Orijinalini görmek için tıklayınız : Zebur
Terim sorunları
Musevilik ve Hıristiyanlık ve bu dinlerin kitaplarıyla ilgili olarak toplumumuzda ortaya çıkan bir tanım kargaşası var. Herşeyden önce isimlendirmede bir belirsizlik yaşanıyor. Tevrat, Zebur, İncil nedir, hangi kitaplardır? Zaten farklı Musevi ve Hıristiyan mezheplerin iç öekişmelerinin üstüne bir de İslamiyetin ne olduğu anlaşılmayan tanımları eklenmiş ve konu içinden çıkılmaz bir hale dönüşmüş.
Zebur hangi kitaptır. Elimdeki Kutsal Kitap hıristiyanların kutsal kitabı ve iki bölümden oluşuyor. Eski Anlaşma (Tevrat ve Zebur) ve Yeni Anlaşma(İncil) olarak iki bölümden oluşuyor. Eski Anlaşma 39 bölümden, Yeni Anlaşma ise 27 bölümden oluşuyor. Bunlardan Mezmurlar yada Zebur adı verilen Eski Anlaşma'nın 19. bölümü. Bu bölüm 150 mezmurdan oluşam bir şiir.
Ancak Yahudilerin bölümlemesi biraz daha farklı. Eski Ahit'i üç ana kısma bölüyorlar. Tevrat(Tora), İlk Peygamberlerle son Peygamberler (Neviy'im) ve Zebur (Ketuvim). Bu bölümlemeye göre Zebur 13 bölümden oluşuyor. Bunlar şu bölümler:
Mezmurlar
Süleyman'ın Özdeyişleri
Eyüp
Ezgiler Ezgisi
Rut
Yeremya'nın Ağıtları
Vaiz
Ester
Danyel
Ezra
Nehemya
1. ve 2. Tarihler
Yine aynı bölümlemeye göre Tevrat ise Musa'nın kitapları olarak bilinen ilk 5 kitaptan oluşuyor. Yani
Yaratılış -Tekvin
Mısır'dan Çıkış
Levililer
Çölde Sayım - Sayılar
Yasa'nın Tekrarı -Tesniye
Diğer kitaplar ise Peygamberler olarak geçiyor.
Bu 39 kitabın sıralanması Yahudiler ve Hıristiyanlarda farklılık gösteriyor. Ancak hepsi de Eski Ahit'in bütün kitaplarını kabul ediyorlar ve kutsal kitapları olarak sayıyorlar. Bu arada sadece ilk 5 kitabı kabul eden bazı Musevi tarikatlarının da olduğunu belirtelim.
Bu durumda Tevrat dendiğinde ne anlayacağız, Zebur dendiğinde ne anlayacağız? Hem Eski Ahit'in tümüne, yani Zebur'u da içine alan kitaba Tevrat diyoruz, hem de Eski Ahit'in ilk 5 bölümüne. Aynı karmaşa Zebur için de söz konusu. Hem Mezmurlar bölümüne hem de Yahudilerin sınıflamasındaki 13 bölüme Zebur demek mümkün.
Ben bundan sonra Yahudilerin sınıflamasını kabul ederek, yani Eski Ahit'teki 13 bölüme Zebur diyeceğim. Eski Ahit'in 19. bölümüne ise sadece Mezmurlar diyeceğim. Benzer şekilde Tevrat ile sadece Eski Ahit'in ilk 5 kitabını kastedeceğim. Bu seçim İslamiyetin tanımına uymuyor, zira İslamiyette Zebur Davut'a gelen kitap olarak tanımlanıyor. Süleyman'ın Özdeyilerini, Yeremya'yı, Eyüp'ü, Yeşaya'yı Zebur'un içinde saymak İslamiyet'in tanımını kabul etmemek demektir. Ancak sadece Mezmurları Zebur diye kabul etmiş bile olsaydık, İslamiyet'in tanımı yine yanlış olurdu. Çünkü Mezmurlar sadece Davut'un ilahilerinden oluşmuyor. Önemli bir kısmı Davut'un ilahilerinden oluşsa da, bu 150 mezmurun içinde Süleyman'a, Asaf'a hatta Musa'ya ait mezmurlar ve çok sayıda sahibi zikredilmemiş mezmur var.
Şimdi Zebur'un bölümlerine sırayla bakalım. Sizlere okurken dikkatimi çeken bölümleri aktaracağım ve tartışma açmaya çalışacağım. Tartışmaya katılıp zenginleştirecek olan arkadaşlara da şimdiden teşekkür ederim.
Sargon,
güzel bir konu açtın,sağol.
Zebur'un hangi bölümlerinin gerçek Zebur olarak kabul edildiği beni pek enterese etmiyor.
En genişi veya en darı itibarı ile kabul etsek dahi,
bütün diğer dini kitaplar gibi ,ilginç bir kitap Zebur.
Ben, diğer bütün dini kitapları okuduğum gibi,
30-40 senedir Zebur'u da okurum.
Zaten başucu 3 kitabım vardır,hadi dört diyelim:
Tevrat/Zebur
İncil
Kuran
Dini konuda sohbet edebilmek için,kesinlikle okunması gereken 3 AS.
Bir çok arkadaşımız,
müslüman veya ateist,orijinallerini okumadan/bilmeden hükme varıyorlar.
Bence yanlışlığın başı buradan başlıyor.
Yalnız,Tevratı okuyana da Allah güzelce bir sabır versin.
Uzuun anlatımlar,bir sürü tekrarlar,gerekli gereksiz uzuun açıklamalar,
gerekli gereksiz soy kütükleri v.s. v.s.
Tevrat'ın içerisinde,tabii Zebur'da da inanılmaz güzel nasihatlar/ata sözleri var.
Sen bir kısmını,bir başka topikde azıcık yazmıştın bu güzelliklerin.
Benim hep özlemim,
bu üç kitabın pırlantalarını seçerek ayırmak ve
başucu kitabı yapmak...
Çok uğraş gerektiren bir çalışma..
Elele verirsek belki yaparız.
Yalnız allerjini bildiğim için,Kuran'ın ağırlığı bana kalsın..
Tevrat/Zebur ve İncil'de yükü sen çek,ben yardımcı olayım..
Tevrat'ta bir de bence en ilginci EYUP Peygamber..
Eyüp peygamberimiz,hiç de bize İslami tevatürde
anlatıldığı gibi geçmiyor Tevrat'da.
Evvelinde başka çok sevdiğim bir espriyi yapalım.
Ayağa kalkın,töbe istiğfar edin.
Bismillahirrahmanirrahim,dinimizcede kutsal sayılan Tevrat'dan bir bölüm okuyacağız.
* * * * KIZ
1/12: Kral divandayken
* * * * Hint sümbülümün güzel kokusu yayıldı.
* *13:Memelerim arasında yatan
* * * * Mür dolu bir kesedir benim için sevgilim,
* * 14:Eyn_Gedi bağlarında
* * * * Bir demet kına çiçeğidir benim için sevgilim.
* * * * ERKEK
* * 15:Ah,ne güzelsin,aşşkımmm.(Çoştum , harf ilaveleri benden.. :lol: )
* * * * Gözlerin tıpkı bir güvercin!
* * * * .............
* * * *Amiiiiin dediniz mi çocuklar..
* * * *Öyle böyle değil yani...Kutsal kitaptan,
* * * *Allah ilhamı/vahyi ile yazılmış ilahi satırlar okuduk size.. :lol:
* * * *Biraz teganni,biraz ibranice okusaydım,bal gibi yutar,
* * * *gözünüz yaşararak *"Amiiinn. Aminn ya Rabbim" derdiniz.. :mrgreen: *
* * * *
* * *Eyüp Peygamberimize dönelim, sıkışınca öyle bir çakıştırıyor ki,
hayret edersiniz.
* * *Hiç öyle İslamiyetde anlatıldığı gibi,şööle sabırlıymış,bööle şükredermiş.
* * *Dilinden düşen kurdu alır,"Rızkını Rabbim burdan verdi" deyip,
kurdu alıp etinin üstüne koyarmış( FEttullah Hocam şimdi gözyaşlarına gark oldu çocuklar..ağğlıyooor.. :cry: )
Bakın nasıl alttan alttan çakıyor Peygamberimiz Eyüp:
EYÜP - 10 :
1- Yaşamıdan usandım,
* *özgürce yakınacak,
* *içimdeki acıyla konuşacağım.
2- Tanrı'ya:Beni suçlama diyeceğim.
* *Ama söyle, niçin benimle çekişiyorsun.
3- Hoşuna mı gidiyor gaddarlık etmek?
* *Kendi ellerinin emeğini reddedip,
* *kötülerin tasarılarını onaylamak?
4- Sende insan gözümü var?
* *İnsanın gördüğü gibi mi görüyırsun?
5- Günlerin ölümlü birinin günleri gibi,
* *yılların insanın ılları gibimi ki.
6- Suçu mu arıyor,
* *günahı mı araştırıyorsun?
Ateist dostlarımın,hani neredeyse,
" Bastırr Eyüp!! *Arkandayız aslanımm!!" laflarını duyar gibiyim.. :mrgreen:
Sargon, şimdilik bu kadar yeter.
Devam ederiz inşaallah.
Sevgilerimle
-------------------------------------------------------------------------------------
Nefret etme, İntikam alma, Kızma, Korkma
İnsan *inançla, barışla, gerçekle, ve sabırla kazanır.
