PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Diyalektik


25-01-2006, 22:22
Diyalektiği tartışalım...

Kavramlar arasındaki karşıtlık ilişkisinden yola çıkarak bunu doğruya varan süreçlerin açığa çıkarılmasında bir ilke olarak kullanan düşünme ve araştırma yoluna diyalektik denir.

Diyalektik düşüncenin başlangıcı, doğayı ve evreni oluşturduğu düşünülen ateş, hava, su, toprak gibi ilk öğelerin (arkhe) aralarındaki karşılıklı çatışma-dönüşme ilişkileri biçiminde, Sokrates öncesi fizikçilerde görülür. Daha sonra şeylerin karşıtlarından yola çıkarak var olmaları ve gene karşıtları içinde yok olmalarını ele alan Herakleitos, diyalektiği evrenin etkin bir ilkesi olarak düşünmenin öncüsü oldu. Aristoteles’e göre, bazı kabullerden yola çıkarak usavurma yoluyla bunları saçmaya indirgeyerek karşıtlarını kanıtlama tekniği anlamında diyalektiğin kurucusu Elealı Zenon’du.

Diyalektiği bir yöntem olarak ilk kullanan ise Sokrates’tir. Sokrates için diyalektik, karşılıklı, karşılıklı soru-yanıt yoluyla kavramlara açıklık getirme yöntemidir. Karşı tarafın yanıtından yola çıkarak bunun gene onun düşünceleri açısından tutarsız ve çelişik olduğunu göstermek, yöntemin ilk aşamasıdır. Bundan sonra karşılıklı soru- yanıtlarla, tartışma konusu kavram çeşitli açılardan ele alınır, açımlanır.

Sokrates’in açıklama yöntemini belirli bir varlık görüşüne bağlayan Platon, diyalektiği bilgi görüşüne dayalı bir eğitim yöntemi olarak geliştirdi. Ona göre diyalektik, bir varlık sıralaması içinde en alt düzeyden gittikçe yükselerek sonunda idea’lara varmak için izlenen bir öğretme ve öğrenme sürecidir. Yeniçağ felsefesinde diyalektik terimini ilk kullanan Immanuel Kant’tır. Kant’a göre diyalektik yanılgını mantığıdır;; kendi halindeki us, bazı usavurma işlemlerini mantıksal sınırlarına kadar götürüp sonunda kendisiyle çatışma içine düşer. Ortaya çıkan antinomileri (çatışkıları) gidermek içinse Kant’ın “transandantal diyalektik” adını verdiği yöntem uygulanır; iki karşıt sav arasındaki çatışma, hem tezin, hem de antitezin karşıtının olanaksızlığı kanıtlanarak giderilir. Böylece Kant için diyalektik, hem usun içine düştüğü doğal bir yanılgı biçimi, hem de bunu düzeltmek için kullanılacak bir eleştiri ve yanlış gösterme yöntemi haline gelir.

Diyalektik anlayışının temelinde yatan üçlü düşüncesini Kant’tan alan Hegel, buna bambaşka bir anlam yükledi. Hegel’e göre, gerçekleri oluşturan kavramların her biri karşıtını kendi içinde taşır. Düşünce, bir kavramdan (tez) onun içindeki karşıtına(antitez) bundan da yeniden karşıtına (yani ilk kavrama) dönmekle, diyalektik hareket içinde, iki kavramın birliğini oluşturan üçüncü kavrama (sentez) ulaşır. Bu süreç, düşüncenin kendisini kavramasını sağlayan bilinç içeriğini artırır. Hegel’e göre diyalektik, varlığı belirleyen düşüncenin kendi süreci olduğu gibi dünya tarihinin de oluşum ilkesidir.

Diyalektik usavurmayı Hegel’den ve Sokrates öncesi filozoflardan alan Karl Marx’a göre diyalektik tarihsel bir süreçtir; ekonomik temelli bazı toplumsal oluşumların zaman içinde karşıtlarını üretmeleri, karşıtların giderek çatışmaya dönüşmesiyle de yeni oluşumun etkisini ortadan kaldırması biçiminde yürür. Diyalektik kavramı günümüzde, metafizik teriminin tam karşıtı olarak yeni ve bilimsel bir dünya görüşünü dile getirir.

Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyalektik"

25-01-2006, 22:26
Hegel’in idealizmine diyalektik idealizm denir.

Hegel, tarihin ve düşüncenin diyalektik bir süreç içinde geliştiğini savunmuş, dinden siyasete, mantıktan estetiğe kadar bütün alanlar için geçerli gördüğü bu sürecin Mutlak Tin’e ya da zihne (geist) varılmasıyla son bulacağını ileri sürmüştür. Düşüncenin özünde gerçeğin ancak bir bütün olarak kavranabileceği yatar. Diyalektik, görünürdeki bütün farklılıkların birliğe kavuştuğu metafizik bir süreç “mutlak” ise, var olan her şeyi kendinde toplayandır. Varlığın diyalektik gelişim süreci, Hegel’in tin ya da zihin, bazen de idea dediği Geist’ın kendini belli bir amaca doğru geliştirmesi, özgürleşmesi sürecidir.Bu süreç içinde “idea” diyalektiğin üçlü aşamasından geçer.İlk aşamada “idea” kendi içindedir ve henüz bir olanaktır. Kendini gerçekleştirmesi için ikinci bir alan gerekir, bu da doğadır. Ama “idea” doğada kendi özüne aykırı bir duruma düşer, kendine yabancılaşır. Bu aykırılıktan üçüncü aşama olan kültür dünyasında kurtulabilir. Doğada “idea”yı yönlendiren yasa olan zorunluluğun yerini üçüncü aşamada özgürlük alır; özgürlük, tinin devlet, sanat, felsefe ve din gibi, bireylerin üstündeki bazı kurumlarda ve o kurumlarla kendini gerçekleştirmesidir. Bu son aşamada da tin üç basamak içinde kendini geliştirir. İlk basamak “öznel tin” dir ve tek tek insanların yaşamındaki henüz tamamlanmamış idedir. İkinci basamak “nesnel tin”dir ve burada kendini toplum, tarih devlet olarak gerçekleştirir. Üçüncü basamak ise “mutlak tin” dir ve burada tam bilincine ulaşarak kendini sanat, din ve felsefe ile ölümsüz kılar.

Diyalektik idealizm yani Hegelci diyalektik, nesneleri soyutlayarak her birini kendi başına ve değişmez özellikleri olan birimler olarak gören “metafizik” düşünce biçiminin tersine, nesneleri hareket ve değişimleri, karşılıklı ilişkileri ve etkileşimleri içinde ele alır. Her şey sürekli bir oluş ve yok oluş süreci içindedir. Bu süreç içinde hiçbir şey sürekli değildir; her şey değişir ve yerini başka bir şeye bırakır. Bütün şeyler çelişkili yanlar ya da yönler içerir. Bu yönler arasındaki çatışma değişimin itici gücüdür ve sonunda şeylerin değişime uğramasına ya da ortadan kalkmasına yol açar. Hegel değişme ve gelişmeyi doğada ve toplumda somutlaşan “mutlak tin”in ya da ideanın bir dışavurumu olarak görür.

Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyalektik_idealizm"

25-01-2006, 22:29
Doğada ve tarihte belirleyici olan süreçlerin , kendi içlerindeki karşıtlık yoluyla oluştuğunu ve bütün olayların bu maddi temelli ilişkilerle açıklanması gerektiğini savunan felsefe görüşü. Tarihsel materyalizm ile birlikte Marksist dünya ve tarih görüşünü oluşturur. Marx ve Engels’e göre materyalim, duyularla algılanabilen maddi dünyanın zihin ya da ruhtan bağımsız nesnel bir gerçeklik olarak ele alınmasına dayanır. Marx ve Engels zihinsel ya da ruhsal süreçlerin varlığını reddetmemişler, ama düşüncelerin temelde maddi koşuların ürünleri ve yansımaları olduğunu savunmuşlardır. Maddeyi zihin ya da ruha bağımlı olarak ele alan , zihin ya da ruhun maddeden bağımsız olarak var olabileceğini savunan bütün kuramları ise, maddeciliğin karşıtı olarak gördükleri idealizm altında toplamışlardır. Onlara göre, maddeci ve idealist görüşler felsefenin tarihsel gelişimi boyunca uzlaşmaz bir karşıtlık içinde olmuştur. Bu nedenle materyalizm ve idealizmi birleştirmeye ya da uzlaştırmaya yönelik bütün çabaların kaçınılmaz olarak karışıklık ve tutarsızlığa yol açacağını savunan tam bir maddeci yaklaşımı benimsemişlerdir.

