sodomo--
25-07-2006, 10:09
1. Boğayı Arayış
Bu dünya çayırında, diz boyunca otları bir yana itiyorum, boğayı arıyorum.
Bilinmedik ırmakları izliyor, birbirine girmiş dağ yollarında yitiyorum.
Kalmıyor artık gücüm, çıkıyor nasıl canım, boğayı bulamadım;
Geceleyin ormanda işitiyorum anca çekirgelerin cırcırcırlarını.
Yorum: Boğa yitirilmiştir. Var mı gereği bu arayışın? Kendi gerçek özümden koptum diyedir, onu bulamayışım. Duyu karmaşasında izini bulmak bile güç! Yuvamdan uzaklarda dört yolun ağzındayım; hangisi doğru yoldur? Bunu nasıl bileyim? Açgözlülükle korku, iyi kötü ayrımı, dolaş-dolaş bağlıyor ayağımı.
2. Ayak İzlerini Bulgulayış
Ağaçların altındaki ırmak-sığı boyunca, görüyorum sonunda ayak izlerini!
Burcu burcu çimenlerin dibindeki izlerini gördüm ya!
Öte dağlar koynunda bulunur bunlar anca...
Göğe bakınca nasıl görürsek burnumuzu
Durup durur bu izler önümüzde, öylece!
Yorum: Öğretiyi anlayınca, boğanın ayak izlerini görüveriyorum. Öğreniyorum ki, metalden nasıl kap kacak üretilirse, kişi de özünün dokusundan sayısız varlıklar türetebilir. Ayırt etmezsem eğer, sezemem ki gerçek olanla olmayanı! Daha geçitten geçmedim, ama buldum giriş yolunu.
3. Boğayı Seziş
Bülbülün şarkısını duymaktayım.
Ilık, güneş; tatlı, bir yel; yeşil, kıyıdaki sıra sıra söğütler;
Boğa burada nasıl saklanabilir?
Hangi çizer o dev başı, görkemli boynuzları... çizebilir?
Yorum: Sesi duyan, kaynağını da farkeder. Altı duyu ‘bir’ olunca, geçtin demektir geçitten. Nereye girersen gir, boğanın başını görürsün. Denizdeki tuz, boyadaki renk gibidir bu birlik. Özden ayrı en ufacık şey var mı?
4. Boğayı Tutuş
Yaman savaşımdır, boğayı yakalayış.
Ne tükenmez inadı, gücü varmış!
Fırlar gider sisler öte, yüksek yaylak yerine.
Ya da inilmez uçurumların ta dibine.
Yorum: Uzun süredir ormanda yaşıyordu. Ama bugün, bak, yakaladım onu! Çevresindeki güzelliklere tutkunluğu, yolundan saptırır onu bir ara. Daha tatlı, daha gür çimenler özlemiyle dolaşır avare... İnatçı mı inatçı, azgın mı azgındır daha henüz doğası. Boyun eğdirmek için kırbaç kullanmalıyım.
5. Boğayı Uysallaştırış
Gerek vardır hem ipe, hem kırbaca,
Sapar tozlu yollara, bir başıboş kalınca.
İyi yetiştirirsen olur yumuşak başlı,
Kösteksiz, bukağısız, izler sığırtmacını.
Yorum: Bir düşünce çıkınca, arkası sökün eder. İlk düşünce aydınlanmanın ürünüyse, ardından gelenler de gerçeği yansıtırlar. Gerçeğe dayanmayan kuruntular, her şeyi yalana dolana boğar. Nesnellik değildir, kuruntuların kökeni; öznellikten türer bunların hepsi. Burnundaki halkayı sıkı sıkıya tutun; kuşku, işkil, ne varsa... unutun
6. Boğa Sırtında Eve Dönüş
Atlamışım boğama, tıpış tıpış dönüyorum artık yuvama.
Ney’im ise sesleniyor akşama.
Yüreğim eşliğinde vuruyor ellerim de,
Yönetirken bitmeyen senfonimi.
Tutuyorlar aynı yolu, işitenler ezgimi.
Yorum: Bu savaşım bitti, ne kazandık, ne yitirdikse özümsendi. Oduncunun türküsünü, çocuk şarkılarını çalıyor söylüyorum. Boğama binmiş gidiyor, gökteki bulutları gözlüyorum. Gidişim hep ileri, kim geriye çağırırsa çağırsın beni.
7. Boğayı Aşış
Boğanın sırtında, yuvama ulaşırım.
Dinginim.
Boğa da artık dinlensin!
Gün ağarır, mutlu dinginlik içinde saz damımda.
Yoktur artık gereksinmem ne ipe, ne kırbaca.