Mezmurlar
Yukarda yazdıklarımızdan anlaşıldığı gibi Zebur'un en önemli kısmı Mezmur'lar. Yada İslamiyet açısından böyle. Mezmurlar bir ilahi ve dua kitabı. 150 mezmurdan oluşuyor. Şiir şeklinde yazılmış ilahiler ve açıkçası okuması oldukça sıkıcı. Benzer ifadeler sık sık tekrralanıyor. Birçok değişik nedenle söylenmiş ilahiler var. Ağıtlar, kurtuluş, korunma ve yardım isteyen ilahiler, bağışlanmak için yalvarışlar vb.
Bu 150 mezmur 5 kitap olarak bölümlenmiş. 72. mezmurun sonunda 2. Kitap bitiyor ve deniyor ki
İşay oğlu Davut'un duaları burada bitiyor.
Sonra Asaf'ın mezmur ve maskil'leri başlıyor. Sonra Korahoğullarının mezmurları derken bir bakıyorsunuz yine bir Davut mezmuru geliyor. Ardından Ezrahlı Eytan'ın Maskili geliyor. 4. kitap ise Musa'nın duası ile başlıyor. Araya yine Davut'un mezmurları giriyor. Böyle gidiyor. Birçok mezmurun sahibi ise belirtilmemiş.
http://www.wga.hu/art/m/michelan/1sculptu/david/head.jpg
Davut- Michelangelo
Mezmurlarda en çok dikkatimi çeken şey Tanrı'nın oturduğu yer ve nasıl biri olduğu ve kullandığı araçlara dair anlatımlar oldu.
RAB Siyonda yada Göklerde oturur
Şu Mezmurlara göre RAB Siyon'da oturur:
Mez.9: 11
Siyon'da oturan RAB'bi ilahilerle övün!
Yaptıklarını halklar arasında duyurun!
Mez.76: 1
Yahuda'da Tanrı bilinir,
İsrail'de adı uludur;
Konutu Şalem'dedir (yani Yeruşalem)
Yaşadığı yer Siyon'da.
Mez.132: 13-14
Çünkü RAB Siyon'u seçti,
Onu konut edinmek istedi.
"Sonsuza dek yaşayacağım yer budur" dedi,
"Burada oturacağım, çünkü bunu kendim istedim
Bu Mezmurlarda ise RAB Göklerde oturur
Mez.2: 4-6
Göklerde oturan Rab gülüyor,
Onlarla eğleniyor.
Sonra öfkeyle uyarıyor onları,
Gazabıyla dehşete düşürüyor
Ve, "Ben kralımı
Kutsal dağım Siyon'a oturttum" diyor.
Mez.11: 4
RAB kutsal tapınağındadır,
O'nun tahtı göklerdedir,
Bütün insanları görür,
Herkesi sınar.
Ancak her iki durumda da RAB bir yerde oturmaktadır. Yunan mitolojisindeki Zeus'a benzer bir durumdur bu aslında. Yani RAB, henüz insansı özelliklere sahiptir.
Mez.18: 6
Sıkıntı içinde RAB'be yakardım,
Yardıma çağırdım Tanrım'ı.
Tapınağından sesimi duydu,
Haykırışım kulaklarına ulaştı.
O zaman yeryüzü sarsılıp sallandı,
Titreyip sarsıldı dağların temelleri,
Çünkü RAB öfkelenmişti.
Burnundan duman yükseldi,
Ağzından kavurucu ateş
Ve korlar fışkırdı.
Kara buluta basarak
Gökleri yarıp indi.
Bir Keruv'a (kanatlı ilahi yaratıklar) binip uçtu,
Rüzgar kanatlar takarak hızla geldi.
Ayrıca RAB yıldırımları da elleriyle savurur
Mez.18: 13-14
RAB göklerden gürledi,
Duyurdu sesini Yüceler Yücesi,
Dolu ve alevli korlarla.
Savurup oklarını düşmanlarını dağıttı,
Şimşek çaktırarak onları şaşkına çevirdi.
http://img.blogcu.com/uploads/sargon_314px-David_von_Michelangelo.jpg
Davut- Michelangelo
Kral Tanrı'nın Oğludur
Mısır ve belki de Kenan mitolojisinden kalma bir inanç bu muhtemelen. Bilindiği gibi firavunların Tanrının yeryüzündeki ifadesi olduğu, yada tanrıların çocuğu olduğu, kendilerinin de bir yerde tanrılaşmış olduğu şeklinde bir düşünce vardı. Bu düşünce tarzının Mezmurlara da yansıdığını görüyoruz.
Mez.2: 7-12
RAB'bin bildirisini ilan edeceğim:
Bana, "Sen benim oğlumsun" dedi,
"Bugün ben sana baba oldum.
Dile benden, miras olarak sana ulusları,
Mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim.
Demir çomakla kıracaksın (yada güdeceksin) onları,
Çömlek gibi parçalayacaksın."
Ey krallar, akıllı olun!
Ey dünya önderleri, ders alın!
RAB'be korkuyla hizmet edin,
Titreyerek sevinin.
Oğulu öpün ki öfkelenmesin,
Yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz.
Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir.
Ne mutlu O'na sığınanlara!
RAB'bin kaya, mağara, kurtarıcı olarak anılması
Mezmurların dikkat çekici bir özelliği de sık sık RAB'bi kayam, kurtarıcım diye anması.
Mez.18: 46
RAB yaşıyor! Kayam'a övgüler olsun!
Yücelsin kurtarıcım Tanrı!
Mez.19: 14 Ağzımdan çıkan sözler,
Yüreğimdeki düşünceler,
Kabul görsün senin önünde,
Ya RAB, kayam, kurtarıcım benim*fk*!
D Not 19:14 "Kurtarıcım benim": Kurtarıcı diye çevrilen İbranice
"Goel" sözcüğü "Yakın akraba" anlamına gelir (bkz. Rut 2:20).
Burdaki dipnotta "Goel" kurtarıcı sözcüğünün yakın akraba anlamına gelmesi de ilginç. Çünkü sık sık İbrahim'in tanrısı, Yakup'un tanrısı, İshak'ın tanrısı denir Kutsal Kitap'ta. Yani bir akraba, aile tanrısı gibi bir şey var. Aslında firavunların baba-oğul tanrı yada tanrı soyu olmaları gibi İbrani krallarında da bu geleneğin izleri görünüyor bence.
Bu kaya konusu ayrıca tartışılması gereken bir konu. Başka yerlerde de geçiyor. Örneğin Yeşaya'da
Yşa.28: 15-16
Şöyle diyorsunuz: "Ölümle antlaşma yaptık, ölüler diyarıyla uyuştuk; öyle ki, büyük bela ülkeden geçerken bize zarar vermeyecek. Çünkü yalanları kendimize sığınak yaptık, hilenin ardına gizlendik."
Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, "İşte Siyon'a sağlam temel
olarak bir taş, denenmiş bir taş, değerli bir köşe taşı
yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek.
Taş'ın hala bir sembolik tanrısal anlamı olduğu görülüyor. Sami kavimlerde taşların taşıdığı kutsallık (Hacer-ül Esvet'i de bir ara işlemiştik) ayrıca ele alınması gereken bir konu.
Dünya hala çeşitli canavarlarla doludur
Mez.148: 7
Yeryüzünden RAB'be övgüler sunun,
Ey deniz canavarları, bütün enginler,
Mez.104: 26
Orada gemiler dolaşır,
İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan (deniz canavarı) da orada.
http://img.blogcu.com/uploads/sargon_Davide_(Donatello).jpg
Davut- Donatello
Sonuç
Mezmurlar, örneğin Süleyman'ın Özdeyişleri gibi derinlikli ifadeler taşıyan bir bölüm değildir. Ancak Eski Ahit'in çeşitli yerlerinde geçen ilahilerinde derlendiği bir bölümdür. Yahudiler Mezmurların her gün bir bölümünü okuyarak belli bir sürede bitiriyorlarmış
İslamiyette Zebur
Başta dediğimiz gibi İslamiyette Zebur deyince Eski Anlaşma'nın Mezmurlar bölümü anlaşılıyor. Üç ayette geçiyor.
Nisa, 163
Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur
verdik.
İsra, 55
Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik.
Enbiya, 105
Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.
Müslümanlar Davut'u bir peygamber, Zebur'u da ona gönderilen kitap sanırlar. Halbuki Mezmurlar'da böyle bir iddia yok. Bir ilahi derlemesidir. Ayrıca Eski Ahit'İn Süleyman, Yunus, Eyüp bölümleri niye verilmiş kitaplar olarak anılmamış da Mezmurlar anılmış, anlaması zor. Yahudiler bu ilahileri sürekli söyledikleri için ve Mezmurların önemli bir kısmı Davut'a ait olduğu için öyle sanılmış olmalı.
Süleyman'ın Özdeyişleri
Bence Eski Anlaşma'nın en güzel bölümlerinden biri, hatta en güzeli diyebilirim. Başlığında olduğu gibi "özdeyişler" olmasından ileri geliyor bu özelliği. Konuya başlarken Süleyman ile ilgili bir iki hatırlatma yapayım. Süleyman Davut'un Bat-Şeva'dan olan oğlu ve ondan sonraki İsrail kralıdır. 2. Tarihler bölümünde anlatılan öyküde Süleyman Davut'tan sonra kral olunca RAB kendisinden ne istediğini sorar, Süleyman da bilgelik ister.
