PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türban Konusu


Jolly Jocker
24-04-2011, 01:08
Başörtüsü konusu, giyim özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Giyim özgürlüğüne gerçekten değer veren bir kadının en başta dinin örtünme emrine, ''Allah'ım, benim giyim özgürlüğüme niye müdahele ediyorsun?!'' diyerek karşı çıkması gerekirdi. Tesettürün asıl anlamı, giyim özgürlüğünün dinsel ve ahlaki gerekçelerle bırakılmasıdır. Öte yandan, benim hakkını savunacağım tesettürlü arkadaşlar kendi inançlarına göre günah olan hiç bir konuda benim özgürlüğümü savunmamaktalar. Hatta bana yapılan baskıya, belki içlerine sinmese de dinleri onları buna yönelttiği için katılıyorlar.

Ben de ''özgürlükçüyüm ama salak değilim'' diyenlerdenim. Bir serbestlik beraberinde pek çok yasak da getirecekse onu niye savunayım? İslam gibi kendi içerisinde fena halde otoriteryan ve tahammülsüz olan bir doktrinin önünü neden açayım? Samimi olarak özgürlükçü olan insanların, ''laik'' devletin yasaklarını iredelemeden evvel, dini irdelemeleri gerekmez mi? Sonuçta laikliğe ilişkin kısıtlamalar, olabilecek bir dinsel baskının önünü kesmeyi hedefliyor. O halde laikliği özgürlükçüleştirmenin yolu, dini özgürlükçüleştirmekten geçmiyor mu en başta?

Peki islam ne kadar özgürlükçü ve demokrat bir din? İslamda günah işleme özgürlüğü var mı örneğin? Dinden dönme, ateist söylem ve eleştirilere tahammül etme var mı? Kadın haklarına günümüz normlarına uygun biçimde saygı gösterebiliyor mu islam? Kendi ümmeti dışında kalanları hakikaten eşit kabul ediyor mu? Eşcinselliğe nasıl bakıyor peki? Bir arada ve demokratik normlar içerisinde yaşadığı kendinden farklı inançları ahirette cehennem adında bir yerde sonsuza dek türlü işkencelerle yakma inancı neyin nesidir peki? Siz dünyada ''demokrasi çerçevesinde'' birlikte yaşadığınız ve yüzüne güldüğünüz birinin, 'öbür dünyada' sırf farklı düşünüp farklı inandığı ya da inanmadığı için türlü işkenceler çekmesi gerektiğine inanıyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusudur?

Laik devletin yasakları kitlelerin gözündeki meşruiyetini biraz da islamın ondan çok daha beter olan baskıcılığından korunma ihtiyacından almakta. O halde devletin yasakçılığına karşı en iyi mücadele, bu yasaklara haklı endişelerle taraftar olanları rahatlatacak olan bir din eleştirisini ve özgürlükçü bir din yorumunu yapmaktır. Peki müslümanlar özgürlükçü ve demokrat bir islam yorumunu, yani adıyla sanıyla bir reformu yaptılar mı? Kişisel uygulamadan bahsetmiyorum, böyle bir din yorumunun teorisini ortaya koyup, eski-baskıcı yorumları sertçe eleştirdiler ve mahkum ettiler mi? Bu yapılmadığına göre, laik devletin baskıcılığını eleştirmeye hakları yoktur. Devletin yasaklarını, dinin bin beter yasak ve baskılarının önünü açmak için eleştirmektedirler.

Dindarlar, özgürlük peşinde değildir; yalnızca efendilerini belirlemek istemektedirler. Onlar kulluktan, boyun eğmekten, yasakçı zihniyetten memnundur; sadece yasakların içeriğinin laik değil dinsel olmasını arzulamaktadırlar. Yasakçılığa ve boyun eğdirilmeye değil; boyun eğdikleri yasakçı egemenin laik olmasına itirazları vardır.

Şahsen başörtüsünün kadınların ikincilleştirilmesinin klasik bir göstergesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü iki cinste de saç varken sadece birinin kapanması şart koşuluyorsa, erkeğe bacak ile göbek arasını kapamak bile kafiyken kadının tümden örtünmesi gerekiyorsa, kısacası kadının erkek bedenine yönelik arzuları önemsenmezken erkeğin kadın bedenine yönelik arzuları önemseniyor ve kadınlardan da buna uymaları bekleniliyorsa bunun adı dünyanın her yerinde ayrımcılıktır. Bu ayrımcılığa hoşgörü gösterilmemelidir. Kaldı ki, ben asıl örtünmenin kadını metalaştırdığını düşünüyorum. Çünkü örtünen kadınların, ''Ben bir cinsel objeyim, erkekler görürse etkilenirler, onlar beni kişiliğimle değil cinselliğimle değerlendirirler, bu yüzden üstüm örtülmelidir'' diye özetlenebilecek bir mantık örgüsüne sahip olduklarını gözlemledim. Bunun adı, cinsel meta olduğunun kadın tarafından da kabul edilmesi ve örtünerek gereğinin yapılmasıdır. Oysa metalaşmaktan kurtulmanın yolu örtünmek deği, metalaştıran anlayışı(erkek egemenliğini) yok etmektir. Kadın örtünerek kendi bedenine kendi gözlerinden değil, bir erkeğin gözünden bakmakta. Bu çok korkunç birşey ve hiç de adil değil.

