PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : cikan ses


MADDECİ
11-07-2006, 23:11
Aekadaslar derin ormanda bir agac devriliyor dusunun. devrilirken cikardigi sesi duyacak kimse olmadiginda yine de ses cikarmi ?

11-07-2006, 23:37
İlginç bir konu aslında. Quantum kuramının gözlemci ile ilgili alanına da bir şekilde değiniyor. Normalde, bir ağaç devrildiğinde mutlaka bir gözlemci olmasa da o ses çıkar. Atomdan büyük nesneler için quantum teorisinin kavramlarını kullanmayız.

12-07-2006, 00:06
Sevgili kardeşim maddeci,
Çok önemli bir noktaya değindin. Bu yönde düşünen bazı "felsefi" akımlar olduğunu duymuştum... Soru "derin ormanda" geçince, insan kendini ormanın derinliklerinde kaybedebiliyor. Aynı sorunun yaşamımızla daha iç içe versiyonları kullanılabilir. Örneğin;

"sağırlar yellenince ses çıkar mı?"

(Adam askerde sağır numarası yapıyormuş. Çağırıyorlar, ismini söylüyorlar hiç tepki vermiyormuş. Doktora götürmüşler askeri.

Doktor adamın kulağına fısıldayarak "sen sağır mısın?" demiş.
Asker doktorun sorusunu olumlamak için kafasını öne arkaya *sallarken fısıldayarak "evet" demiş.)

meas_0
12-07-2006, 00:15
:)

sodomo--
12-07-2006, 01:15
Maddeci'nin sorusu meşhur bir Zen koanıdır. Eğer ormanda bir ağaç devrilirse ve bu sesi duyacak bir kulak yok ise "ses" de yoktur. Tabi sen gelde bunu materyalistlere anlat, mümkünü yok kabul etmezler.. Peki koan'ı daha da ilerletelim ve şöyle soralım : Ses'in kaynağı neresidir ? Zen'ce *Cevap : Kainattaki bütün seslerin kaynağı sessizliktir. Peki madde'nin kaynağı neresidir ? Zen'ce cevap : Boşluk.
Evet "boşluk" ile "madde" aynı şeylerdir yalnıca "tezahürleri" farklıdır o kadar.

Günün sözü şu olsun bu bağlamda :

Ağaçlar ne kadar tahtadan ‘yapılmışsa’, dünya da o kadar maddeden biçimlenir.

kage
12-07-2006, 03:39
benim bildiğim kadarıyla ses çıkar ve kaybolmaz.sadece ses dalgaları biçiminden başka hareket biçimine örneğin kabaca basit yer değiştirme,kelebek etkisi ilede uzakdoğuda fırtınanın nedeni olabilir.

MADDECİ
12-07-2006, 04:06
cevaplar guzel var mi burda materyalist ? atheistler ile materyalistlerin baglantisi var mi ?

yoksa fark nedir ?

sorogren
12-07-2006, 09:20
Aekadaslar derin ormanda bir agac devriliyor dusunun. devrilirken cikardigi sesi duyacak kimse olmadiginda yine de ses cikarmi




eğer ağaçlar düşerken etrafa *bakıp,bizi gören ve de düşerken ses dalgası çıkarırsak bizi duyacak olan kimse varmı diye düşünüp de kimse varsa ses dalgası oluşturuyor,kimse yoksa ses dalgası oluşturmuyorlarsa çarpışma esnasında bu ormanda kalmış garip ağacımız da kendi kabilesinin bu kuralına uyar.amma etrafta birileri var fakat sağırlarsa,o kadar ses dalgası masrafı boşa gider.kimseye duyuramaz.yazık.
o ses dalgalarını belki ses olarak değil de başka biçimlerde algılayan yaratılmışların da olması pek akla uzak değil ayrıca.bizim bilmememiz olmadığını göstermez.

liopleurodon
12-07-2006, 11:17
Bu ne abes, içi boş bir tartışmadır? Felsefenin, insanın şuurunda var olan alem fikrinin devrinin kapandığını bilmeyen ne çok adam varmış?

Ağaç kırılırken, kopan lifler, kırılan kabuk vs. titreşim oluşturur, oluşturmak zorundadır. Ağaç yere düşünce de hem yeri hemde kendini titretir. Ve bu titreşimler sonucu ses mutlak olarak ortaya çıkar. Sesin ortaya çıkması birinin algılıyor olmasına değil, bir şeyin titreşiyor olmasına bağlıdır.

Ağacı bir uzay aracına koysak, Ay'a götürsek, toprağa gömsek ve kırsak, gene ses oluşur mu? Elbette, çünkü gene kırılma esnasında vs. oluşan titreşimler ses oluşturacaktır. Sorun, bu sesi iletecek bir hava olmayacağıdır. Ama bu, bir lazer ile ağacı tarayıp titreşimleri ölçemeyeceğimiz anlamına gelmez. Hatta, kulağımızı yere dayarsak, bu sesi duyamayacağımız anlamına hiç gelmez..

Karanlık bir çağa kendiniz gark etme hezeyanından kurtulup, bilimin ışığına sarılın..

sodomo--
12-07-2006, 14:09
liop sende şu şeratçı koftiler gibi bilimci bir kofti olup çıkmışsın. Saplantı oluşturma, dünya kısa değmez bir kıza...Bilinç pardigması hakkında bir şey bilmiyorsun, bilincin öncellemediği hiç bir durum yoktur ve kulak olmazsa ses da olmaz ve ağaç ne kadar tahtadan yapılmışsa dünya da o kadar maddeden yapılmıştır bunu da unutma benden sana bir abi tavsiyesi :)

liopleurodon
12-07-2006, 14:57
Paradigmaymış filan bilmem biraderim. Menşei ne olursa olsun, hurafe hurafedir. İsrafta haramdır netekim.. Vakitte nakittir bilahare.. O halde? Böyle mevzularla vakit israf etmek abesle iştigaldir. Siz gidip Salyangozların nasıl ürediğini filan keşfetseniz, gözleseniz de hayırlı bir iş yapsanız bu herkes için daha evladır. Şüphesiz, salyangozların üremesini seyretmek tecrübelerin en güzelidir, onlar ne güzel üreyendir...

Neyse, sıcak çok olmuş herhalde.. Şu klimayı açayım, biraz kod filan yazayım..

12-07-2006, 22:29
Kulak olmazsa ses olmaz....

Yani walkmen dinliyorsan ses bombasının çıkardığı ses dalgaları seni etkilemez... :)

Hahaha...

Devekuşu kafasını kuma gömerek dötünü kurtaramasa bile kafasını kurtarıyor. Siz kulağınızı tıkayarak vücudunuzun neresini kurtarmayı umuyorsunuz...

Amma güldürdünüz beni... hayat ta sizi güldürsün... :) :D

sodomo--
13-07-2006, 01:35
Hayatında George Politzer'in "Felsefenin Temel İlkeleri" kitabından başka eline felsefe kitabı alıp okumamışlara böyle konuları anlatmak zordur bilirim.
Üstelik sokak ağzıyla konuşan tiplerle uğraşacakda değilim, *yapacağım tek şey bu tip bir yazının yöneticiler tarafından "silinmesini" beklemek olacaktır.....

MADDECİ
13-07-2006, 01:46
liopleurodon boş bir tartışmadır diyorsun varsa senin dolu tartışmalarin bana anlat.

ayrica benim sorum (Aekadaslar derin ormanda bir agac devriliyor dusunun. devrilirken cikardigi sesi duyacak kimse olmadiginda yine de ses cikarmi ?) sadece sesin sessiz oldugunu anlatmak icin. ama bunu dogrudan soylersem bazi kafalar kulaktan degil arkadan anlar yani kafa almaz........

sodomo--
13-07-2006, 02:05
idare ediver Maddeci, daha ses ile ses dalgası arasında ayırım yapamayanlara anlatıyoruz burada,
bunlara aynı ilkokul öğrencilerine alfabeyi öğretir gibi yaklaşmak lazım malum hemen jeton düşmüyor da..

13-07-2006, 23:12
Sayın sodomo,
"sokak ağzı ile konuşma", "ses ile ses dalgası ayrımını yapamayanlar" ... taşlarını attığın kişilerden biri de benim sanırım... :)

Sevgili "zen" ci kardeşim;
ne olayları yalın bir şekilde açıklamak (senin sokak ağzı dediğin şey bu sanırım), ne de espri yapmak insanı alçaltmaz...

Sen bu Zen felsefesine pek takılmışsın canım:)
Avrupalılar da ilk defa karşılaştıkları uygarlıklara hep kendilerinde olmayan özellikler atfetmişler: Barışçıl, erdemli vs vs.

Örneğin Aztek uygarlığını hep barışçıl, demokrasi ile yönetlien bir toplum diye algılmışlar. Azteklerin vahşet denebilecek uygulamaların (insan kurban etmek vs.) sonradan farkına varmışlar.

Sana daha önce, Zen inanışının veya felsefesinin Asya veya doğu toplumlarında hakim olduğu zamanlarda o toplumlar nasıldı diye daha önce sormuştum sana.

Sormuştum da, araştırmaya gücüm yok demiştin ...
Demiştin de, ben üstelememiştim...
Üstelememiştim de, aslında birşeyler biliyordum...
Biliyordum da, seni hayal kırıklığına uğratmak istememiştim...
İstememiştim de, şimdi diyeceğim...
Diyeceğim de, tek cümle diyeceğim...
Diyeceğim de, Zen felsefesine diyeceğim...

Öyle abuk sabuk laflarla uğraşacağına, inananlarına söyle de hastalanan zayıf düşen çocuklarını çöplüğe atmasınlar, şevkat göstersinler.

14-07-2006, 01:16
Son noktada demek istediğimi açma ihtiyacını duydum, sanki anlam biraz muğlak kaldı...

Bana göre felsefe toplumu ileri bir noktaya getirmeyi amaçlamalı bunu yaparken de toplumun bütününü kucaklamalıdır yani mesajını toplumun tümüne verebilmelidir.

Yani bir adama abuk sabuk bir söz söyleyip bunun anlamını çöz diye bir kenarda 20 yıl oturtup, kafayı yedirttikten sonra, o yenmiş kafadan çıkan yumurtaların önemi ne olabilir...

Ne kadarımız işimizi gücümüzü bırakıp 20 sene bir lafın peşinden koşabiliriz ve koşsak ne olacak...

1. Derin ormanda bir ağaç yaprağı hışırdasa ses çıkar mı çıkmaz mı... 20 sene düşündüm ve çıkar/çıkmaz dedim, süper bir açıklama da getirdim.

2. Bir tarlayı 20 sen sürdüm mahsül aldım. Şu çocukları besledim büyüttüm.

3. 20 sene öğretmenlik yaptım yüzlerce çocuğu eğittim.

4. 20 sene çöpçülük yaptım insanların daha temiz ve sağlıklı ortamda yaşamalarına katkıda bulundum

5. *20 sene felsefe yaptım, kitap yazdım, düşüncelerimi topluma aktardım.

Fark ortada...

Bir fıkra:
Nasrettin hocaya sormuşlar: Dünyanın tam ortası neresidir?
Hoca bastonuyla yere vurmuş. "Tam burasıdır". Soru sahibi "ama nasıl olur.." diyecek olmuş... Hoca lafı yapıştırıvermiş: "İnanmıyorsan hesapla"

sodomo--
14-07-2006, 04:06
"Devekuşu kafasını kuma gömerek dötünü kurtaramasa bile kafasını kurtarıyor. Siz kulağınızı tıkayarak vücudunuzun neresini kurtarmayı umuyorsunuz"


"Sevgili "zen" ci kardeşim;
ne olayları yalın bir şekilde açıklamak (senin sokak ağzı dediğin şey bu sanırım), ne de espri yapmak insanı alçaltmaz... "

mamuli bu yukarıdaki cümleni "olayları yalın bir şekilde açıklamak" olarak mı görüyorsun yoksa "espiri" olarak mı ? Ben sana söyleyeyim; ne olayların yalın bir şekilde açıklanması ne de espiridir bu sözler, istersen üçüncü kişilere sor, hatta yöneticilerimize sor istersen, doğrusu burada uyarılman gerekiyordu ama neyse...

"Öyle abuk sabuk laflarla uğraşacağına, inananlarına söyle de hastalanan zayıf düşen çocuklarını çöplüğe atmasınlar, şevkat göstersinler"

Olur söylerim tabii hastalanan çocuğunu çöplüğe atan birini görürsem.. Görürsen sen de söyle emi...Böylelikle vicdani bir rahatlama sağlarsın ve böyle forum ortamlarında boş fikir teatileri yapmaktansa insanlara bir faydan olur en azından....

deli_cevat
14-07-2006, 06:57
yaw ben hiç bişey anlamadım ormanda kimsenin duyamayacağı bir yerde yıkılan bir ağaç ses çıkarmaz mı diyosunuz siz şimdi ?

14-07-2006, 07:18
Sevgili sodomo,
Özür dilemek bir erdemdir ve gerekirse elbette özür dilerim.

Kimsenin kimseyi kırmaya hakkı yok. Kırdığımı varsayarak özür diliyorum.

