu.

Bir de aklıma gelmişken söyleyeyim; doğa uçak yapmaz, çok daha gelişmiş kanat sistemini yüzmilyonlarca yıl önce yaptı, neden kalas gibi düz kanatları olan ruhsuz bir cihaz yapsın ki, değil mi ama ?

Ben doğanın yerinde olsam "akıllı" bir canlı yaptığım için kendimden utanırdım.

meas_0
21-04-2006, 19:06
sodomo--dostum;
daha önce liop arkadaşımıza acıklamaya çalıştık bir kaç konuyu lakin ne fayda, biliyor adam ne sorarsan sor biliyor artık bundan böyle hiç bir bilimsel açıklama yazmayacağım buraya daha öncede belirttim, liop; bir gün deney tüpünün içinde, beyler hepiniz yanıldınız! işte allah burda diyecek, burda bilğiyi paylaşmak varken nedendir bu hala anlam veremedim....

liopleurodon
04-05-2006, 08:25
Bir de aklıma gelmişken söyleyeyim; doğa uçak yapmaz, çok daha gelişmiş kanat sistemini yüzmilyonlarca yıl önce yaptı, neden kalas gibi düz kanatları olan ruhsuz bir cihaz yapsın ki, değil mi ama ?

Tipik müslüman beyin özrü işte. Doğa uçak yapar. Doğa insanı yapar, o da gider uçağı yapar. Senin gibi kendini doğanın üstünde veya doğadan ayrı gören bir takım divanelerde böyle konuşur dururlar. İnsanda doğanın bir parçasıdır, rüzgar, denzideki akıntı, arı, kertenkele vs. ne kadar doğanın parçasıysa, insanda o kadar..

pante
04-05-2006, 10:58
"Tipik müslüman beyin özrü işte. Doğa uçak yapar. Doğa insanı yapar, o da gider uçağı yapar. Senin gibi kendini doğanın üstünde veya doğadan ayrı gören bir takım divanelerde böyle konuşur dururlar. İnsanda doğanın bir parçasıdır, rüzgar, denzideki akıntı, arı, kertenkele vs. ne kadar doğanın parçasıysa, insanda o kadar.."

Şimdi Liop'un bu mantığına biz de tipik bir ateist özrü diyebilir miyiz?
Demiyelim. Ama bu mantıktan yola çıkarak şunu söyleyelim;

Herşey ezelde olan İLK'ten taşmış, oluşmuştur. Herşey'in kaynağı İLK olandır. Hiçbirşey yoktan oluşmamıştır oluşamaz. İLK'ten türemiştir. Evren de İLK'ten oluşmuştur, doğa da. Doğa yasaları İLK'in sayesinde varlıkları ve insanı oluşturmuştur. İnsan da uçakları, bilgisayarları yapmıştır. Tüm canlı cansız varlıklar gibi insan da İLK'tendir. Yaratılmışlıktan kasıt da budur. İLK Tanrıdır. Dolaylı olarak herşey Tanrının eseridir.

liopleurodon
04-05-2006, 20:07
Boş laf üretmek yarışında son nokta..

Neden? Çünkü ilk diye bir şey yok. İlk, son, başlangıç bitiş vs. vs. bize özgü, insanın aklının eseri kavramlar.

Sizin kafanızda, nedensellik prensibi, nesnel bir meta olarak şekilleniyor. Siz öncelikle herşeyin bir başlangıcı vardır gibi bir yaklaşım üzerinde duruyorsunuz.

"Her şey yokken bir ilk vardı." Hayır, herşeyin yok olduğu bir zaman yoktu. Böyle bir zamanın olduğuna dair hiç bir şey yok. Madde nerden geldi öyleyse? Hiç bir yerden gelmedi, hep ortadaydı. Hadi ya, olur mu? Olur.. Nasıl olur?

Su yere döküldü. Bir baktım yok olmuş. Öyle mi? Yoksa su sadece şekil değiştirip gaz olup uçup gitmiş olmasın? İşte bu aslında herşeyi açıklamaya yeterli. Biz madde olarak bir şey algılıyoruz. Ama atom, elektron vs. seviyesind emadde filan yok. Yer yok, zaman belki? Hiç şöyle bakmıyoruz, kainat belki bir şeyin bir şekilde bizim algılarımızca görünümünden ibaret. Belki her şey aslında çok daha basit. Belki temel bir parçacığın bir halinden ibaret hepsi.

Peki belkileri kaldırabilir miyiz? Belki bir gün. Ama şu ana bakalım. Şu anda biliyoruz ki, kainatta yaratılmış hiç bir şey yok. Yok olanda bir şey yok. ama boyuna form değiştiren bir şeyler var. Ötesi yok. O halde, illa neden "Herşey ezelde olan İLK'ten taşmış, oluşmuştur. Herşey'in kaynağı İLK olandır." arayalım? İlk diye bir şey yok ki, herşey zaten ezelde de vardı. Siz işte bunu görmekten acz içinde olduğunuzdan bu yanlışları yapıyor, beyin özürlü oluyorsunuz.

Doğayı yapan ilk vs. yok kardeşim böyle bir şey. Doğa ezelde de vardı. Mars'ın, Venüsün çölleri, bir yıldızın merkezindeki cehennemi fırın vs. vs. hepsi doğanın ta kandisi. Doğa, kainatta olan her şey. Sende dahil. Doğa maddenin ta kendisi. Madde varsa doğa var.. Eee, doğa, aynen yaratıcı özne veya yaratma fiili, bilgi veya tasarım gibi kavramlara benzer şekilde, insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdan ibaret. Bizde insanız, 100 bin yıllık birikimle oluşturduğumuz sıfatları, kavramları kullanacağız elbette anlaşmak için.

Yanisi şu. Doğa bir kavram. Tüm kainattaki madde, enerkji ve birbirleriyle etkileşimlerini ifade eden bir kavram. Doğa, bu maddeden, bu enerjiden bağımsız bir şey değil. İşte her şey burada başlıyor ve belki denecek bir şey ortada kalmıyor. Bugüne kadar birşekilde ortada olan, form değiştirmeye bu kadar elverişli olan bir şeyi neden bir eylem aracı olarak algılamak istersiniz ki?

İnsanı ve uçağı doğa mı yaptı? İşte özrünüz tam olarak bu. Yapmak, insanın tıpkı doğa gibi bir şeyi ifade etmek üzere kullandığı bir terim. Bir fiil. Bir fiilin bir zamanı birde özensi olur ya. "Yaptı". Kim ve ne zaman diye sorulur ya. işte öyle. Oysa doğada kim yok, ne zaman yok, geçmiş yok, gelecekte yok. Bugün ve madde var. Birde enerji. İşte bu noktada maddenin maddeyle ve enerjiyle olan etkileşimi entropi yüzünden denge gerektiriyor ve bu etrafımızdaki cümbüş ortaya çıkıyor. Hepsi bu. Etkiyi görüyoruz, tepkiyi unutuyoruz. Görecelilik denen şeyi zaten hiç aklımız almıyor. Sonuçta, kendi düşünce sistemimize modellemek üzere madde ve kainatın çeşitli durumlarına adlar veriyoruz, sonrada bu modeldeki bu hayali aktörleri gerçeğe havale etmek istiyoruz. Hepsi bundan ibaret.

Kısaca, belkiler var. Ama önemli değil. Çünkü madde ve enerji var, başka bir şey yok aslında. Ne özne, ne zaman (geçmiş ve gelecek). Bunu göremeyince işte öyle yok ilkmiş, yok tanrıymış, kafanızı ütüler durursunuz..

meas_0
04-05-2006, 20:45
Boş laf üretmek yarışında son nokta..

Neden? Çünkü ilk diye bir şey yok. İlk, son, başlangıç bitiş vs. vs. bize özgü, insanın aklının eseri kavramlar.


herşeyi acıkladınmı sen şimdi, artık düşünmemiz ve tartışmamız gereken bir şey yok öylemi liop bak alt tarafa kırmızı ile bir yazı yazıyorum buda senin doğa için bir açıklamandı..


Gerçek şu; doğa gerçekten muazzam güzel, nasıl oluşmuş olursa olsun...

pante
04-05-2006, 20:47
Asıl beyin ve bilim özürlü olan Liop kardeşim, hızını almışken bilim adamlarının tespit ettiği dünyanın yaşını da reddet ezelden de.
Bilim adamlarının tahmin ettiği evrenin yaşını da reddet ezelden de.
Bilimin alternatifi henüz olmayan Bigbang teorisini de reddet istersen.
İLK olanı reddedebilmek için öne sürdüklerinde bile çelişkiler taşıyorsun.
Hem evren hep vardı diyorsun hem de "belki de bir görüntüden ibarettir, biz öyle algılıyoruzdur" diyerek Platonist bir yaklaşımda bulunuyorsun.
Evrenin ilk halini ben söylemiyorum ki bilim söylüyor.
Maddenin öncesinin olduğunu ben söylemiyorum ki bilim söylüyor.
Burada algılanamıyacak olan birşey yok. Bilimden nasibini almış biri olarak, belki de tekrar dönüp alanında çalışacak biri olarak neden hislerinle hareket ediyorsun. Bilime ters düşüyorsun. Varsa alternatifin getir. Sırf ateist düşüncene ters geliyor diye bilimi reddetme. Bigbang'i kabul et ve bigbang öncesine kafa yor. Bilimde tutuculuğun yeri yok kardeşim. :)

spartacus
04-05-2006, 22:18
"İnsanı ve uçağı doğa mı yaptı? İşte özrünüz tam olarak bu. Yapmak, insanın tıpkı doğa gibi bir şeyi ifade etmek üzere kullandığı bir terim. Bir fiil.
...
"İnsanda doğanın bir parçasıdır, rüzgar, denzideki akıntı, arı, kertenkele vs. ne kadar doğanın parçasıysa, insanda o kadar
...
"Su yere döküldü. Bir baktım yok olmuş. Öyle mi? Yoksa su sadece şekil değiştirip gaz olup uçup gitmiş olmasın?"
...
"Doğa maddenin ta kendisi. Madde varsa doğa var.. Eee, doğa, aynen yaratıcı özne veya yaratma fiili, bilgi veya tasarım gibi kavramlara benzer şekilde, insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdan ibaret. Bizde insanız, 100 bin yıllık birikimle oluşturduğumuz sıfatları, kavramları kullanacağız elbette anlaşmak için." (liopleurodon)" (burada kavram olarak ifade edilmiş.. Bünye olarak değil. Bu görünüyor.)

her nekadar hislerle harekt edildiği yönünde yerinde bir eleştiri var isede bu, yukarıda alıntılananların düşünmeye değer olduğunu gölgelememektedir, kuru kuru ezberletileni yada başlık başlık başlık sıralamaktansa, gerçekten içinde irdelemeye dönük, ölü değil canlı düşünceler. Doğa yaptı, dendiğinde gerçektende sözde doğanın yaptıkları doğadan ayrı, aslında onun bileşenleri değilde bir şekilde YAPTIĞI bir şey gibi ele alınmasında çelişki görülüyor ve bu burada yakalanmış. Hiç bir şeyi değil, konunun bu yönünde geliştirici bir etken oluşturuyor. Bigbangın (Büyük patlama) varlığı sürekli olarak neye ispat olarak orataya atılıyor anlamıyorum. Temcit plavı gibi ortaya sürülmesi ve her konuya maydonoz olması, kimin eline nasıl bir kılıç veriyor? Maddenin maddeye olduğu gibi, enerjiyede dönüştüğü, idealizmin dışında zaten dile getirilen bir şeydir. idealizm ise zaten her şey olduğu gibidir değişmez der. O halde o patlamayada idealizm yaratılım olarak bakacaktır. Bing banga sadece bilimsel yaklaşımın dışında, bir yartılışın KANITI gibi yaklaşan idealizmdir. Cansız, tek düze ve sönük...
peki iki taraftan da yaklaşmayanlar ne söylüyorlar, bir hiç. Bu gün yıldızlar sönmekte, büyük enerji patlamaları olmakta, gözlemlenen kadarı gözlemlenmekte, vargılar ve bulgular elde edilmeye çalışılmaktadır... Kaygısız ve yargısız pişkince he, ahhanda yaratılmıştır bak bir kelime denmiyor, bulgular peşinde koşuluyor. Amaaan sende, ne inceliyorsun ne gereği var, zaten yaratılmış incelemenin ne anlamı var denmeye çalışılıyor... Yada, o gözlemlenebilen şu zamanda oluşan patlamalara bakıpda şunu demeliyiz. Yaratan yarattığı evrende bizlerden gizli olarak yaratmalara devam mı ediyor yoksa!!

pante
04-05-2006, 22:58
Aynen öyle Spartacus..Sen yaratım de ben oluşum diyeyim, evet devam ediyor.
Bu ne büyük bir etkileşimdir ki 14-15 milyar yıldır galaksiler büyük bir hızla hemde hala artan bir hızla birbirinden uzaklaşıyor.
Nedir bu büyük hızla uzaklaşımın sebebi?
Normalde uzayda yüzmesi gereken galaksilerde bu hareket nasıl oluşmuştur?
Bilim bunun nedenini Bigbang'le açıklıyor.
Maddenin maddeye ve enerjiye dönüştüğü nasıl bir gerçekse, enerjinin de maddeye dönüşebileceği gerçeğine ulaşmanın yolunu açmıştır bu teori.
Onun için de daha çok temcit pilavı gibi ısıtılıp materyalistlerin önüne sunulacaktır.

"idealizm ise zaten her şey olduğu gibidir değişmez der. O halde o patlamayada idealizm yaratılım olarak bakacaktır. Bing banga sadece bilimsel yaklaşımın dışında, bir yartılışın KANITI gibi yaklaşan idealizmdir. Cansız, tek düze ve sönük... "

İdealizmin herşeye değişmez dediği yanlıştır. Diyalektik İdealizm, Diyalektik Materyalizmden önce kabul görmüştür. Diyalektikse değişimin, gelişimin biricik şartıdır. Marx, Hegelin sözde başaşağı duran diyalektiğini almış materyalizmle doğru oturtmuştu. Ama görülen o ki Bigbang'le materyalizm şapa oturdu. :)
Cansız değil müthiş ölçüde hatta ölçülemiyecek derecede canlı,
Tekdüze değil, fevkalade değişken ve çok farklı ton ve şekillerde,
Sönük değil, öncesindeki karanlığı aydınlatan muazzam bir ışık ve nur kaynağı. Rengarenk.
İzlemek için;
http://www.science.ankara.edu.tr/astronomy/astro/ast_goruntu/galaxy.php

spartacus
05-05-2006, 00:03
panteidar, kitabı tersinden okumayalım. Yaratım demiyorum... Her değişim, dönüşüm bir oluşumuda temsil eder. Ama oluşum diyorum deyip işi götürüp yaratıcıya bağlamakda ben bir oluşum görmüyorum..
Birincisi bing bang, bir yere bir yazı yazıyorum, yada başka yazıları okuyorum nerde kayda değer bir bilgi sunan var hemen karşısına sen Bing bangada inanmıyorsundur, yok ret edyorsundur gibi, ne tartışma nede konu kriterlerine sığmayan, kazançta sağlamayan, kendi iradesi yada yargısı ile başkaları hakkında karar verme çabasıda güden şeylerle karşılaşıyorum.. Konu ile alakası nedir, bin banga inanmıyorum diyeyim, hadi dedim buna inanmıyorum demem yada tersini söylemem beni bir arşın ilerimi götürdü, yada böyle sakız edildikçe değeri düşürülen bu tür bilgiler bana yada başkalarına şahsi anlamda kullanıldığında siz bir arşın ilerimi gittiniz!!!! Bunları konu temelinde değil, ama kaçış ve karşındakini kendi kafanda bir yerlere oturtma çabasından hareket etme yöntemini, etik olmayan tartışma kültürünün kullanılıyor olmasıdır burada sırıtan. kaldı ki o temcit pilavını sindirmek için bu kadar da sık yememek lazım..
Şimdi sen olmayan Tanrıyada inanıyorsundur. İşte sizin felsefeniz, işte sisin bilimselliğinz. Bak aynı yöntemi bende bu şekilde kullanabilirim ama dediğim gibi beni bir parmak ileri götürmez, sadece konulara olan yaklaşımımdaki ciddiyetimi düşürür. Aynen sizlerin ciddiyetini düşürdüğü gibi.

Enerji maddeye, maddede enerjiye dönüşebilir. Diyalektik idealizm diye bir şey yoktur olsa olsa o, henüz dünya görüşleri arasında bir ayırdım yapamayanların, onun suyundan bunun huyundan alayım diyen, ikisi arasında salınım hareketi yapanların bir kaçış adlandırması olsa gerek. Hem idealist hem diyalektik. Eninde sonunda idealist yani.

"Ama görülen o ki Bigbang'le materyalizm şapa oturdu."
Peki idealizm nasıl çözdü bing bangı.. işte yaratılış dedi, hepsi bu. Birisi onun elindeki imkanlarıyla bilgi ve bulgularına erişmeye çalışırken, diğeri onun sadece kendisine ne kadar alet (malzeme)olacağı noktasında ilgilendi. Bu ikincisi işte sizin verdiğiniz değerdir. Birisi bulguları kadar yol katetmekte, diğeri ise zaten hiç bir zaman yol katetmemiş, yaratılışın kanıtı deyip çıkmıştır. patlamaya neden olan faktör, oradaki genleşme, büzüşme, enerji, yoğunlaşma vs maddeye dönüşüm enerjiye ayrışma vs buradaki geçiş, bulgular onu hiç ilgilendirmedi! İlgilendirmediği gibi bir çok noktada o onunla ilgili gerçekten çalışma yapanları ret edip alay ederken, diğer taraftanda el altından oranın bulgularını alıp alıp, işine geldiği gibi kullandı. Bumudur idealizm evet budur.
Her bilimsel bulgu, elbette kendisinden önce edinimi olmayanıda kendisi ile ilerletecektir. Marx zamanında Bing bang teorisini İDEALİZM ortaya koymuştuda, materyalistler mi karşı çıkmıştı?? Şapa oturan bence kendi bakış açılarına dahi bir tanımlama getiremeyen, işine geldiği gibi ondan bundan alan, yerine göre diyalektikten yerine göre idealizmden geçinen, ki pragmatizmi (Amerikan idealizmi) temsil eden, felesefi anlatımda, bir temele oturtulamayanı adlandıran; soysuz adlandırmasının temsilcileridir. Ama Amerikan idealizminden beslendiği üzre, asıl temsil ettikleri, idealizm olmakla onun köküne yapışmış mantar bir duruşun mantarlarıdırlar. nerede bir bilgi birikimi var, işine gelmiyor ise alay eden, işine geliyorsa eline bayrak edip ordan oraya sallayıp duran *bir duruş...
Görüldüğü gibi burada da konuyu hiç etmenin, dağıtmanın o sihirli formulünü kullanmış oldunuz, bırak insanların ne dediğini bir tarafa atıp yerine, ne olduklarıyla uğraşma anlayışını.

İşte yine boş bomboş bir davranış. Rengarenk, parlak ve çok farklı şekillerde ton vs.. Şimdi neyi anlattın arkadaşım? Ne demiş oldun?

İdealizme göre her ama her şey yaratıldığı gibidir. 7 si ne ise 70 i odur. insanlık tarihinin ne ilk çağı, ne yontması, ne orta çağı gelişimi, canlıların oluşumu vs yoktur, ilk insan aynen bu gün ki ile aynı kültürde ve formdaydı der. her yaratılanda aynıydı der... istemeye istemeyede olsa sindirmek zorunda kalınan diyalektik gerçekler, idealistleri kendilerinide kandırarak düşüncede ve kriterlerde sözde reformlara mı sevk ediyor, bunun sancıları gerçekten kendisini fazlasıyla göstermektedir...

sodomo--
05-05-2006, 02:34
sevgili spartacus,

zannedersem panteidar bigbang ile "madde sonsuzdur", "kainat sonsuzdur" gibi sürekli ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan materyalist bakışı eleştirmiş ve herşeyin bir "İlk" üzerine temellendiğini anlatmış.( Üstelik verdiğ linkte harikaydı yani insanı bir başka derinliğe götürüyor o resimler)Ben de aynen katılıyorum ve bütün bu "madde sonsuz" dur diyen arkadaşlara sesleniyorum;

-Artık Bigbang gerçeğini kabul edin ve sonsuzluk diye bir şeyin bu gök kubbe altına olmadığını anlayın.

Sana gelince liop, sen önce git biraz felsefe çalış.

İnsanda doğanın bir parçasıdır, rüzgar, denzideki akıntı, arı, kertenkele vs. ne kadar doğanın parçasıysa, insanda o kadar.

İşte senin kapasiten bu. Her cümlende cehaletini sergiliyorsun.

Önce "bastır parayı insan yapayım" dedin sonrada "doğa uçak yapar" diye zırvaladın, bide kalkmış çoluk çocuğa hocalık yapıyorsun.

Neden seni okuyunca aklıma hep YÖK geliyor bunu da anlamış değilim.

sodomo--
05-05-2006, 03:41
Su yere döküldü. Bir baktım yok olmuş. Öyle mi? Yoksa su sadece şekil değiştirip gaz olup uçup gitmiş olmasın? İşte bu aslında herşeyi açıklamaya yeterli.

İşte liop bu. Böylelikle varoluş, yaratılış, sudur, oluşum vb bilumum kafanıza takılan sorular cevabını bulmuş oluyor :) teşekkürler liop bize ışığını sunduğun için :)

Ama şu ana bakalım. Şu anda biliyoruz ki, kainatta yaratılmış hiç bir şey yok. Yok olanda bir şey yok. ama boyuna form değiştiren bir şeyler var


yahu çok komik "boyuna form değiştiren bir şeyler" ha. Ne o şeyler liop ? ha bire form değiştirmeseler liop olayı çözecek ama gel gör ki boyuna form değiştirip duruyorlar :)


Herşey'in kaynağı İLK olandır." arayalım? İlk diye bir şey yok ki, herşey zaten ezelde de vardı. Siz işte bunu görmekten acz içinde olduğunuzdan bu yanlışları yapıyor, beyin özürlü oluyorsunuz.

ve liop arayışa geçti :) baktı ki ortada "ilk" yok hemen ezelden beridir madde vardır varsayımını öne çıkarttı. Peki Bigbang'a ne oldu liop ? anlaşılan" görme
acizliği" sana mahsus, buda yetmezmiş gibi beyin özürü. Vallahi zor senin işin :)

Doğa maddenin ta kendisi. Madde varsa doğa var..

harika tespitler bunlar :)

Eee, doğa, aynen yaratıcı özne veya yaratma fiili, bilgi veya tasarım gibi kavramlara benzer şekilde, insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdan ibaret

yani biz de bu doğa nedir nedir diye sorup duruyorduk ki imdadımıza liop yetişti. Neymiş doğa ?
"İnsan aklının ortaya koyduğu bir tanım" :) ama unutmayalım aynı zamanda "doğa maddedir ve hatta maddenin ta kendisidir" yani bir bakıma "madde insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdır"

Peki "tanım" nedir ?

O da maddenin ortaya koyduğu bir şeydir :) böylelikle en deruni felsefeye ulaşmış oluruz liop sayesinde.

İnsanı ve uçağı doğa mı yaptı? İşte özrünüz tam olarak bu. Yapmak, insanın tıpkı doğa gibi bir şeyi ifade etmek üzere kullandığı bir terim. Bir fiil. Bir fiilin bir zamanı birde özensi olur ya. "Yaptı". Kim ve ne zaman diye sorulur ya. işte öyle. Oysa doğada kim yok, ne zaman yok, geçmiş yok, gelecekte yok. Bugün ve madde var. Birde enerji

Liop burada önce dilbilgisi dersi veriyor. Neymiş ? Bir fiilin zamanı ve öznesi olurmuş ama bu doğada yokmuş. Niye doğada yok ? halbuki dilbilgisi kuralları gereği olması gerekmiyor mu ? :) Aslında burası liop'un faka bastığı yerdir ama liop durumu çaktırmaz ve devam eder "

"Oysa doğada kim yok, ne zaman yok, geçmiş yok, gelecekte yok. Bugün ve madde var. Birde enerji"

yani liop allah da seni güldürsün " birde enerji" ha..

yahu şu enerji de olmasa konu daha da sadeleşecekti ama ne yapalım ekledik onu da, dimi liop? :)

Yahu ben sana daha önce söylemiştim şuna bir de doğada saf haliyle mevcut olan "bilgi" yi ekleyelim diye ama yanaşmadın halbuki ekleseydin "bilgi" yi de ne güzel olacaktı ve yakışacaktı senin gibi bir "bilim" adamına ama inat ediyorsun kabul etmiyorsun bir türlü, kabul et şu ilkeleri artık ;


Bilgi, madde ve enerji ile birlikte evrende bulunan ölçülebilir bir değerdir. Üstelik madde ve enerjininde önsel bir koşuludur

a) bilgi maddeye indirgenemez
b) madde bilgi üretemez
c) bilginin kaynağı akıldır


Tabii unutma bu "bilgi" yi bir gerçeklik olarak kabul edişin "aklın" varlığınıda kabul edişin demek olacaktır. Hem de insan aklı dışındaki bir aklın. Senin gibi bir bilim adamına da "bilgi"yi bir değer olarak kabul etmek yakışır. Hadi dostum bir adım daha at....

spartacus
05-05-2006, 09:32
Sevgili sodomo
öncelikle yazının dilini iyi tahlil etmek gerekiyor. Bak bir kaç örnek

Bir baktım su yok olmuş, orada gönderme var, yoktan var olur varkende yok olur, işte bak su uçtu yok oldu diyen bir düşünceye gönderme.. Bunu okuma yazmayı yeni sökmüş ilkokul öğrencisi de anlayabilir.

Herşey'in kaynağı İLK olandır." arayalım? bak buradada o kendi düşüncesi değil, yazınsalda eleştiri, eleştirileninde ortaya konması ile yapılır. Aynı yazınsalı ben kendi yazılarımda da sizin yazılarınızda da görüyorum, cımbızlamak ve tersinden giydirmek iyi bir alışkanlık değil. Burasını uzatmıyorum. Ve sorularıma başlıyorum, şimdi harflerimle, kelimelerimle, klişe tanımlamalar ile yada niyetle yaklaşmadan cevap vermeni umuyorum.

1. Bir ilk var mı? İlk olanın ilk olduğunun kriterini belirleyen nedir?
2. İlk olan şey neydi, onu ilk yapan şey neydi?
3. Madde değişmez yada dönüşmez mi?
4. Bilginin kaynağı akıl ise-yani canlı organizmalar akılı üretmez ise-, neden duyu organlarına(maddeye ihtiyaç duymaktadır)?
5. Bilgi nerede depolanmaktadır akılda mı yoksa organda mı(madde). Ve nereden işletilmektedir?
6. Kendi algoritması içinde algortima üretebilen şey nedir?
7. Canlılarda organların hareketini belirleyen nedir?
30. Hislerin duyumsandığı yer neresidir, akılmıdır, akıl ise bayıltıldığımızda, maddeye-madde enjekte edildiğinde, ben merkezdeki algılamlar, irade ile düşünme neden işlevsizleşmektedir. Ruh kaçıp gitmektemidir?...

şimdilik bu kadar, devamıyla birlikte daha da derinleşecektir. Sıradan cevapları istiyorum, istiyorum ki bir şeyleri ti ye alırken sizin ne düşündüğünüzüde ortaya koymanız için. Koymalısınız ki, tartışma sorumluluğunun sen mavisin, sen beyaz, bak o yeşili aşması gerektiğini burada hep birlikte görelim. Ama mümkünse ısmarlama bir yerlere sevk edilen bir şey olmasın, aklını ve bağlı düşünceni işlettiğin yanıtlar olsun...

sodomo--
05-05-2006, 12:19
sevgili spartacus

3.sayfanın en başında "başlangıçta bilgi vardı" isimli açtığım başlığı görebilirsin. Burada detaylı olarak bilgi'nin madde ve enerji ile birlikte bir değer olarak kainatta var olduğu gerçeğine vurgu yaptık. Özellikle DNA üzerinde bu gerçeklik aşikardır. Yani bu liop denilen bu YÖK kurbanının kendi alanı olan canlılık bilimi insan aklından bağımsız bir akılsal kaynağın ürettiği "bilgi" ile doludur. Bunu görememek ancak ve ancak Bigbang gerçeğini görememek gibi kör olmayı gerektirir ve bu da başta değerli YÖK kurbanları olmak üzere bir çok bilim adamının özürüdür.

Ne demiş atalarımız ; "bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkün"

Yani hala "madde sonsuzdur, kainat sonsuzdur" diyorlar ya, *insan "oha" diyor yani koskoca Bigbang'i görmedin mi ?

Bir de şöyle bir soru sormuştu arkadaş bi zamanlar ; "canlı ile cansızı ayıran şey nedir ?"

Bende dedim ki "kendinin farkındalığı"

O da ; "yok bu felsefeye girer, felsefe insanı hataya sürükler, geçmişteki deneyimler ile sabit" türünden bir şeyler zırvalamıştı. İşte şimdi görün bu arkadaşın felsefe yoksunluğunu da anlayın diye tek tek ele aldım sözlerini. Yani O arkadaş önce felsefe çalışacak abiciğim yok öyle bedavadan sallamalar....bizede yazık değil mi ? Adama anlatıyorsun, "bunlar felsefeye girer sittir et bunları" diyor. Ben daha *niye uğraşayım ki ?

spartacus
05-05-2006, 13:27
sevgili sodomo,

Benim sorularım özel. Başlangıçta Bilgi Vardı demek cevap arzetmiyor. Çünkü o sorular genel bir bilgiyi değil, ona dayanak olacak olan bulguları irdeliyor. İrdelenmemiş bulguları.. Ve gündem ettiğin için cevap yine burada isteniyor.

O halde başlangıç bilgimiydi? Ortaçağ idealizminin insanın kendi yapısına uzaklaşma ve ona yabancılaşma döneminde ağır etkiler bırakan metafiziğin etkisiyle, bir çok şey hatta madde, doğa,, insan canlı yada cansız ne varsa, aslında bir görüngü bir yanılsama olduğu yönünde büyük etkiler oldu. Elli kerede olsa verilen SARA HASTALIĞI örneğinin, sağ ve sol beyin arasındaki bir kısa devre olduğu, ama her şey ruhtandır diyen metafizik, kendinden makul ortaçağ anlayışının, hasta insanların kafalarını delerek onların ruhunu kurtardığını, yakın yüzyılda ise deli direklerine bağlanarak dövüldüğü, ruhtan, kafanda hangi cin var söyle diyerek tedavilerin uygulandığı bilinen bir gerçektir. Hatta altı üstü taş olan mezarların etrafına yapılan deli direklerine de bağlanarak, taştan onu düzeltmesi için yalvarıldığıda bir gerçektir...
Bu gün hala etkisini sürdüren bu anlayışa göre, aslında hiç bir şey göründüğü gibi değildir her şey biz öyle gördüğümüz için öyle gibidir denmekte, buna adres olarak yine bilgi gösterilmektedir. Bu bölüm aslında daha da detaylıdır ama söylenenler bence ifade etmeye yeterli.
Peki gerçekten de öylemidir? Şu anda bu yazdıklarımı hepimiz aynı rüyayı gördüğümüz için mi okuyabiliyorsun. Her ama her şey bir bilgi yanılsaması yada aldatmacasımıdır. Duyumlar, duyumsamalar, algılamalar ve bulgular aslında fiziksel değil, fizik ötesi ruhsal bir illizyonmudur? Bu sorular çoğaltılabilir ama burada yoğunlaşmayacağım.

Bilgi canlıdan soyutlandığında, nereye uçacağı bilinmeyen bir tüy gibi ele alındığında ne denebilir, neresinden tutup irdeleyebilirsin. Canlıdan bilgiyi soyutlayıp kopardığımızda, Bilgi su içermi, bilgi oksijene ihtiyaç duyar mı, bilgi bir bedene ihtiyaç duyarmı, duyuyorsa neden duyuyor, buna gerek nedir? Madem bilgi diyorsunuz başlangıçta olandır, ve maddeden bağımsızdır, madde bilgi üretemez diyorsunuz, bilginin maddede işi nedir? Madde sadece hücrelermidir, enerji, elektron vs ler madde de yokmudur? Hidrocarbon bileşiklerin atomu yokmudur?