Özdeyişlerin birçoğu tekrar tekrar zevkle okunacak güzellikte. Hatta bunların bir kısmı bugün kullandığımız bazı sözler durumunda. Tümünü okumak isteyen olursa diye önce linkini vereyim. Mezmurlar yada Yeşaya kadar uzun bir bölüm olmadığı için rahat okunabilir.
Bir bilgi daha vermekte yarar var. Eski Ahit'in tümünde sık sık kötü huyları olan, başkalarının hakkını yiyen, zevkleri uğruna başkalarını öldüren, cahil, akılsız, düşkün insanlardan bahsedilirken bunlar tanrısız, inanmayan olarak tanımlanır. Yani İsrail'in tanrısı RAB'be inanmayan herkes cahil, zevk düşkünü, kötü, alaycı vb.dir. Bilgelik ise herşeyden önce İsrail tanrısına inanmayı gerektirir. Özdeyişler de doğal olarak Eski Ahit'in bu genel çerçevesinde olan öğütlerdir. Örneğin RAB korkusu bilginin temelidir. Bugün pek anlamlı olmayan bu tür varsayımlar bir önyargı oluşturmazsa Özdeyişler ateistler tarafından bile zevkle okunur.
http://www.flholocaustmuseum.org/history_wing/assets/room1/solomon_King_Solomon.jpg
Bence en güzel özdeyişler 26. bölümdeki özdeyişler. Özdeyişlerdeki güzelliği göstermek için birkaç örnek verelim:
BÖLÜM 13
Bilge kişi terbiye edilmeyi sever,
Alaycı kişi azarlansa da aldırmaz.
İyi insan ağzından çıkan sözler için ödüllendirilir,
Ama hainlerin soluduğu zorbalıktır.
Dilini tutan canını korur,
Ama boşboğazın sonu yıkımdır.
Tembel canının çektiğini elde edemez,
Çalışkanın istekleriyse tümüyle yerine gelir.
Doğru kişi yalandan nefret eder,
Kötünün sözleriyse iğrençtir, yüzkarasıdır.
Doğruluk dürüst yaşayanı korur,
Kötülük günahkârı yıkar.
Kimi hiçbir şeyi yokken kendini zengin gösterir,
Kimi serveti çokken kendini yoksul gösterir.
Kişinin serveti gün gelir canına fidye olur,
Oysa yoksul kişi tehdide aldırmaz.
Doğruların ışığı parlak yanar,
Kötülerin çırası söner.
Kibirden ancak kavga çıkar,
Öğüt dinleyense bilgedir.
Havadan kazanılan para yok olur,
Azar azar biriktirenin serveti çok olur.
Ertelenen umut hayal kırıklığına uğratır,
Yerine gelen dilekse yaşam verir.
Uyarılara kulak asmayan bedelini öder,
Buyruklara saygılı olansa ödülünü alır.
Bilgelerin öğrettikleri yaşam kaynağıdır,
İnsanı ölüm tuzaklarından uzaklaştırır.
Sağduyulu davranış saygınlık kazandırır,
Hainlerin yoluysa yıkıma götürür*fe*.
D Not 13:15 Septuaginta, Süryanice, Vulgata "Yıkıma götürür",
Masoretik metin "Sürer" ya da "Çetindir".
İhtiyatlı kişi işini bilerek yapar,
Akılsız kişiyse ahmaklığını sergiler.
Kötü ulak belaya düşer,
Güvenilir elçiyse şifa getirir.
Terbiye edilmeye yanaşmayanı
Yokluk ve utanç bekliyor,
Ama azara kulak veren onurlandırılır.
Yerine getirilen dilek mutluluk verir.
Akılsız kötülükten uzak kalamaz.
Bilgelerle oturup kalkan bilge olur,
Akılsızlarla dost olansa zarar görür.
Günahkârın peşini felaket bırakmaz,
Doğruların ödülüyse gönençtir.
İyi kişi torunlarına miras bırakır,
Günahkârın servetiyse doğru kişiye kalır.
Yoksulun tarlası bol ürün verebilir,
Ama haksızlık bunu alıp götürür.
Oğlundan değneği esirgeyen, onu sevmiyor demektir.
Seven baba özenle*ff* terbiye eder.
D Not 13:24 "Özenle" ya da "Zamanında" veya "Erkenden".
Doğru kişinin yeterince yiyeceği vardır,
Kötünün karnıysa aç kalır.
Özdeyişlerin 22. bölümde başlayan 30 tane öğüt var. Bilgeden Otuz Öğüt olarak geçiyor. Oldukça ilginç öğütler. Okurken insan sanki Yahudi kültürünü oluşturan temel taşları görüyor gibi. Bunların bazıları bizde kurnaz, uyanık Yahudi tiplemesini de düşündürüyor. Örneğin
Öğüt 3
El sıkışıp
Başkasının borcuna kefil olmaktan kaçın.
Ödeyecek paran olmazsa,
Altındaki döşeğe bile el koyarlar.
Öğüt 6
Bir önderle yemeğe oturduğunda
Önüne konulana dikkat et.
İştahına yenilecek olursan,
Daya bıçağı kendi boğazına.
Onun lezzetli yemeklerini çekmesin canın,
Böyle yemeğin ardında hile olabilir.
Öğüt 9
Akılsıza öğüt vermeye kalkma,
Çünkü senin sözlerindeki sağduyuyu küçümser.
Bazıları ise tersine cimri Yahudi'ye uymaz
Öğüt 7
Zengin olmak için didinip durma,
Çıkar bunu aklından.
Servet göz açıp kapayana dek yok olur,
Kanatlanıp kartal gibi göklere uçar.
Öğüt 8
Cimrinin verdiği yemeği yeme,
Lezzetli yemeklerini çekmesin canın.
Çünkü yediğin her şeyin hesabını tutar,
"Ye, iç" der sana,
Ama yüreği senden yana değildir.
Yediğin azıcık yemeği kusarsın,
Söylediğin güzel sözler de boşa gider.
Özdeyişlerden Dönemin Özelliklerine İlişkin Çıkarımlar
Mezmurlare bölümünde gördüğümüz gibi Özdeyişler'de de döneme ilişkin çok sayıda ipucu elde ediyoruz. Bunlar Tanrı'nın nasıl görüldüğüne dair, şarap ve içkiye dair, kölelerle ilgili ifadeler. Bunlara ilişkin özdeyişleri sırayla aktarıyorum.
Tanrı'nın buyruklarını Kralın ağzıyla açıklaması
Özd.16: 10
Tanrı buyruklarını kralın ağzıyla açıklar,
Bu nedenle kral adaleti çiğnememelidir.
Bu özelliğe Mezmurlar'da da değinmiştik. Aynı şey örneğin "Vaiz"de de tekrarlanır.
Vaiz.10:20
İçinden bile krala sövme,
Yatak odanda zengine lanet etme,
Çünkü gökte uçan kuşlar haber taşır,
Kanatlı varlıklar söylediğini aktarır.
Vaiz.8: 2
Kralın buyruğuna uy, diyorum.
Çünkü Tanrı`nın önünde ant içtin.
Şarap ve içki yasak değildir, ama onu içip sapıtan değersizdir
Özd.20: 1
Şarap insanı alaycı, içki gürültücü yapar,
Onun etkisiyle yoldan sapan bilge değildir.
Özdeyişler köleci bir bakış açısına sahiptir
Özd.29: 19
Köle salt sözle terbiye edilemez,
Çünkü anlasa da kulak asmaz.
Özd.29: 21
Çocukluğundan beri kölesini şımartan,
Sonunda cezasını çeker.
Süleyman'ın Özdeyişlerinde Hayvanlar ve Kuran Fabl'ları
Konuya girmişken, kısaca da olsa bu hayvan meselesine değinmek lazım. 2 yıl önce, henüz Kutsal Kitab'ın yüzünü bile görmemişken, yeni tanıştığım bir Hıristiyan misyonere Süleyman için, "kuş dilini biliyormuş, öyle mi" demiştim. Adam bana garip garip baktı, güldü, "nasıl kuş dili, öyle bişey mi var?" dedi. Şimdi Zebur'u okuduğumda bunun nerden uydurulmuş olabileceğini düşünüyorum. Kuran'da açıkça yazılan bir öykü, ve ben bunun Eski Anlaşma'dan alındığını sanıyordum. Halbuki böyle birşey Eski Anlaşma'da yok.
http://www.matder.org.tr/sanat/images/MobiusStripII.jpg
Aslında çok kişi biliyordur. Ben Kuran'daki fabl tarzı öyküyü kısaca anlatayım. Neml(karınca) suresi, Süleyman'ın Saba üzerine yürümesini anlatıyor. Süleyman insanlar, cinler ve kuşlardan oluşan ordusunu toplayıp Saba üzerine yürürken karınca vadisine gelince, bir dişi karıncaya diğer karınca arkadaşlarına diyor ki "yuvalarınıza girin de, Süleyman'ın ordusu sizi ezip telef etmesin". Süleyman karınca dilini de anladığı için söz hoşuna gidiyor ve gülümsüyor. Sonra da kuşları denetlemeye çıkıyor. Bu arada Hüthüd'ün orda olmadığını farkediyor. Süleyman Hüthüt'ün olmamasına çok sinirleniyor, çünkü hatırlanırsa ordu insan, cin ve kuşlardan oluşmaktadır ve Hüthüt'ün herhalde önemli bir mevkisi vardır. Neyse Hüthüt gelip, becerdiği işi anlatıp Süleyman'ı yumuşatıyor. İsrail ülkesinin, yani Süleyman'ın müstakbel zevcesi Saba melikesi Belkıs hakkında ayrıntılı bir istihbarat bilgisi getiriyor Hüthüt. Sonra da Süleyman ile Belkıs arasında bir mektuplaşmadır başlıyor. Velhasıl insan, cin ve kuş ordusu boşa o kadar yol gelmiştir. Çünkü Belkıs ile Süleyman halvet olup gerdeğe girerler. Mutlu sonla biten bir güzel fabl'dır Kuran'da anlatılan. (Bizde bu öykünün karşılığı Baltacı-Katerina olayıdır. Gerçekte ortada Katerina falan yoktur, kocası Peter vardır, ama olsun, gururumuzu okşuyor ya, boşverelim)
http://img.blogcu.com/uploads/sargon_20_lockard_king_solomon_and_the_queen_of_sh eba.jpg
Değişik bir Kral Süleyman ve Saba Kraliçesi Yorumu
Kuran'daki ilgili ayetler ise Neml Suresi 17-44. ayetler arası. İlk birkaç ayeti vereyim sadece.
17. Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
18. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin."
19.(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat."
20.Kuşları denetledikten sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?"
21. "Onu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir."
22.Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim."
23. "Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var."
Ancak bu hikayelerin hiçbiri Eski Ahit'te geçmiyor. Halbuki ne kadar güzel bir öykü. (Niye kitaplarından böyle bir öyküyü silmişler anlamadım doğrusu. *:D *) * Eski Ahit'te Belkıs Süleyman'ı ziyaret eder.Zenginliği ve bilgeliğinden etkilenir ama ortada ne karınca, ne hüthüt kuşu ne de bir halvet olayı vardır.
Süleyman'ın hayvanlarla ilişkisi Özdeyişler'de geçen bir bölümden kaynaklanıyor olmalı.
Özd.30: 24-31
"Dünyada dört küçük yaratık var ki,
Çok bilgece davranırlar:
Karıncalar güçlü olmayan bir topluluktur,
Ama yiyeceklerini yazdan biriktirirler.
Kaya tavşanları* da güçsüz bir topluluktur,
Ama yuvalarını kaya kovuklarında yaparlar.
Çekirgelerin kralı yoktur,
Ama bölük bölük ilerlerler.
28 Kertenkele elle bile yakalanır,
Ama kral saraylarında bulunur.
"Yürüyüşü gösterişli üç yaratık,
Davranışı gösterişli dört yaratık var:
Hayvanların en güçlüsü olan
Ve hiçbir şeyin önünde pes etmeyen aslan,
Tazı*, teke
Ve ordusunun başındaki kral.
(* "Tazı" ya da "Horoz" veya "Savaş atı". İbranice
sözcüğün anlamı tam bilinmiyor.)
Doğrusu böyle bir metinden Kuran'daki fabl'ın çıkması pek olası gibi değil. Muhtemelen o dönem anlatılan buna benzer birçok efsane, öykü vb. var.
Kısacası Süleyman, bilge bir İbrani kralıdır. Ancak kuşdili, karınca dili falan bilmez. Zaten akla mantığa da uymayan birşey bu.
Ezgiler Ezgisi
Eski adıyla Neşideler Neşidesi. Kutsal Kitabın içinde bu erotik aşk şiirlerinin ne işi var? Bunun cevabını vereceğiz. Ancak önce Zebur'un bu bölümünü biraz tanıtalım. Bu şiirler Süleyman'ın *Ezgisi olarak da geçiyor. Kız, Erkek ve Kızın Arkadaşlarının karşılıklı konuşmalarından oluşuyor. Sadece 8 bölümden oluşan kısa bir metin olmasına karşın Kutsal Kitab'ın en ilginç bölümlerinden biri. Kız ve erkeğin karşılıklı konuşmaları bir cinsel birleşme öncesi eşini övme ve tahrik etme/coşturma amacıyla söylenen şiirler. Bazı dizeleri şöyle
http://www.occultopedia.com/images_/solomon1.jpg
Kral Süleyman
Ezg.1:2-4
Kız
Beni dudaklarıyla öptükçe öpsün!
Çünkü aşkın şaraptan daha tatlı.
Ne güzel kokuyor sürdüğün esans,
Dökülmüş esans sanki adın,
Kızlar bu yüzden seviyor seni.
Al götür beni, haydi koşalım!
Kral beni odasına götürsün.
Ezg.4: 1
Erkek
Ah, ne güzelsin, aşkım, ah, ne güzel!
Peçenin ardındaki gözlerin güvercinler gibi.
Siyah saçların Gilat Dağı'nın yamaçlarından inen
Keçi sürüsü sanki.
Yeni kırkılıp yıkanmış,
Sudan çıkmış koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var.
Yavrusunu yitiren yok aralarında.
Al kurdele gibi dudakların,
Ağzın ne güzel!
Peçenin ardındaki yanakların
Nar parçası sanki.
Boynun Davut'un kulesi gibi,
Kakma taşlarla yapılmış,
Üzerine bin kalkan asılmış,
Hepsi de birer yiğit kalkanı.
Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin
Zambaklar arasında otlayan
İkiz ceylan yavrusu.
Bu erotik şiirleri Yahudiler Tanrı ile halk arasındaki ilişki olarak tanımlamış bir zamanlar, çünkü RAB Kutsal Kitap'ta İsrail halki için birçok defa Yeruşalimin kızı gibi benzetmeler kullanır. Hıristiyanlar ise bunu Mesih'le kilise arasındaki bir ilişki olarak görmüşler. Ancak şiirlerdeki aşırı erotik vurgular her iki yorumun da anlamlı olmadığını, babayağı bir kadın ve erkek arasındaki aşk ve cinsel birleşmeyi tasvir ettiğini gösteriyor.
Arkeolojik buluntular şiirlerin aslında Süleyman zamanına, hatta çok daha sonralara, İsa'dan sonraki zamanlara kadar bile devam eden kutsal evlenme ayinleri ile ilgili olduğunu ortaya koyuyor. Bu kutsal evlenme ayinlerinde kral, tanrıça İnanna'yı temsil eden bir kutsal rahibe ile birleşirdi. Tevrat'ta Hareminde 650 kadın olduğu yazılan Süleyman'ın kadınlarının bir kısmı belki de bu iş için yetiştirilmiş rahibelerdi. Bu ayinlerin tespit edilebildiği kadarıyla M.Ö. 3. Sümerlerde binyılda başlamış olduğu sanılıyor.
Çünkü Sümer dinsel inancına göre, Sümer kralı ile bu cinsel cazibeyle dolu bereket tanrıçası arasındaki ayinsel evlilik, toprağın verimliliği ve dölyatağının doğurganlığı için elzemdi, ülkeye gönenç, insanlara mutluluk getiren buydu. Bu ayini ilk gerçekleştiren Sümer hükümdarı, İ.Ö. üçüncü binyılda Sümer'in büyük yerleşim merkezlerinden biri olan Uruk'ta saltanat sürmüş olan çoban kral Dumuzi'ydi (Kitabı Mukaddesin Temmuz'u); en azından ondan sonra Sümer'de bu bir gelenek halini aldı. (Samuela N.Kramer, Tarih Sümerde Başlar, s.366)
http://doormann.tripod.com/pse.jpg
İnanna
Bu ayinler ile ilgili ayrıntılı bazı betimlemeleri ise Ur kenti kralı Şulgi'den sonra buluyoruz. Şulgi'nin yaptığı ayini anlaan bir metinde önce ayin giysilerini giymesi ve başına taca benzer bir takma saçla örtmesi anlatılır. Şulgi'yi gören tanrıça öyle etkilenir ki şunları söyler
Şulgi'nin Kutsanması
Vahşi boğa için, efendi için yıkandığımda,
Çoban Dumuzi için yıkandığımda,
Yanlarımı merhemle (?) güzelleştirdiğimde,
Ağzıma amber sürdüğümde,
Gözlerime sürme çektiğimde,
Belim onun tatlı elleri arasında biçimlendiğinde,
Kutsal İnanna'nın yanında yatan efendi, çoban Dumuzi,
Karnımı süt ve kaymakla ovduğunda, ....
Elini vulvamın üstüne koyduğunda, ...
Ona siyah gemisi gibi sahip olduğunda, ...
Yatakta beni okşadığında,
O zaman efendimi okşayacağım, onun için tatlı bir yazgı biçeceğim,
Şulgi'yi, sadık çobanı okşayacağım, onun için tatlı bir yazgı biçeceğim,
Karnını okşayacağım, ülkenin çobanlığı olarak biçeceğim yazgısını.
(Samuel N.Kramer, agy s.375)
yada
Güvey kalbimin sevgilisi,
Senin neşen hoştur, bal tatlısı!
Arslan! Kalbimin sevgilisi,
Senin neşen hoştur, bal tatlısı!
Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım!
Güvey! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim!
Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım,
Güvey! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim!
Güvey seni okşayayım!
Yatak odasında bal dolu,
Senin güzelliğinle neşelenelim,
Arslan! Seni okşayayım!