Müslüman erkek, yetiştirildiği ataerkil kültürün etkisiyle kadınları 'sahip olunacak birşey' olarak görme eğiliminde. Kadına baktığında sadece bir et parçası, bir meta görüyor. Kadına hep tepeden baktığı için, söz konusu 'et parçası' açık kaldığında içinde saldırma ve taciz etme isteği doğuyor. Tecavüze uğrayan kadınların giyimini sorgulayan zihniyet bu muhafazakar-ataerkil kafa yapısından doğuyor. Erkek, kadına dönük bu sağlıksız bakış açısına bir ''çözüm''(!) olarak kadının örtünmesi ve kendinden mümkün olduğunca uzak tutulmasını öne çıkarıyor. En kötüsü de, dinden de destek bularak erkek kendi bakış açısını kadınlara da dayatma ve benimsetme yoluna gidiyor. Böylece, kendi bedenine bir erkeğin gözlerinden, üstelik kadını tahakküm etmeye alışmış tacizci ve saldırgan bir erkeğin gözlerinden bakar hale gelmiş kadınlar ortaya çıkarılıyor. Başörtüsü ve genel olarak kadına uygulanan tesettür tümüyle 'kötüdür'. Çünkü ataerkil, kadını metalaştıran, eşitsizlikçi bir zihniyetin dışa vurumudur.

Fakat başörtüsünün erkek egemen bir simge olması ve benim onu eleştirmem, yasaklanmasını savunacağım anlamına gelmez elbette. İnsanlar kelepçeyle gezmek istiyorlarsa böyle de gezebilirler. Bunun da doğru birşey olmadığını söyler ama zorla çıkartmaya kalkmam. Çünkü ondaki zihniyet değişmediği sürece, ben kelepçeyi zorla çıkartsam bile o ellerini kelepçeli gibi tutmaya devam edecektir. Bazı şeylerin kendiliğinden farkına varıp uygularsa değeri olur. O halde neden savunuyorum türban yasağını? Çünkü konu bundan daha derin. Kuran'ı okuduğumuzda islamın teorisinin özgürlük karşıtı ve baskıcı yanını görüyoruz. Başörtülüler böyle bir totaliter inancı savunuyorlar. Bu inancın gereği olarak bizi de örtünmeye teşvik ediyor, kabul etmezsek kendilerinde cezalandırma yetkisi görüyorlar. Şeriat devletlerinin pratiğinde bunu görüyoruz, İran örneği de yakınımızda. Mesele Türkiye'nin İran olup olmayacağı değil, mesele başörtülü müslümanların İranvari bir din kavrayışının olması. Bu denli baskıcı bir dine ya da din yorumuna iman edenlerin beri yandan da devletin yasaklarını özgürlük ve demokrasi adına eleştirmesi iki yüzlülük değil midir?

Teorinizi düzeltin, en başta kendi dininizi özgürlük ve demokrasi açısından eleştirin, yeni yorumu kitlesel ölçekte ilan edip yayın, eski-baskıcı yorumun sıkı bir eleştirisini yapın, sonra başörtüsü takmaya devam etseniz bile sizin hakkınız için ben de çalışacağıma söz veriyorum. Ama henüz bunları yapmamışken sola yönelik özgürlükçülük ''gazı'' üzerinden kendinize destek beklerseniz, daha çok beklersiniz. Zira ''özgürlükçüyüz ama salak değiliz!''

Peki tüm bu söylediklerimden sonra türbanın kamu alanında ve üniversitelerde serbestiyetini savunuyor muyum savunmuyor muyum diye düşünen varsa, cevabım biraz 'dolambaçlı' olacak. Elbette kimse kimsenin nasıl giyineceğine karışma hakkına sahip değildir ve olamaz da. Fakat bu durum, giyim kuşama karışmamanın bir toplumsal değer haline geldiği toplumlar için geçerlidir. Toplumun belli bir kesimi halen daha dinsel gerekçelerle başkalarına karışma ve tahakküm etme hakkını kendinde görüyorsa, diğer kesimleri korumak ve bu yönde bir takım tedbirler almak da iktidarın yükümlülüğüdür. Hele ki söz konusu tahakkümcü dinsel düşünce inananları, devlet içerisinde de hakim bir güç konumuna ulaşmışsa, laikliği koruyabilmek için bir takım yasak ve kısıtlamalara gidilmesi normalleşir. Yani benim türbana olan karşıtlığım her durumda geçerli olan birşey değil, yalnızca mevcut durumda geçerli olan birşeydir. Açıkçası nesnelliği dikkate almadan her durum için yasakçı ya da serbestiyetçi tavır takınanları da -birbirine zıt gibi görünseler de- ortak bir yanlışı paylaşan insanlar olarak görüyorum. Ve şu da önemli bir husustur ki, mevcut nesnelliğin dincilerin çeşitli yasaklarla engellenmesini ve diğer kesimlerin korunmasını gerektiriyor oluşu, bu yasakların gözü kapalı savunulmasını değil, yasaklara gerek duyulmayacak bir nesnelliğin yaratılması için dinsel tahakkümcü kültürün eleştirisi ve özgürlükçüleştirilmesi mücadelesini gerekli kılmaktadır.

Jolly Jocker
24-04-2011, 22:23
Aslında üstteki yazımın özellikle son paragrafındaki argümanıma(yani, türbana izin verilmesi için evvela türbancılardaki tahakkümcü din yorumunun bırakılması gerektiği argümanına) itiraz edilebilir. Örneğin şöyle bir diyalog kurgularsak;

İtiraz: Aynı mantıkla ırkçıları, millietçileri, homofobikleri de almayalım içeri o zaman, çünkü onların dünya görüşleri de farklı olanların tahakküm edilmesine dayanıyor.

