dilaver
26-12-2010, 23:31
Bu yazıda bir hekim olarak türbanın ve ilişkili örtünme biçimlerinin kadınlarımızın, genç kızlarımızın, hatta ergenliğe girmemiş kız çocuklarımızın sağlıklarını nasıl etkilediğini anlatmak istiyorum. Türbanla ve ilişkili örtünme biçimleriyle oluşabilecek bu sağlık sorunlarını toplumla paylaşmak bilim insanları, hekimler olarak bizim görevimiz... İster inancı gereği, ister kültürel ve dinsel baskılar gereği örtünsün, tüm kadınlarımızın, genç kızlarımızın da bu bilgilere erişme hakkı olmalı…
Bu yazıda türbanın demokratik, çağdaş bir toplum düzeninde “kadının kıyafet özgürlüğü” içinde olup olmadığını tartışmayacağım. Ülkemizde, önemli bir siyaset ve ticaret aracı olarak neden ısrarla siyasi gündemde tutulduğunu da... Halkın din duygularının sömürülerek türbanın ve velev ki diğer siyasi simgelerin cumhuriyetin temeli olan laiklik ilkesine karşı sistematik bir şekilde nasıl kullanıldığından da bahsetmeyeceğim. Bırakalım türbanı bu noktadan politikacılar tartışsın… Onlar bilmezler mi, laikliğin “inanç özgürlüğü”nün çok ötesinde bir kavram olduğunu, laik düzende yalnız bir inancın değil, her türlü inancın saygı görmesi gerektiğini… İnanca saygının da onu siyasallaşmadan kurtarmaktan geçtiğini… Batı demokrasilerinde inançların kişilerin vicdanlarına bırakıldığını, siyasal yaşamın dayanağının ise bilim ve hukuk olduğunu… Yani kamu yaşamına ilişkin karar ve işlemleri düzenleyecek yasaların her hangi bir inancın ilkelerine göre yapılmasının önerilmesinin bile kabul edilmeyeceğini…
Kadının İslam bilimcileri arasında bile tartışmalı olarak yorumlanan örtünme zorunluluğunu da sorgulamayacağım bu yazıda... Varsın, din aydınları yorumlasın İslam’da türbanın yerini… İslam tarihçileri örtünmenin ortaya çıkışını, gerekçelerini incelesinler… Onlar şüphesiz ki, günümüzden 700 yıl önce İslam aydınlanmasının dünyaya hükmettiği dönemde Yunus Emre’nin, “Şer’ ile hakikatin niteliğini söyleyim: Şeriat bir gemidir, hakikat denizidir, Ne denli sağlam olsa geminin tahtaları, Ona dalga vurdukça, aşınıp gidesidir” deyişini unutmayacaklar… Türban dayatmasının “Kur’an’ın emirlerinden mi, yoksa kişisel görüşlerin dinselleştirilmesinden” mi kaynaklandığını en iyi onlar ayırt edeceklerdir.
Türbanın laik ve demokratik bir cumhuriyeti düzenleyen hukuksal zemindeki yerini de tartışmayacağım. Hele hele, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın aldığı kararların hukuki yorumlarını da… Türkiye’de siyasal İslam’ın simgesi durumuna gelen türbanın kamu alanlarında ve üniversitelerde kullanımını kısıtlayan mahkeme kararlarının ve uygulamaların insan haklarına aykırı olmadığı yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına da değinmeyeceğim. Anayasamızda, iç hukukumuzda temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların Anayasa’dan ve kanunlardan üstün olarak tanımlandığını da… Varsın, saygın hukukçularımız, hukukun kendi mecrasında yorumlasın bunları…
Toplumbilimi alanında türbanın nasıl ve neden ortaya çıktığını, kökenini, biçimini de sorgulamayacağım. Şüphesiz ki toplumbilimciler, türbanın 1960’lı yıllardan itibaren Mısır’da Müslüman Kardeşler ve İran’da Mollalar Hareketiyle simgeleşen Siyasal İslam’ın yükselişiyle ortaya çıktığını hatırlatacaklardır topluma… Sadece bir örtü olmadığını da… Yüz açıkta kalacak şekilde başın ve boynun sımsıkı örtüldüğü özel bir örtünme şekli olarak toplumda üniformalaştığını da… O üniformanın altında bazen topuklara kadar inen pardösünün, bazen de dar kot pantolonların bulunmasının nasıl bir açıklaması olduğunu aynı toplumbilimciler ve belki de ruhbilimciler birlikte tartışsın bırakalım da…
Kadınlarımızın sağlığını nasıl etkiliyor?
