PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ateizmde mutlak varlık inancı nedir: Ezeli olan madde midir yoksa Tanrı mı?


Sayfa : [1] 2

limit
09-06-2011, 13:22
Ateizm de mutlak varlık inancı nedir ?
Bütün bu düzenin var olabilmesi için varlığı kendinden olan bir yaratıcıya ihtiyaç vardır ateizm bu noktada varlığı kendin olan "şey" olarak neyi görmektedir?
Kısacası mutlak varlık inancınız nedir ? Mutlak varlığa olan gereksinimi ne şekilde karşılıyor mantığınız
evrenin başlangıcı neydi ?

TUBA
09-06-2011, 14:09
mutlak varlık kavramı ateizm de yoktur

maddenin başlangıcı büyük patlşamadan sonra çıkmıştır
büyük patlama öncesine dair şuan kesin bir bilgi elde edilememiştir
ama evrenimizin bir karadelikten oluşma olasılığı oldukça yüksektir

büyük patlama ile enerji açığa çıkmıştır daha sonra madde boyutuna doğru yol izlemiştir

limit
09-06-2011, 14:12
mutlak varlık kavramı ateizm de yoktur

maddenin başlangıcı büyük patlşamadan sonra çıkmıştır
büyük patlama öncesine dair şuan kesin bir bilgi elde edilememiştir
ama evrenimizin bir karadelikten oluşma olasılığı oldukça yüksektir

büyük patlama ile enerji açığa çıkmıştır daha sonra madde boyutuna doğru yol izlemiştir
büyük patlamayı oluşturan madde sizin mutlak varlığınız olmalı çünkü kendi bedeni kendiliğinden vardır yani sizin tanrınız bu patlamayı oluşturan maddedir doğrumu ?

limit
09-06-2011, 14:14
mutlak varlığın olmaması gibi bir şey düşünülemez sebeblerin başladığı bir nokta olmalı !!
neden sonuç ilişkisi sonsuza dek süremez bir başlangıç olmalı

istatistik
09-06-2011, 14:16
büyük patlamayı oluşturan madde sizin mutlak varlığınız olmalı çünkü kendi bedeni kendiliğinden vardır yani sizin tanrınız bu patlamayı oluşturan maddedir doğrumu ?

Tanrı derken? sizin konudan pek haberiniz yok galiba. tanrı sizin inancınızda vardır. Big Bang evrenin oluşumunu açıklayan bir teoridir. Bunun dışında sicim teorisi gibi farklı teoriler de vardır. Eldeki veriler ile kesin bir sonuç henüz elde edilememiştir. Ancak her teoriyi destekleyen bilimsel veriler ve bulgular vardır. Daha detay isterseniz konuyla ilgili pek çok site var gidip araştırabilirsiniz.

Bunun aksine, sizin tanrınızı kanıtlayan herhangi bir bilimsel veri ya da gözlem yoktur. Sadece var diye yazan bir miktar kutsal olduğu iddia edilen kitaplar vardır. Bunlar ise mükemmel bir tanrıya dayanak oluşturamayacak kadar hatalıdır.

TUBA
09-06-2011, 14:18
belki doğru belki yanlış ama şunu hatırlatırım bilimadamlarının çoğu ateisttir ve evrenin başlaması için tanrıya ihtiyaç olmadığını savunurlar

senin bu mantığınla gidersek "allah veya tanrı nasıl oluştu" sorusu sorulabilir

sizler ne zaman bu soruya cevap verirseniz ateistlerde sizlere o zaman cevap verirler

xcan
09-06-2011, 14:19
Mekanda sonsuz olabilen evren zamanda sonsuz olamaz
Kimin teorisi
limit teorisi .Müşrikleri öldürün Ateistlerde müşrik kimin suresi Limit suresi Vahiy alan limit Doktorunuz ne diyo bu duruma

limit
09-06-2011, 14:26
belki doğru belki yanlış ama şunu hatırlatırım bilimadamlarının çoğu ateisttir ve evrenin başlaması için tanrıya ihtiyaç olmadığını savunurlar

senin bu mantığınla gidersek "allah veya tanrı nasıl oluştu" sorusu sorulabilir

sizler ne zaman bu soruya cevap verirseniz ateistlerde sizlere o zaman cevap verirler
Evet Bizler Allah oluştu dediğimiz zaman artık O nu mutlak varlık olarak görmüyoruz O nu yaratılmış olarak görüyoruz demktir Oysaki sebebpler zincirini kıracak varlığı sonsuz ilişkiden kurtaracak bir mutlak varlığa ihtiyacımız vardır. siz bazı bilim adamları ateist diye mi ateist oldunuz oysaki bir çok bilim adamıda inançlıdır. mesele şu ister bilim adamı olun isterseniz çoban olun sebeblerin tek sebebi olacak bir mutlak varlığa ihtiyacınızın olduğudur. sebebpler sonsuza kadar gidemeyeceğinden sonsuz olan bir mutlak varlık olmalı değil mi?

sizin mutlak varlığınız nedir?

limit
09-06-2011, 14:28
Tanrı derken? sizin konudan pek haberiniz yok galiba. tanrı sizin inancınızda vardır. Big Bang evrenin oluşumunu açıklayan bir teoridir. Bunun dışında sicim teorisi gibi farklı teoriler de vardır. Eldeki veriler ile kesin bir sonuç henüz elde edilememiştir. Ancak her teoriyi destekleyen bilimsel veriler ve bulgular vardır. Daha detay isterseniz konuyla ilgili pek çok site var gidip araştırabilirsiniz.

Bunun aksine, sizin tanrınızı kanıtlayan herhangi bir bilimsel veri ya da gözlem yoktur. Sadece var diye yazan bir miktar kutsal olduğu iddia edilen kitaplar vardır. Bunlar ise mükemmel bir tanrıya dayanak oluşturamayacak kadar hatalıdır.


bana mutlak varlığınızı söyleyin size ateizmin bir din olduğunu kanıtlıyayım

istatistik
09-06-2011, 14:28
sizin mutlak varlığınız nedir?

Bira mayası.

TUBA
09-06-2011, 14:32
kardeşim ben kuranı okuduktan sonra ve birsürü gerizekalıca zırvalarından sonra dinsiz oldum ,

benim hayatımda adam öldürmek olamaz ,savaş yanlısı olmak olamaz ,kadınları mal görmek olamaz ,düşman gibi görmek olamaz ,kölelik olamaz vs vs

en önemliside 7.yy dan kalma kör zihniyet hiç olamaz

limit
09-06-2011, 14:32
Mekanda sonsuz olabilen evren zamanda sonsuz olamaz
Kimin teorisi
limit teorisi .Müşrikleri öldürün Ateistlerde müşrik kimin suresi Limit suresi Vahiy alan limit Doktorunuz ne diyo bu duruma
sebebpler sonsuza kadar gidiyor mu başlangıç sebebiniz nedir her şeyin sebeplerle var olduğu evren kendi varlığını nasıl olmuşta kendinden kılabilmiştir size evrenden mesaj geliyor galiba ne de olsa varlığı kendinden

limit
09-06-2011, 14:35
kardeşim ben kuranı okuduktan sonra ve birsürü gerizekalıca zırvalarından sonra dinsiz oldum ,

benim hayatımda adam öldürmek olamaz ,savaş yanlısı olmak olamaz ,kadınları mal görmek olamaz ,düşman gibi görmek olamaz ,kölelik olamaz vs vs

en önemliside 7.yy dan kalma kör zihniyet hiç olamaz

olabilir müslüman ol diyen mi var :nono: ama ateizmin bir puta tapış yani sebeplere tapınma olduğunu bil sebebiniz hangi molekül hangi atom hangi patlamaysa ona tapındığını bil

TUBA
09-06-2011, 14:36
hiçbir ateist in birşeye tapmaya ihtiyacı yok olsaydı zaten adı A-TEİST olmazdı

limit
09-06-2011, 14:38
Bira mayası.
ilan ediyorum tanrınızı bira mayası.

evrenin başlangıcı bira maaysıdır varlık ondan südur etmiştir ve ateizmin tanrısı bira mayasıdır çünkü her şeyin ondan meydana geldiğine inanıyorlar o halde ateizm bira mayasına tapan bir dindir ama kuralları kanunları yoktur temelinde anarşizm vardır

limit
09-06-2011, 14:41
hiçbir ateist in birşeye tapmaya ihtiyacı yok olsaydı zaten adı A-TEİST olmazdı
her insan mutlak varlığına tapınır siz bu konu üzerinde hiç düşünmediğiniz için ve dinsel ritüel kabul etmediğiniz için bir mutlak varlığa olan ihtiyacı bilmediğiniz için ateizmin bir tanrıya ihtiyacı olmadığını söylüyorsunuz...

istatistik
09-06-2011, 14:42
Evren, BOB isimli uzaylının, fazla salladığı bira kutusunu açarken patlatması sonucu oluşmuştur. Tanrı BOB'un oğludur. Muhammed de torunu.

Sorduğunuz saçma soruya aynı ölçüde saçma bir cevap yakışır diye düşünerek bunu yazdım.

Kendi teist inancınızdaki tapınma ihtiyacı, ateist düşüncede yoktur. Bu nedenle de ateizm bir din değildir. Bunu idrak edememeniz ateizmi din yapmaz.

Evrenin oluşumunda mutlak bir madde var mı yok mu bunu bilmiyorum. Henüz bunu açıklayan bir bilimsel veri elde yok.

Daha önce de bahsedildi ama işinize gelmediği için kıvırıyorsunuz. Öncelikle kendi tanrınızın kaynağını açıklamanız gerekir. O doğmamıştır ya da doğurmamıştır. Her zaman vardı ve var olacak türü basma kalıp sözleriniz hiç bir şeyi kanıtlamaz. Tanrınız, kendisini bize göstererek kanıtlamadığına göre, sizin tanrıdan geldi dediğiniz kitaba bakarak onun aslında varolmadığını kanıtlamak pekala mümkündür. Bunu da forum içerisinde pek çok başlıkta sizlere sunulan çelişkilerden görebilirsiniz. İlla ki özet isterseniz;

Kutsal denilen bir kitapta pedofili, şiddet, adaletsizlik ve eşitsizlik olmaması gerekir. ancak sizin kuran dediğiniz kitaba bakıldığında hepsinde bir miktar olduğu rahatlıkla görülür.

Romantikomunist
09-06-2011, 14:52
... ama ateizmin bir puta tapış yani sebeplere tapınma olduğunu bil sebebiniz hangi molekül hangi atom hangi patlamaysa ona tapındığını bil


İlle de bir şeylere tapınma ihtiyacı duyacaksak şayet; dürüstlüğe, insanlığa, barış ve adalete, kavgasız, zulümsüz bir hayat yaşama kurallarına tapınırız. İlle de bir şeylere tapının diyorsanız, bunlara tapınırız biz. Neyin peşindesin anlayamadım limitsiz. Limitini doldurma bence daha fazla :)

limit
09-06-2011, 14:54
Evren, BOB isimli uzaylının, fazla salladığı bira kutusunu açarken patlatması sonucu oluşmuştur. Tanrı BOB'un oğludur. Muhammed de torunu.

Sorduğunuz saçma soruya aynı ölçüde saçma bir cevap yakışır diye düşünerek bunu yazdım.

Kendi teist inancınızdaki tapınma ihtiyacı, ateist düşüncede yoktur. Bu nedenle de ateizm bir din değildir. Bunu idrak edememeniz ateizmi din yapmaz.

Evrenin oluşumunda mutlak bir madde var mı yok mu bunu bilmiyorum. Henüz bunu açıklayan bir bilimsel veri elde yok.

Daha önce de bahsedildi ama işinize gelmediği için kıvırıyorsunuz. Öncelikle kendi tanrınızın kaynağını açıklamanız gerekir. O doğmamıştır ya da doğurmamıştır. Her zaman vardı ve var olacak türü basma kalıp sözleriniz hiç bir şeyi kanıtlamaz. Tanrınız, kendisini bize göstererek kanıtlamadığına göre, sizin tanrıdan geldi dediğiniz kitaba bakarak onun aslında varolmadığını kanıtlamak pekala mümkündür. Bunu da forum içerisinde pek çok başlıkta sizlere sunulan çelişkilerden görebilirsiniz. İlla ki özet isterseniz;

Kutsal denilen bir kitapta pedofili, şiddet, adaletsizlik ve eşitsizlik olmaması gerekir. ancak sizin kuran dediğiniz kitaba bakıldığında hepsinde bir miktar olduğu rahatlıkla görülür.


sebepler sonsuza dek gidemeyeceğine göre varlığı kendinden olan bir sebebe ihtiyacınız var eğer bu varlığı kendinden olan bir atomsa siz atoma tapıyorsunuz demektir

Algılayamadığınız bir nokta var bizim Tanrımız olan ALlah varlığı kendindendir ve sonsuzdur bu sonsuzluk içinde sebepleri yaratmıştır ve biz O na taparız
sizinde bir mutlak varlığınız var olmak zorunda bilim bunu bulamamış deyip kenara çekilemezsiniz zira bilim Tanrıyı bulamaz ama aklı olan idrak ederki VARLIĞI KENDİNDEN OLAN İLK SEBEBİN YARATICISI BİR SEBEP (MÜSEBBİBÜL ESBAP) VARDIR.

inanç kavramına o kadar düşmansınız ki ne söylemek istediğimi size ne sorduğumu bile anlamıyorsunuz.
siz islama inanmayabilirsiniz Kuranı kabul etmeyebilirsiniz ama mantık olarak bir mutlak varlığa olan ihtiyaca karşı çıkamazsınız...

ironrose
09-06-2011, 14:55
Ateizm de mutlak varlık inancı nedir ?
Bütün bu düzenin var olabilmesi için varlığı kendinden olan bir yaratıcıya ihtiyaç vardır ateizm bu noktada varlığı kendin olan "şey" olarak neyi görmektedir?
Kısacası mutlak varlık inancınız nedir ? Mutlak varlığa olan gereksinimi ne şekilde karşılıyor mantığınız
evrenin başlangıcı neydi ?

Çelişkiye bak bir varlığın tek başına olması mümkün değildir onu yaratan bir sebep olmalıdır. Ahanda bu sebep yaratıcıdır diyorsun. Bir de ön kabulün var tabi bu yaratıcı kendiliğinden olabilmeli. Ne kadar zekice di mi.
Hiç bir şey evren gibi bir şey, insan gibi bir şey kendinden var olamaz ama yüce kusursuz bir yaratıcı kendinden var olabilir.


Evrenin bir sebebi var edeni olmalı mıdır? Her şeyin bir sebebi olmalı mıdır Bu sebep var eden bir zeka sahibi olmalı mıdır? Evreni var eden bu ulu varlık muhammedin cinsel hayatını düzenlemeli midir?

Bu varlık varsa ve zeki ise 1400 sene önce yaşayan arabın yaptığı ottan bottan işler onu ilgilendirmeli midir?

Bu evrende bir kum tanesi bile olamayacak bir güneş sistemindeki elin arabı niye bu kadar önemlidir.

El cevap


Edit : Mantığını kurduğun zemini sonuca varırken niye kullanmıyorsun. Mantığının temeli : hiç bir şey kendinden var olamaz. Sonucu : Kendinden ulu bir yaratıcı olmalı ki ...... diye gidemez.

limit
09-06-2011, 14:56
İlle de bir şeylere tapınma ihtiyacı duyacaksak şayet; dürüstlüğe, insanlığa, barış ve adalete, kavgasız, zulümsüz bir hayat yaşama kurallarına tapınırız. İlle de bir şeylere tapının diyorsanız, bunlara tapınırız biz. Neyin peşindesin anlayamadım limitsiz. Limitini doldurma bence daha fazla :)
sen önce mutlak varlık nedir neden ihtiyaç vardır onu anla
Adalet,dürüstlük,barış insanlık gibi şeylerin mutlak varlık olamayacağını bil...

limit
09-06-2011, 15:13
Çelişkiye bak bir varlığın tek başına olması mümkün değildir onu yaratan bir sebep olmalıdır. Ahanda bu sebep yaratıcıdır diyorsun. Bir de ön kabulün var tabi bu yaratıcı kendiliğinden olabilmeli. Ne kadar zekice di mi. Hiç bir şey evren gibi bir şey, insan gibi bir şey kendinden var olamaz ama yüce kusursuz bir yaratıcı kendinden var olabilir. Evrenin bir sebebi var edeni olmalı mıdır? Her şeyin bir sebebi olmalı mıdır Bu sebep var eden bir zeka sahibi olmalı mıdır? Evreni var eden bu ulu varlık muhammedin cinsel hayatını düzenlemeli midir? Bu varlık varsa ve zeki ise 1400 sene önce yaşayan arabın yaptığı ottan bottan işler onu ilgilendirmeli midir? Bu evrende bir kum tanesi bile olamayacak bir güneş sistemindeki elin arabı niye bu kadar önemlidir. El cevap Edit : Mantığını kurduğun zemini sonuca varırken niye kullanmıyorsun. Mantığının temeli : hiç bir şey kendinden var olamaz. Sonucu : Kendinden ulu bir yaratıcı olmalı ki ...... diye gidemez. doğaya bak evrene bak her şeyin bir sebebi vardır size tanrı moleküller versem desem ki bu moleküllerin bir sebebi yoktur varlığı kendindendir o zaman bu moleküller sizin tanrınız olacaktır çünkü varlığı kendindendir ve tüm evren ondan südur etmiştir...ateizm o zaman o moleküle tapan bir din değil midir ? Muhammed (s.a.v) konusuna gelince sen kendini dev aynasında seyreden kendini beğenmiş İslama hakareti bir beceri sayan kendini bilmez birisin.. Amacınız üzüm yemek olsun bağcıyı dövmek değil !! evet hiç bir şey sebepsiz olamaz taki sebebi kendinden olan birine kadar Yani size görede varlığın bir başlangıcı olmalı big bang den öncesi olmalı sebepler sonsuza kadar gidemeyeceğine göre bir müsebbibül esbep olmalı bu sebeplerin başlangıcı olan ilk sebep nedir sizin için ?

Subat
09-06-2011, 16:06
İki gün sonrasını düşünemiyorum...
Limit, elinde silah, "sizin mutlak varlığınız nedir ulan?" diye soracak gibi hissediyorum...
Kendi kuramsal düşünceni neden tek doğru düşünce diye lanse ediyorsun? Yukarıdaki yazılarda bu düşünce sistematiğinin yanlışlığı gösterilmiş ama sen ısrarla kabul etmiyorsun. Spartacus hocam gelse de "mutlak nedir, ne değildir" sana bi anlatıverse :)

istatistik
09-06-2011, 16:08
Sizin anlayamadığınız olay tapmak, secde etmek gibi eylemlerin sizin teist inancınızın bir parçası olması. Evrenin kaynağı olarak bir madde bulunsa ya da öne sürülse bu hiç bir ateistin bu maddeye tapınmasını gerektirmez. Eğer siz benim yani bir ateistin maddeye taptığını iddia ederseniz aptallık etmiş olursunuz. Eğer bir şeye tapma ihtiyacı duysaydım zaten teist inançtan ve onun saçma dinlerinden vazgeçmezdim.

Big Bangin öncesinde ne olduğu araştırılır çözülür ya da çözülemez. Bu farklı bir konu. Ancak sizde olduğu gibi, daha adaleti ve eşitliği sağlayamamış aciz bir kutsal varlık bunu yaptı demek meseleyi çözmez. Daha da kötü hale getirir.

Muhammed konusuna gelecek olursa. Kendisi daha çocuk yaşta denilecek kızları kendisine eş olarak seçmiş bir adam. Böyle bir kişiye saygı duymak ya da onu üstün görmek mantıksızdır. Cünkü cinsel dürtülerinin esiri olmuş bir kişidir kendisi. Sadece bu da değil kendi evlatlığının eşini kendine almakta bir sakınca görmemiş bunu da kutsal dediği hayali varlığın iznine bağlamıştır. Yani sizin o sevgili muhammediniz, saldığı korku ve buna bağlı saygı ile kendisine çıkar sağlamıştır.

spartacus
09-06-2011, 16:09
İlk sebep diye bir şey yoktur... Zamana da şu evrene de ilk sebep biçme işi(ortaçağ posası) sanırım 21. yüzyılda aşılacaktır...

İlk sebep Allah olursa o halde oda sebepli olmak zorundadır. Bu tarz kurgusal düşünceler sadece kurguyu yapanları bağlıyor oysa... İnançla, inanmakla ifade edilecek bir şey değil bunlar.

İlk dediğiniz de, son dediğinizde birlikdedirler, ayırdığınız anda böyle çarpık fikirler geliştirmek zorunda kalırsınız.. Peki bu nasıl olur, ilk de sonda birlikdedirler diye düşünüldüğü zaman onunda yanıtı politik zırvalarla çaptan düşürülmüş diyalektiği anlamakdan geçiyor.

Siz hala kafanızda bir zaman çizgisi çizin, sonrada ardışık bir biçimde tüm evreni, tüm her şeyi o çizginin üzerinde oynatmaya devam edin ve tabi birde ilk sebep diye bir yaratan oluşturun. Sizlerin kurgusu böyle diye, neden nesnel de, evrende size uysun ki?

Dün de, bu günde, yarında birliktedirler, bu gün dündür, dünde yarın.. Yok öyle bir ilk sebep, yok başlangıç, yok son sebep. Tüm başlangıçlarda, bitişlerde dışında değil, içinde, üzerinde gerçekleşir, aynen gece ile gündüzün dünyanın üzerinde gerçekleşmesi gibi, yani dünya bir geceden bir gündüze akıp, göç edtmiyor, zıplamıyor, geçmiyor(buda anlayabilene kaba bir örnek olsun)...

TUBA
09-06-2011, 16:11
yaho mantık yoksunu arkadaşım

madde sonsuzdur ve asla tükenmez sadece boyut ve şekil değiştirir

bu anlamda bakarsan zaten maddeyi bir varlığın yaratmasına gerek olmadığını anlarsın

bu arada ben bilimadamlarının çoğu ateist diye dinsiz olmadım ,insanlıktan çıkaran kuranı okuyunca dinden çıktım

allah nasıl oluşmuşa cevap veremiyorsun değil mi?ben sana cevabını vereyim insanlar oluşturmuştur:)

Greatestlieevertold
09-06-2011, 16:19
limit tanrın kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi? yaratırsa herşeye kadir değildir, eğer yaratamıyor ise gene değildir :) kudret paradoksuna tam bir cevabımızda yok aslında.

ilk ne vardı diye konuşmak zamanı beynimizin algıladığı şekilde sınırlıandırmamız yüzünden olduğunu düşünüyorum. göreceli olduğu kanıtlanmış ve boyut mu değil mi, eğer silindirik ise zaman hiç düşündüğümüz gibi değil yani pauli dışlama etkisine maruz kalmıyordur vs..

xcan
09-06-2011, 16:40
Mutlak varlık.Yani elektron mikroskobundan teleskoplardan kaçan bilimsel algılamalardan fellik fellik kaçan Arızalı bir mutlak varlık .Kese kağıdına sormuşlar nereden geldin Çimento torbasından demiş .Kimin teorisi limitin limit kim fasarya .Biz gök yüzünede baksak tek bir atomada baksak Mutlak varlığı yani enerjiyi görürüz Cin melek büyü Astroloji Asparagostomi sizin ilmi hazineniz Ben size mutlak varlığı bulacağınız yeri tarif edeyim İstanbulda Önünde rodin heykeli var Yada diğer adrese gidin.Manisa ruh ve sinir hastalıkları rehabilitasyon merhezinde bulabilirsiniz Acil şifalar
ÖLDÜR CANİ
DÜNYA FANİ

YasasinBilim
09-06-2011, 17:18
bana mutlak varlığınızı söyleyin size ateizmin bir din olduğunu kanıtlıyayım

Sayın Limit;

bir dindarla varlık-yokluk kavramı tartışmak, "kırmızı başlıklı kız" masalını gerçek sanan biriyle tartışmaktan farksızdır.

sorduğunuz sorular da bunu gösteriyor.

Örneğin ben UFO'ların varlığını kabul ediyorum. Bu bir din midir?
Yerçekimi kanunlarına, elektromanyetizmaya inanıyorum bunlar bir din midir?

Önce islamı bir aklayın, sonra tanrı kavramını tartışırız.

hatta sizin işinizi kolaylaştırayım. ben tanrıya inanıyorum, ama dinlere inanmam için tekrar 3 yaşıma dönmem gerekiyor.

saygılar..

xcan
09-06-2011, 17:31
Adama bakın yav Bigbangi anlamış Oraya kadarını çözmüş vayyyyy onünda öncesini araştırıyor nerede Turan Dursun sitesinde Yav Bi gözlem evine gitsene Nasada konuşsana Zırvalar zırvalar Evrimi hallettiler Şimdi Astronomiyi b.kl.uyolar Çekin ellerinizi bilimden Ne sölesem yüzünüz kızarmıyacak Bilim kiiiiim siz kiiiiiiim Bre cahiller

Romantikomunist
09-06-2011, 18:18
sen önce mutlak varlık nedir neden ihtiyaç vardır onu anla
Adalet,dürüstlük,barış insanlık gibi şeylerin mutlak varlık olamayacağını bil...

Mutlak varlık nedir biliyor musun "sayın her şeyi 'çok' bilen(!)"

Varlık demek; duyu organlarımızdan herhangi biriyle görebildiğimiz, hissedebildiğimiz, tadabildiğimiz bir nesne demektir. Algılarımız ve duyularımız dışında kalan her şey yok kabul edilir. Bir şeyin var olması için, onun biliniyor ve hissediliyor, görülüyor olması gerekir.

Mutlak varlık demek; Varlığın ne olduğunu düşünmeye kalktığımız zaman ilk olarak hiç bir niteliği olmayan(fiziksel varlık, olan varlık, olmayan varlık gibi) kendi kendisiyle daima aynı kalan soyut bir varlık kavramını aklımıza getiririz. Tıpkı sizin sevap ya da günah dediğiniz zaman soyut bir şeyin aklımıza gelmesi gibi.

Senin mutlak varlık olarak kabul ettiğin Tanrı'n, benim için soyut bir şeydir. Elle tutulmayan, gözle görülmeyen bir nesnedir. Somut bir tarafı yoktur. Ve sen bunu mutlak varlık olarak kabul ediyorsun. Tekrar söylüyorum; benim mutlak varlığım barıştır, kardeşliktir, hak ve adalettir. İyi çalışmış mıyım dersime sayın her şeyi bilen (!) ? Umarım anlamışsındır ne demek istediğimi. Gerçi pek sanmıyorum anlayacağını. Senin gibi insanlar at gözlüğü takarlar. Etraflarına öyle bakarlar. Sağındaki solundaki hiçbir şeyi göremezler. Sana mutlak varlığın ile mutluluklar dilerim.

xcan
09-06-2011, 18:56
Limit güneşte çokmu kaldın arkadaşım Mutlak varik diyorsun
Sana Evreni gösteriyoruz Quantalara kadar indiriyoruz Haereket halinde parlayıp sönen doğan ve ölen yıldızlarıyla Herşeyiyle evren Aha diyoruz gözalabildiğin kadar Varlık sana Sense Bir tanrı var diyorsun
Nerede bu tanrı
Tısss
Boyu ne kadar fısss
Ne yer ne içer Cısss
Kim görmüş
Bilmemkiii
Ne iş yapar
Bilmemki
Üflüyomuş
Ol diyomuş
Cennet Cehennem huri
Kim görmüş
Bilmemm

Peki kanıtın
bilmemmm
Sevgili limit Böyle bir dünya görüşü Böyle bir tartışma
Ruh sağlığının yerinde olmadığını yardım alman gerektiğini gösterir Sen bu bilgisizliğin ve cahilliğinle Tüm ateistlerin müşrik olduğunu savunuyosun Acıyorum Ve sana yardımım dokunamadığı için üzülüyorum
Biraz oku kardeşim Öncelikle kuranı baştan sona oku .Sonramı
Ne okursan oku

crazy_pretty_murat
09-06-2011, 21:22
yaho mantık yoksunu arkadaşım

madde sonsuzdur ve asla tükenmez sadece boyut ve şekil değiştirir

bu anlamda bakarsan zaten maddeyi bir varlığın yaratmasına gerek olmadığını anlarsın

bu arada ben bilimadamlarının çoğu ateist diye dinsiz olmadım ,insanlıktan çıkaran kuranı okuyunca dinden çıktım

allah nasıl oluşmuşa cevap veremiyorsun değil mi?ben sana cevabını vereyim insanlar oluşturmuştur:)

Yani teizmi insanlar oluşturduğu için fıs diyorsun.Anlamadığım birşey var.Ateizmi kimler oluşturmuş ?

istatistik
09-06-2011, 21:26
Yani teizmi insanlar oluşturduğu için fıs diyorsun.Anlamadığım birşey var.Ateizmi kimler oluşturmuş ?

Ateizm ile teizmi birbrine karıştırıyorsun. Teist düşüncede sizin tapındığınız tanrı, kitap ve peygamberden oluşan bir sistem var. Ateizmde ise bu saydıklarımın hiç biri yok. Her birey kendinden sorumludur. Muhtemelen evrim ve big bang teorilerini de ateizmin içinde sandığınız için yaşanacak herhangi bir aksaklığın ateizmi bitireceğini sanıyorsunuz.

crazy_pretty_murat
09-06-2011, 21:40
Tanrının var olduğunu insanlar çıkardığı gibi,olmadığınıda insanlar çıkarmış.Ateizmin tarihi sanırım m.ö 4-5.yüzyıla kadar uzanıyor.Ateizmde hiç birşey yok.Sırf teizm saçma geldiği için oluşmuş bir inanç sistemi.Dolayısıyla evrim teorisini ve big bang teorisini ateizmin içine koyamayız,doğru.Ama artık ateizm inanç şeklinin,22-23 yüzyıldır anca akla uygun,mantığa uygun düşünceler çıkardığını görebiliyoruz.Çok uçuk bir rakam.Tarihi bu kadar uçuk bir rakama dayanan ateizmin,kendisi adına,anca daha bu yüzyıllarda mantıklı şeyler çıkarması,ateist olmamam için büyük bir nedendir yani.

istatistik
09-06-2011, 22:06
1) Ateizm bir inanç değildir.

2) Tanrı inancının olmadığı her bir birey ateizmin temsilcisidir. Bu nedenle teizmden daha eski bir düşüncedir. Kaldı ki sizin islam dininiz daha MS 7. yüz yıla dayanmaktadır.

3) Bir düşüncenin eski ya da yeni olması saçma ya da mantıklı olmasına bir şey kazandırmaz.

4) Ateizmin Mantığa uygun düşünceler çıkardığını kabul ediyorsanız kendi teist inancınız içindeki boşlukların ortaya çıktığını gördüğünüz anlamı çıkar. O zaman teist olarak kalmanızın ne gibi bir mantığı var? Mükemmel bir tanrının sisteminde ya da düşüncesinde boşluklar olmaması gerekmez mi?

yucemanitu
09-06-2011, 22:11
Evren için neden ille de bir başlangıç arıyorsunuz? Evren de ezeli olabilir tıpkı sizin "tanrı" dediğiniz şeyin olduğunu düşündüğünüz gibi. Ayrıca bir başlangıç varsa bile bu neden ille de bir yaratma oluyor?

crazy_pretty_murat
09-06-2011, 22:14
İstatistik;
Pardon.İnanç sistemi değil,İNANÇ ŞEKLİ diyelim.Onlarca inanç şekillerinden bir tanesi,ateizm olduğu gibi diğeride teizmdir.İslam dininin tanrısı Allah'tır.Allah'ın 7.yüzyıldan sonra değil,ne zaman çıktığına bakalım lütfen.Birde 4.maddede,şahsım adına yaptığın yorum yanlış.Kendi inanç ŞEKLİNİZİN adına mantıklı şeyler (Teoriler diyelim) daha anca bu yüzyıllarda çıkmıştır dedim.Ama benim inanç şeklimin mantığı,çıktığı andan itibaren aynıdır.O gün neyse şimdi de odur.Teizm inancım %100'dür.

TUBA
09-06-2011, 22:15
Yani teizmi insanlar oluşturduğu için fıs diyorsun.Anlamadığım birşey var.Ateizmi kimler oluşturmuş ?

:D:D:D

sen komedyen misin arkadaşım?bunu anlayamaman güldürdü beni ,sağol:D

ama genede açıklama yapayım evet tanrı insan ürünüdür neden mi?

mitleri oku arkadaşım demekten bööhhh oldum ,gene insanlık bende kalsın

a-teizm bir inanç sistemi veya tapınma değildir ,dinlerin gerçek yüzünü görmekten geçer ateizm

teizm zorla dayatmacılığı vardır ama ateizm de böyle kavramlar veya olylar yoktur tam tersine herşeyi sorgulama vardır

dolayısıyla insan ürünü denemez

crazy_pretty_murat
09-06-2011, 22:18
Ya tuba;
Onlarca inanç şekli vardır.Bunlardan bir tanesinide ateizmdir.Bir taneside teizmdir.Teizm inanç şeklini insanlar çıkardığı gibi,ateizm inanç şeklinide insanlar çıkarmıştır.Neye göre kendi inanç şeklini savunuyosun.Mantığa göremi,insanların çıkartıp çıkartmamasını bakarak mı?

istatistik
09-06-2011, 22:20
Efendim anlamıyor. Ateizmin hala inanç olduğunu söylüyor. Durduramıyoruz. Bildiğiniz ateizmi çökertti arkadaş :D

Oku, sindir öyle gel.

TUBA
09-06-2011, 22:23
Ya tuba;
Onlarca inanç şekli vardır.Bunlardan bir tanesinide ateizmdir.Bir taneside teizmdir.Teizm inanç şeklini insanlar çıkardığı gibi,ateizm inanç şeklinide insanlar çıkarmıştır.Neye göre kendi inanç şeklini savunuyosun.Mantığa göremi,insanların çıkartıp çıkartmamasını bakarak mı?

yahu murat anlamıyor musun?

bak a-teizm de inanç yoktur hiçbirşeye inanılmaz

zaten teizmin zıttını temsil etmek için teizmin önüne olumsuzluk öneki a harfi eklenerek a-teizm olmuştur
yani teizm inanç vardır a-teizm de yoktur

o yüzden inançtır diyemezsin!!!

crazy_pretty_murat
09-06-2011, 22:27
Offfffffffffffff.Bizde biliyoruz birşeye inanmadığınızı.Demek ki anlatamadık.Baştan söyleyelim.Siz herşeyin durup dururken olduğuna inanıyosunuz diyorum.Herşeyin durup dururken olduğunu düşünen ilk insan,ilk ateist değil midir.Dolayısıyla ateistliği insanlar çıkarmıştır diyebiliriz.Konuyu saptırmayalım ama yaa.

istatistik
09-06-2011, 22:31
Offfffffffffffff.Bizde biliyoruz birşeye inanmadığınızı.Demek ki anlatamadık.Baştan söyleyelim.Siz herşeyin durup dururken olduğuna inanıyosunuz diyorum.Herşeyin durup dururken olduğunu düşünen ilk insan,ilk ateist değil midir.Dolayısıyla ateistliği insanlar çıkarmıştır diyebiliriz.Konuyu saptırmayalım ama yaa.

Konuyu kendiniz karıştırdınız. Her şeyin durup dururken olduğuna inandığımı kim söyledi? bu konuda herhangi bir veri yok. Bu nedenle yorumda bulunamam.

TUBA
09-06-2011, 22:33
Offfffffffffffff.Bizde biliyoruz birşeye inanmadığınızı.Demek ki anlatamadık.Baştan söyleyelim.Siz herşeyin durup dururken olduğuna inanıyosunuz diyorum.Herşeyin durup dururken olduğunu düşünen ilk insan,ilk ateist değil midir.Dolayısıyla ateistliği insanlar çıkarmıştır diyebiliriz.Konuyu saptırmayalım ama yaa.


yok yok yanlış biliyorsun ,Aldebaran dan bir uzaylı gelmiş ve o yaymış bunu

sen ne diyorsun:D

bak arkadaşım ben kendi adıma nasıl inançsız olduğumu anlatayım ve bir nebze dahi olsa anlamaya çalış inançsız nasıl olunuyor ,senin düşündüğün gibi bir sistem mi değil mi?

ben hiçbiryerden en ufak bir bilgi almadım veya olay yaşamadım dinden çıkmak için
ben direk kuranı okudum ve benim insanlık anlayışıma ters geldiği için dinlerden özelliklede islamiyetten nefret ettim

ben kadının mal gibi görülmesine tahammül edemezdim
daha birçok sebebim oldu

anladikoz ,yani sandığın gibi değil ,araştırmaya hevesli olursan ve birazıcıkta dünyaya baktığın penceren ileriye dönükse zaten kuranın ne halt olduğunu dolayısyla diğer dinleride dışlamış oluyorsun

nogada
09-06-2011, 22:44
belki doğru belki yanlış ama şunu hatırlatırım bilimadamlarının çoğu ateisttir ve evrenin başlaması için tanrıya ihtiyaç olmadığını savunurlar

senin bu mantığınla gidersek "allah veya tanrı nasıl oluştu" sorusu sorulabilir

sizler ne zaman bu soruya cevap verirseniz ateistlerde sizlere o zaman cevap verirler

Şu verilen cevap çok zavallı bir cevaptır,kendi kanaatimce.Özellikle kalın harfler ile belirttiğim kısım,adetaa benim babam,senin babanı döver gibi bir söylemdir...

Her neyse arkadaşımız gerçekten,güzel bir noktaya değinmiş ve ateistlerin başlangıçta ne vardı fikrine,cevap aramış.

Öncelikle algı yanımsamamız ve inatçılığımızı bir kenara bırakırsak,herkez şunu çok iyi bilmektedirki,başlangıçta bir şey,kesinlikle olmalı.

Öyle DEĞİLMİ???

Her neyse ikinci üstüne dikkat çekmek istediğim yanılgınızda şudur.

Çoğu bilim adamları ATEİST değildir.Sadece dinleri inkar etmektedirler.Onların çoğu agnostik yani bilinemezcidir,bunun şu an için bilinemeyeceğini düşünürler.

Bilim adamları deneysel ortam sonuçlarına yada kanıtlara dayalı düşündükleri için,Tanrının yokluğununda kanıtı olmadığına göre,sizin düşündüğünüz gibi ATEİST olamazlar.Kendileri ile çelişirler.

Çünkü olmadığının bir kanıtı yoktur.

Saygılarımla...

spartacus
09-06-2011, 23:04
Bilinemezcilik ile bilim bağdaşmaz. Bilim de amaç bilinebilir kılmaktır ve teolojinin buyruksal yaklaşımıylada bilinemzciliğin(adını nasıl bildin? tanımını nasıl, neye göre yaptın o halde) ön-buyurgan yaklaşımıyla da bağdaşmaz. zaten bilimsel anlamda bilinemez olan bir şey'den bahsetmek mümkün değildir. haliyle bahsedilemeyen bir şeyin ne varlığı ne de yokluğu söz konusu değilse, oturupda ispatlanacak bir şey'de yok demektir(yani yokluğun düzeyi anca k bu temelde ifade edilebilir). Tanrı'ya yok demek, bilinemez demekden daha bilimseldir, çünkü bilinemezlik ön kabulu dahi bir bilinebilirliğe yaslandırılmış kör bir çıkmazdır. Bu çıkmaza girebilmek için en azından teolojinin tanrısını varsayım ya da bir önkabul, bir ön-tanım düzeyinde dahi olsa kabullenmiş olmak gerekir, bir tanım yapıldığı anda zaten bir şeylerde tespit edilmiş demektir, artık bilinemezliğinden bahsedilemez. Bilim tulum giydirilmiş insanların labaratuvar hamallığı yaptığı bir alan değildir. kaldı ki yokluk-varlık bir bütündür, var değilse nedir? yani bu alan ideolojiktir..

Bilim adamları ateistde olabilir, bilinemezcide olabilir, inançlıda olabilir. Köktendinci olabilir mi? istisnalar olabilir.. Çelişik durumlar kişilerin işleriyle değil daha çok inançlarıyla ilgili ele alınmalıdır...

Soru - Nedir o bilinemez olan?
Cevap- tanrı

nasıl bilebildin tanrı olduğunu?

xcan
09-06-2011, 23:18
Şu verilen cevap çok zavallı bir cevaptır,kendi kanaatimce.Özellikle kalın harfler ile belirttiğim kısım,adetaa benim babam,senin babanı döver gibi bir söylemdir...

Her neyse arkadaşımız gerçekten,güzel bir noktaya değinmiş ve ateistlerin başlangıçta ne vardı fikrine,cevap aramış.

Öncelikle algı yanımsamamız ve inatçılığımızı bir kenara bırakırsak,herkez şunu çok iyi bilmektedirki,başlangıçta bir şey,kesinlikle olmalı.

Öyle DEĞİLMİ???

Her neyse ikinci üstüne dikkat çekmek istediğim yanılgınızda şudur.

Çoğu bilim adamları ATEİST değildir.Sadece dinleri inkar etmektedirler.Onların çoğu agnostik yani bilinemezcidir,bunun şu an için bilinemeyeceğini düşünürler.

Bilim adamları deneysel ortam sonuçlarına yada kanıtlara dayalı düşündükleri için,Tanrının yokluğununda kanıtı olmadığına göre,sizin düşündüğünüz gibi ATEİST olamazlar.Kendileri ile çelişirler.

Çünkü olmadığının bir kanıtı yoktur.

Saygılarımla...
Zavallı mantık ha!!!!!

Şimdi namuslu eleştiriden Bahsedeyim sana Eleştirdiğin görüşe alternatif getirmek bilim namusu gereğidir Bakalım siz alternatif getirmişmisiniz Getirmişsiniz Ne demişsiniz Agnostizm .
Entelsinizya yerlerse demişsiniz Açalım tuba arkadaşa verdiğiniz cevap Bilinemezzzz.Alkış Çok çocuksu az bilimsel ENTEL İSALİ
Tubanın ne demesini bekliyordun Hey dünyalı Atla benim zaman makinesine Sana big bang öncesini göstereyim Vah Vah Vahh.Zavallılık virüsü salgına dönmüş Allah bilimin Hiç bir zaman konusu olmamış olup Allah teorisine sarılanların sürekli bilimden dayak yiyen fantezisidir Arkadaşım Özür dileyebilecek kadar erdem sahibimisin görecez Stefan hawking dahil Bilimin hala yoğun tartıştığı bir konuda göster göster diye bağıran ilkelliğe bir bayan arkadaşımızın soylu tepkisini eleştiri yapıp bilimsel saldırabiliyorsun Daha ileri gitmeyecem Deymezsin Bu ara bilim adamlarının agnostik olduğu konuşundaki araştırmana bir alkış daha Bizi safmı sandınız

Greatestlieevertold
09-06-2011, 23:22
Şu verilen cevap çok zavallı bir cevaptır,kendi kanaatimce.Özellikle kalın harfler ile belirttiğim kısım,adetaa benim babam,senin babanı döver gibi bir söylemdir...

Her neyse arkadaşımız gerçekten,güzel bir noktaya değinmiş ve ateistlerin başlangıçta ne vardı fikrine,cevap aramış.

Öncelikle algı yanımsamamız ve inatçılığımızı bir kenara bırakırsak,herkez şunu çok iyi bilmektedirki,başlangıçta bir şey,kesinlikle olmalı.

Öyle DEĞİLMİ???

Her neyse ikinci üstüne dikkat çekmek istediğim yanılgınızda şudur.

Çoğu bilim adamları ATEİST değildir.Sadece dinleri inkar etmektedirler.Onların çoğu agnostik yani bilinemezcidir,bunun şu an için bilinemeyeceğini düşünürler.

Bilim adamları deneysel ortam sonuçlarına yada kanıtlara dayalı düşündükleri için,Tanrının yokluğununda kanıtı olmadığına göre,sizin düşündüğünüz gibi ATEİST olamazlar.Kendileri ile çelişirler.

Çünkü olmadığının bir kanıtı yoktur.

Saygılarımla...

haklısın bilim insanlarının genellike agnostik oldukları konusunda, ama burdaki terazinin tanrının olmadığı yönünde daha ağır bastığınıda söyleyebiliriz haksız mıyım?

bakın ateizm bir topluluk oluşturmak ççabasında değildir, belli bir coğrafyadan yayılmış diyemezsiniz, bozuk plak gibi aynı şeyleri 100 kere tekrarlamanız inanç olduğunu kanıtlamaz. bir inanç sistemi değildir.

baş ve son kavramları bizim beynimizde başlar orada biter. zamanı sürekli çok basit bir şekilde algılıyoruz.

zaman 2 olay arasındaki ölzümdür. maddeye ihtiyaç duyar. big bangden önce olabilirdi de olmayabilirdide.

bugün yabancı bir forumda gördüğüm ve hoşuma gitti E=mc^2 'dir

e +(tanrı)=mc^2 değildir :) tanrıya big bang için ihtiyacımız yok biliyoruz.

xcan
09-06-2011, 23:28
Amerikadaki son araştırmalarda yaradılışa inanan bilim adamları yüzde bir Bilinemezcilik bilimin felsefeside değil metoduda değil Hiç bir insan bilinemeyecek dediği bir konuda bilim adamı olamaz Bilimsel kuşkuculukla Agnostizmi harmanlamanızda Acınacak bir durum olmuş
YANİ ZAVALLILIK
Seni zavallı sani

Romantikomunist
09-06-2011, 23:38
Offfffffffffffff.Bizde biliyoruz birşeye inanmadığınızı.Demek ki anlatamadık.Baştan söyleyelim.Siz herşeyin durup dururken olduğuna inanıyosunuz diyorum.Herşeyin durup dururken olduğunu düşünen ilk insan,ilk ateist değil midir.Dolayısıyla ateistliği insanlar çıkarmıştır diyebiliriz.Konuyu saptırmayalım ama yaa.


Murat arkadaşım, sen gerçekten işi yokuşa sürüyorsun. Biz ateizmin bir inanç şekli olmadığını söylüyoruz sana burada; ama hala anlamamakta ısrar ediyorsun. Burada herkes ateizmin bir inanç şekli olmadığını söylüyor sana. İlle de hala inanç şeklidir diyorsan eğer şöyle söyleyeyim sana : Bizler, inanmamaya inanıyoruz. Şimdi oldu mu ? Bak bir şeye inanıyoruz artık..

Ve sen yazdıklarına bir bak istersen. Önce diyorsunki : "Onlarca inanç şekillerinden bir tanesi,ateizm olduğu gibi diğeride teizmdir."

Ve şurada da diyorsunki : "Offfffffffffffff.Bizde biliyoruz birşeye inanmadığınızı."

Eee ? Kendin ile mi çelişiyorsun ? Kendisi ile çelişen birisine biz ne anlatalım ? Biz, yoktan var olan bir şeye inanmıyoruz kardeşim. Başka bir konuda da yazmıştım. Bak ne diyor : "Hiçbir şey yoktan var olmamıştır." Bunu senin inandığın Kur'an, senin Tanrı'n söylüyor. Tanrı'n bile kendisi ile çelişiyor. Sen çelişmişsin çok mu ? :) Sana da hak veriyorum :)

Lynx
10-06-2011, 03:05
bana mutlak varlığınızı söyleyin size ateizmin bir din olduğunu kanıtlıyayım

mutlak varlik yoktur dedik ! Illaki bir yerden mutlak varlik sallamak gerekiyorki ateizm ona tapiyor diyecek böylece kendisini tatmin edecek ?

Kusura bakmada sen ateistleri müslüman mi saniyon ! Ateistleri kolay lokmami sandin ?

Mutlak varlik mi istiyon o halde mutlak varligimiz sensin limit ?

Hadi bakalim anlat bu evreni nasil yarattin ?

Cok harikulade bir mutlak varlikdi degil mi ?

limit
10-06-2011, 05:12
sonsuz bir evren düşünemeyiz çünkü bu mantığa aykırıdır sonsuza dek gidecek sebepler silsilesi mümkün olmadığından ateizm bu noktada bir başlangıç belirlemek zorunda şayet bu başlangıç big bang i oluşturan madde ve anti maddeyse bu durumda ateizmin mutlak varlığı bu maddedir. Ateizmin diğer bir adıda materyalizmdir yani maddecilik. Varlığın başlangıcını madde olarak kabul ederler bu durumda mutlak varlıkları big bang i oluşturan atomlar ve moleküllerdir. O halde bütün evreni bu atomlar ve moleküller yaratmıştır ve varlıkları bir sebebe dayanmaz çünkü varlıktaki sonsuz sebepler silsilesini kırmamız gerekir.

Bu durumda ben diyorum ki ateizim big bang i oluşturan varlığı kendinden olan madde ve moleküllere tapınmaktadır... çünkü ateistlerin anlamakta güçlük çektikleri olgu yada olay şudur ki varlığı kendinden olan bir varlığa ihtiyaç var bir varlık varlığı kendindense o yaratılmamış demektiir ve tüm sebepler zincirinin başlangıçtaki ilk halkasıdır biz inançlılar buna ALLAH diyoruz. siz ne diyorsunuz ?

bilinemezlik cevapsa mantık yoluyla bunu bilebiliyoruz gördüğünüz gibi ama bilimsel olarak tanrıyı elle tutulur gözle görülür bir şekilde kanıtlayamayız çünkü bizim elimiz gözümüz ve deneyimsel araçlarımız olan maddeden münezzehtir.maddesel olarak kanıtlayamayız şayet diyorsanız biz tanrıyı kanıtlanmış halde istiyoruz o zaman varlığı kendinden olan ilk maddeyi bulun ve kanıtlayın bizde MATERYALİST olalım....

Greatestlieevertold
10-06-2011, 05:45
sonsuz bir evren düşünemeyiz çünkü bu mantığa aykırıdır sonsuza dek gidecek sebepler silsilesi mümkün olmadığından ateizm bu noktada bir başlangıç belirlemek zorunda şayet bu başlangıç big bang i oluşturan madde ve anti maddeyse bu durumda ateizmin mutlak varlığı bu maddedir. Ateizmin diğer bir adıda materyalizmdir yani maddecilik. Varlığın başlangıcını madde olarak kabul ederler bu durumda mutlak varlıkları big bang i oluşturan atomlar ve moleküllerdir. O halde bütün evreni bu atomlar ve moleküller yaratmıştır ve varlıkları bir sebebe dayanmaz çünkü varlıktaki sonsuz sebepler silsilesini kırmamız gerekir.

Bu durumda ben diyorum ki ateizim big bang i oluşturan varlığı kendinden olan madde ve moleküllere tapınmaktadır... çünkü ateistlerin anlamakta güçlük çektikleri olgu yada olay şudur ki varlığı kendinden olan bir varlığa ihtiyaç var bir varlık varlığı kendindense o yaratılmamış demektiir ve tüm sebepler zincirinin başlangıçtaki ilk halkasıdır biz inançlılar buna ALLAH diyoruz. siz ne diyorsunuz ?

bilinemezlik cevapsa mantık yoluyla bunu bilebiliyoruz gördüğünüz gibi ama bilimsel olarak tanrıyı elle tutulur gözle görülür bir şekilde kanıtlayamayız çünkü bizim elimiz gözümüz ve deneyimsel araçlarımız olan maddeden münezzehtir.maddesel olarak kanıtlayamayız şayet diyorsanız biz tanrıyı kanıtlanmış halde istiyoruz o zaman varlığı kendinden olan ilk maddeyi bulun ve kanıtlayın bizde MATERYALİST olalım....

bak hala olayın özünü anlayamamışsın. din değil bu, cennet için bir halta tapınmıyoruz. hayatımızı şekillendirmiyor kurallar topluluğu.

Kalamın kozmolojik argümanını buraya taşıman malesef pek hayra alamet değil. yabancılar için aka muslim argumant dedikleri bu konu hakkında yabancı forumlarda ilk 2 önermenin yanlışlığını bulabilirsin.

hatta bak bu linki buldum türkçe herkez okuyabilir

http://www.bilimfelsefedin.org/?tag=kelam-kozmolojik-argumani

kelam yazmak gerekiyomuş türkçe sayfaları bulmak için :)

neyse ateizm ile materyalizm i aynı kefeye koyma, deseydin materyalist ateizm diye başka bir konu var o zaman orda tartış derdim.

Araform
10-06-2011, 06:07
sonsuz bir evren düşünemeyiz çünkü bu mantığa aykırıdır sonsuza dek gidecek sebepler silsilesi mümkün olmadığından ateizm bu noktada bir başlangıç belirlemek zorunda şayet bu başlangıç big bang i oluşturan madde ve anti maddeyse bu durumda ateizmin mutlak varlığı bu maddedir. Ateizmin diğer bir adıda materyalizmdir yani maddecilik. Varlığın başlangıcını madde olarak kabul ederler bu durumda mutlak varlıkları big bang i oluşturan atomlar ve moleküllerdir. O halde bütün evreni bu atomlar ve moleküller yaratmıştır ve varlıkları bir sebebe dayanmaz çünkü varlıktaki sonsuz sebepler silsilesini kırmamız gerekir.

Bu durumda ben diyorum ki ateizim big bang i oluşturan varlığı kendinden olan madde ve moleküllere tapınmaktadır... çünkü ateistlerin anlamakta güçlük çektikleri olgu yada olay şudur ki varlığı kendinden olan bir varlığa ihtiyaç var bir varlık varlığı kendindense o yaratılmamış demektiir ve tüm sebepler zincirinin başlangıçtaki ilk halkasıdır biz inançlılar buna ALLAH diyoruz. siz ne diyorsunuz ?

bilinemezlik cevapsa mantık yoluyla bunu bilebiliyoruz gördüğünüz gibi ama bilimsel olarak tanrıyı elle tutulur gözle görülür bir şekilde kanıtlayamayız çünkü bizim elimiz gözümüz ve deneyimsel araçlarımız olan maddeden münezzehtir.maddesel olarak kanıtlayamayız şayet diyorsanız biz tanrıyı kanıtlanmış halde istiyoruz o zaman varlığı kendinden olan ilk maddeyi bulun ve kanıtlayın bizde MATERYALİST olalım....
Dünyanin yuvarlak oldugu da kanitlanana kadar bilinmiyordu. Bu bilginin eksikliginde inanilan dünyanin düz olduguydu, bir tepsi gibi. Daha sonra bunun böyle olmadigi kanitlandi.

Yine o zamanlarda dünyanin, az önce de söyledigim gibi tepsi gibi olduguna inanilirken bunun aksini düsünenler de vardi. Pisagor gibi, ya da dünyanin cevresini ilk kez dolasan Macellan gibi.

Günümüzde insanlar artik bunu gözleriyle görebildikleri icin, ki bunu gösteren de bilim olmustur, artik dünyanin düz olduguna inanmamaktalar, olmadigini bilmekteler.

Bu böyle olsa da olmasa da neden birseylere tapinma ihtiyaci hissetsin ki insan? Alintisini yaptigim bu mesajda da tutturulmus yok suna tapinilir yok buna tapinilir o zaman diye. Inanan biri kendini birseylere tapinma, kul olma güdüsüyle bezemis olacak ki inanmayanlarin da birseylere tapinma ihtiyaci hissettigini saniyor. Hasta miyim tapinmak icin kendimi paralayayim?

Telefonu icat edince Bell de tapinilmayi arzulamis midir?

Yukarida verdigim, binyillarca teori olarak kalip kanuna dönüsmüs, kanitlanmis örnekle de iliskili olarak limit kardesim, bahsetmis oldugun konu da bilim cercevesinde su an teoridir ve her teori pratige dönüsmek icin zaman ve caba ister. Evrim de bir teoridir, kanitlari bas bas bagirircasina görülen, arastirmalarda temel alinacak düzeye gelmis bir teoridir. Inanilmaz, görülür, ögrenilir. Baslangic da herseyin ortaya ciktigi gibi cikacaktir. Biz göremeyiz, o ayri.

Zirt diye inanmakla mümin, kafa yorup arastirmakla münafik olunur. Bunu da böyle bilesin.

paslıçivi
10-06-2011, 08:53
sevgili dostlar..

ateizmin bir inanç şekli olmadığını iddia etmeniz çok normal.. çünkü zaten inanç dediğimiz şey benim ifademle "bildiğini zannetme yanılgısıdır"..

yani uykuda bir rüya görme halidir..

fırsatım olursa bu topiğe de bir şeyler yazmak isterim..

ama insanoğlu bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkıdalığına ulaşmadığı sürece bilincinde sabitlediği şeyi bildiğini zannetmek zorundadır zaten.. bu müslümanı için de geçerlidir, ateist için de deist için de, hindu için de vs..

bilincimize yansıyan varlık alemi bilinemez, biz sadece bildiğimiz zannederiz..

-dünyanın küresel şekli vardır
-martı uçan bir kuştur
-güneş dünyamızı aydınlatan bir yıldızdır..
-havaya atılan bir cisim yere düşer..
-her canlı bir gün ölür..
-tanrı vardır/yoktur..

bu saydığım maddelerden hangisi bildiklerimiz hangisi inandıklarımızdır..

bildiklerimiz; evrenseldir, tartışılmaz su götürmez gerçeklerdir, epistemeolojik gerçeklik..

inandıklarımız; evrensel değildir, tartışılır..

şimdi yukardaki maddeleri tekrar bir inceleyin bakalım.. hangisi bilmek hangisi inanmaktır..

ironrose
10-06-2011, 10:06
sonsuz bir evren düşünemeyiz çünkü bu mantığa aykırıdır sonsuza dek gidecek sebepler silsilesi mümkün olmadığından ateizm bu noktada bir başlangıç belirlemek zorunda şayet bu başlangıç big bang i oluşturan madde ve anti maddeyse bu durumda ateizmin mutlak varlığı bu maddedir.
Neden ? Başı sonu olmayan hep olan bir tanrı niye düşünebiliyoruz da evren düşünemiyoruz. Senin bu yaptığının adı kendin çal kendin oynadır.
......



Ateizmin diğer bir adıda materyalizmdir yani maddecilik. Varlığın başlangıcını madde olarak kabul ederler bu durumda mutlak varlıkları big bang i oluşturan atomlar ve moleküllerdir. O halde bütün evreni bu atomlar ve moleküller yaratmıştır ve varlıkları bir sebebe dayanmaz çünkü varlıktaki sonsuz sebepler silsilesini kırmamız gerekir.
Bu durumda ben diyorum ki ateizim big bang i oluşturan varlığı kendinden olan madde ve moleküllere tapınmaktadır... çünkü ateistlerin anlamakta güçlük çektikleri olgu yada olay şudur ki varlığı kendinden olan bir varlığa ihtiyaç var bir varlık varlığı kendindense o yaratılmamış demektiir ve tüm sebepler zincirinin başlangıçtaki ilk halkasıdır biz inançlılar buna ALLAH diyoruz. siz ne diyorsunuz ?
Evet biz günde 22 vakit evrenin merkezindeki kara deliğe doğru dönüm namaz kılarız yakaladın bizi.
Varlığı kendinden olan varlık demek ne demek ki ? Madde hep var olamaz , kendindende var olamaz ama islamın allahı olabilir öyle mi?
Yahu kendi çelişkini göremiyormusun.



bilinemezlik cevapsa mantık yoluyla bunu bilebiliyoruz gördüğünüz gibi ama bilimsel olarak tanrıyı elle tutulur gözle görülür bir şekilde kanıtlayamayız çünkü bizim elimiz gözümüz ve deneyimsel araçlarımız olan maddeden münezzehtir.maddesel olarak kanıtlayamayız şayet diyorsanız biz tanrıyı kanıtlanmış halde istiyoruz o zaman varlığı kendinden olan ilk maddeyi bulun ve kanıtlayın bizde MATERYALİST olalım....

Varlığı kendinden olan madde aha burnun ucunda desem. Ama sen bunu bu evrende madde olarak görüyorsun desem :) olur mu?


Dediklerinin tümü anlamsız. Kelimeler bir araya gelmiş ama başı ile kıçı birbirine uymuyor.

TUBA
10-06-2011, 10:50
[QUOTE=limit;390832]

Bu durumda ben diyorum ki ateizim big bang i oluşturan varlığı kendinden olan madde ve moleküllere tapınmaktadır... çünkü ateistlerin anlamakta güçlük çektikleri olgu yada olay şudur ki varlığı kendinden olan bir varlığa ihtiyaç var bir varlık varlığı kendindense o yaratılmamış demektiir ve tüm sebepler zincirinin başlangıçtaki ilk halkasıdır biz inançlılar buna ALLAH diyoruz. siz ne diyorsunuz ?


yukarıda yazdıklarına göre sen materyalistsin sanırım:)
allahınını koyduğun duruma bakılacak olursa bu anlam çıkıyor:)

atesvedemir
10-06-2011, 11:00
Hepsi bence inanmaktır.
İlk 5 i duyularla inanmaktır. O kadar keskindir ki varlığı, herkes aynı biçimde görür ve uçan bir martı herkesi uçan bir martı olduğuna ikna eder. Kırmızının herkesi kırmızı olduğuna ikna ettiği gibi. Tabiki renk körleri hariç. Aaa demekki algı kişiden kişiye değişir. Sizde çok iyi bilirsiniz ki algı sadece beyinsel impulslardan ibarettir. Işık geçirmeyen beyin görür, koku ve tad geçirmez beyin tadar ve koklar. Size de garip gelmiyor mu? Bir tek ben mi deliyim :)

7 milyar insan ortak bir aynada aynı rüyayı görür mü? Görebilir ve ayna aslında arşdır. İçiçe geçmiş ortak arayüzü olan 7 milyar sinema perdesi garip değildir.

Son 1 ide tıpkı ilk 5 i gibi inamaktır. Son 1 in ilk 5 den tek farkı duyulardan şimdilik beri oluşudur. Siz şimdi duyulardanızdan beri duran birşeye yok mu diyeceksiniz? Zekam yok diyemeyeceğimi anlatıyor bana.

Aslında bunların 6 sıda aynıdır. Hepsi sizin deyiminizle sayın paslıçivi mutlak 1 dir. Mutlak 1 in yansımalarıdır. İnsan ben değil biz bilincinde yaşadığında yansımaların ne olduğunu görür. Artık o insan için diğeri, başkası yoktur. Çünkü bilir ki herşey mutlak 1 den gelmiştir ve bilirki herşey eninde sonunda mutlak 1 e gidecektir.
Bu yüzdendir ki biz bilincindeki kişi hiçbir canlıya zulmetmez, hiçbir insanın gönlünü kırmaz. Ekini ve nesli korur, insanı korur, barışçıldır, düşene yardım eder, dik yokuşları kolaylıkla aşar. Dik yokuş onun için nedir ki?

Dünya bir tarladır. Her fragman varolduğunu zannederek kendini sınar. Kimileri tarlayı çok sever ve tarlada kalır. Kimileri tarlayı geçer ve bir daha geri dönmez. Kimileri de tarlayı geçer ancak tarlada kalanlara geri dönüp onlara tarlanın dışını göstermeye ve anlatmaya çalışır. Korkunç şaşkınlıkla biten son tarlanın sonunda bulacağınız şeyin yine kendiniz olduğudur. Lakin tarla artık geçilmiştir. Tarlanın meyvelerinden tadılmış, tarlanın ve kendinin ne ve nasıl olduğu da öğrenilmiştir. Bilme ağacı bu tarladır. Buradan sonra başka tarla var mı yok mu bilinmez ama öngörülebilir. Duru olan ve kendini dinleyenlere göre son asla son değildir. İçiçe geçmiş bu tarlalardan çıkış yolu yoktur. İsteseniz de, ölseniz de bu tarlalar sonsuzdur ve geçemezsiniz. Ama bakana kendini göstermeyen bu arş denilen aynayı belki öngörebilirsiniz.

Uyumak mı uyanmak, yoksa uyanmak mı uyumak? Yaşamak mı uyanmak, yoksa ölmek mi? Bildiğim birşey varsa o da bildiğimi zan ettiğimdir.

Bilmek ve inanmak arası fark kör duyularınızdır. Duyularım bile bu kadar ilkelken, evren ancak algılayabildiklerim/algı organlarımın bana gösterdiği ve benimde onayladığım kadar ilkel iken algılayamadıklarım hakkında peşin hükümlü olmaktan elbette kaçınırım. Ben peşin hükümlü olmamalıyım.

selamlar

TUBA
10-06-2011, 11:04
Şu verilen cevap çok zavallı bir cevaptır,kendi kanaatimce.Özellikle kalın harfler ile belirttiğim kısım,adetaa benim babam,senin babanı döver gibi bir söylemdir...

Her neyse arkadaşımız gerçekten,güzel bir noktaya değinmiş ve ateistlerin başlangıçta ne vardı fikrine,cevap aramış.

Öncelikle algı yanımsamamız ve inatçılığımızı bir kenara bırakırsak,herkez şunu çok iyi bilmektedirki,başlangıçta bir şey,kesinlikle olmalı.

Öyle DEĞİLMİ???

Her neyse ikinci üstüne dikkat çekmek istediğim yanılgınızda şudur.

Çoğu bilim adamları ATEİST değildir.Sadece dinleri inkar etmektedirler.Onların çoğu agnostik yani bilinemezcidir,bunun şu an için bilinemeyeceğini düşünürler.

Bilim adamları deneysel ortam sonuçlarına yada kanıtlara dayalı düşündükleri için,Tanrının yokluğununda kanıtı olmadığına göre,sizin düşündüğünüz gibi ATEİST olamazlar.Kendileri ile çelişirler.

Çünkü olmadığının bir kanıtı yoktur.

Saygılarımla...


spartacus ,gega,great arkadaşlarım sana verilecek tüm cevapları vermişler

onlara teşekkür ediyorum:)

bu durumda zavallı konumuna da düşen sen oluyorsun:D

mahirzz
10-06-2011, 11:05
newtona göre kendiliğinden olamaz..

stephen a göre olabilir..

hangisi haklı ?

newton der ki: "biz sadece sonuçları anlıyabiliyoruz, yerçekimi kurallarını ortaya koyuyoruz mesela, ama neden maddelerin o şekilde davrandığını bilim ortaya koyamaz."

diyor..

ve yine bir cümlesinde :

"başparmağın kendisi bile tanrı ya inanmama yeter" diyor..

stephen ne diyor:
"tanrı ya ihtiyaç yok, yerçekimi var ya o yeterli" diyor..

peki bing bang den önce yerçekimi nasıl oluyor :) hiç bir şey yok ve yerçekimi var..
bu mudur tanrı nız.. :)

TUBA
10-06-2011, 11:13
newtona göre kendiliğinden olamaz..

stephen a göre olabilir..

hangisi haklı ?

newton der ki: "biz sadece sonuçları anlıyabiliyoruz, yerçekimi kurallarını ortaya koyuyoruz mesela, ama neden maddelerin o şekilde davrandığını bilim ortaya koyamaz."

diyor..

ve yine bir cümlesinde :

"başparmağın kendisi bile tanrı ya inanmama yeter" diyor..

stephen ne diyor:
"tanrı ya ihtiyaç yok, yerçekimi var ya o yeterli" diyor..

peki bing bang den önce yerçekimi nasıl oluyor :) hiç bir şey yok ve yerçekimi var..
bu mudur tanrı nız.. :)

kimse yerçekimini tanrı kabul etmiyor ,yanlış yerlerden bilgilenme!
zaten a-teist tanrı tanımazdır ,yani hangi tanrıya inanıyorsun sorusu yanlıştır ,cevap hiçbir tanrı olur:)dolayısıyla yerçekimini tanrı kabul etmez
yahu sen kaç yaşındasın?çocuk yaşında falan mısın?bu ne kadar komik bir soru. ateist inanmaz denildiği halde yerçekimi tanrınız mı diye soruyorsun::lol:

kaldı ki yerçekimi kanunu bizim evrenimiz için geçerli olan bir fizik kanunudur
ama başka evrenlerde farklı fizik kanunlarının olabileceği hesaplanmış bazı bilimadamlarınca

mahirzz
10-06-2011, 11:42
hawking yerçekimi yeter diyor :) duymadınız mı ?

herşeyin olması için o yetiyor muş, yerçekimi yasasını bulan bilim adamı da yetmiyor diyor, ben buldum ama, bulduğum şey neticedir, neticenin oluşması için sebeb lazım diyor, ve kendi kendine olamaz demiş adamcağız..