Sodomo,

"Devekuşu kafasını kuma gömerek dötünü kurtaramasa bile kafasını kurtarıyor. Siz kulağınızı tıkayarak vücudunuzun neresini kurtarmayı umuyorsunuz" cümlesinde sanirim "dötünü" kelimesine takıldın oysa ben o kelimeyi çarpıcı olsun diye koymuştum. (Bu arada Can Yücel'i saygıyla anıyorum. Kendisinin bir şiiri içinde "döt" kelimesi geçtiği için müstehçen bulunmuştu. Cumhuriyet gazetesinde bu ülkede "döte döt denir" dediği bir röportajını okuduğumu anımsıyorum. )

Bir de sayın sodomo kardeşimiz, vücudumuzdan utanmayalım di mi :) Dötümüz de vücudumuzun bir parçası.

Ama seni mi kıracağım, güzel hatırına değiştireyim cümleyi:

"Devekuşu kafasını kuma gömerek gövdesini kurtaramasa bile kafasını kurtarıyor. Siz kulağınızı tıkayarak vücudunuzun neresini kurtarmayı umuyorsunuz".

Dikkatini çekiyorum, anlam değişmiyor :) Keşke bu anlam kısmına odaklansaydın. Sonuçta, bu felsefe ve mantık ile yine vücüdunuzun büyük bir kısmı tehlikede :D

Bir de sevgili sodomo, "zen felsefesine" yaptığım bir çağrıyı görürsem söylerim diye üstüne alınmışsın. Üstad Zen (var mı öyle biri ?) olduğun iddiasına olmadığını umarak, bir yanlış anlama var diyorum. (Belki de çok karmaşık düşünüp yazıyorum ondan böyle oluyor. Oysa tüm çabam yalın olmak. Karmakarışık konuşmak kolay zor olan yalın olabilmek)

Sevgili Cevat,
aynen dediğin gibi, ses duymayan yoksa yoktur demeye getiriyorlar...
Kulaklarını tıkayınca ses bombası sana birşey yapmaz mı dedim, bozuldu garibim.

14-07-2006, 07:27
Can Yücel'in sözünü ettiğim şiiri

GÖTÜMSER

Gün gidiyor limoni, bana kalsa da nezle
Sümüklü deniziyle, bulut mendilleriyle
Hapşırdı hapşıracak burnu morarmış Kıble,
Yaşıycağız demek ki bir eyyam daha böyle

Dün gidiyor limoni, mükedder filleriyle

Can YÜCEL

deli_cevat
14-07-2006, 07:30
yaw öle şey mi olur yuh artık sanki ses biz duyalım diye çıkıyo eğer bir cisim titreşiyosa zaten ses çıkarırı bunun gözlemci ile alakası yok ki!

liopleurodon
14-07-2006, 10:22
Eski, "Bir ben var bende, benden öte" kafası. Buna göre insanın içinde bir asıl vardır. Gözlem araçları bu asılı gösterir. Yani, etrafta aslında bir şey yoktur, etraftaki şeyler algılarımızdan ibarettir. Bir tür matrix olayı yani..

Oysa, böyle bir "ben" yoktur. Herşey olur biter, biz ise gözlemleriz. Ağaç birinin olup olmadığına bakarak ses çıkarmaz. Ağaç titreştiği için ses çıkarır. Bu mantalitede, ağacı gözlemleyen kimse olmadığı için ağacın bırakın ses çıkarmasını var olması bile imkansızdır denir. Basitçe, "Gözünü kapa, herşey yokolsun" mantığıdır.

Ruh nedir gibi acayip bir sualin ardında koşanların ortaya koyduğu bir garabetten bahsediyoruz. Asıl mesele, ruh diye bir şeyin olmadığıdır. Maddenin alt seviye kabiliyetleri, davranışları vs. bilinmediği bir noktada, beyin ve biyolojik organizmaların faaliyetleri anlaşılamayacğaı için, ruh gibi kavramların ortaya konması doğaldır. Ama gün itibarıyla bunların maddenin tipik davranışı olduğunu biliyoruz..

MADDECİ
15-07-2006, 03:41
kardesim deli_cevat.

demissin ki (yaw ben hiç bişey anlamadım ormanda kimsenin duyamayacağı bir yerde yıkılan bir ağaç ses çıkarmaz mı diyosunuz siz şimdi ?)

ama bu sadece uzerinde dusunmen kolay olsun diye bir ornektirr yani ses cikar ama senin benim bildiyi ses degil lutfen ses dalgasinin ne oldugunu dusun yada ogren ! ses sessizdirr. ama yinede bizim ses diye duydugumuz sey dalgadir hatta dalgada kulaktan sonra tam olarak isminin ne oldugunu hatirlamadigim bilen varsa soylesin elektirona donusuyor daha sonra bir daha degisip bizim bildiyimiz sese donusuyor !!

sana bir ufak ornek daha. ceptelefonu dusun ses kaydi yapiyor sesi mikrafondan alip hoparlordan cikartiyor dusun mikrafon ve hoparlor arasindan kablo geciyor ses kablodan ne olarak geciyor ses olarak mi ?

ayni seyi cep kamerasi icinde gecerli goruntu aliyor ekranda yayinliyor kabloda goruntumu geciyor ?

sodomo--
15-07-2006, 03:59
aynen dediğin gibi, ses duymayan yoksa yoktur demeye getiriyorlar...
Kulaklarını tıkayınca ses bombası sana birşey yapmaz mı dedim, bozuldu garibim...

bak mamuli kardeş arasıra bu tip alaycı tavrından vazgeçde yeni bir şeyler öğrenmeye açık ol yoksa liop da olduğu gibi bir "bağnazlık" içinde bulursun kendini ve felsefeye bile "hurafe" diyebilirsin..

Sana bu soruyu biraz daha değiştirerek sunuyorum, (yani kulak yok ise ses de yok demiştik ya onu şöyle yapalım). Bir ormanda bir ses bombası patlamış (hemde en şiddetlisinden) ama o ormanda sen yoksun (ve tabii ki vücudunda yok) bu durumda ses dalgaları sana zarar veriri mi veya senin tabirinle dötünü kurtarabilir misin?

Ne demiş bir bilge : "Ben gözümü açmadıktan sonra bana kim birşey gösterebilir ki"

Yani, sen dötünü bombadan uzak tutarsan hangi bomba sana zarar verebilir ki ? değil mi ama ?

kage
15-07-2006, 04:58
sayın maddeci,bir soru soruyorsun ve eleştiri aldığın anda hemen klasik silahla ortaya çıkıyor "bir şeyler biliyorsan anlatta bizde öğrenelim havasına giriyorsunuz" ve ardından derin cevabı veriyor,sesin sessizliğinden bahsediyorsunuz.klasik doğu dinlerinin yıllarca senin dediklerini anlattıklarını tekrar ederek - soruyu ortaya koyuşunda bile tamamen öznelce yani sesin nesnel özelliklerini dışlayan bir mantıkla soruyu oluşturmuşsun -maddeci rumuzdan uzak tamamen dogmatik anlayışa düşüyorsunuz.sesin sezsizliği ne demek?hemen hazır bir ortam var ve bu ortamda bir ses oluşuyor ve hemen "tabii ya önce sessizlik var bak ,dikkatle bak sessizlikten ses çıkıyor" ve tüm seslerin anası sessizlik oluveriyor.sizin "ses sessizdir" deyişiniz tamamen safsatadır.eski yunan ,eski çin safsata filozoflarının dile getirdiği bir anlayıştır.onlarda "beyaz at ,at değildir" *gibi örneklerle "yanıltmacılık" yaparak prim toplarlardı.kuşkusuz bilimsel disiplini bırakmadan bu tartışmaları yapmanın bir zararı olmaz ,tersine yararı olur.ses sessizdir.sesin hızı var,frekansı var,şiddeti var .peki sessizliğin nesi var? hızı ?frekansı?kütlesi?kanıtınz nedir?evet ses kaybolmaz . yakın gelecekte tarihsel bir çok kişinin seslerinide ortaya çıkaracak bilimsel bir keşif ortaya çıkarsa şaşırmayın ve sizin sizin devrilen ağacınızın ortaya çıkan ses dalgalarını tespit ederek görselleştiren keşiflerde cabası.

sodomo--
15-07-2006, 06:21
Şu konudan eminim ki, materyalistlerin bağnazlık konusunda şeriatçılardan hiç bir farkı yok. Tamam abiciğim anladık aynı safra kesesinin safra salgılaması gibi veya pankreasın insülin üretmesi gibi *beyinde bilinç salgılar. Yani sonuçta herşey nero-fizyolojik-biyolojik ve hormonsal aktivitedir ve insanda bu bağlamda bir cansız robottur ama çok gelişmiş bir sistem olduğu için canlı gibi gözükmektedir falan....
Bilimde en büyüktür icabında evlerimize elektrik getirip bizi aydınlatmıştır ve bir çok faydası vardır kepeğe bile iyi gelir yatıp kalkıp ona dua edelim yoksa edepsizlik etmiş oluruz vb...

15-07-2006, 08:57
Sodomo,
Seninle, yani bir birey olarak "sodomo" ile alay etmedim.

Ama Zen felsefesini "ti" ye aldım. Evet, alıyorum ve alacağım. "ti" ye almasaydım zaten "mamuli" yi "ti"ye almış olurdum.

Sen Zen felsefesini önümüze koyduğunda ve ben de bu felsefeyi ti ye aldığımda, toplumsal olarak "sodomo" yani masaya "zen felsefesini" getiren kişi olarak sodomo bu "ti" ye almalardan etkilenmiştir elbette. E olacak o kadar.

Benim olmadığım yerde patlayan bomba bana zarar verir mi? Vücuduma zarar vermez ve dötüme de birşeyler olmaz. Ama bu bakış "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" bakışı değil midir?!

Filistin'de, Lübnan'da İsrail emperyalizminin attığı bombalar belki şu an için bana *bir zarar vermiyor ama oradaki insanlar adına üzülmüyor muyuz, kınamıyor muyuz? Ve patlayan bombalara tepki göstermezsek o bombalar gittikçe bize doğru gelmez mi?

Toplum olarak "susma sustukça sıra sana da gelecek" dersini almadık mı...

Ormanda atılan bombaya "niye ormanı bombalıyor doğal hayata zarar veriyorsun" diye tepki göstermeyecek miyiz?

Sevgili sodomo,
Zen felsefesinin içi boş kardeşim. Mamuli'ye boşuna kızma haksızlık etme. Zaten, haksızlık etsen de etmesen de bu felsefenin içi boş değişen birşey yok.

sodomo--
15-07-2006, 12:45
Mamuli, sen diyorsun kardeşim ? Ne alakası var konu ile ? Uçtun yine... Yok İsrail miş, Amerika imiş, ormanların zarar görmesine duyarsız mı kalalım imiş.....

Zen felsefesinin içi boş kardeşim. Mamuli'ye boşuna kızma haksızlık etme. Zaten, haksızlık etsen de etmesen de bu
felsefenin içi boş değişen birşey yok.

Bak en azından bunun konu ile ilgisi var.

Eğer Zen boş ise doğru yerde duruyordur. Çünkü Zen'in amacıda sana aslında herşeyin BOŞ olduğunu göstermektir. Zen der ki "bütün herşeyin aslı, özü, tözü, sözü BOŞLUK" tur.



Kendisine hakikat (nagual) hakkında soru soran birisine kızılderili büyücü veya bilgi adamı anlatır:

- "Sonlu olan" bildiğin herşeydir. Bak şimdi, bildiğin herşeyin kümesi bu önümüzdeki yemek masası olsun.

Castaneda sorar:

O zaman nagual nedir? Tanrı mı?

- Hayır, tanrı şu ketçap olsun.

- Zaman mı nagual?

- Hayır, zaman şu masa örtüsü olsun?

- Peki akıl mı nagual?

- Hayır, akıl tuzluk olsun.

- O zaman nagual nedir?

- Bu masanın sınırlarını görüyor musun? Bildiğin herşey bu sınırların içinde. Nagual bu sınırların ötesidir.

-------------------

Öğrencisi Budha'ya demiş ki :

--"Bana hakikati anlatırmısın."

Budha cevap vermiş :

--"Bunu başkasında bulamazsın"


Bütün hayatı boyunca kendisinden kaçanlara ithaf olunur.....

MADDECİ
16-07-2006, 02:03
kage kardes ben ne yaptigimi biliyorum cunku o yaziyi ben yazdim neden ne yaptigimi sen anlatiyon ki ? sanki cok gizli bilgilermis gibi bak beni d sifre ettin :D

Rhazes
19-07-2006, 21:05
Titreşim dalgaları elbette oluşur ama bu dalgaların ses olarak algılanması için işitme organı ve sinir sistemi olan bir canlı lazım. Aynı şey aydınlık-karanlık meselesi için de aynı. Aslında sadece elektromanyetik dalgalar var, sizin gözünüzün hissedebileceği spektrum bölümünden olan dalgalar varsa aydınlıktır, yoksa karanlıktır. Bir şey kimine sıcak, kimine soğuk gelebilir, oysa kantitatif olarak o şeyin sıcaklığı bellidir.
Çevrede hiçbir insan ya da diğer canlı olmasa da o titreşimler yine oluşur.
İnsan kulağı ise o titreşimlerin belli bir frekans ve enerji değerine sahip olanlarını algılayıp sinir sistemi ile bunlar bizim ses dediğimiz şekilde hissedilir.

