PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Turan Dursun 'un Saçma İftiraları


Yusuf_54
08-07-2006, 11:35
Aşağıdaki sayfayı tamamıyla okuyun ve Turan Dursun 'u tanıyın.

http://www.netcevap.org/t_dursun_1990.html

ulas1
08-07-2006, 12:05
NET CEVABIN SÖZDE CEVABLARI
Kuran’da Irkçılığın Olduğu Ve Yahudilerin Üstün Irk Olarak Belirtildiği İftirası

Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47

Evet burda ırkçılık var ama net cevabın tanımına bakın :Normal bir akla sahip olan herkes anlar ki, bu ayette geçmiş zamandaki bir "üstünlükten" söz edilmektedir
yani allahınız ırkçıydı ama vazmı geçti.evet geçmişte ırkçılık yaptı ama şimdi yapmıyormu diyor bu razt zurt cevap.

netcevap: Peygamberimizin Türkler Hakkında İthamlarda Bulunduğu İftirası
Turan Dursun'un milliyet konusundaki üçüncü asılsız iddiası, peygamberimiz Hz. Muhammed'in Türklere düşman olduğu yönündedir. Bu iddiasına delil olarak bazı sahih (doğru) olmayan, "mevzu" (yani peygambere atfedilerek sonradan uydurulan) hadisleri göstermeye çalışmıştır. Turan Dursun'un aktardığı hadisler şu şekildedir:

- Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumlar.... kıl giyerler."

-"Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır."



T.D:Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır."
Muhammed
kaynak
(Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Melahim/9 Babun fi Kıtali't Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu'l-Cihad/ Babu Gazveti't-Türk)

KITALUT-TURK" ("TÜRKLERLE ÖLDÜRÜŞME") HADİSLERİNDEN. Sonunda Türkler kesilecekler...(Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad/9, hadis no:4305.)

"Sizinle(siz müslümanlarla), küçük (çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası'nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. İkincide kimi kurtulur, kimi yok edilir.
Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır."(Ebu Davud, sünen, hadis no: 4305.) Muhammed'in, bugün kendisine "Peygamberimiz, efendimiz" diyen Türklere bakışı tutumu budur işte.

bu hadislere kaynak gösteriliyor yalan neresinde


artı şahsım adına konuşuyorum T.D tanıyorum seviyorum.

sen tanımak istersen başlangıç olsun al oku *(Kulleteyn)
almak istersen http://www.yenisayfa.com/pgs/prda/prd_detail.asp?fr_prdSID=VxmCr

ulas1
08-07-2006, 12:22
sen şimdi parayada kıyamassın almazsın o kitabı bari biraz bilgin olsun siteden oku turan dursunu tanı
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=20

erenkutsuz
08-07-2006, 12:25
Turan Dursun ve diğer materyalistler, eğer ırkçılığın kaynağının ne olduğunu gerçekten öğrenmek istiyorlarsa, kendi dünya görüşlerinin temelini oluşturan evrim teorisini incelemelidirler. Çünkü, yeryüzündeki ırklar arasında kalıtsal "üstünlükler" bulunduğu, bazılarının "ileri" bazılarının ise "geri" olduğu iddiasının kaynağı, Darwin'in evrim teorisinden başka bir şey değildir.

evet gerçekten çok güzel itairaflar var içinde...

Turan Dursun evrimle ilgili pek birşey söylemedi ki! darwincilikle cevap vermeye yelteniyorsunuz... önce bununla yazıma başlıyım

sonra sıra sıra gidelimm

Materyalistlerin belirgin özelliklerinden biri, savundukları görüşlerin son derece sığ ve basit olması ve bunları savunurken çeşitli göz boyama ve sahtekarlıklara kolayca başvurabilmeleridir. Özellikle din aleyhinde yürütmeye çalıştıkları propaganda, tarih boyunca yalanlar ve çarpıtmalarla dolu olmuştur.

materyalistler mi yoksa dini şirin göstermeye çalışan sığ beyinlker mi yapmış bunu!!!

Türkiye'de bu rolü üstlenenlerin başında ise Turan Dursun gelmektedir. Yazdığı İslam ve Kuran aleyhindeki kitaplarla, bu kitaplardaki basit çarpıtmalarla, ciddiyetsiz iddialarla, bozuk mantıklarla, bir kısım cahil veya din aleyhinde önyargılı kimseleri etkilemiştir. Çoğu kez cevap bile vermeyi gerektirmeyecek kadar saçma ve tutarsız iddialar öne süren Turan Dursun, aslında öne sürdüğü iddialar açısından değil de, sahip olduğu bozuk mantık örgüsü nedeniyle ele alınması ve incelenmesi gereken bir isimdir. Yazdıkları, Allah'ın Kuran'da inkarcılar için verdiği "akletmeyen bir kavim" (Haşr Suresi, 14) hükmünün birer teyidi durumundadır.

yazdıklarına veap vermeye değmezmişmişmiş...

yahu siz o yaşıyorken neden bunlarıu yazamadınız merak ediyorum...

hiç mi "alim" bulamadınız bunları o yaşarken yazacak???

şimdi "kokudan öldürdüğünüz" bir adamın arkasından cevap diye bu saçmalıkları yazdınız!!!

utanmanız gerek!

Turan Dursun'un çeşitli iddiaları arasında dikkat çekici olanlardan biri, Kuran'ı ve dolayısıyla İslam'ı ırkçılıkla itham etmesidir. İslam'ın sadece Araplara vahyedilmiş bir din olduğunu, peygamberimiz Hz. Muhammed'in de Türklere karşı olumsuz hisler beslediğini ileri sürmüştür. Ancak bu iddiasını ne gibi mantıklara ve delillere dayandırdığı incelendiğinde, son derece basit çarpıtmalar, cehalet ve yalanlar ortaya çıkmaktadır.

yazınını Turan Dursun'un bir yazısı olan "Türk Müslüman Olamz"'a karşılık cevabı şundan ibaret:

Turan Dursun'un milliyet konusundaki üçüncü asılsız iddiası, peygamberimiz Hz. Muhammed'in Türklere düşman olduğu yönündedir. Bu iddiasına delil olarak bazı sahih (doğru) olmayan, "mevzu" (yani peygambere atfedilerek sonradan uydurulan) hadisleri göstermeye çalışmıştır. Turan Dursun'un aktardığı hadisler şu şekildedir:

her zamanki yapılan şey "yalancılıkla suçlamak"... hadisler sahih değilmişmişmiş...

ya buhari müslim ebu davud'u da sahih almıyorsanız siz toptan hadis inkarcısısınız!!!

ayrıcas yazıda
- Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumlar.... kıl giyerler."

-"Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır."

hadisler var kaynak yok!!!

kaynakta yazsaydınız ya görelim sahih mi mevzu mu???