Cevap: Toplumsal irade farklılıkların özgürce bir arada yaşamasına engel olan tüm tahakkümcü düşüncelere karşı çıkmalıdır. İktidar da bunu sağlamak ve farklı olanların baskı altına alınmamasını gözetmekle görevlidir. Ama bir ''suç'', ancak işlendikten sonra suç olur. Örneğin, ırkçı birini, sırf o düşüncede olduğunu biliyoruz diye henüz bu tür bir eylemi yokken kamusal alandan ya da üniversitelerden dışlayamayız.

İtiraz: O halde türbanlı biri de, baskıcı bir din yorumuna inanıyor olsa da, bu baskıyı yapana kadar suçlanamaz ve içeri alınmalıdır.

Cevap: Elbette biz kimsenin inançlarının baskıcı bir yön taşıyıp taşımadığını bilemeyiz. Bu yüzden herkes içeri girmekte özgürdür. Fakat iktidar, yanlış olarak tanımladığı bir zihniyetle mücadele etmekle görevlidir. Irkçı birini, henüz suç işlememişken içeri alırsınız ama kazıttığı kafasına gamalı haç çizip içeri girmeye kalkarsa elbette buna izin verilmez. Zira ırkçı görüşünden taviz vermeyecek denli militan olduğunu üzerindeki sembollere yönelik ısrarcı savunusunda belli eden birini içeri sokmamak gerekir. Öte yandan, iktidar baskıcı inançlara karşı diğer kesimleri korumakla görevli ise, baskıcı inançların açık temsillerine karşı da bir kontrol mekanizması kurmalıdır. Bu durum türban için de geçerli. Aynı kadın, hala despotik bir islam yorumuna iman ederek ama başı açık biçimde içeri girebilir. Engellemenin mantığı da olanağı da yok. Ama türbanla, yani bu despotik yorumun açık bir simgesiyle içeri girmesi, hem devletin despotik düşüncelere karşı mücadele etmesi gereği uygunsuzdur ve buna göz yumulmaması gerekir hem de daha sembolü konusunda bile taviz vermeye yanaşmayacak denli militan birinin içeri girince diğer kesimler üzerinde dininin emrettiği baskıyı uygulamaktan çekinmeyeceği rahatlıkla varsayılabilir. Türbanlı okuyucuların daha rahat anlayabilmesi için ters bir örnekle açıklayalım: İmam hatip lisesine ouanı yeten bir çocuk, elinde orak-çekiçli kızıl bayrakla içeri girmek için militanca bir ısrarla hareket etse, onu içeri alır mıydınız? Üstelik, mesele sadece tahakkümcü bir inanç sahibi olmak değil, bu inanç sahiplerinin siyasal olarak da fazlasıyla güçlenmiş olmalarıdır. Diyelim ki türbanlıları içeri aldık ve kendi din kavrayışları gereği diğer kesimler üzerinde baskı kurmaya başladılar. Bu durumda, tarafsız bir yönetimin bu baskıcı kişiler üzerinde yaptırım uygulaması gerekir. Ama dinciler her yere kadrolaştıysa, siyasal iktidar onlardaysa, yöneticiler onların zihniyetindeyse o halde gerekli yaptırım ve farklı kesimlerin korunması nasıl gerçekleşecek?

Jolly Jocker
24-04-2011, 22:30
İslamcı ve türbanlı öğrencilerin öncelikle kendi dinlerini demokrasi ve özgürlük açısından irdeleyip bu değerlerle uyumlu bir yorum yapmasını istiyoruz ama acaba islam bu tür bir yoruma ne kadar elverişli bir din? Örneğin hıristiyanlık bir reform hareketi yaptı ve çağdaş değerlerle nispeten uyumlu bir hale geldi. Reform, öze dönüş demektir. Oysa islam dini ruhban sınıfı merkezli bir sapmayı hiçbir zaman yaşamadı. Onun özü zaten hep böyleydi. Peygamber dönemindeki ilk uygulamalara gittiğimizde de şeriatla ve dinsel despotizmle karşılaşıyoruz. O halde bir reform düşüncesi islam dini açısından pek de gerçekçi bir düşünce değil gibi duruyor. İslam 'düzeltilmeye' elverişli bir din değil. Zaten düzeltmeye kalkan bir dindar da çıkmıyor ortaya. En liberal geçinenleri dahi devleti, orduyu, ''statükoyu'' v.s. eleştiriyor ama mesele dine gelince gıkı çıkmıyor.

O halde ne yapılacak? Bundan ne sonuç çıkıyor?

Bence açıktır ki islam dini demokrasi, özgürlük, hoşgörü, adalet, çoğulculuk, insan hakları v.b. ile uyumsuzdur. Ve laik demokratik bir cumhuriyet bu çağdaş insanlık değerlerinden yana net bir tavır koymak zorundadır. Gerçekten demokratik ve özgürlükçü bir ülke için, islamın eleştirilmesi ve reddedilmesinin, bu kapsamda türbanlıların da dinden özgürleştirilmesi mücadelesinin biricik anlamlı çözüm olacağını düşünüyorum. Çünkü islam o kadar ilkel ve geri bir halde ki, onu bir şekilde işe dahil ederek bir çözüm bulmak olanaksıza yakın.