Ben toplumbilimci-ruhbilimci değilim, hukuk insanı da değilim. Din alanında ise hiç yetkin değilim. Siyaset arenasında da top koşturamam. Dolayısıyla, türbanla ilişkili yukarıda belirttiğim noktaları tartışmayacağım. Ama ben, bu yazıda bir hekim olarak türbanın ve ilişkili örtünme biçimlerinin kadınlarımızın, genç kızlarımızın, hatta ergenliğe girmemiş kız çocuklarımızın sağlıklarını nasıl etkilediğini anlatmak istiyorum. Ama önce bir kadın meslektaşımızın söylediklerine kulak verelim:
“Muayeneye gelen tesettürlü kızlarımız ve kadınlarımız soyununca, dayanılmaz bir ter kokusu yayılır. Memelerinin altı kırmızı ve kokulu bir sıvı ile kaplıdır. Din uğruna eliniz ıslanır, mideniz bulanır. Türbanları yumurta gibi sert olsun ve dik dursun diye, eski röntgen filmlerini kesip, iki kat eşarbın altına koyuyor bazıları. Başlarını açtıklarında, baş derileri, havasızlıktan suları akan, cılk yaradır. Ve bizden, yani hekimlerden, tam da bu yaralar için tedavi isterler... Yeryüzünde kadınlarına bunu reva görürken, öbür dünyada açık saçık hurilerin hayali ile yaşamak yetiyor o erkek zihniyetine!..” (Mine G. Kırıkkanat’ın, Tesettür ve Pranga adlı yazısında, bir kadın hekim okurunun mektubundan aldığı satırlar - 27 Nisan 2005, Radikal Gazetesi)
Şimdi gelelim bu konudaki bilimsel verilere, Tıbbiyeli’nin işi bu:
Derimiz en geniş organımız… Sadece koruyucu bir tabaka değil, vücut ısısını ve su dengesini sağlayan, D vitamini sentezi gibi önemli biyokimyasal yolaklara izin veren, vücudumuzdan zararlı maddelerin ter yoluyla atılımını gerçekleştiren bir organ… Örtünme, işte havayla teması kesilmemesi gereken bu canlı yapıyı anlamlı bir şekilde etkiliyor. Türbanlı kızlarımızın ¬kadınlarımızın derileri gün ışığından ve havadan yoksun kalıyor, rahat nefes alamıyor, işlevlerini yerine getiremiyor. Ayrıca, örtünmede daha çok koyu renkli kumaşlar tercih edildiğinden, kadınlarımız daha fazla terliyor ve ilişkili deri-saç lezyonlarıyla sık sık karşı karşıya kalıyor, yine aynı nedenlerle yaz aylarında sıcaklık çarpması olaylarını da daha fazla yaşıyorlar.
Ancak özellikle son 20 yıldır üzerinde en önemle durulan konu, örtünmenin etkisiyle güneş ışığına yeterince maruz kalamayan deride D vitamini sentezinin yetersizliği; yani D hipovitaminozu… İlk olarak Hindistan’daki Sünni Müslüman kadınlarda gözlemlenen bu sonuç örtünmenin yanı sıra bu kadınların sosyal yaşama ve toplum içine dahil olmamaları, vakitlerini daha çok evde ve gün ışığından yoksun olarak geçirmelerine de bağlanmış.
Benzer şekilde Faslı kadınlarda da D hipovitaminozu oldukça yüksek bir oranda (yüzde 91) bulunmuş, eksikliği oluşturan en önemli faktörler olarak da çarşaf benzeri giysilerin giyilmesi ve çok az bir süre gün ışığına maruz kalınması (günde 30 dakikadan az dışarı çıkmak) belirlenmiş.