şimdi bu hawking niye newton u yalanlıyo,, hangi bilim adamına inanacağız biz..

TUBA
10-06-2011, 11:49
hawking yerçekimi yeter diyor :) duymadınız mı ?

herşeyin olması için o yetiyor muş, yerçekimi yasasını bulan bilim adamı da yetmiyor diyor, ben buldum ama, bulduğum şey neticedir, neticenin oluşması için sebeb lazım diyor, ve kendi kendine olamaz demiş adamcağız..

şimdi bu hawking niye newton u yalanlıyo,, hangi bilim adamına inanacağız biz..

bak güzel arkadaşım bunu nasıl anlatsam sana!

yerçekimi kanunu çok basit bir fizik kanunudur ,ve günümüzde edinilen veriler ışığında başka evrenlerde çok farklı fizik kanunlarının olabileceğini hesaplamışlar

ama buna tanrı demek çok saçma ,ben özellikle bu noktaya takıldım

newton zamanında bilim bu kadar gelişmiş değildi (deneyler falan) gözlemlerle elde ediliyordu ,aynı darwin in gözlemleri gibi
darwin de kendi zamanına uygun çalışmalar yapabilmişti ,ama artık günümüzde bu alanlar daha çok gelişti

xcan
10-06-2011, 12:33
hawking yerçekimi yeter diyor :) duymadınız mı ?

herşeyin olması için o yetiyor muş, yerçekimi yasasını bulan bilim adamı da yetmiyor diyor, ben buldum ama, bulduğum şey neticedir, neticenin oluşması için sebeb lazım diyor, ve kendi kendine olamaz demiş adamcağız..

şimdi bu hawking niye newton u yalanlıyo,, hangi bilim adamına inanacağız biz..
Mahiriz sana sayın demeyi çok isterdim Hawking ne demiş sana göre yerçekimi.Zatı şahanen Hawkingin yazısını Rekrumun ile okumuş olmalısın ,Yada okumamış.Yani Ya yalancısın Yada iftiracı İşte klasik müslo .Yazının doğrusu ise Çekim gücü yeterlidir (Yerçekimi dememiş yani)Senin ilkel beynin Sadece yer çekimine yatkın Güneşi Çamura batıran Dininiz Aynı çamura gözlerinide Batırdığından Rektumla bakıyorsunuz HERALDE

xcan
10-06-2011, 12:43
Newtonla ilgilide bilgisizce konuşma ona göre tanrı bütün maddelerin içine nufus etmiştirYANİ ideryalist .Yani Matialist ŞİMDİ SEN BUNLARI ANALİZ EDECEK ZEKAYA DEMİYORUM Sure ve hadise sahipmisin yaşıyan fosil.Sen parmağıona bahtığında Allahımı görüyorsun .Parmak eşittir Allahmı diyorsun.Dinden çıkarsın Fosilyus Mahirus

xcan
10-06-2011, 12:47
hawking yerçekimi yeter diyor :) duymadınız mı ?

herşeyin olması için o yetiyor muş, yerçekimi yasasını bulan bilim adamı da yetmiyor diyor, ben buldum ama, bulduğum şey neticedir, neticenin oluşması için sebeb lazım diyor, ve kendi kendine olamaz demiş adamcağız..

şimdi bu hawking niye newton u yalanlıyo,, hangi bilim adamına inanacağız biz..
Stefan Hawking ile başetmek için Newtonun Parmağının Allahlığını ilan ettinya Müşrik mahir Ateislere Bulaştınmı sonun kötüBenim parmaklarımda görkemlidir Kör gözlerinizi Açar

Romantikomunist
10-06-2011, 13:16
Yaşananlara nazaran; bütün arkadaşlara ithaf olur. Beğenen, cümlelerimden bir-kaç kelime alır. Beğenmeyen olduğu yerde bırakır.

Bir şair varmış. İki arkadaş muhabbet ediyorlarmış. Şair kendi kendine arada bir konuşurmuş.

Şair : "Eee nerede kalmıştık ? "demiş.
Arkadaşı cevap vermiş : "Sen beni gerilerde bırakmıştın. "demiş
Şair tekrar cevap vermiş : "Ben, seni geride bırakmadım. Sen bana yetişemedin." demiş.

...Hadi, bekliyoruz sizleri. Sonra bıraktınız bizi demeyin.

Subat
10-06-2011, 13:34
İnanırların yaptığı tek şey, kendi inançlarını sağlamlaştırmak için, bizim bir şeye inandığımızı "kendilerine" inandırmak.

Nafile namazları bunlar..

Romantikomunist
10-06-2011, 13:39
Onlar zaten namazı "nafile" (!) kılıyorlar :) "Nafile" oruç tutuyorlar... Onlar, nafile işler ile uğraşıyorlar. Böyle de devam etsinler.

nogada
10-06-2011, 13:44
spartacus ,gega,great arkadaşlarım sana verilecek tüm cevapları vermişler

onlara teşekkür ediyorum:)

bu durumda zavallı konumuna da düşen sen oluyorsun:D

Uzun süredir foruma girmiyorum ve bu kodunada çok hoşnutum.Yazarların kalitesinde gözle görülür bir düşüş ve döngü içinde kalmış,birbirini tekrarlayan yazılar liste başı olmuş.Nerde o eski yazarlar ve tartışmalar.

Bilimselliği tekeline almış arkadaşım.

Bilim sizin tekelinizde değil öncelikle sana bunu söylemeliyim.

Size bir kaç soru sorayım öyle ise,engin bilgileriniz ile bana cevap veriniz...

Bir ZAMAN kavramının ne olduğunu biliyormusunuz?

ZAMAN:İki hareket arasındaki süredir. Hareket ve maddenin nesnel hali zamanla belirir. Zamanın olmadığı yerde , nesnellikte yoktur! Bu nedenle zaman cismin kesinlikle belirleyici faktörüdür. Hareketin hızı zamanın da hızıdır. Görelilik ve kuantum varsayımlarına göre zaman ile uzay birbirleriyle doğrudan ilişkili ve bağlantılıdır. Zaten zaman ile uzay birlikte anlamlıdır. Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir.

Yukarında zaman ve zaman-mekan ilişkileri açıklanmıştır.

Herneyse Bing-Bang sıfır hacimden ortaya çıkan bir olaydır ve bilim dünyası tarafından bu patlamanın gerçekleştiği kesinlik kazanmıştır.

Birincisi sıfır hacim(yani yokluktan)evren(genişleyen bir evren)meydana geldiğine göre,bunun bir tetikleyicisi olmuştur.Sanırım buna yok canım diyecek kadar kara cahil değilsin.

İkincisi uzay devamlı genişlemekte olduğuna görede,bunun sayılarla ele alamayacağımız kadar büyük bir enerjiye,ihtiyaç duyduğu gerçeğinide düşünemeyen biri değilsinizdir.

Peki yokluk içinden oluşan ve devamlı bir şekilde büyüyen bu oluşum nasıl meydana gelmiş,dahada önemlisi halen devam etmekte olan bu hareket,hangi enerji ile beslenmektedir???

ATEİSTİM,ATEİSTSİN,ATEİST...

Hmmm çok güzel ama bunlara cevap verin Sayın TUğba...

Bakın Ateizt olmanız değil burda sorun.Ne yaptınızda,ne gördünüzde,neyi bilimselleştirdiniz ve sonuca bağladınız yada formülleştirdinizde inkar eden bir duruma geldiniz.

Oysa ben sadece bunun bilinemezcilik üstünde bir konu olduğunu ve bilinemezcilerinde ATEİST değil Agnostik olacağını söylüyorum.Ama ATEİZM milliyeçiliği tam işte burda(belki entel bir akım,belki özentilik belkide egosal bir hazla)karşımıza çıkıyor.

Ve ben diyorumki Cahilliğin her türüne karşı HAYIR.Bu bağlamda Yobazlığın her türüne ki,buna ATEİST yobazlıkda dahil karşıyım.

Bu arada ben Bilgisayar mühendisiyim ve olasılık,mantık,algoritmalar,yapayzeka ve matematik konularında içli dışlı bir insanım.VE sistem,sistemin içindeki parametreler,onu oluşturan dinamikler ve bunun süregelebilmesi gibi konulara ve okuduklarıma ve çalışmalarıma ve düşüncelerime uyarak konusuyorum sizinle.

Yani demek istediğim,oturduğunuz yerden TANRI yoktur diyemessiniz.Sadece şu an içi bunun bilinmesi imkansız dersiniz.

Ama bazıları gibi(sizde öylemisiniz,emin olun bilmiyorum)bana şu cevabı vermeyin.

Çocuklar ölüyor o halde tanrı yoktur.Gibi basit ama insancıl davranışlar ile bu soruya cevap aranamaz.

Evrende bir çok sistem vardır.Bilim her gün yenilerini keşfetmektedir.Bakın keşfetmektedir diyorum.İcat etmektedir demiyorum.Yani doğayı çözüyor bilim,ve bu periyotlar halinde devam edecek.Ve insanlar sistemleri,içindeki dinamikleri ve ne kadar komplex olduğunu,prensiplerini olduğunu,KAOS diye görünen bir çok şeyin sistematik olduğunu daha iyi analiz ederek görecek.

Ve insan o zaman anlayacakki.

Kainat tamamen bir programcı ile var olmuştur.Ve o programcı gerçektende işini iyi yapmıştır...

Sevgi ve Saygılarımla...

xcan
10-06-2011, 13:59
Newton yeryüzüne gelmiş en büyük dahilerden biriydi ONUN YAŞADIĞI DÖNEMDE Yaradılışçılar engizisyonda Bilim Adamlarını susturmak için herşeyi yapıyorlardı Newton Yaşamak ve bilimi geliştirmek zorundaydı Dine getirdiği eleştiriler Onun dehasını gösterir Dinsel eleştirileri ile yaptığı ış Klisenin göcünü kırmak ve bunu Farklı bir metotla yapmaya çalışmak olmuştur(Dahice) Galile ne kadar yaratılışçıysa oda okadar yaratılışçıdır Newton Müslüman ülkede yaşasa Hallacı mansurun başına gelen onunda başına gelirdi diye düşünüyorum Nevton bilimin göz bebeğidir Klisenin öğretilerini çöpe göndermiştir Tıpkı darvin gibi Tıpkı Einstein gibiZavallı yaratılışçı ilkeller newtonun Adını ağzına almaya layık değillerdir Aşağıdaki yazı sizlere newtonun koşullarını anlatır.Bilim yaradılışçıları özel bir yerde tutar Sadece çöp kutusunda



Klise iki buyruk yayınlar
Birinci buyruk: Güneşin dünyanın çevresinde dönmeyen, merkezde sabit olduğu düşüncesi kutsal öğretiye aykırı, saçma ve yanlış bir savdır.
İkinci buyruk: Dünyanın, merkezde sabit değil, güneş çevresinde bir gezegen olduğu görüşü felsefe açısından saçma ve yanlış, teoloji açısından gerçek inanca ters düşen bir savdır.
İkinci önlem, davranış ve düşüncesi bu buyruklara ters düştüğü gerekçesiyle Galileo'yu yargılamaktır. 1616'da Engizisyon önüne çağrılan Galileo istendiği üzere, Copernicus sistemini artık ne sözlü ne de yazılı hiç bir şekilde savunmayacağını bildirerek bağışlanmasını diler; sonra, aldığı talimat gereğince köşesine çekilerek bir süre suskunluk içine girer. Bir süre, çünkü suskunluk onun yaratılışına aykırı bir davranıştı.
Galileo bir kez daha Engizisyon önüne çıkmaya zorlanır. Yaşlı ve hasta bilgin hücreye atılır, yargı önünde tövbe etmediği takdirde işkence göreceği söylenir. Galileo çaresizdir; eline verilen metni diz çökerek okur:
Ben Galileo Galilei, geçmişteki tüm yanlış ve aykırı düşüncelerimden dolayı huzurunuzda kendimi lanetliyor, bir daha öyle saçmalıklara düşmeyeceğime, kutsal öğretiye aykırı hiç bir fikir taşımayacağıma yemin ederim. Otuz yıl önce Bruno'yu yakarak cezalandıran Engizisyon, Galileo'ya daha yumuşak davranır, ev hapsine mahkûm etmekle yetinir. Yaşlı bilgin yaşamının son yıllarında çökmüştür, görme yetisini tümüyle yitirir; ama boş durmaz. Devinim üzerindeki araştırmalarını içeren en büyük yapıtını (İki Yeni Bilim Üzerine Diyalog) gizlice hazırlar, dostlarının aracılığıyla Hollanda'da yayımlatır.
Engizisyon Galileo'yu mahkûm eder; ama o mahkûmiyet Galileo'nun değil, dinsel bağnazlığın kendi ölüm fermanı olur. Kilise işlediği ayıbın ezikliğinden bugün bile tam kurtulmuş değildir.

xcan
10-06-2011, 14:16
Yukarında zaman ve zaman-mekan ilişkileri açıklanmıştır.

Herneyse Bing-Bang sıfır hacimden ortaya çıkan bir olaydır ve bilim dünyası tarafından bu patlamanın gerçekleştiği kesinlik kazanmıştır.

Birincisi sıfır hacim(yani yokluktan)evren(genişleyen bir evren)meydana geldiğine göre,bunun bir tetikleyicisi olmuştur.Sanırım buna yok canım diyecek kadar kara cahil değilsin.

Sevgi ve Saygılarımla...
Evet nogada BİGBANGden hiç bir bk anlamadığınızı göstermiş oldunuz Sıfır hacimi patlattınız yani Hawkingi aşmışınız.Sıfır kültürlü birinin kalite notu vermesi bizleri üzerdi Bigbang teorinizi yayınlayında onu eleştirelimYanlız Big palavra olmasın Küçük insanlar başlangıcı kültürel küçüklükleri nispetinde küçültüyor Siz sıfıra endekslemişsiniz .İlginç
Ayrıca bilim dünyasında yokluktan oluşan evren tezi yalanı iğrençti.Zatınızda gördüğüm gibi

TUBA
10-06-2011, 14:17
tabiki bilim benim tekelimde kalmış değil,bilim herkese açıktır dileyen bilgilenir

nasıl bir kalite bekliyorsunuz benden acaba?
yoksa bilimsel yanıtlar verilmesi mi canınızı sıkıyor?
yoksa kedi uzanamadığı ciğere miav mı diyor?

zaman : izafidir (bulunduğun mekana ve harekete göre değişir)

şuan kabul gören bir görüştür big bang teorisi ,ama bilimadamları daha fazla ileriyi görmeye çalışmaktadır ,bu anlamda farklı ama gene enerji fışkırması şeklinde bir başlandıç olabileceğini savunmaktalar

ben bilimadamı değilim birşeyi bilimselleştireyim ,öyle birşeye de ihtiyacım yok

kaldı ki ateist biri yobaz olamaz bu ateistliğe aykırıdır

not : sıfır hacim yokluk anlamında kullanılmamıştır ,bilginize

ironrose
10-06-2011, 14:37
Uzun süredir foruma girmiyorum ve bu kodunada çok hoşnutum.Yazarların kalitesinde gözle görülür bir düşüş ve döngü içinde kalmış,birbirini tekrarlayan yazılar liste başı olmuş.Nerde o eski yazarlar ve tartışmalar.

Bilimselliği tekeline almış arkadaşım.

Bilim sizin tekelinizde değil öncelikle sana bunu söylemeliyim.

Size bir kaç soru sorayım öyle ise,engin bilgileriniz ile bana cevap veriniz...

Bir ZAMAN kavramının ne olduğunu biliyormusunuz?

ZAMAN:İki hareket arasındaki süredir. Hareket ve maddenin nesnel hali zamanla belirir. Zamanın olmadığı yerde , nesnellikte yoktur! Bu nedenle zaman cismin kesinlikle belirleyici faktörüdür. Hareketin hızı zamanın da hızıdır. Görelilik ve kuantum varsayımlarına göre zaman ile uzay birbirleriyle doğrudan ilişkili ve bağlantılıdır. Zaten zaman ile uzay birlikte anlamlıdır. Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir.

Yukarında zaman ve zaman-mekan ilişkileri açıklanmıştır.

Herneyse Bing-Bang sıfır hacimden ortaya çıkan bir olaydır ve bilim dünyası tarafından bu patlamanın gerçekleştiği kesinlik kazanmıştır.

Birincisi sıfır hacim(yani yokluktan)evren(genişleyen bir evren)meydana geldiğine göre,bunun bir tetikleyicisi olmuştur.Sanırım buna yok canım diyecek kadar kara cahil değilsin.

Vakum enerjisi? Madde = Enerji. Hiçlik diye bişey olduğunu nerden çıkardın

İkincisi uzay devamlı genişlemekte olduğuna görede,bunun sayılarla ele alamayacağımız kadar büyük bir enerjiye,ihtiyaç duyduğu gerçeğinide düşünemeyen biri değilsinizdir.

Peki yokluk içinden oluşan ve devamlı bir şekilde büyüyen bu oluşum nasıl meydana gelmiş,dahada önemlisi halen devam etmekte olan bu hareket,hangi enerji ile beslenmektedir???

Vakummmm????? Enerji????? Yokluk diye birşey yokk. Evrenimizin başka bir evrenden oluşmadığına, pörtlemediğine :) kanıtın nedir? Yokluk olduğunu kim söylüyor bigbang öncesinin.


ATEİSTİM,ATEİSTSİN,ATEİST...

Hmmm çok güzel ama bunlara cevap verin Sayın TUğba...

Bakın Ateizt olmanız değil burda sorun.Ne yaptınızda,ne gördünüzde,neyi bilimselleştirdiniz ve sonuca bağladınız yada formülleştirdinizde inkar eden bir duruma geldiniz.

Oysa ben sadece bunun bilinemezcilik üstünde bir konu olduğunu ve bilinemezcilerinde ATEİST değil Agnostik olacağını söylüyorum.Ama ATEİZM milliyeçiliği tam işte burda(belki entel bir akım,belki özentilik belkide egosal bir hazla)karşımıza çıkıyor.

Ve ben diyorumki Cahilliğin her türüne karşı HAYIR.Bu bağlamda Yobazlığın her türüne ki,buna ATEİST yobazlıkda dahil karşıyım.

Ben bir agnostiğim buna cevap veremem :)


Bu arada ben Bilgisayar mühendisiyim ve olasılık,mantık,algoritmalar,yapayzeka ve matematik konularında içli dışlı bir insanım.VE sistem,sistemin içindeki parametreler,onu oluşturan dinamikler ve bunun süregelebilmesi gibi konulara ve okuduklarıma ve çalışmalarıma ve düşüncelerime uyarak konusuyorum sizinle.

Yani demek istediğim,oturduğunuz yerden TANRI yoktur diyemessiniz.Sadece şu an içi bunun bilinmesi imkansız dersiniz.

Ama bazıları gibi(sizde öylemisiniz,emin olun bilmiyorum)bana şu cevabı vermeyin.

Çocuklar ölüyor o halde tanrı yoktur.Gibi basit ama insancıl davranışlar ile bu soruya cevap aranamaz.

Evrende bir çok sistem vardır.Bilim her gün yenilerini keşfetmektedir.Bakın keşfetmektedir diyorum.İcat etmektedir demiyorum.Yani doğayı çözüyor bilim,ve bu periyotlar halinde devam edecek.Ve insanlar sistemleri,içindeki dinamikleri ve ne kadar komplex olduğunu,prensiplerini olduğunu,KAOS diye görünen bir çok şeyin sistematik olduğunu daha iyi analiz ederek görecek.

Ve insan o zaman anlayacakki.

Kainat tamamen bir programcı ile var olmuştur.Ve o programcı gerçektende işini iyi yapmıştır...

Sevgi ve Saygılarımla...
Meslektaşız anladığım kadarıyla. 20 küsur senedir yazılım işindeyim. Evet eğer bir programcı varsa!!! bir de her an fişi çekilecek bir donanımın içindeki değersiz kod parçaları olabiliriz ve bunu kesinlikle farkedemeyiz.


Sonuçta ben kendi açımdan agnostizmi bir kararsızlık değil kesin bir duruş olarak görüyorum. Yani tanrı var mı yokmu bilinemeyeceğini savunuyorum ancak Kuran, Torah, İncil vs. de geçen tanrının, allahın, elohimin , yehovanın kesinnn!! olarak olmadığını biliyorum....

İnanıyorum değil Evet biliyorum.

Araform
10-06-2011, 14:41
hawking yerçekimi yeter diyor :) duymadınız mı ?

herşeyin olması için o yetiyor muş, yerçekimi yasasını bulan bilim adamı da yetmiyor diyor, ben buldum ama, bulduğum şey neticedir, neticenin oluşması için sebeb lazım diyor, ve kendi kendine olamaz demiş adamcağız..

şimdi bu hawking niye newton u yalanlıyo,, hangi bilim adamına inanacağız biz..
Neticedir diyormus, sebebi lazim diyormus. Sebebi de kesin Allahü teallahü gibi birsey olmali, degil mi? Baska birsey olmasi mümkün degil, kanitladiniz bunu cünkü. (!)

Dünya da düzdü, yuvarlak oldu. Gün gelir sizin allahiniz da öyle olur...

@nogada

Su iki ifadenizde kendinizle celisiyorsunuz:

Yani demek istediğim,oturduğunuz yerden TANRI yoktur diyemessiniz.Sadece şu an içi bunun bilinmesi imkansız dersiniz.Ve insan o zaman anlayacakki.

Kainat tamamen bir programcı ile var olmuştur.Ve o programcı gerçektende işini iyi yapmıştır...Sahsen tanrinin var olduguyla ya da olmadigiyla ilgili bir kavram kargasasi icinde degilim. Mantigima yatan seyi ya dogru olarak kabul ederim, ya da etmem. O yüzden "tanri yoktur" da demem, "vardir" da. Ancak siz, anladigim kadariyla inanan biri olarak ateistlere "öyle oturdugun yerden tanri yoktur diyemezsin bilader" derken gözünüzde canlandirdiginiz programcinin (tanrinin) varligindan öylesine emin ifadelerde bulunuyorsunuz.

Yine söylüyorum. Yüzyillar önceki inanisa göre dünya düzdü. Buna inaniliyordu. Simdi yuvarlak oldugu biliniyor. Bilgiyayar mühendisi olarak icine girdiginiz meslegin incelikleriyle gercekligi özdeslestirmeniz dogal, bunu ben de yapiyorum veteriner hekim olarak. Dolayisiyla dehset ötesi bir programci falan da göremiyorum. Bakin, yoktur da demiyorum.

Big-Bang öncesini tanimlayamayan insan, düsüncesinin bittigi yerde olayi tanriya bagliyor. Quantum fizigini de bilmiyordu insan. Herseyin ortaya cikacagi an elbette gelecektir. Beyin bunun icin var...

Greatestlieevertold
10-06-2011, 14:49
inanmak, düşünmek, kabul etmek. sanırsam ya türkçedeki kelimelerin anlamları tam olarak bizim doğru bir şekilde anlatmamıza yetmiyor. belief - faith gibi belki.

eğer illa ki bize bir şey e tapma gerekliliği koyuyorsanız bari big bang demeyin, big bang evrenimizi oluşturan olaylardan bizim nerdeyse kesinlik ile konuşabileceğimiz olaylardan sadece birisi. en azından ölçebildiğimiz zamanın ilk anında bir tekilikten bizim evrenin ortaya çıkması şu anda tüm dünyaca kabul gören teoridir.

mahirzz aynı eskiden yapılan diğer önermeler gibi, o zamanların matematiği ve bilgisi ile yaptıkları çıkarımlara güvenmek zor. ne quantum mekaniklerini biliyorlardı ne uzayı, ne kara maddeyi. sir newton ayrıca simyacıymış. aşağılamak için söylemiyorum ama zamanında inanıyormuş bakırı altına çevirebileceğine, ki tek inanan da o değildi.

zaten newton'un kuramı yanlış olmasada eksik ve artık ileri düzeyde kullanılamıyor. genel görelelik daha ekstrem olaylar için kullanılıyor.

birde mahirrz çekim gücünü biraz daha araştır. seninde bir çekim gücün var, biraz uğraş bilgileri kendine doğru çek. kendini çok komik duruma düşürüyorsun yerçekimi kavramını yani çekim gücünün ne olduğunu bilmeyerek ama tartışmasını yaparak.

bizim mutlak bir varlığa inanmamız ona tapacağımız anlamına gelmez bazılarınızın dediği gibi. her insanın bir FİKRİ akabinde kabul ettiği gerçekler olacaktır. ama inanç sistemlerindeki koşulsuz tapınma, dogmatik olsun çamurdan olsun mantığı en azından benim için uygulanamaz.

eminim tartışılmıştır buna benzer konular, gene allahın herşeye kadir olması ile ilgili güzel birşey okudum başka bir forumda.

tanrı ile karşılaştığınızda ona bir kağıda sizin birazdan yazacağınız 100 haneli bir sayıyı yazmasını isteyin. sonra siz kağıda 100 haneli sayıyı yazın. bu durum her tekrarlandığında tanrı sizin yazdığınız sayıyı doğru tahmin etmek zorundadır. tanrı bilir ama karışmaz diyorsunuz. ama tanrı her şeyin, her olayın sebebi ise, her şeye kadir ise, hem bilip hem karışmamış olmaması bana mantıksız geliyor.

nogada arkadaşım, big bang den öncesi ile ilgili teoriler var? her ne kadar göreleliğe göre T=0 - ye gitmez yani sorular anlamsız gibi gözüksede big bang için başka bir evrenin çarpışıp, yada aynı fizik kurallarına sahip başka bir evrenin devamı olabileceğimiz ile ilgili teoriler var.

günümüzde artık quantum seviyesinde oluştuğuna inanılıyor big bang in, aynı sanal parçacıklar gibi düşünebiliriz. nasıl karadeliklerde tekillik var ise evrende buna benzer bir tekillikten yani sıfır hacimden oluşmuştur. devasa yoğunlukta 2 sanal parçacık big bang diye adlandırdığımız sıfır hacimli olayı oluşturmuş diye kabul ediliyor.

paslıçivi
10-06-2011, 15:02
tarzım değildir ama bugün biraz boş vaktim var, fazla mesai yapayım :)

bilim bir veriyi 4 kademede inceler ve ele alır..

1.tez/iddia; sadece kişisel gözlemlerden kaynaklanan ve sadece o kişiyi bağlayan bir verinin ortaya atılmasıdır..

2.hipotez/önerme; kısmen bilimsel deney ve gözlemlere dayalı ortay atılan bir veridir..

3.teori; bilimsel gözlem ve deneylerle oldukça güçlenmiş ama hala olabilecek yeni bir buluşla "yanlışlanma" potansiyeli olan verilerdir..

4.kanun/yasa; bilimsel gözlem deneylerle
-gözlemlenebilir
-sınanabilinir
-tekrarlanabilinir
-evrensel onayı olan (tüm dünya insanlığı hemfikirdir)
verilerdir..
-insanoğlu tarafından tartışılmaz,
-kendisini tüm dünya insanlığına kayıtsız şartsız dayatır.
-insanoğlu tarafından savunulmasına gerek yoktur..
-"yanlışlanmaya" açık değildir..


burdaki ilk 3 kademedeki veriler "olasılıktır, ihtimaldir",

1. kademedekiler(tez/iddia) en zayıf,
3. kademedikler(teori) en güçlü olanlardır

bilinci tam açık/tam uyanık/farkındalıklı bir insan bu ilk 3 kademedeki verilere

-gücüne göre doğru da çıkabilir yanlış da çıkabilir

diye yaklaşması gerekirken kendisine yüklenen zihin hapsinde yaşadığı için ve zihin sadece siyah(-) ve beyazı(+) görüp birinde karar kılmak zorunda olduğu için..

kişi bunlardan birini + veya - bilincinde sabitleyip sahiplenir ve ölümüne savunur.. artık bu sahiplendiği kanun/yasa olmayan şey/veri o insan için gerçekliktir..

yani diğer bir ifadeyele bir tezi, önermeyi, teoriyi kendi bilincinde yasa/kanun haline getirip çok derin bir uykuya dalar..

ilk 3 kademedeki bir veriyi bilincinde sabitleyip sahiplenen ve savunan insan "inanmak" eylemi içindedir.. ama bunun farkındalığında olmadığı için "bildiğini zannetme yanılgısında" yaşar..

4. kademedeki veriler(kanun/yasa) savunulmasına sahiplenilmesine gerek olmadığı gibi tüm dünya insanlığı hemfikirdir.. bu veriyi deklare eden insan "bilmek" eylemi içindedir..

evet sevgili sevgi dostlar..

şimdi kanun/yasa olmayan verilerinizi ortaya koyun ve inceleyelim..

"biliyor musunuz?

yoksa

inanıyor musunuz"

hep beraber görelim..

ama dostça, kavga etmeden, birbirimiz aşağılamadan, hakaret etmeden..

kısaca insanca..

Greatestlieevertold
10-06-2011, 15:20
paslıçivi ben bir şeyi ölümüne savunmuyorum. hatta neden tanrıyı kabul edemediğimi neden agnostik olmadığımı kendime açıklayabiliyorum. bunun nedeni ben böyleyim, bilincim bu şekilde gelişmiş artık, ironrose un dediği gibi birisinin gelip fişi çekeceğini kabul etmekte zorlanıyorum, ama olabileceği gerçeğine uzak değilim. benim tercihim ateist olmak yönünde ama ölümüne savunduğum kesin bir gerçek olduğunu düşünmeyin.

ilkokulda basit kavramlar ile allah yoktur diyordum, ortaokul lise de olabilir de olmayabilir derken uni den sonra gene olmadığına kanaat getirdim. bu arada kimseden etkilenmedim çünki çevremde 1-2 kişi hariç tartışmayan teistler vardı. başka bir arkadaşımın ateist olduğunu malesef lise bittikten sonra öğrendim, cüzzamlı muamelesi göreceğimizden değil ama en yakın arkadaşlarınla tartışmak istemiyor insan. teistliği hiç kaymasamda görüşlerimin değişebileceğini biliyorum. teistliğe kayabilirmisin dersen, gördüklerimdne sonra olasılık dışı diyebilirim . tabi tanrı çıkıp da tv lerde son dakika haberlerini süslemedikçe.

Özgürcan
10-06-2011, 15:23
Bira mayası.

HELL YEAH:flame:

xcan
10-06-2011, 15:24
Bilimin işi tanrıyı aramak değil Bilim için bu gereklide değildir Mantıklı bir şeyde değildir .Bilim hayatın önümüze koyduğu soruları çözmeye uğraşır .Bu yaradılış ilk an zırvalarıyla uğraşan bilim değ
il bu konuyu çorbaya dönüştürenlerdir .Butün dertleri Varolana değilde Varsayılana inanan bir toplum yaratmak Önce insanların beynini çorba etmek sonrada o insanlardan yararlanmak Ülkemde milyonlarca kişi bu gereksiz .Hiç bir sorunu çozmeyen düşünce sistemine Tabi olduğu için maddi manevi sömürülüyor .Tarikat eline düşen kadınların içler acısı seks köleliği Tarikat zengini olanlar Tarikat destekli partiler .Yüzlerce ilkel sömürü metodu bu teoriden besleniyor.
Aynalar Varolanı yansıtır.Varolan artı tanrıyı değil.Elmaları Sayarken Bir iki üç sayarız Artı tanrı eklemeyiz .Hastalara Antibiyotik ağrı kesici yazarız Artı tanrı yazmak gereksizdir ve doğru değildir Mercekler Ayı yıldızı ,yani varolanı gösterir .Artyı tanrı göstermez .Ha mantıklı bir ipucu ortaya çıkarsa bilim ilgilenir .Hastalandığınızda okuyup üflüyomusunuz doktoramı gidiyorsunuz İşte bu soru sizin Akıl sağlığınızıda ortaya koyan doğru sorudur Köylü silaj yaparken dur şuna birazda tanrı katayım demez.Bilgisayar programcısı bir program yaparken Şu programa az tanrı ilave edeyim dermi.Hayatın hiçbir alanında var olmayan şeyler var olanı şöyle etkiler gibi bir durum yoktur .Var olan varlığını ortaya koyar Tanrı kendi işini yapsın varlığını ortaya koysun Böle bir şey yok Elçi kullanıyormuş Elçi Kendi işini kendi yapamayan Yaratıcı .İğfal edilmiş beyinlerde tatmin unsurundan başka bir şey değildir.Çorbacılar kaybetmiştir debelenmeleri boşuna.Tanrı varsa dahi varlık olmalıdır
Varlık madde eşittir enerji Yani yaradılşçıların zıplaya zıplaya geleceği yer bilimin şevkatli kucağı .Debelenmeleri nafiledir

Özgürcan
10-06-2011, 15:36
Modern fizikte tanrıya yer yoktur.
Stephen Hawkig, hayatta olan en iyi fizikçi...

paslıçivi
10-06-2011, 15:49
paslıçivi ben bir şeyi ölümüne savunmuyorum. hatta neden tanrıyı kabul edemediğimi neden agnostik olmadığımı kendime açıklayabiliyorum.

sevgili greatest..

mesle tanrıyı kabul edip etmemeniz değil..

ateizm der ki; metafizik/fizikötesi bir şey yoktur, tüm evren maddeden ibarettir..

şimdi ateizmin bu verisi bilimsel sınıflamaya göre hangi gruba giriyor..?

tez, hipotez, teori, kanun ?

xcan
10-06-2011, 16:06
Metafiziğe inanan arkadaşları uyarayım En net anlamı herşey yoktur Ve herşey düşüncemizdedir So nuç Metafizikçinin geleceği son nokta herşey beynimde o halde tanrı benim demektir Metafizikçilerin kesin yenildiği noktadır .Metafiziği Allayıp pullayıp Halka giydirirler Akıl sağlığı bozulan halkın paralarını çalmak namuslarını çalmak Onurlarını çalmak kolaylaşır Cambazabak cambaza diyen Cambaza bakarken kurbanının cebindeki parayı götüren hırsızlar gibidirler bunlar Tabi ben sizin metafizikçi olmadığınıza inanmak isterim
Madde varmı yokmu kanunmu teorimi bunu araştırın .
Bense sadece varolana inanırım
Kafanıza biri sopa geydirdiği zaman Bu sopa fizik ötesimi .Hipotezmi teorimi diye sormak
anlamlı değildir Belkide sormalıyız .Fakat tüm bunları yaparken Acilen bir hastaneye uğrayınız sevgili dostum geç kalabilirsiniz

paslıçivi
10-06-2011, 16:14
Bense sadece varolana inanırım


sevgili gega.. teşekkürler, biz de bunu söylüyoruz zaten..

Greatestlieevertold
10-06-2011, 16:29
sevgili greatest..

mesle tanrıyı kabul edip etmemeniz değil..

ateizm der ki; metafizik/fizikötesi bir şey yoktur, tüm evren maddeden ibarettir..

şimdi ateizmin bu verisi bilimsel sınıflamaya göre hangi gruba giriyor..?

tez, hipotez, teori, kanun ?


ateizm tanrıların varlığını inkar eden, masal, hayal ürünü olduğunu kabul eden bir düşünce akımıdır. ateistik evrim teorisi demek istersen o zaman ayrı.

Greatestlieevertold
10-06-2011, 16:31
sevgili gega.. teşekkürler, biz de bunu söylüyoruz zaten..

ama arkadaşım sen teizmin yapısını hiçe sayıp inanmayı tek kelime anlamıyla irdelersen hiçbir sonuca varamazsın. anti-teizm demek olan ateistliği tartışıyorsak, sizin için her kelimeyi ayrı ayrı mı seçmek zorundayız?

TUBA
10-06-2011, 16:33
sevgili paslıçivi

peki ben sana sorayım tüm evren maddeden ibaret midir ,değil midir?

paslıçivi
10-06-2011, 17:16
sevgili paslıçivi

peki ben sana sorayım tüm evren maddeden ibaret midir ,değil midir?

sevgili TUBA..

1.tüm evrenin neyden ibaret olduğuna karar verecek olan "insanoğlu bireyi" midir?

yoksa

2.insanoğlu kollektif bilincinin varettiği "bilim" mi?

şayet birincisi diyorsan; ki insanoğlu varolduğundan beri bu madde yürürlüktedir ve dünya insanlığının hali ortada..

şayet ikincisi diyorsan; "tüm evren maddeden ibarettir" gibi bir yasa/kanun yoktur..

zaten olamaz da, çünkü henüz tüm evreni;

-gözlemlenebilir
-sınanabilinir
-tekrarlanabilinir
-evrensel onay almış olarak

ortaya koymuş değiliz..

tüm evren hakkında insanoğlu bireyinin tüm ortaya koyduğu veriler sadece bir tezdir yani iddiadır.. ve kişi bunu bilincinde sahiplenip sabitlediyse çok derin bir uykuda rüya görüyordur ve bunun adı inançtır..

buna sadece siz ateistler(materyalistler) değil, diğer tüm dünya insanlığı(idelaistler) dahildir..

paslıçivi
10-06-2011, 17:24
ama arkadaşım sen teizmin yapısını hiçe sayıp inanmayı tek kelime anlamıyla irdelersen "hiçbir sonuca varamazsın". anti-teizm demek olan ateistliği tartışıyorsak, sizin için her kelimeyi ayrı ayrı mı seçmek zorundayız?

burda ateizmin inanç olup/olmadığını tartışıyoruz..

hiçbir sonuca varamazsın diyorsun..

benim ulaştığım nihai sonuç zaten "varlık alemi bilinemez sadece inanılabilir"..

binlerce yıldır aynı bilinç düzeyinde yaşayan insanoğlunun biribirine düşmanlıktan başka "vardığı sonuç nedir?

TUBA
10-06-2011, 17:35
sevgili paslıçivi


1.tüm evrenin neyden ibaret olduğuna karar verecek olan"insanoğlu bireyi"midir?

2.insanoğlu kollektif bilincinin varettiği "bilim"mi?

cevap ,insan ve bilimdir
insan (zeki yaşam) olmasaydı bilim olmazdı

evren = madde diyebiliriz (ama inanç meselesi olamaz ,bu bilmektir ,inanmak değildir)
kuantum fiziği gereği madde altı enerji ,boyut değiştirerek şekillenir ,bu anlamda madde sonsuzdur

zaten bilim o şekilde işler ,yani önce gözlemler sınar ve tezini yürürlüğe koyar
bilim ,bilincindesahiplenip sabitlemez ,sabitlerse zaten bilim olmaz
değişmezliği kanıtlanıncaya kadar açık bir tezdir ,inanç kesinlikle olamaz

limit
10-06-2011, 17:39
Ateizme göre her şey neden sonuç ilişkisiyle var olmuştur fakat bu nedenselliği sonsuza kadar sürdürmek hangi akıllı insanın inanacağı bir şeydir hiç mümkün müdür ki madde sonsuza dek birbirini oluştursun ve bu güne gelinsin. Varlığın bir başlangıcı olmak zorunda nasıl bir trenin lokomotif vagonu var ve diğer vagonları çekiyorsa varlığında bir lokomotifi olmak zorunda ve bu ilk varlık kendisini oluşturacak bir üst varlığa ihtiyaç duymamalı ki sonsuza giden sebepler döngüsü kırılsın...

Dinlerde bu varlığı kendinden olan ve bir sebebe ihtiyaç duymayan varlığa yaratıcı denir. Ateizimde bu ilk varlık nedir yoksa ateizm maddenin sonsuza dek birbirini oluşturduğunu mu idda ediyor peki ama nasıl madde nasıl sonsuz olabilir feridun düzağaç bir şarkısında şöyle der "Bana bitmeyen bir şey söyle/ Söyle sonsuza inanayım" maddenin bir yerde bittiğini bitmek zorunda olduğunu ateistler kabul etmiyorlar mı madem evrende her şey maddeden ibaret bu madde sonsuzluğa nasıl uzanabilir

Sonsuzluk ancak bir Tanrı özelliğidir çünkü varlığı kendindendir ve var olan tüm madde anti madde de bizzat tanrının ta kendisidir...kainatta onun haricinde hiç bir şey yoktur çünkü sonsuzluk bölünemez bölündüğü zaman o şey zaman kavramı içinde açıklanır ve sonsuz olamaz...

maddenin bir başlangıcı olduğunu neden kabul etmiyorsunuz ?
başlangıçtaki "şey" in varlığı kendinden olmak zorunda olduğunu neden anlamıyorsunuz.

bu noktada ateizm materyalist bir felsefeyle maddeyi madde yaratmıştır dolayısıyla varlığı kendinden olan ilk "şey" de maddedir dediği zaman ki bunu demek zorunda varlık felsefesinin getirdiği başka bir izah yoktur. O halde ilk "şey" madde ise her şeyi o madde yaratmıştır ve ateizm bu maddeye tapan kuralsız kitapsız kanunsuz bir dindir.

(benim bu varlık-mutlak varlık felsefemi anlayan ateist var mı içinizde çünkü henüz bu felsefeye verilmiş tek bir cevap bile yok)

Greatestlieevertold
10-06-2011, 17:46
burda ateizmin inanç olup/olmadığını tartışıyoruz..

hiçbir sonuca varamazsın diyorsun..

benim ulaştığım nihai sonuç zaten "varlık alemi bilinemez sadece inanılabilir"..

binlerce yıldır aynı bilinç düzeyinde yaşayan insanoğlunun biribirine düşmanlıktan başka "vardığı sonuç nedir?

felsefenin konusunu fizikle karıştırıyorsun ama. insan algılarını atarsak denklemin içinden, evren ve ötesi bildiğimiz/bilmediğimiz kurallarıyla orda duruyor olacaktır.

düşmanlık sevgi saygı vs. hepsi bizim kelimelere yüklediğimiz anlamlar sayesinde, bilincimiz sayesinde.

maddenin varlığının anlamı matematiksel olarak açıklanabilir. madde olmasaydı en basit örnek ile sen bu soruyu soramazdın zaten. olmazdık burada.

olmayan birşeye inanmak ise inançtır.

paslıçivi
10-06-2011, 17:53
evren = madde diyebiliriz (ama inanç meselesi olamaz ,bu bilmektir ,inanmak değildir)


a)evren=madde diyebiliriz
b)insanların damarlarında dolaşan sıvıya kan diyebiliriz
c)denizlerin suyu tuzludur diyebiliriz
d)ay dünyanın etrafında dolaşan bir gezegen/uydusudur diyebiliriz
e)yeryüzü toprak ve sulardan oluşmuştur diyebiliriz

sevgili TUBA, yukarıda çoktan seçmeli verdiğim soruda bana "inanmak eylemi" içinde olanları işaretleyebilir misin..

bu şıklardan biri diğerlerinden çok farklı..

bu şıkkı ve diğerleri ile arasındaki farkı görebilecek misin?

paslıçivi
10-06-2011, 18:03
madde olmasaydı en basit örnek ile sen bu soruyu soramazdın zaten. olmazdık burada.

olmayan birşeye inanmak ise inançtır.

sevgili greatest..

ben "madde yoktur" demiyorum ki..

"tüm evren maddeden ibarettir" söylemi materyalizmin/ateizmin tezidir.. ve bu felsefeyi kabul etmiş insanlar bu tezi bilinçlerinde bilimsel bir yasa/kanun düzeyine getirmişlerdir.. aynı teistlerin "tanrının vardır" tezini bilinçlerinde yasa/kanun düzeyine getirdikleri gibi..

bana "tüm evreni" sınanabilinir, gözlemlenebilinir, tekrarlanbilinir ve evrensel onay özellikleriyle birlikte yani kanun/yasa düzeyinde masanın üzerine koyun,

işte o zaman "tüm evren maddeden ibarettir" tezinizin inanç mı bilmek mi olduğunu konuşalım..

idelaistler gaybı genelde "tanrıyla" doldurur

siz ateistler gaybı "maddeyle" doldurursunuz..

henüz gayba ulaşamadık ki, "gayb şundan ibarettir" diye kanun düzeyinde hüküm verelim..

paslıçivi
10-06-2011, 18:19
evren = madde diyebiliriz
değişmezliği kanıtlanıncaya kadar açık bir tezdir ,inanç kesinlikle olamaz


evren=madde diyen bilim değil insanoğlu bireyidir(materyalizm)

evren=tanrı diyen de bilim değil insanoğlu bireyidir(idealizm)

her ikisi de değişmezliği kanıtlanıncaya kadar açık bir tezdir, inanç kesinlikle olamaz..

mı?

Greatestlieevertold
10-06-2011, 18:19
sevgili greatest..

ben "madde yoktur" demiyorum ki..

"tüm evren maddeden ibarettir" söylemi materyalizmin/ateizmin tezidir.. ve bu felsefeyi kabul etmiş insanlar bu tezi bilinçlerinde bilimsel bir yasa/kanun düzeyine getirmişlerdir.. aynı teistlerin "tanrının vardır" tezini bilinçlerinde yasa/kanun düzeyine getirdikleri gibi..

bana "tüm evreni" sınanabilinir, gözlemlenebilinir, tekrarlanbilinir ve evrensel onay özellikleriyle birlikte yani kanun/yasa düzeyinde masanın üzerine koyun,

işte o zaman "tüm evren maddeden ibarettir" tezinizin inanç mı bilmek mi olduğunu konuşalım..

idelaistler gaybı genelde "tanrıyla" doldurur

siz ateistler gaybı "maddeyle" doldurursunuz..

henüz gayba ulaşamadık ki, "gayb şundan ibarettir" diye kanun düzeyinde hüküm verelim..

tüm evreni gözlemlemeye gerek yok, hala öğreneceğimiz şeyler var ama bu neden hala ölümsüzlüğü bulamadılar gibi bir soruya benziyor.

maddenin 3 boyutlu olarak var olduğunu biliyoruz.

burada yaptığın insanın tanrıyı yaratmasını, maddeyi yaratması ile aynı kefede yani beynin sadece algısı içinde tartışmaya çalışman. işte felsefe ve fizik birbiri ile bu şekilde karışmaz.

xcan
10-06-2011, 18:26
sevgili TUBA..

1.tüm evrenin neyden ibaret olduğuna karar verecek olan "insanoğlu bireyi" midir?

yoksa

2.insanoğlu kollektif bilincinin varettiği "bilim" mi?


Paslı çivi kardeş şimdi yukardaki iki önermene bir gözat .Evrenin neyden yapıldığına karar vermek ne demektir Bizim kararımız maddeyi oluşturur gibi kıytırık bir tez bizi alay konusu eder .Evrenin Bileşenleri bilimin iradesiylede değildir Bilim sıradan insanlara göre Daha donanımlı daha birikimli Daha ehildir Sıradan insanlara göre daha sağlıklı önermelerde bulunur Dinlerin tepsi dünyasını küreselleştirmiştir Bilimi küçümser Dinsel fantezileri öne çıkarırsak ELİMİZE BİR TAŞ ALIP CİLALAMAMIZ GEREKİR .Bilime saldırtanlar ortadadır Lafı dolandırmayın bilimsel terminolojinin müziğinde kelimelere oryantal yaptırmayın Açık deyin Bilim düşmanımısınız Bilim dostumusunuzVahşi yaşama dönmek isteyenlerdenmisiniz İlerlemeden yanamısınız.Karanlık yeteri kadar karanlık var Aydınlık insanlara ihtiyaç var Dünya Büyüyle sihirle cinle şeytanla bir milim ileri gitmez Günümüz peygamberleri Bakırköyde İsterseniz Onlara sorun

paslıçivi
10-06-2011, 18:35
tüm evreni gözlemlemeye gerek yok,


ömürlerini bir gölün dibinde geçiren bir balık türü varmış.. hiç su yüzüne çıkmadan nesiller boyu yaşamlarını sürdürmüşler..

gün gelmiş genç ve meraklı bir balık "varlık nedir?" diye merak etmiş..

gitmiş sürünün en bilge balığına sormuş.. -varlık nedir?

bilge balık da: -işte etrafında gördüğün bu sular, yosunlar, balıklar ve dipteki çamur/toprak demiş..

ama bizim meraklı genç balık balık tatmin olmamış ve yukarı doğru yüzmeye başlamış ve "ilk defa kendi türünün su üstüne çıkan balık ünvanını" alacakmış ki..

yukardaki balıkçının oltasına takılmış ve varlıkta su, balıklar, yosunlar, çamur dışında "hava,insan vs" gibi şeylerin de olduğunu farkedecekken son nefesini vermiş..


sevgili greatest..

evren o kadar büyük ki, 2006 yılında bir uzay gemisi fırlatıldı saatteki hızı 58000 km(ellisekizbin) ve bu uzay gemisi plutona gidiyor.. bu hızla 2015 yılında plutona varacak yani 9-10 yıllık bir süre..

bu gezegen milyarlarca sayı ve ışıkyılı uzaklıktaki galaksinin olduğun bir sistemde sadece bizim güneş sistemimizde olan bir gezegen.. ve biz buna 58000km/saat hızla ancak 10 yılda gidebiliyoruz.. diğer galaksileri falan geçtim artık..

siz bunca büyüklükteki bir varlıkta göldeki "sözde bilge" balık gibi düşünüyorsunuz..

xcan
10-06-2011, 18:36
a)evren=madde diyebiliriz
b)insanların damarlarında dolaşan sıvıya kan diyebiliriz
c)denizlerin suyu tuzludur diyebiliriz
d)ay dünyanın etrafında dolaşan bir gezegen/uydusudur diyebiliriz
e)yeryüzü toprak ve sulardan oluşmuştur diyebiliriz

sevgili TUBA, yukarıda çoktan seçmeli verdiğim soruda bana "inanmak eylemi" içinde olanları işaretleyebilir misin..

bu şıklardan biri diğerlerinden çok farklı..

bu şıkkı ve diğerleri ile arasındaki farkı görebilecek misin?
Evren madde diyebilirmiyiz Yok diyemeyiz neden Evren madde değildir
Neden kıl dönmesidir tezi henüz havadadır Vah zavallı halkım Mürekkep yalamışların Bu kadar zırboş Haline acıyorum.Evren madde diyemeyiz Varlık diyemeyiz Enerji diyemeyiz şu diyemeyiz bu diyemeyiz Kim diyor Ünlü düşünür Paslı çivi Neden diyor Beyni pas tutmuş
İnsan aklına hakaret bu kadar zavallıca olmamalı Midemi kaldırdınız .

Greatestlieevertold
10-06-2011, 18:37
Ateizme göre her şey neden sonuç ilişkisiyle var olmuştur fakat bu nedenselliği sonsuza kadar sürdürmek hangi akıllı insanın inanacağı bir şeydir hiç mümkün müdür ki madde sonsuza dek birbirini oluştursun ve bu güne gelinsin. Varlığın bir başlangıcı olmak zorunda nasıl bir trenin lokomotif vagonu var ve diğer vagonları çekiyorsa varlığında bir lokomotifi olmak zorunda ve bu ilk varlık kendisini oluşturacak bir üst varlığa ihtiyaç duymamalı ki sonsuza giden sebepler döngüsü kırılsın...

Dinlerde bu varlığı kendinden olan ve bir sebebe ihtiyaç duymayan varlığa yaratıcı denir. Ateizimde bu ilk varlık nedir yoksa ateizm maddenin sonsuza dek birbirini oluşturduğunu mu idda ediyor peki ama nasıl madde nasıl sonsuz olabilir feridun düzağaç bir şarkısında şöyle der "Bana bitmeyen bir şey söyle/ Söyle sonsuza inanayım" maddenin bir yerde bittiğini bitmek zorunda olduğunu ateistler kabul etmiyorlar mı madem evrende her şey maddeden ibaret bu madde sonsuzluğa nasıl uzanabilir

Sonsuzluk ancak bir Tanrı özelliğidir çünkü varlığı kendindendir ve var olan tüm madde anti madde de bizzat tanrının ta kendisidir...kainatta onun haricinde hiç bir şey yoktur çünkü sonsuzluk bölünemez bölündüğü zaman o şey zaman kavramı içinde açıklanır ve sonsuz olamaz...

maddenin bir başlangıcı olduğunu neden kabul etmiyorsunuz ?
başlangıçtaki "şey" in varlığı kendinden olmak zorunda olduğunu neden anlamıyorsunuz.

bu noktada ateizm materyalist bir felsefeyle maddeyi madde yaratmıştır dolayısıyla varlığı kendinden olan ilk "şey" de maddedir dediği zaman ki bunu demek zorunda varlık felsefesinin getirdiği başka bir izah yoktur. O halde ilk "şey" madde ise her şeyi o madde yaratmıştır ve ateizm bu maddeye tapan kuralsız kitapsız kanunsuz bir dindir.

(benim bu varlık-mutlak varlık felsefemi anlayan ateist var mı içinizde çünkü henüz bu felsefeye verilmiş tek bir cevap bile yok)

teistlerin ateistlere karşı sunduğu boş argümanları gene sunmuşsun.

tanrıyı gözlemleyebildin mi sonsuzluk ona mahsustur diyorsun, yoksa sadece kutsal saydığın kitaplardan okuduğun mu yoksa matematiksel olarak kanıtladın mı? eğer matematiksel olarak kanıtladım diyorsan yalan söylediğini ikimizde biliyoruz.

quantum fiziği evrene bakış açımızı değiştirmişdir ama siz hala 15 yıl öncesinin argümanlarını sunuyorsunsunuz. ilk ortaya çıktığından insanlarda ki kafa karışıklığından yararlananlar hala aynı argümanları sunuyor

yada öncesi kelam gibi..

lokomotif gibi bir örneği vermen ise bilimi ilkokul 5 e indirgemektir. aşağılamak için söylemiyorum ama o bakış açısıdır bu. william lane craig in argümanlarına zaten karşı çıkılır ve kısmen çürütülmüştür.

madde bir yerde bitmez.. madde biter gibi bir cümle yanlış zaten.

yani diyorsunki dinlerde allah var ve sonsuzdur dediği için inanmak zorundayız? ben diyorum ki ben bir ateistim. masalları gerçekmiş gibi anlatmaya çalışanların söylediklerinin herhangi bir geçerliliği olmadığınıda biliyorum.

herşeyin başlangıcı neydi? allah nasıl sonsuz oldu? allah bu sonsuz enerjisini nerede ve nasıl koruyor? en önemlisi bizim dünyamıza karışıp bi haltlar karıştırdığında gücünden de kaybediyor mu? herşeyin başı sağlıktır bu arada...

paslıçivi
10-06-2011, 18:44
Paslı çivi kardeş şimdi yukardaki iki önermene bir gözat .Evrenin neyden yapıldığına karar vermek ne demektir Bizim kararımız maddeyi oluşturur gibi kıytırık bir tez bizi alay konusu eder .Evrenin Bileşenleri bilimin iradesiylede değildir Bilim sıradan insanlara göre Daha donanımlı daha birikimli Daha ehildir Sıradan insanlara göre daha sağlıklı önermelerde bulunur Dinlerin tepsi dünyasını küreselleştirmiştir Bilimi küçümser Dinsel fantezileri öne çıkarırsak ELİMİZE BİR TAŞ ALIP CİLALAMAMIZ GEREKİR .Bilime saldırtanlar ortadadır Lafı dolandırmayın bilimsel terminolojinin müziğinde kelimelere oryantal yaptırmayın Açık deyin Bilim düşmanımısınız Bilim dostumusunuzVahşi yaşama dönmek isteyenlerdenmisiniz İlerlemeden yanamısınız.Karanlık yeteri kadar karanlık var Aydınlık insanlara ihtiyaç var Dünya Büyüyle sihirle cinle şeytanla bir milim ileri gitmez Günümüz peygamberleri Bakırköyde İsterseniz Onlara sorun


sevgili gega.. söylemek istediğiniz şu mu?

biz tüm evrenin maddeden ibaret olduğunu iddia etmiyoruz..

sadece islam dinine aşırı bir düşmanlığımız var, onlar yokolsun, zaten gerisi gelir..

ben sizin bu sitedeki yazılarınızdan ve bu son yazınızdan bunu anlıyorum..

yanlış anlamışsam lütfen düzeltin..

xcan
10-06-2011, 18:48
Oyıldızlar hiç gidemiyeceğiz belki Bilinemezciliğin geçerli olduğu bir nokta bulunması Yani son yıldızın gesegeninin Manto tabakasını gözlenemeyecek olması Bilime Saldırma gerekçesimi yapılmalı Tanrı ispatımı Yani Denizdeki balığın Cumaya gitmesini zekat vermesinimi öneriyon Entel isali budurÇıkar ile yaşayan bir virüs tarafından gelişir Bilinemiyecek şeyler var Oyüzden bilgi kötüdür Yaşasın cehaletKörlük beyinde başlamışsa rektum dürbünleşir yazıklar olsun Bu ülkede yaşadığıma lanet olsun Hiçmi vahşilikten kurtulamıyacaz yav Çıkar insanları bukadarmı zavallılaştırır Yazıklar olsun yazıklar

paslıçivi
10-06-2011, 18:50
Evren madde diyebilirmiyiz Yok diyemeyiz neden Evren madde değildir


ben "evren madde değildir" demiyorum ki..

ben "evren bilinemez sadece inanılabilir" diyorum..

sizn söylediğiniz de "tüm evren maddedir"

maddeyi biliyoruz..

bana "tüm evren" i ortaya koyun bakalım maddemiymiş diyorum..

tüm evreni ortaya koyamıyorsanız, filin hortumundan tutup "fil hortumdan ibarettir" demeye çalışıyorsunuz..

xcan
10-06-2011, 18:54
Paslı çivi Evren Vardır Varlıktır Enerjidir Bu ne hipotezdir ne teori Kabak gibi gerçektir Senin neye taptığın umrumda değil Hiç birşey gerçek değilse Tanrının hayal dünyasıysa Herşey düşünce ise SEN HAKLISIN Metafizik haklı kusturdun beniHiç bir gelişmede kıl kadar katkısı olmayanlar beyninden İlim fışkırtıyor Hadi oradan zırvalama

xcan
10-06-2011, 18:55
Sen ne dediğininde farkında değilsin

paslıçivi
10-06-2011, 18:56
Oyıldızlar hiç gidemiyeceğiz belki Bilinemezciliğin geçerli olduğu bir nokta bulunması Yani son yıldızın gesegeninin Manto tabakasını gözlenemeyecek olması Bilime Saldırma gerekçesimi yapılmalı Tanrı ispatımı Yani Denizdeki balığın Cumaya gitmesini zekat vermesinimi öneriyon Entel isali budurÇıkar ile yaşayan bir virüs tarafından gelişir Bilinemiyecek şeyler var Oyüzden bilgi kötüdür Yaşasın cehaletKörlük beyinde başlamışsa rektum dürbünleşir yazıklar olsun Bu ülkede yaşadığıma lanet olsun Hiçmi vahşilikten kurtulamıyacaz yav Çıkar insanları bukadarmı zavallılaştırır Yazıklar olsun yazıklar


sevgili gega.. dünyanın neresine gidersen git, o zihnini götüreceksin ve gittiğin yerdeki insanların hiç birinin farklı olmadıklarını göreceksin..

ya materyalisttirler..

ya da idealist..

ama hiç biri önce insan olmayı beceremeyeceklerdir..

senin de beceremedeğin gibi..(bu bir eleştiri değildir)

çünkü şimdilik varoluşun iç dinamiklerinin sana uygun gördüğü donanım/konektom bu.. daha ötesi zaten olmaz..

sevgiyle kalın, iyi akşamlar..

xcan
10-06-2011, 19:13
ARKADAŞ SEN NEYSİN KENDİ ADINI SÖYLE
Materyalist değilsin o anlaşılıyorBİLİNEMEZCİLİĞE TUTUNMUŞ mAHÇUP İDEALİST Yani
Açık açık idealistim deyemiyorsun Çünki seni Berkeleyden beter edeceğimi bilirsin.Yani herşey Düşüncede var Kimin düşüncesinde Paslı çivinin Hem paslı ve hem çivi Ben neredeyim yaşamıyormuyum Hyır paslı çivinin beyninde Yeni Allah kim E bu koşullarda Paslı çivi .Yazıklar olsun sizin gibi insanlarla aynı dünyada yaşadığım için utanıyorum Bilim düşmanları.Evren hakkındaki tüm bilgiler bilimden geldi İdealistlerden tek bir bilgi çıokmadı Yoksa bir Allah var ve oda sizden tiksiniyormu

ereninthenature
10-06-2011, 21:26
ARKADAŞ SEN NEYSİN KENDİ ADINI SÖYLE
Materyalist değilsin o anlaşılıyorBİLİNEMEZCİLİĞE TUTUNMUŞ mAHÇUP İDEALİST Yani
Açık açık idealistim deyemiyorsun Çünki seni Berkeleyden beter edeceğimi bilirsin.Yani herşey Düşüncede var Kimin düşüncesinde Paslı çivinin Hem paslı ve hem çivi Ben neredeyim yaşamıyormuyum Hyır paslı çivinin beyninde Yeni Allah kim E bu koşullarda Paslı çivi .Yazıklar olsun sizin gibi insanlarla aynı dünyada yaşadığım için utanıyorum Bilim düşmanları.Evren hakkındaki tüm bilgiler bilimden geldi İdealistlerden tek bir bilgi çıokmadı Yoksa bir Allah var ve oda sizden tiksiniyormu

nsıl bu kadar duygusal davranabiliyorsun gega ben de onu anlamıyorum.dinler evrimsel sürecin bir ürünüdür.zihnin evrimindeki bir basamak, bir algı bozukluğu ve doğal seleksiyon eleyecek bu bozukluklara sahip olanları.

rahat ol sevgili gega evrim bize akılsız işleyen bir mekanizmanın neler yapabileceğini gösterdi.o halde biz hiç bir şey yapmasak dahi bu algı bozuklukları yok olacak.ben kendimi ferah tutuyorum.sende öyle yap:D

crazy_pretty_murat
10-06-2011, 21:38
Gega;
1)Yazım kuralların,senin yazdıklarını kaale almamam için 1.neden.Bi küçük bi büyük harfler falan tuhaf yani.Yani nokta,paragraf,virgül,noktalı virgül gibi işaretler var türkçemizde.Bilmeni isterim.Bunları yapmasan bile,büyük küçük harfleri ilginç yerlerde koyma da,yazdıklarını ilk okumada anlıyım.

2)Üslubun çok kötü.Biraz düzeltmeni tavsiye ediyorum.

3)İslamiyet adına pek bir bilgin yok.Bunu sitenin çoğu yerinde yazdım.İslamiyeti tam araştırmadan islamdan çıkmışsın.Ayrıca diğer dinleri araştırdın mı onuda bilmiyorum.Hani hiç demedin mi,Allah yoksa belki Brahman vardır veya zeus veya ulu manitu vs. gibi tanrıların olduğunu düşünmedin mi?Allah yoksa ateist olalım.Mantık bu mu?Bu sitedeki ateistlerden en iyi islami bilgisi olan bence shadow.... arkadaşımız.Hep bilimi araştırırsak Allah'ı reddetmeniz normal tabii.İkisinide araştırın.KAFİR KAYNAKLARINDAN değil ama.

ereninthenature
10-06-2011, 21:50
Hep bilimi araştırırsak Allah'ı reddetmeniz normal tabii.İkisinide araştırın.KAFİR KAYNAKLARINDAN değil ama.

bilimin kafir kaynaklardan veya mümin kaynaklardan araştırılması nasıl bir fark yaratıyor acaba açabilir misiniz?:D

xcan
10-06-2011, 22:05
Gega;
1)Yazım kuralların,senin yazdıklarını kaale almamam için 1.neden.Bi küçük bi büyük harfler falan tuhaf yani.Yani nokta,paragraf,virgül,noktalı virgül gibi işaretler var türkçemizde.Bilmeni isterim.Bunları yapmasan bile,büyük küçük harfleri ilginç yerlerde koyma da,yazdıklarını ilk okumada anlıyım.

2)Üslubun çok kötü.Biraz düzeltmeni tavsiye ediyorum.

3)İslamiyet adına pek bir bilgin yok.Bunu sitenin çoğu yerinde yazdım.İslamiyeti tam araştırmadan islamdan çıkmışsın.Ayrıca diğer dinleri araştırdın mı onuda bilmiyorum.Hani hiç demedin mi,Allah yoksa belki Brahman vardır veya zeus veya ulu manitu vs. gibi tanrıların olduğunu düşünmedin mi?Allah yoksa ateist olalım.Mantık bu mu?Bu sitedeki ateistlerden en iyi islami bilgisi olan bence shadow.... arkadaşımız.Hep bilimi araştırırsak Allah'ı reddetmeniz normal tabii.İkisinide araştırın.KAFİR KAYNAKLARINDAN değil ama.