Tüm bu söylediklerimden hareketle, okumak ya da çalışmak isteyen türbanlılara, ''Dinini bırak'' ya da ''Başını aç öyle gel'' demeyi tavsiye ettiğimi lütfen düşünmeyin. İsteyen istediğine inanır ve istediği gibi giyinir. Ama inancı despotizmi barındırdığı sürece gayrımeşrudur. Devlet, içindeki islamcı kadrolaşmayı temizledikten sonra, gerekli tedbirleri de alarak türbanlıların çalışma yaşamına ve üniversiteye girmelerinin önünü açabilir. Ama gerek kendisi gerekse demokratik kitle örgütlerini destekleyerek her despotik inanca olduğu gibi islamın despotik yorumlarına karşı da düşünsel mücadele etmeyi ihmal etmeden. Oysa önümüzdeki TC tablosunda bunu göremiyoruz. Türbanla sembolize olan islamcılığın depotik yapısının kuvvetli bir eleştirisi yok ortada. Devlet dincilerce ele geçirilmiş, her tarafa kadrolaşılmış vaziyette. Zorunlu din derslerinden, imam hatiplere, Diyanete, alevi köylerine cami yapılmasına dek her türlü uygulama devam ediyor. Toplum cemaat ve tarikat ağlarıyla sarmalanmış vaziyette ve bu dinsel örgütlenme biçimleri hala islamın geleneksel despotik yorumunu vaaz ediyorlar. Bu koşullar altında türbanın çalışma yaşamına ve üniversiteye girmesi, diğer kesimlerin özgürlük ve güvenliği için gerçekten de bir tehdit oluşturabilir. Bu yüzden bu koşullar ortadan kalkana kadar türban yasağının devam etmesi en rasyonel tutum olacaktır diye düşünüyorum.

aydoe
24-04-2011, 23:23
Baş örtüsü ile türbanı lütfen ayırın ,ikisi farklı şeyler .

30 sene önce ülkemizde ne türban vardı ne de kutlu doğum haftası .

Başını örtene de kimse karışmazdı .

Geldiğimiz noktada kendini aydın sananlar ve sol sananlar türbana özgürlüğü savunabiliyorsa demek ki kurbağa yeterli ısılara gelmiştir .

Sizleri allaha emanet ediyorum . :)

sevgiler

jadi
19-06-2011, 01:33
Cok yakinda turban yasaginin tamamen kaldirilacagi gercegini hazmetmekte gucluk cekenler icin faydali olacagini dusundugum bir tedavi yontemi buldum. Deneyin, iyilesince kendinizi cok hafiflemis hissedeceksiniz

http://www.derindusunce.org/2011/01/10/bu-pazartesi-yobaz-laikleri-tedavi-ediyoruz/

Özgürcan
19-06-2011, 01:44
Elimde Muazzez İlmiye Çığ'ın "Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümerlerdeki Köken isimli kitabı var. Aynen yazıyorum:
Sf. 26 1. Paragraf
"Sümer tanrılarının, esas adlarından başka olarak her tanrının 99 tane niteliği, takma adı, olduğu biliniyor. Sonradan Babilliler bunu çalmışlardır ve tanrıları Marduk'a 50 tane isim ekledikleri görülmüştür.
İslamdininde Allshâ verilen 99 ad belki de bunun bir devamıdır..."

sf 30

"Sümerlerde fahişelik önemli bir meslekti, bölgedeki güzel kadınlar seçilir ve kendilerini dine adamaları için zorlanırlardı. Amaç yeni ergenliğe girmiş çocukların bekaretlerini fahişelerle bozmalarını sağlamaktı. ...
...
Fahişeler kara çarşafla gezinirlerdi. Bazı kentlerde gözlerinin bile gözükmesinin yasak olduğu biliniyor. Ayrıca bazı fahişeler yaşlandıkça göz açma yetkisine kavuşur, sonradan da kafalarına sadece basit bir türban örterek gezinme haklarına sahip olurlardı. Kim bilir, belki de günümüzdeki baş örtme geleneği burradan geliyordur... ..."

xcan
19-06-2011, 02:36
Çarşafa bu kadar kızmanıza şaşıyorum

Özgürcan
19-06-2011, 13:21
Geleneksel bir fahişeliktir türban...

TUBA
19-06-2011, 16:49
ne o öyle karaböcekler gibi ,gerek türban gerek çarşaf sanki aynı tornadan çıkma gibiler

kendilerini bu kadar kapatmanın sonucunda güneşten mahrum kalarak kemik erimesi olacak bu hatunlarda ,yazık yazık:(

Özgürcan
19-06-2011, 19:57
Onu geçtim, hayatım boyunca bir örtü içine vıcık vıcık hapsolup ter kokusuyla ölmek çok kötü bir şey...

jadi
20-06-2011, 02:43
Geleneksel bir fahişeliktir türban...

Kadinlari giysilerine bakarak bu uslupla siniflandiran kisilerin, kadin haklari konusunda cokta hassas olmadiklarini anlayip, bu tip basliklarda yaptiklari yorumlari ciddiye almamaliyiz

Özgürcan
20-06-2011, 09:51
Kanıtlara dayanarak söylüyorum, muhtemelen bir önceki yazdığım alıntıyı görmediniz. Ayrıca bu söz de aynen Sn. Muazzez İlmiye Çığ'ın kitabından gelmekte. Asıl herhangi bir şeyi okumadan yorum yazan insanlara bu cevabı bile vermemek lazım...

jadi
20-06-2011, 10:07
Ortunmeyen kadinlarin fahise oldugunu dusunen asiri dindarlardan ne farki var su idda ettiginiz seyin?

Özgürcan
20-06-2011, 10:13
Anlamadınız galiba, o cümle Muazzez İlmiye Çığın kitabındandı dedim, ben söylemedim öyle bir şeyi... Aslında benim hatam, o yorumun başına yazmam gerekirdi bunu...

jadi
20-06-2011, 10:23
Anlamadınız galiba, o cümle Muazzez İlmiye Çığın kitabındandı dedim, ben söylemedim öyle bir şeyi... Aslında benim hatam, o yorumun başına yazmam gerekirdi bunu...

