Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir Vatandaşın Olay Yaratan Yazısı
(Emin Çölaşan'ın gündeme getirdiği yazı)
Şimdi olay yaratan ve Cemil Çiçek tarafından açıklanan metni okuyun, merakınızı giderin, arşivinizde bulunsun.
"17 ekim 2005-Selanik. 19 Mayıs 1881 pazar günü Selanik’te o zamanki ismiyle Koca Kasımpaşa Islahhane caddesi üzerinde evde Tanrının bir hediyesi olarak mübarek vücudun dünyaya bir güneş gibi arz-ı endam ettiğinde, yeryüzü Nurlara gark oldu (boğuldu), yeniden hayat buldu, insanlar ısınıp kendilerine geldiler. Ben de bugün 5. defa buraya huzurunuza gelme mutluluğunu tattım.
Aynı güneş 38 yıl sonra yine bir 19 Mayıs 1919 pazartesi günü Samsun’da doğup ışınlarını bütün Türkiye’ye yaydı. Atam, o mübarek varlık, Tanrı tarafından gönderilmiş olan sendin.
Dört yıl gibi kısa bir zamanda yedi düvel düşmanları mağlup ederek muasır (çağdaş) medeniyetler seviyesine çıkardığın Türkiye’nin ve Türk milletinin üzerine, (Tanrının zatı alinizi (yüce kişiliğinizi) yanına aldıktan 64 yıl sonra, milletin dini duygularını yıllarca sömüre sömüre bir AKP çöreklendi.
İslamiyeti bir kalkan gibi kullanan bu insanlar hakikatte kafir. Hazreti Muhammet sakalı şerifini yerinden kaldırdılar, Atatürk havalimanına getirip Dubaili Arap’ın gözüne girmek için sattıkları İstanbul’un en güzel yerlerinden vazgeçmesin diye Muhammet’i bile oyuncak yaptılar. Bunların din anlayışı bu. Hepsi kafir.
Zamanınızda Osmanlı’ya ait dış borçları ödediniz. R. Tayyip hükümeti nesiller boyunca altından kalkamayacak şekilde borç altına girmekle kalmadı. Mağlup ettiğiniz devlet ve hükümet başkanları (sizin) ayağınıza gelip saygılarını bildirirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Avrupa ve Amerika’nın uşaklığını yapıyor.
Türkiye’nin maliyesi IMF ve Dünya Bankasının elinde. Dış siyaseti Amerika, iç siyaseti de Brüksel’den (AB’den) idare edilmeye kadar düştü.
Tayyip kendisi uşak olduğundan, Türk milletini de uşak yapmak istiyor ama muvaffak olamayacak.
Uşaklığını yaptığı Amerika’da ev de satın aldı. Her yaptığı gayrimeşru iş gibi, güya oğlu almış!
R.Tayyip Erdoğan hükümeti, başta kendisi olmak üzere bakanları, AKP milletvekilleri, hayatları boyunca Atatürk ilke ve devrimlerini ve Cumhuriyet idaresini ortadan kaldırıp Hilafet devleti kurma çabasındalar.
Ayrıca amaçları, en çok korktukları Türk ordusunu zayıflatıp iş göremez hale getirmektir.
Ruhlarında uşaklık ve kölelik taşıyan bu güruh (topluluk) emellerinde muvaffak olamayacakları gibi, aslında hükümet üyeleri hırsız, sahtekar, kafir, görevi kötüye kullanan, Uzakdoğu’da otel köşelerinde, Avrupa’da kimsenin haberi olmadan memleketi satıp doymayan aç gözleri yalnızca hırsla küplerini doldurup memleketi satan Vatan Hainleri olduğundan, maksatları kursaklarında kalıp, tüyü bitmedik yetimlerin haklarını yiye yiye sürünüp, bir gün defolup gidecekleri yakındır.