İlginç olarak, güneş ışınlarına en fazla maruz kalınan ülkelerden Avustralya’da yapılan bir çalışmada göçmen olan örtülü kadınların yüzde 80’inde D vitamini eksikliği saptanmış.
Ülkemizde de bu konuda yapılmış ilginç çalışmalar var. Değişik giyinme tarzları sergileyen kadınlarda yapılan bir çalışmada, sadece ellerin ve yüzün gün ışığına maruz kalmasının kısmen D vitamini sentezine olanak tanımasına rağmen D vitamini eksikliğini gidermeye yetmediği gözlenmiş, ayrıca çalışmadaki tamamen örtünen kadınların hepsinde D hipovitaminozu görülmüş.
D vitamininin kalsiyum metabolizması, kemik gelişimi ve bütünlüğünün korunmasındaki rolü göz önüne alındığında, bu vitaminin eksikliğiyle gelişecek hipokalsemi, osteomalazi ve osteoporoz örtünen kadınlarımızın önündeki en önemli sağlık sorunları… Tabi bunların sonucu olarak gelişecek komplikasyonlar da…
Bebek sağlığı da etkileniyor
İrlanda’da yapılan bir çalışmada araştırıcılar, örtünen kadınların doğum sırasında kalça kırığı gelişimi açısından daha fazla risk taşıdığını belirlemişler. Dublin’deki St James Hastanesi, Osteoporoz Birimi’nden Dr. Miriam Casey, D vitamini eksikliği içinde olan bu annelerin bebeklerinin özellikle doğum sonrası ilk haftada nöbet geçirmeye daha eğilimli olduğunu belirtiyor.
Bu bebekleri bekleyen bir başka sorun da birkaç yıl önce, İngiltere’de yapılan bir çalışmada dile getirildi. Doktorlar Müslüman (ve örtünen) annelerin sütünden yeterince kalsiyum alamayan bebeklerinde çocukluk çağında görülen raşitizm sıklığına dikkat çektiler.
American Journal of Clinical Nutrition’da 2007 yılında yayınlanan bir çalışmada Dr. Saadi ve arkadaşları, hemen hepsi kolları ve bacakları da örtülü bir giyim biçimi olan, hiç doğum yapmamış 88 kadında ve emzirme dönemindeki 90 annede D vitamini düzeylerini araştırıyorlar. Çalışmadaki 178 olgudan sadece 2 tanesinde D vitamini eksikliği görülmüyor. Geri kalan 176 olguya 3 ay boyunca vitamin desteği uygulandığında sadece yüzde 30 oranında olgunun önerilen kan düzeylerine erişebildiği görülüyor.
Ruh sağlığı üzerindeki etkileri
“Hemen hemen, türban takmış her kadının arkasında bir erkek öyküsü vardır!” diyen düşünce adamı Orhan Bursalı’nın bu teorisi aslında kadının üzerindeki baskıcı uygulamalara işaret ediyor. Bu uygulamaların ruh ve akıl sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen İnsan Hakları İçin Hekimler (Physicians for Human Rights-PHR) grubu da Afganistan’da Taliban kuralları altında yaşayan Afgan kadınları üzerinde ilginç bir çalışma yürütmüşler ve dikkat çekici bir sıklıkta duygudurum bozukluklarına rastlamışlar. Olguların yüzde 97’si majör depresyon semptomları gösteriyor, yüzde 86’sında da anksiyete belirtileri saptanıyor. PHR bu durumun kadınlara uygulanan baskıcı tutumlara bağlı olduğunu öne sürüyor, ayrıca bu bulguların, kadınların hareketini kısıtlayan ve örtünmeye zorlayan koşulların yarattığı kronik stresle daha da alevlendiğini bildiriyor.