Herneyse, o kitaptan okudugunuz seyi burada dillendirmeniz, bu fikri sizin de benimsediginizi gosterir, yaniliyor muyum

Özgürcan
20-06-2011, 10:51
Evet doğru ama sonuç olrak trollük yapmak için yazmadığımı anlatmaya çalışıyorum...

Astur
20-06-2011, 15:24
Muazzez İlmiye Çığ'dan alıntılanan yazılarda çok bariz bir düşünce hatası var:


Genetik Safsatası (Genetic Fallacy)

Tanım: Bir şeyi; kaynağı, kökeni veya başlangıcı açısından değerlendirmek, açıklamak veya reddetmekten doğan hata. Bir iddia veya şeyin kaynağında bulunmuş bir kusuru, delil kabul ederek iddianın veya şeyin gözden düşmesine neden olma.
Örnek 1:Türkler Göçebe Bir Toplumun Çocuklarıdırlar, iyi Mimariden Anlamazlar.
Örnek 2: O resimden ne anlarmış, alt tarafı bir kapıcının oğlu.
Örnek 3:Hırsızın oğlu da hırsız olur.


http://www.safsatakilavuzu.com/safsata%20turleri%20ve%20guncel%20ornekler-3.htm

Çığ da yukarıdaki tanıma uyan bir biçimde fi tarihinde Sümerlerde fahişelerce kullanılan bir örtünme biçimi olması nedeniyle günümüzdeki bazı İslâmi örtünme biçimlerinin fahişelikle alakası olabileceğini ima etmiş.

Özgürcan
20-06-2011, 15:28
Bir şeyi düzelteyim,
Verdiğim alıntı "Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümerdeki Kökeni" kitabından
Diğer, tepki çeken ise "Vatandaşlık Tepkilerim" kitabından (o kitaptan dolayı "Kişilik haklarına hakaret" davası açılmıştı hakkında) alındı...

yalnizs
20-06-2011, 20:24
arkadaşlar bu mesele çok ilginçtir. kitapta neredeyse en az geçen konudur hatırladığım üç yerde geçer ama günümüz müslümanlarının en büyük tartışma konusudur. en önemli olarak bakılan ayette " süslerini belli etmesinler, örtülerini yakaları üzerine bıraksınlar "olarak çevirmişler o örtü değil aslında oradaki kelime arapçada bir çeşit giysidir anlatılmak istenen "giysilerini gögüslerini kapatacak şekilde giysinler" dir.süs saç olarak düşünülmüş fakat kadının asıl süsü göğüs bölgesidir, açıkça belirtilmiş zaten. bir de peygamber kadınlarından bahseder, der ki siz farklı giyinin ama günümüzde herkes peygamber kadınlarından beter giyinir. üçüncüsünde "iffetli kadınlar incitilmemek için üst giysilerini üstünüze " der, yani giyinin diyor.

Özgürcan
20-06-2011, 20:33
Türban ve Kara çarşaf zaten arap geleneklerinde vardır, burka özellikle afgan-Irak kültüründedir. Bu kültürün Sümer fahişelerinden gelme gibi bir durumu var...

TUBA
20-06-2011, 20:35
sevgili yanlız

zaten ayette şöyle geçer ,"deki :mümin kadınlara başlarına örttükleri örtüleri alelade arkaya doğru bağlamasınlar ,iki ucunuda önlerine doğru bağlasınlar ki eğildikleri zaman mücevherleri görünmesin" demek oluyorki ,kadınlar sıcaktan korunmak için zaten başlarına örtü örtüyorlarmış şapka niyetine aynı erkekler gibi ,ve sıcaktan çok açık giyiniyorlarmış ve eğildikleri zaman tüm göğüsler görünüyormuş ,bunu engellemek içinde başlara bağlanan örtülerin arkaya doğru değilde öne doğru yani göğüslerikapatacak şekilde bağlanması istenmiş
olay bu kadar basit ,başka anlam çıkartmaya gerek yoktur ,ayet gayet açık ve net

xcan
20-06-2011, 21:01
Tüm dünyada kadınlar denize giriyorlar yazıkki Evrensel din islamın tabuları nedeniyle Denize haşema ile girmek zorunda olan kadınlarımız.Evlerinde küvete mayo ile giren kadınlarımız .Yaşadıkları bu trajikomik duruma tepki verecekleri yerde .Kafayı ambalaj kutusunda taşımak için savaşım veriyorlar üzerinde düşünülmesi gereken husus budurSıcak böldelerde yaşıyan insanlar erkek yada kadın farketmez .Başlarını bir şekilde örter ve haklıdırlar .Dünyayı bilmeyen bir peygamber bunu Allah emrine dönüştürüp yasa haline getirmiş.Kadını kılından tahrik eder görmek zaten akıl dışıdır .Sözün özü böyle bir tabuya tavır alacak olanlar öncelikle bayanlar olmalıdır.Baş örtüsünün ahlak yada ahlakdışılığın bir ölçüsü olmadığı açıktır fakat insanlaşma ve uygarlaşmanın önünde bir sorun olduğu açıktır.Eşitlik ve adalet hisleri ile bağdaşmaz .Kadın kılı kadar erkek kılıda tahrik edici olmalı erkeklerde türban takmalıdır aynı mantıkla.Kısaca fasa fiso üzerinden Allahın kazanılacağını sanmak ve cennete ulaşmak akla zarar birşey