(Muazzez Ilmiye Çığ, Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sümerdeki Kökeni, s.63)
Şulgi'den sonraki hemen her Sümer ve Akad kralı İnanna'nın sevgili eşi olmakla övünmüşlerdir. Bu ayinler Dumuzi ile İnanna mitinin yeniden canlandırılmasıdır. Her bahar gelişinde bu kutsal evlilik töreni yapılır. Mitin özellikleri konumuzu dağıtacağı için girmiyorum, ancak Dumuzi her baharda sevgil eşi İnanna'ya kavuşur ve çiftleşirler. Bunu sembolize eden bayramlar ise Sümerler ve onlardan sonra Samiler, Kemanlar vb. tarafından hep çoşkuyla kutlanmış. Sümerlerdeki ayinlere ilişkin çok sayıda tablet bulundu. En azından 5-6 değişik verdiyondan bahsediliyor. Belli değişikliklere karşın hepsinin ortak özelliği kutsal çiftleşme ayini ve öncesinde karşılıklı erotik konuşmaların yapılmasıdır. Bu eski Sümer şiirlerinden birçoğu daha toprak altında yada çeşitli müzelerde birleştirilmeyi ve çevrilmeyi bekliyor.
http://doormann.tripod.com/iwedding.jpg
Dumuzi ve İnanna
Kutsal Kitap'taki Ezgiler Ezgisi ise Sümer kutsal evlilik ayinlerinde söylenen şiirleri arasındaki benzerlik öyle ki, bazı yerlerde nerdeyse tıpatıp aynı. Elbette Süleyman yaşamadan en az bin yıl önce Sümerler tarihten silinmişlerdi. Ancak Dumuzi-İnanna ilişkisi sonraki yüzyıllar boyunca çeşitli toplumlarca tekrarlanarak kutlandı. Takvimimizdeki Temmuz ayı Yahudilerde Tammuz şeklindedir ve Yahudi kadınları bu ayın 17'sinde oruç tutarak mabed kapısına gidip ağlarlar. Bu tören Dumuzi'nin yeraltına götürülüş dramıdır.
Törenin aslında bir tür bahar bayramı ayini olduğunu gösteren bazı ifadeler Kutsal Kitap'tan da okunabilir
Ezg.2: 10
Sevgilim şöyle dedi:
"Kalk, gel aşkım, güzelim.
Bak, kış geçti,
Yağmurların ardı kesildi,
Çiçekler açtı,
Şarkı mevsimi geldi,
Kumrular ötüşmeye başladı beldemizde.
İncir ağacı ilk meyvesini verdi,
Yeşeren asmalar mis gibi kokular saçmakta.
Kalk, gel aşkım, güzelim."
Süleyman aynı Şulgi'nin Dumuzi'ye benzetilerek hazırlanması gibi tacı ve elbiseleri ile bu törene hazırlanır.
Ezg.3: 11
Dışarı çıkın, ey Siyon kızları!
Düğününde, mutlu gününde
Annesinin verdiği tacı giymiş Kral Süleyman'ı görün.
İşte Kutsal Kitabın Ezgiler Ezgisi bölümünün öyküsü bu.
İnanna/İştar kültünün gücü ve Süleyman'ın bağdaştırıcılığı
Kutsal Kitap'ın bence en ilginç ve en önemli bölümlerinden biri olan Eyüp'e geçmeden önce Süleyman ile ilgili kısma Eliade'den bazı değerlendirmeler eklemek istiyorum. Eliade'ye göre "Süleyman, tapınağını Kudüs'te, krallık sarayının yanına inşa etti; böylece tapınak tapımını soydan geçen monarşiyle birleştirdi" Tapınağın inşa edildiği Siyan Dağı bir "dünya merkezidir". Kudüs tapınağı milli tapınağa dönüşür ve krallık tapımı devlet diniyle özdeşleşir. (Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, I.Cilt, s:413)
Süleyman döneminde kral tapımının ve putperestlik'in hala sürmesi garip gelebilir. Davud(M.Ö. 1000-962 yada 1010-970) *ve Süleyman'ın(M.Ö. 962-922 yada 970-931) egemenlik dönemine ilişkin daha somut bilgimiz var. Kutsal Kitab'ın Süleyman'ın özdeyişleri ve Mezmurlar gibi bölümlerinin yazılış tarihlerini tam olarak bilemiyoruz. Ancak sözlü gelenekle M.Ö. 600'lere kadar gelmiş olması muhtemel. Ancak birçok araştırmacı Musa'nın ilk 5 kitabı denilen Torah (Tevrat)'ın çok daha yeni bir dönemde yazılmış olduğunu söylüyor. Bu açıdan Mezmurlar ve Özdeyişler'de hatta bundan sonra ele alacağımızı peygamberlerin kitaplarında daha fazla sayıda krallık dinine, putperestliğe, ölüler diyarına, Livyatan gibi canavarlara rastlamak mümkün oluyor. *
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/b7/Ingobertus_001.jpg
Süleyman'ın mahkemesi
Süleyman büyük bir bağdaştırıcıdır aslında. İsrail ve Kenan tapımlarını birleştirir, egemenlik kurduğu ülkedeki bu iki halkın dinsel düşünce ve uygulamalarının kaynaşmasını teşvik eder. Süleyman'ın yargıçlığına ilişkin efsaneler de burdan kaynaklarnır. Ayrıca Süleyman yabancı eşlerinin tapımlarını da kabul eder ve onların tanrıları onuruna da tapınaklar yaptırtır.
1.Krallar.11: 3-13
Süleyman'ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz
cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar.
Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca
yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini
Tanrısı RAB'be adayan babası Davut gibi yaşamadı.
Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e* ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e* taptı.
Böylece RAB'bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB'bin yolunda
yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB'bi izlemedi.
Yeruşalim'in doğusundaki tepede Moavlılar'ın iğrenç ilahı
Kemoş'a ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Molek'e tapmak için bir yer yaptırdı.
İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları
için de aynı şeyleri yaptı.
İsrail'in Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, "Başka
ilahlara tapma!" demesine karşın, Süleyman RAB'bin yolundan saptı
ve O'nun buyruğuna uymadı. Bu yüzden RAB Süleyman'a öfkelenerek,
"Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim" dedi,
"Ancak baban Davut'un hatırı için, bunu senin yaşadığın sürede değil,
oğlun kral olduktan sonra yapacağım.
Ama oğlunun elinden bütün krallığı almayacağım. Kulum Davut'un ve kendi seçtiğim Yeruşalim'in hatırı için oğluna bir oymak bırakacağım."
Süleyman'dan sonra ülke ikiye bölünür: Kuzey Krallığı (İsrail) ve Güney Krallığı (Yahuda) olarak. Ahit sandığı güneyde kalır ve İsrail'liler oraya gelemedikleri için kuzey kralı Yerovam iki kentte Beytel ve Dan'da iki tapınak yaptırır. Oraya da altın şeklinde buzağılar koydurur. Görüldüğü gibi İştar/inanna kültü müthiş bir güce sahiptir. Kenan halkının etkisi kuzey krallığında daha belirgindir.
Eyüp
Geldik, ateistlerin bastır aslanım Eyüp diyeceği bölüme. *:D *
A. Weiser adlı bir kutsal metin yorumcusuna göre *"güçle iyiliğin buluşması, Eski Ahit'in Tanrı'yı algılama biçimini özetler"miş. Eliade bunu aktarıp Eyüp bölümünü okuyan herkesin böyle bir yargıda bulunmasının kuşkulu olduğunu söylüyor. Gerçekten de Eyüp'ün cezalandırılmasında iyilikle gücün birleşmesi değil tersine doğru adama eziyet edilmesi vardır. Bence Eski Ahit'in Süleyman'ın Özdeyişlerinden sonraki en güçlü bölümüdür. Dili, ifadeleri ile olduğu gibi İbrahimi dinlerin "tanrı" anlayışındaki dev bir sorunsalı önümüze attığı için de son derece başarılıdır. Bölüm şöyle başlar
Eyüp.1: 1-5
Ûs ülkesinde Eyüp adında bir adam yaşardı. Kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınırdı.
Yedi oğlu, üç kızı vardı.
Yedi bin koyuna, üç bin deveye, beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve pek çok köleye sahipti. Doğudaki insanların en zengini oydu.
Oğulları sırayla evlerinde şölen verir, birlikte yiyip içmek için üç kızkardeşlerini de çağırırlardı.
Bu şölen dönemi bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar, "Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrı'ya sövmüş olabilirler" diyerek her biri için yakmalık sunu* sunardı. Eyüp hep böyle yapardı.
http://www.philos-website.de/bilder/Hiob.jpg
* * * * * * * * * * *Eyüp
İşte Eyüp böylesine iyi bir adamken Tanrı onu durduk yere cezalandırır. Tanrı'nın neden Eyüb'ü cezalandırdığına dair bilgi de hemen bölümün başında veriliyor.
Eyüp.1: 8-11
RAB Şeytan'a, "Nereden geliyorsun?" dedi.
Şeytan, "Dünyada gezip dolaşmaktan" diye yanıtladı.
RAB, "Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?" dedi, "Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır."
Şeytan, "Eyüp Tanrı'dan boşuna mı korkuyor?" diye yanıtladı.
"Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı.
Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir."
İşte bu diyalaog Eyüp'ü mahveden diyalogdur. Açıkçası Şeytan Tanrı'yı kandırır ve Tanrı'da sevgili kulu Eyüp'ü Şeytan'In eline bırakır. İlk olarak çocuklarını öldürür ve bütün malını mülkünü elinden alır *Eyüp'ün. Eyüp yine inancını sürdürünce Şeytan yine Tanrı'yı kandırır.
Eyüp.2: 2-4
RAB Şeytan'a, "Nereden geliyorsun?" dedi.
Şeytan, "Dünyada gezip dolaşmaktan" diye yanıtladı.
RAB, "Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?" dedi, "Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır. Onu boş yere yok etmek için beni kışkırttın, ama o doğruluğunu hâlâ sürdürüyor."