Şahadetini (tanıklığını) her zaman olduğu gibi Türk milletinin ’zekidir, çalışkandır’ buyurduğunuz insanlarından esirgeme Atam. M. Fethi Dördüncü."
hiramusta
26-05-2006, 09:41
Atatürk şimdi bu zat-ı muhteremi duydu mu?Duyduysa mezarından kalkıp cevap verebilecek mi?Verdiği cevap bu zat-ı muhteremle aynı doğrultuda mı olacak?Cevap verdi diyelim,gereğini yapabilecek mi?Yaptı diyelim gene ölmeyecekı mi?Gene ölecekse daha ne demeye Atatürk'ü ilahlaştırıyorlar.Atatürkçü olmak için illa Onu ilahlaştırmak mı gerekiyor.Eller gider aya biz kalırız yaya.Putperestliğin modern versiyonu vatanımıza,milletimize hayırlı-uğurlu olsun.
hiramusta
26-05-2006, 09:48
Atatürk,"Hayatta en hakiki mürşid ilimdir." derken ölümünden sonra kendi mezarına gelinip cesedinden medet umulmasını kasdetmemiştir diye düşünüyorum.Bu tür hareketler Atatürk'ü anlamamaktır.Onu fikirlerini anlayıp zenginleştirmek değil,Onun fikirlerini tüketmek-sömürmek demektir.
Hiramusta;
Anı defterine yazılanların sembolik olduğunu, hiç kimsenin Atatürk'ten bir medet umma, ona sesini, şikayetini, dileğini duyurma gayesinde olmadığını, asıl mesajın halka verildiğini fakat fırsatçı gericilerce ve şeriat yanlılarınca bunun böyle yansıtıldığını, bunların eline bu tür fırsatlar verilmemesi için de yazılara dikkat edilmesi gerektiğini daha önce de yazmıştık.
Hal böyleyken senin Fethi Dördüncü olayına hala böyle fırsatçı bir yaklaşımda bulunman bu konudaki çaresizliği, aczi göstermektedir. Eleştirebilecek bir yan kalmayınca, eleştirilen yandaşları savunacak bir yan kalmayınca çare, Atatürk'ten medet ummayı eleştirmeye mi kalıyor?
Biz o anı defterine ne dincilerin, ne yazılar yazdığını çok iyi biliyoruz. Erbakan'ı, erdoğan'ı bunlara dahildir. Onlar da putperestlik mi yaptılar, Ata'yı bir put olarak mı gördüler?
Bayramlarda annesinin, babasının mezarını ziyaret ederken içlerinden onlarla konuşan, hitap eden, dertleşen insanlar onları bir put olarak mı görüyorlar sence?
Medet umulan türbeleri, evliyaları bir kenara bırakalım. Hac ayinlerini, Hacerülesvedi öpmeyi, yüz sürmeleri konu yapmayalım, konuyu uzatmamak için, ama peygambere seslenişler nedir?
Kutlu doğum haftalarında, ya da hakaretlere tepkilerde bunları yaşadık.
" Anam, babam sana kurban Ya Resullallah" afişleri ve çocukların peygambere hitap eden şiirleri, naatlarını putperestlik olarak mı göreceğiz? Hz. Mıhammed bir put mudur?
Hiç kimse Ata'yı bir put olarak görmemekte ve o düşünce ile yazmamaktadır. İnsanların niyetlerini kendileri bilir. Namaza durur niyet edersin. Kimse senin ettiğin niyete bir yakıştırmada bulunamaz. Onun için her rekata duruşta niyet yenilenir. Ata'ya yazan insanların niyetine de yakıştırmada ya da çarpıtma da bulunmak kimsenin hakkı değildir. "Ama böyle anlaşılıyor" derseniz katılıyorum ama asıl suçlu öyle anlayanlardır..
Dördüncü'nün yazdıklarına gelince büyük ölçüde doğruluk payı vardır. Ama "kafir" gibi isnatları yanlıştır.