Turan Dursun'un aktardığı bu hadislerin, peygamberimiz tarafından söylenmemiş, vefatından çok sonra bir takım art niyetli kimseler tarafından uydurulup ona atfedilmiş sözler olduğu bilinen bir gerçektir. "Mevzu hadisler" olarak bilinen bu gibi hadisler, başlı başına bir inceleme alanıdır. Bu konuda pek çok İslam alimi eserler yazmış, mevzu hadislerin genel özelliklerini tespit etmişlerdir. Bu konuda kabul edilen bir prensibe göre, bir milleti sırf milli kimliğinden dolayı yeren veya öven hadislerin hepsi uydurmadır. Bu şekilde pek çok uydurma hadis vardır. Turan Dursun'un aktardığı gibi Türkleri yeren ve kötüleyenler olduğu gibi, Türkleri dünyanın en üstün milleti gibi tanıtan uydurma hadisler de bulunmaktadır. Aynı şekilde Arapları da abartılı derecede öven veya yeren uydurma hadisler olduğu malumdur. Tüm bunlar, milli bir taassup içindeki kimseler tarafından uydurulmuş ve peygamberimize atfedilmiş uydurma sözlerdir.

o zaman bunları kim uydurdu??? o yerlere göklere koyamadığınız 7 hadis imamı mı??? yoksa bunları aktaran enes bin malik gibi adamlar mı yalancı??? yada allah böyle şey dememişte muhammed mi uydurmuş???

buna da demişsiniz ki
Bu sözlerin uydurma olduğunun en büyük ispatı ise, Kuran'a aykırı olmalarıdır. Allah, başta da belirttiğimiz gibi, milletler, kavimler veya kabileler arasındaki farkların önemli olmadığını, önemli olanın takva (Allah korkusu ve bundan kaynaklanan ahlak) olduğunu Kuran'da açıklamıştır. Allah'ın hükmü bu iken elbette peygamberimizin farklı bir düşünce içinde olması düşünülemez. Aksine peygamberimiz, Kuran'ı en iyi şekilde anlayan, uygulayan, hayata geçiren ve Kuran'ın hiç bir hüküm ve ilkesinden taviz vermemiş kutlu bir insandır.

fark olup olmadığını birazdan inceleyeceğim..

bakalım neler olmuş... yazının yukarısına dönelim:

1) Kuran’da Irkçılığın Olduğu Ve Yahudilerin Üstün Irk Olarak Belirtildiği İftirası

Turan Dursun, sözkonusu yazısında Kuran'da ırkçı bir yaklaşım olduğunu iddia etmiştir. Hem de bu ırkçılığın "Yahudi ırkçılığı" olduğunu ileri sürmüştür. Kuran'da "En üstün toplum, İsrail toplumu" dendiğini iddia etmiş ve ardından kendince bir "çelişki" vehmetmiştir:

"Bir yanda İslam dünyasındaki "yahudi düşmanlığı", öbür yanda da, Kur'an'daki "Tanrı"nın "İsrailoğulları"na böyle seslenişi... Bir çelişkidir bu." (2000'e Doğru 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)

kendisi değil kur'andan alıntılarla bunu yapmıştır...

elbette isarilliyat olacak kur'anda çünkü tevratın bir kopyası değil mi zaten...

Oysaki gerçekler incelendiğinde Turan Dursun'un bu iddiasının son derece saçma bir itiraz olduğu açıkça görülmektedir. Turan Dursun'un iddiasına dayanak gibi göstermeye uğraştığı Kuran ayeti şu şekildedir:

Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47)

sadece bu ayet yoktur!!!

“Andolsun, onları, bir bilgi üzerine âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Duhan; 32) (İsrail oğullarından söz ediyor)

“Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Casiye; 16)

“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 122)

işte ayetler burda... buyrun burdan yakın!

Normal bir akla sahip olan herkes anlar ki, bu ayette geçmiş zamandaki bir "üstünlükten" söz edilmektedir. Allah, İsrailoğullarına, onları bir zamanlar nimetlendirdiğini ve üstün kıldığını hatırlatmaktadır. İsrailoğulları'yla ilgili diğer Kuran ayetlerine ve kıssalarına baktığımızda, bu nimetin ve üstünlüğün nasıl olduğunu da açıklıkla görebiliriz. Allah, İsrailoğulları'nın atası olan Hz. İbrahim'den başlayarak, onlara peygamberler göndermiş ve aralarında yaşadıkları putperest kavimlere karşı onları manen üstün kılmıştır. Firavun döneminde Mısır'da baskı ve zulüm görürlerken, onları Hz. Musa vesilesiyle kurtarmış, ardından Hz. Musa'ya Tevrat'ı indirmiş ve İsrailoğulları'nı bu kutsal kitapla doğru yola yöneltip şereflendirmiştir. Hz. Musa'dan sonra da İsrailoğulları'na pek çok peygamber gönderilmiştir. Bunlar, Allah'ın bu kavme olan lütuf ve nimetleridir.

belli bir zaman mı var peki üstün kılmakta???

bir bakalım:

“Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Al-i İmran Ayet: 33-34)

üstün kılınan bir "soy" "nesil" pekiş bir zamanlar üstün kılınan "nesil" şimdi ne oldu da islam yahudi çatışmasına döndü???

şimdi sormak gerek:

bir nesil -ki nesilin devamlılığı vardır- sadece belli bir dönem nasıl üstün kılınır???

soy devam eder oysa ki...

Ancak İsrailoğulları'nın önemli bir bölümü bu nimete layık olamamış, kendilerine gönderilen peygamberlere itaatsizlik etmiş, Allah'ın vahyi olan Tevrat'a başkaldırmış, hatta Tevrat'ı kendi menfaatlerine uygun olarak değiştirip tahrif etmiştir. Böylece Allah'a vermiş oldukları sadakat ahdini bozmuşlardır. Bir ayette İsrailoğulları'nın bu durumu şöyle anlatılır:

Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. Kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 12-13)

Görüldüğü gibi, İsrailoğulları'nın Turan Dursun'un iddia ettiği manada, yani tüm bir ırk olarak üstün kılınmaları sözkonusu değildir. Allah, İsrailoğulları'nı bir ırk olarak, yani ahlak ve tavırlarından bağımsız olarak, kalıcı bir şekilde "üstün kılmış" değildir. Allah'ın Hz. İbrahim'e olan vahyini bildiren bir ayet, bu gerçeği vurgulamaktadır:

Hani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle denemişti. O da tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince (Allah:) "Zalimler benim ahdime erişemez" dedi. (Bakara Suresi, 124)

o zaman musa'nın yada ibrahimden öncekilerin "bozuk bir ırk" olmadığı nasıl idda edillebilir???

öyle ya muhammed kavmini ve soyunu "beni haşimi" hiçbir sapıklığa düşmemiş olarak nitelendirmekte...