Çok basit bir soru sordum, dedim ki bilgi nerede depolanır? Dedimki madden bayıltıldığınızda bilgi nereye gidiyor!!! Asıl özel cevap almak istediğim soru budur. Buna cevap istiyorum, varsayımlarla değil buyrun bulgularla gidelim diyorum. Hisler diyorsunuz, duygular diyorsunuz her şey bilgiden, o halde bilgimidir hisseden yoksa organmıdır, bilgi algılamını neden organlardan yapıyor, bu algılamlar (organlar) bilgiyi geliştirmiyor mu, onu ilerletip dönüştürmüyor mu? Bayıltıldığınızda enjekte edilen madde değil mi? Neden madden beyninize enjekte edilen bir başka maddenin, BİZZAT MADDEDE OLUŞAN etkisi, bilgiyi hiç ediyor! Neden o anda akıl, irade işlevini kaybediyor? Yoksa akıl, bilgi irade o oragnın bir iç işlevi mi? Sobadan eli yanan bir kişi, bunu madden hissettiği içinmi yoksa bilgide zaten o bilginin olduğu için mi acı duyuyor ve en önemlisi onun yakıcı olduğunu ÖĞRENİYOR! Burada öğrenme bir edinim olarak bilgiye etkimiyor mu? Bilgi bir edinimler toplamı değilmidir? Bir birikimin ama bu birikime ana etmenin insanın kendisi ve çevresi ile olan yaşam ilişkileri değilmidir?

Genel anlayışı geçtik, şu yukarıdaki 2 sorunun cevabını alayım.

sodomo--
05-05-2006, 13:28
sevgili spartacus ,

İşte kısa ve öz cevaplarım ;

1. Bir ilk var mı? İlk olanın ilk olduğunun kriterini belirleyen nedir?

Madde açısından bakarsak bu ilk Bigbang dir. Ve burası bilimin bittiği felsefenin, ilahiyatın, sezginin, hayalgücünün başladığı yerdir aynı zamanda. İlk olmanın kriteri; bütün ilk olmayanların ondan türemiş oluşudur.

2. İlk olan şey neydi, onu ilk yapan şey neydi?

Onu ilk yapan şey Evrensel Bilinçtir. Zaten bizim dışımızda bir bilincin varlığı otomatikmen Tanrı'nın varlığı demektir. Çünkü Tanrı derken kastedilen de bu bilinçtir. Yani kendi dışımızda da bilincin varlığını ispatladığımızda direk olarak Tanrı'nın varlığını da ispatlamış oluruz.

3. Madde değişmez yada dönüşmez mi?

Değişmin dönüşüm olmadığını söyleyen yok ki. İstediği kadar değişsin dönüşsün. Kör bir güç yaşam oluşturamaz.

4. Bilginin kaynağı akıl ise-yani canlı organizmalar akılı üretmez ise-, neden duyu organlarına(maddeye ihtiyaç duymaktadır)?

Yaşamak için. Tabii bu konuları bilahire ayrı bir başlık altında detalaylandıracağım.
Özne, nesne, bilgi, akıl, irade, vb bütün kavramlara açıklık getireceğim.

5. Bilgi nerede depolanmaktadır akılda mı yoksa organda mı(madde). Ve nereden işletilmektedir?

Beyinde depolanır. Yani organ olarak beyinde depolanır lakin beyin bir bilgi işlem merkezi gibidir ve buraya radar sistemleri, uydu cihazları, sonar vb (yani duyu organları) aletlerden bilgiler aktarılır ve bu beyinde işleme tabi tutulur. Ama bu cihazların başında bir uzman personel vardır (eğer yok diyorsan o zaman insanı bir "cihaz" zannetme yanılgısına düşersin) ve bu uzman personel "akıl"dır ama bu uzman personelin de bir müdürü vardır bu da "irade" dir. Tabii her müdür gibi İrade "akıl" olmadan da iş görür ama "akıl" olursa daha çok iş görür.

Bu irade konusuna daha önce Schopenhauer'in felsefesini anlatırken girmiştim tekrar detaylı olarak Schopenhauer'ın "İrade" kuramını ayrı bir başlıkta toplayacağım.

6. Kendi algoritması içinde algortima üretebilen şey nedir?

İrade dir.

7. Canlılarda organların hareketini belirleyen nedir?

İrade dir.

30. Hislerin duyumsandığı yer neresidir, akılmıdır, akıl ise bayıltıldığımızda, maddeye-madde enjekte edildiğinde, ben merkezdeki algılamlar, irade ile düşünme neden işlevsizleşmektedir. Ruh kaçıp gitmektemidir?...

Hislerin duyumsandığı yer bedendir. Bu da İrade' nin istemlerinin yeridir. Bedenin yapısı İrade'nin "istem" dediğimiz temel davranışı ile örtüşür. Yani bedenin içinde İrade doğrudan "isteyen-şey" dir.

Bayıltıldığında ruh uçup gitmez. Zaten ruh diye ayrı bir ontolojik varlık mevcut değildir. Çünkü İrade beden ile özdeştir. Bu yüzden ortada dışsal dünyadan kopmuş ama hala maddesel bir alan olan yani İradenin kendi nesnesi gibi algıladığı beden mevcuttur. İrade beyin denilen cihazı bile kendi nesnesi gibi algılar.

Akıl İradenin kullandığı bir araçtır. Kendi hedefine yani istediği şeylere ulaşmak için kullandığı bir araç. O yüzden akıl her zaman tali bir öğedir ve temel de İrade herşeyi ama herşeyi
duyu organları, akıl, beden, hayal gücü vb. ne dersen de her şeyi kullanır.

Daha sonra bu konulara ayrıntılı olarak gireceğim.

spartacus
05-05-2006, 15:42
Sevgili sodomo,

Madde açısından bakarsak bu ilk Bigbang dir. Ve burası bilimin bittiği felsefenin, ilahiyatın, sezginin, hayalgücünün başladığı yerdir *aynı zamanda. İlk olmanın kriteri; bütün ilk olmayanların ondan türemiş oluşudur.

Neden bilim, felsefe burada bitiyor, ilahiyat başlıyor? Bütün ilk olmayanların ondan türemiş olduğunun kanıtı nedir? Şimdi benim soru işaretleri koyacaklarımın ilahiyat ile ne uzak nede yakından bir ilgisi varmıdır? Var ise neden Bing bang bulgulandı diye öncesi ilahiyata devrediliyor, yarın bir gün ondan da önceli bulgulanırsa bu sefer ilahiyata devredilenler kaydırılacak mı? Buldukça, dahada bulunamaynlar metafiziğe havale edilmelidir mi denecek, oysa ilahiyata devredilen bilgi bize bir bilgi verecek mi, hangi çağın insanının fizik ötesi rüyalarının bilgisi olacak bu? Bing Bang öncesi ilahıyatın ise, ona bu çağda ulaşan insana, ilahiyat daha önce ne demiş, kişilerin hayattaki davranışlarından geriye, efsane ve mitolojilerden geriye *%1 bile kalamayan bu bilgi ne vermiştir. *Bu gün milyar yıllardan geriye ne kadar gidilebilmiştir? Evrenin neresine kadar ışık dalgaları algılanabilmekte, ne kadar bu dalgalar ile görüngüler elde edilmekte, algılanamayacak denli körlenen ışık dalgalarının varlığı görmediğimiz yada bilemediğimiz ne gibi oluşum ve maddeleri gizlemektedir? henüz neresi ne kadar bilinmektedir?
Sorun sadece ilk olmayanlar mı? İlk olabilenlerinde bir ilk olamama durumu yokmudur, yok ise neden? İlk olmayanlar BingBangdan türemiş ve bu nedenle Bing Bang ilk ise, onun bünyesi varmıdır? * Enerji dahi olsa bir bünyesi, var ise o bünye neyden türemiştir? Yok ise Bing bang olma özelliğini nasıl kazanmıştır? *Bing Bang, oradaki PATLAMA bir reaksiyonun bulgulamı değilmidir? Değilse nasıl tespit edilmiştir, bulgulam değilse kim görmüş kim yazmışdır, öyleyse o reaksiyona neden olan her ne ise, o bing bangın önceli değil midir? Bu durumda Bing Bang bir sonuç iken, ondan öncelinde ne olduğu, sırf patlamanın varlığına daha doğrusu onun bulgularına erişilmiş olması, bu günün tabiri ile bilim tarihinin bittiği yermidir? İdealizmin aksine, bilimsel incelemeler, Bing bang teoreminden öncede, patlamaların, açığa çıkan amonyağın, patlamalarda kimyasalların yapılarında ki ve bileşkelerindeki değişimlerin, değişen bileşkelerin canlıya dönük oluşumlarını incelemiyormuydu? Düşünce ufku sadece ama sadece bulunanlar kadar mı ilerletilecek, o halde dünün bilinmeyenlerine bu gün nasıl erişilmiştir? İlahiyatla mı?
İlk Bing bang değildir, bizlerin anladığı buralara yazdığı anlamda ilk değildir, kendinden sonrakiler için ilk olmak tek başına ilk olmak demek değildir, o bir tepkimedir, bir dönüşümün, etkileşimin sonucudur. Ha sonuçlar kendinden öncekilere göre yeni başlangıçların bir nedeni olabilirler , bu anlamda kendilerine has bir ilk faktörü taşırlar, ama kendinden öncekiler için değil...
"Onu ilk yapan şey Evrensel Bilinçtir." Aynen tersini söylemekte fazlasıyla mümkün, onu ilk yapamayan şey evrensel bilinçtir. Soyut, fazlasıyla soyut bir genelleme. Ne kolu var nede ayağı, öylesine bir kaçış sözü gibi. Evrensel Bilinç, hemde evrensel ama bu bilinç evrensel madem, Pekala Marsda bu evrensel bilincin dahilindedir, neden orada ayakları üzerine dikelip yürümüyor bu bilinç. Ha atomik olarak değil, bizzat düşünen, iradesi olan ve aklını kullanan bir iki ayak üzerine dikilmiş bir bilinç. Sanki gökten yağmurla bilinç parçacıkları yağmış, kimyasalların üzerine düşmüş kalkmış yürümüş gibi. Bizim dışımızda bir bilincin varlığı, bu bunu iddia edenler içindir, doğa üzerinde ki canlıları aşan, kısaca metafizik ortamda bir bilincin varlığı, yani ruhani bir bilincin varlığı hayal gücünün tersine işletilmesinden başka bir şey değildir. Böyle bir bilincin varlığı demek bir bulgu gibi, bir kanıt gibi ortaya sürmek, kesin olmayandan, hatta halüsünasyonlarla kendine dayanak edinen bilinçten faydalanmaktır.

Değişmin dönüşüm olmadığını söyleyen yok ki. İstediği kadar değişsin dönüşsün. Kör bir güç yaşam oluşturamaz.
Kör bir güç yaşam oluşturamaz, bir güç hemde kör, her neyse, burada istenen yaşam oluşturup oluşturmaması değil, değişir mi değişmez mi dir. Canlılarda maddedir, cansızlarda. Her şey kendi özgüllüğüne göre ayrışır, genel olanda buluşur.

Beyinde depolanır. Yani organ olarak beyinde depolanır lakin beyin bir bilgi işlem merkezi gibidir ve buraya radar sistemleri, uydu cihazları, sonar vb (yani duyu organları) aletlerden bilgiler aktarılır ve bu beyinde işleme tabi tutulur. Ama bu cihazların başında bir uzman personel vardır *(eğer yok diyorsan o zaman insanı bir "cihaz" zannetme yanılgısına düşersin) ve bu uzman personel "akıl"dır ama bu uzman personelin de bir müdürü vardır bu da "irade" dir. Tabii her müdür gibi İrade *"akıl" olmadan da iş görür ama "akıl" olursa daha çok iş görür.
Bilgi neden maddeye ihtiyaç duymaktadır? sorusuna verilen cevap "Yaşamak için.".

Ama bu cihazların başında bir uzman personel vardır *(eğer yok diyorsan o zaman insanı bir "cihaz" zannetme yanılgısına düşersin), bunu sen söylemişsin, bu cihazların başında bir uzman personel vardır demişsin, o halde personeli ayır, beden cihazdır de. Radar sistemleri, uydu cihazları, solarlar beyinde var ama nedense bu cihazların anlamına, algılamlarına dönük merkez, beyinin işlevi karakteri değil, onu kullanan ondan faydalanan ama ondan ayrı uzman bir personelin işlevi gibi öylemi? Aynen bir bilgi işlem binasında bilgisayarların başında oturan insanlar gibi, peki o insanlar o departmanın parçası değiller mi? işte o departman beyinin ta kendisidir, tümüde onun işlevidir yani. Yoksa *Yazık o zaman o beyine, gerçekten çok yazık! Algılamda, idarede tümüde, o uzman personel diye ayırdığında beyinin işlevidir, birbirilerinden Çin seddi ile ayırıp sonrada bu buna hükmetmekte, ama o ayrı bir şeydir demek fazlasıyla abes. zaten çözümlenmemiş dönemlerin varsayımlarından beslenmekte bu düşünceler.

Oysa buradaki anlam bu değildir, aksine canlılar yaşamak için edinimlere ihtiyaç duymuştur. Tam tersi yani, bu edinimler bilgiye, bilgiyi kullanım, organize etmekde bilgiyi olduğu kadar akılıda geliştirmiştir. Hava şartlarında üşüyen insanın koyun postuna sarılması bir edinimdir, önceden buna sahip değil, o bilgiye sahip olmasına dönüşen faktör, yaşamak için faktörüdür. Yani yaşamak için ona sarılmak, onu giymek. *Bundan 5000 yıl öncenin silahları ile bu günün silahları aynı şeyler değildir, ama bu günün silah bilgisini geliştiren, o ilk taştan yapılan baltanın edinimidir. Edinim oradadır ve her edinim, kendisini aşacak yeni edinimleri koşullandırmıştır. Bilgi gelişmekte, edinimler artmakta, beyinde depolanmakta, nesilden nesile geçmektedir. Bu gün küçük bir çocuğu götürün bir adaya bırakın, sizinle neyce konuşacak. Neler edinmiştir??? Bilgisi nedir, neleri kapsar, oturup burada Bing bangı tartışabilcekmidir? Burasınıda ilahiyata bırakalım? En uygunu bumudur? Oysa o adaya bırakılan insanda edinimler edinmiştir, ne için YAŞAMAK İÇİN, suda nefes alamadığını girdiğinde anlamıştır... Burada edinim oluşmuş, bir daha girdiğinde yine nefes alamayacağını algılamıştır. Bu şekilde hareket etmesi gereği ise akıl, uygulama gereğide iradeye etkimiştir, harekete geçirmiş, onlarıda güçlendirmiştir. Kısaca, ıssız bir adaya bırakılacak bir insanın edinimini, milyon yıllar süren insan edinimine göre ele alınırsa anlam burada çıkacaktır. Yoksa gerisi hazıra konupda tüm edinimleri bir çırpıda elinin tersi ile itip, gelişimi tersinden dahi olsa algılayamamaya dönüşecek, her şey bir anda başlatılacaktır.

Canlılarda organların hareketini belirleyen nedir?

cevap: "iradedir."

yaşam koşullarına bağlı olarak, BEYİNDİR.

Hislerin duyumsandığı yer bedendir. Bu da İrade' nin istemlerinin yeridir. Bedenin yapısı İrade'nin "istem" dediğimiz temel davranışı ile örtüşür. Yani bedenin içinde İrade doğrudan "isteyen-şey" dir.
Hislerin duyumsandığı yer beyin, algılandığı yer bedendir. O halde irade doğrudan isteyen ise, insanlarda bedenen kaybedilen hormonal faktörlerin sonucunda, neden iradede istemlerini kaybetmektedir? Çünkü beyinde bir algılam olmamakta ve doğal olarak tepkimede meydana gelmemektedir, bunun irade ile alakası yok. En basitinden ilaçların etkileri burada incelenebilir. Aynen canlıların hem vücuden ama hemde çevren algılamlarının [b]oluşturduğu tepkilemler ve bağlı edinimler gibi.
Bedenin içinde irade???
Beden, irade, bilgi, bilinç, hafıza, el ayak, kol, bacak, hepside bir bütündür. Bir bütünün parçalarıdır, ne birisi diğerine karşıt yada tamamen ayrı ele alınmalı nede tarihsel olarak birbirinden kopartılmalıdır, ama nede işlevsel olarak aynılaştırılmalıdır... Etkime ve tepkime davranış burada şekillenir.

Bayıltıldığında ruh uçup gitmez. Zaten ruh diye ayrı bir ontolojik varlık mevcut değildir. Çünkü İrade beden ile özdeştir. Bu yüzden ortada dışsal dünyadan kopmuş ama hala maddesel bir alan olan yani İradenin *kendi nesnesi gibi algıladığı beden mevcuttur. İrade beyin denilen cihazı bile kendi nesnesi gibi algılar. *
rade beyini dahi kendi nesnesi olarak algılar? Tamam diyoruz ve soruya burada cevabı bulamıyoruz. Beyini kendi nesnesi gibi algılayabiliyor ise, pekala beyin uyuşturulduğunda irade sapasağlam ama beyini uyuşturulmuş bir beyin olarak algılamalı değil mi? 10 Saat bayıltılsan acaba dakikaları sayabilirmiydin? Aynen elimiz yada ayağımızın uyuştuğunda, beyinin algılamlarındaki bir yolunda gitmemezlik ile ayrımına vardığı durum gibi, irade de uyuşmuş bir beyini algılar öylemi? Oysa bir yerimiz uyuştuğunda bunu beyin pekala algılayabiliyor, yani tam tersi, irade beyinin algılamları ve bu algılamlardaki edinimleri içerisinde karar kılma-verme yetisidir. Oda beyindendir, onu kendi nesnesi gibi gören şeyde değil.
Beyini bile kendi nesnesi gibi algılaması burada iradenin beyinin bir işlevi değilde ayrı bir yapısı olduğu kanısını oluşturuyor. *İrade beyinin işlevlerinden sadece birisidir.
O halde kabul ruh uçmaz, uyuşmuş bir beyini algılar, duymaz, görmez belki ama kıs kıs düşünür. Kulağına kulaklık, gözüne band sarılmış bir insan gibi olur öyle mi? Hala kendimizi kandıralım.

sodomo--
05-05-2006, 16:56
Neden bilim, felsefe burada bitiyor, ilahiyat başlıyor? Bütün ilk olmayanların ondan türemiş olduğunun kanıtı nedir? Şimdi benim soru işaretleri koyacaklarımın ilahiyat ile ne uzak nede yakından bir ilgisi varmıdır? Var ise neden Bing bang bulgulandı diye öncesi ilahiyata devrediliyor, yarın bir gün ondan da önceli bulgulanırsa bu sefer ilahiyata devredilenler kaydırılacak mı? Buldukça, dahada bulunamaynlar metafiziğe havale edilmelidir mi denecek, oysa ilahiyata devredilen bilgi bize bir bilgi verecek mi, hangi çağın insanının fizik ötesi rüyalarının bilgisi olacak bu?

Sevgili spartacus,

Bigbang macro anlamda bilimin bittiği yerdir. Yani gözlem yapılamaz, doğrulanamz, yanlışlanamaz, ispatlanamaz, nedensellik ilintileri kurulamaz vb. Haa micro anlamda quantum fiziği mevcut, burası henüz keşfedilmeyi bekleyen bir alan gibi duruyor ama quantum yasaları da "olasılıklar" üzerine ve dahi gözlem yapmanın mümkün olamadığı, insanoğlunun bugüne kadar geliştirdiği bilimsel analiz yöntemlerinin bi işe yaramadığı "kaos" gerçeğini gözler önüne seriyor. Yani madde altı partiküller maddenin kurallarından bambaşka bir şekilde hareket ediyor ve bunları bilimsel yasalara bağlamak mümkün olmuyor

Ondan öncesi bulgulanamayacağı için burada bilim biter dedim zaten. Eğer birisi Bigbang'in öncesi bulgulanabilir diyorsa boşa konuşuyordur. Bilimin bu güne kadar ki gelişimi insanoğlunu çok yüreklendirdi ve herşeyi bilebileceği zannına neden oldu.
Ama artık asla ve asla bilemeyeceğimiz şeylerin varolduğunu kabul etmemiz gerekiyor. *

Yazının devamı için bu forumda Kursatotcu diye bir arkadaşımız vardı onun yazılarını okumanı tavsiye ederim. İlk, son, sonsuzluk, öncelik, sonralık bayağı detaylı açıklamalar yapardı o arkadaşımız. Ben şahsen bu konulardan pek hazzetmiyorum. Daha çok "insan" üzerinden gitmeyi uygun buluyorum.


Onu ilk yapan şey Evrensel Bilinçtir." Aynen tersini söylemekte fazlasıyla mümkün, onu ilk yapamayan şey evrensel bilinçtir. Soyut, fazlasıyla soyut bir genelleme. Ne kolu var nede ayağı, öylesine bir kaçış sözü gibi. Evrensel Bilinç, hemde evrensel ama bu bilinç evrensel madem, Pekala Marsda bu evrensel bilincin dahilindedir, neden orada ayakları üzerine dikelip yürümüyor bu bilinç. Ha atomik olarak değil, bizzat düşünen, iradesi olan ve aklını kullanan bir iki ayak üzerine dikilmiş bir bilinç. Sanki gökten yağmurla bilinç parçacıkları yağmış, kimyasalların üzerine düşmüş kalkmış yürümüş gibi. Bizim dışımızda bir bilincin varlığı, bu bunu iddia edenler içindir, doğa üzerinde ki canlıları aşan, kısaca metafizik ortamda bir bilincin varlığı, yani ruhani bir bilincin varlığı hayal gücünün tersine işletilmesinden başka bir şey değildir. Böyle bir bilincin varlığı demek bir bulgu gibi, bir kanıt gibi ortaya sürmek, kesin olmayandan, hatta halüsünasyonlarla kendine dayanak edinen bilinçten faydalanmaktır

Şimdi ben bu yüzden üçüncü sayfanın başındaki "Başlangıçta bilgi vardı" forum başlığını okumanı tavsiye ettim. Bilgi'nin varlığı bilincin varlığını da ispatlar. Zaten bu konular öyle "görüyorsam, dokunyorsam vardır göremiyorsam, dokunamıyorsam yoktur" türünden akıl yürütmeler üzerinden ilerlemez. Aklın en temel özelliği soyutlama yeteneğidir, eğer soyutlama *yapılamazsa hiç bir şey anlaşılmaz en temel bilimsel teoriler bile (izafiyet teorisi vb.) Eğer Bigbang'in arkasını görseydin bile yine tanrıyı göremezdin. Çünkü Tanrı ne teleskop ile ne de mikroskop ile görülür.

Kör bir güç yaşam oluşturamaz, bir güç hemde kör, her neyse, burada istenen yaşam oluşturup oluşturmaması değil, değişir mi değişmez mi dir. Canlılarda maddedir, cansızlarda. Her şey kendi özgüllüğüne göre ayrışır, genel olanda buluşur.

Değişim ve gelişim veya çöküş, bozulum bunların hepsi Evrensel Bilinç tarafından organize edilir. "Herşey kendi özgüllüğüne göre ayrışır" ne demek ? *bana bir şey ifade etmiyor. Hiç bir şeyin kendi başına kendi özgüllüğü yoktur ancak bir sistem içinde ve o sistemin izin verdiği özgüllüğe sahiptir. Bunu bazıları ekolojik denge vb. ifadeler ile açıklar ama bence her farklı olanın BİR olan ile içsel bir bağı vardır ve her farklı olan BİR olanı içinde taşır ama daha az ama daha çok. "Bir" olmadan diğer çokluklar olamaz.

bu cihazların başında bir uzman personel vardır demişsin, o halde personeli ayır, beden cihazdır de. Radar sistemleri, uydu cihazları, solarlar beyinde var ama nedense bu cihazların anlamına, algılamlarına dönük merkez, beyinin işlevi karakteri değil, onu kullanan ondan faydalanan ama ondan ayrı uzman bir personelin işlevi gibi öylemi? Aynen bir bilgi işlem binasında bilgisayarların başında oturan insanlar gibi, peki o insanlar o departmanın parçası değiller mi? işte o departman beyinin ta kendisidir, tümüde onun işlevidir yani. Yoksa *Yazık o zaman o beyine, gerçekten çok yazık! Algılamda, idarede tümüde, o uzman personel diye ayırdığında beyinin işlevidir, birbirilerinden Çin seddi ile ayırıp sonrada bu buna hükmetmekte, ama o ayrı bir şeydir demek fazlasıyla abes. zaten çözümlenmemiş dönemlerin varsayımlarından beslenmekte bu düşünceler.

Evet beyin bir cihazdır ve cihazın orasını burasını kurcalayan bilim adamları da hiç bir şey öğrenemezler bu cihaz hakkında. Öyle insanı sandalyeye oturtup kafasına elektrot bağlayıp sonrada elektrik verip "aaa bak şurasına elektrik verdim adam kolunu oynattı demek ki beynin kolu harekete geçiren yönü burasıdır" *gibi uygulamalar ile hiç bir şey öğrenilmez buna bizim köyde "kurcalamak" denir ve beynin "kurcalanması" da beyin hakkında bir bilgi vermez. Sonuçta doğası gereği akıl görünür olanın özüne inemez "kendinden-şey"i kavrayamaz ancak bu kendinden şeyin tezahürlerini kavrar bu bize felsefenin öğrettiği bir gerçektir. Üstelik insan bedeni yalnızca beyinden ibaret değildir. Bir düşünün şunu ; yalnızca ve yalnızca kendinizi içeriden algılarsın ve kendi dışında herşeyi dışarıdan algılarsın. İşte bu beynin bir organ olarak özne olmadığının kanıtıdır, nesnedir o ve iradenin kullandığı bir cihazdır. Yani her insan kendi beynini aşar. Üstelik bunun aksini düşünmek insanı bir "cihaz" olarak algılamaktır ki bu da bence insana yönelik en büyük aşağılmadır ve bilim adamlarına özgü bir yaklaşımdır.

Vaktim olursa yazının diğer bölümlerine de eleştirilerde bulunacağım şimdilik burada bırakıyorum....

spartacus
05-05-2006, 17:55
sevgili Sodomo, canlı olan bakışı ölgün başlıklarla geçiyorsun. neyse, benimde fazla vaktim yok.

Ondan öncesi bulgulanamayacağı için burada bilim biter dedim zaten.
Kesin yargı içeriyor, ortaya koyduğun destekler bunu güçlendirmiyor, yada doğrulayamıyor. Kesin yargı ile yaklaşman dahi, burada çelişiktir. Bilimin Aya gideceğide bir zamanlar sadece bir göz zevkiydi. Henüz bundan milyarlarca yıl öncesine dayalı kesin teorimler yoktur, bulgular ile ilerlemektedir. Ordan öteye gidemeyeceği için demek doğru değil. Şu anda dahi, yeni yıldızların yeni galaksilerin oluşumu PATLAMALAR ile gözlemlenebilmektedir, önemli olan şu anda gözlemlenenlerin kendisinden geriye bıraktığı bulguların Bing bang gibi olup olmadığınında bulgulanmasıdır. Burada ne demek istediğim baya bir açık, Bing Bang bulguları benden önce hiç bir şey yoktu diyemiyor.
Bigbang macro anlamda bilimin bittiği yerdir. Yani gözlem yapılamaz, doğrulanamz, yanlışlanamaz, ispatlanamaz, nedensellik ilintileri kurulamaz vb.

Gözlem yeni oluşan yıldız sistemleri yada galaksiler üzerinden yapılabilir, birbebir olarak kesinlikle aynı şey değildir, ama bulgulara ulaşmanın yolunu açar, bilim hala bitmiyor yani.

Bilginin varlığı baştan beridir vardır diyorsun, oysa canlılar o baştan beri yokmuydu ve bu hangi baştan beri? İnsanlık tarihi, Dünyanın tarihiyle aynı ve eş değer değildir. Ama insanlardan önce bu günki formlarda olmayan canlı örnekleri bulunmakta, aynen bing bangın bulgularına ulaşan bilim ondan milyarlarca daha yeni olan canlı örnekleri üzerinde çalışmaktadır. Bilgi edinimdir, bizim ona ne yüklediğimiz, hangi nitelikleri yüklediğimizden bağımsız olarak, o bir edinimdir, başlangıcın kendisi değil, onun bir ürünüdür.

"Herşey kendi özgüllüğüne göre ayrışır" ne demek ? Hiç bir şeyin kendi başına kendi özgüllüğü yoktur ancak bir sistem içinde ve o sistemin izin verdiği özgüllüğe sahiptir." -Her şey kendi özgüllüğüne göre ayrışır, genel olanda buluşur. Burada hiç bir şeyin kendi başına bir özgüllüğü vardır denmiyor, bir madde olarak genelde buluşur, özgülde ise ayrışır, buradaki ifade anlatım ve tanımlama dili içindir, bünye için kullanılmmaıştır.Kalem de silgide maddedir, burada ikiside madde iken, özgülde birisi yazar diğeri siler, ayrışma ile kasıt budur. Kısaca canlıda maddedir cansızda ama tamamen aynı şey değildir.

Öyle insanı sandalyeye oturtup kafasına elektrot bağlayıp sonrada elektrik verip "aaa bak şurasına elektrik verdim adam kolunu oynattı demek ki beynin kolu harekete geçiren yönü burasıdır" *gibi uygulamalar ile hiç bir şey öğrenilmez buna bizim köyde "kurcalamak" denir ve beynin "kurcalanması" da beyin hakkında bir bilgi vermez.

Çünü diyorsun beyin sadece irade tarafından kullanılan bir cihazdır. Bilim adamları elektrip verip ha burası şudur diyorsun başkada bir şey elde edilemez beyin hakkında. Hoş elde edilenlerde bir şey ifade etmez bir bilgi vermez diyorsun. Neyse ben yine söyleyeyim, irade, akıl, refleks, algılam, bilgi, hafıza vs hepsi ama hepsi beyinin işlevlerindendir. Biyolojik olarak doğal işleyen işlevleri ile,algılam ve duyularıyla girdiği tümsel ilişkiler içinde edindiği edinimlerde bilgiyi oluşturur, bilgi edinimleriden kazanılanların tahlil ve sonuçları, özümleme ve irdelemeleri üzerinden dahada gelişir. Durağan değildir.
Sara hastaları, 1900 yılların ilk yarısında ilaç tedavisi bulunamadığı için, o iki beyin arasında kısa devre yapan halatı keserek tedaviye gitmişler. Evet bu tedavi sonucunda sağ eli ile yazan kişinin artık sağ eli ile düzgün kalem kullanamadığı ama sol eliyle yaptıklarının daha düzgün olduğunu tespit etmişler...


yalnızca ve yalnızca kendinizi içeriden algılarsın ve kendi dışında herşeyi dışarıdan algılarsın. İşte bu beynin bir organ olarak özne olmadığının kanıtıdır.