Dördüncü'nün yazısından sonra olduğu için yazıda yer almayan "Başbakanı kullanabilirsiniz, onu reddetmek yerine ondan faydalanın" mesajıyla ABD'ye yapılan alçakça teklifi ise bu yazıya biz eklemiş olalım. Bu tekliften utanç duyduğumuzu ve bu teklifin asla Türk ulusunu bağlamıyacağını ifade edelim.
hiramusta
26-05-2006, 14:18
Hiramusta;
Anı defterine yazılanların sembolik olduğunu, hiç kimsenin Atatürk'ten bir medet umma, ona sesini, şikayetini, dileğini duyurma gayesinde olmadığını, asıl mesajın halka verildiğini fakat fırsatçı gericilerce ve şeriat yanlılarınca bunun böyle yansıtıldığını, bunların eline bu tür fırsatlar verilmemesi için de yazılara dikkat edilmesi gerektiğini daha önce de yazmıştık.
Hal böyleyken senin Fethi Dördüncü olayına hala böyle fırsatçı bir yaklaşımda bulunman bu konudaki çaresizliği, aczi göstermektedir. Eleştirebilecek bir yan kalmayınca, eleştirilen yandaşları savunacak bir yan kalmayınca çare, Atatürk'ten medet ummayı eleştirmeye mi kalıyor?
Sevgili Panteidar;görüşlerindir,saygı duyarım.Ama ben senin gibi anlamıyorum.Eğer Başbakan Fethi amcanın yazdığı yazıyı yırtıp atmasaydı,kimin haberi olurdu bu yazıdan.Ben burada aslında sadece Atatürkçülüğü eleştirmiyorum.Ben burada yanlış bir mantığı eleştiriyorum.Ölmüş bir insanla,yaşıyormuş gibi dialog kurulmaz.Kurulursa salıklı bir ruh haliniz olmadığı anlaşıldığı gibi aleme de gülünç duruma düşersiniz.Bunu Atatürkçüler M.Kemal'e karşı,müslümanlar da Muhammed'e ve bilumum merhum din adamına yapıyorlar.Herikide İslam'a göre şirktir.Olaya Kemalizm açısından nasıl bakılır onu bilemem.Cafe bölümünde Sargon arkadaşımızın tanrı adlarını listelediği yazıya eksik yazmışsın diye cevap vermiştim.Ve oraya İsa,Muhammed gibi birkaç isim eklemiştim.Buradan şahsımın bu düşünceye nasıl yaklaştığımı anlaya bilirsiniz.
Esen kalınız.
Hiramusta;
Geceden itibaren yazılmış okumadığım yazıları okuya okuya ve beni ilgilendirenleri cevaplandırarak geldiğimden, henüz Cafedeki senin yazını okumamıştım. Sen yazınca dönüp okudum.
Bu noktada hemfikiriz demektir. O halde verdiğim örnekleri üstüne alınma. Seni tenzih ediyorum.
Bu durumda bu konularda duygularına hakim olamayıp, neredeyse putperestlik olarak görünen davranışları eleştirelim ama bunu yaparken de yanlış imaj vermeyelim.
Örneğin peygamber hakkındaki abartıları eleştirirken nasıl ki peygamberin peygamberliğini kabul ettiğini göstererek eleştiriyorsan, Atatürk'e yapılan abartıları da eleştirirken, onun ilke ve devrimlerini, laikliğin ve demokrasinin gerekliliğini belirterek yaptığında gerici ve yobazlarla, teokratik şeriat düzeni yanlılarıyla olan farkını ortaya koymuş olursun.
Gerçi Fethi Dördüncü'nün yazdıklarını, bir siyasi bağlılığın olmamakla beraber doğru bulmayabilirsin. Benzer icraatların geçmiş hükümetlerce daha da fazlasıyla yapılmış olduğunu öne sürebilirsin ki kimisi gerçektir. Erdoğan'ı, geçmişteki çoğu başbakan'dan daha başarılı görebilirsin. Ama sonuçta eleştirilebilecek pek çok yanı olduğunu düşünüyorum. O nedenle böyle bir yazının altında sadece putperestlik ve Ata'dan medet umma eleştirisinin yanında, bu konuda görüşlerin de yer almalıydı diye düşünüyorum.