Türbanlı kadınların önündeki önemli bir sorun da sağlık hakkına erişimdeki kısıtlılık… Erkek doktorlar, türbanın çıkarılması ve vücut muayenesi yapılması sırasındaki kısıtlılıklar yüzünden türbanlı ya da örtünmüş kadın hastalarında etkin bir şekilde muayene ve tedavi gerçekleştiremiyorlar. Bu konu, yakın zamanda Taliban rejimindeki kadınların aldıkları sağlık hizmetinin kalitesini inceleyen bir araştırmada da ortaya çıkmış durumda... Bu araştırma, örtünen kadınların hem hekimlerden, hem de diş hekimlerinden anlamlı derecede yetersiz hizmet aldığını ortaya koyuyor.
Türban ya da örtünme fiziksel olarak da bir takım sorunlar yaratıyor. İnanç gereği örtünme genellikle kalın-ağır kumaşlarla olduğundan ve tüm vücudu kaplayarak yere kadar uzandığından, bu şekilde giyinmiş bir kadının hareket kabiliyeti de doğal olarak güçleşiyor, azalıyor. Türbanın yarattığı görüş kısıtlılığı da işin cabası… Özellikle trafikte ve araba kullanırken bu görüş kısıtlılığının çeşitli kazalara sebep olabileceği ileri sürülmekte... Bu konu yakın zamanda Fransa’da gelişen bir olayda bir polis memurunun türbanlı bir kadına yazdığı trafik cezasıyla da gündeme geldi.
Aydınlatmak görevimiz
Türbanla ve ilişkili örtünme biçimleriyle oluşabilecek bu sağlık sorunlarını toplumla paylaşmak bilim insanları, hekimler olarak bizim görevimiz... İster inancı gereği, ister kültürel ve dinsel baskılar gereği örtünsün, tüm kadınlarımızın, genç kızlarımızın da bu bilgilere erişme hakkı olmalı… Kültürel değişimler bir gün içinde gerçekleşmiyor ama eğitim ve etkileşimle zaman içinde olgunlaşıyor, ortaya çıkıyor. Bizlerin rolü “kadının kıyafet polisliğini” yapmak değil, ama elbette devlet her vatandaşının temel hak ve özgürlüklerini koruyan, hakları demokratik ve eşit olarak düzenleyen yasal sınırlar içinde gerekli önlemleri de alacaktır. Kadınlarımızı ayrımcı¬ eşitsiz-baskıcı uygulamalardan korumak, onların “çağdaş Cumhuriyetimizin sağlıklı ve özgür bireyler”i olarak yaşayacakları koşulları sağlamaktır devletin görevi… Bu ülkenin Tıbbiyelileri ve vatan aydınları olarak bize düşen görev ise, kadınlarımızı “çağdaş Cumhuriyet’in sağlıklı ve özgür seçimler yapabilen bireyler”i olma yönünde aydınlatmak olmalı…
Bunun için elimizde bilimin gücüyle oluşturulacak farkındalık ve uyanıştan daha güçlü bir silah var mı?
NOT: Bu yazı, İzmir Tabip Odası Bülteni TIBBİYELİ’nin Kasım 2010 sayısında yayınlanmıştır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1) OP Kapoor, Deficient sunlight in the aetiology of osteomalacia in Muslim women, Bombay Hospital Journal Reviews
2) F. Allali et al., High Prevalence of Hypovitaminosis D in Morocco: Relationship to Lifestyle, Physical Performance, Bone Markers, and Bone Mineral Density, Seminars in Arthritis and Rheumatism, 38 (6): 444-451, 2009.
3) S. Grover, R. Morley; Vitamin D deficiency in veiled or dark skinned pregnant women. Med J Aust, 175:251–2, 2001.
4) J. Benson, Hiding from the sun-Vitamin D deficiency in refugees, Australian Family Physician 36 (5): 355-357, 2007.
5) F. Alagöl et al., Sunlight exposure and vitamin D deficiency in Turkish women, Journal of Endocrinological Investigation, 23 (3):, 173-177, 2000.
6) T. R. Bandgar, N. S. Shah; Vitamin D and Hip Fractures: Indian Scenario, Journal of the Association of Physicians in India, Volume 58, 2010
7) Adriana Stuijt, “Women could endanger their health by wearing burqas”. Digital Journal. http://www.digitaljournal.com/article/272307.
