Dark_Prince
31-10-2010, 23:55
GERİ DÖNDÜREN GÖK
Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden şöyle bahsedilir:
Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen "rec'i" kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamlarına gelmektedir.
TEFSİR:
11. O dönüşlü göğe,
REC', geri çevirmek veya geri dönmek mânâlarına müteaddi (geçişli) de lazım (geçişsiz) da olduğuna göre; "semai zati'r-rec", dönümlü gök veya döndürümlü gök demek olabilir. Bundan ilk zihne çarpan mânâ göğün kendisinde veya içine aldığı kütle, cisim ve olaylarda tekrar eden (yinelenen) devirli hareket ve değişimlerin hepsini kapsayan "geri dönme" veya "döndürme"dir.
Kadî Beydâvî gibi bazıları bundan, göğün her turunda hareket ettiği yere dönmesi mânâsına olabileceğini söylemişse de bizzat göğün kendisi, felekleri, hareket ettiğine dair bir delil bilinmediği ve feleklerin hareketleri hakkındaki eski astronomi nazariyeleri sabit görülmediği için nakledilen tefsirlerde bu dönüşü göğün kendisine nazaran değil, içindekilerin devir ve değişimlerine nazaran tefsir etmişlerdir ki "dönüp duran" veya "döndürülüp duran gök" demek olur.
İbnü Zeyd'den nakledildiğine göre gök, bildiğimiz göktür. "Dönmek" de, güneş, ay ve yıldızların halden hale, bir konaklama yerinden diğerine geri dönüşleridir.
İbnü Abbas'tan da bunun "yağmurlu bulut" şeklinde tefsir edildiği rivayet edilmiştir. Hansâ'nın:
"Ayrılık günü öyle akan gözyaşları görürsün ki,
Geceleyin gelip kaplayan ve devamlı yağdıran kara buluttaki yağan devamlı yağmura benzer."
demek olan beytinde, aynı şekilde bir kılıcı anlatan Hüzelî'nin:
"Bembeyaz yağmur suyu gibi berrak bir keskin kılıç ki,
Her ne zaman bir toplanma yerinde öterse biçer."
beytinde geldiği gibi Arapça'da "rec"ın yağmur ve su mânâsına kullanıldığı çoktur.
Zeccâc ve diğer dilcilerin açıklamasına göre, rec'in yağmur mânâsında kulanılması, baştan bu mânâ için konulmuş bir isim olarak değil, mecazdır. Bu mecazın birkaç yönden güzel olduğunu söylemişlerdir:
1. Sesin tekrarlanması mânâsından alınmıştır ki, sesi tekrar tekrar söylemek ve harfleri birbirine eklemektir. Yağmur da tekrar tekrar dönüp yağdığı için rec' denilmiştir.
2. Geri dönüşü hayra yorulduğu için söylenmiştir.
3. Her sene dönüp rızık getirdiği içindir.
4. Bir de denilmiştir ki, bulutların yerdeki deniz ve diğer sulardan çıkan su buharından hasıl olması dolayısıyla güya göğün yerden aldığı suyu yine geriye çevirmesi ve iade etmiş olması düşünülmüştür. Bu şekilde rec' kelimesi "mercu'" yani geri döndürülmüş mânâsına olarak iade edilmiş, döndürülmüş demek olur.
"Kamus"ta yazıldığına göre, göle ve suyun anafor yaptığı su durağı yere, menfeat ve faydaya ve baharda biten bitkiye de rec' denilir. Bundan dolayı birçok tefsirci burada rec' kelimesini "yağmur" diye tefsir etmişlerdir. Bu şekilde "sema", bildiğimiz gök mânâsına olabileceği gibi Mücahid'den rivayet edildiği üzere "bulut" mânâsına olma ihtimali de vardır. Buna göre meâli: Döndürüp döndürüp yağmur yağdıran gök, yahut dönüp dönüp yağan bulut demek olur. "Rec"in böyle yağmur ve su ile tefsiri, insanın yaratılışında anılan "atan su" meselesine göre bir nevi muraâtı nazîr (benzerini gözetme) sanatı ifade etmiş olur.
Hasen'den gelen rivayette de, "Yağmur ve rızıktır. Çünkü yağmur her sene döner rızık getirir." denilmiştir ki bunda su, bitki ve fayda mânâlarını içerme vardır.
Bir de "rec"i, kulların amelleriyle geri döndükleri için, melekler diye tefsir etmişlerdir ki, gökten yere inip çıkan ve bütün olup giden olaylarla eserleri görülen melek kuvvetleri diye düşünmek de uygun olur. Bununla beraber hangisi olursa olsun, sözün asıl akışı yukarki hükmünce, sırların ortaya çıkarılacağı günde geri çevirme ve iadeyi vurgulamak ve ispat ile ilgili olduğundan dolayı hepsinde de geri çevirme ve iade mânâsını düşünmek gerekir. En meşhur olan "yağmur" mânâsına olduğunda dahi bu geri çevirme mânâsı ile yaratılıştaki iade kanununa işaret kastedildiğinde şüphe etmemek lazımdır. Onun için gerek cisimlerin devirleri, doğma ve batmaları; rüzgarın, bulutların akımları gibi kütlesi olsun ve gerek ışık ve karanlık, sıcaklık ve soğukluk, nemlilik ve kuruluğun birbirinin peşinden gitmesi gibi kütlesel olmasın bütün hareket ve değişimleri, olmak ve bozulmaktan sonra iadeyi ifade eden mutlak geri çevirme mânâsıyla bütün bu tefsirleri kapsayan bir fiil ve etki mânâsı kastedilmekle hepsinin arası bulunmuş ve bu ihtilaflar kesilmiş olur.
Gerçeği farklı yansıtan Hocayine yapmış yapacağını ama tefsirlere ve farklı meallere bakınca Gerçeği farklı yansıtan Hoca'nın Gerçeği farklı yansıtmaları gözler önüne seriliyor.