Yorum: Her şey, ‘iki’ değil, ‘bir’ yasaya bağlıdır. Geçici bir araçtı boğa. Tavşanla tuzağın, balıkla ağın ilişkisi gibi... Altınla cüruf gibi, ya da ayın buluttan çıkması gibi... Duru ışık dosdoğru ilerler yolunda sonsuz zaman boyunca.
8. Hem Boğayı Hem de Kendini Aşış
Kırbaç, ip, insan, boğa – tümü yiter ‘Yokluk’ta.
Bu evren öyle ulu; bozulmaz ne yapılsa.
N’apar bir kar tanesi dev yangın karşısında?
Böyledir işte izi pirlerin, derim sana.
Yorum: Bayağılık yitmiştir. Sınırlılığı zihnin, bitmiştir. Aydınlanma durumunu arıyor da değilim. Ama aydınlanmasız yerlerde de bulunmam. Her iki konumda da bulunmadığım için, gözlerden ırağımdır. Yüzlerce kuş yolumu çiçekle döşese, anlamsız gelir bana böylesine bir övgü.
9. Kaynağa Varış
Köke ve kaynağa dönmek için
Onca dağla tepeyi aşa aşa gelmişiz.
Keşke işin başında kör olsaydım, sağır da!
Yuvamda kalıp görmez olaydım ne var dışta!
Otursaydım sakin akan bir ırmağın başında,
Çiçekler arasında...
Yorum: Daha ta ilk başından gerçeklik apaçıktır. Sessizlik içinde dengeli, bütünleşmeyle dağılma biçimlerini gözlüyorum. ‘Biçim’e bağlanmayan kişi, düzeltimi ne yapsın? Sular zümrüt, dağlar mor; iyice görüyorum ne bozar, ne yapıcı.
10. Yeryüzünde
Yalınayak, bağrım açık, insanlarla haşır neşir,
Yırtık çulum, tozlu yolda ne mutluyum!
Büyü müyü değil beni böyle uzun yaşatan;
Neye baksam diri diri, ağaçlar da taşlar da!
Yorum: Geçitten geçtim artık. Bilmez beni bilge milge. Bahçemdeki güzelliği göremiyor hiç kimse. Pirlerin izlerinden yürümek de niye, niye? Testiyle gider pazar yerine, sonra elimde asa dönerim evceğizime. Dolaşırım, kime bir bakış atsam, aydınlığa katarım
Bu dünya çayırında, diz boyunca otları bir yana itiyorum, boğayı arıyorum.
Bilinmedik ırmakları izliyor, birbirine girmiş dağ yollarında yitiyorum.
Kalmıyor artık gücüm, çıkıyor nasıl canım, boğayı bulamadım;
Geceleyin ormanda işitiyorum anca çekirgelerin cırcırcırlarını.
Yorum: Boğa yitirilmiştir. Var mı gereği bu arayışın? Kendi gerçek özümden koptum diyedir, onu bulamayışım. Duyu karmaşasında izini bulmak bile güç! Yuvamdan uzaklarda dört yolun ağzındayım; hangisi doğru yoldur? Bunu nasıl bileyim? Açgözlülükle korku, iyi kötü ayrımı, dolaş-dolaş bağlıyor ayağımı.
2. Ayak İzlerini Bulgulayış
Ağaçların altındaki ırmak-sığı boyunca, görüyorum sonunda ayak izlerini!
Burcu burcu çimenlerin dibindeki izlerini gördüm ya!
Öte dağlar koynunda bulunur bunlar anca...
Göğe bakınca nasıl görürsek burnumuzu
Durup durur bu izler önümüzde, öylece!
Yorum: Öğretiyi anlayınca, boğanın ayak izlerini görüveriyorum. Öğreniyorum ki, metalden nasıl kap kacak üretilirse, kişi de özünün dokusundan sayısız varlıklar türetebilir. Ayırt etmezsem eğer, sezemem ki gerçek olanla olmayanı! Daha geçitten geçmedim, ama buldum giriş yolunu.
3. Boğayı Seziş
Bülbülün şarkısını duymaktayım.
Ilık, güneş; tatlı, bir yel; yeşil, kıyıdaki sıra sıra söğütler;
Boğa burada nasıl saklanabilir?
Hangi çizer o dev başı, görkemli boynuzları... çizebilir?
Yorum: Sesi duyan, kaynağını da farkeder. Altı duyu ‘bir’ olunca, geçtin demektir geçitten. Nereye girersen gir, boğanın başını görürsün. Denizdeki tuz, boyadaki renk gibidir bu birlik. Özden ayrı en ufacık şey var mı?
4. Boğayı Tutuş
Yaman savaşımdır, boğayı yakalayış.
