Orijinalini görmek için tıklayınız : DOGMATİZM NEDİR,NASIL ANLAŞILIR?
[align=right:fea655effb] * * * * *[/align:fea655effb]İki kaynaktan tanım vericeğim.eğer yanlış yada başka tanım bilen varsa lütfen yazsın.büyük larousse s.3262 .1.kuşkuyu ve eleştiriyi kesinlikle reddeden felsefe yada din.2.belli bir takım ilkeleri ve düşünceleri ,mutlak olarak doğru ve her zaman geçerli kabul eden,görüşlerini ,üst perdeden,kesin ve tartışmaya yer vermez bir biçimde öne süren kimsenin tutumunun,sözlerinin ve düşüncelerinin ayırtedici özelliği;hoşgörüsüzlük,darkafalılık .ve orhan hançerlioğlu nun felsefe ansiklopedisi. s.80.din yada yetkelerce ileri sürülen düşünce ve ilkeleri kanıt armaksızın bilgi sayan öğretilerin genel adı...şüphecilik,eleştiricilik,bilinemezcilik ve bağıntıcılık'la karşıt anlamlıdır.bu anlamda (ben çevirdim)dogmacılık,dinsel bildiriyi yada bir yetkenin sözünü tanıtlanmış sayar....ayrıca dogmacılık,aynı zamanda ,somut koşulları göz önüne almaksızın değişmez kavramlarla uslamlayan bir düşünce biçimini dile getirir.bunlardan benim anladığım sadece tanrıya ,kutsal kitaplara ,peygamberlere inananlar için değil ne kadar ateist,materyalistte olsan *dogmatiklik ortaya çıkar.kanıt diye ayetler,sutralar ve budanın,peygamberlerin sözleri, ileri sürülüyorsa dogmatiklik tanımı içine girmez mi?
Dogmatizm
Vikipedi, özgür ansiklopedi
A priori ilkeler, çeşitli dogmalar ve asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir. Temelde skolastik bir anlayıştır, modern çağda değişme ve gelişmeyi yadsıyan öğretileri ve anlayışları adlandırır. Zira kendi fikir ve iddiasının mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir. Özellikle metafizik öğretilerin tümü inakçı (dogmatik) öğretilerdir. Deney alanının dışında kalan bütün savlar inakçı olmak zorundadır. Zaten bir başka izah ile dogmatizm, aklın kesin ve mutlak bir değere sahip olduğunu böylece mutlak bilgi ve varlığa (hakikate) ulaşılabileceğini ve bunun sonucu olarak da bilginin metafiziğinin mümkün olduğunu ileri süren felsefi akımdır.
Dogmatizme primitif inançlardan modern bazı felsefi sistemlere kadar her yerde rastlanabilir. Belirgin biçimde çıkışı Tanrı'nın sözü kavramı ile olmuş ve ortaçağda Aristoteles'in sözü kavramına kadar varmıştır. Örnek vermek gerekirse, Ortaçağ Hıristiyan kültüründe herhangi bir kuralın gerçek sayılması için Aristoteles’in söylemiş olması yeterli sayılıyordu.
Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır, zira farklı düşüncelere, perspektiflere yer olmadığı gibi, dogmatizmde deneyle tanıtlama da kabul edilemezdir. Özellikle ortaçağda dogmatizm zirve noktasına ulaşmıştır; deneylerle tanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle tanıtlanmaya çalışılmıştır. Örnek vermek gerekirse, dogmatizm, masum kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına varmış, bundan da ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır.
İnak(dogma) ile inan arasındaki fark, inan’ın asla tanıtlanamayacak olanı kabul etmesi, inak’ın ise herhangi bir yetkeye bağlanan bir veriyi tanıtlamış olarak kabul etmesidir. Yukarıda da belirtildiği gibi bunun en güzel örneği ortaçağ skolastiğinde herhangi bir sözün, eğer Aristoteles tarafından söylendiği tanıtlanırsa, doğru olduğunun da tanıtlandığı fikridir.
Kısaca, herhangi bir sistemin veya kişinin değişmez formüller, her yerde ve her zaman geçerli olduğunu ileri sürdüğü mutlak bilgiler (olduğunu) sunması dogmatizmdir. Dogmatizmin karşıtı septisizm yani şüphecilik, kuşkuculuktur.