Diyanet İşleri : Yağmurlu göğe andolsun,
Diyanet işleri de kelimeyi yağmur olarak çevirmiştir.Hiç Gerçeği farklı yansıtan Hoca'nın dediği gibi değildir gerçek.Hep Kur'an ve öncesi dönemlerde bilinen şeyler.En basitinden hergün güneşin doğup batmasına adam dönüşlü gök der,ya da sesin yankılanmasına filan.Mucize filan yok yani.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_22.html
YERYÜZÜNÜN AĞIRLIKLARINI DIŞA ATMASI
Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı, yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; o gün (yer), haberlerini anlatacaktır. (Zilzal Suresi, 1-4)
Bu ayetler Yahya'nın iddiasına tamamen zıttır.Ayetin jeolojik bir değeri kesinlikle yoktur.Kur'an ve öncesi dönemlerde bilinen efsanelerden alıntılanmıştır.Zaten ayetin devamında anlatılmak istenen apaçık bir şekilde ortaya çıkıyor:
6: O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.
Görüldüğü gibi kıyamet günü kabirlerden çıkarılmaktan bahseder ayet ve kıyamet gününden.Eğer Yahya'nın dediği gibi olsaydı,jeologların öyle birşeyi ispat etmeleri imkansız olurdu,çünkü ayette bu durum tek kıyamette olacak deniliyor.Eğer bilimsel anlamdaki ağırlıklar her depremse çıkıyorsa,o zaman çoktan kabirlerden dirilen ölüleri görmemiz gerekirdi ama ne yazıkki böyle birşey kaydedilmemiştir.
Tefsir:
"Yer, kendisine ait şiddetli bir sarsıntı ile zelzeleye uğratıldığı zaman"
Yer dibinden şiddetli bir sarsıntı ile sallandığında, üzerindeki her şey dö külecek şekilde çalkalandığında. Allah Tealâ şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Rabbinizden sakının. Çünkü o kıyametin zelzelesi büyük bir şeydir." (Hac, 22/1), "O zaman yer bir sarsıntı ile sarsılmıştır." (Vakıa, 56/4).
"Yer ağırlığını çıkardığı" içinde bulunan herşeyi ve ölüleri dışarı attığı zaman. Bu anlamda bir diğer ayet de şudur: "Yer uzatıldığı ve içinde ne varsa atıp bomboş kaldığı zaman." (İnşikak, 84/3-4). Müslim ve Tirmizi Ebu Hureyre´den rivayet ettiler. Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Yer ciğer parelerini altın ve gümüşten sütunlar gibi kusar: Katil gelir, şunun için öl dürdüm, der. Sıla-ı rahimini koparan gelir, şunun için ilgimi kestim, der. Hırsız gelir, şunun için elim kesildi, der. Sonra da onu bırakırlar bir şey al mazlar ondan."
İkinci Sur üflemesinde de yer ölüleri çıkarır.
"İnsan, "Buna ne oluyor " dediği (zaman)" İnsanlardan her bir fert, olanlar onu şaşırtıp dehşete düşürdüğünde: "Bu yere ne oluyor Niçin sal landı Neden ağırlığını çıkardı " der.
"O gün bütün haberlerini anlatacaktır." O çalkantılı vakitte, zelzele vaktinde yer haberlerini verir. Üzerinde yapılan iyi veya kötü amelleri an latır. Kullara şahitlik etmesi için Allah onu konuşturur. İbni Abbas bu ayet hakkında: "Rabbi ona konuş, der; o da konuşur." demiştir.
İmam Ahmed, Tirmizi ve Nesai (lafız onun lafzıdır) Ebu Hureyre´den şöyle dediğini rivayet ettiler: "Rasulullah (s.a.) "O gün bütün haberlerini anlatacaktır." ayetini okudu ve buyurdu ki: Haberleri nedir biliyor musu nuz "Allah ve Rasulü en iyi bilendir" dediler. Buyurdu ki: "Onun haberleri her kul veya ümmetin üzerinde yaptıklarını söylemesidir. Bu onun haberle ridir."[1] Taberi: Bu misal getirme olup anlatılmak istenen lisan-ı hal ile konuşmasıdır, dil ile değil, demiştir.
Sonra da Allah Tealâ bu gerçeğin kaynağını açıklıyor:
"Çünkü Rabbi kendisine vahyetmiştir." Allah´ın emri veya izni ile ha ber verir. "Vahyetme" sözü izin verdi, emretti, anlamınadır. Ya da ona vah-yetti, ilham etti, demektir.
Tefsirde de rahatlıkla görüyoruz bu durumu.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_24.html
KARALARIN ÇEVRESİNDEN EKSİLMESİ
Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten Biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz... (Rad Suresi, 41)
41- Kâfirler emrimizin yeryüzüne gclîp onu etrafından eksilttiğimizi görmezler mi Hükmeden yalnız Allatır, Onun hükmünü takibedip reddedecek hiç kimse yoktur. O, hesabı çok sür´atti olandır.
Ayet-i Kerimede, Allah tealanın yeryüzünü eksilttiğini bildirilmektedir. Yeryüzünün eksiltilmesinden neyin kastedildiği hakkında çeşitli görüşler zikredilmiştir:
Bir görüşe göre, bundan maksat, Müslümanların zaferiyle, kâfirlerin ellerinde bulunan toprakların eksilmesidir. Taberi ve îbn-i Kesir bu görüşü tercih etmişlerdir.
Diğer bir görüşe göre, yeryüzünün eksiltilmesi, onda bulunan maddelerin, ürünlerin ve insanların yok edilmesidir.
Başka bir görüşe göre: Yeryüzünün eksiltilmesi: Mamur olan yerlerin tahrip edilmesidir. Geçmiş ümmetlerden kalan eserler bunu göstermektedir.
Bir diğer görüşe göre ise: Yeryüzünün eksilmesi, orada yaşayan âlimlerin ve seçkin insanların giderek yok olmalarıdır. [55]
Tefsirde gayet açık ve net olarak açıklandığı üzere,Yahya'nın bu iddiasıda zorlama bir Gerçeği farklı yansıtmaktan öteye gidemez.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_28.html
PETROLÜN OLUŞUMU
Rabbinin yüce ismini tesbih et, ki O, yarattı, 'bir düzen içinde biçim verdi', takdir etti, böylece yol gösterdi, 'yemyeşil-otlağı' çıkardı. Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu. (A'la Suresi, 1-5)
Bu ayetin de mucize olmadığı,mucizeyalanlari.com sitesi tarafından çürütülmüştür.
http://www.mucizeyalanlari.com/petrol-mucizesi/
Ben de birkaç şey eklemek isterim.Ayette petrolden değil,açıkça çürüyen bitkilerden bahseder.