Şu sözde bir çelişki var, ama detaya şimdilik giremeyeceğim, beyin özne değilse, o halde yukarıdaki algılamı kanıt olarak sunduğuna göre, özne olan o irade, nereden algılıyor? İçerden-dışarıdan, nereden

meas_0
05-05-2006, 22:29
spartacus;

yazdıklarınla ne anlatmaya çalışıyorsun sen, ben herşeyi bilirimmi? veya konu hakkında anlatacaklarım bu kadarmıdır demek? yukarda iki soru sordum bunları cevaplayın diyorsun, sorduklarının cevabı, bing beng teorisine verilenlerden farksızmı sence? dahada ileri giderek bunların üzerinden sana verilen cevapların veya *yazılanların ciddiyetsizliğinden söz ediyorsun, sorduğun soru ile sen ciddiyetsizliğini ortaya koyuyorsun bence!

yazdıklarını kendi kafanda, bu kadar uzatmadan yalın yazmaya çalışsan, belki kendinede faydan olacak. Sodomo-- yazdıklarına lütfedip cevap yazmış genede ne ala..

nerede depolanıyor bu bilgi? *

"hafıza" ve "bilği" farklı şeyler aslında. Önce, hafızadan bahsetmeye çalışayım:

Uzun yıllardır hafıza konusunda bir fikir birliği sağlanamamış. Tarihsel sıra açısından, sinir sistemini "nöron doktrini" dediğimiz nöronlarla açıklamaya çalışan anlayış hakim olduktan sonra, hafıza için değişik adaylar aranmaya başlamış. Hafıza, geçmiş tecrübelerimizin bir şekilde zihinde tutulması ve tekrar ihtiyaç halinde hatırlanabilmesi. Önceleri, DNA'nın genetik şifreyi depolaması gibi, RNA'nın da beyindeki hafızayı depolayabileceği ortaya atılmış ve bu düşünce oldukça popüler olarak ders kitaplarına bile girmiş. Bunu destekleyen deneylere göre, RNA parçalayıcı enzim alan hayvanların hafızalama mekanizmalarının bozulduğu gözlenmiş. Şimdiki gözlükle bakınca, bu deney, bacakları koparılınca sağır olan çekirge deneyine benziyor biraz... Günümüzde bu teori, artık geçerliliğini tamamen yitirmiştir. Bir başka teori, hafızaların, sinir hücrelerinin özel bir çeşit düzenlenmesi sonucu belirlenen "engram"lar şeklinde depolandığı yönünde idi. Bu teori de çok yandaş bulmasına rağmen, bu güne kadar kimse, herhangi bir canlının beyninde, fiziksel bir engramın varlığını gösterememiştir ve bu teori de artık bir spekülasyon olarak değerlendirilebilir. Buraya kadar bahsettiklerim, bir çoklarının arasından öne çıkan teoriler. Şu anda en çok kabul edilen (ve şahsen bana da mantıklı gelen) teori, hafızanın bir çeşit "osilasyon" örüntüleri biçiminde, beynin ilgili bölgelerinde temsil edilmesi. Bu konuda, öncü çalışmalarıyla Walter J. Freeman oldukça katkıda bulunmuş bir isimdir

http://sulcus.berkeley.edu/FreemanWWW/manuscripts/wjfmanuscripts.html

Buna göre, öğrenilen her bir bilgi, zaten elektriksel dalgalanmalar (osilasyonlar) yapmakta olan canlı beyinde, yeni bir "aktivite ilmeği" oluşturur (aslında oluşan şey, yeni bir kaotik çekicidir[attractor]). Bir dahaki sefere, o hafıza bileşeninin hatırlanması gerektiğinde, oluşan bu aktivite ilmeği devreye girerek (veya devreye sokularak), elektriksel osilasyonların o yol üzerinden akması ve ilgili sinir hücrelerini uyarması sağlanır. Yeni bir ilmek oluşması, eskiden varolanları da hafifçe değiştirmektedir; yani öğrenmek, beyni ve tüm içeriğini azar azar değiştirerek "uyarlar". Bu teori şimdiye kadar açıklama getirilememiş bir çok algısal ve bilişsel olayı açıklamakta oldukça başarılı olmuştur. Böylece, bilgi, nörolarda değil, nöronların oluşturduğu büyük grupların üzerinden gerçekleşen osilasyonlarca "kodlanır". Buna kısaca "zihnin kaotik modeli" diyebiliriz.

Hafızanın depolanma yeri de, yine bu anlayışa göre, belirli bir yer değil. Hafıza, adeta "holografik" bir tarzda tüm beyin üzerinde "yayılmış"vaziyettedir. Holografi benzetmesi de şuna işaret eder ki, belli bir yerin hasarı, belli bir hafıza tipinin tamamen yok olmasına neden olmaz. Tıpkı hologramlarda olduğu gibi, herhangi bir hasar sonucu, hasarın büyüklüğü ne olursa olsun, "bütün" (burada "benlik" veya "geçmiş deneyimler bütünü") sadece belli oranlarda zayıflar, fakat hep tam olarak oradadır. Benliği ortadan kaldırabilmek ancak çok büyük bir korteks hasarı ile mümkün olabilir (veya geçici olarak, tüm üst kontrol sistemlerinin devre dışı kaldığı genel anestezi sırasında)

spartacus
06-05-2006, 00:23
Meas

Sündürmeyelim. her şeyi ben bilirim demiyorum, ama bunu sorduran bir kaygı da var gibi. İlk yazımda sadece dikkat çektiğim ayrıntılar var, buralar düşündürücü denmiş. laf olsun ama onun gibi düşünmediğim kişiye bir kaç şey yazmış olayımda ne olursa olsun anlayışı önce burada mahkum edilmeli. İllede tiye alma, küçük düşürme, alaya alma tarzlı anlayışı her şeyi ben biliyorumdan daha kötü bir anlayıştır.

Orada nerede depolanır vs sorusu, tek bir şey için sorulmuştur. Neden, cevapda görüldüğü gibi bilgi maddede depolanmaktadır, cevap orada alınmıştır zaten, buradanda bilgi maddede nasıl depolanır denmemiş, anlayana cevabın yeterli olduğu görülmüştür, nasıl depolanır, neresindedir diye bir soru yok, verdiğiniz cevapda ise anlattıkalrınız eleştiriniz ile örtüşmemektedir... *Bununla ilgili alıntıyı aşağıda yapacağım. Öyle her konuya, her tartışmaya, tartışılan ve konuşulanların dışında ne varsa bulamaç edip, kişilerin yazdıklarını, irdelemeden, irdelemeyide cımbızlayarak asıl anlamlarından kopartan, hemde bir yerlere sen şu felsefedensindir, sen şundansındır, öyle düşünüyorsundur, şunuda kabul etmiyorsundur, bak onunda sonu geldi vs tarzlı karakterize etmeye çalışan göndermeleri olan bir anlayışın eleştirilmesi gerekir. Felsefik bir akımdan örnek vermek farklı, onu konu başlığıyla alakası olmayan bir şekilde arada götürü usulü mahkum edeyim böylelikle kafada oraya konan kişiyide tartışmanın dışına atmış olayım anlayışı farklıdır. Kaldı ki bunun bilerek yapıldığına dair tek bir sözümde olmamıştır. Bu tür anlayışın varlığını gördüğüm her tartışmada, konuya bir fikir belritmişsem ister başında isterse de dip notunda değineceğim. Usanmayacağım, yeterki bu anlayış terkedilmiş olsun.

sorduklarının cevabı, bing beng teorisine verilenlerden farksızmı sence? Yazıları sondan başa doğru okumuyorsanız, bing bang diye ortaya atılan şey aslında onun konuya katacağı bir dayanak yada zenginlik, bir ilerletme amacıyla değil , sırf adıyla, kişileri hedef alan bir kelime olarak yerini almış olduğunu, pekala görebilirdiniz. siz onada inanmıyorsunuzdur şimdiii (ki neredeyse her konu başlığı altına bu şekilde konmaktadır) oysa insan Bing bangı bilmese bile burada konuşulan yüzlerce konuda düşünce yada fikirlerini belirtebilir. Engel olmadığı gibi birinin diğerine karşı bir üstünlüğüde değildir, orada belirleyici olan konudur, içeriğidir. Bu şekilde bir davranış sadece konuyu saptırmaya sevk eder.

"a) bilgi maddeye indirgenemez
b) madde bilgi üretemez
c) bilginin kaynağı akıldır -sodomo"
Görüldüğü gibi bilgi üzerine sorulan sorular, durduk yere sorulmamıştır. Bu maddeler nedenleriyle açıklanmak zorundadır aksi sadece bir söylem olmaktan öteye gidemez. Madde bilgi üretemez mi? Elbette bu kadar detaysız, açıklamasız, irdelemesiz maddelenmiş kesin başlıklara sorular sorulacaktı. Salt bilgi madde üretemez mi? diye bir soru sorduğunuzda alacağınız yanıt sadece bir evet olacaktı. Peki ya nerede depolanır, alınan cevap ise maddede! *neden soruldu o soru Çünkü bunu iddia eden iddiasına tek bir dayanak, tek bir soru işareti koyup sorgulamadan ortaya atmaktadır, o halde eleştirirken bu sorguları yapmak zorundasınız. Aksi ne sormanız-eleştirmeniz nede kabul etmiyor olmanız hiç bir anlam taşımayacak, alışılagelen sayfa dolduran laf kalabalığından başka bir şey olmayacaktı.

yazdıklarını kendi kafanda, bu kadar uzatmadan yalın yazmaya çalışsan, belki kendinede faydan olacak. Sodomo-- yazdıklarına lütfedip cevap yazmış genede ne ala..

Bing bangı getiripde, birilerini alt etme anlayışı içinde, kişileri hedefleyen, onları bir kalıba sokarak (YÖK gibi!-konuya ne kazandırıyor ise-, insanların mesleklerini dahi konu eden), her hangi bir konuda dahi bunu bir yöntem olarak uygulama anlayışı karşısında, cevap yazıldığının lütfu sanırım, taraflı bir düşünüşten olsa gerek görülemiyor. Oysa aynı eleştirilerinizi birde buradan hareketle yapmak için beni beklememliydiniz, kendinizde böyle bir tutum var isede özeleştirinizi.
Yazıları uzun yapan benim uzatmam değil, yazılarıma, yöneltilenler eleştiriler olmadığı halde, en kestirme yoldan, budur, şudur o kadarrr, sende şusun tarzlı, hiç bir şey anlatmayan tartışma yönteminden kaynaklıdır. Bir şeyler savlanıyor ortaya konuyor ama nedense hemen onuncu dakikasında cevabı alıyorsunuz, bakıyorsunuz aldığınız cevap da, bir önceki yazının üzerinden atlanmış, kendisini tekrardan öteye gitmeyen ama aralara yeni yeni savlar(salt başlık) konmuş, *benim düşüncemdir, öyle diyorsa öyledir anlayışında, slogan tarzlı sözcükler serpiştirilmiş. Hemde kesin kanılarla. Ama ne bu kanıların etmenlerini, nede böyle düşünülmesini öngören, onu olumlayan dayanaklardan tek bir eser yok. Arada bir kopuş ve önceki yazınızdan mı devam edeceksiniz, ona karşı yazılan yazıda şudur, budur diye başlıklanan salt başlıklardan mı, *yoksa sonra kopukça aralara serpiştirilmiş sloganlardan mı?

Yazdıklarımın daha yalın olmasına dikkat ederim. Yeterki yalınlıktan anlaşılanın, parmak kaldırıp, odur budur şudur, o kadar demek olmadığı unutulmasın.

sodomo--
06-05-2006, 01:29
bak kardeşim spartacus,

Her konuşmasına karşısındakini aşağılayarak başlayan ve insanlara "beyin özürlü", "aptal", "geri zekalı " gibi ifadeler kullanan bir biyoloji düldülüne benim atışım serbesttir. Bu konuda sınır tanımam söyleyeyim. Hiç de saygı maygı duymuyorum ve her ne zaman ağzını açarsa lafı yapıştırırım çünkü o limitini çoktan doldurdu. *Ona yazdığım en alaycı üslübum da onun bana karşı bugüne kadar gösterdiği terbiyesizlik ve saygısızlık yanında iltifat gibi kalır.

Kalkmış "sizin kafanız almıyor sonsuzluğu ben ne yapayım" diyen bir adamın *ben BİGBANG gerçeğini gözüne sokarım hemde en alaycı, *en aşağılayıcı bir biçimde ve bundan da zerre kadar bir gocuntum olmaz. İsteyen istediğini söylesin. Ben burada İYİLİK ABİDESİ olarak bulunmuyorum. Bildiğim doğruları anlatmak için buradayım. Herkese şirin görünmek gibi bir derdim olsaydı bunu çok iyi başarırdım ama bu siyasetçi davranışı bana uymaz.

Bir şey daha söyleyeyim ben slogan kullanmam, geviş getirmem ve hep aynı nakaratı tekrarlamam. Bu forum da yazdığım yazıları bir araya getirsem ayrı bir kitap olurdu. Hepsi araştırmalarımın ve *düşüncelerimin ve dahi *hislerimin ürünüdür. Söylediğim her cümlenin altını sayfalarca doldururum ama kim okuyacak ki ? veya kim anlayacak ?

Kulak dinlemeye hazır ise söyleyen ölü dahi olsa söyler demiş birisi . Var mı dinlemeye hazır bir kulak ?

Burada öyle kanıtlar, iddialar, savlar, tezler ortaya koyarım ki şu forumda Allah demeyen kimse kalmaz. Bu konular öyle "bilgi nerede depolanıyor" , "bana kanıt göster" vb. ucu, kökü belli olmayan sözler ile yürümez. Ciddi bir felsefi arka planın olacak yoksa kendini işte böyle bir "depo görevlisi" olarak görürsün. Önce ciddi ciddi Platon, Hegel, Kant, Schopenauer vb. bilumum filozofların yazılarını okuyacaksın, dirsek çürüteceksin, kafa patlatacaksın, sayfalarca notlar alacaksın yoksa böyle balıklama dalarsan bu konulara gülünç duruma düşersin işte yukarıdaki biyoloji düldülü buna örnektir bak ta örnek al kendine. Öyle "bir soru sordum ve aldım cevabını" tripleri sökmez bu alanda. Eline iki tane felsefe kitabı alıp okumadan çıkıp böyle
bol keseden kendini tekerrür eden yazılar döşenmekle kimseye bir şey anlatamazsın.

sodomo--
06-05-2006, 01:57
a) bilgi maddeye indirgenemez
b) madde bilgi üretemez
c) bilginin kaynağı akıldır -sodomo

Görüldüğü gibi bilgi üzerine sorulan sorular, durduk yere sorulmamıştır. Bu maddeler nedenleriyle açıklanmak zorundadır aksi sadece bir söylem olmaktan öteye gidemez. Madde bilgi üretemez mi? Elbette bu kadar detaysız, açıklamasız, irdelemesiz maddelenmiş kesin başlıklara sorular sorulacaktı. Salt bilgi madde üretemez mi? diye bir soru sorduğunuzda alacağınız yanıt sadece bir evet olacaktı


Haa bir de şunu söyleyeyim, kaç defadır dedik aç bu forumun 3. sayfasını en üstte "başlangıçta bilgi vardı" başlığı altındaki yazıları oku diye ama okumamışsın ve demişsin ki ; " Bu maddeler nedenleriyle açıklanmak zorundadır aksi sadece bir söylem olmaktan öteye gidemez"


Oku kardeşim oku oku.....

3. sayfada oku da ondan sonra konuş. Gör orada biz bir şey söylüyorsak onun bir temeli vardır, detayı vardır boş yere söylemeyiz.

meas_0
06-05-2006, 02:25
spartacus;

hiç bir şeyi sündürmek niyetinde değildim, sen yazana kadar, nedir anlatmaya çalıştığın dediğimde ciddiydim, öğrendiklerimi sonuna kadar, nedir anlatılmaya çalışılan diye, araştıran ve sonunda doğru olup olmadığına sadece, kendim cevap verdiklerimin dışında katti konuştuğum olmamıştır.
kendin saçma bir soru sorarken karşındaki insana yöneltiğin sizlerin ciddiyetinden şüphe duyuyorum, kenarı cekilip kıskıs gülmektir benim nezdimde dediğinde, alacağın cevaplar senin kendince cümleler kurup, cevap verme arzusuna devam etmen, kendini güldürmekten ileriye gideceğini düşünüyorsan yanılıyorsun.

Bir ağaç; fide, meyve, yaprak, vermeyi düşünmüyorsa ''odun'' olmayı hak etmiştir!

spartacus
06-05-2006, 10:32
Ne kadar doldursakta, bardak alacağı kadarını alıyor. Yazılanlar sanki havaya yazılıyor, peki, o kadarda ciddiyet görür bundan sonra.
İstersen benimde mesleğimi söyleyim, oradan da, kendinize bir pay çıkartın. Bol gülmeler, ve göndermeler ile dalaşın, sonra da pişkin pişkin devam edin. Sanki görevli personel gibi, her foruma slogan olmaktan öteye gitmeyecek yazıları yazmak bir erdem gibi, her hoşa gitmeyen fikir yada yazılara bu yöntemle yazarak, yazıları saboteye vardıran, illede ille, sanki bunu bir niyetle yapar gibi olan yansımalarda, hiç kimse aksini söylemeyecek, söylerse ya YÖK dedir, ya Materyalisttir, ya ateisttir, ya bak sen bing bangada inanmıyorsundur, şunada inanmıyorsundur ya şudur ya budur vs gibi, kendinizin dışında ne varsa kategorize edip, bırakın benim güldürmemi, içine düştüğünüz drama insan tebessüm bile edemiyor. Eleştiri yaptın, eleştirine gayet yerinde cevap verildi, ama düdük hala çalmaya devam ediyor. Cevap yazısından elde edilen tek bir done yok!
Ben bu forumda sadece bir kaç paragrafı alıp, önce yerinde eleştirimi de yaparak düşündürücü yerleri var dedim, sonra bir başkası aynı yerleri alıp, dalını budağını budayıp kuşa çevirdi. Kayıtsız kalınabilir mi? Kalınmadı, aynı sorumlulukla, o paragarfalar açıldı, yazı psikolojisinin yerini başka bir psikoloji aldı, bir daha izah edildi, sonrası hesapta olmayan başka başka göndermeler, kesin maddeler vs. Oysa niyetsiz ve hisler ile yaklaşılmayan bir bakış, ben orayı öyle anlamıştım yada anlamamıştım der. Burada adam boğazalamak için yazı yazılmıyor, hoş yazanlarda fazlasıyla var. Kimin yazdığına da bakmıyorum, yazılarda neler öğrenebilirim, nasıl fikirler edinebilir, yazıyı nasıl ilerletebiliriz diye düşünüyorum. Ama dönüyorsunuz nerde? Dert isimleri alt etme çabası. Zaten burada bu daha net bir biçimde yansıdı. bakalım.

liop, gördüğüm kadarı ile hala "nedenlere" olan sevdan devam ediyor.sodomo--

liop; bir gün deney tüpünün içinde, beyler hepiniz yanıldınız! işte allah burda diyecek, burda bilğiyi paylaşmak varken nedendir bu hala anlam veremedim.... Meas (Nedeni yukarıda açıklandı, başka bir neden yok ve bu nedenin dışında değilsiniz, işte kendi katkınız, hislerinizle nasıl hareket ettiğinizin göstergesi, anlamanız bu haliyle beklenemzdi zaten-aşağıda)

"bu sitede yazısını okudugum bir cok arkadaşım en azından bu tezi savunabilirler özellikle bilim bilim diye tutturanlar, bir cok kaynaklarınıda buraya işaret edenler
böyle bir şey kacırılmaz bir fırsat bence -Meas. " - ??? Durum 1-0, onca bilginin değeri bir çırpıda hiç edilmiş, sonrada bilginin paylaşımından söz alınıyor, dramatik....

"her nekadar hislerle harekt edildiği yönünde yerinde bir eleştiri var isede bu, yukarıda alıntılananların düşünmeye değer olduğunu gölgelememektedir spartacus" Evet, yazıya böyle başladım, çünkü aynı kanaatteydim. Atesitse, sesimi çıkartmayım vs demedim, sizin YÖK yönünde ve olağan tavrınız sergilenmedi, konularda takım tutmuyorum.

"Ama görülen o ki Bigbang'le materyalizm şapa oturdu. panteidar" (Şapa oturtulan bir dünya görüşü ve böylelikle kolayca ve sıyrılarak şapa oturtulan-altedilen birileri, ama nedenler yok ortada.)

"Gör orada biz bir şey söylüyorsak onun bir temeli vardır, detayı vardır boş yere söylemeyiz. sodomo--" (Orada boş değildir, bu yazıda işi ne, bu şekilde bu yazıda boş yeredir)

Sonrası YÖK, kişilerin mesleği, anlamsız gönderme yapma telaşları-yazının en başında bile vs. Bilgi için ne büyük bir edinim!

Zaman, ortaya konanlar, edebi tarzda bir yazılım ve akıcıkla yapılamamış olsa bile! verilen tepkilerin düzeyinden, anlaşıldığı yeterince görülmektedir.

araştıran ve sonunda doğru olup olmadığına sadece, kendim cevap verdiklerimin dışında katti konuştuğum olmamıştır.
Bunu sana iddia eden kim? Önceki yazımda tersinden okumuyorsanız demiştim, ama şimdi anladım ki, hiç okumuyormuşsunuz. İnsanlardan sadece duymak istediklerinizi duymak istiyor, sonrada bu kalıbı aşan fikirler geldiğinde, çalakalem dalıyorsunuz. O kadar çalakalem ki sözde elştirdiğiniz kişinin hoşunuza gitmeyecek 3-5 kelimesini gördüğünüzde okuma eylemi bitiyor. Aynen konuyu açtığınız yazınızda dahi, bilgiyi hangi güdülerinize alet ettiğinizi açıkca ortaya seren son paragrafınız gibi. Siz yazılanları okursunuz, anlamaya çalışırsınız yada çalışmassınız o sizin sorununuz. Çünkü burada es geçmedim, elimden geldiğince örnekleyerek detayları ile anlattım.

Meyve derdinde olmayan ağaç odundur. Güzel bir söz, başka sitelerde imzamda kullandığım bir söz.

sodomo--
06-05-2006, 14:16
Kimin yazdığına da bakmıyorum, yazılarda neler öğrenebilirim, nasıl fikirler edinebilir, yazıyı nasıl ilerletebiliriz diye düşünüyorum.

Ama ben hiç öyle olduğunu zannetmiyorum. O kadar "nedensellik" üzerine yazdık çizdik hala çıkıp "herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı" diye sormak da neyin nesi ? Bu mu yazıyı ilerletmek ? Bu mu yeni fikir ?

liop, gördüğüm kadarı ile hala "nedenlere" olan sevdan devam ediyor

Bu yukarıdaki cümlede "isimleri altetme çabası" mı görüyorsun. Yazık hemde çok yazık.
İnsanlarda incelikleri farkedecek bir anlayışgücü olması lazım.

Sonrası YÖK, kişilerin mesleği, anlamsız gönderme yapma telaşları-yazının en başında bile vs. Bilgi için ne büyük bir edinim!

İlgisiz bağlantı. "Bilgi için ne büyük edinim !" Yok böyle bir gönderme yaparken bilgi için bir EDİNİM derdim yoktu :) her yazdığımız yazıda BİLGİ EDİNİMİ amacı ile olacak değil ya. İnsan bütün bildiklerini bir kenara koymadan yeni bir bilgiler öğrenemez. Var mı o bütün bilgisini bir kenara koyacak yürek ?

Ne kadar doldursakta, bardak alacağı kadarını alıyor. Yazılanlar sanki havaya yazılıyor, peki, o kadarda ciddiyet görür bundan sonra.

Bu sözlerine aynen katılıyorum. Sanki bu cümleler bana ait :)


her foruma slogan olmaktan öteye gitmeyecek yazıları yazmak...

Bir slogan örneği reca ediyorum lütfen bulup önüme koyun ama. Mesela hangisi ?,


Meyve derdinde olmayan ağaç odundur dedi meas Allah razı olsun ne güzel betimlemiş konuyu. Fazla söze ne hacet ?

spartacus
06-05-2006, 15:20
Ama ben hiç öyle olduğunu zannetmiyorum. O kadar "nedensellik" üzerine yazdık çizdik hala çıkıp "herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı" diye sormak da neyin nesi ? Bu mu yazıyı ilerletmek ? Bu mu yeni fikir ?
Beni bağlamıyor, bende o kadar Tanrısızlık üzerine yazdım, ama sen hala yazıyorsun!, kanıt mı? Yine devam aynı yöntemlere, yine devam!!!!!

Evet forumlar genişledikçe, eğilimlerde ciddiyetlerde, bilgiyi sadece kendisini kanıtlamanın bir aleti görmenin sorumsuzluğuda dahada ortaya çıkıyor. Genellemeler bir şey ifade etmiyor, genellemelerden genellenen öz daha önemlidir, sloganvari, dediğim dedik çaldığım düdük anlamsız, sürekli söylemeyecem, bir kağıda yaz ki önünde dursun baktıkca anımsayabilesin. Nedensellik nede tersi beni O yarattı dediğin hiç bir şeye kanıt değil, inag(dogma) bir şeye kanıt değildir, ve dogma kaldıkları sürece, onları herşeye bulunmuş kesin formül gibi elde bayrak oradan oraya at koşturmak(gözlükleride unutmayalım) ancak ahmaklık olabilir. Eleştirilerim yerindedir, anlayana ne ala anlamayana burada oraya buraya kargaşadan başka ve bilgiyi katletmekten başka bir kalabalık yapmayan uydurmayı güçlendirme çabasının uydurukları pekde önem arzetmiyor, değer üretmeyen bir emek. Dönüp kendisini sorgulayamayan, başkasınıda sorgulayaman, düşüncelerinede ama en önemlisi inandıklarınıda sorgulayamayan, eleştiriyi sataşmak ve dalaşmak anlayan bir anlayış için daha fazla vakit tüketmeyeceğim. Emek değer üretebilen için harcanır. Nerde bir bilgi filizi var, orada olmak daha faydalıdır.

"Meyve derdinde olmayan ağaç odundur dedi meas Allah razı olsun ne güzel betimlemiş konuyu. Fazla söze ne hacet ? sodomo--"

Doğru söylemiş,
"bu sitede yazısını okudugum bir cok arkadaşım en azından bu tezi savunabilirler özellikle bilim bilim diye tutturanlar, bir cok kaynaklarınıda buraya işaret edenler
böyle bir şey kacırılmaz bir fırsat bence -Meas. " - ???

Meyve derdi coşturmuş, hızını alamamış verdiği bilgiyide hiç etmiş! Kendine ayna tutmak bu olsa gerek. Birde görebilse.

Tabi aynanın kar etmediği körlükler vardır ki, ona da şu söylenebilir.

evet, odun olamayan şeylerde vardır kereste gibi.

sodomo--
06-05-2006, 16:37
"Herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı ?
"Resim zorunluluğun sonucudur"
"Madde ve kainat sonsuzdur "
"bilgi bir bedene ihtiyaç duyarmı, duyuyorsa neden duyuyor, buna gerek nedir?" vb. en deruni düşüncelerinizi ve sorularınızı burada ortaya koyun koyun ki bizde arasıra okuyup stres atalım.

Ondan sonra da sizi adam yerine koyup muhattap alanlara kendisini kanıtlamanın bir aleti görmenin sorumsuzluğu gibi ifadelerle en derin psikolojik tahliller. Yani aşağılamanın bir başka tarzı. Peki ne kazandın ? koskoca bir sıfır. Üstelik kaybettiğin saygıda cabası..

İnsanı ROBOT olarak gören her anlayışın, her cehaletin, her bilimin, her felsefenin, her dinin burada serdik postunu yere. Bu da bizim GURURUMUZDUR. Bundan sonra da her kim İnsan'a bir makine, bir robot, bir madde yığını gözüyle bakarsa mutlaka bizi karşısında bulacaktır.

Bu böyle biline.

liopleurodon
06-05-2006, 16:42
Madde açısından bakarsak bu ilk Bigbang dir. Ve burası bilimin bittiği felsefenin, ilahiyatın, sezginin, hayalgücünün başladığı yerdir *aynı zamanda. İlk olmanın kriteri; bütün ilk olmayanların ondan türemiş oluşudur.

Yanlış sodomo. Big bang bir yok olma zamanı değildir. Big bangta açılan, genişleyen (inflation) bir şey vardır. *Bu şey belli bir kritik yoğunluğun altına düşünce madde olmaya başlamaktadır. Ve büyük ihtimalle, bir şekilde maddeyi tekrar o yoğunluğa getirebilirsek tekrar madde olmaktan çıkacaktır. Dahası Big bang zorda olan bir teoridir, kara enerji ve maddeyi açıklayamaz. Ufuk problemini vs. çözemez.

Yani, maddenin o hali gaz haliydi. Soğudu ve su oldu, buz oldu, şimdiki bildiğimiz madde halini aldı. Anladın mı? Anladın ama gene inkar edeceksin.

spartacus
06-05-2006, 18:08
"Herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı ?
"Resim zorunluluğun sonucudur"
"Madde ve kainat sonsuzdur "
"bilgi bir bedene ihtiyaç duyarmı, duyuyorsa neden duyuyor, buna gerek nedir?" vb. en deruni düşüncelerinizi ve sorularınızı burada ortaya koyun koyun ki bizde arasıra okuyup stres atalım. -sodomo--

Stres atmanızı sağlayacaksa neden olmasın. Yeterki etkileşim olsun.

1.Sen yarattın aziz kardeşim. Rahat ol.
2.Cımbızladığın paragrafta o açıklandı zaten. İnsanı robot gibi gören tüm canlı ilişkiyi mistikize ederek, uydurmalar önünda yüz üstü toprağa kapaklayan ölgün düşüncesizliklerdir. Oradaki robot tanımlamanız tamamen sizin şu anki kapasitenizle ilgili. Koşulların dayatımı, canlılarda-cansızlarda ona karşı bir tepkimeye dönüşür. Tepki veremeyen yok olur. Laf değil, hayat söylüyor, birazda yüzünüzü metafizik uydurmalardan, kapaklanılan yerden kafanızı kaldırıp yaşama dönebilseniz.
3.Bilgi bedene ihtiyaç duyar mı? Bu da ilki gibi sorudur, bir akım değildir. Kendisini ve dogmaları ilah sayana yanlışlıkla sorulmuştur, hata soranındır.
Bilginin beyinde depolandığını ise kendiniz ifade ettiniz.

"Ondan sonra da sizi adam yerine koyup muhattap alanlara (-bilgiyi sadece- spartakus) kendisini kanıtlamanın bir aleti görmenin sorumsuzluğu gibi ifadelerle en derin psikolojik tahliller. Yani aşağılamanın bir başka tarzı. Peki ne kazandın ? koskoca bir sıfır. sodomo-- " Amaç aşağılamak değil bir şeyler kazanmakta değil, aksine kazandırmak kaygısından başka bir kaygı yoktur, tersinden bunun yapıldığını göstermek içindir. Aşağılamanın gösterilmesinin neresi aşağılamak. Helede bir bilgiyi, sırf gönderme amaçlı aktarmak histerisi. Bilgi değilde sataşmış olmak öne çıkıyor, tabi niyette. Ne yapılacak tebrik mi edilmeliydi. Oysa akıldan bir zorlama yok ise insan bunu rahatlıkla görebilir, ve buradan olumsuz değil olumlu bir sonuç çıkartırdı. Yoksa aynı takımı mı tutması lazımdı!
Adam yerine koyma kardeşim, kimse ne benim nede *senin nede birilerini adam yerine koymanla adam olmuyor. Koyduklarında arşa yükselmiyor. Cevabımla sizin yükselmediğiniz gibi.

İnsanı ROBOT olarak gören her anlayışın, her cehaletin, her bilimin, her felsefenin, her dinin burada serdik postunu yere. Bu da bizim GURURUMUZDUR. Bundan sonra da her kim İnsan'a bir makine, bir robot, bir madde yığını gözüyle bakarsa mutlaka bizi karşısında bulacaktır. sodomo--

Tebrik ederim.. meydan boş.. Zaten felsefe nedir ki, tek bir konusu olan dönem ödevidir! 3 Sayfadan az 9 sayfadan çok olmayan. Götürü dediğimiz bu olsa gerek, kedi "..." görünce yara sanırmış.
Robot edinim anlayışı, Robot edenin insan edebilmesi mümkünken, hiç edenin robot bile etmesi mümkün değildir. Bu robot edinen anlayışların, insanı un eden anlayışlarla mahkum edilebileceğini düşünmek bile abestir, çünkü; Kendine ilah uyduran her anlayışın yansıması eninde sonunda dindir. çağdışı yada çağdaşı, ikiside aynı damardan beslenir, aynı vadiye gözünü açar aynı toprağa kapanır.

sodomo--
06-05-2006, 19:07
liop Bigbang konusunda bilgilenmek istiyorsan sana şu linki tavsiye ederim

www.bigbang.ws

Oku oku da Bigbang'in "zorda olan bir teori" mi yoksa kör gözüm parmağına aşikar bir gerçeklik mi olduğunu gör.