Sevgili Kage,
Dinlerin temelinde dogmatizm vardır.Çünkü tanrı ne diyorsa o doğrudur.Kesin-
likle tartışılmaz.Nasılki orta çağ hiristiyan kültüründe Aristoteles ne diyor-
sa o doğrudur zihniyeti varsa islamda da peygamber ne diyorsa o doğrudur zih-
niyeti var.Bunlar tartışılmayacak kesin kurallardır.Dolayısıyla dogmatizmin
zorunlu sonucu zorbalık olmuştur.Her din zorbalıkla kendini kabul ettirmeye
çalışmış.Bunlara göre akıl her şeye muktedir.Gözlem,araştırma,deneye gerek yok.
Galile dünya dönüyor demiş sen allahın işine karışıyorsun diye afaroz etmiş-
ler.Osmanlıda matbaa gavur icadıdır diye asırlarca ülkeye sokulmamış.İşte bu
zihniyetler dogmatik zihniyetlerdir.Ve bu dogmatik zihniyetler insanlığın
gelişimi önünde hep bir engel oluşturmuşlardır.Ama insanlık bilim sayesinde
bu engellerin üstesinden gelerek günümüze kadar gelebilmiştir.Dogmatizm
mücadele edilmesi gereken bir olgudur.Zaten bizler de bu sitede bunun mücade-
lesini veriyoruz.Sevgilerimle...
ne kadar ateist,materyalistte olsan dogmatiklik ortaya çıkar kanıt diye ayetler,sutralar ve budanın,peygamberlerin sözleri, ileri sürülüyorsa dogmatiklik tanımı içine girmez mi
Sanırım Zen'i kastettin burada da.
Budizm/Zen için konuşursak "girmez" diyebiliriz.Çünkü Zen ciler Buddha'nın sözlerini/sutraları "kanıt" diye ileri sürmezler. Budha'nın kendisinin zaten buna karşı olduğunu belirten sözler vardır Budist metinlerde. kendisi pek çok şey deneyimlemiş ve bunlar kutsal metinlerde ve sutralarda toplanmıştır bu anlatımlar güvenilir kabul edilir ancak "kesin kanıt" olarak değil.Mantığı şöyle; Zen Budistleri bunlarda yazılanları iyice düşünür üzerine yoğunlaşır tartar ölçer biçer günlerce konsantrasyon ve meditasyonla mantığını anlamaya algılamaya çalışır deneyimledikten ve mantık terazisine koyduktan sonra "güvenilir" kabul eder, akıl-mantık dışlanmaz sonuçta ortada "dogmatiklik" yoktur hatta Budizm mezhepleri arasında et yemeyen geleneklere aslında en çok bağlı olan Çinli bazı Zen ustaları bu konuyu o kadar ileri götürmüşlerdir ki "Gerçekle arana Budha girerse onu öldür" ve "gerçekle arana Zen girerse onu öldür" diyebilmişlerdir.Öncelik "deneyimlemek", "algılayamabilmek" tir.Ortada dogmatikliğin "d"si yoktur.
Semavi dinler ise zaten tamamen dogmatizme dayanır.En basitinden önce Tanrı'nın varlığını kabul etmek gerekir, sonra ilgili peygamberin Allah ile konuştuğunu/görüştüğünü/ vahiy aldığını sorgulamadan kabul etmek gerekir...vs
sodomo-- yazdı (Mesaja Bak): *‹ Seç › ‹ Genişlet › *
meas aklın her konuda işe yaramadığın bilmek önemli bir adım Aydınlanma yolunda genellikle de Zen buna çok vurgu yapar hatta koan'ların düzenlenme amacı aklı devre dışı bırakmak ve bilgiye varlığının tamamını kullanarak ulaşmaktır bir bakıma ama burada şöyle bir durum var :
Zen'in öğüt-nasihat verici yönü yoktur veya böyle bir amacı yoktur. Burada amaç okuyucuda bir "uyanış" bir "farkındalık" sağlamaktır. Mesela ben sana "elin var mı ?" diye sorduğumda sen "evet var" dersin bende derim ki "ama şimdi farkettin onun var olduğunu" yani Zen'in aydınlanması bir "farkındalık" sağlamadır aynen aşağıda bir Zen ustasının ifade ettiği gibi ;
Ben Zen yolunda çalışmalara başladığımda dağlar dağ, ovalar ova gibiydi, bu yolda ilerleme kaydettiğimde baktım ki ne dağlar dağ, ne de ovalar ova gibi... Yolun sonuna geldiğimde dağlar tekrar dağ, ovalar da ova gibiydi, ama artık her şey öylesine berrak görünüyorduki
Tabii bende oldukça tereddütteyim aslında bu seçeneklerin dışında başka bir seçenek var gibi duruyor ama birlikte bulabiliriz ve zaten amacım da buydu "birlikte bir paylaşım içinde" farkındalık ve uyanış sağlamak.