Diyanet İşleri : (4-5) O, yeşil bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onları çürüyüp kararmış çör çöpe çevirendir.
Gerçek tercümesi budur.Aslında tefsire gerek olmayacak kadar açık olmasına rağmen,bir de Taberi'ye bakalım:
4- Otlakta bitkiler bitirdi.
5- Sonra da onları simsiyah kuru çer çöp haline getirdi.
Allah teala bu âyet-i kerimelerde, bitkileri Önce yemyeşil bir şekilde meydana getirip daha sonra da onları kurutarak çer çöp haline getirdiğini ve renklerini değiştirdiğini beyan ediyor. Böylece bizleri bunlardan ibret almaya davet ediyor.[15]
Görüldüğü gibi bu da en az kandaki oksitlenme mucizesi kadar,saçma ve gülünçtür.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_31.html
YARATILIŞTAKİ ÇİFTLER
Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36)
Bu ayetler mucize olarak alınmıştır ama söz konusu bile değildir.Tamam diyelimki bilmediğimiz şeylerin çifti filan doğru olsa da,bunun (görebildikleri herşeyin çift olmasından ötürü -hayvanlar,insanlar gibi- böyle bir iddiada bulunmuşlar).Tanrı'yla veya bilimle alakasızdır.Bunu yine Kur'an'dan görebiliyoruz.
Örneğin;herşeyin 2 çift olduğunu söyleyen ayetlere karşın bakteriler bölünerek çoğalırlar ve tektirler.Ya da bazı bitkilerde öyledir.Herşey 2 çift olamaz zaten,erkek ve dişi cinsiyetleri olanlar da tek çifttir(2 eş).2 çift olmasına imkan yoktur ve bunu en cahil insanlar bile bilirler.
Şimdi diğerlere bakalım:
O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (Lokman Suresi, 10)
"Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık." (Taha Suresi, 53)
Gerçeği farklı yansıtan Hoca'mıza göre bu ayetler bilimsel mucizelerdir ama bana göre bilime terstir.Her bitki çift değildir.Kur'an belliki basit gözlemlerden dolayı herşeye çift demiş.
Örneğin:Kaktüsler en iyi kil, kum ve kireç karışımı topraklarda yetişir, tohumdan ya da ana bitkiden ayrılan küçük bitkiciklerden çoğalır.
Kaktüsler çift olmayanlara bir örnektir.Tek bir kaktüs bir diğerine ihtiyaç duymadan çoğalabilir.
Bu durumda Kur'an'ın bilimselliği tartışılır.
O'dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti, orada her meyveden iki çift (erkek-dişi) yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örter. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır. (Rad Suresi, 3)
3- Yeryüzünü döşeyen, orada sabit dağlar ve ırmaklar yaratan ve her türlü mahsulden çift çift yetiştiren AllahUr. O, geceyle gündüzü perdeler. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir kavim için nice deliller vardır.
Yeryüzünü enine boyuna döşeyen, onun sarsılmasını önlemek için sabit dağlar yaratan, orada yaşayan canlılar için akar sular var eden Allahür. O, yeryüzündeki hertürlü mahsulü, siyah-beyaz, Tatİı:acı, erkek-dişi şeklinde çift çift yaratan o´dur. Gecenin karanlığı ile gündüzü, gündüzün ışığı ile de geceyi örter. Şüphesiz ki, Allahın yarattığı bu şeylerde, düşünüp ibret alan bir topluluk için, Allahın kuvvet ve kudretini gösteren alâmet ve deliller vardır. [5]
Yahya ayeti erkek-dişi olarak almış ama Taberi doğru yorumu yapmış,tefsire bakıldığında bitkilerin çift olduğuna dair iddia için bilim adamı olmaya gerek yoktur.Örneğin;kırmızı ve yeşil elma,kırmızı greyfurt turuncu portakal gibi niteliklere göre de çif iddiası ortaya atılabilir.Ve durum bundan ibarettir.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_35.html
IŞIK VE KARANLIKLAR
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır... (Enam Suresi, 1)
Karanlıklara bile mucize diyen biri,tam bir fıkra.
Eğer karanlıklar mucizeyse al sana İncil'de karanlıklar Gerçeği farklı yansıtan Hoca:
Yar.1: 2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Mez.143: 3 Düşman beni kovalıyor, Ezip yere seriyor. Çoktan ölmüş olanlar gibi, Beni karanlıklarda oturtuyor.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_40.html
BULUTLARIN AĞIRLIĞI
Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız… (Araf Suresi, 57)
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır. (Rad Suresi, 12)
İddiaya göre bulutların ağırlığı Kur'an'dan önce bilinemezmiş.Halbuki çok basit bir mantığa bakıyor,bu teorinin doğması.
Eğer su buluttan iniyorsa,bulut suyun deposudur.Kaplara yağmur suyu konulduğunda,kapların ağırlaştığıda bilinir.Su ağırdır,seller oluşturacak kadar çok miktarda su da bulutlardan gelir.O halde bulutlarda suyun tutulduğu bilindiğine göre,çok rahat bir şekilde bulutların ağırlığı bilinebilir.Tanrı'nın el atmasına gerek yoktur.
İnsanların Kur'an'dan önce bu mantığı kullanmış olabileceklerine dair İncil'den kanıt:
Eyüp.38: 37 Kimin bulutları sayacak bilgisi var? Kim göklerin tulumlarını boşaltabilir,
Görüldüğü gibi bulutlara ''göklerin tulumları'' diyor.
Tulum:deri kap anlamındadır.
Şimdi bulutları kap olarak düşünebilmiş birinin,ağır olabileceklerini ortaya atamayacağını söylemek çok saçma ve kanıtlamaz bir iddia olur.
İnsan yapımı tulumlar bile suyla dolduğunda ağırlaşırlar,birde bulut büyüklüğünde ve tamamen su dolu bir tulum düşünün.