Görüldüğü gibi Allah Hz. İbrahim'in soyundan olanları bir ırk olarak üstün kılmamış, aksine bu ırktan olup da zalim olanların Allah'ın ahdine, yani İsrailoğulları'na verdiği üstünlük ahdine dahil olmayacağını haber vermiştir. Allah'ın Hz. İbrahim'e ve soyuna verdiği üstünlük, ırk manasında bir üstünlük değil, her kim Hz. İbrahim'in yolunu izler, onun ahlak ve inancını takip ederse, onun tarafından devralınacak manevi bir üstünlüktür. Nitekim Allah "doğrusu, insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü'minlerin velisidir" buyurarak (Al-i İmran Suresi, 68), çağımızda Hz. İbrahim milletinin Müslümanlar olduğunu bildirmiştir.

ama şunu da demekten kendini alı koyamamiıştır...:

“Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Casiye; 16)

Allah, insanlar arasındaki ırk, soy, kabile bağlarının bir üstünlük konusu olmadığını da aşağıdaki ayetiyle açıkça bildirmiştir:

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)

Dolayısıyla Kuran'da ırkçılık olduğunu iddia etmek, ancak bu konuda hiç bir şey bilmeyen ve muhakemesi de zayıf olan insanları kandırabilecek bir iftiradır.

üstün kılınan tek şey bu değildir...

size daha tamamlayamadığım bir çalışmamdan alıntılar yapmak istiyorum bunu bu yazıya ek olarak aşağıda tek başına sunacağım

2) Kuran’ın Sadece Araplar Ve Mekke Çevresindekiler İçin Gönderildiği İftirası

Turan Dursun'un bir diğer iddiası, Kuran-ı Kerim'in sadece Araplara yönelik bir kitap olarak vahyedildiği, diğer milletlerin Kuran'dan sorumlu olmadığı şeklindedir. Bunu, şu sözleriyle ileri sürmektedir:

"Kur'an'ın bütünü içinde, Muhammed'in "kavm"ından, yani "toplum"undan "Tanrı vahiyleri"ni, bu "toplum"a iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. Muhammed'in "toplum"u, "Arap toplumu"dur. Öyleyse "muhattap" da bu toplumdur. Kur'an, kendi deyimiyle "Arapça", seslendiği kesim de, "Araplar". Ama "Araplar"ın da tümü değil; yalnızca "bir kesimi". Korkutma yalnız "Mekke ve çevresi"ne. Ayetler çok açık. "Kur'an"la yapılan "uyarı"ların, "korkutma"ların, "Mekke" (Ümmü'l-Kura) ve "çevresi"ne yönelik olduğu, En'am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor." (Turan Dursun, 2000'e Doğru, 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)

Turan Dursun’un bu iddiasına delil olarak kullanmaya çalıştığı ve bu amaçla çarpıtarak yorumlamaya kalktığı ayetin meali şu şekildedir:

İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. (Enam Suresi, 92)

Turan Dursun'un "Mekke" anlamında yorumladığı kelimenin ayetteki asıl ifadesi "ümmü’l kura"dır. Bu kelimenin sözlük karşılığı ise "köylerin, kasabaların, kentlerin anası" demektir. Yani bu kelimeyle sadece Mekke değil, bütün ana şehirler, kasaba ve köyler ifade edilmiş olur. Mekke de bir şehir merkezidir, fakat "ümmü’l Kura" Mekke ile sınırlı olmayıp, tüm zamanların tüm merkezi şehirlerini kapsamaktadır. Dolayısıyla, "Kuran sadece Mekke çevresindekilere yöneliktir" diye bir iddiada bulunmak, sadece bu iddia sahibinin cehalet veya samimiyetsizliğini gösterir.

oysda diyanetin resmi çevirisinde de ayetin içinde mekke açıklaması yapılmıştır:

"İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır.Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar." (En'am 92)

yorum Turan Dursun'un değll tüm islam aleminin yorumudur!!!

saptırmaya çalışılan yerler gerçekten açık ve bunları irdeliyince kendilerinin bu yorumu yaptıkları açıkça görülmektedir!!!

Gerçekte üstteki ayette Turan Dursun seviyesindeki kişilerin hiç kavrayamayacakları bir hikmet açıklanmakta, İslam'ın bir tebliğ yöntemi olarak önce merkezi şehirlere, ardından bunların çevresine yayılmasına işaret edilmektedir.

Turan Dursun eğer anlayamıyacak ni,telikteyse onu neden öldürdünüz be şerefsizler!!!

Dikkat edilirse Turan Dursun, bir önceki başlık altında (ırkçılık iddiasında) karşılaştığımız çarpıtma yöntemini burada bir kez daha kullanmaktadır. Bir ayeti ele almış, içinde geçen bir kavramı kasten yanlış yorumlamış, dahası bu konuyu açıklayan, tefsir eden diğer Kuran ayetlerini kasten görmezlikten gelerek basit bir çarpıtma yapmıştır.

Nitekim bu konuyla ilgili diğer ayetlere baktığımızda, Turan Dursun'un ne kadar büyük bir çarpıtma yaptığı tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Hz. Muhammed'in tüm insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğu ve Kuran hükümlerinden kıyamete kadar tüm insanların sorumlu tutulduğu pek çok ayette vurgulanmıştır. Aşağıdaki iki ayet, konuyu açıklığa kavuşturmaktadır

sizde benim yazımı incelersenizsizin çarptırma yaptığınızı gayet iyi anlarsınız!!!

Biz seni ancak bütün insanlığa bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)

De ki: Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnızca O'nundur. (A'raf Suresi, 158)

bunu anlamak için muhammedin peygamberliğinin gelişimini anlatan Kutsal Kitapların Kaynakları adlı kitabın 2 cildine bakınız...

eğer yoksa buraya ben yazarım

Görüldüğü gibi İslam peygamberi Hz. Muhammed, tüm insanlar için bir uyarıp korkutucudur. Tüm insanlar da Kuran'a uymakla sorumludur.

yanlış...

muhammed önce kendi ailesinin peygamberi sonra sülalesinin sonra kavminin sonra da mekkenin en sonda tüm insanların peygamberiyim diye atılmıştır ortaya...

Turan Dursun'un iddiasının ikinci kısmı ise, Kuran'ın sadece Arapça bilenlere gönderildiği şeklindedir. Oysa Kuran’ın Arapça olması, bu kitaptan sorumlu olanların sadece Araplar olduğu anlamına gelmez. Yeryüzünde pek çok farklı dil konuşulmaktadır ve insanlara vahyedilecek bir kitabın doğal olarak bu dillerin birisinde olması gerekmektedir. İslam peygamberi Hz. Muhammed Arap olduğu ve etrafındaki insanlar da Arapça konuştuğu için, Kuran da Arapça olarak vahyedilmiştir. Ancak Kuran'ın anlamı her milletin kendi dilinde rahatlıkla tefsir edilebilir, açıklanabilir ve hükümleri anlaşılabilir. Nitekim öyle de olmuştur. Kuran'ın Arapça olması, diğer milletlerin İslam dinini öğrenmelerini ve uygulamalarını hiç bir şekilde engellememiştir.

bunu aşağıda vereceğim yazımda bulabilirsiniz...