SİRİUS-B katkın için teşekkür ediyorum.
evet anları yaşamak lazım ama sonrasıda var...
Bu "an" konusu çok önemli Zen'de, sonrası veya öncesi var mı pek emin değilim.
yoksa doğal hali en güzel olan halidir mi demek istedi yaşlı zen ustası
Bu oldukça güçlü bir seçenek. Ama unutmayalım Zen usatısı "nasihat" vermez veya "doğru-yanlış-güzel-çirkin" olan şeyin ne olduğunu söylemez , *"karşısındakine aydınlanma yolundaki engellerini farkettirir" yani acaba o rahibin kafasındaki "şekilciliği" mi yıkmak istedi ?
Kim bilebilir *? *
[list] sayın mistiksipirit,tek tek örneklerle tezlerinizi çürütmek gibi bir niyetim olmamakla birlikte yukardaki alıntı konusu ile aristo özdeşlik yasası arasındaki farka dikkat çekmek istedim ki yeri gelmişkende ilerde aristo mantık yasaları ile ilgili bir yazı yazıcağım.aristo özdeşlik yasası der ki.A=A dır.kedi=kedi,ev=ev,dağ=dağ,ova =ova vs.şimdi mürit bize yolun sonunda farklı bir şey mi kanıtladı.kanıtladıysa bu kanıtlar nerde?oysa aristo nettir.dağ dağdır ova ovadır -cümledeki gibi sözcüğünün kattığı anlam bir yana şimdilik şunu söylim belirlememek,tanımlamamak. -o halde sorun burda şu olmazmı?mürit iyimser bir tahminle 10 yılda bunu farketmişsse ve diğer müritlerde aynı yolda bu zamanı harcamış olursa (burda ben bir örnek üzerinden genelleme yapıyorum kuşkusuz ki en azından bu koan üzerinde uğraşanları uyandırmış olurum) benim daha önce vurguladığım 1 kelime 1 saniye hesabı ile milyarlarca gün kaybı doğru olmazmı ?yeri gelmişken A yı A olarak kabul etmek zorunlu bir dogmalıktır ki sözcüklerin ilk anlamları ile ilgili ve etimolojik tarihi bugünkü tarihteki anlamları farklı olabilir ve bu özdeşlik yasası bu yüzden tam değıldir zaten sizin sıkça bahsettiğiniz zihin yanılsamalarının kökündede bu var burdan tamam işte deyip kanıt çıkarmamanız dileği ile fakat *daha gelişkin bir yasa geliştirilebilinir,bunu da belirterek son yazılarınızda akıl,mantık terazisinden bahsettiniz nedir bu dinlerdeki akıl,mantık terazisi?diyalektik mantık ?verdiğiniz örneklerin hepsindede var akıl müritte doğuştan varmış gibi bunun dışına çıkmayı salık veriyorsunuz artı herkeste olan ben sözcüğü üzerinde kurtuluş söylemleri dile getiriyorsunuz yeri gelmişken kurtulmak düşüncesindende kurtulmak gerektiğini söyleyeceksiniz ve bu tekerleme böylece devam edecek bir avuç yetke sahibinin elinde veya sonrasında milyonlar oyuncağa dönmüş olacak ve milyonlarca gün kaybı.vurgulamak istediğim asıl konulardan biri de şu.tanrıya inananlarla değil günümüzdeki sorun bunları din kurallarına dönüştürenlerle,gelişen yaşama müdahale edenlerle sorun devamla ateistlerin dinide olabilecekse bu bilim dini olmalıdır.bilimi referans alan dinler değil.ve konunun özüne dönersek ben aydınlanma yasaları nelerdir dedim bu yoksa budanın,bilmem hangi ustanın sözlerinden kanıt demiyorum.ve bu farkı şöyle örnekledim ki vurgu büyük olsun şu yazı evlerimiz,elektrikle aydınlanmışken[/size] siz nasıl birey ayınlanmacılığını savunabiliyorsunuz.ayrıca bu yasalara herkes ulaşabilir olsun diyede fizik kitaplarına yazılmıştır. [