Ama benim anlamadığım bu "evrim teorisi" konusunda mangalda kül bırakmayanların neden konu bigbang'e ve quantum fiziğine gelince suskun kaldıkları.

maddenin o hali gaz haliydi. Soğudu ve su oldu, buz oldu, şimdiki bildiğimiz madde halini aldı. Anladın mı?

Maddenin bir halden diğer bir hale geçmesi ile konunun ne ilgisi var. Ben burada madde'nin (katı olan halinin :) trilyonlarca yıllık bir tarihsel bir süreçten geçerek bugüne geldiğini ve de kaynağının bir "İLK" e *dayandığını yani sonsuzdan beri varolmadığını söylüyorum Bigbang gerçeğini öne çıkartarak. Sen ise bana maddenin hallerinden bahsediyorsun.

Şöyle diyelim ; senin ve benim içinde yaşadığımız şu dünya varya, işte onun geçmişi Bigbang'e dayanıyor. Oldu mu şimdi ?


Ama en iyisi sen ve diğer "madde sonsuzdur" diyen arkadaşların şu link'e bi göz atması.

www.bigbang.ws

sodomo--
06-05-2006, 19:39
Bilginin beyinde depolandığını ise kendiniz ifade ettiniz.

Evet ifade ettim ne var bunda anlamadım. Yani sizin kullandığınız bilgisayarda da bilgi depolanıyor. Bu sizin bilgisayarınızın kendi kendine bu bilgiyi işlediğini mi gösterir. Kaç kere dedim insan beyni bir cihazdır ve bu cihaz bozulursa bozuk olduğu alanlara göre dış dünya ile (buna beden de dahildir) bağlantısı sekteye uğrar ama bu bir gerçeği değiştirmez ; İrade Einstein da da aynıdır zeka özürlü bir çocukta da. Mesela bayıltıldın, bilincin işlevsizleştirildi bu senin midenin, pankreasının, böbreklerinin çalışmayacağını mı gösterir. İnsan vucudundaki organların bilinç dışı çalışması dahi İrade'nin varlığının kanıtıdır. Üstelik bu benim bilinçli alanımın dışında çalışan bu sistem kendi doğası gereği bilinçli hareket eder. Yani bu "bilinç" yalnızca bana özgü değildir. Üstelik bilginin depolandığı organ olan beyni görüyorsun da ve bunuda kendi içsel doğasına havale ediyorsun da neden DNA daki yani bizim beynimizin dışında, insan bilincinin dışında da bir bilginin varlığını görmüyor ve bu bilginin depolandığı yeri aramıyorsun ?

DNA gerçeği insan beyni dışında da bilginin depolandığını apaçık bir şekilde bize gösterir. Eğer bu "bilgi" nin kaynağı beyin değilse neresi ?

"İrade kendisi kör olan ama gözleri gören birisini omuzunda taşıyan kişi gibidir". demiş Schopenhauer. Yani akıl işte bu iradenin omuzunda taşıdığı gözleri gören birisidir. O olmasa da İrade faaliyetine devam eder ama o olursa daha iyi devam eder. Sonuçta biz hep arkadan itiliriz ama kendimizi önden çektiğimizi zannederiz. İşte bizi iten şey bu İrade dir.

meas_0
06-05-2006, 20:47
"Meyve derdinde olmayan ağaç odundur dedi meas Allah razı olsun ne güzel betimlemiş konuyu. Fazla söze ne hacet ? sodomo--"

Doğru söylemiş,
"bu sitede yazısını okuduğum bir çok arkadaşım en azından bu tezi savunabilirler özellikle bilim [b]bilim diye tutturanlar, bir cok kaynaklarınıda buraya işaret edenler
böyle bir şey kaçırılmaz bir fırsat bence -Meas. " - ???

Meyve derdi coşturmuş, hızını alamamış verdiği bilgiyide hiç etmiş! Kendine ayna tutmak bu olsa gerek. Birde görebilse.
Tabi aynanın kar etmediği körlükler vardır ki, ona da şu söylenebilir.
evet, odun olamayan şeylerde vardır kereste gibi.

bilgiyi hiç etmekte ne demek spartacus, ben zaten bedava bir şey olduğunu vurgulamak için açtım topiği, sen kendine bunu kaynak olarak alıyorsan ne ala, bende en azından ne anlatmak istediğini anlamaya çalışayım, kendimi çok zorluyorum inan ne kadar sana kafanda bu kadar gezindirme cümleyi kurmak için, bir çok kelimeyi ardı ardına uydurmadan yalın yaz desemde sen zaten kopmuş gidiyorsun. daha ne anlatayım sana şunu iyi hatırlayan veya araştıranlardansındır eminim sen. bağlantı kurmak senin için zor olmasa gerek, böyle bir şey için 26 mayıs 1969 aya ilk adım atıldı ev ardından bi sürü görüntü fotoğraf kendi kendime resimleri incelerken güldüm ya kendi içinde bu kadar çelişmek herhalde budur yalan söylemenin daha bariz bir biçimini görmemiştim o güne kadar ayda bir astronot ve Amerika bayrağı arka planda yıldızlar dünya vs vs :) evet işte budur dedim devamında ay yüzeyinin görüntüleri. ayrıntıya gerek yoktur sen anladın kapasite var nede olsa. insana bilmediği bir şeyi öğretmek veya göstermek gerçekten büyüklük olsa gerek.
rahatsızlık duyuluğunu anladığındanımdır yazmaya başlamadan etkileşim olacaksa neden olmasın ardından1.Sen yarattın aziz kardeşim. Rahat ol. 2.Cımbızladığın paragrafta o açıklandı zaten. İnsanı robot gibi gören tüm canlı ilişkiyi mistikize ederek, uydurmalar önünde yüz üstü toprağa kapaklayan ölgün düşüncesizliklerdir. Oradaki robot tanımlamanız tamamen sizin şu anki kapasitenizle ilgili. hangi ölçü birimine göre bahsediyorsun sen bu kapasite olayını nedir anlattığın denildiğinde ben yazdım artık sizin kapasiteniz ve bardak meselesinden gireceksen her soruya bende sana seni çok iyi yansıtan bir hikaye yazayım beğeneceğine eminim senki ''odun'' olmanın erdemini yaşayarak kerestenin açıklamasını yapabilen birisin.

Kibirli olduğu her halinden belli olan ünlü dil bilgini, sahile geldi. Sandalla karşıya geçecekti. Müşteri beklemekte olan kayıkçıya seslendi. Yaklaştı ve bindi. Biraz yol aldıktan sonra, Kayıkçıya, dilbilğisinden anlarmısın diye sordu.
Ben… dedi kayıkçı o konuda cahil biriyim dilden ve bilgisinden anlamam!
Bilgin vah vah dedi ömrünün yarısı boşa geçmiş.
Acıyarak bakıyordu ona. Biraz daha yol aldılar denizin tam ortasındaydılar, sahil gözden yitmişti. Kayıkçı telaşlandı sık sık göğe bakıyor, toplanan kara bulutlardan kaygılanıyordu.
Öteki hayrola dedi bir sorunmu var?
Kayıkçı
Şimdilik yok ama sanırım olacak dedi
Nasıl yani diye sordu bilgin?
Siz dua etmeye başlayın beyim dedi kayıkçı dümeni daha sıkı kavradı. Çok geçmeden siyah bulutlar çoğaldı, göğü büsbütün kapladı. Rüzgar şiddetlendi, yağmur başladı. Fırtına büyüdükçe kayık sallanıyor. Kayıkçı sandalın selameti için elinden geleni yapıyor yapıyordu da kayıkçının çırpınması boşaydı. Kayık batmak üzereydi. Bilginin korkudan beti benzi atmış tir tir titriyordu.
Beyim diye sordu kayıkçı yüzme bilirmisin?
Hayır dedi bilgin
Az sonra dedi kayıkçı ömrün boşa çıkabilir
Kekeleyerek
Ne demek istiyorsun diye sordu bilgin?
Kayıkçı istifini bozmadan
Demek istediğim şu ki, dil bilgisi ile bu fırtınaya karşı konulmaz. Bu konuşulan dilin bilgisini öğrenmektense, yüreğindeki dilin bilgisine erseydin senin için daha iyi olurdu.

spartacus
06-05-2006, 22:47
Meas, akıcılıktan-anlamdan söz ettin, olur bundan sonra daha dikkatli olurum dedim, gerçekten dikkat ediyorum sağol.
Her an her koşul insanın yoğunlaşmasına uygun olmayabiliyor. Birincisi yazıyı yazdığınız yerdir -ki bangır bangır silah, patlama sesleri arasında yazıyorsunuzdur(kafe, sayfa görüntülenemiyor-muhtemel saldırı anıdır), ikincisi baktığınız konudur, üçüncüsü verilen cevapların yapısıdır. Herneyse...

Ben söyleyeceklerimi söyledim, söylediklerim hangi gözle ele alındı yada alınmadı bu saatten sonra anlam ifade etmiyor, anlaşılması gerekenlerin anlaşıldığı odundan keresteye keresteden adam yerine koymaya kadar giden olumsuz-arzu edilmeyen yoldan anlaşıldı. Alınan tepki, benim açımdan yeterlidir.

Sayfalarca yazsakta, bırak keresteyi onu presleyip sunta kaplama yapsanda, bir konuyu açarken, daha doğrusu bir bilgiyi aktarırken, hedef o bilginin ulaşımını arzulamaktır. Başka bir yol daha vardır, bilgi yapıştırılır ve en alta dip not düşülür. Aslında o bilginin oradaki varlığı o dip notu düşebilmek içindir, bu tür yazınsal çamur atmak, tiye-alaya almak, küçük düşürmek, için kullanılır. Bunun eleştirisini gayet açık, anlamakta zorlanmaya gerek bırakmayacak şekilde yaptım. Aktardığın yazı orada en sondaki dip notu görünce eğrelti kalıyor, amacın bilgi vermek değil, gönderme yapmak olduğu açıkca ortada, aktardığın yazıda bu göndermeye bir süs olmuş gibi. Senin söylediğin, oraya aktardığın koskoca yazıya getirdiğin tek bir yargı yok, tek yargın yazıdan bağımsız olan insanlara yaptığın gönderme, bir niyet dökümü...
Konuyu açan birisi olarak, insanların mesleklerinden, konudan bağımsız ve ona yabancı şahıs tespitlemeleri ve tiplemelerinde önce müdahale etmesi gereken kişi olduğunu düşünüyorum. Bu tür anıştırma yada kişilere yapılan yakıştırmaların şu konuya başka konularada zerre kadar anlam katmadığı gibi, hem düzeyini düşüren ama hemde kişileri rencide eden bir davranış olduğunu, bunun bilinerek yapıldığı kesinlikle söylenmedi, ama niyetten bağımsızda olsa, bu olumsuzluklara yol açtığı ifade edildi. Helede ilk yazımdan sonra bir arkadaşın benim altını çizdiğim sözlerin anlamı basbaya açıkken, sündürme ve cımbızlama ile alaya alınması daha da bir rahatsızlık vermiştir, hem kişi rencide edilmekte, hemde altı çizen kişiyle resmen dalga geçilmektedir, oysa insan robot değildir, bunu söylemekten daha değerlidir bunu uygulayabilmek. Helede İnsanın robot olmadığını ifade eden anlayışta birazda hümanizma olmalı ama bundan ne burada nede diğer tüm yazılarda eser yok, anlattığın hikaye anlamlı umarım bu anlamdan kendinizi ayrı tutmuyorsunuzdur...
Sloganvari söz ile kastedilen başından beri, dayanaklarının açık seçik ortaya konmadığı, henüz varsayım olup olmadığı bile öngörülemeyecek olan, sözlerdir. Aynı şeyi, çağdışı dini anlayışda da görmek mümkün, süslü ve dayanağı olmayan sözlerin ileri sürülmesi gibi. Örnek, insan nasıl doğa üstü, metafizik güçleri kullanır, uçar, yok olur, dirilir, cenazesini taşır, çeşit çeşit, , cevap ise hikmettir... Neresinden tutulabilir hiçbir yerinden, o yüzden budur, şudur değil, bundan dolayı budur, şundan dolayı şudur, gerisi ya slogandır(niyetlerin öne çıkmasındaki sözler, basbaya yapılan bu) yada söylencedir...

Bak bir hikayede ben anlatayım, aslında gerçekten yaşanmış bir olay.
Bir gün bir yazar, deniz kenarında gezinmeye çıkmıştır. Uzakta bir karartı görür. Yakınlaştıkça, bir insanın yerden bir şeyleri alıp denize doğru fırlatmakta olduğunu anlar. ilk bakışta o kişinin denize taş attığını düşünür. Dahada yakınlaşır, yakınlaştıkca attığının taş olmadığını da anlar. Yanına gider. Gördüğü, o kişinin kıyıya vurmuş deniz analarından birer birer alıp denize doğru attığıdır. Sorar
- Neden deniz analarını alıp denize fırlatıyorsun ki?
- Karaya vurmuşlar, ölmesin diye atıyorum.
- iyide milyonlarca km şeridi ve milyonlarca deniz anası var. Ne fark eder ki
Bunun üzerine yerden bir deniz anasını daha alır adam, bak der ona gösterir ve denize atar. ve arkasından
-Onun için farketti der.(Bu kişi şu anda şiir kitapları olan bir şairdir, ismi önemli ise buraya da eklerim)

Genel içinde küçücük olan bir ayrıntı özelde çook büyük bir ayrıntı olabilir. Bunu siz farketmeseniz bile. O yüzden 1. Budur şudur derken detaylarıyla ve bunu insanları bir kategoriye alıp mahkum etme anlayışıyla değil. 2.insanları kendi kafamızda bir yere oturtup, sonrada tiye alırcasına yaklaşım, sizin için bir şey farkettirmeyecektir belki, ama onun farkında olana zarar verecektir. Bilgide öyledir, aktardığınız bir bilgiyi başka şeylere aracı etmek de farklı bir şey değildir. iyi bir şey de değildir. Çünkü bu durumda eğer bana anlatacağınız bir şeyde sizinle birlikte sorgulayabilmemi sağlama kaygınız yok ise, gerçekten verebileceğiniz bir şeyde yoktur, siz versenizde karşınızdakininde sizinle birlikte düşünmesini sağlayamadığınız sürece onunda alabileceği bir şey yok. O zaman bu çaba niye? O halde çaba var ise, değerini-hakkını vererek olmalı. Ben çok biliyorum yönlü, bir iddiamda olmadı, okuduklarımdan, anladıklarımdan ve hatta yerine göre hissettiklerimden, kafamın içinden değil tamda burada ki okuma eyleminden çıkartıp algıladıklarıma göre konuşuyorum. Böbürlenmiyor kimsenin şahsi seçimleriyle uğraşmıyor yada yermiyor, konuda ne söylendiği ile ilgileniyorum...
İnsan robot değildir, kaldı ki hiç bir canlıyada, sözünü ettiğiniz felsefeler robot dememiştir. farzedelim ki demiştir, bu benim bu konuda ortada olanları sorgulamama engel mi? yada ben bir kez olsun demişmiyim. ha canlılarda maddedir demek insan robottur demek değil ki? Şu felsefe robot diyor dediğinizde bana ne vermiş oluyorsunuz (belkide bende o felsefeyi sahipleniyorumdur, bu tespit mi var), kendinizce çizdiğiniz çemberden daha uzağa iten bir davranış sergilemiş oluyorsunuz. İçinde insan kaygısı, insan sevgisi ve bilgi-paylaşım duyuları güden; çemberi daraltmak için değil, onu mümkün olduğunca genişletmek için çalışır. Sözle-dille-bir böbürlenme ile değil gerçekten, burada hümanızmanızlada insan robottur diyen anlayışı mahkum ettiğinizi görebilsek. Bir kezde eleştirilerde şurada böyle bir anlam var gibi yönlü sorgulama yapabildiğinizi bir görebilsek, o anlattığınız hikayedeki çıkarttığınız dersin burayada yansımış olduğunu görsek, kötülük mü yapmış oluruz.
İşte budur, şudur deyip kestirip atmamak, detaylarınıda söylemek görüldüğü gibi kısa-kolay olmuyor, birde sizde görsek bu anlayışı, o emeği sarfedebilseniz...

meas_0
07-05-2006, 00:33
Spartacus;

Orda yazılanlar altına bir yorum yapmam için benimsemem veya desteklemem gerekmezmi sen böyle bir çok iddianın neden ortaya atıldığını bilen birisin ve bana kalırsa o bahsettiğin bilgi değil insanları yanıltmaktan başka bir şey değil.

Bahsettiklerini görmen için, yapacaklarını sıralamaya gerek var’mı bilmiyorum, sen yazdıkların içinden, kendin cımbızlayarak al yazmamış olman gerekenleri, senin kendince sarf ettiğin emeği bir başkası, bir gün senin söylemlerin, dahilinde senden daha çok sarf edecektir emin ol.. böyle değil diyerek, değerini hakkını verelim diyorsan attığım başlığı savun verdiğin değerin ve anlatacaklarının kıymetini bende bileyim o halde.

senin sarf ettiğin emeğin ben sadece alaylı uslupundan insanı rencide etmesinden başka bir şey okumadım. Anlatıyorum dediğin her satırın bitimde, ciddiyetsiz,anlama özürlü,kapasiteniz bu kadar, kelimelerinden sonra insan hayatına veya ilişkilerine ne kadar değer verdiğin ortaya çıkıyor.

Bir bakıma sende haklısın kibir kolay kazanılan hemen terk edilecek bir şey değil sanırım!

Benim senin için gerçekten çok güzel bir hikayem var yaşanmış olması senin tarafından makbul olanı olduğundan zaman olduğunda yazacağım.

spartacus
07-05-2006, 02:32
"Orda yazılanlar altına bir yorum yapmam için benimsemem veya desteklemem gerekmezmi sen böyle bir çok iddianın neden ortaya atıldığını bilen birisin ve bana kalırsa o bahsettiğin bilgi değil insanları yanıltmaktan başka bir şey değil."

Kayıtsızlık buna denir. Anlaşıldı, seninle ne dili nede düşünceyi kullanarak anlaşmak mümkün değil. Eleştiri insanadır, bir şeyler alabilenedir. Devam edin, alay edin, ama her zaman bu dili karşınızda bulamayabilir hatta, ve hatta dilinizde iğneniz kendinizide sokabilir. Neredeyse çatlayacaksın.

"bana kalırsa o bahsettiğin bilgi değil insanları yanıltmaktan başka bir şey değil." Kibir dediniz geçtim, odunu geçtim, yüreği geçtim, adam yerineliğide geçtim, YÖK üde, şapıda, şupuda. Engin yüksekliğinizide geçtim. Ama şu kalın kalın bana göre söylediğin sözü şimdi değil o zaman söyleyecektin kardeşim, şimdi pişkince bunu söylemenin anlamı yok, kıvırmanın bile bir payı vardır, kaçak düvüşmenin, kıvırabilmek için saldırmanın da. *fazlası düğüme yol açar. Zira düğüm birinciyi tamamlamış ikinciye dönüyor. *
Bunun içinde bir hikaye edin, eğer devam edecek hikayelerin yine böyle dalaş kültüründe gidecek ise, sadece boş kaldığımda okumak için zamanımı harcayacağım, hiç sevmediğim futbol yorumlarını okur gibi... Ben sizin gibi kimseyi mahkum etmek için burada değilim, çağdaş şeriatçı kardeşim, şahıslarla uğraşım olamaz.
Bana kalırsaymış, sana kalmasın, satır satır düzlemi kaçırmadan ortaya koyda bizede kalsın. Ne bulunmaz Hint Kumaşıymış şu sizin, sizdeki bildikleriniz, alabilmek için kavga etmek gerekiyor, yinede tas aynı tas hamam aynı hamam.

"yazılanlar altına bir yorum yapmam için benimsemem veya desteklemem gerekmezmi " Kim öğretti sana yorumun illa desteklemek olduğunu. İlla Desteklemek, canhıraş kavga psikolojisinden kurtulamamaktan başka bir şey değilse nedir? Ne kadar da açık bir şekilde yansıtıyorsun..
"böyle değil diyerek, değerini hakkını verelim diyorsan attığım başlığı savun verdiğin değerin ve anlatacaklarının kıymetini bende bileyim o halde." işte bak ağzınla söylüyorsun. Attığın başlığı savunayım, başka arzu yada niyetiniz varmıdır? Bilmek için önce adam gibi sormak lazım, el altından sopa göstermek değil.
Birilerinin savunmasını bekleme, bu tam bir saldırı psikolojisi. neresinden tutsak senin neyi aradığın orataya çıkıyor. Hoş tutulacak bir yerde yok, tutulan yer pelte pelte insanın elinde kalıyor. Yazı kesinlikle şudur budur demiyor, olasılıklar üzerinden inceleme yapıyor, olabileceği düşüncesinden olabilirliği araştırılıyor, bulgular edinmeye çalışılıyor, yani kapanmış bitirilmiş, kesin sonuçlanmış bir süreç yok, erken ötmemek gerekiyor. Ama bir çaba var orada, ben herkesten iyi bilirim, bundan sonra tarih, zaman bilim bitmiştir diyen, çabasız ve tomurcuklarını kurutmuş kardeşimiz ne yapıyor, sözde meyve derdinde arada bağcıyı götürüyor.

Tıp da dahi böyledir, incelemeler yapılır, olasılıklar ortaya konur. Doğru sonuçlara Bir çok yanlış bulgular, uygulamalar üzerinden ulaşılır, bu yanlışlar dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan herhangi birisi olan seni yüceltmiyor. Cinci bir hocadan ne farkın var ki, bilim düşmanlığında ki ortak noktanızdan geride. Daha da çağdaşısın o kadar. Ötesi yok.

liopleurodon
08-05-2006, 08:07
Sodomo, bak sana bir örnek vereyim.

Batmak: Bir şeyin içersine gömülüp kaybolmak.

Güneş batıyor. Demekki bir şeyin için gömülüp kayboluyor, demekki dünya güneşin etrafında dönüyor olamaz..

İşte olayın hepsi bu. Güneş batıyor diyorsun. Gece gündüz çevrimine insan olarak bu adı vermişsin. Ama doğada böyle bir şey yok. Tıpkı bilgi gibi. DNA'da da bilgi filan yok, çünkü doğada bilgi denen şey yok. Biz bir takım hususiyetleri bilgi olarak adlandırıyoruz. Shannon oku, öğrenirsin, informasyon teorisi filan.. Biraz özet istersen, şu bu mevzuda sana yeterli olur:

http://www.talkorigins.org/faqs/information/gitt.html

liopleurodon
08-05-2006, 08:23
Hayal kırıklığı yaratmadın bende sodomo, senden bu aptallığı bekliyordum, yanılmadım..

Maddenin bir halden diğer bir hale geçmesi ile konunun ne ilgisi var. Ben burada madde'nin (katı olan halinin Smile trilyonlarca yıllık bir tarihsel bir süreçten geçerek bugüne geldiğini ve de kaynağının bir "İLK" e *dayandığını yani sonsuzdan beri varolmadığını söylüyorum Bigbang gerçeğini öne çıkartarak. Sen ise bana maddenin hallerinden bahsediyorsun.

Madde dediğimiz şeyle, big bang öncesi var olup big bangı oluşturan şey aynı şey sodomo. İşte anlamadığın şey bu. Bunu örnek vereyimde anlasın diyorudm, ama onu da beceremedin. Her neyse, bak tekrar söyleyeyim. Big bang zamanı yokluk zamanı değildir. Madde big bang ile birlikte yoktan var olmadı. Madde zaten oradaydı. Nasıl ki, H2O yani su molekülleri havada ortadadır. Ama göremezsin, soğuk yüzeyde yoğuşur ve su oluşur, görmeye başlarsın, işte kainatta aynen öyle bir haldedir. Big bang öncesi zamanda madde yoktu, hiç yoktu, pat diye ortaya çıktı bir kuram yok. Sorun mevcut gözlemlerimizin henüz bu noktayı çözebilecek kadar ilerleyememiş olması. Ama yakında bu da aşılır. Dahası, big bang kuramı çok fazla sallantıdadır, hiç onun üzerine fikir bina etme derim. Hatta artık gözden düştüğünüde söyleyeyim..

spartacus
08-05-2006, 12:09
"Bazı felsefeciler için tüm evren Tanrı'nın aklında bir düşünce ya da düşünceler sistemidir. Başkaları için Tanrı'nın kendisidir, diğerleri içinde sadece ruh ya da Us'dur. Her durumda madde aşağılık ve bağımlı bir şeydir. Somut nedenler gibi şeyler yoktur. Düşüncelerimizin nedeni somut nesneler değildir, tersine somut nesneler yalnız düşüncelerimizde vardır. Toplum açısından, çevre kişileri oluşturmadığı gibi, kişilerin sahip oldukları tüm düşünce amaçların nedeni değildir. Tersine çevre kişilerin tüm düşüncelerinin bir ürünüdür.Onun için kusurları, suçları ve çürümüşlüğü ortadan kaldırmak için değiştirilmesi gereken çevre değildir. Ancak ahlaki ve dinsel öğreti toplumsal hastalıklarımıza çözüm getirebilir. Bir rahibin New York'da St. Patrick Kadedrali'ndeki topluluğa dediği gibi, "Çocuk suçlarının gerçek nedeni gizdir, ve bunu ancak bir diğer gizle -İsa'nın giziyle çözebiliriz."

Onsekizinci yüzyılın mekanik maddeciliği yalnızca kişilerin çevrelerinin bir ürünü oldukalrını iddia etmişti. Bu görüşe karşı idealistler aynı dercede tek yönlü olan karşıt görüşü, kişilerin çevreyi yarattığını ileri sürdüler. Açıklanacağı gibi diyalektik maddecilik bu görüşlerin ikisinin de sınırlarını göstererek insanlar ile doğal toplumsal çevreleri arasında sürekli bir etkileşim olduğunu, insanların geçmişteki koşullarının ve deneylerin bir sonucu olarak toplumsal kurumlarını, kentlerini, vs. kurduklarını ve karşılığında, insan eylemlerinin bu nesnel sonuçlar tarafından yeniden biçimlendirildiğini göstermiştir." [1]

Tarafsız bilimsel araştırma, hiç bir zaman bilmediklerinin yerine, tahmini kesinlikler sunamaz. Bilimin duyu ve yardımcı araçları ile elde edilecek nesneleri incelemesi ile, olabilirlikleri, olasılıklarıyla irdeleyip, inceleme yapması arasında farklar vardır. Deney her şey değildir, ama bu olabilirliklerin üzerinde deliller oluştururlar. Elde edilen deliller olasılıkları güçlendirir, ancak bu tür çalışmaların belirli bir düzeyde derlenip toplanması, bilgi olarak sunulması, sadece o anki aşamayı, bu tür çalışmaya neden girildiğini, neden olan olasılıklar ile ortaya koymak için yapılır. Bir göktaşıyla yaşam olgusunun dünyaya taşınmış olabilirliği, kesinlikle olamazlık olarak kanıtlanamdığı sürece olabilirlik olma niteliğini korur. İlk kez Hartmann *tarafından 1904 yılında, uzayın ince bir gazla "yıldızlar arası gaz" dolu olduğu tespit edilmiştir. Peki bu gaz nasıl oluşuyor, bilindiği gibi yanmalar ve patlamalardan açığa etrafa yayılan radyasyon dalgaları oluşur. Bu yıldızlar arası gaz Yıldızlardan etrafa yayılan radyasyon nedeniyle, iyonlaşmış hidrojen atomundan oluşur. Bu gazın neredeyse tamamı hidrojen olmakla birlikte, içerisinde Helyum, Oksijen de bulunmaktadır. Bulunan bu elementlerin bileşik yapması, mesala su gibi (H2O) düşünülebilir. Uzayda su molekülü (H2O), amonyak (NH3) ve formaldehit (H2CO) bulunmuştur.... Gazın tespit edildiği yıl ise 1904. Göktaşlarının, uzaydaki hareketi ve ve daha büyük parcacıkların, gezegenlerin çekim kuvveti ile ivme kazanarak, hızla çekimin olduğu yöne doğru hareketi sırasında, bu elementleride ardı sıra atmosferine, yada yüzeyine girdiği anda beraberinde getirmiş olacağı olabilirliğidir. Burada komik bir şey yoktur. Bulunan ve galaksiklere yaklaştıkça yoğunlaşan bu gaz, pekala Göktaşlarının gazı ardısıra sürüklediği ve çekildikleri yerlere beraberinde getirdiği olabilirliğidir. Bu olabilirlik, dayanaklar edinmiştir, edinilen dayanaklar, olasılıklar, varsayımlar bir bütün halinde derlenerek sunulur ve çalışmalar yapılır. Çalışmaların yapılması, şunlara bak, bilmiyorlar sanki, her şey akıldır dedik uğraştıkları şeye bak olarak yaklaışlamaz. Aynen 1904 yılında uzayda bulunan Hidrojen atomlarının, tepkimelerin, bileşiklerin çeşitli elementleri oluşturarak ortaya çıkan gazın tespit edilmesi gibi, Bu çalışma başlamasaydı, bu bulgu elde edilemeyecekti, bu çalışma başladığında böyle bir bulgu elde edileceği zaten bilinmiyordur, biliniyor olsa zaten başlanmazdı. İnsanları, bilgiyi ve aklı tek düze bir mantıkla, odur, budur şudur, neden yoktur sadece hal vardır vs ile ahmak olarak görmek bilime aykırıdır. Zaten bu bakış açısı ile yaklaşan mantıklar, bir yerden bilimi alaya alırken diğer taraftanda sözde kendi bulgularını kanıtlamak için onu kullanmışlardır (Bing Bang).

Diyalektik-Materyalizm yazının en üstünde görüldüğü gibi, mekanik materyali<mi eleştirmektedir, en anlamlı eleştirisini yine mekanik materyalizm üzerine yapmıştır, çünkü onun çağdaş eleştirisi, gelişen yaşam dünyasında irdelenerek ancak ilerletilebilirdi. Daha 1800 lü yıllarda, maddenin ve enerjinin aynı şey olduğunu vurgulayan diyalektik-materyalizm olmuştur (Engels- Doğanın Diyalektiği)
Enerjide maddedir, maddeyi sadece algılar ile algılanan katı cisimler olarak görmek yanılgıdır. Aynen liopleurodon o dalga geçilen suyun uçması gibi, oysa uçan bir şey yoktur, bir hal değişimi vardır. Bunun da nedenleri.

Doğada hiçbir şey sabit kalmaz. Her şey sürekli bir dönüşüm, hareket ve değişim halindedir. Ancak, önceden gelen öncüller olmadan hiçbir şeyin içinden hiçbir şeyin birdenbire çıkmadığını keşfediyoruz. Benzer biçimde, hiçbir şey, kendisinden sonra varolan bir şeye mutlak surette yol açmama anlamında, bir iz bırakmadan kaybolmaz." David Bohm*

Mekanik materyalizmin hareket yasası, hareketi sadece şey'in haraketi olarak tanımlıyordu. idealizm ise, her şeyin aslında bir görüngü olduğu, aslında var olanların biz öyle düşündüğümüz-algıladığımız için varolduğunu ileri sürmekteydi. Varlığın temel koşulu bilgidir, ve varlığın görüngüsü ancak bilginin varlığını kanıtlar. *çağdaşlarıyla bu düşünceyi sürdürmeye devam etmektedir...