MADDECİ
20-07-2006, 00:25
Rhazes kardesim aynen dedigin gibi ama zaten titresim dalgalari cikmaz diyen yok ki :wink:

seninde soyledigim gibi bizim kulak beyin vs. dalgalari sese ceviriyor yani ses aslinda yok dogrumu ??

20-07-2006, 01:27
Maddeci,
hiçte maddeci bir yaklaşım sergilemiyorsun...

Derin Ormanlardan çıkalım... Biri sana seslendi. Duymadın? Ses var mı yok mu? Yoksa seslenene göre var sana göre yok mu?

MADDECİ
20-07-2006, 03:53
mamuli kardesim demis ki
Maddeci,
hiçte maddeci bir yaklaşım sergilemiyorsun... (kardes maddecilikle ne alakasi var ben ses yok demiyorumki. ama ses bizim duydugumuz ses degil diyorum.. anlarsan)

Derin Ormanlardan çıkalım... Biri sana seslendi. Duymadın? Ses var mı yok mu? Yoksa seslenene göre var sana göre yok mu? cevap ses yokkkk demiyorum sadece bizim duydugumuz sesi beynin sese ceviriyor okadar. ve bu yuzden maddecilik elden gidiyorsa gitsin cunku aci gercek

ses * * ses dalgalaridir ve ses dalgalari sessizdir bunu anlamak gercekten okadar zormu ?

20-07-2006, 06:21
Ben kendimi anliyor ve durduğum yeri biliyorum. Seni de anlıyorum ve durduğun yeri de görüyorum.

Ses dalgalarının sessiz olduğunu nereden cıkardın :) Elinde buna dair bilimsel bir kanıt mı var? Senin kulaklarının algılayabildiği ve duyabildiği ses dışında başka bir tür ses olamaz mı? Örneğin birbirini çeken iki kütlenin arasındaki çekim kuvvetinin sesi yok mudur? Kendini algılarının esaretine bu kadar mı kaptırdın.

Maddecilik hiç kimsenin elinden sadece maddecilik olarak gitmiyor, peşinden özgürlüğü de götürüyor...

Soruma cevap vermemişsin... neden? Çekindiğin bir durum mu var?

:)

sodomo--
20-07-2006, 11:14
Mamuli hala neye itiraz ediyorsun anlamış değilim. Ses olmadı sonrada meşhur "materyalist indirgemeci" mantığın ile ses dalgası dedin, e düşen ağacın ses dalgası da seni etkilemiyor çünkü sen yoksun o halde ?
Ses çıkarır demenin manası nedir mamuli ?
Sen sesi duymadın (kulağınla) sesin dalgası da seni etkilemedi eeee daha sana ne oluyor ?
Sonuçta senin indirgemeci mantığın "insan bir robottur" demenin ötesinde ne söyler ? Hiçbirşey....Ve hala hiçbirşey de anlamıyorsun...Tutturmuşsun "nesnel gerçeklik" diye ha bire aynı ezber...
Felsefenin Temel İlkeleri'ni kutsal kitap gibi okuyan insanlara bir şeyler anlatmak ne kadar zormuş yaa....Birde bu Anglo-Sakson bilim kültürü nasıl da enjekte etti mekanik materyalizmi insanlara şimdi daha iyi anlıyorum..
Biraz yeniliğe ve farklılığa açık ol kardeşim, dogmatik olma, saplantılı olma bu sana bi şey kazandırmaz..

20-07-2006, 13:22
Bu soru sayın Sodomo'nun da belirttiği gibi bir Zen koanı...Burada iki, birbirinden apayrı bakış açısı yüzünden çatışma oluyor.Bambaşka bakış açıları...

Birincisi materyalist (dikkat. "ateist" demiyorum çünkü Zen de ateist) görüş.Açıklamalar yapılmış... işte ses dalgası,titreşim...vs oluşur ses tabi ki çıkar daha sonra "ne kadar içi boş bir tartışma" yorumları "ne salak felsefe" yorumları olay kapanır.. Malesef materyalist bakış açısının yöntemi de dinci bakış açısınınkine benzer.Hatta devam edip "iki kütle arasında çekim kuvvetinin sesi" gibi daha sonra "bilimsel kanıt" gibi kelimelerle derine inilmeye çalışılsa da aslında hep aynı boyuttan bakılmaktadır

İkincisi Zen görüşü..Yine olaylara farklı konsantrasyon seviyesinde derinlemesine bakar. "Ses dalgaları" "titreşimler" i tabi ki biliyor bunları bilmeyecek kadar akilsiz değiller Zen ciler bunlara da itirazları yok zaten ama onlara göre kavramlar farklı konsantrasyon seviyelerinde farklı manalara gelmektedir "ses dalgaları" "titreşimler" den evvel "Ses" dediğimiz zihnimizde oluşturduğumuz kavramın gerçek manasını arar ilk önce bu yol ile bu yöntem ile düşündüğü için farklı sonuçlara ulaşır zihne ve "öze" yoğunlaşır derine inmeye çalışır "ses dalgaları" "titreşimler" bu olayın sadece "introduction" kıvamında olan basit açıklamalardır "ses"in insan zihninde,insanda ve zihinden bağımsız saf gerçeklik boyutunda tam olarak ne anlama geldiği konusunda farklı sonuçlara ulaşılır en nihayetinde olayın en "öz" kısmına inildiğinde yine kişinin felsefi düşünme yeteneğiyle doğru orantılı bir şekilde farklı manalara gelebilecek bir sonuca ulaşır: "boşluk"...

20-07-2006, 13:53
"Maddeci" nickli arkadaşın cevabı: "ses, ses dalgalaridir ve ses dalgalari sessizdir"
Sayın "maddeci" bir materyalistten beklenmeyecek bir düşünme yolu ve cevap "ses" kavramı üzerine düşününce benim de çıkardığım sonuç bu...

sodomo--
20-07-2006, 16:32
Aynı "müzik" gibi düşünün. Aslında müzik dediğimiz şey bir ses karmaşasıdır veya indirge daha aşağya ses dalgası şu bu... Ama "bilinç" alır bunu bir düzene sokar ve o müzik olur yani bilincin dışında müzik olabilirmi ?
Şimdi ben müzik dinlemedim ses dalgaları geldi kulağıma diyen adama ne dersiniz ?
Vallahi çok zor bu materyalistlerle uğraşmak, *şeriatçılardan bi farkı yok, saplantılarını gerçek zannediyorlar, bize de yazık vallahi ya...
Birde insan robottur demezler mi...Pes kardeşim pes....

Rhazes
20-07-2006, 19:05
Bu tartışma burada "Ateist arkadaşlara birkaç soru" başlığında devam eden bilinçle ilgili tartışmaya benzemiş gibi görünüyor.

sodomo--
20-07-2006, 19:42
Burada aslında nihai gerçeklik olarak bilinci almıyorum onu bir ara aşama olarak alıyorum ama geçici bir süre bazı soyutlamaların yapılabilmesi için gerekli olduğu ve en azından "bilinç" kavramına yüklediğimiz anlam kimseye yabancı olmayacağı için, bir bakıma orta yerde buluşmak adına gerekli diye düşünüyorum...

MADDECİ
21-07-2006, 03:48
kardeslerim maddeci olmak gercekleri saklamakla oluyorsa benin maddeciligim baska.

yahu ses sessiz dalgadir dalgada sessiz olur cunku ses dalgasinin da cikartigi ses yine ses dalgalarindan olusuyor. (biri demis Elinde dair bilimsel bir kanıt mı var) elimde olmasina ne gerek var her yerde var *http://en.wikipedia.org/wiki/Sound_wave

hatta soyle bir sey var kopekler insanlarin duyamadigi bazi sesleride duyuyorlar onlar cok daha hssas. kopek savar denen alet var duymeye bastiginda hic ses cikmiyor ama kopekler duyuyor ve kaciyorlar http://www.petsmart.com/global/articles/article_detail.jsp?CONTENT%3C%3Ecnt_id=10134198673 267730&FOLDER%3C%3Efolder_id=9852723696503963&bmUID=1145584409605&In=Dog&N=45


http://www.lsu.edu/deafness/HearingRange.html

NedimYilmaz
21-07-2006, 14:56
Bu soruyu inançlı arkadaşlar şu şekilde yorumlayacaktır;

"Tanrı yarattı, biz yarattığını görmedik, ama bu yaratılmanın olmadığını göstermez.."

Hiç bir zaman inanmasam da korkarım ki, bunu itiraf etmek zorunda kaldım.

22-07-2006, 05:12
Biri sana seslendi. Sen duymadın. Ses var mı yok mu...?

Buradaki arkadaşların anlatımına göre Zen felsefesine göre seslenen kişi sesi duyduğu için ses vadır ama seslenilen kişi sesi duymadığı için ses yoktur.

Hem var hem yok olayı... Şrödinger'in kedisi gibi. Kuantum fiziğinin makro düzeydeki izahı...

Dokuz sütuna manşet: Zen felsefesi Kuantum fiziğinin makro dünyada nasıl gerçekleştiğini izah etti....

Ormandaki sesi duyuyorsan ses vardır duymuyorsan ses yoktur. Yani önemli olan senin algın... Gerçek budur işte... En hakiki mürşit Zen Felsefesidir.

Buna felsefe diyor bazı arkadaşlar... Zen felsefesiymiş... :) :D

Zen'in verdiği mesaj açık: Duymadın mı görmedin mi o zaman karışma, işine bak yürü git diyor.

Afrika'da çocuklar açlıktan ölüyor... Bn görmedim...
Başbakan'ım insanlar açız diye bağırıyor... Ben duymadım...

Bu felsefe kime neye hizmet ediyor? :) :D

sodomo--
22-07-2006, 12:53
Neye hizmet edecek tabi ki burjuvaziye hizmet ediyor Mamuli :)

Afrika'da çocuklar açlıktan ölüyor... Bn görmedim...
Başbakan'ım insanlar açız diye bağırıyor... Ben duymadım...

Bu felsefe kime neye hizmet ediyor?


İşte anlamdığın şey de bu zaten.. Felsefe hiç bir şeye hizmet etmez, en azından "kötülüğe" hizmet etmez.
Yoksa Marksizm gibi despotik rejimler kurup insanlığın anasını ağlatacak değil merak etme...
Bir de Mamauli senden iyi politikacı olur haa..Hamaset sanatını iyi biliyorsun :)

22-07-2006, 13:40
Sodomo,
"Felsefe hiçbirşeye hizmet etmez" demişsin. Güldürme beni.

Marksizm mi insanların anasını ağlatmış? :) Hahaha... Amma da komiksin.

Gördüğüm bir eğilimden bahsetmeden geçemeyeceğim...

Gerek bu sitede gerek dışarıda konuştuğum insanlarda;
marksizm, komünizm, ateizm, materyalizm gibi konular gündeme gelince, bol kepçeden atma, sövme, anlamsız yergilerde bulunma neredeyse ortak bir davranış. Şöyle bir düşünüp acaba gerçekten öyle mi, doğru mu düşünüyorum gibi olayı tartmadan veryansın etmek ortak bir davranış.

(Bir gazetede Fidel Castro ile ilgili çok kısa bir yazı vardı. Kelimeleri aynısıyla yazamayacağım ama konuşma aşağı yukarı şöyleydi: "Amerika sizi demokratik olmamakla suçluyor" demişler. Fidel "Hayır, asıl demokrasi bize var demiş. Amerikada parlamentoya şeçilebilmeniz milyonlarca dolara ihtiyacınız var oysa küba'da cebinde 25 dolar olanın bile şeçilme şansı vardır"

Yine küba da tıb gelişkindir. Onlar geliştirdikleri laçları aşıları çok cüzi fiyatlarla afrika ülkelerine satıyor. Fidel'in yanındakiler bu ilaçlar sayesinde Küba bir servet kazanabilir (yani kapitalist dünyadaki büyük şirketler gibi fahiş fiyata satabiliriz demeye getiriyorlar) dediklerinde
Fidel küplere binmiş tabi.)

Konumuza dönelim. Bakıyorsunuz, kafa yerinde, zeka yerinde, bilgi yerinde ama tüm bunlaı birleştirerek, vicdan akıl bilgi sahibi olarak ortaya nesnel bir düşünce koyulamıyor. Bilgiler, egemen söylemin doğrulanması adına çarptılarak yalan, yanlış, veya eksik bir şekilde sunuluyor.

Neden özgür bir insan, bir aydın, çağının bilgi birikimlerine hakim bir entellektüel olarak, bir düşünceyi egemen söylemlerin etkisinde kalmadan ortaya koyamıyoruz.

Neden illaki, beynimiz, düşüncelerimiz onun bunun suyu yoluna konulmuş düşüncelerin arkasında sürükleniyor...

Atatürk'ün deyimi ile neden "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" olamıyoruz.

İşte bunları yapamadığımız için Türkiye oradan buraya sürüklenip duruyor ve üzerinde kim ne isterse istediği oyunu oynayabiliyor...

