PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : üç kere boş ol.(talak)


ŞİA
13-06-2006, 22:38
Bir erkeğin kadına üç kere boşol kelimesini söyleyip kadını boşaması ve ardındanda o kadınla evlenememesi,dinin bir emri değildir.Aksine İslam dini, boşanmayı zorlaştırmış ve aile yuvasının yıkılmaması için boşanmanın önüne boşanmayı zorlaştırıcı bir takım etkenler koymuştur.Örneğin

Kurân erkeklerin,kadınları boşamaması hususunda şu şekilde uyarır.
“Kadınlarla güzellikle geçinin.Eğer onlardan hoşlanmadıysanız bilinki sizin hoşlanmadığınız nice şeylerde Allah birçok hayır ve iyilik kılmıştır.

İslam erkeğe boşanmama hususunda tafsiyelerde bulunduğu gibi,kadınada tafsiyede bulunmuştur.Bu hususta Kurân kadınlara hitaben buyuruyorki:
“Eğer bir kadın,kocasının onu beğenmemesi veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa,biraz özveride bulunup fedakarlık göstererek barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur.Barış;ayrılık ve boşanmadan daha hayırlıdır.


Şayet erkek ile kadının araları düzelmesse ve bu karı koca boşanma seviyesine gelmişlerse,İslam bu evli çifti barıştırıp,birbirleriyle boşanmamaları için erkek ve kadın tarafından birer kişi seçilip,bu iki insanı tekrar barıştırması ve bu çifti ikna etmesini istemektedir.Kurân bu hususta buyuruyorki:
“Kadınla kocasının aralarının açılmasından korkarsanız,bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem,kadınında ailesinden bir hakem gönderin.Bunlar arayı düzeltmek isterlerse,Allah’da aralarında başarı sağlar.Şüphesiz,Allah bilendir,haberdar olandır.


Boşanma sırasında İslam iki adil şahidin bulunmasını şart koşmuştur.Bu iki şahit olmadan,yapılan boşama geçersizdir.Bu iki şahidin bulunmasındaki gaye,evli çiftin boşanmaması hususunda ellerinden gelen gayreti göstermeleri içindir.
* * * * *
Boşanmanın diğer bir şartı ise kadının hayız ve nifas halinden temizlenmiş olmasıdır.Bu şartında vuku bulması için belli bir zamanın geçeceğinden,bu zaman zarfında,erkeğin boşama kararından vazgeçmesi durumu söz konusu olduğu için,bu gerekçede boşanmama hususunda alınmış tedbirlerden biri olarak görülmüştür.


Karı-kocanın birbirine dönmesi için İslam’ın ön gördüğü en son uygulama ise ric’i boşanmadan sonra erkeğin ric’iye iddeti süresince(üç aydan biraz fazla)kadını evinden çıkartmaya mecbur etmemesi ve kadınında zaruret dışında evinden çıkmamasına özen göstermesidir.Şayet erkek bu zaman zarfında boşanma kararından vazgeçerse,tekrardan bir nikah kıydırmasına gerek yoktur.Kurân bu hususta buyuruyorki:


Boşadığınız kadınları iddet süresince evinizden çıkmaya zorlamayın,onlarda çıkmasınlar.Ancak açıkça hayasızlıkta bulunurlarsa,başka.Bu hükümler Allah’ın sınırlarıdır.Allah’ın sınırlarını çiğneyen gerçekte kendisine zulmetmiş olur.Sen bilmezsin,olabilir ki Allah,bunun ardından bir durum oluşturur....

Bir erkeğin üç kere boşol sözcüğünü kullanıp eşini boşaması ve ardından boşadığı kadınla evlenememesi Kurân ayetleriyle bağdaşmayan bir düşüncedir.Zira Kurân erkeğe bir değil üç boşama hakkı vermiştir.Bunun nedeni ise İslam dini yayılmadan önce yani Cahiliye döneminde erkekler,kadınları istedikleri zaman boşayabiliyorlar,istedikleri zamanda nikahlayabiliyorlardı.İslam erkeklerin,kadınlara yapmış oldukları bu zulümün önünü kesmek amacıyla boşamayı üç ile sınırlamıştır. *Kurân bu hususta buyuruyorki:

Boşanmak iki kere olur,ondan sonra kadını,ya güzellikle tutmak gerek,ya hoşlukla bırakmak.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Erkek kadını bir kere daha boşayacak olursa ,bundan sonra kadın,başka kocaya varmadıkça eski kocasına helal olmaz.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Rivayetlere göre Ehl-i Sünnet’in şuan kabul etmiş olduğu 3 talakın (boşamanın)bir kerede verilmesi ikinci halife Ömer tarafından müslümanlara uygulatılmıştır.Dolayısıyla Kurân’da veya Peygamber’in Sünnet’inde böyle bir amel yoktur.Bu amel ikinci halife Ömer’in kendi içtihatıdır.Nitekim aşşağıdaki rivayetler bunun delilidir.

* * * * *Resulullah (sav) zamanında ,Ebu Bekir’in zamanında *ve Ömer’in hilafetinin ilk iki yılında 3 talakın bir çırpıda verilmesi yoktu.Ömer’in hilafetinin ikinci yılın sonlarında bu hüküm verilmiştir.
* * * * * * * * * * * * * *
* * * * * İbni Tavus babasından naklediyor:Ebu’s Sahba İbni Abbas’a gelerek “Ya ibni Abbas,Peygamber zamanında ,Ebu Bekir zamanında ve Ömer’in hilafetinin ilk yıllarında üç talakın bir talak sayıldığını bilmiyormusun?diye sordu.İbni Abbas”Evet biliyorum”dedi

* * * * * Mahmud b.Lebid’den”Resulullah (sav)’e ,bir adamın ,karısını bir seferde üç talakla boşadığı haberi verilince ,Resulullah (sav) kızarak ayağa kalktı ve “Ben daha aranızda iken,Allah’ın kitabı ilemi oynanıyor”buyurdu....

O halde insanların uygulatmalarından dolayı İslam eleştirilemez. Zaten problem burada yaşanıyor.Bizler İslam'ı yaşadığımızı sadece zannediyoruz.Oysa daha İslam'ı bilmiyoruz.
* * * * *


*Nisa 19
*Nisa 128
*Nisa 35
*Bakara 229
*Bakara 230
*Sahihi Müslim c2 s574,Müsned-i Ahmed b.Hanbel c1 s314’de,Süneni Ebu Davud c1 s344
*Süneni Nesai c 5-6 s555.bab 8 hadis:3390(İstanbul,Kalem yay)
*Süneni Nesai c 5-6 s551,552.bab 7 hadis:3385(İstanbul,Kalem yay)

Bu başlıkta ki yazı Mücteba Larî’nin İslâm ve Batı uygarlığının Çehresi adlı eserinden derlenmiştir.

K.C.
13-06-2006, 22:51
boşanma, merak ettiğim bir konuydu sn. ŞİA, kendi adıma teşekkür ediyorum.

ben yine affınıza sığınarak birşey sormak istiyorum.

Kur'an'da kadınlara verilmiş bir boşanma hakkı var mı? varsa hangi ayet/ayetler.

Hadislerde kadınlara verilmiş boşanma hakkı var mı? varsa hangi hadis/hadisler, erkeklere verilmiş boşanma hakkını havi hadislerle kıyaslandığında nasıl bir sonuç çıkar?

sağlıcakla...

not: islam hukukundaki içtihatları değil sadece ayet ve hadisleri soruyorum.

hiramusta
14-06-2006, 15:14
Boşama kararını kim verecek erkek mi,kadın mı?Bir bakalım:

(65/1) Ey peygamber, kadinlari bosadigin zaman, iddetli süresinde (temizlendiklerinde) bosayi ve iddeti sayin. Rabbiniz olan Allah'tan korkup-sakinin. Onlari evlerinden çikarmayin, onlar da çikmasinlar; ancak açik 'çirkin bir hayasizlik' göstermeleri durumu baska. Bunlar Allah'in sinirlaridir. Kim Allah'in sinirlarini çignerse, gerçekten o, kendi nefsine zulmetmis demektir. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasindan bir is (durum) olusturabilir.


(65/2) Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulastiklari zaman, artik onlari maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onları ayırın. Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid yapin. Sahidligi Allah için dosdogru yerine getirin. Iste bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere ögüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakinirsa, (Allah) ona bir çikis yolu gösterir;

Dikket edilirse ayetin başı ey Peygamber kadınları boşadığında diye başlamaktadır.Burda çok dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır.Yani peygamberin devlet otoritesinden bahsetmektedir şöyleki;Bu ayette bahsedilen kadınlar peygamberin eşleri değil, velayeti altında bulunan müslümanların eşleridir.Zira evli eş kelimesi kuranda zevc olarak ifade edilir. şu ayette olduğu gibi


Tahrim 1- Ey Peygamber! Eşlerinin (ezvacike) rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.

65/1 de görüldüğü gibi kuran evliliği sona erdirme yetkisini çok net ve açık olarak devlete tanımaktadır.Zira Resulullah peygamber olmasını yanısıra aynı zamanda müminlerin devlet reisi idi. Burdan yola çıkarak evliliğe meşruiyet tanıma yetkisininde devlette olduğunu çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz



(65/1) EY YETKİLİ MERCİ, kadinlari bosadiginiz zaman, iddet süresinde (temizlendiklerinde) bosayin ve İDDET SÜRESİNİ RESMİ KAYIDA GEÇİN. Rabbiniz olan Allah'tan korkup-sakinin. ONLARIN EVDEN ÇIKARTILMASINAMÜSADE ETMEYİN, onlar da çikmasinlar; ancak açik 'çirkin bir hayasizlik' göstermeleri durumu baska. Bunlar Allah'in sinirlaridir. Kim Allah'in sinirlarini çignerse, gerçekten o, kendi nefsine zulmetmis demektir. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasindan bir is olusturabilir.


(65/2) Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulastiklari zaman, artik onlari güzel bir şekilde tutun, ya da güzel bir şekilde onları ayrın. Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid yapin. Sahidligi Allah için dosdogru yerine getirin. Iste bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere ögüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakinirsa, (Allah) ona bir çikis yolu gösterir;


SONUÇ

Fıkıh kitaplarının aksine,boşama yetkisi ne erkeğin ne kadının elindedir. Bir erkek kadına değil üç kere, yüz kerede ''BOŞ OL'' dese bu evlilik sona ermez.Evliliğin,sona ermesi için yetkili mercinin iki tarafında boşanma kararını onaylayıp, resmi kayıt altına alması gereklidir. Zaten 65/2 te iki şahit istenmesi de açıkça buna delalet etmektedir. Yetkili mercinin onayından geçmeyen ve resmi kayıt altına alınmayan evlilik ve boşanmaların meydana getireceği ihtilafları sadece eşlerin çözüme kavuşturması asla mümkün değildir. Eğer düşünülürse sadece erkeğin ağzından çıkacak ''BOŞ OL'' gibi basit bir cümle ile aile hayatının son bulmasını; Allahu Tealamurad etmiş olabilirmi?


Şimdi bu boş ol demekle evliliği sona erdirmenin ne kadar mantıksız olduğunu bir misalle anlatalım


Düşünelimki adamın biri sokakta veya herhangi bir ortamda hoşuna giden bir kadınının yanına gidip karım ol; karım ol ; karım ol demekle o kadın adamın karısı oluyormu.Bırakın olmayı; böyle davranıpta karım ol dediği bir kadını zorla karısı yapmak isteyeni tımarhaneye bile tıkarlar


Bir kişinin hoşlandığı bir kadının karısı olabilmesi için o kadınında bu teklife evet demesi şart.Yani ikiside bu beraberliği onaylayacak. Buda yeterli değil iki şahidin şehadetiyle devletin onayıda ve resmi işlemde şart. Peki öyleyse her akıllı olanın şu soruyu sorması gerekmezmi?


Bu evlilik müessesi kurulurken iki tarafta onay vermesi gerektiği halde,evliliği bitiriken niye bu yetki hangi gerekçe ile sadece erkeğin oluyor???


İslamda formalitenin ve dinsel törenin esamesi bile yoktur.İslamda dini nikah değil

resmi nikah (devletin onayladığı) vardır. Dini nikah hıristiyanlıkta vardır. Papazlar kilisede nikah kıyarlar. Elbbettteki Resulullahın o dönemde mescidlerde kıydığı nikahları inkar edecek değiliz. Ancak şuda varki Resulullahın Peygamber olmasının yanısıra devlet başkanı sıfatı da vardır.Ve yine o dönemde her türlü resmi işlemler mescitlerde yürütülüyordu.Yani bunların işleme konulcağı ikinci bir mekan yoktu. Günümüzdeki imamlarınise ne kanunları yürütme sıfatı vardır, nede günümüzdeki mescitlerin resmi işlemleri yürütme fonksiyonu


.Nasılki evlenirken iki şahitin gerekli oluşu, sonradan meydana gelebilecek ihtilafların yetkili makamlar tarafından çözüme ulaştırılması açısından resmi kayıdaalınması zaruriyetine dayanıyorsa,boşanırkende bu şahitlerin gerekli oluşu, aynı hukuki işlemlerin yürürlüğe girmesi amacına dayanmaktadır.


Kısaca nikah dini bir tören değil, salt bir hukuki işlemdir


HANİF

liopleurodon
14-06-2006, 15:44
hiramusta, tam evlere şenliksin yahu biraderim.. Hem diyorsun, kuran bütün olarak alınmalı vs. vs. Bak, sana diyanetin mealinden aynen, Talak suresi 1, 2:

Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik halinde) boşayın ve iddeti sayın.1 Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayasızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.

Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar.

Bununla senin yazdığın arasında paralellik var mı? H.Y. nin Darwin'in vs. laflarını eğip büktüğü gibi ,sande ayetleri eğip büküyorsun. Ey peygamber diye başlar.. Dinle, bak möhüm bir mesele var, kulak kesil.. Sonrasında "istediğinizde" der. Burada, peygamber efendi, birisi sana bizi boşa diye gelirse filan demiyor.. Yani bir otorite olsun, milleti o boşasın filan denmiyor. Ve hatta, malumdur ki, hiç kimse karısını boşamak için peygambere gelmiş değildir. Hatta, Zeyd *"İstersen hemen boşayayım Zeyneb'i" demiştir. Yani "sen bizi boşa bari" filan demez..

Ve buradan çıkardığın sonuçta külliyeten yanlıştır. Aklın yoluyla doğru olması gerekeni görüyorsun, tamam. Ama islam dini böyle bir ortaya koymaz. Dahası, tamam niyetiniz iyi ama, bu kadar göz göre göre de kıvırtmacalık; biraz değil, bayaa bir ayıp oluyor:

Bakara/230. Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.

Bak bakalım, ne diyor? Hülle meselesi apayrı bir rezalettir, ama geç onu. Erkek kadını boşarsa... Peygamber sizi boşarsa filan değil. Dahası, kuran veya hadisin hiç bir yerinde, kadının erkeği boşayabileceği veya bu niyetle peygambere/otoriteye başvurabileceği yazmaz. Kadın, ancak kocasından kendini boşamasını talep edebilir, kocası boşamadan da asla boş olmaz. O kadar ki, fıkha göre, kadın ölünce derhal boş düşer, kocasına namahrem olur, ama 40 gün (doğurgan ise iddet müddeti boyunca) ölen kocası kadına helaldir..

Ayan beyan ortada olan şeyleri, yok öyledir, yok şöyledir diye böyle eğip büküp düzeltmeye çalışmanız.. Boş, bomboş.. ama çabanız gerçekten takdire şayan. Bir çaba olarak şayan. İkincisi, islam denen bedevi kültünün, modern toplumlara uymayacağını görmüş olarak, bir şekilde bunu biraz daha kabul edilebilir hale getirmek üzere uğraşmanızla. Ama şunu kabul edin. İslam akıl dini değil, nakil dinidir. Bu 1400 yıldır böyle olmuştur, böyle gidecektir. Ve sonuda orta/uzun vadede yok olmaktan ötesi değildir. Mitoloji arşivlerinin tozlu raflarında islam yerini almaya başlamıştır, arkası gelecek ve o raflarda eski, kanlı bir tarihin hikayesi olarak hristiyanlık vs. ile birlikte yerini alacaktır..

hiramusta
14-06-2006, 16:58
Kur'an evlilik ve boşanma hukukunda da kadının haklarına ağırlık vermiş ev onun boşanmadan en az zararla kurtulmasını sağlamıştır.Kur'anın dininde böyledir.Atalar dinindekine ben karışmam orası beni ilgilendirmiyor.Talak suresinin mealini yazının başında vermiştim.Tekrar etmene gerek yoktu.İkinci defa verdiğimde ne demek istediğimi ayet üzerinde anlatmaya çalıştım. 1.Mealde ozamanki İslam toplumunun aynı zamanda devlet başkanı olan Peygamber geçiyor.ve Peygamber toplumun da *lideri olması vasfıyla boşanma başvurularında kadınları boşayabiliyor.Boşanma isteğiyle kadın bile gelmiş olsa erkek boşayandır,kadın boşanandır.Bu boşanmayı gerçekleştirende o zamanki devletin başkanı,hakimi,kanun koyucusu olan Peygamberdir.Ayeti alalım günümüze gelelim.Ortada Peygamber yok.Ohalde ne olacak?Hukuksal meselelerde Onun makamında kim var?Hakim diyebileceğimiz hukuksal meselelerde yetkili kılınmış kişiler vardır.O halde İslam'a göre geçerli boşamayı da onlar yapar.İddeti sayın deyincede bu koyun saymak gibi bişey değildir.İddetin kayda geçirilmesidir.Bir diğer hususda boşanmış kadının evden çıkarılmamasıdır.Herkes aynı derecede Müslüman,aynı derecede takvalı değildir.Bazıları boşandın mı kadını yanında görmek istemez,kadını kulağından tuttumu sokağa atar.İşte o yetkili merci bununda engellenmesini sağlayarak kadının hakkını korumalıdır.Hülle olayına gelince,İslam da öyle hülle mülle yoktur.Atalar dininde olmasına islam'ı bağlamaz.Şu an acil işim çıktı yazıyı daha sonra tamamlarım.Hoş ve esen kalın.