8) Stephanie Dubitsky, “The Health Care Crisis Facing Women Under Taliban Rule in Afghanistan”, http://www.wcl.american.edu/hrbrief/v6i2/taliban.htm.
http://www.thecarconnection.com/marty-blog/1044516_should-driving-while-wearing-burqas-be-illegal-how-about¬helmets
Prof. Dr. Ferhan G. Sağın
saygılarımla
Bu yazıda türbanın demokratik, çağdaş bir toplum düzeninde “kadının kıyafet özgürlüğü” içinde olup olmadığını tartışmayacağım. Ülkemizde, önemli bir siyaset ve ticaret aracı olarak neden ısrarla siyasi gündemde tutulduğunu da... Halkın din duygularının sömürülerek türbanın ve velev ki diğer siyasi simgelerin cumhuriyetin temeli olan laiklik ilkesine karşı sistematik bir şekilde nasıl kullanıldığından da bahsetmeyeceğim. Bırakalım türbanı bu noktadan politikacılar tartışsın… Onlar bilmezler mi, laikliğin “inanç özgürlüğü”nün çok ötesinde bir kavram olduğunu, laik düzende yalnız bir inancın değil, her türlü inancın saygı görmesi gerektiğini… İnanca saygının da onu siyasallaşmadan kurtarmaktan geçtiğini… Batı demokrasilerinde inançların kişilerin vicdanlarına bırakıldığını, siyasal yaşamın dayanağının ise bilim ve hukuk olduğunu… Yani kamu yaşamına ilişkin karar ve işlemleri düzenleyecek yasaların her hangi bir inancın ilkelerine göre yapılmasının önerilmesinin bile kabul edilmeyeceğini…
Kadının İslam bilimcileri arasında bile tartışmalı olarak yorumlanan örtünme zorunluluğunu da sorgulamayacağım bu yazıda... Varsın, din aydınları yorumlasın İslam’da türbanın yerini… İslam tarihçileri örtünmenin ortaya çıkışını, gerekçelerini incelesinler… Onlar şüphesiz ki, günümüzden 700 yıl önce İslam aydınlanmasının dünyaya hükmettiği dönemde Yunus Emre’nin, “Şer’ ile hakikatin niteliğini söyleyim: Şeriat bir gemidir, hakikat denizidir, Ne denli sağlam olsa geminin tahtaları, Ona dalga vurdukça, aşınıp gidesidir” deyişini unutmayacaklar… Türban dayatmasının “Kur’an’ın emirlerinden mi, yoksa kişisel görüşlerin dinselleştirilmesinden” mi kaynaklandığını en iyi onlar ayırt edeceklerdir.
Türbanın laik ve demokratik bir cumhuriyeti düzenleyen hukuksal zemindeki yerini de tartışmayacağım. Hele hele, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın aldığı kararların hukuki yorumlarını da… Türkiye’de siyasal İslam’ın simgesi durumuna gelen türbanın kamu alanlarında ve üniversitelerde kullanımını kısıtlayan mahkeme kararlarının ve uygulamaların insan haklarına aykırı olmadığı yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına da değinmeyeceğim. Anayasamızda, iç hukukumuzda temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların Anayasa’dan ve kanunlardan üstün olarak tanımlandığını da… Varsın, saygın hukukçularımız, hukukun kendi mecrasında yorumlasın bunları…
Toplumbilimi alanında türbanın nasıl ve neden ortaya çıktığını, kökenini, biçimini de sorgulamayacağım. Şüphesiz ki toplumbilimciler, türbanın 1960’lı yıllardan itibaren Mısır’da Müslüman Kardeşler ve İran’da Mollalar Hareketiyle simgeleşen Siyasal İslam’ın yükselişiyle ortaya çıktığını hatırlatacaklardır topluma… Sadece bir örtü olmadığını da… Yüz açıkta kalacak şekilde başın ve boynun sımsıkı örtüldüğü özel bir örtünme şekli olarak toplumda üniformalaştığını da… O üniformanın altında bazen topuklara kadar inen pardösünün, bazen de dar kot pantolonların bulunmasının nasıl bir açıklaması olduğunu aynı toplumbilimciler ve belki de ruhbilimciler birlikte tartışsın bırakalım da…
Kadınlarımızın sağlığını nasıl etkiliyor?