yalnizs
20-06-2011, 21:08
var evet muazzez ilmiye çığ ve yaşar nuri öztürk öyle diyor ayrıca beyaz hoca da diyor. yalnız gelenekler çok kökleşmiş artık gelenekler ibadet ahline gelmişse iş çok zor

yalnizs
20-06-2011, 21:11
sevgili yanlız

zaten ayette şöyle geçer ,"deki :mümin kadınlara başlarına örttükleri örtüleri alelade arkaya doğru bağlamasınlar ,iki ucunuda önlerine doğru bağlasınlar ki eğildikleri zaman mücevherleri görünmesin" demek oluyorki ,kadınlar sıcaktan korunmak için zaten başlarına örtü örtüyorlarmış şapka niyetine aynı erkekler gibi ,ve sıcaktan çok açık giyiniyorlarmış ve eğildikleri zaman tüm göğüsler görünüyormuş ,bunu engellemek içinde başlara bağlanan örtülerin arkaya doğru değilde öne doğru yani göğüslerikapatacak şekilde bağlanması istenmiş
olay bu kadar basit ,başka anlam çıkartmaya gerek yoktur ,ayet gayet açık ve net

hayır tuba o meal anlatımı, ayette başka geçer direkt diyanet sayfasında arayın baş örtüsü filan yazmaz

yalnizs
20-06-2011, 21:15
Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Faaliyetleri Müdürü Ayşe Sucu, Kuran-ı Kerim’de başörtüsü ile ilgili ayette örtünme şekliyle ilgili bir açılım olmadığını söyledi.İslam’da örtünme ile ilgili olarak ’şöyle giyeceksiniz’ diye kesin bir şekil çizilmediğini anlatan Sucu, "Başörtüsü ve giyim coğrafyayla, iklimle, örfle, adetle ilintili bir konudur. Suudi Arabistan’a gittiğinizde yüzünüzü bile açmaktan imtina ediyorsunuz, çünkü o coğrafyada yüzünüzü bile açsanız kendinizi çıplak hissediyorsunuz. İster istemez orada ’neredeyse peçe şart’ diyesim geliyor. O toplum, o coğrafya geleneğini öyle oluşturmuş, ama Pakistan’a bakın, Hindistan’a, Afrika’ya bakın çok yönlü, farklı bir örtünme tarzı ile karşılaşırsınız" dedi.

bu haber de aynı şeyi söylüyor zaten

Mümin Kadınlara da söyle:
** Bakışlarını yere indirsinler,
** Irzlarını/ eteklerini korusunlar
** Süslerini/zinetlerini, görünen kısımlar müstesna açmasınlar. /Kendiliğinden görünenler dışında zinetlerini açmasınlar/
** Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. / Ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar./ buradaki işte baş örtüsü diye yazılan arapçada bir çeşit giysidir elbise gibi

TUBA
20-06-2011, 21:20
hayır tuba o meal anlatımı, ayette başka geçer direkt diyanet sayfasında arayın baş örtüsü filan yazmaz

zaten ben diyanetin mealinden okumuştum ,ve şuan hangi sure ayet hatırlamıyorum ama aynen öyle yazıyordu ,"başlarına örttükleri" diye geçiyordu

jadi
20-06-2011, 23:20
Türban ve Kara çarşaf zaten arap geleneklerinde vardır, burka özellikle afgan-Irak kültüründedir. Bu kültürün Sümer fahişelerinden gelme gibi bir durumu var...

Iyide bundan sanane?

Özgürcan
20-06-2011, 23:32
arapların ve samilerin, araplardan 3000 yıl önce bile türban taktığı biliniyor, ne büyük tesadüf ki araplara gönderilen bir kitapta da bunun devam etmesi gerektiği söylenmiş.! Süpanallah! İBRETLİK...

Dark_Prince
20-06-2011, 23:34
Hımar normal örtü demektir,geleneksel anlamda başörtüsü haline sokulmuş.Ayetlerde vurgü göğüsleredir başın değil göğüslerin örtülmesi emri vardır.Allah'ın herşeyi gibi bu da yanlış anlaşılmış ya da Muhammed Kur'an'a eksik koymuş.

arapların ve samilerin, araplardan 3000 yıl önce bile türban taktığı biliniyor, ne büyük tesadüf ki araplara gönderilen bir kitapta da bunun devam etmesi gerektiği söylenmiş.! Süpanallah! İBRETLİK...

Sümerde de Arabistan'da da aynı amaçla kullanılırdı çarşaf.İki toplum da fahişeler ve cariyelerle normal kadınları ayırmak için kullanmış.

yalnizs
20-06-2011, 23:47
sayın dark prince ben de aynı şeyi söylemiştim:)
hemfikiriz

jadi
20-06-2011, 23:51
Sumerler'de fahiseler ortunurmus bunu anladik peki ayni donem Anadolu ve Avrupa'da falan ne giyermis fahiseler peki?

yalnizs
20-06-2011, 23:57
fahişelere takmış durumdasınız:)
sümerde fahişeler örtünürmüş neden diğer kadınlardan farklılaşmak için ayrıca orada bir de tapınak fahişeleri vardır ki ayrı konu.
o dönemde anadoluda site devlerleri var beylikler gibi. onlar genelde yunan tarzı giyiniyor,

Özgürcan
21-06-2011, 00:04
Size şunu söyleyeyim,
Sümer, Akadlar tarafından istilaya urayınca Sümer kültüründeki eserler, insanların davranış biçimleri Akadlara aktarıldı.
Akadlar, Mısır medeniyeti tarafından istila edildi ve çoğu kültür kaynaşımı sonucu soylu kavramı, alfabe kavramı Sümerlilerden Mısır'a geçti. Yunanlılar da Mısır'ı koloni yaptıktan sonra oradan edindikleri bilgileri Klasik Çağ'a geçmek için kullandılar.