K.C.
14-06-2006, 17:04
sn. hiramusta,

yukarıda örnek olarak verdiğiniz ayette kadına da boşanma hakkı (boşanmayı talep hakkı) tanındığına dair bir hüküm yok.

kadına boşanma hakkı verildiğine veya kanının boşanma talep etme hakkı olduğuna ve kabul edildiğine dair ayet veya hadis var mı? içtihat değil, ayet veya hadis.

liopleurodon
14-06-2006, 17:18
Hiramusta, hayallerin var, güzel ama hayal.. İslam dini açısından, bir devlet başkanı vs. otorite tarifi yoktur. Ve peygamberde otorite değildir. Peygambere yapılan başvurular genel olarak bir ayet inmesi ile sonuçlanır. Ve gene yanlış bildiğin husus, kadınlar kocalarından başka hiç bir merciye boşanmak üzere başvuramaz. Ve sana ayeti yanlış çevirdiğini de söyledik, gösterdik. "Boşayacaklarına" demez ayet. "Boşadığınıza" der. Yani, boşayana hitap eder, boşanmaya karar verene değil.

Ve en korkunç hatanda şudur. Kur'an ve peygamber, bahsettiğin gibi bir merci tanımı yapmamıştır. Tek merci allahtır, baş sıkışınca allahtan ayet gelir, mesele hallolur. Peygamber, o an ayet filan uyduraayacak haldeyse, veya zaten önceden bu mevzuyu halletmişse, hemen ona göre hüküm verir geçer. İşte zaten böyle bir mercinin tarifi olmadığı için cemel vakası vs. ortaya çımıştır, halifeler öldürülmüştür.

Şöyle söyleyeyim. Senin söylediğin mercinin adı nedir? Bu merci dinen dayanağını hangi ayetten alır?

Hülle filan yoktur deme, çarpılırsın alimallah :) Ayeti inkar etme. Hülle'dir, değildir, bilinmez, ama boşadığın karıyı geri alabilmen için bir başkasının altına yatması gereği sabittir. Dahası, tartışma konusu hülle değil, o ayette kimin kimi nasıl boşadığıdır. Bu ayet orada öyle dururken, çıkıpta ahanda boşama işlerini bir hakim vs. merci yapar demen, komik denecek kadar basit bir savunma çırpınışıdır. Sizi takdir ediyorum, bu dinin kof ve yetersiz olduğunun farkındasınız. ama kendinize bile söyleyemiyor, aksini yapacağız diye, dininizi tahrif ediyorsunuz. Başarılı oma şansınız var mı? Yok !

Ahzab / 36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Maide / 44…. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Maide / 45 …. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.
Maide / 47…. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Maide / 49….. Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et.

Zalim ve fasık olmaktan kaçın. Senin bu yaptığın sokaktaki kafasını kuma sokmuş güruh için zalim ve fasıklığına delaletten fazlası değil. Ve tıpkı Y.Nuri'ye yaptıkları gibi, katlini vacip ilan etmekten, alanen söyleyemeselerde seni fitne vs. ilan etmekten geri kalmayacaklardır. Ve hiç şansın yok. Senin sorunun ateistlerle değil. Önce kendinle, sonra dindaşlarınla. Sen bahailik gibi, kendi vicdanına daha uyan bir din anlayışı üzerinden gitmek, bebekliğinden beri sana aşılana toplumsal hipnozun etkisiyle de bunu allah denen tanrı ile bağlamak istiyorsun. Ama öyle değil. Çünkü, İslam denen "din bu". İşine gelmiyorsa, ateist, zerdüşt filan olursun.. Ama böyle islamı güya düzeltmeye çalışarak, küfre gider, ne Allaha, ne millete yaranabilirsin.. Havanda su döğüyor ve allahın emrine karşı geliyorsun.

Ben mi? Ben diyorum, allah zaten yok, o halde, ne emri, ne farzı? Gitsin bedevi ve bedevi hayranları kendi dünyalarında yaşamaya devam etsin, beni ilgilendirmez..

ŞİA
15-06-2006, 18:32
Sayın Liop, sizinle İslam'ın çağa uyması gerekip, gerekmediği hususunda ayrı bir başlıkta tartışalım.Bu başlığı ben açacağım.(Allah'ın izni ile)


Sayın Karacahil ve Liop, İslam boşama hakkını yanlızca kadına verse,ateistler bu içtihatın erkeğe haksızlık olduğunu düşünüp,yine bu yönde İslam’ı eleştirecekler.Peki ateistlere göre İslam boşama hakkını kime vermelidir?Şüpesiz ki ateistlere göre kadında,erkekte eşit şekilde boşama hakkına sahip olmalıdır.

Oysa bu görüş ile,İslam’ın boşama hakkını yalnızca erkeğe vermesi veya yanlızca kadına vermesi arasında hiçbir fark yoktur.Zira her boşanma olayında,ya erkek boşanma talebinde bulunup boşanmak istemiştir,ya kadın boşanma talebinde bulunup boşanmak istemiştir,yada her ikisi birden boşanmak istemiştir.O halde hakim boşanmak için talepte bulunan bu çiftin boşanma isteğini gerçekleştirirse,şayet boşanma talebinde bulunan erkekse ve kadın boşanmak istemiyorsa hakim ateistlere göre kadına haksızlık yapmış olur.Şayet boşanma talebinde bulunan kadınsa ve erkek boşanmak istemiyorsa hakim ateistlere göre erkeğe haksızlık yapmış olur.Neticede iki insandan birisinin isteği kabul edilecek,diğerininki ise reddedilecektir.Bu durumda hakim erkeğin isteğini kabul etsede,kadının isteğini kabul etsede ateistlere bu hakimi eleştiremez. Zira hakim bu hususta ateistlere önerisi ile hareket ettiğinden dolayı,bu durumda ateistlere kendi sunmuş olduğu öneriyi eleştirmiş olurlar.

Ayrıca evlilikten önce kadın erkekle anlaşarak boşama hakkını alabilir ve bu vesileylede evlilik müddeti boyunca,bu hakkını kullanıp istediği zaman eşini boşayabilir.Şimdi lütfen buna itiraz etmeyin, zira İçtihat dediğimiz olay Kuran ve sünnetten çıkartılan hükümler uyarınca uygulanır.

liopleurodon
16-06-2006, 08:46
Şia hayallerinizle gerçeği karıştırıyorsun. Boş laf üzerindesin. Hangi hakim, hangi makam? Yok böyle bir makam diyoruz sana...

İslamiyette kadının boşanma hakkı bile yoktur. Hak ile talep farklı şeylerdir. Hak olan bir şeyi almak için müracaat ile, haketmediği bir şeyi sehven talep etmek arasında fark vardır. Bu şuna benzer, işe girmek için müracaat edersin. Adam seni işe alır, almaz. Ama sınava girer kazanırsan, hak etmiş olursun. İşte bu şekilde, kadın ancak kocasından boşanmasını talep edebilir. Ve hatta bunu yapmaya hakkı olup olmadığı dahi belirsizdir. Kurandaki ayetlere göre, kadın kocasından boşama talep edebilir bile denmez. Yani, kadın kocasından boşanma isteyince, hastir çekilip, serkeşlik edenleri dövünüz kaidesi gereğince bir temiz sopada yiyebilir ve dinen bu caizdir.

Diyorsun ki, erkek ile kadından birine haksızlık olur filan. Yahu bu kadar şapşal bir laf nasıl ediyorsunuz, kızma ama. Ne bileyim, akşam akşam şarabı biraz fazla filan kaçırdın herhalde. Şimdi akşamdan kalmalık ihtimalin olduğuna göre biraz daha açalım. Öncelikle bahsettiğin hakem vs. mevzusu. Hakim varsa, boşanma olayına tarafların isteklerine göre değil ortadaki hale göre karar verir (olması gereken ve güncel medeni kanunda olduğu halle). Diyelim erkek "Bu kadınlık vazifesini yapmıyor, yataktan kaçıyor, boşayın" desin. Bu halde hakim kadına öncelikle "Var mıdır aslı?" diye sorar. Kadın ise, mesela, "Şu an şöyle bir hastalığım var, bu yüzden şu müddetçe ilişki bana sakıncalı, o yüzden oldu böyle" desin. Ne yapılır, hakim kadını doktora gönderir, o şekilde bir rapor alırsa, bu boşanma sebebi değildir. Erkeğe bir müddet idare etmesi tavsiye edilir. Kıssadan hisse şudur. Hakim marifeti olan boşanmada, boşanmanın kuralları bellidir. Bu kurallar tartışılabilir. Ama bu koşullar yerine gelmedikçe boşanma gerçekleşmez. Bu halde *ne erkeğe, ne kadına bir iltimas veya haksızlık yapılmış olmaz. Kurallar bellidir, gizli saklı, efsunlu filan değildir. Ve örneğin bizim medeni hukukumuz açısından "boşanmak istiyorum" demek asla ve kata boşanmaya yeterli bir durum değildir.

Ama bu medeni hukukta böyledir. İslamda ise bir hakim filan yoktur. Erkek, boş ol der, kadın boş düşer. İddet müddeti beklenir ve herkes kendi yoluna. Kadın ise ancak, arada belli bir samimiyet varsa, kocasından boşanmasını arz eder. Kocası bu isteği kabul edip etmemekte özgürdür. Hukuki açıdan kadının boşanma veya boşanma talep etmesi gibi bir kavram yoktur. Aynı şekilde, kadın erkekle anlaşabilir, kadın erkeğin başka kadınları nikahlamasına ambargo koyabilir vs. gibi laflarda islamda yoktur. Bunlar olmuyor böyle diyen fıkıhçıların içtihat ederek dine soktukları bidatlardır. Kuran ve sünnette ise, buna dair bir ayan olmuş vaziyet yoktur. Eğer varsa, buyrun gösterin. Ayette hadiste ortadadır. Hele hadislere bir girelim, kadınların benzin dökülüp yakılması gerektiğine derhal ikna oluverirsiniz hatta.

Toparlarsak, birincisi hakim boşama vs. olayı derken, hakim isteğe göre değil boşamaya yeten koşullara göre boşanmaya hüküm verir. Kimsenin de, erkek olsun, kadın olsun buna bir itirazı olamaz. Ama islam hukukunda boşanmak erkeğin keyfine kalmıştır, kadının boşanma hakkı yoktur. Biz burada kadına verilsinde erkek seyretsin filan demiyoruz. Eğer erkeğe boşama hakkı veriyorsa, kadına da versin, dileyen ötekini boşasın diyoruz. Bu şekilde tek yönlü olarak kadını ezen bir sistem koymanın anlamı nedir?

Dahası, lütfen, bu bedevi töresinden bozam dinde olmadığı halde, daha büyük sosyal düzenlere adaptasyon için sonradan dine eklenmiş ve hiç bir mesnedi bulunmayan kadaının anlaşması filan gibi mesleleri de bir atın kafanızdan. Böyle bir kural, öncelikle uygulayacak/denetleyecek bir makam gerektirir. islamda herşeyin başında böyle bir mevki tarif edilmemiştir. Dahası, böyle kadın anlaşır falan gibi laflar da yoktur. Gidin, Zeynebin evlenmesi, boşanması ve Muhammetle evlenmesini okuyunuz, inceleyiniz. Bu ilkel bedevi dinini savunmaya çıkınca da, lütfen karşınızdakilerin hadisten, ayetten habersiz olduklarını düşünmeyiniz veya çok şarap içtikten sonra bu sitelere ayılana kadar girmeyiniz..

K.C.
16-06-2006, 08:58
sn.Şia,
öncelikle ateist olmadığım için, ateistlerin boşanma hakkıyla ilgili var olduğunu öne sürdüğünüz düşünceleri üzerime almıyorum.
sadece kadına veya sadece erkeğe boşanma hakkı verilsin tartışması değil benim yazdıklarım. erkeklere boşanma hakkı verildiği Kur'an'da açıkça zikredilirken aynı hakkın kadınlara verilmediği tartışması.

içtihatlar kur'an ve hadise dayanır diyorsunuz ancak kadına da boşanmayı talep hakkı verildiğine dair ne bir ayet ne de bir hadis yazılamadı henüz. Yazıldı da ben göremedim belki.
Boşanmayla ilgili ayetler (ey insanlar) veya (ey eşler) mi der yoksa erkeklere hitaben mi yazılmıştır? Bu sorum yermek ve yokluğu ispatlamak amaçlı değildir. Varlığını ispatlayabilmeniz ve benim de bilgi noksanımı gidermeye yöneliktir.

Müçtehitler günümüz Yargıtay'ı, Danıştay'ı gibi mevcut kanunlarda (ki İslam Hukukunda Kur'an ve Hadistirler) boşluk bulunan durumlarda çok büyük değişikliklere mahal vermemek, kanun maddesi gibi kesin olmamak, hüküm ve kural niteliğinde olmayan, sadece maddenin UYGULAMASINA YÖNELİK İÇTİHATLAR YAPMAKTADIRLAR. İslam hukukunda kadına da boşanma hakkı verildiğine dair bir hüküm varsa bunun nasıl uygulanacağı İÇTİHAT EDİLEBİLİR. Ancak böyle bir maddenin varlığı durumunda içtihat mümkündür. *Ayet, hadis var mı? Varsa yazmanızı rica ediyorum.

İçtihat etmek, yeni kurallar ortaya koymak mıdır sizce, yoksa mevcut kuralların uygulamasını göstermek midir?

sağlıcakla kalınız....

ulas1
16-06-2006, 09:00
evet anladık islamda erkeğin kadını boşaması konusunda zorlama var diyorsun 3
benim asıl merak ettiğim kadının erkeği boşaması hakkında kolaylık varmı.
kadında erkek gibi boşayabilirmi?kuran bu konuda kadınlara nasıl tavsiyelerde bulunmuş kadın
3 defa boş ol derse boşanmış olurmu.o erkek boşarken iki şahit masılınıda sana söyleyim
erkek boşandıktan sonra hemen evleneceği için boşandığına dair şahit tutar yoksa şahit tutmak gibi bir zorunluluğu yok.

hiramusta
16-06-2006, 10:27
Masal anlatıyorsunuz masal...İslama göre hangi erkeğin eşini boşama hakkı varmış?..Yok böyle birşey.Ne erkek kendi kafasına göre karısını boşayabilir ne de kadın kendi kafasına göre boşanabilir?Onları boşayan bir merci vardır.Bu merci 1400 sene önce hem Peygamber hem de ilk islam hukukçusu *yani hakimi olan Allah'ın Resulü Muhammed'dir.Ondan sonra da İslam Devletinin tayin ettiği kadılar olmuştur.Günümüzde ise bu işi hakimler yapmaktadır.Günümüzde bile bir boşanma olayında erkek boşayan taraf,kadın boşanan taraftır boşama işlemini hakim yapmasına rağmen.Her olayda olduğu gibi bu olayda da erkeğin etken,kadının edilgen olmasından dolayı dilimize böyle yerleşmiştir.Bundan dolayıdır ki medeni kanundada erkek boşadığı eşinin ve ayrı yaşayan çocuklarının geçimini temin etmek zorundadır.Buna nafaka diyoruz.Kadın istemediği sürece erkek kadının nafakasını vermek zorundadır.Her konuda olduğu gibi bu konudada 1-2 ayeti alıp öyle bir sonuca varırsanız yanlış yaparsınız.Bir inanca insafsızlık etmiş ve yanlış algılamış olursunuz.Nitekim Kur'anda içkinin iyi tarafından bahseden ayetler de vardır.Ama Kur'anın bütünüyle değerlendirdiğiniz zaman içkinin haram olduğu ortaya çıkar.Kur'andaki boşanma ayetlerine baktığınız zaman ,bu ayetlerde aslolan boşa(n)ma olayı değildir.Aslolan bu boşanma olayında kadının haklarının korunmasıdır.Mehir gibi,iddet süresinin beklenmesi gibi,bu süre içerisinde kadının evden atılmaması ve geçiminin sağlanması gibi.Bu ayetlerde anlatılmak istenen budur.Yoksa boşayan erkeğin,boşanan kadının boşamasını yasal yetkili merci yapar.Bu o dönemde peygamberdir ,ayetlerle anlattık. Hülle olayına gelince ,böyle birşey İslam da yoktur.Birilerinin gerizekalılıklarına başka birilerinin icadettiği şarlatanlıktır,hülle.Neymiş 3 defa boşol denilince ,erkek kadını bir daha nikahı altına alamıyormuş buyüzden kadın başka birisiyle nikah kıyıp ,boşanıp tekrar eski kocasıyla evlenebilirmiş.Rezalete bak yav.Vahiy ancak bu kadar çarpıtılabilir,ancak bu kadar insafsızlık yapılabilir.

Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir. (2/228)
Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir. (2/229)

Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar. (2/230)


Ayetler demek istiyor ki,adam olun hıyar olmayın.Bir anlık öfkenize yenilipte geri dönüşü zor yollara girmeyin.Evliliğinizin kıymetini bilin.Onu çocuk oyuncağı haline getirmeyin.Bu yüzden size 2 defa geri dönüşü olan boşanma hakkı verdik.Yani 1 defa boşandın.Kadın 3 ayhali kadar bekleyecek bu bekleme süresince kadını evden çıkaramayacaksın birrr,onun cinselliğinden istifade edemeyeceksin ikiii,onun geçimini sağlayacaksın üçççç.Bu süre sonunda şayet barışılmazsa onu evde tutmaya hakkın yoktur,kadın istediği yere gitmeye veya isteği kimseyle evlenme hakkına sahiptir.Hiçbir şekilde bu hakkını gasbedemezsin dörttt.İddet süresi içinde problemler halledilir ve barışma olursa yeniden nikah yapılır ve evliliğe devam edilir.Bundan başka bir defa daha geri dönüşlü boşanma hakkı vardır.Üçüncü boşanmanın sonrasında beklenen iddet bitince de *daha o erkek *boşandığı kadınla yeniden evlilik talebinde bulunamaz.Yeniden evlilik talebinde bulunabilmesi için kadının istediği ve razı olduğu birisiyle evlenmesi,onunla doğal sahtekarlık bulunmayan bir evlilik hayatı geçirmesi,evlilikten kaynaklanan problemlerden dolayı 3 kez ayrı ayrı boşanmaları bu boşanmalarda ayrı ayrı 3 iddet beklenmesi ve 3. iddetin sonunda da kadının gönül rızasıyla ilk eşiyle evlenmeyi kabul etmesi gerekmesi gerekmektedir.Hülle denilen olay sahtekarlıktır.İslamla uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur.Cinfikirli birisinin hile-i şeriyeyle *İslama yamamaya çalıştığı hurafedir.

K.C.
16-06-2006, 11:03
Bu kadar uzatmaya ne gerek var.
Kadının da boşanmayı talep etme hakkı olduğuna dair bir tek ayet bir tek hadis koyun bu mevzuu kapanır.

Tabii bir de son yazılandan sonra şöyle bir hadis de isteyebilirim. Peygamber zamanında tüm boşanmaların Peygamberin kadılığı neticesinde yapıldığına dair. Bir tek istisna dahi bu savı çürütür.

liopleurodon
16-06-2006, 11:13
Masal anlatıyorsunuz masal...İslama göre hangi erkeğin eşini boşama hakkı varmış?..Yok böyle birşey.Ne erkek kendi kafasına göre karısını boşayabilir ne de kadın kendi kafasına göre boşanabilir?Onları boşayan bir merci vardır.Bu merci 1400 sene önce hem Peygamber hem de ilk islam hukukçusu *yani hakimi olan Allah'ın Resulü Muhammed'dir.

Sen hayal mi görüyorsun, rüya mı, ne çektin böyle? İslamda erkeğin kadını boşama hakkı hiç bir kaydu şarta bağlı değildir. Yani erkek dilediği zaman karısını boşar. Ve boşanmanın sahih olup olmadığına karar verecek hiç bir mercide yoktur. Bunları nerenden uydurduğunu bir söylesen de, senin deli olmadığını kabul etsek.

Sen şimdi dersin, "sen uyduruyorsun..". Ki diyorsun, masal okuyormuşuz biz.. Öyle mi? Al sana kafiyeli okyalım da tam olsun:

Masala başlıyoruz. Talak suresi diyelim, başlayalım:

1. Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.
2. İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde (nikâhınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.
4. Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
6. Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun, onları sıkıştırıp (gitmelerini sağlamak için) kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için çocuğu emzirirlerse onlara ücretlerini verin, aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.
7. İmkânı geniş olan, nafakayı imkânlarına göre versin; rızkı daralmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin. Allah hiç kimseyi verdiği imkândan fazlasıyla yükümlü kılmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.

Ve masalımız bakara suresinde devam eder:

228. Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir.
229. Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.
230. Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.
231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah'ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir.
232. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
233. Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi baba tarafına aittir. Bir insan ancak gücü yettiğinden sorumlu tutulur. Hiçbir anne, çocuğu sebebiyle, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara uğratılmamalıdır. Onun benzeri (nafaka temini) vâris üzerine de gerekir. Eğer ana ve baba birbiriyle görüşerek ve karşılıklı anlaşarak çocuğu memeden kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek istediğiniz takdirde, süt anneye vermekte olduğunuzu iyilikle teslim etmeniz şartıyla, üzerinize günah yoktur. Allah'tan korkun. Bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı görür.
234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.
235. (İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız. Lâkin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin. Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kıymaya kalkışmayın. Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple Allah'tan sakının. Şunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir.
236. Nikâhtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size mehir zorunluğu yoktur. Bu durumda onlara müt'a (hediye cinsinden bir şeyler) verin. Zengin olan durumuna göre, fakir de durumuna göre vermelidir. Münasip bir müt'a vermek iyiler için bir borçtur.
237. Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvâya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.
241. Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur.


Evet, masalımız bu işte. Varsa, boşanma ilgili başka bir ayet, gösterde görelim. Ve hatta burada kadının erkeği boşayabileceğine dair bir emare var mı bunu gösterde görelim. Bak, bir sürü ayet, hepsi boşanmanın nasıl olacağını anlatır. Kadını boşarsın ve mehri şöyle belirlenir, adeti böyle beklenir, bebeğini emzirebilir, çocuk babaya kalır vs. vs. Var mı hiç, birisini onayı gerekir, kadın erkeği boşarsa şu olur vs. vs. İşte bizim masalımız bu. İster inkar et, küfredenlerden ol, ister kabul et, müslümanlardan ol, senin sorunun..

pante
16-06-2006, 11:28
Şia;
Gerçekleri örtmeye çalışarak bir neticeye ulaşamazsın.
İslam'da evlilik de, boşanma da yetkili merciler huzurunda olmaz. Olmamıştır.
Bulurlar bir cami hocasını, o da olmazsa biraz Kur'an okuyabilen birini kıyarlar nikahı.
Boşanma da öyle merci ile olmaz. Kadını gönderir babasının evine, olay biter.
İstisnalar vardır. Büyük haksızlığa uğramış, kendisine bakacak kimsesi olmayan, mehiri verilmemiş bir kadın, kadıya başvurup da şikayetçi olursa belki o merci konuyla ilgilenir. Ama sonuç yine de kadın açısından hüsrandır. Zaten yüzyılların bu birikimi nedeniyle kadın hala eziktir, ezilmektedir. Medeni kanuna rağmen, eski anlayışın izleri silinememiştir.
Hala, 2. veya 3., 4. kadını, hiçbir merciye başvurmadan alabilmektedir.
Bu çok evliliklerde, ilk eşinin ya da eşlerinin onayının alındığı da büyük bir yalandır.
Uygulama da kesinlikle böyle bir "onay alma" yoktur. İstisnalar hariç.

Boşanma da kadına söz düşmez. Erkek istemezse, boşanma gerçekleşemez. Ama erkek, ne zaman isterse anında karısını boşayabilir. Herşey erkeğin insafına bırakılmıştır. Ne mehirin, ne nafakanın ölçüsü konmamıştır.

Üç talak'dan sonra bir başka erkekle evlilik şartı, boşanmayı zorlaştırmak içindir ama bunun da ölçüsü olmadığından, hile yani hülle yönteminin ortaya çıkması engellenememiştir. Hülleye boyun eğilmiş, hatta desteklenmiştir. Bu duruma düşenlere hülle yolunu bizzat gösteren din adamlarıdır. Hülleciyi bulanlar da çoğunlukla kendileridir. Hatta hüllecilerin kendileri onlardır.

Önemli olan, Allah'ın hükümleri diyerek, o zamanın kabile yaşamına, nüfus azlığına, herkesin birbirini tanıdığı ortam şartlarına göre çıkarılmış kanunların yanlışlarını görüp de hala bunda diretmemektir. Medeni kanun mu, erkek ve kadın arasında daha adaletlidir? Yoksa şeriat kanunu mu? Hangisini tercih edersiniz? Mesele budur. Ve tercih kesinlikle medeni kanundur.

hiramusta
16-06-2006, 11:35
(65/1) Ey peygamber, kadinlari (dikkat et ayet eşini demiyor) bosadigin zaman, iddetli süresinde (temizlendiklerinde) boşamayı ve iddeti sayin. Rabbiniz olan Allah'tan korkup-sakinin. Onlari evlerinden çikarmayin, onlar da çikmasinlar; ancak açik 'çirkin bir hayasizlik' göstermeleri durumu baska. Bunlar Allah'in sinirlaridir. Kim Allah'in sinirlarini çignerse, gerçekten o, kendi nefsine zulmetmis demektir. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasindan bir is (durum) olusturabilir.


(65/2) Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulastiklari zaman, artik onlari maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onları ayırın. Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid yapin. Sahidligi Allah için dosdogru yerine getirin. Iste bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere ögüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakinirsa, (Allah) ona bir çikis yolu gösterir;

Yukarıdaki klasik bir çeviridir.Artık Peygamber olmadığına göre bu görevi Onun hukuksal makamında oturan hakimler yapacaktır.Buna göre bu ayet aşağıdaki gibi tevil edilebilir;
(65/1) EY YETKİLİ MERCİ, kadinlari bosadiginiz zaman, iddet süresinde (temizlendiklerinde) bosayin ve İDDET SÜRESİNİ RESMİ KAYIDA GEÇİN. Rabbiniz olan Allah'tan korkup-sakinin. ONLARIN EVDEN ÇIKARTILMASINAMÜSADE ETMEYİN, onlar da çikmasinlar; ancak açik 'çirkin bir hayasizlik' göstermeleri durumu baska. Bunlar Allah'in sinirlaridir. Kim Allah'in sinirlarini çignerse, gerçekten o, kendi nefsine zulmetmis demektir. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasindan bir is olusturabilir.


(65/2) Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulastiklari zaman, artik onlari güzel bir şekilde tutun, ya da güzel bir şekilde onları ayrın. Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid yapin. Sahidligi Allah için dosdogru yerine getirin. Iste bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere ögüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakinirsa, (Allah) ona bir çikis yolu gösterir;


Kardeş soruyorsun ki İslamda kadın boşanma talep edebilir mi?Kur'anda kadının boşanmayı talep etmesinin önünde bir yasak veya engel var mıdır?Baktığımız zaman böyle bir engel göremiyoruz.İslam evliliklerin sona erdirilmesinden önce herzaman uzlaşmayı,barışmayı esas alır.Öncelikle bunu karı-koca yapmalıdırlar şayet onlar yapamazlarsa heriki tarafın ailesinden birer hakem evlilik uzlaşmasını sağlamaya çalışır.Gene de uzlaşma olmazsa kadın veya erkek boşanmayı talebedebilir.
(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)



Eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/128)

Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa (bak bu cümle çift taraflı iradeyi gösterir yani erkek kadından ayrılabileceği gibi kadın da erkekten ayrılabilir.), Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130)

liopleurodon
16-06-2006, 11:58
Hayır, kafana göre terceme yapmaya çıkma. Ey Peygamber! Kadınlarınızı boşadığınız zaman.. şeklindedir bu cümle. Kadınları boşadığın zaman değil. Ve öyle peygamberin boşadığına dair de hiç bir kayıt yoktur. Buyur, bir tane hadis, ayet vs. gösterde, boşanmanın peygamberin onayından geçtiği ayan olsun. Bazı "boş düşmüş olma" hadiseleri vardır. Mesela, kadın müslüman olur, kocası boş düşmüş müdür vs. gibi.. Bunlar dışında devrin boşanma işlerinin hiç birinin peygambere sorulmadığı ortadadır. Ve ardından gelen 1400 yıl boyunca da bu olmuş, hiç bir erkeğe sen bunu boşayamazsın denmemiştir. Elbette, mehir vs. mevzuları tartışılmıştır, hakime intikal etmiştir. Ayetler bu hakimi akrabadan iki şahit olarak tarif eder. Yani, erkek mehrini verdiğini, kadın aldığını filan tasdik eder..

Ve hala aynı yanlış üzerindesin. İslamda yetkili merci diye bir kavram yoktur. Yetkili merci ve iktidar olacağım diye, peygamberin hemen ardından ortalık toz duman olmuş, malum hadiesler yaşanmıştır.

hiramusta
16-06-2006, 15:31
İğneden ipliğe herkonuda Peygamberin görüşünü soran insanların konu boşanmaya gelince geri durması ne derecede mantıklıdır?Muhammed öncelikle bir insandır,Allah'ın kuludur,babadır,eşdir,hakimdir ve nihayetinde Peygamberdir.Medine islam devletindeki bütün sorunları Hz.Peygamber vahiyden aldığı yetkiyle hallederdi.Bazen bu çözümlere yanaşmayıp başka çözümler arayan insanlarda bulunurdu.Böyle olanları sert birşekilde uyarmıştır.

Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. (4/60)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün. (4/61)

Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (4/65)

Bu yüzden toplumdaki bütün meselelerde olduğu gibi evlilik ve boşanma meseleleri de Hz. Peygamberin hükmüne bağlanırdı.Ve bu kararlar resmi bir şekilde kayıt altına alınırdı.Lafla evlenmede olmaz boşanma da.Hepside şahidler ve topluluk önünde yapılır ve kayıt altına alınır.Evlenmek bir nihak akdidir.Enufak bir borcu kayıt altına aldıran ve aldırtan Peygamberin belki bir ömür boyu sürecek evlilik akdini kayıt altına aldırmaması düşünülebilir mi?Bu boşanmada da geçerli.Siz söyleyin birisi karısını boşol dedi boşadı.İddet müddeti de geçti.Başka biriside o hatuna talip oldu.Adam kışkançlıktan ben bu kadını boşamadım,bu kadın hala benim eşimdir derse ,kadın da ağzı var dili hakkını savunamayacak birisiyse,bu adamın boşandığı karısını geri almasına kim engel olabilir?Ortada kayıt yok bişey yok.zaten böyle birşey de olamaz,İslamda evliliklerde,boşanmalarda kayıt altına alınır.kadınları sömürmek isteyen birilerinin,kendi hevalarına uygun fıkıh icad etmeleri İslamı bağlamaz.hani daha önce demiştikya Emevi saltanatı aslında Cahiliye müşrikliğinin İslam'dan intikam alma amaçlı bir iktidar sultasıdır,diye.Bu zulüm döneminde Peygamberden doğru adına kalan ve rivayeten gelen *birçok eylem,davranış,tavır silinmiş yerine cahiliye müşrikliğinin Emevi versiyonu olan bir fıkıh anlayışı yerleştirilmiştir.Peki o zamanlar Müslümanlar ne yapmışlar?Müslümanlar dağıtılmış,susturulmuş,sindirilmiştir.Düşünsenize Peygamber torunlarına yapmadıklarını bırakmayanlar,sıradan Müslümanlara neler yapmazdı?Bu sebepten bu konuyla ilgili rivayetler var veya yok beni ilgilendirmediğinden bakmadım.Beni daha çok Vahyin hakikatleri ilgilendiriyor.Bu yüzden ben Rabbimden mesajımı alırım,onu anlamaya çalışırım ve sorumlu olduğum kadarını uygulamaya çalışırım. Sözlerimi bağlayacak olursam:İslamda yetkili merci de vardır,şahısta vardır.Bu Peygamber ve Ona yakın zamanda Peygamber,istişare kurulu (şura heyeti),emir sahipleri ve mahkemeler de kadılardır.Günümüzde ise küçük kapsamdan büyüğüne doğru mahkemeler ve bu mahkemelerde ki yargı heyetidir.

Esen kalınız.

liopleurodon
16-06-2006, 16:11
Düşünülemezdi gibi laf sakızlığı yapmaya çıkma. Göster bakalım bu kayıtları da görelim. Peygamber kimleri boşamış? Peygamber kimlerin evliliğini kayda almış? Sen bile düşünemiyorsun böyle bir şeyin olabileceğini, aklın, hafızan almıyor, kabul edemiyorsun.. Ama bilfiil öyleydi işte, adam boş ol diyordu ve bitiyordu. elbette mehir vs. mevzuları da var. Ama boşamak, iki dudağın arasından çıkacak bir cümleye bakıyordu. Ve dahası kadın bu cümleyi asla sarfedemiyordu.

Hadi, getir bakalım bu kaydı, rabtı, zaptı da görelim.. Peygamberin nereye işediğini bile nakleden raviler neden kaç kişiyi nedne/nasıl boşadığını aktarmasınlar muhammedin. Evet, bu kadarını aklın almıyor, sanıyorsun yüzlerce yıl sonra ortaya çıkan bu müesseler ve dini törpüleme gayretleri islamın kendindedir. Aklın almıyor, olamaz, nasıl olurda bu kadar kolay ve haksız olabilir diyorsun. Ama öyle işte. Bizde zaten öyle olduğu için boyuna "Yalandır, masaldır bu din dediğiniz" şey deyip duruyoruz..