İşte bu kadar basittir,Tanrı'ya ihtiyaç yoktur bunun için.Rahatlıkla ortaya atılabilecek bir teoridir.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_42.html
YAĞMURDAKİ ÖLÇÜ
Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'diriltti (ve her yanına hayat) yaydı'; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız. (Zuhruf Suresi, 11)
Bu iddiada geçersizdir.Sonsuz ve kusursuz bir Tanrı'nın herşeyi düzgün ve bellidir.Kusursuz bir Tanrı'ya inanan her toplum bunu dile getirmişlerdir büyük ihtimalle.
Aynı inanış İncil'de de vardır:
Yoe.2: 23 Ey Siyon halkı, Tanrınız RAB'de sevinç bulun, coşun. İlk yağmuru size tam ölçüsüyle veriyor* Daha önce olduğu gibi, İlk ve son yağmurları yağdırıyor.
Görüldüğü gibi burada da yağmurdaki ölçüden bahsedilir.Sonuçta kusursuz bir tanrı herşeyi bilir ve yaptıkları düzenlidir.
Eğer mucizeysede bu kuranın değil incilin mucizesidir.Belkide kuran incilden kopya yaptı.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_43.html
YAĞMURUN OLUŞUMU
Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler. (Rum Suresi, 48)
Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
Bu bilgi yine İncil'de olan bir bilgidir,Kur'an ancak alıntı yapmış olabilir.Kur'an'ın iddiası veya mucizesi değildir.
İncil'den ilgili ayetler:
Mez.135: 7 Yeryüzünün dört bucağından bulutlar yükseltir, Yağmur için şimşek çaktırır, Ambarlarından rüzgar estirir.
Özd.25: 23 Kuzeyden esen rüzgar nasıl yağmur getirirse, İftiracı dil de öfkeli bakışlara yol açar.
Yah.1: 12 Sevgi şölenlerinizde sizinle birlikte pervasızca yiyip içen bu kişiler birer kara lekedir. Yalnız kendilerini besleyen çobanlardır. Rüzgarın sürüklediği yağmursuz bulutlara, iki kez ölmüş, kökünden sökülmüş, sonbaharın meyvesiz ağaçlarına benzerler.
Yahya'nın mucize iddiasını aynen İncil'e uyarlarsak:
1. EVRE: "Allah rüzgarları gönderir..."
Okyanuslardaki köpüklenme ile oluşan sayısız hava kabarcığı sürekli ortaya çıkmakta ve su zerreleri sürekli olarak gökyüzüne fırlamaktadır. Tuzca zengin olan bu zerreler daha sonra rüzgarlarla taşınır ve atmosferde yukarılara doğru yol alırlar. Aerosol adı verilen bu küçük parçacıklar "su tuzağı" adı verilen bir mekanizmayla yine denizlerden yükselen su buharını kendi çevrelerinde minik damlalar halinde toplayarak bulut damlalarını oluştururlar.
2. EVRE: "... böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar..."
Tuz kristallerinin ya da havadaki toz zerrelerinin etrafında yoğunlaşan su buharı sayesinde bulutlar oluşur. Bunların içindeki su damlacıkları çok küçük olduklarından (0.01 ile 0.02 mm çapında) havada asılı kalırlar ve göğe yayılırlar. Böylece gökyüzü bulutlarla kaplanır.
Tamamen aynı;
Yerden bulut kalkıyor,
Rüzgarlar bulutları sürüklüyor,
Şimşekler çakıyor ve yağmur yağıyor.
Bulutların üst üste yığılması filan zaten gözlemlenen birşey.
Görüldüğü üzere bu bilgi,Kur'andan önce biliniyor,Kur'an mucizesi filan değil.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_44.html*
DOLU YAĞIŞI, ŞİMŞEK VE GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN OLUŞUMU
... Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar... (Bakara Suresi, 19)
Görüldüğü gibi bu iddia da çok gülünçtür.Bunlar herkes tarafından bilinen klasik şeylerdir.
NOT:Nur:43'teki (gibi bulutlar) parantez içindeki bu bölüm yoktur,esas anlamı:
... Gökten içinde dolu bulunan dağlar indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
böyledir.Bilime tamamen ters bir durumdur,dağlar göklerden inemezler,içlerinde dolu yoktur.Kur'an'ın eksikliğinin kanıtlarından biridir.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_46.html
İNSANIN YARATILIŞI
MÜMİNUN 23/14. Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!
Bu ayetin bilimsel mucize olduğunu öne süren müslümanlar,bir de kuranın bu ayetleri kendisine okununca müslüman olan bilim adamı masalını anlatırlar.Halbuki bu ayet bilime tamamen terstir ve yine Kur'an'dan önce İncil'de dahi vardır.
Önce bu ayetin bilime ters yanlarına bakalım:
1.İnsan kan pıhtısından yaratılmaz,eski mısırda hamile kadınların adet görmemelerinden yola çıkarak,kanın içeride pıhtılaşıp çocuğa dönüştüğü teorisi ortaya atıldı.Kur'an'da aynen kopyaladı.Ayet teoriyi baştan sona anlatıyor.
2.Pıhtıdan et oluşmaz,etten kemik oluşup sonra kemikler üzerinde tekrar et oluşmaz.Bilimsel olarak çok yanlış bir bilgidir,çelişkidir.Buna göre düşük yapan bir kadından iskelet çıkması gerek,bu da hiç görülmemeiştir.
3.Önce kemik oluşup sonra kemikler ete bürünemez.Bunlar bir bütün olarak gelişirler.
Bilime tamamen ters bu durumu bile mucize diye yutturuyorlar.
İncil'deki Yeri:
Eyüp.10: 11 Bana et ve deri giydirdin, Beni kemiklerle, sinirlerle ördün.
Bu bilgi Kur'an'dan çok uzun zaman öncelerinde de biliniyordu.Kur'an'la doğmadı.
Şimdilik bu kadar.Bunlar zaten diğerlerininde mucize olmadıklarının,cambazlık ve Gerçeği farklı yansıtmakla öyle göserilmeye çalışıldıklarının sağlaması niteliğindedir.Eğer fırsat bulursam diğerlerinide eklerim.
Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden şöyle bahsedilir:
Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen "rec'i" kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamlarına gelmektedir.
TEFSİR:
11. O dönüşlü göğe,
REC', geri çevirmek veya geri dönmek mânâlarına müteaddi (geçişli) de lazım (geçişsiz) da olduğuna göre; "semai zati'r-rec", dönümlü gök veya döndürümlü gök demek olabilir. Bundan ilk zihne çarpan mânâ göğün kendisinde veya içine aldığı kütle, cisim ve olaylarda tekrar eden (yinelenen) devirli hareket ve değişimlerin hepsini kapsayan "geri dönme" veya "döndürme"dir.
Kadî Beydâvî gibi bazıları bundan, göğün her turunda hareket ettiği yere dönmesi mânâsına olabileceğini söylemişse de bizzat göğün kendisi, felekleri, hareket ettiğine dair bir delil bilinmediği ve feleklerin hareketleri hakkındaki eski astronomi nazariyeleri sabit görülmediği için nakledilen tefsirlerde bu dönüşü göğün kendisine nazaran değil, içindekilerin devir ve değişimlerine nazaran tefsir etmişlerdir ki "dönüp duran" veya "döndürülüp duran gök" demek olur.
İbnü Zeyd'den nakledildiğine göre gök, bildiğimiz göktür. "Dönmek" de, güneş, ay ve yıldızların halden hale, bir konaklama yerinden diğerine geri dönüşleridir.
İbnü Abbas'tan da bunun "yağmurlu bulut" şeklinde tefsir edildiği rivayet edilmiştir. Hansâ'nın:
"Ayrılık günü öyle akan gözyaşları görürsün ki,
Geceleyin gelip kaplayan ve devamlı yağdıran kara buluttaki yağan devamlı yağmura benzer."
demek olan beytinde, aynı şekilde bir kılıcı anlatan Hüzelî'nin:
"Bembeyaz yağmur suyu gibi berrak bir keskin kılıç ki,
Her ne zaman bir toplanma yerinde öterse biçer."
beytinde geldiği gibi Arapça'da "rec"ın yağmur ve su mânâsına kullanıldığı çoktur.
Zeccâc ve diğer dilcilerin açıklamasına göre, rec'in yağmur mânâsında kulanılması, baştan bu mânâ için konulmuş bir isim olarak değil, mecazdır. Bu mecazın birkaç yönden güzel olduğunu söylemişlerdir:
1. Sesin tekrarlanması mânâsından alınmıştır ki, sesi tekrar tekrar söylemek ve harfleri birbirine eklemektir. Yağmur da tekrar tekrar dönüp yağdığı için rec' denilmiştir.
2. Geri dönüşü hayra yorulduğu için söylenmiştir.
3. Her sene dönüp rızık getirdiği içindir.
4. Bir de denilmiştir ki, bulutların yerdeki deniz ve diğer sulardan çıkan su buharından hasıl olması dolayısıyla güya göğün yerden aldığı suyu yine geriye çevirmesi ve iade etmiş olması düşünülmüştür. Bu şekilde rec' kelimesi "mercu'" yani geri döndürülmüş mânâsına olarak iade edilmiş, döndürülmüş demek olur.
"Kamus"ta yazıldığına göre, göle ve suyun anafor yaptığı su durağı yere, menfeat ve faydaya ve baharda biten bitkiye de rec' denilir. Bundan dolayı birçok tefsirci burada rec' kelimesini "yağmur" diye tefsir etmişlerdir. Bu şekilde "sema", bildiğimiz gök mânâsına olabileceği gibi Mücahid'den rivayet edildiği üzere "bulut" mânâsına olma ihtimali de vardır. Buna göre meâli: Döndürüp döndürüp yağmur yağdıran gök, yahut dönüp dönüp yağan bulut demek olur. "Rec"in böyle yağmur ve su ile tefsiri, insanın yaratılışında anılan "atan su" meselesine göre bir nevi muraâtı nazîr (benzerini gözetme) sanatı ifade etmiş olur.
Hasen'den gelen rivayette de, "Yağmur ve rızıktır. Çünkü yağmur her sene döner rızık getirir." denilmiştir ki bunda su, bitki ve fayda mânâlarını içerme vardır.
Bir de "rec"i, kulların amelleriyle geri döndükleri için, melekler diye tefsir etmişlerdir ki, gökten yere inip çıkan ve bütün olup giden olaylarla eserleri görülen melek kuvvetleri diye düşünmek de uygun olur. Bununla beraber hangisi olursa olsun, sözün asıl akışı yukarki hükmünce, sırların ortaya çıkarılacağı günde geri çevirme ve iadeyi vurgulamak ve ispat ile ilgili olduğundan dolayı hepsinde de geri çevirme ve iade mânâsını düşünmek gerekir. En meşhur olan "yağmur" mânâsına olduğunda dahi bu geri çevirme mânâsı ile yaratılıştaki iade kanununa işaret kastedildiğinde şüphe etmemek lazımdır. Onun için gerek cisimlerin devirleri, doğma ve batmaları; rüzgarın, bulutların akımları gibi kütlesi olsun ve gerek ışık ve karanlık, sıcaklık ve soğukluk, nemlilik ve kuruluğun birbirinin peşinden gitmesi gibi kütlesel olmasın bütün hareket ve değişimleri, olmak ve bozulmaktan sonra iadeyi ifade eden mutlak geri çevirme mânâsıyla bütün bu tefsirleri kapsayan bir fiil ve etki mânâsı kastedilmekle hepsinin arası bulunmuş ve bu ihtilaflar kesilmiş olur.
Gerçeği farklı yansıtan Hocayine yapmış yapacağını ama tefsirlere ve farklı meallere bakınca Gerçeği farklı yansıtan Hoca'nın Gerçeği farklı yansıtmaları gözler önüne seriliyor.