Marx ve Engels kendi diyalektik anlayışlarını büyük ölçüde Hegel’in görüşlerinden yola çıkarak geliştirmişlerdir. Hegel değişme ve gelişmeyi doğada ve toplumda somutlaşan Mutlak Tin’in ya da İdea’nın bir dışavurumu olarak görürken, Marx ve Engels değişimi ve gelişimi maddi dünyanın doğasında var olan bir özellik olarak görürüler. Bu nedenle Hegel’in yaptığı gibi olayların gerçek akışının “diyalektiğin ilkeleri”nden çıkarsayamayacağını, ilkelerin olaylardan çıkarılması gerektiğini savunurlar. Marx ve Engels’in bilgi kuramının çıkış noktası, bütün bilgilerin duyular yoluyla elde edildiği maddeci öncüldür. Ama bilgiyi yalnızca verili duyu izlenimlerine dayandıran mekanik görüşün tersine bu kuram, pratik çalışma sürecinde toplumsal olarak elde edilen insan bilgisinin diyalektik gelişimini vurgular. İnsanlar nesnelere ilişkin bilgileri yalnızca bu nesnelerle pratik etkileşim içinde ve pratiklerine denk düşen düşünceleri biçimlendirerek edinirler. Düşüncelerin gerçekliğe uygunluğunun, yani doğruluğunun sınanmasını sağlayan tek araç toplumsal pratiktir. Bu bilgi kuramı, kendinde şeylerin yaratıcılığından dolayı insanların yalnızca duyumlanabilir görüntüleri bilebileceğini öne süren öznel idealizme ve duyular üstü gerçekliğin duyulardan bağımsız saf sezgi ya da düşünce ile bilinebileceğini öne süren nesnel idealizme yanı ölçüde karşı çıkar.

Diyalektik materyalizm: doğa, toplum ve bilinç olgularını evrensel bir varlık anlayışı içinde bütünler ve bu bütünlüğün aynı çelişme yasasıyla geliştiğini meydana koyar. Diyalektik idealizm, gelişme olgusunun genel yasalarının bilimidir, öylesine ki bilimsel gelişme olgusunu bütün öğretiler içinde tek başına temsil eder. Her bilim, gerçeğin farklı alanlarındaki gelişmesini ancak o alanda geçerli yasalara bağlar, diyalektik materyalizm bizzat gelişme olgusunu genel yasalara bağlar. Bu genel yasalar, kurgusal varsayımlar değil; bizzat doğanın, toplumun ve işleyişinden çıkarılmış ve onlara uygulanarak denetlenmiş ve doğrulukları saptanmış bilimsel yasalardır. Bu yasalar, karşıtların birliği ve savaşı yasası, nicelikten niteliğe ve nitelikten niceliğe geçiş yasası, olumsuzlanmanın olumsuzlanması yasası adlarıyla anılırlar. Bu yasalar, evrende var olan her şeyin bizzat nasıl devinip geliştiğinin, süreklilikte kesintinin ve karşıtlıkların birdenbire dönüşümlerle, nasıl aşıldığının, eskinin yıkılıp yeninin nasıl oluştuğunun anahtarını verir. Diyalektik idealizm, hem bilme ve hem de yapmanın öğretisi olmakla, kuramla kılgının ( teoriyle pratiğin) bağımlılığını da ortaya koymuştur. Kuramsız kılgı ve kılgısız kuram olmaz. Kılgı kuramla başarılı olabildiği gibi kuram da kılgıdan yansır.

Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyalektik_materyalizm"

Xander85
25-01-2006, 23:40
Peki diyalektik tasavvuf ne oluyor?

pante
26-01-2006, 02:02
Mamuli Diyalektiğin tarihsel gelişimini kısaca özetlemiş..
XAnder arkadaşımız "Diyalektik Tasavvuf"'un ne olduğunu sormuş..
Bunu kısaca açıklamak çok zor..Bizim yazdıklarımızın üzerine arkadaşımız google'dan kendisi de araştırırsa faydası olur..Ya da konu uzarsa ayrıntılarıyla anlatabiliriz..

Diyalektik Tasavvuf'u anlayabilmek için;
Yukarıda anlatılan Diyalektiğin Sokrat'tan başlayarak Marks ve Engels'e kadar olan kısmına , yani Hegel'in diyalektik idealizmine + Tasavvuf'u koyduğumuzda Diyalektik Tasavvuf'u elde ederiz..
Marks , Hegel'in diyalektiğini almış , Tanrısal tarafını atmış ,bunun yerine maddeci tarafını koyarak Diyalektik Materyalizmi oluşturmuştur..

Tasavvuf ise, bildiğimiz teist düşüncelerden farklı olarak Tanrıyı evrenden farklı-ayrı bir varlık değil evreni yaratan , evrenle hem bir hem de evrene hükmeden ezeli ve ebedi bir kudret olarak görür..

Felsefede Tasavvuf benzeri görüş Panenteizm olarak karşımıza çıkar.
Panenteizm, panteizmin “Her şey Tanrı’dır.” şeklindeki ifadesini “Her şey Tanrı’dadır.”a dönüştürmüştür. Bu düşünceyi savunanlara göre her şey Allah’tadır. Ancak her şey Allah’ta mevcut olmakla birlikte bu her şeyde uluhiyetin varolduğundan söz edilemez. Tanrı alemin dışında bir aşkınlığa sahiptir, onunla birlikteyken. Hem zamanın içindedir hem dışında; hem değişendir hem de değişmeyen. Bir anlamda çift kutuplu bir uluhiyettir..

“Sözgelişi, süreç felsefesinden yola çıkan düşünürlerin uluhiyet anlayışları genellikle zaman zaman ‘çift kutuplu deizm’ veya ‘diyalektik teizm’ gibi terimlerle adlandırılmaktadır. Özellikle bu son iki terim “pan-enteizm” terimi ile “panteizm” teriminin yazılışlarından dolayı birbirine karıştırılması yüzünden tercih edilmektedir.” Bu bağlamda panenteizm Tanrı’yı soyut, mutlak ve değişmez gibi yönleriyle evrenin üstünde, somut, göreli ve değişen yönleri ile de evrenin içinde görür.

İngiliz düşünürü White Head 'e göre, Tanrı 'nın her türlü değişmenin ötesinde değişmez bir niteliği ve bunun yanında bir de değişen ve oluşan bir niteliği vardır. Tanrı değişmeyen yanıyla devinimi başlatmıştır ve Evrenin bilincindedir. Ancak Tanrı bu konumda kalmış olsaydı, ilk devindirici, özgür, öncesiz ve yetkin olarak kalacak ama varoluşa katılmamış olacaktı. Diğer niteliği ile ise Tanrı, değişme ve oluşma sürecinin içinde ve bilincindedir. Bu nedenle Tanrı 'nın evrende içkin (evrenin maddesine karışmış-içinde bulunan) olduğunu söylemek de doğrudur. Evrenin Tanrı 'da içkin olduğunu söylemek, Tanrı-Evren ilişkisinin karşılıklı olduğuna farkına varışın göstergesidir.

Hallac-ı Mansur , Ahmet Yesevi , Mevlana , Muhyiddin-i Arabi ,Yunus Emre
Bruno ve Spinoza'nın görüşlerine daha sonra değiniriz..