Bak müslim ,Haklısın .Gözlerim çok az görüyor Bazı yazım kurallarına fazla emek veremiyorum .Şimdi sana bir soru Beni kaale almıyorsun Fakat noktasına varana kadar okuyosun cevap yazıyorsun ki yazmayı sürdüreyim Çünki ben Aydınlığı temsil ediyorum Sizin mistik palavralarınızı imha ediyorum Ve üstelik bu çabayı sizleri zırcahillikten kurtarmak için yapıyorumSiz düşünmüyor okumuyor sorgulamıyorsunuz Tek tip bir beyinsel elbiseniz var Koyu cehalet kahverengi.Tabu siyahı çizgileri olan Meselem masum inananlarla değil .Başbakanın bağırıyor Bay kemal alevidir Arap beslemesi militanlar uluyorlar yuuuuuuuh diye Kardeş savaşında yobazların bu denli ileri gitmesi biraz kızdırıyor beni Sizde vicdan varmı Artık şüpheliyim Dinin içyüzünü bilmeyen insanlar maşa olmaya müsait hale geliyor Çıkar için Din kullanılıyor Yeteri kadar yaşadım müslo onur duymadığım davranışım olmaz Hata yaparsam özür dilerim Ben insanı temsil ediyorum siz kulu aramızda öyle bir fark var İdealizmi savunacak fakat ne olduğunu bilmeyeceksiniz Sonra yaşlı bir adamdan bilimsel bir şamar yiyeceksiniz Sonrada Kaale almıyom deyip Noktalara virgüllere saldıracaksınız Edebi eser yazmıyorum Beyniniz yetiyorsa fikirlerimi çürütün Fakat 80 IQ ile bu iş olmaz Yeter yoruldum bu kadar ders yeter sizeBenimle konuşurken entel kelime oyunları yapmayın Yabancı kelime kullanıp bilgili havasına girmeyin Ters getiririm sizi

xcan
10-06-2011, 23:36
sevgili gega..

ya materyalisttirler..

ya da idealist..

ama hiç biri önce insan olmayı beceremeyeceklerdir..

senin de beceremedeğin gibi..(bu bir eleştiri değildir)


sevgiyle kalın, iyi akşamlar..
Bu uslubuna karşı sana h....şt Der ve bu eleştiri değildir derdim .Aynılaşmak istemedim.İde =Ruh= düşünce Bu benim sana son dersim olsun.Düşünce Beynin bir ürünüdür .Düşünce ile bilim yaparsın Buluş yaparsın Maddeyi değiştirebilirsin Fakat düşünce gücüyle Maddeyi ne yok edebilir ve nede yaratırsın Bir kibrit çöpünü yok edebilirsen Bilimi yıkarsın Ben onu kanıt sayacağım söz Filin hortumunu görüp fili görmemek işte senin yaptığın En uzak yıldızın gezegeninin mantosunu göremiyoruz Madde yoktur demek gaz kaçırmakla aynı düzeyde bir zırvadır Tümden gelim tüme varım diye birşey okumamışsın heralde Madde yoktan var olmaz var olan ise yok edilemez Şimdi uzak mesafelere gidemiyoruz diye omesafelere teslimiyet geliştirici bir tutummudur İdealizmi metafizik düşünceyi Bilimseldir demeye artık en cahil din adamları bile savunmuyor Batıda alay konusu olursunuz Bilim düşmanı olmanızı Anlamakta zorlanıyorum .maddi evrenin Çok önemli bir bölümü hakkında bir takım fikirlere bilimsel gelişmelerle ulaştık hergün daha ileri gidiliyor .Ruha dair tek tırnak kadar ip ucu tek bir kanıt yada emare yoktur Medyum ketoyla memişin cinleriyle insanlığın vakit kaybetmesini isteyemeyiz Ve insanın yaşam süresini artıran Yaşam kalitesini arttıran bilimle Cinler periler arasında tarafsızım demek sizi insan kategorisine sokmadığı gibi İğrenç hakaretinde olduğu gibi benide hayvan yapmaz Bana hayvanda diyebilirsin sana kızmam Hayvan olmak Canlıların Biyolojik sınıflandırılmasına uygundur Çok sevindiğim husus ise Aklını kullanan bir hayvan olmak Ve dünyaya belki çocuksu ama meraklı gözlerle bakabilmek.Ya bende rektumumu göz olarak kullanan akıl dışı bir kul olsaydım üzülürdüm İyi ile kötü arasında tarafsızlık, kötülüğün dik alasıdır Ve sinsi ve alçak olan budur Sizinle sohbetim bitmiştir bursalı Mistik maddeci

Natan
11-06-2011, 06:21
Sürekli "atestlerin inancı" deniyor.

Peki nedir bu inanç? Mesela ben bir şeye inanmıorum. İnanç diye bir şey yok. Metafizik bir öğeye bağımlı da değilim. Şimdi nasıl bir "inancım "var ?

Açıklarsanız seviinirim.

paslıçivi
11-06-2011, 07:03
Bilinemiyecek şeyler var Oyüzden bilgi kötüdür


sevgili gega..

keşke bir parça olsun beni ve yazılarımı anlama gayreti içinde olsaydınız.. ama bu durum sizin bir suçunuz/kusurunuz değil, o yüzden "siz de insanlaşmayı beceremedeniz ve bu bir eleştiri değildir" diye özellikle vurguladım..

bakın benim bir tezim var..

teizm ve nontezim düzeyi yada değişik bir ifadeyle materyalizm ve idealizm bilinç düzeyi insanoğlu için bir bilinçyetmezliği sendromu hastalığıdır

diye bir topiğim var, felsefe başlığında.. ve ben bu tezi ortaya koyup savunurken bu düzeyde yaşayan insanları ne eleştirdim, ne suçladım, ne aşağıladım ne de ötekileştirdim.. çünkü bir zamanlar ben de tüm dünya insanlığı gibi aynı bu hastalığın bir muzdaribiydim.. ama insanoğlu bu hastalığın içindeyken hastalığı farkedemiyor ancak iyileştikten sonra hasta olduğunu farkediyor..

şöyle düşünün, hastane acilinde başına travma almış ve bilinci kapalı komada bir hasta düşünün.. şimdi "bu hastanın bilinci kapalı, bilinçyetmezliği durumu var" derken nasıl sadece bu insanın durumunu ortaya koyup(teşhis/tanı) ona yardım etmeye çalışıyorsam, burdaki tezimde de aynı tutum ve davranış içindeyim..

bu arada sitede yeni olduğunuz için bilmeyebilirsiniz, ben tıp doktoru olarak çalışıp hayatını kazanan biriyim..

yukarda alıntı yaptığım ifadenizde benim ne söylemek istediğimi hiç anlamdığınız ortaya çıkıyor ve dediğim gibi bunun için sizi eleştirmiyorum, belki de ben ifade edemiyorum..

daha anlaşılır olabilmesi için şöyle ifade etmeye çalışayım..

ben bilgi kötüdür yaşasın cahillik diyen biri değilim, aksine tutunduğum tek dal bu dünyada insandan sonra bilimdir.. o yüzden yazılarımda sık sık bilimin evrene ve verilere bakış açısından örnekler vermeye çalışıyorum..

çünkü gözlemliyorum ki, tüm dünya insanlığı ve bu sitedeki arkadaşlar henüz "bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığında" değiller.. gerçi bu topicte dün de yazdım bilim bir veriyi 4 aşamada ele alır diye.. ama insanoğlu zihinde/egoda yaşadığı için bilim gibi düşünüp davranamaz..

bilim denen kurum bir teze, hipoteze, teoriye, kanuna nasıl ve ne şekilde yaklaşalıcağının çok iyi farkındadır ve bu değişik düzeydeki verilerin doğruluk derecesini çok iyi sınıflamıştır..

neyse benim anlatmaya çalıştığım şey şu..

insanoğlu varolduğundan beri bilincine yansıyan varlığa bir anlam/içerik(inanç) vermek zorunda kalmış ve bu bilinçaçıklığında yaşamıştır günümüze kadar..

varlık alemine anlam/içerik verme bazlı bilinçaçıklığı insanoğlunu en başta idealist ve materyalist diye ikiye böldükten sonra idealizm adı altındada yüzlerce binlerce fraksiyona bölmüştür..

işte bu ister materyalist/ateist olsun ister değişik dini/tanrısal inançlar altındaki idealist insanlar olsun tüm hepsi binlerce yıldır birbirilerine düşman, bölücü, ayrımcı yaklaşmış ve biribirleriyle "insana yakışmayan" bir biçimde yaşamışlardır ve bu durum hala devam etmektedir..

ben burda bilgi ağacının meyvesi derken, işte bunu anlatmaya çalışıyorum..

yani insanoğlu kendi türünü görmeyip/algılamayıp "insandan öte, insandışı" bir takım kavramların peşinden gidip onların kölesi olmuştur ve bu uğurda binlerce yıldır adeta vahşi bir hayvan gibi yaşamaya devam ediyor..

geldiğimiz bilim ve teknolojideki noktaya bir bakın ama iki insanın varlık alemine verdiği anlam/içerik(inancı) konusundaki birbirileriyle olan ilişkilerine bir bakın.. aya plutona gidebiliyoruz, canlıları klonlayabiliyoruz, dünyanın bir ucundan diğer ucundaki insanla anında iletişim kurabiliyoruz, kök hücre ankli yapabiliyoruz ama iş bu insanların arasındaki dini millli başta olmak üzere diğer farklı tutunduğu değerler için adete ormanda karşılaşmış iki vahşi hayvan gibi davranıyoruz..

yaşamda tabii ki en değerli şey bilgidir, bilgiye ulaşmaktır.. ama neyin bilgi/kanun/yasa neyin nonbilgi/tez/hipotez/teori olduğunu farkedebilirsek bu nonbilgileri beynimizde sabitlemeyip birbiribirimize düşman kesilmeyiz..

idelaistler "tanrı vardır" tezini bir kanun/yasa gibi algılıyorlar..

materyalistler "tanrı yoktur/tüm evren maddedir" tezini kanun yasa gibi algılıyorlar..

bunların her ikisi de çok derin bir uyku durumudur..

örneğin

1-"dünyanın küresel şekli vardır"
2-"tanrı vardır"
3-"tanrı yoktur/tüm evren maddedir"

bu 3 maddeyi insanlar doğruluk derecesine göre aynı algılıyorlar..

bunlardan birincisini kanun/yasadır, tartışmaya açık değildir, insan iradesinden bağımsızdır, ne yanlışlamaya ne de savunulmaya açık değildir, tüm dünya insanlığına kendini/gerçekliğini su götürmez bir şekilde dayatır..bu bilgiyi deklare eden insan "bilmek" eylemi içindedir..

ikinci ve üçüncü maddeler sadece ve sadece bir tez ya da hipotez olabilir, bir teori bile olamaz, bırakın kanun/yasa/gerçeklik olmayı..

ama dediğim gibi egoda/zihinde yaşayan bir insan zaten sadece siyah ve beyazı görüp algılar ve bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığında değildir.. o yüzden tez, hipotez ve teori düzeyinde verileri bilincinde kanun/yasa haline getirip "bilmek eylemi içinde olduğunu zanneder, bu eylemin adı inanmaktır"

anlatmaya çalıştığım şey bu..

benim ne olduğumu sormuşsunuz.. ben ne idelaistim ne materyalistim ne de sizin söylediğiniz gibi agnostik utangaç idealistim.. beni bu sınıflamaların hiç birinin içine sokamazsınız ve niçin hiç bir kategoriye girmediğimi de algılamınızı şu anki bilincinizle algılamanızı beklemiyorum zaten..

aslında siz de bir zamanlar benim gibiydiniz, atalarınız tarafından henüz bir ego/zihinle kirletilip hastalanmadığınız zamanlar.. yada çevrenizde bol miktarda vardır, henüz bir din, millli kimlik vs ile kirletilmemiş 3-4 yaşalrındaki çocuklara bakın..

ve o çocuklara sorun.

-sen idealistmisin, materyalistmisin, türkmüsün, kürtmüsün ingilizmisin, almanmısın, japonmusun, müslümanmısın, hristiyanmısın, budistmisin, ateistmisin, deistmisin agnostikmisin diye..

o çocukların vereceği cevapla benim vereceğim cevap aynı olacaktır..

-ben onları bilmiyorum, hiçbiri değilim, ben sadece mutlu, çoşkulu, keyfi yerinde bir insanım..

umarım kendimi ifade edebilmişimdir sevgili gega..

son iletinzde benimle sohbetinizin bittiğini belirtmişsiniz..

canınız sağolsun, bu sizin tektaraflı aldığınız bir karardır.. benim yazdığım topiclere katılımlarınız olursa ben seve seve yazışmaya hazırım ve bundan her zaman mutluluk duyarım..

sevgiyle kalın..

paslıçivi
11-06-2011, 07:24
bakın daha önce bir arkadaş bu sitede video paylaşmıştı.. ben 4 yıl önce bir şeyin farkına vardım ki bunu şu şekilde dile getirmiştim

"insanoğlu nörokimyasal bir robottur"

bunun diğer adı "insanoğlunda özgür irade yoktur"..

bazı atasözleri varıdr

bir insan 7 sinde neyse 70 inde de odur

can çıkmadan huy çıkmaz, gibi..

ilgili video türkçe altyazılı olarak aşağıdaki linktedir, dikkatlice izlemenizi tavsiye ederim..

http://www.dailymotion.com/video/xf80tz_i-am-my-connectome-konektomum-neyse_tech

paslıçivi
11-06-2011, 07:53
Sürekli "atestlerin inancı" deniyor.

Peki nedir bu inanç? Mesela ben bir şeye inanmıorum. İnanç diye bir şey yok. Metafizik bir öğeye bağımlı da değilim. Şimdi nasıl bir "inancım "var ?

Açıklarsanız seviinirim.


sevgili dostum Natan..

googleden baktım bir kaç tanım var alıntılıyorum.. sadece benim kişisel bakış açım olmadığını anlayabilmeniz için..

inanmak nedir?

-bir şeyi doğru olarak benimsemek;
-bir şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmek.
-birini doğru sözlü olarak bilmek, güvenmek;
-sevecek, güvenecek ve bağlanacak en yüksek varlık olarak bilmek, iman etmek.
-bir şeye güvenmek, yararından kuşku duymamak;
-kanarak aldanmak.

bakın burda "bir şey" diyor, "metafizik/fizikötesi" demiyor..

ama siz materyalistler "inanmak" eylemini;

sadece "metafizik kavramları doğru kabuletmek, benimsemek, inanmak" olarak algıladığınız için,

ve herhangi bir metafizik kavrama inanmadığınız için biz "inançsızız" diyorsunuz..

şimdi yukarda bahsedilen "bir şey" ateistler için şunlardır..

-tanrı yoktur
-tüm evren maddedir
-metafizik/fizikötesi varlıklar yoktur

ateistler madem -biz bilimin yolundan gideriz, bizim tek yolumuz bilimdir diyorlarsa, bu yukarıdaki "şeyleri" deklare etmekten vazgeçmeliler..

çünkü bilimde henüz bu "şeyler"

ne tez
ne hipotez
ne teori
ne de yasa/kanun düzeyinde

geçmemektedir, bunlar henüz bilimin ilgi alanında değildir ve hiçbir bilimsel literadürde bu şeylere rastlayamazsın..

bu şeyler bilimin değil,

ateist/materyalist dediğimiz insanoğlu bireylerinin "doğru olarak benimseyip kanarak aldandığı" inançlarıdır..

aynen idealistlerin(teist, deist, panteist vs) bilimsel hiç bir literatürde geçmeyip ilgi alanında olmayan "tanrı vardır" denen şeyi "doğru olarak benimseyip kanarak aldandığı" inançları gibi..

paslıçivi
11-06-2011, 08:39
peki insanoğlu varlık alemine verdiği anlam/içeriğin bir inanç olduğunu niçin kabullenmek istemez?

çünkü inanç bir aldanıştır, henüz gerçeklik düzeyine gelememiş bir şeyi gerçeklikmiş gibi algılama bilinç yetersizliğidir..

o yüzden kendilerini bir "inanır" olarak tanımlayan idealistler bile;

-ben inancımdan %100 eminim, yanlış olması imkansızdır derler..

ama kimler söyler biliyor musunuz?

müslümanlar,
hristiyanalr,
museviler
hindular
budistler
deistler
pantesitler
ve bunların yüzlerce binlerce alt fraksiyonları/mezhepleri/tarikatları vs..

yani kendini "inançsız" olarak tanımlayan materyalistler ve "inanır" olan tanımlayan idelistler,

yani tüm dünya insanlığından bahsediyorum,

ortak deklarasyonları aynıdır, değişmez..

-benim varlık alemine verdiğim anlam/içerik %100 doğrudur, eminim, yanlış olması imkansız..

diğer bir ifadeyle bu dünyada gelmiş geçmiş ne kadar insan varsa o kadar gerçek/hakikat vardır..

bu kadar çok hakikat olur mu? :)

işte herkes kendi deklerasyonunu gerçek olarak algıladığı için kendi dışındaki
-tüm deklaresayonları yanlışlamak ve
-onlarla mücadele etmek zorundadır,
-onlarla savaşmak zorundadır,
-onlarla bir düşmanlık içinde olmak zorundadır..


35.
Dedik ki: “Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
http://www.diyanet.gov.tr/kuran/mainimg/SPACE.GIF
36.
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.


muhammed bensizliğe ulaşıp bunu farketmiş kendi zaman ve coğrafyasının bir aydınıdır.. bunu ve daha bir çok şeyi çok güzel dile getirmiştir..

ama egoda yaşayan kendi coğrafyasındaki insanoğluna bunları konuşarak anlatmanın imkansız olduğunun da farkındalığında olan bir insandır..

o da her aydınlamış, özüne ulaşmış diğer batının peygamberleri gibi insanoğlunda bir yaptırım uygulayabilmek adına hiç bir zaman deneyimleme şansımız olmayan ölüm sonrası cennet cehennemi kullanmıştır..

doğunun aydınları da aynı yolu kullanmıştır, onlar da ölüm sonrası yeniden doğumlar , reenkarnasyon karma yaşam gibi adalet mekanızması sunan sonsuz yaşamları kullanmışlardır..

tabii bu arada beslenme barınma, para mal mülk gibi id ve egonun ihtiyaçları haricinde çok farklı ve bir yüksek tatmin isteyen özbenliklerini de unutmamışlardır..

not: tüm bu yazdıklarım sadece kendi ulaştığım bir bilinçtir ve "tez/iddia" düzeyindedir.. kimseyi bağlamak gibi bir zorunluluğu yoktur.. her türlü yanlışlamaya doğrulamaya yani tartışmaya açıktır..

xcan
11-06-2011, 11:16
Bugünlerde bir kitap ortalıkta "hayalet" gibi dolaşıyor: Ev-rim Aldatmacası (Evrim Teorisinin Bilimsel Çöküşü ve Teorinin tdeolojik Arka Planı). Değil malların, canların bile parayla alınıp satıldıgı şu zamanda niye parasız dagıtıhyor? Yazar Hy

xcan
11-06-2011, 11:21
bugünlerde bir kitap ortalıkta "hayalet" gibi dolaşıyor: ev-rim aldatmacası (evrim teorisinin bilimsel Çöküşü ve teorinin tdeolojik arka planı). değil malların, canların bile parayla alınıp satıldıgı şu zamanda niye parasız dagıtıhyor? Yazar hy

"dış dünya" olarak bilinen şey, "yalnızca" duyu organlarımızdaki sinirlerimize ulaşan uyancı-ların yol açtıgı "elektrik sinyallerinin" beyinde yarattıgı etkidir. (s.121) beynimizi de dışarıda bırakmaksızın gördüğümüz her şey, aynen televizyon ekranındaki gibi (s.122) bir hayal, bir görüntüdür. Ve sonul yargı (s,12rde) veriliyor: Bunlann hepsi hayalse, görüntüyse, "gerçek olan şey ruhtur. Madde ise sadece ruhun gördüğû algılardan ibarettir. (algı yanılmalandır demek istese neyse.) tüm bunlar görüntü ise gerçek olan allah'tır."
İşte idealizm.biraz daha açalım hiç bir şey gerçek değil herşey hayaldir.bunlar hayallerindeki klozete hayal ettikleri dışkıyı bırakıyorlar .altlarında kendi hayallerini düzüyorlar.herşey bu arızalıların zihninde var mantığı genişletirsek muhammette kuranda bunların zihnindeki hayaldir yani bunlar allah olduklarını iddia ediyorlar .şimdi bu zatlardan bir ricam olacak gözlerini kapatsınlar uçtuklarını hayal etsinler cehennemin dibine gitsinler .birkaç tanede bilimsel olma olasılığını ihtimal dahilinde tutan potansiyal idealist doktoru yanlarına almalarını şiddetle tavsiye ediyorum.hy tanrı onlarda. Tanrıça yada potansiyel tanrıcıklar.Ülkem kimlere kalmış bu yazıyı burada gerçeği arayan dürüst insanlar için yazdım.herşey zihninizde ise ve bunun doğru olma olasılığı dr sıfatlı kişilerlede desteklenebiliyorsa bu tezin üreticileri.e5 kara yoluna gözlerini kapatıp dalsınlar kırlarda koştuklarını düşünsünler .bizde imana gelsek .tarih çıkar için insanların alçaklığına çok şahit olmuştur.burada özürlü doktorların sırtını yere benim değilde türk doktorlarının yapıştırmasını isterdim.bilim bilgi ile bilgisizliği tam sınırında yapılır bilim hergün sınırlarını genişletiyor İdealist zırvalar kaybetmiştir İçinde sevgi olan vicdan olan herkese bu yazı hediyemdir
hakaret deĞİldİr. Tespİttİr

atesvedemir
11-06-2011, 11:41
Sevgili gega
HY ile sevgili paslıçiviyi ve bizi aynı sınıfa koydun ya aşk olsun sana.
Ben HY gibi nicelerini gördüm dostum.
Benim amacıma giden yolda kullanacağım tek argüman aklım ve vicdanım gega, HY veya başka hiçkimse değil. Ben başka halifelerle amacına ulaşanlardan değilim.
Sana söyleyeyin HY zamanının %90 doğru düşüncesini çalar, onu allayıp pullayıp ve kendinden de %10 katıp sana satar. O %10 çok önemlidir. Çalıntı olan %90 söze katılan %10 ile resullüğünü ilan eder. Yaşar Nuri Öztürkün neredeyse tüm kitaplarını okuduğum için bilirim HY nin nasıl söz hırsızı olduğunu.
Sevgili gega. paslıçiviye sarfettiğin sözlerden sonra bile paslıçivinin sana olgunca ve hakaret etmeden yanıtı onun nasıl bir ahlak üzerine olduğunun kanıtıdır benim için. Kimsenin avukatı değilim elbette herkes kendini savunabilir ben gördüğümü söulüyorum.

TUBA
11-06-2011, 12:18
sevgili dostum Natan..

googleden baktım bir kaç tanım var alıntılıyorum.. sadece benim kişisel bakış açım olmadığını anlayabilmeniz için..

inanmak nedir?

-bir şeyi doğru olarak benimsemek;
-bir şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmek.
-birini doğru sözlü olarak bilmek, güvenmek;
-sevecek, güvenecek ve bağlanacak en yüksek varlık olarak bilmek, iman etmek.
-bir şeye güvenmek, yararından kuşku duymamak;
-kanarak aldanmak.

bakın burda "bir şey" diyor, "metafizik/fizikötesi" demiyor..

ama siz materyalistler "inanmak" eylemini;

sadece "metafizik kavramları doğru kabuletmek, benimsemek, inanmak" olarak algıladığınız için,

ve herhangi bir metafizik kavrama inanmadığınız için biz "inançsızız" diyorsunuz..

şimdi yukarda bahsedilen "bir şey" ateistler için şunlardır..

-tanrı yoktur
-tüm evren maddedir
-metafizik/fizikötesi varlıklar yoktur

ateistler madem -biz bilimin yolundan gideriz, bizim tek yolumuz bilimdir diyorlarsa, bu yukarıdaki "şeyleri" deklare etmekten vazgeçmeliler..

çünkü bilimde henüz bu "şeyler"

ne tez
ne hipotez
ne teori
ne de yasa/kanun düzeyinde

geçmemektedir, bunlar henüz bilimin ilgi alanında değildir ve hiçbir bilimsel literadürde bu şeylere rastlayamazsın..

bu şeyler bilimin değil,

ateist/materyalist dediğimiz insanoğlu bireylerinin "doğru olarak benimseyip kanarak aldandığı" inançlarıdır..

aynen idealistlerin(teist, deist, panteist vs) bilimsel hiç bir literatürde geçmeyip ilgi alanında olmayan "tanrı vardır" denen şeyi "doğru olarak benimseyip kanarak aldandığı" inançları gibi..


yukarıda ki yazında inanmak ile ilgili açıklamalar getirmişsin ,evet hepside doğrudur ,ama gene tekrarlıyorum ateizm inanmaktan öte inanç dediğimiz dinin olguları ile tezattır.yani teizm ne kadar inanç sistemi ise a-teizm de bunun tersidir.ateizmde bir yaratıcıya ve bunun getirdiği sisteme karşı anti bir görüş vardır.dolayısıyla bir inançtan bahsetmek imkansızdır.ama inanmak birçok anlamlarda kullanılır seninde yukarıda alıntıladığın gibi.
yukarıda yazdığın maddelerde teist ile ateistin tek ayrıldığı nokta 4.maddedir.diğer tüm maddeler her insan için geçerlidir ,geçerli olmak zorundadır.

anlayacağın inanç sistemi olunca konu ,antitez oluyor teist ile ateistin birbirine karşı durumu
bilim bir inanç sistemi değildir ,bilim canlıları doğayı evreni oluş süreçlerince inceleyen ve anlam katmaya çalışan büyük bir kurumlar birliğidir.dolayısıyla bilime inanılmaz ,bilinir.bilmek inanmak değildir.

bu arada unutmadan şunuda belirtmek isterim evren = madde (bu inanç değil ,bilmektir) madde olmazsa hiçbirşey yok demektir.(buda inanç değil bilmektir)bilimin adı dazaten bilmekten gelmiştir ve BİL im olmuştur.

paslıçivi
11-06-2011, 12:59
anlayacağın inanç sistemi olunca konu ,antitez oluyor teist ile ateistin birbirine karşı durumu


sevgili TUBA..

ben de aylardır bunu anlatmaya çalışıyorum zaten..

sadece siz ateistlerle teistlerin birbirine "karşı olma" durumu değil,

dünyadaki tüm materyalist ve idealist dediğimiz insanların kendisinden başka herkese "karşı olma/antitez" durumu..

dünyada bugün irili ufaklı alt fraksiyonlarıyla birlikte 300 e yakın idealist inanç sistemi var.. bunlardan hiç biri yoktur ki diğeriyle "aynı tarafta" olsun..

çünkü zihin/ego dediğim şey varoluşu bilemediğini kabullenemez, o yüzden bildiğini zanneder.. ve bu bildiğini zannetme yanılgısı içinde yaşadığı kendi inancı dışındaki tüm inançları bir tehdit olarak algılar..

her zaman belirttiğim şeyi bir kez daha belirtiyorum.. bu idealist ve materyalist dediğimiz tüm dünya insanlığının her bireyi için istisnasız geçerlidir..

benim varlığa/evrene verdiğim anlam ve içerik(inancım) hakikat diğerleri batıl/yanlıştır..

dünyanın nersine giderseniz gidin tüm materyalistlerle ve idealistlerle konuşun hepsi size aynı şeyi söyleyecektir..

alevisi, sünnisi, budisti, hindusu, ortodoksu, protestanı, deisti, satanisti, musevisi, bahaisi, katoliği, panteisti ve aklına gelebilecek ne kadar inanç şekli varsa, hepsi kurulmuş zurna gibi dediğim dedik çaldığım düdük diyecektir..

ateizm de bunlarda farklı bir bakış açısında değildir, onlar da ego/zihin dediğim ikinci benlikte yaşadıkları için böyle kurulmuş zurna gibi konuşmak zorundalar zaten..

ve ben bu durumu eleştirmiyorum zaten, çünkü zihin/ego nun çalışma mekanızması bu şekildedir.. egonun öylesine muazzam savunma mekanızmaları vardır ki, siz mesela şu an bile bunları okurken sizi "hayır tuba sen haklısın, paslıçivi uyduruyor" diye savunmaya geçti bile..

tüm bunlardan sonra ben burda kiminle konuşursam konuşayım hiç kimse "ben bilincime yansıyan varlığı bilmiyorum" diyemez.. buna ateist olarak siz dahil olduğunuz gibi burdaki müslüman, bahai, hrisitiyan, deist, panteist, panenteist tüm arkadaşlarımız dahildir..

hepsinin savunacağı şey

-ben evreni/varlığı biliyorum ve doğru olan da benim savunduğumdur

diyecektir..

bu arada unutmadan şunuda belirtmek isterim evren = madde (bu inanç değil ,bilmektir) madde olmazsa hiçbirşey yok demektir.(buda inanç değil bilmektir)

sevgili TUBA..

bana "madde, evren, tanrı, ve metafizik" dediğimiz bu 4 kavramdan ne anladığını ya da senin için ne ifade ettiğini yazabilir misin.. yani bu 4 kavramı tanımlamanı istiyorum.. sanırım bu şekilde daha analitik bir yolla ilerleyebiliriz..

spartacus
11-06-2011, 13:14
bana mutlak varlığınızı söyleyin size ateizmin bir din olduğunu kanıtlıyayım

Mutlak olan hiç bir şey(varlık) yok...

O mutlak varlık meselesi ateizmin değil, daha çok idealizm ile teolojinin dansıyla açığa çıkan bir safsatadır.. yani bizle alakası yok, teolojiye bakman gerekir, sorunuda onlar yanıtlayabilir= Tanrı, God, Zeus, Ruh, mutlak idea vs gibi..

paslıçivi
11-06-2011, 13:17
hakaret deĞİldİr. Tespİttİr


sevgili gega.. emin ol ki hiç kızmıyor ve sinirlenmiyorum, çünkü şimdiye kadar tüm felsefi tartışmalarda senin gibi agresif/saldırgan çok üyeyle karşılaştım..

haa bir zamanlar ben de aynı senin gibiydim, hatta senden daha saldırgandım :)

20li yaşlarda kuranı kerimi tekmeleyip nasıl duvarın boyalarını döktüğümü dün gibi hatırlarım, çok da iyi yapmışım..(lütfen bunu müslüman arkadaşlarım hakaret olarak algılamasınlar, kişisel bir tavrımdır beni bağlar)

o yüzden senin şu anki durumunla ilgili çok iyi empati kurabiliyorum..

çünkü zaruri müslümanlıkla başlayan 44 yıllık hayatımda denemediğim bilinç düzeyi kalmadı desem yalan olmaz..


gün gelir de kendini bulup kendinle tanışırsan sen de benim gibi geçmişine bakıp kendi haline kahkahayı basarsın zaten

bu arada ben ne allahım , ne tanrıyım, ne de allahın elçisiyim, ne harunyahyanın borazanıyım..

ben sadece sizler gibi anasından doğduktan sonra zihinle kirletilmiş ama sonra bir şekilde bu zihinden arınabilmiş sade bir insanım..

ne bir tanrım, ne bir dinim, ne bir ölüm sonrası inancım, ne bir cin şeytan inancım ne miili kimliğim ne siyasi görüşüm ne ahlaki yapım hiçbirisi yok..

sadece doğduğum andaki zihinsizliğe ulaştım..

sen yine de yüreğindeki sevgiden umudunu kesme derim..

xcan
11-06-2011, 13:21
HAH HAHHAHAHAAAAHHAAA Tubacan hoş geldin.Ne iyi ettingelmekle .Sana birşey söylemek istiyorum Sistemini sorgulayanların sistemini sorgulamayı ihmal etme sakın.Çok figür öğreniriz Oryantalizmin figürleri yamandır Beyin olmaksızın bilinç olmaz diyoruz. İdealistlerse Beynimizin algıladığı gerçektir Yani odadaki insan Zihninde odada olduğu için odadadır Odanın içindeki insan odada değildir .Neymiş açalım Düşünüyorum Ohalde yokum Şimdi bunu diyenlerle Bu zırvalara gerçeğin yarısını ifade ediyor diyenler aynı kategoride olduklarının farkına varamazlar Ohalde sazlar çalsın kıvıracağım hhhaahhhhahhhahhahhha Bu nedenle sorgulayanlara şapmısın şekermi de ricam budur Varlıkmı cinmi inanılması gereken .Çokmu basit oldu .Hoş geldin can arkadaşım

spartacus
11-06-2011, 13:23
Sevgili paslıçivi'nin inançdan saymadığı tek şey vardır, o da kendi inancıdır...

farkındalığa varmak ile düşünmeyi, irdelemeyi, bilmeyi, yorumlayabilmeyi hem karıştırır hemde tümünü salt kendi doğrusuna-inancına, eylemsizliğe ve kendiliğindenliğe heba eder.. Bir çeşit kanı-inanç meselesidir bu da, altında gizemli bir tanrı yatar.

Mutlak olan hiç bir şey yok derken, bir düzeltme yapayım bu vesile ile, oradaki yokluk anlam bakımından idi, daha anlaşılır kılma adına, "hiç bir şey mutlak değildir" diyelim...

paslıçivi
11-06-2011, 13:41
sevgili spartacus..

hepimizin bilincine yansıyan bir varlık var..

ben bu bilincimize yansıyan varlığı bilemeyiz diyorum, sadece inanabiliriz..

bilincime yansıyan varlığı bilemem demek bir inanç şekli ise inanç olsun.. bu benim için sorun değil..

ama yeter ki, insanoğlu bunun farkına varabilse..

bunun önemi şurda yatıyor..

varlığı bilemeyeceğini farkettiğin anda diğer tüm dünya insanlığıyla olan kavgan bitiyor..

çünkü herkes varlığını bildiğini zannediyor, idealistler de materyalistler de..

olsun benimki de inanç olsun..

ama yeterki insanoğlu bu sonu olmayan, anlamsız, kördöğüşünden uyansın artık..

ve insan gibi yaşayalım hepimiz..

TUBA
11-06-2011, 13:52
HAH HAHHAHAHAAAAHHAAA Tubacan hoş geldin.Ne iyi ettingelmekle .Sana birşey söylemek istiyorum Sistemini sorgulayanların sistemini sorgulamayı ihmal etme sakın.Çok figür öğreniriz Oryantalizmin figürleri yamandır Beyin olmaksızın bilinç olmaz diyoruz. İdealistlerse Beynimizin algıladığı gerçektir Yani odadaki insan Zihninde odada olduğu için odadadır Odanın içindeki insan odada değildir .Neymiş açalım Düşünüyorum Ohalde yokum Şimdi bunu diyenlerle Bu zırvalara gerçeğin yarısını ifade ediyor diyenler aynı kategoride olduklarının farkına varamazlar Ohalde sazlar çalsın kıvıracağım hhhaahhhhahhhahhahhha Bu nedenle sorgulayanlara şapmısın şekermi de ricam budur Varlıkmı cinmi inanılması gereken .Çokmu basit oldu .Hoş geldin can arkadaşım

hoşbulduk sevgili arkadaşım

düşünüyorum öyleyse VARIM ,benim düşüncem budur
yok olan düşünemez ,düşünemeyen = yoktur beni ben yapan benliğim beynimdir
sözde matrixvari bir yaşam olamaz:)

TUBA
11-06-2011, 13:55
ve insan gibi yaşayalım hepimiz..

kesinlikle katılıyorum bu sözüne

TUBA
11-06-2011, 14:02
sevgili TUBA..

bana "madde, evren, tanrı, ve metafizik" dediğimiz bu 4 kavramdan ne anladığını ya da senin için ne ifade ettiğini yazabilir misin.. yani bu 4 kavramı tanımlamanı istiyorum.. sanırım bu şekilde daha analitik bir yolla ilerleyebiliriz..

sevgili paslıçivi

kendi düşüncelerimi aktaracağım sadece

madde = enerjinin üst boyutu (3 hali ile)
evren = madde ve madde altı
tanrı = herşeyin sebebi olan varlık
metafizik = olguları değişmez kabul etmek

xcan
11-06-2011, 15:34
hoşbulduk sevgili arkadaşım

düşünüyorum öyleyse VARIM ,benim düşüncem budur
yok olan düşünemez ,düşünemeyen = yoktur beni ben yapan benliğim beynimdir
sözde matrixvari bir yaşam olamaz:)
Can arkadaşım senin söylemin doğru
İdealistler Düşünüyorum o halde yokum diyorlar Bunu nasılmı yapıyorlar.Hiç birşey yoktur Herşeyi zihnimizde biz yaratıyoruz diyorlar.Bu ne demektir Oşahıslar odada değiller ama zihinmlerinde odada olduklarını düşündükleri için odada olduklarını sanıyorlarmış Gülünç bir iddia Bunun Adı yani gerçek adı İki tanedir Evrensel ruh un zihninde biz odadyız Oysa biz yokuz oda yok .Diğer adı Bizim zihnimizde odada olduğumuzu biz canlandırıyoruz Ohalde Tanrıyız diyorlar Her iki şıktada Düşünüyorum o halde yokum demiş oluyorlar
İnsanları önce akıldan etmek sonra soymak işte gerçekleri budur

xcan
11-06-2011, 18:34
Varlıkla uydurmaca arasındaki yeni felsefe bilmemkicilikmiş Faydası neymiş bu bilmemkiciliğin .Merakın Araştırmanın .Gelişmenin Dışında kalmak Ne sorulursa bilmemki demek Yani idealizmin Herşeyi ruh bilirin Alaturkası .Bilmemkicilik. Utangaç ürkek Nazlı kıvırgan bayatlamış idealizm.
Katran şeker olmuyor malesef Bizleri zıddını imha eder göstermek ne acı ve ne kadar iki yüzlüce Ateistler Kimi oruç tuttuğu için vurmuş Kiminle fikri tartışmadan kaçıpta zora baş vurmuş Hangi ülkeyi kılıç zoruyla ateistleştirme çabasına girmiş. Mahçup idealistler Varlık inancına karşı bilimsel gelişmelere karşı zihinsel savaşı kaybediyorlar Utangaçlar Açıktan saf tutamıyor Materyalist bilimin çözemediği yerler var diye cephenin arkasından saldırıyorlar ve yaradılışçılara yancılık yapıyorlar.Bilimi inanca indirmek sahtekarlığını yaparak teraziyi eşitlemeye çalışıyorlar Kalleşler aynı zamanda. İdealizmden farkları yokmu ?Var İdealistler Ruhun hiç bilinemeyecek zihni ürünüyüz diyorlar Mahçuplar bilmemki diyorlar İnsan gülsünmü ağlasınmı şaşırıyor .On üç yaşında kuranı okudum Kuranı ne yaktım ne tekmeledim Defalarca okudum inceledim Ve o yaşımdan beri insanlara bildiklerimi aktardım İncili ve tevratıda okudum Bizler yani aydınlık özlemi ve gelişme tutkusu Vatan ve insan secgisi ile dolu bilim aşıklarıyız Zavallı halkımızı çakal sürülerine teslim etmemek için bir ömür harcamışız Bedeller ödemişiz İlkel benliklerimizi evrimleştirmiş kişileriz Sağlam olmayan bilgilere metelik vermeyiz Yaşamı onurlarımızı yüksek tutarak güzelleştirmeyi hedef seçmişiz Şimdi Zır cahil kardeşlerimizin bizlere öfke duymasına akıl vermesine doğal olarak güleriz Fakat tarih önündeki sorumluluğumuzuda unutmadan.nikelajlı çiviler Okuduğumuz kitapların altında jelatin kağıdına döner Uydurmalara karşı dik duruşumuz sürecektir

TUBA
11-06-2011, 20:02
sevgili arkadaşım gega

(düşünüyorum öyleyse yokum)bu yazdıklarını inan gülerek okudum ,çünkü bu zihniyet bu bakış açısında olan kişiler cidden beyinlerine resmen hakaret etmiş oluyorlar.

şayet beynimiz bir anlam ifade etmiyor ise (düşünüyorum öyleyse yokum)herşey bir hayal ürünü ise bu IQ seviyesini neye göre belirliyorlar?sonuç itibari ile her insanın IQ seviyesi eş değildir
dolayısıyla IQ seviye ile paralel olarak idrak ve zihniyet de eş olamaz ,farklılık göstermek zorundadır
IQ seviyesi eş olmayan her bir birey arasında "düşünüyorum öyleyse yokum" nasıl ifade edebiliyorlar?

crazy_pretty_murat
11-06-2011, 23:25
bilimin kafir kaynaklardan veya mümin kaynaklardan araştırılması nasıl bir fark yaratıyor acaba açabilir misiniz?:D

Charles Darwin,Richard Dawkins ...... hep araştılıp okunmasın.Birazda Harun Yahya,Adem Tatlı ..... araştırılıp okunsun demek istedim.Bakalım onlar neler diyor.Fark bu yani.

ereninthenature
11-06-2011, 23:46
Charles Darwin,Richard Dawkins ...... hep araştılıp okunmasın.Birazda Harun Yahya,Adem Tatlı ..... araştırılıp okunsun demek istedim.Bakalım onlar neler diyor.Fark bu yani.

Harun Yahya ile büyüdüm ben deyimi yerindeyse.sürekli o adamların kitaplarından takip ettim.burası türkiye farkındaysan.eskiden bende müslümandım.bir gün ulan bir de bilimsel yaklaşıyım şu evrime dedim ve bir baktım anlayıvermişim.

asıl konu bilimin tanımında.test edilebilir olmasında.yanlış birşey olmaz ki bilimde.kişiden kişiye değişmez.test edersin aynı sonucu alırsın.almazsan teoriler değiştirilir.

murted
12-06-2011, 02:29
Charles Darwin,Richard Dawkins ...... hep araştılıp okunmasın.Birazda Harun Yahya,Adem Tatlı ..... araştırılıp okunsun demek istedim.Bakalım onlar neler diyor.Fark bu yani.

Birinin akademik kariyeri yok, aklı dengesi hakkında iyi şeyler söylenmiyor, zaten kendi kanalında çıktığı programda pek iyi bir kanaat bırakmıyor insanda.
Öbürü de bilimin yerine dini koymaya çalıştığı için üniversiten atılmış bir prof(!). Lakin bizde profluk çok para etmiyor, akademik kariyer yapmak için de alanında illa da çok iyi olmak gerekmiyor. Üniversite tozu solumuş herkes bilir bunları.

paslıçivi
12-06-2011, 06:28
paslıçivi´isimli üyeden Alıntı http://turandursun.com/forumlar/images/geruh/buttons/viewpost.gif (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=391003#post391003)
ve insan gibi yaşayalım hepimiz..


kesinlikle katılıyorum bu sözüne


sevgili TUBA.. hepimiz derken tüm dünya insanlığından bahsediyorum..

yani insanoğlunu insanlıktan çıkaran tüm din, dil, ırk, millet, etnik yapı, izm, soy, sop, cinsiyet, deri rengi, göreceli ahlaki yapı, farklı siyasi görüş, vs farketmeksizin, yani insanoğlu dediğimiz canlı türünün kardeşlik, dostluk, sevgi ve saygı içinde yaşamasından bahsediyorum..

şayet buna katılıyorsan zaten sen aydınlanmışsın ve bir insanın ulaşabileceği en üst bilince ulaşmışsın demektir..

şayet bu bilince ulaşmışsan artık insanların varlığa/evrene verdikleri anlam/içeriklerin(inanç) karşısında durup onları eleştirmemen gerekiyor..

bu dünyada fizikötesi hiçbir şeye inanmamak(benim ateistlerle ortak durumum) çok farklı bir şeydir


fizikötesine inansın veya inanmasın onu eleştirmek, onu yanlışlamaya çalışmak, onunla dalga geçmek, onu dışlamak çok farklı şeylerdir.. karşında bir insan olduğunu ve fizikötesi bir şeye inanmasının da çok insani bir şey olduğunu kavrayabilmek..(benim ateistlerden ayrıldığım nokta)

çünkü bu dünyada her insanoğlu farklı konektom(beyin nörokimyası) yapısına sahiptir.. bir insanın fiziki, zihni, özürü olabilir, boyu kısa, deri rengi farklı, ırkı, cinsiyeti, zekası farklı olabileceği gibi varlığa/evrene verdiği anlam/içerik de çok farklı olacaktır.. bunlar biribirinden farklı şeyler değildir.. hepsi konektom meselesidir..

bir insanın bu sahip olduğu kavram ve özeliklerinden birini veya hepsini eleştirmenin, dışlamanın, bir farkı yoktur..

benim ulaştığım bilinçte;

bir insanın sahip olduğu zeka seviyesiyle, sexüel kimliğiyle, fiziki görünüşüyle, deri rengiyle eleştirip, dalga geçip onu dışlamak ne ise onun yaşama verdiği anlam/içeriği dışlamak aynı şeydir..

hepsi "insani olmayan" tutum ve davranışlardır..

şayet bu bilince ulaşmış biriysen artık "ateizm inançmıdır değilmidir" tartışmasının bir anlamı yok zaten..

paslıçivi
12-06-2011, 07:50
ulaştığım kişisel bilincimde;

"suç ve ceza" kavramları yerine "hastalık ve şifa/insanlaşma" vardır..

diğer bir ifadeyle;

suçlu yoktur hasta vardır
ceza yoktur şifa/tedavi vardır..

zaten insanlık tarihini incelersen bu süreci çok net gözleyebilirsin..

eski çağlarda bilim ve teknoloji günümüze göre çok geri iken

insanoğlu arasındaki hukuku sağlamak için "suç ve ceza" sistemi ağırken

günümüzde bir çoğu "hastalık ve şifa" konumuna geçmiştir..

eskiden deri rengi suçtu ve cezası kölelikti..

eskiden epilepsi(sara), alzheimer(demans, bunama) psikoz(şizofeni, delilik vs) metafizik bir takım kavramlara bağalnıp bu kişilere ya işkence edilir ya da öldürülürdü..

bu ve bunun benzeri bir çok insansal kusurlar değişik ve zaman coğrafyalardaki kültürlere göre çok farklı suçlar olarak görülür ve ceza yöntemiyle hukuk sağlanmaya çalışılırdı..

günümüzde bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle eskiden suç olan şeylerin artık suç değil bir hastalık ya da doğal farklılık olduğu görülüp daha insani/medeni yaklaşımlar içine girmeye başladık..

eskiden bir bebeğe tecavüz eden direk linç/idam edilirken şimdi önce adli tıbba gönderilip akli dengesine bakılıyor..

Hitler diye biri çıkıyor dünyadaki tüm yahudileri yoketme kararını uygulamaya koyabiliyor..

bu çok uzun bir süreçtir ve aşılması gereken daha çok mesafeler vardır..

günümüz insanoğlunun başta yaşama verilen anlam/içerik olmak üzere farklı milli/etnik kimlik altında biribiyle vahşi hayvan gibi dalaşması şimdilik normal algılanıyor..

"biz"im inancımız doğru kutsaldır diğerleri yanlıştır aptaldır, gerizekalıdır, yobazdır

"biz"im milletim/ırkım/etniğim üstündür diğerleri aşağılıktır.. onları ezelim yokedelim savaşalım, bu vatan kutsaldır vs..

günümüz dünyasında bunların çoğu çok normalmiş gibi geliyor insanoğluna..
eski çağlarda yapılan uygulamaların o dönemin insanlarına normal gelmesi gibi..

ama dediğim gibi herşey bir süreçtir, insanoğlunun evrim süreci de devam ediyor..

bundan 200-300 yıl sonraki insanoğlu günümüz dünyasındaki bu dini milli farklılık yüzünden olan çatışmalara gülüp geçecektir büyük olasılıkkla, bizim geçmiş uygulamalra gülüp geçtiğimiz gibi..

- ya baksana insanoğlu 300 yıl önce ne saçma sapan şeyler için biribiriyle ayrımcılığa düşüp kendi türünü öldürüp duruyormuş, diyeceklerdir..

yukarda işaretlediğim "biz" ler belli bir insan grubunu da değil de tüm insanoğlunu kapsamadığı sürece "suç ve ceza" kavramı devam edecektir..

gün gelir de o "biz" ler tüm dünya insanlığını kapsadığında artık suç ve ceza yerini "hastalık ve şifa" ya bırakacaktır..

siz(nerdeyse tüm dünya insanlığı) şu an teizm ve nonteizm bilinçaçıklığında yaşadığınız için kendinizin dışındakileri öteliyor(suçluyorsunuz) ve dışlayarak kavga edip, eleştirip birbirinizle dalga geçip biribirinizi öldürüyorsunuz(ceza veriyorsunuz)..

tahmini bir 200-300 yıl sonra bunlar yavaş yavaş kalkacak ve yerini hastalık ve sağaltım alacaktır..

TUBA
12-06-2011, 09:49
sevgili paslıçivi

yazdıkların gerçekten senin yaşam tarzın olmuş ise seni ayrıca tebrik ederim ,ama bu durumda şu soru aklıma geliyor ,sen buraya neden üye oldun?üye olmaktaki düşüncen ne idi?

bana gelirsek ,ben düşüncelerimi paylaşmak için buradayım ,insani olan herkes kabulümdür
ama işin içinde sinsilik ile beraber inatlaşma var ise karşılığını fazlasıylada veririm
atalarımız ne demişler , "bükemediğin bileği öpeceksin" bu mantığı henüz sindirememiş kişiler var ise ben burada olmaya ve karşıda durmaya devam edeceğim

en kısa şekilde açıklamaya çalıştım ,umarım açıklayıcı olmuştur

TUBA
12-06-2011, 09:57
sevgili paslıçivi

ayrıca şunları da yazmak istedim ,umarım seni daha fazlasıyla aydınlatır

bir ateistin durumunu şuna benzetiyorum
hani yaşlı bir insan ile genç bir insan arasında geçen çok meşhur bir dialog vardır
yaşlı insan genç insana "ben seni yaşadım gençliğin ne demek olduğunu bilirim ama sen beni yaşamadın ,yaşlılığın ne olduğunu nasıl bileceksin?" der

işte ateizmi de ben buna benzetiyorum ,yani ateist bir insan doğuştan olmamıştır elbette
bulunduğun ülkenin inanç sistemine göre bir dine tabi olursun ve buna inanırsın ,bunun en doğru olduğunu düşünür hatta inanırsın ,bu genç olan insan misalidir ,yani birtek yaşadığını ve gördüğünü bilir
ama ateist o yolu yaşamıştır ve geçmiştir ,dolayısıyla ateist olmayan ateistliğin ne olduğunu bilemez

limit
12-06-2011, 10:08
Mutlak olan hiç bir şey(varlık) yok...

O mutlak varlık meselesi ateizmin değil, daha çok idealizm ile teolojinin dansıyla açığa çıkan bir safsatadır.. yani bizle alakası yok, teolojiye bakman gerekir, sorunuda onlar yanıtlayabilir= Tanrı, God, Zeus, Ruh, mutlak idea vs gibi..

sayın spartacus mutlak varlık yok dediğimizde sebepleri sonsuza dek devam ettirmek zorunda kalırız bu da doğal olarak mantığa ve akla aykırıdır. her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi madden,n de bir başlangıcı olmalıdır ve bu başlangıç varlığı kendinden olmak zorundadır ki sonsuza kadar devam edip gitmesin sebepler.

Araform
12-06-2011, 16:08
sayın spartacus mutlak varlık yok dediğimizde sebepleri sonsuza dek devam ettirmek zorunda kalırız bu da doğal olarak mantığa ve akla aykırıdır. her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi madden,n de bir başlangıcı olmalıdır ve bu başlangıçvarlığı kendinden olmak zorundadır ki sonsuza kadar devam edip gitmesin sebepler.
Iste bu da Allah diye adlandirilan tanri sanrisinin icinde kayboldugu paradoks. Baska bir ihtimal akla gelemedigi icin olay ona baglaniyor. Gün gelecek dünyanin yuvarlak oldugunun ispat edildigi gibi bu da edilecek.

xcan
12-06-2011, 21:04
Utangaç idealizmin geri çekilmesi bile saçma oluyor Yenilgi karşısındaki komik tavırlarıda .
Ben ateistler gibi metafiziği reddediyorum noktasına gelen mahçuplar Bizlerden farklarını şöyle ortaya koyuyorlar .Onları .eleştirmem . çok güzel başka .Onların görüşlerini dışlamam onları öyle kabul ederim Diyor .Şimdi aklıma bazı şeyler geliveriyor .Bu insanların bu hasta dedikleri düşünceden kurtulmaları için seyrederim demek ne kadar bilimsel .Oinsancıkların din ile sömürülmelerine karşı hiç birşey yapmamayı kimler ister .Din sömürücüleri .Yani din tüccarlarının avukatlığına soyunan bir utangaç idealist Din tüccarlarının yedek lastiğidir Bazı bilmemkiciler Her türlü izime karşı imişler Ateizm inanç sistemlerinin reddidir evrensel bir isimlendirmedir .Bu arkadaşların Ateizme karşıtlığını anlarım Fakat turizme ,Naturalizme Realizm ve sürrealizme neden karşılar anlayamıyorumHitler bir inanç sistemini Dayatmış ve insanlığa kan kusturmuş Yahudilere kan kusturmuştur .Hitlere suçlu değilde hasta demek bırak ne yaparsa yapsın demek bırakın bilimselliği insani bir tanım bile değildir Herşeyi kadere teslim edenlenlerKaderi Hitlere Teslim etmekte sakınca görmezler .Yükselen dinci dalganın arkasında evangelisler vardır .Batının ellerinde oynatılan şeriatçi kuklaların arkasında evangelistler ve Ellirinde kirli işbirlikçileri vardır Bu kirli oyunun oyuncaklarını ve sarıldıkları küflü metafizik düşüncelere tavır alamıyanlar Korkanlar .Yağmadan çorba kapanlar Halkın kafasını bulandırmak için çırpınıyorlar Aydınlığa düşmanlığa tek laf edemeyenler gölge etmesinler başka ihsan istemez

xcan
12-06-2011, 21:35
yani insanoğlunu insanlıktan çıkaran tüm din, dil, ırk, millet, etnik yapı, izm, soy, sop, cinsiyet, deri rengi, göreceli ahlaki yapı, farklı siyasi görüş, vs farketmeksizin, yani insanoğlu dediğimiz canlı türünün kardeşlik, dostluk, sevgi ve saygı içinde yaşamasından bahsediyorum..

Bu görüşü reddeden ateislermi varmış Ateistlerin argümanlarını kullanıpta İşte ateizmden ayrılmadan insanlaşılmaz diyenler Vay beee ne güzel yazmışım orgazmına girebilirler .Bu saydıklarınız nasıl olacak dediğimizde Beyaz atlı prensi bekleyen utangaç köyü kızı gibi bilmemkiii Diycek Yapmayın gülüyorum size Bir kabus ülkemdeki hepimize ait tüm fabrikalarının sahiplerini Gavurlaştırıp İnsancıkları dinle kafadan edip körleştiriyorCumhuriyet şeriate evriliyor Aydınım diyenler kıvır kıvır kıvırıyor Şeriat şu başta sayılanları Nasıl gerçekleştirecek dediğimizde fıssssssssssss.Ne dediğini bilmeyenler Kulaklarını göstermek için Bin dereden su getiriyor Yazım yüreğinde insan sevgisi vatan ve bilim sevgisi olanlar için yazıldı Bazan metelik değer vermediğimiz asla muhatap almıyacağımız insanların görüşlerini sırf halkımızın düşmanını tanıması için konu ediyor olmamız bizi üzsede
Ben insanım her türlü ihaneti görürüm fakat susarım demek Çok acınasıdır Saygıyı haketmez İnsanlık için birşeyler yapmamayı önerenler Kirlilik yaratmayın yeter

Neva
12-06-2011, 22:05
sevgili TUBA.. hepimiz derken tüm dünya insanlığından bahsediyorum..

yani insanoğlunu insanlıktan çıkaran tüm din, dil, ırk, millet, etnik yapı, izm, soy, sop, cinsiyet, deri rengi, göreceli ahlaki yapı, farklı siyasi görüş, vs farketmeksizin, yani insanoğlu dediğimiz canlı türünün kardeşlik, dostluk, sevgi ve saygı içinde yaşamasından bahsediyorum..

şayet buna katılıyorsan zaten sen aydınlanmışsın ve bir insanın ulaşabileceği en üst bilince ulaşmışsın demektir..

şayet bu bilince ulaşmışsan artık insanların varlığa/evrene verdikleri anlam/içeriklerin(inanç) karşısında durup onları eleştirmemen gerekiyor..

bu dünyada fizikötesi hiçbir şeye inanmamak(benim ateistlerle ortak durumum) çok farklı bir şeydir


fizikötesine inansın veya inanmasın onu eleştirmek, onu yanlışlamaya çalışmak, onunla dalga geçmek, onu dışlamak çok farklı şeylerdir.. karşında bir insan olduğunu ve fizikötesi bir şeye inanmasının da çok insani bir şey olduğunu kavrayabilmek..(benim ateistlerden ayrıldığım nokta)

çünkü bu dünyada her insanoğlu farklı konektom(beyin nörokimyası) yapısına sahiptir.. bir insanın fiziki, zihni, özürü olabilir, boyu kısa, deri rengi farklı, ırkı, cinsiyeti, zekası farklı olabileceği gibi varlığa/evrene verdiği anlam/içerik de çok farklı olacaktır.. bunlar biribirinden farklı şeyler değildir.. hepsi konektom meselesidir..

bir insanın bu sahip olduğu kavram ve özeliklerinden birini veya hepsini eleştirmenin, dışlamanın, bir farkı yoktur..

benim ulaştığım bilinçte;

bir insanın sahip olduğu zeka seviyesiyle, sexüel kimliğiyle, fiziki görünüşüyle, deri rengiyle eleştirip, dalga geçip onu dışlamak ne ise onun yaşama verdiği anlam/içeriği dışlamak aynı şeydir..

hepsi "insani olmayan" tutum ve davranışlardır..

şayet bu bilince ulaşmış biriysen artık "ateizm inançmıdır değilmidir" tartışmasının bir anlamı yok zaten..

Sayin paslicivi;

Bazi arkadaslar bilir, bazilari belki dikkat etmemistir. Psikoloji basliginda "ateizm bir uyku mahmurlugudur" topigi altinda kac sayfa tartisildi fakat siz ayni celiskilerinizi hala gorebilmis degilsiniz.

Su ust mesajinizda koyulastirdigim yerleri salim kafayla bir okuyun.

Varlik koaslo mumkunse; neden insanlarin ayni saygi, sevgi vs. vs. cercevesinde yasamasi gereklidir? O saydiklarinizin tumu gorece icerir.

Insanlar insan oluslari geregi, konusarak, tartisarak iletisim kurarlar. Siz o zaman bizleri topik altlarinda tartisarak, teist/ateist insani olmayan sekilde tutum sergiledigimizi savunmustunuz. Ki ayni seyi bu topik altinda siz de yapmaktasiniz. Bu ne yaman celiski?

Eger bu ulastiginiz bilincte insanlarin rengiyle, yasama verdigi anlami dislamak ayni sey ise; siz nicin teist/ateist vs. insanlari uyku mahmurlugunda veya hasta olarak tanimlamaktasiniz?

Baska bir deyisle, sizin deyiminizle insani olmayan tutum icerisindesiniz?

Cok rica edecegim, daha once yaptiginiz gibi uzun uzadiya tekrar tekrar ayni seyleri yazmadan cevap verebilir misiniz?

spartacus
12-06-2011, 22:56
sayın spartacus mutlak varlık yok dediğimizde sebepleri sonsuza dek devam ettirmek zorunda kalırız bu da doğal olarak mantığa ve akla aykırıdır. her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi madden,n de bir başlangıcı olmalıdır ve bu başlangıç varlığı kendinden olmak zorundadır ki sonsuza kadar devam edip gitmesin sebepler.

Sevgili limit

Mutlak varlık yok derken oradaki yokluk kelimesel yokluktu, daha sonraki mesajımda ise yanlış anlaşımlara yer vermemek adına daha anlaşılır kılmıştım.

Mutlak nedir? her daim kalıcılık kadar yanında bir kriteri daha vardır, değişmezlik. Bu anlamda mutlak olan bir şey yoktur denebilirse de burada ki yok kelimesi şey'in yokluğu değildir, mutlaklığın yokluğudur. Düzeltirsek, hiç bir şey mutlak değildir denebilir...

Diğer tarafdan da maddenin bir başlangıcı olmak zorundadır gibi düşünceleri ise, ben doğal karşılıyorum. Çünkü yüzyıllardır biz tarih, zaman, neden-sonuç ilişkilerini teolojik-ideolojik-idealist(kurgusal) baskı ile edinegeldik. Yani teolojinin evren anlayışı her türlü düşüncemize sinmiştir, bunlardan bir tanesi de zaman meselesidir ve bizler şartlıyız bu konularda.

bana göre dönüşümler ve sebepleri önemlidir. Yani başlangıç-son söylemi neden-sonuç ilişkisi değildir, zamansal bir adlandırma, referanslandırmadır.

Özelde A maddesine bir başlangıç tanımlamak benim açımdan düz bir çizgide, düzlemsel bir zaman anlayışına sahip olarak hiç bir anlam içermez. Bana göre tüm değişimlerde, zaman da şey'in üzerinde, diğer şeylerle ilişkisel düzlemde(ama üzerlerinde) gerçekleşir.. Bilmiyorum anlatabiliyor muyum? yani hiç bir şey yoktu, bilmem kaç milyar yıl evvel şu oldu gibi bir başlangıç anlamsızdır, öylesi bir yaklaşım asla paradoksdan kurtulamayacaktır, her geri gidişinde daha da geri gitmek zorundadır ve her geçmişe madden bir şeyler bırakmak zorundadır çünkü. Böylesi başlangıçdan evvel sonsuz bir öncelik, zaman çizmek zorunda kalırız ki, o halde o madde o sanal başlangıca hiç bir zaman gelemez...

Yani uzun bir geçmiş çizgisinin, bilmem neresinde bir başlangıç noktası yoktur bana göre. Çünkü zaman ve başlangıçları bünyede belirliyoruz biz, haliyle özneye baktığımızda dışsal değil, zaman içseldir. Bu açıdan, maddenin-enerjinin(envai çeşitde olabilir elbetde), dizgisel zaman kronolojisinde bir başlangıcı yoktur. Çünkü zaman dizgisel değildir.

Örneğin bir karanlık odaya bırakacağımız bir ekmek parçası, ilk bozulmamış haliylede ekmek parçası idi, tüm değişimler üzerinde gerçekleşti. O ekmek tamamen küf bile olsa, biz dönüp işte küf diyeceğiz, fakat ekmek dediğimiz madde, geçmişde bir yerlerde değildir, ekmek = küftür(dönüşmüştür). Bu ise üzerinde gerçekleşmiştir... yani ekmek madden yok olmamıştır, küf ise bir yoktan başlangıca tabi değildir...

nasıl söylebiliriz, diyelim 40 yaşındayız, o halde dizgisel-düzlemsel mantığa göre her geçen anların toplamıyla binlerce adet olmanız gerekir. yani dünki ben, önceki gün ki ben, daha önceki gün ki ben... Dizgisel zaman anlayışında bu dizgi bu biçimde işler, oysa dünki bende şimdiki benim, değişim(evet değişim oldu) üzerimde-mekanın içinde gerçekleşti... Madde açısından da bu böyledir, o nun dışında ona belirleyebileceğimiz bir başlangıca ihtiyacımız yok, dışsal bir zaman rayında bir tren gibi yol almıyoruz çünkü... Çünkü zaman maddeden, mekandan bağımsız değildir, haliyle madde için dışsal ve yalıtık, onu belirleyen bir zaman belirleyemeyiz, tüm değişimler, hareketler bir bütün halinde üzerinde gerçekleşir.

Big-bang teorisinde ise teorideki yaygın dolaşımda(hatda kendisinde dahi, kurgulama biçiminde) teolojik kurgularda baskın olmuştur. Yoktan yaratmak vs gibi şeyler bu teoride anlam taşımazlar. yani hiç bir teolojik dil, etkileme, etkilenme beni ilgilendirmiyor..

paslıçivi
13-06-2011, 07:02
sen buraya neden üye oldun?üye olmaktaki düşüncen ne idi?


sevgili TUBA..

herkes buraya niçin üye olduysa ben de onun için üye oldum.. Hitler o kadar yahudiyi öldürürken aldığı haz, hepimizin buraya üye olup bir şeyler yazması, muhammedin kendini allahın elçisi ilan edip o kitabı yazması, isanın kendini allahın oğlu ilan etmesi, budhhanın ulaştığı bilinci insanlara yayma gayreti, bir politikacının siyaset yapması vs aklına gelebilecek dünyada ne kadar insan varsa yaptıkları eylemlerin iyi/kötü eylemlerin sebebi ne ise..

benim de buraya üye olmam ve yazı yazmanın sebebi odur.. hepimizi benliklerimiz yönetir ama hepimizin benlikleri çok farklıdır, çok farklı tatmin yolları arar.. benlikler yapı ve güçlerine göre çok farklı tatmin olmak zorunda olan yapılardır.. benlik tatmin istemiyorsa ortada canlılık yok demek demektir..

bana gelirsek ,ben düşüncelerimi paylaşmak için buradayım ama işin içinde sinsilik ile beraber inatlaşma var ise karşılığını fazlasıylada veririm

bu ifaden ego tarafından değiştirilmiş olarak dışarı yansıma şeklidir.. asıl yazma sebebin şu an yaşadığın yalancı/sahte benliğin tatmininden başka bir şey değilidir.. bu sitede farklı düşüncedeki insanlarla olan yazışmandan aldığı hazzı/tatmini hissetmeye çalış.. asıl kurgu budur.. söylediklerin vitrindir..

atalarımız ne demişler , "bükemediğin bileği öpeceksin" bu mantığı henüz sindirememiş kişiler var ise ben burada olmaya ve karşıda durmaya devam edeceğim


bahsettiğin tarz düşünceye sen de dahilsin ama karşı taraf açısından ve binlerce yıldır aynı kurgu olarak devam ediyor.. sen tatmin olduğunda ya da dışarıdaki yaşamında başka bir tatmin bulduğunda bu sitede yazmaktan vazgeçeçceksin herkesin geçmişte yaptığı gibi.. şimdilik benliğin bu sitede yazmaktan ve karşı görüşlerle inatlaşmaktan çok büyük bir haz alıyor ve sana muazzam bir tatmin sağlıyor.. tüm tutum ve davranışlarımız haz/tatmin üzerinedir ama benliklerimiz bunu dışarıya yansıtırken çok farklı şekilde yansıtır..


sevgili paslıçivi

ayrıca şunları da yazmak istedim ,umarım seni daha fazlasıyla aydınlatır

bir ateistin durumunu şuna benzetiyorum
hani yaşlı bir insan ile genç bir insan arasında geçen çok meşhur bir dialog vardır
yaşlı insan genç insana "ben seni yaşadım gençliğin ne demek olduğunu bilirim ama sen beni yaşamadın ,yaşlılığın ne olduğunu nasıl bileceksin?" der

işte ateizmi de ben buna benzetiyorum ,yani ateist bir insan doğuştan olmamıştır elbette
bulunduğun ülkenin inanç sistemine göre bir dine tabi olursun ve buna inanırsın ,bunun en doğru olduğunu düşünür hatta inanırsın ,bu genç olan insan misalidir ,yani birtek yaşadığını ve gördüğünü bilir
ama ateist o yolu yaşamıştır ve geçmiştir ,dolayısıyla ateist olmayan ateistliğin ne olduğunu bilemez


sevgili TUBA.. kırmızı vurguladığım yere dikkat et.. ve yukarda yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum..

ama insanoğlunun kavrayamadığı şey "hiç kimse deneyimlemediği diğer bilinç düzeyinin ne olduğunu bilemez/anlayamaz, sadece ateizmi değil"..

zaten insanoğlu arasındaki kaosun temel sebebi de budur..

sen mesela; deizmi, panteizmi, panenteizmi, agnositisizmi, budizmi, hrisitiyanlığı, museviliği, hinduizmi vs yaşayıp geçtin mi, bunların ne olduğunu bilip anlayabilir misin?

benim bu sitede 2 yıldan fazladır 2800 civarı yazılarımda anlatmaya çalıştığım "farkındalık/aydınlanma/tam uyanıklık/insanlaşma" denen bilinç düzeyini yaşadınmı, bunun ne olduğunu bilip anlayabilir misin?

ya da nerdeyse aynı bilinci paylaştığımız evrensel-insan dediğim üyenin "evrensel-insan düşüncesi"ni bilip anlayabilirmisin..

anlayamazsın, zaten kurgu da bunları anlamamak üzerine yani insanoğlunu kaosa zorlayan bir kurgudur.. o yüzden ademoğlu dünyaya düşman olarak inmiştir.. çünkü o ağacın meyvesinden yemiştir.. o ağacın meyvesi "bilgiye ulaşma" başlığı altında varlığa/evrene anlam/içerik verme bazlı bir yaşam biçimidir, bir bilinç düzeyidir..

dünyada sorsan herkesin amacı "bilgiye ulaşmaktır" (evren/varlık hakkında) ama dediğim gibi bu sadece sahtebenliğin/egonun dışarıya vurum yani ifade şeklidir.. bu sitede yazılan yazılara ve yazarlara bak..

kimse evreni anlamaya/okumaya çalışmıyor yani bilgiye ulaşmaya çalışmıyor.. peki ne yapıyor?

o zaten bilgiye ulaşmış ve evren hakkında peşin hükmünü vermiş ve sadece bunu diğer tüm bilgiye ulaştığını zanneden insanlara karşı savunuyor karşı tarafı yanlışlamaya çalışıyor.. çünkü kendisi varlık/evren hakkında kendinden %100 emin, hatta dünyanın küresel şekli olduğundan ne kadar eminse o kadar emin..

ama kimse -niçin ben "dünyanın küresel şekli vardır"ı savunmuyorumda varlık hakkındaki %100 emin olduğum şeyi savunuyorum ve diğer tüm herkesin ki yanlışlamaya çalışıyorum diye kendine sormaz, daha doğrusu soramaz..