Diyanet İşleri : Yağmurlu göğe andolsun,
Diyanet işleri de kelimeyi yağmur olarak çevirmiştir.Hiç Gerçeği farklı yansıtan Hoca'nın dediği gibi değildir gerçek.Hep Kur'an ve öncesi dönemlerde bilinen şeyler.En basitinden hergün güneşin doğup batmasına adam dönüşlü gök der,ya da sesin yankılanmasına filan.Mucize filan yok yani.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_22.html
YERYÜZÜNÜN AĞIRLIKLARINI DIŞA ATMASI
Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı, yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; o gün (yer), haberlerini anlatacaktır. (Zilzal Suresi, 1-4)
Bu ayetler Yahya'nın iddiasına tamamen zıttır.Ayetin jeolojik bir değeri kesinlikle yoktur.Kur'an ve öncesi dönemlerde bilinen efsanelerden alıntılanmıştır.Zaten ayetin devamında anlatılmak istenen apaçık bir şekilde ortaya çıkıyor:
6: O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.
Görüldüğü gibi kıyamet günü kabirlerden çıkarılmaktan bahseder ayet ve kıyamet gününden.Eğer Yahya'nın dediği gibi olsaydı,jeologların öyle birşeyi ispat etmeleri imkansız olurdu,çünkü ayette bu durum tek kıyamette olacak deniliyor.Eğer bilimsel anlamdaki ağırlıklar her depremse çıkıyorsa,o zaman çoktan kabirlerden dirilen ölüleri görmemiz gerekirdi ama ne yazıkki böyle birşey kaydedilmemiştir.
Tefsir:
"Yer, kendisine ait şiddetli bir sarsıntı ile zelzeleye uğratıldığı zaman"
Yer dibinden şiddetli bir sarsıntı ile sallandığında, üzerindeki her şey dö külecek şekilde çalkalandığında. Allah Tealâ şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Rabbinizden sakının. Çünkü o kıyametin zelzelesi büyük bir şeydir." (Hac, 22/1), "O zaman yer bir sarsıntı ile sarsılmıştır." (Vakıa, 56/4).
"Yer ağırlığını çıkardığı" içinde bulunan herşeyi ve ölüleri dışarı attığı zaman. Bu anlamda bir diğer ayet de şudur: "Yer uzatıldığı ve içinde ne varsa atıp bomboş kaldığı zaman." (İnşikak, 84/3-4). Müslim ve Tirmizi Ebu Hureyre´den rivayet ettiler. Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Yer ciğer parelerini altın ve gümüşten sütunlar gibi kusar: Katil gelir, şunun için öl dürdüm, der. Sıla-ı rahimini koparan gelir, şunun için ilgimi kestim, der. Hırsız gelir, şunun için elim kesildi, der. Sonra da onu bırakırlar bir şey al mazlar ondan."
İkinci Sur üflemesinde de yer ölüleri çıkarır.
"İnsan, "Buna ne oluyor " dediği (zaman)" İnsanlardan her bir fert, olanlar onu şaşırtıp dehşete düşürdüğünde: "Bu yere ne oluyor Niçin sal landı Neden ağırlığını çıkardı " der.
"O gün bütün haberlerini anlatacaktır." O çalkantılı vakitte, zelzele vaktinde yer haberlerini verir. Üzerinde yapılan iyi veya kötü amelleri an latır. Kullara şahitlik etmesi için Allah onu konuşturur. İbni Abbas bu ayet hakkında: "Rabbi ona konuş, der; o da konuşur." demiştir.
İmam Ahmed, Tirmizi ve Nesai (lafız onun lafzıdır) Ebu Hureyre´den şöyle dediğini rivayet ettiler: "Rasulullah (s.a.) "O gün bütün haberlerini anlatacaktır." ayetini okudu ve buyurdu ki: Haberleri nedir biliyor musu nuz "Allah ve Rasulü en iyi bilendir" dediler. Buyurdu ki: "Onun haberleri her kul veya ümmetin üzerinde yaptıklarını söylemesidir. Bu onun haberle ridir."[1] Taberi: Bu misal getirme olup anlatılmak istenen lisan-ı hal ile konuşmasıdır, dil ile değil, demiştir.
Sonra da Allah Tealâ bu gerçeğin kaynağını açıklıyor:
"Çünkü Rabbi kendisine vahyetmiştir." Allah´ın emri veya izni ile ha ber verir. "Vahyetme" sözü izin verdi, emretti, anlamınadır. Ya da ona vah-yetti, ilham etti, demektir.
Tefsirde de rahatlıkla görüyoruz bu durumu.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_24.html
KARALARIN ÇEVRESİNDEN EKSİLMESİ
Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten Biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz... (Rad Suresi, 41)
41- Kâfirler emrimizin yeryüzüne gclîp onu etrafından eksilttiğimizi görmezler mi Hükmeden yalnız Allatır, Onun hükmünü takibedip reddedecek hiç kimse yoktur. O, hesabı çok sür´atti olandır.
Ayet-i Kerimede, Allah tealanın yeryüzünü eksilttiğini bildirilmektedir. Yeryüzünün eksiltilmesinden neyin kastedildiği hakkında çeşitli görüşler zikredilmiştir:
Bir görüşe göre, bundan maksat, Müslümanların zaferiyle, kâfirlerin ellerinde bulunan toprakların eksilmesidir. Taberi ve îbn-i Kesir bu görüşü tercih etmişlerdir.
Diğer bir görüşe göre, yeryüzünün eksiltilmesi, onda bulunan maddelerin, ürünlerin ve insanların yok edilmesidir.
Başka bir görüşe göre: Yeryüzünün eksiltilmesi: Mamur olan yerlerin tahrip edilmesidir. Geçmiş ümmetlerden kalan eserler bunu göstermektedir.
Bir diğer görüşe göre ise: Yeryüzünün eksilmesi, orada yaşayan âlimlerin ve seçkin insanların giderek yok olmalarıdır. [55]
Tefsirde gayet açık ve net olarak açıklandığı üzere,Yahya'nın bu iddiasıda zorlama bir Gerçeği farklı yansıtmaktan öteye gidemez.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_28.html
PETROLÜN OLUŞUMU
Rabbinin yüce ismini tesbih et, ki O, yarattı, 'bir düzen içinde biçim verdi', takdir etti, böylece yol gösterdi, 'yemyeşil-otlağı' çıkardı. Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu. (A'la Suresi, 1-5)
Bu ayetin de mucize olmadığı,mucizeyalanlari.com sitesi tarafından çürütülmüştür.
http://www.mucizeyalanlari.com/petrol-mucizesi/
Ben de birkaç şey eklemek isterim.Ayette petrolden değil,açıkça çürüyen bitkilerden bahseder.