Ben toplumbilimci-ruhbilimci değilim, hukuk insanı da değilim. Din alanında ise hiç yetkin değilim. Siyaset arenasında da top koşturamam. Dolayısıyla, türbanla ilişkili yukarıda belirttiğim noktaları tartışmayacağım. Ama ben, bu yazıda bir hekim olarak türbanın ve ilişkili örtünme biçimlerinin kadınlarımızın, genç kızlarımızın, hatta ergenliğe girmemiş kız çocuklarımızın sağlıklarını nasıl etkilediğini anlatmak istiyorum. Ama önce bir kadın meslektaşımızın söylediklerine kulak verelim:
“Muayeneye gelen tesettürlü kızlarımız ve kadınlarımız soyununca, dayanılmaz bir ter kokusu yayılır. Memelerinin altı kırmızı ve kokulu bir sıvı ile kaplıdır. Din uğruna eliniz ıslanır, mideniz bulanır. Türbanları yumurta gibi sert olsun ve dik dursun diye, eski röntgen filmlerini kesip, iki kat eşarbın altına koyuyor bazıları. Başlarını açtıklarında, baş derileri, havasızlıktan suları akan, cılk yaradır. Ve bizden, yani hekimlerden, tam da bu yaralar için tedavi isterler... Yeryüzünde kadınlarına bunu reva görürken, öbür dünyada açık saçık hurilerin hayali ile yaşamak yetiyor o erkek zihniyetine!..” (Mine G. Kırıkkanat’ın, Tesettür ve Pranga adlı yazısında, bir kadın hekim okurunun mektubundan aldığı satırlar - 27 Nisan 2005, Radikal Gazetesi)
Şimdi gelelim bu konudaki bilimsel verilere, Tıbbiyeli’nin işi bu:
Derimiz en geniş organımız… Sadece koruyucu bir tabaka değil, vücut ısısını ve su dengesini sağlayan, D vitamini sentezi gibi önemli biyokimyasal yolaklara izin veren, vücudumuzdan zararlı maddelerin ter yoluyla atılımını gerçekleştiren bir organ… Örtünme, işte havayla teması kesilmemesi gereken bu canlı yapıyı anlamlı bir şekilde etkiliyor. Türbanlı kızlarımızın ¬kadınlarımızın derileri gün ışığından ve havadan yoksun kalıyor, rahat nefes alamıyor, işlevlerini yerine getiremiyor. Ayrıca, örtünmede daha çok koyu renkli kumaşlar tercih edildiğinden, kadınlarımız daha fazla terliyor ve ilişkili deri-saç lezyonlarıyla sık sık karşı karşıya kalıyor, yine aynı nedenlerle yaz aylarında sıcaklık çarpması olaylarını da daha fazla yaşıyorlar.
Ancak özellikle son 20 yıldır üzerinde en önemle durulan konu, örtünmenin etkisiyle güneş ışığına yeterince maruz kalamayan deride D vitamini sentezinin yetersizliği; yani D hipovitaminozu… İlk olarak Hindistan’daki Sünni Müslüman kadınlarda gözlemlenen bu sonuç örtünmenin yanı sıra bu kadınların sosyal yaşama ve toplum içine dahil olmamaları, vakitlerini daha çok evde ve gün ışığından yoksun olarak geçirmelerine de bağlanmış.
Benzer şekilde Faslı kadınlarda da D hipovitaminozu oldukça yüksek bir oranda (yüzde 91) bulunmuş, eksikliği oluşturan en önemli faktörler olarak da çarşaf benzeri giysilerin giyilmesi ve çok az bir süre gün ışığına maruz kalınması (günde 30 dakikadan az dışarı çıkmak) belirlenmiş.
İlginç olarak, güneş ışınlarına en fazla maruz kalınan ülkelerden Avustralya’da yapılan bir çalışmada göçmen olan örtülü kadınların yüzde 80’inde D vitamini eksikliği saptanmış.