çünkü egonun savunma mekanızmaları buna izin vermez ve kişi kendini göremez..

peki bu durum insanoğlunun bir suçu/kusurumudur?

asla..

o doğduğunda bir bebek/çocuk iken böyle değildi, varlığı bilmediğinin farkındaydı, sadece bir safbilinçti ve 5 duyusunu faltaşı gibi açıp varlığı tanımaya çalışıyordu, varlık hakkında kendi reseptörleriyle veri almaya çalışıyordu..

ama onun bir anne babası ve yaşadığı bir toplum vardı.. onlar bu bebeği bu zahmetli işten iyi niyetle kurtardılar, ona bu varlığın ne olduğunu anlatmaya başladılar, o bebek de savunmasızdı ve tüm bunları yalayıp yutmak zorunda kaldı ve o güzelim safbilincinin üzerini bir zihinle/perdeyle örtüp ona ikinci benlik yüklediler..

ve o bebek hem kendine/özüne yabancılaşmaya başladı hem de varlığı bildiğini zannetmeye başladı.. işte o andan itibaren o bebek/ademoğlu cenneten kovulmuş oldu.. artık cehennemde/egoda yaşamaya başladı.. kendi gibi ademoğlu olan diğer tüm bireylerle bir kaosa girip dalaşmaya başladı..

-ben varlığı biliyorum benimki doğrudur, siz bilmiyorsunuz sizinkiler yanlıştır..

işte bu durum tüm ademoğluna bir cehennem hayatı yaşatmaya başladı, hem kendini/özünü kaybetmiş olmanın verdiği bilinçsizce sıkıntı/kaos yüzünden, hem de evreni bildiğini zannettiğinden diğer tüm dünya insanlığıyla kavga etmeye düşmanlık göstermeye başladı..

aslında ne varlığı biliyordu ne kendini/özünü..

işte tüm kavga bu kendini bulma, özüne dönme çabalarının dışa vurum şekliydi..

bu cehennemde yaşarken sırat köprüsünden geçme sırası ona gelmişti.. bu öyle bir köprüydü ki kıldan ince kılıçtan keskindi ama başarabilirse karşı tarafta kendi özü duruyordu, kendisyle buluşacaktı, asırlardır aradığı şey karşıdaydı ama karşıya geçmeden neyle karşılacağını henüz bilmiyordu..

ve bu köprüden geçerken yapayalnızdı, yanında ne annesi ne babası ne bir dostu ne eşi ne çocukları ne de insanoğlundan kimse yoktu, zaten olamazdı da.. yanında biri olursa o köprü ikisini de taşımazdı, köprü sadece bir tek kişi geçecek şekilde tasarlanmıştı.. yanında sadece şimdiye kadar ki yaşadığı hayat ve deneyimleri vardı, bu köprüyü geçmesine bir tek onlar yardım edebilirdi..

o köprüyü geçmek çok zordu ama başardı ve cehennemden kutulup karşı tarafa geçti.. orası bambaşka bir dünyaydı, kendisini bulmuştu, kendisiyle tanışmıştı ve orası adeta bir cennetti..

ve gördü ki kurtuluş yani cennete geçmek herkes için tek başına geçerliydi.. ve o tüm varlığın ve düzenin "mutlak 1" dediğim iradenin elinde olduğunu gördü.. ama o "mutlak 1" denen şeyin ne olduğunu bilmesine imkan yoktu.. sonsuz sayıda olasılık geliyordu aklına ve buna "1/sonsuz" dedi..ve o köprü geçilmeden mutlak 1 in iradesinin algılanamayacağını farketti.. çünkü kurgu bu şekildeydi..

artık kendisini bulmuş ve kendisiyle tanışmış olmanın dünyadaki tüm servetlere bedel olduğunu farketti, daha büyük bir hazine olamazdı.. artık en büyük tatmini yakalamıştı, o sadece basit sıradan bir sevgiydi, aşktı.. ve tüm varlığa karşı karşılıksız/çıkarsız duyulan bir sevgiydi.. ve en önemlisi evreni/varlığı bilmediğini, bilinemeyeceğini farketti..

o yüzden cehennemde yaşayan insanların ateşinden ve kavgasından kurtulmuştu artık..

meğerse tüm hayatındaki diğer insanlarla olan "ben biliyorum siz yanılıyorsunuz" adlı senaryonun kocaman bir rüya ve kendini arayış olduğunu farketti..

asıl yaşamın öldükten(egonun ölmesi) ve tekrar dirildikten(özbenliğe ulaşma) sonra başladığını ve sonsuzluğu farketti..

çünkü artık "mutlak 1" in vazgeçilmez bir parçacığı olduğunu gördü.. varlık/mutlak 1 olduğu sürece o da varolacaktı..

not: bu yazdıklarım kişisel ulaştığım bilinç düzeyidir, ne bir teori ne bir yasadır.. sadece ve sadece kişisel deneyimlenmiş ve ortaya konmuş bir tezdir, kimseyi bağlamaz sadece beni bağlar :)

paslıçivi
13-06-2011, 07:33
Sayin paslicivi;

Bazi arkadaslar bilir, bazilari belki dikkat etmemistir. Psikoloji basliginda "ateizm bir uyku mahmurlugudur" topigi altinda kac sayfa tartisildi fakat siz ayni celiskilerinizi hala gorebilmis degilsiniz.

Su ust mesajinizda koyulastirdigim yerleri salim kafayla bir okuyun.

Varlik koaslo mumkunse; neden insanlarin ayni saygi, sevgi vs. vs. cercevesinde yasamasi gereklidir? O saydiklarinizin tumu gorece icerir.

Insanlar insan oluslari geregi, konusarak, tartisarak iletisim kurarlar. Siz o zaman bizleri topik altlarinda tartisarak, teist/ateist insani olmayan sekilde tutum sergiledigimizi savunmustunuz. Ki ayni seyi bu topik altinda siz de yapmaktasiniz. Bu ne yaman celiski?

Eger bu ulastiginiz bilincte insanlarin rengiyle, yasama verdigi anlami dislamak ayni sey ise; siz nicin teist/ateist vs. insanlari uyku mahmurlugunda veya hasta olarak tanimlamaktasiniz?

Baska bir deyisle, sizin deyiminizle insani olmayan tutum icerisindesiniz?

Cok rica edecegim, daha once yaptiginiz gibi uzun uzadiya tekrar tekrar ayni seyleri yazmadan cevap verebilir misiniz?


sevgili neva, uzunca bir aradan sonra aramıza tekrar hoşgeldin seni görmek güzel.. çünkü benim anlatmak istediklerimi anlamaya en yakın insanlardan birisin..

meslektaşımsın ve herşeyden önemlisi bir beyin cerrahi uzmanısın.. beynin yapısı, fizyolojisi, anatomisi hakkında benden çok daha bilgili ve tecrübelisin..

o yüzden seninle olan iletişimime çok değer veriyorum.. evrensel insanla çok yakın bilinç düzeyine yakın olduğmuzu dile getiriyorum sık sık..

benim

"teizm ve nonteizm bilinçdüzeyi açıklığı derin uyku ve uyku mahmurluğu tarzı bir hastalıktır"

tezime karşılık evrensel insan

"doğal düşünce sorundur"

diye ortaya bir tez atıyordu.. ve o yüzden evrensel-insan bu insanlarla konuşarak anlatarak bu bilinç düzeyini aktarabileceğini savunuyordu..

ben de bunu tıbbi bir bilinçyetmezliği sendromu olarak gördüğüm için kırılma noktasına gelmemiş bir insana bu bilinç düzeyinin konuşarak, anlatarak, okuyarak aktarmanın imkansız olduğunu ifade etmeye çalışıyordum..

ve nitekim ister bu sitede olsun ister binlerce yıldır varolan insanlık yaşamına baktığımızda insanoğlunun bunu konuşarak, okuyarak halledemdiğini aksine biribirine olan düşmanlığın arttığını gözlemliyoruz..

benim ulaştığım bilinçte bu bir konektom meselesi.. sana bunun ayrıntılarını anlatmama gerek yok :) belki senin bize anlatman gerekecek..

ben tezimi ortaya koyarken yani bu insanlarda bir bilinçyetmezliği sendromu var derken diğer insanların biribirine olan ötekileştirme, alaya alma, dışlama, aşağılam gibi tutum ve davranış içinde değilim.. bunu defalarca belirttim..

ben bana gelen bir hastaya

-siz de şu hastalık var ve ben size yardım etmek istiyorum

derken nasıl insani bir tutum içindeysem burdaki yazılarımı yazarken de aynı tutum içindeyim..

lütfen yazılarımı diğer insanları aşağılamak, eleştirmek olarak algılama, hiç olmazsa sen yapma bunu.. çünkü sen de benim gibi bir hekimsin..

ve bir önceki yazımda da belirtiğim gibi ulaştığım bu bilinç ve duygu durumunu tüm dünyanın deneyimlemesini isterim..

ben bu işin tıbbi boyutunun peşinden gidecek motivasyonu kendimde bulamıyorum.. çünkü dediğim gibi herşey "benlik hazzı" üzerine kurgulanmış..

ben şu an kazanadığımı yiyerek gününü/anını yaşayan ve bir sonraki nefeste ölümün farkındalığıyla yaşayan bir insanım.. yani bu işi tıbbi bir platforma taşıyacak ivmelenmem yok.. ayrıca 43 yaşındayım..

sen sanırım yurtdışında görev yapıyorsun ve benden yaşça gençsin.. gel şu iişin elinden tut derim sana..

pil bitti, bugünlük bu kadar..

sevgi sizinle olsun..(komşunun alımlı kızı Sevgi'den bahsetmiyorum)

alevi99
13-06-2011, 08:31
kardeşim ben kuranı okuduktan sonra ve birsürü gerizekalıca zırvalarından sonra dinsiz oldum ,

benim hayatımda adam öldürmek olamaz ,savaş yanlısı olmak olamaz ,kadınları mal görmek olamaz ,düşman gibi görmek olamaz ,kölelik olamaz vs vs

en önemliside 7.yy dan kalma kör zihniyet hiç olamaz

çok eksik ve yetersiz cevaplar veriyorsunuz, dedikleriniz kuranı bilmemenizden olmalı.en azından ukala değil cahilsiniz. ayrıca kuran a inanmamak bizi tanrı yoktura götürmez ben olsam sadece kuran ın kutsal olmadığına gidebilirim diye düşünüyorum

xcan
13-06-2011, 09:34
çok eksik ve yetersiz cevaplar veriyorsunuz, dedikleriniz kuranı bilmemenizden olmalı.en azından ukala değil cahilsiniz. ayrıca kuran a inanmamak bizi tanrı yoktura götürmez ben olsam sadece kuran ın kutsal olmadığına gidebilirim diye düşünüyorum
Siz insanlara cahilce diyebilme hakkını kendinizde görebildiğinize göre Allahı birebir gördünüz Ve onun görüşünümü aldınız Hiç bir bilimsel gelişmenin içinde olmayan Hiçbir icadın arkasında önünde olmayan müslolar aydın Ben okudum diyen Öldürme olan Kadın hakkını tanımayan bir dine inanmama hakkını kullanan Cahil !!!!!!!!.Nedense Bayan olupta felsefenize metelik değer vermeyenlere En basit nezaket kurallarını bile çiğneyerek hakaret eden sizler Yani vahşiler .Kendinizi nimeetten sayıyorsunuz Noktadan bile değersiz olduğunuz halde.Bir bayanla nasıl konuşulacağını kurandan öğrenen birinin zavallılığı hatta bana göre ilkelliği İğrençliği işte budur. Sizin korkunuz bayanlar Tarih boyunca sömürdüğünüz hiçleştirdiğiniz ezdiğiniz Esirken bile tecavüz etmekten kaçınmadığınız bayanlar sizi bitirecekler.Bayanlar kuran okuyor Okuduğundan ve sizden tiksiniyor Eğolarınız yerlerde sürünüyor .Gonca kurişe şeriatçı kafaların yaptıklarını Düşündüm Sizin kadar birikimsiz, Hasta Caniler, her pisliği yapabilecek insanlarsınız. Bayan kardeşimizden özür dileyebilecek onurun olduğunu sanmıyorum.Alevi niki kullanan bir provakotörsun İlkel varlıklar,Alevilerdende bayanlardanda pis ellerinizi çekin.

TUBA
13-06-2011, 10:33
çok eksik ve yetersiz cevaplar veriyorsunuz, dedikleriniz kuranı bilmemenizden olmalı.en azından ukala değil cahilsiniz. ayrıca kuran a inanmamak bizi tanrı yoktura götürmez ben olsam sadece kuran ın kutsal olmadığına gidebilirim diye düşünüyorum


çok şükürki ben hem ukala hemde cahil değilim:)neyi eksik ve yetersiz bulduğunuzu bana açıklarsanız sevinirim

yazdıklarımı tekrar bir okuyun arkadaşım ,neresinde tanrı kelimesi geçiyor acaba?
"beni dinden çıkartan" demişim ve son olarak hoşuna gitmesede islamiyetten nefret ediyorum!

TUBA
13-06-2011, 10:50
sevgili paslıçivi

yazdıklarını okumak çok uzun sürdü:) biraz daha kısa ve öz yazmanı tavsiye ediyorum ,okumak zor oluyorda:)

ben sana gene kısa ve öz cevap vereceğim ,benim hakkımda yaptığın yorum tamamen senin inacına dayalı bir yorumdur ,beni kesinlikle ifade etmediğini belirteyim
kaldı ki ben yukarıda yazdıklarımı çok farklı bir anlam babında kaleme aldım ama senin bakış açından çıkan netice çok farklı olmuş
sen buraya kısaca egonu tatmin için geldiğini kabul ediyorsun ama ben onu demiyorum ve ben neden üye olduğumu gayet net açık yazdım ,yani bildiklerimi paylaşarak ve aydınlatmaya çalışmakt ve benim bu tavrımın davranışımın karşısında ukelalık inat gibi tavrılarla karşılaşırsam da karşılığını veririm dedim (saygısızlığa tahammülümün olmamasından)
bu ego değildir ,karşımdakinin insan gibi haklısın veya teşekkür ederim demeyi bilmemesinden kaynaklanır

bu arada ben ateistim agnostiğim deistim şuyum buyum demiyorum ve hiçbir zamanda demedim ,ama illa birşey olmam gerekiyorsa humanistim diyorum,ve en önemlisi hiçbir dine olumlu bakmıyorum çünkü benim dünyaya bakan penceremden bakmama izin vermediği için
bu arada diğer dinlere ve inançlara tabi olan kişileri anlamak kendi adıma zor bir olay değil ,çünkü okuduğumuzu çok şükürki algılayabilme yeteneğimiz ve en önemlisi de başkasının yerine koyma yetimiz var

bebek örneğine gelirsek ,işin özü şudur "ağaç yaşken eğilir":)

not : lütfen daha kısa ve öz yazarmısın sevgili arkadaşım

ironrose
13-06-2011, 10:56
çok eksik ve yetersiz cevaplar veriyorsunuz, dedikleriniz kuranı bilmemenizden olmalı.en azından ukala değil cahilsiniz. ayrıca kuran a inanmamak bizi tanrı yoktura götürmez ben olsam sadece kuran ın kutsal olmadığına gidebilirim diye düşünüyorum
Çok eksik ve yetersiz cevap veriyorsunuz.

Bir kişiye bunu dedikten sonra eksik ve yetersiz cevabın ne olduğu doğrusunun ne olduğu kaynak belirtilerek verilmezse bu ithamı yapan kişi sadece boşboğazlık yapıyordur.

Neva
13-06-2011, 11:10
ben de bunu tıbbi bir bilinçyetmezliği sendromu olarak gördüğüm için kırılma noktasına gelmemiş bir insana bu bilinç düzeyinin konuşarak, anlatarak, okuyarak aktarmanın imkansız olduğunu ifade etmeye çalışıyordum..

ve nitekim ister bu sitede olsun ister binlerce yıldır varolan insanlık yaşamına baktığımızda insanoğlunun bunu konuşarak, okuyarak halledemdiğini aksine biribirine olan düşmanlığın arttığını gözlemliyoruz..

benim ulaştığım bilinçte bu bir konektom meselesi.. sana bunun ayrıntılarını anlatmama gerek yok :) belki senin bize anlatman gerekecek..

ben tezimi ortaya koyarken yani bu insanlarda bir bilinçyetmezliği sendromu var derken diğer insanların biribirine olan ötekileştirme, alaya alma, dışlama, aşağılam gibi tutum ve davranış içinde değilim.. bunu defalarca belirttim..

ben bana gelen bir hastaya

-siz de şu hastalık var ve ben size yardım etmek istiyorum

derken nasıl insani bir tutum içindeysem burdaki yazılarımı yazarken de aynı tutum içindeyim..



Sayin paslicivi;

Tesekkur ederim, hosbuldum.

Sizinle hala ayni fikirde degilim. Cok iyi bir gozlemcinin gozleri ile bakarsaniz, insanlarin konusarak, gerektiginde tartisarak, okuyarak degistigini gormeniz mumkundur.. Ha surec? Elbette surec gerekli.. En basit ornek;
Dunun muslumani, bir sebeple bugun ateist olmussa, dunun klasik islamcisi bugun farkli fraksiyonlarda halen varolan geleneksel islamcilardan ayrilabiliyorsa(ornekleri cogaltmak mumkun) bu insanlarin tumunun gecmisinde karsilikli konusma, yazisma, tartisma, okuma vs. gibi seyler kisacasi bir gelisim, devinim mevcuttur. Ben bunu olumlu olarak degerlendiriyorum. Insanlar daha fazla arastiriyor,okuyor, sorguluyor.

Sizin dusmanlik artisi dediginiz sey, bir baskasina gore iyilik artisi olabilir. Kaos'un geregidir bu. Insan yasadikca, bunu degistiremessiniz. Bu ilk kabileden beridir boyleydi, boylede gider. Adi sistem olur, adi din olur vs.

Konektom henuz arastirma safhasinda olan cok farkli bir konu. Kaldi ki ben size anlatsam bile, siz yine, diger tartismada yaptiginiz gibi, bilgiyi reddetme safhasina geleceksiniz, sirf sizin ileri surdugunuz tezinize kilif olamayacagi icin. Cunku sizin yaklasiminiz bu, kendiniz haricinde yapilan yorumlari asla dikkate alip uzerinde dusunmek gibi bir yonunuz yok. Olmus olsaydi sayet, diger tartismadan beri , hic degilse solunumun insan ustundeki etkilerini bir arastirirdiniz. Veya solunuma disardan mudahale edildiginde, otonom sinir sistemi uzerinde neler olabilecegini..

Evet insanlar hangisi olursa olsun dinlerini veya dinsizliklerini dogusta kendileri secmezler. Disaridan edinirler. Ancak bu demek degildir ki, onlar hicbir surette degismeyecektir ayni yerde sayacaktir.
Siz zaten varliginizla buna en iyi orneksiniz. Dindar bir ailede yetismistiniz(yanlis animsamiyorsam), muslumandiniz, sonra bir agir depresyon gecirmistiniz sonra da Osho ile tanisip, okumak suretiyle meditasyonu ogrenip, bebekliginizdeki saf hafizayi yakalamistiniz. Ve bu sayede tum ogretilerden arinip, ustbilince ve mutlak mutluluga ulastiginizi, egonuzu paramparca ettiginizi iddia etmistiniz ve bunu kisisel teziniz olarak sunmustunuz.

Ben de size gerekceleriyle birlikte, bunun yuzyillardan beri suregelen bir din kapsaminda ogreti oldugunu,sonuclarina dair insana sonsuz mutlak bir duygu(aglamak, gulmek vs.)olamayacagini soylemistim. Hala da ayni seyi soyluyorum.
Karsi cikis gerekcem de tercihiniz degil, tercihinizi sanki daha once hic duyulmamis, bilinmeyen birseymis gibi,norokimyasal degisim, ustbilinc diye sunmanizdi. Burada da sanirim konektom demeyi uygun buldunuz.



Ulastiginiz sey her ne olursa olsun, siz nasil ulastiysaniz dindar veya dindar olmayan bir insan da her turlu degisimi yakalayabilir. Bakin sizin gormek istemediginiz en onemli celiskiniz sudur; Tum degerlerden, ogretilerden buna ahlaki degerler de dahil siyrildiginizi soylemektesiniz. Diger yandan, hala guncel ogretilerinizin golgesinde degerlendirme yapmaktasiniz. Sizin bilincyetmezligi diye sundugunuz teziniz bunun sonucudur.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=348307&postcount=579

Su mesajda da yine meditasyonu bir ilac olarak sunmaktasiniz insanlara.. Bir ilac tum insanlik uzerinde ayni etkileri ve yan etkileri gosterir mi, ki siz kendinizce isimlendirdiginiz bilincyetmezligine meditasyon ilac olsun?

Siz 21.yuzyilin hekimi olarak bunu mu sunuyorsunuz, hayali bir bilincyetmezligi hastaligina?

Ben diyorum ki; Ne bir teist, ne bir ateist, ne bir materyalist, ne bir idealist vs. bilincyetmezligi sorunu ile karsi karsiya degildir. Sizin bilincyetmezligi diye adlandirdiginiz sey, insanlarin iletisebilme ozgurlugudur, etkilesim ozgurlugudur, dusunceyi ifade ozgurlugudur.

xcan
13-06-2011, 12:11
Saygıdeğer Neva arkadaşım iyiki varsınız Karanlığı yıkacaksak sizin ışığınızla olacak Bilinçli yada bilinçsiz halkımızı karanlıkta tutmak isteyen kifayetsizleri gördükçe ne kadar gwerekli olduğunuzu düşünüyorum.Bizler öğrenmeye can atıyoruz Doğruları görsün istiyoruz insanlar Davranışlarımızın kökeninde din düşmanlığından ziyade insan sevgisi ve paylaşmak arzusu yatmaktadır Bizi doğru metodolojiye taşıyacak olansa sizler gibi aydın insanlar olacaktır sağ olun var olun

Düşüngen
13-06-2011, 15:19
Ateizm de mutlak varlık inancı nedir ?
Bütün bu düzenin var olabilmesi için varlığı kendinden olan bir yaratıcıya ihtiyaç vardır ateizm bu noktada varlığı kendin olan "şey" olarak neyi görmektedir?
Kısacası mutlak varlık inancınız nedir ? Mutlak varlığa olan gereksinimi ne şekilde karşılıyor mantığınız
evrenin başlangıcı neydi ?

Bazı ismini vermek istemediğim arkadaşlar(paslıçivi) bu güzel başlığın içine her zamanki gibi etmeyi başarmış. Şimdi onların isimlerini (paslıçivi) yazarak kendilerini rencide etmek istemem:).

Niçin varlığın arkasında bir şey ararız niçin yaşamak için bir sebep ararız ve niçin yaşamımızda sonuç beklentisi içerisindeyiz? Varlığın sebebi varsa da o biziz yoksa da, varlık yaratıldıysa da o biziz yaratılmadıysa da. Niçin kendi merkezimizden hareketle bir sebeb sonuç icat etmek zorundayız.

Kişi kendisiyle ve çevresiyle (evren) tam anlamıyla tanışamadığı için kendisini ve çevresini anlamlandırmak ister yani tanışmak ister. Oysa tanışmak istediği de tanışacak olan da tanıştıran da kendisidir.

Bu zenginliğini göremez ve varlık içinde yokluk çeken yetersizlik duygusuyla anlam ve amaçlar tasarlar.

Nereden geldim der, bunun altında gizli bir kompleks yatar; Kimin çocuğuyum!? Bu soruya net bir cevap bulamaz ise "Piç sendromu" yaşayacağı için hazır cevaplar icat eder.

Kimin çocuğusun yada varlığının kaynağı ne (Evreni kim yarattı) gibi sorulara bilmiyorum demek tatminsizlik-güvensizlik doğurur.

Bunu yetinhanede büyümüş gerçekten anne ve babasını bilmeyen çocuklar bile itiraf edemez. Türlü masum yalanlarla annesinin babasının olduğunu onlarla görüştüğünü söyler. Bu duruma bizzat şahit olmuştum.

Anne baba demek güven demek, aynı biçimde evrenin, varlığın bir kaynağı olduğunu bilmek ve o kaynağın arkasında ki gücü bilmek demek güven demek.

Ve aklı başında bir insan bu güveni elinin tersiyle itip karanlığa hoplamaz. Piç damgasını kendine vurdurmaz. Çünkü koşullanmamız bu şekildedir.

Anne babamızı bilmemek piçlik demek, evreni ve kaynağını bilmemek hiçlik demek. Ve ikisinin ortak noktası şudur; Her ikisinde de özgürsündür aksi halde bazı mekanizmalara bağlanırsın, bağlandırılırsın.

Düşüngen
13-06-2011, 15:50
Tüm bunlar tatmin ihtiyacımızın ürünleridir. Her şey tatmin demek. Yaşamak tatmin demek. Zaten evrim demek tatmin demek biz ne yapabiliriz ki? Dinazorların tatmini, balıkların tatmini, kuşların tatmini ve bizim tatminimiz.

Bizim somut/ fizyolojik tatminlerin yanı sıra soyut tatminlerimizde var.
Somut tatminlerin soyut tatminlerden pek farkı yoktur ikiside doyum sağlar ve ikisi içinde kan dökülür, canlılar ölür.

Şu an dünya insanlığı Haz çağını deneyimliyor. Daha sonra acı çağına sonra da mutluluk çağına geçebilir.

Bir de sevgi çağı var ama o deneyimlenir mi bilinmez. Eğer varoluşa ilaç olacaksa o da deneyimlenebilir. Lakin sevgi ilaç değildir. Çünkü ilaç hastalığın sonucu şifanın da sebebidir, oysa sevgi de sebep yoktur ki sonuç olsun.

Lynx
14-06-2011, 02:51
çok eksik ve yetersiz cevaplar veriyorsunuz, dedikleriniz kuranı bilmemenizden olmalı.en azından ukala değil cahilsiniz. ayrıca kuran a inanmamak bizi tanrı yoktura götürmez ben olsam sadece kuran ın kutsal olmadığına gidebilirim diye düşünüyorum

Sayin Alevi99 arkadasim ! Öncelikle sunun altini cizelim ! Bu sitede müslüman iken Ateist olanlarin hemen hemen hepsi Kurani , hadisleri , dinleri siz müslümanlardan cok daha iyi biliyor ve anliyor !

Bugüne kadar Kurandan yüzlerce celiski sergilememize ragmen biz siz müslümanlarin sadece KIVIRDIKLARINI gördük ! Gercegi kabullenmek ile kabullenmemek arasinda kiviriyorsunuz ! Madem kurani iyi anliyorsunuz buyrun meydan bos oturun anlatin bize !! ( Bunu yapmaya kesinlikle cekinmeyin oturun anlatin )

Ikinci olarak ise Tanri yokdura götüren kuran degildir ! Bunu kim söylüyorsada zaten kendini kandiriyor olmali ! Kuranin yapabilecegi tek sey Islamdan sogutmakdir bukadar basit ! Zamanla ise bu dinden tamamen arinirsin ama tanri inanci ile bagdasmaz !

Tanrinin varligi yoklugu tam bir muammadir ! Ne inananlar bunu ispatlayabilir nede inanmayanlarin ispatlari tamamen dogrulanabilir !

Ama genede inanmayanlarin bu konuda cok kez hakli oldugu asikardir !

Tanri ile ilgili okadar cok mantiksizlik vardirki saysam sen degil bütün Müslüman Alemi gelse bunun altindan kalkamaz !

Kusura bakmada arkadasim ! Kuranda yazilan bir kac sacma sapan ayetler insani Tanri inancindan uzaklastiracak mantigi yoguracak kadar kapasite yokdur !

Dediginiz gibi En basitinden Kuranin uydurma oldugu akla gelir ! Ama ya mantiksizliklar bunlari insanlar kendi düsünür !

Örnek vereyim sana !

Herseye bilen , herseye gücü yeten , herseyi yaratan bir tanri !

Umarim hersey diyince nelerin olabilecegini anliyorsundur ! Mesela Kayseride 3 cocugu ve 3 cocugu öldüren katilide yaratan odur ! Onun kaderini öyle cizden odur ! Böyle olmasini gerektigini kendisi programlamisdir !

Ve tanri bunu taaaaa

99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 99999999999999999999999999999999999999999999999999 9999999999999999999999999999999999999999999....

YIL ÖNCE BILiYORDU ! Bilmesine ragmen genede izin veriyor ! Peki su yukardaki sayilardan önce ne yapiyordu ?

Hadi kalk bakalim altindan kalkabilirsen !

paslıçivi
14-06-2011, 07:09
Bazı ismini vermek istemediğim arkadaşlar(paslıçivi) bu güzel başlığın içine her zamanki gibi etmeyi başarmış. Şimdi onların isimlerini (paslıçivi) yazarak kendilerini rencide etmek istemem:).

benim pek fırlama veledim, kaşla göz arasında sokmuşsun gene lafını :)

Anne babamızı bilmemek piçlik demek, evreni ve kaynağını bilmemek hiçlik demek.

güzel tespit, bir de bunların güneşte tutup kurutuyorsun.. onlara da "piç kurusu" deniyor :)

hani mükemmel erkeği bekleyip de naftalinlenmek zorunda kalan "kız kuru"ları gibi..

oysa sevgi de sebep yoktur ki sonuç olsun.

:faint:işte bunu günün sözü ilan ederim..

sevgi seninle olsun güzel insan düşüngen..

paslıçivi
14-06-2011, 07:16
Evet insanlar hangisi olursa olsun dinlerini veya dinsizliklerini dogusta kendileri secmezler. Disaridan edinirler. Ancak bu demek degildir ki, onlar hicbir surette degismeyecektir ayni yerde sayacaktir.

sevgili neva.. sanırım ben kafamdaki şeyleri yeterli açıklıkta ifade edemiyorum.. çünkü bu tarz eleştri/farklı düşüncelerle hep karşılaşıyorum..

senin de dediğin gibi bu tarz değişimleri ben zaten fazlasıyla deneyimlemiş biriyim, analatmaya çalıştığım şey bu değil..



daha önce de bahsettiğim gibi "kırılma noktası" dediğim şeye değinmem gerekicek sanırım, "kırılma noktasına gelmeden değişim olmaz" diyorum çünkü ben..


neyse bugünlük pilim bitti ama fırsatım olursa yarın bu konuyu daha anlaşılır ifade etmeye çalışıcam..

sağlıcakla kalın..

Neva
14-06-2011, 11:43
sevgili neva.. sanırım ben kafamdaki şeyleri yeterli açıklıkta ifade edemiyorum.. çünkü bu tarz eleştri/farklı düşüncelerle hep karşılaşıyorum..

daha önce de bahsettiğim gibi "kırılma noktası" dediğim şeye değinmem gerekicek sanırım, "kırılma noktasına gelmeden değişim olmaz" diyorum çünkü ben..




Sevgili paslicivi ;

Ben sizi gayet iyi anliyorum ileri surdukleriniz baglaminda.. Dusuncenizi elestirmem de bu yuzden.

Insanlarin kirilma noktalari farklidir. Ancak kirilma noktasina giden surec zaten benim bahsettigim.. Siz sanirim burayi atladiniz. Bir onceki mesajimin ilk bolumunde "surec gerekli" diyorum. Dikkat ettiniz mi?

Bakin diyorum ki; Insan okur, diger insanlarla konusarak iletisime gecer, yazar, kendini ifade eder, tartisir, kendi fikrinin disindakileri arastirir, mukayyese eder, fikir yurutur. Tum bunlarin suzgecinde, konu baglaminda kirilma noktasina ulasir.

Talak4
14-06-2011, 14:02
sevgili neva.. sanırım ben kafamdaki şeyleri yeterli açıklıkta ifade edemiyorum.. çünkü bu tarz eleştri/farklı düşüncelerle hep karşılaşıyorum..

senin de dediğin gibi bu tarz değişimleri ben zaten fazlasıyla deneyimlemiş biriyim, analatmaya çalıştığım şey bu değil..



daha önce de bahsettiğim gibi "kırılma noktası" dediğim şeye değinmem gerekicek sanırım, "kırılma noktasına gelmeden değişim olmaz" diyorum çünkü ben..


neyse bugünlük pilim bitti ama fırsatım olursa yarın bu konuyu daha anlaşılır ifade etmeye çalışıcam..

sağlıcakla kalın..
Sevgili çivi kırılma noktasına gelmeden değişim olmaz demek gerçeğin sadece yarısıdır bile diyemeyiz Örnekle açıklamaya çalışayım Su yüz derecede kaynar öylemi Yani kırılma noktası ATmosfer basıncında 100 derece Suyun ısıtılmaya başlamasıyla dereceler adım adım artar ve her adımda bir şeyler değişir Odeğişimlerin birikimi suyu kaynama noktasındaki değişime taşır Bilim basıncı ve ısıyı kaynama ile ilişkilendirmiş Düdüklü tencereleri Ve buz dolaplarını yapmıştır .Değişimi sadece kaynama noktasıyla sınırlamak değişime izleyici kalmak bir doktora yakışmıyor Ateistler ile metafizikçiler tartışacak Tartışan taraflarda nicel değişimler olacak ve bu etkileşimde insanlar gelişecek İşi konektoma bağlamak değişimi baştan reddetmektir .Ve her süreç üstelik hızlandırılabilir .Bilimin içinde durup bilime gizliden saldırmak olarak algılıyorum konuşmalarınızı Ve çok uzatıyorsunuz çünki net değilsiniz

paslıçivi
15-06-2011, 06:53
sevgili dostlar..

insanoğlu bireyi dünyaya gözlerini açtığında "tabula rasa"dır, insanoğlu türü ve bireyi olmaktan başka hiç bir soyut kavrama sahip değildir tutunmaz..

o sadece basit bir benlikle donanmış olarak doğar, o benliğin adı ID dir, diğer adları; ilkelbenlik, nefs, altbenlik tir..

her canlıda bir benlik olmak zorundadır, benlik canlı olmanın kaçınılmaz sonucudur.. benlik yoksa canlılıkta olmaz.. bir taşın toprağın havanın suyun benliği olmaz..

ama bitki ve hayvanların(insan da gelişmiş/evrimleşmiş bir hayvandır) bir benliği olmak zorundadır.. bitkiler en ilkel ve savunmasız benliğe sahiptir..

benlikler haz/tatmin üzerine varlıklarını sürdürebilirler.. bir benlik haz/tatmini bıraktığı anda o sahip olduğu maddesel varlık(bedeni, vücudu) artık canlı değil ölüdür..

tüm canlılar "yaşamda kal ve soyunu devam ettir" emriyle/içgüdüsüyle dünyaya gelirler ve canlı olma özelliklerini koruyabilirler.. işte bu "yaşamda kal ve soyunu devam ettir" diyen şey "benliktir"..

ama aslında atomlardan oluşmuş ve canlılık özelliği kazanmış bu maddesel varlığa/vücuda/bedene bu benliği/emri kim nasıl yüklemiş ve kodlamıştır bilmiyoruz..

idelaistlerin genel itibariyle bu konuda nihai ulaştığı sonuç "tanrıdır"..

materyalistlerin genel itibariyle ulaştığı nihai sonuç kendiliğinden/rastgeleliktir..

ne tanrı sonucu ne de kendiliğindenlik;

gözlemlenebilir
sınanabilinir
tekrarlanabilinir
ve evrensensel onay

özellikleri taşımaz, yani kanun/yasa düzeyinde olmadığı için henüz "bilmek" eylemi içinde yer alması diye bir şey sözkonusu değildir.. zaten "bilmek" eylemi içinde yeralsaydı aynı yerçekimi kanunu gibi, dünyanın küresel şekli vardır kanunu gibi tartışılmaz bir şekilde tüm dünya insanlığına kendini dayatırdı..o yüzden bu konular ancak "inanmak" eylemi içinde yer alabilir..

-gözlemlenebilir
-sınanabilinir
-tekrarlanabilinir
-ve evrensensel onay

dediğimiz özellikler insanoğlunun "gerçeklik/hakikat", felsefenin de "epistemolojik gerçeklik" dediği kavramın olmazsa olmaz özelikleridir..

bir veri bu özelliklerin tümünü taşımadığı sürece "gerçeklik" düzeyine erişemez, erişmesi de mümkün değildir..

tabula rasa: 0(sıfır) düzeyinde düşünce sahibi olmak demektir, boşluktur, hiçliktir.. bir canlı dünyaya geldiğinde böyle doğar..

insan yavrusu da tabula rasa olarak dünyaya gelir, ne bir dini inancı, ne bir -izmi, ne bir milli/etnik kimliği, ne bir ahlaki yapısı ne de politik bir görüşü vardır.. yeni doğan bir hayvan yavrusundan farksızdır.. bu tür soyutlardan bağımsız özgür doğar ama "hiçbir soyutu yoktur" anlamında değildir bu..

her canlı doğduğunda tek bir soyutu vardır o da "benlik" dediğimiz soyuttur.. bu benlik onun "canlılığını" sağlayan yegane kavramdır..

doğduğumuzda sahip olduğumuz benlik türümüz; ilkel, altbenliktir dedik.. bu ilkelbenlik çok egoist olduğu için aynı canlı türü arasında bir adalet/hukuk sağlanamaz.. evremlişen ve bir bilinç sahibi olan insanoğlu dediğimiz canlı türü bu ilkel benliğin tehlikesini farketmiş ve bunu ehlilleştirme/tımarlama yoluna gitmiştir.. ilk zamanlarda bu tımarlama işi aynı hayvanalrda olduğu gibi "somut ceza/ödül" yöntemiyle olurken sonra yükselen bilinç dolayısıyla "soyut ceza/ödül" yöntemine geçilmiştir..

işte insanoğlu ilk "kırılma noktasını" burda yaşamıştır.. o varoluşal gelen ilkelbenliğini terketmek zorunda kalmıştır, çünkü her ebeveyn kendi doğurduğu bebeğe;

"öyle(ilkelbenlik) değil, böyle(ikincibenlik/ego) davranmasını"

öğretmeye başlamıştır.. bu öğretme işi hem anlatarak, konuşarak hem de bir takım soyut/somut ceza/ödül yöntemiyle gerçekleşmiştir..

ve bu yaşanan ilk kırılma noktasından itibaren insanoğlu dediğimiz canlı türü yavaş yavaş gizli ve sinsice "kendine/özüne yabancılaşmaya" başlamıştır.. yani kendini/özünü kaybetmeye başlamıştır.. varoluşsal gelen ilkel benliğini terkedip/derinlere bastırıp ikinci benliğe/egoya geçmek zorunda kalmıştır..

işte bu aşamda insanoğlu denen canlı türü yaşamda kalıp soyunu devam ettirebilmek için "iyi kötü, güzel çirkin" gibi soyut kavramları yaratmak zorunda kalmıştır..

iyi, güzel: bu tutum ve davranışları gösterirsek yaşamda kalıp soyumuzu devam ettiririz..

kötü, çirkin: bu tutum ve davranışları gösterirsek yaşamda kalmak ve soyumuzu devam ettirmek tehlikeye girer..

ve insanoğlu varolduğundan beri ve halen günümüzde bu ikinci benlikte/egoda yaşamaktadır..

çok uzun oldu, "kısa yaz" diyor arkadaşlar biraz mola vereyim..

Talak4
15-06-2011, 12:14
Sevgili Çivi yazdıklarınızdan Tabularasa noktasını öne çıkarıyorsunuz Mutsuzluğun kaynağı üst ben Yani sürüklenerek götürüldüğünüz üst ben Tabula rasa gerçek dışındaki hikaye .Afrikada maymun çocuklar var Bilimin ulaşmaya gayret ettiğiTabula rasada kalmış saf insanlar.Size önerim İnsuyu mağarasına yerleşinTaş baltayı tekerleği ateşi keşfedin gerekli olacaktır
Bilmin Gözlemlenebilir sınanabilir Tekrarlanabilir Tabula rasalarından birini olun Yaşasın ilkellik Kahrolsun bilgi deseydiniz bütün yazdıklarınız bu ve siz doktorsunuz.

paslıçivi
16-06-2011, 06:01
evet sevgili dostlarım.. ilkelbenliğin tımarlanması için insanoğlu "ilk kırılma noktasını" yaşayarak ikinci benliğine/egoya geçer dedik..

o artık vahşi/ilkel bir hayvan değildir, insanlaşma yolunda ilk adımını atar.. insanlaşma yolunda ilk adımını atar ama diğer taraftan kendine yabancılaştığının, özünü kaybettiğinin farkında değildir.. bu çok muazzam acımasız bir olaydır.. bir canlı kendinden/özünden koparılmıştır, hem de kendi türünün diğer bireyleri tarafından..

evet; insanoğlunun ikinci benliği "ego"dur, dedik.. diğer adları; "zihin, sahtebenlik, yalancıbenlik, inanç", diyebiliriz..

bu ego nasıl oluşur ve içeriği nedir?

her insan yavrusu dünya adlı gezegende "çok değişik zaman dilimlerinde" ve "çok farklı coğrafyalarda" doğar.. ve dolayısıyla ego dediğimiz ikinci benliğin içeriği/kapsamı tamamen bu 2 faktöre göre şekillenir..

ilkel benliğin terkedilip derinlere bastırılması için çocuğun ilk yıllarında genellikle "somut ceza/ödül" yaptırım uygulanır.. çünkü henüz bir takım soyut kavramlar(ahlak, din) yüklenmeye hazır değildir beyin nörokimyası.. yani 5-6 yaşalarına kadar olan bir çocuğa kolay kolay ahlak din kavramlarını aktaramazsınız, o hala ilkelbenlikte yaşadığı için tüm primer ihtiyaçlarının hemen ve tamamen giderilmesini ister.. işte bu aşamada aile çocuğa "somut ceza/ödül" yöntemini uygulayarak onu "adam etmeye" çalışır..

yaklaşık 5-6 yaşlarına gelen çocuğu artık adam etmek için somut ceza ödülle birlikte yavaş yavaş soyut kavramlar (din ve ahlak) yüklenmeye başlanır..

5-6 yaş öncesi iyi/kötü kavramların yüklenebilmesi için primitif ödül cezalar uygulanır; can yakma/dayak, aç bırakma, bağırma, kızma, odaya kilitleme, sevdiği oyuncağı alma, istediği bir yiyeceği alma, sevgi gösterisinde bulunma gibi..

5-6 yaşalrından sonra bunların yerini yavaş yavaş, ölüm sonrası yaşamlar(cennet cehennem, yeniden doğumlar, karma yaşamlar), günah/sevap, toplumda saygınlık kazanma, toplumdan dışlanma, cezaevine düşme, fakir kalma, ailesine bakıp bakamayacağı, istediği şeyleri elde edip edemeyeceği vs gibi bir takım sosyal/dini/kültürel soyutlarla çocuk adam edilmeye çalışılır..

bunların yanında hem ailesi hem okulda hem medyada çocuk milli/etnik kimliğini kazanmaya başlar.. o miliiyete/etniğe ait olmanın ne kadar kutsal/yüce bir değer olduğu aşılanmaya başlanır.. yaşadığı topraklara vatan denir, ve vatanın da çok kutsal olduğu vs anlatılır çocuğa..

toplumda çalışıp iyi bir konum edinmesi gerektiği, vatanına, milletine, dinine sahip çıkması gerektiği gibi bir çok kültürel kimlik aşılanır çocuğa ve tüm bu külterel kimliğin içeriği çocuğun doğduğu "zaman ve coğrafyaya" göre çok büyük "farklılık" gösterir..

"kürt/alevi" bir toplumda doğan çocuğun bu iki değerin dışına çıkması neredeyse imkansızdır artık..

yahudi/musevi,
japon/budist,
avrupalı/hristiyan,
hintli/hindu,
türk/sünni
arap/müslüman
rus, kübalı/materyalist
ve eski çağlardaki zaman ve coğrafyalarını da işin içine katarsanız yüzlerce binlerce "farklı" kimlik/ego oluştuğunu hesap edersiniz artık..

ve tüm bunlar çocuğun 0-14(yaklaşık) yaşlarında olup bitmektedir.. yani bu insan yavrusunun bedensel gelişimi aşamasında olmaktadır.. kimse 20 yaş bedensel yapısıyla dünyaya gelmez..herkes "0km/tabula rasa" olarak dünyaya gelir..

işte bu bedensel/atomsal/hücresel (vücudumuz denen şeyden bahsediyorum)yapının içinde bir de "beyin" dediğimiz organ da vardır..

ve yukarda bahsettiğim bu ilkel benlikten egoya geçiş dediğim olayların maddesel cereyen ettiği yer burasıdır, yani beynimizdir.. karaciğerimiz, böbreğimiz, midemiz, dalağımız vs bu işe karışmaz, bu organ ve sistemler bu kimliğin oluşumunda herhangi maddesel/atomsal değişikliğe uğramazlar..

ama beynimiz/sinir sistemimiz öyle mi?

nöronların, sinapsların oluşumu, etkileşimi ve elekriksel aktivite vs hepsi hem doğuştan gelen genetik özellikler ve asıl olarak hem de çevresel uyaranlarla şekillenir ve yapılanır.. "konektom" dediğimiz şeyden bahsediyorum..

yani tabula rasa olarak olarak dünyaya gelen bebek artık "0 km" değildir, başta "din ve milli değerler" olmak üzere bir çok çevresel uyaran ile konektomumuz şekillenir ve yapı taşlarını oluşturur..

çevresel uyaranları "göz kulak" dediğimiz iki duyu organımızla alır ve beynimize iletiriz, işte bu ego dediğimiz ikinci benliğimiz en başta bu 2 duyu organımız önderliğinde şekillenip yapılanır..


tüm dünya bebekleri ve yeni doğan hayvan yavrularının tutum ve davranışları evrenseldir.. birbirine çok benzer.. hiç bir soyutu yoktur çünkü ve ileri derece "meraklı ve çoşkuludur"..

meraklıdır; çünkü anne rahminden çıktıktan sonra dış dünyayla/varlık alemiyle karşılaşmıştır ve sahip olduğu "safbilinc"i "bu da neyi nesi?" diye sorar..
merak; ne insanlsaldır ne de hayvansal.. merak varoluşun(mutlak 1) ona verdiği bir hediyedir..
varlık alemiyle ilgili hiç bir şey bilmemektedir, ne iyiden ne kötüden, ne dinden, ne tanrıdan, ne milli/etnik kimlikten ne ahlaktan, ne politikadan vs hiç bir şeyden haberi yoktur.. beyin dokusu/konektomu çok temiz, çok sade, çok saftır, safbilinci durgun ve tertemiz bir su gibi pırıl pırıldır.. 5 duyusuna yansıyan herşeyi merak eder ve arada hiçbir filtre/perde/zihin olmadan "birinci elden" öğrenmeye çalışır ve başlar..

çoşkuludur; çünkü yaşamda kalıp soyunu devam ettirebilmesi için çok güçlü bir güdüye/ivmelenmeye yani itkiye ihtiyacı vardır.. işte bu da "mutlak mutluluk" dediğim şeydir, diğer adı "yaşama sevinci"dir..
Bu da ne insansal ne de hayvansaldır.. varoluşun(mutlak 1) o canlıya doğumsal bir hediyesidir..

birazcık mola..

paslıçivi
16-06-2011, 07:13
Sevgili Çivi yazdıklarınızdan Tabularasa noktasını öne çıkarıyorsunuz Mutsuzluğun kaynağı üst ben Yani sürüklenerek götürüldüğünüz üst ben Tabula rasa gerçek dışındaki hikaye .Afrikada maymun çocuklar var Bilimin ulaşmaya gayret ettiğiTabula rasada kalmış saf insanlar.Size önerim İnsuyu mağarasına yerleşinTaş baltayı tekerleği ateşi keşfedin gerekli olacaktır
Bilmin Gözlemlenebilir sınanabilir Tekrarlanabilir Tabula rasalarından birini olun Yaşasın ilkellik Kahrolsun bilgi deseydiniz bütün yazdıklarınız bu ve siz doktorsunuz.

sevgili Talak4..

siz de tüm dünya insanlığı gibi halihazırda egoda/zihinde yaşıyorsunuz.. ve bu zihnin tutunduğunuz parçacığı materyalizm/ateizm.. zihninizin diğer parçası islam ve siz anti-islam tutum ve davranışlar sergilemek zorundasınız.. sadece anti-islam değil materyalizmi/ateizmi tehdit ve yokedecek potansiyel her türlü deklerasyonlara karşı bu şekilde bir davranış sergilemeniz kaçınılmazdır..

dediğim gibi bu sadece sizin için değil.. egoda/zihinde yaşayan tüm dünya insanlığı için geçerlidir.. sitemizin üyesi müslümanların durumu da sizinkinden farklı değildir.. onlar da kendilerine yüklenen zihnin islam parçacığında yaşadıkları için başta ateizm olmak üzere benim söylemlerime de şiddetle karşı çıkacaklardır.. zaten olması gereken de budur..

çünkü zihin/ego dediğim şey insanoğlunu varlık aleminin bilinemezliğinden, sırrından, gaybından korur.. şayet egonuz olmaz ise bu sonsuz gaybın/sırrın içinde kaybolup gidersiniz ve yaşama sevincinizi(sahte olan) kaybedip çok derin ruhsal çökkünlüğe(depresyon) girip yaşamda kal ve soyunu devam ettir güdülenmesini kaybedip yaşamınız/canlılığınız sona erer..

bu dünyada zihinde/egoda yaşayan her türlü insanoğlu için kendi deklarasyonları(inancı) dışındaki deklrasyonlar(inançlar) birer tatmin kaynağıdır.. sahtebenliğin/zihnin/egonun tatmininden bahsediyorum..

siz nasıl islamı ve müslümanları yanlışlayıp eleştirmekten haz/tatmin alıyorsanız, aynı şekilde sizin zihninizin diğer parçacığında yaşayıp islamı savunan müslümanlar da sizi ve ateizmi yanlışlamaya çalışıp eleştirmekten aynı hazzı/tatmini alıyorlar..

zihinde yaşamak bunu gerektirir zaten..

o yüzden ben ne sizi/materyalistleri ne de sitede bulunan idealistleri(müslümanları) eleştirip suçlayamam, inançlarınız yanlışlayamam.. çünkü bu durum ileri derecede "insani olmayan" bir tutum ve davranıştır.. bir insanın dünyasını yıkmaktır.. bir canlıyı insanoğlu yapıp ayakta tutan, yalancı yaşama sevinci veren bu değerleri yanlışlamaya çalışmak o insanı öldürmekle, diri diri toprağa gömmekle eşdeğer bir şeydir..

bir canlının yaşama motivasyonunu elinden almanın ne demek olduğunu farkettiğiniz gün(aydınlanma/farkındalık) insanoğlu bireyi olduğunuza için çok büyük bir utanç/pişmanlık(süperego/erdem) duyacaksınız.. ama siz dahil tüm dünya insanlığı henüz bu bilince çıkamadığı için şu anki bu insani olmayan tutum ve davranışlardan kesinlikle sorumlu değilsiniz.. yani suçlu ve hatalı değilsiniz.. sadece olması gerektiği gibi davranıyorsunuz..

varoluşun(mutlak 1) size ve tüm dünya insanlığına uygun gördüğü bilinçaçıklık düzeyi şimdilik bu.. Onun(mutlak 1) iradesi izin vermediği sürece ne bir adım ileri ne bir adım geri gidebilirsiniz.. şimdilik sizde(tüm dünya insanlığı) özgür irade yok, onun iradesi altındasınız..

bana olan eleştirilerinize gelince..

güçlü esen bir fırtınaya karşı kılıç sallayıp sadece kendinizi yıpratıyorsunuz..

insanoğlunun yaptığı tüm soyut eleştiriler/saldırıları karşılayacak olan şey egodur yani sahtebenliktir.. bu eleştirlerinizin bu egoya çarpıp size yine hakaret/eleştiri olarak gelmesi lazım ki bu sahtebenliğiniz tatmin olsun..

bu saldırılar ve hakaretler sadece egoda yaşayan insanlar için karşılıklı bir yalancı tatminden/hazdan başka bir şey değildir.. ister bu sitede olsun ister gerçek yaşamda olsun felsefe adı altında yapılan tüm bu "insani olmayan/insana yakışmayan" tutum ve davranışların altta yatan temel nedeni bu sahtebenliğin tatmininden başka bir şey değildir..

o yüzdendir ki; sizin bana olan saldırılarınızdan tatmin olmanız imkansızdır.. çünkü her saldırınız dediğim gibi fırtınaya karşı kılıç savurmaktan öte gidemeyecek ve size her zaman "sonsuz sevgi/anlayış/empati" olarak geri dönecektir..

ve bu durum şu an sahipolduğunuz bilinaçıklığı açısından sizi kesinlikle tatmin etmez, etmeyecektir.. sadece benim yazılarımın kölesi/takipçisi olursunuz..

herşey gönlünüzce olsun, daha önce de size söylediğim gibi yüreğinizdeki sevgiden umudunuzu kesmeyin..

bugünlük bu kadar, sevgiyle kalın..

Talak4
16-06-2011, 12:47
Sayın çivi rasa
Sayfalarca yazıp eleştirime tek yanıt vermeyişiniz .Sizi inanç sisteminizin böylesi yorması
Konuşturması fakat anlaşılmaz halde tutması.Vuuzellaya çevirmesi işte bütün gerçeğiniz.
Acziniz Size net bir şey soracağım
Ne ürettiniz ulastığınız Çivi rasa olarak .Zihinlerde ebleh Çelakıl kargaşası olmanın ötesinde?
Saygılar

paslıçivi
17-06-2011, 06:43
sevgili dostlarım..

yenidoğan bebeğin/hayvanın özellikleri;

1. tabula rasadır, hiç bir düşünceye, inanca, ahlaki yapıya, soyuta sahip değildir..
2. varoluşsal gelen merak duygusuna sahiptir..
3. varoluşsal gelen mutlak mutluluğa sahiptir..
4. varoluşsal gelen ilkelbenliğe sahiptir..

işte bu özelliklere sahip olan yenidoğan bir hayvan/bebek "zihinsizdir"

ama ister hayvan olsun ister insanoğlu türü doğduğu andaki bu "zihinsiziliği" muhafaza edemez, kendi türünün ataları/ebeveynleri tarafından bu canlı türüne bir "zihin" yüklenir..

hayvan dediğimiz canlılarda sadece kendi türü ve diğer türler arasında hiyerarşi sağlayan çok ilkel bir sistemdir.. ve o türün canlılığını ve soyunu devam ettirmesine yönelik tamamen güce yönelik bir sistemdir.. konumuz gereği hayvanları değil insanoğlunu konuşuyoruz, o yüzden hayvan konusunu burda kesiyorum..

yukarıda saydığım 4 özelliğe sahip bir donanımla dünyaya gelen bebeğin bilinci saftır, henüz önünde bir perde/filtre yoktur.. varoluşsal gelen merak duyusu ve 5 duyusununun liderliğinde varlığı/evreni birinci elden tanımaya, anlamlandırmaya, öğrenmeye çalışır.. yani bu bebeğin bilinci ile varlık alemi arasında hiç bir engel/perde yoktur..

işte bu yenidoğan bir bebeğin önünde bir zihin/perde olmadığı (zihinsizlik) durumundaki bilincine ben "safbilinç" diyorum..

safbilinç; bilincin saf/arı olması yani katışıksızlık durumudur ve kendine yansıyan evreni/varlığı "birinci elden" okur, yani 5 duyusuyla kendisi okur.. arada hiç bir zihin ve insanoğlu öğretisi yoktur..


işte bu düzeyde yaşayan bir canlı türü "tam uyanık" olarak yaşar..

bilincine yansıyan o devasa evreni "bilmediğinin" farkındadır ve öğrenmeye çalışmaktadır..

sadece canlının "bilinci, varlık alemi ve ilkelbenlik" vardır..

1. canlının bilinci
2. varlık alemi
3. ilkelbenlik

yani yenidoğan bir bebekte 3 unsur vardır, 4. bir unsur yoktur..

işte varlık alemini bu şekilde safbir bilinçle arada hiç bir perde/zihin olmadan okumaya çalışan bir bebeğin maalesef benlik çeşidi ID dir yani ilkelbenliktir, altbenliktir, vahşi egoist bir hayvandır sadece.. bu sahip olduğu benlikle kendi türünün diğer bireyleri arasında bir hukuk/adalet sağlayamaz..

"önce ve sadece benim ihtiyaçlarım hemen ve tamamen giderilsin" diyen bir benliğe sahiptir.. bu durum da o canlıyı vahşi bir hayvan olmaktan öte taşıyamaz..

işte insanoğlu geçirdiği evrim sürecinde bu ilkelbenliği tımarlamak zorunda kalmıştır.. aslında tımarlamak kelimesi doğru bir ifade değildir, çünkü ilkelbenlik canlılığın devamı için her zaman bulunmak zorundadır.. o yüzden ilkelbenlik tımarlanmaz, sadece derinlere/arka plana itilir.. ve onun yerine insanoğlu kendi türünün yenidoğan bireylerine yeni bir benlik monte eder, bu benliğin adı egodur, ikinci ve sahte bir benliktir..

yeni gelen bu ikinci benlik(ego) artık vahşi ve ilkel değildir.. birlikte yaşadığı kendi türünün diğer bireyleriyle belli bir hukuk/adalet içinde yaşamak zorunda bırakır onu..

artık;

"önce ve sadece benim ihtiyaçlarım hemen ve tamamen giderilsin"

terkedilir ve onun yerine;

"birlikte yaşadığım türümün ihtiyaçları adaletli, belli bir hukuk içinde, dengeli giderilsin"

diyen ikinci benlik(ego) yönetimi devralmıştır..

evet insanoğlu türü binlerce yıl süren evrim sürecinde hayvanlıktan insanlığa ancak bu ego sayesinde geçebilmeyi başarmıştır.. ego dediğimiz ikinci benlik bizi hayvandan farklı kılan yegane şeydir..

yeni doğan bir insan yavrusunu vahşi ortama bırakın, tüm insanoğlundan uzak bir yaşam sürsün ama canlılığını devam ettirebilmek adına ona gizlice beslenme, barınma ve korunma destekleri verelim.. olacağı şey bir insan değil bir hayvandır.. nitekim tarihte bunun bir kaç örneği yaşanmıştır..

evet ego dediğimiz bu ikinci benlik bizi hayvandan koparıp insanoğlu yapmıştır ama bunun bedeli muazzam bir şekilde çok ağır olmuştur.. faturası çok ağırdır ve insanoğlu hali hazırda bu ağır bedeli/faturayı ödemektedir..

başlangıçta;

1. canlının bilinci
2. varlık alemi
3. ilkelbenlik


yaşayan bebek artık

1. canlının bilinci
2. varlık alemi
3. sahtebenlik/ego

özelliklerine sahiptir.. yani gemiyi götüren kaptan artık "varoluşsal" ilkelbenlik değil "insanoğlusal" sahtebenlik/egodur.. insanoğlunda büyük bir darbe yapılıp ilkel benliğin iktidarı yıkılmış ve yönetimi cunta iktidarı elegeçirmiştir..

işte o cunta ikinci benliğimiz olan EGO dur..

ve ödenen ağır bedel; bilincin kapanması ve uykuda rüya görme halidir..

çünkü bu ego dediğimiz cunta bizim "bilincimiz" ile "varlık alemi" arasına girmiştir artık..

artık varlığı/evreni birinci elden değil "ikinci elden" okuyup öğrenmeye başlarız..

cuntanın bize getirdiği diğer 2 ağır bedel de varoluşsal gelen "merak ve mutlak mutluluğun" gitmiş olmasıdır..

merak yerine; "ben varlığı biliyorum benim/bizim haricimizdeki insanlar varlığı bilmiyorlar, yanlış/hatalı/batıl biliyorlar" gelmiştir..

mutlak mutluluk yerine; dünyevi/insanoğlusal şeylerden (mal, mülk, iktidar, güç, inanç, izm, milli kimlik, vatan, tanrı, politika, ahlak vs gibi) yalancı tatmin/mutluluk gelmiştir..

ve bu cunta yönetimi binlerce yıldır vardır ve bu cunta yönetiminde yenidoğan bir insan yavrusu birşeylerin ters gittiğinin farkındadır ve mutsuzdur/tatminsizdir ama neyin ters gittiğini farketmesi imkansızdır..

çünkü derin uykuda gördüğü rüyada boğuşmaktadır hala.. uyanmadığı sürece (ki bu kişinin kendi iradesinde değildir) rüyasındaki bu serapla mutluluğa devam ya da kabusla cebelleşmeye devam etmek zorundadır..

yarın "egoda yaşam ve kırılma noktalarından" bahsetmek istiyorum..

paslıçivi
17-06-2011, 06:57
Sayın çivi rasa
Sayfalarca yazıp eleştirime tek yanıt vermeyişiniz .Sizi inanç sisteminizin böylesi yorması
Konuşturması fakat anlaşılmaz halde tutması.Vuuzellaya çevirmesi işte bütün gerçeğiniz.
Acziniz Size net bir şey soracağım
Ne ürettiniz ulastığınız Çivi rasa olarak .Zihinlerde ebleh Çelakıl kargaşası olmanın ötesinde?
Saygılar


sevgili Talak4.. sorduğunuz sorulara cevap vericem ama önce şu "kırılma noktaları ve kendini/özünü bulma" yazı dizimi bitireyim...

siz de bu arada egonuzu biraz güçlendirip yönetimi ele alın ve süperegonun kefesine birşeyler koyun.. şimdilik ID kefesi ağır bastığı için farkındaysanız birlikte yaşladığınız türün diğer bireyleriyle(sitemizin diğer üyeleriyle) iletişim kurma sorunu yaşıyor ve kabul görmüyorsunuz..

ve bu toplum sizi suçlu görüp cezalandırıyor, sizi kaale almayıp tek başınıza bırakıyor..

ben bunu istemiyorum..

umarım ne demek istediğimi anlamışsınızdır..

sevgi ve sağlık sizinle olsun..

atesvedemir
17-06-2011, 08:46
Sevgili paslıçivi
İnsan doğası gereği uyanmayı zor kabullenen, yaşadığı zihni en doğru zihin kabul eden, acaba doğru olabilir mi sorusunu pekte az soran bir yaşamdadır.
Gerçek yolculuk atalardan kalanın reddiyle başlar ne olursa olsun.
Ve bu yolculuğun gideceği yer yine kendi özüdür. Bilmez, anlamaz, o katı ego tüm kalkanlarını kaldırır, o kadar güçlüdür ki onu yıkmak içinde bir o kadar güçlü istek ve haraplanmaya ihtiyaç duyar. Kalkanların indirildiği gün zihin berraklaşır. Artık kulağı ile görmeye, gözü ile duymaya başlar.
Simurga yolculuk eden kuşların hikayesini duydun mu?
Hani yolda tüm ovaları tüm derin vadileri aşıp Simurgun huzuruna yalnızca binlercesinden 30 tanesi çıkan kuşların hikayesi. Simurgu görmek için yanıp tutuşan, Simurgu arayan kuşların hikayesi. Nasıl mı bitmiş hikayenin sonu? Simurgun elçisi ellerine birer tomar vermiş bu kuşların. Bu tomarlarda yolculuk boyunca herbirinin yaptığı herşey yazılıymış. Çok şaşırmış bu otuz kuş. Simurg bu otuz kuşun karşısına çıkmış. Bir de ne görsünler aynen kendileri gibi otuz kuş olarak yansımaktaymış. Demiş kuşlara Simurg: bana otuz kuş geldiniz ve beni otuz kuş olarak görüyorsunuz. Daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görürdünüz. Si: otuz. murg: kuş
selamlar

paslıçivi
18-06-2011, 06:13
sevgili dostlar..

yenidoğan bir bebekle yetişkin birey arasındaki farkı aktarabilmek adına bir örnekle yazıma başlamak istiyorum..

bebeklik ve belli bir yaşa kadar olan çocukluk "evrenseldir" diyoruz.. yaklaşık 3 yaşına kadar zaten tüm dünya bebekleri biribine tıpatıp benzer davranışlarda bulunurlar.. çünkü hepsi varoluşsal gelen donanımlar(bilinç, ilkelbenlik, mutlak mutluluk ve merak) eşliğinde yaşıyorlardır henüz.. ve bu bebekler için dış dünya/evren aynıdır, hiçbir farklılık göstermez..

yani bir insana, koyuna, ineğe, domuza, camiye, kiliseye, manastıra, tapınağa, sinagoğa, ganj nehrine, denize, güneşe, aya, hacıya hocaya, alime, deliye, ağaca, ormana, haç resmine, orkaçekice, stalin lenin heykeline, budha'nın heykeline, isa'nın resmine, gökyüzüne, kurana, incile, vedalara, sutralara, tevrata, ezan, çan, vatan haritası, bayrak vs aklınıza gelebilecek ne kadar maddesel cisme, hareketlere baktığında ve maddelerin çıkardıkları sesleri duyduğunda;

tüm bu varlık alemi onlar için "aynılık" özelliği taşır.. bu varlık alemine bir sıfat/özellik yüklemezler, yükleyemezler..

şimdi basit sanal bir deney yapalım..

dünyanın dört bir yanından 3 yaşındaki çocukları toplayalım.. kolay anlaşılır olması için popüler 6 büyük anlam/içerik/inancın hakim olduğu coğrafyaları seçelim..