Diyalektik Materyalizm, mekanik materyalizmin örneklediği saatte 100 Km hızla giden bir aracın, hareket halinde olduğunu ifade etmesinin, sadece aracın hareketi olarak algılanmasının mekanikliğini, şu şekilde aşmaktadır. 100 Km hızla giden bir aracın sadece gittiği yöne doğru hareketi dışında, hareketin seyrine bağlı olarak, sürtünmenin, aracın dış yüzeyinden içe doğru bir aşınım, lastiklerde bir aşınım, diğer dış etmenlerin, sürücü, temas, nem, hava vs aracın sürekli bir şekilde hareket ettiğini ortaya koymuştur. Hiç bir araç ilk ilk aldığınız araç değildir. Elinize geçtiğinde dahi, parçalarında değişim içsel anlamda çoktan başlamıştır. Mesala pas bir değişimin sonucudur, ama o değişim nicel olarak o maddenin içinde, bunu sağlayacak etmenler ile iletişime geçtiğinde zaten vardır. Nicel değişimler, nitel değişimlere yol açar, bu durumda su, *bir çok nicel etmenler olsada, onda nicelik ve görecelik arzeden ısı faktörünün etksiyle, sürekli moleküler olarak hareket halindedir. Isının(niceliğin) suyun sıvı halden gaz hale yani onun niteliğini değiştimesine yol açabilecek denli etkilediğinde, suyunda niteliği değişir. Burada suyun ısının kaçıncı derecesinde gaz haline geçeceğini ise sadece suyun özgül yapısı değil, nicel olarak onun içinde bulunan maddelerinde etkisiyle görecelik(değişiklik) arzeder. Tuz, şeker, kireç, çinko vs... Bir niteliğin içerisinde nicel(onu tanımlamayan) madde-enerjide, kendi özgülünde bir niteliğe sahiptir. Yani bir şey bir başka şeyin niceliği iken kendiside onun içinde bir niteliğe sahiptir, kendisininde hareket halinde ona etkiyen nicel ve nitel ilişkiler vardır. Burada sürekli bir hareket olduğunu görürüz, o halde bilgide durağan değil sürekli hareket halinde devingen olmalıdır, o yüzden mekanik materyalizmin aksine, diyalektik materyalizm düşüünceyede sürekli hareket halinde yaklaşır. Hiç bir gelişimi, değişimi isterse fikir, bulgular, edinimler yönünde durağan olarak kabul etmez. Atomun parçalanamaz yapı taşı olduğunu o ana kadar elde ettiği bulgular ile söyler, ama sürekli hareket-değişim-gelişim halindeki bilinç, gelişiminin herhangi bir aşamasında atomun da parçalanabilir bir yapı taşı olduğuna ulaşabilir. O zaman tanımlama yerini yeni olana bırakarak, değişim burada da gerçekleşmiş olur.

İdealizm ise, her şeyin zihinsel bir görüngü olduğunu ortaya atar. Oysa, bundan 300 yıl önce otomobiller yoktu. Yüksek binalar, gökdelenler, bilgisayarlar vs. Tümsel anlamda Doğa-yaşam insanı değiştirdiği gibi insan da doğayı değiştirmekte, karşılıklı iletişim durmaksızın devam etmektedir. Zihinsel bir görüngünün, bilimsel gelişmeler ile değişimi nasıl bir yanılsamanın tanımlaması olabilirdi! Şeylerin varlığı sadece us olarak ifade edilebilirmiydi. Mesala Varlığın bilincine varabilmek ile varlık aynı şeylermidir. *İdealizmin çözümü; Bir taş varmıdır diye düşündüğümüzde, o varlığının bilince varabiliyorsa vardır yoksa yoktur. İyide onu görüyorum, ona dokunuyorum, inceliyorum. Oda senin onun bilincine varmış olmandandır, aslında o yoktur, sadece sen onun bilincindesindir, çünkü bir şey ancak bilincine varılabiliyorsa vardır!? Burayı fazla uzatmak istemiyorum, konumuzla alakalı tarafı ise, Göktaşının kuyruğuna takılıp geldiği olabilirliğine bu idealist bakış açısıyla baktığımızda, böylesi bir şeyin daha başından nasılda saçma bir şey olduğunu göstermek için buraya giriyoruz.
İdealist bir şekilde düşündüğümüzde, 1904 yılında uzayın bir GAZ ile kaplanmış olduğunun tespit edildiğinde, o GAZ artık o zaman varlığa dönüştü. Yani aslında 1904 yılında tespit edilen bir GAZ yoktu, biz zihinsel anlamda öyle görmek istediğimiz için o GAZ orada bulunmuştur. Onun bilincine vardık ve artık o gaz vardır. Şimdi bu paragrafı BİNGBANG için düşünelim, ama gerçekten düşünelim, çünkü BinBang diye bir şeyin olmadığını yine bu düşünceden elde ediyoruz. BingBang diye bir şeyde saçmadır, aynen Göktaşlarının kuyruğununa takılabilirliği düşüülen gaz gibi. Çünkü biz ne zaman binbangın varlığının bilincine vardık bingbang o zaman vardır. O halde BingBang öncesi olamaz, insanlık tarihi, BingBangın bilincine varmamızın tarihinden daha eskidir :)
Bu paragraftan sonra, iş mistikize bir şekilde Tinsel olana dayandırılacaktır, bundan hiç şüphem yok. Aslında o bilinc o varlığın bilincindeydi biz yeni ulaştık vs diyecek. Tinselliğin ve mistizmin içinde, bilim, düşünce her şey sonlanacak ve artık ulaşılmayan, ama bilincine varılan! bir varlığa iş havale edilecektir. zaten bilincine varılması ile o varlığın varlığıda kanıtlanmıştır, artık sıra mantığında bitirilmesine gelecektir ki buda zaten en başında yapılmış ama sonuç aşamasında son noktayı koymuştur. Tinsel çözüme basit bir örnek vermek istiyorum;
Tinsel olan insanlara, zorluklarında, arzu etmedikleri yada ettiklerinde sunabilecegi tek çare duadır. İnsanlar her türlü arzularinda, uzun yasamak, saglikli olmak, yagmur icinden tutunda doguma kadar bir cok talepleri icin dua ederler. "Duanin temelinde ise ise, akilli, iyi ve güclü bir Tanrının bulunduğu bizim isteklerimizi dikkate aldığı ve bu nedenle olayların akışını değiştirmeye yönelebileceği varsayımları yatmaktadır. Ancak bu noktada önemli bir çelişki bulunmaktadır. Oluşan her şey tanrısal plana göredir, ama bu plan isteklerimizle bağdaşmayınca Tanrı'dan -kendi adımıza(sapratcus)- değiştirmesini isteriz. [2]"

İdealist felsefeden din meydana gelmiştir. Bilinenin aksine din idealizmin dışında değil aslında tamamen onun özel ürünüdür. Din bir yıldızın ne kadar güzel olduğunu, ne kadar güzel ışıklar saçtığını anlatır, sonrada harikalığını ortaya koyarak insanlara tek ve evrensel olan bilgiyi verdiğini iddia eder. Ama yıldızın yapısını, sıcaklığını, onu yıldız yapan o ışığı saçan moleküler yapıyı, elementi, daha doğrusu maddesi hakkında hiç bir bilgi vermez. madde olarak verdiği bilgiler ise ayaklarının altında yürüdükleri topraktır, onun da ne kadar canlı olduğundan başka, onun da maddesini söyleyemez, rengini söyler, yumuşaklığını vs, yani görebildiğini söyler, yansısını. Bir ağacın köklerinin topraktan aldığı kimyasalları söyleyemez, ama o ağacın kökünün ona hayat verdiğini işte harika olanın, bu nasıl oluyorun tek çözümünün ilahi güç olduğunu öğretir. Cansız maddelerde olduğu gibi, canlı maddelerinde harikalığından dengeden bahseder ama damarlarda dolaşan suyu, çinkoyu, kurşunu vs söyleyemez, sadece harikalığı ve dengesini söyledikten sonra onun bu harikalığının sır perdesinde yatanın yüce bir ilah-yada bilgi olduğunu söyler, evrensel ve tek gerçek bilgi budur ve insanlara bunu öğretir. *Ortaçağ sonrası aydınlanma ve bilimde katedilen ilerleme ile, çağdaş idealizm, klasik tTanrı anlayışının yerine, bilinemez bir bilgi-gücü oturtmaya zorlanmıştır, bunun en önemli nedeni ise, cisimlerin öz niteliklerinin, renginin değil yapı taşlarının çözülmesinde kat edilmiş olan mesafe ve geçmiş idealizmin, rengi, kokusu, güzelliği, harikalığı dışında çokca bir şey söyleyememesidir. Diyalektik yasa, idealist felsede de işlemiş, oda değişim ve dönüşüm hatta ilerlemelere gitmiştir. Yinede insanlara tinsel çözümden başka bir yol sunmamıştır. Bir tarafta mutlu bir azınlık diğer tarafta bu azınlık tarafından köleleştirilmiş çoğunluk vardır ve azınlığın çoğunluğa hükmü için bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç de yaşamın tabiatını bu şekilde çizmiştir, yapılacak tek şey vardır sığınmak ve dua. Mutlu azınlık cenneti, mutsuz çoğunluk böylelikle inanarak cehennemi temsil etmiştir, etmektedir. Mutlu azınlığın resmi felsefesi olan idealizm ise, onun temsilcileri, mutlu azınlığın yanında, o pramidin bir altında bolluktan faydalanarak ve felsefenin sadece kendi işleri olduğunu toplumu bu tür şeylerle alakadar olmaması gerektiğine inandırmıştır. Çünkü fesefe ve bilgi inançların kırılmasına yol açabilirdi. Uzun bir dönem süren felsefe düşmanlığı çağdaş idealizmde yerini Bilim Düşmanlığına bırakmıştır, çünkü bilim artık topluma da inmekte, toplum ona ulaşabilir hale gelmektedir. İşte asıl korku budur ve bilimin inançlarda yaratacağı değişiklik ve kırılmadır. Bu yüzden çağdaş şeriatçı tanımlaması burada tamda yerine oturmaktadır.

[1] Howard SELSAM (Din, Bilim ve Felsefe sayfa: 38-39- II. Baskı Sarmal Yayınevi- Kimi bölümleri altı tarafımca koyulaştırılmıştır-Spartacus)

[2] Howard SELSAM (Din, Bilim ve Felsefe sayfa: 48- II. Baskı Sarmal Yayınevi)

*İngiliz Fizikçi

sodomo--
08-05-2006, 12:20
Ya tamam panik yapma sana Bigbang Tanrı'nın varlığının kanıtıdır demedim ki. Yalnızca maddenin bir başlangıcı olduğunu kabul etmen yeterli canım. Yani şu "İLK" sözcüğünü kafana bir yerleştirsen yeter benim için. Bir de hangi fizikçi bilim adamıydı o "kainatın bir başlangıç noktasının olması benim midemi bulandırıyor" diyen hatırlayamadım. İşte benim de tam tersi bir şekilde bu "maddenin sonsuzluğu" düşüncesi ile midem bulanıyor. Bir de verdiğim linke hiç bakmamışsın darılırım bak :) ayrıca ufak bir düzeltme yapayım bu Bigbang 14 milyar yıl önce gerçekleşmiş öyle trilyonlarca yıl falan değil bende bayağı sallamışım kusura bakma.

Ha bir de Big Bang'in sebebi olarak "hiçliğin salınımı" diye bir fikir ortaya sürülmüş vallahi çok hoşuma gitti. Yani "hiçlik" önemli bir hadisedir bak söyleyeyim ve bence senin şimdiden bu "hiçlik" kavramına zihnini alıştırman gerekecek.

Dahası, big bang kuramı çok fazla sallantıdadır, hiç onun üzerine fikir bina etme derim. Hatta artık gözden düştüğünüde söyleyeyim

Sen ki yerçekimi kanununu bile yerle yeksan etmiş adamsın Big Bang'i mi yıkamayacaksın ama bir şey kafama takıldı acaba Big bang sallantıda olan bir teori mi yoksa sallantıda olması istenen bir teori mi ? Yani baksana bazı bilim adamlarının midesi bulanıyormuş da belki onlara bu bulantıyı geçirecek başka teoriler sunmak gerekebilir.

Bir de sana süprizim var liop, öbür tarafta "bilgi tapınakları" varmış böyle hayatını bilime adamış insanları oralarda eğitiyor ve de bu bilgiye olan açlıklarını gideriyorlarmış. Vallahi bütün bilim adamlarına duyrulur şimdiden kaydınızı yaptırın :)

spartacus
08-05-2006, 13:16
Hiçlik, bunun cevabı bu yazının en altında, okumadığın için söyleyimde, kestirmeden ulaş. Sazanın bol olduğu yer, suyun en çok dalgalandığı yerdir. yeter ki bir atlamaya görsün.

"Bazı felsefeciler için tüm evren Tanrı'nın aklında bir düşünce ya da düşünceler sistemidir. Başkaları için Tanrı'nın kendisidir, diğerleri içinde sadece ruh ya da Us'dur. Her durumda madde aşağılık ve bağımlı bir şeydir. Somut nedenler gibi şeyler yoktur. Düşüncelerimizin nedeni somut nesneler değildir, tersine somut nesneler yalnız düşüncelerimizde vardır. Toplum açısından, çevre kişileri oluşturmadığı gibi, kişilerin sahip oldukları tüm düşünce amaçların nedeni değildir. Tersine çevre kişilerin tüm düşüncelerinin bir ürünüdür.Onun için kusurları, suçları ve çürümüşlüğü ortadan kaldırmak için değiştirilmesi gereken çevre değildir. Ancak ahlaki ve dinsel öğreti toplumsal hastalıklarımıza çözüm getirebilir. Bir rahibin New York'da St. Patrick Kadedrali'ndeki topluluğa dediği gibi, "Çocuk suçlarının gerçek nedeni gizdir, ve bunu ancak bir diğer gizle -İsa'nın giziyle çözebiliriz."

Onsekizinci yüzyılın mekanik maddeciliği yalnızca kişilerin çevrelerinin bir ürünü oldukalrını iddia etmişti. Bu görüşe karşı idealistler aynı dercede tek yönlü olan karşıt görüşü, kişilerin çevreyi yarattığını ileri sürdüler. Açıklanacağı gibi diyalektik maddecilik bu görüşlerin ikisinin de sınırlarını göstererek insanlar ile doğal toplumsal çevreleri arasında sürekli bir etkileşim olduğunu, insanların geçmişteki koşullarının ve deneylerin bir sonucu olarak toplumsal kurumlarını, kentlerini, vs. kurduklarını ve karşılığında, insan eylemlerinin bu nesnel sonuçlar tarafından yeniden biçimlendirildiğini göstermiştir." [1]

Tarafsız bilimsel araştırma, hiç bir zaman bilmediklerinin yerine, tahmini kesinlikler sunamaz. Bilimin duyu ve yardımcı araçları ile elde edilecek nesneleri incelemesi ile, olabilirlikleri, olasılıklarıyla irdeleyip, inceleme yapması arasında farklar vardır. Deney her şey değildir, ama bu olabilirliklerin üzerinde deliller oluştururlar. Elde edilen deliller olasılıkları güçlendirir, ancak bu tür çalışmaların belirli bir düzeyde derlenip toplanması, bilgi olarak sunulması, sadece o anki aşamayı, bu tür çalışmaya neden girildiğini, neden olan olasılıklar ile ortaya koymak için yapılır. Bir göktaşıyla yaşam olgusunun dünyaya taşınmış olabilirliği, kesinlikle olamazlık olarak kanıtlanamdığı sürece olabilirlik olma niteliğini korur. İlk kez Hartmann tarafından 1904 yılında, uzayın ince bir gazla "yıldızlar arası gaz" dolu olduğu tespit edilmiştir. Peki bu gaz nasıl oluşuyor, bilindiği gibi yanmalar ve patlamalardan açığa etrafa yayılan radyasyon dalgaları oluşur. Bu yıldızlar arası gaz Yıldızlardan etrafa yayılan radyasyon nedeniyle, iyonlaşmış hidrojen atomundan oluşur. Bu gazın neredeyse tamamı hidrojen olmakla birlikte, içerisinde Helyum, Oksijen de bulunmaktadır. Bulunan bu elementlerin bileşik yapması, mesala su gibi (H2O) düşünülebilir. Uzayda su molekülü (H2O), amonyak (NH3) ve formaldehit (H2CO) bulunmuştur.... Gazın tespit edildiği yıl ise 1904. Göktaşlarının, uzaydaki hareketi ve ve daha büyük parcacıkların, gezegenlerin çekim kuvveti ile ivme kazanarak, hızla çekimin olduğu yöne doğru hareketi sırasında, bu elementleride ardı sıra atmosferine, yada yüzeyine girdiği anda beraberinde getirmiş olacağı olabilirliğidir. Burada komik bir şey yoktur. Bulunan ve galaksiklere yaklaştıkça yoğunlaşan bu gaz, pekala Göktaşlarının gazı ardısıra sürüklediği ve çekildikleri yerlere beraberinde getirdiği olabilirliğidir. Bu olabilirlik, dayanaklar edinmiştir, edinilen dayanaklar, olasılıklar, varsayımlar bir bütün halinde derlenerek sunulur ve çalışmalar yapılır. *
Çalışmaların yapılması, şunlara bak, bilmiyorlar sanki, her şey akıldır dedik uğraştıkları şeye bak olarak yaklaışlamaz. (bir guraba bakışı=sodomo--) Aynen 1904 yılında uzayda bulunan Hidrojen atomlarının, tepkimelerin, bileşiklerin çeşitli elementleri oluşturarak ortaya çıkan gazın tespit edilmesi gibi, Bu çalışma başlamasaydı, bu bulgu elde edilemeyecekti, bu çalışma başladığında böyle bir bulgu elde edileceği zaten bilinmiyordur, biliniyor olsa zaten başlanmazdı. İnsanları, bilgiyi ve aklı tek düze bir mantıkla, odur, budur şudur, neden yoktur sadece hal vardır vs ile ahmak olarak görmek (bir sodomo-- yaklaışımı) bilime aykırıdır. Zaten bu bakış açısı ile yaklaşan mantıklar, bir yerden bilimi alaya alırken diğer taraftanda sözde kendi bulgularını kanıtlamak için onu kullanmışlardır (Bing Bang). (Bir sodomo-- yaklaşımı, kendisini ilah ilan etmek için, eldeki iksir)

Diyalektik-Materyalizm yazının en üstünde görüldüğü gibi, mekanik materyali<mi eleştirmektedir, en anlamlı eleştirisini yine mekanik materyalizm üzerine yapmıştır, çünkü onun çağdaş eleştirisi, gelişen yaşam dünyasında irdelenerek ancak ilerletilebilirdi. Daha 1800 lü yıllarda, maddenin ve enerjinin aynı şey olduğunu vurgulayan diyalektik-materyalizm olmuştur (Engels- Doğanın Diyalektiği)
Enerjide maddedir, maddeyi sadece algılar ile algılanan katı cisimler olarak görmek yanılgıdır. Aynen liopleurodon o dalga geçilen suyun uçması gibi, oysa uçan bir şey yoktur, bir hal değişimi vardır. Bunun da nedenleri.

Doğada hiçbir şey sabit kalmaz. Her şey sürekli bir dönüşüm, hareket ve değişim halindedir. Ancak, önceden gelen öncüller olmadan hiçbir şeyin içinden hiçbir şeyin birdenbire çıkmadığını keşfediyoruz. Benzer biçimde, hiçbir şey, kendisinden sonra varolan bir şeye mutlak surette yol açmama anlamında, bir iz bırakmadan kaybolmaz." David Bohm**

Mekanik materyalizmin hareket yasası, hareketi sadece şey'in haraketi olarak tanımlıyordu. idealizm ise, her şeyin aslında bir görüngü olduğu, aslında var olanların biz öyle düşündüğümüz-algıladığımız için varolduğunu ileri sürmekteydi. Varlığın temel koşulu bilgidir, ve varlığın görüngüsü ancak bilginin varlığını kanıtlar. çağdaşlarıyla bu düşünceyi sürdürmeye devam etmektedir...

Diyalektik Materyalizm, mekanik materyalizmin örneklediği saatte 100 Km hızla giden bir aracın, hareket halinde olduğunu ifade etmesinin, sadece aracın hareketi olarak algılanmasının mekanikliğini, şu şekilde aşmaktadır. 100 Km hızla giden bir aracın sadece gittiği yöne doğru hareketi dışında, hareketin seyrine bağlı olarak, sürtünmenin, aracın dış yüzeyinden içe doğru bir aşınım, lastiklerde bir aşınım, diğer dış etmenlerin, sürücü, temas, nem, hava vs aracın sürekli bir şekilde hareket ettiğini ortaya koymuştur. Hiç bir araç ilk ilk aldığınız araç değildir. Elinize geçtiğinde dahi, parçalarında değişim içsel anlamda çoktan başlamıştır. Mesala pas bir değişimin sonucudur, ama o değişim nicel olarak o maddenin içinde, bunu sağlayacak etmenler ile iletişime geçtiğinde zaten vardır. Nicel değişimler, nitel değişimlere yol açar, bu durumda su, bir çok nicel etmenler olsada, onda nicelik ve görecelik arzeden ısı faktörünün etksiyle, sürekli moleküler olarak hareket halindedir. Isının(niceliğin) suyun sıvı halden gaz hale yani onun niteliğini değiştimesine yol açabilecek denli etkilediğinde, suyunda niteliği değişir. Burada suyun ısının kaçıncı derecesinde gaz haline geçeceğini ise sadece suyun özgül yapısı değil, nicel olarak onun içinde bulunan maddelerinde etkisiyle görecelik(değişiklik) arzeder. Tuz, şeker, kireç, çinko vs... Bir niteliğin içerisinde nicel(onu tanımlamayan) madde-enerjide, kendi özgülünde bir niteliğe sahiptir. Yani bir şey bir başka şeyin niceliği iken kendiside onun içinde bir niteliğe sahiptir, kendisininde hareket halinde ona etkiyen nicel ve nitel ilişkiler vardır. Burada sürekli bir hareket olduğunu görürüz, o halde bilgide durağan değil sürekli hareket halinde devingen olmalıdır, o yüzden mekanik materyalizmin aksine, diyalektik materyalizm düşüünceyede sürekli hareket halinde yaklaşır. Hiç bir gelişimi, değişimi isterse fikir, bulgular, edinimler yönünde durağan olarak kabul etmez. Atomun parçalanamaz yapı taşı olduğunu o ana kadar elde ettiği bulgular ile söyler, ama sürekli hareket-değişim-gelişim halindeki bilinç, gelişiminin herhangi bir aşamasında atomun da parçalanabilir bir yapı taşı olduğuna ulaşabilir. O zaman tanımlama yerini yeni olana bırakarak, değişim burada da gerçekleşmiş olur.

İdealizm ise, her şeyin zihinsel bir görüngü olduğunu ortaya atar. Oysa, bundan 300 yıl önce otomobiller yoktu. Yüksek binalar, gökdelenler, bilgisayarlar vs. Tümsel anlamda Doğa-yaşam insanı değiştirdiği gibi insan da doğayı değiştirmekte, karşılıklı iletişim durmaksızın devam etmektedir. Zihinsel bir görüngünün, bilimsel gelişmeler ile değişimi nasıl bir yanılsamanın tanımlaması olabilirdi! Şeylerin varlığı sadece us olarak ifade edilebilirmiydi. Mesala Varlığın bilincine varabilmek ile varlık aynı şeylermidir. İdealizmin çözümü; Bir taş varmıdır diye düşündüğümüzde, o varlığının bilince varabiliyorsa vardır yoksa yoktur. İyide onu görüyorum, ona dokunuyorum, inceliyorum. Oda senin onun bilincine varmış olmandandır, aslında o yoktur, sadece sen onun bilincindesindir, çünkü bir şey ancak bilincine varılabiliyorsa vardır!? Burayı fazla uzatmak istemiyorum, konumuzla alakalı tarafı ise, Göktaşının kuyruğuna takılıp geldiği olabilirliğine bu idealist bakış açısıyla baktığımızda, böylesi bir şeyin daha başından nasılda saçma bir şey olduğunu göstermek için buraya giriyoruz.
İdealist bir şekilde düşündüğümüzde, 1904 yılında uzayın bir GAZ ile kaplanmış olduğunun tespit edildiğinde, o GAZ artık o zaman varlığa dönüştü. Yani aslında 1904 yılında tespit edilen bir GAZ yoktu, biz zihinsel anlamda öyle görmek istediğimiz için o GAZ orada bulunmuştur. Onun bilincine vardık ve artık o gaz vardır. Şimdi bu paragrafı BİNGBANG için düşünelim, ama gerçekten düşünelim, çünkü BinBang diye bir şeyin olmadığını yine bu düşünceden elde ediyoruz. BingBang diye bir şeyde saçmadır, aynen Göktaşlarının kuyruğununa takılabilirliği düşüülen gaz gibi. Çünkü biz ne zaman binbangın varlığının bilincine vardık bingbang o zaman vardır. O halde BingBang öncesi olamaz, insanlık tarihi, BingBangın bilincine varmamızın tarihinden daha eskidir ***

Bu paragraftan sonra, iş mistikize bir şekilde Tinsel olana dayandırılacaktır, bundan hiç şüphem yok. Aslında o bilinc o varlığın bilincindeydi biz yeni ulaştık vs diyecek. Tinselliğin ve mistizmin içinde, bilim, düşünce her şey sonlanacak ve artık ulaşılmayan, ama bilincine varılan! bir varlığa iş havale edilecektir. zaten bilincine varılması ile o varlığın varlığıda kanıtlanmıştır, artık sıra mantığında bitirilmesine gelecektir ki buda zaten en başında yapılmış ama sonuç aşamasında son noktayı koymuştur. Tinsel çözüme basit bir örnek vermek istiyorum;
Tinsel olan insanlara, zorluklarında, arzu etmedikleri yada ettiklerinde sunabilecegi tek çare duadır. İnsanlar her türlü arzularinda, uzun yasamak, saglikli olmak, yagmur icinden tutunda doguma kadar bir cok talepleri icin dua ederler. "Duanin temelinde ise ise, akilli, iyi ve güclü bir Tanrının bulunduğu bizim isteklerimizi dikkate aldığı ve bu nedenle olayların akışını değiştirmeye yönelebileceği varsayımları yatmaktadır. Ancak bu noktada önemli bir çelişki bulunmaktadır. Oluşan her şey tanrısal plana göredir, ama bu plan isteklerimizle bağdaşmayınca Tanrı'dan -kendi adımıza(sapratcus)- değiştirmesini isteriz. [2]"

İdealist felsefeden din meydana gelmiştir. Bilinenin aksine din idealizmin dışında değil aslında tamamen onun özel ürünüdür. Din bir yıldızın ne kadar güzel olduğunu, ne kadar güzel ışıklar saçtığını anlatır, sonrada harikalığını ortaya koyarak insanlara tek ve evrensel olan bilgiyi verdiğini iddia eder. Ama yıldızın yapısını, sıcaklığını, onu yıldız yapan o ışığı saçan moleküler yapıyı, elementi, daha doğrusu maddesi hakkında hiç bir bilgi vermez. madde olarak verdiği bilgiler ise ayaklarının altında yürüdükleri topraktır, onun da ne kadar canlı olduğundan başka, onun da maddesini söyleyemez, rengini söyler, yumuşaklığını vs, yani görebildiğini söyler, yansısını. Bir ağacın köklerinin topraktan aldığı kimyasalları söyleyemez, ama o ağacın kökünün ona hayat verdiğini işte harika olanın, bu nasıl oluyorun tek çözümünün ilahi güç olduğunu öğretir. Cansız maddelerde olduğu gibi, canlı maddelerinde harikalığından dengeden bahseder ama damarlarda dolaşan suyu, çinkoyu, kurşunu vs söyleyemez, sadece harikalığı ve dengesini söyledikten sonra onun bu harikalığının sır perdesinde yatanın yüce bir ilah-yada bilgi olduğunu söyler, evrensel ve tek gerçek bilgi budur ve insanlara bunu öğretir. Ortaçağ sonrası aydınlanma ve bilimde katedilen ilerleme ile, çağdaş idealizm, klasik tTanrı anlayışının yerine, bilinemez bir bilgi-gücü oturtmaya zorlanmıştır, bunun en önemli nedeni ise, cisimlerin öz niteliklerinin, renginin değil yapı taşlarının çözülmesinde kat edilmiş olan mesafe ve geçmiş idealizmin, rengi, kokusu, güzelliği, harikalığı dışında çokca bir şey söyleyememesidir. Diyalektik yasa, idealist felsede de işlemiş, oda değişim ve dönüşüm hatta ilerlemelere gitmiştir. Yinede insanlara tinsel çözümden başka bir yol sunmamıştır. Bir tarafta mutlu bir azınlık diğer tarafta bu azınlık tarafından köleleştirilmiş çoğunluk vardır ve azınlığın çoğunluğa hükmü için bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç de yaşamın tabiatını bu şekilde çizmiştir, yapılacak tek şey vardır sığınmak ve dua. Mutlu azınlık cenneti, mutsuz çoğunluk böylelikle inanarak cehennemi temsil etmiştir, etmektedir. Mutlu azınlığın resmi felsefesi olan idealizm ise, onun temsilcileri, mutlu azınlığın yanında, o pramidin bir altında bolluktan faydalanarak ve felsefenin sadece kendi işleri olduğunu toplumu bu tür şeylerle alakadar olmaması gerektiğine inandırmıştır. Çünkü fesefe ve bilgi inançların kırılmasına yol açabilirdi. Uzun bir dönem süren felsefe düşmanlığı çağdaş idealizmde yerini Bilim Düşmanlığına bırakmıştır, çünkü bilim artık topluma da inmekte, toplum ona ulaşabilir hale gelmektedir. İşte asıl korku budur ve bilimin inançlarda yaratacağı değişiklik ve kırılmadır. Bu yüzden çağdaş şeriatçı tanımlaması burada tamda yerine oturmaktadır.

[1] Howard SELSAM (Din, Bilim ve Felsefe sayfa: 38-39- II. Baskı Sarmal Yayınevi- Kimi bölümleri altı tarafımca koyulaştırılmıştır-Spartacus)

[2] Howard SELSAM (Din, Bilim ve Felsefe sayfa: 48- II. Baskı Sarmal Yayınevi)

* Bu konunun açılışında ki yazı, bunu ifade etmektedir. Yazıya ilgili cevp burada.
**İngiliz Fizikçi
Fizikçi olmak ile düşüncesini söylemek arasında, en az insan ile eşek arasında ki fark kadar fark vardır sodomo-- Ah birde benim mesleğimi bilsen, ne örnekler bulurdun değil mi?
*** Görüldüğü gibi BingBangın olması için, senin mantığınla yaklaştığımız da senin onun bilincine varman lazım. Düşünüyorum o halde varım gibi. Oysa sen Bing Bang'ın bilincine yeni vardın, o halde o şimdi var o zaman yoktu. Ha 14 milyar yıl önce demişsin hada trilyonlarca yıl demişsin ne farkı var ki (işte hiçlik budur sodomo--), akılıda biz verecek değiliz ya sende biraz çalıştır.

liopleurodon
08-05-2006, 17:14
Boş konuşuyorsun gene sodomo, yani bilmeden konuşuyorsun. big bangın öyle olması vs. sizin ahanda diyebileceğiniz bir tutamaç olduğu için güya, sımsıkı sarılıyorsun. Amma velakin:

http://en.wikipedia.org/wiki/Big_bang#Features.2C_issues_and_problems

Mesele bu. Dahası tutunduğun şey gerçekte sağlam ama bastığın yer çürük. Big bang herhangi bir hiçlik tarif etmez. Yani, asla ve kata, big bang maddenin yok olduğu bir zamanı tarif etmez. Yani yani, maddenin yok olduğu ve yaratıldığı bir zaman yoktur. Zamanın yok olduğu "vakitlerde" bile. Maddeyi oluşturan şey hala madde olarak önümüzdedir, geriye gidersen, big bangtan bir gün öncesi mesela aynı şeyi başka bir formda gene var olarak bulacaktın. Ama kilo ile tartamayacak, metre ile ölçemeyecek, termometre ile sıcaklığına bakamayacaktın. Fakat o gene var olacaktı.

İşte olay bundan ibaret sodomo. Güya kendinize bir paye çıkarıp, masal kahramanı Allahınıza inanmak için gereken desteği bulacaksınız. bu yolda bilime de şöyle, böyle vs. diye laf sokuşturmanız yok mu?