Adamın doğru dürüst bir mesleği yok mesela. Geçimini sağlamak için başkalarına muhtaç. Tarikatlar vsler için biçilmiş bir mürit adayı. Köpeksi bir hayat sürmenin dışında bir alternatifi yok. Göbeğinden bağlı bir kere... Omurgasız bir sülük gibi yaşamak zorunda...

Adam alevi mesela. Korkuyor çocuğumun başına birşey gelir diye. Kişisel çıkarlarına ters olsa bile egemen söylemi benimseyerek kendine ailesine bir koruma sağlamaya çalışıyor...

ve daha bir sürü örnek verilebilir. Mesela adam milliyetçiyim, bizim atalarımız orta asyadan gelme diye atıp tutuyor. Bakıyorsun yüzüne... Asya ile uzaktan yakından alakası yok. Bu adam aynaya bakıp;"ben orta asya'liyim diyorum ama suratım hiç onlara benzemiyor" demiyor mu?

Sorun bilgimiz, zekamız vs değil. Sorun kişiliğimizde. Bağımsız bir kişilik geliştiremiyoruz. Ne toplumumuz ne de eğitim sistemimiz bunu yapmamıza olanak vermiyor. Arzu edenler de bizi sürü gibi oradan buraya sürüp istedikleri şekli veriyorlar...

Sodomo kardeşim,
Bu son yazında, seni çok zavallı gördüm. :(

Üzüldüm... :cry:

22-07-2006, 13:42
Ormandaki sesi duyuyorsan ses vardır duymuyorsan ses yoktur. Yani önemli olan senin algın... Gerçek budur işte... En hakiki mürşit Zen Felsefesidir.
Zen'in verdiği mesaj açık: Duymadın mı görmedin mi o zaman karışma, işine bak yürü git diyor.

Afrika'da çocuklar açlıktan ölüyor... Bn görmedim...
Başbakan'ım insanlar açız diye bağırıyor... Ben duymadım
Mamuli *zen felsefesini,düşünme metodunu, *yaptığı bütün vurguları, sorunun mantığını çözdü(!), son derece akılcı(!!!!!) örneklerle *konuya ne kadar hakim(!!!!) olduğunu gösterdi tebrik ediyorum kendisini.
Zen felsefesi Kuantum fiziğinin makro dünyada nasıl gerçekleştiğini izah etti....

Sen çeşitli Quantum fizikçilerinin uzakdoğu felsefeleri ve zen hakkındaki düşüncelerini okudun mu? *Önemli Quantum fizikçilerinin hatta Quantum fiziğinin kurucularının yorumlarını okudun mu? Pek çok quantumcu quantum ile uzakdoğu felsefelerinin özellikle Zen’in düşünme biçimleri yöntemleri arasında benzerlikler kuruyor.Daha sonra birkaçını copy/paste ederim gerekirse, basitçe dalga geçmekle basit, komik yüzeysel düşünme biçimi ve saçma sapan örneklerle Zen’i küçültebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Şeriatçılardan bile bu ses sorusunda ulaştığımız sonuç için bu *kadar basit, yüzeysel yorumlar gelmezdi herhalde pes...

sodomo--
22-07-2006, 13:57
Bak sana bir Zen hikayesi anlatayım Mamuliciğim :

Adamın biri bir hafta boyunca kendisine söylenen beden teknikleri ile meditasyon yapmış.

Bir hafta sonra Zen ustası hocası ona sormuş "Nasıl geçti meditasyonun ?" diye.

O da demiş ki: "Her tarafım ağrıyor, başım, sırtım, boynum , kollarım, bacaklarım, ne zor şeymiş bu yaaa"

Hoca da cevaben demiş ki :

--"Geçecek...."

Neyse bu adam bir hafta daha meditasyona devam etmiş ve hafta sonu hoca yine sormuş ona : "Nasıl gidiyor ?"

Adam demiş ki: "Çok mutluyum, çok huzurluyum, içim sonsuz bir huzur ve dinginlik içinde, bütün problemlerimden uzaklaştım ve artık bambaşka bir insan oldum ben" demiş.

Hoca yine aynı cevabı vermiş :

--"Geçecek....."

Şimdi senin bu durumunu görünce bende sana böyle bir cevap vereyim dedim kısa ve öz olsun : Geçecek Mamuliciğim geçecek... :)

23-07-2006, 00:46
Curchill parlamentoda konuşurken bir bayan milletvekili ona "sarhoş" diye laf atmış. Churchill "hanımefendi benim sarhoşluğum geçer ama sizin çirkinliğiniz kalıcı" demiş.

Evet sodomo,
üzüntüm geçer, geçicidir. Kalıcı (!) olana yoğunlaşmak lazım. Hindistan'a gitme şansım olmuştu. Yakın tarihini de göz önüne alınca; "geçeni", gideni, gitmeyeni, kalanı, kalmayanı insan görüyör. Orada da üzüldün mü dersen, evet üzüldüm...

Sayende Zen olayını da incelemeye başladım :)

Zen ileri gelenleri tarafından da söylenen "Zen has no ethics" (Zen'in ahlak sistemi yoktur) sözü ile karşılaştım. Hiç, hiiç ama hiiiiiç şaşırmadım. Zaten eleştirilerimin bir kısmını da bu oluşturuyordu...

Neresinden bakarsan, en azından 20-23 sene ateist-materyalist çizgide ilerleme çabasındayım. Okudukların, gördüklerin konuştukların insana birşeyler bırakıyor.

Kitap okuyorsun... sayfalarca... birşeyer diyor... yazmış da yazmış... okurken soruyorsun kendine, yazar ne demek istiyor... Okuduğun satırlar arasından, yazılanların yerine yazılmayanların ama "demek istenen" şeyler ortaya çıkıyor... Böyle anlarda yazar herşeyini ortaya çıkarır. "ben sahibimin köpeğiyim, havlıyorum" diyor mesela.

Hele bir kitap okumuştum sanırım doktora teziydi. Resmi söyleme ufak ufak eleştiriler de getiriyordu. Fikren ayrı kamplarda yer alsak ta sevmiştim adamın içtenliğini... diyordu ki;
"Tamam ben de milliyetçiyim ama tarihte o kadar tahrifat yapıyoruz ki bunun savunulacak tarafı yok. Çocuklarımıza da yalan yanlış şeyler öğretiyoruz. Artık vazgeçelim anlamsız savlardan biraz gerçekçi olalım".

sodomo--
23-07-2006, 04:45
Mamuli, bir genç adamın aynaya bakarken gördüğünden daha fazlasını yaşlı adam tuğlaya bakarken görürmüş..

Şimdi baktın Küba'ya sonrada Amerika'ya ve gördüğün şey yalnızca parlementoya seçilme maliyeti oldu...Yani ya görmek istemiyorsun ya da gerçekten görmüyorsun.

Şimdi burada Amerika Küba karşılaştırması yapacak değilim...Eskiden solcular hep batı (özellikle Amerika) denilince akıllarına hep emperyalizm gelirdi ve neden batı sistemi daha gelişmiş veya zengin diye sorulduğunda da "çünkü doğuyu sömürüyorlar" derlerdi. ..Yani zenginliğin sebebini "sömürgeciliğe" bağlarlardı ve bu da onlara bir çeşit rahatlama sağlardı. (Günümüzde de İslamcıların yaptığı budur). Halbuki sömürgeciliğin kendisi bile bir gelişmişliğin sonucuydu. Yani sen eğer gemilerle kalkıp İspanya'dan, Portekiz'den yola çıkıp Latin Amerikada ki koca, Aztek, Maya uygarlıklarını talan edebiliyorsan bu yalnızca senin sömürgeci olduğunu değil ama halihazırda zaten daha güçlü ve gelişmiş olmanın sonucudur. Yani zenginlik, gelişmişlik vb. dediğin her şey bir içsel dinamiğin ürünüdür ve sömürgecilikten önce gelir.

Aynı insanlarda olduğu gibi ülkeler ve devletler de gerçekle yüzleşmekten kaçmanın bin çeşit yolunu bulurlar. Bu yollardan en çok kullanılanı bir çeşit "yansıtma" mekanizması olarak suçu başkasına yüklemektir.

Bunun doğal sonucu olarak "başkası" olan da iyi ve doğru olan ne varsa gözardı edilir ve onun tam zıddı olan şeyler de doğru imiş gibi gösterilir. Bunlardan ilki "demokrasi"dir. Daha önce dediğim gibi tamamen içsel dinamiklerin ve tarihsel mücadelelerin bir ürünü olan "demokrasi" karalanmaya ve değersiz bir şeymiş gibi gösterilmeye çalışılır. Mesela denir ki "burjuva demokrasisi", "zenginler demokrasisi", "kafir rejim" , "taguti düzen" vb... Yani insanların nice kanlı mücadeleleri sonucu kazandığı haklar (fikir özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, seçme-seçilme hakkı, sendika, grev hakkı, siyasi parti kurma, kültürel ve sosyal haklar, dernek kurma, toplantı ve gösteri hakkı vb..) bir taraftan hiç görülmez veya görülsede bunlar "burjuva demokrasisi" vb. isimlerle küçümsenir, daha sonrada asıl özgürlükler düzeni'nin kendileri tarafından kurulacağı veya kurulduğu söylenir insanlara. Aslında "proleterya diktatörlüğü", "halk devleti", "İslam devleti", "Allah'ın düzeni" vb adlar ile ortaya çıkan her devlet yapılanması "faşizm" den başka bir şey değildir.

Şimdi diyeceksin ki; Fidel ve Che kendi ülkelerinde Amerika'nın sömürgeci varlığına karşı büyük bir anti-emperyalist mücadele gerçekleştirmiş ve Küba sosyalist halkçı kurtuluş mücadelesini zaferle sonuçlandırmışlar ve Amerikan'ın bütün kuşatmalarına, ambargosuna karşı bugüne kadar hep direnmişler ve anti-emperylist devrimin bütün kazanımlarını korumuşlardır......

Evet ama mamuli bütün bunlar Küba'da bir demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunun ve Küba'nın siyasi rejiminin totaliter, baskıcı, bireysel temel hak ve özgürlükleri yok sayan ve sadece "tek adam", "tek ideoloji" "tek parti" vb.. herşeyin "tek" olduğu ve 47 yıldır aynı tek bir üniformalı lider tarafından yönetildiği ve adeta bir açık hava hapisanesine dönüştürülmüş (ki buna ambargo da dahil) bir ülke olduğu geçeğini değiştirmez ki..

Parlemento'ya 25 dolar'a seçilmek mümkünmüş ama seçilsen ne yazar ki? Tek adam Fidel ve o ne derse o olur....Ve hala üniformalı ve üniforması ile parlemento da konuşma yapıyor..

Aşağıda bizim 1921 ve 1924 Anayasalarımıza ait bazı maddeler var aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum..


1921 Anaysası

MADDE 1.- Hakimiyet bilâkaydü şart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatanı bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.


------------------
1924 Anayasası

Madde 70- Kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünme, söz, yayım, yolculuk, bağıt, çalışma, mülkedinme, malını ve hakkını kullanma, toplanma, dernek kurma, ortaklık kurma hakları ve hürriyetleri Türklerin tabii haklarındandır.

Madde 74- Kamu faydasına gerekli olduğu usulüne göre anlaşılmadıkça ve özel kanunları gereğince değer pahası peşin verilmedikçe hiç kimsenin malı ve mülkü kamulaştırılamaz.

Madde 75- Hiçbir kimse felsefi inanından, din ve mezhebinden dolayı kınanamaz. Güvenliğe ve edep törelerine ve kanunlar hükümlerine aykırı bulunmamak üzere her türlü din törenleri serbesttir.

Madde 76- Kanunda yazılı usul ve haller dışında kimsenin konutuna girilemez ve üstü aranamaz.

Madde 77- Basın, kanun çerçevesinde serbesttir ve yayımından önce denetlenemez, yoklanamaz.

Madde 81- Postalara verilen kağıtlar, mektuplar ve her türlü emanetler yetkili sorgu yargıcı veya yetkili mahkeme kararı olmadıkça açılamaz ve telgraf ve telefonla haberleşmenin gizliliği bozulamaz



Şimdi bu anayasaları yapanlar da anti-emperyalist bir kurtuluş mücadelesini başarıya götürdüler ama askeri üniformalarını çıkartıp Meclis'in açılışını yaptılar ve fakir, kuşatılmış, dış borçlar altında binbir zorluk çeken bir ülkede çok partili siyasal yaşama geçiş denemeleri yaptılar (ki bu başarısızlıkla sonuçlandı ama en sonunda geç de olsa bu da başarıldı) ve seçme seçilme hakkı ,kadınlara dahi seçme seçilme hakkı dahil (ki öyle şeriat anlayışı ile kuşatılmış bir ülkede bunları gerçekleştirmek zannedilmesin ki basit bir şeydir ki bugün bile türban adı ile kadınların nasıl bir cendereye sokulduğu aşikarken) her türlü çağdaş bir birey olmanın zemnini hazırlayacak çalışmalar yaptılar. Dahası bütün bunları yaparken hiç bir ulusa, ülkeye karşı düşmanlık beslemediler ve her fırsatta onlarla da siyasi-ekonomik ilişkiler kurdular...