Sonuç

Turan Dursun'un burada ele aldığımız ve cevaplandırdığımız iddiaları, bu kişinin Kuran ve İslam aleyhindeki iftiralarının ne kadar cahil, akılsız ve samimiyetsiz bir yaklaşımın ürünü olduğunu da göstermektedir. Basit kelime oyunlarıyla, bir ayetin anlamını Kuran'ın genelinden koparıp çarpıtarak ileri sürdüğü iddialara, küçük kurnazlıklar ve göz boyamalar hakimdir. Kullandığı üslup, adeta "çocuk kandırma yöntemi" gibidir

samimiyetsizlik yapan acaba kimler???

karayı aklama girişiminden ne zaman vazgeçeceksiniz acaba...

Turan Dursun'un İslam ve Türk milleti hakkındaki iddiaları, bu "çocuk kandırma yöntemi"nin bir örneğidir. Kuran'ı ve peygamberimizi sadece Araplara hitap eden ve Türkleri kötüleyen kaynaklar gibi göstererek, kendince Türk milletini İslam'dan soğutacağını zannetmiştir. Oysa Kuran'ı bilen ve muhakemesi düzgün işleyen bir insanın bu gülünç kışkırtmalara asla itibar etmeyeceği, aksine bunları öne süren kişilerin zeka ve kültür düzeyini gülünç bulacağı aşikardır.

Gerçekte sadece Turan Dursun'un değil, onunla aynı çizgideki Kuran ve İslam düşmanı ateistlerin tüm iddiaları; Kuran'ın Allah'ın Hak Kitabı olduğunu, içinde hiç bir çelişki ve uyumsuzluk bulunmadığını, Kuran'a karşı çıkanların ise sadece iftiralar ve yalanlar öne sürebildiklerini gösteren önemli bir "iman hakikati"dir. Allah inkarcıların içine düştükleri bu acze, Kuran'da şöyle dikkat çeker:

Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir. (İsra Suresi, 48)

gülmekle geçiyorumm

erenkutsuz
08-07-2006, 12:30
daha bitiremediğim çalışmamdan bir kaç sayfa...

İNSAN HAKLARI VE ŞERİAT

Elimde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi var. Bildirge 30 maddeden oluşmaktadır. Çok güzel bir "Önsöz" yazılmış. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum...

"İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin niteliğinde bulunan onurunu ve eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu,
İnsanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için insan haklarını hukuk düzeniyle korunması gerektiğini,
Uluslar arasında dostça ilişkileri geliştirmeyi özendirmenin temeli olduğunu,
Birleşmiş Milletler haklarının Birleşmiş Milletler Antlaşmasında temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınlar hak eşitliğine olan inancını yeniden belirttiğini ve daha geniş bir özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlamaya karar vermiş olduğunu,
Üye Devletlerin Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görüp gözetilmesini sağlamayı yükümlendiklerini,
Bu hak ve özgürlükler konusunda ortak bir anlayış oluşturmanın bu yükümlülüğün tam olarak gerçekleştirilmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak,
Genel Kurul, Toplumun her bireyi ve her organının bu Bildirgeyi sürekli olarak göz önünde bulundurarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygı geliştirmeye ve ulusal ve uluslar arası geliştirici önlemlerle gerek üye devlet hakları, gerekse bu Devletin yargı yetkisi içindeki ülkelerin hakları arasında bu hak ve özgürlüklerin evrensel biçimde tanınıp gözetilmesini sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm haklar ve uluslar için ortak başarı ölçüsü olarak bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ilan eder. (10 Aralık 1948)"

Bu Bildirgede herkesin bildiği üzere insanların sahip olduğu haklar açıklanmış. Bunu biz insanlar düşünmüş ve böyle olması gerektiğini kabul etmişiz. Çünkü bir insanın başka bir insana üstün haklarının olması yada üstün olarak doğması, “adalet” bakımından bizce doğru değil! Peki ya bizleri yaratan(!), şekil veren(!), hayat veren(!), ilahi adaleti(!) olan Tanrı bunu gözetiyor mu?

Öncelikle hemen aklımıza sakat doğan insanlar gelebilir… Sağlam olan bir bireyden eksik yönleri, onu hayatının her döneminde etkileyecektir. Bacaklarında sorun olan bir çocuk, yaşıtları gibi dışarıda oyun oynayamayacaktır. Ellerinde sorun olan bir insanın, normal bir bireyin temel ihtiyaçlarını (yemek yemek, tuvalet ihtiyacını karşılamak, v.b…) karşılaması mümkün mü? Peki, gözlerinde sorun olan bir kişi… Güneşin batarken gökyüzünü kızıla boyamasını görmesi belki de asla olamayacak bir şeydir.

Şimdi sorulması gereken şey; Tanrı adaletin sembolüyse, bu insanlara yapılan haksızlıklar, onları bazı şeylerden mahrum kılmak, diğer insanlar gibi olamaması kimin planı? Deniliyor ki sağlam olduğumuz için şükredilmeli…

“Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Diyanet Çevirisi, *Nahl; 78)

Peki ya benim şanslarıma sahip olmayan bireyler neden şükretmeli? Doğarken bazılarının kayırıldığı, bazı insanlarının bir adım geride başlamaları, bu insanların çektiği sıkıntılar aklıma geldikçe hepsinin Tanrı’ya şükretmek yerine küfretmeleri gerektiğini düşünüyorum…
Aslında benim asıl anlatmak istediğim bu değil… Elbette burada Tanrı’nın(!) yaptığı şey, onun mahluku olan “insan” zihniyle tasarlanmış yasalar yanında aciz kalıyor…

İnsanların “insan oldukları için” sahip olduğu hak ve özgürlükler vardır. Bunlar yer ve zaman gözetmeksizin aynıdır ve değişmez, değişemez kural ve haklardır. 21. yy insanı bugüne gelene kadar elbette ki türlü evrelerden geçti… İlkel dönemlerden bugüne pek çok fikir gelişti! Tabi bazıları da “ilkel” olmaları nedeniyle terk edildi…

Ancak bugün bile, ilkel dönemlerde olan kurallara ve fikirlere bağlı kalarak çıkar elde etmek isteyen insanlar tarihte bir geriye dönüşün yaşanmasına neden olmakta… Peki ya bu geriye dönüşte insanlar neleri kaybedecek? Nelerden yoksun olacak? Kimlerin düzeni, bu hayatı tekrar bir kaos ortamına sokacak?

Bugün, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde kurulmuş olan Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde bu geriye dönüş neler kaybettirecek? Gerilemek istenen “şeriat” düzeni, “insan hakları”ndan ne kadar uzak?

