PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : evrimde olmasi gerekilenler


05-05-2006, 03:09
arkadaslar bu linkde olan resimlere iyi bakin sacmada olsa insana neden olmasin deditdiriyor.yani neden boyle olmamis ki ?

http://www.worth1000.com/cache/contest/contestcache.asp?contest_id=3695

deli_cevat
05-05-2006, 07:01
ne şimdi bunlar bissürü fotomontaj evrim ile ne alakası var :?:

05-05-2006, 07:57
Çok güzel resimler bence. Ciddi emek harcamışlar yapanlar ve sonuçlar da çok başarılı.

Sizin sorunuza gelelim, neden böyle olmamış? Bunu biyoloji ile ilgili arkadaşlar daha iyi açıklayabilir aslında, ben kabaca açıklamaya çalışayım.

Evrim teorisinin kabul ettiği mekanizmalar canlı çeşitliliğini açıklamaya yarar, ancak bu çeşitlilik çıldırmış bir çeşitlenme şeklinde değildir. Çeşitlenme hep ortak bir atadan küçük değişiklikler ile sağlanır. Bir ağaç gibi düşünmek gerekir bunu. Ağacın bir dalından başka bir dalına atlamalar değil, bir daldan yeni dallar uzaması, o dallardan da yeni daha küçük dallar uzaması şeklinde olur. Değişiklikler de her yeni türde yeni malzeme eklenmesi ile değil, eldeki malzemenin değişmesi, farklı kullanılması ile gerçekleşir. Bu nedenle kanatlı atlarımız da yoktur. Aynı kemik altyapısı bizde el-kol, yarasada kanat, aslanda ise pençe olur, ama kemik altyapısı değişmez.

liopleurodon
06-05-2006, 16:35
Olayın iki yönü mevcut. Bir canlı ancak atasından aldıklarını genişletebilir. Eğer bir form canlıya avantaj veriyorsa, diğer formların önü kapanır gider. İlk canlılık formlarından biri 5 boğumlu yapıdır. Ve mevcut hayvanların çok çok fazlası bu formdan gelişmiştir. 6 Boğum, 4 boğum gibi yapılar elenmiştir. Şu anda bu hayvanlar bu form üzerine çok yoğun geliştiği için olası bir 6 boğumlu forma gidiş organ düzenini aşırı zorlar ve imkansız hale gelir.

Kuş, timsah ve yılan arasında form olarak pek fark yoktur. yılanlar ile mevcut sürüngenler aynı ortak atalardan gelirler, ama mesela nil monitörü ile yılanların ataları ortaktır, timsahların ise bunlarla akrabalığı çok daha eskide kalmıştır. Fakat dışarıdan ilk bakışta nil monitörü ile timsahı tipik kertenkele formu nedeniyle daha yakın tür sanmak gayet mümkündür.

Aynı çerçevede, örneğin bir aslan gibi başı olan firavun fareleri neden olmuyor. Firavun fareleri küçük avcılardır ve çevreleri avlanmadan önce av olmama sorunu ile doludur. Bir aslanın başında gözler öne bakar ve stereoskopik görüntü sağlar böyle avın uzaklığını tahmin edebilirken aynı zamanda hareket istikamitinizde görüşünüzü artırırsınız. Bu avı yakalamak için elzemdir. Ama av olma sorununuz varsa, gözlerinizin daha geniş bir alanı görmek üzere yanlarda olması avantajdır. Bir at veya kuşa arkadan yaklaşacaksanız boy ekseninin tam hizasından yaklaşmalısınız. Göz ve boy ekseninin 7 derece kadar dışından yaklaşırsanız bu hayvanlar sizi görür. Yani, at için, arka tarafında tam kuyruğunun arkasını göremez (başı tam ileriye doğruysa elbette), ama başının tam önünü de göremez. Fakat kalçasının hemen yanındaki her iki taraftaki şeyleri görebilir. Fakat bu halde mesafeyi algılamanız ve önünüzü görmeniz zorlaşır. İşte av olma sorunu yaşayan hayvanlardan olan firavun farelerinin kafaları bu nedenle aslan gibi olmaz.

Bir kurbağada timsah kafası gibi bir kafa? Olabilir, ama kurbağanın diğer yapısı buna müsait mi? Bu kadar büyük (uzun) bir kafa omur üzerinde sağlam bağlantı noktaları ve güçlü kaslar gerektirir. Bu halde ise, ön tarafın ağırlığı artar ki, sıçrama kabiliyeti zor girer.

Evrim diye bir makine yoktur, evrim canlının kendini geliştirmesi olayıdır. Benzer sebeplerle her bir organ diğer organların evrimiyle birlikte belirli bir yöne gidebilir. Bir tek organın kendi başına kafasına göre gitmesi pek mümkün değildir, ama görülmedik şey değildir.

Mesela bakalım. Bir at, insan kadar büyük beyne sahip olabilir mi? Hayır. Çünkü bu kadar büyük beynin gerektirdiği protein ve şeker yükünü karşılayabilecek besin mekanizması yoktur. İnsanlarda bunun başlaması alet kullanma yetisi ile gelişmiştir. Bugün şempanzelerde et yerler. Ama faydalanamazlar, çünkü eti yemek için harcadıkları enerji etten alacaklarından fazladır. İlk insanların eti taşla döğmek suretiyle biraz ön sindirme yaptıkları düşünülür. Bugün bile biz çiğ et yiyemeyiz, pişirir öyle yeriz..

Evrim doğadaki sıradan doğal olaylar ve canlıların karşılıklı etkileşimleriyle yön bulur. Ve bugün X Milyon canlı çeşidi varsa, bilin ki, olası XX Milyar kombinasyondan ancak bu canlı çeşitleri doğada barınabilecek forma sahiptir. İlginç olan, bu sayının hem hayatta kalma, hem tür sayısı endeksi olarak mutasyon hesaplarına uymasıdır. Yani, mutasyon, evrimin itici gücü ancak yüzde bir oranında faydalı yönde gelişebilir. Ve canlıların genel ortalamada üreme ve hayatta kalma oranı da ancak bu kadardır. Bir timsahın veya balığın kaç yavrusu olur, kaçı hayatta kalıp yavrulama şansına sahip olabilir. Bu oranlara bakarsanız mutasyon oranlarıyla tuttuğunu görürsünüz. Ve canlıların hengi şekilde olursa hayatta kalacaklarına karar verende doğal seleksiyondur ve doğadan gerçekten ilginç şekillerde canlılar da gelip geçmiştir. Özellikle denizlerde böyle acayip yaratıklara raslamak olağan bir durumdur..