Atatürk der ki;
"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir."
Acaba onun fikirlerini ve duygularını ne derece anlıyor ve hissediyorlar?
"İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, fani Mustafa Kemal; diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemaller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı, Türk anaları daha nice Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı? Feyz milletindir, benim değildir."
Anı defterine yazanlar 1. Mustafa Kemal'e yazıyorlarsa yanlış yapıyorlar. O'nu, fikirlerini ve duygularını anlayamamışlar demektir. 2.' sine yazıyorlarsa eğer bu putperestlik olarak görülmemelidir.
hiramusta
26-05-2006, 15:06
Anı defteri denilince Engin Ardıç'ı hatırladım bir an.Onunda bu konuyla ilgili bir yazısı vardı.Hoşgörünüze sığınarak alıntılamak istiyorum.
“KALDIRIN O DEFTERİ !”
Konu bayatlar gibi oldu ama modası asla geçmez, trafik sorunu gibi, eğitim sorunu gibi, sağlık sorunu gibi Türkiye'ye özgü bir yılan öyküsüdür.
Anıtkabir'de bir defter var, oraya giden 'duygularını' falan yazıyor, meğerse Selanik'te, Atatürk'ün doğduğu evde de varmış. (Şimdi, 'o evin Atatürk'ün doğduğu ev olup olmadığı tartışmalıdır' desem gene kıyamet kopacak. Tabuları yıkmayalım, ne Selanik tabusunu, ne Deniz Gezmiş tabusunu...)
Vallahi bana da lokantalarda falan getiriyorlar, ben de izlenimlerimi yazıyorum, 'eşimle birlikte uğradık, ızgaralar harika, zeytinyağlı biraz tuzlu, fiyatlar makul, başarılar dilerim' falan diye...
Yaşlı bir adam bu deftere başbakan hakkında 'hakaretamiz' şeyler yazmış, başbakan da sinirlenip yırtmış, ortalık birbirine girdi.
Adamın yazdıklarını okuduk, abuk sabuk, ipe sapa gelmez laflar... Eskiden 'hezeyan' denirdi... Bunu 'Atatürkçülük' sanan ve başbakana kızanların utanmaları gerekir. Bazı ahmaklar da yazıyı yazana 'sahip çıkacaklarmış', bunu hükümete muhalefet olarak kabul ediyorlar. Oysa adam, 'zatının Allah tarafından bizlere bahşedildiği şu mübarek ev' falan gibi laflarla, aslında birçok dincinin ya da Kemalist'in 'kendi adamı hakkında' yapabileceği ucuz saçmalıklardan başka bir şey yapmamış.
Fakat o deftere de, akıllı davranmaya da kalksan, 'Atam, şu şu şu günde, bilmemne dolayısıyla huzuruna geldik, yolundayız, izindeyiz, rahat uyu' gibi basitliklerden başka yazacak bir şey yoktur ki!
O defter bir 'forum' değildir. Vatandaşın çeşitli konularda 'kendini ifade etmesi' için konulmamıştır. Ne Anıtkabir, ne de Selanik'teki ev, bir tür 'Hyde Park köşesi' değildir, biri mezardır öteki müze... Kaldı ki yolu Londra'ya düşen her gezginin görmeden etmediği o ünlü köşede de her türlü abukluk, her çeşit saçmalamak serbesttir ama kraliçeye (eskiden krala) dil uzatmak yasaktır.
Peki niçin konulmuştur o defter? Atatürk geceleri kalkıp da kendisi hakkında yazılanları mı okuyacaktır?
Yoksa polis mi okuyacaktır da 'çıkıntılık eden varsa' yakalayacaktır?