K.C.
17-06-2006, 02:02
Fasil : İLA BÖLÜMÜ
Konu : İla
Ravi : İbnu Ömer
Hadis : Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Eğer erkekler (o müddet içinde kefaret yaparak zevcelerine) dönerlerse şüphe yok ki Allah cidden gafur ve rahimdir..." (Bakara, 226) ayetinin açıklaması ile alakalı olarak) şöyle demiştir: " Ayette zikretilen dört ay geçtikten sonra ya rücu etmek veya boşamak üzere zevç tevkif olunur, ila yapan fiilen boşamayınca (bu müddetin dolmasıyla) boşanma husule gelmez." (Bu görüş, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Ebu`d-Derda ve Hz. Aişe (ra)`den ve Ashab`tan on iki kişiden de rivayet edilmiştir. Buhari`nin bir başka rivayetinde İbnu Ömer demiştir ki: "Cenab-ı Hakk`ın ayette zikrettiği ila, dört aylık müddet dışında hiç kimseye helal olmaz. Bu müdded dolunca ya tatlılıkla hanımını tutar veya, Allah`ın emrettiği şekilde boşamaya karar verir, (ila müddetini uzatarak kocanın ayrıca birde boşanmasını beklemek gibi üçüncü bir yola sülük edilemez.)")
HadisNo : 110

Fasil : İLA BÖLÜMÜ
Konu: İla
Ravi : Ali
Hadis : Bir kimse hanımına yaklaşmamaya yemin ederse (ila`ya karar verirse), bundan boşanma hasıl olmaz. Dört aylık müddet geçince, ila yapan koca tevkif olunur, ya boşar ya da kefaret ödeyerek rücu eder." İmam Malik der ki: "Bir kimse, çocuğu sütten kesilinceye kadar hanımına yaklaşmamaya yemin edecek olsa, bu ila yemini sayılmaz. Bana Hz. Aişe`den ulaşan bir rivayete göre, bu durumdan kendisine sorulduğu vakit bunun ila olmadığını belirtmiştir."
HadisNo : 111
(yorumum: adam karısına yaklaşmamaya yemin ediyor. Dört ay yaklaşmazsa ya boşuyor ya da yemininden rücu ediyor. Kadının fikri?? Kadının onayı??)

Fasil : BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ
Konu : Ebeveyne İyilik
Ravi : İbnu Ömer
Hadis : Nikahım altında bir kadın vardı ve onu, seviyordum da. Babam Ömer ise, onu sevmiyordu. Bana: "Boşa onu" dedi. Ben itiraz ettim ve boşamadım. Babam Ömer (ra) Hz. Peygamber (sav)`e gelerek durumu arzetti. Resulullah (sav) bana: "Boşa onu" dedi. (Tirmizi hadisin sahih olduğunu da belirtti.)
HadisNo : 162

(yorumum:ataerkil aile ne yuva ne sevgi dinlemiş. Resulullah da 'boşa onu' demiş. Adamın boşaması kastediliyor. Kadının fikrine gerek yok. Boşayan merci, makam mevzuu'na hiç girmeyeyim hadiste yok zira)

Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Bakara Suresi
Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Kur`an-ı Kerim`deki "Kocaları, bekleme müddeti içinde barışmak isterlerse onları geri almaya (herkesten) çok layıktırlar" (Bakara 228) ayeti hakkında şunu söyledi: "Erkek hanımını üç talakla da boşasa hanımını geri almaya herkesten daha çok hak sahibi idi. Ancak bu hüküm, Cenab-ı Hakk`ın şu sözü ile neshedildi: "Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır..." (Bakara, 229).
HadisNo : 487

(yorumum: üç talak ayetle neshedilmiş. Bu hadisi niçin müslüman kardeşler bulmadılar ki)
üstteki Bakara 228. ayetinin nüzul sebebi:
Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Bakara Suresi
Ravi : Urvetu`bnu`z-Zübeyr
Hadis : Cahiliye devrinde kişi hanımım boşar, iddeti sona ermeden geri almak isterse, alma hakkına sahipti. Bu şekilde bin kere boşayıp geri dönebilirdi. (Bu hal bir adamın şu hadisesine kadar devam etti.) Bir gün adam hanımını boşadı ve iddeti dolmak üzere iken hanımını geri aldı, sonra tekrar boşadı ve hanımına: "Allah`a kasem olsun seni evime almıyorum ve ebediyen başkasına da helal olmayacaksın" dedi. Kadın: "Bu nasıl olur?" deyince, adam: "Seni boşuyorum, iddetin dolmadan tekrar geri alacağım ve bu böylece devam edip gidecek" dedi. Kadın Hz. Aişe (ra)`ye gitti, durumu anlattı. Hz. Aişe cevap vermedi. Resulullah (sav)`ı bekledi. Gelince vak`ayı anlattı. Resulullah (sav) da cevap vermedi (vahiy bekledi). Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Boşama iki defadır ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır" (Bakara, 229). O günden itibaren insanlar bu yeni talaka yöneldiler, boşayan da boşamayan da. (Parantez içindeki açıklayıcı kısımlar Tirmizi`deki ziyadeden alınmıştır)
HadisNo : 488

Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Talak Suresi
Ravi : İbnu Abbas
Hadis : "Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gözeterek boşayın.." (Talak 1) mealindeki ayeti, "...iddetlerinin önünde boşayın" diyerek kıraat etmiştir (okumuştur). (İmam Malik der ki: "Bununla, her temizlik devresinde bir kere boşaması gerektiğini kastedmiştir.")
HadisNo : 837
devam edecek...

K.C.
17-06-2006, 02:19
Fasil : İDDET VE İSTİBRA BÖLÜMÜ
Konu : Sükna Ve Nafaka
Ravi : Fatıma Bintu Kays
Hadis : Anlattığına göre, kocası kendisini talak-ı bette ile boşamıştır. Kocası ortalıkta olmadığı halde, vekilini (bir miktar) arpa ile Fatıma`ya göndermiş, Fatıma da bunu pek az bulmuştu. (Veya vekile kızmıştı.) Vekil: "Vallahi bizim üzerimizde (nafaka hakkı olarak) bir şeyin yok!" demiştir. Fatıma da Resulullah (sav)`a gelerek durumu anlatmış. Aleyhissalatu vesselam da : "Senin onun üzerinde nafakan yok" buyurmuş ve Ümmü Şerik el-Ensariyye (ra)`nin yanında iddetini geçirmesini emretmiştir. Sonra, Fatıma`ya: "Bu kadın, ashabımın çokça uğradıkları birisidir. Sen iddetini İbnu Ümmi Mektum`un yanında geçir. Zira o, ama birisidir, örtünü de (onun yanında) çıkarabilirsin. (İddetin bitip) helal oldun mu bana haber ver!" buyurdu. (Fatıma der ki): "Helal hale geldiğim zaman, Resulullah (sav)`a gelip Muaviye İbnu Ebi Süfyan ve Ebu Cehm (ra)`in benimle evlenmek istediklerini haber verdim. Aleyhissalatu vesselam buyurdular ki "Ebu Cehm, sopasını omuzundan indirmez. Muaviye ise fakirdir, parası yoktur. Sen Üsame İbnu Zeyd (ra) ile evlen!" Üsame hoşuma gitmedi. (Resulullah (sav) bunu seçmiş olacak ki tekrar): "Sen Üsame`yle evlen!" buyurdu. Ben de onunla evlendim. Allah Teala Hazretleri onu bana hayırlı kıldı. Onunla mes`ud oldum.
HadisNo : 4203

Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Nisa Suresi
Ravi : Aişe
Hadis : Cenab-ı Hakk`ın şu ayette: "Ey Muhammed! Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: Bu fetva kendilerine yazılan şeyi vermediğiniz ve kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitab`ta size okunandır..." (Nisa, 127) ayetinde atıfta bulunan bahis. Önceki ayettir ki orada şöyle denmektedir: "Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz." Hz. Aişe (ra) devamla şunu söyledi: "Sonraki ayette yani, "... kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara..." (Nisa, 127) ifadesinin geçtiği ayette, Cenab-ı Hakk`ın mevzubahis ettiği arzu, kişinin terbiyesi altında bulunan yetimenin malı ve güzelliği az olması halindeki arzudur. Bu durumda onunla evlenmek istememektedir.
HadisNo : 537
şimdi bu son cümleye ne denebilir ki: çirkin ve fakirse yetimlerle evlenme git ötekilerden 2, 3, 4 al. Hadis (özrü) ayetten (kabahatinden) büyük.

ŞİA
18-06-2006, 11:51
Sayın Liop, sizin bahsetmiş olduğunuz hüküm, yani nasıl ki günümüzde hakimler kadın kocayı boşuyorsa, Şiada da şer'i Hakim (Müçtehid) kadın ve kocayı boşar.İster kadın müracaat etsin, ister erkek.Yeter ki kadın, geçerli bir mazeret öne sürsün.

Sayın Hira mustanın dediği gibi, bin defa da erkek kadına boşol desin boşayamaz.Nasıl evlenirken bu şahıslar nikah ahti okutmak mecburiyetinde iseler, aynı şekilde, boşanırken de ahit okumaları gerekmektedir.


Şu hususu lütfen gözönünde bulundurun ve insaflı olun.Erkek ve kadın anlaşırlarsa, kadının da erkeği boşama hakkı vardır.Bu Şia ve sünni fıkhında da böyledir.

liopleurodon
19-06-2006, 09:35
Şia, hala boş laf üzeridnesin. Ben sana bugün çeşitli islam ülkelerinde uygulananı değil, islam dininde, kuranda, hadiste tarif edileni soruyorum. İslam dininde hakim diye bir mevki yoktur. Böyle bir mevki hukuki zeminini asla dinden almaz. Ve erkeğin boş ol demesiyle kadın boş düşer. Ötesi yoktur.

Evlenirken nikah akti okutmak mecburiyeti filan da yoktur.

Bu dediklerin, Şia ve Sünni fıkhında böyledir, doğru ama o fıkıhlar islam fıkhı değildir. Ve dahası Sünni'ler Şia'yı bozuk mezhep, şıiler sünnileri bozuk mezhep ilan ederler. Ve hatta birbrilerini katli vacip olarak görüp boyuna öldürürler. İstersen haritada biraz aşağılara bak, Şia ve Sünnilerin nasıl birbirini doğradığını bizzat görürsün..


Kuranda ve hadislerde, erkeğin karısını boşamasına tahdit koyna hiç bir hüküm, hakim gibi bir merci, mevki, kadının erkeği boşamasına dair herhangi bir açık kapı yoktur. Bu gibi hususlar, içtihat ile ilkel bedevi adetlerinin yeterli olmaması üzerine, içtihat vs. gibi müesselerle ortaya konan bidatlerdir. Aksini iddia ediyorsan, bir tek ayet getir, bir hadis getirde görelim.

hiramusta
19-06-2006, 10:10
Bu konuyla ilgili ortak kanaatlere sahip olduğumuz bir link veriyorum;

http://www.kurandasevgi.gen.tr/kkadin/index.htm

hiramusta
22-06-2006, 00:01
Kadının boşanma talep edebileceğiyle ilgili bir ayet daha!
Bir boşama iki defa [geri alınabilir], ki bu durumda evlilik ya iyilikle devam eder veya güzel bir şekilde sona erdirilir.

Ve kadınlarınıza verdiklerinizden herhangi bir şeyi geri almanız, her iki [taraf]ın da Allah'ın koyduğu sınırları koruyamamaktan korkmaları hali dışında, sizin için helal değildir: O halde, ikisinin de Allah'ın koyduğu sınırları koruyamayacaklarından korkuyorsanız, kadının serbestliğe kavuşması için [kocasına] bazı şeyler bırakmasında her iki taraf için de bir günah yoktur.(dipnot 218)

Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır; onları ihlal etmeyiniz: Zira kim Allah'ın koyduğu sınırları ihlal ederse, işte onlar zalimlerdir! (Bakara 229)

Dipnot:218 Bütün otoriteler, bu ayetin, kadının kocasından kayıtsız şartsız boşanmasını isteme hakkı ile ilgili olduğunda mutabıktırlar; bu şekilde kadının isteği ile evliliğin sona erdirilmesine hul‘ adı verilir. Sıhhat derecesi yüksek birçok Hadis'e göre, Sâbit b. Kays'ın karısı Cemîle Hz. Peygamber'e gelerek, kocasının kusursuz karakterine ve davranış tarzına rağmen “İslam'ı kabul ettikten sonra yeniden küfre düşmekten ne kadar nefret ediyorsa, kocasından da o kadar nefret ettiği”ni beyan ederek boşanmasını talep etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Cemîle'ye, kocasının evlendikleri zaman kendisine mehir olarak verdiği bahçeyi ona iade etmesini emretti ve evliliğin bittiğini ilan etti. (Bu Hadis'in birçok değişik şekli, İbni ‘Abbâs'dan rivayetle Buhârî, Neseî, Tirmizî, İbni Mâce ve Beyhakî'de kaydedilmiştir.) Benzer Hadisler, Hubeyde Binti Sehl adlı kadınla ilgili olarak, İmâm Mâlik'in Muvatta’ında, İmâm Ahmed'in Müsned'inde, Neseî ve Ebû Davûd mecmualarında Hz. Ayşe'den rivayetle nakledilmiştir (aradaki tek fark, son kaynakta kadının ismi Hafsa Binti Sehl olarak anılmıştır). Bu Rivayetlere istinaden İslam Hukuku, kocanın evliliğe ilişkin yükümlülüklerini herhangi bir şekilde ihlal etmemiş olması şartıyla, sadece kadının isteği üzerine evlilik sona erdirilirse, kadının akdi bozan taraf olacağını ve bu nedenle, nikah sırasında kocasından almış olduğu mehri iade etmek zorunda kalacağını hükme bağlamıştır; ve bu durumda, kadının kendi hür iradesiyle vazgeçmiş olduğu mehri kocanın geri almasında “her iki taraf için de hiçbir günah yoktur”. Bütün bu rivayetlerin ve hukukî sonuçlarının etraflı bir tartışması, Neylu'l-Evtâr'da (VII, 34-41) görülebilir. İslam Hukuku'nun çeşitli ekollerinin bu konu ile ilgili görüşlerinin bir özeti için bkz. Bidâyetu'l-Müctehid II, 54-57.

Bu da ilgili hadis:6598 - Amr İbnu Şu'ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: "Habibe Bintu Sehl, Sabit İbnu Kays, İbni Şemmas radıyallahu anhüma'nın nikahı altında idi. Sabit ise kısa boylu çirkin bir adamdı. Habibe, Aleyhissalatu vesselam'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Vallahi, Allah'tan korkmasam, kocam yanıma girince suratına tüküreceğim (o kadar nefret ediyorum)" der.Aleyhissalatu vesselam: "(Mehir olarak aldığın) bahçeyi geri verir misin?" dedi. Kadın "evet!" dedi.
Ravi der ki: "Kadın bahçeyi Sabit'e iade etti. Resulullah aleyhissalatu vesselam da onları ayırdı." (demekki Peygamber boşayabiliyormuş)


Kadının boşanma talep edebilmesiyle ilgili bulabildiğim diğer hadisler:

4053 - Sevban radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Hangi kadın, (çok ciddi) bir gerek yokken kocasına boşanma talebinde bulunursa, bilsin ki, cennetin kokusu kendisine haramdır."
Ebu Davud, Talak 18, (2226); Tirmizi, Talak 11, (1187); İbnu Mace, Talak 21, (2055).
6597 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Mazur bir sebep yokken kocasından boşanma talep eden kadın cennetin kokusunu bile bulamaz. Halbuki cennetin kokusu kırk yıllık yürüme mesafesinden duyulur."

liopleurodon
22-06-2006, 09:52
Hiramusta, bu boşama mevzusu, devrin ilkel bedevi töresi için doğal, normal bir vakadır. Ama takip eden dönemde sorun yumağı oluşturmuştur. Hoş hemen her mevzu böyledir. Malum miras mevzusu mesela.. Bu durumda da birileri çıkmış tefsir vs. diyerek böyle günü kurtarmaya çalışmıştır.

Bu anlattıklarından bariz bir şekilde kadının kocasını boşama hakkının olmadığı görülüyor. Erkek karısını boşar, dilediği zaman, sorgusuz sualsiz. Ama kadın bunu yapamaz. Ancak böyle peygambere gider filan. Ama dikkat edin, islamda bir yargı, yürütme vs. mercii tanımlı değildir. Yani bu konuda kimin hüküm vereceği tanımsızdır. Peygamberin mevta olmasıyla bunlar külliyeten ortada kalmıştır.

Sen ise hala debeleniyorsun, insaf et kendine biraz. Açıkca, kadınların kocalarını boşayamadıklarını gösteren hadisleri, ayetleri filan getirip koyuyorsun, sonra da ahanda bakın, kadın kocasını boşayabiliyor diyorsun. Hayır biraderim, kadın kocasını boşayamıyor. Ancak araya hatırlı kişileri sokmak, onlarla yüz göz olmak durumunda kalıyor. Ama erkek, boş ol diyor, iddet müddetini bekliyor ve iş bitiyor.. Bu hadislerde bu gerçeği gayet bariz şekilde ortaya çıkarıyor.

Diğer hadislere de bak bakalım. Hangi erkek gelip muhammede bizi boşa demiş?

Ayette bahsedilen husus, kadının mehrinden vazgeçmesi hususudur. Hul mevzusu olarak bilinir. Ama bu ayetler filan tefsir edilirken büyük bir sümen altı vakası yapılır. İslamda bir yetkili merci tanımı yoktur. Kimdir, kime gidecektir kadın beni boşayın diyerek? Böyle bir müessese yoktur. Dahası, kadın böyle kendine merci ararken, erkek kapıyı göstermekle işi bitirebilmektedir. Bu nasıl adaletdir? Bu nasıl perhizdir?

ŞİA
22-06-2006, 10:09
Liop Allah'tan kork diyeceğim.Ama Allah'ın yok.Niçin bile bile iftira ediyorsun veya kimi memnun etmek için kendini bu şekilde gülünç duruma düşürüyorsun anlamıyorum.Kadın anlaştığı taktirde kocasını boşayabilir.Veya taklidi mercie gider, taklidi merci kocaya mühlet verir, bu mühlet içerisinde koca kendini düzeltmesse, kadını boşayabilir.Bu islam'ın yasasıdır.Müçtehid bu ruhsatı İslam'dan alır.Ben müçtehid değilim.Türkiye'de yim.Dolayısıyla hangi hadisden bu hükmü çıkardığını bulma gibi bir imkana sahip değilim.Kaynaklarımızda henüz türkçeye çevrilmiş durumda değil ki sana bunu izah edeyim.

liopleurodon
22-06-2006, 11:01
ŞİA, beni geç ama sen biraz Allahtan kork önce. Çarpılan alimallah, böyle ayeti filan kendince eğip bükerken..