"Cana can!" diye yanıtladı Şeytan, "İnsan canı için her şeyini verir.
Elini uzat da, onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir."
Bunun üzerine Tanrı Eyüp'ün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkarır. Ama Eyüp'ün yine de ağzından günah sayılabilecek kötü bir söz çıkmaz. İşte Eyüp bölümünün asıl güzel pasajları bundan sonra başlar.
http://www.payer.de/religionskritik/meyrink0202.gif
Eyüp'ün üç arkadaşı Eyüp'ün durumunu öğrenip acısını paylaşmak, onu avutmak üzere yanına gelirler. Eyüp öyle bir hale gelmiştir ki, uzaktan onu tanıyamazlar ve kaftanlarını yırtıp başlarına toprak saçarlar. Yedi gün onunla birlikte oturup hiç konuşmazlar. Sonunda Eyüp söze başlayıp doğduğu güne lanet eder. En güzel ilenme sözlerini büyük bir ustalıkla sıralar
Eyüp.3: 3-7
"Doğduğum gün yok olsun,
'Bir oğul doğdu denen gece yok olsun!
Karanlığa bürünsün o gün,
Yüce Tanrı onunla ilgilenmesin,
Üzerine ışık doğmasın.
Karanlık ve ölüm gölgesi sahip çıksın o güne,
Bulut çöksün üzerine;
Işığını karanlık söndürsün.
Zifiri karanlık yutsun o geceyi,
Yılın günleri arasında sayılmasın,
Aylardan hiçbirine girmesin.
Kısır olsun o gece,
Sevinç sesi duyulmasın içinde.
Eyüp.3: 11
"Neden doğarken ölmedim,
Rahimden çıkarken son soluğumu vermedim?
Neden beni dizler,
Emeyim diye memeler karşıladı?
Çünkü şimdi huzur içinde yatmış,
Uyuyup dinlenmiş olurdum;
Bundan sonra arkadaşları uzun konuşmalarla cezalandırılmış olmasının ve acı çekmesinin onun suçluluğunu kanıtladığına Eyüp'ü ikna etmeye çalışırlar. Ama Eyüp kendinden son derece emindir. Hiçbir kötülüğü olmadığı halde cezalandırıldığını söyler. Tanrı'nın "suçluyu da suçsuzu da" yokettiğini söyler. Tanrı'ya isyan etmez ama kötü olmadığını da ısrarla söylemeye devam ederve Tanrı'ya şöyle seslenir:
Eyüp.10: 7
Kötü olmadığımı,
Senin elinden beni kimsenin kurtaramayacağını biliyorsun.
Giderek kendisini savunurken daha cesur davranır
Eyüp.13: 20-24
"Yalnız şu iki şeyi lütfet, Tanrım,
O zaman kendimi senden gizlemeyeceğim:
Elini üstümden çek
Ve dehşetinle beni yıldırma.
Sonra beni çağır, yanıtlayayım,
Ya da bırak ben konuşayım, sen yanıtla.
Suçlarım, günahlarım ne kadar?
Bana suçumu, günahımı göster.
Niçin yüzünü gizliyorsun,
Beni düşman gibi görüyorsun?
Arkadaşlarından biri insanın tanımı gereği suçlu olduğunu hatırlatır:
Eyüp.15: 14-16
İnsan gerçekten temiz olabilir mi?
Kadından doğan biri doğru olabilir mi?
Tanrı meleklerine güvenmiyorsa,
Gökler bile O'nun gözünde temiz değilse,
Haksızlığı su gibi içen
İğrenç, bozuk insana mı güvenecek?
Ancak arkadaşlarının hiçbir sözü Eyüp'ü ikna etmez. Tanrı'nın ona karşı kişisel bir kararının olduğunu yineler.
Eyüp.19: 6-7
Bilin ki, Tanrı bana haksızlık yaptı,
Beni ağıyla kuşattı.
"İşte, 'Zorbalık bu! diye haykırıyorum, ama yanıt yok,
Yardım için bağırıyorum, ama adalet yok.
Hep iyilik yapmış olan, hep Tanrı'yı saymış ve ibadet etmiş olan Eyüp'e bunları yapan tanrının kötüleri yaşattığını, güçlerini artırdığını söyler
Eyüp.21: 7
Kötüler niçin yaşıyor,
Yaşlandıkça güçleri artıyor?
Çocukları sapasağlam çevrelerinde,
Soyları gözlerinin önünde.
Evleri güvenlik içinde, korkudan uzak,
Tanrı'nın sopası onlara dokunmuyor.
Arkadaşlarıyla bu uzun konuşmaların sonunda arkadaşları pes ederler, söyleyecek söz bulamazlar. Ama bu sırada diğerlerinden daha genç olan dördüncü bir dost gelir, Eyüp'ün "ben günahsızım, suçsuzum" demesi onu öfkelendirmiştir. Tanrı'nın kesinlikle kötülük etmeyeceğini haykırır ve en sonunda nihyet Tanrı'nın kendisi sözü alır. Ancak Tanrı'nın verdiği cevaptaki yetersizlik gerçekten hayal kırıcıdır. Eyüp'ün sorularının hiç birine cevap vermez, sadece kendisini över. Herşeye yeten gücünü, eseri olan evreni, bunu yapabilecek başka biri olmadığını söyler.
http://www.onlinekunst.de/november/blake/satan_plagen_350.jpg
* * * * * * * * Şeytan'ın Eyüp'e eziyeti(?)
Tanrı'nın son sözleri şöyledir:
Eyüp.40: 2
"Her Şeye Gücü Yeten'le çatışan O'nu yola getirebilir mi?
Tanrı'yı suçlayan yanıtlasın."
Ve Eyüp'ün cevabı müthiştir
Eyüp.40: 3
O zaman Eyüp RAB'bi şöyle yanıtladı:
"Bak, ben değersiz biriyim,
Sana nasıl yanıt verebilirim?
Ağzımı elimle kapıyorum.
Bir kez konuştum, yanıt almadım,
İkinci kez konuşamam artık."
Tanrı bu sefer ikinci bir konuşma daha yapar. Ona hayvan Behemot'u anlatır, Livyatan adlı canavarı nasıl yendiğini söyler. (Ejderha ve canavarlarla savaşıp onları yenen tanrı motifi) Eyüp bu konuşmadaki gizli anlamı kavramıştır. Şöyle der:
Eyüp.42: 1-6
O zaman Eyüp RAB'bi şöyle yanıtladı:
"Senin her şeyi yapabileceğini biliyorum,
Hiçbir amacına engel olunmaz.
'Tasarımı bilgisizce karartan bu adam kim? Diye sordun.
Kuşkusuz anlamadığım şeyleri konuştum,
Beni aşan, bilmediğim şaşılası işleri.
"'Dinle de konuşayım dedin,
'Ben sorayım, sen anlat.
Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında,
Şimdiyse gözlerimle gördüm seni.
Bu yüzden kendimi hor görüyor,
Toz ve kül içinde tövbe ediyorum."
İşte çözülemeyen sır budur. Tanrı'nın neyi neden yaptığını biz insanlar bilemeyiz. Şu soru akıllara takılabilir bu durumda. Gördük ki, başlangıçta Tanrı son derece kolay bir şekilde Şeytan'ın tuzağına düşmüştür. Böyle bir Tanrı olabilir mi? İşte Eyüp'ün hikayesinde buna da bir cevap verilmiş. Biz bunu kavrayamayız. Tanrı'nın şeytan karşısındaki tavrını da yargılamayamayız ve bu tür şeylere kalkışmak dinsizliktir.
Müslümanların ve yahudilerin-hristiyanların kutsal kitap inancı, uzaktan benziyor gözükse de, biraz yakından incelendiğinde işin farklı olduğu görülür.
-Müslümanlara göre Musa peygambere inen Tevrat diye bir kitap var. Yahudiler ve hristiyanlar da Kitabı Mukaddes'in ilk beş kitabının Tanrı tarafından Musa'ya indirildiğine ya da kutsal ilhamla yazdırıldığına inanıyorlar ve bu kitaplara topluca Tora diyorlar.
-Müslümanlara sorulacak olursa yahudilerin kutsal kitabı Tevrat'tır. Oysa yahudilerin kutsal kitap olarak kabul ettikleri şey yahudilerce Tenah, hristiyanlarca Eski Ahid olarak bilinen kitaplar koleksiyonudur. Bu koleksiyonun içinde sadece Musa tarafında yazıldığı ya da ona indirildiği söylenen Tora(Tevrat) değil, aynı zamanda başka peygamberlerce (Yeşu, Samuel, Davud, Süleyman, Yeşaya, Yeremya, Ezra, Daniel, vs. ) yazıldığı ileri sürülen metinler de var. Genel olarak birbirlerine benzeseler ve çoğu kısımları aynı olsa da, ortodoks yahudilerin, katolik hristiyanların, ortodoks hristiyanların esas aldıkları farklı farklı nüshalar var. Yahudiler İbranice Masoretik metni, katolikler Latince Vulgat versiyonunu, ortodokslar antik yunanca Septuagint versiyonunu esas alıyorlar. Protestanların çoğu Masoretik metni esas alıyor. Hristiyanlar arasında katolik ve ortodoksların kabul ettiği, ama protestanların ve yahudilerin kabul etmediği, deuterocanonic denilen kitaplar da var.