Aslında bizim hep başkalarına olan hayranlığımız (ki buna 1917 Ekim devrimi de dahildir) kendi kurtuluş savaşı tarihimizi yeterince özümseyememiş olmamızdan geliyor . Ne yapalım onların insanların kulağına hoş gelen ideolojileri vardı ve yalnızca kulağa hoş gelen şeyler söylüyorlardı..Bu o kadar böyleydi ki Lenin'in çoğunluğu Azerbeycan Türklerinden sağladığı finansman ile (ki Azeriler çok büyük yardımlar yapmışlardır bizim kurtuluş savaşımızda ve bu yardımlarının yalnızca ufak bir kısmı buraya ulaşmıştır) gönderdiği askeri yardımları öne çıkartarak sanki bizim kurtuluş savaşımız Lenin sayesinde kazanılmış bir savaşmış ve de sanki biz yan gelip yatmışız da Lenin ve yoldaşları bizim adımıza savaşmışlar gibi sistematik bir propaganda yapmışlardır bu ülkede yıllardır. (Not : Lenin'in bir anti-sömürgeci, anti-işgalci, anti-emperyalist savaşımı var ise bilmek isterim söylemlerinin ve kitaplarının dışında)

Velhasıl kardeşim, hiç bir koşulda bir dikta rejimine sempati duymamanı tavsiye ederim. Bir dikta rejimini haklı çıkartacak hiç bir şey olamaz üstelik bu 47 yıldır değişmemişse.. Demişsin ki "bağımsız bir kişilik geliştiremiyoruz", evet bu durum bir dikta rejiminin kanatları altında çok daha beter bir hal alır. Faşizm herşeyi ve herkesi tekleştirmek için vardır zaten..Yani canlı robotlar icat etmek bu rejimin en temel davranış biçimidir. Tabi sen diyeceksin ki Hitleri mi kastediyorsun ? Ben de o çok bilineni ve yenik düşmüş bir faşism ama birde sen Stalin'e bak onu kimse deviremedi, 3 milyon 'kulak' proletartya diktatörlüğü amacı ile katledildi ve milyonlarca insan sürgün edildi Sibirya'ya etnik nufus ayarlamaları v.b sebepler ile insanlar zorla göç ettirildi, insanlar uydurma suçlarla uydurma mahkemeler de mahkum edildi "devrim-düşmanı" olarak suçlandılar ve yalnızca 700 bin insan kurşuna dizilerek idam edildi onun döneminde.... Şimdi böylesi bir rejimin altında yaşasan ne kadar kişiliğin olur, ne kadar özgür iraden olur, ne kadar normal olabilirsin ?

Hiç bir zaman tek boyutlu bakma olaylara..Bir de hayalci olma. Afrikada ki açlar için yapacağın hiçbir şey yok ve sanki bir şey yapılabilirmişsin gibi bir hayale kapılma. Gerçekci ol.. Dünyanın bütün sorunlarını kafanın içinde taşıyamazsın..Bu takıntılı bir durum veya aşırı duyarlılık gibi bir şey.Eğer insanlara yardım etmeyi çok seviyorsan önce yakının da bulunanlar dan başla...Bir de politik ve ideolojik olma, at kafandan böyle şeyleri.... Bilgili olmak ile "bilge insan" olmak arasında dağlar kadar fark var...Bazı şeyleri görmelisin..

MADDECİ
23-07-2006, 04:58
arkadaslar su ana kadar sonuc nedir ?

az ve oz olsun bende anlim yav :?:

23-07-2006, 11:42
Sevgili Sodomo,
geyik muhabbetine döndük. Elbette bir konuşmada bir sürü yan fikir çıkar ama ana temadan uzaklaşmamaka fayda var. Amerika'nın rekabetçi ve "özgürlükçü" anlayışını "çok iyi" biliyorum. Küba'daki baskıcı rejim :) savlarına da gülüyorum. Aslında tarihsel bir bakış açısıyla bakıldığında olan biten gayet net. Bu konuda -bu başlık altında- tartışmayı gereksiz buluyorum.

Sevgili Sodomo,
Bir önceki yazımda, Zen konusundaki "insanı toplum hayatında pasifize edip ve toplumsal bakış açısından uzaklaştırıyor" eleştirimin yanına "ahlaki yoksunluk" eleştirimi de ekledim :) Pek oralı olmamışsın. Yoksa bu da bir Zen kaon'u mu? İşine gelmiyorsa anlamamazlıktan gel...

aldostu
23-07-2006, 13:09
Sevgili Mamuli Dostum;

Önceki yazında (bana göre ) çok doğru ve çok yanlış hususlar vardı.

Tasdik ettklerimi mavi,redettiklerimi kırmızı renkte kopyaladım.
Her iki renk içinde verdiğim not aynı.
Yani,müthiş doğru ve müthiş yanılmış.

Tekrarda zara yok,yargılarım bana ait,illa doğrusu buuu.iddiasında olmadığımı iyikötü beni tanıdığın için,bilirsin.

Mamuli yazmış:

Bakıyorsunuz, kafa yerinde, zeka yerinde, bilgi yerinde
ama tüm bunlaı birleştirerek, vicdan akıl bilgi sahibi olarak
ortaya nesnel bir düşünce koyulamıyor.
Bilgiler, egemen söylemin doğrulanması adına
çarptılarak yalan, yanlış, veya eksik bir şekilde sunuluyor.

Neden özgür bir insan, bir aydın,
çağının bilgi birikimlerine hakim bir entellektüel olarak,
bir düşünceyi egemen söylemlerin etkisinde kalmadan ortaya koyamıyoruz.

Neden illaki, beynimiz, düşüncelerimiz onun bunun
suyu yoluna konulmuş düşüncelerin arkasında sürükleniyor...

Atatürk'ün deyimi ile neden "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" olamıyoruz.

İşte bunları yapamadığımız için Türkiye oradan buraya sürüklenip duruyor ve üzerinde kim ne isterse istediği oyunu oynayabiliyor...

Adamın doğru dürüst bir mesleği yok mesela.
Geçimini sağlamak için başkalarına muhtaç.
Tarikatlar vsler için biçilmiş bir mürit adayı.
Köpeksi bir hayat sürmenin dışında bir alternatifi yok.
Göbeğinden bağlı bir kere...
Omurgasız bir sülük gibi yaşamak zorunda...

Adam alevi mesela. Korkuyor çocuğumun başına birşey gelir diye.
Kişisel çıkarlarına ters olsa bile egemen söylemi benimseyerek kendine ailesine bir koruma sağlamaya çalışıyor...

ve daha bir sürü örnek verilebilir.
Mesela adam milliyetçiyim, bizim atalarımız orta asyadan gelme diye atıp tutuyor.
Bakıyorsun yüzüne... Asya ile uzaktan yakından alakası yok.
Bu adam aynaya bakıp;
"ben orta asya'liyim diyorum ama suratım hiç onlara benzemiyor" demiyor mu?

Sorun bilgimiz, zekamız vs değil.
Sorun kişiliğimizde. Bağımsız bir kişilik geliştiremiyoruz.
Ne toplumumuz ne de eğitim sistemimiz
bunu yapmamıza olanak vermiyor.
Arzu edenler de bizi sürü gibi oradan buraya sürüp istedikleri şekli veriyorlar...

Sodomo kardeşim,
Bu son yazında, seni çok zavallı gördüm. *

Üzüldüm...

Son cümleyi,Mamuli gibi kültürü ve düşünce derinliği olan bir insana
asla yakıştırmadım.

Mamuli'yi severim.
Fikirlerine bazen iştirak ederim,bazen reddederim.
Ama mamuli kafalı ve çerçeveli bir adamdır.
Keşke kızdığı zaman,aklını bir kıyıya koymasa.

Aldostu.

23-07-2006, 13:34
Zen has no ethichs

Onların kullandığı bu kavram ki sadece radikaller tarafıdnan kullanlır, "insanlar ölüyor banane"yi değil "iyilik ve kötülüğün ötesine geçişi" ifade eder.Bu da pratikte acı çeken insana yardım etmemeyi değil felsefi manada "iyi ve kötü" kavramlarının kişiden kişiye kültürden kültüre değişebileceğini ifade eder. Zenin özünde ise hiçbir şartlanmaya(kültürel olanlar dahil) bağlı kalmamak herşeyi olduğu gibi *görebilmek olduğundan bazıları tarafından söylenmiş bir ifadedir.Verdiğiniz örneklerle uzaktan ya da yakından ilgisi yoktur.

Ayrıca Sanki Materyalizmin "etik" ve "ahlaki sistem"i var ya, Materyalizm sanki "ahlak yoksunu" değil.

Zen'in etik ve ahlaki sistemi vardr çünkü Zen, Budizmin bir mezhebidir.
Zen'in Budizmden koparılmış versiyonu vardır bazı materyalist
çevrelerde, bunu şahsen benim bahsettiğim Zen'den ayrımak gerekir.


Mesela

"Nefret hiçbir zaman nefretle yok edilemez.Nefret sevgiyle yok edilir bu ölümsüz kanundur"

"Öfkeyi sevgiyle,kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen."

"Hınca hınçla cevap verilirse, hınç ortadan kalkar mı?"

"Bizden nefret edenlerden nefret etmeden yaşayalım, gelin, bizden nefret edenler arasında nefretten kurtulmuş olarak yaşayalım"

"Başkalarının kusurları kolayca görülür ama kendi kusurumuz görülmez; kişi komşusunun kusurlarını ayıklar bulur, kendi kusurlarını ise kumarda hile ile zar saklar gibi saklar."

"Yaşayan varlıkların hepsi, zayıf,güçlü,uzun,kısa büyük orta veya küçük görünen görünmeyen doğmuş olan veya doğmakta olan hepsi mutlu olsun! Kimse kimseyi aldatmasın, kimse kimseyi küçümsemesin kimse kimseye öfke ile darılma ile zarar vermek istemesin"


İşte Zen cilerin kabul ettiği hatta Zen ustalarının bazen Buddha'nın bu sözlerini kitaplarında alıntıladığı bazı ahlak kavramları..Bunun gibi "HİÇBİR CANLIYA ZARAR VERMEMEK" ("Ahimsa" doktrini) İNSANLARA YARDIM ETMEK gibi kavramlar bu metinlerde son derece fazladır. "Ahlaki yoksunluk" söz konusu değilmiş değil mi?

Cemal
23-07-2006, 13:46
arkadaslar su ana kadar sonuc nedir ?

az ve oz olsun bende anlim yav

mAddeci abim,

Bak Şİmdi bu annama işi biraz zor olçek.
Acık saa sola bakıcen,birazda aşaı yukarı.
Birazda sakalı kaşıcen.
Sonama kafayı salliycan...

Azda bekleyince bak bakalım bişeyler tıkırdıcakmı?*
maddeci abim öperim selamlar.

Cml

24-07-2006, 20:56
Sevgili Kardeşim Cemal,
Buradan bize ekmek çıkmaz! *Ne bu Zen denen saçmalık güruhundan öğrenebileceğimiz tek bir kelime, ne de onun bize öğretebileceği tek bir kelime var. Yazılanlar artık geyik ötesi...

Sevgili Aldostu,
Zaman zaman yazdıklarıma "öyle deme, onun üstüne gitme, buna şöyle yazma" gibi sitenin anlayışına aykırı müdahalelerin oluyordu. Şimdiye kadar bu konuyu tatlılıkla ve alçakgönüllü yanıtlarla geçiştirdim. Bakıyorum ben alttan aldıkça konuyu meslek haline getirme yönünde ilerletmeye başlamışsın.

Birincisi ne yazıyı anlamış, ne de eleştirilerimi kavramışsın. O yazıyı yazarken Sodomo'ya kesinlikle kızgın değildim, değilim, olmayacağım da. Ama sodomo'yu gerçekten o kadar zavallı görmek beni üzdü. Yani kendisine öğretilen "marksizm tu kakadır" sözünü ispat etmek için aşağıdakileri yazabilen bir zihniyete "zavallı" demek neden kızgınlık olsun. Şu aşağıdaki yazıyı bir oku. Emperyalizmi "gelişmiş ve güçlü" olmanın doğal sonucu olarak göstermenin anlamı nedir? Sanki ezmekten ezilmekten başka birşey olamazmış gibi "gelişmiş ve güçlü olmanın doğal sonucu" deyivermiş.

Şimdi burada Amerika Küba karşılaştırması yapacak değilim...Eskiden solcular hep batı (özellikle Amerika) denilince akıllarına hep emperyalizm gelirdi ve neden batı sistemi daha gelişmiş veya zengin diye sorulduğunda da "çünkü doğuyu sömürüyorlar" derlerdi. ..Yani zenginliğin sebebini "sömürgeciliğe" bağlarlardı ve bu da onlara bir çeşit rahatlama sağlardı. (Günümüzde de İslamcıların yaptığı budur). Halbuki sömürgeciliğin kendisi bile bir gelişmişliğin sonucuydu. Yani sen eğer gemilerle kalkıp İspanya'dan, Portekiz'den yola çıkıp *Latin Amerikada ki koca, Aztek, Maya uygarlıklarını talan edebiliyorsan bu yalnızca senin sömürgeci olduğunu değil ama halihazırda zaten daha güçlü ve gelişmiş olmanın sonucudur. Yani zenginlik, gelişmişlik vb. dediğin her şey bir içsel dinamiğin ürünüdür ve sömürgecilikten önce gelir.