__________________________________________________ __________________________________________________ _

O dönemde Avrupa'da Roma'yı ele alalım, Roma'da variyeler genelde köle olurlardı, köleler, cariye olarak seçilip zengin insanlar tarafından satın alınırlardı. Onun haricinde fahişelik yapıldığı görülmemiş.

Antik yunan medeniyetlerinde askerlerin evlenmesi yasaktı (hoplite). Bu zamanla askerlerin kendi aralarında ilişkiye grmesine neden oldu. Makedonyalı rahipler bunu Makedonya'nın çöküş nedeni olarak görüp güzel kızları zorla fahişe yaptılar ve fahişelik zamanla kutsal bir meslek haline geldi.

Antik anadolu medeniyetlerinde, özellikle Ege bölgesindeki Frigya, İyonya gibi medeniyetlerde fahişelik hiç yoktu ama kadınlar göğüsleri açık gezerlerdi, hatta evlenileceği zaman iri göğüslü, şişman kadınlar tercih edilirdi. Bunu Kibele (Araplar Kıble kelimesini buradan oluşturmuşlardır) tanrıçasının motiflerinde de görebiliriz.
http://www.hafif.org/imaj/Methods/kybele-m.jpg

yalnizs
21-06-2011, 00:18
kibele bereketli toprak anadır. gögüsleri göbeği ile bereketi ve verimliliği anlatan tanrıçadır. birçok meme ile de tasvir edilir.

Özgürcan
21-06-2011, 01:39
Kibele (Yani Kıble), Kâbe için bereketli toprak anlamında kullanılmakta günümüzde. Ama çıkış noktası tanrıça Kibele'dir...

Dark_Prince
21-06-2011, 18:54
sayın dark prince ben de aynı şeyi söylemiştim:)
hemfikiriz

Hımarı ayrıyetten telaffuz edeyim dedim dostum,hemfikiriz :)


Kibele (Yani Kıble), Kâbe için bereketli toprak anlamında kullanılmakta günümüzde. Ama çıkış noktası tanrıça Kibele'dir...

Konumuz değil ama sormadan geçemiyecem.Kıble Kıbele'nin anlamı gibimidir yoksa yol,yön gibi anlamlara mı gelir.İslam'da kıble varmı diye bir araştırma yapmıştım zamanında ve Kıbleye şu anlamları vermişler:

KIBLE:Kaf Ba Lam

ÖNCE, Mekanda, Zamanda, Mertebede, Sıralamada ÖNCELİK,
KABUL ETMEK,
BİR ARAYA GELMİŞ BİRBİRLERİNİ KABUL EDEN TOPLULUK ( Kabile – Hucurat 13)
YÜZYÜZE KARŞI KARŞIYA GELME ( Mukabele – Vakıa 16, Hicr 47 )
ÖN YÜZ, ÖN YÖN, ÖN TARAF (Yusuf’un gömleği ÖN TARAFINDAN yırtıldı – Yusuf 26)

Gibi anlamlara gelir,direk namazda dönülecek yer olarak algılanması doğru değildir.

Bunları görünce Kıbele ile Kıble arasında bağ kurmayı bırakmıştım.Ayrıca Sibel ismi de bu Tanrıça'dan geliyormuş,Fransızca yazılışı Cybelehin imiş ve Türkçe'de Sibel diye okunurmuş.

Sevgilerimle...

Özgürcan
21-06-2011, 19:18
Evet o da doğru,
Sibel de Kıbeleden gelir.
Ben kelime kökü olarak Kıble'nin bir şekilde Kıbele'den türediğine eminim ama.

Dark_Prince
21-06-2011, 19:28
Evet o da doğru,
Sibel de Kıbeleden gelir.
Ben kelime kökü olarak Kıble'nin bir şekilde Kıbele'den türediğine eminim ama.

Elbette türemiş olabilir fakat bence şuanki anlamına bakmamız daha doğru olur.Yani yol,yön anlamına geliyorsa,doğru yol olarakda kullanılabilir,yani Kıblenin İslam'da olması son derece normaldir.

Yani Kıble'den ötürü İslam'la Kıbele arasında Paganik bir balantı kurmanın yanlış olacağı düşüncesindeyim.

Sevgilerimle...

Özgürcan
21-06-2011, 20:21
Şöyle bir bağlantı kurulabilir bence,
Arap Mitolojisinde Vajina kutsaldı
Bunu Kıbele'nin... Pardon Kıble'nin vajinası olan Hacerü'l-Esved'den anlayabiliriz
http://www.google.com.tr/search?tbm=isch&hl=tr&source=hp&biw=1280&bih=856&q=Hacer%C3%BC%27l-Esved&gbv=2&oq=Hacer%C3%BC%27l-Esved&aq=f&aqi=g-s1&aql=&gs_sm=e&gs_upl=2709l2709l0l1l1l0l0l0l0l153l153l0.1l1

http://galeri.uludagsozluk.com/25/kara-ta%C5%9Fa-y%C3%BCz-s%C3%BCr%C3%BCp-putperest-de%C4%9Filim-demek_113882.jpg

Belki de Kıbele adındaki kadınla buradan bağlantılıdır.
Sevgiler..

PS. Bu konu hakkında şu yazıyı yazmıştım
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=24382

Astur
21-06-2011, 21:25
Şu andaki türban konusu ile ne alakası var yalnız bunların?