Kurşunkalem ya da tükenmezle yazılmaz, ayıp kaçar, işin ciddiyeti bozulur... Dolmakalem kullanacaksın, şu zamanda kaldıysa... Keçe uçlu da olur ('sıfır beş' daha iyi durur, sıfır dört ince, sıfır sekiz kalın gelir, yapmayın)... Ya da orada hazır bulunan 'resmi' kalemle yazacaksın, genellikle ucuna ip bağlarlar, kimse araklamasın...
O deftere bir kişi öbür kişiden çok farklı ne bulup da yazabilir?
O deftere seçim kazanan da duygu ve düşüncelerini döktürür, darbe yapan da... Birileri de birilerinden yakınırlar, kafalarına uymayanı sürekli 'Atatürk'e şikayet' ederler... Necmettin Erbakan gibilerinin yazması da kara mizah şaheseri olur.
Gazeteciler de ertesi gün 'şunları şunları yazdı' diye alıntı yaparlar, sayfa doldururlar. Yağlarını da çekmiş olurlar.
Elbette bir süre sonra sayfaları dolduğu zaman o defter de kaldırılır, yerine yeni bir defter konur. Herhalde arşivlerde marşivlerde bir yerlerde tozlanmaya bırakılır. Böyle kaç yüz defter olduğunu 'Atatürk fetişistleri' araştırıp bulsunlar. Emekliler için ne güzel bir uğraş, kahvede demsiz çay içip maça kızı oynamaktansa...
Bendeniz dünyada çok çeşitli yerler gezdim dolaştım, defter uygulaması pek görmedim. Ne 'meçhul asker' anıtlarında vardı defter, ne müzelerde, ne Napoleon'un mezarında, ne Lenin'in mezarında... Haa, belki biz 'ölümlülere' çıkarmıyorlardı da, 'önemli bir adam' geldiği zaman yazdırıyorlardı, orasını bilemem...
Tövbe, bir tek deftere yazdım, o da Varşova'da, getto duvarı kalıntısında, bu işten yolunu bulan Mieczyslaw Jendrusczak adında yaşlı ve eski bir komünistin uzattığı deftere (benden iki yüz zloty almıştı hergele)... Fakat altı milyon Yahudi geri gelmedi ben birşeyler çiziktirince.
Ben böyle dedim diye de Anıtkabir defteri elbette kaldırılmayacak. Defter abukluğu, Türkiye Cumhuriyeti payidar kaldıkça, yani ilelebet sürecek, Türkiye Cumhuriyeti'ne özgü birçok başka abukluk gibi. Ama ben de 'görevini yapmış insanların gönül rahatlığı içinde' ay başı gelince maaşımı alacağım. Mesele bundan ibarettir sayın arkadaşlar, Fenerbahçe ve Galatasaray'a başarılar dilerim.
Engin Ardıç / Akşam
13 Mayıs 2006 - 09:59153
[quote="hiramusta";p="33897"]Atatürk,"Hayatta en hakiki mürşid ilimdir." derken ölümünden sonra kendi mezarına gelinip cesedinden medet umulmasını kasdetmemiştir diye düşünüyorum.Bu tür hareketler Atatürk'ü anlamamaktır.Onu fikirlerini anlayıp zenginleştirmek değil,Onun fikirlerini tüketmek-sömürmek demektir.
Sevgili Hiramusta,
Daha önce bu konuyu başka bir başlıkta tartışmıştık.Benim senden beklediğim
bu yazıyla ilgili düşüncelerin.Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorsun.Tamam
bunu anladık.Bir vatandaşın o kişiyle ilgili o andaki duygu ve düşümcelerini yazmasının kime ne zararı var.Ben şahsen gitmiş olsam bende duygu ve düşün-
celerimi yazmak isterim.Benim bu isteğimi sizin engellemeye hakkınız var mı.
Onun için bunları geç.Bak başbakan sayfayı yırtıyor.Onun yaptığı doğru mu?
