15-01-2005, 04:54
"Dünya hakkında hiçbir şey bilemem. Bir şey bilebilsem bile anlayamam. Anlasam da anlatamam.”
Ünlü bilimci Bertrand Russel gökbilimi üzerine bir konferans vermekte, dünyanın güneş etrafındaki dönüşünü, güneşin galaksiler etrafındaki devinimini anlatmaktadır. Konuşması bittiğinde salonun en arkasında oturan ufak tefek yaşlı bir kadın ayağa kalkar ve ‘’Tüm söyledikleriniz saçma sapan şeyler. Aslında, dünya dev bir kaplumbağanın sırtında tepsi gibi durmakta’’ der. Russel gülümseyerek yanıtlar: ‘’Peki, ya kaplumbağa neyin üstünde duruyor?’’. ‘’Sen çok akıllısın delikanlı, çok akıllı’’ der yaşlı kadın, ‘’Ama ondan aşağısı hep kaplumbağa!’’.
Evren hakkındaki bu gibi benzetmelere çoğumuz alaycı bir tavırla yaklaşırız, ancak, evrene dair bilgimiz nedir? Daha ne kadar bilgiye sahip olabiliriz? Evrene dair bilebileceklerimiz hep sınırlı kalmaya mı mahkum, yoksa onu tek bir formülle izah edebilecekmiyiz? Bilinmeyenin hemen her zaman var olacağını kabul eden bilim, aynı zamanda nesnel dünyanın her zaman varolduğu ve tarafımızdan bilinebileceği temel düşüncesinden hareket eder. Bilim dünyası, tüm serüvenini bilinmeyenden bilinene, bilgisizlikten bilgiye geçiş olarak tanımlarken bizim için doğru olan tabir nedir? ‘’bilmiyoruz’’ mu, ‘’bilemeyiz’’ mi? İlmin bugün geldiği nokta itibariyle bilebildiğimiz şeyler bize mislince bilemeyeceklerimizi de beraberinde getirmiyor mu?‘’ İmam-ı Gazali nin ay ve güneş tutulmasini bugün bildigimiz şekliyle izah ettigi dönemde neredeyse tüm Avrupa’nin inandigi ‘’kaplumbagali’’ tanimlamalardan daha fazlasini bildigimizi iddia ederken dayanagimiz nedir?
Ünlü bilimci Bertrand Russel gökbilimi üzerine bir konferans vermekte, dünyanın güneş etrafındaki dönüşünü, güneşin galaksiler etrafındaki devinimini anlatmaktadır. Konuşması bittiğinde salonun en arkasında oturan ufak tefek yaşlı bir kadın ayağa kalkar ve ‘’Tüm söyledikleriniz saçma sapan şeyler. Aslında, dünya dev bir kaplumbağanın sırtında tepsi gibi durmakta’’ der. Russel gülümseyerek yanıtlar: ‘’Peki, ya kaplumbağa neyin üstünde duruyor?’’. ‘’Sen çok akıllısın delikanlı, çok akıllı’’ der yaşlı kadın, ‘’Ama ondan aşağısı hep kaplumbağa!’’.
Evren hakkındaki bu gibi benzetmelere çoğumuz alaycı bir tavırla yaklaşırız, ancak, evrene dair bilgimiz nedir? Daha ne kadar bilgiye sahip olabiliriz? Evrene dair bilebileceklerimiz hep sınırlı kalmaya mı mahkum, yoksa onu tek bir formülle izah edebilecekmiyiz? Bilinmeyenin hemen her zaman var olacağını kabul eden bilim, aynı zamanda nesnel dünyanın her zaman varolduğu ve tarafımızdan bilinebileceği temel düşüncesinden hareket eder. Bilim dünyası, tüm serüvenini bilinmeyenden bilinene, bilgisizlikten bilgiye geçiş olarak tanımlarken bizim için doğru olan tabir nedir? ‘’bilmiyoruz’’ mu, ‘’bilemeyiz’’ mi? İlmin bugün geldiği nokta itibariyle bilebildiğimiz şeyler bize mislince bilemeyeceklerimizi de beraberinde getirmiyor mu?‘’ İmam-ı Gazali nin ay ve güneş tutulmasini bugün bildigimiz şekliyle izah ettigi dönemde neredeyse tüm Avrupa’nin inandigi ‘’kaplumbagali’’ tanimlamalardan daha fazlasini bildigimizi iddia ederken dayanagimiz nedir?