İkincisi, kendini ve durduğun yeri biliyorsun. Durman gereken yeri de :)

Sevgili Misticspirit,

"Şeriatçılardan bile bu ses sorusunda ulaştığımız sonuç için bu *kadar basit, yüzeysel yorumlar gelmezdi herhalde pes..."

diyerek bitirdiğin yazıyı sebep sonuç ilişkilerinden yoksun ve anlamsız buluyorum, yanıtlamayacağım.

Zen'in budizm den geldiğini biliyorum ama bu onu "has no ethics" eleştirisinden kurtarmıyor maalesef.

Ayrıca Sanki Materyalizmin "etik" ve "ahlaki sistem"i var ya, Materyalizm sanki "ahlak yoksunu" değil.

Amma güldürdün :) Onca zamandır bu sitedesin meteryalizmin "etik" anlayışı olduğunu hiç göremedin mi? Bu ne körlüktür... bir kaçını sayayım:

1. Materyalizm yalan söylemez.
2. Materyalizm insanları köleleştirmez, aksine onları özgürleştirir
3. Materyalizm insanları korkutarak onlardan faydalanmaya çalışmaz, aksine gerçekleri ortaya çıkararak insanın daha rahat ve özgür olmasını sağlar.
4. Materyalizm, insanı yüceltir ona erdemli yaşama imkanı verir.
5. Materyalizm, insanın elindeki tek gerçek şeydir. Hijyen'i, temiz olmayı, çocukları nasıl yetiştirilmesi gerektiğini, insanlara nasıl davranman gerektiğini vs vs vs herşeyi onun sayesinde öğrenir.


Sevgili mistik ruh,
Mistik şeylerle fazla uğraştığın için sebep sonuç ilişkileri nasıl kurulur unuttuğunu varsayıyor "ilginç" kanıtlarını gülümseyerek karşılıyorum.

"zen has no ethics" benim değil, zen ileri gelenlerinin sözüdür. Gayet te doğru bir tespit katılıyorum.

Onların kullandığı bu kavram ki sadece radikaller tarafıdnan kullanlır, "insanlar ölüyor banane"yi *değil "iyilik ve kötülüğün ötesine geçişi" ifade eder.Bu da pratikte acı çeken insana yardım etmemeyi değil felsefi manada "iyi ve kötü" kavramlarının kişiden kişiye kültürden kültüre değişebileceğini ifade eder

Bu şekilde mi savunacaksın zen'i. Savun da göreyim:

"iyi ve kötü" kavramlarının kişiden kişiye kültürden kültüre değişebileceğini ifade eder

Yani hasta çocukların çöpe atılması iyi midir kötü müdür sorusunun cevabı "kişiden kişiye kültürden kültüre değişir" olabilir mi? (Hasta çocuk örneğini özellikle veriyorum)

Materyalist ahlak ne diyor buna: Çocuk hakları sözleşmesini okumanızı öneriyorum http://www.memocal.com/Cocuklar/CocukHaklariSozlesmesi.doc.

Devam edeceğim.

24-07-2006, 22:46
Ne bu Zen denen saçmalık güruhundan öğrenebileceğimiz tek bir kelime, ne de onun bize öğretebileceği tek bir kelime var

Sen öğrenme o zaman momoli beynine zorla Zen sokan yok.

Yani hasta çocukların çöpe atılması iyi midir kötü müdür sorusunun cevabı "kişiden kişiye kültürden kültüre değişir" olabilir mi? (Hasta çocuk örneğini özellikle veriyorum)

böyle mi savunacaksın Zen'i

Ortada "eleştiri" yok ki savunayım? Sadece saçmalık var.

Bu saçma sapan örneklerle mi eleştireceksin Zen'i? Beyin seviyen anca bunlara mı yetiyor? Zen'in Z'sini bilmiyosun (bu da yazılarından belli oluyor) ama saçma sapan örneklerle karalamaya çalışıyor sonra da dogmatik materyalizmini savunuyorsun

Hangi Zen'ci "çocukları çöpe atmak iyidir" diyor? Hangi Zen'ci "kötülük yapmak iyidir" diyor? "iyi kötü" kavramları ile kastedilenin bu mu olduğunu sanıyorsun? Hangi Zen'ci kötülük yapmış? Materyalizmin komünizme ve onun zaman zaman kanlı ideolojisine hizmet ettiğini Harun Yahya kadar düşük kaynaklardan bile görebilirsin! Zen hangi ideolojiyle özdeşleşmiş acaba? Tam tersi Zen'cilerin ahlak seviyesine(ki sen bunun da ne olduğunu bilmiyorsundur) canlılara ve onların yaşamına gösterdiği saygıya, erdemine ne senin materyalizmin ulaşabilir ne de sen..."Zen has no ethics" kavramı ne ifade ediyor daha ondan haberin yok dogmatik materyalist..

Ben Zen'ci değilim ama O yüzeysel düşünce yapınla bilgili bir Zen'cinin karşısına çıksan sapır sapır dökülürsün aynı dincilerin ateistler karşısında dökülmesi gibi.

Senin Dogmatik materyalizminin aksine Zen dogmatik olmak bir yana "Eğer gerçek ile arana Buddha girerse onu öldür" der hatta "gerçek ile arana Zen girerse onu öldür" der. Senin dogmatik materyalizmin "eğer bir gün gerçek ile arana maddeci felsefen girerse felsefeni öldür" diyebilir mi? Bana Bir Zen ustası göster ki kötülük yapmış insanlara eziyet etmiş olsun..

Yazdıklarından bilgisiz ve tartışmaya değmez bir insan olduğu sonucunu çıkarıyorum momoli.Bu basitliği, dogmatizmi bırakmazsan şeriatçılardan hiçbir farkın kalmaz.

aldostu
24-07-2006, 23:40
Sevgili Mamuli,

Sevgili Aldostu,
Zaman zaman yazdıklarıma "öyle deme, onun üstüne gitme, buna şöyle yazma" gibi sitenin anlayışına aykırı müdahalelerin oluyordu. Şimdiye kadar bu konuyu tatlılıkla ve alçakgönüllü yanıtlarla geçiştirdim. Bakıyorum ben alttan aldıkça konuyu meslek haline getirme yönünde ilerletmeye başlamışsın.
demişsin.
Söylediğimiz söz de:

Son cümleyi,Mamuli gibi kültürü ve düşünce derinliği olan bir insana
asla yakıştırmadım.

Mamuli'yi severim.
Fikirlerine bazen iştirak ederim,bazen reddederim.
Ama mamuli kafalı ve çerçeveli bir adamdır.
Keşke kızdığı zaman,aklını bir kıyıya koymasa.

idi.

Bu cümlede varolduğu zannedilen sevgiden ve
hukuktan doğan hafif bir serzeniş vardı.

Bu size batmış olabilir,
demekki bizim size karşı duyduğumuz sevgi ve hukuk,
sizin tarafınızdan bize duyulmuyormuş.

Saygı ile karşılarım.
Herkes karşılıklı birbirini sevmek,takdir etmek zorunda değildir.

Bakıyorum ben alttan aldıkça
konuyu meslek haline getirme yönünde ilerletmeye başlamışsın

Mamuli ;

Bu yargınıza,sizin ifadenizle ifade edeyim,gülerim,saçmalık sayarım.

Bizim hamdolsun çok güzel bir mesleğimiz ve
çevremizde çok takdir edilen saygın bir kişiliğimiz var.
Bu sevenimiz , sevmeyenimiz tarafından teslim edilen bir realitedir.

Onun için,bize bu sitede tevdi edilen yöneticilik görevi dolayısı ile,
çizgimizden şaşacağımızı beklerseniz,
çok yanılırsınız,nitekim de yanılmışsınız.

Biz bu görevimizi,aşırı dinci ve mütecaviz bir kaç kendini bilmezin yazısına,
kahverengi ikaz yazıları yazmak veya 1-2 topiğini kilitlemek şeklinde kullanmışızdır.

Bunun harici yazdığımız bütün yazılar
Dost sandığımız insanlarla olan münasebetimiz içerisinde olmuştur.

Sizi üzdüğüm,sizi rencide ettiğim için üzüldüm.

Güzel ikazınız için teşekkür ederim.

Bundan sonrası,
Mamuli benim Dostum değil,yazdıkları beni ilgilendirmez.

Sağlıklar dilerim.

Aldostu.

sodomo--
25-07-2006, 01:13
Şimdi burada Amerika Küba karşılaştırması yapacak değilim...Eskiden solcular hep batı (özellikle Amerika) denilince akıllarına hep emperyalizm gelirdi ve neden batı sistemi daha gelişmiş veya zengin diye sorulduğunda da "çünkü doğuyu sömürüyorlar" derlerdi. ..Yani zenginliğin sebebini "sömürgeciliğe" bağlarlardı ve bu da onlara bir çeşit rahatlama sağlardı. (Günümüzde de İslamcıların yaptığı budur). Halbuki sömürgeciliğin kendisi bile bir gelişmişliğin sonucuydu. Yani sen eğer gemilerle kalkıp İspanya'dan, Portekiz'den yola çıkıp Latin Amerikada ki koca, Aztek, Maya uygarlıklarını talan edebiliyorsan bu yalnızca senin sömürgeci olduğunu değil ama halihazırda zaten daha güçlü ve gelişmiş olmanın sonucudur. Yani zenginlik, gelişmişlik vb. dediğin her şey bir içsel dinamiğin ürünüdür ve sömürgecilikten önce gelir.

Şimdi sen al benim bu yukarıdaki yazımı ve de ki : "Bu adam emperyalizmi doğal karşılıyor."

Bak şimdi mamuli, burada diyoruz ki : Karanlığa küfür etmek kimseye bir şey kazandırmaz ve eskiden Osmanlı da yapıldığı gibi sonra Sovyet bloğu ülkelerinde, Çin'de ve bugün İslam dünyası denilen topraklarda yapıldığı gibi ha babam kendi geri kalmışlığını başkalarının üzerine atmak ve kendine hiç pay çıkarmamak, kendi tarihsel özeleştirisini yapamamak ve kendi gerikalmışlığının sebebini açıklayamayınca bunu gidip başka ülkelerin veya ekonomik, siyasi sistemlerin üzerine yıkmak olsa olsa kendi halkını kandırma amacından başka bir şeye hizmet etmeyen ve sadece kendi "dikta rejimini ve kendi "sefaletini" meşru göstermekten başka bir amacı olmayan bir hamaset ve demogoji siyasetidir...Ve başta bu topraklarda olmak üzere bütün doğu toplumlarında kasaba politikacılarının uyguladığı bir propagandadır "emperyalizm" lafazanlığı...(Afrika'yı dahil etmiyorum bu guruba)

Bu demek değildir ki; emperyalizm doğaldır...

Geri kalmış ülkelerin aydınları, siyasetçileri, siyasi partileri, iktidar partileri, halkı, devleti hepsi şu soruyu sormak zorundadır. "Biz niye geri kaldık ?" Ve buna verilecek cevap da "başkası yüzünden" türü şeyler olmamalıdır. Eğer o ülkeyi yönetenler, aydınlar vs..böyle anlatıyorsa yani "emperyalistler geldi bizi sömürdü o yüzden geri kaldık" falan gibi bir demogoji yapıyorsa bil ki amaç başkadır. Orada kasaba siyaseti, kasaba aydını ve kasaba yöneticisi duruma hakimdir ve bu propogandalar sistematik olarak halkı "uyutmak" için yapılıyordur. Amaç dikkatleri dışarıya çevirmek ve içerideki soygun, vurgun, üçkağıt ve sömürü gerçeğini gizlemektir. Daha da ötesi kendisinin neden 47 yıldır iktidarda "tek adam" olarak kaldığını gizlemek gibi bir niyet de vardır.. Ne de olsa her totaliter rejimin mutlaka bir "düşmana" ihtiyacı olur...
Bu Osmanlı içinde böyleydi, Sovyet bloğu içinde böyleydi, Saddam rejimi içinde böyleydi, Hafız Esad rejimi içinde böyleydi, Çin deki tek parti iktidarı içinde böyleydi...Peki Türkiye ? AB süreci ile birlikte Türkiye'de de durum böyledir ve 11 eylül ile birlikte islamcı kesimde de anlayış bu noktadadır.(80 öncesi sol mantaliteyi hesaba katmıyorum )....

Yani benim söylediğim şey bir "tespittir" bir "doğal karşılama veya onaylama" değildir..

Ve ben sana bir şey daha söyleyeyim mamuli bugün dünya da "emperyalist" olmayan veya yeri geldiğinde emperyalist olmayacak bir devlet de yoktur.
İstersen Afrikanın o fakir ülkelerini bir bak..Kaç Afrika ülkesi o aç ve fakir hallerine bakmadan birbiriyle savaştı ve milyonlarca insan öldü bu savaşlarda. İç savaşlar da cabası..

Sömürgeciliği önlemenin iki yolu vardır : Güçler dengesi (ekonomik, askeri vb.) ve Uluslararası hukuk

Yani sen kendi madenini çıkartacak teknolojiye, sermayeye, bilgi birikimine sahip değilsen başkası ile bu işi ortak yapmak zorunda kalırsın ve bu ortaklıkta senin payın hep az olan kısımdadır.
Sonra gelir elalemin İngilizi senin altın madenini başlar kazmaya ve senin insanların işçi olarak çalışır onların yanında.