İslam dini hoşgörü dinidir, barış getirmek için Tanrı eliyle insanlığa armağan edilmiştir deniyor… Gündemde olan ve en çok anlatılan ayetlerden biri de şu:

“Sizin dininiz (batıl inancınız) size, benim dinim de bana…” (Kafirun; 6)
“Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (Diyanet Çevirisi, Kafirun; 6)

Buradan hareketle her İslam savunuru İslam’ın hoşgörülüğünü dile getirdiğini sanır. Oysaki tek bu ayete bakmak faydasızdır. Çünkü bu ayet Nesh edilmiştir… Yani hükmü kaldırılmıştır!!! Başka bir nokta da ayette geçen “sizin dininiz” kelimeleri. Burada Ali Fikri Yavuz durumu kurtarmaya çalışıyor ama diyanetin çevirisi bu yorumu katmamış. Yani söylenmek istenen de “puta taparlık” bir “din”dir. Şaşılacak şey ki aynı Tanrı “benim katımda tek din İslam’dır” (bkz; Al-i İmran: 19, 85; Mü'minun: 52) da demiştir…

1- O zaman puta taparlığa yanlış bir yoldur mu demek istiyor yoksa “din” olarak kabul ediyor mu?

Bunu başka bir başlık altında inceleyeceğimi söyleyerek Şeriat’taki eşitsizliğe ve ayrımcılığa döneyim. Eşitlik var diyenlerin kanıttır diye gösterdiği ayetlerden birkaç örnek daha vermek istiyorum:

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 70)

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Diyanet Çevirisi, Hucurat; 13)

Anlatılmak istenen açık… Sizi tek bir insandan türettik ve hepiniz eşitsiniz! Ve hangi dini seçerseniz biz size karışmayız! Oysa durum bu değil…(Din Katliamı başlığında İnanırların başka “inanır”lara ve “kâfir”lere yaptığı kıyım ve katliamlar anlatılmaktadır) Kâfirleri “öldürün” ayetleri Kur’an’ın birçok suresinde var! Bunlara da aşağıda değinilecek.
Şimdi sıkı bir kıyasla İnsan Hakları Bildirgesini ortaya koyalım ve sırasıyla Tanrı’nın hükümlerine Şeriat’ın “şiddet”ine göz atalım; *

Madde 1
Tüm insanlar özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdanla donatılmış olup birbirlerine karşı bir kardeşlik anlayışıyla davranır.

Madde 2
Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal yada başka bir görüş, ulusal ve toplumsal köken, doğuş yada benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu Bildirgede ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklere sahiptir. Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet altında yada kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir egemenlik sınırlaması altında bulunsun, bir kimsenin uyruğunda bulunduğu ülke yada alanın siyasal, hukuksal yada uluslar arası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım gözetilemez.

İlk olarak “kâfir” ile “müslüman” arasında ki farkı anlatmaya çalışacağım.

Kur’an’daki birçok ayette kâfirlerin “kalp”lerinde, gözlerinde “mühür” olduğu söylenir. Bunları Tanrı vurmuştur ve bu “mühür”lerin işi kâfirin “kâfir” kalmasını sağlamaktır.

“İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Nahl; 108)

“Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.” (Diyanet Çevirisi, Bakara; 6)
“Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Diyanet Çevirisi, Bakara; 7)

“İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Diyanet Çevirisi, *Muhammed; 23)
“Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz?” (Diyanet Çevirisi, Hud; 24)

“Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.” (Diyanet Çevirisi, Bakara;18)

“İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.” (Diyanet Çevirisi, Bakara; 171)

“Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.” (Diyanet Çevirisi, *Araf; 100)

“ İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Ant olsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler.” (Diyanet Çevirisi, *Araf; 101)

“Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın ayetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.” (Diyanet Çevirisi, Mü’min; 35)

“İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.” (Diyanet Çevirisi, En’am; 25)

“Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 46)

“Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.” (Diyanet Çevirisi, Yunus; 74)

“Kim, kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.” (Diyanet Çevirisi, *Kehf; 57)

“Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Diyanet Çevirisi, Enfal; 22)

“Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler.”(Diyanet Çevirisi, Rum; 59)

Peki ya bu durumdan kurtulmanın bir yolu var mı? Kâfir diye nitelenen insanlar nasıl bu körlükten ve sağırlıktan kurtulacak? Bu durum kendi suçları mı? Bu durumda olmalarının sebebi nedir? İşte bu soruların cevaplarını bulmak için Kur’an’a bakınca İslamcı kesimin bir foyası daha ortaya çıkıyor… “İrade” kavramının yanlışlığı ve bize anlatılmak istenen güya öyle olduğu savunulan düşünce, iki türlü irade olduğu yolunda (İrade konusunu başka yazımda daha detaylı değerlendireceğim) … Ancak aşağıdaki ayetler “cüz’i irade” diye bir şey olmadığını kanıtlıyor:

“Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Diyanet Çevirisi, Casiye; 23)

“Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah’ın ayetlerini inkâr etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve “kalplerimiz muhafazalıdır” demelerinden dolayı (başlarına türlü belâlar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir), tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.” (Diyanet Çevirisi, *Nisa;155)

“Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.” (Diyanet Çevirisi, *Tevbe; 87)

“Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.” (Diyanet Çevirisi, Tevbe; 93)

“De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz ayetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?” (Diyanet Çevirisi, En’am; 46)

“Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız.” (Diyanet Çevirisi, İsra; 97)

“Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 110)

“Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.” (Diyanet Çevirisi, *Zümer; 22)

Görüldüğü üzere Kur’an yani Tanrı(!)’nın kitabı müminlerle kâfirler arasındaki kesin çizgiyi çizmiş… Şimdi sorulması gereken bir kaç soru soralım:

1- *Kâfirlerin ne suçu varda kalplerine perde çekilip, gözleri kör edilip, kulakları sağır edilip üstüne mühür vurulmasını gerektiriyor?

“İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Nahl; 108)

2- Oysa Tanrı, eğer insanı “imtihan” etmek istiyorsa, neden tüm insanları serbest bırakmıyor? Kâfirleri kâfir olmasını devam ettirecek mühür niye var?

“Bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.”(Diyanet Çevirisi,Münafikun;3)

3- Bu iki soruyu sorduktan sonra sorum şu ki, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ndeki 2. Madde “herkes bu haklara sahiptir” deniyor… Peki ya Tanrı bunu neden beceremiyor? (Uygulama da olmasa bile hükümlerde olabilirdi pekala!!!)

4- Peki bu iki ayet arasında bir çelişki yok mudur?

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 70)

“Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Diyanet Çevirisi, Enfal; 22)

5- Tanrı’nın amacı düzen sağlamak değil midir? Eğer öyleyse bazı kimseleri “kendi” kâfir yapıyorsa bu isteğiyle çelişmez mi?

“Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.” (Diyanet Çevirisi, En’am; 39)

“Yoksa “Yalan uydurup Allah’a iftira etti” mi diyorlar. Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah batılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanları) hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Şura; 24)

6- Bu keyfe keder “kâfir” olmak Tanrı’nın kendi isteğiyse (En’am 39, İsra 39, vs.) yarattığı mahlûkları cezalandırmak adil midir?

“Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.” (Diyanet Çevirisi, *Al-i İmran; 151)

“Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.” (Diyanet Çevirisi, *Bakara; 10)

7- “Kendisinin dilemediği” yada “dilemek istemediği” “herkesi “ doğru yola iletmekse ve bu evren deki her şey tamamıyla kendisinin istekleri doğrultusunda oluyorsa “kafir” olma suç(!)unu insanlara nasıl atar?

“De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz ayetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 46)

8- Tanrı madem kâfirlere “mühür” vurdum onlar artık asla anlamazlar diyor, o zaman -maalesef ki- önceden ateist olan kişilerin sonradan İslam’a yönelmelerini nasıl açıklıyor?

9- İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ndeki 1. Madde, Tanrı’nın hükümlerinden çok daha “evrensel” ve “barışçıl” değil mi? Tanrı’nın sözünün, onun mahlûku “insan” düşüncesinden aşağı bir tavır alması nasıl kabul edilebilir?

Şu ayet çok ilginç:
“Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Araf; 179)

Elbette sorulacak sorular bu kadar değil… Bunlara daha onlarcasını ekleyebiliriz ancak inanır kesimi fazla terletmek istemiyorum…

Tanrı bazı “aile”leri, bazı “soy”ları “doğuştan” üstün kıldığını belirtiyor, hem de tüm âlemlerin üzerine… Kimi kişileri de kimilerine “üstün” “seçkin” kıldığını belirtiyor!

“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 47)

“Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Duhan; 32) (İsrail oğullarından söz ediyor)

“Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Casiye; 16)

“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 122)

“Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Al-i İmran Ayet: 33-34)

“İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 86)

“Şöyle dedik: “Korkma (ey Musa!). Çünkü sensin en üstün olan.”” (Diyanet Çevirisi, *Ta Ha; 68)

“Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler.” (Diyanet Çevirisi, *Neml; 15)


“O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 165)

“Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 247)

(bu ayetlere rağmen Ehl-i Kitab’ın ne olacağı belli değil… Bunu ayrı bir başlık altında okuyucuya sunucaz)

Şimdi de Tanrı’nın yaptığı dil ayrımına bir göz atalım.
Malumunuz Kur’an Arapçadır. Günümüze kadar birçok çalışma yapan arap âlimleri ve diğer din âlimleri Kur’an’ın tam olarak başka bir dile nakledilemeyeceğini savunuyorlar. Bunun nedeni anlam kayması yada doğru anlamın verilememesiymiş. Peki ya neden Arapça? Bu kadar âlimin(!) anlayamadığı bir kitap diğer ülkedeki insanlara nasıl anlatılacak? Tanrı bunu nasıl akıl edemedi? Gönderseymiş ya her dilden bir kitap! O zaman anlaşılırdı herkes tarafından gayet güzel bir biçimde! İşte Tanrının yaptığı “dil” ayrımı:

“Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf Ayet :2)

“Böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.” (Diyanet Çevirisi, Ra’d Ayet: 37)

“Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapçadır.” (Diyanet Çevirisi, Nahl Ayet: 103)

“Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.” (Diyanet Çevirisi, Zuhruf Ayet: 2,3)

“Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.” (Diyanet Çevirisi, Şûrâ Ayet: 7)

“Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak ayetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.” (Diyanet Çevirisi, Fussilet Ayet: 3)

“Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” ( Zümer Ayet: 28)

“Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.” (Diyanet Çevirisi, Şu'arâ Ayet: 193, 194, 195)

“İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.” (Diyanet Çevirisi, Tâhâ Ayet: 113)
“Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.” (Diyanet Çevirisi, Ahkâf Ayet: 12)

Ve Tanrı açıklıyor:

“Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.” (Diyanet Çevirisi, Şu'arâ Ayet: 198, 199)

Buradan 2 anlam çıkıyor: Ya Arapça bilmeyen birine Arapça Kur’an’ı verecek, yada Arapça olmayan bir başka kitap verecek. Sonuçta ikisinden de o kişiler bir şey anlamayacakmış… O zaman kitap vermenin anlamı ne? Hiç verme!

Aşık Mahzun-i Şerif’ten bir dörtlük:

“Hey Arapça okuyanlar
Allah Türkçe bilmiyor mu?
İngilizce Fransızca
Bize hitap kılmıyor mu?”

Söze gerek yok sanırım…

İnsan Haklarının bu hükümler karşısında ki mükemmelliği övgüye değer… Gelin tekrar “çağdaş” olalım, şu “insan” yasalarından devam edelim:

Madde 3
Herkesin yaşama ve kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır.

Bu bir insan kanundur! İnsanlığın gereğidir bu! Çünkü kimse bir diğerine üstün olma özelliğine sahip değildir! O *halde herkesin yaşamaya hakkı vardır!

Tanrı’nın ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal yada başka bir görüş, ulusal ve toplumsal köken, doğuş yada benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım yapıp yapmadığını herkese “adil” olarak yaşam hakkı verip vermediğini inceleyeceğiz. Bir hadis aktararak başlamak istiyorum:

“Ahsab’tan Sabit İbn-i Kays, bir gün Muhammed’in meclisine varır; oturmak ister, fakat yanına oturmak istediği kişi ona yer vermez. Buna içerleyen Sabit, “Ey filan kadının oğlu” diye ona hareket eder. Bunu duyan Muhammed;
“Ey Sabit! Meclistekilerin yüzlerine bak bakalım! Ne görüyorsun?” der. O da oturanların yüzlerine teker teker bakarak;
“Ak, kara, kırmızı simalar gördüm” diye yanıt verir. Bunun üzerine Muhammed kendisine şöyle der:
“Ey Sabit! Sen bunları siyahtır, Araptır; bu beyazdır, Acemdir, d,ye birbirine tafdil edemezsin (birbirlerine üstün tutamazsın)! –İnsanlar dinde salâbetleri (peklikleri), takvada (din yasaklarına uymakta) metanetleriyle daha faziletlidir- diyebilirisin.” [Sahih-i Buhari Muhtasarı… (Diyanet Yayınları, c.9, s. 212)]

Görünen o ki ne siyah olana ne de beyaz olana, ırkından dolayı üstünlük verilemeyeceğini anlatmak istiyor Muhammed. Ancak ileri de görüleceği gibi “ırk”ların, “renk”lerin üstünlüğünü her fırsatta dile getiren biridir…

Yukarıdaki hadisten sonra şimdi de Tanrı’nın hükümlerini derinlemesine inceleyeceğiz. “Din”i İslam olmadığı için kâfirlerin ve Ehl-i Kitab’ın yaşamaması gerektiğini söyler. Yani “müslüman”larına gösterdiği “yaşam hakkı” “adaletini” kâfir olanlara göstermez. İslam tam bir “şiddet” dinidir! Tabi şeriat’ın hükümlerinin sahibi Tanrısı da kendi yolunda kan dökülmesinden büyük haz alır ve böyle insanlara “cennetler” vereceğini söylemiştir:

“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.” (Diyanet Çevirisi, Bakara;191)

“Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.” (Diyanet Çevirisi, Nisa; 89)

“Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik.” (Diyanet Çevirisi, Nisa; 91)

Hadi “müslüman takımının” “kâfir”lere bir üstünlüğünü anladıkta:

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Tevbe; 20)

Kendi inanırları arasında da ayrım yapmasına ne diyeceğiz? Şöyle ki Kendi “müslüman”larına benim yolumda savaşın diyor ve ekliyor “hiç savaşanla savaşmayan bir olur mu?”:

“Müminlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (müminlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Diyanet Çevirisi, Nisa Ayet: 95–96)

“Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez.” (Diyanet Çevirisi, *Tevbe; 120)

“Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahy ediyordu.” (Diyanet Çevirisi, *Enfal; 12)

Tüm insanları bir peygamber gibi yapması gerektiği halde, sadece belli miktarda peygamber gönderen Allah, bunu dilemesiyle yapıyor ve en önemlisi bir insana peygamberlik verip diğer insanlara o bahsedilen “giz”, “hikmet” ve “ihsan”ından vermeyen Tanrı, tabi ki insanlar arasında ayrımcılık yapıyor:

“Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 21)

“O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Diyanet Çevirisi, En’am Ayet: 165)

“Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.” (Diyanet Çevirisi, İsra Ayet: 21)

“Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût’u öldürdü. Allah, ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 251)

Peki, yalnızca insanlar arasında mı yapıyor ayrımcılık? Kendi inanırlarında olduğu gibi, “seçkin” kıldıklarını bile ayırıyor Tanrı! Şimdi de peygamberleri arasında yaptığı ayrımcılığı görelim:

“Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Ant olsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Dâvûd’a da Zebur’u verdik.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 55) (Ayrıca Zebur diye bir kitap yok!!! Lütfen ile ilgili yazılarımıza göz atın)

“Bu peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen özelliklerle diğerlerinden üstün kıldık. O peygamberlerden, (arada vasıta olmadan) Allah’ın sözleştiği (H. Musa gibi) peygamberler var ve bazılarına da derece bakımından Allah yükseklere çıkarmıştır. Meryem’in oğlu İsa’ya açık mucizeleri verdik ve kendisini ve kendisini melek (Cebrail aleyhisselam) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, peygamberlerden sonra gelen ümmetler, kendilerine hidayete ulaştırıcı o apaçık mucizeler ve deliller geldikten sonra birbirini öldürmezlerdi. Fakat ihtilafa (ayrılığa) düştüler. Sonunda kimi iman etti, kimi de küfre saptı. Yine Allah dileseydi birbirinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediği şeyi yapar. ” (Bakara Ayet: 253)
“İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 253)

vacsmt
08-07-2006, 15:35
Yaa site amacından sapmış adam Turan Dursun sitesine geliyor üye oluyor ve
Turan Dursun'un saçma iftiraları adı altında bir forum açıyor !!Bu kadarı da fazla
buna site yönetiminin müdahale etmesi gerek.Örneğin dinsizlerin şeriatçı bir sitede
yazmasına izin verilir miydi hiç bu ülkede ya da müslüman başka bir ülkede !!!

liquid
08-07-2006, 15:53
Siteyi iyice incelemeden, daha evvelden aynı soruların sorulup sorulmadığını araştırmadan yazı yazmayınız lütfen. Sık Sorulanlar sayfamızda bu konu ele alınmış idi. Cem.

http://www.turandursun.com/modules.php?name=FAQ&myfaq=yes&id_cat=3&categories=Turan+Dursun+Hakk%FDnda

erenkutsuz
09-07-2006, 13:36
umarım sana cevabım yeterli gelir yusuf

09-07-2006, 13:48
Yaa site amacından sapmış adam Turan Dursun sitesine geliyor üye oluyor ve
Turan Dursun'un saçma iftiraları adı altında bir forum açıyor !!Bu kadarı da fazla
buna site yönetiminin müdahale etmesi gerek.Örneğin dinsizlerin şeriatçı bir sitede
yazmasına izin verilir miydi hiç bu ülkede ya da müslüman başka bir ülkede !!!

Sevgili vacsmt,
Bizler onlar gibi düşünmüyoruz.Onlar gerçek yüzlerini gösteriyorlar.Ama bizler
onlar gibi olamayız.Yeterki seviyeli tartışsınlar.Yeterki gereksiz başlık aç-
masınlar.Gerçi Cem de uyarmış.Burası demokratik özgür bir form.Kurallara
uyulduğu sürece her kesin yazma özgürlüğü vardır.Bu başlıkla Turan Dursun'a
bir şey olmaz.Verilen cevaplarla Turan Dursunu insanlar daha iyi tanıyacak-
lardır.Bundan endişen olmasın.

Yusuf_54
09-07-2006, 14:50
Yaa site amacından sapmış adam Turan Dursun sitesine geliyor üye oluyor ve
Turan Dursun'un saçma iftiraları adı altında bir forum açıyor !!Bu kadarı da fazla
buna site yönetiminin müdahale etmesi gerek.Örneğin dinsizlerin şeriatçı bir sitede
yazmasına izin verilir miydi hiç bu ülkede ya da müslüman başka bir ülkede !!!

Sevgili vacsmt,
Bizler onlar gibi düşünmüyoruz.Onlar gerçek yüzlerini gösteriyorlar.Ama bizler
onlar gibi olamayız.Yeterki seviyeli tartışsınlar.Yeterki gereksiz başlık aç-
masınlar.Gerçi Cem de uyarmış.Burası demokratik özgür bir form.Kurallara
uyulduğu sürece her kesin yazma özgürlüğü vardır.Bu başlıkla Turan Dursun'a
bir şey olmaz.Verilen cevaplarla Turan Dursunu insanlar daha iyi tanıyacak-
lardır.Bundan endişen olmasın.


sizin özgürlük dediğiniz şey dine, Allah(CC)'a, Peygamber'lerine Ve Kur'an-ı Kerim'ine sataşmak mıdır?, onları her defasında mantıksız şeylerle yalanlamak mı?

bırakın ya bu saçmalıkları.

Hiç mi ibret almıyorsunuz tarihten Allah(CC)'ı Peygamberi'ni inkar eden topluluklardan , sodom gomm0rre'den, lut kavminden, Nuh aleyhissleam'ı alay alan ve daha sonra büyük tufan'da boğulup giden kavimden ve niceleri....


"O inkar edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişteki günahları bağışlanır; yok yine isyana dönerlerse kendilerinden önceki ümmetlere uygulanan ilahi kanun geçmişti, artık onu beklesinler! " (Enfal Sûresi 38.Ayet)

biz yine duamızı eksik etmiyoruz.