devamla şu an kullanageldiğimiz tüm sözcükler tüm -dillerdeki de dahil olmak üzere sanırım-tarihin ilk zamanlarında elde edikmiş fakat etimolojik anlamları kayıp olmuştur.ev,masa,kedi,köpek,taş vs. sayısız sözcük birebir anlam vermez.örneğin "taş" sözcüğü ,"masa" sözcüğü, hemen hemen herkeste standart bir tanım olarak yer almaz.bunları niteleyen özellikleri vurgulasanız bile "yemek masası","çakıl taş" yinede anlam standartı oluşmayacaktır.herkesin yemek masasından anladığı kendi yemek masası,biraz küçük biraz renkli vs. özellikleri değişik ve bizzat bunu deneyimleyenin özel şartlarına ,geleneklerine göre vs.bağlı olarak kullanılagelecek ve standart anlam ortaya çikmayacaktır.işlevine ve bizzat deneyimlenen ortak özelliğine göre işlevle anlaşılır kılınacak ve tartışmalar yapılacaktır."taş" sert,kırıcı,ağır vs deneyim ortak özellikleri ile anlaşılır durumundadır.bu anlamın diğer bir kişide de tam oluşumu bizzat bu deneyim özellilerinin diğer kişidede tam ve aynı olmasını gerektirir.insanların sayısız ve ardışık milyonlarca pratik faaliyeti ile "doğal şartlanmalarla" bu "taş"tanımı anlamını günümüze taşımıştır.burda vurguluyorum ki diğer tüm sözcükler içinde geçerli,"taş" tarihin en eski zamanlarında nasıl tanımlanmış,bu üç sesle nasıl yanyana getirilmiş,neye göre taşa "taş" denmişti ,ilk deneyimlenen yer ,koşul,şartlar neydi,işte bunlar açık ve net değil.hal böyle olunca günümüzün teknolojik bilgi dünyasında bu eski tanımları kullanmak ne kadar sağlıklı olacak.herkeste bizzat kişinin pratik deneyimine göre değişik anlam bulduğundan "taş" taş değildirle başlayacak kısır tartışmaların önüne geçmek mümkün olamayacak dahası kişinin düşünmesinde sayısız çelişkiler ortaya çıkacaktı. ve hala bu iddiada bu tezleri sunan sayısız din ,felsefe görüşü vardır.aristo bence bunu farkedişinin ,düşüncede tutarlı olmanın koşulu olarak bu eski tanımları anlamının dışına kaçmasına izin vermeyen "özdeşlik","çelişki" ,"üçüncü hal olamaz"yasasını oluşturmuştur.buradan geçişle etimolojik anlamları ile tüm sözcükleri listelemek ,yeni sözlük oluşturmak gerekir diye düşünüyurum.gücümüzü hareket ve maddenin bilinebilirliğinden alırsak çok daha işlevli yeni bir dil oluşturulabilinir.özünde tüm sözcükler bizzat maddi dünyada yansımasını -bizzat tanımın kanıtı olarak- bulan tanımlar olarak olagelmişse eski dünyanın maddi koşullarında elde edilen eski tanımları (ki bu eski dünya koşullarında elde edilen tanımlarla düşünmek,bir fikir oluşturmak,vs eski dünyanın normları,dogmatikliği içinde tutar) yeni dünyanın yeni maddi koşullarında elde edilen tanımlarla değiştirmek zorunluluğu gerçekleşirse ki tüm dillerde tek insan di
li oluşturmakla desteklenirse işte ozaman toplumsal aydınlanma gerçekleşir ve bugün eski dünyanın tanımlarıyla geçinen sayısız fırsat olayı ve fırsatçı insanları tarihe karışır ve gerçekten "mucizeler çağına" giriş yaparız.bugün *bizzati *maddi dünyanın sayısız ve ardışık olaylarının yinelegelmesi ile koşullanan insanın beyni insanın el becerikliliği ilede olayları istediği tarzda biçimlendirmesiyle birlikte kendikendini şartlandırmayıda *hızlandırması kör tartışmaların,eski dünya dinlerinin hakkından gelecektir.