Bu demek değildir ki sen ülke olarak "kendi kendine yeterli olabilirsin". Hayır. Dünyanın hiç bir ülkesi kendi kendisine yeterli değildir Amerika dahil.
Ama şunu görelim ki senin "kapitalizm" dediğin şey ki ben ona (serbest piyasa ekonomisi derim) ekonomik anlamda bir ülkenin gelişmesi için "olmaz ise olmaz" bir koşuldur velevki "sosyal" anlamda ehlileştirilmiş olsun ve" hukukun üstünlüğü" ilkesi en tepede olsun. İşte koca Enron gitti güme vergi kaçırdığı ve muhasebe hileleri yaptığı için. İşte Microsoft "tekel" davasını kaybetti ve 1 milyar dolarlık bilgisayatı bedava dağıttı kendi ülkesindeki okullara...Yani güçlü olanın haklı da olduğu bir vahşi düzen olmadığı bir müddetçe "serbest piyasa ekonomisi" gelişmenin birinci şartıdır.
Ama sen tutturmuşsun herşey devletin tekelinde olacak ve devletin başında da bir diktatör oturacak (proleterya diktatörü) ve bol keseden Amerika'ya kafa tutarak kendi ülkesini yönetecek....
Amerika hiç kaybetmedi mamuli, hemde Sovyet bloğu karşısında bile kaybetmedi hemde tek kurşun bile atmadan kazandı soğuk savaşı. Hiç düşündün mü niye ? Diyeceksin ki o emperyalist idi ondan :)


Zen konusuna gelince; Zen de ahlak ile ilgili bir vurgu yoktur çünkü Zen insanlara "nasihat" vererek onların ahlaklı kılınamayacağını çok iyi bilir. Zen insanları yönetmez ama yönlendirir.

kutsallık ve bilgelikten vazgeç,
insanlar yüz kat daha mutlu olacaktır.
ahlak ve adaletten vazgeç,
insanlar doğru davranacaktır.
para ve kar kaygısından vazgeç,
hırsızlar kalmayacaktır

"Zavallılık" meselesine gelince...Bu sadece senin kem gözün, kem bakışındır ve alınmadım yalnızca sana daha fazla "şefkat" dolu gözlerle bakıyorum şimdi..

kage
25-07-2006, 05:58
yahu kardeşim "ses çıkar mı?"diyorsun .en sonu ses çıkar diyip sonra ses dalgalarının beyin tarafından sese çevrildiği yanıltmacılığınında ısrarla aynı inadında devam ederek arkanada felsefenin çok yeni bir yüzü!! olan zencileride alarak emin bir şekilde son durumu merakla bekliyorsun. yani beyin ses dalgalarını sese çevirmemiş olsaydı ses olmayacaktı dimi!ne güzel.tabi birde derin açıklama var "ses dalgaları sessizdir".sen niçin anlamak istemiyorsun."sessiz" ne demek?varmı, elle tutulur ,gözlem ve deney araçları ile saptanmış bir özelliği var mı?ve bildik başlangıç senaryosuna getirirsiniz insanları.istersinizki herkes ordan başlasın anlamaya ve çokta yeniymiş gibi takdim ededurursunuz.uzaktaki görünen ev ile örneklendirim.siz zen ve bilcümle doğu,afrika,kızılderili dinlerle haşır neşir olanlar uzaktaki eve "bu gördüğüm ev, ev değildir",aristo mantığı ile bakanlar "bu gördüğüm ev,evdir".materyalistler ise "bu gördüğüm ev,ahşaptan yapılı evdir."der.siz haklı çıkarsınız !!! nedenmi .?eve doğru yürüyüpte evin tam önüne geldiğinizde aaaaa! kapı.!!!ev sizin için artık bir kapı olur.zihninizde böyle davranır. öyle ya siz ev değil demiştiniz.nerde ne kadar olay varsa siz hep "değilleyerek" meşhur hakikati bulacak,meşhur zamanların en iyisi olan "şimdilik" içinde size ne denirse "reddedin" diyerek *bireycilği yüceltecek propagandalar yapacaksınız sonra eleştirenleri "sana ne zenden diye "savuşturacaksınız,ve sosyal insanı asosyal yapmak,doğa ile kavgasından koparmak için siz doğudan, semaviciler gökten davul-zurna *çalacaksınız..çünkü yol böyledir diyecek ve "hakikatle arana buda girererse budayı öldür" diyerek bütün insanlar kanıt sunulduğunu sanacak ve her ne hikmetsede binlerce yıldır söylenegeldiği halde milyonların maddi yaşam koşullarında bir mm değişiklik olmayacak ve *tıpkı budanın milyonlarca köleye kanıtladığı gibi "acı gerçektir"diyeceksiniz.ve konunun özüne gelirsekte *modern fiziğin görüşleri ile de destek bulacaksınız.ben saptadığm bir şeyi söyledim.başlangıç koşulları henüz insanlar için pek değişmedi insanların bilinçlerinde.ağaç aynı ağaç ,su aynı su hava,taş,deniz,toprak vs. aynı.bu yüzden modern bilim ne yaparsa yapsın tüm semavi dinler(yakın zamanda incilciler,kurancilar,tevratçılar alfabenin 29 harfini ayrı ayrı kullanarak * tüm bilimsel keşiflerin kitaplarında yazdıklarını kanıtlayacaklar!!!) gibi sizlerde pay çıkaracaksınız. ve modern bilimin ürettklerinin yanında tarihin en erken üretilmiş kavramlarıyla düşünüyoruz, sorular oluşturup cevaplıyoruz ve klasik "açmaz" hep bizimle.bu klasik açmazlarlada en iyi zenciler oynamıştır.nerden geldik "ses çıkar" fakat ses dalgaları sessizdir.!!! *ses dalgaları sesdir.bunu anlamak zorundasınız.en erken devirde bu saptanmamıştı.

sodomo--
25-07-2006, 09:56
Sen şu "elektrik sayesinde aydınlandık, asıl aydınlanma elektriktir" diyen çocuk değil misin ?

Dur sana bir koan vereyim. Düşünmediğini düşünürsen ne olur veya düşünmediğini düşünebilir misin ?

Hadi bunu çözde gel emi...

MADDECİ
25-07-2006, 20:47
düşünmediğini düşünebilir misin ? * *eeeeeeemmmmmmmm * Abi olmuyo ya * *zor is . olmaz

25-07-2006, 22:42
Yazacak çok şey varmış. sırayla gidelim,

Sevgili aldostu,
dostun defterinden silmediğin kişi değil, hakkında hiç defter tutmadığın kişidir.

Sayın mistik ruh,
Bana "mamuli" yerine "momoli" diye hitap etmişsin, aklınca bana hakaret mi ediyorsun? Zaten olayı kişiselleştirip şahsıma hakaret etmeye çalışman kendi seviyeni gösteriyor. O seviyeye inmeyeceğim.

Ayrıca Sanki Materyalizmin "etik" ve "ahlaki sistem"i var ya, Materyalizm sanki "ahlak yoksunu" değil.

Demiştin, sana materyalizmin faziletlerinden bahsettim... cevap verememişsin.

Cevap vermek yerine "Yazdıklarından bilgisiz ve tartışmaya değmez bir insan olduğu sonucunu çıkarıyorum momoli" diye kişisel saldırıya geçmişsin. "Momoli" demişsin yine. Düşüncelerime cevap veremediğin için diyorsun bunu. Seviyeni belirtmek için işaret koyuyorsun aslında. Şıkıştın, benim alanıma girme diyorsun bana.

Ben bu yazıları senin için değil bu sitey okuyan arkadaşlar için yazıyorum.

Senin seviyene inip birşeyler yazmam gerekirse ilk yazacağım şey "Sayın Mistik ruh, momoli değil mamuli" olacaktır. Senin seviyen bu noktada :)


Hangi Zen'ci "çocukları çöpe atmak iyidir" diyor? Hangi Zen'ci "kötülük yapmak iyidir" diyor? "iyi kötü" kavramları ile kastedilenin bu mu olduğunu sanıyorsun? *Hangi Zen'ci kötülük yapmış? Materyalizmin komünizme ve onun zaman zaman kanlı ideolojisine hizmet ettiğini Harun Yahya kadar düşük kaynaklardan bile görebilirsin! Zen hangi ideolojiyle özdeşleşmiş acaba? Tam tersi Zen'cilerin *ahlak seviyesine(ki sen bunun da ne olduğunu bilmiyorsundur) canlılara ve onların yaşamına gösterdiği saygıya, erdemine ne senin materyalizmin ulaşabilir ne de sen..."Zen has no ethics" kavramı ne ifade ediyor daha ondan haberin yok dogmatik materyalist..

Sayın Mistik Ruh,
Kişisel saldırılarına cevap vermeden şu yazdıklarını ele almaya çalışayım -ele alınacak birşey bulabilirsem tabi-

Hangi Zen'ci "çocukları çöpe atmak iyidir" diyor? Hangi Zen'ci "kötülük yapmak iyidir" diyor? "iyi kötü" kavramları ile kastedilenin bu mu olduğunu sanıyorsun? *Hangi Zen'ci kötülük yapmış?

Şuça engel olmamak, şuça ortak olmaktır.

Tam tersi Zen'cilerin *ahlak seviyesine(ki sen bunun da ne olduğunu bilmiyorsundur) canlılara ve onların yaşamına gösterdiği saygıya, erdemine ne senin materyalizmin ulaşabilir ne de sen..."Zen has no ethics" kavramı ne ifade ediyor daha ondan haberin yok dogmatik materyalist..

Burada sadece sallamışsın. Materyalizmin erdemlerinin bir kısmını yukarıda açıkladım. Tek bir kelime söyleyemedin. Hiç bir felsefe, insanı materyalizm kadar gerçeğe yaklaştıramaz onun kadar özgür kılamaz.

Hızını alamayıp bir de bana "dogmatik materyalist" demişsin. Sayın mistik ruh, seviyenize inip cevap vermiyorum. Seviyenizde, mutlu ve mesut kalınız. Yüce ruhunuz size daha üst seviyeleri ihsan eylesin :)

Sevgili Sodomo,
bakıyorum etrafa kaon dağıtmaya devam ediyorsun... Kolay gelsin... :)

Sevgili Sodomo,
Bana en son yazdığın yazının özünde "emperyalizmin düşünce tarzını evrenselleştirmeye çalışıyorsun"

Yazındaki en çarpıcı satırlardan bir kaçı

Ve ben sana bir şey daha söyleyeyim mamuli bugün dünya da "emperyalist" olmayan veya yeri geldiğinde emperyalist olmayacak bir devlet de yoktur.
İstersen Afrikanın o fakir ülkelerini bir bak..Kaç Afrika ülkesi o aç ve fakir hallerine bakmadan birbiriyle savaştı ve milyonlarca insan öldü bu savaşlarda. İç savaşlar da cabası..

Sodomo, sana daha önce örneğini vermiştim. Küba'da sağlık araştırmaları, tıp ileri olduğu halde, ürettiği ilaçları ihraç ederek milyarlarca dolar kazanabileceği halde, Afrika ülkelerine bu ilaçları çok cüzi fiyatlarla satıp -belki de bedavaya veriyordur- onlara destek oluyor.

Onca yazıyı boşuna yazdın... Bak tek bir örnekle

Ve ben sana bir şey daha söyleyeyim mamuli bugün dünya da "emperyalist" olmayan veya yeri geldiğinde emperyalist olmayacak bir devlet de yoktur.

sözlerin yerle bir oldu.

Sevgili Sodomo, dünyaya önyargılı bakmadığın sürece daha fazla şey göreceğinden eminim...

"Zavallılık" meselesine gelince...Bu sadece senin kem gözün, kem bakışındır ve alınmadım

ben kimseye kem gözle bakmadım. Ama gördüklerim beni üzdü.
Alınmadım diyorsun.

Bende keşke alınsaydı diyorum.

"Yanılıyorsun mamuli, benim fikrim, irfanım, vicdanım hür"

diyebilseydi diyorum!

Sevgili Kage,
yazdıklarının çoğuna ve özellikle de buda ile yorumlarına kesinlikle katılıyorum.

Sağlıcakla kalın...

MADDECİ
26-07-2006, 03:10
arkadaslar ne oluyor yapmayin boyle. ne kimse kimseye darilsin ne de konu ucsun yapmayin deymez herkes kendi inanciyla kalacak sonunda sadece far bir biri ne darilmislar olacak bakin ne kadar bos bir sey :cry:

sodomo--
26-07-2006, 03:46
yahu kardeşim "ses çıkar mı?"diyorsun .en sonu ses çıkar diyip sonra ses dalgalarının beyin tarafından sese çevrildiği yanıltmacılığınında ısrarla aynı inadında devam ederek arkanada felsefenin çok yeni bir yüzü!! olan zencileride alarak emin bir şekilde son durumu merakla bekliyorsun. yani beyin ses dalgalarını sese çevirmemiş olsaydı ses olmayacaktı dimi!ne güzel.tabi birde derin açıklama var "ses dalgaları sessizdir".sen niçin anlamak istemiyorsun."sessiz" ne demek?varmı, elle tutulur ,gözlem ve deney araçları ile saptanmış bir özelliği var mı?ve bildik başlangıç senaryosuna getirirsiniz insanları.istersinizki herkes ordan başlasın anlamaya ve çokta yeniymiş gibi takdim ededurursunuz.