Ne tükenmez inadı, gücü varmış!
Fırlar gider sisler öte, yüksek yaylak yerine.
Ya da inilmez uçurumların ta dibine.
Yorum: Uzun süredir ormanda yaşıyordu. Ama bugün, bak, yakaladım onu! Çevresindeki güzelliklere tutkunluğu, yolundan saptırır onu bir ara. Daha tatlı, daha gür çimenler özlemiyle dolaşır avare... İnatçı mı inatçı, azgın mı azgındır daha henüz doğası. Boyun eğdirmek için kırbaç kullanmalıyım.
5. Boğayı Uysallaştırış
Gerek vardır hem ipe, hem kırbaca,
Sapar tozlu yollara, bir başıboş kalınca.
İyi yetiştirirsen olur yumuşak başlı,
Kösteksiz, bukağısız, izler sığırtmacını.
Yorum: Bir düşünce çıkınca, arkası sökün eder. İlk düşünce aydınlanmanın ürünüyse, ardından gelenler de gerçeği yansıtırlar. Gerçeğe dayanmayan kuruntular, her şeyi yalana dolana boğar. Nesnellik değildir, kuruntuların kökeni; öznellikten türer bunların hepsi. Burnundaki halkayı sıkı sıkıya tutun; kuşku, işkil, ne varsa... unutun
6. Boğa Sırtında Eve Dönüş
Atlamışım boğama, tıpış tıpış dönüyorum artık yuvama.
Ney’im ise sesleniyor akşama.
Yüreğim eşliğinde vuruyor ellerim de,
Yönetirken bitmeyen senfonimi.
Tutuyorlar aynı yolu, işitenler ezgimi.
Yorum: Bu savaşım bitti, ne kazandık, ne yitirdikse özümsendi. Oduncunun türküsünü, çocuk şarkılarını çalıyor söylüyorum. Boğama binmiş gidiyor, gökteki bulutları gözlüyorum. Gidişim hep ileri, kim geriye çağırırsa çağırsın beni.
7. Boğayı Aşış
Boğanın sırtında, yuvama ulaşırım.
Dinginim.
Boğa da artık dinlensin!
Gün ağarır, mutlu dinginlik içinde saz damımda.
Yoktur artık gereksinmem ne ipe, ne kırbaca.
Yorum: Her şey, ‘iki’ değil, ‘bir’ yasaya bağlıdır. Geçici bir araçtı boğa. Tavşanla tuzağın, balıkla ağın ilişkisi gibi... Altınla cüruf gibi, ya da ayın buluttan çıkması gibi... Duru ışık dosdoğru ilerler yolunda sonsuz zaman boyunca.
8. Hem Boğayı Hem de Kendini Aşış
Kırbaç, ip, insan, boğa – tümü yiter ‘Yokluk’ta.
Bu evren öyle ulu; bozulmaz ne yapılsa.
N’apar bir kar tanesi dev yangın karşısında?
Böyledir işte izi pirlerin, derim sana.
Yorum: Bayağılık yitmiştir. Sınırlılığı zihnin, bitmiştir. Aydınlanma durumunu arıyor da değilim. Ama aydınlanmasız yerlerde de bulunmam. Her iki konumda da bulunmadığım için, gözlerden ırağımdır. Yüzlerce kuş yolumu çiçekle döşese, anlamsız gelir bana böylesine bir övgü.
9. Kaynağa Varış
Köke ve kaynağa dönmek için
Onca dağla tepeyi aşa aşa gelmişiz.
Keşke işin başında kör olsaydım, sağır da!
Yuvamda kalıp görmez olaydım ne var dışta!
Otursaydım sakin akan bir ırmağın başında,
Çiçekler arasında...
Yorum: Daha ta ilk başından gerçeklik apaçıktır. Sessizlik içinde dengeli, bütünleşmeyle dağılma biçimlerini gözlüyorum. ‘Biçim’e bağlanmayan kişi, düzeltimi ne yapsın? Sular zümrüt, dağlar mor; iyice görüyorum ne bozar, ne yapıcı.
10. Yeryüzünde
Yalınayak, bağrım açık, insanlarla haşır neşir,
Yırtık çulum, tozlu yolda ne mutluyum!
Büyü müyü değil beni böyle uzun yaşatan;
Neye baksam diri diri, ağaçlar da taşlar da!
Yorum: Geçitten geçtim artık. Bilmez beni bilge milge. Bahçemdeki güzelliği göremiyor hiç kimse. Pirlerin izlerinden yürümek de niye, niye? Testiyle gider pazar yerine, sonra elimde asa dönerim evceğizime. Dolaşırım, kime bir bakış atsam, aydınlığa katarım