K.C.
03-07-2006, 13:30
Diyalektik'le kastedilen nedir? Bunun da çeşitleri mi var? Veya bulunduğu felsefeye göre farklılık mı gösteriyor?
Tamamen bilgilenme amaçlı soruyorum.

sodomo--
03-07-2006, 15:09
bu diyalektik "dualite-ikililk" ilişkilerini tanımlamaya yönelik bir mantıksal bakış. Aslında "düalite" bizi geçekten fazlasıyla uzaklaştırır ve dahası farklı "gerçek" tanımlarına yol açar. Kendi zihnimiz bunu doğanın içine ilave ediyor, *aslında doğada dialektik yoktur fakat bizim zihinsel yetersizliğimiz böylesi bir "böl-parçala-anla" mantığını adeta zorunlu kılıyor. Biz bölüp-parçalayıp-anlamaya çalıştıkça doğayı da bölünmüş parçalanmış ayrı ayrı birimlerden ibaret görme yanılgısına düşeriz.
Dialektik şimdilik geçice bir süre için kullandığımız ve zamanı gelince bir kenara koyacağımız bir mantıksal yöntem olacaktır.

sargon
03-07-2006, 19:32
Diyalektik, felsefede kullanılan bir yöntemdir. Sokrates'in kullandığı karşılıklı soru cevaplar yani diyalekt'lerle tartışmayı belli bir sonuca götürme yönteminden adını alıyor. Bu tartışmalarda izlenen temel yöntem getirilen tezi rasyonel akıl yürütmelerle çürütmeye çalışmak idi. Antik Yunan düşünürlerinden beri geliştirilen ve en son Hegel'de zirveye çıkan bir düşünme yöntemi olmasına karşın dini anlayışlarda da çokça karşımıza çıkıyor. Özellikle Hinduizm ve Budizm'de diyalektik mantık kullanımını sürekli görüyoruz.

Hegel'de diyalektik düşünme yöntemi idealist bir içeriktedir. Bu yöntemi tanrının varlığını ispat etmek için kullanmıştır. Herşeyin ilişkili olduğu, karşıtların birliği gibi ilkelerin dışında, tez ve antitezin çatışıp bir senteze ulaşılması Hegel'de öne çıkar. Marks, Hefgel'in diyalektik yöntemini temel bir düşünme yöntemi olarak kullanmış ancak Hegel'de diyalektiğin tepetakla durduğunu, kendisinin yaptığı şeyin bunu ayakları üstüne koymak olduğunu söylemiştir.

Diyalektiğin temeli herşeyin değişim, hareket ve gelişim içinde olduğudur. Bu değişim ve hareket çelişki barındırır, gelişim ise bu çelişki ile gerçekleşir. Peki bu nasıl olur? Engelse göre diyalektiğin en temel üç maddesi şunlardır:

1. Niceliğin niteliğe dönüşmesi yada nicel birikimlerin nitel dönüşümler yaratması
2. Karşıtların birliği yada karşıtların içiçe geçmesi yasası
3. Yadsımanın yadsıması

Bence bugüne kadar felsefi düşünme yöntemi olarak geliştirilebilmiş en ileri düşünme yöntemidir. Diyalektiğe yönelik en sert eleştirileri ise Karl Popper yapmıştır.

Marksizmi yada sosyalizmi eleştirmek isteyenler diyalektiği de hemen bir tarafa atarlar, halbuki bu yanlıştır. Diyalektik yüzyıllardır geliştirilen bir düşünme yöntemidir. Kuşkusuz hiçbirşey gibi diyalektiğin de "mutlak" doğru olduğu söylenemez.

Sitemizde sol taraftaki Prof. Cemal Yıldırım'ın kitabında da bu konuda bir eleştiri var ama orda biraz "diyalektik" eleştirisi ile "bilimsel sosyalizm" eleştirisi içiçe girmiş durumda. Yine de bir fikir edinmek için bakılabilir. Ancak asıl şu metin daha doyurucu görünüyor.

http://www.marksist.com/kitaplik/onlineKitap/AI/bolum3.htm
Tamamı için
http://www.marksist.com/kitaplik/onlineKitap/AI/

21-10-2006, 17:09
Güncelleme..