1-hindistan, hinduizm
2-ingiltere; hristiyanlık
3-rusya, materyalizm
4-japonya, budizm
5-israil, musevilik
6-türkiye; islam

evet bu ülkelerden üç yaşında 6 tane bebek/çocuğu bir araya getirelim.. ve bu çocukların hepsini


yani bir insana, koyuna, ineğe, domuza, camiye, kiliseye, manastıra, tapınağa, sinagoğa, ganj nehrine, denize, güneşe, aya, hacıya hocaya, alime, deliye, ağaca, ormana, haç resmine, orkaçekice, stalin lenin heykeline, budha'nın heykeline, isa'nın resmine, gökyüzüne, kurana, incile, vedalara, sutralara, tevrata, ezan, çan, vatan haritası, bayrak vs aklınıza gelebilecek ne kadar maddesel cisme, hareketlere baktığında ve maddelerin çıkardıkları sesler


bunlarla karşılaştıralım.. bu 6 çocuğun yukarda saydığımız bu maddesel şeylerle karşılaşması 2 duyu organıyla olacaktır.. göz ve kulak..

bu 2 duyu organına çarpan sinyaller sinirler aracılığıyla beyin dokusuna taşınacak ve bir etki oluşturacaktır.. ve 3 yaş altı çocukların beyninde oluşan bu etki sadece ve sadece "!?" olacaktır.. yani bu bebekler için gördüğü ve duyduğu bu fiziksel şeyler sadece "merak" uyandırabilecektir ama asla bir "sıfat ya da anlam/içerik" değil..

ve bu çocuklar bu fiziksel/maddesel şeylerle karşılaştıklarında bunlar için biribirleriyle kesinlikle bir ayırımcılığa, bölücülüğe, kavgaya yani kaosa düşmeyeceklerdir..

yani "insandan öte" şeyler için "insani olmayan" tutum ve davranışlara girmeyecekledir..

bu cisim, hareket ve seslerle karşılaştıklarında hepsi "aynı" tepkiyi vererek basitçe bir meraktan sonra çoşkuyla oynamaya devam edeceklerdir..

işte bu durum "safbilinç" durumudur ve çevresindeki tüm varlık alemine bir sıfat yüklemeden, nötr, bağımsız, özgür, olduğu gibi algılama halidir..

bu deneyi insan yavrularıyla olduğu gibi çok değişik hayvan yavrularıyla da yapabilirsiniz, hiç bir şey değişmeyecektir, bu madddesel cisim ve sesler onlarda da aynı etki ve merağı kısa süre uyandırıp sonra çoşkuyla oynamaya devam edeceklerdir..

hem bebeklerin hem hayvan yavrularının tek derdi, beslenme, barınma, sevilme, çoşku ve oyundur.. tüm bunlar varoluşsal gelen ve ID/ilkelbenlik yönetimindeki bir canlının tutum ve davranışlarıdır.. ve dediğim gibi bilinçleri saftır, pırıl pırıldır, birinci elden herşeyi kendileri öğrenip tanımaya çalışırlar..


şimdi bu 6 tane sevimli fırlama veledi tekrar ailelerinin yaşadığı coğrafyalara geri gönderelim ve o toplumda/kültürde 19 yıl daha yaşasınlar.. hepsi üniveriste mezunu ve aynı fakülte mezunu olsun.. 19 yıl sonra yani çocuklar 22 yaşına geldiğinde bu gençleri tekrar biraraya getirelim..

ve


yani bir insana, koyuna, ineğe, domuza, camiye, kiliseye, manastıra, tapınağa, sinagoğa, ganj nehrine, denize, güneşe, aya, hacıya hocaya, alime, deliye, ağaca, ormana, haç resmine, orkaçekice, stalin lenin heykeline, budha'nın heykeline, isa'nın resmine, gökyüzüne, kurana, incile, vedalara, sutralara, tevrata, ezan, çan, vatan haritası, bayrak vs aklınıza gelebilecek ne kadar maddesel cisme, hareketlere baktığında ve maddelerin çıkardıkları sesler


bunlarla tekrar karşılaştıralım.. ve maddesel/fiziksel şeylerle göz/kulak temasıyla gelen sinyallerin bu gençlerin beyninde oluşturduğu tepkiyi inceleyelim..

3 yaş altı dönemde bu fiziksel cisimler bu çocuklar için sadece kısa bir süreliğine merak uyandırıken şimdi çok ama çooook "farklı" bir etki uyandıracaktır.. ve bu maddesel varlıklara olan yaklaşımları, davranışları yüzünden biribiriyleriyle tartışmaya, dalaşmaya başlayacaklardır..

bu gençler bu fiziksel cisim ve seslere verdikleri "farklı" anlam/içerik/inanç yüzünen birbirleriyle konuşarak anlaşabilirler mi? ortak bir payda da buluşabilirler mi?

"insandan öte" bu varlık/kavramlar için "insani olmayan" bir tutum ve davranış içine gireceklerdir..

evet bu çocuklara bu 19 yıl içinde ne olmuştur sevgili dostlar???

bebeklik çağındaki o "evrensel" davranışlar nereye, niçin ve nasıl gitmiştir?

bu çocukların karaciğer, böbrek, akciğer, dalak, barsak, kas iskelet sistemi, derisi, gözü kaşı kulağımı değişmiştir de biribirleriyle merak ve çoşku içinde oynarlarken biribilerine düşman kesilmişlerdir..

ya da bu çocuklarda "ruh" denen soyut bir şey mi vardır da bu ruh değişikliğe uğramıştır bu 19 yıl içinde?

nedir bu masum çocukları 19 yıl sonra biribirine düşman eden?

şimdi iyice bir düşünüp sorgulayın bakalım..

bu gençlerde "özgür irade" var mıdır?

bu gençler "konektomu neyse o" mu durlar?

bu gençler "nörokimyasal birer robot" mu durlar?


"ilkelbenlik/safbilinç/uyanıklık" ile

"ego/bilinçkapalılığı/derinuyku"

halini görüp algılayabiliyor musunuz?

arasındaki o devasa farkı görebiliyor musunuz?

paslıçivi
18-06-2011, 08:14
sevgili dostlar..

yenidoğan bir bebekle yetişkin birey arasındaki farkı aktarabilmek adına bir örnekle yazıma başlamak istiyorum..

bebeklik ve belli bir yaşa kadar olan çocukluk "evrenseldir" diyoruz.. yaklaşık 3 yaşına kadar zaten tüm dünya bebekleri biribine tıpatıp benzer davranışlarda bulunurlar.. çünkü hepsi varoluşsal gelen donanımlar(bilinç, ilkelbenlik, mutlak mutluluk ve merak) eşliğinde yaşıyorlardır henüz.. ve bu bebekler için dış dünya/evren aynıdır, hiçbir farklılık göstermez..

yani bir insana, koyuna, ineğe, domuza, camiye, kiliseye, manastıra, tapınağa, sinagoğa, ganj nehrine, denize, güneşe, aya, hacıya hocaya, alime, deliye, ağaca, ormana, haç resmine, orkaçekice, stalin lenin heykeline, budha'nın heykeline, isa'nın resmine, gökyüzüne, kurana, incile, vedalara, sutralara, tevrata, ezan, çan, vatan haritası, bayrak vs aklınıza gelebilecek ne kadar maddesel cisme, hareketlere baktığında ve maddelerin çıkardıkları sesleri duyduğunda;

tüm bu varlık alemi onlar için "aynılık" özelliği taşır.. bu varlık alemine bir sıfat/özellik yüklemezler, yükleyemezler..

şimdi basit sanal bir deney yapalım..

dünyanın dört bir yanından 3 yaşındaki çocukları toplayalım.. kolay anlaşılır olması için popüler 6 büyük anlam/içerik/inancın hakim olduğu coğrafyaları seçelim..

1-hindistan, hinduizm
2-ingiltere; hristiyanlık
3-rusya, materyalizm
4-japonya, budizm
5-israil, musevilik
6-türkiye; islam

evet bu ülkelerden üç yaşında 6 tane bebek/çocuğu bir araya getirelim.. ve bu çocukların hepsini



bunlarla karşılaştıralım.. bu 6 çocuğun yukarda saydığımız bu maddesel şeylerle karşılaşması 2 duyu organıyla olacaktır.. göz ve kulak..

bu 2 duyu organına çarpan sinyaller sinirler aracılığıyla beyin dokusuna taşınacak ve bir etki oluşturacaktır.. ve 3 yaş altı çocukların beyninde oluşan bu etki sadece ve sadece "!?" olacaktır.. yani bu bebekler için gördüğü ve duyduğu bu fiziksel şeyler sadece "merak" uyandırabilecektir ama asla bir "sıfat ya da anlam/içerik" değil..

ve bu çocuklar bu fiziksel/maddesel şeylerle karşılaştıklarında bunlar için biribirleriyle kesinlikle bir ayırımcılığa, bölücülüğe, kavgaya yani kaosa düşmeyeceklerdir..

yani "insandan öte" şeyler için "insani olmayan" tutum ve davranışlara girmeyecekledir..

bu cisim, hareket ve seslerle karşılaştıklarında hepsi "aynı" tepkiyi vererek basitçe bir meraktan sonra çoşkuyla oynamaya devam edeceklerdir..

işte bu durum "safbilinç" durumudur ve çevresindeki tüm varlık alemine bir sıfat yüklemeden, nötr, bağımsız, özgür, olduğu gibi algılama halidir..

bu deneyi insan yavrularıyla olduğu gibi çok değişik hayvan yavrularıyla da yapabilirsiniz, hiç bir şey değişmeyecektir, bu madddesel cisim ve sesler onlarda da aynı etki ve merağı kısa süre uyandırıp sonra çoşkuyla oynamaya devam edeceklerdir..

hem bebeklerin hem hayvan yavrularının tek derdi, beslenme, barınma, sevilme, çoşku ve oyundur.. tüm bunlar varoluşsal gelen ve ID/ilkelbenlik yönetimindeki bir canlının tutum ve davranışlarıdır.. ve dediğim gibi bilinçleri saftır, pırıl pırıldır, birinci elden herşeyi kendileri öğrenip tanımaya çalışırlar..


şimdi bu 6 tane sevimli fırlama veledi tekrar ailelerinin yaşadığı coğrafyalara geri gönderelim ve o toplumda/kültürde 19 yıl daha yaşasınlar.. hepsi üniveriste mezunu ve aynı fakülte mezunu olsun.. 19 yıl sonra yani çocuklar 22 yaşına geldiğinde bu gençleri tekrar biraraya getirelim..

ve



bunlarla tekrar karşılaştıralım.. ve maddesel/fiziksel şeylerle göz/kulak temasıyla gelen sinyallerin bu gençlerin beyninde oluşturduğu tepkiyi inceleyelim..

3 yaş altı dönemde bu fiziksel cisimler bu çocuklar için sadece kısa bir süreliğine merak uyandırıken şimdi çok ama çooook "farklı" bir etki uyandıracaktır.. ve bu maddesel varlıklara olan yaklaşımları, davranışları yüzünden biribiriyleriyle tartışmaya, dalaşmaya başlayacaklardır..

bu gençler bu fiziksel cisim ve seslere verdikleri "farklı" anlam/içerik/inanç yüzünen birbirleriyle konuşarak anlaşabilirler mi? ortak bir payda da buluşabilirler mi?

"insandan öte" bu varlık/kavramlar için "insani olmayan" bir tutum ve davranış içine gireceklerdir..

evet bu çocuklara bu 19 yıl içinde ne olmuştur sevgili dostlar???

bebeklik çağındaki o "evrensel" davranışlar nereye, niçin ve nasıl gitmiştir?

bu çocukların karaciğer, böbrek, akciğer, dalak, barsak, kas iskelet sistemi, derisi, gözü kaşı kulağımı değişmiştir de biribirleriyle merak ve çoşku içinde oynarlarken biribilerine düşman kesilmişlerdir..

ya da bu çocuklarda "ruh" denen soyut bir şey mi vardır da bu ruh değişikliğe uğramıştır bu 19 yıl içinde?

nedir bu masum çocukları 19 yıl sonra biribirine düşman eden?

şimdi iyice bir düşünüp sorgulayın bakalım..

bu gençlerde "özgür irade" var mıdır?

bu gençler "konektomu neyse o" mu durlar?

bu gençler "nörokimyasal birer robot" mu durlar?


"ilkelbenlik/safbilinç/uyanıklık" ile

"ego/bilinçkapalılığı/derinuyku"

halini görüp algılayabiliyor musunuz?

arasındaki o devasa farkı görebiliyor musunuz?


şimdi benim yazdığım bu yazıyı okuyan aklı başında, IQ su yüksek, yetişkin bir

hindu, hristiyan, ateist, budist, musevi, müslüman ve aklınıza daha gelebilecek ne kadar anlam/içerik/inanç varsa hepsi diyecektir ki;

-kardeşim herkeste akıl zeka var, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bulmak onlara kalmıştır, tabii ki aklı olan ............. seçecektir der.

ve ........... noktalı boşluğa herkes kendi zihnini/egosunu yazacaktır..

bu yukardaki yazıda çok net olan o safbilinci kapatan sisi/perdeyi/filitreyi algılaması imkansızdır..

çünkü ego ve onun savunma mekanızmaları insanoğluna öyle derin bir uykuda rüya gördürür ki..

bu egoyu ve onun savunma mekanızmalarını parçalamak Einsten'in dediği gibi atomu parçalamaktan daha zordur..

ben daha bunun gibi binlerce örnek yazsam bunu okuyan kişi "dediğim dedik, çaldığım zurna" demeye devam edecektir..

o hala bana; islamı, hristiyanlığı, budizmi, hinduizmi, ateizmi, deizmi, bahailiği aleviliği, kürtlüğü, türklüğü, allahı, tanrısızlığı, sosyalizmi, faşizmi, kadirizmi sonuna kadar savunmak zorunda kalacaktır..

niye mi?

çünkü onu ondan çalmışlardır, onu kendine yabancılaştırmışlardır, onu ondan çalarken onun elinden mutlak mutluluğunu ve merakını da çalmışlardır..

o artık kendinden/özünden/merkezinden çok uzak çok farklı bir dünyada çeperde/periferde oluşturulan bir dünyada/kimlikte yaşamaktadır..

ordan oraya savrulup durmaktadır.. önüne gelen herkesle kavga eder, kendi rüyasını, yalancı mutluluğunu yıkacak, elinden alacak herşeye herkese karşıdır, düşmanca yaklaşır..

çeperde/periferde yakalıdığı bu sahte mutluluğun idamesi için önüne çıkan canlı varlığın insan olması onun için hiç önemli değildir, onu eleştirir, onu alaya alır, ona hakaret eder, gerekirse acımasızca öldürür..

yeter ki o onu o uyuduğu güzel uykusundaki rüyadan uyandırmasın..

o yüzden kendi varlık alemine verdiği anlam/içeriklerin dışındaki tümüne karşı acımasız bir hayvandan daha vahşidir.. bu kişinin hristiyan müslüman ateist, deist, budist vs olmasının hiç bir farkı yoktur..

ve siz bu bilinçaçıklığında yaşayan canlı türüne "insan" diyorsunuz..

şayet bu bilinaçıklığında yaşayan canlı türü "insan" ise ben paslıçivi olarak kendimi "insan olmaktan men ediyor ve insan olmayı reddediyorum"..

buyrun siz insan olun, ben bunların farkına vardığım için hayvan olmakla çok mutlu ve huzurluyum ve böyle bilgisiz cahil bir hayvan olarak kalmak istiyorum..

aydınlanıp özüne dönmüş, kendini bulmuş biri; züccaciye dükkanına girmiş azgın bir boğa gibidir, o herşeyi yıkıp dökmeye hazırdır..

paslıçivi
18-06-2011, 09:08
peki bu yazdıklarımdan hiç kimse bir şey almayacak mıdır?

tabii ki hayır..

kırılma noktasında yaşayanlar için bir ışık, bir sıçrama olacaktır..

kişi teizm düzeyinde yaşıyorsa nonteizm düzeyine geçecektir, ilk durak genellikle ateizmdir..

dünyada yaşayan insanoğlunun bilinçaçıklık skalası bir mısır piramiti gibidir..

piramitin tabanı en alttadır ve çok fazla taş(insanoğlu) vardır.. piramit dipten yukarı doğru yükseldikçe irtifa/bilinç yükselir ama insanoğlu/taş sayısı düşer.. yani ters orantı vardır..

zirveye yaklaştıkça bilinç/irtifa çok yükselir ama taş sayısı çok azdır..bir elin parmaklarının sayısını geçemez..

dünyaya yön vermiş buddha, muhammed, isa, musa, bu piramitin zirvesine çıkmış bir elin parmakları sayısı kadar insandır..

onları istediğiniz kadar eleştirin, yerin dibine batırın ama onlar istediklerini yapıp amaçlarına ulaşmış kişilerdir.. en azından kendi zaman ve coğrafyalarındaki insanoğluna bir zihin miras bırakıp binlerce yıl bu zihin hapsinde yaşamasını sağlamışlardır.. hem inanırı hen inanmayanı onların oluşturduğu zihin/ego hapsinde yaşamaktadır..

çünkü onlar ilkelbenliğin tımarlanmasının imkansız olduğunu ve ancak hiçbir zaman deneyimlenme şansı olmayan ölüm sonrası yaşamlardaki ödül/cezayla bu işin mümkün olduğunun farkındalığına varmış insanlardır..

bugün bukadar, sevgi ve sağlıkla kalın..

xcan
18-06-2011, 18:51
Paslıçivi müthiş bir beyniniz var düşünüpte ifage edemediğim şeyleri yazmışınız .İşte dedim süper bir yaklaşım Bizleri fikirlerinizle aydınlatmaya devam ediniz lütfen

ereninthenature
18-06-2011, 23:47
Paslıçivi müthiş bir beyniniz var düşünüpte ifage edemediğim şeyleri yazmışınız .İşte dedim süper bir yaklaşım Bizleri fikirlerinizle aydınlatmaya devam ediniz lütfen

paslıçivi'ye takılan intihar ediyo söyliyim :D

Greatestlieevertold
18-06-2011, 23:56
sebastian seung un dediği "i am my connectome" yani ben konektomumum sözüne inanıyormusun paslıçivi?

xcan
19-06-2011, 00:33
paslıçivi'ye takılan intihar ediyo söyliyim :D
Sevgili arkadaşım paslı çivi bu memleketin yüz akı bilim adamlarından Aydınlanmanın yollarını tarif ediyor kaç kişi konektomu bilebilir bu ülkede Bir rahat bıraksanızda ilmini tam anlatabilse henüz tamamını dinlemeden intihar etmekten bahsediyorsunuz bunu sizden beklemezdim.Eleştiriye eyvallah fakat Mantıklı eleştiri getiremiyorsunuz .
Paslı çivi üstadım aydınlatmaya devam lütfen biz burada topluca sizi destekliyoruz esenlikler

Greatestlieevertold
19-06-2011, 00:41
Sevgili arkadaşım paslı çivi bu memleketin yüz akı bilim adamlarından Aydınlanmanın yollarını tarif ediyor kaç kişi konektomu bilebilir bu ülkede Bir rahat bıraksanızda ilmini tam anlatabilse henüz tamamını dinlemeden intihar etmekten bahsediyorsunuz bunu sizden beklemezdim.Eleştiriye eyvallah fakat Mantıklı eleştiri getiremiyorsunuz .
Paslı çivi üstadım aydınlatmaya devam lütfen biz burada topluca sizi destekliyoruz esenlikler

biz burada topluca derken? hayali arkadaşların mı yoksa bilmediğimiz gizli bir topluluk mu var? :)

kesin olmayan şeylerin peşinden aydınlanmak diye gidersen sonu iyi olmayabilir?

xcan
19-06-2011, 02:15
Yanımdaki arkadaşları kasdettim

xcan
19-06-2011, 02:22
Şimdi sizin paslı çivinin mutlak mutluluk teorisini.Çocuklukta sahip olduğunuz mutluluğa giden yolu .Yakalamak istemiyormusunuz .Bu müthiş ana sizi geri götürüp sıfırlayacak olan bir bilim insanını .Daha henüz Tabula rasaya dönüşü bile anlatmadan durduruyorsunuz işte burada ön yargılarınızla bilimsel gerçeğe giden yolu kesiyorsunuz .Bilim insanlarına kıymayın efendiler.siz istemeyebilirsiniz biz bekliyoruz heyecanla

Greatestlieevertold
19-06-2011, 02:49
sen sanki hep tabula rasa modunda kalmışsın gibi geldi, bilemedim arkadaşım.

xcan
19-06-2011, 02:51
İşte ilimi küçümsüyorsunuz paslı çivi üstadımı hiç anlamamışsınız

Greatestlieevertold
19-06-2011, 02:55
yo hayır anlamak ile arkasından garip ve düz bir şekilde metiyeler düzüp takip etmek arasında fark var. görüşünü kabul edip etmemem seni bu kadar rencide ediyorsa paslıçivi arkadaşını sen hiç anlamamışsın.

hani araştırmadan soruşturmadan takip eden kesim vardır. o kesim karşı taraf ne diyosa doğru zanneder. ona benzer bir durum

xcan
19-06-2011, 03:07
yo hayır anlamak ile arkasından garip ve düz bir şekilde metiyeler düzüp takip etmek arasında fark var. görüşünü kabul edip etmemem seni bu kadar rencide ediyorsa paslıçivi arkadaşını sen hiç anlamamışsın.

hani araştırmadan soruşturmadan takip eden kesim vardır. o kesim karşı taraf ne diyosa doğru zanneder. ona benzer bir durum
Saygı duyarım görüşünüze .ne dememi bekliyorsunuz .Çocukluğumuzun o muhteşem arı anına dönmenin bir yolunu bulmuş bir arkadaşı çelmelemekmi doğru davranış.Yüreklendiriyorum.Yeni fikirler söylenmeli .Bu arkadaşın felsefesini yarın dünya kabul ederse vicdan azabı çekmek istemem

Greatestlieevertold
19-06-2011, 03:13
yaşadığın onca şeyden sonra, beynindeki bağlantılar tamamiyle değiştiği halde o çocukluktaki hale, bir peri gelip asasıyla seni neverland'e (michael'ın ki değil :P) götürünce mi ulaşacağını zannediyorsun?

belki elektroşok tedavisi ile beynini boşaltıp tabula rasaya geri dönersin. tabi tekrar yazılır mı üstüne bilmiyorum tedaviden sonra :P

paslıçivi
19-06-2011, 05:27
Paslıçivi müthiş bir beyniniz var düşünüpte ifage edemediğim şeyleri yazmışınız .İşte dedim süper bir yaklaşım Bizleri fikirlerinizle aydınlatmaya devam ediniz lütfen


sevgili xcan, teşekkürler ama bu beyin yapısı benim kendi eserim/becerim değil.. sadece çocukken oynadığım bir oyunun ileriki zamanlarda bir meditasyon tekniği olduğunu öğrenip son 5 yıldır düzenli meditasyon yapmam ve gençlik yıllarında geçirdiğim 2 tane çok ağır depresyona bağlıyorum.. diğer bir ifadeyle acı çekmeden varoluş size kapılarını açıp aradaki o perdeyi kaldırmıyor, yani bedelsiz bir şey yok yine.. herşeyin bir bedeli var dünyada..


sebastian seung un dediği "i am my connectome" yani ben konektomumum sözüne inanıyormusun paslıçivi?


sevgili greatest..

inanç; henüz sınanabilinir, tekrarlanabilinir, gözlemlenebilinir ve evrensel onay almayan bir veriyi yani kanun/yasa dediğimiz gerçekliğe ulaşamamış bir veriyi kendi bilincimizde gerçeklik düzeyine taşımaktır..

konektomum neyse ben oyum; benim için sadece bir tez/hipotez düzeyindedir..

ben bir veriyi ya biliyorumdur(kanun/yasa) ya da bilmiyorumdur(tez, hipotez, teori),

bende inanç diye bir kavram yoktur.. bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına varmış birinde inanç olmaz zaten.. inanç kavramının, uykuda rüya görmek olduğunu farketmiştir..

Bir rahat bıraksanızda ilmini tam anlatabilse henüz tamamını dinlemeden intihar etmekten bahsediyorsunuz bunu sizden beklemezdim.Eleştiriye eyvallah fakat Mantıklı eleştiri getiremiyorsunuz .


sevgili xcan.. beni eleştiren, karşımda duran insanları ben kesinlikle suçlamıyorum, eleştirmiyorum.. çünkü o dostlarım "olması gerektiği" gibi davranıyorlar.. zihinde/egoda yaşamak bunu gerektirir zaten..

sadece ateist dostlarım değil, diğer tüm idealistler de benim karşımda olacaktır, ilk zamanlarda.. çünkü tutundukları ve gerçeklik zannettikleri şeyin elinden alınması ve rüyalarının bozulması tehlikesini egonun savunma mekanızmaları çoktan farketti bile ve savunma mekanızmaları şu an arka planda canavar gibi çalışıyor ama onlar henüz bunun farkında değil..

ve bu materyalist ve idealist dostlarımın elinde olan yani özgür iradesinde olan bir şey değil.. onlar şu an ego ve egonun savunma mekanızmalarının kölesi durumundadırlar, tüm dünya insanlığı için geçerlidir bu söylediklerim.. ve bu durum bir eleştiri, suçlama, ötekileştirme değildir kesinlikle, sadece bu insanların durumunu ortaya koyuyorum(ön-tanı)

ve ben bu tezimi sahiplenip bunu tıbbi/bilimsel platforma taşıyacak bir nörolog, nöroşirurji(beyin cerrahı) ve psikiyatri konusunda uzmanlaşmış ve ilgili insanlardan birinin dikkatini çekmeye çalışıyorum..

şayet bu konuda tıbbi bir çalışma yapılıp istediğim şeye ulaşılırsa tüm dünya insanlığı için bir cennet var demektir.. herkes o 3 yaşındaki mutlak mutluluğa, merağa, çoşkuya, sevgiye, kardeşliğe, dostluğa kavuşacak..

o zaman insanlar; varlık aleminin bilinemeyeceğini, bunun ancak bilimle mümkün olabileceğini, "ben/biz varlık alemini biliyoruz ve benim/bizim haricimizdekiler yanlış/batıl biliyorlar" kavgası bitecek ve tüm dünya insanlığı dostluk kardeşlik içinde sadece bilimin ışığında yürüyecektir..

insanoğlunu birbirine düşüren, kırdıran materyalizm ve idealizm kavramları kalkacak ve ortada sadece insan kalacaktır.. sadece materyalizm/idealizm değil, insanoğlunu çok ilkel düzeyde yaşatan milli etnik kimlik, siyaset, politika, göreceli ahlak vs bir çok insandan öte kavramlar kendiliğinden buharlaşıp yokolacaktır.. herkes bugün sahip olduğumuz bilim ve teknolojiye sahip olacak ve konudaki bilgilerimiz sadece kendi türümüzün ve yaşadığımız gezegende canlılığın devamı için kullanılacaktır..

paslıçivi'ye takılan intihar ediyo söyliyim :D

sevgili darkmast.. bunu biraz açabilir misiniz, herhangibirine bir zararım mı oldu?

paslıçivi
19-06-2011, 06:44
sevgili dostlar..

yenidoğan bir canlı ilkelbenlik yönetiminde "hayatta kalıp soyumu devam ettireyim" enerjisiyle yüklüdür dedik.. bunun haricinde insanoğlu tarafından varedilmiş ve oluşturulmuş bir zihne/soyuta henüz sahip değidir, yani tabula rasadır dedik..

ve ebeveynleri/ataları bu çocuğu bu durumda bırakmayıp ona 3 yaşından itibaren bir takım soyutlar öğretmeye ve yüklemeye başlayarak "ilk kırılma noktasını" yaşatırlar dedik.. yani çocuk ilkelbenlikten egoya geçirilir, ikinci benlikle tanışır.. ama 3 yaşına kadar beyin dokusu henüz yeterince olgunlaşıp gelişmediği için bu dönemi kayıt edip hafızasına alamaz.. yani bebek ilkelbenliğinin varlığından habersiz olarak kendi varlığının farkına varır ve "ben varım" der.. genellikle 3 yaşından önceki çocuk ne varlığından ne de kendiisinden haberi yoktur.. o sadece diğer insanların için vardır, o bebek için varlık diye bir şey yoktur, çünkü dediğim gibi beyin dokusu henüz "ben varım" diyecek bilince olagunlaşmamıştır..

ve bu masum ilkelbenlikte yaşayan yavru ego dediğimiz ikinci benliğe/kimliğe geçirilir..

EGO; ilkel benlik yerine insanoğlunu bir arada yaşatmaya yönelik insanoğlunun evrimi sırasında zorunlu olarak geliştirdiği bir benlik çeşididir.. çünkü insanoğlu doğada yaşayıp soyunu devam ettirme açısından diğer hayvan türleri arasında en savunmasız, en aciz bir canlı türüdür.. duyu organların limitlerinin düşüklüğü, bebeğinin yaşaması için yıllarca bakıma desteğe muhtaç olması vs gibi konularda diğer hayvanlarla yarışması imkansızdır.. vahşi doğada bırakın bir bebeği yetişkin bir bireyin tek başına hayatta kalması mucizedir, hemen diğer yırtıcılara yem olur, çünkü insanoğlu etebur hayvanalr için bir avdan başka bir şey değildir, yani besin zincirinde etoburların besin kaynağıdır..

işte ilkel insanlar bunun farkına varmış ve bir araya gelmek zorunda kalmışlardır, kabile diyelim mesela.. ama bu kabile yaşantısında ilkel benlik düzeyinde yaşanmaz, çünkü kabilenin diğer ihtiyaçları adaletli dağıtılmasına izin vermez ilkel benlik.. ilkelbenlik "önce ve sadece benim ihtiyaçlarım giderilsin" der.. işte bu aşamada bu benliğin tımarlanması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.. tımarlanması için çok değişik ağır ceza yöntemelri uygulanmış ama yokedilemeiştir.. işte bu aşamada evrim süreci içinde ego dediğimiz ikinci benlik oluşmak zorunda kalmış ve yenidoğan yavruların daha bebeklikten itibaren bu ilkelbenliği bastırılımak ve onun yerine ego dediğimiz ikinci benlik yüklenmek zorunda kalmışıtır..

ilkel insanlarda bu ego dediğimiz şey, büyük olasılıkla doğru yanlış kavramlarının ortaya çıkarıp bu davranışların karşısılığında ödül ve ceza yöntemleri kullanılmıştır.. bunlar zaman içerisinde tanrı din milli kimlik ahlak gibi kavramlara evrilmiş ve büyük gruplar halinde yaşamak zorunda olan insanların arasında belli bir hukuk/adalet kurulmasına imkan sağlamıştır..

ve yeni doğan bebekler artık 3 yaşından itibaren bu soyut kavramlarla büyütülmüş ve bu iş nesilden nesile aktarılarak, ilkel benlik değimiz asıl benliğimiz arşivin tozlu raflarında unutulup terkedilmiştir..

ve bu olay yaklaşık 40 bin yıllık insanlık tarihinde kademe kademe günümüze kadar getrimiştir bizi..

insanoğlu bugün ilkelbenlikte değil ikinci benliğimiz olan egoda yaşamaktadır.. ve kendine yabancılaştırılmıştır ama bunun farkında bile değildir..

günümüzde egoyu oluşturan başlıca ilk kompenent "din" (lütfen burda hemen islamı algılamayın doğu dinleri de aklınıza gelsin)dediğimiz olgudur.. çünkü dinlerin hepsinin ortak noktası ölüm sonrası yaşamlardaki ödül/ceza yöntemidir.. bu ilkelbenliği bastırmada muazzam bir başarı sağlamıştır.. 3-4 yaşlarındaki beyin dokusu yeni gelişen bir bebeğe siz "-ölüm sonra yaşam var ve bu yaşamdaki yaptıklarının iyi/kötü olmasına göre hukuk/adalet göreceksiniz" diye aşılamaya başlarsanız, bu çocuğun konektom gelişiminin harcını/mayasını koyuyorsunuz demektir.. ve beyin dokusu dışardan gelen ve göz/kulak duyu organlarıyla aldığı iletileri eşliğinde bir yapılanmaya, nöron, sinaps oluşumu ve elektrksel aktiviteyegirer.. yani dışardan gelen "soyut" kavramlar beyin dokusunun oluşumunda "somut" maddeye dönüşüp onun yapılanmasına şekil verir..

evet egonun en güçlü kompenenti "din"dir ama bunun yanında milli/etnik kimlik, göreceli ahlaki yapı, politik görüş gibi irili ufaklı bir çok soyut öğreti vardır ego kavramının içeriğinde..

ve bu soyut öğretiler belli bir coğrafyada(vatan toprakları) yaşayan insanlar arasında bir hukuk/adalet sağlamaya yarar.. bu topraklarda yaşayan insanlar bir yavru dünaya getirdiklerinde hemen bu din, milli kimlik, ahlaki yapıyı aşılamaya başalarlar.. ve bu iş yaklaşık 3 yaşlarında başlar.. bu soyut kavramları sadece ebeveynler değil, medya, komşular, arakadaşalr, gittiği okul vs diğer tüm çevresel faktörler gizli ve derinden aşılamaya başlar..

daha ne/kimolduğunu farkına varmadan insan yavrusu bir bakmışsın türk/ müslüman, japon/budist, kürt/alevi, fransız/hristiyan, yahudi/musevi, hintli/hindu vs olup çıkmıştır.. artık kişinin beyin nörokimyası(konektomu) oluşmuştur ve kişi kendine yüklenen bu soyut değerlerde/egoda yaşamaya başlar..

bu egonun ona faydası; aynı zaman ve coğrafyayı/vatanı paylaştığı diğer insanlarla belli bir hukuk/adalet anlayışı içinde yaşamasıdır.. dışardan bir tehdit/düşman geldiğinde bu dini inanç, milliyetçilik ve vatan sevgisi gibi değerler kutsallaştırılıp bu insanları tek yürek tek bilek yapar ve düşmana karşı canla başla bir mücadele başlar..

ve insanoğlunun beyin nörokimyası değişmediği sürece kendisine yüklenen bu değerlerde yalancı bir dünyada yaşar.. bu dünya ulusları, milletleri için geçerlidir..

peki egoda/zihinde yaşayan bir insan bundan nasıl arınır, kurtulur, ne olmalıdır ki bu beyin nörokimyası değişsin ve kişi yavaş yavaş uyduğu bu derin uykudan uyanmaya başlasın?

yani bir insan nasıl "kırılma noktasına" gelip ve bu noktayı aşıp farklı bir bilinç düzeyine sıçrayabilir.. burdkai bazı arakadaşlar kuranın türkçesini okuyun, bu dinin bir yalan olduğunu anlayacaksınız diyorlar.. bu kuranın kendi dilinde 1400 yıldır bir takım insanlar okuyorlar, öncelikle bu işle profesyonel olarak uğraşan ilahiyatçılar.. bu sadece bizim dinimiz/kutsal kitabımız için geçerli değil, hinduizm 9-10 bin , hristiyanlık 2 bin, budizm 2500 yıllık bir dindir.. bunca yıl süre zarfında milyarlarca insan bu kutsal metinleri kendi dillerinde okumuş ve araştırmıştır ama çok azı bunu farkedip bir üst bilince(nonteizme) geçebilmiştir.. geriye kalan devasa kalabalık hala bu metinlerin ilahi/kutsal olduğunu kabul eder, hemde bu işi profesyonelce, fakülte düzeyinde araştırmasına rağmen.. bu insanların IQ ları düşük değil, aptal gerizekalı değiller, peki niçin bu insanlar için bu dinler ve kutsal metinler hala değerini koruyor, hiç düşündünüz mü?

çünkü bu iş, akıl zeka, okuma, araştırma meselesi değil, tüm bunların bir bileşkesi olan "bilinçaçıklığıyla" ilgili.. bilinçaçıklığı gibi soyut kavramı ortay çıkaran şey de beyin nörokimyamızıdr, yanikonektomumuz..

bir insan cahildir, okuma yazması yoktur, dünya insanlığının iananıp peşinden koştuğu kutsal metni o cahil insan okursunuz, ve size der ki;

- hadi canım ne saçma şey bunlar, bunlar bir tanrının sözleri olamaz..

ama diğer taraftan IQ su yüksek üst düzey eğitim ve öğretim almış bir profesör bu kitabı okuduğunda

-evet bunlar tanrının sözleridir der ve inanır..

evet sevgili dostlar, bir insan nasıl kırılma noktasına gelip bilinçaçıklığı artmaya başar?

paslıçivi
19-06-2011, 07:50
şimdi bu "ilkelbenlik ve ego" nun ne olduğunun daha iyi kavranabilmesi açısından çok basit bir benzetme yapmak istiyorum..

bir elmayı düşünün.. biz bu elmayı canlandırıp konuşsak ve sorsak ki;

-sen kimsin nesin, bize kendini tanımlayabilir misin?

elma kendi "içini/özünü" görüp algılayamayacağı için

-ben dış kabuğu olan, kırmızı/yeşil renkte bir varlığım diyecektir..

-peki içindeki çekirdekten haberin var mı?, bunu biliyor musun?

diye sorduğumuzda bize bize aval aval bakacaktır,

-ne çekirdeği ne özü, ben şimdiye kadar böyle birşey deneyimlemedim.. ben "kendimi bildim bileli" böyle dış kabuğu olan bir varlığım

diyecektir..

oysa bu elmanın bir çekirdeği vardır ve bu çekirdağin etrafına zaman içerisinde etli bir kısım örtülmüş ve nihayetinde bir dış kabukla bezenmiş bir varlıktır..

elmanın bilinci sadece dış "kabuğu" algılar ve kendini o zanneder, işte kendini o zannettiği şey ikinci benlik olan "ego"dur..

oysa bu elma içsel bir yolculuk yapıp kesitler halinde merkezine doğru inmeyi başarabilseydi tam merkezinde bir çekirdek olduğunu görecekti.. işte elmanın hiç bir zaman görüp algılayamadığı, deneyimleyemediği ve varlığından bile haberi olmadığı "çekirdek" onun özüdür, ilkel benliğidir.. yani ID dediğimiz altbenliğidir..

ya da bir ceviz; kendini sert kabuktan ibaret bir varlık zanneder, oysa o kabuğunu kırıp içindeki o lezzetli meyveye ulaşabilseydi, cevizin sadece bir kabuk olmadığını görürdü, bilirdi..

işte insanoğlunun özüne dönmesi, kendiyle yüzleşip, kendini bulması, tanıması, bilmesi ve o lezzetli meyveyi yemesiyle aynı şeydir..

elmanın "ben buyum" dediği dışardaki kabuk

cevizin "ben buyum" dediği sert kabuğu nasıl bir aldanma ise

insanoğlunun binlerce yıldır "ben buyum" dediği şey onun gerçek kimliği/özü değil periferdeki sahtebenliğidir, yani egosu dediğimiz yalancı/sahte benliğidir.. ve insanı aldatır, derin uykuda bir rüya gördürür..

o kabuk kırılmadan kişi içsel yolculuğunu yapmadığı sürece de kendini o sert kabuktan ibaret zannetmesi çok doğaldır.. sevgili ateşvedemirin dediği gibi o kabuk/ego öyle sert ve güçlü savunma mekanızmaları vardır ki, kişi bunu kendi özgür iradesi ve bilinciyle kırıp o içsel yolculuğu yapamaz..

ve bunun için yaptığı tutum ve davranışlardan dolayı da kesinlikle suçlu ve sorumlu değildir..

o cevizin kabuğu ancak varoluşun(mutlak 1) içdinamikleri/iradesinde olan bir şeydir.. sana varoluş tarafından "senden öte" bir şey gelip o kabuğu çatlatmadığı sürece senin zaten "kendini sert kabuktan ibaret bir varlık" zannetmen kadar doğal bir şey olamaz..

bugünlük bu kadar yeter..

atesvedemir
19-06-2011, 13:51
Sevgili paslicivi
İd ego ve superego arasi iliski ve dinlerle baglantisi noktasinda hemfikirim
İcsel bir yolculugun olmasi gerektigi ve bu yolculugun kisinin ozune kendine aslina goturmesi ve idini kendini tanimasi ile sonuclanacagindada hemfikirim
İcsel yolculugun ilk basamaginin mescidi aksaya yolculuk yani atalardan kalanin reddi ile baslayacaginin ve bir SULTAN yani buyuk bir guc gerektirdigininde
Size katilmadigim nokta ilkelbenlige donme savinizdir
Ego ve id tanimlanip ozumsendikten sonraki asama superegoda yani 3. Duzeyde yasamaktir.
Superegonun yayini tipki id gibi sureklidir
Bu yayindan kelimeler tevrat incil kurandir sozleri sonradan baska id sahiblerince egilip bukultulse dahi ortak yayinin urunleridir
Bence asama ide donmekle degil varligini ve surekli yayinini bilip idi ve egoyu idin fisiltilarini kesfedip ona soz gecirmekle yani superego yayinini yakalamakla ve hakim kilmakla mumkundur
Adem ve insan olma yolunu maalesefki herkes kendi bulmak zorundadir. Bu yol maalesefki araci kabul etmez. Aracilar olsa olsa egolariniz ve onun guclu kalkanlari nedeniyle zihninize
perde olur. Savunma sistemlerini indirip idini baski altinda tutanlara yani kosarak kendisine gelenlere gercek yol gosterilir.
Bu evrede/ bu devinimde/ bu arzda gayb ve ars olan sizden istenen budur..
7 halkali zincir ve her halkada 7 kure
Daha katedecek cok yol var
Bu bu forumdaki son yazimdir. Hayata istiva etmeye ve olmasada ani yasamaya gitmeliyim
Paslicivi ve diger dostlara, ozunden baskasi onunde egilmeyenlere, seytanini degil vicdanini on planda tutanlara, aradigi seyin kendinde oldugunu anlayanlara, insan ve Adem olanlara selam ederim

Demir

paslıçivi
20-06-2011, 05:10
Bu bu forumdaki son yazimdir. Hayata istiva etmeye ve olmasada ani yasamaya gitmeliyim


sevgili ateşvedemir, nereye gidiyorsun yaaa. ben de anda yaşıyorum ve yegane değerli olan yaşamımı gönlümce hiç bir baskı altında olmadan büyük bir çoşkuyla yaşıyorum..

ama bu demek değildir ki, burda yazmaya son verelim.. bu bilince ulaşmış kaç kişi var şu dünyada, bir evrensel-insanımız vardı, yönetimle olan uyumsuzluğu yüzünden şutlandı, benim fırlama veledim düşüngen var, kalpazanlıktan iki satır yazıcam diye elini kaldırmaya üşeniyor, şimdi sen de siteden ayrılıyorsun..

gelin hep beraber bu bilinci burda konuşalım, tartışalım, bir kişiyi bile bu bilince taşıyabilirsek ne mutlu bize, çünkü bu bilince ulaşmış biri kendinden sonraki nesillere bunu aktaracak ve bir kar tanesinin çığa dönüşümü gibi olacaktır bu iş..

bak mevlana, yunusemre gibi özüne kısmen ulaşabilmiş insanlar bile yüzyıllardır anılıyor ve bir çok insana ilham kaynağı olabiliyorlar..

iyiyi, doğruyu, güzeli gösteren yol her zaman başarılı olmaya mahkumdur, bunu unutma.. sen istesende istemesende o yatağını yapar ve akar..

ıd/öze dönme konsuna gelince, hani derler ya -beni bir tek sen anladın ama sen de yanlış anladın, burda cuk oturdu..

ben yazılarımda hep "özbenlik" denilen bir kavramdan, benlik çeşidinden bahsederim, bu özbenlik denen şey; ne id'dir, ne ego, ne de süperego.. bu 3 benlik çeşidi modern/freudçu yaklaşımdır..

özbenlik; modern psikiyatrinin konusu değil, mistiklerin konusudur.. ama son yıllarda "benötesi psikolojisi" içinde yavaş yavaş keşfedilmeye çalışılıyor..

özbenlik dediğim şey kesinlikle ID dediğim şey değildir, zaten senin de bildiğin gibi ID; içimizdeki/özümüzdeki vahşi, egoist, acımasız, merhametsiz hayvandır.. "öze dönmek" derken bunu kastetdiğimi nasıl düşünürsün..

neyse lafı çok uzatmadan bir an önce siteye geri dönüp yazılarına devam etmeni istiyorum, umarım beni kırmazsın.. sen hayatını gene yaşa, burda yazman buna engel değil ki..

sevgiyle..

paslıçivi
20-06-2011, 06:00
sevgili dostlar.. yenidoğanbir canlı tabula rasa dedik ve hiç bir soyutu/düşüncesi/inancı yoktur dedik..

daha sonra ebeveynleri tarafından yaklaşık 3 yaşından itibaren bir takım soyutlar yüklenerek ilk kırılma noktasını yaşar ve ikinci benliğe/egoya geçer dedik..

bu soyut gibi görünen benlik gibi kavramlarının aslında beyin dokusunda somut bir karşılığı var dedik.. ona da konektom dedik.. ve "konektomum neyse ben o'yum" diyoruz..

ve bu ikinci benliğin/egonun oluşumu her insanda çok farklı seyrettiğini
bu işte öncelikle

1- soydan gelen genlerin hakimiyeti olduğunu

2- daha sonra dünyaya geldiği zaman ve coğrafyadaki zihin/benlik yapısına göre şekillendiğini

3- bu benlik giydirme işinde en önemli çevresel faktörün anne/baba(ebeveynler) olduğunu

4- daha sonra çocuğun dış dünyadaki arkadaşları, çevresi, okulda aldığı eğitim/öğretim, çevresindeki ibadethaneler , onlardan çıkan sesler, kitlesel medya araçları, dini bayramlar, ritüeller vs olduğunu

söyleyebiliriz.. işte 3 yaşından itibaren bunlara zorunlu maruz kalan bebeğin konektomu bu endojen(içsel) ve eksojen(dışsal) uyaranlar tarafından oluşur.. ve bu uyaranlar/iletiler bize "göz ve kulak" dediğimiz 2 duyu organımızla ulaşır, gerekli sinirler aracılığı ile beyne ulaşır ve ordaki nöron, sinaps, nörotransmitter ve elektriksel aktivite gibi şeyleri tetikleyerek gelişme ve büyüme çağımızda konektomumuzun temel yapılanmasında görev alırlar..

yetişkin yaşa gelmiş bir insanın beyin nörokimyası(konektomu) artık şekillenmiştir ve kişi o konektomun aktivitesi önderliğinde düşünce, duygulanma gibi soyutları üretir ve bize "işte ben buyum" dedirten ruhsal aygıtı, canlılığı, kimliği/benliği ortaya koyar..

1-ilk belirleyici faktör genomdur(genetik yapı) dedik.. bunu biraz açalım..

bazı insanlar vardır ki; ailesinin ve toplumun ona yüklemeye çalıştığı ikinci benlik unsurlarını kabul etmez.. hani bir insana organ nakli yaparsınız, bunu kabuletmeyip reddeder ya, işte onun gibi bir şey.. siz bebeği istediğiniz kadar dindar, milliyetçi, ahlaklı yetiştirmeye çalışın, o bebeğin genomu bunu reddeder.. dindar(hangi din olduğu hiç önemli değil) bir ailenin çocuğuna bir bakarsınız daha çocukluktan itibaren bunları alamaz, yani hacı hocanın evladıdır ama atesit olmuştur, sonra derler ki -ulen kime çekmiş bu velet, bir dayısı var ateist, maymundan geldiğimize inanıyor, ona çekmiş galiba, baksana maymun gibi inatçı zaten.. ya da aile ateisttir ama velet sürekli dinle uğraşır, dini sorular sormaya başlar, araştırır vs, bir bakarsınız ateist ailenin çocuğu dindar biri olup çıkmış.. gibi..

ya da çocuğun genomu daha az rijittir/katıdır, belli bir yaşa kadar ailenin zihnini/egosunu alır ama ilk fırsatta bu zihinden kendini kurtarır, çünkü giydirilmeye çalışan gömlek bir beden küçük gelmektedir ve sıkar.. çocuk bu gömleği giyemez.. giyse de üstünde sırıtır zaten..

Natan
20-06-2011, 06:10
Paslı civi, siz, e-i, düşüngen farklı bir bilinçte olduğunuzu bizimse hala bazı şeyleri aşamadığımızı söylerken rahatsızlık duymuyor musunuz? Meditasyon yaptığınınız eve bunun sizi bir ölçüde özgürleştirdirdiğini söylediniz. Ben de meditasyon yapıyorum ve bu konularda araştırma içindeyim fakat sizdeki egoy bu sitede az gördüm. Önce söylediklerinizi ve imalarınızı kontrol etmenizi rica ediyorum. not: Konu dışı olduğundan ve var olan konunun kişiselleştirilmemesi adına bir müddet sonra kaldıracağım.

paslıçivi
20-06-2011, 06:23
2- daha sonra dünyaya geldiği zaman ve coğrafyadaki zihin/benlik yapısına göre şekillendiğini

bir çocuk türkiyede dünyaya gelebileceği gibi, israilde, avrupada, japonyada, çinde, rusyada, hindistanda, arabistanda, kutuplarda vs aklınıza gelebilecek her türlü coğrafyada dünaya gelebilir..

bir çocuk M.S. 21. yüzyılda dünyaya gelebileceği gibi 18. yüzyılda, 3. yüzyılda, 1. yüzyılda, M.Ö. 200-1600-6800-15000 yıl önce de dünyaya gelebilir..

işte bu çocuk hangi zaman ve coğrafyada dünyaya geldiyse o toplumun zihnine/egosuna maruz kalır ve konektomu o zihin/ego yönetiminde şekillenir..

burda zihin/ego derken kastettiğim şey; o bölge insanın dini inancı, milliyeti başta olmak üzere diğer tüm soyutlarıdır..

zaten yaşamda kalıp ayaklarının üzerinde durabilmesi için 17-18 yaşlarına kadar ebeveynelrine mahkum/muhtaç/bağımlı bir canlı türü onların egosunu/zihnini kabulenemkten başak bir çaresi var mıdır?

hadi çaresizliğini bir yana bırakın, bunu sorgulayacak araştıracak beyin nörokimyasının olgunluğuna bile sahip değildir henüz..

anlatamaya çalıştığım şey şu..

türkiyede doğan bir çocuk türk ve müslüman olmak zorundadır..

konyada, erzurumda doğan çocuk türk/sünni, tuncelide doğan kürt/alevi olmak zorundadır..

japonyada doğan bir çocuk japon ve budist olmak zorundadır

hindistanda doğan bir çocuk hintli ve hindu olmak zorundadır

israilde doğan bir çocuk yahudi ve musevi olmak zorundadır..

almanyada doğan bir çocuk alman ve hristiyan olmak zorundadır..

eski çağlarda değişik coğrafyalarda doğan çocuk o bölge insanının milli ve dini kimliğini benimsemek ve giymek zorundadır, bundan kaçış yoktur..

herkesin konektomu dünyaya geldiği zaman ve coğrafyada yaşayan ebeveynlerinkinle aynı/eşdeğer olmak zorundadır..

paslıçivi
20-06-2011, 06:37
Paslı civi, siz, e-i, düşüngen farklı bir bilinçte olduğunuzu bizimse hala bazı şeyleri aşamadığımızı söylerken rahatsızlık duymuyor musunuz? Meditasyon yaptığınınız eve bunun sizi bir ölçüde özgürleştirdirdiğini söylediniz. Ben de meditasyon yapıyorum ve bu konularda araştırma içindeyim fakat sizdeki egoy bu sitede az gördüm. Önce söylediklerinizi ve imalarınızı kontrol etmenizi rica ediyorum. not: Konu dışı olduğundan ve var olan konunun kişiselleştirilmemesi adına bir müddet sonra kaldıracağım.


sevgili Natan..

ne siz materyalistleri ne de idealistleri aşağılamadığımı, ötekileştirmediğimi, benim için "insandan öte" kavramların değil "insanın kendisi" olduğunu defalarca yazdım söyledim.. benim düşüngene sevgim saygım ne kadarsa, sana, gegaya, talak4'e kerbelosa, teizm düzeyinde yaşayan tüm dostlarıma olan sevgim saygım aynı derecededir.. bunu yazılarımdakiifadelerden anlamış olman gerekiyor..

bu sitede bazı insanların bana ister siteden ister özelden yaptığı hakaretler karşısında hiç bir zaman tavrım değişmez ve değişmeyecektir..

çünkü sizin geçtiğiniz bu yollardan ben de geçtim diyorum..

ama tüm bu ifadelerime rağmen senin ve diğer arkadaşların bu düşünce yapısını yine çok iyi anlıyorum..

ego işte böyle bir zehirdir.. ne söylersen söyle, nasıl davranırsan davran o kalkanlarını kaldırır ve savunma/saldırıya geçer.. ille de "ben" der..

neyse çok uzatmak istemiyorum ama bu söylemlerimden sadece sizin değil tüm idealistlerin de rahatsız olduğunu/olacağını zaten belirtiyorum sık sık.. bundan kaçış yok, zihinde yaşamanın gereğidir zaten bu..

şayet yazılarımdan ciddi rahatsızlık duyuyorsunuz, hemen üyeliğimi sonlandırabilirsiniz.. başka bir nick altında girmeyeceğimi de farkındasınızdır zaten..

benim için kesinlikle bir dargınlık ve küskünlük meselesi olmaz..

ben yine de sizi karşılıksız sevmeye devam ederim, bundan emin olabilirsiniz.. çünkü ulaştığım bilincin bana zorladığı/dayattığı tutum ve davranış şekli bu..

bugünlük bu kadar yeter.. sevgiyle kalın..

paslıçivi
20-06-2011, 08:13
bugünlük bu kadar yeter dedim ama bir şey daha yazmak istiyorum..

benim burdaki yazılarımdan nasıl nonteistler benimle empati kuramayıp rahatsızlık duyuyorsa,

nonteistlerin bu sitede başta islam olmak üzere dini inançları yanlışlama, hakaret, dalga geçme konusundaki teistlerin empatisizliğini ve bu siteden nasıl nefret edip hackleyip yoketmeye çalıştıkları konusunda biraz kendinize pay çıkarmanızı istiyorum..

teizm düzeyindekiler de egoda/zihinde, nonteizm düzeyindekiler de egoda/zihinde yaşayan bilinaçıklığı düzeyi insanlardır.. bu bilinaçıklığında yaşamak zaten insanoğlunu biribirine düşman kılar..

teistler nontesitlerden, nontesitler de teistlerden nefret eder, hepsi biribirini yanlışlamak, aşağılamak, alay etmek için fırsat kollar.. çünkü kendi bildikleri zanneetikleri şeyin bir gerçeklik değil az-çok rüya olduğunun farkındadırlar.. o yüzden herkes kendi rüyasının dışındaki rüyları deklare edip ortaya koyan insanlara karşıdırlar ve onları yoketmeye, bu dünyadan kaldırmaya kalkarlar..

ama bir balonun gerçekliği bir çiviyle karşılaşana kadardır..

şimdi sen burda hala benim egomun ne kadar fazla olduğunu dile getireceksin..

egonun ne olduğunu anlaman için ondan kurtulman gerekir..

sana doğduğun andan itibaren gözüne takılan güneş gözlüğünü, suratından çıkarıp eline almadığın sürece o gözlüğün farkında bile olamazsın..

zannedersin ki; gözüne yansıyan varlık alemi hep böyle hafif gölgeli bir şey..

o gözlük suratından düşmediği sürece ne aydınlığa kavuşursun ne de o güneş gözlüğünün farkındalığına..

sağlıklı ve güzel bir hafta dilerim herkese..

Natan
20-06-2011, 20:12
Çok değerli paslıcivi;

Seni istemediğimizi yada sevmediğimizi düşünme lütfen. Çünkü böyle bir şey söz konusu değil. Fakat benim eleştirdiğim senin alışmış olduğumuz ima ve ithamların. Sen hala bizi uyku mahmurluğunda görüyor ve bu şekilde forumda dile getiriyorsun.

Düşüncelerine saygı duyuyorum fakat olgulardan bahsedelim. Kimse birilerinin demesine göre aydın yada uyku mahmurluğu içerisinde değildir. Bilgi birikimi ve kavramların, olguların yada olayların algılayışı iddalara göre şekillenmez.

İstersen bunu uygun bir başlıkta konuşalım. Aydınlık, ego, bilinç- zihin denklemini felan. Cuma günü yeterince zamanım olucak. Sen de eğer istersen fırsat bulduğunda katılırsın.

saygılarımla

ereninthenature
20-06-2011, 20:36
sevgili paslıçivi;

sadece şakaydı söylediklerim.büyük ihtimal hiç kimseye zarar vermemişsinizdir:)

ben matrix'te yaşayan öylesine bir yazılımım işte olur öyle hatalarım.

atesvedemir
21-06-2011, 01:08
Mutsuzdum,kızmıştım,küsmüştüm. Birine/birilerine değil kendimeymiş küskünlüğüm.
Ben egomu hallettim diye boşuna debelenmişim. Oysa egom daha derinlere inmiş ve daha sinsi savunma mekanizmaları ile sahtelikte yine beni avutuyormuş.

Gözlerimi kapadım ve içime baktım. Farkettim. Mutsuzluğumun, can sıkıntımın, gidip gelmelerimin, endişemin kaynağı yine benmişim. Uyutulmuşum sadece hemde kendim tarafından.

Alçakgönüllü olmaya çalışarak aslında alt seviyelere inen, yine kendini çok iyi gizleyen ve çok iyi bir defans yapan kendi egommuş. Kendi etrafıma yine sinsice duvarlar inşaa etmişim de haberim bile olmamış.

Yüzlerce binlerce insana yardım eden, onlara doğruları!! gösteren büyük yardımcı, büyük gurur, efendi olmak değilmiş doğru olan, ben o yüzlerce binlerce insana zarar veriyormuşum. Onlara gösterdiğim şeyde aslında daha derinlerde yatan yine kendi egommuş. Ben hala egoistmişim de ruhum bile duymamış.

Toplumsal kabul için yine kendi doğrularımı öne sürmüşüm de reddedilince haraplanan yine kendi egom olmuş. Kabuktan merkeze göçe başlamışım ama sadece daha derine inmişim. Daha sinsi ve kurnaz bir kalkanla çevrelenmişim.

Egomu sarsan arkadaşa ne kadar teşekkür etsem azmış. Oysa ne kızmıştım ona. Aslında hayata istiva etmeye gitmek kaçmakmış, yine kendi kendimin bana oyunuymuş, hayatın zaten içinde ve sahteliğinde yaşıyormuşum.

Ben gözlüğü daha yeni mi çıkardım yoksa bu da egosal bir alt katmanın işimi bilemiyorum. Söylesene paslıçivi bunu anlayacak kişi yine ben miyim? Bana gözü gösterebilir misin? Yoksa buda kendimin bulabileceği birşey mi?

Demirken ateşle erimek bumu? Öze yolculuk...Sarsıntılı, savuran, oradan oraya atan...Demir ne kadar dayanıklıymış ateşe, ne zor eriyormuş...

xcan
21-06-2011, 01:39
Mutlak varlık inancını taaaa buralara getiren egolara bende karşıyım.Mutlak varlık şudur yada budur diyenlere neye göre dendiğinde düşünceme göre diye yanıtlar Burada hemen Kant devreye girer (Düşünüyorum o halde varım)
Bu bakış ise gerçeğin ters çevrilmeridir Gerçek ise var olduğumuz için düşünüyoruz
Düşündüğümüz için bir mutlak varlık icat ederiz oysa hiç birşey biz düşündüğümüz için yoktur Bizler varolan üzerine düşüncelerimizi ortaya koyarız.
Biraz uzun oldu fakat .
Ne olduğu ,ve hatta olup olmadığı bile belli olmayan bir mutlak varlık.Ne kimyada ne fizikte nede bilimin hiç bir alanında hesaba katılmaz .Zaten önemide yoktur.İnsanlar geliştirecek şeyler ortaya koymalıdır.Bizler insanız öyle yada böyle varız ve aklımız var .Ego kılıfına sığınıp hayatın önümüze koyduğu sorunlara arkamızı dönemeyiz .Ülkemiz çok tehlikeli bir sürece girmişken Bu gün arap ülkelerindeki yangın ufkumuzda iken.Parçalama projeleri hayata geçmişken Kardeş kavgası tavan yapmışken Din ve meshep çatışmaları önümüze konmuşken .Tüm kitler yok pahasına satılmışken .
Halk korku krizine girmiş sağlıklı karar veremezken.Şeriat kapıdayken biraz ,sadece biraz yüreğiniz varsa uyduruk tartışmalarda enerjilerinizi tüketmeyin .
Ne yapılabilir konusunda yoğunlaşın.Konektom eğo ,belki çok önemli konular olabilir .fakat bu gün bunları öne çıkarıp tatmin olmak sadece aydın mastrubasyonu olabilir.Yapmayın bunu arkadaşlarım .Mutlak varlık bizi uyandırsın diye beklemek mutlak köleliğe giden bir süreçtir ve bu süreç hepimizi ve konektomlarımızda dahil yok edecek bir sürectir.

paslıçivi
21-06-2011, 07:10
3- bu benlik giydirme işinde en önemli çevresel faktörün anne/baba(ebeveynler) olduğunu

bir bebek hangi zaman coğrafyada dünyaya gelirse gelsin, hangi genoma sahip olursa olsun, dış dünyayı yani varlık alemini ilk önce onu büyüten anne babasından öğrenir, tabi bu bir büyükanne veya akraba da olabilir, anne/baba zorunlu olarak ayrı/ölü olabilir..

bebek doğup da "ben varım" diyene kadar yaklaşık bir 3 yıl geçer zaten demiştik, bu ilk 3 yıl bebek ne varlık aleminden ne de kendi varlığından habersiz, saf ve saftirik bir bilinç olarak vardır sadece, salak salak etrafına bakar ama niye baktığının bile farkında değildir, doğuştan gelen ilkelbenliğiyle sadece yaşamda kalmak için primer ihtiyaçları(beslenme barınma) için ağlayıp zırlayan bir veletten başka bir şey değildir..

3 yaşından sonra yavaş yavaş beyin nörokimyası olgunlaşıp "ben varım, varlık alemi var" demeye başlar, 5 duyusuna ve dolayısyla beynindeki bilincine yansıyan varlık alemi onda sürekli "!?" oluşturur..

"!?" merak dürtüsüdür ve varoluşsal gelen bir donanımdır.. 5 duyusu ve duyuların beyne ilettiği sinirleri aracılığıyla bilincine yansıyan herşeyi görmek, duymak, tatmak, dokunmak, koklamak, ister.. yani hem kendi varlığını hem varlık alemini "birinci elden" öğrenmeye, tanımaya ve keşfetmeye başlar..

birinci elden varlık alemini keşfederken varlıkların bir sıfatı yoktur, yani bu güzel, çirkin, iyi, kötü, ahlaklı, şerefsiz, korkunç, büyük, sıcak soğuk, lezzetli vs gibi sıfatları bilmez.. o sadece 5 duyusuyla deneyimler ve beyninde oluşan reaksiyonlar onda yavaş yavaş bir konektom oluşumunun ilk yapı taşlarını oluşturmaya başlar..

işte bu aşamada bu bebeği bu dünyadan alıp soyut dünyada yaşayan insanoğlu türüyle karşılaştırmadan vahşi bir ortama bırakırsanız onun olacağı şey insan değil sadece bir hayvandır.. çünkü insan dediğimiz canlı türü insanlığı kendi türünün atalarından öğrenir.. bir bebek insanoğlu atalarından uzak yetirştirilirse ne soyut kavramlardan haberi olur ne de diğer tüm şeylerden.. o sadece varoluşsal gelen merak, çoşku, ve yaşamda kalıp soyunu devam ettiren ilkelbenlik eşliğinde bir hayvan gibi yaşar ve ölüp gider..

yani özü bir bir hayvan olan insanoğlunu, insan yapan yine kendi insanoğlu olan atalarıdır..

insanoğlu türünün arasında büyümeye devam eden bu yavru anne babasının varlığının farkına varır, onlar bir takım sesler(konuşma) çıkarmaktadır ve onunla iletişim kurmaya çalışamaktadır.. ilk zamanlar bu sesler onun için hiç bir şey ifade etmez, sadece kendisiyle ilgilendiği için masumca ve salakça güler.. ama nörokimya gelişip olgunlaştıkça çıkarılan sesler ile varlık alemi arasında bir bağ olduğunu keşfetmeye başlar.. mesela kendisine adıyla hitap edilmektedir ama adı olan bu sesin ne olduğunu ilk başlarda ne olduğunu kavrayamaz, zaman içerisnde bu sesin kendi varlığını ifade ettiğini öğrenmeye başlar ama henüz bir benlik oluşmadığı için, fotoğrafta ya da aynada kendisini gördüğünde "ben" diyemez, adını söyler..

küçük çocuklara dikkat edin, fotoğrafta, aynada ya da çekilen bir videoda kendisini gördüğünde "aaa bu benim" demez, diyemez, adı neyse onu söyler.. henüz "ben" kavramı gelişip oturmamıştır çünkü..

işte bu yaramaz veled artık anne babasının eşliğinde bu çıkarılan sesleri(konuşma) ve bu seslerin varlık aleminde neleri ifade etiğini yavaş yavaş öğrenmeye başlar, konektom oluşumu devam etmektedir yani.. dışardan 5 duyusuyla aldığı her uyaran ilgili sinirlerle beyin dokusuna taşınıp orda yer etmeye ve yapı taşlarını oluşturmaya devam eder..

vücudumuzda bir tek sinir sistemimiz(beyin) dokusu soyut kavramlardan etkilenerek yapılanır, diğer bütün doku ve organlarımız soyut değil genler ve somut/fiziksel uyaranlar eşliğinde şekillenip yapılanır..

yani bir böbrek, akciğer, deri, kalp, kas iskelet sistemi, sindirim sitemi vs gibi doku ve organlarımızın hücresel, histolojik, fizyolojik, kimyasal yapılanması tamamen genetik ve dışardan gelen somut/fiziksel uyaranlar eşliğinde yapılanırken, sinir sistemimiz yani beyin dokusu tüm bunlara ilaveten bir de soyut(madde/fiziksel olmayan) uyaranlar eşliğinde hücresel bazda şekillenip yapılanır ki biz buna konektom diyoruz..

bebeğin yaşı büyüdükçe bu seslerin ne olduğu, varlık aleminde neleri ifade ettiğini yavaş yavaş öğrenir.. anne baba kelimelerinin anlamını ve hangi maddesel varlığı ifade ettiğini öğrenir ilk önce.. ve onun ilkel benliğinin ihtiyaçlarını karşıladığı için bu 2 canlıyla duygusal bir bağ(sevgi güven) gelişmeye başlar.. bu 2 canlı ona zarar vermemekte aksine onun tüm ihtiyaçalrını karşılamkatdır ve onun yaşamda kalması için herşeyi yapmaktadır..