Muhammed bilimadamı değildi. Ama hayber'de Muhammet çadırda cüveyriye'yi kütürdedirken, kocasını, akrabalarını filan Ali vs. islam adına kıtırdatıyordu. Demekki bilim adamı olunca insan öldürülürde, peygamber olunca öldürülmez gibi bir şey yok. Tahminim, Muhammed'in gücü yetseydi, fırsat geçseydi, o günün Çin'ini bile acımadan doğrardı.

Diğer yandan, bugün sokakta gördüğün her on kişiden yedisi bilim sayesinde ayakta. Bİlim olmasaydı, veba, çiçek vs. gibi hastalıklara deva bulunmasaydı sence bu kadar insan hayatta olur muydu? Dersin ki, yok, yok, olur, islam, temizlik filan.. İstanbul'da vebadan ölenlere dair vesikaları bir araştır, ondan sonra görüşelim..

pante
08-05-2006, 19:15
Spartacus;
Alıntıladığın yazı maalesef objektif değil. Marksist bir bakış açısı. Mekanik materyalizmi güzelce ortaya koyuyor ama onun karşısına alternatif olarak ilkçağ idealizmini getiriyor. İdealizmi bu yazıdaki tanımlama içinde gördüğünüz ve düşündüğünüz için yanılgıya düşüyorsunuz. İdealizmin onlarca çeşidi var. Platon'un ya da Kant'ın idealizmini alıp, "işte idealizm bu" diye sunmak, idealist düşünceyi değişimi, gelişimi reddediyor gibi tanıtmak demogojik bir siyaset sadece.
Diyalektik idealizm ile diyalektik materyalizm arasında tek fark vardır. O da Diyalektik idealizm, madde ile birlikte bilinci, düşünceyi savunur. Diyalektik idealizm yani Hegelci diyalektik, nesneleri soyutlayarak her birini kendi başına ve değişmez özellikleri olan birimler olarak gören “metafizik” düşünce biçiminin tersine, nesneleri hareket ve değişimleri, karşılıklı ilişkileri ve etkileşimleri içinde ele alır. Her şey sürekli bir oluş ve yok oluş süreci içindedir. Bu süreç içinde hiçbir şey sürekli değildir; her şey değişir ve yerini başka bir şeye bırakır. Bütün şeyler çelişkili yanlar ya da yönler içerir. Bu yönler arasındaki çatışma değişimin itici gücüdür ve sonunda şeylerin değişime uğramasına ya da ortadan kalkmasına yol açar. Hegel, değişme ve gelişmeyi doğada ve toplumda somutlaşan “mutlak tin”in ya da ideanın bir dışavurumu olarak görür.

Dolayısıyla yazdıklarının çoğu geçersizdir. Hele ki kırmızı ile yazılı olanlar.

spartacus
09-05-2006, 11:36
panteidar

Alıntıladığınız yazı ile ifade ettiğiniz, [1] ve [2] nolu kaynak ise, orada ele alınan dediğiniz filozofların ortaya koydukları görüştür, maddelenmeyen yazılar bana aittir, benimle tartışabilirsiniz, ama o filozaflar için sadece yorumda bulunabilir onlarla burada karşılıklı iletişim sağlayamazsınız. Burada Hegel'ide, yada tüm diğerlerinide koyamayız, konu ile ilgili, yani MUTLAK olana, temelden bir örnek için verilmiştir.

Yazınızın sonu, "yazdıklarının çoğu geçersizdir, hele kırmızı olanlar" olarak bitiyor. Tespitiniz görecelidir. Katılmıyorum. Bir kaç filozofun ismi bir yazıyı geçersiz kılmaya yeterli değildir, buradaki eleştiri anlayışını da bir zorlama olarak çözümlüyorum. Tepkime var ise zaten bir önseli vardır! patlama var ise onun yapı taşlarıda. Ciddiye bile almadım ki bir anda yokluktan olan bir patlamayı! Bilim bulgular, ortaya koyar, ama her düşünce aynı sonuca ulaşamaz! Kimsenin ulaştığı sonuçla zaten düşünmek zorunda değilsiniz! Burada ayırd edici olan ise düşünceler değil (kanıt teşkil etmezler), işletilen mantık olacaktır, o da ilgili konularda zaten ele alınıyor.

Kırmızı yazılar sizin inanışınıza göre geçersiz olabilir ama maddeyi mutlak-akıl'ın, us un varlığına kanıt olarak görme, onu salt us'a Mutlak olana doğru soyutlama anlayışı ile onun ilkeli olan sizin söylediğiniz filozafların ortaya koyuşu arasında ki fark, birisi maddeyi olduğu gibi us'a yorumlarken, diğeri maddeyi kendi içinde de ele alarak(somutuna inerek) inanışı somutlanan dan soyutlamaya doğru, dolambaçlı yoldan yapmaktadır. Birisi madde soyuttur demekte, diğeri hayır o da somuttur ama mutlak olana doğru soyutlanır demktedir. Bir düşünce gelişiminde önemli olan orta yeri değil, vardığı nokta, dayandığı sonuçtur. çeşitli vesiyonlardan geçse de kök olarak değişmemiştir. Düşünüyorum o halde varım önermesini koyulaşmış olarak bir çok yerde görebilirsiniz. Bilhassa din olgusu zaten bu felsefe üzerine kuruludur, bırakın maddeyi, öz bu dünyanın yalan olduğudur. Kral'ın çıplak olduğunun en kestirme yolu bunu söyleyebilmektir, yoksa, Kral'ı o şekilde giydirenler onun üzerinde bir elbise olduğuna inandırmamışmıydı? Ben yazımı mümkün olduğunca kısa tutmaya çalıştım, o görünmeyen elbise ile uğraşmadım. İnandırılmanın süslü soyutları ile değil, bizzat bunu oluşturan o özle, varlığın kanıtı mutlağın, ilahın vs kanıtır yönlü yanı en özünden, bu düşünüşün hayat bulduğu kökünden yaptım. Mantıklı bir yürütüm ve önerme, halkaları kopartmadan takip ettiğinde oraya ulaşacaktır.

Mesala Hegel, metafiziğin aksine maddenin diyalektiğini ortaya koyabilmiştir ama bu yeterlimidir? Buna da bir örnek verilmiştir. *Maddenin diyalektiği orataya konduktan sonra maddeyi Mutlak Bir Us'a yorumlama, onu oraya doğru soyutlamanın ulaştığı sonuç nedir peki? Öncülleride mesala maddelerin algılamına girebilmiş, onu en azından salt us'un bir görüngüsü olarak soyut bir şey olarak ele almamış, algılanabilir şeyler olarak da çözümlemiş(ne adına!) olduğu halde, son noktada nereye dayandırmıştır? mesala dilimiz olmasaydı biz tat alamayacaktık, o halde o tat aldığımız şeyin aslında bir tadı yoktur, rengini gördüğümüz herhangi bir şeyin rengi biz onu gördüğümüz içindir, aslında o renk onda yoktur, dostdoğru bir uslama, maddeyi tüm çevresel etkilerinden kopardığımızda elbette o renk onun niteliği değildir, o halde aynen diğer duyular gibi gözümüz içinde aynı şey geçerlidir, biz görmesek o da yoktur mantığının dayanağı nerededir? Tamamen alfabetik bir oyun!

Hegel Tanrı'nın yerine MUTLAK olarak ifade ettiği bir tanrılaştırmaya götürmemişmidir? Peki mutlak; şey(madde) ile açıklanabilirmiydi? Soyutlanan da (madde) yapılan bir somutlama var(MUTLAK) ve malesef, somutlananın somutu olarak ortaya atılan MUTLAK sadece bir soyutlama olarak kalmaktadır, sadece MUT-Ğ-LAK.. *18. Yüzyıl filozofları ki bunu yukarılarda söyledim, gelişen bilim karşısında kayıtsız kalamazdı. Helede 1789 Fransız ihtilali, yüzyılar boyunca insan ediniminin Tanrının kurulu tabiatını da değiştirebileceğini, geçmiş US'UN bu şekilde parçalanabileceğini görmemişmidir? Tarih olarak 1453 de bitirilen ORTAÇAĞ, yaşam üzerinde, pratikdeki etkisini ancak 18. Yüzyıldaki burjuva devrimleri ile kaybetmeye başlamıştır. Buradaki devrim salt siyasi olgu olarak değil, ekonomik, kültürel(felsefe dahil) ve bilimsel alanlada olan bütünlüğü olarak düşünülmelidir.

Materyalizm felsefedir, yöntemi diyalektiktir, idealizm de bir felsefedir ama yöntemi metafiziktir.

Tüm diyalektik çözümlemelerin sonucunu, bu çözümlemelerinde varlığı sanki o metafizik olan içinmiş gibi olarak, metafizik olana dayandırılmış *ve *Fizik ötesi bir MUT-Ğ-LAK da nihayeti bulmuştur. Burada bağlayıcı olan metafiziktir, geçiştirilen ise diyalektik.

Yazılarda materyalizme olan gönderme, nedense, konuya dışarıdan zorlama ile sokulmaktadır. Birilerinin yaptığı araştırma, kimin materyalist yada idealist olduğundan bağımsız, kısaca bizlerin iradesinden bağımsız zaten yapılmakta ve yapıldığı ise bir varsayım değil bizzat bir gerçekliktir. Materyalist de olsanız, idealistte yada bunların genel çerçevesi içerisinde olan varyasyonlarınıda temsil etseniz, böylesi bir araştırmanın olduğu, dayanaklarını, olabilirliklerin araştırılmasını yok sayamazsınız. Doğru bir sonuca götüreceğine inanmak ayrı bir şeydir ve kesinlikle görecelidir, öyle bir çalışmanın varlığı ise apayrı bir şey. Anlaşılmayan en temel yer burası ve malesef bu anlayışsızlık ısrarla devam ediyor. Bahsi geçen yazı, orada zorunlu bir cevap vermek içindir, ve Göktaşları ile ilgili olabilirlik bu çerçevede incelenmiş (bir bulgu örneği verilmiş, uzayda bulunan Gaz tabakası -1904), ana yazıya alında savunun denen yazının bir olabilirliğin, olasılığın incelenmesi olduğunu, henüz ortada alın savunun denecek bir donenin olmadığını izah etmiştir. Bu izah da bir örneklemedir, olabilirlik teşkilinin açıklanması için!
Orada illa savunulan bir şey aranacak ise, yani olabilirliğin varsayımları ve varsayımlara etkiyen bulguların varlığı, bunun bir yöntem olduğunun basbaya ortada olduğudur. Bunun için ise, TIP dan örnek verilmiş ama orada konu olarak TIP işlenmemiştir. Sadece aynı yöntemin, Tıp da olanına değinilmiştir, ama nedense ve açıkca küçük şeylerle uğraşıyoruz. Tıpdan aynı bilimsel yöntemi kullanan bir örnek veriyorsunuz, dönüpde birisi size o halde tıp nedir diyebilir!, bu yazıda ancak savunulabilecek olan bir done yok, bulgular var ve bu bulgular BİZİM İRADEMİZİN dışındaki bulgulardır, bunun da savunulacak bir tarafı yoktur, bulguların varlığıda bizim irademizin dışındadır diyorum bununda(bulgu) savunulacak bir tarafı yok!- birisi çıkar öyle bir bulgu yoktur der o zaman amenna, bulguyu değilde, bulgunun varlığının, kanıtlarını korsunuz ortaya-, ve bakıyorsunuz yazı, ben bunu buldum ve kesinlikle böyledir demiyor, bilmiyorum ama bulgular edindim araştırıyorum diyor!!! Buyrun burada bir yöntem var bir sonuç yok ama bakıyorsunuz, olmayan sonuca, ortada olan bir yöntem ve araştırmaya karşı kılıçlar kuşanılmış ve çoktan ters yüz edilmiş bile, ortada bir sonuç yok ama akıncılarımız çoktan paçayı sıvamış. Bu körlükmüdür, kalınlıkmıdır nasıl ifade edilirse ama ben niyet çerçevesinde olduğuna inanıyorum ve bunu da izah etmeye çalıştım. Deresiz sıvanan bu paçalar, buradaki niyeti gösteriyor, buda ortaçağ zihniyetinin ta kendisidir.

Bu tür konularda benim boş gördüklerim, konuları değilde, kişileri, kendi kafasındaki hissiyatlarını, deresiz sıvanan paçaları, ille de ille bir savununun oluşabilmesi için, elde o şeyle ilgili kesin verilerin olması gerektiğini bilmeyen insanların bir karşı savunu bekliyor olmasıdır.
Evet uzayda bizim dışımızda, bakın irademizin dışında gaz vardır, gaz halinde ki su, amonyak, hidrojen.. bulunmuştur vs, savunulur yada savunulmaz bu ayrı bir şeydir, o gazın bu şekilde varlığı ayrı, bunun bulgularının ortaya konması ayrı, hayır bulgu mulgu bana işlemez arkadaş inanmıyorum demek ayrı, yada Ali-Veli(yüce ilah vs) öyle demişse öyledir, bulgu mulgu istemez demek ayrıdır! Ama olmaz, illa siz gidin bulgulardan yola çıkan bir araştırmayı ve olabilir mi nin, olabilirlik olup-olmadığını! irdeleyen bir araştırmayı savunun vs denmesi ayrı bir şey, böyle bir saçmalık olmaz! Her araştırmanın önsel varsayımları vardır, olmaz ise zaten gemiye dümen koymanın anlamı yoktur!

Yazılanların çoğu yada biri değil, görüldüğü gibi hepsi boştur Panteidar...

pante
09-05-2006, 13:10
Spartacus;
Yanılsama, dünya ve evrenin bir hayal, bir yalan olduğu düşüncesi idealizmin olmazsa olmaz temel inancı değildir. Felsefi anlamda idealizm -çok çeşitli yorumlayışları olmakla birlikte- genel olarak, evrenin ve maddenin yalnızca düşüncenin ve ruhun bir ürünü olduğunu söyleyen dünya görüşüdür. Yanılsama görüşü ise platonist bir bakış açısıdır. Buradan yola çıkılarak idealizm eleştirisi yapılamaz. Yanılsamayı savunan idealistlerle tabi ki bu konu tartışılabilir. Ama materyalizmle olan asıl ayrım madde ötesinin varlığıdır.
Yanılsama konusunda ise çok farklı görüşler vardır. En etkin görüş ise ;
“ Her şey tek şeydir. Ne başlangıç vardır ne de son , ne yaratan vardır ne de yaratılan , evrendekilerin tümü aynı varlığın tezahürleridir. Daha açık bir deyişle aynı varlık.” görüşüdür.

Bu görüş "Hiçbirşey yoktan var olmaz" ve " Varlık, varlıktan oluşur" düşüncesini temel alır.
Bir idealist düşünür olan Giordino Bruno , Aristotales’in evreni bölümlere ayırmasına karşı çıkarak ; " Tanrı ve evren bir ve aynı şeydir . Tanrı , evrenin yaratıcısı değil kendisidir. Ne yaratan vardır ne de yaratma eylemi , olmakta olan şey vardır. Evren-Tanrı sonsuz büyüklükte nasıl bulunuyorsa , sonsuz küçüklükte de öylece bulunur. Sonsuz gerçek olarak onun her yerde bulunması yüzünden doğada her şey canlıdır. Ve hiçbir şey yok olmaz.." demiştir.


1) Evren, her şeyin her şeye bağlı bulunduğu ve birbirinin koşulu olduğu maddesel bir bütündür.
2) Evrim, diyalektik devim ve değişmeyle gerçekleşir.
3) Her şey , her şeyle çelişerek devinir.
4) Her şey nicesel değişmelerin , nitel değişmelere sıçramasıyla gelişir.

Bu dört yasa diyalektik idealizm için de, diyalektik materyalizm için de geçerlidir.
Bu yasalara ilaveten Hegel , değişme ve gelişmeyi doğada ve toplumda somutlaşan “mutlak tin”in ya da ideanın bir dışavurumu olarak görür.
Örneğin Tasavvuf'ta ise herşey ilk ve tek olan varlıktan oluşmuştur ve herşey yine ondadır..


1940'lı yıllarda fareler üzerinde bir takım deneyler yapıldı. Farelerin beyninin bir kısmı alındı ve göstereceği tavırlar izlendi. Sonuçta fare , kendisine öğretilen yolu , beyninin bir kısmı alınmadan önceki gibi bulabilmekteydi..
Yine görme merkezinin yüzde 98'i alınmış bir kedi , görme fonksiyonunu eskisi gibi yerine getirebilmekteydi. Bu durum , bilimadamlarını şaşırttı.. Nörofizikçi Karl Pribram , beynin holografik özellik gösterdiğini düşünerek , bu husustaki çalışmalarına ağırlık verdi.. 1960'lı yıllarda hologram prensibi ile ilgili okuduğu bir yazı , kendisinin düşündükleriyle paraleldi. Pribram'a göre , beyin fonksiyonları holografik olarak çalışmaktaydı.. Beyinde görüntü yoktu , peki o zaman neyin hologramı oluşmaktaydı. Gerçek olan neydi? Görünen dünya mı , beynin algıladığı dalgalar mı , yoksa bundan da öte bir şey mi?

Bugünkü fizik anlayışımıza göre Evren , birbirini kesen pek çok elektromanyetik dalgalardan meydana gelmiştir.. Bu tanıma göre , uzayda boşluk yoktur , her yer doluluktur.. Ünlü fizikçi David Bohm , atomaltı parçacıklarla ilgili araştırmaları neticesinde Evren'in de dev bir hologram olduğu kanısına vardı.. Bohm'un en önemli tesbitlerinden biri , günlük yaşantımızın gerçekte bir holografik görüntü olduğudur. Ona göre Evren , sonsuz ve sınırsız "TEK" bir holografik yapıdır ve parçalardan söz etmek anlamsızdır.

Dolayısıyla boş da yoktur boşluk da Spartacus. Bunların bırak geçerliliğini, mutlak gerçeklerdir..

sodomo--
09-05-2006, 13:52
sevgili pante,

bu arkadaşların Georges Politzer'in Felsefenin Temel İlkeleri ve Engels'in Doğanın Diyalektiği dışında okudukları bir felsefe kitabı olmamış ve ısıtıp ısıtıp önümüze diyalektik materyalizmi getirip duruyorlar.

Herşeyden önce felsefe somut-soyut kavramları üzerine inşaa edilmez özne-nesne kavramları üzerine inşaa edilir. Daha bu kavramlardan haberi olmayanlar sağdan soldan toplama metinler ile burda felsefe dersi veriyorlar bize.

Acaba şu diyalektik materyalizm'in BEN *olgusu üzerinde ne gibi bir açılımı var bi öğrensekte rahat etsek.

"Su 100 derece'ye kadar ısıtılırsa buharlaşır, yani nicel birikimler nitel değişimlere yol açar"

Ne felsefe ama ?

Bir ara detaylı olarak FELSEFE konusu işlenecektir bu forumlarda hiç endişeniz olmasın.

spartacus
09-05-2006, 15:02
Panteidar, bir kez olsun konu bağlantılı düşünemezmiyiz.
Yazıları sondan değil, ardılları ile okuyalım. Amacım o yazıda felsefe tartışmak değil, değil güzel kardeşim değil. İstiyorsan açarsın bir başlık oraya düşüncemi yazarım, detaya da girerim. Yaşamın meteorların ardında sürüklenmesi varsayımı-araştırması ile, materyalistin şapa oturmasının (Harun Yahya aşırması), kişilerin YÖK de olmasının yada mesleğinin vs vs lerin ne alakası var. Bu halde oturup burada YÖK'ü de tartışırız biz, ama hepside konuya ilintisiz olarak boştur. *Zaten eleştirim bunun üzerine, konuya bakıyorsunuz, altında gelenlere, dam üstünde saksağan oluyor, uyardığınız zaman da, birisi çıkıp da evet bu uyarı yerindedir demiyor, kimin uyardığına bakıyor. Aynı mantık, böyle sürüp gidiyor. Sonra bakıyorsunuz dalgaya alınan bir şeyler var, yine başlıyorsunuz anlatmaya, sözle değil, bir şekilde bu mantığı ondan kaynaklanan savlarıda ele alarak çürütmeye çalışıyorsunuz, çünkü karşıdaki almak istemiyor, ama almak istemiyorum bari kalabalık yapmayım da demiyor. Konuyla ilgili şu hadi savunun! noktasında öngörülen yere cevabımı yazdım, cevap zorunluluğunu şu anda şu son yazdıklarınıza verdiğim değerden dolayı yazıyorum, bu, bu konuya yazacağım son yazı, konuyla ilgili ilerlemeyi temsil edecek yazılar olursa ancak o zaman katılırm. Bir dip notla felsefik açılım olan bölüme yanıt vereceğim, bununla ilgili forum konusu olduğunda-ki vardır, zamanım ve imkanım ölçüsünde düşüncelerimi ifade ederim, bu anlamda bu *çoğu boş olan son yazım. Niyetlerin tartışıldığı yerde, bilgi can çekişiyor demektir.

[hr:afea709167]
"Yanılsama, dünya ve evrenin bir hayal, bir yalan olduğu düşüncesi idealizmin olmazsa olmaz temel inancı değildir." Felsefi anlamda bunu ayırarak söyleyebilirsiniz, ama Din olgusunun idealizmin bir ürünü olmadığını ortaya attığınızda temelinizi değiştirmeniz gerektiği ni önerebilirim. Din sadece putlaştırılmış ilahlar toplamı değildir çünkü. Geniş bir konu...
Bakın bir örnek, bir ABD askerinin cenazesinde konuşuyor papaz. Delikanlı gencecik. Ailesi üzgün. "Tüm söylediği, Tanrı onu aramızdan yanına aldı. Çünkü öyle olması gerekiyordu. Kuşkusuz her şey tanrı'nın isteği, ondan geldik o'na gideceğiz." Evet o savaşı Tanrı istemişti, zaten o genç giderken Tanrı istediği için gitmişti savaşa, çünkü giderken de ona bu söylenmişti. Oysa Emperyalist bir egemenlik(hammadde, işgücü, ekonomi, politika) işgalinin(savaş diyemiyorum, çünkü bir işgal var) varlığı, bir tinsellikle ortadan kaldırılıyor, her şey yüce bir adaletin çarkına göre işliyordu. Oysa o Irak'da yaşayan gariban-kurban İnsanların'da aynen işleyen bir yüce adaleti vardı ve onlar da aynı şeyi tersinden ABD ye karşı söylüyordu. İşte sadece diyalektik yetmiyor, gerçekci olabilmekte bir felsefenin olmaz ise olmaz koşulu olmak zorundadır. Bu doğa olduğu kadar insan-toplum yaşamı içinde olabilmelidir, salt tinsel his ve arzuların giderimi evrensel olan değildir, gerçeği yadsır.
Size şu anda *Katılıyor olsam bile böylesi bir gerçeğide vurgulamak gerekir. gerçek dünya öbür dünyadır, bu dünya fanidir dediğinizde, tinsel olanla uyuşabilirsiniz(ki bu milyonların inancıdır), burada bir çelişki yok gibidir, ama gerçeklikle de diyalektiklede, o saydığımız 4 madde ilede çelişiriz, nasıl yada neye inandığımızdan bahsediyorum, bu çelişki ise malesef yine o söylediğimiz geçerli 4 maddeyi anlamsız kılan tinsel olana gider ki buda MUTLAK olarak tanımlanan şey dir. Orada ki Mutlak kelime anlamında olmadığı gibi malesef edilgendir! burada tanımlanamayan muğlaklık bir yanılsamanın ürünü haline gelir, çelişkiler ortadan kalkar ve çelişiksiz bir mutlak ortaya çıkar. Ne demiştiniz 3 nolu madde de, "3) Her şey , her şeyle çelişerek devinir. " Evet, MUTLAK olarak ulaşılandan (tin) daha gerçekcidir araya bir Ğ koymak.

Andığınız maddeler ise sırasıyla http://www.dusuncegezgini.com/diyalektik.htm adresinde 29. Mart. 1976 tarihinde yazılmış bir yazı olarak var, daha önce okumuştum... Bir diğer kaynağı ise zaten siz biliyorsunuz burada adresini vermiyorum.

İdealizmde(diyalektik-idealizm dediğinizi ayrı tutuyorum) materyalizm gibi, durağan değildir, felesefelerde, düşüncelerde aynı diyalektiğe bağlıdır. metafizik ifadelerin dahi bir diyalektiği vardır. Diyalektik zaten dıştalanamaz. Diyalektiği yadsıyan metafizik dahi, diyalektiğin içindedir, kısaca o da diyalektik yasaya göre işler, onu yadsır ama onu yadsıyışında bile dönemlere ve değişen edinimlere, yakalanan çelişkiler ve ayıklamalar sürecine göre o da değişir. Diyalektik de ise metafizik yoktur.

pante
09-05-2006, 15:17
Spartacus;
Sen görmek istediğin gibi görüyorsun. Ama gerçekler öyle değil.
Ayrıca ilah yaptınız neredeyse bu Harun Yahya'yı. Her cümleyi, her terimi ona bağlamaktan kurtulun artık. Tek bir alıntı yoktur yazılarımda ondan. Ayrıca taban tabana zıt düşüncelerimiz var. Ben evrime inanırım, o kökten karşıdır. Ben dinlerüstü düşünürüm o dincidir. Ben sudurcuyum o yaratılışçı. Ben diyalektik düşünürüm o durağan düşünür. Ne alaka!!
Önyargılı olmak bir alışkanlık oldu sanırım ateistlerde..
Ama kaç gündür Tanrı tanımı cevapsız yatıyor sözlükte..
Tavsiye ederim, bir tanımlayın da boş kalmasın. Dinsiz sözlüğü diye, anti-demokratik hale getirildi. Sözlüğe çalışanlar da ateist olunca kavramlar doldurulamıyor. Yazık!!

spartacus
09-05-2006, 15:29
Sodomo--, yine fırladın.
Felsefede tanımsız olgulara, soysuz adı verilir. Sosysuzluğun felsefesinin, felsefe adına götürülerinden başka vereceği hiç bir şey yoktur. Öyle *hissi yazılardan aşırıp alıntılamak değildir felsefe tartışmak, hiç bir yazım alıntı değildir, kendi düşüncelerimdir, alıntı olanlar ise sadece bir yazımda vardır, onlarda maddeli olarak nerede başlayıp nerede bittiği belirtilmiştir. Eğer felsefe forumlarındada, bu tartışma ahlakınla var olacaksan ben orada olmayacağım, önce kişilikli bir şekil al. ha gırgır eğlence dersen, talep edilir öyle bir forum açılır, sabahtan akşama kadar bezer süslersin, amaaa, savunduğun şeyleri dahi adam gibi savunmayı düşünüyorsan öncelikle bir tartışma kültürü ve kişiliği edinmelisin, komedinin bile bir ciddiyeti vardır. Yılan gibi kıvıran bir düşünce döner kendine de dolanır.
Ben felsefeye olduğu gibi, forumlarada ciddiyetle yaklaştım, çünkü o yazıların ucunda insanı görürüm, ahlaki bir yozlaşma ve ciddiyetsizlik ile, işi sırf gırgır temelinde, futbol takımı tezahüratında ele alanlar, kim olursa olsun, sen değil, benimle aynı düşüncede bile olsa muhatabım değildir. Bu şekilde tüm yazacaklarının altına bu yazdıklarımı kopyala yapıştır, bilim düşmanı kardeşim.
Hiç bir forumda hangi felsefeyi savunduğumu, ne olduğumu neyci olduğumu ifade etmedim yada hiç kimsenin kendisinin neyci olması ile ilgilenmedim, böylesi bir forumda olmadım, konuya anlam katacağını düşünmediğim şeylerin konuda işi yoktur, aynen benim neyci? olduğumun ve *senin inandığın Gurabanın şu konuya zerre kadar anlam katmadığı gibi.
Sonsuz yolun açık ve senin olsun. *Gerçekten insanlara bir şeyi verecek olan, ayrılıklardan değil, ortak noktalardan yola çıkmaya çalışır, ama önce insan olduğunu bilmek gerekir, düşünebilen bir canlı. Bu yüzden, işte bu yüzden sende kimseye verebilecek bir zerre bile yok. Alınacak bir şeyde, 3. şahıs olmaktan başkaca bir kalabalığın da.

spartacus
09-05-2006, 15:53
Panteidar,
Ayrıca ilah yaptınız neredeyse bu Harun Yahya'yı. Her cümleyi, her terimi ona bağlamaktan kurtulun artık.
ilk defa kullandigim bir adam ismi, ilah falan yapmadim, şapa oturmak, oturtmak tarzlı kullanımdan kaynaklıdır.. Sizede itham etmiş isem özür dilerim.
marksizm şapa oturdu, ben burada Marksizm le şapla ilgilenmedim, az biraz dikkat, konuyla alakası ne diyorum güzel kardeşim, onunla ilgilendim ben. *Dönüp diyalektik idealizm şapa oturdu da denebilirdi şu meteorlarla ilgili varsayım da, ben yine çıkar ne alakası var derdim????Anlamak bu kadar zor mu?
Baştan beri yazılanlar bir okunsa görülecek ama, nerde, şartlanışmış bir kez ateist diye.
Ateizm bir ideoloji değildir Panteidar, bir politik yapıda değildir, homojenliğin ifade bulduğu yer, Tanrısal inançtır, yani tercihler illada aynı değildir, aynen Hristiyan düşünürlerden edindiğin dayanaklar gibi ama onların tercihi bir başka din iken düşüncede aynı noktada buluşursun, bu seni hristiyan yapar mı! *bak ben hiç mevzu ediyormuyum, Tanrısal innaçların, hepsinin aynı damardan olduğunu, eni sonu hepsi aynıdır diyormuyum, kaşıma yapıyormuyum, bana kalırsa, ona kalırsa sona kalırsa diye konu incelenmez. kalmaz o konu kimseye, önüne gelen yazar, birde okuyup da yazsalar.

sodomo--
09-05-2006, 16:30
Felsefede tanımsız olgulara, soysuz adı verilir

vay be "soysuz" haa. Yok o tanımsız olgulara "alçak" diyelim ve bilumum aşağılayıcı ifadeleri kullanalım belki o zaman Marks gibi konuşmaya başlarız ve hatta Lenin gibi.

bir de kedi ulaşamadığı yere "mundar" dermiş, ne o yoksa senin dialektiğin olayı kavrayamadı mı ?

Sosysuzluğun felsefesinin, felsefe adına götürülerinden başka vereceği hiç bir şey yoktur.

senin beynin sulanmış ulan. Fazla mı Lenin okudun ? politik filozof....

cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşelidir

Öyle hissi yazılardan aşırıp alıntılamak değildir felsefe tartışmak, hiç bir yazım alıntı değildir, kendi düşüncelerimdir

Doğru zaten o yüzden manasız ve anlaşılmaz keşke biraz alıntılama falan yapsan çünkü kendi düşüncelerini kendin bile anlamıyorsun

Eğer felsefe forumlarındada, bu tartışma ahlakınla var olacaksan ben orada olmayacağım

şimdi de ahlak dersi...ulan sen önce kendine bak..istersen bir ayna vereyim veya oku kendi yazılarını da gör nasıl laf arası sokuşturmalarla dolu. Ama normal bu çünkü ortada fikir yok ise başlarsın belden aşağıya vurmaya daha önce de çok gördük bunları..

Karşısındakini ahlaksızlık ile suçlamak AHLAKSIZLIĞIN ta kendisidir. Fikirin bittiği yerde TERBİYESİZLİK başlar.


önce kişilikli bir şekil al.

yok olmuyo çok uğraştım beceremiyorum.

savunduğun şeyleri dahi adam gibi savunmayı düşünüyorsan öncelikle bir tartışma kültürü ve kişiliği edinmelisin, komedinin bile bir ciddiyeti vardır. Yılan gibi kıvıran bir düşünce döner kendine de dolanır.

istersen tarafsız bir gözlemciye havale edelim bunu ne dersin ? Ulan burada attığın taklaların haddi hesabı yok be...seni "iğneleyici laf" uzmanı seçtim bu konuda birincisin.