Diyanet İşleri : (4-5) O, yeşil bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onları çürüyüp kararmış çör çöpe çevirendir.
Gerçek tercümesi budur.Aslında tefsire gerek olmayacak kadar açık olmasına rağmen,bir de Taberi'ye bakalım:
4- Otlakta bitkiler bitirdi.
5- Sonra da onları simsiyah kuru çer çöp haline getirdi.
Allah teala bu âyet-i kerimelerde, bitkileri Önce yemyeşil bir şekilde meydana getirip daha sonra da onları kurutarak çer çöp haline getirdiğini ve renklerini değiştirdiğini beyan ediyor. Böylece bizleri bunlardan ibret almaya davet ediyor.[15]
Görüldüğü gibi bu da en az kandaki oksitlenme mucizesi kadar,saçma ve gülünçtür.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_31.html
YARATILIŞTAKİ ÇİFTLER
Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36)
Bu ayetler mucize olarak alınmıştır ama söz konusu bile değildir.Tamam diyelimki bilmediğimiz şeylerin çifti filan doğru olsa da,bunun (görebildikleri herşeyin çift olmasından ötürü -hayvanlar,insanlar gibi- böyle bir iddiada bulunmuşlar).Tanrı'yla veya bilimle alakasızdır.Bunu yine Kur'an'dan görebiliyoruz.
Örneğin;herşeyin 2 çift olduğunu söyleyen ayetlere karşın bakteriler bölünerek çoğalırlar ve tektirler.Ya da bazı bitkilerde öyledir.Herşey 2 çift olamaz zaten,erkek ve dişi cinsiyetleri olanlar da tek çifttir(2 eş).2 çift olmasına imkan yoktur ve bunu en cahil insanlar bile bilirler.
Şimdi diğerlere bakalım:
O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (Lokman Suresi, 10)
"Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık." (Taha Suresi, 53)
Gerçeği farklı yansıtan Hoca'mıza göre bu ayetler bilimsel mucizelerdir ama bana göre bilime terstir.Her bitki çift değildir.Kur'an belliki basit gözlemlerden dolayı herşeye çift demiş.
Örneğin:Kaktüsler en iyi kil, kum ve kireç karışımı topraklarda yetişir, tohumdan ya da ana bitkiden ayrılan küçük bitkiciklerden çoğalır.
Kaktüsler çift olmayanlara bir örnektir.Tek bir kaktüs bir diğerine ihtiyaç duymadan çoğalabilir.
Bu durumda Kur'an'ın bilimselliği tartışılır.
O'dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti, orada her meyveden iki çift (erkek-dişi) yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örter. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır. (Rad Suresi, 3)
3- Yeryüzünü döşeyen, orada sabit dağlar ve ırmaklar yaratan ve her türlü mahsulden çift çift yetiştiren AllahUr. O, geceyle gündüzü perdeler. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir kavim için nice deliller vardır.
Yeryüzünü enine boyuna döşeyen, onun sarsılmasını önlemek için sabit dağlar yaratan, orada yaşayan canlılar için akar sular var eden Allahür. O, yeryüzündeki hertürlü mahsulü, siyah-beyaz, Tatİı:acı, erkek-dişi şeklinde çift çift yaratan o´dur. Gecenin karanlığı ile gündüzü, gündüzün ışığı ile de geceyi örter. Şüphesiz ki, Allahın yarattığı bu şeylerde, düşünüp ibret alan bir topluluk için, Allahın kuvvet ve kudretini gösteren alâmet ve deliller vardır. [5]
Yahya ayeti erkek-dişi olarak almış ama Taberi doğru yorumu yapmış,tefsire bakıldığında bitkilerin çift olduğuna dair iddia için bilim adamı olmaya gerek yoktur.Örneğin;kırmızı ve yeşil elma,kırmızı greyfurt turuncu portakal gibi niteliklere göre de çif iddiası ortaya atılabilir.Ve durum bundan ibarettir.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_35.html
IŞIK VE KARANLIKLAR
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır... (Enam Suresi, 1)
Karanlıklara bile mucize diyen biri,tam bir fıkra.
Eğer karanlıklar mucizeyse al sana İncil'de karanlıklar Gerçeği farklı yansıtan Hoca:
Yar.1: 2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Mez.143: 3 Düşman beni kovalıyor, Ezip yere seriyor. Çoktan ölmüş olanlar gibi, Beni karanlıklarda oturtuyor.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_40.html
BULUTLARIN AĞIRLIĞI
Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız… (Araf Suresi, 57)
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır. (Rad Suresi, 12)
İddiaya göre bulutların ağırlığı Kur'an'dan önce bilinemezmiş.Halbuki çok basit bir mantığa bakıyor,bu teorinin doğması.
Eğer su buluttan iniyorsa,bulut suyun deposudur.Kaplara yağmur suyu konulduğunda,kapların ağırlaştığıda bilinir.Su ağırdır,seller oluşturacak kadar çok miktarda su da bulutlardan gelir.O halde bulutlarda suyun tutulduğu bilindiğine göre,çok rahat bir şekilde bulutların ağırlığı bilinebilir.Tanrı'nın el atmasına gerek yoktur.
İnsanların Kur'an'dan önce bu mantığı kullanmış olabileceklerine dair İncil'den kanıt:
Eyüp.38: 37 Kimin bulutları sayacak bilgisi var? Kim göklerin tulumlarını boşaltabilir,
Görüldüğü gibi bulutlara ''göklerin tulumları'' diyor.
Tulum:deri kap anlamındadır.
Şimdi bulutları kap olarak düşünebilmiş birinin,ağır olabileceklerini ortaya atamayacağını söylemek çok saçma ve kanıtlamaz bir iddia olur.
İnsan yapımı tulumlar bile suyla dolduğunda ağırlaşırlar,birde bulut büyüklüğünde ve tamamen su dolu bir tulum düşünün.