şimdiye kadar "birinci elden" varlık alemini keşfetme işine artık bu 2 canlı da(anne baba) dahil edilebilir hale gelmiştir, çünkü gerekli güven sağlanmıştır.. ve çocuğun konuşma dediğimiz kelimelere anlam yüklenmesini öğrenmesiyle birlikte bitmez tükenmez usandırıcı bezdirici sorular başlar :) çocuk büyütenler bilir, peygamber sabrı lazımdır o kadar çok saçma sapan soruya cevap verebilmek için, çoğu kez geçiştiririz zaten :)

"bu ne, bu niye böyle, bu nasıl oluyor, şu ne, bu kim" bu sorular bitmez, adamı canından bezdirir..

işte bu aşamada "birinci el" yavaş ve gizlice terkedilip "ikinci elden" varlık alemi keşfedilme dönemi başlar.. ve insanoğlunun "ilk kırılma noktası" da burda başlar.. artık kendinden/özünden çalınmaya hazırdır, kendine yabancılaşma, özünü kaybetme senaryosu başlamıştır.. artık varlık alemini kendi değil anne/baba dediği ve çok sevip güvendiği insanlardan yani ikinci elden öğrenip keşfetmeye başlar.. ama ne bebek ne de anne baba bu güvenilen dağlara karlar yağdığından habersizdir.. çünkü anne/baba dediğimiz kişiler de aynı senaryonun ürünleridir, onlar da kendi atalarının uyutulmuş, kendine yabancılaştırılmış birer türevleridir.. işte insanoğlunun binlerce yıldır nesilden nesile süren bu kendine yabancılaşması bu şekilde başlamış ve asırlardır devam etmektedir..

bebeğin anne babadan ilk öğrendiği şeyler varlık aleminin somut/maddesel cisimleri üzerinedir, yani evde, sokakta, televizyonda ve çevresinde gördüğü her somut madde hakında soru sormaya başlar.. bunların adlarını, ne işe yaradıklarını vs öğrenmeye başlar..

ama iş sadece somutla kalsa iyi, beyin dokusu gelişmye devam etmektedir ve soyut kavramlar da merak edilip öğrenilmeye başlandığı anda işte orda "EGO" dediğimiz ikinci benliğin temeli atılmaya başalnır.. somut varlıkları öğrenme halen çocuğu birinci benlikte yani ilkel benlikte yaşatırken soyut varlıkların devreye girmesiyle ikinci benliğe geçiliyor demektir..

çünkü artık çocuk, din, tanrı, ibadethane, onlardan çıkan sesler, milli bayramlar, vatan, bayrak, ahlak doğru yanlış gibi kavramları da görüp duymakta ve merak etmektedir.. bunları artık birinci elden öğrenmesi imkansızıdır, çünkü sahip olduğu 5 duyusu bunlara bir anlam/içerik veremez.. bir bayrağa, kutsal metne, vatan haritasına, ibadethaneye, ezana, çana vs bakarak elleyerek, duyarak, tadarak bunların ne anlama geldiğini kavrayamaz..

işte bu anda ikinci ele(anne baba) başvurur.. tüm bunlar nedir, ne anlama gelmektedir, ne işe yararlar, bunlar niçin vardır, insanlar bunlarla ne yapar gibi sorular başlar.. çocuk bu soruları aktif olarak sormasa bile anne/baba tarafından pasif olarak bu değerlerin ne olduğu ne işe yaradığı vs yavaş yavaş çocuğun o gelişmekte olan konektomuna aktarılır..

peki anna/baba burda ne aktarır çocuğa?

o da kendi zaman ve coğrafyasının atalarından ne öğrendiyse onu aktarır.. japonya da doğan bir bebeğe allahtan kurandan cennet cehenenmden, camiden, ezandan, türk milletinin ve vatanın ne kadar kutsal yüce olduğundan değil..

Budha'dan, sutralardan, budist tapınaklardan, ölüm sonrası yeniden doğumlardan(reenkarnasyon), japoan halkının ve vatanının kutsallığından kendi yöresel ahlaki yapıdan vs bahsedilir..

tüm dünya çocukları aynen bu şekilde yetirşir ve konektom ona göre hücresel, fizyolojik, kimyasal yapılanma içine girer..


sonra da harun yahya çıkar budizme inanan insanların öbür dünyada cehennemde yanacağından bahseder :) (harun yahya'yı eleştirmiyorum çünkü o derin uykusunda bunları sayıklaması çok normal, sadece varoluşun kendisine verdiği rolü oynuyor, herkesin yaptığı gibi, başka bir şey değil)

çok uzattım, mola..

bu arada beni kırmayan ateşvedemire, topiğe katkıda bulunan arkadaşlara çok teşşekür ediyorum..

sevgili Natan seni anlıyorum, neyse zaman içerisinde ne demek istediğim çok daha iyi kavranacaktır.. tüm çabamın materyalistinden idealistine yani tüm dünya insanlığının hayrına olduğunu bilmen benim için şimdilik yeterli..

insanoğlu türü ve bireyi olarak hep beraber el ele verirsek aramızdaki binlerce yıldır süren bu anlamsız savaşa çatışmaya son verirsek cenneti bu dünyda kendi elimizde kurarız, yeter ki o derin uykudan uyanalım ve isteyelim..

"insanoğlu" türü değil "insan" olmaya gayret gösterelim..

ulaştığım bilinçte şunu söyleyebilirim, korkacak çekinecek hiç bir şey yok, bizler varoluşun(mutlak 1) derin uykuda rüya gören vazgeçilmez bir bütünün parçacıklarıyız sadece, parçacık kelimesini anlaşılabilir olması dolasıyla söylüyorum, aslında parçacık falan yok, ortada "mutlak 1" den başka bir şey yok, biz insanoğlu sadece bu mutlak1' in birer aynası yani yansıtıcısıyız..

yüreğinizden sevgi eksik olmasın, bugünlük pil bitti...

atesvedemir
22-06-2011, 20:02
ulaştığım bilinçte şunu söyleyebilirim, korkacak çekinecek hiç bir şey yok, bizler varoluşun(mutlak 1) derin uykuda rüya gören vazgeçilmez bir bütünün parçacıklarıyız sadece, parçacık kelimesini anlaşılabilir olması dolasıyla söylüyorum, aslında parçacık falan yok, ortada "mutlak 1" den başka bir şey yok, biz insanoğlu sadece bu mutlak1' in birer aynası yani yansıtıcısıyız..
Sayın paslıçivi
Siz aslında ortada parçacık falan yok derken şunu anlamlandıramıyorum:
Ben kimim, neyim? Siz kimsiniz, nesiniz?
Madem hepsi mutlak 1, neden bu kadar farklı düşünüyoruz, farklı yaşıyoruz? 7 milyar farklı aynada 7 milyar farklı ve etkileşimli bir düş mü bizimkisi, görenin tek olduğu?
Bu kadar farklı (aslında olmayan) parçacık (ayna) olması istenen birşey mi? Yoksa spontanemi?
Parçacıklar arasında parçacıkların (aynaların) seçim şansının olmadığı bu kadar farklılığın bulunması bunun bilerek istendiğini mi gösteriyor? Bir zorlamamı var? O halde davranışlarımdan nasıl olurda sorumlu olurum?

Derin rüya algınıza aynen katılıyorum. Hatta derin rüya algısı kanıtı olarak zamanda an kavramının yokluğunu öne sürüyorum. Şöyleki;
Zaman kavramı anlardan oluşur, ancak 2 an arasında yine sonsuz sayıda an vardır. Yani zamanda şimdiki zaman yoktur, zaman ya geçmiştir yada gelecektir, şimdiki zaman ise hiç yoktur. 2 an arası anların sayısı sonsuza giderken bizim onu yaşanmış saymamız bana sanki bir duvarın önündeymişim hissi veriyor. Zamanı gerçekliğin önündeki bir duvara benzetiyorum. Dünya dönmese idi ve hiç yaşlanmasa ve ölmese idik zamanın ne önemi kalırdı?

Derin rüya algısında açıklayamadığım şeyler var:
1. si çok parçacıklı yani çok aynalı, çok sahneli, etkileşimin ön planda olduğu öğrenmenin rüya görene ne katkısı var? (Öğrenmenin temel unsur olduğunu düşünüyorum)
2. si rüyayı gören ne? Ben neyim? Ben aslında yok muyum? Peki bunu yazan ve sizinle etkileşen parçacık, ayna ben neden varım?

Söylesene dostum senin ulaştığın bilince göre sen nesin? Ben neyim?
Bir bilinç olarak bizler neyiz?
Yazdıklarım herhangi birine saçma yada halüsinatif gelebilir. İçtiğimin aynısını sormazsınız umarım :) İsterseniz yollarım :)

paslıçivi
23-06-2011, 05:44
Sayın paslıçivi
Siz aslında ortada parçacık falan yok derken şunu anlamlandıramıyorum:
Ben kimim, neyim? Siz kimsiniz, nesiniz?
Madem hepsi mutlak 1, neden bu kadar farklı düşünüyoruz, farklı yaşıyoruz? 7 milyar farklı aynada 7 milyar farklı ve etkileşimli bir düş mü bizimkisi, görenin tek olduğu?
Bu kadar farklı (aslında olmayan) parçacık (ayna) olması istenen birşey mi? Yoksa spontanemi?
Parçacıklar arasında parçacıkların (aynaların) seçim şansının olmadığı bu kadar farklılığın bulunması bunun bilerek istendiğini mi gösteriyor? Bir zorlamamı var? O halde davranışlarımdan nasıl olurda sorumlu olurum?



değerli dostum ateşvedemir.. tekrar yazdığını görmek güzel, teşekkürler..

şimdi en baştan şunu söyliyeyim;

varoluş/varlık alemi/evren;

bir gizemdir,
bir sırdır,
bir bilenemezdir,
bir gaybdır..

yani insanoğlunun da dahil olduğu bu "mutlak1" insanoğlunun 5 duyusu, sahip olduğu bilim ve bilinci ile

-sınanabilinir
-gözlenlenebilinir
-tekrarlanabilinir
-evrensel onay almış

özellikleriyle "bir bütün" olarak ortaya konamaz.. yani insanoğlu bilincine yansıyan evreni/varlık alemini "bilmek" eylemi içinde olamaz..

o yüzden varlık alemi insanoğlu için bir "sır/gizem/bilinemez/gayb" olarak kalmaya mahkumdur..

ama insanoğlu o doğduğundaki saf/arı bilinciyle kalamadığı için bu bilinemezliği farkedip, kabullenip deklare edemez.. bir insanın "varlık alemi bir sırdır" deyip kabullenebilmesi için tekrar o bebekliğindeki safbilinç yani "zihinsizlik/zihniyetsizlik/egosuzluk" dönemine geri dönmesi lazımdır..

bir bebek kendisine bir zihin/ego yüklenene kadar varlık alemini bilmediğinin farkındadır, o yüzden din, tanrı, ölüm sonrası gibi soyut/zihin soruların hiç birine cevap veremez.. bilmiyordur çünkü.. yani tarafsızdır, idealist ya da materyalist değildir..

bütün fırtına bu çocuğa bir zihin yüklendikten sonra kopar.. ve doğuştan gelen genom ve yüklenen zihne göre o çocuk yetişkin hale geldikten sonra ya materyalizm ya da idealizmin yüzlerce alt fraksiyondan birine tutunup yaşamak zorunda kalır..

şimdi tüm bunlardan sonra yani varlık aleminin gizemini keşfettikten sonra senin yukarıda sorduğun sorulara verilecek her cevap "bilgi/bilmek" değil sadece "tez/hipotez/olasılık/öğreti" düzeyinde olacaktır..

senin bu sorduğun sorulara ben başka cevap veririm, bir başkası değişik bir cevap verir, bir başkası çok değişik bir cevap verebilir.. hatta günümüzde 7 milyar insan yaşıyorsa 7 milyar çeşit cevap alman olasıdır.. ama dediğim gibi sana verilen her cevap insanoğlunun ulaştığı bilinçaçıklığı oranında çok farklı olacaktır ve verilen hiçbir cevap

gözlemlenebilir
sınanabilinir
tekrarlanabilinir
evrensel onay almış

özelliklerini taşımayacaktır.. yani senin sorduğun bu soruların cevabını sana bu dünyda hiç kimse(peygamberler dahil :) ) "bilgi/bilmek" düzeyinde veremeyecektir..

peki ne yapacaktır insanoğlu? işkembei kübradan ulaştığı bilinç oranında bol keseden sallayacaktır.. ve bunu sallarken sana vereceği cevabın bir "öğreti/olasılık/inanç" olarak değil kendisi "bildiğini zannettiği" için sana kendinden çok emin bir şekilde yani "bilgi/bilmek" düzeyindeymiş gibi aktaracaktır..

o yüzden insanlık tarihinde özüne ulaşıp üst/safbilince ulaşmış insanların benlik tatmini çok zordur, hani halk arasında ego denen ve aslında gerçek/bilimsel anlamında kullanılmayan bir terim varya(kendini beğenmenin verdiği tatmin olayı), işte bu özüne ulaşıp üstbilince ulaşan insanlarda halk ağzıyla ego zirvededir.. bu insanlar dünyevi mal, mülk, iktidar, güç vs gibi şeylerle tatmin olmaları imkansızdır..

onlar tüm insanlığa, tüm evrene hükmetmek, onları peşinden sürükleyerek tatmin olmak isterler.. batının peygamberleri, doğunun mistikleri dediğimiz insanlar işte bunlardır, o özbenliğini tatmin etmek ve insanlığı etkileyip peşinden sürüklemek ve tatmin olmak için kendilerini tanrı, tanrının oğlu, kainatın efendisi vs olarak lanse ederek yani tanrısal gücü kullanarak tatmin olabilmişlerdir ancak.. bunlar içinde en takdir ettiğim kişi Budha dır.. bir tek o tanrı kavramını ve tanrısal gücü kullanmayıp kendinden sonra gelen nesile çok güzel bir zihin/din miras bırakmıştır..

ama işin bir de şu boyutu var.. kendi zaman ve coğrafyasında bir din/zihin imal eden kişilerin oluşturdukları bu din kendi yaşadığı şartların özelliklerine göre şekillenmek zorunda kalmıştır..

Musa kendisi peygamberlikten önce cinayet işlemiş biridir.. firavunun köle, ikinci sınıf insan, itilmiş kakılmış bir grup olan israiloğullarını o durumdan kurtarmak için aydınlandığında aşırı şiddet yanlısı bir kutsal öğreti oluşturmuştur, tevratı okursan kanın donar.. Muhhammed de yine kendi zaman coğrafyasında insan köleliliği ve yenidoğan bebeklerin ebeveynleri tarafından öldürüldüğü bir dönemde aydınlamıştır ve çevresinde kendisine karşı çok fazla insan olduğu için ve yetim büyüyüp itilip kakıldığı için aydınlanması o yönde şekillenmiştir.. ordusunu kurup, eline kılıcını alıp zihnini zorla yaymıştır ve kuranda yetimler hakkında çok fazla ayet vardır.. gibi..

tüm bunlardan sonra benim sana vereceğim cevaplar benim kişisel ulaştığım bilicin sonuçlarıdır yani ancak bir öğreti/tez niteliğindedir, asla "mutlak bir gerçeklik" olamaz, çünkü sana vereceğim hiç bir cevap;

gözlemlenebilir
sınanabilinir
tekrarlanabilinir
evrensel onay almış

özelliklerini taşımayacaktır..

o yüzden sana vereceğim cevapların aslında sadece benim kişisel bilincim olup sadece beni bağlayacının farkındalığıyla okumanı istiyorum..

mola.. :)

paslıçivi
23-06-2011, 06:34
Siz aslında ortada parçacık falan yok derken şunu anlamlandıramıyorum:
Ben kimim, neyim? Siz kimsiniz, nesiniz?


varlık alemine anlam/içerik veren tek canlı türü insanoğludur.. o yüzden bu sorunun "mutlak doğru/gerçek" cevabı yoktur yani bilinemez.. sen kendine "ben kimim, siz keimsiniz, nesiniz?" diye sorduğunda ne cevap veriyorsan sen ve ben "O" yuzdur.. çünkü bu soruyu soracak ve cevap verebilecek başka bir canlı türü veya bilinç yoktur henüz.. soruyu da biz insanoğlu sorarız, cevabı veren de yine aynı taraftır yani insanoğlunun kendisidir..

Madem hepsi mutlak 1, neden bu kadar farklı düşünüyoruz, farklı yaşıyoruz? 7 milyar farklı aynada 7 milyar farklı ve etkileşimli bir düş mü bizimkisi, görenin tek olduğu?
Bu kadar farklı (aslında olmayan) parçacık (ayna) olması istenen birşey mi? Yoksa spontanemi?
Parçacıklar arasında parçacıkların (aynaların) seçim şansının olmadığı bu kadar farklılığın bulunması bunun bilerek istendiğini mi gösteriyor? Bir zorlamamı var? O halde davranışlarımdan nasıl olurda sorumlu olurum?


benim ulaştığım kişisel bilincimde insanoğlunun 2 boyutu var..

1.düşünce ve inanç dediğimiz soyut yönümüz

2.tutum ve davranış dediğimiz fiziksel eylemlerimiz..

Birinci maddeyi yani düşünce ve inancı beyin dokumuzun nörokimyası(konektom) şekillendirip ortaya koyuyor.. ve beyin nörokimyamızın nasıl şekilleneceğine biz kendimiz değil, en başta genetik kod, anne/baba olmak üzere dünyaya geldiğimiz zamansal ve coğrafi zihin, yani tamamen çevresel dış faktörler etkili..

ve ikinci madde dediğim tutum ve davranışlar bu birinci maddenin türevidir, devamıdır.. yani konektomumuzun oluşturduğu soyut/ruhsal kimliğimizin dışa eylemsel/somutsal yansımasıdır.. işte biz buna tutum ve davranışlar diyoruz..

burda da görebileceğin gibi sen sadece davranışlarından değil düşünce ve inançlarından dahi sorumlu tutulamazsın.. çünkü sen ve senin özgür iraden diye bir şey yok.. tamamen varoluşun/mutlak 1' in içdinamikleri ve iradesi hakim.. sen sadece bu mutlak1/bütünün içinde gözünü açıp nefes alabilmiş ve tamamen senin iradenden bağımsız oluşmuş bir "konektomun robotu/kölesi" olarak sana verilen bilinç/ayna olarak bir yansıtıcısın sadece..

bir insanın bir bebeğe tecavüz etmesiyle, bir insanın tüm dünya insanlığına iyi hizmet etmesi arasında hiç bir fark yoktur.. ve islamın kurucusu Muhammed bunu çok güzel dile getirmiştir.. Muhammed ulaştığı mutlak1/insanüstü iradeye;

ALLAH demiştir ve herşey O'ndan gelmektedir, iyilik de kötülük de ondandır, O izin vermediği sürece imana gelemezsiniz, kalbiniz mühürlenmiştir, herşey O'nun gücü ve iradesindedir, O isteseydi sizi imana getirirdi..

gibi edebi bir lisan kullanmıştır..

ama dediğim gibi insanoğlunun sahip olduğu ID/ilkel benliğinin tımar etmenin tek yolunun da ölüm sonrası yaşamlardaki cennet/cehennem gibi ödül/ceza gibi hiçbir zaman deneyimlenmeyen bir zihinle tımarlanabileceğini farketmiştir biridir..

o yüzden kuran'ı okuyan biri bu çelişkiyi/espriyi bir türlü algılayamaz.. ya der

-hem herşey O'nun iradesinde, hem de bizi bu dünyadaki düşünce, inanç ve davranışlarımız yüzünden ölüm sonrası yaşamlarda/ahirette yargılıyor..

bu ne perhiz bu ne lahana turşusu..

bunu zihinde yaşayan ateisti de /inanırı da algılayamaz, biri karşı çıkıp eleştirir, diğeri aklınca bir kılıf bulup uydurmaya/kendine yedirmeye çalışır..

bunu algılayabilmesi için o zihinden/perdeden arınıp varlık alemiyle direk "birinci elden safbilinciyle" irtibat kurması(okuması) yani varoluşla bir bütünlük haline gelmesi gerekmektedir..

paslıçivi
23-06-2011, 08:05
yazılarımın en azından beni okuyanlar tarafından daha iyi anlaşılabilir olması için, sık sık kullandığım "benlik, bilinç ve tatmin" kavramlarına biraz açıklık getirmek istiyorum..

varlık alemindeki fiziksel/maddesel/somut olarak "var" dediğimiz parçalar genel olarak ikiye ayrılır..

1.canlı 2.cansız

bu sınflamayı yaparken şimdilik bitki dediğimiz varlıkları işin içine katmadan tekrar ikiye ayırıyorum..

1. hayvanlar 2.cansız

hayvanları da kendi içinde ikiye ayrıyorum.

1.hayvan 2.insanoğlu

genel tablo şöyle yani

A-YOKLUK/HİÇLİK ALEMİ(henüz deneyimlemediğimiz bir durum)

B-VARLIK ALEMİ/EVREN/VAROLUŞ
1)canlı varlıklar
a-insan yani evrimleşmiş bilinç
b-hayvan yani evrimleşememiş bilinç
c-bitkiler yani henüz güdük kalmış bilinç(tohum)
2)cansız varlıklar
a-katı
b-sıvı
c-gaz

hepimizin ampirik/kabaca hemfikir olduğu bir sınıflamadır bu..

şimdi konumuzun özü ve gereği olarak bizi ilgilendiren kısım canlı varlıklardan kendi iradesiyle yeryüzünde mekan değiştirebilen bir "hareketlilik/eylem" içinde olan "insanoğlu ve hayvan" dediğimiz kısım..

B / 1) / b- hayvanlar:

yeryüzü kabuğunda kendi iradeleriyle yer değiştirebilen hareketli fiziksel/somut maddelerdir, biz bunlara canlı diyoruz ve genel adı hayvandır..

varoluşsal olarak "canlı" varolular/doğarlar.. onlara bu canlılığı veren şey bir benlik sahibi olmalarıdır.. insanoğlu buna

-ilkelbenlik
-altbenlik
-ID
-nefs

demiştir.. bir hayvan yavrusu dünyaya ilk gözlerini açtığında bu benlik vasıyasıyla canlılık özelliği kazanır..

bu benliğin özellikleri..

-yaşamda kalmak ve soyunu devam ettirmekle güdülenmiştir
-tek derdi/amacı bu güdülenme için beslenme, barınma ve korunma gibi temel/primer ihtiyaçlarının giderilmesidir(tatminidir)
-ileri derece ilkeldir
-vahşidir
-bencildir, egoisttir
-paylaşımcı değildir
-sadece kendi somut bedeninin varlığı/canlılığı için davranış gösterir
-bilincine yansıyan varlık alemi hakkında en ufak bir fikri/zihni yoktur
-tabula rasadır
-hiçbir şey bilmiyordur ve hiçbir şeye inanmıyordur
-varoluşsal gelen mutluluk ve merak gibi soyut kavramlara sahiptir

yukarda saydığım tüm bu tutum ve davranışların kodlanıp yürütüldüğü yer bedeninin tümüdür ama asıl tüm organların nasıl ve ne zaman ne şekilde hareketlilik sağlayacağını yöneten karargah; beyin dediğimiz organdır.. tüm sistem, organ ve dokular sinirsel ve kimyasal iletilerle bu organ yönetimde bir feedbackle uyum içinde çalışmak durumunda ve zorundadır.. aksi halde canlılık tehlikeye girer ve ölüm dediğimiz şey meydana gelir..

olayı biraz daha somutlaştırmak gerekirse..

trilyonlarca değişik düzeyde işçinin çalıştığı, muazzam bir denge ve dinanizm içinde üretim yapmak zoruna kalan bir fabrika/tesis vardır.. muazzam bir denge ve dinamizm bir zorunluluktur aksi halde üretim durup fabrika iflas eder(ölüm)..

işte bu fabrikanın hiç bir zaman sevilmeyen her boka karışan kendinini bişey sanan bir müdürü vardır.. o karar alıp izin vermediği sürece o fabrikada her şey o müdürün kontrolü ve denetimindedir.. bu müdürün bir çok yardımcısı, ustabaşısı vardır, onlar müdüre sürekli fabrikanın ileyişi, işçilerin genel durumu hakkında bilgi taşırlar.. müdür de bu bilgiler eşliğinde sürekli yeni kararla alıp bir düzenlemeye gitmek ve fabrikanın üretimde olmasını sağlamak zorundadır.. aksi takdirde fabrika iflas edip batar/ölür ve asıl mal sahibi patron(mutlak1) da onun ağzına sı.çar.. fabrikası batan müdür fabrikasıyla birlikte ordaki kaymaklı işinden olur ve ölür.. işte o müdür, beyin dediğimiz organdır

bu fabrikaya bir takım hammaddeler gelir, bu maddeler işlenir ve bir çok ürün olarak ortaya çıkar, maddelerden arta kalan işe yaramayan atık(dışkı, idrar, ter vs) olarak atılıp çevre kirliliğine katkıda bulunulur..

ama bu fabrika bu başarılı müdür tarafından yönetilirken sadece atık değil kullanıma ve hizmete hazır bir çok zengin bir ürün yelpazesi sunar..

gelen hammaddeler hemen somut hem soyut şeylerdir..

somut olanlar besindir ve ağızdan girip dübürden çıkarken..

soyut olanlar göz ve kulaktan girip içerde işlendikten sonra ağızdan ses çıkararak ve kas iskelet sistemiyle tutum ve davranış olarak dışarı atılır..

işte hayvan dediğimiz fabrikanın özellikleri ve çalışma sistemi böyledir..

hayvan dediğimiz canlının bilincine; varlık alemi yansıdıktan sonra ona canlılık veren ve bunu dışarı yansıtan benliğin/müdürün;

-somut karşılığı beyin/konektom

-soyut karşılığı ilkelbenliktir..

yarın insan dediğimiz canlı türünün bilinç ve benlik çeşitlerine bakalım kısaca.

herkese güzel bir gün dilerim..

paslıçivi
24-06-2011, 06:49
4- daha sonra çocuğun dış dünyadaki arkadaşları, çevresi, okulda aldığı eğitim/öğretim, çevresindeki ibadethaneler , onlardan çıkan sesler, kitlesel medya araçları, dini bayramlar, ritüeller vs olduğunu

sevgili dostlar..

yenidoğan bebeğe yeni benlik yüklemede genom, doğduğundaki zaman ve coğrafyanın zihin yapısı ve anne babasından sonraki en önemli faktör çevresel faktörlerdir dedik..

çocuk büyürken bir insan topluluğunun içinde olmak zorundadır.. işte bu insan topluluğunun içinde genom, anne baba dışında bir de bu yukardaki maddede saydığımız yüzlerce binlerce faktör çocuğa ikinci benlik(ego) yüklenmesinde çok önemli rol oynar dedik..

yaşadığı toplumda bir takım ibadethaneler ve onlardan çıkan sesler vardır, milli bayramlar, milli etkinlikler, bayrak vs, kitlesel iletişim araçlarında(medya) bu öğelerle sık sık karşılaşır çocuk ve tüm bunlar çocukta hem görsel(göz) hem de işitsel(kulak) olarak uyaranlar gönderir, bunlar çocukta merak uyandırır..

bunlar yetmezmiş gibi komşuları akrabaları, gittiği bir okul, ordaki arkadaşları vs bir çok insanla temas ve iletişim halindedir.. aileden(anne babadan) herhangi bir dini/milli öğreti almasa bile bu saydıklarımdan bu öğretileri almaya başlar.. ve çocuk pasif olarak bu öğreti yağmurunun altında kalır..

ve tüm bu öğretiler "göz ve kulak" dediğimiz iki duyu organımızla beyin dokusuna taşınır..

bende 13 yaşında bir sıpa var, ne ben ne de annesi (eski eşim) bu dini, milli kavramlar konusunda hiç bir öğretiye maruz bırakmadık oğlumuzu.. ama çocuk seyrettiği televizyon, anasınıfına gitmeye başlaması, komşu ve akrabaların kendileri ve çocukları, bulunduğumuz mekandaki ibadethanenin varlığı, okunan ezan, milli bayramlar, söylemler vs gibi bir çok çevresel faktörle karşı karşıya kaldığı için 6-7 yaşından sonra bu şeyleri bize sormaya başladı.. biz de onda dini ve milli bir kimlik oluşmaması için bu kavramları mümkün olduğunca anlayacağı dilden nötr/bağımsız olarak aktarmaya çalıştık.. yani bu değerleri kutsallaştırmadan, yüceleştirmeden anlatmaya çalıştık.. ama biz anne baba olarak ne kadar çocuğu bu kavramların kutsiyetinden korumaya çalışsak da bu çocuğun bizden başka daha bir çok insanla olan zorunlu iletişimi yüzünden kısmen bu değerlere karşı bir kutsallık yüklemesi kaçınılmazdı..

çünkü birlikte oynadığı arkadaşları, gittiği okuldaki öğretmenleri, büyük anne/babası, komşular, akrabalar vs, ona allah, günah sevap, cennet cehennem, türk olmanın kutsal önemi konusunda yükleme yapıyorlardı..

oğlum bu kavramların kutisyetini anne babadan değilde diğer ellerden öğrenince otomatikman en güvendiği yere danışıyordu yani bize.. biz de oğlumuzun dış dünyayla kopuk, iletişim bozukluğu, uyumsuzluk içinde olmaması için dilimiz döndüğünce bu değerlerin gerçekten kutsal olmayıp insanların bu değerlere/kavramlara kendince kutsallık yüklediğini anlatmaya çalıştık..

o yüzden şu an 13 yaşında olan oğlumda din ve milli kimlik değerleri açısından çok ciddi bir kutsiyet hissi/düşüncesi yok.. yani oğlum için türk ve müslüman olmak çok sıradan herhangi bir özelliği olmayan iki kavram.. bunun yanında oğluma herhangi siyasi/politik parti/görüş de aşılamadık, herkesin deli gibi peşinden koştuğu herhangi bir futbol taraftarlığı da yok..

biz oğlumuzun ilkelbenliğini derinlere indirip insan olmanın gereği olan ikinci benliğini/egoyu yüklerken kullandığımız tek kavram "ahlaktır".. bu ahlak da yaşadığımız toplumdaki göreceli ahlak değil dünya insanı olmasının ahlakı..

ve bu evrensel ahlakı aktarırken de ilkelbenliği bastırmak için "suçlama/ceza" değil , yeni benliğini(egoyu) kabul ettirebilmek için "özendirme/ödül" yoluna gittik..

o yüzden benim oğlumun beyin nörokimyasında/konektomunda tanrı, din, ölüm sonrası yaşam, milli kimlik, siyasi görüş, göreceli ahlak, herhangi bir spor takımının taraftarlığı gibi şeyler yok, varsa da çok minimal düzeylerde, oda bizim elimizde olan bir şey değil tamamen birlikte yaşamak zorunda olduğu toplumdan aldıklarıdır..

peki biz bunları yapmakla oğluma ne kazandırdık ne kaybettirdik..

herşeyden önce onun varoluşsal gelen çoşku/mutluluk ve merak duygularını köreltmedik, onun için bilincine yansıyan evren hala büyük bir gizem..

onu ondan çalmadık, kendine özüne yabancılaştırmadık, o hala doğduğundaki ilkel benliğine çok yakın yaşıyor.. bu ilkel benliği sadece evrensel ahlakla tımarlayıp yeni bir benlik yüklemeye çalıştık ve hala çalışıyoruz da.. oğlum hala çoşkulu, mutlu ve aşırı meraklı..

beyninde/konektomunda hiç bir dinsel korku yok, hiç bir dini, milli, takım taraftarlığı, siyasi görüş gibi tutunacağı yalancı mutluluk öğelerine sahip değil.. çünkü gerek yok.. o hala varoluşsal gelen mutlak mutluluğunda ve merağında yaşıyor.. oğlum şu an ne bir idealist ne de bir materyalist..

o sadece herkes gibi bir insan ve sadece evrensel ahlaka önem veren biri.. bu insan topluluğuyla bir uyum içinde yaşaması için toplumun tüm bireylerine ve hak hukuna saygı göstermesinin farkındalığıyla yetişiyor.. bu toplumun bireylerine, hak hukuna saygı göstermezse bu toplum tarafından dışlanabileceğini ya da bir suçlu konumuna düşüp cezaevine girebileceğinin farkında..

evrensel ahlak dışında tutunduğu başka bir soyut kavram/değer yok.. o yüzden daha şimdiden ve ileride bu farklı din, milli/etnik kimlik, politik görüş, takım taraftarı olan insanlarla olan ilişkilerinde bir ötekileştirme, yabancılaşma, çatışma yaşamayacaktır.. çünkü tüm bu değerler onun beyin nörokimyasında/konektomunda herhangi bir somut/hücresel karşılığı yok, yani bu değerlere karşı tamamen nötr, bağımsız, özgür bir şekilde yaşamını idame ettirecektir.. bu kavramlar yüzünden kimseyle bir dalaşma, kavga kaos yaşamayacaktır, çünkü bu tartışma ortamının içinde olmayacak, herkesin tutunduğu bu değerlere saygı göstermesi gerektiğinin farkında olarak sadece gülüp geçecektir..

ve kazanan oğlum olacaktır, yaşamını anlamsız kördöğüşü olan bu değerler için heba etmeyecek ve gönlünce bir yaşamı ıskalamadan doya doya yaşayacaktır...

tüm bu kişisel yaşamımdan, oğlumdan verdiğim örnekten sonra bir de binlerce yıldır insanoğlunun çocuklarını nasıl yetişdirdiğini bir düşünün.. bu dünyada kaç aile çocuklarını sadece verensel ahlakla terbiye edip bunun dışında insanlığı bölen biribirine kırdıran hayvanca yaşatan bu dini, milli, siyasi vs yalancı ve yabancı kimlikleri yüklemeden yetiştiriyor..?

burda beni okuyan dostlarıma soruyorum, kaçınız çocularınızı bu din, milli, siyasi, takım taraftarlığı vs gibi önemsiz duran ama o çocuğu kendinden özünden çalan değerlerden koruyabiliyorsunuz?

ya da çocuklarınızı bu değerlere karşı tamamen nötr, bağımsız özgür yetiştirebiliyorsunuz?

"armut dibine düşer" lafını unutmayın ve çocuklarınızı gerçekten seviyor ve onların gelecek dünyada daha insani/medeni dostluk ve barış içinde yaşamasını istiyorsunuz, kendiniz için önemli olan bu yukarda saydığım değerleri çocuğunuz pozitif veya negatif olarak yükleyip çocuğunuzu bölücü ayrımcı davranışalardan uzak tutun ki, çocuk kendine/özüne yabancılaşmasın, içindeki mutlak mutluluğu ve öğrenme merakını kaybetmesin, diğer tüm dünya insanlığını dil, din, ırk, millet, etnik yapı, siyasi görüş vs ayırt etmeden bir kardeşi bir dostu gibi görebilsin..

şayet insanoğlu bunu başarabilirse önümüzdeki nesiller bu "insandan öte" değerleri terkedecek, ülke sınırları kalkacak, savaşlar bitecek, "insani olmayan" tüm bu tutum ve davranışlar bitecek ya da minimize edilecektir..

insanoğlu halihazırda yaşadığı tatmin/mutlu olabilmek için ikinci benliğini oluşturan değerlere sıkı sıkıya sarılıp savunmak zorunda.. ve dünya insanlığının hali ortada.. bu gidişle insanlık kendi bindiği dalı kendi eliyle hızla kesmektedir ve şunun farkındayım ki, bu dal bu gidişle çok fazla dayanmayacak ve kopacaktır.. ve dünya insanlığı olarak hepimiz birden o ağaçtan düşüp dibe çakılacağız..

paslıçivi
24-06-2011, 07:46
B / 1) / b- hayvanlar:

yeryüzü kabuğunda kendi iradeleriyle yer değiştirebilen hareketli fiziksel/somut maddelerdir, biz bunlara canlı diyoruz ve genel adı hayvandır..

varoluşsal olarak "canlı" varolular/doğarlar.. onlara bu canlılığı veren şey bir benlik sahibi olmalarıdır.. insanoğlu buna

-ilkelbenlik
-altbenlik
-ID
-nefs

demiştir.. bir hayvan yavrusu dünyaya ilk gözlerini açtığında bu benlik vasıyasıyla canlılık özelliği kazanır..

bu benliğin özellikleri..

-yaşamda kalmak ve soyunu devam ettirmekle güdülenmiştir
-tek derdi/amacı bu güdülenme için beslenme, barınma ve korunma gibi temel/primer ihtiyaçlarının giderilmesidir(tatminidir)
-ileri derece ilkeldir
-vahşidir
-bencildir, egoisttir
-paylaşımcı değildir
-sadece kendi somut bedeninin varlığı/canlılığı için davranış gösterir
-bilincine yansıyan varlık alemi hakkında en ufak bir fikri/zihni yoktur
-tabula rasadır
-hiçbir şey bilmiyordur ve hiçbir şeye inanmıyordur
-varoluşsal gelen mutluluk ve merak gibi soyut kavramlara sahiptir



demiştik.. işte bu benlikte yaşayan bir canlının tatmini bu benlğin taşıdığı özellikler eşliğindedir..

ilkelbenliğin tek derdi; yaşamda kalıp soyunu devam ettirmesi ve bunun için gerekli olan beslenme, korunma ve cinselliktir.. bu benlikte yaşayan canlılar hayvanlardır dedik..

işte hayvanların tatmini/mutluluğu buna bağlıdır.. yani besin bulduğu, barınıp diğer doğa ve hayvansal tehditlerden korunup güven hissi yaşadığı ve karşı cinsten bir hayvanla cinselliği yaşadığı sürece tatmin ve mutludur..

bu saydıklarıma ulaşan bir hayvan artık başka bir "haz/tatmin" peşinde koşmaz.. çünkü sahip olduğu benlik(ilkel, altbenlik) yapısı gereği ulaşabileceği maximum hazza ulaşmış ve zirve tatmini yakalamıştır.. kendi özünde, mutlak mutluluğunda ve meraklı bir şekilde çoşkuyla yaşamını idame ettirir..

ama "insanoğlu" dediğimiz hayvan türü öyle midir..?

ilkelbenlik insanoğlu dediğimiz canlı türünde de vardır.. ve aynı şekilde onun da ihtiyaçları beslenme, barınma, korunma, cinsellik ve soyun devamıdır..

peki insanoğlu bu saydığım primer ihtiyaçlarını giderdikten sonra maximum hazza ulaşıp zirve tatmini yakalayabilir mi, bu mümkün mü?

tabii ki mümkün değil, çünkü o ilkelbenlikte değil kendisine ataları tarafından giydirilen ikinci ve sahte olan benlikte yaşamaktadır, yani EGO da..

egoda yaşamak insanoğluna herşeyden önce çok büyük bir kayıp yaşatmıştır, daha insanca yaşayabilmek adına oluşturulan bu ikinci benlik insanoğlunu kendine/özüne yabancılaştırmıştır.. insanoğlu kendi öz kimliğini unutup kendine yabancı bambaşka bir kimlikte yaşamaktadır.. işin en acı ve tuhaf tarafı bunun farkındalığında bile değildir..

yani

-ulen bu ben değilim, bu başka bir yalancı/yabancı kimlik, benimle hiç alakası yok

diyememektedir.. çünkü kendinde/özünde en fazla 3 yaşına kadar yaşayabilmekte ve bu aşamada zaten beyin dokusu henüz kayıt yapmamakta ve "farkındalık/ben varım" diyen bilinç yoktur..

o yüzden bir çocukbben varım demeye başaldığı zaman zaten birinci benliğini terketmeiş ve ikinci benliğe çoktan geçmiştir bile..

insanın fiziksel doğumu; "ana rahminden" çıkmakla başlar

ama

insanın asıl doğumu; "ben varım" dediği zamandır..

ve bir çocuk bu "ben varım" sözünü sarfedecek bilince ulaştığında zaten çoktan iş işten geçmiştir bile.. yani tren kaçmıştır ama trenin kaçtığının bile farkındalığında değildir insanoğlu..

zanneder ki insanoğlu denen canlı türü böyle bir şey, çünkü kendinden başka çevresindeki tüm insanoğlu bireyleri aynı onun gibidir, o yüzden bu ikinci benliği dışlaması imkansızıdır ve hemen kolayca adapte olup "işte ben buyum" der..

bu sözü sarfettiği andan itibaren çook derin bir uyku hali başlar.. bu uyku haliyle birlikte çok değişik rüyalar da görmeye başlar.. bu gördüğü rüyaların çeşidi çok zengindir ve doğduğu zaman ve coğrafyaya göre çok büyük bir farklılık ve çeşitlilik gösterir..

ve o zehir zemberek cehennem hayatı ego denen yalancı benlikte yaşamı boyunca kişi kendini/özünü aramakla geçirir ama gerçek kendini/özünü aradığının farkında bile değildir..

aradığı şey sadece ilkelbenliği/özü değil aslında o özündeki mutlak mutluluğu/tatmini aramaktadır ve yine bunun da farkında değildir..

yani "ne aradığını bilmeyip ne bulduğunu anlamayacak" bilinç düzeyinde bir yaşam sürer..

rotasını kaybetmiş bir gemi gibidir, hiç bir rüzgar ona yardım etmez, onu istediği limana götürmez.. tüm hayatı o devasa okyanusta o liman senin bu liman benim dolaşıp durur, gittiği her liman ona yabancıdır, ona o aradığı içindeki huzuru/tatmini vermez, sadece kısa süreliğine bir limanda konaklayıp başka huzur/haz/tatmin bulacak liman arayışına girer..

aslında aradığı liman geminin kendi iç güvertesidir ama gözü bu güverteye dönük değil uzaktaki limanlara dönük olduğu için "bakar kör" olmuştur zavallı gemicik..

bugünlük bu kadar yeter..

paslıçivi
25-06-2011, 04:06
evet sevgili dostlar..

insanoğlunun da bir hayvan olduğunu, doğuştan aynı hayvanlar gibi ilkelbenliğe sahip olduğunu ama daha sonra ataları(insanlar) tarafından ikinci bir benlik yüklendiğini ve binlerce yıllık insanlık tarihinde insanoğlunun bu ikinci benlikte/EGO'da yaşadığından bahsettik..

bir bebek doğduğunda tam anlamıyla "tabula rasa"dır dedik, tabula rasanın da 0(sıfır) düşünce ve soyut sahibi olmak anlamına geldiğini ifade ettik..

tabula rasa düzeyindeki bir bebeğin "tüm enerjisi" ilkelbenliğinin iradesinde "yaşamda kal ve soyunu devam ettir" denen güdülenmeye harcanır.. yani bu bebekte soyut değerler olmadığı için varolan "total enerji" nin tamamı yaşamda kalmak için kullanılır, o yüzden bu ilkelbenlikte yaşayan canlı türlerinin yaşamda kalma mücadelesi ve ivmelenmesi çok güçlüdür.. çünkü total enerji gereksiz(soyut değerler) yerlere sarfedilmemekte ve tamamen yaşamda kalıp soyunu devam ettirmeye yönelik biçimde hedefe kitlenmiştir.. bunu şuna benzetebiliriz, okyanusta giden büyük bir turistik/eğlence amaçlı geminin sahip olduğu güç kaynaklarının hepsini gemiyi iten motorlara iletilmesidir.. gemideki diğer aydınlatma, eğlence, vs gibi çok gerekli olmayan şeyler için enerjinin harcanmaması ve bu enerjinin de gemiyi iten motorlara aktarılması olarak düşünebilirsiniz..

ve bir bebek yaklaşık 3 yaşına kadar soyutsuz olduğu için sahip olduğu total enerjisi bu yaşamda kalması için gereken davranışlarına kullanılmaktadır.. aç susuz kaldığında, gazı olduğunda veya kendisini rahatsız, tehdit eden bir durumla karşılaştığında ciyak ciyak bağırıp ortalığı kaldırmasının nedeni budur.. dersin ki kıyamet kopuyor, adam boğazlıyorlar, aslında çok basit bir yaşamda kalma fonksiyonundan uzak kalmıştır sadece..

insanoğlunun bir soyutla yüklenmesini rakamsal ifade etmek gerekirse

-tabula rasa, ilk doğduğunda, ilkelbenlikte ; 0

-sonradan soyut paket yüklenmesi/EGO ; 1

olarak ifade edebiliriz.. yani hayvanalr ve yenidoğan bir bebek 0 soyutta/soyutsuz yaşarken, zaman içerisinde zorunlu olarak insana evrilebilmek adına belli bir yaştan sonra 1 de yaşar..

0 da yaşarken sahip olduğu total enerji "yaşamda kalıp soyunu devam ettirmeye" yönelik sarfedilirken

1 de yaşarken sahip olduğu total enerjinin neredeyse tamamı bu 1 olan soyut değerler için sarfedilip harcanır..

yani okyanusta yol alan turistik amaçlı gemi; gemiyi iten motorlara enerji iletmeyip okyanusun ortasında demirleyip varolan enerjisinin tümünü neredeyse bu aydınlatma, eğlence vs gibi çok hayati olmayan şeylere harcaması gibi bir şeydir..

yani geminin asli görevi; okyanusta yolculuğuna devam edip karaya ulaşması gerekirken, gemi bu işi bırakıp tüm enerjisini bu çok gerekli olmayan şeylere harcayıp(yaşamı ıskalayıp) tüm enerjisini/yakıtını boş yere sarfetmesi gibi bir şeydir..

işte geminin bu aydınlatma, parlatma, eğlence olarak enerji harcamasının insanoğlundaki karşılığı; yaşamına verdiği anlam/içerikle birlikte taşıdığı haysiyet, kutsiyet, onur ve gururdur..

işte EGO'da yani 1 de yaşayan insanoğlu tüm enerjisini bunlar için haracayıp safederek bir ömür geçirir..

paslıçivi
25-06-2011, 05:16
peki insanoğlunun;
..soyutsuzluktan (0) dan
..egoya/soyuta (1) e taşınması
..nasıl olur?
..ve bu ego dediğimiz "1" in içeriği nedir
..ve dini inancın bu işte yeri ve önemi nedir?

taşınmanın nasıl: olduğunu biliyoruz artık, başta anne baba olmak üzere tüm çevrsesel faktörlerin yenidoğana bir zihin/ego yüklemesi..

EGONUN(1) İÇERİĞİ: tabula rasa doğan bir bebeğin doğduktan sonra ataları tarafından yüklenen sonsuz sayıdaki "soyut/manevi değerlerin tümüdür"..

ama bu soyut/manevi değerlerden öyle bir kaçı vardır ki, insanın tüm yaşamı bu değerlerin/kavramların etrafında dönüp durmak, bu değerleri sahiplenip sabitlemekle ve peşinden gitmekle heba olur, harcanır..

1-bunlardan birincisi dini inancıdır(artık hangi zaman ve coğrafyada doğduysa o din yüklenir kişiye)

2- milli/etnik kimliğidir..

3-göreceli coğrafi ahlaki değerlerdir..

4-göreceli coğrafi siyasi/politik değerlerdir..

ve bunun gibi irili ufaklı daha bir çok soyut yüklemir çocuğa ama dünya insanlığının barışı ve daha sonra aydınlanması için en önemlileri bu 4 tane değerdir..

bu yukarda saydığım soyut değerlerin/kavramların hiç biri evrensel değildir,

insanoğlunu ortak bir payda/çatı altında toplayamadığı gibi..

aksine dünya insanlığını birbirine düşürüp, bölücülük, ayrımcılık yapıp birbirine düşman eder, kırdırır..

ve "insani olmayan" tutum ve davranışlar sergilemesine sebep olarak..

ve insanoğlunu "insan" yapmaktan uzaklaştırır..

o yüzden insanoğlu henüz "insan olma mertebesine/bilincine" ulaşamamıştır..

peki ne yapmaktadır? kendini(insanı) unutup görmeyip bu değerleri görüp yaşadığı için biribirine düşman yaşamaktadır..

ve tüm bunlar binlerce yıldır olduğu gibi günümüz insanoğluna da "çok normal/doğal" gelmektedir.. yani dini vatanı ahlakı, namusu politik görüşü için diğer insanlarla savşması birbirini öldürmesi çok normal algılanmakta hatta bu insan öldürme işi bir kutsal davaya dönüştürülüp yüceltilmektedir..

insanoğlunun hali hazırda yaşadığı bilinç düzeyi aslında çok ilkel ve acınası bir durumdadır..

biz nasıl çok eski çağlarda yaşayan kültürlerin davranış ve yaşam şekillerini çok garip/ilkel karşılayıp "insanlık suçu/ayıbı/utancı" olarak görüyorsak..

önümüzdeki 200-300 yıl içerisinde de yaşayacak olan nesiller bu günlere/günümüze baktığında aynı "insanlık suçu/ayıbı/utancı" duyacaklardır..

paslıçivi
26-06-2011, 06:13
peki insanoğlunun;
..soyutsuzluktan (0) dan
..egoya/soyuta (1) e taşınması
..ve dini inancın bu işte yeri ve önemi nedir?


bebeğimiz herhangi bir zaman ve coğrafyada tabularasa/soyutsuz/düşüncesiz yani 0km olarak dünyaya geldi..

sahip olduğu 3 şey varoluşsal gelen,

1-"yaşamda kal" diyen ilkelbenlik,
2-mutlak mutluluk(coşku)
3-merak

gibi soyutlar..

şimdi bu bebeğin bir hayvan yavrusundan hiçbir farkı yoktur, daha önce de defalarca bahsettiğim gibi bu bebeği soyutta/egoda yaşayan ataları olan insanoğluyla hiç karşılaştırmazsak ve dışardan gizlice destek verip yaşamda kalıp büyümesini sağlarsak olacağı şey bir hayvandır, kesinlikle insan değil..

nitekim tarihte bunun bir kaç örneği yaşandı ve 16-18 yaşına gelmiş çocuklar ormanda bulunup yakalanadıklarında bir hayvandan hiçbir farkları yoktu.. çünkü ilkelbenlikte kaldılar ve onlara ego yükleyecek bir insanoğlu grubu yoktu, insan olmaları zaten imkansızdı.. hangi hayvan grubuyla birlikte yaşamışlarsa onların ilkel benlik çeşidini kazanmışlardı..

ama dünya insanlığının bebeklerinin neredeyse tamamı böyle vahşi ortamda değil kendi atalarının/insanoğlunun yanında büyümek zorunda kalmış ve hayvan kalamayıp insan olmak zorunda kalmışlardır..

yani bebeğimiz dün bahsettiğim "0" dediğim soyutsuzluk/ilkelbenlikte değil, "1" dediğim soyutta/egoda yaşamak zorunda kalmıştır..

ve bu "1" dediğimiz soyutun içeriğinde bir çok parametre olmasıyla birlikte bunların 4 tanesinin(inanç, milliyet, ahlak, politik görüş) çok önemli olduğundan bahsedip bugün bunlardan biri olan "dini inanç" olanı konuşalım..

ve ego oluşumunda bu dini inanç kavramı öylesine önemlidir ki; kişiyi mezara kadar rahat bırakmaz..

zaten din kurucularının amacı da; kurdukları dine inanılması değil bir zihin olarak insanlara yapışmasıdır

kişi bu dini inançtan kurtulduğunu zannedip nontezime(dinsizliğe) geçer ama hala zihninde bu dini inançla cebelleşmek zorunda kalır..

nonteist dediğimiz insanlara

-niçin bu dinlere inanmadığın halde bunlarla uğraşıp yanlışlamaya çalışıyorsun?

diye sorduğumuzda aldığımız cevap genellikle şöyledir..

-din insanoğlu için zararlıdır, insanlığı birbirine düşürür, savaştırır, bilimin önünü tıkar vs..

gibi "insani değerleri ve bilimi" öne sürerek bir takım açıklamalar yapar..

-din insanoğlu için zararlıdır, insanlığı birbirine düşürür, savaştırır, bilimin önünü tıkar vs..

bunu söyleyen bir nonteist niçin milli/etnik kimliği, göreceli ahlakı ve siyasi/politik görüş gibi şeyleri eleştirmez ve yanlışlamaya çalışmaz peki? Bu saydıklarımın insanlığa zararları, savaştırması, bilimin önünü tıkması gibi etkileri dini inançtan daha mı azdır ya da hiç mi önemi yoktur..?

farklı dinden insanlar belli bir milli/etnik kimlik altında o ülkenin/vatanın ulusal güvenliği için gizli labarutavarlarda bilimsel çalışmalar yaparken, kendi ulusuna/vatanına düşman/tehdit olabilecek diğer milletleri yokedecek teknolojileri üretmelerinin zararı dini inançtan daha mı az zararlıdır, bilimin önünü daha azmı tıkamaktadır..?

komünistlerle faşistler biribirlerini yokederken kullandıkları ve geliştirdikleri bilim ve teknolojiyi biribirleriyle paylaşırlar mı, ya da buldukları yeni bir bilimsel şeyi karşı tarafla bedavaya paylaşıp bilimin önünü açarlar mı?

bugün insanoğlunun yararına ya da zararına kullanılan tüm teknolojileri ve bilimsel gelişmeleri nonteistler mi bulmuştur ve tüm dünya insanlığıyla bedavaya paylaşmıştır?

bu soruların cevabı yoktur ve verilemez..

ama lafa geldi mi,bir dini yanlışlarken "insanlık ve bilim" gibi değerler ağızlardan düşmez nonteistler için...

peki bu durum için nonteistleri suçlayıp eleştirelim mi, onların bu riyakarlığını yüzlerine vuralım mı?

asla..

çünkü nasıl teizm düzeyinde yaşayan bir insan egosunun kölesi ise nontezim düzeyinde yaşayan bir insan da halen egosunun kölesi durumundadır..

ve burda kullandığın "EGO" ifadesinin artık neyi ifade ettiğini biliyorsunuz, yani halk arasındaki "egoyu tatmin etmek" denilen şeyden bahsetmiyorum.. EGO; bilimsel psikiyatrik bir terimdir ve benlik anlamındadır, Id dediğimiz ilkelbenlikle süperego dediğimiz üstbenliK arasındaki çatışmayı dengeleyen ve bir insanı mutlu huzurlu akılcı ve dengeli bir yaşam sürmesini sağlayan bir benlik çeşididir..

ama ego da yaşayan tüm dünya insanlığı bunun farkında değildir ve idelaizmin binlerce alt fraksiyonu ve materyalizm çatısı altında binlerce yıldır biribiriyle çatışma ve kaos içindedir..

paslıçivi
26-06-2011, 07:18
evet sevgili dostalarım..

bebeğimiz sıfır soyutta/soyutsuz olarak dünyaya geldi.. 5 duyu organı ve bu duyu organlarından gelen impulsların/uyaranların sinirler aracılığıyla taşındığı bir sinir sistemine(beyin dokusuna) sahip..

ve 5 duyudan gelen her uyaran çocukta "!?" oluşturur, bunu adı meraktır, öğrenme isteğidir, ve bu da varoluşsal satandart paket donanım olarak gelir(şayet bebekte nörokimysal ve duyusal, doğumsal gelen bir sorun yoksa tabi)

bebek yaşamının ilk günlerinde henüz beyin dokusu ve duyu organları yeterli olgunlaşıp gelişmediği için çevresindeki varlık alemine karşı duyarsız ve habersiz bir yaşam sürer.. beyninde oluşan acıkma hissiyle ağlar, annesinin memesinden gelen temas ve sütünün verdiği doygunluk hissi vs gibi bir çok uyaran yavaş yavaş sinirler aracılığı ile beyin dokusuna taşınıp konektom oluşumu başlar.. bu aşamada bebek dışardaki varlık alemini birinci elden yani kendi 5 duyusu aracığıyla etki7tepki mekanızmasıyla tanımya başlar..

etki; varlık aleminin bebeğin 5 duyusuna yansıması halidir

tepki; bu yansıyanların beyin dokusuna ulaştıktan sonra hisettirdikleridir/algısıdır..


ve tüm bu dış dünya varlık alemiyle olan etkileşimler/iletişimler bebekte her an, her saniye, her saat yani bir ömür boyu sürer.. tüm bu dışsal uyaranlar yani etkiler beyin dokusuna geldiğinde bir tepkime bir "input/girdi" oluşturur..

işte bu input/girdiler bizim konektom dediğimiz beynimizin nörokimyasal yapılanmasının temel taşlarıdır, tuğlasıdır, harcıdır, mayasıdır, badanasıdır, boyasıdır, iskeletidir..

bu durum daha doğduğumuz andan itibaren başlar ve bu inputların oluşturduğu nörokimya artık dışarıya daha bilinçli tepkimeler/çıktılar/davranışlar sunmaya başlar..

bebek artık dış dünyayla iletişime geçmiştir, bilinçaltı olarak etkime/tepkimeyi kavramaya başlar..

bilinçaltı; henüz "varlık alemi ve ben varım" diyemeyen ilkel bilinç.


yaşam devam edip bebek büyürken gün gelir "varlık alemi var" diyen daha gelişmiş bilinç ortaya çıkar ve bu varlık alemi daha büyük bir merakla incelenmeye ve tanımaya çalışılmaktadır.. bebek bu aşamya gelene kadar anne babası sayesinde etrafında varlık alemini isimlendirmeyi/konuşmayı öğrenmiştir..

ilk başlarda sadece isimlendirmeyi öğrenir ama anlamlandırmayı/sıfatlamayı değil.. zaman içerisinde hem isimlendirme hem sıfatlama birlikte çalışmaya başlar ve artık çocuk dış dünyayı hem 5 duyusuyla hem de anne babasının ona öğrettiği isimlendirme sıfatlamayı kullanarak soyutlama becerisini kazanmaya başlar..

doğduğunda fazla becerisi olmayan basit bir et parçası olan beyin dokusu artık çok farklı bir nitelik kazanmaya başlamıştır.. konektom oluşumu devam etmekte ve çocukta soyutlama yoluyla dış dünyayı kavrma becerileri kazanmaktadır.. tüm bunlar biribiriyleriyle geribildirimli/feedbeckli çalışan çok karmaşık bir bilgisayar işlemcisi gibi çalışmaya başlar..

çocuk belli bir yaşa kadar 5 duyusuna yansıyan somut/maddesel varlıkarla ilgilenebilmektedir sadece, çünkü çevresinde sadece bunlar vardır, annesi, babası, besinmaddeleri, evdeki eşyalar, oyuncaklar, eve girip çıkan diğer insanlar vs gibi.. yani çocuk bir nevi ilkel materyalist biri gibidir.. henüz madde dışındaki şeylerle ilgilenebilecek bir beyin nörokimyasına ulaşamamıştır, zaten böyle şeylerle henüz 5 duyusu karşılaşmamıştır daha.. idealize edilecek bir şey yoktur, sadece yaşamda kalmasını sağlayacak anne babası besin maddeleri ve evdeki eşyalar vardır onun için..

ama çocuk burda kalamaz tabii, büyüdükçe ilkelbenliği hala yönetimdedir ve tüm primer ihtiyaçları olan beslenme barınma korunma gibi ihtiyaçlarının hemen ve tamemen giderilmesini arzulamaktadır.. ve bunu yaparken çevresindeki insanların ihitiyaçlarına karşı en ufak bir saygı, paylaşımcılık, öncelik göstermez, göstermesi de beklenemez zaten.. çünkü ilkelbenliğin olmazsa olmazıdır bu; "önce benim ihtiyaçlarım hemen ve tamamen giderilsin" arzususu..

Greatestlieevertold
26-06-2011, 07:47
nitekim tarihte bunun bir kaç örneği yaşandı ve 16-18 yaşına gelmiş çocuklar ormanda bulunup yakalanadıklarında bir hayvandan hiçbir farkları yoktu.. çünkü ilkelbenlikte kaldılar ve onlara ego yükleyecek bir insanoğlu grubu yoktu, insan olmaları zaten imkansızdı.. hangi hayvan grubuyla birlikte yaşamışlarsa onların ilkel benlik çeşidini kazanmışlardı..



malesef bu kısım sadece bir efsanedir. zaten düşündüğümüz zaman bir çocuğun ormanda hayatta kalması, ne yiyip ne içeceğini bilmeden, imkansıza yakındır. hayvanların yediği şeylerin çoğunun insanları zehirleyeceğinide hesaba katarsak, ve hiçbir resmi belgede böyle bir konunun işlenmediğini, sadece iddia olarak kaldığınıda katarsak tarihteki örneklerin sadece birer hikayeden ibaret olduğunu görebiliriz.

1970 yılında kurtarılan Genie adlı bir kız, abd de ailesi tarafından 13 yaşına kadar bodrumda aç bırakılarak yaşamış. bilinen en kötü sosyal izolasyon durumlarından biri. malesef hiçbir sosyal gelişim gösterememiş, konuşamayan bir kız. hatta konuşma gelişimini (basit kelimeler harici, yani anlamlı cümle kuramamış) hiçbir zaman kazanamamış galiba. güncel bilgilieri artık gizli olarak tutulsada , kurtarılması ve sonraki 1990 lara kadar olan bazı bilgileri wiki de mevcut.

paslıçivi
26-06-2011, 08:21
doğrudur sevgili greatest, zaten ben de bunlar elimizde "bilimsel veri" olarak var demedim.. ben de ordan burdan okuduğum seyrettiğim belgesellerden öğrendiklerimi aktarıyorum..

bunu bilimsel bir veri olarak ortaya koyabilmek için daha önce de bahsettiğim çok insanfsızca bir deney yapabilmeliyiz.. yani yenidoğan bebekleri alıp insanoğluyla hiç tanıştırmadan, karşılaştırmadan yalnız başlarına ya da hayvan yavrularıyla beraber büyütmeliyiz.. ve bu işi yaparken onlara besin desteği sağlayıp her türlü tehlikelrden korumalıyız ki yaşamda kalabilsinler..

ama dediğim gibi böyle bir bilimsel veriyi elde etmek sanrım ancak hitler nazisinin düşüncesinde olan birinin yapabileceği bir bilimsel deneydir..

hitlerin kurduğu düzen hakimiyetini sürdürseydi bir kaç yahudi bebeğini alıp bu deneyi çok rahat yapabilirlerdi..

ama biz ne böyle bir bilimsel deney yapalım ne de hitler faşizmi yaşasın..

paslıçivi
26-06-2011, 08:50
evet bebeğimiz hala ilkelbenlik yönetiminde bir köle ama yavaş yavaş anne babası aracılığıyla isimlendirmeyi sıfatlamayı öğrenmeye başladı..

ve artık o ilkelbenlikten(hayvandan) yavaş yavaş onu kurtarıp egoya(insanoğluna) geçirmeye çalışmalıyız.. çünkü küçücük bir bebekkken önce ve sadece benim ihtiyaçlarım hemen ve tamamen giderilsin diyen o ilkelbenliğe laf geçirmek mümkün değil.. çünkü iletişim kurulacak bir mekanızma(konuşma) yok, zaten bu mekanızma olsa bile bunlar o ilkel beyine bir input/girdi olarak girerek tepkime yapıp konektomun oluşmasına yardımcı olamaz..

işte anne baba bu ilkelbenliği tımarlamak adına iletişim kurabildiği bebeğiyle yavaş yavaş ödül/ceza yöntemini uygulamaya başlar.. önce cız, tüü, kaka, gibi sesler çıkarılıp el ile olumsuzluk hareketi yapılırken suratımıza da olumsuz/sinirli/kızgın bir ifade takınırız..

bebek tüm bunları göz ve kulaklarıyla alır ve beyin dokusuna gönderirir.. şimdiye kadar yüzüne gülünen, tebessüm edilen, her ağladığında kucağa alınıp sevgi gösterilen bebek birden yeni bir şeyle karşılaşır..

bebek yaptığı bu hareket yüzünden anne babası tarafından eleştirilmekte, sevilmemekte, hoşgörü gösterilmemekte ve ihtiyaçları hemen ve tamemen giderilmemektedir..

bu bebeğin beynine taşındığında onda oluşan input artık olumlu değil olumsuzdur.. sevgi şefkat ilgi gören bebeğin beyninde endorfin(mutluluk/güven hissi sağlayan kimyasal madde) salgılanırken şimdi bu olumsuz davranış karşısında bunların salgılanmadığı yetmezmiş gibi sıkıntı/mutsuzluk/anksiyete/stres yaratan kimyasallar salgılanır..

evet bebeğimiz artık kendini çevresiyle uyumlu, huzurlu, mutlu hissetme duygusunu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştır.. yani özünden varoluşsal gelen mutlak mutluluğu çoşkusu onun elinden alınmak istenmektedir, hem de en güvendiği anne babası tarafından.. bebek burda önce bir afallar ve ilkel benliğin kölesi olarak diretmeye, inatlaşmaya gider.. ama bu ilkel benliğin yaşama şansı hiç yoktur artık, o ölmek ve derinlere itilmek atılmak zorundadır..

bebekle anne babası arasındaki bu mücadele oldukça zorlu sıkıntılı bir süreçtir.. bebek inat eder, anne baba inat eder.. bebek hayvan olarak mutlak mutlulukta kalmak istemektedir, çünkü çok keyifli ve zahmetsiz bir yaşam biçimidir.. ama anne babası bu bebğin büyüyp bir yetişkin olduğunda bu toplumda kabul görüp bir yer edinebilmesi için bu hayvanı öldürmek zorunda olduğunun farkındadır..

bu karşılıklı amansız mücadele ödül ve ceza yöntemiyle yaklaşık 6 yaşına kadar devam eder.. verilen ceza ve ödüller genelde somuttur , maddeseldir, anne babanın sosyokültürel yapısına göre çok değişkenlik gösterir... basit bir sevdiği oyuncağı alma/almama sevdiği bir besini verme/vermeme, sevgi ilgi gösterme/göstermeme olabileceği gibi dayak, şiddet, aç bırakma, bir odaya kilitleme vs gibi çok insafsız/ilkel yaptırımlar da uygulanabilir..

paslıçivi
27-06-2011, 07:18
sevgili dostlarım..

ane baba çocuğunun içindeki hayvanı tımarlamak, evcilleştirmek, öldürmek ve derinlere itmek için yaklaşık 6 yaşına kadar bir çok ödül/ceza yöntemi kullanır dedik.. ve bunların çoğunun somut şeyler olduğunu söyledik.. bazen somut şeylerin yerini soyut cezalar da alabiliyor.. tabi bu durum ailenin sosyokültürel durumuyla direk bağlantılı.. mesela çocuğa anlatılan/okutulan masallardaki cin öcü gibi kavramlar da kullanılıyor.. çocuk kötü bir davranış yaptığında ya da yapmasını engellemek için

-seni o öcüye veririm, öcü gelir sana şunu yapar vs gibi soyut kavramlar yaratıp çocuğu korkutarak da ceza yoluyla ehlilleştirme yoluna gidiliyor..

peki 6 yaşından sonra ne oluyor..?

çocuk 6 yaşına kadar daha çok somut/madddeyle ilgili olduğu için soyut kavramlarla o içindeki hayvanı/ilkelbenliği tımarlamak çok zor.. ama 6 yaşından sonra çocuk dünyaya geldiği zaman ve coğrafyaya göre birlikte yaşadığı toplumdaki hakim olan dini inançla tanışmaya başlıyor.. önce bu dini inancın soyut değil somut tarafıyla tanışıyor..

nedir bu somut dinsel öğeler?