İkincisi Devlete Hitabe yazınla çaktırmadan siyaset yapmıştın.Ve ben seni
eleştirmiştim.Başbakana sempatini biliyorum.Sen Atatürk'le uğraşacağına
T.Erdoğanla uğraşmalısın.Bu vatandaşın yazdıklarında gerçek payı var mı yok mu?
Bununla ilgili düşüncelerini bence belirtmelisin.Atatürkü anlayıp anlamamak
Atatürkçülerin işidir.Orası seni ilgilendirmez.Müsade et de onu biz tartışa-
lım.Başkalarının fikirlerine ihtiyacımız yok.Hele hele Atatürkçü olmayan-
ların da fikrine hiç ihtiyacımız yok.Öyle değil mi hiramusta?...
hiramusta
27-05-2006, 11:18
"Hele hele Atatürkçü olmayanların da fikrine hiç ihtiyacımız yok".Bu cümleyi düşünmeden söylediğin kanaatindeyim.
"Hele hele Atatürkçü olmayanların da fikrine hiç ihtiyacımız yok".Bu cümleyi düşünmeden söylediğin kanaatindeyim.
Ben düşünmeden bir şey söylemem Hiramusta kardeşim.Burası demokratik bir
platform.Atatürk karşıtlarına da açığız.Atatürk bir insansa doğruları da
olacak yanlışları da.Biz kesinlikle onu putlaştıranlardan değiliz.Nasıl
bazıları din sömürüsü yapıyorsa bu gün Atatürk sömürüsü yapanları da
biliyoruz.Bundan kuşkun olmasın.
Konu Ataturk olunca bence Ataturkcuyum diyen kisinin onu ne kadar anladiginda kilitleniyor sorun.Gorunen o ki baskalarinin Ataturkculuk zihniyetini Ataturk'e baglayan oldugu surece bu sorunu asmak zor olacak.Herkes baskalarinin etegini biraksin ve kendi eteklerindeki taslari doksun.Onu kullananlar oldukca Ataturkculuk bir cig gibi buyuyor.Tarih bunu gosteriyor.Takkeler duser ve keller hep ortaya cikar.
"Konu Ataturk olunca bence Ataturkcuyum diyen kisinin onu ne kadar anladiginda kilitleniyor sorun.Gorunen o ki baskalarinin Ataturkculuk zihniyetini Ataturk'e baglayan oldugu surece bu sorunu asmak zor olacak.Herkes baskalarinin etegini biraksin ve kendi eteklerindeki taslari doksun.Onu kullananlar oldukca Ataturkculuk bir cig gibi buyuyor.Tarih bunu gosteriyor.Takkeler duser ve keller hep ortaya cikar."
Atatürkçülük, onu kullananlar nedeniyle çığ gibi büyümüyor Akson hanım.
İlkelerinin, düşüncelerinin, dünya görüşünün doğruluğuyla, mükemmelliğiyle büyüyor.
İşte Atatürkçyüm diye geçinirsiniz ama anladığınız bu!!