-Zebur denilen kitap Kur'an'a göre Davud'a indirilmiştir. Buna göre müslümanların Zebur'la kastettiği şey yahudi kutsal kitabının Ketuvim bölümü olamaz çünkü bu bölümde başka peygamberlerden de yazılar var. Fakat Ketuvim'in içindeki Mezmurlar bölümünün Davud tarafından yazıldığı söylendiği için bu Mezmurlar müslümanlarca Zebur denilen kitabın tahrif edilmiş biçimi olduğuna inanılıyor olabilir.
-Benzer karışıklık İncil konusunda da var. Müslümanlarca İsa'ya gökten İncil diye bir kitap indirilmiş ve bu kitap hristiyanların kutsal kitabı (ya da orijinal hali). Oysa hristiyanlarca İsa'ya indirilen bir kitap yok. İncil diye dört kitaba diyorlar (İngilizce'de gospel diyorlar)- Bu incilleri Matta, Markos, Luka, Yuhanna kutsal ilhamla yazmış yani bir nevi İncil bu adamlara indirilmiş oluyor. Öte yandan hristiyanlarca kutsal yazı olarak kabul edilenler bunlarla sınırlı değil, Pavlus'un ve havarilerin yazdığı bazı mektupları da bu koleksiyona ekleyerek hepsine birden Yeni Ahid diyorlar. Eski ve Yeni Ahid, ikisi birlikte (yani yahudilerin kutsal kitapları da dahil olmak üzere) hristiyan kutsal kitabını oluşturuyor. Yani bazı müslümanların zannettiği gibi İsa'ya gökten inen İncil durumundan çok farklı bir durum var gerçekte.
Sevgili Rhazes,
öncelikle hoşgeldin. Verdiğin bilgiler için de teşekkürler. Ben de bu Masoterik metin ile Septuaginta, Samiriye Tevratı ve latince Vulgata çevirisini duyuyordum ama aralarındaki farkları bilmiyordum. Sadece elimdeki kitapta farklı yerler olduğunda dipnotlarda bunlar belirtilmiş.
Konuyu açarken Terim sorunlarının üzerinde bu yüzden durdum. İslamiyetteki terimler özellikle müslümanların bu metinleri anlamalarını engelliyor. Zebur sözcüğünü ben İslamiyetteki anlamında kullanmadım. Doğru bir seçim olup olmadığından da çok emin değilim. Başta belirttiğim gibi Zebur ile İslamiyette kastedilen Mezmurlar kitabını kastetmiyorum. Yahudilerin Ketuvim'ini kastediyorum. Bunun nedeni de M.A. Moran adında birinin bazı yazılarından oluşan bir broşür. Broşürün adı "Hakikat ve Dalalet". Tevrat'ın Yahudiler tarafından *Tora (Tevrat), Neviyim(İlk ve Son Peygamberler) ve Ketuvim (Zebur) olarak üç bölüme ayrıldığını yazıyor.
Yukarda da yazdığım gibi Mezmurlar bölümünün Davut'a inen kitap olduğu bilgisi, ki Kuran böyle diyor, açıktır ki yanlış bir bilgi. Çünkü Mezmurların içinde Süleyman'a, Musa'ya, Asaf'a ait olan çok sayıda mezmur da var. Ancak çoğunluğu Davut'un mezmurları. Belki de Davut'un sesi güzel (Davudi sözü burdan geliyormuş) olduğu için mezmurlar ona maledilmiştir.
Evet, Muhammed İslam'ı ortaya atarken kendi Kur'an'ını o yahudi-hristiyan Kitabı Mukaddes geleneği içinde nereye koyacağını bilememiş, hatta bu gelenekten çok şeyleri aşırsa da yine pek çok yeni şeyler ortaya attığının farkında olduğu için kendine göre bir vahiy anlayışı ortaya koymuş. Bir yandan da kendinden önceki peygamber, kutsal kitap vs. kavramlarıyla ters düşmüş olmamak için -çünkü kendisine de aynı peygamberlerin tanrısından peygamberlik geldiğini söylemişti-, o peygamberleri ve kutsal kitapları da kendisini ve Kur'an'ını nasıl tarif etmişse öyle açıklamıştır. Ve önceki iletilerde de görüldüğü gibi bütün bu kavram kargaşalarına sebep olmuştur.
Vaiz kitabı
İlahi kitapları (Zebur/Ketuvim) içinde sayılan bir diğer kitap ise Vaiz kitabıdır. Özdeyişler ve Ezgiler Ezgisi'nde metinlerin Süleyman'a ait olduğu yazılı olduğu halde, Vaiz kitabında birşey belirtilmez. Ancak ilk cümlesi şöyledir:
Bunlar Yeruşalim'de krallık yapan
Davut oğluy Vaiz'İn sözleridir
Sülayman Davut'un oğullarından biri ve kısa süre krallık yapan bir diğer kardeşi daha olmasına rağmen bu metinin Süleyman'a ait olduğu birçok yerde belirtiliyor.
Belçika İnanç Açıklaması denen ve Hristiyan Reform Kilisesinin doktrinsel standartlarının en eskisi olduğu belkirtilen “Confession of Faith”a göre Eski Ahit'in şu bölümlerini hıristiyanlar kabul ediyorlar:
Musa’nın beş kitabı –
* * *Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye;
Yeşu, Hakimler ve Rut kitapları;
Samuel’in ve Krallar’ın ikişer kitapları;
Paralipomenon ismi verilen iki adet Tarihler kitapları;
Ezra, Nehemya, Ester ve Eyüp kitapları;
Davut’un Mezmurları;
Süleyman’ın üç kitabı –
* * *Özdeyişler, Vaiz ve Ezgiler Ezgisi;
Dört büyük peygamber–
* * *İşaya, Yeremya, Hezekiel, Daniel kitapları;
On iki küçük peygamber –
* * *Hoşea, Yoel, Amos, Obadya,
* * *Yunus, Mika, Nahum, Habukkuk,
* * *Sefanya, Hagay, Zekariya, Malaki kitapları.
Şu kitapları ise Kutsal Kitap dışında kabul ediyorlar. Bunlara apokrif kitaplar deniyor.
Esdras’ın üçüncü ve dördüncü kitapları;
Tobit, Yudit, Bilgelik, Sirak, Baruk kitapları;
Ester’e Ekler; Üç Yahudi Çocuğun Şarkısı;
Suzana’nın hikayesi; Bel ve Ejderha hikayesi;
Manaşşe'nin Duası;
İki adet Makkabe kitabı.
Ayrıca: http://www.hristiyan.net/kutsalkitabindegismezligi/ilahi-dko.htm
Vaiz kitabı özdeyişler ve ezgiler ezgisi gibi şaşırtıcı olan bir başka metin. Çünkü bu metinde adeta bir tür nihilizm savunulur. Zaten metin "Her Şey Bomboş" diyerek başlar. Bilgelik Boştur, zevkler anlamsızdır, çalışmak anlamsızdır, yalnızlık anlamsızdır diye devam edip gider. Bilgelik de boştur, bilge akılsız ile aynı sonu paylaşır, bilge de akılsız da unutulup gider.
Ama Tanrı da anlamsızdır demez vaiz. Oraya gelince durur ve şöyle der:
Ağzını çabuk açma,
Tanrı`nın önünde hemen konuya girme,
Çünkü Tanrı gökte, sen yerdesin,
Bu yüzden, az konuş.
Çok tasa kötü düş,
Çok söz akılsızlık doğurur.
Sonra da nedense bilgeliğe övgü gelir. Bilge kişi, aslında bilgelik boş olmasına karşın, akılsızdan üstün tutulur. Özdeyişler bölümünü hatırlatan bazı güzel ifadelerin ardından yine kadınlara, krala ve zenginliğe dair önyargılı, gerici inançlar sıralanır.
Kadınlara dair:
Kimi kadını ölümden acı buldum.
O kadın ki, kendisi tuzak, yüreği kapan, elleri zincirdir.
Tanrı`nın hoşnut kaldığı insan ondan kaçar,
Günah işleyense ona tutsak olur.
Vaiz diyor ki, “Şunu gördüm:
Bir çözüm bulmak için Bir şeyi öbürüne eklerken
-Araştırıp hala bulamazken-
Binde bir adam buldum,
Ama aralarında bir kadın bulamadım.
Bulduğum tek şey: Tanrı insanları doğru yarattı,
Oysa onlar hâlâ karmaşık çözümler arıyorlar.”
Krala ve zengine dair
Vaiz, 8:2
Kralın buyruğuna uy, diyorum.
Çünkü Tanrı`nın önünde ant içtin.
Vaiz, 10:20
İçinden bile krala sövme,
Yatak odanda zengine lanet etme,
Çünkü gökte uçan kuşlar haber taşır,
Kanatlı varlıklar söylediğini aktarır.
http://en.wikipedia.org/wiki/Ecclesiastes
Çok güzel bir derleme, mutlaka okunmalı.
Eyüp.1: 8-11
RAB Şeytan'a, "Nereden geliyorsun?" dedi.
Şeytan, "Dünyada gezip dolaşmaktan" diye yanıtladı.
RAB, "Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?" dedi, "Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır."
Şeytan, "Eyüp Tanrı'dan boşuna mı korkuyor?" diye yanıtladı.
"Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı.
Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir."
Sanki bugünü betimlemiş :)
Bu son derece güzel çalışma için sevgili sargon'a sonsuz teşekkürler. Daha önce gözümden kaçmış olmasına üzüldüm fakat şimdi okuyacağım yeni bir kaynak daha oldu.