çocuğun "göz ve kulağına" yansıyanlar.. yani evdeki ebeveynlerinin yaptığı dini ritüeller(ibadet, dua vs), hakim olan dinin ibadethanelerinden çıkan sesler(ezan, çan sesleri vs), özel dini günler(bayramlar, kandiller, kurban kesmeler, sünnet), bazı hayvanların kutsal ya da kötü görülmesi, seyrettiği televizyon girdiği internetteki dini görseller, gittiği okulda aldığı din dersi, çevresindeki arkadaşlarından akrabalarından komşularından vs gördüğü duyduğu tüm "görsel(göz) ve işitsel(kulak)" dinsel olgulardan bahsediyorum..

işte tüm bunlar göz ve kulak sinirleriyle beyin dokusuna taşınır.. artık çocuğun beyin dokusu eskisi gibi sadece somut olgulara değil soyut olgulara da açık hale gelmiştir..

ve beyine sinirler aracılığıyla taşınan bu unsurlar her zaman olduğu gibi beyin dokusunda "!?" oluşturur.. işte burda çocuk yine ilk önce anne babasına danışır, zaten danışmasına da gerek yoktur, çünkü hem anne baba hem yaşadığı toplum çocuğu pasif olarak yüklemeye başlamıştır bu dinsel konularda.. çocuğun bunu sorması ise aktif yüklenmeye hazır olduğunu gösterir, çünkü bilinçte o "!?" oluşmuştur artık ve bu boşluğun/merağın doldurulup tatmin edilmesi gerekmektedir..

bu yaşlara gelen çocuk artık yaşadığı toplumun iletişim aracını(anadil) da öğrenmiştir, hem isimlendirmeyi hem sıfatlamayı da öğrendiği için artık çocuğa bir zihin/ego yüklemek çok kolaydır.. yani içerdeki o hayvanı/ilkelbenliği derinlere itip iktidarı devirmek için aç bırakmaya, dövmeye, somut ceza vermeye çok fazla gerek kalmamıştır artık..

çünkü çocuk soyut kavramlarla tanışmıştır ve hem aktif hem de pasif yükleme çoktan başlamıştır bile.. daha düne kadar ölüm diye bir şeyden haberi olmayan çocuk ölüm denen olguyu öğrenip kavrar.. ve dünyanın neresinde doğarsa doğsun bu çocuğa genelde ölümün bir son olduğu değil ölümden sonra bir yaşam/yaşamlar zincirinden bahsedilmeye başlanır.. tek tanrıdan(semavi dinler) çok tanrılardan(hinduizm) budha'dan(budizm) den bahsedilir.. ve tüm bunlar beynin taptaze herşeyi gerçeklişmiş gibi kabuledip algılandığı kaydedildiği o yaşlarda olur.. konektom gizilice yapı taşlarını oluşturup tuğlaları üstüste dizip araya çimento harcını koymaktadır, yani binanın yapımı devam etmektedir..

artık öcüler gitmiştir..

öcülerin yerini tanrı, tanrılar, Budha; cennet cehhennem, yeniden iyi ve kötü doğumlar(reennkarnasyon), karma yaşamlar(yeniden her türlü varlık olarak dünyaya gelmeler) almıştır..

ve bir çocuğun/insanın hiç bir zaman deneyimleyemeyeceği ölüm sonrası yaşamlardaki ödül/ceza kavramıyla tanışır çocuk bu yaşlarda..

ve çocuğa bunlar aktarılırken bilimsel bilgiler(epistemolojik gerçeklik) nasıl aktarılıyorsa aynı gerçeklikte/inandırılıcılıkta aktarılır..

yani bir çocuğa matematikte 2+2=4 tür nasıl aktarılıyorsa tanrı, ölüm sonrası yaşamlar da aynı gerçeklikte aktarılır.. çünkü bunları çocuğa aktaran ebeveyni, öğretmeni vs de aynı bilinç düzeyindedir..

yani anne, baba, öğretmen için de 2+2=4 ve yaşama verdiği anlam/içerik(inanç) aynı gerçeklik düzeyindedir..

işte bu aşamada çocukta "bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığı" kaybolarak çocuk derin bir uykuya dalar.. peki daldığı uykuda hangi rüyayı görür?

hangi zaman ve coğrafyada doğup hangi anne baba ve toplum tarafından yetiştirilip büyütüldüyse o rüyayı görür..

-avrupa amerikada doğan bir çocuk hristiyanlık rüyasında yaşar..
-japonyada doğan bir çocuk budizm rüyasınında yaşar
-türkiyede dıoğan bir çocuk islam rüyasında yaşar
-hindistanda doğan çocuk hinduizm rüyasında yaşar
-kübada/sscb de doğan çocuk materyalizm rüyasında yaşar
-israilde doğan bir çocuk musevilik rüyasında yaşar..
-bunlara bu rüyaların alt fraksiyonlarını, eski çağları ve rüyaları da ekleyin..

insanoğlunun nasıl kendi eliyle kendi türünü bi rüyada yaşamaya zorladığının farkına varın..

tüm bu anlattıklarım çocuğun beyin nörokimyasının büyümesi, olgunlaşması, nitelik ve nicelik kazanması sırasında olur, yani doğduktan sonra yetişkin yaşa gelene kadar...

yetişkin yaşa gelmiş bir insanoğlunun nörokimyası/konektomu ana hatlarıyla neredeyse bitmiştir artık.. yani o devasa gökdeleni dikmişizdir.. ama o devasa gökdelen kendi zaman ve coğrafyasının basit bir ürünü/türevi olduğunun farkında bile değlidir..

artık o büyük bir güvenle "işte ben buyum" der,

bu yetmezmiş gibi "ben bilincime yansıyan varlık alemini 2+2=4 ü bildiğimden ne kadar eminsem o kadar eminim" der...

çook ama çok derin bir uykuda rüya görme başlamıştır ama bir kişi sabah olup uykudan uyanmadığı sürece de gördüğü şeyin bir rüya olduğunun farkına varamaz..

bugünlük bu kadar yeter, sevgiyle kalın..

paslıçivi
28-06-2011, 07:17
sevgili arkadaşlar..

yenidoğan bir "canlı"da ona canlılık özelliği veren bir "total enerji" vardır, bu enerji cansız varlıklarda yoktur..

canlılarda varolan bu enerji "benlik" dediğimiz iktidar sayesinde yönlendirilip harcanır.. bir ülke düşünün, bu ülkenin doğal kaynakları, gelirleri vs gibi bir takım girdileri/zenginliği vardır ve bu girdilerin yönetimi, nereye, ne kadar harcanacağını o iktidar/hükümet belirler, gibi..

ülke bir "canlı"dır,
bu ülkenin sahip olduğu zenginlik "total enerji"dir,
iktidardaki hükümet de "benlik"tir, gibi..

yendidoğan bir insan yavrusunun sahip olduğu zenginlik;

-vücudu,
-safbilinci
-yaşamda kal itkisi,
-merak
-ve mutlak mutluluğu(coşku)dur..

insan yavrusu ilk doğduğunda genetik ve varoluşsal gelen bu özelliklerden başka hiç bir şeye/soyuta sahip değildir.. masumdur, cahildir, meraklıdır, coşkuludur, bilinci pırıl pırıldır, bilincinin üzerini örten hiç bir soyut perde yoktur.. bu bilince yansıyan varlık alemini 5 duyu ve merak sayesinde "birinci elden" okunur ve algılanmaya çalışılır..

ve bu zenginliğin/varlığın/canlının hükümeti; ilkelbenliktir yani ID denilen altbenlik..

bu yenidoğan henüz ataları tarafından bir soyut yüklenmediği için
-0km dir
-tabula rasa' dır
-soyutsuzdur
-düşüncesizdir
-somut dünyada yaşar

yani daha önceki yazılarımda belirttiğim "0" yüklüdür, yani yüksüzdür..

ve varolan 10 birimlik "total enerji"nin tamamı "ilkelbenlik" dediğimiz hükümet tarafından "yaşamda kal, coşku ve merak" için kullanılır..

bunlar aslında biribirinden ayrı/farklı şeyler değildir, bir ülkenin içinde toprağıyla, insanıyla, halkıyla, zenginliğiyle, hükümetiyle, devlet yapısıyla nasıl vazgeçilmez bir bütünlük içindeyse, bu yenidoğan canlı varlıktaki bu kavramlar da biribiriyle bir bütünlük içinde olmak zorundadır..

ve yenidoğandaki ilkelbenlik dediğimiz iktidardaki hükümet tamamen kendi bünyesine/vatandaşlarına hizmet eder, başka hiç bir şeye değil.. yöneten de yönetilen de harcanan zenginlik/enerji de hepsi bu hücreler topluluğunun çıkarları doğrultusunda hareket eder..

buraya kadar anlatıklarımız yenidoğan bir insan yavrusu içindi..

peki yetişkin bir insanda bu işler nasıl yürür?

yetişkin bireyde iktidar; ilkelbenlik değil, ordunun iktidarı devirip yönetimi zorla ele geçirmesidir.. yani iktidarda başka bir yönetim vardır ve onun adı da cunta yönetimi olan EGO dur..

peki eski iktidarı yıkıp yeni iktidarı kuran "ordu" kimdir?

insanoğlunun kendisidir, yani başta ebeveynleri olmak üzere birlikte yaşamak zorunda olduğu toplumdur..

çünkü tamamen kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir ülke diğer komşu ülkelerle bir barış uyum içinde yaşayamaz, onlarla sürekli bir çatışma içinde olup varlığını sürdürmesi imkansızdır.. çünkü hiçbir ülke bu dünyada, dünyaya gelip/kurulup/doğup tamemen kendi özkaynaklarıyla kimseye bağımlı olmadan ayakta durup canlılığını devam ettiremez.. mutlaka kendi menfaatleri için diğer ülkelerden en azından bir kaçıyla uyumlu bir ilişki içinde olmak zorundadır..

evet bu ülke artık ilkelbenlik hükümeti değil cunta yönetimi olan EGO hükümeti tarafından yönetilmeye ve bu doğrultuda bir iç, dış politika uygulamak zorunda kalır..

bu cunta yönetimine geçen canlı varlık artık vaoluşsal gelen o mutlak mutluluğa/çoşkuya, merağa ve safbilince sahip değildir, bu özelliklerini yitirmeye başlayıp kendine/özüne yabancılaşmaya başlar.. çünkü bu ülkede yenidoğan insanlar artık o eski iktidarın varlığından bile habersizdir, direk cunta(ego) yönetiminde dünyaya gözlerini açtıkları için normal/doğal olanın böyle olduğunu zannetmeye başlarlar..

hayvanat bahçesindeki kafeste doğan bir aslan yavrusu özündeki o vahşiliği, ormanlar kralı olmanın gücünü, özgürlüğünü tadamadan, bilemeden ölür gider ve "yaşadım" zanneder..

bir insan da yaşamında özüne/kendine ulaşamadan ölürse aynı kafeste doğup ölen bu aslan yavrusu gibi yaşadığını zannedip ölüp gider..

aslan yavrusunun kafeste dünaya geldikten sonra zaman zaman o demir parmaklarına, diğer aslanlara, bakıcısına saldırması işte o özüne dönme, kendini bulma çabalarından başka bir şey değildir..

insanoğlunun da binlerce yıldır biribiriyle böyle dalaşmasının, savaşmasının nedeni özüne dönme, kendini bulma çabalarından başka bir şey değildir..

ama henüz bunun farkındalığında değildir..

bugünlük bu kadar..

paslıçivi
29-06-2011, 06:20
sevgili arkadaşlar..

yenidoğanda;

-"0" dır,
-somutta yaşar,
-soyutsuzdur/yüksüzdür,
-mutlak mutluluğu/coşkusu vardır
-merak sahibidir
-safbilinci vardır
-varoluşa sadece "tanıklık" yapar, izleyicidir, gözlemcidir, olduğu gibi yansıtır
-bilincine yansıyan varoluşu sıfatlamaz, nitelemez
-10 birimlik total enerji
-ilkel benlik hükümetinde
-yaşamda kal ve soyunu devam ettir emri/güdülenmesi için harcanır..
-yaşam ıskalanmaz,
-bilinçsizce gereği gibi yaşanır

yetişkinde;

- "+1" dir,
-soyutta yaşar
-yüklüdür
-mutlak mutluluk elinden alınmıştır
-merak ileri derecede kaybolmuştur, çünkü ataları ona evreni öğretmiştir
-safbilincin üzeri zihin/ego/inanç denen perdeyle örtülmüştür
-varoluşa tanıklık bitip artık bir taraftdır, savunucudur, sahiplenicidir, olduğu gibi değil zihin/perdenin izin verdiği oranda yansıtabilir
-bilincine yansıyan varoluşu sıfatlar, nitelendirir..
-10 birimlik total enerji
-ego hükümetinde
-kendine yüklenen zihni savunmak(yalancı mutluluk) ve diğer farklı yüklenmiş zihinli insanlarla dalaşmakla harcanır..
-yaşam ıskalanır,
-uykuda rüya görerek, gereği gibi değil gereğinden çok farklı hedefler için yaşam heba edilir..

paslıçivi
29-06-2011, 07:25
öze dönüş, kendini bulma, kendinle tanışma:

sevgili dostlar..

insanoğlu bir altın elementi gibidir.. ana rahminden doğduğunda saf altındır, katışıksızdır, bir cevherdir, çok değerlidir..

ama ana rahminden çıktıktan sonra dış dünya ve ataları bu altını bu saflığında bırakmaz, bırakamaz.. insanoğlu kendi kirlenmiştir, kirlendiğinin farkında bile değildir.. ve altının olması gerekeninin/normalinin kendi gibi olmasını zannettiği için bu yenidoğan saf altına kendi kirinden bulaştırır.. onu da aynı kendi gibi kirletir.. ve tüm bu işler bu safaltının büyüme olgunlaşma devresinde olur..

çünkü bu saf altın kendi başına ayakları üzerinde duracak kadar güçlü değildir, kendini dünyaya getiren atalarına zorunlu olarak bağımlı ve muhtaçtır.. yaşamda kalıp soyunu devam ettirmesi için ona yardım edecek tek şey yine kendi ataları olduğu için kendine bulaştırılan bu kiri hiç sorgusuz sualsiz farkında bile olmadan kabul eder ve kirlenir.. ve dediğim gibi kirlendiğinin, o saflığını yitirdiğinin farkında bile değildir..

çünkü tüm bu olanları değerlendirecek, analiz ve sentez yapacak organı(beyin/konektom) henüz bu tecrübeye, bilince, beceriye sahip değildir.. çok savunmasız ve masumdur, adeta onu yetiştiren atalarının bir kölesi, oyuncağı durumdadır.. yaş bir ağaç fidanı gibidir, nereye eğersen oraya doğru büyümek zorundadır.. bir hamur gibidir, nasıl yoğurup şekil verirsen o şekli almaya mahkumdur..

işte bu saf altınımız "ben varım, ben buyum" diyene kadar çoktan saflığını yitirmiş ve artık doğada kirlenmiş, katışıklı, saf olmayan hale gelmiştir..

işte bu saf olmayan altının tekrar ilk saflığına gelmesi için ateşten geçmesi lazımdır.. ateşten geçmeyen altın saflaşamaz..

bu ateşten geçmesi bile onun iradesinde değildir.. birinin bu kirli altını doğada bulup ateşten geçirmesi ve saflaştırması lazımdır.. ateşten geçen bu kirli altın tüm kirlerinden arınır, kimyasal ve fiziksel olarak ateş karşısında eriyip tekrar o ana rahminden doğduğundaki saflığına berraklığına kavuşur..

ateşten geçmek kolay bir şey değildir, tüm yapın eriyip bozulur, kim/ne olduğunu unutursun, birden bir boşluğa düşersin, hiç deneyimlemediğin bir durumu deneyimliyorsundur, afallarsın, şaşırırsın, tüm bildiklerin, doğruların buharlaşıp gider..

ama o ateşten geçmeyi başarıp tekrar soğumaya yüz tutup da eski katılığını/biçimini aldığında artık yepyeni bir şeysindir, ölmüş ve tekrar doğmuşsundur.. atalarının sana bulaştırdığı tüm kirlerden arınmış bir vaziyette o eski saflığına, masumluğuna, mutlak mutluğuna, mreğına ulaşırsın..

artık varoluş ve senin aranda hiç bir kir tabakası kalmamıştır, tüm filtreler, perdeler kalkmıştır, eskiden "bu benim, ben buyum" dediğim şeyin aslında sen olmadığını, kendinin/özünün bambaşka bir şey olduğunu kavrarsın..

artık kendinle/özünle tanışmışsındır, kendini bulmuşsundur ve varoluşla ayrılmaz, vazgeçilmez bir bütünlük içine girer ve tekrar "birinci elden" varoluşla temasa geçersin..

ve tekrar basit bir izleyici, gözlemci ve tanık durumuna geçersin..

varoluşu artık sıfatlaman gerekmez, taraf olman gerekmez, sahiplenip sabitlemen gerekmez, tüm yargılamaların sona erer, çünkü tüm iradenin insanoğlunda değil insanoğlunun üstünde varoluşun içdinamiklerinde olduğunu kavrarsın..

bilincine yansıyan o devasa varoluşun bir bütün olduğunu ve senin de bu bütünün vazgeçilmez bir parçası olduğunu, sadece bu bütünü yani "mutak 1" i yansıtan milyarlarca aynadan bir ayna olduğunu farkeder ve kavrarsın..

bunun adı "özbenliktir" sevgili dostlar ve bir insanın yaşamında kazanabileceği en büyük hazinedir, cevherdir, hiçbir şeyle kıyaslanamaz, kıyaslanması mümkün değildir..

sevgiyle kalın..

atesvedemir
29-06-2011, 11:55
bilincine yansıyan o devasa varoluşun bir bütün olduğunu ve senin de bu bütünün vazgeçilmez bir parçası olduğunu, sadece bu bütünü yani "mutak 1" i yansıtan milyarlarca aynadan bir ayna olduğunu farkeder ve kavrarsın..

Kesinlikle katılıyorum. Ana unsurun farketme/bilme/öğrenme olduğunu düşünüyorum. Peki neyi öğreneceğiz?
Öğrenmemiz gereken şey; bu hayat denizinde beni/seni/bizi aşağılara çeken ve boğulmamıza neden olacak üstümüze giydirilmiş elbiseden kurtulmak için ne yaptığımız veya yapmadığımız. Hep elbisesizler/ağırlığını atanlar su üzerine çıktığına ve sürekli suyun üzerindekiler toplandığına göre elbiseliler ve ağırlığı olanlar dipte uzun devreler boyunca yeniden yeniden elbselerinden kurtulma çabası vereceklerdir.

Arada suyun dibindekilere elbisenin nasıl çıkarılacağını, ağırlıklardan nasıl kurtulacağını göstermek/anlatmak için suya dalmayı göze alan haberciler de olacaktır.

Asıl sorum milyarlarca farklı aynanın nasıl bir ayna olacağını bilmeden bu şekilde bir ayna olarak varolmasından neden sorumlu olduğudur. Burada bence 2 seçenek var?
Ya ayna nasıl olacağını kendi seçiyor ve seçim yine kendisinin ve zorlama yok. Bu yüzden de sorumlu.
Ya da ayna nasıl olacağını seçemiyor ve sorumluluk yok.
Sanırım seçimi nasıl yaptığımı bilemesem de ilki bana daha yakın geliyor.

Yazdıklarını keyifle okuyan biri olarak diyeceğim şudur ki tamda büyük bir kırılmanın/bir kasırganın olduğu anda rastladım sana. Oradan oraya savrulurken beni dinginleştiren/dönmeme sebep olan sen oldun. Gördüklerinin aynısını bende görüyorum. Mahlasımın manası tamda senin bahsettiğin şeydir.
Gönülden teşekkürler sevgili paslıçivi.
Gönülden...

paslıçivi
13-07-2011, 07:16
sevgili arkadaşlar..

yenidoğanda;

-"0" dır,
-somutta yaşar,
-soyutsuzdur/yüksüzdür,
-mutlak mutluluğu/coşkusu vardır
-merak sahibidir
-safbilinci vardır
-varoluşa sadece "tanıklık" yapar, izleyicidir, gözlemcidir, olduğu gibi yansıtır
-bilincine yansıyan varoluşu sıfatlamaz, nitelemez
-10 birimlik total enerji
-ilkel benlik hükümetinde
-yaşamda kal ve soyunu devam ettir emri/güdülenmesi için harcanır..
-yaşam ıskalanmaz,
-bilinçsizce gereği gibi yaşanır

yetişkinde;

- "+1" dir,
-soyutta yaşar
-yüklüdür
-mutlak mutluluk elinden alınmıştır
-merak ileri derecede kaybolmuştur, çünkü ataları ona evreni öğretmiştir
-safbilincin üzeri zihin/ego/inanç denen perdeyle örtülmüştür
-varoluşa tanıklık bitip artık bir taraftdır, savunucudur, sahiplenicidir, olduğu gibi değil zihin/perdenin izin verdiği oranda yansıtabilir
-bilincine yansıyan varoluşu sıfatlar, nitelendirir..
-10 birimlik total enerji
-ego hükümetinde
-kendine yüklenen zihni savunmak(yalancı mutluluk) ve diğer farklı yüklenmiş zihinli insanlarla dalaşmakla harcanır..
-yaşam ıskalanır,
-uykuda rüya görerek, gereği gibi değil gereğinden çok farklı hedefler için yaşam heba edilir..

demiştik sevgili dostlar..

yetişkin insandaki bu "+1" in içeriği/niteliği genel anlamda kolay kolay bozulmaz ve değişmez.. bu +1 dediğimiz şey zihindir/egodur.. bu değişmediği sürece kişi çok derin bir uykuda adete rüya görürcesine bir yaşam sürer..

bu zihin/egonun içeriğini bozup değiştirecek olan şeyler, kişinin yaşamındaki tüm okudukları, yaşadıkları, duydukları, gördükleri, deneyimlemeleri yani "göz ve kulak" duyu organlarından içeri giren iletiler sayesinde olur.. bu 2 organdan giren tüm iletiler ilgili sinirler aracılığı ile beyin dokumuza ulaşarak orada bir tepkime yaparlar.. bu tepkime 2 şekilde olur

"düşünme ve duygulanma"..

oluşan bu düşünce ve duygulanma kişinin +1 ini kolay kolay bozamaz.. çünkü o +1 bizim yaşamımızdır, yaşama/varlığa verdiğimiz anlam/sıfatlamayı içerir..

o yüzden varoluşun kendi iç dinamikleri(mutlak 1) bu dengeyi korumak için bir takım savunma mekanızmaları kurmuştur, biz bunlara psikiyatrik/bilimsel olarak "egonun savunma mekanızmaları" diyoruz..

bu savunma mekanızmalarının görevi, "kulak ve gözden" gelen iletilerin oluşturduğu "düşünce ve duygulanmanın" bu +1/zihin/egonun "birliğini ve bütünlüğünü" korumak amacı taşır..

çünkü bu birlik ve bütünlük bozulduğunda kişinin "yaşamda kal ve soyunu devam ettir" temel güdülenmesi bozulur ve kişi yaşamına kendi elleriyle son verebilir.. bu(intihar) varoluşun iç dinamkilerinin genel anlamdaki güdülenmesine ters olduğu için egonun savunma mekanızmaları göz ve kulak yoluyla gelen bu iletileri filitrelemek ve ona göre bir savunma tekniği kullanmak zorundadır..

yani; ego ve savunma mekanızmaları biz insanoğlunu varlık alemiyle olan ilişkimizde çok sıkı bir denetime tabii tutar ve tutmak zorundadır.. dediğim gibi aksi halde canlılık devam etmez..

o yüzden dünya insanlığının çok büyük bir bölümü şimdiye kadar bu +1/zihin/ego bozulmadan günümüze kadar gelmiş ve canlılığını/soyunu devam ettirebilmiştir..

ama günümüzde işler yavaş yavaş değişmektedir.. geliştirdiğimiz bilim ve teknoloji sayesinde artık sadece dünyaya gözlerimizi açtığımız zaman ve coğrafik iletilere maruz kalmıyor beynimiz ve bilincimiz.. ama eskiden öyleydi, dünya insanlığı diğer dünya insanlarıyla çok fazla iletişime geçmeden belli bir zaman ve coğrafyada yaşamını tamamlayıp ölüp gidiyordu.. ve o yüzden bu zihin/ego çok daha sağlıklı bir şekilde muhafaza ediliyordu..

iletişim çağında yaşadığımız için tüm zaman ve coğrafik bilgilere "bir tık" kadar yakınız artık.. radyo televizyon ve basınla başlayan iletişim çağımız telefon, bilgisayar ve "internet" sayesinde şimdilik zirvesini yaşamaktadır..

insanoğlunun göz ve kulak duyu organlarından şimdiye kadar olmayan bir yoğunlukta "görsel ve işitsel" ileti bombardımına maruz kalıyor beyin dokumuz(konektom) ve dolasıyla zihin/egomuz..

dünya artık küçük bir köy.. eskiden bir dağ köyünde televizyon, gazete radyo, telefon, intenet yoktu.. ve bu köydekiler için tüm dünya bu köyden ibaretti.. ama şimdi öyle mi? bilim ve teknoloji sayesinde o devasa dünyayı küçük bir köy haline getirdik..

ve biribirinden çok fazla parçalanmış, farklılaşmış zihinde/egoda yaşayan insanoğlu önümüzdeki yüzyıllarda yavaş yavaş oluşacak bir "dünya insanlığı zihni/egosuna" doğru yol almakta..

yani eskiden bizi birbirimize düşüren, ayıran, bölen, savaştıran farklı zihinler/egolar (dinler, milletler vs) artık yavaş yavaş yokolup kaybolmaya doğru gidiyor.. ama bu çok sinsice ve yavaş işleyen bir süreç..

önümüzdeki on/yüzyılar çok büyük değişikliklere gebe..

tabi bu arada; küresel ısınma ve nükleer silahlanma yüzünden bindiğimiz dalı kestiğimizin hala farkına varmayıp soyumuzu(insanoğlunun) sona erdirmezsek..

xcan
13-07-2011, 08:57
Paslı çivi bütün yazdıklarının en gerçek olanı bu yazıydı .Dünya globalleşiyor .Abd ve eski SSCB anlaşmalarıyla alınan bir dizi karar doğrultusunda Dünya yeni bir sürece girmiştir .Bu süreç kendi siyasi üst yapılanmasını oluşturulacak ve kendi varlığına aykırı düşünce sistemleri temizlenecektir.Ve tek tek insanlar yeni dünya düzeni ile uyumlu yeni üst benlerin kabulüne koşullandırılacaktır .
Milliyetçilik vatan severlik yenilmesi gereken bir düşünce akımıdır.Ve milli devletlere saldırılarda başlamıştır.
Ülkemizdede durum farklı değildir .Şimdi mertçe davranıp düşüncenizi ortaya koymuşunuz .
Düşünceniz farklı kesimlerde farklı algılanabilecek bir düşüncedir .Vatansever fikirler sizi vatan hainliğiyle suçlarsa bu doğru sayılabilir .Bana göre ise siz sadece çıkarlarını savunacak ve öteye gidemeyecek ilkel benliğinizin kölesi kaypak birisiniz .
Bu süreç bir şekilde global dünya ile sonuçlanmazsa hiç şüphesiz Vatanseverliği kimseye bırakmıyacaksınız ..
İnsanlık ortak bir noktaya bir tarafın zorlaması ile çekilebilirmi zaman gösterecek fakat Böyle bir birliktelik gönüllülük sağlanmassa kalıcı olamaz .
Pratikte ise yoksul ülkelerin mutlak köleliğine dahi gidebilecek süreci tartışmadan insanları globalizme hazırlama çabalarınızı anlamlı bulmadığımı .Yağcılık aferin alma tabakta kalanları sıyırma önceliği kazanma çabası olarak değerlendiriyorum .
Alt ben üstben ego bahane Fakat çıkarlarım şahane diyorsunuz ..
Nasıl karlı bir işmi ?Profesyonelce bir uğraşmı sizinki.?

paslıçivi
14-07-2011, 06:58
yani; ego ve savunma mekanızmaları biz insanoğlunu varlık alemiyle olan ilişkimizde çok sıkı bir denetime tabii tutar ve tutmak zorundadır.. dediğim gibi aksi halde canlılık devam etmez..



sevgili dostlar..

varlık alemi; bir bütündür, tektir, birdir, mutlak varlıktır, parçacıklardan oluşmaz.. bizim parça dediğimiz her şey o "mutlak 1" in ayrılmaz, vazgeçilmez, bütünün öğeleridir.. biz insanoğlu olarak çok sınırlı sayıda ve nitelikte duyu organına(5 duyu/reseptör/algılayıcı) sahip olduğumuz için bu duyular yüzünden onu parçacıkların birleşmesinden oluşmuş bir bütün gibi algılarız.. oysa parçacık diye bir şey yoktur..

ve bu "mutlak 1" dediğim şey bizim algılarımızın dışındadır, ötesindedir ve bu biz insanoğlu için bir sırdır, gizemdir, bilinemezdir..

çünkü biz insanoğlu için "zaman ve mekan" kavramları vardır ve biz insanoğlu olarak henüz bu zaman ve mekanın sınırlarını çizemeyip "varlık/evren sonsuzdur" deriz.. sadece zaman ve mekan boyutlarıyla algıladığımız ve sonsuz dediğimiz bir varlık alemi bizim için "sırdan/bilinemezden" öte gidemez..

ama bunu algılayabilmemiz, kabul edebilmemiz için özümüze ulaşmamız gerekmektedir.. yani özümüzdeki filtresiz/egosuz safbilince ve mutlak mutluluğa..

insanoğlu varoluşun hediyesi "safbilinç ve mutlak mutluluğa" ulaşamadığı sürece varlık alemi için "bir sırdır, gizemdir" diyemez, çünkü yaşamakta olduğu ve onu yöneten benliği(ego) tatmin olmaz..

"benlik=canlılıktır", benlik yoksa ya da tatmin olmazsa canlılık da yoktur..

işte zaman içerisinde insanoğlu hayvandan insana evrilirken zorunlu olarak insanoğlu özünden koparılıp kendine yabancılaştılıp bu ikinci benliği/egoyu kullanmak zorunda kalmıştır..

işte zorunlu olarak ortaya çıkan bu ego nasıl şekillendiyse ancak o şekilde varlığı ortaya koyabilir, farklı ortaya koyumları kabullenemez, dışlamak ve reddetmek zorundadır.. aksi halde tatmin/mutlu olamaz..

ve o yüzdendir ki farklı zaman ve coğrafyalarda farklı şekillenmiş/nitelenmiş bu egolar sürekli biribiriyle bir çatışma/kaos içindedir.. yani insanoğlunun binlerce yıldır varolan bu çekişmesi savaşması varoluşun bir dayatması bir zorunluluktur, bunu insanoğlu iradesi değil "mutlak 1" in iradesi belirler..

insanoğlu iradesi "mutlak 1" in kapsamındadır, dahilindedir ama asla üstünde/dışında değildir, olamaz.. insanoğlu iradesi bu mutlak 1 in sadece sonsuz sayıda aynasından/yansıtıcısından başka bir şey değildir.. ve bu sonsuz sayıdaki farklı ayna/yansıtıcı/ego varoluşun bir güzelliğidir, zenginliğidir..

işte ego ve savunma mekanızmaları bunun için vardır, herkes varlık alemini farklı yansıtıp farklı ortaya koyup, bu zenginliği/kaosu yaratmak için vardır..

ego ortadan kalkınca artık varlık alemini farklı yansıtamazsın, hakkında hüküm veremezsin, biliyorum diyemezsin, niteleyemezsin, sıfatlayamazsın, sadece basit bir ayna gibi yansıtırsın sessiz bir tanıklık yapabilirsin ancak..

özümüze(özbenliğe) ulaştığımızda bahsettiğim "safbilinç ve mutlak mutluluk" kavramlarından bahsedeyim biraz, çünkü arkadaşlarımızdan gelen tepkilerden bunu tam olarak ifade edemediğimi, açıklayamadığımı düşünüyorum..

safbilinç; günlük yaşamda kulandığımız basit bir aynayı düşünün.. bu aynanın önünden bir madde/cisim geçirdiğinizde ayna bunu sadece "olduğu gibi farklılaştırmadan" yansıtır.. dünyada standart üretimiş ne kadar ayna varsa getirin ve önünden bir cisim geçirin hepsi aynı görüntüyü yansıtacaktır..

örneğin, aynanın önünden bir insan geçsin.. ayna bu insan hakkında iyidir, güzeldir, çirkindir, uzun boyludur, siyah saçlıdır, mavi gözlüdür vs gibi bir sıfatalamaya/anlamdırmaya taabi tutmaz.. önünden nasıl bir insan geçerse geçsin o insanı "olduğu gibi farklılaştırmadan" geçirir.. o insan hakkında hiç bir niteleme/yorum yapmadan hüküm vermeden sadece yansıtır.. biz aynaya baktığımızda sadece o geçen insanın görüntüsünü görürüz.. ayna bize o insan hakkında en küçük bir şey söylemez, sessizce tanıklık yapar ve yansıtır..

işte egodan arındığımızda yani safbilinç durumuna geçtiğimizde; varlık alemine aynı bu temiz ayna gibi sadece sessiz tanıklık yapar ve yansıtırız..

artık varlık alemi; şöyledir/böyledir, iyidir/kötüdür, tanrı vardır/yoktur, ölüm sonrası yaşam vardır/yoktur, diye bir sıfatlama/anlamdırma/hüküm verme işine girmeyiz giremeyiz, çünkü varlık aleminde bu bahsettiğim şeyler bizim 5 duyu ve bilincimize yansıyan şeyler değildir..

bunu şuna benzetelim..

2 adet aynamız olsun, ve bu 2 aynanın yansıtıcı yüzleri biribirine baksın.. aynı adamı bu aynaların arasından geçirelim.. sonra iki aynayı dillendirip konuşturalım.

1. ayna; - bu adamın dalağı var..
2. ayna; -bu adamın dalağı yok..

ya güzel kardeşim, güzel aynacım; sen basit bir aynasın, X/röntgen ışını yaymıyorsun ki, adamın içini görmeden dalak var/yok diyorsun.. sen dalağı nerden ne zaman öğrendin de bu adamın içinde dalak olup olmadığı hakkında konuşuyorsun..

işte insanoğlunun;

-tanrı vardır/yoktur,
-ölüm sonrası yaşam vardır/yoktur,
-evren maddeden ibarettir,
-evren kendiliğinden tesadüfen olmuştur,
-evren yaratılmştır,
-evren hep/ebedi vardı
-vs,

tartışmaları aynı bu "tozlanmış" aynaların kendi tozunun önünden geçen insana "dalağı vardır/yoktur" deyip tartışması gibi bir anlamsızlık, rüya, yanılgı halidir.. bu adam geçtikten sonra bu 2 ayna hala tartışmakta ve kavga etmektedir..

-hayır vardır..
-hayır yoktur..

şimdi biz gidip bu aynalra sorsak ki;

-güzel aynalar, vardır/yoktur tartışmasına girip biribiriniz yiyorsunuz da önce siz bize dalağın ne olduğunu bir anlatırmısınız, siz dalağı daha önce hiç gördünüzmü, biliyormusunuz ki vardır/yoktur tartışması yapıyorsunuz dediğimizde;

her iki ayna da -evet dalak şudur diye bir tanımlama yapacaktır.. şimdi oraya milyarlarca "tozlu ayna" koyalım ve adamı tekrar geçirelim, tüm aynalar bu adamın dlağı vardır/yoktur, dalak şöyledir böyledir, böyle fonksiyonları vardır, iyidir, kötüdür vs gibi bir tartışmaya girip biribirlerini yiyeceklerdir..

hem de hiç bir ayna daha önce bir dalak görmediği halde :)

işte sevgili dostlar, burda;

ayna; insanoğlunun bilincidir
toz; zihindir, egodur
dalak; insanoğlunun şimdiye kadar üretebildiği nihai soyut, tanrıdır

peki biz şimdi bu aynaları suçlayıp eleştirelim mi? bu aynaların bir suçu var mı?

tabi ki yok, çünkü o ayna daha fabrikadan çıktığı andan itibaren tozlanmaya başlıyor ve "ben varım ve bir aynayım" diyene kadar tozlanma işi bitmiş oluyor.. bu ayna tabii ki hayatında hiç dalak görmeden önünden geçen adamın dalağı vardır/yoktur ve dalak şudur budur böyledir gibi bir tartışma içine girecektir..

oysa biri eline bir bez alıp bu aynayı bir güzel silip temizlese, fabrika çıkış ayarlarına getirse; aynanın önünden aynı adam geçtiğinde hiç sesini çıkarmadan sadece asli görevini yapacaktır..

sessizce tanıklık yapıp, yansıtacaktır sadece..

ve siz gidip bu aynaya

-dalak nedir? varmıdır yokmudur? diye soracak olursanız, size karşı sessizliğini koruyacak ve anlamsızca bakıp asli görevi olan yansıtmaya devam edecektir..

işte sevgili dostlarım, insanoğlu da aynı bu katmer katmer tozlu/egolu ayna gibidir.. bu aynalar varoluşun farklı zaman ve corafyalarında üretilmiş ve o bölgenin tozuyla/egosuyla/zihniyle kirlenmiştir.. o yüzden varoluşa her baktığında ancak o tozun/egonun/zihnin izin verdiği oranda bir görüntü yansıtacaktır..

ve kendinden o kadar emin olacaktır ki yansıttığı şeyin doğruluğu hakkında..

o yüzden diğer tüm farklı yansıtan aynaları dışlamak, dalaşmak, savaşmak ve onları susturup yoketmek zorunda kalacaktır.. aksi halde kendinden şüpheye düşecek ve yalancı mutluluğu/tatmini elinden alınacaktır

dünya insanlık tarihi; farklı tozlanmış aynaların kavgasından başka bir şey değildir..

paslıçivi
16-07-2011, 06:23
özümüze(özbenliğe) ulaştığımızda bahsettiğim "safbilinç ve mutlak mutluluk" kavramlarından bahsedeyim biraz, çünkü arkadaşlarımızdan gelen tepkilerden bunu tam olarak ifade edemediğimi, açıklayamadığımı düşünüyorum..



mutlak mutluluk: sevgili dostlar, mutluluk/tatmin dediğimiz olay canlı varlıkları ilgilendirir, cansız varlıkları değil..

her canlı doğuştan/varoluşsal safbilinç ve bu bilinci yöneten bir benlik olan ilkelbenlik/ID yönetiminde dünyaya gelir demiştik.. aslında en ilkelbenlik bitki dediğimiz canlı varlıklarda vardır ama o konuyu ilerleyen zamanlarda işlemeyi düşünüyorum.. yani bir bitki de "yaşamda kalıp soyumu devam ettirmeliyim" güdülenmesiyle devinim gösterir..

hayvanlarda(insan dahil) şimdilik psikiyatrik anlamda 3 çeşit benlik olduğunu söylüyoruz.. ID, ego, üstbenlik..

işte "mutlak mutluluk" dediğim şey; bu benliklerden ID olanının tatmin olmasından ortaya çıkan durumdur..

ID/ilkelbenliğin güdülenmesi; "yaşamda kalmalı ve soyumu devam ettirmeliyim" şeklindedir demiştik.

yaşamda kalmalıyım; doğduğumuzda(yavru, bebek) varolan ivmelenme, güdümüzdür..

soyumu devam ettirmeliyim; ise cinsel kimlik kazanıldıktan sonra yani yetişkin olunduğunda ortaya çıkan bir ivmelenme, güdülenmemizdir..

bir canlının yaşamda kalıp soyunu devam ettirmesi için zorunlu olan ihtiyaçları;

1-beslenme
2-barınma(güven)
3-cinselliktir..

işte sadece bu 3 ihtiyacı giderip de mutlu/tatmin olan bir canlı "mutlak mutludur"..

canlının yavru ya da yetişikin olmasına göre ilk 2 ya da 3 maddenin giderilmesi canlıyı tatmin eder.. artık başka bir tatmin aramaz ve yaşamını çoşkuyla kutlayarak yaşar..

işte bu bağlamda; insan yavrusu olan bebek ve tüm hayvanlar ilkelbenlikte yaşadıkları için bu ihtiyaçları giderildiğinde tatmin/mutlu olup yetinirler..

-karnını doyuran,
-kendine bir barınak(yuva, ev, sürü) bulup güvende hisseden
-ve karşı cinsle çiftleleşip yavru sahibi olan

bir canlı ulaşabileceği maximum hazza/tatmine ulaşır.. artık başka bir tatmin/haz aracı aramaz.. ya çoşkuyla oynayarak(yavru) ya da dinlenerek(yetişkin) zamanını geçirir..


ama insanoğlunda zorunlu olarak ortaya çıkan ego dediğimiz ikinci benlik, bu saydıklarımla yetinebilen, tatmin/mutlu olabilen bir benlik türü değildir asla ..

yani bir insan; karnını doyurup, kendine barınağını yapıp güvenliğini sağlayıp, karşı cinsle bir ilişki kurup yavru dünyaya getidikten sonra "ben artık tatmin oldum" diyemez.. çünkü benlik çeşidi ID değil ikinci benlik olan egodur..

insanoğlu kendisinin kendinden çalındığı, kendine yabancılaştırıldığı egoda yaşadığı için asıl tatmin edilmesi gereken benliği bu egodur..

Ego; bize doğumdan sonra yüklenen tüm "insandan öte" soyutlar olduğu için bu soyutların tatmin edilmesi gerekmektedir..

ve insanoğlunun binlerce yıldır yaşadığı o çileli sıkıntılı yalancı mutluluk peşinde koşup, farkında olmadan kendini kandırdığı yaşamı başlar.. çünkü egonun kurgusu "tatminsizlik" üzerinedir.. bir ilkelbenlği çok kolay tatmin edebilirsiniz, primer ihtiyaçlarını karşılayın iş biter..

ama ego dediğimiz o habis benlik öyle midir? egonun tatmin olduğu nokta yoktur, hep daha fazlasını, hep değişik şeyleri ister, arzular, o yüzden egonun mutlak tatmini diye bir şey yoktur.. egoda yaşayan insanoğlu ölünceye kadar bu benliğini tatmin etme peşinde koşar, koşmak zorundadır ve bir yaşam böyle harcanır/ıskalanır.. tüm bunlar insanoğlunun iradesi dışında varoluşun/mutlak 1'in insanoğluna bir dayatması olarak biçimlenmiştir..

işte egodan özbenliğe geçebilmiş bir insan da benzer şekilde egosal kompenentlerin peşinden koşmaz ve primer ihtiyaçları karşılandığında tatmin/mutlu olur..

diyelim şimdilik kabaca ve kısaca..

paslıçivi
17-07-2011, 05:50
yenidoğanda;

-"0" dır,
-somutta yaşar,
-soyutsuzdur/yüksüzdür,
-mutlak mutluluğu/coşkusu vardır
-merak sahibidir
-safbilinci vardır
-varoluşa sadece "tanıklık" yapar, izleyicidir, gözlemcidir, olduğu gibi yansıtır
-bilincine yansıyan varoluşu sıfatlamaz, nitelemez
-10 birimlik total enerji
-ilkel benlik hükümetinde
-yaşamda kal ve soyunu devam ettir emri/güdülenmesi için harcanır..
-yaşam ıskalanmaz,
-bilinçsizce gereği gibi yaşanır

yetişkinde;

- "+1" dir,
-soyutta yaşar
-yüklüdür
-mutlak mutluluk elinden alınmıştır
-merak ileri derecede kaybolmuştur, çünkü ataları ona evreni öğretmiştir
-safbilincin üzeri zihin/ego/inanç denen perdeyle örtülmüştür
-varoluşa tanıklık bitip artık bir taraftdır, savunucudur, sahiplenicidir, olduğu gibi değil zihin/perdenin izin verdiği oranda yansıtabilir
-bilincine yansıyan varoluşu sıfatlar, nitelendirir..
-10 birimlik total enerji
-ego hükümetinde
-kendine yüklenen zihni savunmak(yalancı mutluluk) ve diğer farklı yüklenmiş zihinli insanlarla dalaşmakla harcanır..
-yaşam ıskalanır,
-uykuda rüya görerek, gereği gibi değil gereğinden çok farklı hedefler için yaşam heba edilir..

şimdi tekrar buraya dönelim sevgili dostlar..

hayvanlar ve yenidoğan insan yavruları ilkelbenlik/ID yönetiminde primer ihtiyaçları olan "beslenme, barınma ve cinsellik" gibi ihtiyaçları giderildiğinde tatmin/mutlu olup yaşamlarını ısklamadan yaşarlar demiştik.. çünkü yüksüzdürler (0) ve somut dünyada yaşarlar demiştik..

şimdi gelelim yetişkin birey haline gelmiş insanoğluna..

daha doğduğu andan itibaren dış dünyayla tanışır ve çevresindeki anne baba ve toplum tarafından soyut yüklemeye maruz kalır.. ama beyin nörokimyası henüz bu kendisine iletilmeye çalışılan soyutları almaya ve kaydetmeye müsait olmadığı için bebek yaklaşık 6. ayına kadar somutta yaşamaya devam eder.. işte bu yaklaşık 3-6 ay civarlarında çok minimal düzeyde soyutları bebek "göz ve kulaklarıyla" almaya başlar ve ilgili sinirler(optik, akustik) aracılığıyla "beyin dokusuna" iletir..

vücudumuzda hiç bir organ ve doku yoktur ki; dış dünyadan gelen görsel ve işitsel uyaranlar aracılığıyla şekillensin biçimlensin, nitelik kazansın..
biri hariç tabii..

o da; -beyin doku ve organımızdır

beyin dokusu haricindeki diğer tüm doku ve organlarımız başta genetik kodumuz(DNA) olmak üzere, yaşadığımız coğrafyanın iklimi, besin maddeleri, havası, suyu, yaptığımız hareketler, yaşam biçimimiz vs bir çok "somut" faktör etkisi altında şekillenir ve biçimlenir..

yani kas iskelet sistemimiz, karaciğerimiz, akciğerimiz, böbreklerimiz, midemiz, barsaklarımız derimiz, derimiz, kalp ve damarlarımız vs aklınıza gelebilecek beyin dışındaki tüm doku, organ ve sistemlerimiz "soyut değil somut" faktörler etkisinde nitelik ve nicelik kazanır..

o yüzdendir ki; dünyanın hangi coğrafyasından bir insanın doku/organını alırsanız alın 3 aşağı 5 yukarı evrensel özellik taşır.. yani yaptığı görev ve fonksiyon açısından birbirine çok benzer ve doku/organ nakillerinde doku reddi konusu yoksa başka bir insana nakledildiğinde bir sorun yaratmaz.. kişi bir önceki kişiliği/benliği yönetiminde yaşamını devam ettirir..

şimdi aynı şeyi beyin organı için düşünün.. bildiğiniz gibi henüz beyin nakli söz konusu değil, tıptaki gelişmelerimiz henüz bunu yapacak kadar ilerlemedi ama bu ileride gerçekleşemeyecek diye bir şey yok..

bir insanın bedenine başka bir insanın beynini naklettiğinizi düşünün.. artık bu nakil basit bir doku/organ transferi değil bir kişilik/benlik transferi olacaktır.. ingiliz hristiyan bir insana, japon budist bir insanın böbreğini naklederseniz kişinin kimliği değişmez ama aynı kişiye bu insanın beynini naklederseniz artık o ingiliz hristiyan değil; japon ve budist olacaktır..

yani anlatmaya çalıştığım şey şu..

"bizi biz yapan, ben buyum" dedirten şey ne karaciğerimizdir, ne böbreğimizdir, ne kalbimizdir.. sadece ve sadece beyin dediğimiz organımızdır.. yani soyut olan kişilik/benlik/ruh dediğimiz yapının kaynağı beyin dokusu ve organıdır..

1)beyin; somuttur ve primerdir, birincildir..

2)kişilik/benlik/ruh; soyuttur ve sekonderdir, ikincildir, beynin(1) türevidir..

3)düşünce/duygulanma; soyuttur ve tersiyerdir, üçüncüldür, benliğin(2) türevidir

4)tutum ve davranışlar; somuttur ve dördüncüldür, düşünce duygulanmanın(3) türevidir..


yani sevgili dostlarım, bizler 1. kademedeki somut beyin dokusunun zincirleme bir takım reaksiyonları sonucu 4. kademede yaşayan birer robotlarız, bunu anlatmaya çalışıyorum..

somutla başlayan zincirleme reaksiyon arada 2 soyut kavram(2 ve 3) üreterek sonunda yine bir somut üreterek biz insanoğlunu ortaya koyar..

biraz mola..

paslıçivi
17-07-2011, 06:57
hazır aklıma gelmişken bir şeyden bahsetmek istiyorum..

diyelim ileride beyin nakli imkanımız oldu, ve japon budist kişinin beynini, eskiden ingiliz hristiyan olan kişiye naklettik..

beyin; japon budist
beden; ingiliz hristiyan (nasıl oluyorsa artık :) )


siz şimdi bu kişiyi nerde yaşatırsınız, japonyada mı ingilterede mi?

bu kişi nerde ve kimlerle yaşarsa mutlu ve uyumlu olabilir?

tabi ki japonyadaki kendi yakınları, kültürü ve inancıyla birlikte değil mi.. ama ailesi,yakınalrı sevdikleri bu insanı benimsemekte çok zorlanacaklardır, çünkü bedensel olarak karşılarında bamabaşka biri..

peki bu adamın eski vücudu, yani yüzü, bedeni vs eski ingilize ait ve o insanın da sevdikleri var, bir ailesi çevresi var.. o aile, sevdikleri, çevresi bastırıp bu adamı biz alıcaz bizimle yaşıyacak derse ne olur?

ve nakil yapılan bu iki insanın eğitimleri, cinsiyetleri, cinsel kimlikleri, zeka düzeyleri, öğretim düzeyleri vs aynı derecede olsun..

farzedelim ki; ingiliz aile bu savaşı kazandı ve bu insanı aldı.. bir bakacaklar ki kişi herşeyden önce ingilizce değil japonca konuşuyor, hristiyan değil budist ve en öenmlisi kendi ailesini, yakınlarını, sevdiklerini tanımıyor..

ve ailesi bu konuda çok ısrarcı ve azimli olsun, eskiden babaları olan bu adamı tekrar kazanmaya çalışsınlar.. hadi ingizliceyi öğretsinler bu çok zor bir şey değil..

ama bu adama ya sen budist değil çok inançlı her hafta kilisiye giden ve hrisitiyanlık öğretilerine uygun yaşam süren biriydin deyip bu adamı hrisitiyanlaştırmaya çalışsınlar..

sevgili dostlarım..

işte bu japon budist konektoma sahip gelişimini tamamlamış bir beyni ingilizleştirip hristiyanlaştırma çabaları ne kadar anlamsız ve beyhude ise..

sizlerin burda islamı yanlışlamanız, buraya gelmiş müslüman üyelere islamın çelişkilerini, ateizmi anlatmanız, onlarla tartışmalarınız, kavgalarınız..

aynı oranda anlamsız ve beyhude işlerdir..

şiddetli esen bir fırtınaya karşı tükürmeye çalışıyorsunuz.. ya da göle maya çalmaya çalışıyorsunuz..

o kişinin beyin nörokimyası/konektomu değişmeye hazır hale gelmediği sürece yaşayacağınız tek şey kavga kaos ve insani olmayan ilişkilerdir..

kendi kimliği/benliği/bilinçaçıklığı/inancıyla bütünleşik, mutlu huzurlu bir insanın inancını eleştirmek, aşağılamak, çelişkileri ortaya koymak, onun tüm bunları algılamasını beklemek bir insana yapılabilecek en büyük zulümdür, işkencedir, ileri dercede insanlıkdışı bir tutum ve davranıştır..

bu durum sadece herhangi bir dine inanan teizm düzeyi bilinçaçıklığı için geçerli değildir..

ateist/materyalist dediğimiz insanlar için de aynı durum birebir geçerlidir..

bir tanrının olmadığından adı gibi emin olan biri(ateist/materyalist) gelsin benimle tartışsın bakalım, zamanında bu tartışmaları çokça yapmış biriyim..

ama bugün geldiğim bilinç düzeyinde bu tartışmaların "yaşama/varoluşa anlam ve sıfatlama verme tabanlı" bir bilinçaçıklığı olduğunu ve "insani olmayan" bir tutum ve davranış şekli olduğunun farkındayım ve o yüzden bu tarzda bana sataşmaya çalışan arkadaşlardan uzak duruyorum.. çünkü farkındayım ki o insan benim bilinçdüzeyime çıkamaz, çünkü henüz beyin nörokimyası buna uygun değil..

ben o insanla bu konuları tartışırsam karşımdaki ateist/materyalist insanın yapacağı şey şunlardır

1. şayet beni tanımıyorsa önce beni teist/müslüman/tanrıcı sanıp hafife alacaktır

2. tartışma ilerleyince o dişleri sırıtan ikonları koyup minder dışına kaçmaya çalışacaktır

3. bunlarla başa çıkamayacağını anlayınca ufaktan hakaretler/küfürler başlayacaktır

4. bu davranışları yüzünden ya site yönetimdenden uyarı/ceza alacaktır ya da tartışmadan kaçacaktır..

bu severek, zevk alarak bir tartışma olmayacaktır benim için.. çünkü karşımdaki insanı hala kendisi değil egosu tarafından yönetilmektedir ve bu yukarıda yaptığı 4 kademeli davranış egonun savunma mekanızmalarıdır..

sırf bu bilinaçıklık düzeyini ve egonun savunma mekanızmalarını size gösterebilmek adına böyle bir tartışmaya girmeye hazırım..

isterseniz bu siteden kendine güvenen bir teist ya da nonteist, isterseniz ateizmin peygamberliğine soyunup bu işten şöhret ve maddi kazanç sağlayan richard dawkinsi yada idealizmin en baba filozofunu ya da mezardan bir peygamber çıkarıp getirin karşıma ve olacakları görün..

şimdi bu yazdıklarımı egomu yüksek biri olarak yorumlayacaksınız.. meslektaşım neva bile egonun daha ne olduğunu kavrayamamışken sizin de kavramanızı beklemiyorum zaten..

tüm dünya insanlığına göre ego; kendini beğenme büyük görme sanatı..

hayır sevgili dostlar, ego bu değil.. egonun ne olduğunu anlayabilmeniz için bir parça psikoloji ve psikiyatri bilmek gerekiyor.. elinizin altında internet var, googleden arayıp bulun ve okuyun.. ego sizi uyutan ve biribirinize kırdıran ve insanüstü/dışı bir irade tarafından kurgulanmış bir mekanızmadır, bir modüldür.. sizi gerçeklerden koruyup neslinizin devamını sağlar..

ego çok fazla hasar görürse filtre kalkar ve varoluşu daha net birinci elden okursunuz ama bizim freddie gibi intiharın eşiğine gelirsiniz..

o ego ya tamir edilmek zorundadır(tıbbi olarak) ya da kişi dönüşüm ve başkalaşım yaşayarak(beyin nörokimyasından bahsediyorum) yeniden yapılanmaya girerek özüne/özbenliğine ulaşır..

ya da diğer bir seçenek; kayışlar tamamen kopar ve kişi bedensel olarak bu dünyada yaşar ama bilinç/algı olarak başka bir dünyaya transfer olur(psikoz, şizofreni)

paslıçivi
17-07-2011, 07:12
daha önce başka bir topicte vermiştim..

EGO NEDİR

Latince bir kelime olan Ego, ben, benlik, kendilik demektir. Ego, egoizm, bencillik, id ve superego kelimeleriyle ilişkilidir. Egonun, bireyi diğerlerinden ayırt eden göreceli, soyut bir varlığı vardır.

Ego insanın hem özne boyutunu tanımlayan irade, bilinç ve vicdanı hem de onun nesne boyutunu tanımlayan, dürtülerini, iç isteklerini, tutkularını, içsel enerji kaynaklarını içine alan çok boyutlu komplekstir. Yapısı emergent özellikte olduğundan, parçaların bütünleşmesi, etkileşimi ve gelişimi sonucunda görünür hale gelen misali varlıktır.

Göreceli hakikatler üzerinden kıyas yoluyla, mutlak gerçekliği, anlama aracı olan egonun varoluş fonksiyonları, organizmanın kendi sınırlarını bilme kapasitesinden, deneyimlerinden bilgi toplayıp çıkarımlarda bulunmasından, içinde yaşadığı çevreye uyum sağlama kapasitesinden türevlenir.

Bu kapasiteler, içgüdüsel olarak, dürtüler halinde diğer canlılarda değişik seviyelerde bulunur. Ancak insanda bu kapasiteler, dürtüler, istekler, eğilimler, biyopsikososyal gelişim esnasında ego dediğimiz bir yapı şeklinde kristalize olup örgütlenirler. Ego, hem öznel hem de toplumsal yaşamında, bireyin kendini tanımlayıp, anlamlandırabileceği ve koruyabileceği içsel olarak işleyen bir referans noktası oluşturur.

İnsan benliğinin(kendiliğin) bir bileşeni olan Ego, sosyal çevreye uyumla ve sosyo-kültürel etkilerle modifiye edilip şekillenen kristalize olan(inşa edilmiş) benlik katmanıdır.

Dinamik bir matriks olan ego çevreden gelen uyarıları, bilgileri filtre edip, yapılandıran işlemlerden oluşur.

İnsanda arka planda otomatik olarak işleyen algılayıcı, seçici, düzenleyici ego sistemi, gerçekliğin filtresi ve editörüdür.

Çevreden insana gelen uyarılar, ego filtrelerinde süzülüp, kontrolden geçtikten sonra, cevap üretilir. Egonun kendisi değil, düşünce, duygu ve davranış tarzları şeklinde etkileri gözlenebilir.

Egonun şekillendiği sosyokültürel çevrenin inanç sistemleri ve ahlak anlayışı, onun gerçekliği filtre ve kontrol etme fonksiyonlarını etkiler.

Bireyi ötekine karşı içsel koruyucu ve düzenleyici olan ego, iç ve dış gerçekleri, ya göz ardı eder, ya inkar ya da tahrif eder.

Otomatik olarak işleyen ancak irade ve bilinçle kontrol edilebilir olan bu mekanizmalar, psikolojide ego savunma sistemleri olarak adlandırılır. İnsanların her biri, farklı ego filtrelerine ve kişilik ekranlarına sahiptir.

xcan
17-07-2011, 07:17
hazır aklıma gelmişken bir şeyden bahsetmek istiyorum..

diyelim ileride beyin nakli imkanımız oldu, ve japon budist kişinin beynini, eskiden ingiliz hristiyan olan kişiye naklettik..

beyin; japon budist
beden; ingiliz hristiyan (nasıl oluyorsa artık :) )


siz şimdi bu kişiyi nerde yaşatırsınız, japonyada mı ingilterede mi?

bu kişi nerde ve kimlerle yaşarsa mutlu ve uyumlu olabilir?

tabi ki japonyadaki kendi yakınları, kültürü ve inancıyla birlikte değil mi.. ama ailesi,yakınalrı sevdikleri bu insanı benimsemekte çok zorlanacaklardır, çünkü bedensel olarak karşılarında bamabaşka biri..

peki bu adamın eski vücudu, yani yüzü, bedeni vs eski ingilize ait ve o insanın da sevdikleri var, bir ailesi çevresi var.. o aile, sevdikleri, çevresi bastırıp bu adamı biz alıcaz bizimle yaşıyacak derse ne olur?

ve nakil yapılan bu iki insanın eğitimleri, cinsiyetleri, cinsel kimlikleri, zeka düzeyleri, öğretim düzeyleri vs aynı derecede olsun..

farzedelim ki; ingiliz aile bu savaşı kazandı ve bu insanı aldı.. bir bakacaklar ki kişi herşeyden önce ingilizce değil japonca konuşuyor, hristiyan değil budist ve en öenmlisi kendi ailesini, yakınlarını, sevdiklerini tanımıyor..

ve ailesi bu konuda çok ısrarcı ve azimli olsun, eskiden babaları olan bu adamı tekrar kazanmaya çalışsınlar.. hadi ingizliceyi öğretsinler bu çok zor bir şey değil..

ama bu adama ya sen budist değil çok inançlı her hafta kilisiye giden ve hrisitiyanlık öğretilerine uygun yaşam süren biriydin deyip bu adamı hrisitiyanlaştırmaya çalışsınlar..

sevgili dostlarım..

işte bu japon budist konektoma sahip gelişimini tamamlamış bir beyni ingilizleştirip hristiyanlaştırma çabaları ne kadar anlamsız ve beyhude ise..

sizlerin burda islamı yanlışlamanız, buraya gelmiş müslüman üyelere islamın çelişkilerini, ateizmi anlatmanız, onlarla tartışmalarınız, kavgalarınız..

aynı oranda anlamsız ve beyhude işlerdir..

şiddetli esen bir fırtınaya karşı tükürmeye çalışıyorsunuz.. ya da göle maya çalmaya çalışıyorsunuz..

o kişinin beyin nörokimyası/konektomu değişmeye hazır hale gelmediği sürece yaşayacağınız tek şey kavga kaos ve insani olmayan ilişkilerdir..

kendi kimliği/benliği/bilinçaçıklığı/inancıyla bütünleşik, mutlu huzurlu bir insanın inancını eleştirmek, aşağılamak, çelişkileri ortaya koymak, onun tüm bunları algılamasını beklemek bir insana yapılabilecek en büyük zulümdür, işkencedir, ileri dercede insanlıkdışı bir tutum ve davranıştır..

bu durum sadece herhangi bir dine inanan teizm düzeyi bilinçaçıklığı için geçerli değildir..

ateist/materyalist dediğimiz insanlar için de aynı durum birebir geçerlidir..

bir tanrının olmadığından adı gibi emin olan biri(ateist/materyalist) gelsin benimle tartışsın bakalım, zamanında bu tartışmaları çokça yapmış biriyim..

ama bugün geldiğim bilinç düzeyinde bu tartışmaların "yaşama/varoluşa anlam ve sıfatlama verme tabanlı" bir bilinçaçıklığı olduğunu ve "insani olmayan" bir tutum ve davranış şekli olduğunun farkındayım ve o yüzden bu tarzda bana sataşmaya çalışan arkadaşlardan uzak duruyorum.. çünkü farkındayım ki o insan benim bilinçdüzeyime çıkamaz, çünkü henüz beyin nörokimyası buna uygun değil..

ben o insanla bu konuları tartışırsam karşımdaki ateist/materyalist insanın yapacağı şey şunlardır

1. şayet beni tanımıyorsa önce beni teist/müslüman/tanrıcı sanıp hafife alacaktır

2. tartışma ilerleyince o dişleri sırıtan ikonları koyup minder dışına kaçmaya çalışacaktır

3. bunlarla başa çıkamayacağını anlayınca ufaktan hakaretler/küfürler başlayacaktır

4. bu davranışları yüzünden ya site yönetimdenden uyarı/ceza alacaktır ya da tartışmadan kaçacaktır..

bu severek, zevk alarak bir tartışma olmayacaktır benim için.. çünkü karşımdaki insanı hala kendisi değil egosu tarafından yönetilmektedir ve bu yukarıda yaptığı 4 kademeli davranış egonun savunma mekanızmalarıdır..

sırf bu bilinaçıklık düzeyini ve egonun savunma mekanızmalarını size gösterebilmek adına böyle bir tartışmaya girmeye hazırım..

isterseniz bu siteden kendine güvenen bir teist ya da nonteist, isterseniz ateizmin peygamberliğine soyunup bu işten şöhret ve maddi kazanç sağlayan richard dawkinsi yada idealizmin en baba filozofunu ya da mezardan bir peygamber çıkarıp getirin karşıma ve olacakları görün..

şimdi bu yazdıklarımı egomu yüksek biri olarak yorumlayacaksınız.. meslektaşım neva bile egonun daha ne olduğunu kavrayamamışken sizin de kavramanızı beklemiyorum zaten..

tüm dünya insanlığına göre ego; kendini beğenme büyük görme sanatı..

hayır sevgili dostlar, ego bu değil.. egonun ne olduğunu anlayabilmeniz için bir parça psikoloji ve psikiyatri bilmek gerekiyor.. elinizin altında internet var, googleden arayıp bulun ve okuyun.. ego sizi uyutan ve biribirinize kırdıran ve insanüstü/dışı bir irade tarafından kurgulanmış bir mekanızmadır, bir modüldür.. sizi gerçeklerden koruyup neslinizin devamını sağlar..

ego çok fazla hasar görürse filtre kalkar ve varoluşu daha net birinci elden okursunuz ama bizim freddie gibi intiharın eşiğine gelirsiniz..

o ego ya tamir edilmek zorundadır(tıbbi olarak) ya da kişi dönüşüm ve başkalaşım yaşayarak(beyin nörokimyasından bahsediyorum) yeniden yapılanmaya girerek özüne/özbenliğine ulaşır..

ya da diğer bir seçenek; kayışlar tamamen kopar ve kişi bedensel olarak bu dünyada yaşar ama bilinç/algı olarak başka bir dünyaya transfer olur(psikoz, şizofreni)

Sana tek bir soru
Ateistler nereden geldi?
Bu soru sayfalardır yapmaya çalıştığın saçmalık abideni başına yıkar Paslı konektom.
Değişimi reddediyorsun.
Kimin adına?
Neyin karşılığında?

Motor binmek içindir.
Sırtta taşınmaz
Kime hizmet etmeye çalıştığını anlayamadım .
Sürekli
Sözde birşeylerin farkına varmış gibi palavra sıkıyorsun.
Hep yalan ,hep uydurma.
Hep kafa bulandırma.
Bu ülkeyide,içindeki insanlarıda,Dünyayıda,içindeki insanlasrıda zerre kadar umursadığın yok.
Sana göre herkes hasta ,tek sen iyisin.
Basit bir organizmanın deha ayağına yatması , egosunu şişirmesi anlaşılır.
Egosunu şişirmek istemesi normaldir üstelik.İnanmak zorunluluğumuz olamaz .Sorgularız .
Sen tüm sorgulamalardan sıfır not ortalaması aldın arkadaşım.SIFIR.

paslıçivi
17-07-2011, 07:57
Sana tek bir soru
Ateistler nereden geldi?
Bu soru sayfalardır yapmaya çalıştığın saçmalık abideni başına yıkar Paslı konektom.
Değişimi reddediyorsun.
Kimin adına?
Neyin karşılığında?


sevgili gega, talak4, xcan..

ateistler ikiye ayrılır..

1.orjinal 2.çakma

orjinal ateizm; kişi materyalist bir ülkede dünyaya gelir, eski SSCB gibi.. annesi babası yakınları ve tüm çevresi materyalisttir.. ve bu çocuk şayet iletişim aygıtlarından(medya, televizyon, gazete, internet vs) uzak yetiştirilirse idealizm denen şeyden haberi bile olmaz.. ve bu çocuk tüm yetişme çağını bu öğretiler eşliğinde geçirir.. yetişkin yaşa gelen bu materyalist insan idelaizmi yanlışlama çabalarına girmez. çünkü zihninde idealizme ait hiç bir kırıntı yoktur.. ve materyalist zihin/ego benliğiyle gayet tatminkar bir yaşam sürer..

ama materyalizm insan doğasını çok tatmin eden bir felsefe olmadığı için yaşamında alkol, uyuşturucu, sex, maddi zenginlik, iktidar, güç, siyaset, milliyetçilik vs gibi şeylere tutunmak zorunda kalır..