Ülkemizde de bu konuda yapılmış ilginç çalışmalar var. Değişik giyinme tarzları sergileyen kadınlarda yapılan bir çalışmada, sadece ellerin ve yüzün gün ışığına maruz kalmasının kısmen D vitamini sentezine olanak tanımasına rağmen D vitamini eksikliğini gidermeye yetmediği gözlenmiş, ayrıca çalışmadaki tamamen örtünen kadınların hepsinde D hipovitaminozu görülmüş.
D vitamininin kalsiyum metabolizması, kemik gelişimi ve bütünlüğünün korunmasındaki rolü göz önüne alındığında, bu vitaminin eksikliğiyle gelişecek hipokalsemi, osteomalazi ve osteoporoz örtünen kadınlarımızın önündeki en önemli sağlık sorunları… Tabi bunların sonucu olarak gelişecek komplikasyonlar da…
Bebek sağlığı da etkileniyor
İrlanda’da yapılan bir çalışmada araştırıcılar, örtünen kadınların doğum sırasında kalça kırığı gelişimi açısından daha fazla risk taşıdığını belirlemişler. Dublin’deki St James Hastanesi, Osteoporoz Birimi’nden Dr. Miriam Casey, D vitamini eksikliği içinde olan bu annelerin bebeklerinin özellikle doğum sonrası ilk haftada nöbet geçirmeye daha eğilimli olduğunu belirtiyor.
Bu bebekleri bekleyen bir başka sorun da birkaç yıl önce, İngiltere’de yapılan bir çalışmada dile getirildi. Doktorlar Müslüman (ve örtünen) annelerin sütünden yeterince kalsiyum alamayan bebeklerinde çocukluk çağında görülen raşitizm sıklığına dikkat çektiler.
American Journal of Clinical Nutrition’da 2007 yılında yayınlanan bir çalışmada Dr. Saadi ve arkadaşları, hemen hepsi kolları ve bacakları da örtülü bir giyim biçimi olan, hiç doğum yapmamış 88 kadında ve emzirme dönemindeki 90 annede D vitamini düzeylerini araştırıyorlar. Çalışmadaki 178 olgudan sadece 2 tanesinde D vitamini eksikliği görülmüyor. Geri kalan 176 olguya 3 ay boyunca vitamin desteği uygulandığında sadece yüzde 30 oranında olgunun önerilen kan düzeylerine erişebildiği görülüyor.
Ruh sağlığı üzerindeki etkileri
“Hemen hemen, türban takmış her kadının arkasında bir erkek öyküsü vardır!” diyen düşünce adamı Orhan Bursalı’nın bu teorisi aslında kadının üzerindeki baskıcı uygulamalara işaret ediyor. Bu uygulamaların ruh ve akıl sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen İnsan Hakları İçin Hekimler (Physicians for Human Rights-PHR) grubu da Afganistan’da Taliban kuralları altında yaşayan Afgan kadınları üzerinde ilginç bir çalışma yürütmüşler ve dikkat çekici bir sıklıkta duygudurum bozukluklarına rastlamışlar. Olguların yüzde 97’si majör depresyon semptomları gösteriyor, yüzde 86’sında da anksiyete belirtileri saptanıyor. PHR bu durumun kadınlara uygulanan baskıcı tutumlara bağlı olduğunu öne sürüyor, ayrıca bu bulguların, kadınların hareketini kısıtlayan ve örtünmeye zorlayan koşulların yarattığı kronik stresle daha da alevlendiğini bildiriyor.
Türbanlı kadınların önündeki önemli bir sorun da sağlık hakkına erişimdeki kısıtlılık… Erkek doktorlar, türbanın çıkarılması ve vücut muayenesi yapılması sırasındaki kısıtlılıklar yüzünden türbanlı ya da örtünmüş kadın hastalarında etkin bir şekilde muayene ve tedavi gerçekleştiremiyorlar. Bu konu, yakın zamanda Taliban rejimindeki kadınların aldıkları sağlık hizmetinin kalitesini inceleyen bir araştırmada da ortaya çıkmış durumda... Bu araştırma, örtünen kadınların hem hekimlerden, hem de diş hekimlerinden anlamlı derecede yetersiz hizmet aldığını ortaya koyuyor.