Ben felsefeye olduğu gibi, forumlarada ciddiyetle yaklaştım, çünkü o yazıların ucunda insanı görürüm,

sen mi ? güldürme beni, ne sen ne de senin felsefen insanı göremez ve zaten bu yüzden de beni ve benim gibileri karşınızda bulursunuz hep.

ahlaki bir yozlaşma ve ciddiyetsizlik ile, işi sırf gırgır temelinde, futbol takımı tezahüratında ele alanlar, kim olursa olsun, sen değil, benimle aynı düşüncede bile olsa muhatabım değildir.

tabii tabii asık suratlı olmanın adı ciddiyet oluyor dimi ? ve sonrada gülen ve güldüren insanlar ciddiyetsiz, yoz vb falan. Tipik bir Marksist tarzı... ama yazık görememişsin ben güldürürken düşündürürüm aynı zamanda..sen önce bir GÜLMEYİ öğren de biraz İNSAN ol.

Sonsuz yolun açık ve senin olsun. Gerçekten insanlara bir şeyi verecek olan, ayrılıklardan değil, ortak noktalardan yola çıkmaya çalışır, ama önce insan olduğunu bilmek gerekir, düşünebilen bir canlı. Bu yüzden, işte bu yüzden sende kimseye verebilecek bir zerre bile yok. Alınacak bir şeyde, 3. şahıs olmaktan başkaca bir kalabalığın da.

Bırak da buna başkaları karar versin, insanı "madde yığını" olarak gören anlayışlar kimseye İNSANLIK dersi veremezler. Bir de sana tavsiyem öyle sağa sola AHLAK dersi verme çok itici olursun, tecrübelerle sabittir.

Yalnız keskin olmak yetmez paslı da olmak lazım yoksa "henüz çok genç" derler senin için. (Nietzsche)

spartacus
09-05-2006, 18:13
evet, sonunda Cihad dedin *sodomo--

Olduğun gibi ol, böyle aralara giripde, ordan burdan klişe laflar sokarak her önüne geleni aşağılama çabanı, kendince eksik-gedik edindiğin taraf olma anlayışıyla, insanlara saldırmaktan, başka bir çaban olmadığını göster! Niyetlerin tartışıldığı yerde bilgi can çekişir sodomo--. tartışma ahlakı, kişiliği, ne idüğü belirsiz orta malı gibi oraya buraya sünen temelsiz dayanaksız kesin!!! şeylere soysuz denir, başka tanımlaması varmıdır sodomo, nerden geldiği ne olduğu bellli olmayan guraba nasıl kesinlik olablir sodomo--, biraz felsefe ile ilgilensen anlardın, bunlar şahısları göstermez sodomo--, şahsi bir şey değildir, bu kadar düz mantıkla ancak üzerine alınırdın.
Başlığa bakın, birde bizim sodomo :) ne ile uğraşmış ona, sen şusun, busun, o sun, ama ben değilsin diyor, illa herkes senmi olsun sodomo--, bu faşist dürtü nerden geliyor?.
Marks mı seni kızdırıyor, al bir kitabını eleştir sodomo-- seni tutan yok, madem konun felsefe, bir sürü yazmış çizmiş, elinde kanıtın da var, aktar aktar çürüt sodomo--, ama niyetlerine beni bulaştırma... bak sevmediğin ateistler, sayfa sayfa aktarıp sayfa sayfa eleştiriyor, altına da kaynağına kadar gösteriyor sodomo--, ama bulamaç gibi her tarafada bu konmazki, her konuya aynı mavallar dökülmez ki, ne dendi tartışma ahlakı, kişiliği dendi, boşuna söylenmedi. Hani ne demiştin, adam yerine koymak, ne demiştim koyma kardeşim, nerdeee, kuyruk acısı var iflah olmuyor, illa bulaşacak.

Neyse, siteye yeni üye olmadım sodomo, senden de eskiyim, senin gibi çok küfür eden geldi geçti buradan. Çok işi gücü burada konuları sabote etmek, ortamı bulandırmak, kişilerle uğraşmak, onları klişe Markscı-Atatürkçü, bilmem neci vs sözleri ile aşağılama çabasında olan çok geldi geçti. Hani ben elmaya elma dediğimde, markscı olduğum için ayva mı demiş oluyorum sodomo--, sen güzellikle anlattında insanlar senin doğruna sırtmı çevirdi sodomo--, yoksa herkesi potansiyel düşman görüp daha baştan siz ve sizin gibilerin karşısında ben varım demedin mi sodomo--, kişi Öğretmen olunca, bu ülkede YÖK gibi bir bela var olunca, burada fikir belirtemez mi sodomo--. Evet bizim sodomo-- fikirlerle değil insanlarla uğraşır, küçük insanlar kişileri tartışır demiş birisi. Bunu bu kadar güzel! bir biçimde göstermek için bu kadar hiddetlenmene ne gerek vardı sodomo--, kızmasan da pekala zaten yeterince açık değilmiydi sodomo--.
Görme beni dedim sodomo--, bulaşma bana, kimseyede bu tarzla yaklaşma dedim, konuları da kişiler bazında ele alma dedim, amaçsız bir meşguliyetten başka bir şey değil dedim bu şekilde atışmak sodomo--, ama anlamadın, hani düşmanızya, savaş psikolojisi. Bunların yararı yok dedim, konuyla alakası yok dedim, yapma dedim, etme dedim, bu doğru bir yöntem değil dedim, ama nerde bunu anlayabilecek bir ufuk. Biliyorum ki hala da anlamadın, çünkü sen savaşmak için buradasın, bunlar için baştan hazırsın yani. Kır kolunu bacağını bağcının ye üzümleri, bir daha ki sefere kim üzüm yetiştirecek sana sodomo--? İnsanı robot gören dedin, duygusuzdur, ruhsuzdur dedin hani sana göre öyleya vurun abalıya dedin sodomo--, ama yanıldın, canlılarda maddedir sodomo--, ve canlı ile cansızı, illede insanı ayırmayı bileceksin sodomo--!!, o bilmese bile!!! sen bilmelisin sodomo--!

Sen önceden efendi uslu bir arkadaştın, peki sen'i kim bozdu sodomo--?
Dervişin fikri ne ise zikride odur.

pante
09-05-2006, 18:48
Ya bari siz yapmayın arkadaşlar!! :(
Önce sevgili ile başlıyor, sonra beyin özürlü ile ile sürdürüyor, sonunda fırlama ile, ulan'la noktalıyorsunuz..
Sataşmadan, aşağılamadan tartışmaya neyiniz eksik? Eğitiminiz mi, adabınız mı?
Hadi Liop'a alıştık, her yazısında bir kibir, bir küçük görme var.
"Üzüm üzüme baka baka kararır" misali, okuyanda ortama uyuyor. İster istemez altta kalmama niyetiyle, kısasa kısas cevap yazılıyor.
Spartacus'ün soysuz felsefesi doğrusu yerinde kullanılmamış. Sodomo da asabi yapılı arkadaşımız, "fırladın" lafını da görünce herşey koptu tabi.
Bu tartışmayı burada noktalayalım ama daha dikkatli olalım arkadaşlar.
Bizler gericiliğe, yobazlığa, şeriat düzenine karşı omuz omuza olması gereken görüşlerdeyiz.
Ayrıldığımız, hemfikir olmadığımız noktaları uygarca tartışabilmeliyiz.
Bir daha olmasın!!:)

sargon
09-05-2006, 20:59
Arkadaşlar, yazılar başlangıçta ilgimi çekmemişti, bu forum başlığını takip etmedim. Uzadıkça ne yazıldı acaba diye merak ettim. Sonunda bugün oturup baştan okumaya çalıştım. 3. sayfaya geldiğimde artık dayanamadım. Açıkçası okuduğum kadarıyla da bu tartışmadan hiçbirşey öğrenmedim. Yeni bir bilgi değil düşünce ufkumu geliştiren birşey de alamadım.

3. sayfanın başından sonraki kısımlarda okumaya değer, önemli tartışmalar oldu diyorsanız okuyayım, yoksa bu tartışma 3. sayfaya kadar olduğu gibi sürüp gitmişse bundan ders çıkaralım. Bir daha böyle kısır tartışmalar yapmayalım. Tartışma kısır olunca kavga etmeden zevkli hale getirmek mümkün değildir tabii. :D

sodomo--
09-05-2006, 22:30
Olduğun gibi ol, böyle aralara giripde, ordan burdan klişe laflar sokarak her önüne geleni aşağılama çabanı, kendince eksik-gedik edindiğin taraf olma anlayışıyla, insanlara saldırmaktan, başka bir çaban olmadığını göster! Niyetlerin tartışıldığı yerde bilgi can çekişir sodomo

Ben araya falan girmem ama her güdük kalmış fikrin cevabı hazırdır cebimde.

"Materyalizm felsefedir, yöntemi diyalektiktir, idealizm de bir felsefedir ama yöntemi metafiziktir"

Yani ben bu sığ ve yanlış bakışı eleştirince araya mı girmiş oluyorum ? Yani sen ne zannediyorsun FORUM ortamlarını herkes istediği gibi saçmalar, zırvalar ama bu zırvalamalar karşısında kimse de "bunlar zırvadır" diyemez mi? Yani biz "arkadaşlar böyle bir felsefe yok bu tam anlamıyla cehalettir !" diyemeyecekmiyiz. Eğer benim konuya mutalli olmamı istemiyorsan "zırvalamamayı" öğrenmen lazım . Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da "zırvalanan" her noktada cevaplarım olacak hiç endişen olmasın.


insanlara saldırmaktan, başka bir çaban olmadığını göster! Niyetlerin tartışıldığı yerde bilgi can çekişir sodomo

Bir laf söylüyorsun ama sadece laf olsun torba dolsun.... Bunlar klişe klişe....saldırgan kim ? saldırılan kim ?

Niyetlerin tartışıldığı yerde bilgi can çekişirmiş.

Ne niyeti ? ne bilgisi ? Sen uçtun yine.

Üstelik niyet ile bilgi arasında hiç bir bağlantı olabilemez böyle "özlü söz" söyleme merakın seni daha da perişan ediyor en iyisi sen bu sevdadan vazgeç.


tartışma ahlakı, kişiliği, ne idüğü belirsiz orta malı gibi oraya buraya sünen temelsiz dayanaksız kesin!!! şeylere soysuz denir, başka tanımlaması varmıdır sodomonerden geldiği ne olduğu bellli olmayan guraba nasıl kesinlik olablir sodomo--, biraz felsefe ile ilgilensen anlardın, bunlar şahısları göstermez sodomo--, şahsi bir şey değildir, bu kadar düz mantıkla ancak üzerine alınırdın.

Nerden geldiği belli olmayan guraba haa.....o guraba dediğin şey BEN ! Yani SENSİN. Hemde felsefi olarak söylüyorum alınma. Yani insan hiç kendisine "nereden geldiği belli olmayan guraba" dermi ? vallahi komik oldu bu ya...

Başlığa bakın, birde bizim sodomo ne ile uğraşmış ona, sen şusun, busun, o sun, ama ben değilsin diyor, illa herkes senmi olsun sodomo--, bu faşist dürtü nerden geliyor?.

İşte bir kanıt daha. "Faşist dürtü" . Yani bakıyorumda "hakaret" senin doğal tarzın olmuş.


Marks mı seni kızdırıyor, al bir kitabını eleştir sodomo-- seni tutan yok, madem konun felsefe, bir sürü yazmış çizmiş, elinde kanıtın da var, aktar aktar çürüt sodomo--, ama niyetlerine beni bulaştırma... bak sevmediğin ateistler, sayfa sayfa aktarıp sayfa sayfa eleştiriyor, altına da kaynağına kadar gösteriyor sodomo--, ama bulamaç gibi her tarafada bu konmazki, her konuya aynı mavallar dökülmez ki, ne dendi tartışma ahlakı, kişiliği dendi, boşuna söylenmedi. Hani ne demiştin, adam yerine koymak, ne demiştim koyma kardeşim, nerdeee, kuyruk acısı var iflah olmuyor, illa bulaşacak.

Sen zannediyorsun ki, ben sana bulaşıyorum dimi. Senin neyine bulaşayım ulan ! Senin burada çoluk çocuğa yanlış bilgiler vermeni engelliyorum ve engelleyeceğim. Kusura bakma kardeş....Bir de dikkatimi çekti senin ağzın bayağı iyi laf yapıyor sen bu dil ile pazarda iyi domates satarsın....ama senin satacağın domateslerde aynı felsefen gibi çürük olur....kimse almaz lan senin domatesini.

Neyse, siteye yeni üye olmadım sodomo, senden de eskiyim, senin gibi çok küfür eden geldi geçti buradan. Çok işi gücü burada konuları sabote etmek, ortamı bulandırmak, kişilerle uğraşmak, onları klişe Markscı-Atatürkçü, bilmem neci vs sözleri ile aşağılama çabasında olan çok geldi geçti.

Sen bayağı SİNSİ bir tipmişsin be.... Küfür ettiğimi ispatla burada eşşek gibi anırayım...
Daha önce de "slogan" falan demiştin, bende dedim ki benim yazılarımdan bir "slogan" bul sana "adam" diyeyim. Hep aynı sallamacılık değişen bir şey yok batı cephesinde...Huy edinmişsin sen bunu..

Çok işi gücü burada konuları sabote etmek, ortamı bulandırmak, kişilerle uğraşmak

uydur uydur.... sana yakışan bu... herkes okusunda görsün insanın karşısındakini aşağılamasının nasıl böyle SİNSİ yolları olduğunu.

onları klişe Markscı-Atatürkçü, bilmem neci vs sözleri ile aşağılama çabasında olan çok geldi geçti

İşte tam burada SİNSİLİĞİN kendini ele vermiş. Araya "Atatürkçü" sözünüde eklemişsin ya helal sana sen ustaymışsın bu işte. Peki bana bir tane örnek cümlemi göster bu forumda "Atatürkçü" diye aşağladığım birisini. Eğer gösteremezsen sen bir Ş.....SİN.

Öbür forumda da bir tip senin gibi sallıyordu böyle okumadan, düşünmeden dedim göster bana "Fettullah Gülen'in bilimselliğini" savunduğumu tık yok....Sizi buraya sıraylamı parayla mı gönderiyorlar kardeşim. Önce okumasını bileceksin ama görüyorum da okumasını öğrenmeden İFTİRA atmasını öğrenmişsiniz.

Yazının geriside aynı tarz aynı üslup. Bir domates satıcısının "domateees, domatees, elma gibi domateees" diye çığırıp durmasından farkı yok....

spartacus
10-05-2006, 10:57
Biliyorum yine anlaşılmayan bir yazı yazdım, umarım anlayamadığına cevap yazmazsın.

bakacaz, tarih, zaman olarak. Kişilerle uğraşmam, ama kişilerle uğraşan ile uğraşılır sodomo--, "cahil insan gül ise de koklama demişti Aşık Veysel". Çünkü ne dediğinizle değil, ne anladığı ile ilgilenir cahil insan, zaten anlayamaz ve anlayamadığını iddia eder ama cevap yetiştirmekte de geri durmaz. Anlaşılamayan yazılara insan neresinden cevap yazabilir, niyetinden başka bir açıklaması yok. Evet farzedelim, yazılarım anlaşılmıyor, hayır senin algılamından değil, benim kargaşamdan anlaşılmıyor, dürüst bir insan, kardeşim ben şuralardan anlam çıkartamadım, ne anlatmaya çalışıyorsun diye alıntı yapar, yazılarını kendin anlıyormusun demeyide hak etmek gerekiyor.

Tarih: Per Nis 20, 2006 7:59 pm * *Mesaj konusu: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi! (Bu konunun açılış tarih ve saati)

Tarih: Cum Nis 21, 2006 3:00 pm * *Mesaj konusu: Re: Yaşamı Dünyaya meteorlar getirdi!
( ilk cevabın sodomo--) * Konuya bak, yazdıklarına bak.

--------------------------------------------------------------------------------

"liop, gördüğüm kadarı ile hala "nedenlere" olan sevdan devam ediyor. Dünya üzerinde ki sebepler zinciri yetmedi bir de bu zincire meteorlardan gelen organik molekülleri ekledin. Böylece rastlantının bu kadarına da "çüş" denir türünden bir durum hasıl oldu. sodomo--"

Eğer insanın kafasından bir sorunu yok ise, böylesi bir çalışmayı liop'un yapmamış olduğunu görür. Konu bir araştırma üzerine ama bizim sodomo--, liop'a yaptırıyor araştırmayı, sonra ne kadar blidiği ise konuya bu kadar teğet geçmesiyle ortada iken, hiç bir şey söylemiyor, derdi burada liop. Ben bilgim yada ilgimin olmadığı hiç bir konuya yazmıyorum sodomo--, ilgim var ise okuyor, anlamıyorsam soruyorum sodomo--. madem ciddiye almıyorsun bu konuda sözü edilen çalışmayı, kalabalığın nedir sodomo--?? Sonra da çıkıp herkesi ahmak yerine koyuyor ve şu son yazında "Ben araya falan girmem ama her güdük kalmış fikrin cevabı hazırdır cebimde." bunu diyorsun. Cebinden biraz da olsa fikir dökülmeli sodomo--, insan her zaman cebinde çakıl ile gezmemeli!!!
------------------
Tarih: Per May 04, 2006 5:25 am
"Tipik müslüman beyin özrü işte. liopleurodon"

Yapılan eleştiriye hak verdiğimi söyleyerek başladım yazıma. Bazı detayları koyu geçtim, sadece düşündürücü dedim, varsa katacağın bir şey katarsın, ama sen ne yaptın, niyetini bir daha ele vererek, kişinin yazdıklarınıda anlamlarınıda sündürdün. Yağız hırsız ev sahibini bastırırmış.
------------------
Tarih: Per May 04, 2006 7:58 pm
"Diyalektikse değişimin, gelişimin biricik şartıdır. Marx, Hegelin sözde başaşağı duran diyalektiğini almış materyalizmle doğru oturtmuştu. Ama görülen o ki Bigbang'le materyalizm şapa oturdu." panteidar.

Mesajdan geriye bakılsın, ağzımdan da yazdıklarımdan da ne felsefeye girdim, nede Marksizme. Konuyla bağlantılı Yazmadım öyle bir şey, konuya zorlama ve dışarıdan giren bu şeylere sadece cevap verdim, sizin olduğu kadar karşınızdakinin de düşünceleri vardır, beğenmesinizde dinlemeye sabır göstermek zorundasınız, yoksa burada ne işiniz var? Bing bang ilede ilgili cevap verme çabasından başka tek bir sözüm yok, Dünyanın yaşı ile ilgili, bir tarihsel yanılgıdan, ve Bing bang ile ilgili bir bilim adamanın Giriş sözünden aşağıya alıntı yapacağım. Bing bang bilimsel bir bulgudur, bilim düşünceleride etkiler, geçmiş olanlara yeni şeyler katar, bundan 150 yıl önce bir şeyler söyleyenler ise zaten Bing Bang dan haberdar değildir, aynı mantıkla bir PAPAZ nasıl şapa oturacak en altta göreceğiz, bunu söylemek zaten bilinen gerçeğe ne katacak ki? *Buna karşı çıktım, bu anlayışa, konuyla alakası yok, niyetler tartışılır bu şekilde dedim. Dineleyen yok, bu sefer okların ucu bana çevrildi. Tabi şovalye (sodomo--) her zaman her yerde olduğu gibi burada da hazır!
---------------------------------

"Su yere döküldü. Bir baktım yok olmuş. Öyle mi? Yoksa su sadece şekil değiştirip gaz olup uçup gitmiş olmasın? İşte bu aslında herşeyi açıklamaya yeterli. (liop)"

İşte liop bu. Böylelikle varoluş, yaratılış, sudur, oluşum vb bilumum kafanıza takılan sorular cevabını bulmuş oluyor :) *teşekkürler liop bize ışığını sunduğun için :) (sodomo--)

Bilim nedir sodomo--, bilimi sadece araştırma ve deney olarak gören mantığınız bir ayrıntıyı göremiyor, bilim, gördüklerimizin ötesine ulaşmak ve onu ifade etmektirde. , orada bir baktım su yok olmuş ile kastedilen liop değil, madde nasıl yok olur, suyu döktüm uçtu, gördün mü madde yok oldu düşüncesine atıftır. Peki bilim nedir dedik, bilim gözümüzle görmediğimiz o yok'un(gaz hali) varlığını bulup ifade etmektir dedik, bu da örnek olsun, örneksiz anlayamıyorsun çünkü. Nede olsa niyet var, kim ne demişse hoşuna gitmeyen bozdur bozdur harca.. Diğerleride aynı mantıkla devam ediyor, bumudur tartışma sodomo--
"yahu çok komik "boyuna form değiştiren bir şeyler" ha. Ne o şeyler liop ? ha bire form değiştirmeseler liop olayı çözecek ama gel gör ki boyuna form değiştirip duruyorlar sodomo--"

evrim form değişimidir sodomo, bu senin yada herhangi birisinin ömrü ile açıklanamayacak bir olaydır. Alaya almanı gerektirecek bir şey değil, biraz canlıları ve onların doğal ortamlarını incele sodomo--, Afrikadaki bir örümcek ile aynı cins olan asyadaki örümcek arasındaki ebad farkı nedir incele sodomo--, bir sürü kaynak var al, çürüt koy buraya öğrenelim sodomo--, ama bilmediğimiz için bizi küçümseme, aşağılama sodomo--, yaz sodomo--, ben okuyacağım, aynen şu ana kadar benim yazdıklarımı okumadığın halde ben seninkileri nerdeyse ezberledim sodomo--


"ve liop arayışa geçti :) sodomo--"
"O da maddenin ortaya koyduğu bir şeydir :) *böylelikle en deruni felsefeye ulaşmış oluruz liop sayesinde. sodomo--"

Her türlü alay var ama bir düzgün detay, yoğunluk yok, sokak dalaşı gibi sürtüşme var sodomo--, cebinden çakıl taşları atmışsın birazda, bize bilgi ver, attığın hep taş değil, birazda bilgi olsun sodomo--
--------------
Tarih: Cum May 05, 2006 12:34 pm

"Yani bu liop denilen bu YÖK kurbanının
ancak Bigbang gerçeğini görememek gibi kör olmayı gerektirir ve bu da başta değerli YÖK kurbanları olmak üzere bir çok bilim adamının özürüdür.

Ne demiş atalarımız ; "bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkün" "sodomo--

"Bir de şöyle bir soru sormuştu arkadaş bi zamanlar ; "canlı ile cansızı ayıran şey nedir ? sodomo--" hızını alamıyor, bir zamanlar sorduğu soru buraya aşırılıyor, bir şey daha kargaşaya dahil ediliyor, YÖK gibi. Bu konuya ne, banane kardeşim bir zamanlar ne dediği!! banane sodomo--, şimdi bu konuda, o birzamanlar sanane!! "
----------------
Tarih: Cum May 05, 2006 10:44 pm * *
"spartacus;

yazdıklarınla ne anlatmaya çalışıyorsun sen, ben herşeyi bilirimmi? veya konu hakkında anlatacaklarım bu kadarmıdır demek? (meas)

Konu hakkına, YÖK den, bang dan, kişi alaylamalarından, otrdan burdan gelemedik ki, uyarı var, uyarıyorum ama kim dinlemiş ki, liop a yapılan aşağılama çabası bu sefer bana döndü.
----
İlk iki sayfadan evet konunun başından alıntıladığım şeyler, çok da basit bir şey söylüyorum, ben elmaya elma dediğimde ayva mı demiş oluyorum, fikirler ile uğraşmaktansa, kişiler ile uğraşmak, onları aşağılayıp, kızdırıp helede düşüncesinden dolayı bunları yapmak sözde alim geçinen insanın işi olamaz, sonrada umduğu gibi bir pısma, boyun eğiş görmeyince saldırmak akıllı adam işi değildir sodomo--. Attığın çakıl taşları ilk başta değdi sodomo--, hedefi buldun ama sonrakiler, beni ciddiye alma adam yerine de koyma dediğimden sonrakilerin ise rüzgarı bile değmedi. Diyalektikde bir olgu vardır. Marks demiyorum, Hegel diyorum, yadsımanın yadsınması, yada, yadsıyanın yadsınması, inkar edenin inkar edilmesi, adam yerine koymadığın, döner adam yerine koymaz sodomo--, bu maddeler, insanın düş güzelliğinden değil, bizzat yaşamın içinden süzülmüştür, bir kalem de silip atman seni bağlayabilir, ama başkaları bir yöntem olarak bunu kullanıyor ise, ve sana şahsi bir düşmanlıkda bulunmuş olmuyorsa, senin gibi düşünmüyor diye kimseyi düşman görme sodomo--, bu fazlasıyla O BÜYÜK İNSAN-BÜYÜK IRK peşinde koşan psikolojik bir vaka olan, anlayışa benzer.
----------

Tarih: Pts May 08, 2006 1:21 pm
"yahu kardeşim gülmeyeceğim, ciddi olacağım diyorum ama kendimi tutamıyorum ve bir kahkahadır gidiyor." sodomo--

bana beni aşağılamadan eleştiri getiren birisine, eğer ki isterse düşüncesinden dolayı olsun, kendisini aşağıladığımı, üzdüğümü iletirse özür dilerim sodomo--. Nihayetinde robot da olsak insanız sodomo--, sana göre ben insanı robot görüyor olabilirim, bu bana benim düşüncemden bakmanı sağlamaz sodomo--, sen robot görmüyorsun da ne oldu?!
-----------------------------------------
Marks dedim, Atatürk dedim evet dememeliydim öyle diyorsun, o anlatmak içindi ki burada tarihiyle alıntı yaptım, yani kişi şudurcu budurcu olmasından önce, ne söylediğine bakmalısın dedim, forumlar ve senin şu yazdıkalrın hep bu mantıkla dolu, Eğer Atatürk demiş olmam bana özel bir kazanç sağlamış ise, nede olsa çıkarlara alet edilmekte, haklısın -ki hiç düşünmedim- sözümü değiştiriyorum, sadece Marks kalsın. *Kime bulaşırsan bulaş sodomo--, ama şu forumlarda bana kendince ithamlarda bulunup arkasından yazacaksan bana bulaşma sodomo--, bunu söyledim bir daha söylüyorum, bana bulaşma, ben kimsenin banasını yada sanasını kısaca forumdaki kişileri tartışmak yada tartıştırmak istemiyorum!!!!!!
Buraya son yazım bu şekilde son, ama konuyla ilgili bir bulgum olursa eklemeyi düşünürüm, ister olumlayan-isterse konuyu meteor konusunu olumsuzlayan, bunun dışında bu yazıya yazacağın yazıda, aynı nitelikte cevap aranan şeyler olursa, istersen Chat bölümünde, istersen MSN de nerde olursa cevap veririm sodomo--, yeterki zaman uyuşsun.

----------------
--
Yazımın başında en altta örnekleyeceğimi belirtmiştim. Mutlak-kesinlik ile ilgili konuşmalarda Her şeyi kendisi ile başlatan arkadaşlarımızın, papaza ve Bilim adamının giriş yazısında ifade ettiklerini irdeleyecklerini düşünüyorum. En azından papaz gibi "şapa!" oturmamak için. Daha detaylı paragrafları aktarmıyorum, mesala ilahi olanın evren hakkında, kozmolojiye hiç bir bilgi vermediğini anlattığı yerler gibi..
---
Bing Bang'ı olumsuzlamayan bir bilim adamından.

EVRENİN KISA TARİHİ (1994-1997)
Joseph SİLK
TUBİTAK popüler bilim kitapları. 10. Basım

GİRİŞ
Evren 15 Milyar yıl önce gerçekleşen şiddetli bir patlamayla başladı. Klasik Yunan ve Roma, eski Çin ve Hint efsanelerinin yerini alan modern hipotez budur. Teorilerimizin atalarımızın inanışlarına göre daha fazla gerçek içerdiği konusunda herhangi bir kuşkumuz yok, ama acaba biz onlardan daha mı zekiyiz? Belki bin yıl sonra büyük patlamada bir yirminci yüzyıl efsanesi olarak anılacak. (sayfa 1)

"1951 Whitaker'in fikirlerinin etkisi altındaki Papa XII Pius bir adım daha ileri gitti. Pontifical Bilimler Akadamesi'nde yaptığı konuşmada topluluğa şöyle hitap etti: "ve bu nedenle fiziksel bilimlerdeki ispatların karakteristiği olan sağlamlıkla evrenin, o dönemlerde (yani 5 milyar yıl önce) bit Yaratıcının ellerinden çıktığı doğrulanmıştır. (sayfa 2)" (Bing Bang 15 Milyar yıl olarak ifade edilmektedir -kozmolojide rakamlar yuvarlanmaktadır-)
Kozmoloji toleransı, başka şeylerde de insanlara bir davranış hakkında bilgi vermektedir. Kozmolojide, bir Galaksinin büyüklüğü belirli bir sapma ile hesaplanır, bu yüzden mesala 10 Milyar üstü, 10 milyar altı bir büyüklük sapması olabilir olarak ifade edilir. Toleranslar konusunda önemli olan düşüncelerin birliğidir, toleransların rakamı değil. Burada anlaşıldığı ölçüde sorun yoktur!!!

Dünya SAMANYOLU olarak ifade edilen galaksidedir, ve malesef dünyaya en yakın yıldızın ışığı dahi, 4.2 Yılda gelmektedir. Oysa en az Samanyolu büyüklüğünde ki Andromeda galaksisi bize en yakın galaksidir ve ışığın elde edildiği görüntü Milyarlarca yıl ile ifade edilmekte, uzaklık arttıkça ışık dalgaları elde edilemez hale gelmektedir. Eğerki, 15 Milyar ile ifade edilen BİNG BANG dan zaman olarak daha eski ışık algılamı elde edilir ise-ki milyar yıllarla ölçülen dalgalar edinilmiştir bile- (uzak Galaksilerden), -ben her ne kadar bir etkilem olmadan tepki(patlama) olmayacağına inanıyor olsamda- bu durum bu konuda bilgilerin tekrardan ve kökünden gözden geçirilmesi için yeterlidir bile! *Ve bu durum Benim ne düşündüğümden ve ne olduğumdan tamamen bağımsız olarak ortaya çıkar, ben suçlu değilim!

sodomo--
10-05-2006, 13:49
senin bu yazdıklarına halk arasında "yazı döşenmek" denir. Zaten yaptığında bu sürekli "yazı döşenmek". Bir de kalkmış Aşık Veysel'i bile kullanıyorsun bana hakaret etmek için. Ama senin bu hakarat, iftira, aşağılama, sinsilik ve bilumum negatif tarzını cümle alem gördü. *

bu fazlasıyla O BÜYÜK İNSAN-BÜYÜK IRK peşinde koşan psikolojik bir vaka olan, anlayışa benzer.

asıl faşism o dialektik felsefeyi alıp sosyalist devrimin bir şiarı gibi görüp sonrada insanların tepesine zeberrut rejimler ile çıkıp "proleterya diktatörlüğü" adıyla milyonlarca insanın katliamına neden olmaktır. Senin Lenin'in ve Stalin'in dialektiğin ne olduğunu çok iyi biliyorlardı.

TEZ-ANTİTEZ-SENTEZ sonra da gelsin Proleterya Dİktatörlüğü katlet bütün "anti" olanları nasıl olsa önemli olan İNSAN değil TARİHTİR, insan kim oluyorda tarihsel devrimlerin önünde duruyor, ez geç hepsini böylelikle kurduğun düzen "BİLİMSEL SOSYALİZM" olsun.

Senin felsefen insanlık tarihinin *UTANCIDIR.

akson
10-05-2006, 14:38
sodoma yazdi;
İşte tam burada SİNSİLİĞİN kendini ele vermiş. Araya "Atatürkçü" sözünüde eklemişsin ya helal sana sen ustaymışsın bu işte. Peki bana bir tane örnek cümlemi göster bu forumda "Atatürkçü" diye aşağladığım birisini. Eğer gösteremezsen sen bir Ş......'in.