Allahü Teala Hakikati görmenizi, hidayete ermenizi nasiv eylesin. Biz inananları da kendi yolundan ayırmasın.

larra
09-07-2006, 15:53
Sevgili Yusuf_54,

"sizin özgürlük dediğiniz şey dine, Allah(CC)'a, Peygamber'lerine Ve Kur'an-ı Kerim'ine sataşmak mıdır?, onları her defasında mantıksız şeylerle yalanlamak mı?"
değil tabiki.
İlk önce "sataşmak" fiili uygun değil. Eleştirmek ve sorgulamak'tır bu.Sen de azıcık da olsan sorgularsan bizim düşündüklerimizi anlarsın.Ana sayfadaki "Ateizm nedir" linkine tıklayıp, sinirlenmeden ordaki yazıyı okumanı tavsiye ediyorum..Ki "mantıksız şeyler" ne olduğunu anlayabilmen için..
Sodom ve Homorra kentlerinin efsanesini biliyoruz, sevgili Yusuf_54.Emin ol ki dini bilgisi senden çok üstün olabilecek insanlarla tartışıyor olabilirsin dini.Ve ayrıca "Sodom ve Homorra" gibi korkutmalar insan uydurmasıdır. Yüce Allah'a hiç yakışır mı böyle şeyler?!
Ve neden tehdit ediyorsun ki? Allah' inanıyorsun diye kendini ödüllendirmiş sayman ve bizi lanetlenmiş sayman, senin bencillikle dolmuş bir önyargılı şahsiyet olduğunu ortaya koyar, sevgili Yusuf_54.
Ama seni anlıyorum.Yıllarca inandığın bir şeye ufak bir eleştiri geldiğinde (ki bu inandığın şey anne baba sevgisinden daha kutsaldır senin için,eminim) böyle sinirlenip, kendini kontrolden çıkarman normaldir.Ben de senin gibiydiydim 6 sene önce...
Bence sakin sakin oku ve dinle..Bu sözlerin tam anlamında..Yararını göreceksin..

vacsmt
13-07-2006, 19:43
Ezkamo kardeş !!
Cevabını okudum .Ve doğrusu seni fazla iyimser buldum.
Sitenin herşeye müsamaha göstermesi tıpkı demokratik
sistemi kullanarak demokrasiyi rafa kaldıracak bir rejime de
"Ya bırakalım onlar *da demokratik haklarını kullansınlar !"
demeye benzer.Demokrasiyi kendi teokratik düzenlerini uygulamaya koymak için bir araç olarak görenlere müsamaha etmek demokratlık
değil en hafifinden ahmaklık olur !
Neyse;ben kişisel fikrimi söyledim.Uygulama da değişiklik yapıp
yapmamak site yönetiminin bileceği iş!

13-07-2006, 19:55
arkadaşlar bu kadar rahatsızlık vereceğimi bilmiyordum amamcım sadece tartışmak ve gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamaktı ve bunun içinde toleranslı davranmaya azami derece önem gösterdim . siteniz sizin olsun güzel bir yer diye sevinmiştim ve iy insanlarda bulmuştum yazılarıma değer veme zahmetinde bulunupta cevapyanlar falan işte . ama sanırım büyük çoğunluk rahatsızlık duyuyor neyse aranızda limaon olmak istemem kalın sağlıcakla bi kusur ettiysek affola nede olmasa hepimiz şu vatanın evlatlarıyız demi

cccp13
27-09-2006, 02:18
yazdıklarının hemen hepsini kaynak göstererek ( ki bunlar islami kaynaklar ) yazan birine sahtekar demek harun yahya takma isimli bilimdüşmanına çok yakışmış. yıllardır darwin ve evrime saldıran bu şahsın saldırıları sırasında başvurduğu yalanları hepimiz çok iyi biliyoruz. turan dursunu da kendine hedef seçmesi çok normaldir. çünkü çökmeye başlayan şeyin evrim değil de din olduğunu kendisi de çok iyi biliyor. saldırıları da bu yüzden. bataklıktan kurtulmak için son çırpınışlarını yapıyor ama çırpındıkça daha çok batıyor.

vartor
08-10-2006, 20:15
Batmaya batiyor da kimin gozunde? Beyni muhurluler gorebiliyor mu dersiniz?

marty
09-10-2006, 20:17
eren kutsuz süper yorumların gerçekten..Yusuf ile ulaş çok fena arkadaşlar..Umarım bu insanlar ile ilişkim minimum düzeyde olur.. Çok sert ve faşizan düşünceler..Dogmalar ve tabular..Eyvallah devam etsinler..

17-01-2008, 14:03
Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47
kuran suresinde turan dursunun savlarinin dogrulug kabul goruyor oysa buna anti tez gostermek yerine islam yine kralin giysisini yanliz akillilar gorebilir yontemine basvuruyor


"Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. Kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever." (Maide Suresi, 12-13) *

bu ayettede korkutma ve sindirme yoıntemi uyguluyor

ziggurat
17-01-2008, 14:40
Yusuf54 ,Turan Dursun yasarken bütün dinci ,islamci bilimum Türk,Arap müslümanlara cagrida bulundu:gelin televizyonda,canli yayinda tartisalim diye.Kuranin orijinalinin yakildigini vb. bazi iddialarini belgelerle kanitlamak icin.Ama kimse onun karsisina cikacak cesareti gösteremedi.O öldükten sonra arkasindan konusmalar basladi.Turan Dursun belgesiz ne yazmis ne de söz söylemistir.O klasik Arapcayi ,araplardan bile daha iyi bilen bir aydindi.Dinciler aydinliktan korktuklari icin onu katlettiler.Ama gercegi kimse öldüremez.

17-01-2008, 15:23
birde turan dursunun bilinmeyen bir yonude el ezherde arapca ve fikih uzerinde din dersi vermis olmasi ama ne gariptirki medya ve dinci kesimler bunu asla kabul etmezler

iceman
10-05-2008, 08:41
Hiç mi ibret almıyorsunuz tarihten Allah(CC)'ı Peygamberi'ni inkar eden topluluklardan , sodom gomm0rre'den, lut kavminden, Nuh aleyhissleam'ı alay alan ve daha sonra büyük tufan'da boğulup giden kavimden ve niceleri....

demişsin yusuf_54...Lut vs vs inkar etmiş ceza görmüş....bende inkar ediyorum tufan nerde???

iceman
22-05-2008, 08:04
sn erenkutsuz arkadaşım..o kadar yazı yazmışsın emegine sağLık tamam da bi sorum oLacak sana? aLLah neden inanmayanLarı cezaLandırıyor ki? neden zorbaLık !! yapıyor ki? nerde kaLdı o sevkatLi,affeden,yufka yürekLi TANRINIZ ??

KızıL
29-05-2008, 16:25
materyalistlere kurban olun be. biliyormusunuz biz biliyoruz ki öleceğiz ve bizi melekler karşılamıyacak tanrı tartıya çıkarmıyacak cennet ve cehennem olmıyacak bilerek yaşıyoruz.. ya siz işte üzüldüğüm bu siz öleceksiniz ve cennet cehennemin tanrının olmadığını bile göremeyeceksiniz..