sosyalist18
19-11-2006, 14:02
Tesekkurler sayin sargon.
Diyalektik diyince aklima ilk Hikmet KIVILCIMLI geldi.
Sosyalizmi sadece isci sinifinin hakli mucadelisnden ibaret gordugum zamanlarda,onun brosurunden ogrendim tarihsel diyalektigi.
Hem onu anmak hemde yazinizi guncellemek istedim.
"...Doktor Hikmet Kıvılcımlı, sadece Türkiye Sosyalist Hareketinin eski liderlerinden biri değil. Aynı zamanda, tarih, sosyoloji, antropoloji ve dilbilim alanında nitelikli eserler vermiş, özgün tezler ortaya atmış, bilimsel sosyalist kuramı Türkiye toprağından yola çıkarak geliştirmiş bir bilim insanı. Eserleri tarihsel materyalizmin gücünü kanıtlıyor. İslam ve dinler tarihi üzerine araştırmaları taransa, materyalist bir “Kuran Ansiklopedisi” ortaya çıkabilir. Bu, Aydınlanmacı Turan Dursun’un yarım bıraktığı büyük eserin, Sosyalist Hikmet Kıvılcımlı ile tamamlanması anlamına gelir. Zaten Dursun’ları ancak Kıvılcımlı’lar tamamlayabilir...

Doktor Hikmet Kıvılcımlı, sadece Türkiye Sosyalist Hareketi’nin eski liderlerinden biri değil. Aynı zamanda, özellikle tarih, sosyoloji, antropoloji ve dilbilim alanında nitelikli eserler vermiş, özgün tezler ortaya atmış, dahası bilimsel sosyalist kuramı Türkiye toprağından yola çıkarak geliştirmiş bir bilim insanı. Ne yazık ki genç kuşaklar Kıvılcımlı’yı, ne politik ne de bilimsel yönüyle tanıyor. Bizim gibi orta yaşını sürenler bile onun çalışmalarını yeterince bilmiyor ve yeni yeni değerlendiriyorlar. İşte gördüğünüz gibi, 50 yıl önce yazılmış bir makaleyi, bir define bulmuş gibi heyecanla alıp Bilim ve Gelecek’te kapak yapıyoruz. Bu, bir yönüyle, Türkiye’nin ve tabii bizim bir ayıbımız. Fakat okuduğunuzda anlayacaksınız, bu makale, Kıvılcımlı’nın çoğu diğer çalışması gibi, gerçekten bir hazine değerinde. Okudukça ve üzerinde düşündükçe büyüyen bir hazine.
"

Yazinin tamami: http://www.bilimvegelecek.com.tr/index.php?act=dtext&id=224&sayi=23[/i]

sargon
19-11-2006, 19:32
Sevgili Sosyalist,

çok güzel bir alıntı yapmışsın. Gerçekten duygulandım. Hikmet Kıvılcımlı gibi bir ceherin değeri anlaşılamadı, Kıvılcımcı grupların elinde heder oldu gitti. Yıllar önce, o da, Kıvılcımcı grupların sayesinde "Osmanlı Tarihinin Maddesi" ve "İhtiyat Kuvvet Milliyet: Şark" adlı kitaplarını okumuştum ve çok etkilenmiştim. İnanılmaz keskinlik ve zenginlikte gözlemler, derin bir tarih bilgisi vardı.

Kıvılcımlı'nın "Türklerin Tarihinde Dinin Rolü" adlı makalesi de oldukça zengin bir makale ve *Aydın Erdoğan "Nasıl Müslüman Olduk" kitabının arkasına bu değerli makaleyi koymuş. Gerçekten de Kıvılcımlı'nın dinle ilgili yazıları derlense, yeniden basılsa çok güzel bir hizmet yapılmış olurdu. Ve sanırım ciltler dolusu kitap çıkardı ortaya. Bilmediğimiz o kadar çok makalesi ve kitabı var ki. Örneğin "Tarih Tezi Işığında Allah-Peygamber-Kitap" adlı kitabını bilen var mı? Okumuş olan birinin çıkacağını pek sanmıyorum doğrusu.

Bu değerli yazarımızın okunması sırasında ortaya çıkan sorun daha çok dil sorunları oluyor. 1930'ların 40'ların dilini kullanıyor doğal olarak. Bazı kelimeleri türkçeleştirmeye çalışıyor kendisi ve değişik kelimeler üretiyor. Bugün bunlar kullanılmayan kelimeler artık, metinler yeniden ciddi şekilde gözden geçirilse ve dil açısından da günümüz diline uyarlansa harika bir hizmet verilmiş olurdu doğrusu.