Atatürk tarih sahnesinde beğendiğim şahsiyetlerden biridir.Osmanlının ümmedi içinde erimekten beni kurtaran ve Türk yapan insandır.Yani var olanı ön plana çıkarandır.İstese anadolu devleti filan derdi ki bu daha kolay olurdu oysa o zoru seçti.Türk yaptı devlet adını.Fakat benim şahsi önerim Türkiye isminden ise Türkistan ismidir.Nedense bu isim bana daha samimi daha bire milli geliyor.Adamın adamı değil kendinin adamı olmak bence önemli.Ben kendi fikirlerimin izinden gidiyorum.Kendimi şucu bucu diye sınırlamıyorum.Sınırlarsam bu sınırlama ile kapasitemi de sınırlarım.Atatürk bu fikir yapısının önemli bir parçası.Fakat ortalık sahte Atatürkçü dolu bunu belirteyim.Mesela baykal güçlü bir karakter yapısı olmadığı için partisine getirilen eleşitiri ve fikirsel saldırıları bastırmak için Atatürk'ü kullanıyor.Lider dediğin adam böyle mi yapar?Yani ben her fikre açığım fakat birşeyi söylüyorsa insan hakkını vermelidir.Mesela müslümanlar.Namaz kılamlı içki içmemelidir.Kadınla zina yapmamalıdır.Bunları yapan birçok müslüman tanırım.Ama dinlerine laf söyletmezler.Yani düşünün ki yaşayamadığı bir dini savunan biri.Demezler mi senin yaşamaya değer bulmadığın ilkeleri bana neden dayatırsın?Yada yaşayamıyorsan neden mertçe değilim diyemezsin de tatlısu müslümanlığı yaparsın?Bence şucuyum bucuyum derken dikkatli olunmalı ve hakkı verilmelidir.Ha birde yaşar nuriciler vardır.İslamın pençelerini eldivenlerle örter ve Atatürkçü görünürler.Bunların beyin takımının gerçeklerin farkında olduğu geri kalanının ise aşırı saf kimseler tarafından oluştuğu fikrindeyim.Birşeye mensubum dekren onun vecibelerini yerine getirmek öncelik olmalıdır.Cem yılmaz'ın dediği gibi.Arabanın hakkını ver hakkını...
Hüdai ÇAKMAK
13-07-2010, 09:18
Geçmişe gerektiğinden fazla bağlı kalmak, kutsal bir kimliğe büründürmek önümüzü yeterince görmemize engel olabilir. Bunun nedeni ise hayatın değişken olmasıdır. Yüz sene önce iyi ve doğru görünen bir şey bu gün iyi ve doğru görünmüyor olabilir. Geçmişe bakıp öğünme yerine geleceği bakıp çalışmak çok daha akılcıdır. Hayatın değişken olduğunu unutmayalım ve geçmişi rahat bırakalım. Övgülerin ya da sövgülerin geçmişi olumlu ya da olumsuz yönde değiştirmeyeceği açıktır. Bize düşen geçmişe bakıp saygı duyarak ders almak ve geleceğe yürümektir.
Saygılar.
Hüdai ÇAKMAK
evrensel-insan
19-09-2010, 19:03
Saygideger arkadaslar;
Tarihte yasamis, ya da efsanevi olan hic bir karakteri, tabulastirmamak ve "onun yaptigi hersey dogrudur v.s." iceriginde, o karaktere yanasmamak lazim.
Gecmis, insanoglunun bugun yasarken ve yarin yasayacakken, kendisinin onunde bir deneyim, tecrube, birikim, gozlem v.s. olarak dururken, ayni zamanda; sorgulama, irdeleme, inceleme v.s. olarak ta durmaktadir.
Eger insanoglu "mukemmellik hastaligina" kapilirsa ve mukemmeli hedeflerse, hem degisim ile hem de kendi ile celiskiye duser.
Gecmisi, algilayalim, degerlendirelim, sorgulayalim ama kendimize BIR REHBER OLARAK ALMAYALIM.
Ayrica, gecmisle "ovunup" GECMISTE KALMAYALIM.
Cunku insanoglunun yasami bugun ve bugun olacak olan yarindir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
kemalistcan
20-09-2010, 00:00
Aslında marksist, leninist, apocu, bakuninist, maoist, nihal adsızcı, muhammedi, caferi, nurcu, bektaşi vs olmakta hiçbir sorun yoktur. Bu kural ne hikmetse sadece Mustafa Kemal söz konusu olduğunda geçerlidir. Bu ülkede hemen her oluşum Atatürk konusunda iki yüzlüdür. Atatürk yaşasaydı bizden olurdu kilişelerini seslendirmelerine rağmen Atatürk'e diş bilemekten geri durmazlar. Atatürk alerjisinin nedenini anlamakta zorlanıyorum. Ancak asıl anlamadığım benim ve benim gibi insanların onun yolundan gitmek istemelerine olan tepkileridir.