Bak, kadın kocasını ikna etmek zorundadır boşanmak için. Bu amaçla da tek ekonomik güvencesi olan mehrinden vazgeçebilir (Hul vakası). Ayetler bunu açıkca gösterir.

Ama erkek karısını boşayacağında hiç bir kayda, rızaya filan tabi değildir. Boşamanın nedeni değil, yöntemi ortadadır. Boş ol dersin, canının istiyor olması yeterlidir. Bu anda kadın boş düşer ve mehir, iddet müddetince bekleme, bu müdddette rızkının temini gibi hakları doğar. Ama hiç bir şekilde "Beni boşayamazsın" filan diyemez. Bu niyetlede hiç kimseye başvuramaz. Boşanmanın kefaretini ödeyen herkes, gönlünce karısını boşayabilir.

Ama kadın kocayı boşayamaz. Koca diyelim kadını dövüyor boyuna. Buna hakkı var, ayet bunu farz kılmış. Kadının tek yapabileceği çaresiz oturmaktır. Kocasından kendini boşamasını arz etmektir. Kocası onu boşamazsa hiç bir şey yapamaz. Sen diyorsun ki, taklidi merciye başvurur. Kimdir bu merci? Bu merci, bu kararı vermek üzere gücünü nereden alır? Bu mercinin seçilmesi vs. neye göredir? İslamda böyle bir merci tayin edilmemiştir. Alakalı ayetlere bakarsanız, iki şahit bir merci eder ama onlar boşanıp boşanmadığına değil, mesela mehrin doğru yerine getirilip getirilmediğine bakarlar. Dahası, adam çıkıp, vermiyorum mehir filan ayağı yüzünden boşamıyorum diyebilir. Buna karşı hiç bir yaptırım yoktur.

Ama kızlarda insan evladıdır. Ve insanlar evlatlarını gözü gibi kollar. Adamın kızı bu hale düşerse, düşmesi kaygısı varsa, bunu haksızlık, dirayetsizlik olur görür. Başlarım böyle dine filan der gider. Bu da dinin bir numaralı esprisi olan otoriteye isyanla sonuçlanır. Bu yüzden de ilerleyen zaman içinde bu ve benzeri durumlar, tefsir filan denerek biraz daha hakkaniyetli olacak şekilde törpülenmiş, sosyal hayata monte edilmiştir. Ama bunların hepsi bidattan ibarettir. Yani dine sonradan sokulmuş mevzulardır.

Evet, açıkca soruyorum. Bu bahsettiğin merci, bu mercinin hukuki dayanağı, usulleri, yanlış hüküm kaygısı halinde nereye başvurulacağı (temyiz) vs. nerdedir, islama göre? Bu mercinin dayanağı olan hangi ayet vardır?

Kadın neden boşanmak için bir merciye başvurmak zorunda iken, erkek kafasına göre takılabilmektedir?

K.C.
22-06-2006, 11:18
Aslında o ayet ve hadislerden kadının da boşanma hakkı olduğunu anlayabiliyoruz. Ancak liop'un dediği gibi erkeğin boşanmasında aranmayan şartlar kadının boşanma talebinde aranıyor. Hadiste kadın peygambere baş vuruyor. Bu hadis kadının bir merci huzurunda boşanması gerektiğine tek başına delil teşkil eder mi tartışılır. İlerleyen hadislere baktığımızda parantez içi ilavede (önemli bir sebep)ten bahsediliyor. Parantez içlerini hiç sevmem. Dine sonradan yapılan yorumlardır onlar. Yine de var sayalım ki İslamiyet'in muradı da o, yine de erkeğe getirilmemiş bir şart var ortada.
Bir diğer husus kadın boşanmak istediğinde mehrini erkeğe geri veriyor. Bu da kadın ile erkek boşanma talepleri arasındaki en önemli ve adaletsiz fark bence. Çünkü erkek boşanmayı talep ettiğinde kadının mehrini isteyemezken kadın ancak bu mehirden vazgeçtiği taktirde boşanabiliyor. Bu durumda geçerli bir sebebin var olduğunu düşünelim, diyelim ki kocası kadına kötü davranmakta, kadın bu davranışlardan kurtulmak için üstüne üstlük haksız olan tarafa tazminat ödüyor. Bu apaçık bir ADALETSİZLİKTİR. Erkek hem kusurlu hem karda.
Hadislere baktığımızda kadının cennet kokusundan uzak olduğunu görüyoruz. Bir kadının boşanması için bundan daha CAYDIRICI bir yaptırım olamaz. Boşanmayla ilgili bir hadis daha okumuştum orada da boşanan kadının MÜNAFIK gibi olacağı rivayet ediliyordu.
Cennete girememek ve münafıklıkla tehdit edilmiş bir kadının boşanmaya cüret edebileceğini zannetmiyorum. Geçerli, önemli bir sebebin taktiri kime verilmiş? Hadiste kadın kocasından nefret ettiği için boşanmış. Nefret etmek geçerli bir sebep mi?
Geçerli sebebin varlığında dahi kadın niçin eşine tazminat öder?
Geçerli sebep şartı niçin erkek için yoktur, iki dudağı arasından çıkacak birkaç söze bakar?

ŞİA
22-06-2006, 11:39
Liop ben ayet *yorumlamadım.Merciinin kim olduğunu sormuşsun.İslam dininde her zamanda bir müçtehidin bulunması farz-ı kifayedir.Taklidi mercii makamı Şiada şu anda das vardır.Ama dediğin gibi, sünniler içerisinde bu makam şu anda yoktur.Fakat yok olmaması, İslam'da böyle bir makamın olmaması anlamına gelmez.Sünniler içerisinde birileri çıkmış, içtihat kapısı kapanmıştır diye uydurma, dende yeri olmayan bir söz söylemiştir.Bu söze yine sünni alimleri karşı çıkmışlardır.



İmam Malik: İmam Malik bu konuda şöyle buyuruyor.Ben bir insanım. *Hem doğru *hem de yanlış yapabilirim. *Benim sözlerimi kitap Kuran ve Sünnet’le *karşılaştırınız (Yani onlara uygun olmayanı atınız)

İmam Şafii: İmam Şafii de şöyle *buyurmuştur.Eğer benim sözlerimin aksine *doğru bir hadis bulursanız *benim sözümü *duvara çarpınız.(El Mezahib ül Erbaa cl *s 217)

İmam *Azam: imam *Azam buyuruyorki *Bu benim reyimdir.hatta benim en iyi reyimdir.Herkim bundan gayrısını getirip ispat ederse ben onu kabul ederim.

* * * * * Benim verdiğim fetvanın delillerini bilmeden,benim sözüm üzerinden fetva veren kimseye fetva haramdır.

İmam Hanbel: Halk ilim sermayesinin azlığından başkalarına tabi olurlar,dini başkalarına tabi kılma! çünkü onlarda yanlışlıktan ve yanılmaktan korunmuş değillerdir.

İmam Şarani: Geçmişlerden hiçbir *sahabe ve tabiinden İslam *dininde herhangi *muayyen bir meshebe *uymaya *dair *bir emir *bize gelmemiştir. Eğer *böyle bir şey *söylemiş *olsalardı *günaha girmiş olurlardı . Çünkü *bu taktirde *o müctehidin *Peygamber’in (sav) bazı hadisleri *görmemesi üzerine *o hadislere *amel edilmeyebilirdi.

* * *İslam şeriatı, Muayyen bir müctehedin bilgisi ve anlayışı olamaz belki bütün *müctehitlerin bilgilerinin *tümü *olabilir Müslümanların muayyen bir mezhebe tabi olmaları nasıl vacib edildiği belli değildir.Halbuki müctehitler kendilerine tabi olunmaktan sakınmışlar.Peygamber (sav) den sahih hadis gördüğünüz taktirde ona uyun ve bizim fetvalarımızı atın diye halka tavsiyede bulunmuşlardır.

Abdulazim:Ehl-i Sünnet’in en büyüklerinden olan Abdülazim şöyle diyor: Biliniz *ki Allah Teala kimseyi Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli olun diye mükellef kılmamış ancak İslam Peygamberinin (sav) getirdiklerine iman etmeyi vacip etmiştir. Risalet-il Kavl-il sadid s3

Hanefi ibni Cevzi Cemal –üddin ;Ehli Sünnet’in meşhur alimlerinden olan *Hanefi ibni Cevzi Cemal –üddin’in bu hususta üzerinde durulmaya değer kıymetli sözü var Diyorki:bir meshebe tabi olmak aklın kaidesini iptal etmek demektir.Halbuki Allah (cc) aklı düşünmek doğru yolu bulmak için *yaratmıştır.Bir *insanın elinde bulunan ışığı *sürdürmesi, karanlıkla yürümesi yanlış iştir.Mezheblere uyanlar bu şahsa *taazim ediyorlar o mezhebin imamına itakatta *bulunuyorlar onların sözlerine ve *fetvalarını düşünmeden kabul ediyorlar.Bu zelalettir.Çünkü söze dikkat etmek gerekir söyleyene değil. Teblis-i iblis ibni Cevzi *s 81

Abdül Muteal: Mısırlı alimlerden Ezher üniversitesi mensuplarından bulunan Abdül Muteal diyorki:Ben diyebilirimki içtihat etmeye mani olmak zulüme, zorbalığa,dünya malına temah etmeye sebebiyet vermiştir.Eğer bu vesileler bizim *kabul ettiğimiz dört mezhepten gayrileri hakkında da tahakuk etseydi muhakkak bir cemaatte o mesheplere tabi olurlardı ve bizde onları kabul ederdik;ama o mesheplerde *o güç ve kuvvet olmadığından kabul etmiyoruz.

* * * * * * * Biz şimdi bizleri dört mezhebe bağlayan bu vesilelerin meydana getirdiği zincirlerini çözebiliriz ve İslam’daki içtihat serbestisine dönebiliriz.Çünkü kahır ve galebe(zor ve baskı) içtihat serbestine *mani olmuştur. Müslümanların *umumi reyi değil Meydan-il İçtihat *s 14


İbni Abidin:Ehl-i Sünnet’in büyüklerinden olan ibni Abidin şöyle *söyler: Bir insanın muayyen bir mezhebe bağlı kalması caiz değildir.Her kim içtihadı, birkaç kişiye *mahsus *sonrakileri öncekilere taki vemukallidi ve şeriatın anlaşılmasını sabıklara ait bilirse Allah’ı ve *onun dinini tahkir etmiş sayılır.Halbuki *bu şeriat bütün insanların idrakine göre gönderilmiştir.

Eğer *söylenirse ki ,sonrakiler Allah’ın kitabında Peygamber’in (sav)sünnetinde *içtihat etme *kabiliyetini *haiz değillerdir.illa da sabık müçtehitlere tabi olmamalıdırlar Bu ve boş batıl sözlerine *ne delil getirebileceklerdir?Acaba bu sözlerin manası Allah’ın (cc) hükümlerini ortadan kaldırmaktan *başka bir şey midir? Cila’ül Ayneyn s 107

Şati:Ehl-i Sünnet alimlerinden *Şati,bu hususta derki: İmamların mezhebine tabi olan kimseler *zannederlerki,imamların mezhepleridir.Birde derecedeki kendi imamından gayri bir müctehide fazilet kail olunursa onu *inkar eder *ve İslam yolundan çıkmış sanır,halbuki bu hususta *elinde herhangi bir delil bulunamaz.

Dr Abdül Daim: İslam’ın siyasi felsefesinin *müellifi Dr Abdül Daim kitabının 21 sayfasında *şöyle yazıyor:Müslümanların geri kalmasının sebebi,içtihadın yasaklanması ve ictihat kapısının *kapanması zamanından başlar.Dünya ne kadar ileri gittiyse müslümanlarda *o kadar geri kaldılar. Geçmişlerin *siyasi itibarları bakımından koydukları binaları kimse sonradan değiştiremedi Padişahlar,valiler kendi siyasi makamlarını korumak için düşüncenin ve içtihadın önünü aldılar.Böylelikle kendilerine karşı itirazda bulunabileceklerinden *asude hatır oldular. Her vakit ıslahatçı ve hür düşünceli bir şahıs çıkıp zamanında hükümdarından korkmadan bir şey söylemek isterse bile sözlerini dinleyen olmuyordu.İçtihat kapısı kapanmıştır.kimse açamaz diyorlardı.

Cemal-eddin Efgani;Sultan Abdülhamid zamanında *bir müddet İstanbul’da bulunan tesirli hitabeleri ile reşit türk milletini uyandırmaya ve onları sanayiye ve medeni teşkilata teşvik eden meşhur Cemal-eddin efgani,kendi hatıra kitabının 177’inci sayfasında şöyle yazar:

* * * * * Şüphesiz eğer imam Azam’ın, Malik’in, Şafii ,Ahmed’i Hanbel’in *ömürleri şimdiye kadar ecel aman verip devam etseydi,bugünkü *türlü içtimai mesele üzerinde Kuran’dan ve hadisten ahkam çıkarıp daha fazla düşünselerdi daha dakik olarak ilahi ahkamdan istifade ederlerdi.

* * * * * *Evet onlar imamlar ve müctehidler idiler zahmetler çektiler ve dinin esaslarını kurdular Allah onlara iyi mükafatlar ihsan buyursun ama imamların Kuran’ın bütün esrarını anlayarak hepsini kitaplarında yazarak bize bıraktıklarına inanmamak gerekir.

Muhammed Vecdi;Dairet’ul Mearif adlı eserinin 3 cildinde şöyle yazar:”Toplumun yeni duyduğu ihtiyaçların gerektirdiği kadarıyla,hükümler içtihatla ispatlanır.Hükümleri içtihat edebilecek müçtehitlere her asırda ihtiyaç vardır.İslamın birinci asrından ,üçüncü asrına kadar müçtehitler içtihat ediyor ,İslamın ilk öğretileriyle yeni çıkan olayları birleştirmede görüşlerinin birbirine ters düşmesinden hiç çekinmiyorlardı.Ancak toplumsal gevşekliklerin meydana geldiği ve İslam’ın esrarını anlayamadıkları sonraki dönemlerde ,kusurlarının üzerini örtmek için içtihat kapısının kapandığını bahane ederek mazeret getirdiler.Oysa Kuran’ın net ifadesine göre sahih hadisler göre içtihat kapısı kıyamete kadar açıktır...

Kadı Behlül Behçet efendi;Muhammedoğulları Tarihinde Teşrih ve Muhakeme adlı eserinde bu hususta şöyle demiştir:”İçtihat,Kuran-ı Kerim ve Resulullah’ın (sav)sahihi hadisleriyle ispat olmuş ,İslam dininin ileri gelenleri bunu sürekli uygulamışlardır.Hicretten üçyüz yıl sonra zalim hükümetlere uyan Dünya perest ulema ve fakihler ,kendilerinde İslam hükümlerinde içtihat etme liyakatı göremeyince ,zamanlarının sultanları,halifeleri,zalim yöneticilerinin isteklerinin aksine bir işe girişmeleri ,onların yanında makamlarının düşmesine ,dünyevi zararlarına ,dirhem ve dinarlarının azalmasına sebeb olacağından “içtihat kapısı bağlanmıştır”gibi zalimane bir söz uyguladılar.
* * * * * * Onlardan sonra gelen müslümanlarda ,akla ve nakle dayalı olmayan “içtihat kapısı kapanmıştır”sözünü şer’i bir söz kabul edip susmuş ve buna karşı ses çıkarmamışlardır.”



Sayın K.C., İslam'dan önce kadının mehir hakkı yoktur.Mehir zaten arkek tarafından kadına verilen bir paradır.Kadın erkeğe bu parayı daha önceden borç olarak vermemiş ki, bu kadına yapılan bir haksızlık olsun.Ayrıca dövme gibi olaylarda, kadın merciiye bildirir, mercide o kadanı boşar.

K.C.
22-06-2006, 12:05
sayın ŞİA, demişsiniz ki:
"Mehir zaten arkek tarafından kadına verilen bir paradır.Kadın erkeğe bu parayı daha önceden borç olarak vermemiş ki, bu kadına yapılan bir haksızlık olsun.Ayrıca dövme gibi olaylarda, kadın merciiye bildirir, mercide o kadanı boşar."

Demek istediğimi anlatamadım sanırım.
1-Kadının boşanması için geçerli bir sebep aranıyor, erkeğin boşanması için böyle bir sebep aranmıyor.

2-Kadın boşanabilmek için kendisine verilmiş mehri iade ediyor. Yani adam hatalı kusurlu olsa bile kadın kendisinin olan mehri iade ediyor. mehir bir nevi tazminattır. Kadın haksız tarafa tazminat ödüyor. Modern hukukların hiç birinde rastlanmayan bir olay. Hatta bizde erkek boşanmak istese ve haksız olsa kadına tazminat öder. Yani kim kusurluysa tazminatı o öder. Ama islam hukukunda kusurlu olan önemli değil, boşanmak isteyen kadınsa ödemede bulunur.

3-Oysa ki boşanmayı erkek istemiş olsaydı kadının mehrini alamıyor. Kadın kusurlu olduğu için erkeğin boşanmak istediğini düşünsek bile kadın erkeğe ödemede bulunmuyor.