Öbür forumda da bir tip senin gibi sallıyordu böyle okumadan, düşünmeden dedim göster bana "Fettullah Gülen'in bilimselliğini" savunduğumu tık yok....Sizi buraya sıraylamı parayla mı gönderiyorlar kardeşim. Önce okumasını bileceksin ama görüyorum da okumasını öğrenmeden İFTİRA atmasını öğrenmişsiniz. "
Ben boyle bir soruyla karsilasmadim bu bir,Fethullah Gulen beraat etti topicinde beni aklinca"ve "seviyesince"elestiren sozlerin mevcuttur hic kivirma bu iki,sende bu uslup tarzina devam ettigin surece karsinda sadece kendi tarzindaki insanlari bulacaksin cunku benimde bu sekilde muhattabim degilsin bu da uc !

akson
10-05-2006, 16:05
Sodomo bana bir soru sormus gozumden kacmis demek ki alin cevabim ayrica arkadasi yakindan tanimak isteyenler Fethullah Gulen beraat etti topicinden takip edebilirler;

Sodomo yazmis;

Fetullah Gülen her zaman bir şeriatçı olarak kaldı. Öyle ki "Allah nurunu tamamlayacaktır" dediğinde bile şeriat'ın hakimiyetinden bahsediyordu. Yalnız bir farkla ki o bu düşüncelerini daha duygusal sözlerle, ağlayarak ve ağlatarak ifade ediyordu ve etkiside işte bu duyguları çoşturucu gücünden geliyordu. Aynı zaman da O hep bir Muhammed aşığı olarak kaldı daha öteye geçemedi ve bu konuda diğer şeriatçılardan hiçte farkı yoktu. Bedir savaşını anlatırken bile ağlıyordu. Keşke İslam'ın kılıç ile yayılmasına karşı çıkacak bir insani yönü olabilseydi bunun yerine "cihatı" kutsallaştırdı, üzerine çok gelindiğinde ise "ben cihat derken nefs'e karşı cihattan bahsederim zaten islam da bundan bahseder" diyerek yan çizdi. Cemaati onu "mehdi" olarak görüyordu ve hiç evlenmemiş oluşunu bile bunun kanıtı olduğunu zannediyorlardı, yani cinsel istekleri yoktu aynı İsa gibi o da evlenmemişti üstelik son din olan İslam'a çağırıyordu insanları.
O adeta çağın dışında kalmış bir din'in son çırpınışıları gibiydi, dört elle bilim'e sığındı ve bütün bilimsel çalışmalar sonucu ortaya çıkan gerçeklerin Allah'ın mucizeleri olduğunu anlatmaya çalıştı. Ayrıca "hizmet" kavramını dinselleştirdi. Hizmet ettiği müddetçe doğru yolda olduğunu hissediyordu ve klasik dini bilgi ve uygulamalar ile ulaşamadığı yaratıcısına böyle ulaşacağını düşünüyordu. Çok hizmeti olduğuda gerçekti çünkü kendisini sevenleri hizmete yönlendirdi ve binlerce gönüllü ordusu çıkarttı ortaya belki de hiç kimsenin başaramayacaklarını başardı ve dünyanın her yerine okullar açtı, açtırdı.

Açıkçası ben hayatımda hiç bu kadar yazdıkları, anlattıkları abesle iştigal ama yaptığı işler harika diyebileceğim birisine rastlamadım. "

sodomo--
10-05-2006, 17:38
Eveeet akson. Madem benim Fetullah Gülen ile ilgili yazımı oraya koymuşsun bari bu yazıma karşı yazdığın kendi yazını da koyaydın da herkes göreydi "üslup" nedir ? diye...


İşte aşağıda akson'un cevabı "üslup" konusunda tam bir ders niteliğindedir arkadaşlar.

Din bir ustura agzidir arkadaslar bu kadar hafife almayalim,o usturalar her an girtlaga dayanabilir ki islamiyetin ogretisinde bu cennete adimdir,tarihtede bu ulkemizde cok acik bir bicimde yasanmistir,dinde cahillikle ihanet arasinda ustura agzi kadar bir fark vardir,egitilmis gibi gorunen sinsi dincilere guvenmeyin ozellikle timsah gozyasi dokenlerine


"ihanet",
" faşistlik"
"Atatürkçü diyerek insanları aşağlamak !"
"kuyruk acısı "
"soysuz"

ve daha bir sürü hakaret, aşağılama. *

Dinime küfreden bari müslüman olsa !

Size bir teklifim var arkadaşlar. Gelin tarafsız bir gözlemci seçelim ve O karar versin kimin nerede nasıl "üslupsuzluk" sergilediğini.

Ben Cem'i *veya Sargon'u onaylayabilirim eğer kabul ederlerse. Ne dersiniz ?

sodomo--
10-05-2006, 17:55
Ve akson'un iflah olmaz üslubundan seçmeler ;

Hele ki bu orgut dini kullanarak "bilincli"bir bilimsellik cizgisi icinde cahil ve parasiz insanlari masa yapiyorsa ve biri gelip bana bunu savunuyorsa bu bana gore ya cahildir ya da bilincli gudumludur.Simdi soruyorum cahil misin bilincli bir gudumlu mu?

Bu kuyruk acinin nedenini de anlamis degilim hic de cesur gozukmuyorsun bana,amacim kin ve nefret tohumlari ekmek degil,aksine Cumhuriyet bahcesindeki gullerden zararli otlari ayiklamak!

Kivirma da demogoji yapacagina inandigin seyi savun bana ve sorularima cevap ver, gorelim aldigin egitim duzeyini

O zaman bana Fethullah Gulen'in atesli "bilimsellik" savunuculugunu yapma (bu da işin komedisi-çünkü arkadaş okuduğunu anlayamıyor)


Göster bana ondan daha fazla insanlara "hizmeti" olan biri şu dünyadada (dikkat et Türkiye de demiyorum) seni muhattab alayım "bi şeyler var bunda" diyeyim. (Sodomo)

ve akson'un cevabı ;

Soz konusu hizmetse Ataturk ile Fethullah Gulen kiyaslanamaz bile!Ozellikle "din"konusunda.!

Yine okuduğunu anlamaz akson ben Türkiye dışında dedim onun Atatürk istismarcılığını bildiğim için ama hemen düştü oltaya arkadaş, adeta ben İSTİSMARCIYIM der gibi.

Ne demiştik daha önce ; biz istismarcıları şıp diye anlarız. Sen devam et akson, nasıl olsa F.Gülen beraat etti yakında da Türkiye'ye gelir o zaman uğraşırsın bol bol...

akson
10-05-2006, 17:56
:)senin cidden psikolojik sorunlarin var sodomo,sana sadece guluyorum ben :)hersey ortadadir
bu arada ozur dilerim de "siz"kimsiniz? : )

sodomo--
10-05-2006, 18:06
mesela bu da ayrı bir tarzdır yani karşındakine önce "ihanet, "güdümlü olmak" vb siyasi bir üslup ile suçlamalar getirirsin sonra "uslupsuzluk, "terbiyesizlik", "ahlaksızlık" vb ahlaki kriterlere başvurursun ve eğer bunlar da yetmez ise o zaman *"psikolojik olarak sorunlu" diyerek psikoloji bilimini aşağılamalarına alet edersin. Çokca denenir bu tarzlar özellikle günümüz Türkiyesinde siyasette yaygındır. Tabii bunları ispat edecek bir kanıt koyma gereği yoktur çünkü kişi kendi öfkesini açığa vurmak ister ve bu da "refleks" sözler, tavırlar, hareketlere neden olur.

Öyleyse devam söyle ağzına geleni de rahatla biraz.

akson
10-05-2006, 18:16
"ihanet, "güdümlü olmak" *"uslupsuzluk, "terbiyesizlik", "ahlaksızlık" gibi kavramlar senin algi problemlerini ortaya koydugu icin psikolojik acidan sorunlu oldugunu dusunuyorum ayrica bu disinin agrimasi gibi bir normal rahatsizliktir bu kadar alinganliga gerek yok :)Seninle didismekten daha ciddi islerim var ,bana "kim oldugunuzu"cesurca soylemeden muhattabim degilsin sodomo

pante
10-05-2006, 18:19
Sevgili Sodomo;
Anlatamazsın. Anlayamaz. Senin bu konuda haklı olduğun gün gibi açık. Ama karşındaki kişi
didişecek rakip arıyor. Bu sıralarda da sitede dinci-şeriatçi sıkıntısı yaşandığından, mevcutlardan şeriatçi oluşturmaya çalışıyor aklınca.
Bence polemiğe gerek yok. Boşuna kürek çekersin. İflah olmaz bir Anut var karşında..
Sen en iyisi gel Hayyam'a takıl...

Gökte bir öküz varmış, adı Pervin;
Bir öküz de altındaymış yerin.
Sen asıl iki öküz arasında
Tepişmesine bak şu eşeklerin!

* * * * * * * * ****
Ne bilginler geldi, neler buldular!
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuya kaldılar.

* * * * * * * * ****
Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
Bir ışık daha var, ışıklardan başka.
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye:
Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka.

* * * * * * * * * ***
Bir damla şarap ver Çin senin olsun;
Bir yudumu bütün dinlerden üstün.
Söyle, ne var dünyada şaraptan hoş?
O acıya tatlılar feda olsun.

spartacus
10-05-2006, 18:26
http://img53.imageshack.us/img53/4746/orangepeopleyigitozgur0200ds.jpg

akson
11-05-2006, 01:48
:)))cok guldum spartacus,sen cok yasa emi!

akson
11-05-2006, 02:14
Sodomonun, Fethullah Gulen'in televizyonda duygulanip aglayarak aciklama yaptigini ve benzeri sacmaliklara karsilik yazdigim" dinde cehaletle ihanet arasinda ustura agzi kadar fark vardir "yazili aciklamama verdigi cevaptir;

Ben demisim ki;

Din bir ustura agzidir arkadaslar bu kadar hafife almayalim,o usturalar her an girtlaga dayanabilir ki islamiyetin ogretisinde bu cennete adimdir,tarihtede bu ulkemizde cok acik bir bicimde yasanmistir,dinde cahillikle ihanet arasinda ustura agzi kadar bir fark vardir,egitilmis gibi gorunen sinsi dincilere guvenmeyin ozellikle timsah gozyasi dokenlerine
Sodomo demiski;

Yazar arasıra kendi yazısını da okumalı yoksa kendisini tanımaktan beri kalır. Burası savaş meydanı değil bir FORUM ve burada onu bunu "ihanet" ile suçlayamazsın yok öyle bir hakkın !

Haddini bil efendi ol !

Bizim yazdıklarımız dedikodu martavalları değil öyle, kendi düşüncelerimiz. Kendi militanlığını kendine sakla öyle de kimseye ATATÜRKÇÜLÜK dersi falan verme benden sana tavsiye.
Fettullah Güleni de git 12 Eylülcülere sor onlar daha iyi bilirler onun kim olduğunu.
Ne gariptir ki 12 Eylülcülerde ATATÜRK ten çok bahseder ve bolca anarlardı onu. Sen merak etme biz biliriz kim ATATÜRKÇÜ kim değil kim onu SİNSİCE kullanıyor şıp diye anlarız hemen.

Biz bu saçları değirmende ağartmadık "

:)Komik cidden cok komiksin sodomo

sodomo--
11-05-2006, 03:10
Sodomonun, Fethullah Gulen'in televizyonda duygulanip aglayarak aciklama yaptigini ve benzeri sacmaliklara karsilik yazdigim"..........

akson senin okuma yazman var mı ? Hani A,B,C,D diye başlar da Z ye kadar giden bir alfabe var ya, hani harfleri bir araya getirip heceler kuruyorsun sonra kelimeler sonra cümleler falan..
yani ilkokul dan terk falansan bilelim. "Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp" akson.

Bak simsiyah bir şekilde seni çıldırtan o Fettullah Gülen yazımı tekrar buraya aldım ki herkes okuyuversin de senin nasıl bir "provakatör" olduğunu görsün diye....

Fetullah Gülen her zaman bir şeriatçı olarak kaldı. Öyle ki "Allah nurunu tamamlayacaktır" dediğinde bile şeriat'ın hakimiyetinden bahsediyordu. Yalnız bir farkla ki o bu düşüncelerini daha duygusal sözlerle, ağlayarak ve ağlatarak ifade ediyordu ve etkiside işte bu duyguları çoşturucu gücünden geliyordu. Aynı zaman da O hep bir Muhammed aşığı olarak kaldı daha öteye geçemedi ve bu konuda diğer şeriatçılardan hiçte farkı yoktu. Bedir savaşını anlatırken bile ağlıyordu. Keşke İslam'ın kılıç ile yayılmasına karşı çıkacak bir insani yönü olabilseydi bunun yerine "cihatı" kutsallaştırdı, üzerine çok gelindiğinde ise "ben cihat derken nefs'e karşı cihattan bahsederim zaten islam da bundan bahseder" diyerek yan çizdi. Cemaati onu "mehdi" olarak görüyordu ve hiç evlenmemiş oluşunu bile bunun kanıtı olduğunu zannediyorlardı, yani cinsel istekleri yoktu aynı İsa gibi o da evlenmemişti üstelik son din olan İslam'a çağırıyordu insanları.
O adeta çağın dışında kalmış bir din'in son çırpınışıları gibiydi, dört elle bilim'e sığındı ve bütün bilimsel çalışmalar sonucu ortaya çıkan gerçeklerin Allah'ın mucizeleri olduğunu anlatmaya çalıştı. Ayrıca "hizmet" kavramını dinselleştirdi. Hizmet ettiği müddetçe doğru yolda olduğunu hissediyordu ve klasik dini bilgi ve uygulamalar ile ulaşamadığı yaratıcısına böyle ulaşacağını düşünüyordu. Çok hizmeti olduğuda gerçekti çünkü kendisini sevenleri hizmete yönlendirdi ve binlerce gönüllü ordusu çıkarttı ortaya belki de hiç kimsenin başaramayacaklarını başardı ve dünyanın her yerine okullar açtı, açtırdı.

Açıkçası ben hayatımda hiç bu kadar yazdıkları, anlattıkları abesle iştigal ama yaptığı işler harika diyebileceğim birisine rastlamadım. "

Görüldüğü gibi bizim (tabii burada arkadaş bu "biz" kelimesini "güdümlü, örgütlü" olarak yorumlayarak altını çiziyor ve provakatif amaçlarını icra etmeye çalışıyor. Ya cehalet ya kötü niyet yorumu okuyucuya bırakıyorum) bu yazımızın *bu arkadaş ile bir ilgisi yok. Yani SANA NE OLUYORDA SAZAN GİBİ ATLIYON durumu var. Ve bu arkadaş benim bu yazıma aşağıdaki tehditkar, provakatif yazısını döşeniyor.

Din bir ustura agzidir arkadaslar bu kadar hafife almayalim,o usturalar her an girtlaga dayanabilir ki islamiyetin ogretisinde bu cennete adimdir,tarihtede bu ulkemizde cok acik bir bicimde yasanmistir,dinde cahillikle ihanet arasinda ustura agzi kadar bir fark vardir,egitilmis gibi gorunen sinsi dincilere guvenmeyin ozellikle timsah gozyasi dokenlerine

Bak sana bir teklifte bulundum dinlemedin seç birini tarafsız gözlemci olarak kim komik, kim cahil, kim provakatör, kim üslupsuz *her bi şeyi söylesin haaa..... VARMISIN ?

Yalnızca keskin olmak yetmez paslı da olmak lazım yoksa "henüz çok genç" derler senin için..

akson
11-05-2006, 03:19
Yaz sen sodomo sen yine senin agzinla zikir adami degil fikir adamisin,ben ugrasmiyorum seninle seviyen ve anlama duzeyin "onu bunu ihanetle suclamayamazsin haddini bil"derken belli oldu
Hem benim Fethullah Gulen'e provakatorlugum(senin agzinla)seni niye bu kadar rahatsiz ediyor ogrenebilir miyim?
Haa bu arada sunuda ekleyeyimde bosuna ayrica cevap verme gayretine girisme
Sayet seni Fethullah a degil insanlara karsi pravakator oldugumu sanma gibi bir onyargin varsa ben o dinde cehalet ve ihanet lafimi direk Fethullah in gozyaslari ile yaptigi aciklamarinin uzerine yazdim hic baska yollara cekmeye calisma topicte ortadadir
Ben bu adama karsi fikirlerimi ve duygularimi sonuna kadar burada ortaya koyacam kimse gocunmasin ve bana laf yetistirmesin(tabiki aksini dusunen yoksa)
Savundugun Gulen'in hizmet anlayisini sargon cevaplamis belki dikkate alirsin oku biraz

sodomo--
11-05-2006, 04:03
bana "kim oldugunuzu"cesurca soylemeden muhattabim degilsin sodomo

İşte senin kategorik aklın böyle çalışıyor. Önce "kimlik" kontrolü yoksa geçiş yok.
Gözünde siyah-beyaz var, renkler yok. Birisi veya bir şey ya iyidir ya kötü.
Eğer "F. Gülen'in yaptığı iyi hizmetler de vardır" dersen hemen şeriatçı olursun. Sonra gelsin Cumhuriyet düşmalığı, Atatürk düşmanlığı ve bir sürü itham, suçlama, tehdit, provakasyon...
Belli ki daha çok gençsin
Öğrenirsin öğrenirsin merak etme.
Bu hayat insana neler öğretmez.
Ama "tecrübe" sert bir öğretmendir. Önce sınavını yapar sonra öğretir.
Benden sana tavsiye...sakin ol ve kendini doğaya bırak, bir de siyaset ile ilgilenme insanı çabuk bozar....sadece sana değil bu sözüm bu sitedeki bütün arkadaşlaradır. Bunun yerine "hayatın anlamı"nı aramaya çalış.....

Bir de kına yakabilirsin. Çünkü artık bu site de daha fazla bulunmayacağım. Çünkü yoruldum ve birşeylerin artık kaybolduğunu düşünüyorum. Fazlasıyla negatif enerji var üzerimde, sonuçta birşeyler anlatabilmek için kendimizi feda ettik galiba...

Bir de şiir patlatalım giderayak tam olsun..

Pişman değiliz belki de memnun gideriz
Bir dilberin endamına meftun gideriz
Leylamızı kaç yıl aradık yok, yine yok
Gel gör ki bu cihandan yine mecnun gideriz

Kamofedai
11-05-2006, 09:34
Öncelikle Herkeze Merhaba

Siteyi uzun zamandır takip ediyorum ama pek yazma fırsatım olmadı.Daha dogrusu yazılanları okumaktan fırsatım olmadı.Genelde formları elimden geldigi kadar takip etmeye çalışıyorum.Ama bu forma yazmak istemezdim çünkü konu başlıgı il eyazılanlar arasında çokta baglantı kuramadım acaba benmi analamakta zorlanıyom yoksa bir dalaşmamı var burda.Sodomo arkadaş her önüne gelene saldırıyor.Bu ne şiddet bu ne celal diyesi geliyor insanın.Bişey biliyorsan anlat dinlesinler eger bilmiyorsan sus adam sansınlar.Özdeyişi tamda sodomo için sölenmiş.
Herkezi yaş olarak küçüksün sen anlamazsın diyerek zeytin yagı örnegine nede güzel denk düşüyor.Burada aslolan fikirlerin tartışılması ve ogruyu bulunması *degilmi yoksa ben yanlıyorumda burda kişisel polemiklere girerek ben daha iyi polomik yaparım yarışmasımı başladıda bizim haberimiz yok.Zaten yeteri kadar bela var başımızda birde sen çıkma be sodomo ne oldugunuda açıkca anlamışta degilim.Çünkü yazılarını okuyorum bakıyorum ama millete dalaşmaktan kendi düşüncelerini anlatmayı *unutmuşsun.

Haa bu arada benim yaşımda o kadar ufk deil üzgünüm çocuk degilim yani benim saçlarda biraz beyazladı........


Hak edene saygılar ve sevgiler.....

sodomo--
11-05-2006, 11:16
aha bakın görün.

bi tane daha düştü hemde kelli felli. Adam daha ilk yazısında "herkese merhaba " diyor sonra bana giydiriyor, ne giriş ama...bunun adına bizim köyde "kaşınma" derler. Kaşın kaşın... seni kaşıyan olur elbet ama bu ben olmayacağım çünkü artık fena halde sıkıldım ve yalnızca *kendime yönelik sataşmalara cevap yazacağım.

Sana da bir tavsiye... oku öyle konuş. Burada yazdıklarımızı toplasak kitap olur. Hem de "bilgi" manasında, *lakırdı kısmınıda saymıyorum onlar da işin eğlence kısmı yani arada bir çoluk çocuk ile dalgamızı geçiyoruz stres atıyoruz.

Ne demiş atalarımız "öğrenmenin yaşı yoktur" sende öğrenirsin merak etme..

sodomo--
11-05-2006, 12:01
meas kusura bakma dostum forum başlığını alakasız yazılar ile doldurduğum için senden özür diliyorum.

Bu meteorlar konusunda şunu söylemek isterim ki ; yaşamı dünyaya meteorlar getirmiş olamaz çünkü dünya da ekolojik bir sistem var. Yani bütün canlı organzimalar birbiri ile entegre ve aynı zamanda dünya ile entegre. Dünya dışı organik moleküllere ihtiyaç yok çünkü zaten dünya nın doğası adeta üzerinde yaşam belirmesi için şekillenmiş. Bir de bu nasıl bir mantık böyle; ben yemek hazırlıyorum sonrada ocağa koyuyorum ve kibrit ile bunu yakıp pişirmeye başlıyorum sonra yemek pişince de "kibrit yemek yaptı" diyorlar. Yani bir "tetikleyici" ana sebep olamaz.
Üstelik biraz garip değil mi bu kadar çok tesadüfün üst üste çakışması. Ama bilim çağı bu işte....
Nedenlerin bilinmesi demek olayın bilinmesi demek değildir. Birisi bana "ben senin doğduğun günü bilirim" dese bu beni tanıdığını mı gösterir.. ama bu bilim çağı bizi sürekli ilk nedene kadar götürüp sonrada işte "nedenimiz" bu ! diyecek lakin bu biz insanlar hakkında bilinebilecek en basit bilgi olacak. Bu kadar çaba sonunda öğrenilecek şey bu mu olmalıydı ?

Yazık diyorum kendi adıma...

Sevgiyle kal.

pante
11-05-2006, 12:25
Kamofedai kardeşim;
Önce hoşgeldin. Siteyi uzun zamandır takip ediyorsan yazıların sahibini de az çok tanıyorsun demektir. Daha ilk yazında, sadece bu başlık altında gördüğün kısır tartışmayı sadece bir kişiye bağlamanın ve onu saldırgan olarak nitelemenin amaçlı ve kasıtlı olduğunu düşünüyorum.
Sen samimi değilsin. Yalan söylüyorsun.
Bu sitedeki bir şahıssın ve farklı bir nickle giriyorsun. Yaptığın ayıp. Yazında tek bir fikir ve konuyla ilgili bir düşünceni göremiyorum. İlk yazısında insan, birini hedef alıp saldırmaz. Saldırıyorsa ya kişilik problemi vardır. Ya maksadı farklıdır.
Yaşını, başını belirtmekle de kendine hak verilmesini ve hoşgörü gösterilmesini bekleme.
Ne olursan ol adam ol adam. Kendin ol. Tetikçi gibi ortaya çıkmak karaktersizliğine düşecek kadar bunalmışsan, asıl kimliğinle, yüreğinle kendini ortaya koyamamandandır.
Yürekliysen fikrinle gel. Bekliyorum.

Kamofedai
11-05-2006, 12:49
Merhaba

Panteidar beni tetikci sanmışsın kimin yada neyin teikcisiyim anlamadım ama senin iyi bir avukat oldugun kesin baksana hemen zıplamışsın sodomoyu savunmaya.Adam olma noktasında benim bir sorunum yok gayet de adamım kendimce sence degilsemde bu senin sorunun olur benim degil ve kedi sorununu kendin çöz .Adam olmayı senden ögreneceksek vay halimize demekki kıvıran avkatlık yapan biri olacagız demektir.Bana bulaşmak istiyorsan bulaşırız sorun yok ama uslubun degişmez gene adam ol falan dersen bende degişirim uslubu.Fikrimin ne oldugunu ben iyi biliyorum gerekirsede senle bunu her koşulda her şekilde de tartışırım bu noktada ne kaygın neden sıkıntın olsun.Ama senin benim fikrimi anlayacagını pek sanmıyorum .Anlamak iiçin biraz zeka lazım sendede pek gözükmüyor.

Hak edene saygılar

pante
11-05-2006, 13:17
Bekliyorum Fedai;
2-3 yazıyla çekip gitmek yok. Kişiliğini ispatlamalısın fikirlerinle.
Saldırıp da kaçıp gitmek yok. Benim yazılarım bu forumda hemde binlerce. Yaz birine fikrini kapışalım. İspatla kendini. İlk yazında tavır koyacak derecede doğru bir kişilikte isen ben özür dilemesini bilecek seviyedeyim. Evet avukat gibiyim. Herşeye, her olaya duyarlıyım. Tavırsız, seyirci kalamıyorum. Bu da benim zaafım. Yolda tükürene de müdahale ederim. Otobüste şeriati savunanlara da. 5 kişi birini döverken de atılır, engellemeye çalışırım. Polise dahi haksız girişiminde karşı koyarım. Bir yalan-yanlış makaleye hemen mail atarım. Bir yanlış belediye uygulamasına derhal gider tepki koyarım. Elimde değil. Yapım bu. Sen de yanlış yaptın. Zaten haksız bir eleştiri altında savunmada kalan arkadaşımıza haksızca müdahale ettin. Geçenlerde İTÜ önünde 8-10 kişi bir kişiyi acımasızca döverken, hariçten birinin de gelip tekme atması gibi oldu bu. Tiksiniyorum bu tür davranışlardan. Seninki de aynen öyle oldu. Sen hariçten biriydin. Daha önce tanınmayan, hiç yazı yazmamış, fikir belirtmemiş biri olarak haddin olmadan fırladın ortaya. Sana gelene kadar bu sitenin kıdemli onca üyesi var. Sen önce bir tanış. Kendini yazılarınla bir göster. Hak et kişi eleştirisini. Haketmediğin için tetikçisin. Kimin tetikçisi olduğun önemli değil. Bugün Sodomo'ya yapılan, yarın farklı fikirlerde bir başka arkadaşa yapılabilir senin gibi bir tetikçi tarafından. Aynı tavrı koyarım.

Kamofedai
11-05-2006, 13:27
Neye müdahale ettigin yada etmedigin açıkcası beni çokta ilgilendirmiyor.Bende kendimce çok şeye müdahale ettim haksız olan bir çok şeye buda seni ilgilendirmiyor demi kardeşim.Sitede eski olma konuşma hakkını sanmı veriyor.Yada senin her söledigin dogru yeni olanın ki yanlışmı oluyor.Ben neden sana ıspatlayım kendimi burasınıda anlamış degilm a neyse senin bildigin bişey vardır artık sen boş konuşmazsın yaa..okudum merak etme sitede yazılan formarın çogunu takip ediyorum okumaya çalışıyorum her ne hikmetse iyi niyetten bahseden sen her formda her yazının altında bakıyorum sen varsın ve kişileir hedef alarak yazmışsın.sanki sen burda milletle dalaşmak için *varsın gerisi boş gibi sen ce ..

Burası bir internet sitesi ve formlar var harici yada dahil diye bir şey yok.Sana göre ben hariç olabilirm sende bana göre hariçsin ...

Bnece sen dön yazdıgın formalara tekrar bak ..sataşmadan başka ne varbana göster bende okuyup bişeyler ögrenem...

Hak edene saygılar

pante
11-05-2006, 13:51
İşte Fedai, sen busun! Devam et aynen!
Tam beklediğim, tahmin ettiğim yönde gidiyorsun.
Yanılacağımı zannetmiyorum. Yazdıkça batacaksın, içi boş biri olduğun ortaya çıkacak.
Keşke yanılsam da, siteye dahil olan olumlu insanlar arasında yer almış olsan!
Ama senin Merhabandan da, saygı ifadenden de hayır yok. Senden çatışma-dalaşma değil, fikir yazısı bekliyorum. Aç bir topic, ya da yaz bir konuya, ilgi alanında olan, en önemsediğin, senin için özelliği olan bir konuya yaz. Tanıyalım seni. Biz yapamıyoruz madem. Bizimkisi sadece sataşma madem. Sen yap iyisini. Hadi göster kendini..

sargon
11-05-2006, 14:02
okudum merak etme sitede yazılan formarın çogunu takip ediyorum okumaya çalışıyorum her ne hikmetse iyi niyetten bahseden sen her formda her yazının altında bakıyorum sen varsın ve kişileir hedef alarak yazmışsın.sanki sen burda milletle dalaşmak için *varsın gerisi boş gibi sen ce (kamo).

Kamo arkadaşım, panteidar bu siteye çok katkıları olmuş bir arkadaşımızdır. Siteyi takip edip de katkılarını nasıl görmezsin. Öyle insanlara dalaşan biri de değildir. Son günlerde ortalık karıştı. Siteye bir akın var. Bu güzel birşey. Burdaki tartışmaları zenginleştirmek için kullanalım bunu lütfen. Didişmeleri büyütmek için değil. İnsanları yıpratmanın kazandıracağı birşey yok.

sodomo ve sapartacus arkadaşlar,

bu topic'in bu hale gelmesinin sorunlusu ikinizsiniz. Düşünceleri tartışmak varken, tartışmayı didişmeye çevirdiniz ve başkaları da zamanla bu atmosfere geldi. 3. sayfanın başına kadar okuduğum yazılarda sodomo'nun daha saldırgan davrandığını düşündüm. Ama spartakus de olayı frenlemek yerine derinleştirmeyi tercih etti. Hatta bir iki defa müdahale edeyim dedim. Tartışmanın heyecanından, birbirinize laf yetiştirme telaşınızdan kimseye kulak asmadınız.

Bu saçma başlığın kapatılmasını öneriyorum. (meas'ın başlığı ama, tartışmanın başlıkla bir alakası kalmadı, herhangi bir konuyla da alakası kalmadı. Ortada konu yok, herkes birbirine laf sokmaya çalışıyor.)

Kamofedai
11-05-2006, 14:05
=İşte Fedai, sen busun! Devam et aynen!
Tam beklediğim, tahmin ettiğim yönde gidiyorsun=

Sen ne bekliyordun bilmiyom ama en iyisi ben senin beklentilerini boşa cıkarmayımda sende üzülmemiş olursun böylece.Seni tebrik edmek isterim ilk başta gercekten ama iki yazı yazdım ve sen benim piskolojime varana kadar çözdün çözmeklede kalmadın nereye gidecegimi bile bildin YEBRİK EDERİM SENİİİ.Benim içimin boş oldugunuda bildin buda ayrı bir tebrik konusu .Yani sonuçta yazdıgın yazı baştan sona tebriklerle dolu.ilkokulda olsaydın kesin yıldızlı pekiyi verirdi ögretmen sana bu kadar zakana karşılık.

Bende sende yeni yeni sataşma şekillerini bekliyorum ....

pante
11-05-2006, 14:15
Sargon'a katılıyorum. Meas kardeşimizden özür dileyerek. Ya da konu dışı yazılar silinmeli veya kilitlenmeli.

akson
11-05-2006, 14:17
Sevgili Kamofedai;
Oncelikle hosgeldin demek istiyorum.Seni aramizda gormekten memnun oldum.Siteyi takip ettigine gore her fikir ve dusunceden insanla karsi karsiya ya da yanyana kalacagini gormusumdur.
Son yazilanlar da gordugun gibi biraz gergin bir ortama dustun :)Bu gerginlige sebep olan biri olarak senden bir ricam var arkadasim,fikirlerini savunurken insanlarin seni kisesel hedef almasina izin verme.Cunku bu baska taraflara cekilerek *fikirlerin ustunu ortuyor.Tecrubeyle sabittir arkadasim :)
Anlayacagini dusunerek *tekrar hosgeldin diyorum

11-05-2006, 14:41
Bu başlık, başlıkta ele alınan konunun dışına fazlasıyla taştığı ve spekülasyonlara yöneldiği için Sargon'un önerisiyle tarafımdan kilitlenmiştir.