Özgürcan
21-06-2011, 23:56
ya konu buraya geldi, çorap söküğü gibi..
Önceki yazılanları oku anlayacaksın...

Dark_Prince
22-06-2011, 11:01
Şöyle bir bağlantı kurulabilir bence,
Arap Mitolojisinde Vajina kutsaldı
Bunu Kıbele'nin... Pardon Kıble'nin vajinası olan Hacerü'l-Esved'den anlayabiliriz
http://www.google.com.tr/search?tbm=isch&hl=tr&source=hp&biw=1280&bih=856&q=Hacer%C3%BC%27l-Esved&gbv=2&oq=Hacer%C3%BC%27l-Esved&aq=f&aqi=g-s1&aql=&gs_sm=e&gs_upl=2709l2709l0l1l1l0l0l0l0l153l153l0.1l1

http://galeri.uludagsozluk.com/25/kara-ta%C5%9Fa-y%C3%BCz-s%C3%BCr%C3%BCp-putperest-de%C4%9Filim-demek_113882.jpg

Belki de Kıbele adındaki kadınla buradan bağlantılıdır.
Sevgiler..

PS. Bu konu hakkında şu yazıyı yazmıştım
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=24382

Ben Hacer-ül Esved'in Güneş Tanrıçası Uzza'nın vajinası olduğunu düşünüyorum.Ama sen bunları deyince şöyle bir durum çıktı ortaya ayetlerde Kıble'ye dönün diyor.Müslümanlar Kıble deyince Kabe anlayıp o tarafa döndüklerine göre Kıble ya Kabe ya Hacer-ül Esved ya da doğru yol gibi anlamlara gelmelidir,çünkü bir yere dönme emri var.Yol,yönden çok daha ciddi anlamlara gelmeli.

Acaba Uzza'nın bir adı da Kıble(Kıbele)miydi,tıpkı Allah'ın bir adının da Hubal olması gibi?Geleneksel anlamda Kabe'ye dönmek anlaşıldığı için Kıble'nin Kıbele ile bağlantılı olma ihtimali yüksektir.Ama şu sitelerde Kıble'nin doğru yol anlamına geldiği yazar,bu ise Kıbele'den İslam'a(Allah'a) dönüş reformu olabilir:

http://www.temizfikir.com/?p=246
http://www.istekuran.com/index.php?page=kible

Yazı çok uzun gelirse kendi çalışmamı verebilirim,özeti niteliğindedir.Bence geleneksel anlamda Kabe'ye dönmek ise Kıbele ile bağlantısı çok güçlüdür(bu durumda Kıble Kabe ya da Hacer-ül Esved anlamına gelme zorunluluğundadır ve yüzü Allah'a dönmek gibi birşey olur) fakat refom anlamında bakılırsa doğru yola yani İslam'a,Allah'a dönmek anlamına gelir ve bunda Tanrıça Kıbele ile bağlantı olmaz,İslam'ın özünü anlatır.

Sevgili Astur'un da dediği gibi konu çığırından çıktı,bence bu konu ayrı bir başlıkta tartışılabilecek hatta tartışılması gereken bir konudur.

Özgürcan
22-06-2011, 12:42
Bence kesinlikle öyle,
Muazzez İkmiye Çığ'a göre Orta Doğu, Anadolu ve Mezapotamya'daki tüm tanrılar aslında birbirlerinin varyasyonlarıdır. Hepsinin de kökeni Sümerdir...

Ya çok mantıklı aslında gerçekten de... Bence Uzza'ya Anadolu'da Kıbele deniliyordu...

Dark_Prince
22-06-2011, 17:10
Bakara:150=Nerede bulunursan bulun, yüzünü Mescid-i Harâm'a çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin de insanlar, aleyhinizde bir itirazda bulunamasınlar, ama haksızlık edenler ve zulümde bulunanlar başka. Siz korkmayın onlardan, benden korkun da hem size verdiğim nîmetimi tamamlayayım, hem de bu sûretle hidâyete erişin.

Sanırım Kıble Mescid-i Haram anlamında kullanılmış Kur'an'da.Geleneksel anlamda Kıbleye dönmek demek Güneş Tapınağı Kabe'ye dolayısıyla Güneş Tanrıçası Uzza'nın vajinası Hacer-ül Esved'e dönmek manasına gelir.Ama modern anlam daha mantıklı geliyor bana ayet ''nerede olursanız olun yüzünüzü o tarafa çevirin'' diyor.Sadece namazda değil ''nerede olursanız olun'' diyor.Modern anlamcılar(reformcular) bunun yüzünden Mescid-i Haram'a İslam'ın sembolü,yüzü ona dönmenin de hep İslam'a göre hareket etmek anlamında olduğunu söylüyorlar.

Bu durumda sanırım iş yoruma kalıyor,Müslüman biri Kıbele'yi kabul etmeyeceğinden yukarıdaki anlama uyacaktır fakat biz rahatlıkla Kıbele'ye(Uzza) yorabiliriz bunu.Çünkü Kara Taş'ın bir put olduğu,Uzza'nın vajinası olduğu,üzerinde ritüeller yapıldığı ve Muhammed'in Kabe'deki 360 puta karşın Kara Taş'a dokunmadığı biliniyor.

Yani Kıble Kıbele olabilir,Uzza'nın diğer bir adı olma ihtimali yüksektir.Kıble'ye dönmek Kıbele'ye(Uzza) dönmek olabilir ve bu durumda Müslümanların Kıblesi Güneş de olabilir.

Özgürcan
22-06-2011, 17:27
Evet, çok iyi yazdın kesinlikle öyle...