Dövme durumunda kadın merciye bildirir merci de kadını boşar, tamam da, nasıl boşuyor. Kadın mehrini erkeğe iade ederse boşuyor. Hem zulüm görmüş kadın hem de mehrini iade ediyor. Döven kocasına tazminat ödüyor. adaletsizlik burada işte.

Bilmem ki bu kez anlatabildim mi?

liopleurodon
22-06-2006, 12:08
ŞİA, gene meseleyi kendine yontabilmek adına ortadaki meseleyi çarpıtıyorsun. İslamda, yani kuranda ve peygamberin yaşadığı devirde, bahsettiğin gibi bir merci filan yoktur. Bu listelediğin adamları da gayet iyi tanıyoruz. Bunlar, sana söylediğimiz gib, Şeriat açısından hükümsüz kişilerdir. Yasal dayanaklarını çok sonra oluşan devlet düzeninden alırlar. Ve aslen verdikleri kararların dini bağlayıcılığı yoktur.

Bakalım:

Merciinin kim olduğunu sormuşsun.İslam dininde her zamanda bir müçtehidin bulunması farz-ı kifayedir.

Peki bu merci nasıl seçilir? Bu merciye aday olmak için hangi koşullar gerekir? Bu mercinin yürütmesini denetleyecek kurum kimdir?

Mesela, 4 Halife devrinde merci, halifedir. Bir katakülle ile Ebubekir seçilmiştir. Ama vasiyet Ali yönündedir. Acaba, Ebubekir halife edilip merciye oturtulurken, buna yetkin olduğu neyle mihanke alınmıştır? Devamında ali'ye kadar bir tür seçme usulü uygulanmıştır. Fakat seçim öyle bugünün demokrasisi filan gibi değildir. Kimse kadınlara, kölelere, uzaktaki müslümanlara filan bir şey sormamıştır. Ve ardından babadan oğula geçen bir sistem gelir. Hangisidir doğru olan? Mercinin seçimi neye göre yapılır? Mesela, dini konularda günümüzde merci, sarık sahibi olup keçi gibi sakal sahibi olmakla eşdeğerdir. Bu malum hacı hoca tayfası yetkili mercidir, dini birt mevzu olunca gidilir, sorulur, göbekten üfletilir vs.

Gerek geçmişin, gerekse günümüzün uygulamalarına bakarsan, islamda böyle bir mercinin dayanağını bulamazsın. Zaten bu yüzden bu Şia, sünni, imam bilmem kim vs. davaları ortaya çıkmıştır. Siz benim eski mezhebime göre hak mezhep değilsiniz. Hanefiler ise belkide size göre öyle. Nedendir bu? Nedeni basittir. Kuran dini kuralları yürütecek bir merci tayin etmemiştir. Herkes, kendince "Ben merciyim" diyebilir. Diğerine de "O sapık itikattır" diyebilir. Çünkü, hüküm vermek için kullanılan ayetler filan yetersizdir. Bu yüzden yorum yapılır, ama yorum tamamen kişilere aittir. Aynı ayet, farklı kişilerce, farklı yorumlanır ve bu keşmekeş çıkar. İşte bu islamda bir merci tarif edilmemiş olmasının bir numaralı sonucudur.

İçtihat kapısı diye bir kapı hiç bir zaman olmamıştır. Olmayan kapıda kapanmaz. Ama kurandaki günü kurtarmaya yönelik 3-5 ayetin yetersizliği ortaya çıkınca, ya kimisi çıkıp, valla bu budur, gene doğrusunu allah bilir demiştir. Ya kimisi "Maymunlar böyle yaptı, demekki doğrusu budur" demiştir, yada kimis rüyaya yatıp isithare etmiştir. Sonuçta, bir sürü şey karışıp keşmekeş ortaya çıkınca, halkta en güvendiği insana ve/veya daha çok insanın savunudğuna yönelmiştir. Çünkü kuran hem hukuki olarak yetersizdir, hemde bu yetersizliği örtecek bir düzenleme kurumu tarif etmez..

İşte en başından söylediğimiz budur. Elbette ilkel bedevi kabilesinin ötesine geçen bir dine bu mevzular sokulacaktır. Çünkü, o toplulukların da hukuka ihtiyacı vardır. Ve işte açıkca görüldüğü gibi...

Hikayeye göre, Bektaş veli (veya bir başka alime) bir adam gelir. Der ki, "Karım öldü,ben kayınvalidem ile evlenmek istiyorum, millet olmaz değil diyor". Veli der ki, "Senin mezhebin nedir?" Adam afallar, "Ne mezhebi der?" Bu durumda Veli fetvayı verir "Bu adamın kaynanası değil, öz anasıyla kabe yolunda evlenmesi dahi caizdir"..

Boş ver işin nükteye tabi tarafını. İslamda hükümler ve uygulayacak merciler, tamamen islamın tarifi sonrası mezhepler vs. tarafından yapılmıştır. Bir mezhebe tabi olmayanın hukuku bile meçhuldur. VE mezhepler de her ne şekilde olursa olsun, islam dininde tarifsizdir. Kimsenin elinde hangi mezhebin hak olduğunu söyleyebilecek bir kıstas tarif edilmemiştir, yoktur. Bu yüzdende, dayak yiyen kadının başvurabileceği bir merci de yoktur. Ve hatta *o mercinin "Hımmm vede Hım, hım.. Nisa suresi diyor ki, kadınlarınızı dövünüz. O halde senin kocan seni döverken elini kaldırıyor olman caiz değildir. Kocasına daha sağlam bir sopa verin ki, dinini daha iyi yaşabilsin" deme hali de vardır. Buna hiç kimse itiraz edemez. Çünkü, ayetler yetersizdir, kimin yorumunun daha makbul olacağı da belirsizdir. Yani kime itimat edileceği de meçhuldür. O halde, dileyen ayeti dilediği yorumlayıp hükmünü verebilir. O halde de, kadının öyle gidecek bir mercisi filan yoktur.

ancak, modern toplumlarda, zaten daha eskiden gelen "Bkz: Hammurabi, bkz. Eski mısır. Bkz. roma mahkemeleri" bir takım merciler mevcuttur. Kadın veya mağdur bunlara başvurabilir fakat bunun dinen bidatten başka bir şey olmayacağı malumdur..

hiramusta
25-06-2006, 23:33
Buda Hakkı Yılmaz hocadan:

Talak/boşanma, Arapça’da sözlük anlamı olarak, *‘bağı çözme’ anlamına gelir. Terim olarak ise, “Kadınla erkek arasındaki evlenme akdi ile kurulan nikah bağının çözülmesi” demektir.

Pratik hayata baktığımızda görüyoruz ki, boşanmadaki uygulamalar kadının aleyhine. İpin ucu erkeğin elinde, hanımına ‘boş ol’ dedi mi, mesele bitiyor, hemen yuva yıkılıyor. Böyle bir hakkın elinde olduğunu bilen erkek sürekli eşini sömürüyor yada ona zulmediyor. Bu bölümde İslâm’daki boşanma konusuna *kısaca bir göz atalım.
Biz burada bu konuyu boşanmada kadın ve erkeğin durumu ve konunun toplumdaki yanlış uygulanması açılarından kısaca ele alacağız. Halk arasındaki kabule ve fıkıh ve ilm-i hal kitaplarındaki yer alan anlatımlara göre, boşama yetkisi erkeğe verilmiştir. Erkek bu yetkisini dilediği zaman ve dilediği şartlarda kullanabilir. Yani ne zaman isterse karısını boşayabilir. İpin ucu elindedir. Bu yetki Demokles’in kılıcı gibi kadının başının üstündedir. ‘Boş ol’, ‘şart olsun’, ‘boş olsun’ dedi mi, bitti gitti, yuva yıkıldı, çoluk çocuk perişan oldu, gitti. Elinde böyle bir yetkisi olan erkek eşini sürekli sömürür ona zulüm yapar. Toplumda asırlardan beri yapılıp durduğu gibi.
Evlilik/nikah, kadın ve erkek her iki tarafın hür İradeleriyle, * rızalarıyla ve şahitler huzurunda açık beyanlarıyla (akit) oluşmasına rağmen, nasıl oluyor da, bu evliliği yürütüp yürütmeme yetkisi, tek taraflı erkeğe bırakılabiliyor. Ve ortak bir irade ve kararla oluşturulan evlilik kurumunu tek taraflı olarak erkek sona erdirebiliyor? Tüm insani işlere beşeri münasebetlerdeki sözleşme ve sözleşmenin sona erdirilmesi kurallarına da ters olan bu uygulama, erkeğin tarafını tutmak ve kadın tarafına zulüm değil mi ? Tabii öyle. Ayrıca bu durum, hiç tartışılmayacak kadar din, vicdan ve akıl ölçülerine aykırıdır.
Ama bakın bunun gerekçesi ne imiş !? Efendim, kadın, erkeğe göre daha duygusal, kapılgan, alıngan, zayıf olduğundan, ayrıca evlilik kurumunun oluşmasında mehir-başlık parası gibi herhangi bir maddi harcama yapmadığından, kadına boşama yetkisi verilirse bu yetkiyi, düşüncesizce, çarçabuk ve çok kullanırmış ve bu evlilik için sürekli bir tehdit unsuru olurmuş. İşte bu nedenle kadına ‘boşama yetkisi’ verilmemiş.
Gördüğünüz gibi, kadına boşama yetkisi vermeyen, İslâm dini değil, yukarıdaki arz ettiğim mantığın sahipleri. Bu görüşü yerleştirmiş olmalarına rağmen, * “Kadın nikah anında nikah senedine kendisinin de boşama yetkisinin olacağını/tefviz) yazdırırsa *kadının da boşama yetkisi olabilir. Ayrıca kocasıyla geçinemeyeceğine karar verirse (hul’) aldığı mehiri geri vermek sûretiyle, gerekirse üste kocasının memnun olacağı miktarda para, mal vermek sûretiyle (bir nevi haraç)de kocasını boşayabilir.” *tarzında yine erkeği taraf tutan fetvalar üretmişlerdir. Yapılan ve yapılabilecek eleştirileri bu hükümlerle bertaraf etmeye çalışmışlardır. Ama nikah anında bu pazarlığı yapamayanlar ve kocasına haraç verecek imkana sahip olmayanlar, isteseler de istemeseler de boşanamayacaklar ve işkenceye katlanacaklardır.

Şimdi gelelim İslâm dininin aslındaki, yani Kur’ân’daki Talak/boşanma konusuna. Biliyorsunuz Kur’ân’ı Kerim’de Talak sûresi/Boşanma sûresi adıyla bir sûre vardır. Altmış beşinci sûre. Şimdi o sûrenin giriş âyetlerine bir bakalım .

Talak sûresi, âyet 1, 2 :

“Ey peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve iddeti iyi sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. *Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları durumu müstesna. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah’ın sınırlarını çiğneyen kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir iş/oluş ortaya çıkarır.”

Dikkat ettiniz mi ? Hitap kime ? *Nida/ünlem kime yapılıyor ?
PEYGAMBERE. Yani devlet başkanına. Diğer bir ifadeyle, KAMU OTORİTESİNİN BAŞINA.
Şimdi bir de Nisa sûresi, âyet 35’e bakalım :

“Eğer karı kocanın arasının açılmasından korkarsanız, *bir hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bunlar, barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları başarılı kılacaktır. Allah Alîm’dir, her şeyi bilir, Habîr’dir, her şeyden haberdardır.”
Ya bu âyeti celilenin muhatapları kimler? Buradaki muhataplar, kendilerine seslenilenler ise, İNSANLAR. Sûrenin *İlk âyetini hatırlayın: *Ey insanlar ! *Rabbinizden sakının. O Rabbiniz ki ........

Bu âyette de hitap insanlığa. Yani kamu otoritesine. Herhangi bir bireye değil.

Evet bu âyetlerde gördüğünüz gibi, boşama yetkisi kamu otoritesine aittir. Kadın ve erkeğin boşama yetkileri yoktur. Onların boşanma hakları vardır. Boşanacak eş kamu otoritesine baş vurur, gerekçelerini bildirir. Onların tetkiki ve karar ise kamu otoritesine aittir.

Şimdi gelelim boşanma konusundaki ikinci toplumsal yanlışa: Yani üç talak meselesine ve bu üç talakın birden kullanılmasına. Önce bu konuyu düzenleyen *âyetlere bir bakalım.
Bakara sûresi, âyet 229, 230 :

“Boşanma iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak ya da güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğinizden bir şeyi geri almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah’ın sınırlarını korumada endişe etmeleri hali başka. Erkek ve kadının Allah’ın *sınırlarında duramayacaklarında endişe ederseniz, o zaman kadının verdiği fidyede ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Bunları aşmayın.Allah’ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
Bütün bunların ardından erkek, kadını boşarsa artık bundan sonra başka bir eşle nikahlanıncaya kadar ilk erkeğe helal olmaz. İkinci erkek kadını boşadığında, boşanan kadınla ilk erkek Allah’ın sınırlarını koruyabileceklerini düşünürlerse, birbirlerine dönmelerinde sakınca *yoktur. *İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır ki, Allah bunları bilgi sahibi bir topluluğa açıklar.”

Birinci âyete dikkat ettiyseniz, boşanma üç değil iki keredir. Bu ne demektir? Açıklayalım. Evli eşler boşanırlar. Olabilir. Bunlar düşünür taşınır, ölçer biçerler yeniden nikahlanırlar. Ama yürütemezler ve yine boşanırlar. Böylece bu çift iki kere evlenmiş ve iki kez boşanmış olurlar. Bunun böyle yapılmasına hiçbir engel yok. Bu Allah’ın koyduğu bir kural ve sınır. Peki üçüncü kez evlenemezler mi ?
Onun cevabı 230. âyette, yani yukarıdaki sunduğum ikinci âyette. Âyette gördüğünüz gibi ikinci kez boşanmış eşler üçüncü kez normal şartlarda *hemen evlenemezler. Ancak zaman içerisinde, eşlerden bayan olanı bir başkasıyla daha evlenir daha sonra yeni kocasından da boşanmak sûretiyle dul kalacak olursa, eski kocası da evliliğe müsait olursa bunlar üçüncü kez *evlenebilirler. Yoksa ilk iki kez evlendikleri gibi evlenemezler.
Burada şu konuya iyice dikkat edilmelidir. Bayanın bu evliliği muvâzaalı olmayacak. Hayatın normal akışı içerisinde yaşanmış bir evlilik ve boşanma olacak. Yoksa halk arasında Hülle tabir edilen *tarz maskaralık cinsinden olmayacak. Halk arasında uygulanan maskaralık insanların kendilerini aldatmasından başka bir şey değildir.

Bir de bu konudaki toplumun yanlışı, bu üç boşanma hakkının bir kerede kullanılır anlayışıdır. Yani ‘ben eşimi üç talakla boşadım’ *ya da ‘eşim üç talakla boş olsun’ demiş birisinin artık eşiyle evlenemeyecek bir duruma düşmüş olması kabulüdür. Ki Allah’ın verdiği haklar eşlere kullandırtılmıyor. Böylece Allah’ın çizdiği sınırlara rağmen taraflar mağdur oluyorlar. İlm-i Hal ve fıkıh kitaplarında bununla ilgili gerekli teferruat mevcuttur. Ama bu anlayış, Kur’ân’a zıt bir anlayıştır. Bu anlayış *Peygamber Efendimiz ve Hz. Ebu Bekr dönemlerinde de yoktu. *Bu içtihat, insanları tedbirli olmaları için, evliliklerine özen göstermeleri gerekçesiyle Hz. Ömer tarafından ortaya atılmış o zamandan bu güne kadar da devam edip gelmiştir.

Üç boşama hakkının tek bir uygulamada kullanılacağı Kur’ân’a ters olduğu gibi akıl ve mantığa da ters bir durumdur. Şöyle ki; eline bir ip alıp bir düğüm yapan insan, o düğümü çözse ve ‘Ben bu düğümü üç kere çözdüm’ dese, o düğüm üç kere çözülmüş olmaz. O düğüm bir kere çözülmüştür. Üç kere çözdüm diyen yalan söylemiş olur. O düğümün üç kere çözülmesi için iki kez daha düğümlenmiş olmalıdır. Aynen bunun gibi ikinci ve üçüncü boşanmaların olabilmesi de ikinci ve üçüncü nikahların yapılmasına bağlıdır. Yapılmamış bir evliliğin boşanması da olmaz.
Bu çalışmamızın ana konusu ‘Din Adına Toplumdaki Yanlışlar’ olduğundan biz burada boşanma konusunun dine aykırı noktalarına temas ettik. Nikah ve boşanmanın kategorileri, kısımları, bunun gerekçeleri, boşanmada kullanılan açık-kapalı cümleleri, iddeti, nafakayı ve. teferruatlarını vermeyi düşünmedik. İlgilenenler fıkıh kitaplarından bakabilirler.
Boşanma ile ilgili sahih hadis kitapları dediğimiz eserlerde farklı yollarla ve farklı ifadelerle elli altı rivâyet vardır. Bunların kendi içerisindeki çelişkiler bertaraf edilince ve de hepsi bir bütünlük içerisinde değerlendirilince, aslında hepsinin de Kur’ân ile uyumlu oldukları görülecektir.

liopleurodon
26-06-2006, 09:47
Şia, hadise göre her asırda bir mehdi gelecektir. Hadise göre şudur budur..

Ama ben sana soruyorum, diyorum ki, bu mericiyi tanımlayan kaideler nelerdir? Biz bu halifeyi nerden tanıyacağız. Kadere mi bakacağız? Yani memlüklüyü yenen halife olur mu? Bu halifenin icraatını neyle değerlendireceğiz?