İşte bu kadar basittir,Tanrı'ya ihtiyaç yoktur bunun için.Rahatlıkla ortaya atılabilecek bir teoridir.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_42.html
YAĞMURDAKİ ÖLÇÜ
Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'diriltti (ve her yanına hayat) yaydı'; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız. (Zuhruf Suresi, 11)
Bu iddiada geçersizdir.Sonsuz ve kusursuz bir Tanrı'nın herşeyi düzgün ve bellidir.Kusursuz bir Tanrı'ya inanan her toplum bunu dile getirmişlerdir büyük ihtimalle.
Aynı inanış İncil'de de vardır:
Yoe.2: 23 Ey Siyon halkı, Tanrınız RAB'de sevinç bulun, coşun. İlk yağmuru size tam ölçüsüyle veriyor* Daha önce olduğu gibi, İlk ve son yağmurları yağdırıyor.
Görüldüğü gibi burada da yağmurdaki ölçüden bahsedilir.Sonuçta kusursuz bir tanrı herşeyi bilir ve yaptıkları düzenlidir.
Eğer mucizeysede bu kuranın değil incilin mucizesidir.Belkide kuran incilden kopya yaptı.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_43.html
YAĞMURUN OLUŞUMU
Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler. (Rum Suresi, 48)
Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
Bu bilgi yine İncil'de olan bir bilgidir,Kur'an ancak alıntı yapmış olabilir.Kur'an'ın iddiası veya mucizesi değildir.
İncil'den ilgili ayetler:
Mez.135: 7 Yeryüzünün dört bucağından bulutlar yükseltir, Yağmur için şimşek çaktırır, Ambarlarından rüzgar estirir.
Özd.25: 23 Kuzeyden esen rüzgar nasıl yağmur getirirse, İftiracı dil de öfkeli bakışlara yol açar.
Yah.1: 12 Sevgi şölenlerinizde sizinle birlikte pervasızca yiyip içen bu kişiler birer kara lekedir. Yalnız kendilerini besleyen çobanlardır. Rüzgarın sürüklediği yağmursuz bulutlara, iki kez ölmüş, kökünden sökülmüş, sonbaharın meyvesiz ağaçlarına benzerler.
Yahya'nın mucize iddiasını aynen İncil'e uyarlarsak:
1. EVRE: "Allah rüzgarları gönderir..."
Okyanuslardaki köpüklenme ile oluşan sayısız hava kabarcığı sürekli ortaya çıkmakta ve su zerreleri sürekli olarak gökyüzüne fırlamaktadır. Tuzca zengin olan bu zerreler daha sonra rüzgarlarla taşınır ve atmosferde yukarılara doğru yol alırlar. Aerosol adı verilen bu küçük parçacıklar "su tuzağı" adı verilen bir mekanizmayla yine denizlerden yükselen su buharını kendi çevrelerinde minik damlalar halinde toplayarak bulut damlalarını oluştururlar.
2. EVRE: "... böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar..."
Tuz kristallerinin ya da havadaki toz zerrelerinin etrafında yoğunlaşan su buharı sayesinde bulutlar oluşur. Bunların içindeki su damlacıkları çok küçük olduklarından (0.01 ile 0.02 mm çapında) havada asılı kalırlar ve göğe yayılırlar. Böylece gökyüzü bulutlarla kaplanır.
Tamamen aynı;
Yerden bulut kalkıyor,
Rüzgarlar bulutları sürüklüyor,
Şimşekler çakıyor ve yağmur yağıyor.
Bulutların üst üste yığılması filan zaten gözlemlenen birşey.
Görüldüğü üzere bu bilgi,Kur'andan önce biliniyor,Kur'an mucizesi filan değil.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_44.html*
DOLU YAĞIŞI, ŞİMŞEK VE GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN OLUŞUMU
... Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar... (Bakara Suresi, 19)
Görüldüğü gibi bu iddia da çok gülünçtür.Bunlar herkes tarafından bilinen klasik şeylerdir.
NOT:Nur:43'teki (gibi bulutlar) parantez içindeki bu bölüm yoktur,esas anlamı:
... Gökten içinde dolu bulunan dağlar indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
böyledir.Bilime tamamen ters bir durumdur,dağlar göklerden inemezler,içlerinde dolu yoktur.Kur'an'ın eksikliğinin kanıtlarından biridir.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_46.html
İNSANIN YARATILIŞI
MÜMİNUN 23/14. Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!
Bu ayetin bilimsel mucize olduğunu öne süren müslümanlar,bir de kuranın bu ayetleri kendisine okununca müslüman olan bilim adamı masalını anlatırlar.Halbuki bu ayet bilime tamamen terstir ve yine Kur'an'dan önce İncil'de dahi vardır.
Önce bu ayetin bilime ters yanlarına bakalım:
1.İnsan kan pıhtısından yaratılmaz,eski mısırda hamile kadınların adet görmemelerinden yola çıkarak,kanın içeride pıhtılaşıp çocuğa dönüştüğü teorisi ortaya atıldı.Kur'an'da aynen kopyaladı.Ayet teoriyi baştan sona anlatıyor.
2.Pıhtıdan et oluşmaz,etten kemik oluşup sonra kemikler üzerinde tekrar et oluşmaz.Bilimsel olarak çok yanlış bir bilgidir,çelişkidir.Buna göre düşük yapan bir kadından iskelet çıkması gerek,bu da hiç görülmemeiştir.
3.Önce kemik oluşup sonra kemikler ete bürünemez.Bunlar bir bütün olarak gelişirler.
Bilime tamamen ters bu durumu bile mucize diye yutturuyorlar.
İncil'deki Yeri:
Eyüp.10: 11 Bana et ve deri giydirdin, Beni kemiklerle, sinirlerle ördün.
Bu bilgi Kur'an'dan çok uzun zaman öncelerinde de biliniyordu.Kur'an'la doğmadı.
Şimdilik bu kadar.Bunlar zaten diğerlerininde mucize olmadıklarının,cambazlık ve Gerçeği farklı yansıtmakla öyle göserilmeye çalışıldıklarının sağlaması niteliğindedir.Eğer fırsat bulursam diğerlerinide eklerim.