Türban ya da örtünme fiziksel olarak da bir takım sorunlar yaratıyor. İnanç gereği örtünme genellikle kalın-ağır kumaşlarla olduğundan ve tüm vücudu kaplayarak yere kadar uzandığından, bu şekilde giyinmiş bir kadının hareket kabiliyeti de doğal olarak güçleşiyor, azalıyor. Türbanın yarattığı görüş kısıtlılığı da işin cabası… Özellikle trafikte ve araba kullanırken bu görüş kısıtlılığının çeşitli kazalara sebep olabileceği ileri sürülmekte... Bu konu yakın zamanda Fransa’da gelişen bir olayda bir polis memurunun türbanlı bir kadına yazdığı trafik cezasıyla da gündeme geldi.
Aydınlatmak görevimiz
Türbanla ve ilişkili örtünme biçimleriyle oluşabilecek bu sağlık sorunlarını toplumla paylaşmak bilim insanları, hekimler olarak bizim görevimiz... İster inancı gereği, ister kültürel ve dinsel baskılar gereği örtünsün, tüm kadınlarımızın, genç kızlarımızın da bu bilgilere erişme hakkı olmalı… Kültürel değişimler bir gün içinde gerçekleşmiyor ama eğitim ve etkileşimle zaman içinde olgunlaşıyor, ortaya çıkıyor. Bizlerin rolü “kadının kıyafet polisliğini” yapmak değil, ama elbette devlet her vatandaşının temel hak ve özgürlüklerini koruyan, hakları demokratik ve eşit olarak düzenleyen yasal sınırlar içinde gerekli önlemleri de alacaktır. Kadınlarımızı ayrımcı¬ eşitsiz-baskıcı uygulamalardan korumak, onların “çağdaş Cumhuriyetimizin sağlıklı ve özgür bireyler”i olarak yaşayacakları koşulları sağlamaktır devletin görevi… Bu ülkenin Tıbbiyelileri ve vatan aydınları olarak bize düşen görev ise, kadınlarımızı “çağdaş Cumhuriyet’in sağlıklı ve özgür seçimler yapabilen bireyler”i olma yönünde aydınlatmak olmalı…
Bunun için elimizde bilimin gücüyle oluşturulacak farkındalık ve uyanıştan daha güçlü bir silah var mı?
NOT: Bu yazı, İzmir Tabip Odası Bülteni TIBBİYELİ’nin Kasım 2010 sayısında yayınlanmıştır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1) OP Kapoor, Deficient sunlight in the aetiology of osteomalacia in Muslim women, Bombay Hospital Journal Reviews
2) F. Allali et al., High Prevalence of Hypovitaminosis D in Morocco: Relationship to Lifestyle, Physical Performance, Bone Markers, and Bone Mineral Density, Seminars in Arthritis and Rheumatism, 38 (6): 444-451, 2009.
3) S. Grover, R. Morley; Vitamin D deficiency in veiled or dark skinned pregnant women. Med J Aust, 175:251–2, 2001.
4) J. Benson, Hiding from the sun-Vitamin D deficiency in refugees, Australian Family Physician 36 (5): 355-357, 2007.
5) F. Alagöl et al., Sunlight exposure and vitamin D deficiency in Turkish women, Journal of Endocrinological Investigation, 23 (3):, 173-177, 2000.
6) T. R. Bandgar, N. S. Shah; Vitamin D and Hip Fractures: Indian Scenario, Journal of the Association of Physicians in India, Volume 58, 2010
7) Adriana Stuijt, “Women could endanger their health by wearing burqas”. Digital Journal. http://www.digitaljournal.com/article/272307.
8) Stephanie Dubitsky, “The Health Care Crisis Facing Women Under Taliban Rule in Afghanistan”, http://www.wcl.american.edu/hrbrief/v6i2/taliban.htm.
http://www.thecarconnection.com/marty-blog/1044516_should-driving-while-wearing-burqas-be-illegal-how-about¬helmets
Prof. Dr. Ferhan G. Sağın
saygılarımla