Size, islam tarihinden değil, islam kaynaklarından bilgi getirin diyoruz. Siz hala islam tarihine dönüp gidiyorsunuz. Şia diyor ki, Peygamber 12 halifem olacak demiş. İlki ise Ali'dir demiş.. Elbette o devrin cennetle müjedelenen sahabesi de bundan habersiz, tutmuş Ebubekir'i halife yapmış..

Şimdi, eğer sahabe bu laflardan habersizse, aynı sahabe kuranı mesela tasnif eden sahabedir. Bu kadar öenmli bir konuyu atlayacak kadar peygamberden uzak olanın topladığı kurana ne kadar itimat edilebilir?

Eğer sahabe bu vesayeti biliyorsa, ama buna rağmen gidip Ebubekiri halife ediyorsa, bu nasıl perhizdir?

Görmek istemediğiniz, islamda böyle bir mercinin tanımlanmamış olması. Eğer bu merci doğru düzgün tarif edilmiş olsa, insnalar ona göre davranır, o devirde malum kanlı olaylar gündeme hiç gelmezdi..

Ama siz hala yok şu hadis, yok bu ayet vs. vs. çırpınıyorsunuz..

Sizin için soruyu basitleştireyim. Bir gemi ile deniz seyahatine çıkalım. 2000 kişi olalım mesela.. Bir firtına, gemi batsın, bizde bir ıssız adaya sığınalım. Bu adadaki şu hayvanı yememiz için kim fetva verecek? Bu adada, kimi, nasıl yetkili merci olarak seçeceğiz? Onun yetkisizliğine hangi karar vereceğiz? Şöyle ayetleri alın, bir izah edin..

sodomo--
27-08-2006, 09:52
Şimdi bu forumda "üç talak konusu oldukça detaylı irdelenmiş ama bir eksiklik var o da boşanma yetkisinin kadına hangi koşulda verildiği ile ilgili :

"Hul'den ayrı olarak kadın, nikah esnasında boşama yetkisinin kendisine verilmesini şart koşabilir. Koca bunu kabul ederse kadın, kendi kendisini boşayabilir. Böyle kadına al-mufavvada, (talakı eline verilmiş kadın) denir. Al-mufavvada bu hakkını kullandığı zaman talakı kesin talak olur"

(S.Ateş İslama İtirazlar ve Kuran-ı Kerim'den Cevaplar-S.467)

Bence bu "kadının boşaması hakkı" açıklığa kavuşuyor böylece. Eğer koca kabul ederse nikah esnasında kadın talakını eline alabilir.

Ne komedi ama...

hiramusta
28-08-2006, 09:23
(65/1) Ey peygamber, kadinlari (dikkat et ayet eşini demiyor) bosadigin zaman, iddetli süresinde (temizlendiklerinde) boşamayı ve iddeti sayin. Rabbiniz olan Allah'tan korkup-sakinin. Onlari evlerinden çikarmayin, onlar da çikmasinlar; ancak açik 'çirkin bir hayasizlik' göstermeleri durumu baska. Bunlar Allah'in sinirlaridir. Kim Allah'in sinirlarini çignerse, gerçekten o, kendi nefsine zulmetmis demektir. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasindan bir is (durum) olusturabilir.


(65/2) Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulastiklari zaman, artik onlari maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onları ayırın. Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid yapin. Sahidligi Allah için dosdogru yerine getirin. Iste bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere ögüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakinirsa, (Allah) ona bir çikis yolu gösterir;

Yukarıdaki klasik bir çeviridir.Artık Peygamber olmadığına göre bu görevi Onun hukuksal makamında oturan hakimler yapacaktır.Buna göre bu ayet aşağıdaki gibi tevil edilebilir;
(65/1) EY YETKİLİ MERCİ, kadinlari bosadiginiz zaman, iddet süresinde (temizlendiklerinde) bosayin ve[color=blue] İDDET SÜRESİNİ RESMİ KAYIDA GEÇİN. Rabbiniz olan Allah'tan korkup-sakinin. [color=blue]ONLARIN EVDEN ÇIKARTILMASINAMÜSADE ETMEYİN, onlar da çikmasinlar; ancak açik 'çirkin bir hayasizlik' göstermeleri durumu baska. Bunlar Allah'in sinirlaridir. Kim Allah'in sinirlarini çignerse, gerçekten o, kendi nefsine zulmetmis demektir. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasindan bir is olusturabilir.


(65/2) Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulastiklari zaman, artik onlari güzel bir şekilde tutun, ya da güzel bir şekilde onları ayrın. Içinizden adalet sahibi iki kisiyi de sahid yapin. Sahidligi Allah için dosdogru yerine getirin. Iste bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere ögüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakinirsa, (Allah) ona bir çikis yolu gösterir;


Kardeş soruyorsun ki İslamda kadın boşanma talep edebilir mi?Kur'anda kadının boşanmayı talep etmesinin önünde bir yasak veya engel var mıdır?Baktığımız zaman böyle bir engel göremiyoruz.İslam evliliklerin sona erdirilmesinden önce herzaman uzlaşmayı,barışmayı esas alır.Öncelikle bunu karı-koca yapmalıdırlar şayet onlar yapamazlarsa heriki tarafın ailesinden birer hakem evlilik uzlaşmasını sağlamaya çalışır.Gene de uzlaşma olmazsa kadın veya erkek boşanmayı talebedebilir.
(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)

Eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/128)

Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa (bak bu cümle çift taraflı iradeyi gösterir yani erkek kadından ayrılabileceği gibi kadın da erkekten ayrılabilir.) , Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130

sodomo--
28-08-2006, 15:26
Kardeş soruyorsun ki İslamda kadın boşanma talep edebilir mi?Kur'anda kadının boşanmayı talep etmesinin önünde bir yasak veya engel var mıdır?Baktığımız zaman böyle bir engel göremiyoruz

Kardeşim yukarıda yazdık kadının nasıl boşanacağını okumuyormusunda hala aynı lakırdıları tekrarlayıp duruyorsun.

"...........Hul'den ayrı olarak kadın, nikah esnasında boşama yetkisinin kendisine verilmesini şart koşabilir. Koca bunu kabul ederse kadın, kendi kendisini boşayabilir. Böyle kadına al-mufavvada, (talakı eline verilmiş kadın) denir. Al-mufavvada bu hakkını kullandığı zaman talakı kesin talak olur"

Yani a) nikah esnasında olabilir, b) koca kabul ederse olur.

Yani "talak"ını eline almadan kadının boşanma yetkisi olamaz ve bunun içinde talakı kocası vermesi gerekiyor.

servet
28-08-2006, 16:33
ben şunu sorayım, türkiyedeki din-türban yaygarası koparan cemaat kadınları acaba boşanmayı islami kurallara göremi yoksa medeni kurallara göremi isterler? bence hanımlar TC kanularının kıymetini bilsinler.
saygılar.

hiramusta
28-08-2006, 16:37
"...........Hul'den ayrı olarak kadın, nikah esnasında boşama yetkisinin kendisine verilmesini şart koşabilir. Koca bunu kabul ederse kadın, kendi kendisini boşayabilir. Böyle kadına al-mufavvada, (talakı eline verilmiş kadın) denir. Al-mufavvada bu hakkını kullandığı zaman talakı kesin talak olur"

Süleyman Ateş ve benzerleri bu yargıya,Kur'anın hangi ayetine dayanarak varmışlar,bunu açıklar mısın?

sodomo--
31-08-2006, 08:51
Bu Talak (Boşama) konusundaki Kur'an ayetlerini nüzul sırasına göre aşağıya aldım. Öncelikle bunları dikkatlice okuyalım.

Bakara 227. Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.

Not : Bu ayet kendisinden bir önceki Bakara 226 ile ilgilidir. O yüzden Diyanet Vakfı Meali'ndeki parentez içi ilave oldukça yerindedir.
Bakara 226. Kadınlar hakkında ila (yaklaşmamaya) yemini edenler için dört ay bekleme vardır. Eğer o süre içinde eşlerine dönerlerse Allah bağışlayan, merhamet edendir.

Bakara 228. Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal olmaz. Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azizdir, hakimdir.

Bakara 229. Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helal olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.

Bakara 230. Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.

Bakara 231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikah altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bil.

Bakara 232. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Bakara 233. Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi baba tarafına aittir. Bir insan ancak gücü yettiğinden sorumlu tutulur. Hiçbir anne, çocuğu sebebiyle, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara uğratılmamalıdır. Onun benzeri (nafaka temini) varis üzerine de gerekir. Eğer ana ve baba birbiriyle görüşerek ve karşılıklı anlaşarak çocuğu memeden kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek istediğiniz takdirde, süt anneye vermekte olduğunuzu iyilikle teslim etmeniz şartıyla, üzerinize günah yoktur. Allah'tan korkun. Bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı görür

Bakara 235.(İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız. Lakin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin. Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikah kıymaya kalkışmayın. Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple Allah'tan sakının. Şunu iyi bilin ki Allah gafurdur, halimdir

Bakara 236. Nikahtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size mehir zorunluğu yoktur. Bu durumda onlara müt'a (hediye cinsinden bir şeyler) verin. Zengin olan durumuna göre, fakir de durumuna göre vermelidir. Münasip bir müt'a vermek iyiler için bir borçtur.

Bakara 237. Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikah bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vaz geçmeniz), takvaya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.

Bakara 241. Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur.


Ahzap 28.Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.

Ahzap 49. Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun edin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın.


Nisa 20. Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?

Nisa 21. Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!

Nisa 35. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır


Talak 1. Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.

Talak 2. Sürelerini doldurma noktasına geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah'a ve âhiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim Allah'tan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.


Talak 4. Kadınlarınız içinden adetten kesilmiş olanlarla, adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.


Talak 6. O kadınları, imkânlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar verme yönüne gitmeyin. Eğen hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.


Talak.7 İmkanı geniş olan, nafakayı imkanlarına göre versin; rızkı daralmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin. Allah hiç kimseyi verdiği imkandan fazlasıyla yükümlü kılmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.

Tahrim 5. Eğer o (peygamber) sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.




Yukarıdaki ayetleri dikkatlice incelediğinizde-- Eğer Y.Nuri Öztürk hoca gibi bir reformist değilseniz--Kur'anda boşama hakkının erkeğe ait olduğunu apaçık bir şekilde görebilirsiniz. Ama eğer Y.Nuri Öztürk gibi fıkıh, sünnet, hadis, icma vb. bilumum İslam ilimlerini bi kalemde kaldırıp bi köşeye fırlatmış ve Kur'anı içinde yaşadığınız adı "medeniyet" olan çağa adapte etmeye kalkarsanız o zaman işiniz gerçekten o kadar zor ki, en iyisi kalkışmayın bu işe derim ben size. Y.Nuri hocadan alıntılar ile gidelim :

"Boşanma hakkı Kur'an tarafından kadın-erkek ayırımı yapılmadan ilkeye bağlanmıştır. Bakara suresi 229. ayet : "Boşanma iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak, yahut da güzelce serbest bırakmak gerekir". diyor. Ayet hakkın kimde olduğundan söz etmemiştir. O halde genel kural gereği, hak tarafların her birince kullanılabilir."

Y.Nuri hocanın konuyu ne kadar rayından çıkarttığını görebilirsiniz. Diyor ki kendileri: "Ayet hakkın kimde olduğundan söz etmemiştir." El-insaf diyelim, hoca şu "iyilikle tutulan" veya "güzelce serbest bırakılan" kim ola ki ? Sonra ayetin devamında: "Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helal olmaz." (Veya kendi mealinde "Onlara verdiğinizden bir şey almanız sizin için helal olmaz") derken kime hitap ediyor olabilir bu ayet ? Kimdir muhattabı bu ayetin ? Üstelik sadece 229. ayete bakıp da diğer ayetleri gözden kaçırmak da neyin nesi ?

Bu ayetin devamında ki şu cümleler kadının boşaması (daha doğrusu kocasını kendisini boşamaya ikna etmesi) ile ilgili daha sonraki satırlarda detaylı olarak işleyeceğimiz "Hul" konusuna vurgu yapar.

"Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur"

İslamda boşanma hakkı erkeğe verilmiştir ama şu iki durumda kadın bu hakkı kocasından isteyebilir veya devralabilir : Bunlardan birincisi "Hul" ikincisi "Tefviz-i Talâk" dır. Bunların dışında kadın ancak mahkeme kararı ile boşanma isteyebilir ve meşru sebepler (kocanın cinsel iktidarsızlığı, delilik vb.) varsa boşanır.

Öncelikle S.Ateş hoca ile "talak" konusuda bilgi mahiyetindeki açıklamalara devam edelim sonrada konun asıl önemli olan noktası "kadının boşma hakkına" değineceğiz :

"Gerek Talak Suresinin birinci ayetinden, gerek Kütüb-i Sitte'de bulunan sağlam hadislerden anlaşıldığı üzre karısını boşamak isteyen kimse, kadın adetinden temizlendikten sonra onu boşayıp bekler. Kadın bir adet daha görüp temizlendikten sonra bir daha boşar, yine bekler. kadın bir adet daha görüp temizlenir. Eğer adam boşamaya kararlı ise bir daha boşar. Böylece kadınla bütün evlilik bağları kopmuş olur. Kadın ertesi adetini gördükten sonra dilediğine varabilir, dilediği ile evlenebilir. Ama erkek birinci ve ikinci boşamadan sonra pişman olup boşamadan vazgeçerse bu üç aylık süre içinde karısına dönebilir. Zaten talakın üç aylık süreye bağlanması ve bu sürenin sayılmasının emredilmesi, erkeğe karısına dönme fırsatı tanımaktır.(S.Ateş. İslam'a İtirazlar ve Kuran-ı Kerim'den Cevaplar S. 463)

Yani buradan da anlaşılacağı gibi "boş ol, boş ol, boş ol" gibi üst üste tekrarlanan sözlerden sonra değil, bunun yerine kadın adetinden temizlendikce boşama yani 3 adet dönemi boyunca 3 talak söz konusudur. Burada S.Ateş hoca bunu sadece Talak Suresine vurgu yaparak belirtmiş olsada bu "üç" sayısına yukarıda okuyabileceğiniz gibi Bakara 228 de değinilmiştir, Talak 1 de ise bu iddet süresinin (yani adetten temizlenene kadar geçen sürenin) dikatle sayılmasından bahsedilmektedir. İlave olarak kadının bu süreler içinde evde tutulacağından yani dışarıya bırakılmayacağından bahsedilmektedir ki zaten bu " üç iddet" süresinin esprisi de kadının boşanacağı kocasından hamile olup olmadığının kesinleşmesidir, yoksa S.Ateş hoca'nın değindiği gibi kocaya dönme fırsatı tanınması amaç değildir, olsa olsa ilave olarak böyle bir faydasının da olabileceğinden söz edilebilinir.



Gelelim Bakara 230 'daki boşanan kadının ikinci bir kocaya gitmesi yani "hulle" meselesine :

"Kocası tarafından üç talakla boşanan ve sonra başka adamla evlenen bir kadına Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:

"Sen onun, o da senin balını tadıncaya kadar ilk kocana dönmen helal olmaz." (İbn-i Hümam-Fethul Kadir-Beyrut: 1315 C: 3 Sh: 175)

Yine Süfyan, İbn-i Şihab'tan, O da Urve'den, O da Hz. Aişe'den rivayet ettiğine göre;

"Rifae'nin karısı, Resûl-i Ekrem (sav)'e gelip dedi ki: "- Ben Rifae'nin karısıydım. Sonra beni üç talakla kat'i olarak boşadı. Ben de Abdurrahman b. Zebir ile evlendim. Fakat onun erkekliği elbise saçağı gibidir." Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav): "Galiba sen Rifae'ye dönmek istiyorsun!.. Hayır, sen onun, o da senin balını tadıncaya kadar bu helal olmaz" buyurdu. Sünnet kat'i olarak göstermektedir ki; ilk kocasından üç talakla boşanan bir kadın, ikinci koca ile nikâhlanıp, bu yeni kocası ile cim'ada (Cinsi münasebette) bulunmadıkça, birinci kocasına (Üç talakla boşayana) dönemez. Ancak nikâh ve cinsi münasebetten sonra (her hangi bir sebeble boşanırsa) ilk kocasına dönebilir" (İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2 Bsm) Sh: 156-161 Madde: 444-447) hükmünü beyan etmektedir. (Emanet ve Ehliyet-- İslam İlmihali-- Yusum Kerimoğlu)

Çok fazla detaylandırmadan talakın iki türünden kısaca bahsedelim :Talak-ı Ric'i ve Talak-ı Bain

Ric'i talakta, nikâh, iddet müddetinin sonuna kadar devam eder. Dolayısıyla kadın, iddet müddetinin sonuna kadar, kocasına haram değildir. Ancak şehvetle kucaklama, öpme ve cinsi temas halinde, rücû etmiştir. Tabii olarak talak (boşama) haklarından birisini kaybeder. İddet müddeti içerisinde; karı veya kocadan birisi ölürse, birbirlerine varis olurlar. Eğer koca; iddet müddetinin sonuna kadar karısına rücû etmezse, iddet bittiği andan itibaren birbirlerine yabancı (Mahrem) olurlar. Bu durumda (Eğer üç talak hakkını kullanmamışsa) yeniden nikâh akdi ve mehir tesbiti ile evlenebilirler. Ancak iddet müddetinin sonunda kadın; hür ve tekliflere muhatab hale gelmiştir. Bir başkasıyla da evlenebilir. İddet müddetinin sonunda mehrinin tamamını talep etmek

Nikâh akdini derhal ortadan kaldıran ve aile hayatını sona erdiren talaka "Bain (ayrılığı gerektiren) talak" denir. Bunlar a) Nikâh akdinden sonra, zifafa girmeden (Cinsi temasta bulunmadan) koca karısını boşarsa bu "Bain Talak" olur. Zira bu gibi durumda iddet sözkonusu değildir. b) Karı-Koca, İslâmi bir hayat yaşamayacakları hususunda ittifak eder ve kadın, bir miktar mal vermek suretiyle boşanmayı talep ederse, kocası da buna razı olursa "Bain" talak meydana gelir. c) Koca, üçüncü boşanma hakkını kullanırsa, bu durumda da bain talak maydana gelir. (Emanet ve Ehliyet-- İslam İlmihali-- Yusum Kerimoğlu)

Talak 1'e istinaden Elmalılı hoca diyor ki : ( طَلَّقْتُمُ النِّسَاء ) " o kadınları boşadığınız, yani boşamak istediğiniz takdirde" Bu şart önce boşamanın yalnızca erkeklere ait ve onların iradelerinde bulunan bir iş olduğunu gösterir. Koca karısını boşayınca boşama, şer'i bir hak ile sabit olur. Aksi halde olmaz. Bundan dolayıdır ki bir hadiste "Boşama, o hakkı alan kimseye aittir." (İbn Mace Talak, 31) buyrulmuştur. O halde kadının doğrudan doğruya bir tercihi yoktur. Meğer ki dilediği zaman kadına kendisini boşamakta serbest olduğuna dair, nikah zamanında veya sonra erkek tarafından bir hak tanınmış olsun. Bu olmadığı taktirde kadın ancak "hul" ile (fidye vermek suretiyle) kendisini kurtarmak için müraacat edebilir.Nitekim bu husus Bakara 229 ayetinde açıkça ifade edilmiştir. Bu durumda hakim, Hanefilere göre ya iki taraftan da hakem tayin ederek, ya da doğrudan sulh girişiminde bulunarak koca tarafına fidye verme teklifini yapar. Kocanın veya vekilinin teklifi kabul etmesi de bir tür boşama sayılır."