çünkü ego dediğimiz benlik tatmin olmak zorundadır..

çakma ateizm: kişi idealist bir ülkede dünyaya gelir, savunmasızdır, ebeveynlerine ve yaşadığı topluma muhtaçtır.. ve idealist öğretiler eşliğinde bir beyin konektomu oluşur.. ama doğuştan gelen genetik kodlama ve daha sonra yaşamda okudukları deneyimlemeleri stresleri acıları vs ile beyin konektomu değişmeye başlar.. kişi yavaş yavaş idealizmden materyalizme kaymaya başlar, kırılma noktasını geçtikten sonra ateist/materyalist olur..

ama bu insanların zihninde hala idelaizmin kırıntıları vardır.. ve zihinde/egoda yaşadığı için bu idealist kırıntılar kişiyi sürekli irrite etmektedir.. işte bu çakma atesitlerin yaşam biçimleri anti-idealizm/teizm olarak geçer..

yani zihinlerindeki o kendini irrite/rahatsız eden idealsit kırıntıları yoketmeye çalışır.. bunun dışarıya yansıma şekli de idealist felsefe ve bunu ortaya koyan insanlarla tartışma, dalaşma, kaos olarak ortaya çıkar..

ama egonun savunma mekanızmaları bunu böyle söylemez, başka türlü ifade eder..

"insanlık der, dinlerin zararı vs" bir çok sözde sebep ortaya koyar.. ama insanlıktan bahseden bu kişi karşıdaki insanla alay etmekten, ona acı çektirmekten çok büyük haz alır..

yani mutfakta pişen başka şeydir, sofraya gelen bambaşka bir şeydir..

peki çakma bir atesitin bu tutum ve davranışlarından dolayı kişiyi suçlalamalı mıyız?

asla..

çünkü o da aynı bir idelasit gibi hala zihinde/egoda yaşamaktadır ve o habis benliğin tatmin/mutlu olması gerekmektedir..

iki parçalı bir zihinde yaşayan bir idealist nasıl materyalizmi ve atesitleri eleştirip dışlamak zorundaysa..

aynı şekilde yine iki parçalı zihinde yaşayan bir materyalist idelaizmi ve idealistleri eleştirip dışlamak onlarla çatışmak zorundadır..

bu durum her farklı bilinç düzeyinde yaşayan "zihinli insanlar" için geçerlidir..

ve bu durum varoluşun/mutlak 1' in insanoğlu denen canlıya şimdilik layık/uygun gördüğü bir arageçiş formudur, bir dayatma, bir zorunluluktur..

insanoğlu bu durumdan ya kertile kertile yani binlerce yıldır olduğu gibi biribirini kırarak öldürek kurtulacak ya da tıp7bilim bu işe bir çözüm bulacaktır..

aksi halde insanoğlu daha binlerce yıl böyle "hayvanla insan arası bir canlı formunda" yaşamak zorunda kalacaktır..

paslıçivi
17-07-2011, 08:06
Kime hizmet etmeye çalıştığını anlayamadım .


kendi türüm olan tüm insanlığa tabii ki, bunu dile getirmekten yoruldum artık..

insanoğlunun artık tanrılaşan insanların(peygamberler, mistikler, ermişler, filozoflar vs) köleliğinden kurtulup birey olmasını arzuluyorum..

gerçek dünyada insan gibi kardeş gibi insan yaraşır yaşamasını istiyorum..

ve bu işi yaparken çobanlık/liderlik/peygamberlik yapmaya hiç niyetim yok..

bu işi tamamen bilime/tıbba havale etmeye çalışıyorum.

ama henüz kimseye ulaşabilmiş değilim..

tek derdim bu..

xcan
17-07-2011, 08:34
Bak paslı çivi ince ince kıl kesmeye başladın yine.
Bu ülkede ateistlerin büyük çoğunluğu tartışarak sorgulayarak islamı aştılar.Yani fikirler tartışılır ve değişimi belirler.Tartışmaya ambargo koyan senin tipindeki organizmalar iki nedenle bunu yapar .A)Çıkarları öyle icabettirir.
B)Aldıkları emir öyle gerektirir.

Sen kendini istediğin kadar parala. İdealist olamazsın.
Mutlak anlamıyla idealist olsan .
herşey düşüncemde desen.
Yüksek bir yerden uçtuğunu düşünerek uçacağına inanmak gibidir çünki.
Yaşamının yüzde doksan dokuzunda materyalistsindir.
Acıkınca yemek yersin.Üşümemek için örtünürsün.
Hastalandığın zaman ilacını alırsın.Yani o saldırdığın materyalizm yaşamını belirler .
Fakat erdemli bir insan bu durumu kabul eder.Basit insan kabul etmek istemez.
Materyalistim(yaşamımın çoğunda )demek yürek ister asalet ister.
İdealizm sadece bir başka yaşam hayaliyle düşüncede varsayılan tanımlamaların kuyruğuna takar insanları.Ateistler gerçeği hayatının tümüne yayar mallar gerçeği başaşağı getirir.
Şimdi senin kavganın gerçekle olmasının tek nedeni var çıkar.Çok zeki biri değilsin .Sıradansınsın.İyice budalada değilsin.
Yani birilerinden emir alma olasığından tabaktaki artıklara talip olma olasılığın daha fazla.
Ego falan deme.Maşallah ne güzel laf yapıyor demem vah zavallı derim sadece.
Ateistlerin elinde kan yoktur.
Suskunluk teslimiyettir.Yobazlığı aşamayanlar gelişemezler.
İslam Türklerinde Araplarında ilkellik sebebidir.

paslıçivi
17-07-2011, 08:53
sevgili xcan..

hala materyalizm ve idealizm dışına çıkamıyorsun değil mi?

senin için ya siyahtır ya beyaz, o yüzden "insanlık" önemli değildir senin için, senin için önemli olan gerçeklerdir ama gerçekliğin bile ne olduğunun henüz farkında değilsin, çünkü egoda yaşam bunu gerektir..

zaten bunun dışına çıkabilmiş/aşabilmiş bir kişi tanıdım hayatımda o da evrensel insan..

lafı uzatmak istemiyorum, yukarıda bir teklifim var.. çünkü senin benim bilincime düşünerek çıkma olasılığın zaten yok.. mecburen ben senin bilinç düzeyine inicem..bazı şeyleri gösterebilmek adına..

yani "varlığı anlam/sıfatlandırma tabanlı bilinçaçıklığı"

tanrının varlığı/yokluğu ya da ateizmim gerçekliği üzerinden birebir tartışmaya var mısın?

Neva
17-07-2011, 09:56
sevgili xcan..



zaten bunun dışına çıkabilmiş/aşabilmiş bir kişi tanıdım hayatımda o da evrensel insan..




Sevgili paslicivi ;

Bakin burada haklisiniz.

Ancak sevgili evrensel-insan, hicbir zaman sizin gibi, kendini disarda tutarak, ben ust bilinc insaniyim, otekiler hasta zihniyetlerdir filan dememistir. Ve islam forumunda da katilimci olup, mesajlari, basliklari mevcuttur. Osho ile meditasyon ile filan hic alakasi yoktur.

Sizin yapmaya calistiginiz da, elestirdiklerinizin aynisidir. Otekileri yekten yanlislamak.

Sizin yapmaya calistiginizi da, su mesajda cok iyi aciklamistir. Ne manidardir ki; o da sizin yapmaya calistiginizi Hitler ornegi ile dile getirmistir. Anlayabilene tabi!....



http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=352025&postcount=655

xcan
17-07-2011, 10:58
sevgili xcan..

hala materyalizm ve idealizm dışına çıkamıyorsun değil mi?

senin için ya siyahtır ya beyaz, o yüzden "insanlık" önemli değildir senin için, senin için önemli olan gerçeklerdir ama gerçekliğin bile ne olduğunun henüz farkında değilsin, çünkü egoda yaşam bunu gerektir..

zaten bunun dışına çıkabilmiş/aşabilmiş bir kişi tanıdım hayatımda o da evrensel insan..

lafı uzatmak istemiyorum, yukarıda bir teklifim var.. çünkü senin benim bilincime düşünerek çıkma olasılığın zaten yok.. mecburen ben senin bilinç düzeyine inicem..bazı şeyleri gösterebilmek adına..

yani "varlığı anlam/sıfatlandırma tabanlı bilinçaçıklığı"

tanrının varlığı/yokluğu ya da ateizmim gerçekliği üzerinden birebir tartışmaya var mısın?
Seninlede ,senin krallarınlada ,Allahınlada(osho)tartışır ve sırtını yere yapıştırırım..
Sadece bir jüri olsun sen belirle o jüriyi.
Aştığımız konuları belirlesin o jüri.
Sen yanlışlığını yüzlerce yüzüne çarptığımız şeyleri utanmadan pişirip pişirip önümüze çıkarıyorsun.
Gereksiz uzattığın yazıları okumak gibi bir derdim olmasın diye jüri.
Ben mütevazı değilim.burada dilimi frenlemekten görüş yazamıyorum..
Kimse beni frenlemesin.Dilimide özgürce kullanabileyim sonra isterse site beni atsın.
Senin tonun burada gram çekmez.
Hadi şimdi sorularını say .Numaralandır .
Yanıtlayayım.(Average iq)

paslıçivi
17-07-2011, 11:12
sevgili neva..

biliyorsun biz evrensel-insanla yazışırken sen ona yönelik methiyeler içeren bir yazı yazmıştın.. evrensel-insan da bunun üzerine senin o yazını alıntılayarak kendi hakkındaki düşünceleri içeren bir topic açmıştı ve ben orda kendisini eleştirmiştim..

fakat o topiği bulamadım..

sen bulabilirsen linkini buraya yapıştır..

evet evrensel-insanla aynı bilinci yakalamıştık.. tek farkımız bu bilincin diğer insanlara nasıl aktarılacağı konusuydu.. bu konuda uzlaşamamıştık..

o varolan dünya insanın düşünce yapısına "doğal düşünce" deyip bir "sorun" olarak dile getiriyordu..

bense bunu "teizm ve nonteizm düzeyi bir bilinçaçıklığı" olarak dile getirip bir "tıbbi hastalık" olarak dile getiriyorum..

bu farktan dolayı evrensel-insan; insanlara bu bilincin konuşarak anlatarak sorgulatarak aktarılabileceğini dile getirirken,

ben; bunun mümkün olmadığını, zaten binlerce yıldır bunun yapıldığını bu işin ancak ileride bulunabilecek bilimsel/tıbbi bir yöntemle mümkün olabileceğini dile getiriyorum..

evrensel-insanın yönteminin ne kadar sakıncalı olduğunu, farkında olarak ya da olmayarak bu işte bir liderliğe/çobanlığa/peygamberliğe soyunduğunu kendisine iletmiştim..

sen dediğim linki bulabilirsen yapıştır buraya ben sana ayrıntılı cevabımı yazarım..

ve evrensel-insanın, niçin yazılarını derli toplu tuttuğunu, kitap haline getirmeye çalıştığını, kısa bir süre içerisinde 13000 yazı gönderdiğini açıklamaya çalışırım..

ve benim bahsettiğim yöntemle, hitlerin yönetimi arsındaki farkı da göremiyorsunuz hala, onu da anlıyacağınız düzeyde açıklayacağım..

paslıçivi
17-07-2011, 11:20
Seninlede ,senin krallarınlada ,Allahınlada(osho)tartışır ve sırtını yere yapıştırırım..
Sadece bir jüri olsun sen belirle o jüriyi.
Aştığımız konuları belirlesin o jüri.
Sen yanlışlığını yüzlerce yüzüne çarptığımız şeyleri utanmadan pişirip pişirip önümüze çıkarıyorsun.
Gereksiz uzattığın yazıları okumak gibi bir derdim olmasın diye jüri.
Ben mütevazı değilim.burada dilimi frenlemekten görüş yazamıyorum..
Kimse beni frenlemesin.Dilimide özgürce kullanabileyim sonra isterse site beni atsın.
Senin tonun burada gram çekmez.
Hadi şimdi sorularını say .Numaralandır .
Yanıtlayayım.(Average iq)

sevgili xcan..

sen konuyu belirle ben hemen topiği açıcam, jüriye gerek yok.. çünkü yukarıda saydığım 4 kademeli egonun savunma mekanızmalarının nasıl işlediğini biribir göstereceğim sana.. ille de jüri istiyorsan site yönetimine başvur bir jüri kursunlar, hepsi de ateist olsun hem de..

ve tüm bunları yaparken ağzımdan en küçük seni küçük düşürücü, hakaret edici bir söz duyamayacaksın..

konu ne olsun?

tanrının varlığı/yokluğu mu?

yoksa

ateizmin gerçeklik algısı mı?

konuyu belirle ve topiği aç, ya da ben açayım nasıl istersen.

kağıda ulaşan kalemin/düşüncenin, ateşten nasıl büyük bir yangın çıkardığını kendi gözlerinle gör..

paslıçivi
17-07-2011, 11:33
ve sevgili xcan..

şayet site yönetimi müsaade ederse bu tartışma içinde bana her türlü küfür hakaret etmeyi sana serbest bırakılmasını istiyorum.. adlı adınca her şekilde küfür edebilme özgürlüğü veriyorum sana..

sana özbenlikle ego arasındaki farkı göstermek istiyorum çünkü..

şiddetli esen bir hortum/kasırga düşün.. bu hortumun bir merkezi vardır bir de çevreyi cehenneme çeviren rüzgarlı kısmı..

özbenliğin; o hortumun merkezdeki ölü nokta olduğunu,

egonun; ise çevreyi cehenneme çeviren bir kendini kaybetmiş bir rüzgar olduğunu göreceksin..

bugünlük benden bu kadar sevgili dostlar..

sevgisiz kalmayın..

Neva
17-07-2011, 11:43
sevgili neva..

biliyorsun biz evrensel-insanla yazışırken sen ona yönelik methiyeler içeren bir yazı yazmıştın.. evrensel-insan da bunun üzerine senin o yazını alıntılayarak kendi hakkındaki düşünceleri içeren bir topic açmıştı ve ben orda kendisini eleştirmiştim..

fakat o topiği bulamadım..

sen bulabilirsen linkini buraya yapıştır..

evet evrensel-insanla aynı bilinci yakalamıştık.. tek farkımız bu bilincin diğer insanlara nasıl aktarılacağı konusuydu.. bu konuda uzlaşamamıştık..

o varolan dünya insanın düşünce yapısına "doğal düşünce" deyip bir "sorun" olarak dile getiriyordu..

bense bunu "teizm ve nonteizm düzeyi bir bilinçaçıklığı" olarak dile getirip bir "tıbbi hastalık" olarak dile getiriyorum..

bu farktan dolayı evrensel-insan; insanlara bu bilincin konuşarak anlatarak sorgulatarak aktarılabileceğini dile getirirken,

ben; bunun mümkün olmadığını, zaten binlerce yıldır bunun yapıldığını bu işin ancak ileride bulunabilecek bilimsel/tıbbi bir yöntemle mümkün olabileceğini dile getiriyorum..

evrensel-insanın yönteminin ne kadar sakıncalı olduğunu, farkında olarak ya da olmayarak bu işte bir liderliğe/çobanlığa/peygamberliğe soyunduğunu kendisine iletmiştim..

sen dediğim linki bulabilirsen yapıştır buraya ben sana ayrıntılı cevabımı yazarım..

ve evrensel-insanın, niçin yazılarını derli toplu tuttuğunu, kitap haline getirmeye çalıştığını, kısa bir süre içerisinde 13000 yazı gönderdiğini açıklamaya çalışırım..

ve benim bahsettiğim yöntemle, hitlerin yönetimi arsındaki farkı da göremiyorsunuz hala, onu da anlıyacağınız düzeyde açıklayacağım..

Sevgili paslicivi ;

Benim kendisine herhangi bir methiye duzmuslugum yoktur. Ancak kendisi hakkinda yalan soyleyecek de degilim.

Ayni bilinc demek yakalanabiliyormus, meditasyon yapmadan Osho tanrilastirilmadan degil mi? Hala bunu gore gore, degisemez insanlar konusarak, tartisarak etkilesime girerek demek kor bir inanctan otesi degildir.

Ben, bu sitede bulundugum surece, evrensel-insan'in, ben ustbilinc insaniyim, otekiler hasta dedigini ve tamir edilmeleri gerektigine dair bir mesajini hic okumadim. Gozden kacirdigim varsa, lutfen buraya kopyala ve yapistirin ben de bileyim.

Ben sizin adiniza herhangi birsey uydurmuyorum. Kendi ifadenizle sizi anlatiyorum.


Siz ben ustbilinc insaniyim demiyor musunuz? Sizin disinizda kalanlar hasta zihinli insanlar degil mi?

Bunun methiye duzmekle ne alakasi var? Mesaj bakimindan, gorunen koy kilavuz istemez.

Evet, konusarak iletisime gecerek, tartisarak vs. de insanlar bu evreyi yakalayabilir. Sizin yok yakalayamaz diye diretmeniz gulunctur. Madem ayni oldugunuzu dusunuyorsunuz evrensel-insan'la, alin iste size en iyi ornek kendisidir zaten, islam topiklerinde de yazmistir, baslik acmistir, ayrilana kadar da yazmistir. Katilimci olmustur.Buna ne diyeceksiniz?

Siz bunu yapamassiniz. Zira siz (aslinda eski)kendinizce yeni bir inancin tebligi ile mesgulsunuz.

Evet binlerce yildir yapilmakta bu tartismalar, ama siz de aynini yapmaktasiniz zaten, farkli bir sey degil yaptiginiz.. Ne yapmaktasiniz yani? Sizin disinizda kalan herkesi yanlislamaktasiniz. Cunku sizin ileri surdugunuz dogru, size gore..

Iste evrensel insan'da sizin yaptiginizi pek guzel dile getirmis.



Yapsin, evrensel-insan kitap haline getirsin kime ne? Her kitabin bir alicisi bulunur nihayetinde.. Nicin sakincali olsun? Isinize gelirse alirsiniz, gelmesse almazsiniz.

Bu kadar insan kitap yaziyor da, evrensel insan yazinca mi sakincali olacak?

Ona peygamberlik yapma demissiniz, siz peygamberligin alasini yapmaktasiniz.


Bana birsey anlatmayiniz. Siz onu kendi bilinc duzeylerinize anlatiniz. Benim bir peygamber'e ihtiyacim yok.

xcan
17-07-2011, 12:40
Paslı çivi İster ateizmi ister materyalizmi ve idealizmi.istersen belirlediğin bir konuyu aç senin vızıldaman artık hakettiği yanıtı almalı.Küfür ayrıcalığı istemiyorum fakat aşağı bulduğum noktada aşağı olduğunu kendi uslubumla ortaya koyarım.Sende edebiyat yapma soru sırala kısa ve öz.bildiğin ne varsa dök.Hain buluyorsam gönlümce doyasıya hain diyebilmeliyim.Egosantrik yönlerini yere aşağılık bit üstüpü gibi fırlatabilmeliyim.ASyrıcalık yok .Konu aç .
Allahmı.
İdealizmmi Materyalizmmi.
Hangi konuda dayak yiyeceğini belirle..
Sana zerre saygı duymuyorum .
Yeni dünya düzeninin çanak uzmanı seni.
Anlayacağımız düzey diye tutturmuşun.
Anlatma kabızlığın düşüncelerinin temelsizliğinden.
Yediğin dayakları ben yeseydim ölürdüm üzüntüden.Hdi kus arızalarını.

paslıçivi
18-07-2011, 03:19
Ayni bilinc demek yakalanabiliyormus, meditasyon yapmadan Osho tanrilastirilmadan degil mi? Hala bunu gore gore, degisemez insanlar konusarak, tartisarak etkilesime girerek demek kor bir inanctan otesi degildir.



sevgili neva.. inanın bazen öyle şeyler yazıyorsunuz ki, sanki benim yazılarımı yanlış anlamaya yemin etmiş biri gibi görüyorum sizi..

aynı bilinç yakalanbiliniyormuş demekki: tabii ki yakalanabilinir, biz yakalanamaz mı diyoruz, bizim bokumuzda mavi boncuk var da biz yakaladık diyoruz..

meditasyon yapmadan: bu bilincin yakalanması için meditasyon şarttır diyen kim, ben sadece kendi bilinç yükselmemi geçirdiğim ağır psikolojik travma ve çocukluktan itibaren yaptığım meditasyona bağlıyorum diyorum yani bir olasılıktan bir tezden bahsediyorum.. ve evrensel-insanın meditasyon yapmadan aydın bir bilince ulaştığını kabul ediyorum

osho tanrılaştırılmadan: ayrıca oshoyu tanrılaştıran kim, kendisinin aydınlanmış bir insan olduğunu ve tarihteki diğer aydınlar(peygamberler mistikler) gibi ölüm sonrası yaşamları kullanarak kendi mürit ordusunu ve krallığını kurup 80 tane çok pahalı bir araba olan rols roylsu olan bir düzenbaz olduğunu dile getirmiştim daha önce..

degisemez insanlar konusarak, tartisarak etkilesime girerek: evet böyle bir ifade kullanıyorum ama herseferinde "beyin nörokimyası değişmeye hazır olmayan" diye bir ön şart koyuyorum..

insanlar konuşarak, okuyarak, iletişime girerek tabii ki değişir, yazılarımda okuduklarımız, gördüklerimiz yaşadıklarımız, deneyimlerimiz diye sık sık bahsediyorum..

ama kişinin böyle bir yolla bilinç sıçraması yapabilmesi için beyin nörokimyasının uygun yani kırılma noktasına yakın olması gerektiğini söylüyorum..

bilinçaçıklığı ve inancıyla bütünleşik huzuru/tatmini yakalamış bir insanın bu tarz etkileşimlerden kırılma noktası yaşayıp bilinç sıçraması yapmasının neredeyse imkansız olduğunu söylüyorum hep..

kor bir inanctan otesi degildir: bakın sevgili neva, bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına varmış bir insanın inancı olmaz.. ben burda tüm yazdıklarımın bir tez bir iddia olduğunu ve her zaman yanlışlamaya açık olduğunu dile getiriyorum.. ben teizm ve nontezim düzeyindeki insanlar gibi kafamdaki bir tezi/iddiayı kanun/yasa düzeyinde algılayıp deklare etmiyorum.

ama teizm ve nontezim düzeyindekiler tutturmuşlar tanrı diye bir şey.. bir taraf "var" diğer taraf "yok" diyor ve bunun için biribirilerinden kanıt istiyorlar, ispatla, kanıtla gibi çok anlamsız ifadeler kullanıyorlar..

işte bir tez/iddia için bilimsel kanıt istemek bile o kişinin ne kadar derin uykuda olduğunu, henüz bilmek ve inanmak arsındaki farkın farkındalığına ermediğini gösteriyor..

bilimsel olarak kanıtlanmış veriler zaten felsefenin konusu değildir ve gerçekliğini tüm dünya insanlığına kayıtsız şartsız dayatmışlardır..

bir taraf diyor ki varlığının kanıtı nerde, diğer taraf ta diyorki yokluğunun kanıtı nerde?

yahu henüz bilimin alanına girmemiş bir şeyin kanıtlanması, yanlışlanamsı mı olurmuş? bu nasıl derin bir uyku nasıl bir bilinaçaçıklık düzeyi? ve bu cümlelri bazen bilimle uğraşan yüksek tahsilli insanlar söylüyor.. diyorum ya bu bilinçaçıklık meselesi bir tahsil, eğitim, zeka meselesi değil diye..

geçen gün televizyonda bir psikiyatrisitin konuşmasını dinliyorum hemde adam türkiyede popüler biri

diyor ki; - tüm evrenin her köşesini dolaşıp tanrının yokluğunu kanıtlamadan tanrı yoktur diyemeyiz :) bunu psikiyatri düzeyinde eğitim almış biri söylerse yurdum insanı neler söylemez..

adam sanki tanrıyı daha önceden görmüş, nasıl bir şey olduğunu biliyor ki evrenin tüm köşelerini aramadan "yok diyemeyiz" diyor..


sevgili meslektaşım neva..benim bahsettiğim bilinaçıklığı senin çok iyi bildiğin ve mesleğini icra ederken belki hergün başvurduğun rutin glasgow skalası.. glaskow skalasına göre bir hastayı değerlendiriken onun eğitim düzeyini, zekasını vs göze alıyor musun, almıyorsun değilmi.. işte benim bahsettiğim bilinaçıklık düzeyi tam da bu glasgow koma skalasının birebir aynısı..

kafa travması ya da beyin operasyonu sonrası kişinin glsagowunu değerlendiriyorsun ve görsel işitsel dokunsal iletişimi tam olarak sağladığında diyorsunki bu kişi bilinci açık, tam uyanık ve şifaya ermiştir.. işte ben önümüzdeki yüzyılarda bu skalanın kapsamının genişleyeceği tezini ortaya koyuyorum.. yani bir insan ben hrisitiyanım ateistim deistim müslümanım vs diyorsa bu kişinin bilincinin henüz tam açık olarak değerlendirelemeyeceğini söylemeye çalışıyorum..

paslıçivi
18-07-2011, 04:01
Ben, bu sitede bulundugum surece, evrensel-insan'in, ben ustbilinc insaniyim, otekiler hasta dedigini ve tamir edilmeleri gerektigine dair bir mesajini hic okumadim. Gozden kacirdigim varsa, lutfen buraya kopyala ve yapistirin ben de bileyim.



evet evrensel-insan böyle bir şey dememiştir, çünkü o doğal düşünceyi "hastalık" değil "sorun" olarak görüyordu ve konuşarak kişilere aktarılabileceğini savunuyordu..

ama bu sitede 15000 yazı ve tüm gerçek yaşamında onca uğraşısı sonucunda

-sadece bir kişiyi bile kendi bilinç düzeyine çıkarabildin mi bana tek bir örnek göster dediğimde kocaman bir tısssss..

ben üstbilinç insanıyım demiyordu çünkü bunun bir bilinçaçıklık durumu olduğunun farkında değildi, kendisi düşünerek bu bilince ulaşmıştı ya herkes ulaşabilirdi ama "benim düşünce yapım bir doktrindir" demekten geri kalmıyordu, benim üstbilinç ifademin biraz değişik bir ifade ediliş şekli sadece..

ayrıca "ben üstbilince ulaştım" ifadesi sizde niçin rahatsızlık yaratıyor? buyrun siz daha üstüne ulaşın ve bir takım şeyler ortaya koyun biz de onu konuşalım..

Sizin disinizda kalanlar hasta zihinli insanlar degil mi?



evet benim tezim/iddiam bu yönde.. dünya insanlığını teizm ve nonteizm düzeyi bir bilinçaçıklığı olarak sınıflandırıyor ve bu durumun "dünya insanlık sağlığı" açısından bir tehdit/hastalık olarak görüyorum.. çünkü insanlar insandan öte bir takım soyut kavramlar için biribirileriyle savaşıp biribilerini öldürüyorlar..

oysa bu dünya adlı gezegende hepimize yetecek kadar toprak, besin maddesi, su vs var.. niçin bunu insana yaraşır bir durumda adaletli paylaşıp hepimiz kardeşçe dostça yaşamıyoruz da böyle yarı hayvan gibi vahşice yaşıyoruz.. niçin daha fazlasına sahip olmak isityoruz, hepimiz ölmeyecekmiyiz, birbirimizden ne farkımız var, ihtiyacımız olmayan zenginlikleri niçin biriktirip de bir çok insanın açlık düzeyinde yaşamasına ya da ölmesine neden oluyoruz.. bu ne biçim evrim? ne zaman tam bir insan olucaz?

ve bu düzeyde yaşayan insanları evrimin arageçiş formu olarak görüyorum ama bu evrimin tamamlanmasına gerek kalmadan bu arageçiş formunu(zihinde/egoda yaşam) tıbbi/bilimsel yolla halledebiliriz diyorum..

Evet, konusarak iletisime gecerek, tartisarak vs. de insanlar bu evreyi yakalayabilir. Sizin yok yakalayamaz diye diretmeniz gulunctur. Madem ayni oldugunuzu dusunuyorsunuz evrensel-insan'la, alin iste size en iyi ornek kendisidir zaten, islam topiklerinde de yazmistir, baslik acmistir, ayrilana kadar da yazmistir. Katilimci olmustur.Buna ne diyeceksiniz?



bunun cevabını verdim sanırım, sevgili evrensel-insan aydın düşünceye ulaşmış ama dönüşüp başkalaşamadığı için farkındalık düzeyine çıkamamıştır.. dediğim gibi o kadar yazmıştır çizmiştir de kendisini okuyanlardan bana bir tane evrensel-insan düşünce düzeyine çıkabilmiş birini gösterin.. o da evrensel-insan gibi kibar insancıl olup bir çok düşünce üretsin, bende onunla oturup karşılılı büyük bir zevkle bilinç alışverişinde bulunayım ve yeni şeyler üretelim..

Siz bunu yapamassiniz. Zira siz (aslinda eski)kendinizce yeni bir inancin tebligi ile mesgulsunuz.



sanırım benim "mutlak 1" dediğim insanüstü/dışı iradeden bahsediyorsunuz :) zihinde/egoda yaşayan biri insanüstü/dışı bir iradeden bahsedince hemen aklına "tanrı" kavramı gelir.. çünkü ona göre varoluş ya tanrıyla/idealizm ya da materyalizme açıklanır.. başka izahı yoktur.. dediğim gibi zihin her zaman 2 parçalıdır asla 3 parçalı değil..

benim "mutlak 1" dediğim şey daha öncede bahsetiğim gibi doğa kanunları dediğimiz şeyin tüm evrene uyarlanmış halidir.. ve bu irade bilinemez sadece bir olasılıktır ve ne olduğu konusundaki ihtimal ise 1/sonsuzdur..

şu hitler konusuna gelince..

hitler; insanoğlu türünden belli bir ırkın(alman) üstünlüğüne inanıp yahudilerin yokedilmesi düşünen ve uygulamaya koyan biriydi.. ayrıca kendisini suçlu bulmuyorum, onu bu hale getiren tüm genetik ve çevresel koşulları araştımak gerek diyorum.. bir insan nasıl bu düzeye gelip gözünü kırpmadan milyonlarca insanı katletmeyi göze alabilir, bu işin altında çok ciddi bir akıl/bilinç/psikolojik problem olduğunu düşünüyorum..

ben tüm dünya insanlığını yüceltip, herkesin eşit düzeyde imkanlara sahip olup herkesi dostça kardeşçe insanca yaşamasından bahsediyorum.. herhangi bir ırkı yüceleştirip başka bir ırkı yoketme derdinde değilim..

paslıçivi
18-07-2011, 04:36
Yapsin, evrensel-insan kitap haline getirsin kime ne? Her kitabin bir alicisi bulunur nihayetinde.. Nicin sakincali olsun? Isinize gelirse alirsiniz, gelmesse almazsiniz.

Bu kadar insan kitap yaziyor da, evrensel insan yazinca mi sakincali olacak?



siz evrensel-insanın ulaştığı bilincin önemine bir varabilseniz.. dediğim gibi günümüz dünyasına değil bir kaç yüzyıl sonrası dünyasına hitap ediyor söyledikleri.. o da bunun farkında.. benim gibi o da kendi kişisel kurtuluşunu yakalamış ve bunu insanlara aktarmaya çalışıyor..

ama gittiği yol çok tehlikeli..bunu bilerek mi yapıyor ya da bilmeden mi ama gördüğüm bir şey varsa bu işin sonu peygamberliktir..

kendisi bir yazısında bu bilinci aktarabilirse doğal olarak liderliğe soyunabileceğini söylemişti..

bu dünyada her insan ayrı bir dünyadır.. binlerce nesil öncesinden gelen genetik kodlamayla beraber sonsuz sayıda zamansal ve coğrafi etkiler altında yetişir insanoğlu.. ve her insanı "kendi gibi sanmak" insanoğlunun en büyük yanılgısıdır..

nasıl her insanın saç göz deri rengi, boyu posu, zekası, parmak izi farklı ise konektomu da ondan daha fazla farklılık gösterir..

o uzak doğulu bilimadamının videosunda hatırlarsanız tek yumurta ikizlerinin tek ayrıştığı nokta konektomlarıdır demişti..

evet yenidoğan tek yumurta ikizlerini alıp ayırın, birini amerikada birini hindistandaki bir aileye verip yetiştirin ve konektom farklılığını görün..

insanoğlunu insan yapan bir insandan doğması değildir.. doğduktan sonra yaşadığı kültürel kimliğin(ego/zihin) yüklenmesi onu insan yapar..

yenidoğan bir insanı insandan uzak yetiştirin bakalım ne oluyor? vahşi bir hayvandan farkı kalmaz.. çünkü onun beynini şekillendirecek bir nitelik kazandıracak bir atası/ebeveyni olmadığı zaman basit bir hayvan olur çıkar..

tüm bunları niçin anlatıyorum?

evrensel insanın ulaştığı bilinci diğer insanlara konuşarak aktarma yoluna giderseniz, olacak olan sadece bir mürit ordusudur, asla birey bilincine sahip biri değil.. dediğim gibi herkes kendi konektomunun sağladığı bilinaçıklık düzeyinde algılayacak ve algılama oranına göre çok değişik düzeyde bir ümmet oluşacaktır..

alın bunun en güzel örneği günümüz dinleri..

kutsal kitapları herkes okuyor ama herkes farklı yorumluyor..

islam dini bir taraftan bir mevlana üretebilirken diğer taraftan taliban da üretebiliyor..

çünkü bu dünyada bir bebek doğduktan sonra ilk önce anne baba elinde şekilleniyor ve herşey burda bitiyor zaten.. kişi ya ID' e yakın ya da Süperegoya yakın çok geniş bir yelpazede kendisine aktarılan egosal/zihinsel unsurları sahiplenip yorumluyor..

birine Atatürk milliyetçiliğini aktarıyorsun sosyal demokrat oluyor diğer taraftan biri kafatasçı tüm kürtleri keselim diyen bir faşist olabiliyor..

evet sevgili meslektaşım neva.. her insanı kendin gibi zannedip öğreti yaymaya kalkarsan bir süre sonra ufaktan müritlerin oluşmaya başlar.. sonra şeyh uçmaz mürit uçurur decesine şeyhin götü kalkar kendini bir bok zannetmeye başlar..

bir bakarsın allahın elçisi olmuş, tanrının oğlu/kendisi olmuş, kainatın efendisi olmuş, kendi bile inanamaz bu duruma gelebileceğine..

neyse ne demek istediğimi umarım anlatabilmişimdir..

evrensel-insanın izlediği yol budur..

ben de diyorum ki; bitsin artık bu tanrılaşan insanların müridi, ümmeti, kulu kölesi takipçisi olmak..

herkes tanrılaşsın ve birey olsun, insan olmanın kıymetini bilsin, ölümlü bir canlı olduğunun farkında olsun, yaşamını heba etmesin.. yaşamı güzelliklerle dolu, adaletli, insanca olsun.. biribirimizi kırıp dökmeyi bırakalım artık, onun bunu akıl hocalığı peşinde gitmeyelim.. kul köle ümmet mürit olmayalım..

paslıçivi
18-07-2011, 05:34
Seninlede ,senin krallarınlada ,Allahınlada(osho)tartışır ve sırtını yere yapıştırırım..
Sadece bir jüri olsun sen belirle o jüriyi.
Aştığımız konuları belirlesin o jüri.
Sen yanlışlığını yüzlerce yüzüne çarptığımız şeyleri utanmadan pişirip pişirip önümüze çıkarıyorsun.
Gereksiz uzattığın yazıları okumak gibi bir derdim olmasın diye jüri.
Ben mütevazı değilim.burada dilimi frenlemekten görüş yazamıyorum..
Kimse beni frenlemesin.Dilimide özgürce kullanabileyim sonra isterse site beni atsın.
Senin tonun burada gram çekmez.
Hadi şimdi sorularını say .Numaralandır .
Yanıtlayayım.(Average iq)


sevgili xcan.. topic burda, buyrun..

http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=25273

paslıçivi
18-07-2011, 06:15
daha doğduğu andan itibaren dış dünyayla tanışır ve çevresindeki anne baba ve toplum tarafından soyut yüklemeye maruz kalır.. ama beyin nörokimyası henüz bu kendisine iletilmeye çalışılan soyutları almaya ve kaydetmeye müsait olmadığı için bebek yaklaşık 6. ayına kadar somutta yaşamaya devam eder.. işte bu yaklaşık 3-6 ay civarlarında çok minimal düzeyde soyutları bebek "göz ve kulaklarıyla" almaya başlar ve ilgili sinirler(optik, akustik) aracılığıyla "beyin dokusuna" iletir..

vücudumuzda hiç bir organ ve doku yoktur ki; dış dünyadan gelen görsel ve işitsel uyaranlar aracılığıyla şekillensin biçimlensin, nitelik kazansın..
biri hariç tabii..

o da; -beyin doku ve organımızdır



evet sevgili arkadaşlar bizi biz yapan beyin dokumuz/organımızdır dedik..

yenidoğan bir insan yavrusunun beyin dokusu nitelik ve nicelik olarak neredeyse "eşdeğerdir yani evrensel bir yapısı" vardır.. o yüzden dünyanın neresinde doğarsa doğsun tüm bebekler ve belli bir yaşa kadar olan çocukların tutum ve davranışları birebir aynıdır, evrenseldir.. çünkü beyin nörokimyası yani konektomu henüz işlenmemiş bir hammade niteliğindedir..

bu duruma;

-tabula rasa,
-0 km,
-zihinsiz,
-egosuz ya da
"yüksüz(0)"

demiştik..

şimdi ilkelbenlik/ID yönetimindeki bu hammadde/beyin işlenmek, yapılanmak ve nitelik kazanmak zorundadır.. aksi halde "sadece benim ihtiyaçlarım hemen ve tamamen giderilsin" güdüsüyle/kodlanmasıyla hareket ederek toplum içinde uyumlu bir yaşam gösteremez.. toplumda suç işleyerek ya dışlanır ya hapisaneye düşer ya da öldürülür.. işte bunun farkında olan ebeveynler ve toplum bu hammadeyi işlemeye başlarlar..

bu hammaddeyi işlemenin değişik süreçlerde değişik yöntemleri vardır.. henüz dış dünyayla iletişim kurmaya hazır olmayan bir bebeğin "sadece benim ihtiyaçlarım hemen ve tamamen giderilsin" tarzı yaşam biçimine ayak uydurulur.. yani bebek her ağladığında beslenir, altı temizlenir, kucağa alınır sevgi şefkat güven duygusu verilir.. bu durum ortalama 3-6 aylığa kadar devam eder..

6. aydan sonra bebek dış dünya ve ebeveynleriyle çok minimal bir iletişim kurmaya başlayınca anne babab bunun farkına varır ve ufaktan hammade işlenmesi başlar.. ama bu başlangıçta çok küçük ceza/ödül şekilnde uygulanır.. tabii burda akli ve psikolojik sağlıklı bir ebeveynden bahsediyorum. bebek bu arada görsel işitsel ve dokunsal uayranlarla gerekli iletileri alır ve beyin dokusuna gönderir.. işte konektomumuz artık yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştır.. artık "yüksüz 0" değil, çok küçük inputlarla yüklenme başlar..

bu iş yeni alınmış bir bilgisayara bir işletim sistemi kurmaya benzer, hardisk üzerine o hardiskin ve çevresel donanımların nasıl çalışacağı komutlarını gönderecek olan işletim sistemi yüklenmesi gibidir aynı..

beyin dokusu tahminen/yaklaşık 3 yaşlarına doğru artık 5 duyudan gelen inputları kaydetme özelliği kazanmaya başlar ve bizim "hafıza" dediğimiz olay gerçekleşmeye başlar.. yani hardiske data kaydetme olayı başlar..

yaklaşık 6 yaşlarına doğru çocuğun dış dünyayla iletişimi çok daha güçlenir ve başlangıçta çok basit olan ceza/ödül şekilleri biraz değişmeye/güçlenmeye ve daha soyutlaşmaya başlar..

işte bu aşamada özümüzdeki o ilkelbenliğin tımarlanması ve toplumla uyum içinde yaşaması için bazı soyut/kutsal(din, milli kimlik, ahlak) kavramlar devreye girip işlenmeye çalışılır..

Neva
18-07-2011, 10:23
siz evrensel-insanın ulaştığı bilincin önemine bir varabilseniz.. dediğim gibi günümüz dünyasına değil bir kaç yüzyıl sonrası dünyasına hitap ediyor söyledikleri.. o da bunun farkında.. benim gibi o da kendi kişisel kurtuluşunu yakalamış ve bunu insanlara aktarmaya çalışıyor..

ama gittiği yol çok tehlikeli..bunu bilerek mi yapıyor ya da bilmeden mi ama gördüğüm bir şey varsa bu işin sonu peygamberliktir..

kendisi bir yazısında bu bilinci aktarabilirse doğal olarak liderliğe soyunabileceğini söylemişti..




Sevgili paslicivi ;
Yok hic de birkac yuzyil sonrasina hitap eden, gorusler degildi sunduklari..

Biraz alcaktan ucun bence.. O irtifayi kaldirmaz bunyeniz. Malum basinca programli bir beyniniz var. Bunca kitap yazildi da, kitap yazdiginda evrensel insan'in ki mi batacak sadece goze? Begenmeyen alip okumaz, begenen okur. Bitti.

Zira sizin gibi, insanlarin ozgun, dogal yapilarini ilac vs. turevi seylerle degistirmek gibi insanlikdisi fikirleriyle insanligi kurtarma hayalleri yoktu.
Bir kere bu noktada ayrilirsiniz kendisiyle..


Kendisinin sizin gibi peygamber olamayacagi muhakkak yalniz. Osho'dan beslenmedigi asikardi.

Bakin psikoloji bolumunde sevgili Natan bir baslik acti. Hemen girip kutsadiniz basligi ve dediniz ki "yaptigin meditasyonlarin da payi var" yani, bak dogru ciktim mantigi.. :)

Birakmadiniz ki Natan size tesekkur etsin soylemleriniz adina.. Niye?


evet sevgili meslektaşım neva.. her insanı kendin gibi zannedip öğreti yaymaya kalkarsan bir süre sonra ufaktan müritlerin oluşmaya başlar.. sonra şeyh uçmaz mürit uçurur decesine şeyhin götü kalkar kendini bir bok zannetmeye başlar..



Iste insanin kendini peygamber/seyh vs. hissetmesi boyle baslar. "Huge ego" durumu yani.. Agzinizi bozup niye kahvehane agzina dondurdunuz anlayamadim? Hayir okey arkadasi da degiliz ki sevgili paslicivi....?

Halbuki "akil", murit olmamak icin vardir. Ama bazilari egonun esiri olmayi tercih eder.

En azindan evrensel insan'in bu sekilde sahte peygamberlik yaptigina sahit olmadim kendi adima. Evet agir felsefe yapardi kendisi.. Fakat anlayanlar icin sorun teskil etmemistir. Anlamayan oldugunda ve sordugunda, usenmeden anlatmaya calismistir.

Sizin gibi ayni icerigi 1500 kez yazdigini gormedim ben. O kendi benimsedigi felsefesini bir yontem olarak kullanmistir, ama gunluk hayata gecirmistir. Ve kullanima acip paylasmistir, aksi fikre karsilik siz anlamazsiniz zaten "alt bilinc insanlari" gibi bir yaklasimda bulunmamistir. Herseyden once karsisindaki insana, duzeyi ne olursa olsun saygi duyarak, sordugu soruya usenmeden cevap vermistir. Kendisiyle bizzat tartismalarim oldu. Karsit fikir surduklerim de oldu. Hani olmasa size inanirim.

Sadece ben kac soru sordum size, kac elestiri getirdim, hicbirine yanit alamadim, yazilan seylerin tekrarini(bir nevi copy/paste misali) okumaktan baska bir eylemim olmadi size dair. Su foruma yazdiginiz mesajlarin icerigini bir arastirin goreceksiniz.


Bu iletisime dair ciddi bir, insana yaklasim farkidir. Bu noktada 5 kez ayrilirsiniz kendisinden. Yani baska bir deyisle, sizin anlayisiniza, kendi yontemiyle 5 gomlek agir gelir evrensel-insan..

O yuzden kendinizle bir tutmayin, ikinizi yanyana koydugumuzda karsiya yansimalariniz cok farkli zira..

Khaos
18-07-2011, 10:51
sayın paslı

evrensel, sizin iddia ettiğiniz gibi peygamberlik yapmadı mürid de aramadı.
siz ise tam olarak bunun peşinde gibi görünüyorsunuz.
kendinizden yansıyan yanlış kanaatiniz nedeniyle, onu hala kendinize rakip gördüğünüz hissi taşıyorum.

peygamberlik yapanlar ve mürid arayanlar felsefe yapmazlar.
retorik yaparlar.
tıpkı sizin gibi.

3 senedir aynı masalı anlatıp duruyorsunuz.
felsefenin alanına giren her bağlama, aynı retoriklerle dahil olmakta beis görmüyorsunuz.
ama bunun yanında felsefi birikiminize bir küçücük şey eklemeyi de başarabildiğinizi görmedim.

donmuş, kaskatı, bir kaç kavram etrafında kendi gerçekliğini üretip içine sıkışmış bilinç düzeyinizi üst bilinç diye sunma komedisine istediğiniz kadar devam edebilirsiniz.

aklınız sıra evrenselin mirasını yedeklemeye kalkıyorsunuz.
önce biraz felsefe öğrenmeniz gerekmezmi.
nefes teknikleri ve oksijenin kafayapıcı etkisi başka,
felsefe başka.

paslıçivi
19-07-2011, 05:16
Sevgili paslicivi ;
Yok hic de birkac yuzyil sonrasina hitap eden, gorusler degildi sunduklari..

Biraz alcaktan ucun bence.. O irtifayi kaldirmaz bunyeniz. Malum basinca programli bir beyniniz var. Bunca kitap yazildi da, kitap yazdiginda evrensel insan'in ki mi batacak sadece goze? Begenmeyen alip okumaz, begenen okur. Bitti.



sevgili neva.. haklısınız, evrensel-insanın kullandığı terminoloji ve günümüz insanın bilinçaçıklığı göze alındığında bir kişi bile onun kitabını alıp okumaz.. alsa bile daha ilk sayfalarda sıkılır ve kitabı bırakır.. bu adam ne saçmalamıştır diye..

siteye ilk üye olduğum zamanlarda aynı sorunu ben de yaşadım, kendisini anlayıncaya kadar olmayan imanım gevredi.. ama baktım ki aynı şeylerden bahsediyoruz, hatta o da farketti ve benim felsefemin hangi -izm olduğunu sorunca -en yakın agnostisizm(evren bilinemezlik ve otomatikman farkındalık/aydınlanma) demiştim.. ikimiz birbirimizi anlayıncaya kadar bayağı bir tartışmıştık..

kendisi "doğal düşünce" diye birşeyden bahsedip "sorun" olduğundan bahsediyordu.. ben de "teizm ve nontezim düzeyi bilinçaçıklığı" deyip "hastalıktan" bahsediyordum.. o "akıl kendini göremez" diyordu ben "ego kendini göremez" diyordum vs.. o kadar çok ortak noktamız vardı ki..

ve belli saygı çerçevesinde tartışa tartışa biribirimizi tanıma ve düşünce yapımızı algılama fırsatı bulmuştuk..

ve asıl tartışıp konuşmamız gereken; binlerce yıldır varolan insanoğlunun bu düşünce ve davranış yapısının "sorun mu yoksa hastalık mı" olduğu konusuydu ki, üyeliği sona erdirildi..

dediğim gibi evrensel-insanın ve benim düşünce yapım bugünün dünya insanı için anlamsız ve saçma gelecektir hatta dışlanıp, ötelenecektir.. ama hangi aydınlanmış insan kendi döneminde algılanmıştır ki, hepsi bir tehdit olarak görülüp itilmiştir ve değişik kötü muamelelere maruz kalmıştır.. ve aydınlanmış bir insanın kendi düşünce yapısını kendi zaman ve coğrafyasına aktarma şansı zaten yoktur, bu her zaman bir kaç yüzyıl sonra anlaşılmıştır.. bu işin değişmez kuralı budur..

daha önce örneğini verdiğim gibi nonteizm düzeyindeki bir insan teizm düzeyi için bırakın aydınlanmayı yokedilmesi öldürülmesi, dışlanması, gereken bir insandır.. Turan Dursun örneği gibi..

ama teizm ve nontezim (doğal düşünce) dışına çıkabilmiş biri hem teizm hem nontezim düzeyi tarafından bir tehdit, saçmalayan biri, deli ve yokedilmesi dışlanması gereken biri gibi görünür..

bu sitenin yönetimi dahil bir çok insanın evrensel-insanın düşünce yapısını anlamaması ve nihayetinde sudan bahanelerle siteden uzaklaştırmasının nedenlerinden biri budur..

hadi siteden uzaklaştırdınız onca emek verilip yazılmış yazıların "felsefe" bölümünden "cafe" bölümüne taşınmasını nasıl açıklayacaklar, açıklayamazlar, düşünceye saygı derler ama adamın yazılarını küçümsercesine alaya alırcasına cafe bölümüne taşırlar..

niye çünkü evrensel-insan bu site yönetiminin bilinç düzeyinden 10 gömlek yukarısındaydı ve site yönetimin bazı siyasi yaklaşımlarını(akparti sempazinlığı vs) eleştriyordu.. bir yolunu bulup bu adam susturulmalı ve uzaklaştırılmaydı..

ondan sonra bahane olarak da; çok fazla uyarı alması, yapılan adaletsizlik uyarıları için topic açması gibi anlamsız sebepleri gösteriyorlar.. bu sitede evrensel-insanla en çok tartışmasına rağmen gitmesine en çok içerliyenlerden biriyim.. benim sonumda farklı olmayacak. sonuçta bu site yönetimi henüz bu bilince ulaşmış insanlardan oluşmuyor, doğal olarak bu tarz düşünce/bilinç sahiplerini bir şekilde uzaklaştırmak, dışlamak zorunda..

bu durum gerçek hayattada sürekli çağlar boyunca yaşanmıştır ve olması gereken de budur zaten.. o yüzden ben site yönetimini suçlamıyorum.. nasıl müslümanlar bu siteyi hackleyip kapatmaya çalışıyorlarsa evrensel insan ve ben de bir şekilde uzaklaştırılıp sesimiz kesilmek zorunda.. aydınlanmış insan her zaman kendi zaman ve coğrafyasının yalnız insanıdır, tek başınadır ve yaşadığı toplum tarafından itilip kakılmak zorundadır.. çünkü büyük bir çoğunluğun doğru/gerçek zannettiği şeylere çok farklı bir bakış açısı getirip ortalığı ve toplumun statükosunu tehdit eder.. ve ben bu durumu, azgın bir boğanın züccaciye dükkanıan girmesi şeklinde ifade etmişimdir..

diğer taraftan nihilist, diamat, kerberos, khaos ve gega, talak4, xcan gibi ağzından küfür ve hakaret eksik olmayan, karşısında bir insan olduğunu unutarak konuşan 2 üye sürekli uyarılmalarına, denetim altına alınmalrına rağmen değişik nicklerle üyeliğine göz yumulmaktadır..

niye peki?

çünkü bu adamlar site yönetiminin sesleridir, borazanlarıdır, düşünce ve bilinç yapısı olarak onların sesi olmaktadırlar.. farkında olmadan bindiği dalımkesiyorlar, dışardan insanlar gelip -ya şu ateistler nasıl insanlar bir bakalım diye girse bu insanların üzlubunu gördükten sonra ateizmi altın çanakta sunsan almayacaklardır..

ama diğer taraftan hiç bir üyeye hakaret etmeyen bir evrensel-insan siteden uzaklaştırılır ve bu da yetmezmiş gibi yazıları cafe bölümüne taşınır..

işte benim ve evrensel insanın onca yazıda anlatmaya çalıştığımız şey budur; insandan öte, insandışı tüm kavramların insanoğlunu nasıl gruplaştırıp böldüğünü ayırdığını, savaştırdığını, birbirine kırdırdığını ve başta idealizm/materyalizm olmak üzere, miliyetçilik, siyaset, politika, göreceli ahlak kavramları gibi bir çok insandışı soyutun insanoğlunun "insan" gibi yaşatmadığını ve asıl sorunun/hastalığın bu olduğunu göstermeye çalışmaktır..

ama henüz tanrı/din zihninden kurtulamamış, kendi dininin yanlış olduğunu farkedip ateist olan birinin sanki bunu ilk kendi yaşıyormuşçasına herkese anlatıp bu dini yanlışlamaya çalışması ve kendini "aydınlanmış sanması" ve hala bu tanrı/din zihin kölelğinde yaşayıp insani olmayan tutum ve davranışları sergileyip ayrımcılığa bölücülüğe devam etmesi gibi..

evrensel-insanın düşünce yapısı günümüz insanın değil önümüzdeki yüzyılların insanına hitap ettiği için bugün anlaşılamaması ve dışlanması çok doğaldır diyorum..

paslıçivi
19-07-2011, 05:52
Zira sizin gibi, insanlarin ozgun, dogal yapilarini ilac vs. turevi seylerle degistirmek gibi insanlikdisi fikirleriyle insanligi kurtarma hayalleri yoktu.
Bir kere bu noktada ayrilirsiniz kendisiyle..


Kendisinin sizin gibi peygamber olamayacagi muhakkak yalniz. Osho'dan beslenmedigi asikardi.



bu konuları daha fazla uzatmak istemiyorum sebebini yukarıda yazımda açıkladım..

Bakin psikoloji bolumunde sevgili Natan bir baslik acti. Hemen girip kutsadiniz basligi ve dediniz ki "yaptigin meditasyonlarin da payi var" yani, bak dogru ciktim mantigi.. :)

Birakmadiniz ki Natan size tesekkur etsin soylemleriniz adina.. Niye?



sevgili natan çok hassas duyarlı bir kişiliğe sahip, o yüzden herşeyi forumdan konuşmuyor, özelden(ÖM) neler konuştuğumuz hakkında bir fikriniz olmadan konuşmayın bence, sonra yazdıklarınız için çok utanırsınız..

Iste insanin kendini peygamber/seyh vs. hissetmesi boyle baslar. "Huge ego" durumu yani.. Agzinizi bozup niye kahvehane agzina dondurdunuz anlayamadim? Hayir okey arkadasi da degiliz ki sevgili paslicivi....?



bu dünyada ağzımı bozacağım birileri varsa işte insanoğlunu kul köle yapıp peşinden sürükleyen, ümmetleştiren insanlar içindir.. eski yazılarımı okuyanlar bilir, bugün peygamber, mistik dediğimiz insanlar mezarlarından çıkıp karşıma gelseler o kitaplarını nerelerine sokacağını çok güzel gösteririm diye, hatta bu yazım yüzünden bir üyenin şikayeti üzerine ceza almıştım..

ama bugün farklı bir düşünce içinde değilim, yine aynı şeyi yaparım ama bunu burda deklare etmiyorsam bu insanlara/peygamberlere inanıp yaşam biçimlerini belirleyip ona göre bir hayat süren insanları değerlerini alaşağı etmemek içindir..

yoksa ben de çok iyi bilirim kutsal metinleri, peygamberleri yanlışlamasını ve zamanında yapmadım da değil hem de burda yapılanlar çok masum kalır.. ama bunu yapmanın bu dine gönül vermiş milyarlarca "iyi insanı" nasıl yaraladığını yıktığını bir görüp algılasanız bir daha bu işi yapmazsınız.. tabii bir parça vicdanınız varsa..

burda islamın altından girip üstünden çıkan nonteist arkadaşlarım evde anne babalarına, sevdiklerine yakınlarına aynı şekilde davranıp aynı şekilde bir davranış gösterebiliyorlar mı acaba, iğneyi kendilerine bir batırsınlar sonra çuvaldızı başkasına..

Sizin gibi ayni icerigi 1500 kez yazdigini gormedim ben.

tamam söz yarın bu sitede hiç konuşulmamış, kimsenin aklına bile gelmemiş çok değişik içerikte bir konuyu işleyeceğim..

mesela

-muhammedin uçkur ve karı düşkünlüğü,
-6 yaşındaki kızla nasıl evlendiği,
-evlatlığının karısına nasıl göz koyduğu,
-kurandaki çelişkiler vs..

nasıl çok farklı ve içerikte konular değil mi, umarım ilginizi çeker..

Herseyden once karsisindaki insana, duzeyi ne olursa olsun saygi duyarak, sordugu soruya usenmeden cevap vermistir. Kendisiyle bizzat tartismalarim oldu. Karsit fikir surduklerim de oldu. Hani olmasa size inanirim.

Sadece ben kac soru sordum size, kac elestiri getirdim, hicbirine yanit alamadim

ben evrensel-insan gibi yaşamımı felsefeye ve bu siteye adamadım, benim yapmam gereken bir mesleğim ve en önemlisi yaşamam gereken bir hayatım var, ömrümü burda saatlerce geçirip her soruya cevap vermekle geçiremem, ayrıca daha önce söylediğim gibi sabahın bu saatleri dışında beni kesseniz bu konulara ilgi duyamıyorum, içimden hiç ilham gelmiyor yazmak için..

ama illaki şu sorularıma cevap istiyorum deyin, bir kaç günümü sırf size ayırayım ve her türlü sorunuzu cevaplıyayım.. benim bu siteye giriş nedenim insanlarla sidik yarışına girip tartışmalarda üstünlük sağlayıp

-oh nasıl da koydum, sırtını yere yapıştırdım, bak benim inancım doğru işte

tarzı "yalancı mutluluk ve kendini kandırma" peşinde koşmak değil..

ulaştığım bir bilinç var, bunu aktarmaya çalışıyorum..

Neva
19-07-2011, 07:58
sevgili neva.. haklısınız, evrensel-insanın kullandığı terminoloji ve günümüz insanın bilinçaçıklığı göze alındığında bir kişi bile onun kitabını alıp okumaz.. alsa bile daha ilk sayfalarda sıkılır ve kitabı bırakır.. bu adam ne saçmalamıştır diye..



diğer taraftan nihilist, diamat, kerberos, khaos ve gega, talak4, xcan gibi ağzından küfür ve hakaret eksik olmayan, karşısında bir insan olduğunu unutarak konuşan 2 üye sürekli uyarılmalarına, denetim altına alınmalrına rağmen değişik nicklerle üyeliğine göz yumulmaktadır..

niye peki?

çünkü bu adamlar site yönetiminin sesleridir, borazanlarıdır, düşünce ve bilinç yapısı olarak onların sesi olmaktadırlar.. farkında olmadan bindiği dalımkesiyorlar, dışardan insanlar gelip -ya şu ateistler nasıl insanlar bir bakalım diye girse bu insanların üzlubunu gördükten sonra ateizmi altın çanakta sunsan almayacaklardır..



Sevgili paslicivi;

Ben agir gelir derken, size agir geleceginden bahsettim. Ki yanilmamisim. Cidden agir gelmis size evrensel insan felsefesi. O yuzden kendinizi bir tutmayin kendisiyle dedim, bir mesajlarinizi (her ikinizinde) okuyan okuyucu uye olarak..

Zaten ozellikle belirttim ki; dileyen okur, dileyen okumaz. Bu yuzden kitap yazmasinin bir sakinca teskil etmez.

Kimliklerinizden arindiginizi iddia etmenize ragmen, site aktir, karadir, kurttur, turktur vs. politik demogoji yapmaniz ayrica berbat bir durum.



Site yonetiminin adamlari/borazanlari dediginiz insanlari bilmem, ama su baslikta sayin Khaos'un mesajini okudum , en azindan sezarin hakkini sezara veris acisindan, sizden daha durust geldi bana..

Insanin site kullanim kuralini ihlali ayri bir durumdur, aklen tutarli davranisi/mesaj yazisi/gorus bildirmesi ayri bir durumdur.

Elma ile sogani ayni sepette tasima zihniyeti gostermemis. Bakin bir ustte yazmis mesela..

Okudunuz mu, hakkinda olumsuz seyler yazmadan once? Veya okudugunuz icin mi, sitenin adami yakistirmasini uygun buldunuz? Bu da karalama psikolojisinin bir parcasidir zira. Ego zedelenince , insan karalamaya, kotulemeye baslar. Siz her ne kadar ben de onunla(sayin evrensel insan) ayniyim diye durmaksizin kendinizi ileri surseniz de..Iste evrensel insan'da olmayip, siz de olan bir baska ozellikte budur. Daha iyi gorebildiniz mi?


Siz de su an bu mesaj iceriginizle site kuralini ihlal etmektesiniz, site yonetimine iliskin sikayetinizi bildigim kadariyla siteye iliskin baslik altinda yapmalisiniz, ama ayni oranda aklen tutarsiz davranmaktasiniz.




Ateizm/ateist mutant olmadigindan altin canakta sunulmasina gerek yoktur. Siz ateizmi gozunuzde cok buyuttugunuzden olsa gerek, boyle dusunmektesiniz. Insan her haliyle, her yerde insandir. Ateizmin, mistik inanclar gibi pastadan pay kapma derdi olmadigindan, suslenip puslenmesine de gerek yoktur.

Bakis aciniz ne yazik ki bir koyu teist bakis acisi iceriyor. Ha, evet su ateistler, hani iki gozu, kulagi vs. olanlar yani, banyo da yapmiyoruz ayrica, bakin onu unutmussunuz.

Neva
19-07-2011, 08:20
sevgili natan çok hassas duyarlı bir kişiliğe sahip, o yüzden herşeyi forumdan konuşmuyor, özelden(ÖM) neler konuştuğumuz hakkında bir fikriniz olmadan konuşmayın bence, sonra yazdıklarınız için çok utanırsınız..



bu dünyada ağzımı bozacağım birileri varsa işte insanoğlunu kul köle yapıp peşinden sürükleyen, ümmetleştiren insanlar içindir.. eski yazılarımı okuyanlar bilir, bugün peygamber, mistik dediğimiz insanlar mezarlarından çıkıp karşıma gelseler o kitaplarını nerelerine sokacağını çok güzel gösteririm diye, hatta bu yazım yüzünden bir üyenin şikayeti üzerine ceza almıştım..

ama bugün farklı bir düşünce içinde değilim, yine aynı şeyi yaparım ama bunu burda deklare etmiyorsam bu insanlara/peygamberlere inanıp yaşam biçimlerini belirleyip ona göre bir hayat süren insanları değerlerini alaşağı etmemek içindir..

yoksa ben de çok iyi bilirim kutsal metinleri, peygamberleri yanlışlamasını ve zamanında yapmadım da değil hem de burda yapılanlar çok masum kalır.. ama bunu yapmanın bu dine gönül vermiş milyarlarca "iyi insanı" nasıl yaraladığını yıktığını bir görüp algılasanız bir daha bu işi yapmazsınız.. tabii bir parça vicdanınız varsa..

burda islamın altından girip üstünden çıkan nonteist arkadaşlarım evde anne babalarına, sevdiklerine yakınlarına aynı şekilde davranıp aynı şekilde bir davranış gösterebiliyorlar mı acaba, iğneyi kendilerine bir batırsınlar sonra çuvaldızı başkasına..



tamam söz yarın bu sitede hiç konuşulmamış, kimsenin aklına bile gelmemiş çok değişik içerikte bir konuyu işleyeceğim..

mesela

-muhammedin uçkur ve karı düşkünlüğü,
-6 yaşındaki kızla nasıl evlendiği,
-evlatlığının karısına nasıl göz koyduğu,
-kurandaki çelişkiler vs..

nasıl çok farklı ve içerikte konular değil mi, umarım ilginizi çeker..



ben evrensel-insan gibi yaşamımı felsefeye ve bu siteye adamadım, benim yapmam gereken bir mesleğim ve en önemlisi yaşamam gereken bir hayatım var, ömrümü burda saatlerce geçirip her soruya cevap vermekle geçiremem, ayrıca daha önce söylediğim gibi sabahın bu saatleri dışında beni kesseniz bu konulara ilgi duyamıyorum, içimden hiç ilham gelmiyor yazmak için..

ama illaki şu sorularıma cevap istiyorum deyin, bir kaç günümü sırf size ayırayım ve her türlü sorunuzu cevaplıyayım.. benim bu siteye giriş nedenim insanlarla sidik yarışına girip tartışmalarda üstünlük sağlayıp

-oh nasıl da koydum, sırtını yere yapıştırdım, bak benim inancım doğru işte

tarzı "yalancı mutluluk ve kendini kandırma" peşinde koşmak değil..

ulaştığım bir bilinç var, bunu aktarmaya çalışıyorum..

Sevgili paslicivi ;

Natan'in nasil biri oldugu degil konu.. Sizin ozel mesajlariniz da, bu mesajlasmadaki fikirleriniz de buna dahil..Natan size onu demis bunu demis ozel mesajinda benim derdim degil.

Dile getirdigim pastadan kendinize pay bicisiniz.. Natan o basliga bunu acikca da yazmis olsaydi gene ayni seyi soylerdim.

Hani konu peygamberlik oldugundan dolayi hatirlarsiniz. Sapla samani birbirine karistirmayin, okudugunuzu anlayacak kapasiteye sahipsiniz neticede..

Insanlarin degerlerini alasagi ettiniz zaten, alasagi edilecek bir durum kalmadi ki ortada.....!?

Burada gorus bildiren bircok farkli yasta nonteist insan var. Bu jenerasyon farkini dahi dikkate almadan, hepsini yekten ayni tutmaniz dahi, konuya yaklastiginiz samimiyeti ve ciddiyeti gosterir.

Sizin 40 kusur yasinizla, misal 18 yasindaki bir insanin dunya gorusunu, kendi dusuncenizde ayni duzlemde algilamaniz zaten yanlisin en buyugudur. Size bunu daha once de soylemistim.

Benim sorularima ne diye vakit ayiracaksiniz. Ben ayirmayisinizin gerekcesinin zaten farkindayim.

Dokme suyla felsefe ancak bu kadar gider, fazlasi beklenmez ki.. Atiyorum, 1500 mesaj yerine, 750 mesaja, 750 cevap yazabilecek birikimde olsaydiniz, zaten bu bir elestiri olarak gelmezdi size.. Ki basindan beri dokme suyla felsefe yaptiginizi soylemekteyim. (osho ve siz)

Yok ben zaten dikkatimi ceken her turlu konuya dahil oluyorum. Sadece islam forumunda yaziyor degilim ki.. Konu sinirlamam diye birsey soz konusu degil yani.. O size ozgu bir yaklasim. Beni kendinizle karistirmayiniz.

murted
19-07-2011, 13:00
paslıçivi, ayrı bir başlık aç sitemiz hakkında düşünceler kısmına ve orada ne varsa boşalt içinde. Lütfen ilgili ilgisiz her yerde bu muhabbeti açıp konuları dağıtma.