HerhangiBiri
22-07-2011, 05:58
Eyüp kısmı çok ilginç ya gülesim geldi töbe töbe .P
merhaba
mezmurları okurken çok sıkıldım açıkçası, davud sürekli ağlayıp yalvarıyor.
neşideler neşidesinde siz de yazmışsınız sınırsız bir erotizim var neresi kutsal anlamadım, bir de "sevgilim kız kardeşim" derken insan sapıklık bu diye düşünüyor. rivayete göre başında "senin tenin karadır" yazdığı için saba melikesine yazılmış süleyman tarafından.
İncil konusunda hem kuranda hem incilde isanın çocukluktan itibaren dini bilgiler ile dolu olduğu anlatılır. isa kendini açıkça "sürüden ayrılanları toplamak için gönderilen çoban" olarak tanımlar hatta kaldelilerden yardım isteyen bir kadına "ben sadece sürüden ayrılanları toplamak için gönderildim sana yardım edemem" der fakat kadının ısrarı üzerine yardım eder. isanın çarmıhtan indirildikten sonra kıyam ederek havarilerine " gidin ve size anlattıklarımı milletlere (yahudiler dışındakiler) öğretin" dediği yazıyor incilde. kuranda ise "yahudilere haram edilen bazı şeyleri helal kılmaya geldim" diyor, bu cümleyi çok merak ediyorum açıkçası acaba neyi helal kılmaya gelmişti? incilin İsaya indirilmesi bence kuranın muhammede indirilmesi gibi sözle bildirim öyle gökten düşen bir kitap filan yok. çocukluğundan beri dini bilgisi ile herkesi şaşırtan, vaazlarında binlerce insana hitap eden, kutsal kitap (tevrat)taki hikayeleri ayrıntılı olarak açıklayan isa incili anlatmıştır, yazmaya fırsat olmamış dinleyenler yazmış.
kuranda ise "yahudilere haram edilen bazı şeyleri helal kılmaya geldim" diyor, bu cümleyi çok merak ediyorum açıkçası acaba neyi helal kılmaya gelmişti? incilin İsaya indirilmesi bence kuranın muhammede indirilmesi gibi sözle bildirim öyle gökten düşen bir kitap filan yok. çocukluğundan beri dini bilgisi ile herkesi şaşırtan, vaazlarında binlerce insana hitap eden, kutsal kitap (tevrat)taki hikayeleri ayrıntılı olarak açıklayan isa incili anlatmıştır, yazmaya fırsat olmamış dinleyenler yazmış.
Aslinda Muhammed'e de oyle gokten inen bir kitap yok. Muhammed'de yasarken kendisi tarafindan kitap yazilmis degil.. Olumunden sonra ezber ve bir takim objelere yazilan seylerle toparlanmis.
O biraraya getirilen de yakilmis zaten.
Isa ben suruden ayrilanlari toplamaya geldim diyor, Muhammed'de kitabin insanliga geldigini soyluyor.
Kurandaki helal kilmaya geldim cumlesinin icerigi, irk'a, kimlige dayali inanc anlayisidir.
Bugun gerek hristiyanlik, gerekse islamiyet, insanlari irklari/kimikleri uzerinden secerek dinine kabul etmemezlik yapmaz.
Cunku Tevrat'ta Rab'bin topluluguna girmek icin irksal, kimliksel sartlar v. vardir.
Yani siz isteseniz de, sartlar olusmamissa, Rab'bin topluluguna giremezsiniz.
Ornegin bir gayrimesru cocugun, istese de Rab'bin topluluguna girmesi yasak/haram'dir. Boyle bir insan kendisi icin helal oldugunu dusunse de, tevrat'a gore haramdir/yasaktir.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19949
sayın neva bende kuran gökten indi dememişim zaten "muhammede gelen kuran gibi söz olarak gelmiştir" demişim :)
ezberlenen, kabuklara, parşömen parçalarına yazılan, dağınık halde bulunan kitap toparlandıktan sonra bir tanesinin seçilip sayıyı tam hatırlamasam da galiba 37 değişik derlemenin yakıldığı doğrudur. sonrasından halk tarafından anlaşılamıyor denilerek orjinal hareketsiz ve esir üstünsüz dil ile yazılmış olana kimi gramer "düzeltmeleri" yapılarak tahrip edildiği de doğrudur. anlatılanı halk anlamasın tefsifcilere mahkum kalsın diye de yapılmış olabilir bilemiyorum. belki de yakılanlardan biri orjinal olanıydı fakat kuranın kendisinde " bozulması mümkün olmayan" tabiri var, biryerde orjinal çok eski bir mushaf duruyor olabilir.
açıklamanız için teşekkürler, gerçekten önemli bir konuyu düzeltmek istemiş fakat bu arada bir dünya dini ortaya çıkarmış.
sayın neva bende kuran gökten indi dememişim zaten "muhammede gelen kuran gibi söz olarak gelmiştir" demişim :)
ezberlenen, kabuklara, parşömen parçalarına yazılan, dağınık halde bulunan kitap toparlandıktan sonra bir tanesinin seçilip sayıyı tam hatırlamasam da galiba 37 değişik derlemenin yakıldığı doğrudur. sonrasından halk tarafından anlaşılamıyor denilerek orjinal hareketsiz ve esir üstünsüz dil ile yazılmış olana kimi gramer "düzeltmeleri" yapılarak tahrip edildiği de doğrudur. anlatılanı halk anlamasın tefsifcilere mahkum kalsın diye de yapılmış olabilir bilemiyorum. belki de yakılanlardan biri orjinal olanıydı fakat kuranın kendisinde " bozulması mümkün olmayan" tabiri var, biryerde orjinal çok eski bir mushaf duruyor olabilir.
açıklamanız için teşekkürler, gerçekten önemli bir konuyu düzeltmek istemiş fakat bu arada bir dünya dini ortaya çıkarmış.
Sayin yalnizs;
Yok ben oyle demediginizi biliyorum, ben inanmadigim icin oyle yazmam normal. Ustunuze alinmayin siz. Iste sorun zaten, kendisi cikarmamis, baskalari yazmis onun yerine de.. Onlarda da yakma fasli mevcut.. Konsuller filan..
Bozulmayacak ibaresi bulunan bir kitabin, kendinden oncekileri(bozulmayacak ibaresi bulunmayan) de tasdik etmesi dogrulamasi baslibasina bir celiski.
Çok güzel bir derleme, mutlaka okunmalı.
Eyüp.1: 8-11
RAB Şeytan'a, "Nereden geliyorsun?" dedi.
Şeytan, "Dünyada gezip dolaşmaktan" diye yanıtladı.
RAB, "Kulum Eyüp'e bakıp da düşündün mü?" dedi, "Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı'dan korkar, kötülükten kaçınır."
Şeytan, "Eyüp Tanrı'dan boşuna mı korkuyor?" diye yanıtladı.
"Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı.
Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir."
Sanki bugünü betimlemiş :)
Seytan fazla durustmus bence.. Belki de seytan diye anilmasi bu sebepli..
haklısınız ben bu yakılma olayını duyduğumda zaten ilk kurt aklıma düşmüştü :)
bozulmaz ibaresi bulunan bir kitabın yakılması başlı başına garip, ayrıca bozulmaz ibaresi olmayan ve tanrı kelamı olduğu iddia edilen diğerlerinin de tahrif edildiği iddiası daha garip yaratıcı kendi sözünü koruyamıyorsa bu kimin suçu?
Muslumanlar Davut peygambere indirilen zebur adli bir kitap oldugunu sanir ama aslinda boyle bir kitap yoktur. Kutsal kitabin icerisinde mezmur diye gecen siirler vardir. Bunun disinda Sulleymanin ozdeyisleri ve baska kisilerin yazdigi mezmurlar da bulunur. Bunlar tanriya tapinma amacli yazilmis ilahilerdir ama Yahudi ve hristiyanlar tarafindan tanri esini ile yazildigi farzedilir.
Kisacasi zebur diye bir kitap yoktur. Kurani yazan her kimse boyle yarim yamalak bilgisi yuzunden abuk sabuk hatalar yapip durmustur. Muslumanlar bu sacmaliklari "o kitaplar degistirildi!" argumaniyla curuttugunu sanir
Violadagamba
05-08-2011, 16:51
* * * * KIZ
1/12: Kral divandayken
* * * * Hint sümbülümün güzel kokusu yayıldı.
* *13:Memelerim arasında yatan
* * * * Mür dolu bir kesedir benim için sevgilim,
* * 14:Eyn_Gedi bağlarında
* * * * Bir demet kına çiçeğidir benim için sevgilim.
* * * * ERKEK
* * 15:Ah,ne güzelsin,aşşkımmm.(Çoştum , harf ilaveleri benden.. :lol: )
* * * * Gözlerin tıpkı bir güvercin!
EYÜP - 10 :
1- Yaşamıdan usandım,
* *özgürce yakınacak,
* *içimdeki acıyla konuşacağım.
2- Tanrı'ya:Beni suçlama diyeceğim.
* *Ama söyle, niçin benimle çekişiyorsun.
3- Hoşuna mı gidiyor gaddarlık etmek?
* *Kendi ellerinin emeğini reddedip,
* *kötülerin tasarılarını onaylamak?
4- Sende insan gözümü var?
* *İnsanın gördüğü gibi mi görüyırsun?
5- Günlerin ölümlü birinin günleri gibi,
* *yılların insanın ılları gibimi ki.
6- Suçu mu arıyor,
* *günahı mı araştırıyorsun?
Helâl sana EYÜP SULTAN! Kutsal kitap dediğin böyle yazılır, helâl olsun müelliflerine!