Yüksek frekanslı sesler kesiksiz gibi gelse de, gerçek anlamda ses olması için öyle değildirler. Her ses, ses/sessizlik karşıtlığıdır, ama değişim hızı yüksek olduğunda kulak bunu kaydetmez. Bu yalnızca, diyelim ki bir org'un duyulabilecek en düşük notalarında ortaya çıkar. Aydınlık da salt aydınlık değildir, ama aydınlık/karanlık karşıtlığıdır.

Işık, dalgaların yukarı/aşağı hareketleriyle ritmik olarak yayılır. Bazı koşullarda ışık titreşimlerinin hızı, hareket halindeki diğer nesnelerle eşzamanlı kılınabilirler; öyle ki, nesneler hareketsizmiş gibi görünürler. Bu nedenledir ki, bıçkıhanelerde ark lambaları kullanılmaz, çünkü ışığı öyle bir ritimde dışarı verirler ki, kolaylıkla daire testerenin hızıyla eşzamanlılaşır ve böylece testerenin dişleri kullanan kişi hareketsizmiş gibi görünebilir.

Işık, dalgaların yukarı/aşağı hareketleriyle ritmik olarak yayılır. Bazı koşullarda ışık titreşimlerinin hızı, hareket halindeki diğer nesnelerle eşzamanlı kılınabilirler; öyle ki, nesneler hareketsizmiş gibi görünürler. Bu nedenledir ki, bıçkıhanelerde ark lambaları kullanılmaz, çünkü ışığı öyle bir ritimde dışarı verirler ki, kolaylıkla daire testerenin hızıyla eşzamanlılaşır ve böylece testerenin dişleri kullanan kişi hareketsizmiş gibi görünebilir.


Gözler ve kulaklar titreşimlerin hem inişine, hem de çıkışına karşılık verip kaydederler, ancak zihnimiz, yani bilinçli yönelimimiz yalnızca çıkışları fark eder. Karanlık, sessiz, ya da ‘etkin olmayan’ aralıklar önemsenmez. Bilincin aralıkları önemsemediği, ama onlar olmadan da hiç bir enerji akımını fark edemeyeceği, hemen hemen evrensel bir ilkedir. Varolduğuna inandığımız her şey, her zaman etkin/etkin olmayan karşıtlığında var olur. Etkin ve etkin olmayan aralıklar tek başlarına var olamazlar.

İnsanların çoğu, müzik dinlerken tek tek, ya da akor denilen kümeler halinde, sadece arka arkaya gelen tonları duyduklarını sanır. Eğer bu doğru olsaydı, bu insanlar, çok ender rastlanan ton-sağırların duyduğu gibi, ne müzik, ne melodi ama sadece ve sadece ardarda gelen gürültüler duyarlardı. Farkına varmasanız da, bu belirli aralıklar, sessizlik dönemleri değil ama gam üzerindeki noktalar arasındaki değişik uzunlukta ‘eşikler’ de olsa, melodiyi duymak, tonlar arasındaki aralıkları duymaktır. Olaylar arasındaki zaman-boşlukları, ya da nesneler arasındaki mesafe-boşluklarından ayrı olarak bu aralıklar, ya da eşikler duymayla ilgili boşluklardır.

Ancak bilinçli yönelimin genel alışkanlığı, değişik biçimlerde, aralıkları yok saymaktır. Örneğin, bir çok insan, havayla dolmamış olsa, boşluğu sadece bir ‘hiç’ olarak düşünür. Bu yüzdendir ki sanatçılar, ya da mimarlar boşluğun özelliklerinden ve tiplerinden, astronomlar ve fizikçiler kıvrılmış, genişleyen, sonlu boşluktan veya boşluğun yıldızlar ya da ışık üzerindeki etkilerinden konuşunca böyle insanlar şaşırıp kalırlar. Bu aralıkları yok sayma alışkanlığımızdan dolayı sesin, ses/sessizlik titreşimi olduğu gibi, bütün evrenin (yani var oluşun) bir madde/boşluk titreşimi olduğunu göremeyiz. Katı madde ve boşluk, iç kısımlarla dış kısımların birbirinden ayrılmazlığı gibi, bir arada var olur. Boşluk, cisimler arasındaki ilişkidir ve onsuz ne enerji ve ne de hareket olabilir.

MADDECİ
27-07-2006, 02:35
ses dalgalarini gor mek icin bir yontem *




http://images.google.co.uk/imgres?imgurl=http://www.unmuseum.org/exsnd1.jpg&imgrefurl=http://www.unmuseum.org/exsound.htm&h=240&w=320&sz=14&hl=en&start=2&tbnid=pDEwwI_wydHR0M:&tbnh=89&tbnw=118&prev=/images%3Fq%3Dsee%2Bsound%2Bwaves%26svnum%3D10%26hl %3Den%26lr%3D

ama ingilizce.

MADDECİ
27-07-2006, 02:42
bu resimdeki mum sizin kulak zariniz la ayni islemi yapiyor icine ses almiyor *





http://www.handsonmuseum.org/soundwaves.gif

kage
27-07-2006, 15:38
sevgili sodomo,erken devirlerin ilk diyalektikçilerinin görüşlerini söylüyorsunuz.yani ses, onlara vede size göre karşıtı olan sessizlik olmasa ortaya çıkmaz demeye getirdiniz.yine soracağım "sessizlik" ne demek ?aynı şekilde boşluk olmasa madde olmaz diyorsunuz.ve diğerleri aydınlık karanlık,sıcak soğuk vs. yıllarca karşıtlık gibi sunulan bu kavramların çoğu "biçimsel karşıtlık" özelliği taşır ve erken devirlerdede günümüzdede insanın ilk algısının yaptığı tanımlardır ve deneme yanılmayla, oto şartlanmayla bir özellik bir diğerine göre,etkisine göre karşıtlık,göreli olarak anlamlandırılmıştır.aydınlık ve karanlık ışığın özel halleridir.sıcak ve soğuk ısının ,uzun ve kısa boyutun,sert ve yumuşak maddenin fiziksel durmudur.keza diğerleri de böyledir.zaten yıllarca insanların tüm aktiviteleri ile karşıtlık gibi sunulan bu "biçimsel karşıtlıklar" (erken devirde elde edilen bu ilk tanımlarla doğada mutlak karşıtlıklar olmasa olaylarda olamaz düşüncesinin etkisiylede)yerini karşıtlığın özü olabilecek negatif kavramların üzerine yığılmıştır.öyleki artık sizinde dediğiniz gibi sesin karşıtı sesszlik olmalı ve ses titreşimleri ancak böyle ortaya çıkabilir,boşluk olmasa madde ortaya çıkmaz vd . diğer yeni karşıtlık halleri.ısının karşıtı nedir?buna cevap ısının yokluğu,ışığın karşıtı nedir? buna cevap ışığın yokluğu,sesin karşıtı sessizlik ,maddenin karşıtı bu anlayışa göre ve diğer tüm karşıtlıkların total karşıtlığı "boşluk"olmalı deyip işin içinden ve tüm karşıtlıklardan kurtulunup izah edilmiş olunur.yanliış anlaşılmasın ben,mutlaka karşıtlıklar yoktur demiyorum.en azından ilk algılarımı anlamak için bu biçimsel karşıtlıkları mecburen kabulleniyorum.soğuk olan suyun çeşitli ısı araçları ve basınç faktörleriyle sıcak hale buradan buhar haline buradan tekrar soğuk su haline dönüştürülebiliniyorsa bu süreçte "soğuk" ve "sıcak" ısının biçimsel karşıtlık özelliği değilmidir.?ısı hareketinin sıcak ve soğuk olarak göründüğü,algılandığı bir biçimsel durum değil midir?. bu arada suyun biçimi değiştimi ?evet değişiyor ve değişti.burda dikkati çeken en önemli konu şudur.bizzat suyun fiziksel,kimyasal hareketinin olabilirliği,olması ve olduğu, olabileceği durumlar ısıyı ortaya çıkarmıştır.keza "ısı" burada kayıp olarak ortaya çıkar.yoksa ısı mutlak olarak var diye düşünürsek işte bunun karşıtı ne olabilir? diye düşünüldüğünde başlangıçtaki ilk algılarımızın kurgusal benzetmeleriyle yapılan ilk diyalektikçilerin ve günümüzde bu yolun sürdürücüleri olan zen ve diğer aynı görüşlerin çizgisine düşeriz.işte teori düzeyinde karşıtlığın biçimsel özelliklerini yüceltmemeli ,gerçekten karşıtlık oluşturan kavramları ortaya çıkarmak ve bunun üzerindende tüm işimiz karşıtlıkları saptamak olmamalı devamla ilk algılarımızla biçimlenmiş bilincimizi modern bilimin saptadığı kavramlarla mutlaka geliştirmeden asla erken dönemlerin ilk çağ diyalektik ve materyalistlerini aşamayacağımızı ve bildik "açmaz" tekerlemelerin içinde kalmaktan kurtulamayacağımızı düşünüyorum.düşünmemeyi düşünebilmenin düşüncesi de bir düşünce değil mi?öyleyse bunu sormakta bir düşünce olmazmı?bu durumda "kurgusal (spekülatif) düşünce" ortaya çıkmak zorunda olmazmı?bir kez bu süreç "kurgusal düşünce "süreci ortaya çıktığında bilimsel uğraşlar içinde olamayan ,olmayan milyonlar , bu kurgusal düşüncenin elemanlarını nasıl kavrayacak.?"açmaz" larlamı?kutsal kitaplarlamı?sutralarlamı?biraz bilimle haşır neşir olanların "kanıt" diye sunduğu yazılarlamı?isanın,musanın,muhammedin,budanın,taon un vd. sözleriylemi?dahada ilerisi kurgusal düşüncede ardarda yer alan olayların -çünkü bu kadar ardışık yanyana olayları kurgulana biliniyorsa bu kurguyu en iyi kimler yapıyorsa onlarda bunu allaha havale etmişse-tasarı yapan bir gücün söylene gelen sözlerinemi?evet elektriğin keşfi milyarlarca insanı aydınlatmıştır.bu basitçe bir aydınlatma değildir.gerçektir.deney ve gözlem araçları ile sayısız kez kanıtlanmıştır.insanların maddi yaşam koşularını iyileştirmenin gerçek makinesidir.sayısız hurafeleri,sayısız korku edebiyatının elemanlarını vd., insanların günlük yaşamlarından ve bilinçlerinden söküp atmıştır.bunların etkisinin biliçlerdeki yerine boş yer ve zaman oluşturmuştur.sevgili maddeci ses ile ilgili verdiğin linke teşekkürler,ingilizcem yetersiz ancak anladığım kadarıyla sesi görmekle ile ilgili .tükçeleştirilse iyi olur.bu arda emperyalizm konusunda gerçi konunu dışında dursada tarafsızlığını,uzlaştırmacılığını kınıyorum ve sevgili sodomonun bu konuda ölçüsüzce ve fütursuzca görüşlerini eleştirmek isterdim.fakat yeri olmadığını düşünüyorum.emperyalist politikaları ve yaptıklarını düşünüyorum öyleyse düşünmeyebilirimde dimi zenciler?ayrıca erken devirlerin klasik belden aşağı "ahlak" yasalarının yanında mateyalist "ahlak" lafı bile olmaz çünkü ilk algıda bu eski galenekler hemen insanın bilincindedir ve öne çıkar.materyalist ahlak ahlak bile olamaz bunların yanında.

sodomo--
27-07-2006, 21:05
Bak kage, *bu böyle olmaz yazık değil mi gözlerimize eğer böyle yazmaya devam edersen sana cevap vermeyeceğim kusura bakma.
Daha önce Volki'ye söylediklerimi sana da söyleyeyim :

1) Paragraf kullanmalısın (nerede kullandığın önemli değil ama yazını paragraflara bölmelisin ki yazı nefes alsın)

2) Noktalama işaretlerinden sonra boşluk bırakmalısın yazıyı boğmamak ve okuyana eziyet etmemek için, mesela şöyle olursa olmaz :

Fakat yaşının üzerinde bir tavır sergiliyor,olgun bir insan görüntüsü veriyordu. (görüldüğü gibi yanlış çünkü virgülden sonra boşluk bırakmamış)
Fakat yaşının üzerinde bir tavır sergiliyor, olgun bir insan görüntüsü veriyordu. (doğru)

3) Noktadan ve soru işaretinden sonraki kelimenin baş harfi büyük olur (ama yazım hızını kesmemen için bunu normal karşılayabilirim)

4) Mümkünse vurgu artırmak istediğin kelimeleri veya cümleleri koyulaştırarak yazarsan okuyan için bir rahatlık olur..

Şimdi hergün yüzlerce yazı okumak zorunda kalıyoruz ve bir yerden sonra böyle yazılar adeta eziyete giriyor. Anlayacağını umarım...