Bu "Hul" konusu daha önce bahsettiğimiz gibi Bakara 229 ile ilgilidir: Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. (Yani kadının fidye vererek ayrılması-- hul yerine "muhâlea" tabiri de kullanılır)-----(es-Serahsî, el-Mebsût, VI, 171-196; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadr, III, 199-224; İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtar ale'd-Dürri'l Muhtar, II, 556-5731)

Bu Bakara 229'da geçen "hul" konusunu ile ilgili nüzul sebebi de şöyle :

"Sabit İbn Kays'ın karısı olan Übey oğlu Abdullah kızı Cemile, kocasının çirkinliğinden, başka bir rivayete göre ise kendisini dövdüğünden dolayı, Hz. Peygamber'den kendisini kocasından ayırmasını ister. Kocası Sabit de onu boşamak için, ona verdiği bahçenin geri verilmesini şart koşar. Cemile yalnız bahçeyi değil daha fazlasını da vermeye hazır olduğunu söyler. Hz. Peygamber Sabit'e yalnız bahçeyi alıp kadını serbest bırakmasını emreder. İşte İslamda ilk "Hul" olayı budur." (S.Ateş. İslam'a İtirazlar ve Kuran-ı Kerim'den Cevaplar S. 466--- İbn Kesir; Razi, Mefatih, II. 249)

---Resûl-i Ekrem (sav)'in "Hull, bain bir talaktır" (İbn-i Hümam-Fethû'l Kadir-Beyrut: 1316 C: 3 Sh: 200, Ayrıca İmam-ı Merginani-El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi-Kahire: 1965 C: 2 Sh: 13. ) buyurduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, koca, mahiyeti malum olan bir mal veya menfaat karşılığı karısını boşamaya razı olduğu an "Muhalea" gerçekleşmiş olur. Zira koca açısından bu yemin hükmündedir. Mal veya menfaate sahip olur-olmaz. "Talak-ı Bain" tahakkuk eder. Nikâhta mehir olabilen her şey; hul'de de bedel olabilir. Tek fark; mehrin miktarı on dirhemden az olamaz. Ancak hull, on dirhemden az olabilir. (Şeyh Abdulgani El Meydani-El Lübab fi şerhi'l Kitab-Beyrut: 1400 C: 3 Sh: 66-67) (Emanet ve Ehliyet-- İslam İlmihali-- Yusum Kerimoğlu)

Aslında burada genellikle kadının nikah ile birlikte aldığı mehrin geri verilmesi şeklinde yorumlanmış olmasına rağmen bunun aslen bir fidye (yani bir "kurtulma" meblağı) olduğunu unutmamak gerekir. Yani bu fidye bedeli ile ilgili koca hiçte daha önce vermiş olduğu mehir bedelini baz almak zorunda değildir ve isterse daha da yüksek tutarak boşanma konusunda ayak sürüyebilir.

Yukarıda ifade edildii gibi "Hul / Muhalea" için kocanın "mahiyeti malum olan bir mal veya menfaat karşılığı karısını boşamaya razı" olması gerekmektedir. Eğer koca Hul'e rıza göstermez ise kadın kendi başına kocasını boşayamaz. Ama aynı "rıza" konusu kocanın karısını boşaması durumunda geçerli değildir. Çünkü Kuran'da "boşanma" değil "boşama" hükümleri vardır ve bu "boşama" hakkı Elmalılı'nın da ifade ettiği gibi ve zaten Kuran'ın bu konudaki ayetlerinin tamamından da anlaşılacağı gibi kocaya aittir. Yani "Hul" kadına kocasını boşama hakkı vermez ama onu kendisini boşamaya ikna etme aracı olarak kullanılır. Tabii burada kocanın bu fidye bedelini yüksek tutarak boşanmamak için ayak sürümesi de oldukça olağan bir durumdur.

İkinci olarak Tefvîz-i talak denilen bir uygulama var. Talak hakkının devredilmesine tefviz; boşama hakkı kendisine devredilen kadına mufavvaza denir. Bu durumda kadın istediği zaman talâk hakkını kullanabilir. Yani dikkat edelim burada koca boşama hakkını temlik ediyor yani devrediyor.

Koca, karısına boşanma yetkisini, başlangıçta nikâh akdi sırasında verebilir. Kadın, erkeğe, "Bir boşama hakkı elimde olmak üzere seninle evlendim" dese, erkek de "O şekilde seni karılığa kabul ettim" diye kabulde bulununca tefviz gerçekleşir. Evliliğin devamı sırasında da kadına boşanma yetkisi verebilir.

Ancak şunu da belirtelim ki, erkekle kadını, boşanmada eşit duruma getiren tefviz-i talâk hakkı, uygulamada pek az görülmüştür. Müslüman kadın, bilinçlenip diğer haklarına sahip çıkarken tefviz-i talâk hakkını da gözden uzak tutmamalıdır. Bu hakkı evliliğin eşiğindeki gençlerin düşünmesi ve ilerisini görerek sahip çıkması bazı güçlükler doğurabilir. Daha işin başında, bunun evlenecek erkekle pazarlık konusu yapılması, müstakbel eşlerin birbirine güvensizliği anlamına gelebilir. Bu nedenle, konunun genel bir hak olarak ele alınması ve nikah akdi ile birlikte doğan bir prosedüre bağlanması daha uygudur

(http://www.kuranikerim.com/islam_ansiklopedisi/T/37.htm)


Sonuçta kocanın doğal hakkı olan "boşama" hakkı kadın için ancak "devralınması" gereken bir hak.

Önemli not : Koca, karısını mahkemeye başvurmadan bizzat boşayabileceği gibi, vekil aracılığı ile de boşayabilir.

Birde Diyanetten okuyalım bunu :

Kadına Boşama Hakkı Vermek:

Bir de nikâhın icâblarına aykırı olmayan şartlar vardır ki, bunlar sahih şartlardır. Meselâ: Nikâh yapılırken boşama hakkının kadının elinde olması şart koşulabilir, bu şart mûteberdir, tutulması gerekir. Buna Tevfiz-i talâk denir. Bir kimsenin bizzat yapabileceği bir şeye başkasını tevkil etmesi caizdir. Burada da boşamayı karısına veriyor, onu tevkil ediyor demektir. Ancak Tefvîz-i talaktaki vekâletten vazgeçip o hakkı geri almak yoktur. Kadına verilen boşama hakkı geri alınamaz. Çünkü burada vekâlet, başkasının hakkının taallûk ettiği bir vekâlettir. Hakk-ı gayrin taalûk ettiği vekâlette, gayrin rızâsı olmadan vekilin azli câiz değildir. (Fıkıh kitapları tefviz-i talak mes'elesinin kadınlara öğretilmemesini de ihtiyaten tavsiye eder. Çünkü bunu bilen kadınların evlenirken bunu şart koşmak isteyecekleri kuvvetli bir ihtimaldir. Boşanmanın bu sûretle kadına verilmesini sakıncalı görmüşler.)

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=655&yid=24&sayfa=13

ULU'LEMR'İN VEYA KADI'NIN EVLİLİĞE SON VERECEĞİ HALLER


Nikâh akdi sırasında mevcud olan veya sonradan meydana gelen bir eksiklik veya bozukluk sebebiyle evliliğe son vermeye "Fesih" denilir!.. Nikâh akdi sırasında mevcud olan eksiklik sebebiyle fesihler şunlardır:


A) Nikâh'ın sıhhat şartlarından herhangi birisinin bulunmadığı, akidden sonra anlaşılması. Mesela: Nikâh akdinden sonra karı-koca'nın "Süt Kardeşi" olduğunun beyyine ve ikrarla sabit olması gibi!..


B) Babası veya velisi tarafından evlendirilen küçük kız; baliğa olduktan sonra, kefaet veya başka bir meşru sebebler ileri sürerek nikâhın feshi için kadı'ya başvurma hakkı vardır. Nikâh akdinden sonra karı-kocadan herhangi birisi irtidat ederse, nikâh derhal münfesih olur!.. Karı-kocadan birisi; diğerinin usul ve furu'undan birisiyle hürmet-i müsahereyi gerektiren bir fiil işlemişse, nikâh derhal münfesih olur!.. Müşrik olan karı-koca'dan birisi İslâm'a girer, diğeri İslâm'a girmeyi reddederse, nikâh derhal münfesih olur!.. Misalleri daha da çoğaltmak mümkündür. Fesih'in talaktan (Boşanma'dan) farklı olduğu bilinmektedir. Fesih; bazı hallerde ulû'lemr veya onun tayin ettiği kadı vasıtasıyla gerçekleşir, bazı hallerde ise kendiliğinden tahakkuk eder!..

Yani bu yukarıdaki iki durumun dışında mahkeme, kadı, ulu'lemr falan gerekmiyor. Kocanın karısını boşaması için yalnızca iki şahit yeterli ama ispat kolaylığı açısından ama talakın şartı değil. Yani koca karısını şahitsiz de boşayabilir. Allah'ın şahit olması yetmez mi ?


Özetle Kuran'a, sünnete, fıkıha, hadislere göre boşama yetkisi yalnızca kocanın elindedir. Her ne kadar "Hul" ve "Tefvîz-i talak" isimleri ile kadının da boşama yetkisi varmış gibi yansıtılsa da bu doğal bir hak değil sonradan kocadan devralınması gereken ve ancak kocanın kabulünü/rızasını gerektiren haktır. Bu metnin yukarısında okuyabileceğiniz Kur'an ayetlerinden rahatlıkla anlayabileceğiniz gibi Kuran'ın Allah'ı söz konusu olan boşanma olunca erkeği muhattab almıştır. Yani Kuran'a göre boşamaya ehil olan koca iken boşanmaya mahal olan kadındır. Erkek mahkeme, ulu'lemr kararı olmaksızın karısını boşayabilmesine rağmen kadın ancak mahkeme kararı ile boşanma isteyebilir ve meşru sebepler varsa (kocanın cinsel yetersizliği, delilik vb.) boşanır. Kadın hiç bir koşulda kocasına "ben seni boşadım zaten adette görmezsin, iddet süresi üç ay beklemene de gerek yok o halde boş ol !" falan diyemez.

sodomo--
02-09-2006, 13:47
Bu "hülle" konusunda Prof. İlhan Arsel'den ilgili alıntıyı aşağıya aldım.

"(Erkekler) eğer boşamaya karar verirlerse, kuskusuz Tanrı işitir ve bilir..." (Bakara Suresi, ayet 227.)

Dikkat edileceği gibi burada, boşama kararının erkeğe ait bu*lunduğu vurgulanmakta. Oysa ki, Muhammed'in kötülemek mak*sadıyla "Cahiliye" diye tanımladığı dönemde (yani İslam öncesi dönemde) kadınlar tıpkı erkekler gibi boşama hakkına sahiptiler; bu nedenle erkeğin kadın üzerindeki egemenliği mutlak değildi. Nitekim Muhammed bile, boşama ile ilgili hükümleri getirmeden önceleri bazı karılarının kendisini boşamaya kalkmaları nedeniyle bir hayli sıkıntılı anlar geçirmiştir. Kadını boşama hakkından yok*sun kılıp bu hakkı erkeğin tekeline bırakmakla, erkeklerin kadınlar üzerindeki saltanatını kolaylaştırması ve bu nedenle Kur'an'a yuka*rıdaki ayeti (ve benzerlerini) koyması bundandır, (Örneğin bkz. Bakara Suresi, ayet 226-233; Nisa Suresi, ayet 20 vs.) Söylemeye gerek yoktur ki, bu hükümleri aynı zamanda kendisinin de yararı*na olmak üzere koymuştur.


Fakat bu arada kendisine özgü bir ayrıcalık yaratmıştır ki, o da "talakı selase" (üç talak ile boşama) ve "hülle" adıyla yerleştirdiği uygulamadan kendisini istisna kılmasıdır. "Talakı selase" denen şey, erkeğin üç "talak" ile (örneğin "seni üç kez boşadım" diyerek) karısını boşamasıdır. Bu şekilde boşadığı bir kadını tekrar alabilme*si için, kadının yabancı bir erkekle evlenmesi, onunla cinsi müna*sebette bulunması ve sonra o adamının kendisini boşamasını bekle*mesi gerekir. Ve ancak bu takdirdedir ki, koca boşamış olduğu ka*dınla yeniden evlenme olasılığına kavuşur (bkz. Bakara Suresi, ayet 229-230). Söylemeye gerek yoktur ki, böylesine acayip bir sistemin akla ve vicdana yatkın bir yönü olmadıktan gayrı, gerek kadın ve gerek erkek bakımından azap verici yönleri çoktur. "Cahiliye" dö*neminde olmayan bu usulün neden dolayı Muhammed tarafından yerleştirildiği hususu, ayrıca tartışılabilecek bir konudur.

Fakat sebep ne olursa olsun şu muhakkak ki, "hülle" sistemi, hiç günahı olmadan boş edilmiş bir kadını, tekrar eski kocasına dönebilmek için, bilmediği ve istemediği bir erkekle evlenmek, onunla cinsi münassebette bulunmak, ondan ayrılmak gibi bir azaba sokarken erkeği de, başkasının koynuna girmiş olan eski eşini geri almak gi*bi pek üzüntü verici bir ruh haletine sokar. Ne var ki, Muhammed her hususta olduğu gibi "hülle" konusunda da kendisine ayrıcalık*lar yaratmıştır. Kur'an'a koyduğu ayetlerle kendisini "hülle" siste*minin azizliklerinden uzak kılmıştır:


"(Ey Muhammed!) ., .Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur.... " (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 51.)14


Prof. İlha Arselin Muhammed'in kadnlarla olan ilişkisini anlatan yazısını TD sitesinin bu linkinden mutlaka okuyun. Tek kelime ile dört dörtlük bir yazı, kafanızda hiç bir soru işareti bırakmıyor.

http://www.turandursun.com/modules.php?name=KuraninElestirisi&h_op=hadisgoster&kid=43

02-09-2006, 20:13
Ailemin işi dolayısıyla Bingöl'de bulunduk 7 sene önce. Bizim üst katımızdaki adam karısını bu şekilde boşamış. Daha sonra pişman olmuşlar ve 24 saat müddetle kadının bi başkasıyla evli kalması gerektiği için mahallenin saflarından bi adam bulmuşlar evlendirmişler. 24 saat geçince adam tutturmuş boşamam diye. Ellerinde avuçlarında ne varsa adama vermişler öyle boşamış. Sonra tekrar evlendiler.

K.C.
02-09-2006, 23:54
'Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız.'

İslam'ın Boşa(n)ma Hukukuna aklım ermiyor. Nasıl olur da *bu kadar karmakarışık bir sistem vücuda getirebilmişler? Adamların adeta işleri güçleri nikah ve boşamaktan ibaretmiş sanki. Tevekkeli değil bakire bulmak zormuş o dönemde. Peygamberin bile biri hariç tüm karıları dul.

Yok hûl, yok talak, yok üç talak, tevfiz-i talak, bain... Herşey arap saçı oldu. Kolaylaştırmak böyle birşey olsa gerek.

Erkekler lehine ne kadar kolaylaştırma yapılırsa makbuldür.
Yeter ki gün eksilmesin penceremden.

Neva
10-08-2011, 03:52
Islamdaki uc kere "bosol" deme eylemi, eski Roma hukukundan kopyalanmadir.


By the late republic, anyone could divorce without giving a reason, so long as he or she shouted "I divorce you!" three times at his or her spouse and there was a witness present.

http://library.thinkquest.org/26602/ceremonies.htm